Page 1

gazİantep Capital of food × Hauptstadt des Essens × YEMEĞİN BAŞKENTİ ×

1


YEMEĞİN BAŞKENTİ Capital of food × Hauptstadt des essens E Capital of food and a pilgrim place for food lo-

d Hauptstadt des Essens, kulinarischer Pilger-

vers: Gaziantep, a city with about 270 different, officially registered dishes. It makes everyone sad I am a Vegetarian.

Ort: 270 verschiedene Speisen sind offiziell registriert, erzählen sie mir, dass ich kein Fleisch esse macht alle traurig.

Anyway, there is Baklava, sweets made of puff pastry, sugar syrup and pistachios. “The best Baklava comes from Turkey”, the people say, “The best Baklava from Turkey, comes from Gaziantep”, they add, “and the best Baklava from Gaziantep comes from this place”, they tell me. So the conclusion is: I ate the best Baklava in the world.

Baklava, die Süßigkeit aus Blätterteig, Zuckersirup und Pistazien: „Das beste Baklava der Welt kommt aus der Türkei“, sagen die Leute. „Das beste Baklava der Türkei kommt aus Gaziantep“, meinen sie, „und das beste Baklava Gazianteps, kommt aus diesem Lokal“. Die Schlussfolgerung: Ich habe das beste Baklava der Welt gegessen.

Pistachios are everywhere. Even the landmark of the city is an oversized pistachio. Besides desserts with these nuts, there is also a salty version to nibble, a version fresh from the tree and a “mini” Version, called Meningiç. Out of the latter they even make coffee, a tasty one, to be honest.

Pistazien sind überall, alleine das Wahrzeichen der Stadt ist eine überdimensionale Pistazie. Neben Süßspeisen gibt es die salzige Variante zum Knabbern, aber auch die „rohe” Version, frisch vom Baum, und die „kleine“ Version: Meningiç. Aus letzterem machen sie sogar Kaffee, einen richtig guten, um ehrlich zu sein.

Also, the city claims to have one of the best Kebaps, due to the secret preparation of the meat with some special spices. Everything in Gaziantep is about food.

Auch einen der besten Kebaps soll es hier geben, das Fleisch mit speziellen Gewürzen liebevoll zubereitet. Alles in Gaziantep dreht sich rund ums Essen.

tr Yemeğin başkenti ve lezzet düşkünleri için bir ziyaretgah: Gaziantep, 270 farklı tescilli yemeği olan bir şehir. Benim vejetaryen olmam herkesi üzdü.

Yine de milföy hamuru,şerbet ve antep fıstığından yapılan Baklava vardı. “En iyi Baklava Türkiye’de yapılır” derler. “Türkiye’nin en iyi baklavası ise Gaziantep’te yapılır” “ve Gaziantep’in en iyi baklavası burda yapılır” diye söylediler. Neticede dünyanın en iyi Baklavasını yemiş oldum. Antep fıstığı her yerde.Şehrin sınırları antep fıstığıyla belirlenmiş. Ayrıca fındıklı tatlıların yanı sıra, ısırılarak yenen tuzlu çeşitleri, ve “Menengiç” adı verilen ağaçtan elde edilen taze çeşitleri mevcut. Yanısıra Menengiçten çok lezzetli kahve yapıyorlar. Aynı zamanda şehir, etin ve bazı özel baharatların kendine has şekilde hazırlanmasından ötürü Kebabın en iyisini yaptıklarını iddia ediyor.antep teki herşey yemekle ilgili.

Food

3


GAZİANTEP MUTFAĞI

Gaziantep's cuisine × Gazianteps Kochkünste

E Gaziantep’s kitchen is so im-

portant, they even devoted a museum to it: The only Kitchen Museum in the world, they say. Inside there are praising words and quotes about Antep’s* dishes, written by Journalists and Cooks from all over the world. What makes the cuisine so special is the Mediterranean and Mesopotamian mix, as well as the combination of Turkish and Arab cooking secrets. _____ * Antep = the shortcut of Gaziantep

d Gazianteps

Küche ist so wichtig, dass dem Essen sogar ein eigenes Museum gewidmet ist, das einzige Essensmuseum der Welt, wird gesagt. Darin finden sich lobende Worte und Zitate über Anteps* Speisen – von Journalisten und Köchen aus aller Welt. Was die Küche so speziell macht ist der mediterrane und mesopotamische Mix, die Verbindung von türkischer und arabischer Zubereitung.

× MUTFAK MÜZESİ

_____ * Antep = die Kurzform von Gaziantep

tr Gaziantep mutfağı çok önemli, öyle ki dünyanın ilk mutfak külütürü müzesi adını verdikleri bir müze tahsis edilmiş.

Dünyanın her yerinden yazarların ve aşçıların Antep* mutfağı hakkında yazdığı övgü dolu sözler ve alıntılar mevcut bu müzede. Bu mutfağı bu kadar özel kılan şey Akdeniz ve Mezapotamya kültürünün karışımın yanında Türk ve Arap yemek pişirme usüllerinin olmasıdır. _____ * Antep = Gaziantep’in kısaltılmışı

Food

5


YEMEK ÇEŞİTLİLİĞİ diverse cuisine × vielfältige Kochkünste E It is the location of Antep

d Anteps Lage ist bedeutend

that has led to this diverse cuisine and the huge variety of meals. When traveling further Southeast, there is not really a way around the city. Because of the Silk Road there has always been trade and a cultural exchange.

für diese breite Vielfalt. Keiner, der weiter östlich reisen will, kommt an dieser Stadt herum. Durch die Seidenstraße gab es seit jeher viel Handel, viele Bazare und einen kulturellen Austausch mit den Nachbarländern.

The food is strongly connected to family life and has a huge importance in daily routines and traditions. People here mostly eat from the floor – which means, they do have plates, but you sit on the floor while eating. They spread a big cloth out and serve the food in little bowls on a silver tray. People then all eat together and drinking Çay with the food. Nobody asks for a plate of his own.

Das Essen selbst ist stark in den Familienalltag eingegliedert und nimmt durch die Tradition eine sehr wichtige Rolle im täglichen Leben ein. Gegessen wird vom Boden: es wird ein Tuch ausgebreitet, ein großes, rundes Silbertablett serviert, worauf sich die Speisen in kleinen Schüsseln befinden. Daraus essen dann alle zusammen mit Gabel und Brot, eigene Teller gibt es keine, getrunken wird Çay.

tr Antep’in sahip olduğu konumu, çok çeşitli pişirme usullerini ve farklı yemeklerin yapılmasını sağlıyor. Güneydoğu’nun ücra köşelerine doğru seyahat ettiğinizde şehrin etrafında yolların olmadığını görürsünüz. Ipek yolundan dolayı , ticaret ve kültürel değişim de olmuştur.

Yemeğin aile yaşantısıyla güçlü bir ilişkisi vardır , günlük rutinlerinde ve geleneklerde önemli bir yer tutar. İnsanlar çoğu zaman yerde oturarak yemek yiyor, tabakları var ama yemek yerken yere oturuyorsunuz. Yere büyük bir sofra bezi seriyolar ve gümüş tepsi içinde küçük kaselerde yemeği sunuyorlar. Yemek yenildikten sonra, arkasından çaylar içiliyor. Kimsenin kendi tabağı bulunmuyor.

Food

7


yerli içecekler

local Drinks × Was man so Trinkt

E In the streets of Antep men,

d In den Straßen Anteps ver-

dressed in traditional uniforms and carrying a barrel on their back, sell some sort of sweet, Coke-like, juice.

kaufen Männer mit Tracht und „Faßrucksack“ einen süßen Saft, der ein bisschen wie Cola schmeckt.

Next there is “Eastern Çay”, which comes from Iraq and Iran and has a different taste than the Çay you usually get (I like it even more).

Dann gibt es „östlichen çay“, der von Iran/Irak über die Grenze geschafft wird und ein bisschen anders schmeckt (ich finde besser).

And finally there is Meningiç Kahve, served for example in the oldest Café of Antep.

Und schlussendlich gibt es im ältesten Kaffeehaus, um einen Holzofen herum, alles aus Meningiç.

× tahmİs kahvesİ

tr Sokaklarda geleneksel kıyafetler giymiş Antep erkekleri, sırtlarında taşıdıkları güğümlerde epey tatlı, kora vari şerbet satıyorlar.

Bir Sonra ki “Doğu Çayı”bu çay Irak ve İran’dan gelmektedir. Normal çaydan daha farklı bir tadı vardır ve gerçekten bu taddan hoşlandım. Son olarak, en eski Antep kahvesi olarak sunulan Menengiç Kahvesi yer alıyor.

Drinks

9


ORYANTAL YETENEK

oriental flair × orientalischer flair

E The Silk Road has lost every

bit of it’s old Oriental flair: it is a busy Highway today. In spite of this development, the city itself keeps the flair alive. I felt like in a tale of 1001 Nights, transferred back into earlier days. In the old town there is (literary translated) a “Women-Bazaar”, where no women are sold, a “Apple-Bazaar”, where no apples are sold and a “Men-District”, where also women are allowed. Besides some misleading names you can find a lot of traditional handicrafts and spices over spices.

d Auch, wenn die Seidenstraße

heute jeglichen orientalischen Flair verloren hat (und zu einer dicht befahrenen Schnellstraße wurde), ist dieser Flair in der Stadt selbst noch präsent. Ich fühle mich in die Szenerie eines der Märchen aus 1001 Nacht versetzt. Im alten Zentrum gibt es (wörtlich übersetz) einen Frauenbazar wo keine Frauen verkauft werden, einen Apfelbazar, wo es keine Äpfel gibt und ein Herren-Viertel wo auch Frauen hindürfen. Abseits der trügerischen Namen, finden sich hier handwerkliche Künste und Gewürze über Gewürze.

tr İpek yolu eski oryentel özelliklerini yitirmiş durumda, günümüzde sadece yoğun bir otoyol görünümüne. Gelişmelere karşın, şehir kendi özgünlüğü yaşatmayı sağlamış.Kendimi 1001 Gece Masallarındaki gibi eski dönemlere yolculuğa çıkmış gibi hissettim.

Eski şehirde, kadınların satılmadığı “Kadın Pazarı” , elmanın satılmadığı “Elma Pazarı” ve kadınlara da izin verilen “Erkekler bölgesi?” bulunmaktadır. Bazı yanıltıcı isimlerin yanı sıra, burada çok çeşitli el işleri ve farklı baharatlar bulabilirsiniz.

Culture

11


EL SANATLARI

Handicrafts × Handwerk E The “Sound of Antep” is the

d Der „Sound of Antep”, ein

steady pounding of copper – which already says a lot about the atmosphere in the city.

gleichmäßiges Klopfen auf Kupferscheiben, verrät viel über die Atmosphäre der Stadt.

People sell their crafts at the Bazaar. One “carpet weaver” told me, he even got a job offer from Germany once. These products are truly skillful and of high quality!

In den Bazaren verkaufen die Leute die Erzeugnisse ihrer handwerklichen Geschicklichkeit (und geschickt sind sie!). Ein Teppichhändler erzählt mir stolz, dass er sogar in Deutschland ein Jobangebot bekam.

The used materials vary from wood over copper to colors and yarn. They weave carpets (Kilim), they draw under water (Ebru), they work with wood and pieces of shells, they knit and embroider (Nakış) and they ornament copperplates.

Die Materialien variieren von Holz über Kupfer, Farben und Wolle. Es werden Teppiche gewebt (Kilim), es wird unter Wasser gezeichnet (Ebru), es werden Muschelteile in Holz hineingearbeitet, gestickt, bestickt (Nakış) und Kupferteller geschmiedet.

tr “Antep’in Sesi” olarak değişiklik göstermeyen bakır dövme sesi ,şehrin ambiyansı hakkında çok şey anlatıyor.

İnsanlar kendi yaptıkları el işlerini pazarda satıyor. Bir halı dokumacısı bana, Almanya’da çalışma fırsatı yakaladığını söyledi. Bu işler gerçekten maharetli ve yüksek kaliteli! Kullandıkları malzemeler ahşaptan bakıra çeşitlilik gösteriyor. Kilim dokuyorlar, su üzerine ebru yapıyorlar, ahşap ve kabul parçalarıyla çalışıyorlar, iğne ile nakış yapıyorlar, ve porselen tabak süslemesi yapıyorlar.

Culture

13


şehİR merkezİ

Downtown × Stadtkern E The old downtown consists

d Der alte Stadtkern besteht

out of a labyrinth-like structure of narrow roads, full of cafes. The houses are built out of yellow bricks – high and sometimes without windows. In the Armenian district you find the houses striped black and white.

aus einem Labyrinth-artigen System kleiner Straßen voller Cafes. Die Häuser sind mit gelben Steinen gebaut – hoch und teils ohne Fenster. Im armenischen Viertel hingegen sind die Bauten schwarz/weiß gestreift.

On each corner there is something new to experience. Cafés where you sit on the floor, buried under cozy blankets and sip your Çay, shops where the owner all of a sudden takes me to their cellar, which is part of the big underground city.

An jeder Ecke erwartet einen Neues. Kaffees, wo man am Boden sitzend, unter Decken begraben, schläfrig seinen Tee schlürft und Geschäftsinhaber, die mir plötzlich ihren Keller zeigen – welcher zur unterirdischen Stadtanlage gehört.

Yes, there is a city underneath Antep. The construction (created to escape from the enemies in wartimes) is now slowly reexposed. The tunnels lead to the castle ruins, to the Citadel throwning over the city.

Ja, unter Antep soll es noch eine Stadt geben. Die Anlage (errichtet, um vor Feinden zu flüchtet) wird nun langsam wiederentdeckt. Die Wege führen zur Zitadelle, die Burg, welche über der Stadt thront.

tr Eski şehirmerkezi labirent vari dar yollardan ve kahvehanelerden oluşuyor. Evler sarı tuğlalarla inşa edilmiş, yüksek ve bazen penceresiz. . Ermeni mahallelerindeki evlerin siyah ve çizgili olduğu görülüyor.

Her köşe başında görülecek yeni yaşantılar,deneyimler mevcut.Yerdeki rahat minderlere oturarak çay yudumlayabilieceğin kahveler ve dükkanlar, tüm bunlar yeraltı şehrinin birer parçası. Evet, Antep’te bir yeraltı şehri var. Yapı ( savaş zamanlarında düşmandan kaçmak için tasarlanmış).

Places

15


Teşekkürler arkadaşlarım Thank you! × Dankeschön!

E Through my dear project coordinator Ali Din-

d Durch meinen Projektkoordinator Ali Dindar

dar, I finally ended up at his friend Mehmet Çetinkaya's place in Gaziantep: a city, which, if I wouldn’t be doing EVS, I would probably never have thought of visiting.

landete ich schließlich bei seinem Freund Mehmet Çetinkaya in Gaziantep: einem Platz, wo ich als Tourist wohl nicht so schnell hingekommen wäre.

For me this city is something special, so thanks a lot to you two for making this trip possible. Mehmet, thanks for showing me around your city, bringing me to all those lovely places and encouraging me to try Ebru and say thanks to your Mum, who makes the best Meningiç Kahve!

Für mich ist die Stadt etwas besonderes, danke euch beiden, dass ihr mir diesen Trip ermöglicht habt! Mehmet, ich danke für die Stadtführung, dass du mich zu all diesen schönen Plätzen gebracht hast und deine Ermutigung zum Ebru-probieren und Danke an deine Mama, die den besten Meningiç Kahve macht!

Also thanks to the volunteers from GEGED, whom I met on the EVS-Trainings. It was great to see you once again and to eat the best Baklava in the world with you. Thanks to Benedetta, to Joanna, to Togrul and to everyone!

Außerdem Danke an die Freiwilligen von GEGED, die ich auf den EFD-Trainings kennenlernte. Es freute mich sehr, euch noch einmal zu sehen und mit euch das beste Baklava der Welt zu essen. Danke Benedetta, danke Joanna, danke Togrul und danke euch allen!!

tr Benim proje koordinatörüm Ali Dindar olsa da, en sonunda kendimi onun arkadaşı olan Mehmet Çetinkaya’nın yeri Gaziantep’te ki eğer AGH yapmasa idim kuvvetle muhtemel ziyaret etmeyi düşünmeyeceği bir şehre gelmiştim.

Benim için bu şehir son derece önemlidir ki bilhassa siz ikinize bu geziyi yapmama sonsuz yardımlarınız olduğu için teşekkür ederim. Mehmet, bana bu güzel şehri gösterdiğin, gezdirdiğin ve tüm bu güzel yerlere getirdiğin, beni Ebru sanatını denemem konusunda cesaretlendirdiğin için teşekkür ederim ve annene -ki en güzel Menengiç Kahvesini yapan- teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca AGH eğitiminde tanıştığım GEGED gönüllülerine de teşekkür ederim. Sizleri yeniden görmmek ve dünyadaki en iyi baklavayı sizlerle yemek çok ama çok güzeldi. Teşekkürler Benedetta, Joanna, Togrul ve herkese!

Thanks

17


Layout/Photographs/Texts: Prisca Ebner (prisca.ebner@tgdturkey.com) Project-Coordinator: Ali Dindar (alidindar@tgdturkey.com) Thanks to Engin Yüksel Medin and Merve Ince for the translation into Turkish! Fonts: Open Sans; Henriette Bold™ © by Typejockeys

European Voluntary Service: Hosting Organisation: TGD Turkey (Bursa/Turkey) Sending Organisation: 4YOUgend (Linz/Austria)

This project is supported by European Commission and Turkish National Agency. However, they are not responsible for the content herein stated. No liability can be taken for the correctness, up-to-dateness and completeness of the information. × Dieses Projekt wird unterstützt von der Europäischen Kommission und der türkischen National Agentur, sie sind jedoch für die hier ausgedrückten Meinungen und Inhalte nicht verantwortlich. Auch für die Richtigkeit, Vollständigkeit und Aktualität der Inhalte kann keine Gewähr übernommen werden. × Bu proje Avrupa Komisyonu ve Türk Ulusal Ajansı tarafından desteklenmektedir. Fakat bu medya materyali içeriğinde ki görüş ve düşüncelerden Avrupa Komisyonu ve Türk Ulusal Ajansı sorumlu tutulamaz. Ayrıca doğruluk için, bütünlüğü veya güncelliği içeriğin garanti edilemez.

Gaziantep  

The "capital of food" and a city on the Silk Road with an oriental flair!