Issuu on Google+

ABD’ye İMAM HATİP

■ Diyanet İşleri Başkanlığı, önümüzdeki yıl ABD’de imam hatip benzeri okulları açmaya hazırlanıyor. ‘Mahallinden yetiştirilecek’ personelin ABD’deki imam ve müezzin açığını kapatması planlanıyor. » 2’DE

14 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 13 HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ

Obama ailesi tatilde

■ Meksikalılar ‘gaza’ geliyor ■ iTunes’ta haber dönemi başlıyor ■ Temiz enerji çağ atladı ■ Erkekler valiz hazırlayamıyor ■ Başarıya giden 7 altın kural ■ Ünlü şarkıcı stüdyoda kriz geçirdi ■ NY’de ev fiyatları uçtu gidiyor

Amerika ‘bulut’tan izliyor!

Çocuklara müzikle özgüven

için n Avrupa Parlamentosu bulut (cloud) hazırlanan raporda, sahip verilerinin yeterli gizliliğe ABD ise olmadığı belirtiliyor. Avrupa terör ile mücadelede kaynaklı verileri izlemekte 10’DA sakınca görmüyor. »

n Düzenlediği çalıştaylarla şarkı ABD’li fakir gençlere yazmayı öğreten Kid Pan Alley’in bu çalışması çocuklarda yaratıcılığı ve özgüveni artırıyor . » 6’DA

14 Ağustos 2013 Çarşamba

YIL 1 • SAYI 13 HAFTALIK ÜCRETSİZ

AKİ A M E R İ K A’ D

TÜRKLERİN

www.posta212.com

GAZETESİ

Fatih Projesi dünyaya örnek

Heykele ırkçı saldırı

stadyumun n New York’ Brooklyn’deki siyahi önünde yer alan efsanevi Robinson’un beyzbol oyuncusu Jackie kişi ya da heykeline ırkçı yazı yazan verenlere 50 bin kişiler hakkında bilgi açıklandı. » 5’TE dolar ödül verileceği

Dünya Bankası Uzmanı Trucano, tablet ve dizüstü bilgisayarların eğitime dahil edilmesiyle ilgili dünyadaki 9 projeyi inceledi

hazırladığı rapora göre; n Dünya Bankası uzmanının eğitime dahil etmede Türkiye’nin tablet bilgisayarı birine sahip olduğu, FATİH dünyanın sayılı projelerindenarasında Türkiye’nin en ön ülkeler Projesi ile orta gelirli » 4’TE plana çıktığı anlaşıldı.

öLÜMDEN

BU KEZ KAÇAMADI

BU KADINI TANIDINIZ MI? kadın oyuncu, n ABD’li dünyaca ünlü koyu yeni filmi için kısa kesilmiş görünümüyle renk saçları ve ‘yaşlı’ geçti. Orta kameraların karşısına en seksi yaşına rağmen dünyanın bu hali ile kadınlardan olan oyuncuyu 15’TE kimse tanıyamadı. »

Bill Henningsgaard

n Daha önce iki kez uçağı ile iki ayrı binaya çarpan Microsoft’un eski yöneticisi üçüncü kazasında yaşamını yitirdi. » 10’DA

I A IRKÇ OPRAH’ELE MUAM

n biri kadınlarında y, ve etkili Oprah Winfre u nın en zengin sunuc isterken, n Dünya gösterilen ünlü mek ın fiyatı ı incele olarak bir çantay isinin, “O çantan ve döndü Zürih’te » 2’DE şaşkına satış görevl mağaza gelir” sözü ile ayı terk etti. size fazla meden mağaz tepki göster

Z YKUSUZ UYKUSU U KALAN KİLO ALIYOR » 14’TE

R AR UNUSLA YUNUSL Y 20 YIL öNcESİNİ HATIRLIYOR

Atatürk’ün gömlekçisi iflas etti... »

9’DA

Şirketler kadınlardan cİLVE bekliyor

» 16’DA

n ABD’deki 38 ayrı hukuk firmasına bağlı 300 kadın avukatın katıldığı bir anketin sonuçlarına göre; işyerleri, erkek çalışanlarını agresif ve kararlı, kadın çalışanlarını ise ‘cilveli’ olmaya itiyor. » 14’TE

Oyuncak siyah ayı SUNAY AKIN n 6’DA

Mimaroğlu SERDER İLHAN n 2’DE

Her zevke göre filmler

filmlerinin başında n Haftanın kayda değer gerçek olaylara gelen ‘The Butler-Uşak’, insan dayanıyor. Küresel sermayenin filmlerin anlatan gücünü nasıl kullandığını biraz tersten aksine ‘Paranoia’ konuya bakıyor. ‘Jobs’ ile Apple efsanesine sinemasal yolculuk yapmak mümkün. HALDUN ARMAĞAN’LA VİZYON n 11’DE

HEPSİ VE DAHA FAZLASI POSTA212 LIFE’DA

■ Amerika-Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy’ye göre Türkiye ile Amerikan Kongresi arasında iyi bir diyalog olması son derece önemli. Ayrıca, Kongre üyelerinin Türkiye’yi iyi anlaması ve sürekli bilgilendirilmesi de şart. » 12’DE

New York Detroit olabilir...

www.posta212.com

WASHINGTON’A KILIÇDAROĞLU ÇIKARMASI Yurt dışı örgütlenme faaliyetlerine hız veren CHP, haziran ayında Amerika temsilciliğini açtı ve özel bir Amerikan şirketinde çalışan Yurter Özcan’ı ABD Temsilcisi olarak atadı ■ Cumhuriyet Halk Partisi’nin resmen ABD Temsilcisi olan Özcan, partinin hem ABD’deki örgütlenmesinden hem de Washington ile ilişkilerinden sorumlu olacak ve genel başkan da dahil parti delegasyonunun ziyaretlerini planlayacak.

“Türkiye’yle Kongre arasında diyalog önemli”

GAZETESİ

WASHINGTONPOINT

■ ABD Başkanı Barack Obama, eşi Michelle ve çocuklarıyla birlikte tatile çıktı. Tatilin hemen öncesinde Orlando’da bir grup savaş muhabirine konuşma yapan Obama, daha sonra ailesiyle birlikte Massachusetts eyaletine bağlı Martha’s Vineyard adasına geçti. » 16’DA

NY Metrosu’nda köpekbalığı...

TÜRKLERİN

■ ABD Temsilciliğini gönüllü olarak yürüten Yurter Özcan, şimdilerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önümüzdeki sonbaharda yapacağı ziyaretin hazırlıklarını ve planlarını yapıyor. Özcan, çalışmalarını İlhan Tanır’a anlattı. » 15’TE

Türk dostu başkan senatörlük yolunda

Elif’e oy vermeyi unutmayın ■ Türkiye’den 16 yaşındaki Elif Bilgin, muz kabuklarından biyoplastik üretti ve Google Science Fair’de finale kaldı. Elif Türkiye ve dünyadan destek bekliyor. » 3’TE

Soğuk Savaş yılları gibi...

■ Eyalet temsilciliği için yarışan Newark Belediye Başkanı Booker, TADF’ı ziyaret etti » 2’DE

NSA-BND işbirliği bir Türk’ü öldürdü ■ Alman gizli servisi, NSA’ya şüphelilerin telefonunu verdi. Yapılan operasyonda bir Türk öldürüldü. » 10’DA

» 5’TE

Türkler iki yılda 1000 ev aldı...

» 7’DE

■ ABD Başkanı Obama ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki gerginlik, Sovyetler Birliği dönemindeki ‘soğuk savaş’ zamanını anımsatıyor. » 9’DA

Türkiye ve İsrail’in değişen Arap Baharı karneleri

Yoksullara geçit vermeyen yeni cennet...

Etkili biri anısına yedi parağraf

“Carlos Tehlike” film adı değil

Tercüme edemiyorum...

‹LHAN TANIR ■ 8’DE

HALDUN ARMA⁄AN ■ 11’DE

ARZU KAYA URANLI ■ 9’DA

DO⁄AN ULUÇ ■ 3’TE

MEHVEŞ KOÇAK ■ 2’DE


2

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

TERCÜME EDEMİYORUM...

A

Güncel Toplum

14 Ağustos 2013 Çarşamba

RAPSAÇINA dönmüş bir ülke... Kavramlar birbirine karışmış... Suçlu, suçsuz, terörist, asker, polis, dinci, ateist, marjinal, muhafazakar, gazeteci, hokkabaz… Kime ne denir? O kişi neyi savunur, hangi mesleği yapar, bilemez olduk. Bildiğimiz bir tek şey memlekette leke sürülmedik yer kalmadığı. Masum yok! Pay edilen günahlar insanların boynunda bir levha ile taşıtılıyor. 5 yıldır hala suçunu bilmeden içerde yatanlar dünya tarihine bir ilk olarak girmiş. Genel Kurmay Başkanın terörist ilan edilmiş.... Gazetecilerin müebbet yemiş.... Sanatçıların uyuşturucuya adı karıştı diye gözaltına alınmış, boy boy manşetlere çıkmış... Gençler ülke çapında olaylar çıkartmış, gösterilerde öldürülmüşler.... Anneleri tencere tava çalmış, komşulara şikayet edin demişsiniz… Esnafın palayla göstericiye saldırmış, mahkeme serbest bırakmış, o da kaçmış.. Alkol alana söylenmedik isim kalmamış.... Sakince duran adam gözaltına alınıyor.... Üniversite rektörünün torpili, gazetede ilanla duyurulmuş... Sanatçının fırıldağı, kabadayısı, çapulcusu olmuş, dönmüş ne buldum delisi olmuş... Seksi bayan şarkıcı kadınlara şarkı söylemiş, erkeklerden oluşan orkestrası günah diye paravanla kapatılmış.... Şaka gibi... Tarifi zor... Olayları, gelişmeleri kendime bile açıklamakta zorlandığım bir dönemde, nasıl bir yabancıya anlatabilirim? Amerikalı tanıdığım kim varsa bana soruyor “Ne oluyor Türkiye’de? Niye böyle yapıyorlar, Bu kim? Neden böyle ?” Her seferinde Türkiye’ye leke sürdürmeden nasıl olayları anlatabilirim diye düşünüyorum, işin içinden çıkamıyorum... Bir Türk gibi heyecanlı, elim, başım, gözüm oynamadan, Amerikalı gibi sakin, soğuk ve vurdumduymaz bir ifade takınıyorum sonra “Türkiye’deki demokrasi kavgası” deyip onların anlayabilecekleri bir konuma getiriyorum... “Panik yok, her şey yolunda, Türkiye demokratik bir ülke, bu tip olaylar demokraside olur” demeye çalışıyorum ama yetmiyor... Gözlerim doluyor, sesim tıkanıyor, sözcüklerim boğazımda düğümleniyor... Türkçeyi İngilizceye çevirirken, beynimde biraz daha zaman harcayan o kelimeler, vicdanımla buluşuyor... Sonra hançer gibi bağrıma saplanıyor... Nasıl tercüme edilir; gösterilerde ölenlerin nasıl ve kimler tarafından öldürüldüğü... Daha cümlemi tamamlamadan, karşı taraf zaten olayı kavrıyor... Ölümün tarifi gerçekten olmazmış... Ergenekonu kimse sormasın diye dua ediyorum ama hapse atılan gazeteciler, askerlerin durumunu soran olunca mecbur anlatıyoruz saatlerce Ergenekon Davası’nın ne olduğunu, gelişmeleri... Kimin neden niye gözaltına alındığını, suçlamaları söylüyorum... İnandırıcı gelmiyor, yüzlerindeki sakın ifade bir anda dehşete dönüyor, şaşkınlık desen diz boyu... Beni dinlendikçe “Saçmalıyorsun, beni kandırıyorsun, şaka yapıyorsun” ifadesi ile karşı karşıya kalıyorum… Üstelik tüm bunları anlatırken ne yorum katıyorum ne de aykırı bir görüş bildiriyorum... Sadece “kim kiminle nerde ne zaman ne yapıyor “ kuralına bağlı kalarak basit anlatıyorum, yetmiyor... Pes diyorum ve kabul ediyorum… Anlamsız, tarifsiz, şaka gibi, tercümesi olmayan bir dönem yaşıyoruz…

TÜRK DOSTU BAŞKAN SENATÖRLÜK YOLUNDA

Senatoda New jersey eyaleti temsilciliği için yarışan Türkiye dostu Newark Belediye Başkanı Cory Booker, TADF’den yetkililerle bir araya geldi. Booker, “Türk toplumu benim için çok önemli” dedi (NEW JERSEY-POSTA 212) Amerikan Senatörlerinden New Jersey eyaleti temsilcisi Frank Lautenberg’in haziran ayında vefat etmesi ile boşalan koltuk için kıyasa mücadele devam ediyor. Demokrat kanatta Newark Belediye Başkanı Cory Booker ile New Jersey Kongre Üyesi Frank Palone ön seçim için yarışıyor. ç13 Ağustos’ta yapılacak ön seçimlerde kazanacak Demokrat adayın, Amerikan Senatörü olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Her eyaleti iki senatörün temsil ettiği Amerikan Senatosu’nda, Türkiye aleyhine çalışan New Jersey Senatörü Robert Menendez ile Türkiye dostu Booker’ın kazanması ile belli bir denge de sağlanmış olacak.

gereği seçim kampanyalarında olamayacağını ancak Turkish Pac New Jersey’den gelen ve kişisel desteklerin çok önemli olduğunu dile getirdi. Çınar, anketlerde, Booker’ın yüzde 50 oranında desteği olduğunu, Palone’nun ise yüzde 20’lerde kaldığını belirtti. TADF Genel Sekreteri Turan Ayaz da “Yaz dönemi olmasına rağmen Kongre Üyeleri ve Senatörlerini aralıksız ziyaret etmeye devam ederek, toplumumuzun için önemli konuları anlatmaya devam edeceğiz” diye konuştu. TADF Grassroots’tan Sorumlu Başkan Yardımcısı Derya Taşkın da Paterson ve civarındaki bölgelerdeki vatandaşlarımızın Türk dostu resmi temsilcilere destek olmalarını arzu ettiklerini belirtti.

» DESTEK TAM

Seçimlerden bir hafta önce Cedar Brooks’ta Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Çınar, Başkan Yardımcılarından Derya Taşkın ve Genel Sekreter Turan Ayaz ile buluşan Newark Belediye Başkanı, “Senatör olursam sizlere desteğim tam olacak” mesajını verdi. Newark civarında Türk ve Azeri derneklerinin de olduğunu belirten Booker, “Türk toplumunun güçlendiğinin farkındayım” dedi. Destekleri için Türk-Amerikan toplu-

» “TÜRKLER HER YERDE” muna teşekkür de eden Booker, “New Jersey’nin toparlanması ve daha iyi yerlere gelmesi için uğraşacağım” dedi. “Ön seçimden sonra tekrar görüşelim” diyen Booker, TADF temsilcilerine de desteklerinden dolayı teşekkür etti.

TADF Başkanı Ali Çınar, Türkiye aleyhinde birçok tasarıya öncü olan New Jersey Kongre Üyelerinden Frank Palone’nun da senatör adayı olduğunu hatırlatarak, Türk toplumunun Booker’a sahip çıkması gerektiğini dile getirdi. Federasyonunun tüzüğü

Paterson, Bergen ve Passaic bölgelerinin bir kısmını temsil eden Kongre Üyelerinden Bill Pascrell, New Jersey Eyalet Senatörü Nelli Pou, eski Paterson Belediye Başkanlarından Joey Torreste de Booker’a destek verdiler. Kongre Üyesi Pascrell, Türk toplumunu üyelerini her yerde görmekten memnun olduklarını belirterek, “sizler oldukça biz daha güçleniyoruz” dedi.

ABD’de imam hatip açılıyor Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Amerika’da Türk din adamı yetiştirmek için açacağı okullar 2014 yılında hizmete girecek (NEW JERSEY - POSTA 212) Diyanet İşleri Başkanlığı, 2014’te ABD’de imam hatip benzeri okulların açılmasını hedefliyor. Washington Din Hizmetleri Müşaviri Yaşar Çolak, açılması planlanan okulların din hizmeti sunabilecek personeli “mahallinden yetiştirerek” ABD’deki imam ve müezzin açığına çare olacağını söyledi. Çolak’ın açıklamasına göre bu okullar, ABD’de doğup büyüyen, ana dili İngilizce olan gençleri hedefleyecek, kitaplar İngilizce olacak ancak içerikleri Türkiye’deki imam hatiplerin müfredatına benzeyecek. Me-

zun öğrencilerse eğitimlerine Türkiye’deki imam hatiplerde devam edebilecek. Projeye pilot bölge olarak Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı New Jersey eyaleti-

nin güneyi seçildi. İlk okulun 2014 öğretim yılına hazır olması planlanıyor. Çolak, okulların, “küçük yaşta Amerikan eğitim sistemine teslim edilerek kendi değerlerine yabancılaşan” bu gençlerin “kendi kökleriyle irtibatlarını” sağlayacağını ve bu açıdan Türk ailelerin “kaygılarını gidereceğini” ifade etti ve “Bu ülkedeki millet varlığımızın geleceğini teminat altına almak istiyoruz” dedi. “İslamofobi’nin en büyük kaynağı cehalettir, insanlar bilmedikleri şeye düşmanlık yapıyorlar” diyen Yaşar Çolak, bu okulların İslamofobi’nin azaltılmasına hizmet edeceğini de sözlerine ekledi. Yaşar Çolak, “Gayrimüslimlerin sokağa çıktığında karşılaştıkları bazı Müslümanların sergilediği İslam pratiğinde ciddi problemler var. Amerika’da Müslümanların yaşayışlarındaki yanlışlar da İslamofobik olayların yaşanmasında etkili olabiliyor. Bu doğrultuda, Washington DC yakınında, Maryland eyaletinde yapılan Türk-Amerikan Kültür ve Medeniyet Merkezi, İslam’ın estetik değerlerini somut bir şekilde insanların önüne koymak suretiyle, doğru bir şekilde anlaşılmasında yaşamsal katkıda bulunacaktır,” dedi.

HABER OLMAK İÇİN...

haber@posta212.com


Toplum Yaşam

14 Ağustos 2013 Çarşamba

ELİF’E OY VERMEYİ UNUTMAYIN

Doğan Uluç

Muz kabuklarından biyoplastik üreterek Google Science Fair’de finale kalan Türk kızı Elif Bilgin, kazanmak için oylarınızı bekliyor (KALİFORNİYA – POSTA 212) Türkiye’den 16 yaşındaki Elif Bilgin‘in muz kabuklarından biyoplastik üreterek ve binlerce projeyi geride bırakarak 15 Global Finalist’ten biri olmaya hak kazandığı Google Science Fair’de birinciyi belirleyecek oylama başladı. Projesiyle Google Science Fair’de finale kalmanın yanı sıra Scientific American’ın “Science in Action” jüri özel ödülünün sa-

finale kalan Elif Bilgin’i oylarıyla desteklemek isteyenlerin www.googlesciencefair.com adresine giderek adının bulunduğu kutudaki ‘Vote’ alanına tıklamaları yeterli olacak. Oylama 30 Ağustos’a kadar devam edecek. Kazanan ise 23 Eylül’de Google’ın Kaliforniya’daki merkezinde açıklanacak. Bu heyecanlı final YouTube üzerinden de yayınlanacak.

hibi olan lise öğrencisi Bilgin, şimdi Türkiye’den ve dünyadan destek bekliyor. İnovasyon kategorisindeki projesiyle

WASHINGTON’A EYLÜL’DE TÜRK DAMGASI Washington Türk Amerikan Derneği ATADC ve Meridian International Center, Goethe Institute ve Cultural Tourism DC ortaklığında Eylül ayında Washington’da “İkinci Geleneksel Türk Kültür Mirası Ayı” etkinlikleri yapılacak (WASHINGTON-POSTA 212) Eylül ayı boyunca sürecek etkinlikleri 11. Geleneksel Türk Festivali’yle sona erecek. Etkinliklere yaklaşık 20 bin ziyaretçinin katılması bekleniyor. Festival başkanı Patsy Jones, “Gönüllülerden oluşan ekibimiz, bu yılki şenliklerin şimdiye kadarki en iyi eğlence olmasını sağlamak için gecesini gündüzüne katıyor. Washington DC’de Türk Amerika toplumunu desteklemek adına yapılan yılların çalışmalarını, üzerine ekleme yaparak

geliştiriyoruz ve bu yıl, geleneksel Türk festivalimize bir kutlama ayı eklemekten heyecan duyuyoruz” dedi. ATA-DC Başkanı Gizem Salcıgil White ise “Büyüleyici Türk mirasını, şehrimize getiriyoruz. Amacımız, kültürümüzü Amerikalılarla paylaşmak ve yeni arkadaşlıklar kurmak” diye konuştu. Türk Kültür Ayı kapsamında gerçekleştirilecek etkinliklere ilişkin takvim şöyle: Her hafta Türk Filmi Gösterimleri

Washington Büyükelçiliği’nde bayramlaşma (WASHINGTON - POSTA 212) Ramazan Bayramı vesilesiyle, T.C. Washington Büyükelçiliği Kançılarya Binası’nda bir bayramlaşma yemeği düzenledi. Elçilik Müsteşarı Sayın Timur Söylemez ve eşinin ev sahipliği yaptığı yemekte, Büyükelçiliğimizin diplomatları, onların aileleri ve Türk Amerikan toplum liderleri sıcak ve samimi bir hava içinde sohbet ettiler. Bayram yemeğine iki önemli misafir de katıldı. Birinci isim olan Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın misafiri olarak Washington’da bulunan Bavaria bölgesinin Türk İslam Toplum lideri Aykan İnan’dı. İnan, Bayramın ilk günü bayram namazını kıldıktan sonra Büyükelçiliğimizdeki öğle yemeğine katıldı. Bavaria bölgesinde 900 yerel kuruluşu ve 100,000 civarında üye sayısını temsil eden İnan, Washington’dan sonra Amerika’nın diğer büyük şehirlerini ziyaret edeceğini açıkladı. Aykan’ın yanı sıra T.C. Washington Büyükelçiliği’ndeki bayramlaşma yemeğine katılan diğer bir önemli isim İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hidroloji Bölümü Başkanı Profesör Mustafa Alparslan Smithsonian’dı. Smithsonian, bilimsel araştırma yapmak için Washington’da bulunduğunu belirtti.

Türk Kahvesi programı ve kahve falı baktırma olanağı 9 Eylül 2013 - ABD Kongresi’nde Açılış Resepsiyonu 13-23 Eylül 2013 – Türk Restoranları Haftası 17-30 Eylül 2013 - Mobil Türk Kahvesi Aracı Washington DC Turu 23-29 Eylül 2013 - Meridian International Center ortaklığında Türk Gençliği Caz Orkestrası Konserleri 29 Eylül 2013 – 11. Geleneksel Türk Film Festivali

ABD’DE BURUK BAYRAM

ABD’nin başkenti Washington’da yaşayan onbinlerce Müslüman, Ramazan Bayramı namazını camilerin kalabalık cemaate yeterli gelmemesi yüzünden özel kiraladıkları salonlarda kılmak zorunda kaldı

Amerikalı Türkler, hafta içine denk gelen dini ve milli bayramlarını kutlama sıkıntısı çekiyor. İş gününe denk gelen Ramazan Bayramı’nda da ABD’de tatil olmadığı için sıkıntı yaşandı (NEW YORK-POSTA 212) ABD’li tÜRKLER, dini ve milli bayramlarında izin sıkıntısı yaşamaya devam ediyor. Ramazan Bayramı’nın hafta içine denk gelmesinden dolayı bayram namazını telaş içinde kılan Türk vatandaşları da ülkedeki diğer Müslüman topluluklar gibi, namaz sonrası hızlı bir şekilde bayramlaşıp işlerine yetişmenin telaşına düştü. Son zamanlarda bu yönde gelen şikayet ve isteklerin arttığını söyleyen Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Ali Çınar, ‘’Müslüman bayramlarında tatil olması için federal düzeyde girşimlere başlayacağız. Biz federasyon olarak kongre üyeleri ve senatörler düzeyinde girişimlerde bulunacağız’’ dedi. Türk-Amerikan Toplumu üyesi Onur

Uranlı da ‘’Tıpkı Hıristiyan ve Yahudi toplumunda olduğu gibi, Kurban ve Ramazan bayramları tanınmış bir tatil haline getirilebilir ancak toplum olarak birlikte hareket etmeliyiz’’ diye konuştu. Brooklyn Eyüp Sultan Camisi Vakıf Başkanı Kenan Taşkent de ‘’Camiler ender buluşma yerlerimizden, bu bayram namazını 3 bin kişiyle 2 seferde kıldık. İnsanımız işe gitmek zorunda olmasaydı ailelerin de katılımı ile bu rakam 5 bini aşardı’’ dedi.

» ABD’Lİ YAHUDİLER ÖRNEK

ABD’de Hıristiyanlık dışında en fazla Yahudilik ve İslam dinine mensup vatandaşların olduğu bilinirken, iki grup hakkında da farklı rakamlar telaf-

fuz ediliyor. Yahudilerin ülke genelindeki sayısı 6-7 milyon arasında değişirken, Müslümanlar için söylenen rakam ise 2,6 milyon (Pew Araştırma Merkezi) ile 8 milyon (2005 Brittanica Ansiklopedisi) şeklinde çeşitlilik arz ediyor. Amerikan Federal Hükümeti, diğer dini inançları resmi takviminde tatil günü ilan etmese de Amerikan Yahudilerinin dini günlerinin hemen hepsinde bulundukları eyaletlerdeki yerel yönetimler, ilköğretim okullarını ve üniversiteleri tatil ediyor. İnançlarından taviz vermeyen ve beraber hareket eden Yahudi toplumu, bu konuda ülkedeki ikinci büyük azınlık inancına sahip Müslümanlara da örnek teşkil ediyor.

3

doganuluc@aol.com

“Carlos Tehlike” film adı değil

K

ADIN, milyarder Michael Bloomberg’ün sağ kolu Christine Quinn. Bloomberg New York’un belediye başkanı. Şehir Meclisi Başkanı Quinn, Kasım’da boşalacak belediye başkanı koltuğuna aday. Geçen yıl TV’lerde eşcinsel olduğunu açıkladı. Eski milletvekili Anthony Weiner’da 5 Kasım seçimlerinde başkanlığa aday. Hayatı başlı başına bir skandal romanı. Kadınlara seks mesajları, çıplak resimlerini gönderdiği için Kongre’den ihraca zorlanan Anthony başkanlık yarışına girdikten sonra da huyunu değiştirmedi. Hala kadınlara elektronik porno (sexting) lar gönderiyor. Bir düzine kadınla sürekli seks iletişiminde. Son kez cinsel uzvunun resmini elektronik postaya taşıyınca ortalık iyice karıştı. CBS TV’de programı olan saygın Bob Schieffer resmi görünce Wiener’i ‘’Bu adam hasta’’ dedi. Obama’nın en yakın danışmanı David Axelrod ‘’Kendisini diskalifiye etti.’’diyerek Schiffer’i tamamladı. Daha çok eski vali, belediye başkanı, kongre üyesi, şirket yöneticisi var bunlar gibi. Utanma, arlanma yoksunu. İnsan karşısına nasıl çıkıyorlar anlaşılır gibi değil. Anthony, Hillary Clinton’ın baş danışmanı Huma Abedin ile evli. Siyaset forasında yarattığı fırtına umurunda değil. Karısı kolunda oy avcılığı yapıyor. Hafta ortasında kendisine ‘’Carlos Tehlike’’sözcüğüyle atıfta bulundu. Kampanya ekibinde gönüllü çalışan üç kadın Weiner’in hala porno ilişkilerine devamını protesto ederek Wiener’i terkettiler. Basın sözcüsü Danney Kedem bir toplantıda Wiener’in ‘’Hala kaç kadınla ilişkiniz var?’’sorusuna ‘’Üç’’ yanıtı ‘’ Bu adam olmaz’’ diyerek sözcü Kedem’de görevinden ayrıldı. Fahişelerle seks kaçamakları yüzünden valiliğini kaybeden Eliot Spitzer Kasım seçimlerinde belediye baş murakıplığına yarışacak. Amerikalılar muhtemelen yerkürenin en seks delisi milleti. Geçen hafta Ariel Castro adlı bir sapık, kızının sıra arkadaşı ile iki muhit komşusu kızı kaçırıp ev mahzeninde seks kölesi yaptığı için 1000 yıl hapse mahkum oldu. Yasadışı seks düşkünlüğü giderek artan ‘pedofil’ tutkuyla başlıyor. Rakamlar ürkütücü. ‘Ulusal Kayıp Çocuklar Merkezi’ne göre ülkede 728 bin 435 kayıtlı seks suçlusu var. Yılda 3.3 milyon çocuk cinsel taciz, ihmal gibi suçlara maruz kalıyor. Bir pedofil hayat boyunca 260 çocuğa tecavüz ediyor. Çocuklara taciz yasaları çok yumuşak. Mahkemeler hapis yerine psikolojik terapiyi tercih ediyorlar. Tutuklandıktan sonra serbest bırakılan 80-100 bin arası seks suçlusunun nerede olduğunu bilen yok. Amerikalıların şöhret tutkunluğu sır değil. Anneler 12 yaş altındaki kızlarını TV’ye çıkarmak amacıyla miniklerin güzellik yarışmalarına çıkmaya zorluyorlar. Tepeden tırnağa makyajlı, topuklu ayakkabılarla süslü püslü minik kızlar kıta ülkede her yıl düzenlenen 3 bin yarışmaya katılıyorlar. Sabra Johnson adlı kız çocuğu dört yaşına gelinceye kadar 300 kupa kazandı. Çocuk yarışmacı sayısı 250 bin. Yarışmaların başlıca izleyicileri ise pedofiller. Hurriyet.com.tr’deki yazısından alınmıştır

HOUSTON’DA RAMAZAN BAYRAMI (HOUSTON- POSTA 212) Houston Amerikan Türk Derneği (ATA – Houston), Ramazan bayramı münasebetiyle bir yemek programı tertipledi. Empire Turkish Grill adlı restoranda düzenlenen yemekte bir araya gelen Türk - Amerikan toplumu üyeleri, hep birlikte sohbet ederek keyifli bir bayram günü geçirdiler.


4

Dünya

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Osman Öztürk Türk dış politikasında sıcak bir sonbahar

T

OPLUM olarak bayram günlerinin getirdiği huzur ve sevinç ortamına o kadar çok ihtiyacımız varmış ki eski bayramların eski çoşkusu olmasa da sevgi dolu havasını azar azar içimize çeker olduk bu bayram boyunca. Bayramlar toplum katmanlarını bütünleştiren , kırılmış fayları bir nebze de olsa onaran merhem işlevi görüyor. Toplumsal iletişimin ve bağların güçlü olduğu, gelenek ve göreneklerin özenle korunduğu ve geleceğin sevgiyle örüldüğü toplumlar iç barış ve huzuru etkin bir şekilde sağlamanın yanında uluslararası arenada da güçlü devlet olmanın öz güvenine sahip oluyor. Türkiye bayram heyecanını ve barışcıl duyguları yaşarken dünya kendi ekseninde hiç durmamacasına dönmeye devam ediyor. Birçok köşesinde insanlar kendi insanlarını acımadan öldürüyor. Yönetimler kendi halkları ile çatışma ve savaş içinde. Bazı coğrafyalarda insanlar kavga etmekten barışa zaman ve fırsat bulamıyor. Tunus’daki eylemlerle başlayan Arap baharı süreci yeni bir türbülansa girmiş gözüküyor. Bu geriye dönüşümün göstergeleriyle dolu çatışmalı bir sürece dönüşeceği izlenimini vermektedir. Nedense yönetime gelen hükümetlerin toplumsal barış ve huzuru sağlayamamalarının yanında demokrasi, hukuk devleti, insan hak ve özgürlükleri ile adil ve eşitlikçi bir demokratik yaşamın hayata geçirilememiş olması bu duruma etken olmuş olabilir. Çağdaş demokrasi ve hukuk kültürüne sahip olmayan bu ülkelerin diktatoryal geçmişlerinin sancılarını çektikleri , ya da gün be gün yeni sorunlarla yüzleştikleri görülmektedir. Türkiye’de gezi olaylarının yarattığı sıcak iklim gitgide soğumaya başladığı izlenimini verse de geleceğe dair yarattığı korku ve endişeler sürmektedir. Hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamalarda bu doğrultudadır. Eylül ayında üniversitelerin açılması ve lig maçlarının başlamasıyla toplumsal hareketliliğin artacağı endişesi tedirginlik yaratmaya devam etmektedir. Son dönemde yapılan eylemlerin ekonomiye getirdiği yük ve ticari yaşamın olumsuz etkilenmesi bir çok ticari işletmenin kapanma aşamasına gelmesine neden olmuştur.Beyoğlu can çekişmeye devam ediyor ve kepenkler kapanmak üzere. Suriye’de devam eden iç savaş değişik evreler göstererek sürüp gidiyor. Suriye ile olan sınır hattı sınır ihlallerine ve sınır kaçakçılığına karşı riskler taşıdığından bu istikrarsız ortamdan yararlanmak isteyen bazı kaçakçılık organizasyonları adeta toplu kaçakcılık yöntemlerine başvurarak son olaylarda olduğu gibi güvenlik güçleriyle çatışmaya girmeyi göze alabiliyorlar. Bütün bu risk ve tehlike analizleri önümüzdeki dönemde gerek yeni Kürt yapılanması gerekse Suriye sınırı boyunca devam eden iç savaş ortamının Türk dış politikasında sıcak bir sonbaharın yaşanacağı olasılığını gösteriyor. Ülke olarak çok dikkatli olmamız gereken bir sürece giriyoruz . Karanlık sulara doğru bizi sürüklemeye çalışan alt dalgalardan korunmalıyız. Başta ABD olmak üzere AB ülkeleri ve uluslararası toplumla uyum içinde olmamız gereken bir dönemden geçeceğiz. Kendi içinde barış ve kardeşliğini gerçekleştirmiş, iktidar ve muhalefetiyle iç politikanın labirentlerinde boğuşmaktan çevrede olup bitenlere kayıtsız kalmayan bir ulusal politikanın izlendiği günlere duyduğum özlemle bayram tadında zamanlar diliyorum.

BASIN ÖDÜLÜ TÜRK GAZETECİYE Gazeteci Zeynep Kuray, National Press Club tarafından John Aubuchon Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü (WASHINGTON – POSTA 212) Washington merkezli National Press Club, Türkiye’deki gazetecilere destek oldu ve KCK davasında yargılandıktan sonra yakın zamanda tahliye olan Zeynep Kuray’a basın özgürlüğü ödülünü verdi. Seyahat kısıtlaması bulunan Zeynep Kuray, John Aubuchon Basın Özgürlüğü Ödülü törenine telefonla katıldı ve konuşması izleyicilerden büyük alkış aldı. “Bu ödülü KCK ya

da başka nedenlerle hala hapiste olan tüm gazeteciler adına kabul ediyorum” diyen Kuray, ödülü “Türkiye’deki hapsedilen ve baskı altına alınan gazetecilere desteğin bir ifadesi” olarak nitelendirdi. NPC Başkanı Angela Greiling Keane ise “Hiçbir yerdeki hiçbir gazeteci, işini yaptığı için suçlu bulunarak hapsedilmemelidir ve bu kural dünyadaki tüm ülkeler için geçerlidir” diye konuştu.

IPI: Yasalar zorlanarak gazeteciler hapse atılıyor Uluslararası Basın Enstitüsü, Erdoğan hükümetinin tutuklu gazetecilerle ilgili sözünde durmadığı görüşünde (POSTA212) Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve ona bağlı Güney Doğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO), Ergenekon davasındaki kararların ardından çok sayıda gazetecinin ağır cezalara çarptırılması üzerine bir açıklama yaparak endişesini dile getirdi. Uluslararası Basın Enstitüsü açıklamasında “Ergenekon davasında 20’den fazla gazetecinin, beş yıl ile ömür boyu hapis arasında cezalara çarptırılmasından endişe duyuyoruz” dedi. IPI İcra Direktörü Alison Bethel McKenzie imzasıyla yayınlanan bildiri şöyle:

» GAZETECİLİĞE MİSİLLEME

haber@posta212.com

“Türk hapishanelerindeki gazetecilerden birçoğunun, meslekleri gereği yaptıkları işe misilleme olarak tutuklandığı konusunda uzun zamandır korkularımız vardı. Varılan bu sonuç, Ergenekon davasındaki çok sayıda endişe verici suçlamalar ve yasal süreçte yaşanan ihlallerle güçlenmiş görünüyor. Bu gazetecilerden birçoğunun demir

HABER

parmaklıklar ardında şimdiden yıllar geçirmiş olduğunun dikkate alınarak yetkililerin, temyiz sürecinde onları salıvermesi çağrısı yapıyoruz.”

» ARINÇ SÖZ VERMİŞTİ

“Bu kararlar aynı zamanda Türkiye’nin muğlak terörle mücadele ve ceza kanunlarının nasıl aşırı derecede zorlanarak genişletebildiğini gösteriyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç geçen aralık ayında IPI heyetine, dördüncü yargı paketinin tutuklu gazeteciler sorununa çözüm olacağı sözünü vermişti. Öyle görünüyor ki sonuçta bu paket bile pek az ilerleme sağlayabildi. Türkiye’deki yasa yapıcıları, kamu yararı adına yapılan eleştirel haberciliğin terörle eşdeğer görülmeyeceğini garanti eden reformları uygulamaya ve yeni bir anayasanın basın ile ifade özgürlüğünü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil uluslararası normlara uygun olarak koruma altına almasını sağlamaya çağırıyoruz.”

OLMAK İÇİN...

TÜRK BASININDA EN ÇOK ABD KONUŞULDU Medya Takip Merkezi (MTM), Türk basının en çok konuştuğu ülkeleri belirledi. 5 yıl öncesi ve sonrasını karşılaştırmalı olarak ele alan araştırmada, ABD her iki dönemde de gündemi belirleyen ülke olurken, 5 yıl öncesine göre basındaki en radikal çıkışı Suriye yakaladı

(POSTA 212) Gerek siyasi gerekse ekonomik ya da kültürel konularla gündeme gelen ülkelerin, Türk medyasında ne oranda yer bulduğunu inceleyen Medya Takip Merkezi, 5 yıl öncesi ve sonrasını içeren bir araştırma raporu hazırladı. 1 Temmuz 2007 – 30 Haziran 2008 ve 1 Temmuz 2012 – 30 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen karşılaştırmalı araştırmaya göre, 5 yıl öncesine oranla, geçtiğimiz 1 yıl içerisinde yabancı ülkeler basında yüzde 75 oranında daha fazla konuşuldu. Araştırmaya göre, Temmuz 2007-Haziran 2008 döneminde Türk basınında ülkeler ile ilgili toplamda 1 milyon 743 bin 790 haber ve yazı yer alırken, 5 yıl sonra aynı tarih aralığı incelendiğinde bu sayının 2 milyon 8 bin 313 haber ve yazıya yükseldiği belirlendi. Ülkelerin Türkiye gündeminde ne oranda yer aldığını ortaya koyan rapora göre, 5 yıl öncesi ve sonrasında en çok konuşulan ilk 20 ülkenin büyük oranda değişmediği tespit edildi. 2012 Temmuz-2013 Haziran döneminde, 5

yıl öncesine göre sadece İsveç yerine Filistin listeye dahil oldu. Rapora göre, Türk basını her iki dönemde de en fazla Amerika Birleşik Devletleri’ni konuştu. 2007-2008 döneminde Mortgage kredileri ile patlak veren ve dünya genelini etkisi altına alan ekonomik kriz, ABD’nin haberlerinde yoğun olarak yer alırken, basın ülkeye 192 bin 78 haber ve yazı ile yer ayırdı. 2012 Temmuz-2013 Haziran döneminde ise ABD, Türkiye gündemindeki yerini yüzde 43 arttırırken, ağırlıkla Obama-Erdoğan ilişkisi, Obama’nın yeniden başkan seçilmesi ve Ortadoğu’daki olaylar ile ilgili anıldı. 5 yıl önce ve sonrasında ülkelerin basında ne düzeyde yer buldukları incelendiğinde, en dramatik değişikliğin Suriye’de yaşandığı gözlendi. 20072008 döneminde 24 bin 656 haber ve yazıya konu olarak 18. sırada yer alan Suriye, 5 yıl sonrasında haberlerini yüzde bin 19 arttırarak ABD’nin hemen arkasından Türkiye gündeminde en fazla konuşulan ülke oldu. Suriye, 5 yıl öncesine göre gündem-

de en yüksek artışı yakalayan ülke olurken, onu sırasıyla İran (yüzde124), Portekiz (yüzde 100), Filistin (yüzde 98), İsrail (yüzde 98) ve Rusya (yüzde 97) takip ettiler. İki dönem arasında, basındaki konuşulma oranları en az artan ülkeler ise, İsviçre (yüzde 2), Irak (yüzde10) ve Brezilya (yüzde 19) oldular. İki dönemin karşılaştırıldığı araştırmada, ilk 20’de yer alan ülkelerin basına konu oldukları haber sayılarında herhangi bir düşüş yaşanmazken, bu rakamlar takip edilen gazete ve dergilerin sayısındaki artışa göre değerlendirildiğinde, 3 ülkenin yayın başına haber sayılarında azalma olduğu belirlendi. Yayın başına haberlerini en fazla arttıran ülkeler, Suriye (yüzde 712), İtalya (yüzde 152) ve Brezilya ( yüzde71) olurken, Japonya (yüzde -59), Filistin (yüzde -40) ve Irak (yüzde -20) gazete ve dergilere konu oldukları haber ve yazıda düşüş yaşanan ülkeler oldular.


Ekonomi Ticaret

14 Ağustos 2013 Çarşamba

‘New York Detroit olabilir’

5

New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, bir sonraki belediye başkanının gerçekçi politikalar izlememesi durumunda New York’ta şiddetli finansal sorunlar yaşanacağını söyledi (NEW YORK - POSTA 212) Görevinin sona ermesine beş aydan az bir süre kalan New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, geçtiğimiz günlerde Brooklyn’de bir konuşma yaptı. Kendinden sonra gelecek belediye başkanının sendikalarla imzalayacağı sözleşmelere çok dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Bloomberg, aksi takdirde şehrin yakın gelecekte büyük zarar görebileceğinin altını çizdi. “Detroit zor seçimler yapmaktan kaçtığı için iflas etti” diyerek, aynısının New York’ta da yaşanmaması için bir neden bulunmadığını ifade ederek uyarıda bulundu.

» İŞTEN ÇIKARMALAR

Bloomberg, Chicago’da 2 bin 100 öğretmenin ve okul görevlisinin geçtiğimiz ay işten çıkarıldığını söyledi. Bu durumun sebebini emekli maaşlarının çok yükselmesi olarak açıkladı. “New York dahil bir çok şehirde, emekli maaşlarının yükselmesin-

den kaynaklanan maddi sıkıntılar yaşanıyor. Chicago’da yaşananların New York’ta olamayacağına inanan varsa 1970’lere bir göz atsın. Aynı nedenle New York’ta da 10 binden fazla öğretmen, polis memuru, itfaiyeci ve hastane görevlisi işten çıkarılmıştı” diye konuştu. Bloomberg’in konuşmasını alaycı bir dille ele alan Öğretmenler Sendikası Başkanı Michael Mulgres “Belediye başkanımızın gerçekleştirdiği harika işleri anlattığı konuşmaları dinlemekten her zaman zevk almışımdır. Onun kendini öven konuşmalarını beş ay daha dinlemek için sabırsızlanıyorum” diye konuştu. Şu anda sendikalarla süresi geçmiş sözleşmeler devrede olduğu için, kendisinden sonra gelen belediye başkanının şanslı olduğunu düşünen Bloomberg, “Yeni başkanın sendikalarla sözleşme yenilemek için 4 yıl daha beklemesi gerekmeyecek. Aslında, benim zamanımda

gerçekleşen fırsatlar bir daha hiç olmayabilir” diye belirtti.

» EMEKLİLİKLER ŞİŞTİ

Bloomberg’in üç dönem süren başkanlığında emeklilik giderleri 1,4 milyar dolardan, 8,3 milyar dolara fırlamıştı. Tüm sözleşmelerin sona ermesine izin verdiği için Bloomberg’i ağır bir şekilde eleştiren Sayman John Liu, Bloomberg’in şehirdeki 300 bin kişilik iş gücüne gereken hassasiyeti göstermediği ve hiç bir zaman onlara vaat ettiği gibi zam vermediğini söyledi. Büyükşehir Ulaşım Teşkilatı’nın (MTA) eski başkanı ve belediye başkanı adayı Joe Lhota “Bu şehir bütün çalışanların sağlık sigortalarını ödemeye devam edemez” diye konuşurken, New York’un en güçlü Yunan kökenli işadamı John Catsimatidis, “Politikacıların sırf seçimde başarılı olmak için daha sonra tutamayacakları sözler vermesi beni endişelendiriyor” dedi.

2023 HEDEFİ: 50 MİLYON BALIK Cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023’te 50 milyon alabalık yavrusunun yetiştirilerek orman içi sulara bırakılması hedefleniyor

BAU SAĞLIKLI YAŞAM YÖNETMELİĞİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANDI Bahçeşehir Üniversitesi Sağlıklı Yaşam ve Fizyoterapi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi

( İSTANBUL - POSTA212) Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak kurulan Sağlıklı Yaşam ve Fizyoterapi Merkezi’nin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esaslar belirlendi. Merkezin faaliyet alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmak; tıp ve sağlık bilimlerinde kanıta dayalı veritabanı ve yayınları izlemek, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın stratejik kararları doğrultusunda çalışma ve bilimsel araştırmaları desteklemek; sağlık bakım profesyonellerinin ülkemizde ve yurt dışında en iyi şekilde temsil edilebilmeleri ve uzmanlıklarının tüm dünyada geçerli olması için her türlü bilimsel işbirliğini artırmak ve bu yönde yapılacak çalışmaları desteklemek; sağlık bakım profesyonellerinin etik standartlar ve interdisipliner işbirliği temel esaslarına uyumlu çalışmalar yapmasını sağlamak; birey, aile ve toplumun sağlığını koruma, sürdürme ve sağlık sorunlarını iyileştirmeye yönelik sağlık bakım gereksinimlerinin interdisipliner ve holistik yaklaşımla planlanmasını sağlamak; sağlık bakımına ilişkin eğitim ve izlem programlarının uzaktan erişilebilir olmasına yönelik çalışmalar yapmak; toplumun sağlık eğitim gereksinimleri doğrultusunda sağlık eğitim programları düzenlemek ve toplum sağlığı ile ilgili, her alanda çalışmalar yapmak ve toplumu bilinçlendirmek bulunuyor.

» MERKEZİN FAALİYET ALANLARI

(ANKARA-ANKA) Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, biyolojik çeşitliliğin en önemli parçası olan hayvan varlığının nesillerinin devamına büyük ehemmiyet verdiklerini belirterek, 2005 yılından bu yana istasyonlarda üretilen 7,4 milyon balığın tabiata salındığını açıkladı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de menfi çevresel etkiler ve aşırı avlanma sonucu doğal alabalık popülasyonlarında önemli oranda azalma görüldüğünü ifade eden Bakan Eroğlu, “Doğal Alabalık Üretimi, Yetiştirilmesi ve Orman İçi Suların Balıklandırılması”

projesinin 2005 yılında uygulanmaya başlandığını kaydetti. Projeyle, orman içi sulardaki doğal alabalık popülasyonlarının optimum düzeye ulaştırılması, bozulan alabalık habitatlarının rehabilitasyonu ve gen kaynakların korunmasının sağlandığını ifade eden Eroğlu, programa alınan orman içi dere, göl ve göletlerden alınan anaçlardan üretilen yavru balıkların, anaçların alındıkları kaynağa bırakıldığını belirtti.

» 7 AYDA 3,2 MİLYONA DAYANDI

Trabzon ve Mersin illerinde bulunan iki istasyonun; Trabzon, Gümüşhane, Ardahan, Artvin, Tunceli, Giresun, Ordu, Sinop, Bolu, Rize, Sakarya, Mersin ve 24 su kaynağında balıklandırma çalışmalarına devam ettiğini vurgulayan Eroğlu, “Projenin başladığı 2005 yılından bu yana istasyonlarımızda üretilen 7 milyon 405 bin balığı tabiata saldık. 2005 yılında 260 bin ile başlayan tabiata salım miktarımız 2012 yılında 2 milyonu aştı, 2013 yılında da Temmuz sonu itibariyle 3 milyon 172 bin ile en yüksek seviyesi-

ne çıktı” dedi. Önümüzdeki dönemde Bolu Abant’ta bir alabalık üretme istasyonu kurulmasının planlandığını kaydeden Bakan Veysel Eroğlu, “Alabalık üretimimizin yarıdan fazlasını oluşturan Abant Alası halen Trabzon Maçka-Altındere Üretme İstasyonunda üretilmekte ve uygun ortamlara yerleştirilmektedir. Bolu’da yeni üretme istasyonun kurulması ile Altındere Üretme İstasyonunun yükü önemli ölçüde azalacak ve bölgesel düzeyde birçok derede çalışma imkânı doğacaktır” bilgisini verdi.

» 2023 HEDEFİ 50 MİLYON BALIK

Biyolojik çeşitliliği itibariyle Türkiye’nin çok büyük bir zenginliğe sahip olduğunun altını çizen Eroğlu, “Tabii varlıklarımızı koruma ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde bırakma çalışmalarımız artarak devam edecek. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023’te 50 milyon alabalık yavrusunun yetiştirilerek orman içi sulara bırakılmasını hedefliyoruz” dedi.

Merkezin amaçları doğrultusunda çalışmalarını yürüteceği alanlar ise şöyle: Ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile işbirliği yapmak, ortak çalışmaların özendirilmesi, organize edilmesi, seminer, konferans, kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel toplantılar düzenlemek, diğer kurum ve kuruluşlarca düzenlenen bu tür faaliyetlere iştirak etmek, bu etkinlikler çerçevesinde yayınlar yapmak. Araştırma-geliştirme faaliyetleri, inceleme, uygulama, çalışma ve projeler yapmak. Yurt içi ve yurt dışında merkezin amaçları doğrultusunda, sağlıklı yaşam ve fizyoterapi eğitim, araştırma, geliştirme ve hizmetlere yönelik şubeleri açmak. Sağlığın geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ve kronik hastalıklara uyumun güçlendirilmesi konularında, kanıta dayalı bilgilerin rehberliğinde eğitim programları hazırlamak ve hizmet birimleri oluşturmak. Sağlıkla ilgili her türlü ulusal politikanın üretilmesine yönelik çalışmalar yapmak. Hizmet içi eğitim çalışmaları, kurslar, seminerler, sertifika programları ve benzeri etkinlikler düzenlemek ve diğer kurum ve kuruluşlarca düzenlenen bu tür faaliyetlere iştirak etmek ve başarılı öğrenciler ile akademik personelin iştiraki için yardım sağlamak. Kamu ve özel kuruluşlara danışmanlık hizmetleri vermek, bilimsel ve teknik işbirliği yapmak, bu bağlamda sözü edilen kuruluşların bilgi, altyapı ve insan kaynaklarından yararlanılması için ortak çalışma grupları kurularak, ortak projeler üretmek, mevcut projelere katkıda bulunmak. Araştırma ve uygulama çalışmaları sonunda elde edilen bulguları kapsayan bilimsel yayınlar yapmak, böylece üretilen bilimsel bilgileri ve teknolojileri bilim çevreleri ve kamuoyu ile paylaşmak. Merkezin faaliyetlerini etkinleştirecek ve geliştirecek çerçevede; bilimsel ve teknik altyapı oluşturmak, süreli ve süresiz yayınların derlenmesini içeren dokümantasyon faaliyetleri gerçekleştirmek. Merkezin faaliyet alanına giren diğer konularda çalışmalar yapmak ve Üniversite tarafından verilecek diğer görevleri yerine getirmek.


6

Ekonomi Para

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Dünyanın en borçlu ülkeleri

Son yıllarda isimleri ekonomik sorunlarıyla anılan Yunanistan, İtalya ve ABD’nin başı, gelirlerinin 3-4 katını aşan borçlarıyla dertte. Türkiye’nin durumu ise bu ülkelerle karşılaştırıldığında çok iyi görünüyor Ülkelerin gelirleri ve borçları IMF’in verilerine göre, Euro Bölgesi’ndeki 16 ülke ile ABD ve Türkiye’nin 2010, 2011 ve 2012 yıllarındaki cari kura göre, kamu gelirleri ile kamu borçları şöyle:

Kamu Gelirleri (milyon Euro) Ülke 2010 2011 2012 Avusturya 137.269 145.298 150.700 Belçika 172.267 183.077 190.550 Kıbrıs Rum Kesimi 7.213 7.416 7.892 Finlandiya 94.355 101.361 107.509 Fransa 957.591 1.006.958 1.048.389 Almanya 1.082.089 1.133.086 1.157.695 Yunanistan 89.903 88.497 88.397 İrlanda 52.999 54.433 56.719 İtalya 713.032 729.944 760.344 Lüksemburg 16.446 17.475 18.316 Malta 2.428 2.529 2.640 Hollanda 263.973 277.314 290.903 Portekiz 71.664 72.220 72.107 21.814 22.994 24.141 Slovakya Slovenya 14.794 15.049 15.600 İspanya 379.500 400.100 411.600 Türkiye 145.318 171.013 185.952 ABD 3.342.242 3.540.035 3.761.805

Kamu Borçları (milyon Euro) Ülke 2010 2011 2012 Avusturya 205.212 217.617 230.704 Belçika 340.803 354.072 367.128 Kıbrıs Rum Kesimi 10.619 11.613 12.467 87.216 96.173 101.692 Finlandiya Fransa 1.591.200 1.726.697 1.830.434 Almanya 2.079.629 2.122.444 2.151.212 Yunanistan 328.588 365.638 410.612 İrlanda 148.074 171.901 185.943 1.843.015 1.924.237 1.967.293 İtalya Lüksemburg 7.661 8.756 10.070 Malta 4.186 4.376 4.577 Hollanda 374.633 398.010 415.524 Portekiz 160.470 181.547 190.574 27.538 30.930 33.650 Slovakya Slovenya 13.403 16.193 18.178 İspanya 638.800 733.200 782.800 Türkiye 187.457 203.659 210.613 ABD 10.192.239 11.207.309 12.102.093

Not: 2010 yılına ilişkin rakamlarda yalnızca ABD’nin, 2011 ve 2012 yılına ilişkin rakamlarda ise tüm ülkelerin kamu gelirleri ile kamu borçları, tahminidir. IMF’in verilerinde ABD ile Türkiye’nin rakamları ulusal para cinsleri açısından verilmiş olup, doğru bir karşılaştırma yapabilmek için rakamlar, Euroya çevrilmiştir.

Türk bankaları 157 ülkeden daha büyük (ANKARA – POSTA 212) Türk bankacılık sektörü, haziran ayı sonu itibarıyla ulaştığı toplam aktif büyüklük açısından dünyadaki 157 ülkenin ekonomik büyüklüğünü geride bıraktı. Dolar bazında aktif büyüklüğün gerisinde kalan ülkeler arasında Hollanda, İsviçre, İsveç, Norveç gibi gelişmiş Avrupa ülkeleri de yer alıyor Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile 2012 yılına ilişkin Dünya Bankası ekonomik büyüklük listesi verilerinden derlenen bilgilere göre, bankaların toplam aktif büyüklüğü haziran ayı sonunda geçen yıl sonuna kıyasla 157 milyar lira artarak 1 trilyon 528 milyar liraya ulaştı. Merkez Bankasının 28 Haziran 2013 tarihli dolar satış kuru dikkate alındığında aktif büyüklüğün dolar bazında karşılığı 792,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aktif büyüklük bu anlamda Türkiye’nin 2012 ekonomik büyüklüğünü geride bırakırken, Türkiye’den sonra gelen 157 ekonominin de üzerinde yer aldı.

» HOLLANDA VE İSVİÇRE’Yİ GERİDE BIRAKTI

Dünya Bankası’nın 2012 yılı sonu verilerine göre, 157 ülke Türkiye’den daha düşük ekonomik büyüklüğe sahip bulunuyor. Dolayısıyla aynı zamanda Türk bankacılık sektörünün de aktif büyüklüğünün gerisinde kalan bu ülkeler arasında Hollanda (772,23 milyar dolar), İsviçre (632,19 milyar dolar), İsveç (525,74 milyar dolar) ve Norveç (499,67 milyar dolar) gibi gelişmiş Avrupa ülkeleri de yer alıyor. Ayrıca, aktif büyüklük tutarı, krizdeki Yunanistan’ın 3 katından fazla bir oranda bulunuyor. Bankacılık sektörünün ulaştığı aktif büyüklük ile ülke ekonomilerinin toplamı karşılaştırıldığında da ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Bu açıdan değerlendirildiğinde Dünya Bankası 2012 verilerine göre Bolivya ve ardından gelen toplam 89 ülkenin toplam ekonomik büyüklüğü 787 milyar dolar seviyelerinde gerçekleşti ve 792,5 milyar dolarlık aktif büyüklük tutarının gerisinde kaldı.

(ANKARA-posta 212) Dünyanın, miktarı açısından en borçlu ülkesi ABD ile ekonomik krizlerle sarsılan İtalya’nın kamu borçları, gelirlerinin 3 katından fazla iken, bir çok ekonomist tarafından ‘’battı, batacak’’ denilen Yunanistan’ın borçları ise gelirinin 4 katını aşıyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) verilerinden yapılan hesaplamaya göre, Fon, miktarı açısından dünyanın en borçlu ülkesinin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ABD olacağını tahmin ediyor. Tahminlere göre, ABD’nin kamu borcu bu yılın sonunda 11 trilyon 207 milyar 309 milyon Euro olacak. ABD’nin kamu gelirinin ise 3 trilyon 540 milyar 35 milyon Euroda kalacağı ön görülüyor. Rakamlar karşılaştırıldığında ABD’nin kamu borcu, gelirinin 3.16 katı olacak. Gelirine göre borcu en yüksek olan ülke ise Yunanistan... Yunanistan’ın kamu borcu bu yılın sonunda 365 milyar 638 milyon Euroyu bulacak, ancak geliri 88 milyar 497 milyon Euro civarında seyredecek. Buna göre Yunanistan’ın, gelirinin 4 katından fazla borç ödemesi yapması gerekiyor. IMF’in verilerine göre, Yunanistan’ın kamu borcu, önümüzdeki yıl gelirine göre daha da artacak. Yunan Hükümeti, 2012’de neredeyse gelirinin 5 katı kadar borç ödeyecek. Son yıllarda ardı ardına gelen ekonomik krizlerle sarsılan İtalya’da da durum çok farklı değil. Yunanistan kadar olmasa da İtalya da kamu gelirlerinin neredeyse 3 katı kadar borç ödemesi yapması gerekiyor. Yıl sonuna kadar 729 milyar 944 milyon Euro kamu geliri elde edecek İtalya’nın yine bu yıl ödemesi gereken kamu borcu tutarı 2 milyar Euroya yaklaşmış durumda. Fon, İtalya’da gelirle borç arasındaki makasın ise önümüzdeki yıl nispeten kapanacağını öngörüyor.

ya’nın borcu ise gelirinin yüzde 90’ı seviyelerinde... Bu yıl 17 milyar 475 milyon Euro kamu geliri elde etmesi beklenen Lüksemburg’un borç ödemesi sadece 8 milyar 756 milyon Euro iken, Finlandiya’da bu rakamların; 101 milyar 361 milyon Euro gelir, 96 milyar 173 milyon Euro borç olarak gerçekleşeceği öngörülüyor.

» Türkiye

» İrlanda korkutuyor Euro bölgesindeki borç krizi ve ABD’nin ekonomik yapısındaki belirsizliğin, İrlanda ekonomisindeki toparlanma sürecini de olumsuz yönde etkileyeceğini düşünen ekonomistler, verilere bakıldığında haklı çıkmış gibi görünüyor. Geçtiğimiz yıl, bu yıl ve gelecek yılın verileri karşılaştırıldığında İrlanda’nın kamu borcu ile kamu geliri arasındaki makasın gittikçe arttığı görülüyor. 2010’da kamu borcu, gelirinin 2.79 katı olan İrlanda’da söz konusu oran bu yıl 3.15’e çıkarken, önümüzdeki yıl 3.27’ye yükseleceği öngörülüyor. İrlanda bu yıl 54 milyar 433 milyon Euro gelir elde ede-

cekken, 171 milyar 901 milyon Euro borç ödemesi yapması gerekiyor. Portekiz’de de durum çok farklı görünmüyor. Ülkenin kamu borcu, gelirinin 2.5 katında seyrederken, önümüzdeki yıl bu oranın daha da artacağı düşünülüyor. Portekiz’in ardından benzer durumda olan ülkeler ise Belçika, Almanya ve Slovenya...

» ‘’Tuzu kurular’’ da var

Avrupa’da bir çok ülke borçlarıyla uğraşırken, ‘’tuzu kuru’’ olan ülkeler de yok değil. Finlandiya ve nispeten ‘’küçük bir ekonomiye’’ sahip olan Lüksemburg, borçlarından daha fazla gelir elde ediyor. Lüksemburg’un geliri, borcunun iki katını aşarken, Finlandi-

Türkiye ise bu konuda Euro Bölgesindeki bir çok ülkeden çok daha iyi görünüyor. Kamu geliri ile kamu borcu arasındaki makasın açıklığı açısından karşılaştırıldığında 16 Euro Bölgesi ülkesi ve ABD arasında Türkiye; Lüksemburg, Finlandiya ve Slovenya’nın ardından 4. iyi durumda bulunuyor. Dünya’nın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin kamu gelirleriyle kamu borçlarını karşılama kapasitesi geçtiğimiz yıl, bu yıl ve önümüzdeki yıla bakıldığında her geçen gün artıyor. Geçtiğimiz yıl 187 milyar 457 milyon Euro borçla karşı karşıya olan Türkiye’nin kamu geliri 145 milyar 318 milyon Euro düzeyindeyken, bu yıl kamu gelirinin 171 milyar 13 milyon Euro, borcunun ise 203 milyar 659 milyon Euro olması bekleniyor. Yine tahminlere göre Türkiye, önümüzdeki yıl 185 milyar 952 milyon Euro gelir elde edecekken, 210 milyar 613 milyon Euro borç ödeyecek.

Gezi, IMF’nin Türkiye tahminlerine henüz dâhil edilmedi Gezi olaylarının IMF’nin Türkiye tahminlerinde henüz bir etken olarak dikkate alınmadığı belirtildi

(WASHINGTON-ANKA) IMF’nin geçtiğimiz haftalarda yayınlanan son Dünya Ekonomik Görünüm Raporu hakkında kurum yöneticilerine o dönem sıcaklığını koruyan Gezi olayları konusunda ne düşündükleri soruldu. Edinilen bilgiye göre yeni küresel ekonomik görünümü açıklayan IMF yetkililerine “Türkiye ve Brezilya’da yeni sosyal gerilimlere tanık olduk. Bunların nasıl okuyorsunuz? Bunun, büyümenin yeterince

sağlanamadığı ve ülkelerin toplumsal eşitlik sorunlarına yeterince hitap edemedikleri anlamına geldiğini düşünüyor musunuz? Yunanistan’ın görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?” soruları yöneltildi. IMF Dünya Araştırma Birimi, Ekonomik Çalışmalar Bölüm Şefi Thomas Helbing soruya “Yunanistan için Nisan tahmininin aynısı geçerli... Değişik ülkelerdeki toplumsal huzursuzluk konusunda,

Brezilya ile ilgili tahminimizi yenilemiş değiliz. Şu ana kadar bunun için bir sebep yok. Toplumsal huzursuzluk bir dizi faktörü yansıtıyor. Ve Brezilya’da, örneğin, sanırım bazı kamu hizmetleriyle ilgili hoşnutsuzluk dile getirildi ve Başkan Rousseff bunun üzerine gideceğine söz verdi. Türkiye’de, huzursuzluğun ardındaki etkenler şu ana kadar farklı ve tahminde henüz bir etken olarak dikkate alınmadı” yanıtını verdi.


Ekonomi Finans

14 Ağustos 2013 Çarşamba

TÜRKLER İKİ YILDA BİN EV SATIN ALDI

Türk yatırımcılar 2008 yılında ABD’de patlak veren mortgage krizini fırsata çevirdi. ABD’de 100 bin dolarlık evlerin fiyatı 30 bin dolara inince 2 yıl içinde 1000 Türk Amerika’da ev sahibi oldu (NEW YORK-POSTA 212) Amerikan bankalarının sahiplerinden haciz yoluyla aldığı evler 35 bin dolardan başlayan fiyatlarla satılıyor. Hem kira hem de prim beklentisiyle alınan evlerin yıllık kira getirisi Türkiye’deki bir konutun iki katına denk geliyor. Geçen yıl ev alanlar şimdiden yüzde 20 kâr etti. Türk yatırımcılar 2008 yılında ABD’de patlak veren mortgage krizini fırsata çevirdi. Kredi borcunu ödeyemeyen Amerikalılar’ın evlerini haczeden bankalar 100 bin dolarlık evleri 30 bin dolara indirince tüm dünyadan olduğu gibi Türkiye’den de talep patlaması yaşandı. 2 yıl içinde 1000 Türk Amerika’da ev sahibi oldu. Geçen yıl 30 bin dolara satılan evlerin fiyatı da bu yıl 50 bin dolara yaklaştı.

ABD’den 35 bin dolara alınan evin yıllık kira getirisi 5 bin doları aşıyor. Türkiye’de ise bu rakama alınacak konutlarda kira geliri 3 bin dolar oluyor. Çoğunun içinde kiracı olan evlerin fiyatı da her yıl yüzde 20 artıyor.

» ABD’DE NASIL EV ALINIR

ABD’de ev almak için Amerika’ya gitmek gerekmiyor. Tüm işlemler yatırımcılar Türkiye’deyken yapabiliyor. Önce pasaport fotokopisiyle bir hesap açılıyor. Ardından beğenilen ev için verilen hesap numarasına swift yapılıyor. Evin bedeli aracı kurum yani emlakçının hesabına gönderiliyor. Satış işlemleri bitene kadar para bu hesapta bloke oluyor. İşlemler tamamlandığında Türk yatırımcı Amerikan konsolosluğuna gidip imzalarını atarak evin tapusunu yaklaşık 1 ay içinde üstüne alıyor.

» EV BULMAKTA ZORLANIYORUZ

2008 yılında yatırım bankası Lehman Brothers’ın batmasıyla patlak veren mortgage kriziyle milyonlarca Amerikalı’nın evleri haczedilmişti. Bankalar borçlarını ödeyemeyenlerin evlerini paket halinde satışa çıkarmaya başlamıştı. Başta İngiltere, Kanada ve Çin olmak üzere dünyanın dört bir yanından müşteriler evleri kapıştı. 4 yıl önce satışa çıkan 1.6

milyon konuttan bu yıl itibarıyla 400 bin adet kaldı. Kriz nedeniyle yeni inşaat da yapılmayınca evlerin değeri her geçen yıl arttı. ABD’de 1 yıl içinde 400 bin adetlik stokun da tamamen bitmesi ve yeni inşaat projelerinin başlaması bekleniyor. Türkiye’de konutlar Amerika’daki emlak şirketleriyle ortak çalışan ofisler pazarlıyor. İnternet üzerinden evlerin tüm özel-

likleri, fiyatı ve kira geliri bulunuyor.

» MİAMİ VE DETROİT

» PEŞİN PARAYLA ALIYORLAR

ABD’de ev alan Türklerin tamamına yakını ödemelerini peşin olarak yapmış. Geçen yıl 30-40 bin dolara Türk girişimciler tarafından alınan evler bu yıl 55 ile 60 bin dolara alıcı buluyor. Aynı evin fiyatının önümüzdeki yıl 100 bin dolara çıkması bekleniyor.

yapılan araştırma sonucu Türk yatırımcıların, en çok Orlando, Miami ve Detroit’teki evleri satın almayı tercih ettikleri belirlendi. Bu yerlerin dışında Türk yatırımcılar, Kaliforniya ve New York’a da büyük ilgi gösteriyor. Son iki yılda Türkler’in ABD’nin tamamında aldığı ev sayısı bini geçmiş.

CEO’lar sosyal paylaşım sitelerini kullanmıyor

Dünyadaki en büyük 500 şirketin genel müdürlerinin çoğunun hiçbir sosyal medyada kişisel hesabı yok (ANKARA-ANKA) ABD’de yapılan araştırmaya göre en büyük 500 şirketin genel müdürleri arasında sadece yüzde 32’si Facebook, Twitter, LinkedIn veya Google+ sosyal paylaşım sitelerinden en az birini kullandığını itiraf etti. Rusya’nın Sesi’nin yansıttığı habere göre, araştırma yapan Domo şirketi ile CEO.com sitesinin yayınladıkları raporda, başarılı şirket yöneticilerinin yaklaşık yüzde 68’inin hiçbir sosyal

paylaşım sitesinde hesabı olmadığı belirtildi. Öte yandan yaklaşık yüzde 28’i, profesyonel iletişim için LinkedIn kullanıyor. Bu sitenin üst düzey yöneticiler arasında, sıradan ABD’li internet kullanıcılarına göre çok daha popüler olması dikkat çekiyor. Beş yüz genel müdürden 28’i, yani yüzde 5,6’sı, Twitter’de hesaba sahip ancak sadece 19’u son 100 günde bu siteyi aktif bir şekilde kullan-

dı. Buna rağmen Twitter, genel müdür olan kullanıcı sayısının arttığı servislerden biri olmaya devam ediyor. Şirket yöneticilerinin yaklaşık yüzde 7’si, dünyanın en büyük sosyal paylaşım sitesi Facebook hesabına sahip. Geçtiğimiz yıl bu oran yüzde 7,6’ydı. Facebook’taki popüler genel müdürlerin başında, 17 milyon takipçiyle sitenin başkanı Mark Zuckerberg bulunuyor.

7

ABD’DE EV FİYATLARI ARTTI (NEW YORK-POSTA212) ABD ekonomisinde gözlemlenen düzelme işaretleri öncelikli olarak ülkedeki konut fiyatları ve konut satışlarında yaşanan artışlardan anlaşılıyor. Sektördeki gelişmeleri takip eden Case Shiller Konut Endeksi’ne göre 2013’ün ilk çeyreğinde ABD’de konut fiyatları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 10.2 oranında artış gösterdi. Böylece konut fiyatlarının zirve yaptığı 2007 yılından beri sektör ilk defa iki basamaklı büyüme rakamlarını gördü. Uzmanlar yükseliş trendinin 2014’ün ilk yarısına kadar devam edeceğine ancak daha sonra artış oranlarının yavaşlamaya başlayacağına işaret ediyor. Konut fiyatlarındaki artış ülkenin en zenginlerinin servetlerine servet katmaya da devam etti. Bill Gates’ten basın imparatoru olarak bilinen Randolph Hearst’a kadar birçok ünlü ismin yaşadığı konutların değeri 3-4 kat arttı.

» DETROIT TOPARLANIYOR

Haziran ayında toplam 5 milyon konutun satılması yılbaşından beri gözlemlenen yükseliş trendinin sürdürülebilir olduğunu destekledi. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 15’lik bir artışa işaret eden rakam morallerin yükselmesine de neden oldu. Ekonomik zorluklar nedeniyle konut satışları ve fiyatlarının rekor seviyede gerilediği Detroit gibi şehirlerde ise rekor artışlar kaydedildi. Buna göre konut fiyatlarındaki artış geçen senenin aynı dönemine kıyasla San Francisco’da yüzde 24, Las Vegas’ta yüzde 23’e ulaşırken, Sacramento’da yüzde 21, Detroit’te ise yüzde 18 olarak gerçekleşti.

ABD’DEN SAMSUNG’A YASAK GELDİ

ICT, Güney Kore’nin teknoloji devi Samsung elektronik firmasının bazı akıllı telefon ve tablet ürünleriyle ilgili patentini yasakladı. Apple’a ait iki patent gerekçesiyle kabul edilen yasak, ABD Başkan Barack Obama tarafından 60 gün içinde onaylanması halinde geçerli olacak. Obama’nın veto yetkisi bulunan yasaklamaya ilişkin kararın ABD’deki özellikle Galaxy S II akıllı telefonları ile Galaxy 10.1 tablet müşterilerini ilgilendirdiği belirtilirken, Samsung firmasından yapılan açıklamada, “ABD’de bu konuda tüm tedbirlerimizi aldık” ifadesine yer verildi. Apple ile Samsung, dünya pazarlarında sadece teknoloji ve satış rekabetinde değil, aynı zamanda, 2011 yılından bu yana çeşitli ülke mahkemelerinde devam eden patent davalarıyla da büyük bir mücadele içinde.

ABD’DE bütçe açığı daralıyor (WASHINGTON – POSTA 212) ABD hükümeti, Hazine Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, bir önceki ayda bütçe açığının ekonomist tahminlerinden daha fazla olmasına rağmen, Temmuz ayı itibariyla bir yıl öncesine göre yüzde 38 daha düşük bütçe açığı gerçekleştirdi. Giderler geçtiğimiz ayda gelirlerden 97.6 milyar dolar fazla olurken, bu rakam Temmuz 2012’de 69.6 milyar dolar olarak görülmüştü. Rakamlar Temmuz 2012 ve Temmuz 2013 arasındaki ödeme zamanı farklılığını yansıtırken, Bloomberg anketine katılan 27 ekonomistin tahmin medyanı 96 milyar dolar olarak gerçekleşti. 30 Eylül’de sona erecek olan mali yılda Obama yönetimi, güçlenen ekonominin gelirleri artırmasıyla son federal açığın 759 milyar dolar ile son beş yılın en düşük açığı olmasını hedefliyor. Yükselen vergi gelirleri ve Fannie Mae ile Freddie Mac tarafından konut sektöründeki gelişmelerle Hazine’ye yapılan ödemeler, Beyaz Saray ve Kongre’nin harcamalar, açıklar ya da otomatik bütçe kesintileri konularında uzlaşmaya varması yönündeki baskıları azaltıyor. 1 Ekim 2012’de başlayan 2013 mali yılının ilk 10 ayında, bütçe açığı 607.4 milyar dolara kadar daralırken, bir önceki yılın ilk 10 ayında açık 973.8 milyar dolar olarak kaydedilmişti. Raporda ayrıca gelirlerin Temmuz’da yüzde 8.4 yükselerek 200 milyar dolar olduğu görüldü. Bir önceki yılda gelirler yine aynı seviyede gerçekleşmişti. Harcamalar ise bir önceki yılda 297.6 milyar dolarken, bugün açıklanan verilerde 254.2 milyar dolar olarak görüldü.


8

Güncel

14 Ağustos 2013 Çarşamba

İlhan Tanır @Washingtonpoint

Türkiye ve İsrail’in Değişen Arap Baharı Karneleri 2011 yılı itibariyle İsrail, kaygılı bir şekilde Arap ayaklanmalarının kendi yaşamsal koşullarına negatif etkilerini düşünmekle zamanını geçirdi. Sonrasında Tunus, Mısır ve Libya’da popüler İslamcı hükümetlerin kendisine karşı alacağı siyasi tavrı beklemeye başladı. Mısır’da, Mursi’nin İslamcı hükümeti döneminde Sina’daki aşırı elementlerin kendi milli güvenliğine tehdit olarak algıladı, Kahire’deki Büyükelçiliklerinin basılmasına şahit oldu. İsrail ayrıca 40 yıldır Esad ile süregiden istikrarlı komşuluk ilişkilerindeki olası köklü değişimi hesaplamaya çalıştı. K. Afrika’da başarılı şekilde iktidarları alan İslamcı hükümetlerin, hızlı bir değişimle Suriye’de olabilme ihtimali, sağcı Netanyahu hükümetini ‘tarafsız’ pozisyona sürükledi. Belki de bu nedenle, ABD’nin etkisiz Suriye politikası İsrail’in Suriye politikasına paralel gelişti. İsrail devlet aklı, Suriye muhaliflerinin de kendisinden nefret ettiğini düşündü, Esad’ın gidişinin iyi mi kötü mü olacağı noktasında kararını veremedi. Hızla büyüyen ve daha etkili olmaya başlayan Suriye isyanı, 2012 yazı itibariyle zafere doğru gidiyor görüntüsü verdi. Amerikan ve Batılı istihbarat kurumları, Esad yönetimine en fazla 6 ömür biçiyor, ABDli eski yetkililer, Esad rejiminin yıkılmasını an meselesi olarak gördüklerini yazıyordu. Türkiye ile de arası iyi olmayan İsrail hükümetinin bölgedeki ‘’trajik’’ durumu hakkında Washington’da toplantılar düzenleniyor, İsrail’in hangi tavizleri vermek kaydıyla bu durumdan daha az dezavantajlı kurtulabileceği öğütleri veriliyordu. Bu toplantılarda uzmanlar, İsrail’in en azından Türkiye ile ilişkilerini, bir an önce özür dileyerek düzeltmesinin aciliyetinden bahsediyordu. ABD’li ve Avrupalı diplomatlar da İsrail yetkililerine sürekli Ankara’ya özür etmesi gerektiği yönünde ısrar etti. Ankara ise Arap İsyanlarından en çok avantaj sağlayan ülke olarak 2012’yi bitirdi. K.Afrika ama özellikle Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in kazanımları, bu hareketlere eskiden beri sempati duyan AKP hükümeti ve tabanını yükselen güç olarak işaret ediyordu. Başbakan Erdoğan’ın 2011 sonundaki K.Afrika ziyareti, oralardaki iştiyaklı karşılamalar ve Türkiye’nin olumlu imajı Washington’da da, diğer başkentlerde olduğu gibi yankı buldu. Suriye konusunda da Türkiye riskli bir politika benimsedi. Erdoğan, 2011’in sonundan başlayarak, 2012 yılında Esad’a meydan okuyan bir tavır takındı. Suriyeli isyancılara kapılar açıldı, mülteciler ağırlandı. Suriye’nin Müslüman Kardeşleri, kapı komşusuna gelecek yeni bir müttefik hükümet olarak beklendi. Türkiye’nin etkisi artıyor, yeni hükümetler AKP’nin sağlam müttefikleri olarak görülüyordu. Yeni Osmanlıcı retorik, bölgedeki olaylara liderlik, Ankara’nın yeni imajınının kodları olarak sıklıkla tekrar ediliyordu. 2013 ise önceki yılların aksine, Ankara için arka arkaya kötü haberlerin yaşandığı yıl oldu. Esad, göründüğünden daha güçlü çıktı. Üstüne, Esad rejimi 2012’de Türkiye’nin F4 jetini düşürmesine, Reyhanlı’da Cumhuriyet tarihinin en kanlı bombalama olaylarını planladığı kabul edildiği halde, Ankara doğrudan bir cevap vermek konusunda isteksiz davrandı. Esad türlü şekillerde Ankara’ya güvenlik problemleri yaşatırken, Erdoğan’ın yıllardır savurduğu tehditlere karşı yapabileceğinin oldukça sınırlı olduğu görüldü. 2013’de Gezi protestoları ile sarsılan AKP hükümeti, Mısır’daki yakın müttefikinin bir darbe ile yerinden edilmesi ile adeta şoka girdi. Suriye’de Esad özellikle ülkenin batısında kendini güçlendirmeye başladı. Suriye krizinin derinleşmesi ile Türkiye’nin Irak, İran ve Hizbullah güçleriyle arası giderek bozuldu. Mısır darbesine karşı Erdoğan’ın sert tavrı, giderek Körfez ülkelerinde de Ankara’ya olan tepkisini artırdı. İsrail hükümeti ise, Suriye’de iç savaşın devamıyla, Suriye içine, Hizbullah hedeflerine saldırılarını sıklaştırdı. Mısır’da, kendisine daha yakın olarak kabul ettikleri darbe hükümeti sonrası, Sina çölünde 40 yıl sonrasında ilk kez operasyonlara dahi başladı. Ortadoğu Barış görüşmelerine katılarak, barış isteyen bir imaj kazanma çabasına girdi. Etrafında iç çekişmelere girişen komşularını izlemeye koyularak, İran’ı yeniden yakın izlemeye aldı. Ankara, Almanya ve AB’yi dolaylı olarak dış mihrak olmakla suçlamaya başladı. Batı ve Doğu’da yalnızlaşan bir ülke oldu. Arap İsyanlarının başlamasından 2.5 yılı aşkın bir süre sonra İsrail’in kendine güveni yerine gelirken, Türkiye yakın ve uzak komşuları ile kavgalı, etkisi sınırlanmış ve Esad’a cevap veremez görüntüsüyle caydırıcılığı sarsılmış bir pozisyona geldi. İç güveni yerinde olmayan bir aktörün, rahat hareketi veya ilişkilerinde kararlılık gösterisi daha güç olacaktır. Ankara, en kısa zamanda Mısır’da olanları yeniden masaya yatırarak, ilkeli ama çıkara odaklı bir pragmatizmin karışımı olan dış politikaya ulaşmalıdır. Yanlışları düzeltme, ilişkileri yeniden düzenleme gibi algılanacak dış politika hamleleri, Türkiye’nin kendine güvendiğini gösterecektir. Hatalarda ısrar, kendi realitelerini yaratmakla gerçek dünyadan kaçış ise hayal dünyasında yaşamayı yeğlediğini. Önümüzdeki aylarda özgüven gelecek mi, hayal dünyasına daha çok yatırım mı yapılacak. Göreceğiz.

TENEO INTELLIGENCE: HÜKÜMET ERGENEKON’LA YETİNMEYEBİLİR ABD’li siyasi risk danışma kuruluşu Teneo Intellıgence, Ergenekon kararları üzerine “Bu tip davaların devam etmesinden korkuluyor. Hükümetin muhalefetle bağlantılı diğer aktörlerin peşinde görebiliriz” yorumunu yaptı (NEW YORK-POSTA 212) New York merkezli siyasi risk danışma kuruluşu Teneo Intelligence, Ergenekon kararlarını “Bu tip davaların devam etmesinden korkuluyor. Hükümetin kurumlar üzerindeki denetimi şimdi daha da tam, ancak bağımsız basın daha zayıf; yani hükümeti muhalefetle bağlantılı diğer aktörlerin peşinde görebiliriz” değerlendirmesi yaptı.

» GENİŞ YER VERİLDİ Wall Street Journal, Ergenekon kararlarıyla ilgili haberinde Teneo Intellıgence yorumuna geniş yer verdi. Wall Street Journal gazetesinin Ergenekon mahkûmiyetleriyle ilgili haberinde ordunun eski yöneticisi pozisyonundaki 16 kişinin ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı belirtilirken, Silivri mahkemesinin ülkeyi bö-

len ve İslamcı hükümet ile laik ağırlıklı muhalefet arasındaki çatışmayı simgeleyen bir dönüm noktası durumundaki davayı sonuçlandırdığına dikkat çekildi. WSJ, mahkemenin Türkiye’deki derin siyasi bölünmelerin yaşandığı bir dönemde tamamlandığını, haziran ayında milyonlarca kişinin otokratik yönetimde bulunduğunu iddia ettikleri Başbakan Erdoğan’a karşı ha-

yal kırıklıklarını açığa vurduğunu, hükümet karşıtı büyük protestolar sonucu öfkeli bir noktaya gelindiğini belirtti. Gazete yavaş ama hala devam eden haziran protestoları sonrası AKP’nin muhalefeti baskılama arayışında bulunduğunu iddia eden kimi gözlemcilerin önümüzdeki aylarda siyasi motivasyonlu dava beklentilerinin arttığını bildirdi.

Economist: “Erdoğan’ın elde ettiği en büyük başarı!’’ Haftalık Economist dergisinin son sayısında Ergenekon davasıyla ilgili yer alan değerlendirme yazısında “Türk demokrasisi için ileriye doğru atılmış, geri dönülmez bir adım olacaktı. Ancak beş yıl süren ve aralarında ordu mensupları ve onların işbirlikçisi olduğu iddia edilen 275 sanığın darbe komplosu kurmakla suçlandıkları Ergenekon davasında 5 Ağustos’ta verilen ağır cezalar, pek çok kişinin, aksi yöne gidildiği inancını pekiştirdi” ifadelerine yer verildi (ANKARA - ANKA) Haftalık yayınlanan Economist dergisinin bugünkü sayısında Ergenekon davasıyla ilgili yer alan değerlendirme yazısında “Türk demokrasisi için ileriye doğru atılmış, geri dönülmez bir adım olacaktı. Ancak beş yıl süren ve aralarında ordu mensupları ve onların işbirlikçisi olduğu iddia edilen 275 sanığın darbe komplosu kurmakla suçlandıkları Ergenekon davasında 5 Ağustos’ta verilen ağır cezalar, pek çok kişinin, aksi yöne gidildiği inancını pekiştirdi” ifadelerine yer verildi. BBC Türkçe’nin yansıttığı habere göre Dergi “Saygı gören eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve diğer 18 sanığa, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’ni devirmek için komplo kurmaktan ömür boyu hapis cezası verildi” derken aralarında avukatların, gazetecilerin ve akademisyenlerin de bulunduğu diğer sanıklardan 21’inin beraat ettiğine dikkat çekti. Ergenekon davasının, ordudaki generallerin, AK Parti’nin itibarını düşürmek için bir ‘kirli işler’ birimi kurduğu savına dayadığını yazan Economist, hazırlandığı iddia edilen komplo çerçevesinde camilerin bombalanmasının ve Hıristiyanların öldürülmesinin planlandığının iddia

edildiğini aktardı. Dergi “Ordunun muhalif Kürtler’in topluca öldürülmesine ve diğer ‘devlet düşmanlarının’ işkence görüp cezaevine atılmasına verdiği destekle dolu siciline bakıldığında bu iddialar inandırıcı gelebilir” yorumunu yaptı.

» ERDOĞAN’IN BÜYÜK BAŞARISI 

“Generalleri saf dışı bırakma Erdoğan’ın bugüne kadar elde ettiği en büyük başarı” diyen Economist, bu hafta verilen cezaların, gelecekte benzer planlar yapacak kişilere de açık bir mesaj verdiğini belirtti. Ancak, bu dava için özel inşa edilen duruşma salonunda yapılan yargılamanın, başından beri tartışma yarattığını vurgulayan dergi, “2007’de ordu tarafından devrilmek istenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bile dava ve yargı süreci konusunda bazı endişeler” dile getirdiğini hatırlattı. Dergi yazısını, “Bu endişeler, hükümetin Kürtlerle siyasî bir çözüm arayışına destek veren Başbuğ’un 2012’de tutuklanmasıyla arttı” şeklinde sürdürürken “Erdoğan da yakın zamanda ‘Başbuğ’a terör örgütü üyesi diyenleri tarih affetmeyecektir’ dedi. Başbuğ’un kızı davayı ‘komedi’ diye nitelerken, CHP Genel Başkanı Kemal

Kılıçdaroğlu ise savcıların ‘adalet değil intikam’ peşinde olduğunu savundu” ifadelerini de kullandı. Savunma avukatlarının uzun süredir, müvekkilleri aleyhindeki kanıtların ya uydurma ya da tahrif edilmiş olduğunu söylediğini aktaran Economist, davayı izleyen Batılı diplomatların da, “davanın geçerliliğine gölge düşürmeye yetecek kadar çok açık olduğu” görüşüne katıldığını belirtti.

“ERDOĞAN, GÜLEN KADROSUNU TEMİZLEMEK İSTİYOR” Economist, “Kimileri de bu dava-

da, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Fethullah Gülen ve ona bağlı hareketin parmağı olduğunu düşünüyor” derken ordunun peşini hiç bırakmadığı Gülen hareketinin AK Parti iktidarında canlandığını vurguladı. Dergi, “Gülen hareketinin polis güçlerine ve yargı kadrolarına o kadar büyük sayılarla sızdığı söyleniyor ki, bunu kendisine bir tehdit olarak gören Erdoğan, bu kadroları temizle-

mek istiyor” saptamasında bulundu. “Eğer Erdoğan’ın giderek artan baskıcı yönetimi olmasaydı, kamuoyu, bu davayı olumlu bir ışık olarak görebilirdi” diyen Economist, binlerce kişinin yaralanmasına beş kişinin de ölümüne neden olan Haziran ayındaki protesto gösterilerine hükümetin verdiği sert yanıtın, tüm dünyada imajını zedelediğini de belirtti. Dergi, “Bunu hiç umursamayan Erdoğan, Yahudileri kastederek, bir faiz lobisinin ve onların piyonlarının, Türkiye’yi zayıflatmak ve AKP’yi devirmek için bu protestoları planladığını söylemeye devam ediyor” dedi ve yazısını şöyle noktaladı: “Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu Koç Holding, İstanbul’daki otellerinin kapılarını polis vahşetinden kaçan protestoculara açtığı için hedef alınırken Erdoğan, Divan Oteli’nin suçlulara yardım ve yataklık ettiğini söyledi. 24 Temmuz’da polis destekli vergi müfettişleri, aralarında Tüpraş’ın da bulunduğu, Koç Holding’e ait şirketlerin merkezlerine baskınlar düzenledi. Baskın haberinin ardından, Koç’un İstanbul Borsası’ndaki hisselerinin fiyatları dibe vurdu. Şirketin bir gündeki kaybının 1,8 milyar lira olduğu söyleniyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu teftişlerin rutin çalışmalar olduğunu söyledi. Ancak İstanbul merkezli bir büyük işadamı, ‘Bunlar, baskı ve korku salma taktikleri. Rutin olan asıl bu’ diyor.”


Güncel

14 Ağustos 2013 Çarşamba

9

Arzu Kaya

Uranlı twitter@arzukayauranli

Etkili biri anısına 7 paragraf

B

Soğuk Savaş yılları gibi Amerika ve Rusya arasındaki atışmalar zirve yaptı. Kremlin, Obama’nın randevu iptaline, ‘Çocuk gibiler’ dedi. Beyaz Saray ise, anında cevap verdi: Rusya ile ilişkilerimiz en küçük detaya kadar gözden geçirilecek (ANKARA-POSTA 212) Rusya’nın ABD Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) eski analisti Edward Snowden’a geçici sığınma hakkı vermesi ve ardından Başkan Barack Obama’nın eylülde St. Petersburg’da düzenlenecek G20 zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı görüşmeyi iptal etmesiyle tetiklenen gerginlik sürüyor. Obama, önceki gün Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, ‘Rusya ile ilişkileri tekrar gözden geçirmeleri gerektiğini’ söylerken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan da Beyaz Saray’a ‘yetişkinler gibi davranın’ şeklinde bir ‘azar’ geldi. Bu gerginlik akıllara ABD ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (Rusya) yıkılmadan önceki yıllardaki soğuk savaş yıllarını anımsattı.

» DAHA ÇOK ŞEFFAFLIK

Obama, basın toplantısının başında NSA’in izleme programına yönelik tepkilere yanıt verdi. Obama izleme programlarından vazgeçilemeyeceğini söylerken, ‘suiistimallere karşı önlemleri sıkılaştıracaklarını belirtip ‘daha fazla şeffaflık’ taahhüdünde bulundu. Ulusal güvenlik ve bireysel haklar arasında iyi bir denge kurmanın önemli olduğunu söyleyen Obama, “ABD halkına bu programın kötüye kullanılmasının engellenmesine ilişkin daha fazla güvence verecek adımlar atabileceğimize inanıyorum. Programı gözden geçirip bu yetkinin kullanımına ilişkin daha fazla şeffaflık ve sınırlama getirebiliriz. ABD Başkanı olarak benim için dahi mevcut programlara güvenmek

adına yeterli değil. ABD halkının da o programlara güvenmeye ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

» ‘ESKİ DÖNEME DÖNÜŞ’

ABD Başkanı, Snowden üzerinden de Rusya’yı eleştirdi. ‘Rusya’nın Soğuk Savaş dönemindeki düşünce şekline geri döndüğünü’ savunan Obama, ‘eski Rusya lideri Dmitri Medvedev döneminde temeli atılan pozitif ivmenin Putin’in iktidara dönüşüyle frene bastığını’ söyleyerek Putin’i açık dille eleştirdi: “Rusya ile ilişkilerimizde SSCB’nin dağılmasından beri her zaman biraz tansiyon vardı. İşbirliğinin yanı sıra yarışma da vardı. Son olay, Suriye ve insan hakları konularının da içinde olduğu bir dizi anlaşmazlıklarımızdan birisi. İkili ilişkilerde şu an bulunduğumuz noktayı daha iyi anlamamız ve gerekirse gözden geçirmemiz için Rusya ile diyaloğa ara vermekte fayda olduğunu düşünüyorum.” Obama, Putin’le ikili görüşmeyi iptal etmesinin tek nedeninin de Snowden olmadığını ifade edip “Burada Rusya’nın insan haklarına bakışıyla Suriye krizinde takındığı tavır da önemli rol oynamıştır” dedi.

» ‘PUTİN ÇOCUK GİBİ’

Obama, tüm bu sözlerine karşın ‘Putin ile ilişkilerinin kötü olduğu’ yorumlarını da reddetti: “Bunları söylerken Putin ile aramızın açıldığını varsaymak da herhalde yanlış olur. Kendisiyle yaptığım birçok temasta aramızda yapıcı görüşmeler olmuştur. Vurgulamak istediğim husus Rusya’nın geriye değil ileriye bakması gereğidir.” Ancak Obama, Rusya lideriyle ilgili

ilginç bir benzetme yapmaktan da geri durmadı. Hazirandaki G8 zirvesinde Putin ile ‘uyumsuzlukları’ medyada çok konuşulan Obama, “Basının vücut diline odaklanmaktan hoşlandığını biliyorum. Putin’in öyle bir duruşu var. Sınıfın arka sırasında oturan sıkılmış çocuk gibi görünüyor. Ancak konuşmaya başladığımızda çok üretken oluyoruz” dedi. Obama, Snowden’ı da ‘ABD güvenliğini tehlikeye atmakla’ suçladı: “CIA sırlarını açığa veren Snowden’ı vatansever birisi saymıyorum. Neden mi? Böyle birisi olsaydı doğru olduğunu düşündüklerini gelir ülkesinde mahkemede savunmayı tercih ederdi. Kaçış ve gizlenmeyi değil.” Öte yandan Lavrov ise Washington’da ABD’li mevkidaşı John Kerry ile düzenlediği basın toplantısında, Beyaz Saray’ı eleştirdi. Snowden’a geçici sığınma verilmesinin ABD ile ilişkilerde ‘yeni bir Soğuk Savaş dönemi başlamasına neden olmayacağını’ vurgulayan Lavrov, “Yetişkin insanlar gibi hareket etmeliyiz. Biz, böyle hareket ediyoruz. Ve bu davranışımızın karşılık göreceğini umuyoruz” ifadelerini kullandı.

RUSYA: ARTIK SİYASİ SÖMÜRGE DEĞİLİZ ABD Başkanı Barack Obama’nın önceki gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i hedef alarak söylediği “putin sınıfta sıkılmış çocuk gibi”sözlerine Moskova’dan, “Rusya artık ABD’nin siyasi sömürgesi değildir” yanıtı geldi Obama’nın Rusya lideri hakkında kullandığı ifadelerle ilgili olarak Twitter hesabına yanıt veren Rusya parlamentosu alt kanadı Duma Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Aleksey Puşkov, “Washington’da oturanlar Rusya’nın artık ABD’nin siyasi sömürgesi olmadığını anlamalı. İlişkilerimizde verileceği söylenen aranın Beyaz Saray tarafından bu gerçeğin idrak edilmesi için kullanılacağını umuyorum. Rusya artık Yetsin Rusya’sı değil” dedi.

» PUTİN: GÜÇLÜ OLMALIYIZ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yıllar önce KGB ajanıyken judoya ilk başladığında ona hocalık yapan sporcu Anatoliy Rahlin’in ölümü nedeniyle St. Petersburg’a gitti. Putin’in yakınlarına, “ABD ile ilişkilerimiz bundan sonra farklı bir alanda sürecek. O nedenle çok güçlü olmamız gereken bir dönemden geçeceğiz” dediği iddia edildi.

İZİ kimin ve neyin nasıl etkileyeceğine karar vermemiz en doğal hakkımızdır... diyor Stephen R. Covey bir fenomene dönüşen “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabında. Birçoklarının hayatında önemli rol oynayan bu kitap, beni de çok derinlerden etkiledi. Covey’in, geçen yıl meydana gelen vefatının ardından, New York Times Gazetesi yazarlarından Douglas Martin, “Covey kendi başarısına biraz şaşkınlıkla yaklaşıyordu” diyor ve aktarıyor, “O sadece insanlara zaten bildikleri şeyleri söylediğini düşünüyor ve bunu iyi davranışın etkinliği olarak yorumluyordu. Covey’e göre tüm insanlar, iyi içgüdülerinden güzel alışkanlıklar oluşturabilir.” Covey’in yedi ilkesini şöyle sıralayabiliriz: 1. Öngörülü olun. 2. Yapacağınız işin sonunu düşünerek işe başlayın. 3. Önce yapılması gerekeni yapın. 4. Olaylara hep kazanımlar açısından bakın. 5. Anlaşılmak istiyorsanız anlamaya çalışın. 6. Sinerji oluşturun. 7. Kendinizi sürekli yenileyin. “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabı ilk okuduğumda, benim için en ilham verici ve etkili bölümlerinden biri “Paradigmalar ve İlkeler” olmuştu. Bu bölümde, “Dünyayı olduğu gibi değil; olduğumuz gibi görüyoruz. Kendimizi onu nasıl görmeye koşullandırdıysak ancak o şekilde görebiliyoruz” diyen Covey, etkili bir şekilde değişebilmek için öncelikle algılarımızı değiştirmemizin gerektiğini söylüyor. “Dünyayı üzerinden gördüğümüz objektifin lenslerini iyi seçmeliyiz, gördüğümüz dünya kadar ona ardından baktığımız lens de dünyayı nasıl yorumlayacağımızda etken” diyerek fikrine dikkat çekiyor. Covey’in “problemi nasıl gördüğümüz problemdir,” ifadesini ilk okuduğumda değişik konular üzerindeki bakış açımı kurcalamaya başladım ve gerçekleri değiştiremeyeceğime göre gerçeklere bakışımı değiştirmem gerektiğini kavradım. Zira gerçeklere bakışımız onları nasıl algılayacağımızı da belirliyor ve kişiden kişiye büyük ölçüde değişiklik gösterebiliyor. Davranışlarımızı, her zaman, etrafımızda olup bitenlerden çok fikirlerimiz belirliyor. Farklı tepkilerimiz yüzde yüzde farklı sonuçlar doğurabiliyor. Tıpkı Said Nursi’nin dediği gibi “güzel bakan güzel görüyor; güzel gören de hayatından lezzet ve keyif alıyor.” Madem ki esas olan dünyanın nasıl göründüğü değil bizim ona nasıl baktığımız, o zaman olumlu sonuçlar elde edebilmek için aklımızdan olumsuz düşünceleri silip atmamız gerekiyor. Covey’in kitaplarını okuduğumdan beri aklı başında, mutlu ve sakin kalabilmek için bu 7 alışkanlığı hayatıma uygulamaya çalışıyorum ve olaylar karşısında bakış açımı pozitif tutabilmek konusunda da ciddi çaba harcıyorum, çünkü Covey’in “Hayatımızın yaratıcı gücü içimizdedir. Koşullarımızdan çok düşüncelerimizde varolur. Eğer bazı şeyleri olması gerektiği yapabilirsek hedeflerimize ulaşabiliriz” sözüne tüm kalbimle inanıyorum. Kimi zaman kendime hatırlatabilmek için Covey’in bazı sözlerini yazdım ve çalışma masamın kenarına iliştirdim. En sevdiklerimi paylaşmak isterim: “Önemli olan önemli olanı önemli tutmaktır.” “Acil olanı yetiştirebilmek için önemli olanı yapmaya daha çok vakit harcama.” “Mutluluk da mutsuzluk gibi, öngörülü bir seçimdir.” “Hayatlarında disiplin olmayanlar değişken ruh hallerine, iştahlarına ve tutkularına köle olur.” Maalesef, günümüzde, birçok dikkat dağıtıcı unsurla iç içe yaşıyor ve işlerimizi zamanında halledebilmek için gereğinden fazla çalışıyoruz. Bunun sonuncunda da sadeliği ve bilgeliği yitiriyoruz. Bu yüzden, çok yönlü hayatımızı sürdürebilme mücadelesi verirken bazen kendimizi darmadağın hissediyor ya da merhum Covey’in dediği gibi, “ince şeylerin genişliğinde kayboluyoruz”. Covey bunu aşabilmek için her yeni güne sahip olduğumuz derin kişisel ilkelere bağlı başlamayı öneriyor ve zorluklar karşısında karar verirken de bu değerlere sıkı sıkı sarılmayı tavsiye ediyor. Covey’in tavsiyeleri ile bir kez daha anladım ki, aile ve iş hayatını dengeli bir şekilde sürdürebilmek ve ruhsal olarak kendimizi besleyip geliştirebilmek için sadece kendi kendimizle de zaman geçirmeye ihtiyacımız var. Her gün, değişmez ilkelerimizi hatırlatmak, ruhumuzla etkileşime girmek ve onu beslemek için özel bir zamana gereksinim duyuyoruz. Bu, yaşamın her boyutunda daha iyi seçimler yapabilmemiz ve hayatımızdakilerle daha sağlam bir iletişim kurabilmemiz için gerekli. Böylece insan olarak kendimizin ve sınırlarımızın da farkına varıp bakış açımızı genişleterek hayatımızdaki en önemli değerlerle bağımızı güçlendirebiliriz. “Herkes kendi hayatından sorumlu,” diyor Covey ve ekliyor: “Bizler ruhani yolculuktaki insanlar değil; insani yolculuktaki ruhlarız.” Huzur içinde yat, sevgili Covey. Hayatıma dokunduğun için çok teşekkürler...

ABD İLE RUSYA ARASINDA YAŞANAN GERİLİMİ SONA ERDİRME ÇABALARI SÜRÜYOR Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry ve Savunma Bakanı Chuck Hagel, Washington’da Rus meslektaşlarıyla bir araya geldi ve iki ülke arasında son dönemde yaşanan gerginlikleri gidermeye çalıştı. Amerikalı yetkililer görüşmelerin “olumlu ve yapıcı tonda” geçtiğini bildirmekle birlikte bakanlar, iki ülke ilişkilerinin gerilmesine yol açan konularda samimi ifadelerde bulunmaktan kaçınmadı. Dışişleri Bakanlığı merkezinde konu-

şan Kerry, Amerika-Rusya ilişkilerini yalnızca ortak çıkarların değil, kimi zaman çatışan çıkarların da belirlediğini söyledi. Yanında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’la birlikte açıklama yapan Kerry, “Sayın Lavrov ve ben yaşlı buz hokeyi oyuncularıyız. İkimiz de zaman zaman diplomasinin de, aynı buz hokeyi gibi sert çarpışmalarla sonuçlandığını biliriz” diye konuştu. Amerikalı yetkililer, Rusya’nın eski ABD Ulusal Güvenlik Dairesi çalışanı Edward Snowden’a geçici sığınma hakkı

vermesinden duyulan memnuniyetsizliği Kerry’nin Lavrov’a ilettiğini bildiriyor. Amerika, Ulusal Güvenlik Dairesi’nin, telefon ve internet iletişim kayıtlarını topladığı gizli programını deşifre etmesinden dolayı Snowden’ı casusluktan yargılamak istiyor. Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ve Savunma Bakanı Sergei Şoygu da, Başkan Barack Obama’nın gelecek ay Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapacağı zirveyi iptal etmesinden duyulan memnu-

niyetsizliği Amerikalı meslektaşlarına iletti. Ancak Lavrov, ilişkilerin gerilmesine rağmen Soğuk Savaş günlerine dönmenin imkansız olduğunu belirtti. Başkan Obama Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Putin’le arasındaki ilişkilerin kötü olmadığını söylemekle birlikte Rus lideri zaman zaman “sınıfın arka sıralarında oturan canı sıkılmış bir öğrenciye” benzetti. Obama, Rusya’nın ilerleme kaydetmesini bekledikleri konularda tek bir adım bile atmadığını belirtti.


10

Güncel

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Aman ölmeyin bekleyin bahar gelir belki

Snowden'in kullandığı e-posta servisinin fişi çekildi

MÜSLÜMANLAR PARK EDEMEZ ABD’nin Houston kentindeki Westview Alışveriş Merkezi’nin otoparkına konulan “Müslümanlar park edemez! Aracınız çekilir” levhası tepki çekti (TEKSAS-POSTA 212) ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinin Spring Branch bölgesindeki Westview Alışveriş Merkezi’nin otoparkına “Müslümanlar park edemez” levhası konuldu. El Faruk Camisi’nin cemaatini uyarmak için asıldığı ileri sürülen yazı, gelen tepkiler üzerine birkaç saat içinde kaldırıldı. ABD basını, söz konusu hareketin çok terbiyesizce olduğunu yazdı. Westview Alışveriş Merkezi çalışanları ise cami cemaatiyle AVM’nin park alanı konusunda bazı sorunlar yaşandığının altını çizdi. Çalışanlar bu konuda daha da ileri giderek, levhanın AVM sahibi Steve Kwon tarafından konmuş olabileceğini ileri sürdü. Ancak Kwon bu iddiaları reddetti. Kwon, yerel televizyon kanalı KPRC-TV’ye “Bunu ben koymadım” dedikten sonra yazıyı söktü.

ahmetbug@gmail.com

Dışlayıcı siyaset Türkiye’yi nereye götürüyor?

Ü

Y

UNANİSTAN ekonomisinin çıkmazı ve IMFnİn rolü, küresel çatlak yaratma yolunda. Başrolde yine Brezilya var iki hafta önce IMFnİn Yunanistan’a yardımı onaylaması sırasında Brezilya temsilcisi itiraz etmiş, -Yunanistan’a yardımın faydası yok. Dalacaklar-demişti. Brezilya’nın IMF temsilcisini istişare için geri çağıran Maliye Bakanı Mantega önceki gün “Yunanistan’ın kredi dilimini destekliyoruz, ama Yunanistan ve diğer sorunlu Euro ülkelerine yönelik IMF destekli programlar gözden geçirilmeli. Bu sıkı programlar gerçekçi hale getirilmeli, ekonomiler canlanmalf dedi. Brezilya bu kez sesini yükseltmeden kritik bir çıkış yaptı. Üstelk Mantega konuştuktan birkaç saat sonra Başkan Obama. Beyaz Saray’da Yunanistan Başbakanı Samaras’ı ağırladı. Obama: Yunan ekonomik programı çok cesur ve zorlu. Borcu Ödemek ve kemer sıkmak gerekli, ancak ekonomik büyüme ve istihdam da gerekli- dedi. Böylece Brezilya ile ABD farklı gerekçelerle aynı şeyi söylediler: IMF-AB-Avrupa Merkez Bankası üçlüsünün krizdeki Euro ülkelerine şart koştukları -kemer sık- politikası işe yaramıyor. ikisi de aynı şeyleri söyledi ama ABD ile Brezilya’nın duruşları farklı. Obama Samaras’a -Aman programdan sapmayın, isteneni yapın, devam edin- diyor. Hatta bir yoruma göre Yunan hükümetinin dağılma ihtimaline karşı -Aman dağılmayın-diyor, hükümete siyasi destek veriyor. Ama sonuçta: Dua var. para yok. Brezilya ise -Program büyüme sağlamıyor- diyerek geniş bir sorun listesini tartışmaya açıyor Sonsuz kemer sıkma, halkı ve ekonomiyi felç ediyor, bu programlar çare değil. IMF doğru olanı yapmıyor, IMF’nin ekonomik tahminleri tutmuyor ve olayın ucu: IMF tercihleri ekonomik değil, siyasidir- sonucuna gidiyor. Kemer sıkarak borç düşürme ve her durumda borcu aksatmadan geri Ödeme modelinin ısrarcısı, Almanya. Yan konu olarak: Borç düşmezse büyüme olmaz kuralı- meşhur ekonomistler Rogoff-Reinhart’ın teorisiydi. Birbiri ardına başka bilim adamları: Bu teori yanlış, biz de aynı rakamları kullanıyoruz, ama sonuç öyle değil- diyor Diğer yan konu: IMF’nin kime ne para vereceğine Brezilya değil. ABD-Avrupa karar veriyor. Oy sistemi öyle. Peki aşırı borçlu ve krizdeki Euro ülkeleri için kurtuluş kemer sıkmadan nasıl olacak? Hem sıkı program uygulayacaklar, hem yeni bir ekonomi yaratacaklar, hem borç Ödeyecekler... Öyle bir sihirli çare yok. Olmadığını son üç yıldır uygulamalı görüyoruz. Obama ve Mantega’nın söylemedikleri şu: Bu ekonomilere ya daha fazla ve sürekli para akıtmak lazım ya borçlarını silmek lazım ya da Euro’dan çıkmaları lazım. Uç çareyi Almanya ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) duymak bile İstemiyor Bakmayın AMB Başkanı Draghi’nin top çevirmesine. Asıl formül, eşeğin ölmemesi ve bahar gelince çayırların yeşermesinin beklenmesi. Mantega ve Brezilya’da bir boyut daha var: Brezilya IMF temsilcisi masaya vurarak konuştu. Mantega yumuşak sesle söylüyor Bilenlere göre masaya vurmak Brezilya’nın merkez-sol yönetimine İç politikada avantaj sağlıyor. Mantega ise dış kaynak ihtiyacı artan Brezilya’nın piyasalar ve IMF ile İtişmesini istemiyor. Zaten Brezilya’nın IMF temsilcisi görevine geri dönecek. Bu arada Mantega’nın neden yumuşak konuştuğuna bir başka neden: Brezilya AB İle Ticaret Anlaşması yapmak istiyor. Sonuçta vurarak ya da severek söylenen aynı. Euro Bölgesi yapısal krizinde yalnızca zaman geçiriliyor. 22 Eylül Alman seçimine kadar zaman geçirilsin, tamam... Sonra? Sonra yeni Alman hükümetinin daha cömert olabileceği iddiaları var. Ama Yunanistan sorun ise program hedeflerine zaten varılamadı, orada da zaman geçirildi ve genç işsiz oranı yüzde 65. IMF bile -programda 11 milyar Euro açık olacak- diyor. Bu açığın çaresine bu yıl sonundan başlayarak bakılmak zorunda. Sonra yine IMF -7.4 milyar Euro Yunan borcu silinmek zorunda- diyor Yani hem para vereceksin, hem de alacağını sileceksin... IMF, fiilen katıldığı bu oyunun tutmayacağını söylüyor. IMF paydaşları -oyunu sürdürün- diyor Bir yerde yol ayrımına gelinecektir.

Ahmet Buğdaycı

Snowden’in gönderdiği e-postaları şifreleyen şirket “halka karşı işlenen suça ortak olmamak için” kapanma kararı aldı (TEKSAS- POSTA 212) ABD'nin dinleme bilgilerini tüm dünyaya sızdıran Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) eski çalışanı Edward Snowden'in kullandığı iddia edilen elektronik postaları şifreleyerek göndermeyi sağlayan Lavabit isimli şirket kapandı. Elektronik posta servisi Lavabit'in kurucusu Ladar Levinson, şirketinin kapanması ile ilgili internet üzerinden bir açıklama yaptı. "Zor bir karar vermek zorundaydım. Ya Amerikan halkına karşı işlenen suçlara ortak olacaktım, ya da on yıllık devasa bir çalışmayı sonlandırarak kendime farklı bir yol çizecektim" diyen Levinson, çalışmalarını askıya aldığını, altı haftadan fazla bir süredir devam eden tartışmalar sonunda böyle bir karar vermek zorunda kaldığını söyledi. Levinson, Teksas eyaletinde faaliyetlerini sürdüren şirketinin kapanışı ile ilgili merak edilen detayları şu anki koşullar altın-

da paylaşamadığı için üzüntü duyduğunu ekledi. Amerika aleyhine istihbarat sızdırmaktan suçlanması üzerine Rusya'ya sığınan Ulusal Güvenlik Dairesi'nin eski ajanı Snowden'in, Moskova'daki Şeremetyevo Havalimanı'nda kaldığı sırada Lavabit hesabını kullanarak iletişim kurduğunun tespit edilmesi üzerine, şirket ABD yetkililerin hedefi haline gelmişti.

E- postaların güvenliğini sağlayamadığı gerekçesiyle, Silent Circle şirketi de elektronik posta servisini kapattığını açıklarken, bu durumun "teknik" ve "politik" nedenleri olduğunu duyurdu. Silent Circle temsilcilerinden Jon Callas ise, blogunda standart internet protokolünü kullanarak ulaşılan e-postaların, gerçek hayattaki iletişim tekniklerinin sahip olduğu güvenlik garantisine sa-

hip olmadığını yazdı.

» BABASI RUSYA'YA GİDİYOR ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) izleme skandalını ortaya çıkaran eski NSA sistem analisti Edward Snowden'ın babası Lon Snowden, oğlunu ziyaret etmek amacıyla Rusya'ya gitmek üzere vize aldı. Lon Snowden ve aile avukatı Bruce Fein, Rusya'ya gitmek için vize aldıklarını açıklarken, seyahatin tarihi konusunda bilgi vermediler. Oğlunun "belli bir noktada" ABD'ye dönmesini istediğini dile getiren Lon Snowden, hükümet yetkililerinin vatan haini olarak adlandırdığı Edward Snowden'in ülkesinde adil biçimde yargılanabileceğini sanmadığını belirtti. Lon Snowden daha önce NSA'nın izleme programlarıyla ilgili gizli bilgileri ifşa etmesinden ve Rusya'dan geçici sığınma almasından bu yana oğluyla doğrudan görüşemediğini söylemişti.

NSA- BND işbirliği bir Türk’ü öldürdü Alman Bild gazetesi, ABD gizli servisine iletilen cep telefonu numaraları arasında bir Türk’ün verilerinin de yer aldığını yazdı. Haberde adı geçen Bünyamin E., ABD saldırısında öldürülmüştü (NEW YORK – POSTA 212) Alman basınında son günlerde ABD-Alman gizli servisleri arasındaki işbirliğine dair sürekli yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Cumartesi günü, Alman dış istihbarat servisi BND'nin ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA'ya şüpheli kişilerin cep telefonu numaralarını ilettiği haberleri yer almış ve BND de bunu doğrulamıştı. Süddeutsche Zeitung ve Panorama dergisindeki haberlerde, bu verilerin ABD tarafından şüpheli kişilerin konumunu belirleyip yok etmek amacıyla kullanıldığı iddia edilmişti. Bild am Sontag gazetesindeki haberde ise; 2010 yılı ekim ayında Pakistan-Afganistan sınırında bir Amerikan insansız savaş uçağı saldırısında öldürülen Türk kökenli Alman vatandaşı Bünyamin E.‘nin cep telefonu numarasının da Alman güvenlik yetkilileri tarafından ABD'ye iletildiği iddiaları yer aldı.

» 'BND DEĞIL'

Alman güvenlik çevrelerine dayandırılan haberde, Amerikalılar'a Bünyamin E.‘nin Almanya'daki cep telefonu numarasının yanı sıra Türkiye'de iletişimde bulunduğu bir kişinin cep telefonu numarasının da verildiği kaydedildi. Ancak

LKELER arasındaki kişi başına gelir farkı bundan 200 yıl önce bire dört-beş oranındaydı. Bugün en yoksul ülkeyle en zengin ülkeler arasındaki gelir farkı bire kırk oranına fırlamış durumda. Peki, uluslar arasındaki bu muazzam zenginlik ve yoksulluk farkını oluşturan nedenler nedir? Pek çok araştırmacı iklim, coğrafya, din ve geçen yazıda açıkladığımız gibi sosyal sermaye gibi kültürel faktörlerle gelişmişlik farkını açıklamaya çalışıyor. Daron Acemoğlu ve James Robinson, iki saygın ekonomist, son yılların en çok ses getiren kitabıyla bu konuya yeni bir yaklaşım getirdi: “Why Nations Fail (Neden Uluslar Başarısız Olur?). Acemoğlu ve Robinson, formel ve informel kuralları koyan, ekonomik ve sosyal hayatımızı düzenleyen kuruluşların doğası üzerine kuruyorlar teorilerini. Bu kuruluşları da “kapsayıcı” ve “dışlayıcı” olarak ikiye ayırıyorlar. Yazarlara göre kapsayıcı ekonomik kuruluşlar, mülk hakları, sözleşmeler, adil yargı gibi altyapı temelinde, en iyi yeteneklerinin, becerilerinin istihdam edilebildiği bir yaratıcı, yenilikçi bir oyun alanı yaratıyor. Dışlayıcı kuruluşlarda ise tam tersine, ekonomik kuruluşların sağlıklı gelişmesini sağlayacak yasaları gücü elinde bulunduran elitler ya da liderler, kendi çıkarlarına göre eğip bükebiliyorlar. İşte bu yüzden bu toplumlarda siyasi gücü elinde bulunduran zümreler, toplumun ekonomik kaynaklarını, kendi çıkarlarlarını gözeten dışlayıcı ekonomik kuruluşlar ve altyapı yardımıyla, kendilerine transfer ediyorlar. Bu noktada söyle bir soru ortaya çıkıyor: Bu dışlayıcı kuruluşların ortaya çıkma sebebi nedir ve neden inatla varolmaya devam ederler? Burda denkleme siyaset dahil oluyor. Politik gücü dar bir kesimin elinde monopolize eden bu güçler, ekonomik büyüme için gerekli motivasyonları sağlamada başarısız olsalar bile, iktidarlarını sürekli kılacak bir sistem yaratıyorlar. Acemoğlu ve Robinson tarih boyunca pek çok ülkedeki zenginlik veya yoksulluğa dair örnekler vererek, geçmişin veya coğrafyanın uluslar için bir kader olmadığını gösteriyor, asıl meselenin politik kurumlarda yattığını, hatta çok akıllı bir şekilde düzenlenmiş ekonomik politikaların etkilerinin, fundemental politik değişiklikler mümkün olmadan çok sınırlı kalacağını ekliyorlar. Buradan da otoriter rejimlerin, Çin dahil olmak üzere, toplumun yaratıcı sinerjisini dışladığı ve sadece bir avuç elitin yönlendirdiği merkezi gücün, kapsayıcı bir demokrasiye geçmeden elde edeceği başarıların sürdürülemez olduğu sonucuna varıyor. Siyasi gücün hep tartışmalı olduğu Türkiye’nin bu bakış açısından analizini yaptığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

» AKP GELİR DAĞILIMINI DEĞİŞTİRDİ

Türkiye 2000’lere kadar ekonomide devlet kapitalizminin ağırlıklı olduğıu klasik bir dışlayıcı ekonomik ve politik sisteme sahipti. Bürokrat, asker, yargı ve bu sistemin ürettiği az sayıdaki işadamı gibi elitlerden oluşan dar bir kesim, tüm pastanın kendi tasarımlarına göre dağıtıldığı dışlayıcı bir sistemi yönetiyordu. AKP dışlayıcı siyasi ve ekonomik sistemden umudunu kesmiş kesimlerin tepki oylarıyla bir koalisyon olarak iktidara geldi ve hızla yoksulluğu azaltacak ekonomik ve sosyal politikaları devreye soktu. 10 yıllık süreçte gelir dağılımı tablosu şöyle değişti: Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (WDI) 2012 Raporu’na göre, Türkiye’de kişi başına milli gelir itibarıyla; birinci ve en fakir yüzde 20’lik kesim tüm gelir ya da tüketimin yüzde 5,7’ini alıyor (2000 yılı yüzde 4,9). İkinci yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 22,4’ünü (2000 yılı yüzde 8,6), üçüncü yüzde 20’lik kesim gelirin 15,9’unu (2000 yılı yüzde 12,6) alıyor. Dördüncü yüzde 20’lik kesim yüzde 10,9’unu (2000 yılı yüzde 19,0) alırken, toplumun beşinci yüzde 20’lik (en zengin elit tabakası) kesimi ise Türkiye’deki gelirlerin yüzde 45’ini (2000 yılı, yüzde 54,9) alıyor. Verilerin açıkça gösterdiği gibi AKP döneminde tabandaki üç gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay 12 yılda ciddi bir şekilde yükseldi. AKP kapsayıcı ekonomiyle başarıyı yakaladı Bu noktada tekrar Acemoğlu ve Robinson’un tezine tekrar dönersek, Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen dışlayıcı bir ekonomik sistemin AKP ile yapısal bir dönüşüme uğradığını ve kaynak dağıtımının elit güçlerin elinden çıkarak daha geniş kesimleri içine alan “kapsayıcı” bir niteliğe dönüştüğü her türlü önyargıdan uzak bir şekilde görülüyor. 2007 seçimleri sonrası oy oranını artıran AKP’de bu dalga yavaş yavaş hız kesmeye başladı. Önce parti içinde tam bir lider kültü yaratıldı. Bir koalisyon niteliğindeki parti hızla tek adam partisi haline geldi. Devlet aygıtının sivilleştirilmesi ise sadece partinin İslamcı kanadına ait taraftarlarına açık bir yörüngede ilerleyerek, kapsayıcı olmak yerine toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı bir niteliğe büründü. Ekonomi üzerinde merkezi devletin tehdit edici gücü sadece kılık değiştirmişti. Daha önceki rejimin izlediği dışlayıcı politikayı bu kez siyasi çoğunluğuna dayandırarak bizzat Erdoğan benimsemeye başlamıştı. Acemoğlu’nun pek çok toplum örneğinde gösterdiği gibi, dışlayıcı, otoriter rejimler, belli bir dönem ekonomik zenginleşmeyi sağlasalar bile bu sürdürülebilir olmuyor. Geçen yıl ekonomik büyümenin nerdeyse durmasından sonra bu yıl da büyümenin çok düşük bir seviyede gerçekleşeceği tahminleri, ekonomik zenginleşme sürecinde sarkacın geriye doğru hareketine başladığını imliyor. Disiplinli para ve maliye politikalarıyla erişilen başarı, siyasi kurumların dışlayıcı karaktere bürünmesi nedeniyle, ekonomide katma değer üreten yapısal, yenilikçi bir dönüşüme yol açamıyor. Geleceğin dünyasında yer alacak, toplumun tüm kesimlerini içeren, adil, yaratıcı, yeteneklerin yarıştığı ekonomik bir oyun alanı yaratılamıyor. Kısacası rejim otoriterleşip gücü kendi çıkarları ve toplum tasarımı doğrultusunda monoblok hale getirdikçe, ekonomik zenginleşme, yoksul sınıfların AVM’lerde tüketici orta sınıf haline gelmesinin ötesine geçemeyecek.

» KÜLTÜREL DNA’LAR DEVREYE GİRİYOR

Bünyamin E.'nin verilerinin iletilmesinde Alman dış istihbaratı BND'nin rol oynamadığı belirtildi. Almanya'da savcılık bu yıl temmuz ayında, Bünyamin E.‘nin öldürülmesi hakkındaki soruşturmayı durdurmuş, "Bünyamin E'nin öldürülmesinin silahlı çatışma hukuku ile bağdaştığı ve savaş suçu teşkil etmediği' açıklamasında bu-

lunmuştu. BND Başkanı Gerhard Schindler, cep telefonu verilerinin iletilmesine uygulamasına ilişkin, “NSA ile işbirliği doğru-

dan Afganistan'da görevli askerlerimizin korunmasına da yarıyor. Telekomünikasyon keşif çalışmalarıyla elde edilen veriler, teröristlerin saldırı planlarının zamanında fark edilebilmesine katkı sağlıyor. Bu, bir dış istihbarat servisinin öncelikli görevleri arasındadır“ açıklamasında bulundu.

Peki, kapsayıcı olarak başlayan bir sistem nasıl dışlayıcı hale gelerek kendini inkar eden, eleştirdiği rejimle aynılaşan bir çizgiye savruldu. Burada geçen yazımızda üzerinde durduğumuz kültürel faktörlerin devreye girdiğini düşünüyorum. Kendi taraftarları ya da takipçileri dışındaki toplum kesimlerine derin bir güvensizlik duyan, onların da kendilerine güvenmediğini hisseden, tarihsel kökenli bir ötekileştirici kültür, uzlaşma, hoşgörü, çoğulculuk gibi değerlere soğuk bakan bir zihniyet, zamanla demokrasinin temel ilkelerine aldırmaz bir hale gelebiliyor. İktidar gücünü sistem içinde dengeleyecek kurumların yine merkezi güce bağlanarak demokrasinin balans mekanızmasının devreden çıkarılmasıyla da, 80 yıl önceki rejimin dışlayıcılığına geri dönülüyor. Ülkeler arası gelişmişlik farkını kültürel sosyal sermaye kavramı ve dışlayıcı poltik sistemle sentezleyen yaklaşımı sürdürsek karşımıza şu çıkıyor: Bir ülkenin ekonomik yönden zenginleşmesi için bu amaç doğrultusunda “birlik” olabilmesi veya uzlaşabilmesi lazım. Birlik olabilme ya da gelişme sürecinde kenetlenebilme ise, dünyadaki örneklere bakıldığında, siyasi bir huzur ve barış ortamını sağlayacak kapsayıcı bir siyasi otoriteye ihtiyaç duyuyor. Oysa Gezi sonrası Türkiye’yi, çatışmaların, gerginliklerin derinleşeceği bir “fasit daire” tuzağı bekliyor. Acemoğlu’nun da belirttiği gibi toplumların tarihinde birkaç yüzyıl çok da uzun bir süre değil. Ortadoğu’nun kültürel bazlı despot lider geleneği, kendi tasavvuru toplumun hayaliyle, dışlayıcı karakterine geri dönüyor.


Güncel

14 Ağustos 2013 Çarşamba

BİR TWEETLE DÜNYAYI KARIŞTIRDI

212’NİN İKİ YAKASI

Haldun Armağan info@haldunarmagan.com

Yoksullara geçit vermeyen yeni cennet

İngiliz biyolog ve yazar Richard Dawkins attığı bir tweetle ortalığı karıştırdı

Richard Dawkins’in Twitter’da yazdığı “Dünyadaki tüm Müslümanların aldığı Nobel ödülü sayısı Cambridge Üniversitesi’nin Trinity Koleji mensuplarının aldığından azdır. Yine de Müslümanlar Orta Çağ’da harika şeyler yaptılar” tweet’i büyük gürültü kopardı. 71 yaşındaki Dawkins, bu tweet’i yüzünden “ırkçılıkla” suçlandı. Bunun üzerine, yazarın takipçileri arasında “Müslümanlar bir ırk mıdır?” tartışması başladı. Bu eleştirilere Dawkins “Bir kişiye görüşleri yüzünden saldırabilirsiniz. Ama ilginç bir gerçeği ifade ettiği için?” diye yanıt verdi ve devam etti: “Müslümanlar bir ırk değildir. Sahip oldukları ortak değer bir dindir. Trinity [Koleji] yerine Yahudilerle kıyaslamayı ter-

cih eder misiniz? Google’layın.” “Evet ben de [Nobel] barış ödüllerinin tartışmalı olduğuna katılıyorum. Belki de onları hiç saymamalıydım. Onları dışarıda tutun ve hesabı yeniden yapın.” “Cambridge Trinity Koleji ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa dışında dünyadaki tüm ülkelerden daha fazla Nobel ödülüne sahip.” “Neden bir başka gruptan değil de Müslüman Nobellilerden bahsettim? Çünkü sık sık a) toplam sayıları b) bilimleri hakkında sık sık övünmeler duyuyoruz.” “Birçok insan ateistlerin kaç tane Nobel aldığını soruyor? Araştırmak gerek. Ben de bilmek isterim. Sanıyorum ki oranı çok yüksektir ve artmaktadır.” “Sonradan kabul edebileceğiniz bir şey

bir ırk değildir. Basit bir olguyu ifade etmek bağnazlık değildir. Ve uzak geçmişte Müslümanlar bilimde çok güçlüydü.” Dawkins’in twitlerini eleştirenler arasında İngiliz Channel 4 News kanalının ekonomi editörü Faisal Islam da vardı. “Aslında son yirmi yıldır Trinity Koleji 8’e 4 geride” diyen Islam, bunu Trinity Koleji mezunu bir Müslüman olarak söylediğini de ekledi.

» ERDOĞAN DA NOBEL’E ÇATTI

Aynı sırada Başbakan Tayyip Erdoğan da AK Parti’nin bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada Nobel’den söz etti. Erdoğan, “Barış ödülü almış olan Baradey, şu anda askeri darbeyi gerçekleştiren hükümetin cumhurbaşkanının birinci yardımcısıdır. Ey No-

bel, sen nasıl barış ödülleri dağıtıyorsun ki bu kişiler askeri darbe yapanların yanında yer alıyor. Sen nasıl barış ödülleri dağıtıyorsun ki işte Kerman Mısır’a girmek istedi, bak Mısır’a sokmadılar. Hani? İki yerde iki ayrı tuzak. O da Nobel barış ödülü almış, o da almış. Şu ana kadar ortaya koyduğunuz tavır nedir? Niye? Adamına göre muamele,” diye konuştu. Konuşmanın ardından “Ey Nobel” seslenişi Türkiye’de trending topicler arasında yer alsa da, dünyada yankı bulmadı. Ateizmi savunan Richard Dawkins’in internet sitesine Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ın şikayeti üzerine Türkiye’den girişler yasaklanmış ve uzun süre yasaklı kalmıştı.

FAİLLERİ TUTUKLANDI!

Gezi olaylarında hayatını kaybeden 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesi ile ilgili biri polis dört kişi “kasten adam öldürme” şüphesiyle tutuklandı (ESKİŞEHİR –POSTA 212) Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesi ile kasten insan öldürmeye ilişkin kuvvetli suç şüphesiyle tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilen biri polis dört kişi tutuklandı.Eskişehir’de Gezi Parkı eylemleri sırasında eli sopalı kişiler tarafından dövülerek öldürüldüğü ileri sürülen üniversiteli Ali İsmail Korkmaz cinayetinin silindiği ileri sürülen görüntüleri Jandarma Kriminal Birimi tarafından kurtarıldı ve görüntülerde tespit edilen sekiz kişi gözaltına alındı. Ardından, gözaltına alınanlardan dördü serbest bırakılırken, biri polis dört kişi tutuklanarak cezaevine götürüldü.

» DİSKİ FIRINCI SİLMİŞ

Korkmaz’ın ağabeyi Avukat Gürkan Korkmaz’ın açıklamasına göre başından beri saldırı sırasında orada olmadığını söyleyen fırın sahibi, Harman Ekmek Fırını’nın sahibi İsmail Koyuncu, görüntülerin ortaya çıkması üzerine ifadesini değiştirdi. Bu kişi polislerin kendisine ve diğer esnafa “göstericileri durdurun” talimatı verdiğini söyledi. Görüntüleri kurtaran Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Dairesi’nin raporuna göre Ali İsmail

Korkmaz’ın dövüldüğü anı gösteren Harman Ekmek Fırını’na ait güvenlik kamerası kayıtları da, fırın sahibi İsmail Koyuncu ve adamları tarafından 6 Haziran’da iki kez silindi.

» KARNINA TEKME ATMIŞ

Görüntüleri izleyen savcı-

lık, Harman Fırını’nı işleten İsmail Koyuncu ile akrabaları Ramazan Korkmaz ve Muhammed Vatansever’in yanı sıra, fırında görülen Mevlüt Sağalman adlı bir polisi Odunpazarı Jandarma Komutanlığı’nda ifadelerini aldıktan sonra tutuklanmaları için mahkemeye sevk etti. Çıkarıldıkları nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’nde tutuklananlardan sivil polis Mevlüt Sağalman, ifadesinde Korkmaz’ın başına değil sadece karnına tekme attığını ileri sürdü.

» NE OLMUŞTU?

Eskişehir’de 3 Haziran’da

Gezi eylemleri sırasında sivil giyimli sopalı kişilerce dövülen 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, 38 gün savaştıktan sonra 10 Temmuz’da hayatını kaybetti. Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’nın CNN Türk’e yaptığı açıklamada, Ali İsmail Korkmaz’ın kendi arkadaşları tarafından öldürüldüğünü ima etmesi büyük tepki topladı. Saldırı anına ilişkin savcının istediği görüntüler “hasarlı” çıktı. Polise teslim edildiğinde sağlam olduğu ileri sürülen görüntülerin emniyette bozulduğu şüphesiyle savcılık görüntüleri alan emniyet görevlileri hakkında soruşturma başlattı. Bilirkişi raporunda olay yerini gören ve savcılığa ulaştığında “hasarlı” olan tek kameradan görüntüler yer aldı ancak Korkmaz’ın öldürüldüğü ana ait olduğu düşünülen dakikalar görüntülerde yoktu. “Hasarlı” olan bu görüntüler Jandarma Kriminal tarafından açıldı. Soruşturma kapsamında internette yer alan videolar doğrultusunda tutuklanan bir kişi, açılan görüntülerde yer almadığı ortaya çıkınca serbest bırakıldı.

11

GÜZEL bir rastlantı sonucu, insanlığın geleceğine ilişkin karanlık ama bir o kadar da ciddi öngörüleri olan “Elysium” filmi Türkiye ve ABD’de aynı anda sinemalarda gösterime girdi. Geçen hafta gazetemizin Vizyon köşesinde filme ilişkin genel bilgilere yer vermiştik, ancak hikayenin önermesi hakkında daha söylenecek pek çok şey var. Bir başka anlamlı nokta ise, bu filmin Türkiye’de “Yeni Cennet” ismiyle gösterilmesiydi. Dağıtımcı firma dünyanın sonunu getiren insanoğlunun hayatını sürdürmek için kurduğu yapay uzay istayonuna, orijinalde “Elysium” denilse de, “Yeni Cennet” adını seçerek çok isabetli bir serbest tercüme yapmıştı. Yeni Cennet’in en büyük özelliği yoksullara geçit vermemesi ve yalnızca “elit” tabakaya hizmet etmesidir. Bir başka deyişle, insanlık dünyayı kirletip, tüm kaynaklarını kuruturken, zenginler ve yönetici kesim “alt tabakayı” kendi haline bırakıp (yokolmaya terkedip demek daha doğru), kendi yapay cennetini kurmuştur. Bundan sonrası varlıklı kesimin bu yapay gezegene “yoksul tabakanın” gelmemesi için aldığı önlemlerden ibarettir. Yani insanlık sınıf çatışması içinde küresel olarak ikiye bölünmüştür. Dünya dışında bir yapay gezegende yaşamak, asla sinemanın hayal gücünden kaynaklanan bir kurgu gibi algılanmasın. Hatırlayalım,1984 romanı ve filminin öngörüsü “egemen güçlerin herkesi fişleyeceği, takip edeceği” üzerindeydi. Stanley Kubrick, 1968 yılında “2001-Space Odyssey” filmini çekerken hayal gücü sanki çok uzak bir gelecekten hikayeler naklediyordu. Oysa 2000’lere gelmeden bütün kurgular çoktan gerçeğe dönüşmüştü. Dünyanın sonunu hazırlayanlar yalnızca egemen güçler midir? Bence sorunun yanıtı kocaman bir “hayır” ve bu noktada hepimizin korku üzerine kurmuş olduğu mantık dışı ilişkiyi sorgulaması gerekiyor. Kuruntu ve evhamlar üzerine varsayımlarda (ya da komplo teorileri diyelim) bulunup, bunları kolayca paranoyaya dönüştürebiliyorken; dünyanın sonunu getirecek çevresel tehdit karşısında umursamaz olmakta ısrarcıyız. “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık avlandığında, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” diyen Kızılderilinin bilgeliği, bugünün şartlarında bir parça naif kalıyor. Çünkü artık tüm planlar paranın yenilebilir bir şey haline gelmesi üzerine yapılıyor! Bu konuda sadece “Elysium” örneğini vermek haksızlık olur. İyi sinemacılar bizzat insan eliyle dünyanın sonunun gelmesi üzerine çok ciddi filmler yaptı. Bunların başında bir çizgi film olması yüzünden hep önyargıyla bakılan, oysa içeriği itibariyle ortaokul ve liselerde ders olarak gösterilmesi gereken bir yapıt olan “Wall-E/Vol-i” geliyor. Günümüzden birkaç yüzyıl sonrasına denk düşen bir hikaye anlatır Wall-E: Dünya bütün kaynaklarıyla kirlenmiş, tüketilmiş ve toprağın tamamen zehirli hale gelmesiyle fiilen ölü bir gezegene dönüşmüştür. Ancak insan türü tamamen son bulmamış, varlıklı kesim tamamen lüks bir tatil köyü havasında tasarlanan uzay istasyonuna taşınmıştır. “Wall-E” kimyasal atık ve çöplüğe dönüşmüş gezegenin çöplerini toplamaya programlanmış bir robottur. Filmin geleceğe ilişkin öngörüsü, dünyadaki tüm sınırların kalkması ve küresel sermaye ile siyasetin birleşmesine dayanır. Küresel şirket “Buy N Large” yönetim kurulu başkanı, aynı zamanda tüm insanlığın başkanıdır. Tüketim toplumunun varacağı son istasyonu tasvir eden, insanların kendi eliyle hazırladığı felaketin boyutları üzerine düşündürücü mesajları olan “Wall-E/Vol-i” filmini “iki şirin robotun öyküsü” klişesine kapılmaksızın yeniden izlemenizi öneririm. “Wall-E/Vol-i”den sonra “Elysium/Yeni Cennet” filmi izlenirse çok daha anlamlı gelecek. Yönetmen Neill Blomkamp, senaryosu da kendisine ait olan “ElysiumYeni Cennet” filminde aslında“Wall-E” filmindeki gelecek tasvirinin bir adım sonrasını anlatıyor. Elysium, 2159 yılında yalnızca varlıklı insanların yaşamasına izin verilen yapay bir gezegendir. Tüm kaynakları kirletilip yaşanmaz hale getirilen, aşırı nüfus yoğunluğu içindeki dünya “sıradan insanlara” terkedilmiştir. Jodie Foster “sıkı göçmen yasaları” ile kriterlere uymayan “yoksulların” Elysium’a gelmemesi için uğraşan siyasi otoriteyi temsil eder. Elysium’un lüks içinde yaşayan egemenleri,“çürümüş dünyada” kalan kalabalıkla ilgili hiçbir sorumluluk almak istemez. Kurgu ile gerçek hayat arasındaki kuvvetli ilişki penceresinden bakıldığında, bütün insanlar şu ya da bu şekilde “Elysium’a giden taşları kendi elleriyle döşediğinin farkına varabilse, çok şey değişebilir.” Üstelik “herkesin kendi kapısının önünü temizlemesi” kadar yalın çözümlerle. Konuya ilişkin sayısız öneri getirmek mümkün, ancak içinde bulunduğumuz aylar tatil ve seyahati çağrıştırdığı için güncel bir örnekle yetineyim. Son zamanlarda “kültür turizmi” etiketiyle pazarlanan Alaska ve Kutuplar gibi “egzotik” yerlere giden dev yolcu gemileriyle “her şey dahil” seyahat paketleri ABD, Türkiye dahil bütün dünyada “moda” haline geldi. “İnsan eli değmemiş doğal güzellikleri görmek” şeklinde kutsanan bu yolculuğun gösterilmeyen faturası şöyle: Üçbin kişinin seyahat ettiği orta boy bir yolcu gemisinde yaklaşık 680 bin ton litre atık su, 84 bin ton litre kanalizasyon pisliği ve 26 bin litre sintine suyu denize bırakılıyor. Bir günlük deniz seyahatinin yarattığı hava kirliliği, 12 bin arabanın aynı anda trafikte olmasıyla eşdeğer.

HABER OLMAK İÇİN...

haber@posta212.com


12

Güncel

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Barbaros Sayılgan barbarossayilgan@posta212.com

Barış mı, Öcalan mı, Erdoğan mı?

O

Nyıllardır Türklerle Kürtler arasında süren çatışma ortamı, Türkiye’de büyük bir istikrarsızlık ortamı oluşturmasından öte, hepimizin tanıklık ettiği büyük insan hakkı ihlallerine, yargısız infazlara ve kapanması çok zor yaralara neden oldu. Bu ortamın insanlar üzerinde yarattığı psikolojik travmalar, yüreklerde açılan yaralar ise kolay kolay iyileşeceğe benzemiyor. Bu bıçak sırtında ilerleyen ve adına ne derseniz deyin bir türlü sonlandırılmayan, sonlandırılamayan çözüm süreçleri Türkiye’de doğacak ve Türkiye’de yaşayan halkları ısıtacak, onların birlikte güçlü bir devlet için mücadele edeceği ortamı da bir türlü getiremiyor. Gerçekleri görmezden gelerek ve dönüp yıllardır bu çatışmalarda evlatlarını yitirenlere, canlarını toprağa verenlere devletin verebileceği cevap insanları tatmin etmeyecek şüphesiz. Öte yandan PKK, “biz Kürt halkının özgürlüğü için savaştık ve öldürdük” türünden, işledikleri suçları meşrulaştırmaya yönelik tavrından vazgeçmeli. Abdullah Öcalan’ı sürekli bir kahramanmış gibi göstermek belki Kürtler için çok şey ifade ediyor olabilir ama bu, bir başka kesimde evlatlarını yitirmiş insanlar üzerindeki yaraları daha da derinleştirmekten öte gitmiyor. Barış sürecinin Öcalan ya da Tayyip Erdoğan üzerinden ilerletilmeye çalışılması ise daha vahim bir durum. Barışı, kardeşliği halklar istiyor ve “barış” kelimesi liderlerden de, egolarından da çok daha değerli bir kelime. Yıllardır kör kuyularda cesetleri insafsızca çürümeye terkedilmiş faili meçhul edilmiş Kürtler ne kadar yaralıysa, aynı şekilde evlatlarını kör kurşunlarla toprağa vermiş asker analarının da, bombalarla can vermiş masumların analarının da yüreği yaralı. Peki, ama bu kadar yaralı yürek nasıl tedavi edilecek? Kim kime nasıl hesap verecek? Şüphesiz devlet “bize karşı savaştılar bizde öldürdük” türünden bir giriş yapamaz. Zira geçmişte yaşanan olaylar, devletin o dönemdeki asker ve siyasetçilerinin itirafları ve de artık hepimizin bildiği gerçekler, Kürtlerin yaşadığı acıların ne kadar gerçek olduğunu bizlere gösteriyor. Ergenekon mahkemelerinde verilen cezayı duyduğunda çığlık atan Arif Doğan gibi isimler, bu karanlık sürecin mimarları. İnsanların canlarını sorgusuz sualsiz alanlar Türkiye’nin bu karanlık sürecinin de işin içinden çıkılamayacak hale gelmesine neden olanlar. Ama ne yazık ki her zaman yüceliğinden dem vurduğumuz Türk adaleti onları işledikleri bu suçlardan ve insanlara verdikleri bu zararlardan dolayı cezalandırmadı. Peki, BDP’lilerin ikide bir neredeyse göklere çıkardığı Öcalan’ın masum olduğunu bize kim söyleyebilir? Burada BDP’lilerin amacı Öcalan’ı işlediği suçlardan arındırmaya ve süreci sürekli Öcalan üzerinden götürmeye çalışmak yerine daha samimi bir tavır takınmak olmalı. Öcalan’ın şartlarını barışın kriterlerine dönüştürmek iyi niyetten oldukça uzak bir davranış. AK Parti’nin samimiyetini ise ancak bütün bu insanlık suçlarını işleyenleri adaletin karşısına çıkarttığı zaman anlayacağız. “Biz devletin çıkarlarını koruyorduk, devletin çıkarları o an da onu gerektiriyordu” sözünün arkasına sığınarak yargısız infaz yapanlar adaletin karşısında çıkıp hesap vermezse bu işin çözülebileceğini düşünmüyorum.

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

YIL: 1 SAYI: 13

14 Ağustos 2013 Çarşamba

SAHİBİ POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

HABER KOORDİNATÖRÜ HALDUN ARMAĞAN EDİTÖRLER

SAYFA TASARIM WEB WASHINGTON TEMSİLCİSİ İDARİ MÜDÜR REKLAM VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ

GÖRSEL YÖNETMEN SÜLEYMAN PEROL MEHVEŞ KOÇAK ADNAN ONARAN ESEN ÜNAL ARDA SAYINER ERDAL ÖZBEK EMRE EMİRGİL İLHAN TANIR MEHVEŞ SÖNMEZ SURHAN ÜNAL

ADRES 31 – 00 47 Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 th

ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

haber@posta212.com

HABER OLMAK İÇİN...

“Türkiye’yle Kongre arasında diyalog önemli” Amerika Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy’ye göre, Kongre üyelerinin Türkiye’yi iyi anlaması ve Türk-Amerikan ilişkilerinin önemi konusunda sürekli bilgilendirilmesi şart (WASHINGTON – POSTA 212) Amerika Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy’ye göre, Türkiye’yle Amerikan Kongresi arasında iyi bir diyalog olması son derece önemli. McCurdy, Kongre üyelerinin Türkiye’yi iyi anlaması ve Türk-Amerikan ilişkilerinin önemi konusunda sürekli bilgilendirilmesi gerektiğini söylüyor. Lincoln McCurdy ile Amerika’nın Sesi adına Hülya Polat konuştu. Hülya Polat: Amerika Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy, kuruluşunuz hakkında bilgi rica edelim önce. Nedir amacınız? Lincoln McCurdy: Amerika Türk Koalisyonu, 2007 yılında Washington’da kuruldu. Boston ve İstanbul’da ofislerimiz var. Kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Amerika Türk Koalisyonu ve temel amacımız Amerikalılarla Türkler arasında bir köprü oluşturmak ve Amerika’da yaşayan Türklerin topluma ne kadar önemli katkıları olduğu konusunda Amerikalıları bilinçlendirmek. Ayrıca Amerika’da yaşayan Türkleri güçlendirmek. Amerika’daki Türklerin sayısı 500 bine yaklaşıyor. Bu büyük bir başarı. Buradaki Türkler, Amerikan toplumuna çok iyi uyum sağlamış çok büyük başarılar elde etmiş örnek kişiler. Vatandaşlıklarını çok ciddiye alıyorlar ve artık Amerika’yla anavatanları Türkiye arasında sağlam bir köprü kurulmasında daha etkili bir rol üstlenmelerinin zamanı gelmiş durumda. Türkiye ve bölgesinde olanlar son derece önemli ve Amerika’yla Türkiye arasında İkinci Dünya Savaşı sırasında başlayan dostluğun güçlenerek devam etmesi son derece önemli.” Hülya Polat: Amerika Türk Koalisyonu’nun kaç üyesi var, ne tür çalışmalara ağırlık veriyorsunuz? Üye kaydı yapmıyoruz, bu yüzden sayı veremiyorum. Hedefimiz mevcut Türk Amerikan derneklerini güçlendirerek farklı etnik toplumlarla bu ülkede yaşayan Türkler ve Türkiye arasında köprü kurmak, Amerika’da yaşayan Türklerin başarılarını teşvik etmek. Amerika Türk Koalisyonunun

hedefi, aynı zamanda, kuruluş tüzüğünüzde de belirttiğiniz gibi, Kongre’nin Türk-Amerikan ilişkilerinin önemini daha iyi anlamasını sağlamak. Bu sizce neden önemli? Bu çok önemli çünkü Amerikan hükümetinin yapısı çok farklı, yetkilerin üçe bölündüğü bir yönetim şekli var. Dünyada Amerikan yönetimi konusunda ciddi bir yanlış anlama var. Herkes Amerika’yla iyi ilişkiler için Beyaz Saray’ın desteğinin yeterli olduğunu zannediyor. Elbette Beyaz Saray önemli, ancak Kongre de çok önemli bir role sahip. Ne yazık ki onlarca yıldır Türkiye Kongre’de iyi bir imaja sahip olamadı. Bunun en büyük nedeni de diyalog eksikliği. Kongre’deki Türk Dostluk Grubu’nun 120’den fazla milletvekili üyesi var. Geçen yıl 155’e kadar çıkmıştı bu sayı. 50 eyaletin 45’inden milletvekilleri var grupta. Amerika’da yaşayan Türklerin

Kongre’yle ilişkilerini geliştirmek sizce neden bu kadar önemli? Seçim öncesi sayı 157’ye kadar çıkmıştı, ancak bazı üyelerin seçimi kaybetmesi, bazılarının da emekli olması veya başka işlere geçmeleri yüzünden bugün Türk Dostluk Grubu’nda 130 milletvekili var. Bu düşüşe rağmen grup, Kongre’deki benzerlerinin en büyüklerinden biri. Kongre’yle ilişkiler önemli, çünkü Kongre üyelerine Türk-Amerikan ilişkilerinin neden önemli olduğunu, Amerika’daki Türk toplumunun varlığını hatırlatmak gerekiyor. Daha önceleri Türkiye ve Amerika’daki Türklerin varlığı fazla bilinmiyordu ancak yoğun bir çabayla Dostluk Grubu’na katılan milletvekillerini bilgilendirdik. Bu da Amerika’da yaşayan Türklerin siyasi sistemle daha çok ilgilenmelerini, seçtikleri milletvekilleriyle iyi bir iletişim kurmalarını sağladı, bu da çok daha dengeli bir diyalog oluş-

masına imkan verdi. Washington Post ve Kongre gazetesine göre Amerika Türk Koalisyonu, 2012’de Kongre seyahatlerinin en büyük sponsoru oldu. 2009’dan bu yana derneğiniz en az 15 tur düzenledi Türkiye’ye ve 150’den fazla Kongre üyesiyle yardımcılarını Türkiye’ye ve komşu ülkelere götürdü. Hedef yine canlı Türk-Amerikan ilişkilerinin önemini vurgulamak ve Kongre’deki temel konularda dengeli bir diyalog oluşmasını sağlamaktı. Bu programın yararları ne sizce? Ne yazık ki birçok Amerikalı, başka ülkeler hakkında fazla bilgiye sahip değil. Ayrıca bugüne kadar Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye, Türkler ve bölge hakkında çok yanlış bilgilendirilmişler. Kongre üyelerini ve yardımcılarını Türkiye’ye götürerek Türk kültürünün, Türk kültürel mirasının olağanüstü güzelliklerini, Türk özel sektörünün

dinamizmini gözleriyle görmelerini sağlıyoruz. Aslında Türkiye’nin Amerika’ya, Türklerin hayallerinin de Amerikalılara benzediğini görüyorlar. Bu benzerliği anlamaları, Türklerle Amerikalıları birbirlerine yaklaştırıyor. Ben onlarca yıldır Türk Amerikan ilişkileriyle ilgiliyim, bugüne kadar Türkiye’ye gidip de Türkiye ve Türk halkı hakkında daha büyük bir hayranlıkla geri dönmeyen bir Amerikalı hatırlamıyorum. Amerika Türk Koalisyonu’nun ayrıca burs ve staj programları var. Bunlar hakkında da bilgi verir misiniz? “İki çeşit burs programımız var. Birincisi Amerika’da yaşayan Türklere verdiğimiz eğitim bursları. Siyasetle, kamu yönetimiyle ilgilenen öğrencileri seçiyoruz. Şu ana kadar Amerika’da seçilerek yerel yönetimlerde görev yapan yalnızca dört Türk yetkili oldu. Bu sayıyı arttırabilirsek, Türklerin Amerikan siyasi sürecindeki varlığını güçlendirmiş oluruz. İkinci tür bursumuz azınlık gruplarından öğrencilere verdiğimiz eğitim bursları. Afrika kökenli Amerikalılara, Latin kökenlilere ve Kızılderili asıllı üniversite öğrencilerine burs veriyoruz. Bu öğrenciler Türkiye’de bir dönem okuyorlar. Bugüne kadar bu gruptan 250 öğrenciye burs verdik. Bu öğrenciler Amerika dışında okuma imkanı olmayan, bu açıdan çok geri kalmış öğrenciler, onlar için büyük bir imkan Türkiye’de eğitim görmek. Modern Türkiye’yi, Türkleri tanımış, anlamış olarak Amerika’ya dönüyorlar. Ayrıca bir iyi niyet girişimi olarak Amerika’daki Ermeni asıllı öğrencilere de burs veriyoruz. Şimdiye kadar altı Ermeni asıllı öğrenci burstan yararlandı. Türkiye deneyimi, bütün öğrenciler için çok yararlı oluyor. Amerika’da yaşayan Türk öğrenciler için çok gurur duyduğumuz bir staj programımız var. Her yaz 20 öğrenciyi, Kongre üyelerinin ofislerine yerleştiriyor, Amerikan siyasi sistemini daha iyi anlamalarını, politikaya ilgilerini arttırmayı amaçlıyoruz.

Obama’dan ‘Daha şeffaf devlet’ sözü ABD Başkan Barack Obama, Amerikan hükümetinin terör saldırılarına karşı geliştirdiği izleme programlarını daha iyi denetleme sözü verdi (WASHINGTON- ANKA) ABD Başkan Barack Obama, Amerikan hükümetinin terör saldırılarına karşı geliştirdiği izleme programlarını daha iyi denetleme sözü verdi. Washington’da bir basın toplantısı düzenleyen Obama, birçok iç ve dış politika konularına değindi, “Amerika daha şeffaf olabilir ve olmalıdır” diye konuştu. Amerika’nın Sesi’ne göre, izleme programlarının kötüye kullanılmadığından emin olduğunu söyleyen Başkan Obama, Amerikan halkının da bu güvene sahip olması çağrısında bulundu. Bu programların uy-

gulanmalarında değişiklik yapma vaadinde bulunan Obama, Kongre’deki mevcut yasaların gözden geçirileceğini ve federal hükümetin yetkisini denetleyen bir danışma komisyonu kurulacağını söyledi.

» “SNOWDEN BİR YURTSEVER DEĞİL”

Obama, Beyaz Saray’daki basın toplantısı sırasında, Ulusal Güvenlik Dairesi’nin telefon ve internet iletişim kayıtlarını izleme programını ortaya çıkaran eski istihbaratçı Edward Snowden’e da değindi. Obama, Rusya’nın geçici sığınma sağladığı Snowden’in “bir yurtsever olduğuna inanmadığını” belirtti. Gelecek ay Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le yapacağı zirveyi iptal etmesi sorulan Obama, Amerika ve Rusya arasında Sovyetler Birliği’nin 23 yıl önce çökmesinden bu yana belli düzeyde bir gerginlik yaşandığını söyledi, ama Putin’le arasındaki kişisel ilişkilerin kötü olmadığını sözlerine ekledi. Başkan Obama, Rusya’nın Snowden’e geçici sığınma sağlamasının, Putin’le zirveyi iptal etmesinin yalnızca bir nedeni olduğunu kaydetti. Obama, bu yılın başında söylediği, “el Kaide örgütünün çökertildiği” yönündeki ifadelerinin arkasında durdu, ama ör-

gütün diğer aşırı görüşlü gruplarla birlikte yerel terör oluşumlarına dönüştüğünü, bunun da ciddi tehdide yol açtığını açıkladı. Obama bu gruplar arasında, birçok İslam ülkesindeki büyükelçilik ve konsoloslukların kapatılmasına yol açan el Kaide’nin Yemen ve Arap Yarımadası kollarını saydı.

» “30 MİLYON KİŞİ SAĞLIK SİGORTASINDAN YOKSUN KALABİLİR”

İç politika konularına da değinen Başkan, gelecek yıl aşamalı olarak yürürlüğe girmesi beklenen ve “Obamacare” adıyla da bilinen sağlık reformunun yararlarını milyonlarca kişinin şimdiden görmeye başladığını savundu. Cumhuriyetçi Partili muhalefetini bu sağlık reformunu baltalamakla suçlayan Obama, Cumhuriyetçiler’i 30 milyon Amerikalıyı sağlık sigortasından mahrum bırakmaya çalıştığını söyledi. Obama’nın uzun mücadelelerden sonra onaylatmayı başardığı sağlık reformu, sağlık sigortasını ödeme gücü olmayan milyonlarca Amerikalıyı kapsayan düşük maliyetli bir alternatif. Obama ayrıca, Temsilciler Meclisi’nde bekleyen Göçmenlik reformuyla ilgili olarak da Cumhuriyetçi Partilileri suçladı.


Göçmenlik

14 Ağustos 2013 Çarşamba

13

OBAMA: Cumhuriyetçiler göçmen reformuna engel oluyor

AMERİKA GÖÇMENLER İÇİN HÂLÂ HAYÂL ÜLKESİ Mİ? Amerika, diğer tüm ülkelerde yaşayanlar tarafından rüyalar ülkesi olarak görülür. Girişimci ruhla ABD’ye gelenlerden bazıları halen hayallerini gerçekleştiriyor. İşte göçmenlerin ABD’deki başarı öyküleri bu ülkeye gitme isteklerini de kamçılıyor Amerika, başka ülkelerden gelen göçmenler için “Fırsatlar Ülkesi” olarak görülür. 2011 yılında bir milyondan fazla göçmen ülkede kalıcı oturma izni alarak vatandaşlık yolunda adım attı. Birçoğu yaşadıkları ülkelerdeki zorluklardan kaçmak için Amerika’ya geliyor. Bazıları ise çocuklarına daha iyi fırsatlar sunmak istiyor. Ancak girişimci ruhla gelenler bazen hayallerini gerçekleştiriyor. Ve bu olduğunda başkalarının yaşamlarını da değiştiriyor. 40 yıl önce İran’ı terk ederek Amerika’ya yerleşen Ali Seyfi, Amerikan Rüyası’nın ta kendisi: “Burası çok ilginç bir ülke çünkü yapmak istediklerinizi yapmanıza imkan veriyor.” Ali Seyfi’nin

hayali, bir restoran açmakmış. 1981’de Greenville Güney Carolina’da bir Subway açarak hayalini gerçekleştirmiş: “30 yıl önce Greenville’de açtığımız ilk Subway’di.” Bugün ise Ali Seyfi’nin, 400’den fazla lokantası var. 400 restoran yaklaşık 4000 kişiye iş sağlıyor. 4000 çalışanın maaşı ortalama 40 milyon dolar tutuyor. Maaşlardan ödenen vergilerse 6 milyon dolar civarında. Ali Seyfi, “Bunun dışında önemli sayıda dolaylı çalışan var. Yiyecek dağıtımını yapanlar, kamyon şoförleri, paketleme yapanlar… Birçok kişiden ürün alıyoruz, onlar da bize teslimat yapıyor,” diyor. Bu Amerikan Rüyası’nın diğer yönü. Bir kişinin başarısı diğerlerinin hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı oluyor. Lakim Campbell, “Bu dükkanın benim için işten farklı bir anlamı var. Hayatımın bir parçası,” diyor. Lakim Campbell, Subway’de çalışmaya iki yıl önce başladığında asgari ücret alıyormuş: “Başladıktan 3 ay sonra hamile kaldım ve 3 hafta çalışamadım. Sonra dönüp kaldığım yerden devam ettim.” Campbell mağaza müdürlüğüne kadar yükselmiş. Ve idarecilikle birlikte ücretli tatil, hastalık izni ve sağlık sigortası kazanmış. Lakim Campbell, “Benim için çok iyi oldu. Sağlık sigortası sayesinde param olduğunda değil, ihtiyacım olduğunda doktora gidebiliyorum,” şeklinde konuşuyor. Bu yalnızca Campbell için geçerli değil. Sağlık sigortası yeni doğmuş çocuğunu da kapsıyor. Ve onlara başlarını sokacak bir ev

sağlıyor. Bu durumu 4 binle çarpın. Bir kişinin etkisi bu kadar büyük olabiliyor. Ancak Ali Seyfi’nin açtığı her dükkan başarılı olmamış. Crystal Hardesty, “Bazen karı ikinci plana atıp çalışanları ön plana almak zorunda kaldı,” diyor. Crystal Hardesty, Goodwill Industries’in bölgesel pazarlama müdürü. Kar amacı gitmeyen bu kuruluş, çalışmak isteyenleri, düşük maaşlı giriş düzeyinde işlere hazırlıyor. Ali Seyfi Goodwill’in binada bir Subway açarak birçok kişiyi gıda sektöründe işlere hazırlamasına yardımcı olmuş. Hardesty, “Birçoğumuz için iş basit bir şey olabilir. Hep işimiz olacağını düşünürüz. Ancak birçok kişi için bu ulaşılmaz bir şey gibi görünüyor ve bir iş sahibi oldukla-

Başkan Obama, Senatodan iki partinin uzlaşması sonucu geçirilen ve halen Temsilciler Meclisi onayını bekleyen Göçmen Reformu yasası hakkında fazla umutlu konuşmadı ve gecikmeden Cumhuriyetçileri sorumlu tuttu

(POSTA212) Başkan Obama, göçmen reformunun yanı sıra 2014 yılı içinde kademeli olarak yürürlüğe girmesi beklenen, “Obamacare” adıyla da bilinen sağlık reformunun yararlarını milyonlarca kişinin şimdiden görmeye başladığını belirtti ve bu konuda da Cumhuriyetçilerin engelleme içinde olduğunu vurgulayarak, “30 milyon insanı sağlık güvencesinden yoksun bırakacaklar” suçlamasında bulundu. Cumhuriyetçi Partili muhalefeti sağlık reformunu baltalamakla suçlayan Obama, sözkonusu reformu uzun mücadelelerden sonra onaylatmayı başarmış ve halihazırda sağlık sigortasını ödeme gücü olmayan milyonlarca Amerikalı’yı kapsayan düşük maliyetli bir alternatif sunulmuştu. Temsilciler Meclisi’nde bekleyen Göçmenlik reformuyla ilgili olarak da Cumhuriyetçi Partilileri suçlayan Obama, eğer Cumhuriyetçi Partililer sürekli engelleyici tavır içinde olmasa, bu tasarının Temsilciler Meclisinden geçmemesi için bir başka sebep olmadığını söyledi.

rında bu, hayata bakışlarını tamamen değiştiriyor,” diyor. Ali Seyfi, “Bizden daha şanssız insanları eğitiyorlar. Bunlar bizim normalde işe almayacağımız insanlar. Sabıkaları olabilir ya da şiddet görmüş kadınlar olabilir. Bu kurum onlara el uzatıyor, sadaka vermiyor,” şeklinde konuşuyor. 2012 mali yılında Greenville Goodwill, 7300 kişinin iş bulmasına yardımcı olmuş. Bu kişiler iş bulmasalardı normal şartlarda vergilerin sağladığı sosyal güvenlik gelirine bağımlı yaşayabilirdi. Ancak onlar da toplam 75 milyon dolar kazanmayı başardı. Bunu sağlayan da Amerika’ya rüyalarını gerçekleştirmek için gelen Ali Seyfi gibi göçmenler oldu.(VOA)

Göçmenlik Reformu uyarısı ABD’li emlak kralı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’ye göçmenlik reformu ve 2016 başkanlık seçimi hakkında uyarılarda bulundu (POSTA- 212)ABC News’un haberine göre Trump, sonunda oy verme hakkına sahip olabilecek milyonlarca kaçak göçmeni ima ederek, Senato’dan geçen ve şu an Temsilciler Meclisi’nde belirsiz bir akıbetle karşı karşıya olan göçmenlik reformu yasa tasarısının, Cumhuriyetçi Parti için vahim bir durum olabileceğini belirtti. Trump, “Bu insanların hemen hemen her biri, Demokratlara oy kullanacak. Cumhuriyetçilere oy kullanmazlar” dedi. Iowa temelli muhafazakar grup Family Leader tarafından Iowa State University’nin kampüsünde düzenlenen forumda konuşan Trump, 2016 başkanlık seçimine de değindi. Trump, Hillary Clinton’ın alt edilmesinin, geçen yılki seçim kapsamında Başkan Obama’ya nazaran “daha zor olacağı” tahmininde bulundu. Trump, Cumhuriyetçilere, partilerinin adayı olması üzere “doğru insanı, kusursuz insanı” seçmeleri yönünde çağrıda bulundu. Trump, partinin böyle bir aday gösterememesi halinde, Cumhuriyetçilerin, 2016 seçiminde yenilgiye uğrayacaklarını ve bunun da iyi bir şey olmayacağını söyledi.


14

Eğitim

14 Ağustos 2013 Çarşamba

ABD’DE ÖĞRENİM GÖRMEK SANILDIĞI KADAR ZOR DEĞİL ABD’de ilk ve orta öğrenim ücretsizdir. Ancak bu okulların bir kısmındaki şiddet göz önüne alındığında bir Türk çocuğunun özel okula gitmesi gerekir. Ancak Amerika’daki kolejlerin çoğunda hıristiyan dini eğitim de verilir. İşte bu nedenle okul seçilirken çok dikkatli olmak gerekmektedir. POSTA 212 olarak ABD eğitim sistemini sizin için araştırdık »eğitim sistemine genel bakış Amerika’da federal hükümet, okulları doğrudan yönetmediği gibi, öğretmenlere, kullanmaları gereken kitaplar ya da takip etmeleri gereken öğretim metotları konusunda da herhangi bir telkinde bulunmaz. Dolayısıyla Federal Hükümetin, Amerikan eğitim sisteminde hiçbir rolü olmadığı söylenebilir. Her eyalet kendi eğitim politikasını kendisi tespit eder. Okul meclisleri, okul bölgesi için genel politikaları ve yabancı öğrencilerden alınacak harçların miktarını belirler. Öğrenciler 12. sınıfa kadar okul harcı ödememektedir. Ağustos ayının sonlarında başlayan akademik yıl, Haziran ayının ortalarına kadar devam eder. Öğrencilerin okula devam etmeleri gereken gün sayısı eyaletten eyalete değişmekle birlikte ortalama 180–190 gün arasında seyreder. Çoğu Amerikan üniversitesi temel olarak sömestr sistemini kullanır. Her bir sömestr ortalama 13 -15 hafta arasında değişmektedir. Bu da akademik takvim olarak Eylül - Aralık ve Ocak - Nisan ayları arasını kapsamaktadır. Ayrıca bazı okullar öğrencinin isteğine bağlı olarak, açtıkları yaz okullarıyla öğrenciye ek kredi alma imkânı sunarak daha erken lisans diploması alabilme şansı tanır. Sömestr sisteminin yanında trimester ve quarter sistemleri de uygulanmaktadır. Okumayı düşündüğünüz üniversitede hangi dönem sisteminin kullanıldığını bilmeniz önemlidir. Master eğitimi alan öğrenciler, bir sömestr boyunca ortalama 9 olmak üzere toplam 30–46 arası kredi alarak derecelerini elde ederler. İlk ve orta öğretim Amerikan öğrencilerinin yaklaşık %90’ı kolej seviyesinin altında, eyalet vergileriyle finanse edilen, kamuya ait ücretsiz ilk ve orta öğretim okullarına devam etmektedir. Birçok öğrenci ise kamu okulları yerine aileler tarafından finanse edilen özel okullara gider. Her beş özel okuldan dördü dini gruplar tarafından yönetilir. Bu tür okullarda normal derslerin yanı sıra müfredatın bir parçası olarak dini dersler de verilir (Kamu okullarında dini eğitim verilmez). Bunların yanı sıra, ‘ev okulu (home schooling)’ adı verilen bir sistemle az sayıda ebeveyn çocuklarına kendileri evde eğitim verir. Amerikan ilk ve ortaöğrenim sistemi genel olarak ilkokul (elementary), ortaokul (middle school/junior high schools) ve liselerden (high school) oluşur. Bu sistem anaokulundan (kindergarten) 12’inci sınıfa kadar anlamına gelen “K through 12” olarak bilinir. Çocuklar beş yaşına geldiklerinde anaokuluna, altı yaşında ise ilkokula başlarlar ve ilkokul 6. sınıfa kadar devam eder. Ortaokul altıncı ve dokuzuncu sınıf arasını, bunu takip eden lise ise dokuzuncu ve on ikinci sınıf arasını kapsar. Lise son sınıfa kadar takip edilen bu sıra standarttır ancak kendi içinde bir çok modeli ve yorumlanış biçimi vardır. İlköğretim, cinsiyete, ırka, dine, öğrenme problemlerine, fiziksel yetersizliklere, İngilizce konuşma kabiliyetine bakılmaksızın (yaş limiti değişmekle birlikte) bütün vatandaş ve göçmenlere zorunludur. Lise öğrencileri, çok geniş bir müfredatı takip ederek İngilizce, matematik, teknik ve sosyal bilimlerde derslere katılırlar. Bazı liselerde öğrenciler bölümlere (track) ayrılırlar. Kolej veya üniversiteye devam etmeyi düşünen öğrenciler, ilgili bölümlere devam ederek, kendilerini üniversiteye hazırlayacak dersler alırlar.

Son yıllarda bölümleşme sistemi popülerliğini kaybetmeye başlamıştır. 1970 yılında Amerikan öğrencilerinden liseyi bitirip koleje devam edenlerin sayısı yüzde elliyken, bugün yüzde yetmiş beş olmuştur. Lise son sınıftayken, öğrenci, seçeceği dala göre kolej başvurusunu yapar. Amerika’da lise okumak sanıldığı kadar zor değildir aslında. Bir Türk öğrencisi için Amerika’da lise dendiğinde akla ilk gelecek avantajlar şunlardır: Amerika’da lise eğitimi öncelikle İngilizce’deki acemiliğinizi atmanıza yardımcı olacak, okurken, yazarken ve konuşurken dilinize fark edilebilir bir akıcılık kazandıracaktır. Ailenizden uzakta olacağınız için yaşıtlarınıza göre daha kısa sürede sorumluluk alma ve bağımsız hareket etme yetenekleri kazanacaksınız. Amerikan kültürü ve yaşam tarzı hakkında birinci dereceden bilgi sahibi olacaksınız. Ezbere dayalı eğitim yerine düşünme gücünüzü geliştirecek bir müfredat ve arkadaşça yaklaşımlara sahip öğretmenler sayesinde iyi bir akademik kariyer edinmiş olacaksınız.

»Amerika’da ne tür liseler var?

Liseler genellikle şu şekilde gruplara ayrılmıştır Single-sex schools: Sadece kız veya sadece erkek öğrencilerin eğitim gördükleri okullardır. Kız lisesi veya erkek lisesi ayrımının sebebi, öğrencilerin sosyal ve arkadaş çevrelerinden etkilenmelerini önlemektir. Özellikle kız öğrencilerin gerek ders içi gerekse ders dışında liderlik vasfını kazanmalarına yardımcı olmaktır. Military schools: Geleneksel lise müfredatının yanı sıra sıkı disiplin kuralları içinde temel askeri bilgilerin de verildiği okullardır. Bazı derslerde talim ve üniforma mecburiyeti vardır. ESL Bridge Programs: Programın amacı, hiç İngilizce bilmeyen öğrencilere Amerika’da herhangi bir okulda rahatça okuyabilecekleri düzeyde İngilizce öğretmektir. Amerika’da lise okumayı düşünenlerin bu tür programlara yaz aylarında veya Nisan ayında katılmalarında fayda vardır. Postgraduate programs: Liseyi bitirdiği halde, kendisini üniversite için hazır hissetmeyen öğrenciler için hazırlanmış bir yıllık programlardır. Program özellikle okuma yazma gibi sözel becerilerin yanı sıra Matematik yeteneklerin geliştirilmesi amacını taşır. 16–18 yaş arasındaki öğrenciler bu tür programlara katılırlar.

»Lise sonrası yüksek öğrenim

ABD’deki Yüksek öğrenim, toplam 12 yıllık ilkokul ve ortaokul öğrenimin devamı olarak kabul edilir. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra, yaklaşık 18 yaşında olan öğrenciler yüksek öğrenim diploması almak için üniversitelere veya bir meslek kazanmak amacıyla üniversitelerin iki yıllık yüksek-okullarına veya teknik okullara girebilir. En az dört sene eğitim gerektiren yüksek öğretim diploması, yüksek lisans öğrenimi başvurusunun temel şartıdır. Yüksek lisans yapan öğrenciler bir, iki veya üç senelik master programlarına devam edebilir veya en az üç yıllık bir eğitim sonrası diploma alınan doktora-öncesi programlara doğrudan kayıt olabilirler. Öğrenciler, master derecesini tamamladıktan sonra doktora derecesi için aynı dalda olduğu gibi farklı bir dalda da öğrenimlerine devam edebilirler. Eğitimin toplumsal değişimdeki gücü uzun yıllardan

beri tartışılmaktadır. Değişimlere uyum sağlamak için önemli bir etkiye sahip olan eğitim, günümüzde değişimleri yönlendirmede itici güç olarak kullanılmaktadır.

»ABD de Eğitimin Yapısı;

ABD’nin tarihi, coğrafi konumu ve nüfus yapısı, eğitim sistemlerini, hem şekil hem de fonksiyonları bakımından etkilemiştir. ABD de her eyalet Amerika vatandaşlarının Anayasa ile teminat altına alınan hak ve hürriyetlerine aykırı olmamak kaydı ile eğitim sistemini düzenlemek ve yönetmek hakkına sahiptir.

Eğitimi düzenleme ve yönetme anlayışındaki farklılıklara rağmen aşağıdaki noktalarda bir standart olduğu söylenebilir; 1. Farklılıktan birlik yaratmak, 2. Demokratik ideal ve uygulamaları teşvik etmek, 3. Kişisel gelişmeye yardımcı olmak, 4. Sosyal şartlar iyileştirmek, 5 Milli gelişme sürecini hızlandırma, 1979 yılında Federal düzeyde Eğitim Bakanlığı ihdas edilmiştir. Bu bakanlık federe devletlerde uygulanan milli eğitim politikaları arasında koordinasyon kurar ve bu devletlerin milli eğitim giderlerine yardımcı olmaktadır. ABD de 1987 yılında yapılan hukuki düzenlemelere göre; Okulöncesi Eğitim, İlköğretim, Orta Öğretim ve Yükseköğretim olarak oluşturulmuştur. Ayrıca Örgün ve Yaygın eğitim Programlarıyla yetişkinler de geliştirilmekte ve hayata hazırlanmaktadırlar.

»Eğitimin Süresi:

Amerika Birleşik Devletlerinde Eğitim faa-

liyetleri eyaletlere göre farklılıklar göstermektedir. Ancak eğitimin ana amaçları Federal Hükümet Tarafından tespit edilmektedir. ABD de okul süreleri genelde eyaletlerde aynı olmakla birlikte okul kademelerinde bazı farklılıkların olduğu görülmektedir. Eyaletlerde öğrenciler nasıl bir kademede eğitim görürlerse görsünler 12 yıllık bir eğitimden sonra Lise diploması almaya hak kazanmaktadırlar.

»İLKÖĞRETİM

1. Okul Öncesi Eğitim ABD de 4–6 yaş arası okul öncesi eğitim programları vardır. Okul öncesi eğitim zorunlu değil ancak yoğun bir katılım mevcuttur. Örneğin ABD de 5 yaş grubunun %93’ü anaokullarına devam etmektedir. Okul öncesi eğitim programlarının amacı, çocukları ilkokula hazırlamak, kendilerine güvenlerini artırmak, iyi ahlak davranışları ile oyun ve çalışma alışkanlıklarının kazandırılmasıdır. Diğer taraftan bir çocuğun en hızlı ve kalıcı öğrenme yaş grubunun 3–7 yaş grubu olduğu düşünüldüğünde, bu ülkede öğrencilerin eğitime ne kadar önde ve hazırlıklı başladıkları görülmektedir. 2. İlkokul Eğitimi Yukarıda belirtilen eğitim modelleri arasında en çok uygulanan 6 yıllık ilkokul modelidir. İlkokul programlarının ana amacı çocukların genel olarak gelişmelerini sağlamak, temel bilgi, beceri ve öğrenmek için olumlu davranışların kazandırılmasının sağlanmasıdır. İlköğretimde öğrencilerin sınıf dışındaki etkinlikleri sınıf içi etkinliklerinden daha fazla olduğu söylenebilir. ABD de eğitim ve öğretim çalışmaları teorikle sınırlı değildir. Şehir merkezlerindeki öğrenciler öğretmenleri ile birlikte sık sık inceleme gezilerine çıkarlar. Her öğrenci sebze ve çiçek yetiştirmeyi pratik olarak öğrenir. İlkokul 4–5 sınıfındaki öğren-

cilere okul dışında sorumluluklar verilir. Örneğin okul önlerinde trafik polislerine yardımcı olma faaliyetlerinde bulunurlar. Aşağıdaki tabloda ilköğretimdeki çocukların gördükleri derslerin müfredat programlarındaki dağılımı verilmiştir. Yukarıdaki programda da görüldüğü gibi ABD de teorikten ziyade uygulamalı eğitime ağırlık verilmekte, çocukların yetenekleri ortaya çıkartılarak o alanda eğitim yapmalarına olanak tanınmaktadır. Özellikle, öğrenmenin öğretilmesi eğitimin ana öğesini oluşturmaktadır. İlkokul birinci sınıfında 25 in üstünde kitap okunmaktadır.

»ORTAÖĞRETİM

Genel olarak ortaöğretim okulları sekiz yıllık ilköğretimi takiben dört yıllık bir öğretimi içerir. Orta öğretim kurumlarının iki ana amacı olduğu söylenebilir. Bunlardan biri öğrencileri üniversitelere hazırlamak diğeri ise iş hayatına hazırlamaktır. Bu nedenle junior Hıgh (ortaokul) ile Senior High (lise) devresinin başlangıç sınıflarında öğrencilerin ilgi alanlarına göre ders seçmelerine olanak tanınır. Özellikle, endüstri, tarım, ticaret ve diğer mesleki alanlara yönlendirme yapılmaktadır. İlköğretimi bitirenlerin genellikle %80‘ini ortaöğretime katılırlar, ortaöğretime katılanların %60’ı burayı bitirerek iş hayatına girerler, %20 si sanata, %20 si ise üniversiteye giderler.

»YÜKSEKÖĞRETİM

ABD de üç çeşit yüksek öğretim şekli vardır; ön lisans derecesi veren kolejler (2 yıl), lisans derecesi veren kolejler (4 yıl) ile Üniversiteler (4–6) olarak gösterilebilir. Üniversitelerin çoğunda Criminal Justice (Suç Bilimi) bölümü vardır. Dünya ülkelerine göre oldukça fazla suç işlenen ABD de üniversiteler de suçla mücadelede etkin görev almaktadırlar. Geliştirilen güvenlik projeleri hükümetlere teklif edilmekte, uygun görülmesi halinde uygulamaya konulmaktadır. Nitekim “Community Policing”(vatandaş polisliği) projesi bunlardan biridir.

F1 ÖĞRENCİ VİZESİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN 5 ŞEY

Yabancı öğrencilerin F1 vizesiyle ilgili en sık sordukları soruların yanıtlarını derledik (NEW YORK – POSTA 212) ABD’de F1 vize kategorisi yüksek okullara, üniversitelere, liselere ve dil kurslarına ve diğer akademik kurumlara kayıtlı öğrenciler için kullanılmaktadır. Ülkede öğrenim görmeyi düşünen kişinin ilk yapması gereken, SEVP sertifikası bulunan bir okuldan kabul almaktır. n F1 öğrenci vizesi almak için neler gereklidir? Bu vizeyi almak için akademik bir kuruma ya da dil kursuna tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırmanız, kayıt yaptırdığınız okulun Göçmenlik ve Gümrük Yönetimi (USICE) tarafından yabancı öğrenci kabul etme onayının

olması, eğitiminizi tamamlayacak yeterli maddi kaynağa sahip olduğunuzu kanıtlamanız ve kendi ülkenize olan bağlılığınızı ve ABD’de kalıcı olarak yerleşmek istemediğinizi kanıtlamanız gerekir. n Vizemin geçerli olduğu süre boyunca ABD dışına seyahat edebilir miyim? Evet. Beş yılı aşmamak koşuluyla ABD dışına çıkabilirsiniz. F1 vizeniz bittiğinde, yeniden vize almanız gerekecektir. ABD’den çıkmadan önce okulunuzdaki yetkili kişinin I-20 formunu imzalaması gerekir. n Başka bir okula geçiş yapabilir miyim?

Evet. Ancak mevcut okuluna haber vermeniz ve gideceğiniz okulun yetkilisinden SEVIS kaydınızı aldırmasını istemeniz gerekir. Yeni okulunuzdan yeni bir I-20 alarak tamamlanmış I20’yi yeni okulunuzun yetkilisine 15 gün içinde vermelisiniz. n ABD’de çalışabilir miyim? F1 vizeleri, yabancı öğrencilerin ülkede çalışabilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur, ancak çalışma koşullarında bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. F1 vizesi olan öğrencilerin genellikle öğrenim gördükleri üniversitenin kampüsünde 20 saate kadar çalışmalarına izin

verilir. Ayrıca F1 vizesi sahiplerinin çalışabilecekleri eğitim programları da bulunmaktadır. F1 öğrencileri ABD’de iş aramadan önce mutlaka okullarının danışmanlarına başvurmalıdır. n F1 vizesiyle ülkede ne kadar kalabilirim? ABD’ye girdiğinizde bir göçmenlik memuru göçmen olmayan statünüzü ve kalış sürenizi elektronik olarak sisteme geçirecek. Bu kayda CBP.gov/I94 adresinden ulaşabilirsiniz. Öğrenciler için kalış süresi genellikle kayıtlı olduğunuz akademik programın bitiş süresi kadardır. Program sona erdikten sonra ABD’yi terk etmek için 60 gün süreniz vardır.


Toplum

14 Ağustos 2013 Çarşamba

15

WASHINGTONPOINT

WASHINGTON’A KILIÇDAROĞLU ÇIKARMASI CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonbaharda Amerika’ya geleceğini ve Washington’a çıkarma yapacağını söyledi İLHAN TANIR WASHINGTON

Yurter Özcan, CHP’nin Amerika temsilciliğine Haziran ayı itibariyle resmen başladı. Kendisi özel bir Amerikan şirketinde çalışan Özcan temsilciliği gönüllü olarak yapıyor. Özcan, CHP’nin Amerika temsilcisi olarak hem ABD örgütlenmelerinden, hem de Washington ile ilişkilerden sorumlu olacak. Özcan, başta genel başkan Kılıçdaroğlu olmak üzere, Washington’a gelecek diğer CHP delegasyonlarının da ziyaretlerini planlayacak. ■ Neden Washington’da ofis açma ihtiyacı hissettiniz? Uzun yıllardır konuşulan bir projeydi bu. Ocak ayında şekillendi ve Amerikan Adalet Bakanlığı’na resmi başvuruda bulunduk. Haziran’da başvurumuz kabul edildi. Ofisimizi tuttuk. Temsilcilik açmamızın iki ana sebebi var: biri ABD’deki Türk yurttaşlarını örgütleyebilmek, ihtiyaçlarını karşılamak, dilek veya eleştirilerini kendi politika ve projelerimize kanalize edebilmek. İkincisi ise Washington’ı, hem hükümetini hem de düşünce kuruluşlarını daha iyi takip edebilmek. Bu şekilde bir çifte misyona sahibiz. ■ Bu süreçte Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile görüştünüz mü? Onun ne denli bir müdahalesi oldu? Yetki yazım bizzat Sayın Genel Başkanın imzası ile verildi. Ondan sonra resmi başvuru süreci başlatıldı. Kendisi misyonlarımızı destekliyor. Zaten, 2008 yılında da Brüksel’de AB ofisimiz kurulmuştu, burası da onun bir versiyonu. Ayrıca ABD örgütlenmesini de bu ofis yapacak. Almanya, Fransa, Hollanda ve Avusturya gibi ülkelerde de benzer ofisler ve çalışmalar yapılıyor zaten. ■ Genel Başkan Kılıçdaroğlu Washington’da ofis açtı ama hala kendisi burayı ziyaret etmedi... Tarih belli değil ama sayın genel başkanımızın sonbaharda Washington’a ziyareti gerçekleşecek. Zaten burada ofis açmamızın nedenlerinden biri de burada ziyaretin altyapı çalışmalarını hazırlamak. Bu ziyaret için çalışmalarımız şimdiden başladı. ■ Daha ofis yeni açıldı, ama görüşmelerinizde aldığınız tepkiler nasıl? ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki Türkiye masasını, ABD Kongresindeki ABD-Türk Dostluk grubu eşbaşkanlarının ofislerini ve bazı düşünce kuruluşlarını ziyaret ettim. Ayrıca daha çok Washington çevresinde yurttaş ziyaretleri yaptım. Hemen her hafta toplantılar yaptık. Hepsi çok pozitif. ABD’deki Türklerin “yıllardır neredeydiniz” sorusuna artık cevap verebiliyoruz. Eylül’den itibaren ABD genelinde ziyaretler yapmaya başlayacağız. ■ Gezi protestolarından CHP’nin aldığı mesaj ne? Tabi iktidarda olan AKP olduğundan, protestolardaki tepkinin çoğunun da ona yöneldiğini ama genel olarak Gezi direnişi tepkisinin bütün siyasi partilere verildiğini düşünüyoruz. Türkiye’de şu an siyaset ciddi şekilde tıkanmış vaziyette ve çözüm üretemiyor. Örneğin yüzde 10 barajını düşürmek konusunda CHP’nin altı yasa tasarısı önerisi AKP tarafından kabul edilmedi. Çözüm üretmeyen siyaset tasfiye olmaya mahkûmdur. Biz CHP olarak Gezi direnişine büyük destek verdik ama onun kredisini almak veya kendimize mal etmek niyetimiz olmadı. Bu hareketin siyasi partilerden daha büyük bir toplumsal muhalefet hareketi olduğunun bilincindeyiz ve buna saygı duyduk. Türkiye sathında yapılan forumlara sürekli bir katılım sağlıyoruz. Oralarda ortaya koyulan fikirler CHP genel merkezince ve ilgili makamlarca not ediliyor. Türkiye’de bu direniş sonucunda siyasete daha fazla gençlik girecek. Bunun çok büyük değişimlere neden olacağına inanıyorum. Basit bir örnek olarak, bence başkanlık sistemi bu anlamda ortadan kalkmıştır. Belki de Gezi Direnişi neye yaradı diye soranlara verilecek en somut cevap budur. İnsanlar özel hayatlarına ne sosyal ne de dini konularda kimsenin karışmasını istemiyor. Genç nüfusun çok büyük olduğunu düşündüğümüzde, gençlerin taleplerine kulak t��kayacak bir siyasi partinin yaşayamayacağına inanıyorum. ■ Gezi protestolarının CHP üzerinde yarattığı bir somut değişim var mı? Bu protestoyla birlikte gençlere yönelik daha ciddi bir yönelim olacak, onların taleplerine karşı daha hassas olunacak ve partide daha çok gençleşme yaşanacak. ■ AKP’lilerin protestolarda yabancı eli olduğuna dair teorileri var. Bu teorilere inanıyor musun? Açıkçası bu komplo teorilerini üreten AKP’nin, bu şekilde halka hakaret ettiğine inanıyorum. Yani biz Türk halkı olarak, bazı şeyler bize empoze edildiğinde, özgürlüklerimiz kısıtlandığında, bıçak kemiğe dayandığında ayağa kalkmayacak mıyız? Biz aciz miyiz? Neden dışarıdan bir yardım bekleyelim ki? Sorunların kökenini öğrenmek istiyorsa Başbakan,

Almanya’ya değil aynaya baksa yeter. Başbakan bu kısıtlamalara ve hoyrat ifadelere devam ettikçe işi daha zor olacak. Gezi bir kırılma noktasıdır ve Siyasal Bilgiler okullarında dersi verilecek bir isyandır, sadece bir protesto da değildir. ■ CHP’nin eskiden gelen bir komplocu tavrı da vardı, örneğin AKP’nin bir ABD projesi olduğu gibi. Bu konuda bir özeleştiri gerekir mi? AKP’nin kurulduğu ilk zamandan beri ABD’den ciddi destek aldığını biliyoruz. Örneğin Erdoğan’ın sadece AKP genel başkanı iken ve başbakan olmamışken Beyaz Saray’da kabul edilmesi zaten bu desteği başlı başına gösteren bir şey. ABD’nin bütün protokol kurallarına ve teamüllerine aykırı bir şekilde, bir parti genel başkanının Beyaz Saray’da ağırlaması bir komplo teorisi değil olmuş bir olay. 2002 yılından beri AKP’ye ciddi bir destek var. Mavi Marmara olaylarına kadar İsrail lobisiyle de AKP’nin arasının iyi olduğu bir gerçek. Şu sorulabilir, Gezi protestoları sonrası ABD’nin halen AKP’ye desteği var mı yok mu? Kritik soru bu. ■ Cevabı nedir bu sorunun? Gezi ile birlikte Amerikalılarla konuştuğumda edindiğim intiba bir kırılma noktası yaşandığı. AKP’lilerin Washington’a uzun süredir geldiğini göremiyoruz örneğin çünkü anlatabilecekleri pek bir şey yok burada. Türkiye’de AKP freni boşalmış bir kamyon gibi görülüyor. Geçen seçimler öncesi milletvekili listelerinde ciddi değişiklikler oldu ve Cumhurbaşkanı Gül’e yakınlığıyla bilinen dış politika ağırlıklı belki de on kişi tasfiyeye uğradı. Ondan sonra da AKP’nin dış politika takımında ciddi bir eksiklik ve kalifiye eleman sorunu yaşandığını görüyorum. Kalanların da Washington’a gelmek istemediği görülüyor. (gülerek) ■ Şu anki ABD-Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl görüyorsun? Türkiye-ABD ilişkileri her zaman önemlidir. Ben Başbakan Erdoğan’ın ABD ile ilişkilerde elindeki son koz olarak Obama ile iyi ilişkiler kaldığını düşünüyorum. Dışişleri ve Kongre’de Erdoğan’a karşı büyük bir tepkinin olduğunu görüyorum. Erdoğan’ın anlamadığı şey, yalnızca Obama ile bu ilişkileri götüremez. Eğer (Obama üstünde) baskı bir boyuta ulaşırsa, gün gelir Obama’nın da Erdoğan’a sırtını dönmesi gerekebilir. Sonraki seçimler 2016’da ola-

cak ve önümüzdeki yıldan itibaren Obama’nın rolü, etkisi gün geçtikçe azalacak. Görev süresi azaldıkça da riskli işlere girişmek istemeyecek. AKP, Suriye konusunda da ABD’yi tamamen yanlış okudu. Obama iktidara gelip, Irak ve Afganistan savaşlarını bitirerek ve ekonomiyi düzelterek tarihe geçmek isteyen bir lider olarak neden Suriye’de yeni bir savaşın başlatılmasını istesin ki? Bunu AKP’li yetkililer nasıl beklediler anlamadım. ■ CHP şu an iktidara gelse ne değiştirmek ister? Biz öncelikle ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’a inanan bir partiyiz. Komşularla sıfır sorundan sıfır komşu durumuna düştü Türkiye ve bu çok acı. Akademide yazılıp, çizilen şeylerin hayata kolay aktarılmadığını gösteren bir durumdur bu. Açıkçası Davutoğlu o koltukta nasıl oturuyor anlamakta güçlük çekiyorum. Bu politikanın mimarı o, popülaritesini ve imajını ona bağlamıştı ve şimdi ise çökmüş bir politikanın mimarı durumunda. Biz CHP olarak öncelikle bir konferansla hem Avrupa’nın, hem İran ve Rusya’yı aynı platformda bir araya getirmeye çalışırdık. Biz bunu iki yıl önce belirttik ve şimdi o düşüncemiz Cenevre konferansının yapılmasının gerekliliğiyle ortaya kondu. Örneğin büyük bir heyetle genel başkan Irak’a ziyarete gidecek. Kısacası, ikili ilişkilerimiz üçüncü ülkenin çıkarlarına havale etmez, bire bir ilişkilere ağırlık verirdik. Bir ülke tek başına (unilateral) işlere kalkışması belki kolay gibi görünse de, sonunda daha zarar verici oluyor. ■ CHP’nin dış politikasında İran, Irak, Suriye veya Rusya ile yakınlaşırken, ABD’ye mesafe koyar gibi bir algı var. O algı yanlış. Yapılan temaslara baktığımızda, 2008’de Brüksel’e ve 2013’de Washington’a temsilcilik açtık. Sözden çok yapılanlara bakmak gerekir. Ama nihayetinde komşularımızı değiştirmek imkânımız yok ve bu ülkelerle ikili ilişkilerin belli bir seviyede sürdürülmesi taraftarıyız. CHP, Batı değerlerini benimsemiş bir partidir. Geçtiğimiz birkaç sene içinde de hem Avrupa hem de ABD’ye giden delegasyon ziyaretleri artmıştır. Burada yaptığımız bir başka çalışma da bu bahsettiğiniz algıyı yıkmaktır. ■ AKP şu an idealist dış politikayı izlediğini iddia etmekte. CHP’nin dış politikasını nasıl betimlersiniz? AKP dış politikası idealist midir, tartışılır. Burnu-

nun dikine gitmek midir idealizm? Şu an Suriye veya Irak’ta yaşananlarda AKP’nin sorumluluğu yok mu? Örneğin önce Libya operasyonuna karşı çıkıp, sonra en güçlü deniz kuvvetlerini NATO operasyonuna yönlendirmiştir. Bence değişen başbakanın kibridir. Ortadoğu halkları tepelerinde yeni bir güç istememektedir ve bu açıdan ben neo-Osmanlı yaklaşımına karşıyım. Bu dışarıdan lider Türkiye de, İran da, başka bir ülke de olamaz. Aslında, Ortadoğu halkları ile Gezi protestolarının çağrısı aynı: Hayatlarımıza karışma. Bu açıdan kibirle birlikte taktik hatalar yapılmakta ve yaptıkları hataları ne Erdoğan ne de Davutoğlu kabul edebildiğinden, burunlarının dikine gitmeye devam etmektedirler. ■ CHP’nin dış politikasını idealist, pragmatik veya realist olarak tanımlamak gerekirse… Öncelikle neye önem verdiğimiz, isimlendirmeden daha önemlidir diye düşünüyorum. Ülkelere ve o ülke insanlarına pozitif yaklaşma taraftarıyız. Örneğin biz Esad’a eskiden diktatör derken şimdi demokrat demiyoruz. Esad her zaman diktanın başı oldu ve halen de öyle, görünen köy kılavuz istemez. Halkların özgür ve demokrasi içinde yaşamasını istiyoruz. Ortadoğu’da yaşayan bir insan neden Batıdakinden daha az özgürlüğe veya demokrasiye eyvallah desin ki. Biz her yerdeki insanlar için aynısını istiyoruz. İdealist olmak budur. ■ Halk ayaklandığında halkların tarafı tutulmamalı mı? Mısır’da Mübarek’e karşı veya Esad’a karşı... O halklar için ne yararlı ise o yapılmalı. Bu BM kanalından da olabilir, başka uluslararası kanallardan da olabilir. Ama maç başladıktan sonra kuralları değiştirmeye çalışan bir başbakan var. Örneğin Kaddafi’den insan hakları ödülü almak... Neden bu ödül alınır? Niçin Libya’ya operasyonda fikir değiştirilir? Niçin “kardeşim” dediği Esad ile kanlı bıçaklı olur? Uygar bir demokrasi de bu zikzaklar istifa sebebidir. Bu zikzakların nedeni, Başbakan’ın artık kontrol edemediği kibridir. Olayları eskisi gibi okuyamıyor. Realite ile bağları gün geçtikçe kopuyor. Ayni kopukluk Gezi’ye verdiği tepkilerde de mevcut. CHP nasıl bir Türkiye dış politikası İster? Biz CHP olarak Türk halkı için ne istiyorsak, bütün dünya halkları için de onu istiyoruz: Demokratik, özgür ve barışçıl bir ortamda yasamak. Dış politika bunu sağlayabilmek için elimizde olan en güçlü

etkenlerden biri. Biz bütün eksiklik ve duraklamalara rağmen Avrupa Birliği üyeliği sürecini yeniden harekete geçirmek istiyoruz. Bölgemizde sıfır sorun diye uygulanan politikalar, bizi sıfır komşulu durumuna düşürdü. Şu an Türkiye çok yalnız. Herkes ile kavgalıyız. CHP olarak bizim için önemli olan bir rejimin ya da liderin çıkarı değil, bölgemizde yasayan halkların çıkarıdır. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Ayni şekilde kimsenin de bizim toprağımızda gözü olamaz. Buna asla izin vermeyiz. Biz nasıl emperyal fikirler içinde değilsek, nasıl yeni Osmanlı hayalleri kurmuyorsak, aynı saygıyı herkesten bekliyoruz. Bu bizim hakkımız. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hiçbir zaman tartışmaya açmayız. Bunun yanı sıra bizim ilkemiz ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’tur. Hayalimiz sadece bölgesinde değil, tüm dünyada güçlü olan bir Türkiye yaratmaktır. Bunun için olması gereken güçlü bir demokrasi, güçlü bir ekonomi ve güçlü bir ordudur. Biz ülkemizin bir çekim merkezi olmasını istiyoruz. İnsanların bizi örnek aldığı, gıpta ile bakılan bir Türkiye hayal ediyoruz. Laiklik olmadan bunu sağlayamayız. Laiklik tüm inançların garantisidir. Devlet her inanca aynı mesafede durmazsa, tüm yurttaşlarını ayni şekilde koruyamaz. ■ İsminiz etrafında dolaşan dedikodu ve komplo teorileri vardı. Örneğin dış mihrakların ABD’deki temsilcisi olarak resimlediler sizi. New York Times ilanını sizin organize ettiğiniz söylendi. Ne diyorsunuz bunlara? Gülüyorum. İkincisi New York Times ilanı ile hiçbir alakam yok. Ondan haberim yoktu. Ama şunu söyleyebilirim ki Kongre ve Beyaz Saray önündeki gösterilerin düzenleyicisi benim. İnsanlar bir hak olarak bu protestolarını gösterirler ve ben bunu bir aktivist olarak yaptım, politika olarak da değil. Ben ayrıca örneğin Nihal Bengisu’nun hakkımda yazdığı yazı için bir tekzip mektubu gönderdim ve bu durum yargıya taşınıyor. Örneğin Yasin Aktay Bey de bir TV programında ismimi andı ve kim onlara benim ismimi söyletiyor bilmiyorum. Ben bu kişileri tanımam, onlar da beni tanımaz. Ama bütün bunlar yine Gezi’yi iyi anlamamaktan ileri geliyor diye düşünüyorum. Yıllar önce de bana Ergenekoncu denmişti, Gareth Jenkins’e Washington’da konuşma imkanı sağladığım için. Yine aynı şey.


ESAJI UYARI M AN Y TAŞIMA İLER İ Ü ÇK ALKOLL YACAK A SATILAM

Rakı öldürür uyarısı! Alkollü içki ambalajları üzerine konulacak sağlık uyarılarına ilişkin hususlar düzenlendi. Uyarı mesajı taşımayan alkollü içkiler iç piyasaya sürülemeyecek ve halka satılamayacak (POSTA212) Alkollü içki ambalajları üzerine konulacak sağlık uyarılarına ilişkin hususlar düzenlendi. Piyasaya arzına izin verilen alkollü içkilerin tabanı hariç iç ve dış ambalajlarında, üç adet grafik uyarı mesajı ve bir adet yazılı uyarı mesajı birlikte kullanılacak. Uyarı mesajı taşımayan alkollü içkiler iç piyasaya arz edilemeyecek ve satılamayacak. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan Alkollü İçki Ambalajları

Üzerine Konulacak Uyarı Mesajlarıyla İlgili Tebliğ Resmi Gazete’de yayımlandı. İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisar Kanununun 6’ncı maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan, alkollü içki ambalajları üzerine konulacak sağlık uyarılarına ilişkin hususları düzenlemek amacıyla hazırlanan tebliğe göre, piyasaya arzına izin verilen alkollü içkilerin tabanı hariç iç ve dış ambalajlarında, üç adet grafik uyarı mesajı ve bir adet yazılı uyarı me-

sajı birlikte kullanılacak. Uyarı mesajı taşımayan alkollü içkiler iç piyasaya arz edilemeyecek ve satılamayacak. Uyarı mesajları, herhangi bir şekilde saklanamayacak, kapatılamayacak veya kesilemeyecek. Bandrol, pul ve benzeri ilaveler üzerine yazılmayacak. Uyarılar, sabit ve silinemez olarak basılacak. Rakam metni koyu, diğer kısımlar ilk harf büyük devamı küçük harflerle ve normal cümle şeklinde yazılacak.

14 Ağustos 2013 Çarşamba YIL 1 • SAYI 13 HAFTALIK ÜCRETSİZ

Obama Ailesi tatilde ABD Başkanı Barack Obama ailesiyle bir haftalığına tatile çıktı. Obama ailesi, haftayı, Massachusetts eyaletine bağlı Martha’s Vineyard adasında başbaşa geçirecek (WASHINGTON-POSTA212) Amerika’nın Sesi’nin haberine göre, Obama tatile çıkmadan önce güneydeki Florida eyaletinin Orlando kentine geçerek bir grup savaş muhabirine konuşma yaptı. Obama tatilden önce Washington’da yaptığı basın toplantısındaysa, Ulusal Güven-

lik Dairesi’nin telefon ve internet iletişimlerine ait kayıtları toplamasıyla ilgili gizli programa değinmiş, federal hükümetin yönettiği izleme programlarını daha şeffaf hale getirme sözü vermişti. Obama, eski istihbaratçı Edward Snowden’ın ortaya çıkardığı izleme programı ve benzer programlarla ilgili yapmak istediği reformlar konusunda Kongre’yle birlikte çalış-

MARS YOLCULUĞUNA 100 BİN KİŞİ BAŞVURDU 2022’de Kızıl Gezegen’de koloni kurmak için 100 bin kişi gönüllü oldu. Geri dönüşü olmayan bu yolculuk için 11 de Türk başvurdu (NEW YORK – POSTA 212) 2022’de başlaması planlanan One Mars projesi kapsamında Mars’a bir daha geri dönmemek üzere gitmek isteyen 100 bin kişi çıktı. Proje kapsamında seçilen 40 kişi, hayatlarının geri kalanını orada geçirecek. Başvuranlar arasında 11 de Türk bulunuyor. Mars One kurusucu ve CEO’su Bas Lansdorp, ilk ekibin görevinin 6 milyar dolara malolacağını, bu rakamın gezegendeki koloni kurma çalışmalarının yayın hakkı karşılığında sponsorlar ve medya şirketleri tarafından karşılanacağını açıkladı. Lansdorp “Biz dünyaya bunun hikayesini anlatmak istiyoruz. İnsanlar Mars’a gidip oraya yerleştiklerinde ve orada yeni bir dünya, yeni bir gezegen ya-

ratacaklar. Bu, bugüne kadar olan en ilginç olaylardan biri ve biz bu hikayeyi tüm dünyayla paylaşmak istiyoruz” dedi. Bu yıl Mars One projesi kapsamında binlerce kişi arasından yalnızca 40 kişi seçilecek. Bu kırk kişiden yalnızca dördü, Eylül 2022’de yola çıkıp, Nisan 2023’te Mars’a ayak basacak. Sonraki dört kişi iki yıl sonra yola çıkacak. Bu kişilerden hiçbiri bir daha dünyaya dönmeyecek. Bu iş için sekiz yıl boyunca eğitim görecek olan astronotların Mars’a yaklaşık 2,5 ton “gerekli yük” taşımaları gerekecek. Ancak bu yükün içinde fazla su ya da oksijen bulunmuyor. Lansdorp astronotların bunları Mars’ta üreteceklerin söylüyor ve “Mars yüzeyinden suyu buharlaştıracak ve yeniden sıvı

hale dönüştüreceğiz” diyor. Başvuranların 18 yaşından büyük olması ve kendi ülkelerinin kişi başına milli gelirine göre belirlenmiş bir başvuru ücreti ödemeleri gerekiyor. Lansdorp, bu ücreti insanların gerçekten üzerinde düşüneceği kadar yüksek, ama herkesin karşılayabileceği kadar düşük olmasına dikkat ettiklerin söylüyor. Ama uzay uzmanları projenin güvenilir olduğundan emin değiller. Mars’a bugüne kadar hiç insan gönderilmemiş olması ve radyasyon konusunda endişelerini dile getiriyorlar. Ayrıca projeye başvuru ücreti ödeyenlerin vazgeçtikten sonra paralarını geri alamamaları da, projenin bir tuzak olduğu konusunda soru işaretleri doğuruyor.

mak istediğini söyledi. Diğer ülkelerin izleme programları ve özel yaşamın gizliliği konusunda Amerika’yı gözlemlediğinin farkında olduğunu vurgulayan Obama, federal hükümetin olağan kişileri izlemeye meraklı olmadığını kaydetti. Başkan Obama’nın yanı sıra Kongre de yaz tatilinde ve yeni yasama dönemine gelecek ay başlayacak.


POSTA212 - SAYI 13