Issuu on Google+

OBAMA’NIN BÜYÜKANNESİ POSTA212’YE KONUŞTU

sayfa

‘Kaçırılan kızları hemen bırakın’

3

Intel’in çatısında bir Türk kadını da var

Nijerya’da 200 kız öğrencinin aşırı dinci Boko Haram örgütünce kaçırılması dünyayı ayağa kaldırdı. Arkadaşımız Daphne Barak, ABD Başkanı Obama’nın büyükannesi Sarah Obama ile konuştu.

Daphne Barak’ın kaleminden

■ Turk of America dergisi ABD’de yaşayan

‘En Etkili 50 Türk’ü belirledi. Listede Intel’in üst yöneticilerinden Ayşegül İldeniz de var.

sayfa

8

sayfa

12

Komisyon’da söz Cemil Çiçek’de

HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ T Ü R K L E R İ N G A Z E T E S İ

www.posta212.com • YIL 1 • SAYI 52

17 Mayıs 2014 Cumartesi

■ 4 eski bakan ile ilgili soruşturma TBMM’de kurulacak Komisyon’da araştırılacak ama partiler üye sayısında bir türlü anlaşamıyor.

GÖZ GÖRE GÖRE

KATLIAM Aylar öncesinden yapılan uyarılara kulak asılmadı. Ölüm göz göre göre geldi. Güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu, daha çok kâr için işçinin sonuna kadar sömürüldüğü Soma’daki linyit madeni yüzlerce madenciye mezar oldu. Boğularak, yanarak öldüler... Hâlâ ne kadar can kaybımız var bilemiyoruz. Ölü sayısının çok daha artacağı söyleniyor. Türkiye kan ağlıyor ama ortada hâlâ tek bir sorumlu yok

Cumhurbaşkanı’nı az kalsın fareler yiyecekti 8 sayfa

Ölüme yolculuk tacirleri sayfa

9

■ Onlar umut yolcuları ama çoğunun hikaye-

si felaketle sonuçlanıyor. Çoğu hayatlarıyla bedel öderken, kazanan insan tacirleri oluyor.

Parada temkinli patika

sayfa

6

sayfa

4

Yatırımcı vizesinin avantajları çok fazla ■ E1 ve E2 yatırımcı vizelerini alanlar en

az beş yıl süreyle işlerine yoğunlaşabiliyor ve eşleri de çalışma imkanı buluyor.

sayfa

5

sayfa

2-15-16

Türk Yürüyüşü Soma için iptal edildi 2

sayfa

Türk ekonomisi zincirlerini kırıyor sayfa

5

sayfa

11

Amerika’da nasıl başardılar?

Amerika’da 33 sandık kurulacak sayfa

12

H1-B vizesi olanların eşlerine de yeşil ışık ■ H1-B vizesi ile çalışan kişilere müjde. Baş-

kan Obama tarafından uzun zamandır baskı yapılan bir konuda daha iyileştirme yapılıyor.

TACCI’DE İŞLER KARIŞTI

Başkan istifa etti 11 sayfa

sayfa

AHMET BUĞDAYCI 8 AMERİKAN PLUTOKRASİSİ VE KOCH KARDEŞLER

sayfa

AHMET RAVALI 9 TÜRK GUGUK SİSTEMİ’NE GÜVENİMİZ SONSUZ!

sayfa

10

ABD, Başbakan’a inat ‘Caz yapın’ dedi ■ 17’nci Ankara Caz Festivali’ne Başbakanlık destek vermeyince devreye ABD girdi.

sayfa

İLHAN TANIR 10 WASHINGTON’DA KAYBEDEN ERDOĞAN

YILMAZ POLAT ÖZGÜR OLMAYAN ÜLKE

sayfa

11


Toplum Yaşam

17 Mayıs 2014 Cumartesi

İşçiler New York’ta anıldı (SERKAN KALFA - NEW YORK / POSTA212) Manisa’nın Soma İlçesi’nde meydana gelen maden kazasında hayatını kaybedenler Türk Evi’nde anıldı. Anma törenine Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Y. Halit Cevik, New York Başkonsolosu M. Levent Bilgen ve New York’taki Türk toplumu temsilcileri katıldı

UN

BA ŞI MI Z

LS

ĞO

SA

Amerikalı Türkler’den Soma’ya yardım eli

Dünya Soma’da meydana gelen kömür madeninin yasını tutarken Amerikalı Türkler yardım için tek yürek oldu. Toplumun her kesimi Soma için birbiri ardına kampanyalar düzenliyor NEW YORK - POSTA212

A

merikalı Türkler, Türkiye’nin yanı sıra dünyayı yasa boğan ve yüzlerce madencinin hayatını kaybettiği Soma faciası için tek yürek oldu. Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali’nin iptalinin ardından Amerikalı Türkler yardım için çoktan kolları sıvadı bile. Facianın hemen ardından toplumun her kesiminden Soma’da hayatını kaybedenlerin ailelerine yardım etmek

amacıyla birbiri ardına yardım kampanyaları haber geldi. Amerikalı Türkler’in “Soma’ya ağıt”, “Soma’ya destek olalım” gibi başlıklarla duyurduğu kampanyalara ilgi gederek artıyor. “YÜREĞİMİZ YANIYOR” Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF), Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali ile Balo’nun iptalini duyurmasını ardından kampanya başlattı. TADF Başkanı Atilla Pak, soz konusu kampanya-

nın ay sonuna kadar devam edeceğini soyledi. Pak, kampanya ile ilgili şu bilgileri verdi: “Bu kampanya kazada hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza maddi yardım amaçlıdır.Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu bu tür yardımları hep yapan bir kuruluştur. Yardım için hesap numarası mevcuttur. Yardımcı olan herkese bağış belgesi veriyoruz. Yardımda bulunmak isteyenler Facebook üzerinden veya telefon aracılığıyla bizlere ulaşa-

bilirler.” EZELİ RAKİPLER TEK YÜREK Yeşil sahaların ezeli ve ebedi rakiperi Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Amerika’da kurulu dernekleri de Soma için destek kampanyası başlattı. “Soma’ya Ağıt” başlığıyla kampanyasını duyuran Fenerbahçe USA, kampanya için herkesten destek istedi. Galatasaray USA de Facebook sayfasından duyurduğu kampanya kapsamında başlatılan yardım kampan-

yası sonucunda toplanan gelirin Soma’daki ailelere elden ulaştırılacağı ifade edildi. Dallas Teksas’ta faaliyet gösteren TURKSOTX– Turkish Society of Texas da yardım kampanyası başlattı. Dernek kampanya ile ilgili yaptığı açıklamada; “Türk Amerikalılar olarak yüreklerimizin Soma mağdurları ile bereaber attığını götermek için TURKSOTX yardım kampanyası başltmiştir. Tüm dostlardan destek bekliyoruz” görüşlerine yer verdi.

Türk Yürüyüşü Soma için iptal edildi Bu yıl 33’üncüsü düzenlenmesi planlanan Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali, tarihinde ilk kez sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı yasa boğan Soma faciası nedeniyle iptal edildi DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

T

ürk diplomatlarına yönelik Ermeni terörizmini protesto etmek amacıyla kaldırımda başlayan ve 33 yıldır coşkuyla kutlanan Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali, Soma faciası nedeniyle iptal edildi. Her yıl Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen yürüyüşün, federasyonun üye derneklerin katılımıyla yaptığı toplantısında alınan bu karara yönelik tepkiler de geldi. Bu arada yürüyüşün iptalinden önce TADF, Türk Günü Yürüyüş Balosu’nun iptalini duyurmuştu.

OY ÇOKLUĞUYLA ALINDI New York Başkonsolusu Mustafa Levent Bilgen ile Kültür ve Tanıtma Ateşeliği’nin de bulunduğu toplantıya TADF Başkanı Atilla Pak’ın yanı sıra çok sayıda üye dernek başkanı da katıldı. 5 saate yakın süren toplantıda Başkonsolos Bilgen ile ateşelik, hükümet olarak yürüyüşe katılmayacakları yönünde görüş bildirdi. Toplantıda ayrıca dernekler de konuyla ilgili görüşlerini iletme fırsatı bulurken, Amerika’daki birçok yerli ve yabancı sivil toplum kuruluşu ile belediyelerin görüşlerine de başvuruldu. İptal yönünde kararın oy çokluğuyla alındığı toplantıya katılmayan derneklerin görüşleri de

“MİLLETÇE BÜYÜK HÜZÜN İÇERİSİNDEYİZ” Bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan program, İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Daha sonra bir konuşma yapan Başkonsolos Bilgen “Maden işçilerimiz, yerin yüzlerce metre yeraltında terlemenin ne olduğunu en iyi bilenlerdir. Her gün ocaklarına ekmek götürdükleri, hayatlarını kazandıkları maden ocağı onlara şehadet kapısını açtı. Milletçe büyük hüzün içerisindeyiz. Temennimiz milletimize yas tutturan bu tür hadiselerin tekrar yaşanmamasıdır. Tüm miletimizin başı sağolsun” dedi. Ardından Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Y. Halit Çevik bir konuşma yaptı. Konuşmasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerken, yakınlarını kaybetmiş ailelere de başsağlığı diledi. Çevik “Ülkemiz tarihi boyunca yaşadığı acı olayları üstesinden el ele vererek dayanışma içinde gelmeyi bilmiştir. Bu kez de devletimiz, milletimiz birlik ve beraberlik duygusu ile bu acı zamanda yaraları en kısa sürede sarmayı, acıları bir nebze de olsa dindirmenin azmi ve gayreti içindedir. Böyle olmaya da devam edecektir” diye sözlerini noktaladı. BAYRAK YARIYA İNDİRİLDİ Anma töreni New York Sosyal İşler ve Din Hizmetleri Ataşesi Vekili Adem Sarıkaya’nın kazada hayatlarını kaybedenlerin ruhuna dua okumasıyla sonlandı. Anma töreninin ardından Wall Street’te bayrak yarıya indirme töreni yapıldı. Amerikan bayrağının da yarıya indirildiği törende maden işçileri bir kez daha anıldı ve saygı duruşunda bulunuldu.

ATİLLA PAK:

Seneye yürüyüş 16 Mayıs’ta

sonra alındı. Sonuç olarak 57 derneğin 6’ya yakını aksi yönde karar verdi. ‘YÜRÜYÜŞ DÜZENLENEMEYEBİLİR’ Kararın açıklanmasının hemen ardından iptali yerinde bulanlar kadar çok büyük tepki gösterenler de oldu. Kimileri karar karşısında “Yürüyüş için enerjimiz yoktu. Ay-

rıca katılım düşük olurdu, bu da imajımıza gölge düşürürdü” şeklinde görüş bildirdiler. Kimileri ise iptal kararının, daha sonraki yıllarda yapılacak yürüyüş izninin iptalini getireceği savını ortaya arttı. ZARAR TELAFİ EDİLECEK Öte yandan Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali için bugüne ka-

dar 400 bin dolar harcama yapıldığı öğrenildi. Yürüyüşün iptal olmasıyla bu zararın nasıl karşılanacağına ilişkin olarak da Türk ve Amerikan hükümetinden zararın telafi edileceği yönünde söz verildiği kaydedildi. Söz konusu maliyetin büyük bir kısmının bu hükümetlerce karşılanacağı ve bunda bir sorun olmayacağı belirtildi.

(BABÜR AKSÜYEK - NEW YORK POSTA212) Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Atilla Pak, konuyla ilgili düzenlediği basın toplantısında Türk Günü Yürüyüşü ve Festivali’ni iptal ettiklerini belirterek, “Bu olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diler, ailelerine başsağlığı dileriz. Ben başımız sağolsun Türkiye demek istiyorum. Bu acıyı en derin şekilde yaşıyoruz. Yüreğimiz yanıyor. Bu derin acıyı yüreğimizde taşıyoruz” dedi. Senatör dostlarından taziye mesajları aldıklarını da ifade eden Pak, Türk Günü Yürüyüşü’nün bir daha yapılmayacağıyla ilgili çıkan dedikoduların asılsız olduğunu söyledi. New York Polis Departmanı ve Parklar Müdürlüğü ile yapılan toplantı sonucunda Türk Günü Yürüyüşü’nün gelecek sene 16 Mayıs 2015’te yapılacağını duyurdu ve resmi belgeyi basın mensuplarına gösterdi.

Büyükelçilikte anma (WASHINGTON - POSTA212) Manisa’nın Soma İlçesi’nde yaşanan maden faciası nedeniyle, Washington’da bulunan Türkiye Büyükelçiliği’nde 15 Mayıs Perşembe günü sabahı 09.15’te başlayan bir anma töreni yapıldı. Faciada hayatını kaybeden vatandaşlar adına önce bir saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra ise Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç ile Washington’da görüşmeler için bulunan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi kısa birer konuşma yaparak, hayatını kaybeden madencileri andılar ve aileleri ile Türkiye’ye başsağlığı dilediler. Tören, duaların okunması ile son buldu.


Güncel &Toplum

Intel’in güvendiği tek Türk kadını Geçtiğimiz haftalarda ‘Turk of America’ dergisi Amerika’da yaşayan ‘En Etkili 50 Türk’ü seçmişti. Bu listenin içinde yer alan Ayşegül İldeniz, çok uzun yıllardır teknoloji devi Intel için çalışıyor SERKAN KALFA NEW YORK - POSTA212

I

ntel’in global alanda Yeni Teknolojiler Bölümü Başkan Yardımcılığı yapan İldeniz, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun ve San Francisco State Üniversitesi’nde dijital iletişim konusunda master derecesi var. Posta 212 olarak, İldeniz’e İntel çalışmalarını, yeni çıkacak teknolojileri ve diğer yaptığı işler hakkında sorular yönelttik.

■ Intel ile çalışmanız nasıl başladı ve bulunduğunuz pozisyona gelmek için hangi aşamalardan geçtiniz?

Intel’e 1998 yılında Akdeniz, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’nden sorumlu Pazarlama Müdürü olarak katıldım. 2001-2004 yılları arasında Intel Türkiye Genel Müdürlüğü 2004 yılından sonra da Intel’in aralarında Türkiye, Mısır, Güney Afrika, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu, 67 ülkeyi kapsayan Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı ve Intel’in EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi) Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptım. Daha sonra Intel yönetimi geçen yıl yeni açmayı planladığı Yeni Teknolojiler Bölümü için bana başkan yardımcılığı görevini teklif etti. Kasım ayından bu yana bu görevimi sürdürüyorum. “TÜRKİYE’DE BAŞLATTIM” ■ Başkanlığınız döneminde ne gibi projelere imza attınız ?

Türkiye, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi başkanlığım döneminde bölgedeki iş hacmi dörde katlandı. Bölgede Intel Öğretmen Programı kapsamında 2 milyon öğretmene, Intel Öğrenci Programı ile 350 bin öğrenciye ulaşıldı. İnsanları teknoloji ile tanıştırmak, teknolojiye daha kolay erişmelerini sağlayarak hayatlarını iyileştirmek amacıyla Türkiye’de başlattığım “e-Dönüşüm İnisiyatifi” adlı proje, Intel’in “World Ahead” adını vererek tüm dünyada gelişmekte olan ülkeler için uyguladığı global bir projeye dönüştü. Yine Türkiye’de İldeniz öncülüğünde hayata geçirilen “Kadın ve Bilişim Platformu” da örnek proje olarak bölgeye yayıldı. 2013 yılında Afrika Bölgesi’nde Safaricom’la birlikte kullanıcıların ihtiyaçlarına özel olarak tasarlanarak pazara sunulan ilk Intel işlemcili akıllı telefon YOLO’nun da aralarında bulunduğu birçok önemli yatırım gerçekleşti. AKILLI BEBEK TULUMU ■ Geçtiğimiz aylarda Las Vegas’da yapılan fuarda neler tanıtıldı? Ne gibi yenilikler var?

Dünyada bugün Internet’e bağlı 8 milyara yakın akıllı nesne var. Yani akıllı nesnelerin sayısı dünya nüfusunu geçmiş durumda. Ancak fiziksel objelerin yüzde 99’u internete bağlı değil. 2020 yılında dünyada 50 milyar akıllı ve birbirine bağlı cihaz olacağı öngörülüyor. 2025 yılında da “Nesnelerin interneti” 6.2 trilyon dolarlık ciroya sahip olacak. Klimadan, akıllı televizyona, sizin taktığınız gözlük veya saatin onlarla iletişimde olduğu, konuştuğu bir dünyaya

koşa koşa gidiyoruz. Bu yeni nesnelerin önemli bir bölümü giyilebilir teknolojilerden oluşacak. Giyilebilir teknolojiler, bilgisayar teknolojilerini günlük hayata entegre ederek, kullanıcılar tarafından giyilebilen her türlü ürün anlamına geliyor. Üzerlerine yerleştirilen sensörler ya da işlemciler sayesinde akıllanan ve dış dünyayla bağlantı kuran kumaşlardan, bileziklerden, akıllı küpelerden ve bunlara benzer nesneler. Bu yıl Las Vegas’ta düzenlenen Uluslararası Tüketici Elektroniği Fuarı CES 2014’te bunun için önemli bir adım olan Edison adlı yeni işlemcimizi tanıttık. Edison aslında SD kart boyutunda, Bluetooth ve Wi-Fi bağlantılarına da sahip olan Pentium işlemciye sahip mini bir bilgisayar. Çift çekirdekli Quark Soc ile çalışan bilgisayar, Linux işletim sistemine sahip Edison’u Intel CEO’su Brian Krzanich, bebeğin hayati fonksiyonlarını ölçen Edison işlemcili akıllı bebek tulumu ile sergiledi. Prototip akıllı bebek tulumu, gece boyunca bebeğin ateşini, kalp ritmini, nefes alışverişlerini ölçerek bebeği sürekli kontrol ediyor ve anormal bir durum yaşanırsa derhal ebeveynlerin telefonlarına uyarı gönderiyor. Yine Edison işlemci entegre edilmiş kahve fincanı da, bebek uyandığında renkli göstergeleriyle anneye haber veriyor. Edison sayesinde giyilebilir teknolojiler alanında çok farklı ve yeni modellerin ortaya çıktığını göreceğiz. ■ Şu an Intel’deki pozisyonunuz isim itibariyle kulağa çok hoş geliyor. İş tanımınız nedir? Ne gibi zorlukları var?

Intel Yeni Teknolojiler Bölümü Dünya Başkan Yardımcısı olmak, bugüne kadar yaptıklarımdan farklı bir bakış gerektiriyor. Önceki görevimde de bölgesel bir roldeydim. Ancak büyük de olsa, birbirinden farklı olduğu kadar benzer özelliklere ve değerlere de sahip olan bir coğrafyada, o coğrafyanın veya belirli ülkelerin özel ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretmekten sorumluydum. Bugünkü görevim ise çok daha küresel, insanlığın ihtiyaçlarını anlayıp o ihtiyaçlara yönelik çözümler üretmeyi zorunlu kılıyor. Bu öncekinden çok farklı bir misyon. Çünkü dünya üzerinde her bir insanın birbirinden farklı duyguları, istekleri, ihtiyaçları ve beklentileri var. Tüm bu duygu ve beklentileri anlamam ve hepsine hizmet edebilecek ortak özelliklere sahip yeni teknolojiler ve cihazlar üzerinde kafa yormam gerekiyor. GENÇLERE DESTEK OLMALI ■ Türkiye’nin teknoloji üretme karnesi çıkarılsa siz kaç puan verirdiniz? Teknoloji konusunda neredeyiz?

Türkiye üretim anlamında kötü bir noktada değil. Bugün önemli ve dünyaya ürün ihraç eden teknoloji markalarımız var. Ancak daha kat etmemiz gereken çok yol var. Kullanıcı olmaktan çıkıp üreten bir ülke olmamız için herşeyden önce Ar-Ge ve inovasyonu, girişimciliği çok daha ileri noktalara taşımamız gerekiyor. Bunun için de devlet, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve bireyler, hep beraber el birlik çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Offroad şoförü ve aynı zamanda kaptan ■ OECD’de Teknoloji Komitesi Başkan Yardımcılığı, TÜSİAD’da Teknoloji ve İnovasyon Grubu Başkanlığı, Türkiye Bilişim Vakfı Yönetim Kurulu’nda ve KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) Danışma Kurulu’nda yer alıyorsunuz. Ve gördüğüm kadarıyla bu kadar koşturmanıza rağmen de çok enerjiksiniz. Bu işin sırrı nedir?

Ben yapı olarak her zaman çok enerjik bir insandım. Heyecanı ve adrenalini çok seviyorum. İşimi çok seviyorum, benim için adeta bir hobi gibi. Bu da büyük bir keyifle çalışmamı, yoğun ve yorucu tempoya keyifle katlanmamı sağlıyor. Öte yandan iş ve özel yaşam dengemi korumak, kişisel hobilerime zaman ayırmak için de ekstra çaba sarf ediyorum. Çok sayıda tutkum ve farklı ilgi alanlarım var. Bunların içinde en büyük tutkum tarih ve arkeoloji. Anadolu’nun Milattan Önce 2000-

800 yılları arası dönemiyle, Hititler, hem antik diller, hem de bu dönemin kültürleriyle ilgileniyorum. Gittiğim ülkelerde ve İstanbul’da müzelerden tarih ve arkeoloji kitapları toplar, yeni çıkan kitapları incelerim. Zamanında antik diller üzerine de çalıştım. Çatalhöyük’e üst üste iki yıl kazılara gittim. Her fırsat bulduğumda dünyanın uzak ve hiç kimsenin gitmediği yerlerine gitmeye çalışırım. Bunların dışında adrenalini yüksek aklınıza gelebilecek herşeyi elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Aktif olarak yelken sporuyla uğraşıyorum. Motosiklet tutkum var. Offroad araba kullanıyorum. Kaptanım, denize de açılıyorum, dağlarda ‘four wheel drive’ yapıyorum. İş dışında yaptıklarının, kişiyi çok beslediğini, işe de önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Özellikle tarih, arkeoloji ve farklı ülkelere seyahatler ve farklı kültürleri tanımak, işimde de ufkumu çok açan hobiler.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

Beyninden çok parası var JUAN Sanchez koridora boylu boyunca uzanmıştı. Arada bir iniltisini duymasa annesi Migdalia Morales dört yaşındaki Juan’ın öldüğünü sanacaktı. Bu kez ‘’İşin ciddiyetini farketti.’’ Kat komşusunun kapısını çalarak ‘’Oğlumun hastaneye gitmesi lazım. Gelene kadar çocuklarıma bakar mısın?’’ diye sordu. Komşu Shannon Nelson, ambulans gelene kadar hareketsiz yatan çocuğu dehşetle seyretti. İki acil vaka sağlık bakıcısı Juan’ı kucaklayıp cankurtarana koydu. Annesi de yanı başına oturdu. Komşu Nelson, Migdalia’nın dört çocuğunu iki odalı apartmanına taşıdı. Acil Vaka koğuşu doktorları oksijen tankına bağladıkları Juan’ı yaşatmak için büyük gayret gösterdiler. Başarılı olamadılar. 4 yaşındaki çocuk açlığını gidermek için fare zehri yemişti. Midesini yıkadıklarında bir kaç mısır tanesi buldular. Bronx’da ‘’Tin Ton Avenue ‘’ adresli binada 43 sayılı sefil dairede analarıyla beş çocuğun boş midelerini doyuracak bir lokma yiyecek yoktu. Komşu Nelson ‘’Burada bir gün yaşarsanız bu masum çocuğun neden öldüğünü anlarsınız.’’ diyerek anlatıyor; Migdalia’nın çocukları günlerini aç geçiriyor. Bazen çocuklarımla oynamak için bize geliyorlar. Kardeşleri gibi yüzünde kanlı çizikler var. Tek, çift odalı dairelerde sıçandan geçilmiyor. Sıçanlardan biri 42 cm. boyunda. Duvardaki deliklerden çıkıp çöp sepetimde yiyecek bulmaya geliyor. Ayakkabı fırlatıp caydırmaya çalışıyorum ama alıştı artık. Ev sahibine şikayet ettim kaç kere, kulak asmadı.’’ Çocuk bakımında ana-babaların kasıtlı ihmali yeni değil. Ocak’ın ilk haftasında 4 yaşındaki Myls Dobson babası cezaevine gönderildiğinde çift cinsiyetli sevgilisinin günlerce aç bırakması sonucu öldü. Brooklyn’de iki çocuk (4 ve 7) açlığa terkedilerek can verdiler. “Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ sorunların bir yerde ırk ayrımına uzandığından yakınıyor. Mahalle sakinlerinin çoğunluğu zenci. New York’ta siyah tenlilerin kiralık ev, geçinebilecek ölçüde gelirli iş bulmaları çözüm bekleyen sorun listesinin tepesinde. Son iki hafta içinde profesyonel basketbol liginde L.A. Clippers takımının sahibi Don Sterling, metresiyle konuşurken ‘’Zencilerle yat, kalk ama maçlarıma getirme.’’diyerek ırkçılığı haber gündemi başına taşıdı. Metresi Vanessa Stiviano’nun (31) banda aldığı konuşmasında 80 yaşındaki emlak kralı Sterling zencileri, Hispanikleri aşağıladığı gibi evlerine kiracı almak istemediğini da açıkça itiraf etti. Sterling beyaz dışındaki ırka mensup olanları en ağır küfürlerle dışladı. Milyarder Sterling’in ayrı yaşadığı eşi Rochelle’in inkarlarına rağmen küfürbazlıkta kocasından aşağı kalmadığı Meksika’lı müdürlerden birinin açıklamasıyla gün ışığına çıktı. 1981’de 12 milyon dolara satın aldığı L.A. Clippers’ın şimdilerde piyasa değeri 780 milyon dolar. Ünlü basketbolcu Kerim Abdul Cabbar küfürbaz milyarder için ‘’Beyninden çok parası var.’’diye laf ediyor. hurriyet.com’dan alınmıştır

BOSNA HERSEKLİ

vatandaşlara destek (NEW YORK – POSTA212) Bosna Hersek İslam Kültür Merkezi’nin organize ettiği geceye Yurtdışı Türkler Başkanlığı Danışma Kurulu Üyesi Ali Çınar, TADF Başkan Yardımcısı Gökhan Gelişen, TAMA Üyesi Dr. Hakan Karalok katıldı. Gecede Bosna Hersekli vatandaşlara yeni bir kültür merkezi yapmak için bağış toplanırken, Türkiye’nin desteği ve Türk-Amerikan toplumunun samimiyetinden ve ilgisinden dolayı teşekkür edildi. Yaklaşık 20 bin civarında Bosna Hersekli’nin yaşadığı New York ve New Jersey eyaletlerinde,Türk dernekleri ile de ortak çalışan üyelerin olduğu belirtildi. 17 Mayıs’ta yapılacak Türk Günü Yürüyüşü’ne Bosna Hersek grubunun katılacağı da açıklandı.


Göçmenlik - Toplum

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Yatırımcı vizesi alan 5 yıl rahat Göçmenlik avukatlarından Remzi Güvenç Kulen, E1 ve E2 vizeleri alan yatırımcıların en az beş yıl süreyle yatırımlarına odaklanabilme imkanına sahip olduklarını söyledi ALINMA KOŞULLARI Bu vizelerin alınması için başvuran kişilerin Türk vatandaşı olması ve ABD şirketinin yatırımcısı, sahibi veya idareci pozisyonunda çalışanı olması gerektiğini kaydeden Kulen, şu bilgileri verdi: “Şirket sahiplerinin en azından yüzde 50'sinin Türk vatandaşı olmaları gerekir. ABD vatandaşı veya Green Card sahibi olanlar şirket sahipliği açısından Türk vatandaşı kapsamında değerlendirilmez. Yatırımcı vizesi için ciddi miktarda bir yatırım şarttır ancak bunun kanuni bir limiti yok. E1 vizesinde ABD ve Türkiye arasında ticaretin ciddi boyutta ve sürekli olması gerekir ama kanuni bir limiti yok.”

DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

A

merika’ya yatırım yapmak için verilen vizelere ilgi giderek artıyor. Göçmenlik avukatlarından Remzi Güvenç Kulen, yatırımcı vizelerinden E1 ve E2 vizelerini alanların en azından 5 yıl süreyle işlerine yoğunlaşabildiklerinin ve eşlerinin de çalışma imkanlarının olduğunu söyledi. Bu vizelerden E1 vizesinin ticaret vizesi olduğunu ve Türkiye ile Amerika arasında ticaret yapmak isteyenlere verildiğini dile getiren Kulen, E2 vizesinin ise yatırımcı vizesi olduğunu ve bu ülkeye yatırım yapacak olanlara ve çalışanlara verildiğini söyledi.

BAŞVURU PAKETİ Söz konusu vizelerin Amerika içinden en fazla 2 yıl oturum, Amerika konsolosluğundan en fazla 5 yıl vize alınabildiğini kaydeden Kulen, “Başvuru paketinin içine Amerika şirketi, ofisi, şirketin sahipleri ile ilgili belgeler, istihdam oluşturulacağını gösteren bir iş planı koyulur. Başvuru hazırlık süreci 3 ay civarında sürebilir” diye konuştu. Kulen, bu vize başvurularının İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’nda 15 gün, Ankara’daki konsoloslukta biraz daha uzun sürdüğünü, Amerika’da ise 1590 gün arasında sonuçlandırıldığını ifade etti. Bu vizeyi alan yatırımcıların eşleri ve 21 yaş altı çocuklarının da aynı vizeyi alabildikleri bilgisini veren

Kulen, ayrıca eşlerin de çalışma izni alıp istedikleri yerde çalışma imkanlarına sahip olduklarını ifade etti. Kulen, bu vizeyi alan kişilerin her zaman başka statüye geçme imkanları olduğunu da belirterek, şöyle konuştu: “Çok ciddi avantajı olan bir vize. Bir kere işadamına 5 yıl süre ile sadece işine yoğunlaşma imkanı veriyor. Ayrıca eşlere çalışma izni veren bir kategori. Son olarak sadece şirket sahibi değil çalışanları da faydalanabiliyor. Son yıllarda giderek arttığını görüyorum. Hem Türkiye'de uzun yıllardır kurulu şirketlerin hem de şahsi olarak ABD'ye yatırım yapmak isteyen kişilerin kullanabileceği bir vize.”

Washington'da Türk çayı Türkiye'de "Kadriye Yenge" olarak da tanınan Amerikalı yazar Katharine Branning, Washington Büyükelçiliği'nde Türk kültürünü tanıttı WASHINGTON - AA

T

ürkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nde Türk kültürü, Türk çayıyla tanıtıldı. ABD'nin başkenti Washington'da yabancı diplomatlar ve eşlerini ABD vatandaşlarıyla biraraya getiren ve değişik kültürlerin tanıtılmasını amaçlayan "THIS" isimli derneğin Türk Grubu tarafından Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği konutunda düzenlenen kültürel etkinlik, renkli görüntülere sahne oldu. Etkinliğe, Türkiye ve Türk kültürünü anlattığı "Evet Bir Bardak Daha Çay İstiyorum: Bir Amerikalı Kadının Türkiye'ye Mektupları" kitabıyla Türklerin gönlünü fetheden ve Türkiye'de "Kadriye Yenge" olarak da tanınan Amerikalı yazar Katharine Branning konuşmacı olarak katıldı. Yazar Branning, konuşmasında hem kitabını tanıttı hem de konuklarla Türk kültürü ve özellikle de Türkiye'de çayın önemi hakkında keyifli bir söyleşi yaptı. Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç ve eşi Sinem Kı-

Branning, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’a Rize çayı hediye etti.

lıç'ın ev sahipliği yaptığı etkinliğe, yabancı diplomatlar ile Türk ve ABD vatandaşlarından oluşan yaklaşık 80 kişilik izleyici topluluğu katıldı.

“TÜRKÇE RÜYA GÖRÜYORUM” Büyükelçi Serdar Kılıç, açılış konuşmasında, Washington'a gelişinden sonraki ilk kültürel amaçlı etkinliklerden birini THIS’le birlikte

düzenlemekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Katharine Branning’e Türk kültürünün tanıtımına yaptığı katkılardan dolayı teşekkür eden Kılıç, konuşmasının ardından Branning'e plaket takdim etti. New York’ta “Alliance Française” adlı kurumun başkan yardımcılığı görevini de yürüten Katharine Bran-

THY Boston'a direkt uçuyor DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK - POSTA212

T

HY, New York, Chicago, Washington, Los Angeles ve Houston;dan sonra altıncı uçuş noktası olan Boston’dan seferler başladı. THY Boston Genel Müdürü Adnan Aykaç, 12 Mayıs’ta başlayan seferlerin haftada 5 uçuş yapılacağını, 9 Haziran’dan itibaren de günlük seferler olarak haftada 7 sefer düzenleneceğini ifade etti. Boston’ın Amerika’nın en önemli üniversitelerine, dünyanın her bölgesinden öğrencilere, bir çok AR-GE merkezine, çok sayıda uluslarası şirkete ve 1 milyondan fazla transatlantik kökenli etnik nüfusa ev sahipliği yaptığını kaydeden Adnan Aykaç, bu özelliklerin Boston’ın uçuş noktası olarak seçilmesinde etkili olduğunu söyledi. Adnan Aykaç, “Boston, dünyanın 106 ülke ile en çok ülkeye uçan ve 248 destinasyona sahip havayolu olan THY için doğrudan sefere başlana-

THY Boston Genel Müdürü Adnan Aykaç

bilecek en uygun destinasyonlardan bir tanesi konumundaydı. Teknik alt yapının ve planlamalarında tamamlanmasıyla Amerika’daki 6’ıncı destinasyonumuz olarak Boston’un açılmasına karar verildi” dedi.

GÜNLÜK SEFERLERE DÜZENLEME New England bölgesinin genç, hareketli ve dinamik bir yapısı olduğuna dikkat çeken Aykaç, “Boston seferlerimizle bölgeyle sadece İstanbul / Türkiye arasında değil dünyanın geri kalan kısmıyla, özel-

likle; Doğu Avrupa, Balkanlar, CIS ülkeleri, Rusya, Ortadoğu, Afrika, Asya ve Uzakdoğu’ya Avrupa’nın en iyi ürünü, çok iyi bağlantı süreleri ve bol alternatifli, 248 destinasyonlu geniş network ağımızla köprü vazifesi göreceğiz” diye konuştu.

YENİ UÇUŞ NOKTALARI THY’nin gelişen network yapısı içerisinde ABD’nin çok önemli bir konumu olduğunu ifade eden Aykaç, “Doğu-Batı ve Batı-Doğu trafiğinde daha etkin ve belirleyici olabilmek adına şirketimiz uçak müsaitlikleri, teknik alt yapı hazırlıkları ve planlamalar çerçevesinde ABD’de yeni destinasyonlar açma düşüncesinde” dedi. Aykaç, THY Boston ofisinin Boston merkez olmak üzere New England bölgesindeki yolcular, işbirliği içerisinde olduğu ortaklar ve acentalarla hem seyahat hem de lojistik ihtiyaçları parelelinde doğrudan hizmet sunacaklarını sözlerine ekledi.

ning ise yaptığı sunumda, özel hayatında İngilizce, iş yerinde Fransızca, ancak “kalbinde ve rüyalarında” Türkçe konuştuğunu söyledi. Branning, 1978 yılından beri gittiği Türkiye'den ve özellikle de Türk halkının cana yakın ve sıcak davranışlarından ne kadar çok etkilendiğini, kitabından alıntılar yaparak ve Rize'de çay toplamaya gitmesi de dahil birçok yerini gezdiği Türkiye'deki anılarından bahsederek anlattı. Konuşmasında, kitabın başlığına da ilham veren çay ve Türkiye'deki çay kültürüne geniş şekilde değinen Branning, Karadenizli kadınların çay toplanmasında ne kadar maharetli olduklarından övgüyle bahsederken, Türk çayının dünyadaki en kaliteli çaylardan biri olduğunu ve Türkiye'nin yakın zamanda tamamen organik çay üretmeye hazırlandığını belirtti.

30 Türk kadını sergisi North Carolina Türk Evi’nde 30 Türk kadınının eserlerinin yer aldığı sergi büyük ilgi gördü. Sergide, resim, fotoğraf, seramik, cam, geleneksel Türk el sanatlarından çini ve ebru eserleri yer aldı (NORTH CAROLINA- POSTA212)ATA-NC sponsorluğunda Türk kadın sanatçıların orijinal eserlerinin sergilendiği ve tanıtıldığı ‘Looking at the World through the Eyes of a Woman’ adlı sergi Türk ve Amerikalı sanatseverler ile sanatçılar tarafından büyük ilgi gördü. Nalan Kumlalı Atahan’ın sanat danışmanlığını üstlendiği sergi, 24-27 Nisan arasında North Carolina Türk Evi’nde ziyaret edildi.

KADIN BAKIŞ AÇISI

Resim, fotoğraf, seramik, cam, geleneksel Türk el sanatlarından çini ve ebru tekniklerinde orjinal eserlerin yer aldığı ve her ayın son haftas��nda gerçekleştirilen Cary Art Loop’ta 30 Türk kadın sanatçının eserlerine yer verildi. Amerikalı sanatseverlerin ve sanatçıların yoğun ilgisi ile karşılanan sergide izleyenlerin ortak söylemi; ‘Kadın bakış açısının nasıl olduğunu, kadının dünyaya nasıl baktığını, nelerin O’nun için önemli olduğunu, neye dikkati çekmek istediğini gözlemleme şansı yakaladık’ oldu. ‘Looking at the World through the Eyes of a Woman’ sergisi ilk olarak kasım 2013’ te Batı Yakası Los Angeles, Manhattan Beach Soroptimistlerinin sponsorluğunda, Manhattan Beach’te açılmıştı. Sergi daha sonra aralık ayında Long Beach Art Exchange galeri de yerel sanatçıların da katılımıyla uluslararası platformda gerçekleştirildi. Serginin üçüncü ayağı geçen şubat ayında Long Beach, Sasha’s Living with Style’da açıldı. Serginin bu

Sanatçıların isimleri Adalet Binnur, Ayşe Nezahat Ayhan, Ayşe Ağa, Ayşen Bostan, Bahar Rüzgar Erişen, Banu Gürbüz, Bingül Sevimli, Birgül Özçelikçi Tasören, Büşra Akkaş, Ceyda Aktan, Deniz Doğruyol Tantekin, Eda Sopacı, Esra Öztoprak, Fatma Elvin Öztürk, Fatmanur Bulut, Gülden Gezer, Gülnur Emre, Handan Ekem, Hülya Kezer, Hülya Patoğlu, Meryem Cineviz, Münevver Özcan, Nazmiye Funda Girgin, Nebiye Azak, Pınar Bodur, Safanur Özkan, Selma Kaya Ergün, Tüba Palabıyıkoğlu, Vehbiye Başkan, Yeşide Acur Vardar.

dördüncü ayağını East Coast’ta gerçekleştirdiklerini beliten Nalan Kumlalı Atahan, Doğu ve Batı Yakası’nda NalanCa Art olarak Türk Sanatı’nın ve Türk Sanatçısı’nın tanıtımına yönelik sergi ve etkinlikler düzenlemeye devam edeceklerini söyledi. Atahan, ayrıca 27 Nisan’da sona eren sergide eserlerin satışından elde edilen gelirin bir kısmının Türkiye’de bulunan Değişim Liderleri Derneği (DLD) ile Kocaeli Sanat Evi Derneği’ne (KOŞEV) bağışlanacağını açıkladı.


Göçmenlik - Toplum

New York Barosu avukatlarından Cahit Akbulut, H1-B vizesi ile çalışan, ancak Green Card başvuru aşamasında olan kişilerin eşleri için çalışma izni verileceğini söyledi

DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

H

1-B vizesi ile çalışan kişilere sevindirici haber. ABD Başkanı Obama tarafından uzun zamandır baskı yapılan bir konuda daha iyileştirme yoluna gidiliyor. New York Barosu avukatlarından Cahit Akbulut, H1-B vizesi ile çalışan, Green Card başvurusu kabul edilen kişilerin eşlerine çalışma izni verileceğini söyledi. Başkan Obama’ya bu yönde bir süredir baskı yapıldığını ifade eden Akbulut, bu baskıların sonuç getirdiğini ve kogre-

17 Mayıs 2014 Cumartesi

H1-B vize sahiplerinin eşlerine müjde Akraba ziyareti turistik gezi oldu Türkiye İstatistik Kurumu’na göre, Türkler’in ülke içinde yaptıkları turistik gezilerin yüzde 75’ini başka kentlerdeki akraba ziyaretleri oluşturuyor. Turistik amaçlı bu gezilerde kişi başına harcanan 1 aylık para da 120 dolar

ye gidilmeden yürütmenin böyle bir uygulamayı hayata geçirmeyi planladığını kaydetti. Akbulut, uygulamadan Green Card başvurusu kabul edilmeyen H1-B vizesinde olan kişilerin eşlerinin yararlanamayacağını dile getirdi. GREEN CARD BAŞVURU ŞARTI Şu anda H1-B vizesinde belirli çalışanların eşlerine çalışma imkanı getirileceğini kaydeden Akbulut, özellikle H1 –B vizesinde çalışırken Green Card başvurusu onaylanan kişilerin eşlerine bu çalışma izninin sağlanacağının altını çizdi. Akbulut, “Çünkü Green Card uzun bir süreç ve bu süreç içerisinde eşlerin mağdur olma-

ması için verileceği ifade ediliyor” dedi. Söz konusu uygulama için izlenmesi gereken bir süreç olduğunu kaydeden Akbulut, dolayısıyla bu uygulamanın yıl bitmeden hayata geçirilebileceğinin tahmin edildiğinin dile getirdi. MAĞDUR OLMALARI İSTENMİYOR Akbulut, şöyle devam etti:“H1B vizesinde çalışanların eşlerinin muhtemel eğitimli kişiler olduğu tahmin ediliyor. Bu kişiler de eşleri Amerika’da çalıştığı için burada olmak zorunda olan kişiler. Bu eşler çalışmadıkları için de köreliyorlar. Bu kişilerin daha fazla mağdur olmamaları ve önlerinin

açılması için böyle bir uygulama hayata geçirilmek isteniyor. H1B vizeli eşlerinden dolayı Green Card’a sahip olacakları bilindiği için de bu süreçteki mağduriyetleri giderilmek isteniyor.’’ 97 BİN KİŞİ FAYDALANACAK Eşlere daha önce çalışma izni verilmediğini bunun nedeninin tüm H1-B vizesinde çalışanların alacağından endişe etmeleri olduğunu kaydeden Akbulut, “Bu karar onaylandıktan sonra ilk yıl için 97 bin kişiye verileceği tahmin ediliyor. Ondan sora her yıl 30 bin civarında kişinin eşinin bu uygulamadan yararlanacağı tahmin edili-

yor” diye konuştu. H1-B vizesi için bir işverenin başvurması gerektiğini hatırlatan Akbulut, başvurulan kişinin de en az üniversite mezunu olması ya da onun karşılığı yani her üniversite yıl için 3 yıllık, toplamda 12 yıllık iş deneyime sahip olması gerektiği biığilerini verdi. Akbulut, “Yaptığı işin üniversite mezunu olmayı gerektiren bir pozisyon olması gerekiyor. Aşçı için H1-B vizesi alınmaz ama restoranda müdürlük için H1-B vizesi alınabilir. Aynı zamanda özellik gerektiren bir meslek olması da gerekiyor. Bu vizeye sahip kişilerin 21 yaş ve bekar çocukları da bu vizeyi alabiliyorlar” dedi.

(İZMİR-POSTA212) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılı ekim-kasım ve aralık ayları yurtiçi turistik hareketleri açıkladı. Bu açıklamaya göre, bu 3 ay içinde 11 milyon 250 bin kişi seyahate çıkmış. Ancak seyahate çıkanların yüzde 75’i başka kentlerdeki akrabalarını ziyarete gitmişler ve bir haftalık tatil süresince de kişi başına sadece 120 dolar harcamışlar. TOPLAM 3.5 MİLYAR TL HARCAMA Bu çeyrekte yerli turistlerin, yurtiçinde yaptıkları seyahat harcamaları bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 12,7 artarak 3 milyar 513 milyon 242 bin TL olarak gerçekleşti. Bu yılda yurtiçindeki seyahatlerde yapılan toplam seyahat harcamaları geçen yıla göre yüzde 10,1 artarak 18 milyar 416 milyon 817 bin TL oldu. Yurtiçinde İkamet Edenlerin, Seyahat, Geceleme Sayısı ve Harcamaları, 2012-2013

Tablodaki rakamlar, yuvarlamadan dolayı toplamı vermeyebilir.

Türk girişimciler ‘Nasıl başardıklarını’ anlatacak

Seyahat harcamaları, kişisel veya paket tur harcamaları olarak yapıldı. Bu çeyrekte yapılan yurtiçi turizm harcamasının yüzde 97,4’ünü (3 milyar 420 milyon 156 bin TL) kişisel, yüzde 2,6’sını (93 milyon 86 bin TL) ise paket tur harcamaları oluşturdu. Yıllık olarak değerlendirildiğinde, yurtiçi turizm harcamasının yüzde 93,1’ini (17 milyar 142 milyon 220 bin TL) kişisel, yüzde 6,9’unu (1 milyar 274 milyon 597 bin TL) ise paket tur harcamaları oluşturdu.

Amerika’da yaptıkları girişimler ile adından söz ettiren yedi işadamı ‘‘Türk Amerikan Girişimcilik Konferansı: Nasıl Başardım’’ isimli oturumda bir araya geliyor

AMAÇ YAKINLARI ZİYARET Seyahate çıkış amaçları yıllık olarak değerlendirildiğinde ise, yüzde 75 ile “yakınları ziyaret’ birinci sırada yer alırken, ikinci sırada yüzde 20,1 ile “gezi, eğlence, tatil”, üçüncü sırada ise yüzde 7,8 ile “sağlık” amacıyla yapılan seyahatler yer aldı.

NEW YORK - POSTA212

N

ew York merkezli danışmanlık şirketi Team of America Consulting, ABD’deki tek iş dünyası dergisi TürkofAmerica ve yeni kurulan Turkish American Business Leaders’ Association tarafından gerçekleştirilen konferans, 15 Mayıs’ta New York merkezli en büyük avukatlık şirketlerinden Herrick, Feinstein LLP ve Vakıfbank New York şubesi sponsorluğunda yapılıyor. Herrick, Feinstein konferans salonunda yapılacak ve gün boyu sürecek konferansa 150 kişinin katılması bekleniyor. Konferansın açılışını ise New York Başkonsolosu Levent Bilgen yapıyor. Katılımcılar Türk-Amerikan iş dünyasından isimlerle iş bağlantısı geliştirme ve tanışma imkanı bulacak. 7 GİRİŞİMCİ Konferansa, ülkede 40 binden fazla mücevher satan mağazanın yüzde 60 gibi geniş bir oranına mal tedariki sağlayan Unique Settings of New York President ve CEO’su Ekmel Anda, dünya genelinde 55 milyon bilgisayarın güvenliğini sağlayan, 5 milyar dolar piyasa değeri biçilen ve halka arz hazırlıkları yapan Comodo internet güvenlik şirketinin sahibi Melih Abdülhayoğlu, dünyanın en büyük mimarlık şirketlerinden Skidmore, Owings & Merrill LLP ortaklarından Mustafa K. Abadan, J.P. Morgan direktörlerinden Ülkü Rowe, Arizona eyaletinde 1983 yılında ortak olduğu küçük bir plastik şirketini 200 kat büyüterek 12 farklı üretim noktasında faaliyet gösterir hale getiren ve 2005 yılında satarak kendini hayır işlerine adayan Haldun Tashman, Pittsburg merkezli 105 şubeli Vocelli Pizza zincirini kuran ve son olarak New Jersey merkezli Rock’n Joe kahve zincirini satın alan Varol Ablak ve Türkiye-ABD arasında ilk ticari gemi seferlerini başlayan ve halen ticaretin yüzde 35 oranını taşıyan Türkon America Genel Müdürü Mustafa Merc konuşmacı olarak katılıyor. “YENİ NESİL DE BAŞARABİLİR” Team of America Consulting şirketinin ortaklarından Cüneyt Gürkan, iş dünyasında bu tür buluşmaların girişimciler ve öğrenciler için büyük önem taşıdığını söyledi. Özellikle Columbia ve NYU gibi işletme fakültelerinde okuyan gençleri davet ettiklerini kaydeden Gürkan, “Bu girişimciler nasıl başardıysa, yeni nesil de başarabilir. Bu duyguyu insanlara aşılamak istiyoruz’’ dedi.


Ekonomi

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Melike Ayan melikea@yahoo.com

Fed: Para politikalarındaki üsluplu, temkinli patika HAZİNE faiz oranlarındaki hareket, geçen hafta karışık, inişli çıkışlıydı. Sebebi de piyasanın, Fed Başkanı Janet Yellen’in JEC konuşması etrafında ayak parmak uçlarında yürümesiydi. İkinci sebep de fonlama müzayedesiydi. Yellen’in en önemli yorumu, faiz oranlarındaki muhtemel ve eninde sonunda gerçekleşmesi gereken artışın mekanik bir formülü veya takviminin olmadığını söylemesiydi. Yani faiz ne zaman artırılacak hala bilmiyoruz. Fed, büyümedeki desteğine enflasyon Fed’in kredibilitesine tehdit oluşturmadığı müddetçe devam edecekmiş. Önümüzdeki haftanın ekonomik takvimini bir dizi yüksek profilli verilerin duyurumu (enflasyon, perakende satış, imalat verişi) ve Fed yetkililerinin geçit töreni yaparcasına konuşmaları domine edecek. CPİ (enflasyon), perakende satışlarda hafif bir çıkış, düşük sanayi üretimi ve konut başlangıçlarında da muhafazakar bir rebound bekliyoruz. Peki bu gelişmekte olan ülkelerdeki (EM) rallıyı körükleyen nedir? Bu yıl EM için inişli çıkışlı geçiyor. Öncelikle, Fedin para sıkılaştırma programı ile jeopolitik riskler, Çin’deki finansal endişelerle büyük sermaye çıkışlarına tanık olan EM için bu durum biraz düzeldi. Nisan ayından beri yüksek performans gösteren EM, DM’İ yani gelişmiş ülkeler piyasalarını geçti performansı ile. Ve bu EM rallisinin arkasında tabi ki değişik sebepler yatıyor: 1. 10 yıllık ABD tahvillerinin dengelenmesi, cazibeli değerlemeler. 2. Tapering (tahvil alım yavaşlatılması) programının EM ülkeleri arasında özellikle en kırılgan 5’liye etkisi (Brezilya, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika, ve Türkiye). Evet Türkiye de var aralarında. Piyasa ABD para politikalarının normalizasyonu ile birlikte gelecek ucuz paranın bitmesinden korktu açıkçası. Tapering başlar başlamaz da kırılgan 5’li hemen aksiyon almaya başladılar. Bu da sermaye uçuşunu önlemek için faiz oranlarının çıkarmasına sebep oldu. Brezilya ve Endonezya hariç, dövizlerinin dengelenmesi de bu gidişatı takip etti. İnternet hisseleri, küçük sermaye değerli hisseler kurban verildi Hisse senedi piyasalarında, 2 aydır süregelen piyasa değerinin kaybında kurbanlar hep Facebook, Amazon.com gibi internet hisseleri ile küçük sermayeliler oldu. Sebebi de yatırımcıların geçen seneki en iyi kazandıran bu hisselerden uzak durmak istemesiydi. Russell 2000, 4 Mart’taki rekorundan tam yüzde 8.8lik kayıpla kapattı. Nasdaq ise karlılığının 34.6 katı kadar işlem görmekte hala. Bu bilanço döneminde, karlılığını açıklayan 451 şirketin (S&P 500’deki 500 firmanın içinden sadece 451’i karlılıklarını açıkladılar) yüzde 76’sı karlılık, yüzde 53’ü ise gelir tahminlerini geçti. Korku Endeksi VİX VIX dediğimiz (The Chicago Board Options Exchange Volatility Index) ve ABD hisse senedi piyasalarının borsa volatililtesinin ölçeği olarak bilinen korku endeksi, haftayı yüzde 2.9 yukarıda bıraktı. Sebep Putin, Ukrayna, Kırım krizlerinin devam ediyor olmasıydı. Putin Çinli yatırımcıları Rusya’ya davet ediyor Daha ilginç olanı, Putin’in ABD ve AB yaptırımlarının karışında bunalıp Çin’den medet ummasıydı. Cuma günü gelen habere göre, Putin, büyümeyi destekleme adına, Rusya’nın kapılarını Çinli yatırımcılara açacakmış. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’den konut sektöründen, altyapı inşaatına, doğal kaynaklara kadar birçok konuda yatırım yapmasını bekleyen Rusya, Çinlilere her yerde yatırım yapma izni ve serbestliğini tanımıyor. Mesela, önemli stratejik altın, platin grup metalleri, elmas madenciliği, yüksek teknolojili projelere Çinlilerin el atması yasak. IMF’nin raporuna göre Rus ekonomisi zaten resesyonda ve bu sene sadece yüzde 0.2 büyümesi bekleniyormuş. Rusya’nın gaz ve doğal material ihracatı devam ediyor ama dünyanın en büyük enerji üreticisi Avrupa’ya yüzde 2 daha fazla gaz ihracatını yeterli bulmuyor. Dizel üretimi de ihracat için arttı. Rusya Çin’le olan ticari bağlarını özellikle uzun vadeli yüz milyarlarca dolarlık petrol anlaşmaları ile güçlendirmeye çalışıyor. Amacı, Avrupa ekonomisi soğumuşken, Asya’nın en büyük enerji tüketicisi olmak. Çin, 2012’deki 95.6 milyar dolarlık ticareti ile Rusya’nın en büyük ticari ortağı olmaya devam ediyor. Bu hafta da büyümeye devam eden Ukrayna krizi ile haftayı karışık bitiren borsa, haftaya umutla başlasın diyorum. İyi hafta sonları diliyorum.

Türk sanayicisi Amerika’ya anlaşmaya gidiyor Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, bu hafta ABD’de yapılacak Türkiye Ekonomik ve Ticari Stratejik İşbirliği (ETSİÇ) toplantıları öncesinde, uyarılarda bulundu. Yorgancılar, Türkiye’nin ABD ile AB arasında yapılacak olan ticaret anlaşmasının içinde bulunması gerektiğine dikkat çekti

E

İZMİR - POSTA212

ge Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, Türkiye’nin ABD’nin Pasifik ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında imzalanması gündemde olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşmasının içinde olması gerektiğine dikkat çekti. Yorgancılar, “TTIP anlaşması bu haliyle Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını sürdürmesini imkansız hale getiriyor. Türkiye, TTIP anlaşmasının mutlaka ve mutlaka içinde olmalı” dedi.

200 ÜLKEYE İHRACAT Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, gelecek hafta ABD’de yapılacak Türkiye Ekonomik ve Ticari Stratejik İşbirliği Çerçevesi (ETSİÇ) toplantıları öncesinde, ABD’nin Pasifik ve AB ile imzalaması gündemde olan TTIP anlaşmasını değerlendirdi. Türkiye’nin, mevcut potansiyeli ve avantajlarının yanı sıra, son yıllarda göstermiş olduğu performans ile küresel ekonominin vazgeçilmez bir oyuncusu olduğunu ispatladığını kaydeden Yorgancılar, “200’den fazla ülkeye 20 binden fazla mal satabilen, Dünyanın 17. büyük ekonomisi ile ilk 10 büyük ekonomi içine girmeyi kendine hedef edinen Türkiye’nin girişimcilik hikayesini ayakta alkışlıyoruz” dedi. Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 50’sini, doğrudan yatırımlarının

yüzde 36’sını AB ülkelerinin oluşturduğu bir yapıya sahip olduğunu ifade eden EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Yorgancılar, “AB ve ABD ortaklığındaki bir sistemin dışında bırakılması ile karşı karşıyayız. İş dünyası olarak bundan büyük endişe ve üzüntü duymaktayız. ABD’nin AB ile önce pasifik, ardından Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması (TTIP) için yapılacak anlaşmanın içinde mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin olması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” diye konuştu.

YAPILACAKLARA ODAKLANALIM Ender Yorgancılar, dünya milli gelirinin yüzde 47’si ve küresel doğrudan yatırımların da yaklaşık yüzde 70’ini oluşturacak bir ortaklık dışında kalmanın önce üretimde ardından ihracat ve istihdamda yaratacağı olumsuzluklara dikkat çekerken, şunları söyledi: “Bu farkındalık içerisinde sanayiciler olarak bizler; daha çok üretmek, daha çok istihdam yaratmak ve ihracat gerçekEnder leşYorgancılar tir-

mek isterken bu anlaşma yakın gelecekte buna engel olacaktır. AB’nin diğer ülkelerle yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmaları ile Türkiye, Gümrük Birliği’nden kaynaklı mağduriyetler ile karşı karşıya iken, TTIP bu anlamda son noktadır. Övündüğümüz genç nüfusumuzun ve çocuklarımızın geleceği için her türlü baskıyı ve lobi faaliyetini yürütmek zorundayız.”

LOBİYE DESTEK VERİLMELİ Türkiye’nin TTIP’e taraf olabilmesi için yürütülen lobi faaliyetlerine değinen Ender Yorgancılar, “Yabancı ortakları olan firmalarımızın da bu lobi faaliyetine destek vermesi gerektiği inancındayız. ABD’nin Türkiye ile olan model ortaklık ilişkisi ve Gümrük Birliği ile başlayan AB’ye tam üyelik süreci dikkate alınarak, karşılıklı menfaatler mutlaka somut olarak anlatılmalıdır. Avrupa’dan, Orta Asya’ya ve Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafya için önemli bir ticaret merkezi olan Türkiye’yi hiçbir gücün dışlamaması gerektiğini hep birlikte göstermeliyiz. Daha kararlı ve daha ısrarcı olmalıyız” dedi.

Amerika’nın serbest bölgelere ilgisi büyük ABD Ticaret Bakan Yardımcısı Arun. M. Kumar, ESBAŞ’ı ziyaret etti. Arun, Ege Serbest Bölgesi’ndeki Amerikalı firmaların faaliyetleri hakkında da ayrıntılı bilgi aldı İZMİR - POSTA212

A

merika Ticaret Bakan Yardımcısı Arun M. Kumar ile ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Micheal Lally ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler’i ziyaret etti. Dr. Güler, Bakan Yardımcısına ESBAŞ ve Ege Serbest Bölgesi ile Ege Serbest Bölgesinde faaliyet gösteren ABD ve ABD & TR menşeli Cummins, Kale Pratt & Whitney, Delphi Otomotiv, Delphi Packard, FTB, Tusaş Motor gibi

firmaların faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Dr. Güler, Ege Serbest Bölgesi hakkında aktardığı bilgilerin ardından Kumar’a 18-19 Eylül 2014 tarihlerinde ESBAŞ tarafından düzenlenmesi planlanan “Yeni Dönemde Türkiye - Amerika Avrupa Perspektifi: Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı, Fırsatlar ve Riskler” Konferansı hakkında bilgi vererek konferansa davet etti. Kumar, bu önemli konferansı düzenleyen ve ev sahipliği yapacak olan ESBAŞ’ı

kutlayarak, konferansa her türlü desteği vereceklerini belirtti. Kumar ayrıca gelecek hafta iki ülke bakanlarının katılımıyla Washington’da, Türkiye-ABD stratejik ortaklığını konu alan toplantıya katılacağını öğrenen Dr. Güler ile ABD ve Türkiye arasındaki ilişkileri geliştirmek amacıyla görüşmeler yapmak üzere sözleşti. Daha sonra Ege Serbest Bölgesini ve bir ABD & TR yatırımı olan Kale Pratt & Whitney firmasını gezen Kumar, olumlu izlenimlerle bölgeden ayrıldı.

Finansal yatırım araçlarının aylık reel getirileri (%), Nisan 2014

Altın, dolar ve avro kaybettirdi İZMİR - POSTA212

T

ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen Nisan ayının en iyi yatırımlarını ve kaybettirenlerini açıkladı. TÜİK’in araştırmasına göre, nisan ayında Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 1,19 ve mevduat faizi yüzde 0,33 oranında reel getiri sağladı. Buna karşılık, külçe altın yüzde 6,75, avro yüzde 4,20 ve dolar yüzde 4,13 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

GEÇEN YIL AVRO KAZANDIRDI Yapılan araştırmaya göre, geçen yılın en çok ka-

zandıran yatırımı ise avro oldu. Ancak avro yatırımcısının elinde bir yıl bekledikten sonra kazandırdığı için çok rağbet görmüyor. Altın ise sert iniş ve çıkışları nedeniyle geçen yıl boyunca yatırımcısını şaşırttı ve kazançtan çok zarar ettirdi. Dolar da bir yıllık yatırım aracı olarak görüldüğünde kazandırdı. Ancak geçen nisan ayında sert çıkışı ve ani inişleri nedeniyle yatırımcısına kaybettirdi.


Ekonomi

17 Mayıs 2014 Cumartesi

‘AB’yi ikna etmek gerekiyor’ Prof. Dr. Kemal Kırışçı, ‘Türkiye’nin TTİP’ye dahil olması için, belli başlı ülkelere yaklaşıp, onlarla anlaşıp koalisyon oluşturarak AB’yi zorlayıp ikna etmesi gerekir’ dedi MELİKE AYAN NEW YORK - POSTA212

B

rookings Enstitüsü ABD ve Avrupa’nın Türkiye projesi Başkanı, TÜSİAD’ın kıdemli başkanlarından Prof. Dr. Kemal Kırışçı POSTA212’ye konuştu. Prof. Dr. Kemal Kırışçı, Amerikan Türk Cemiyeti’nin düzenlediği bir panelde, ABD-Türkiye Ticari ilişkilerini ele aldı, inceledi. Yaptığı sunumda TTİP dediğimiz yani Atlantik ötesi Ticaret ve Yatırım Ortaklığını ele aldı. “Türkiye bu ortaklığın dışında kalırsa kayıpları neler olur?” “Bu ortaklığa girme şansı nedir?” gibi soruların yanıtlarını aradı. Kırışçı öncelikle konuşmasına TTİP’nin tanımı ile başladı. Kırışçı şöyle konuştu: ‘‘Transatlantic Trade and Investment Partnership, aynı zamanda Transatlantik Özgür Ticaret Bölgesi olarak da bilinen bu ortaklı Avrupa Birliği ile ABD arasında sunulan bir ortaklık teklifidir. Ortaklar, bu anlaşmanın ekonomik büyümeye yararı olacağına inanırlar. Özellikle şirketlerin ekonomik özgürlüğünü artıracak bu anlaşma ile hükümetler de birçok kanunu rahatlıkla geçirebilecekler. 2014 sonunda bitmesi planlanan bu ortaklık başarılı pazarlanmış, sonuçlandırılmış olduğu takdirde, dünya büyümesinin yüzde 45’ine hükmedecek, ve dünya ticaretinin de yüzde 25’ini elinde tutacaktır. TTİP, sadece ticari liberalizasyon olma dışında, aynı zamanda yatırım ve ticari konulardaki denetleme konularını da harmonize edecek. Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği aracılığı ile entegre olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, TTİP dışında tutulmuş bir Türkiye ekonomik açıdan ağır zarar görecektir. Ama sadece, ekonomik ilişkiler değil başka konularda da zarar görecektir. TTİP’nin jeostratejik önemli bir boyutu vardır. TTİP’den uzak tutulan Türkiye’nin Atlantik ötesi komünite ile ilişkileri zayıflayacaktır.’’ İşte, Kırışçı ile yaptığımız röportajın devamı: ■ Türkiye bu anlaşmaya dahil olabilir mi? Bugün TTİP ‘ye dahil olmanın önemi daha arttı. Özellikle Ukrayna krizinden sonra. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadığı için, üyeliği daha zor. Ekonomi Bakanlığı değil de daha yüksek makamlar tarafından ele alınması lazım. Gümrük Birliği Türkiye’nin ticari ilişkileri içinde olduğunu bildirse de bu işbirliği için avantaj yaratmıyor. Türkiye’nin TTİP’ye dahil olması güven inşa eden bir araçtır. Ama Türkiye için politik ve ekonomik engeller var. ■ Bu ekonomik ve politik engeller nasıl aşılır? Türkiye’nin TTİP’ye bir şekilde dahil olma yolları nelerdir? Öncelikle Türkiye’nin bu konuda yalnız olmadığını bilmesi lazım. Türkiye gibi bu anlaşmanın dışında kalan ülkeler var. Meksika, Kanada, İsviçre, Avustralya, Norveç gibi ülkeler var. Türkiye’nin bu ülkelere yaklaşıp, onlarla anlaşıp koalisyon oluşturması lazım ki AB‘ni zorlayıp ikna etmesi lazım. Böylece sinerjiler birleştirilir. Ekonomi Ba-

kanlığı Türkiye’nin durumu “çok özel”, böyle koalisyonlara gerek yok dese de öyle çözülmez.Toplanıp birleşmek şart. Zor olsa da şart. İkinci yol ise, “doçking” dediğimiz, anlaşma imzalandıktan sonra, TTİP’nin tüm şartlarını yerine getirdiğini göstermesi ve TTİP’ye üye olmak için yeniden başvurması. Türkiye AB ile ilgili zor tecrübelerden geçtiği için böyle bir seçeneğin çalışacağına inanmıyor, ama bu seçenek zor olsa da bir seçenek. Diğer dezavantaj Kongre’nin de onayına ihtiyacı var. Üçüncü seçenek, Özgür Ticaret anlaşması için Türkiye’nin ABD ile

müzakerelere başlamasıdır. Türk tarafı bunu istiyor ama ABD tarafı gönülsüz. Bence ABD’nin haklı olduğu sebepler var bu konuda. Türkiye’nin devam eden birtakım şikayetli kontratlarının olması gibi. ■ TTİP, Türkiye’nin Transatlantik komüniteyle ilişkilerini güçlendirir mi? Ukrayna’da gelişen kriz eşiğinde bunlar ABD ve Avrupa Birliği’ni ilgilendiren önemli hususlardır. Türkiye için sermaye akımına sebep olacak, güven yaratıp büyütecek önemli bir anlaşmadır. ■ Türkiye’nin Obama hükümeti sırasında şansı var mı? Yok-

sa, neden yoktur? Obama hükümeti bu anlaşma olmayacak dese de, önemli hiçbir ticari anlaşma ticari promosyon komitesinin onayı olmadan geçmemiştir. Ama Obama hükümeti bunu beceremez, çünkü Cumhuriyetçiler hükümete güvenmiyor. O yüzden iş 2017’ye kaldı. Bir sonraki seçimlerin olaca-

ğı Ocak 2017’ye kadar 2.5 senemiz kaldı. ■ Türkiye’nin bu önümüzdeki 2.5 sene içinde ne yapması lazım? Bence bu 2017’ye kaldı. Kongresel engeller var. Erdoğan’ın Obama’ya bir mektup yazması ile bu iş çözülemez, ve iki taraflı ticari anlaşma imzalanamaz. Diğer Kongre engellerinden biri de 2015 yılının sözde Ermeni Soykırımı’nın 100. yıldönümü olması, dolayısıyla da Kongre’de lobicilik açısından olmasının neredeyse mümkün olmamasıdır.

ABD ekonomisi hızla büyüyor (NEW YORK) Amerika Merkez Bankası (FED) Başkanı Janet Yellen, ülke ekonomisinin bu yıl önceki yıla oranla biraz daha hızlı büyüyeceği ve işsizliğin aşamalı olarak azalmaya devam edeceğini açıkladı. FED Başkanı Janet Yellen, Kongre’de bir komisyona yaptığı açıklamada bu yılın ilk çeyreğinde “sert kış koşullarından dolayı yavaşlayan” ekonominin toparlanma sürecine girdiğini söyledi. FED’in tahvil alarak ekonomiyi canlandırma çabalarından aşamalı azaltmaya gitmelerinin

artık mümkün olduğunu belirten Yellen, bir süre daha faiz oranlarını düşük tutmaya devam edeceklerini belirtti. Janet Yellen, enflasyonun da yüzde 2’nin altında seyretmeye devam ettiğini de söyledi. Uzmanlar, düşük enflasyonun ekonominin yararına olduğunu düşünüyor. FED Başkanı Yellen, bununla birlikte ekonomik toparlamanın jeopolitik gerginlikler ve emlak piyasasındaki yeni sorunlar yüzünden aksayabileceği uyarısında da bulundu. (VOA)

■ Türkiye’nin muhatabı kimdir? Rusya’dan gelecek yüzde 7080’lik kar AB’den gelecek kar gibi dünyada olamaz. Çünkü Rusya’da kural yok, kanun yok. Türkiye’de halkın hükümete karşı AB’ye dahil olmadığına dair eleştirileri gittikçe artıyor. Dünya Bankası raporu ciddiye alınırsa, Türkiye’nin AB ile ilgili ilişkileri tekrargözden

geçirilebilir, tekrar şans yükselebilir. Ama hükümet yetkililerinin Dünya Bankası raporuna hakaret edici sözler etmesiyle bu çözülmez. ■ Hükümetin üstüne düşenler nelerdir? Hükümetin üstüne düşen öncelikle bu anlaşmanın Türkiye için milli menfaatleri, ekonomi, politik çıkarları açısından ne kadar önemli olduğunu anlaması bunu idrak etmesi lazım her şeyden önce. Sonra da Dünya Bankası raporlarını ciddiye alıp, önce AB ile müzakerelere oturmalarıdır. Ve diğer saydığımız tüm ülkelerle bir araya gelip kendini bir şekilde bu koalisyona dahil ettirmesidir. 2017’ye kadar olan

zaman iyi kullanılırsa, hem TR hem AB, TTİP açısından olumlu gelişmelere tanık olabilir. ■ Koalisyon ülkeleri Meksika, Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada, İsviçre’nin kabul edilmesi insentifleri nelerdir? Onların şansı nedir? Bu güçlü bir koalisyondur. ABD’de kimsenin bu koalisyona karşı çıkacağı düşünülemez. Türkiye’nin tek yapacağı şey bu anlaşmaya girmesidir. Bir de dengeler ve güçler değişiyor. Bu ülkeler arasında Meksika’nın, İsviçre’nin denge gücü tartışılmaz. Türkiye buna dahil olmalı. Sadece 2.5 senesi var. İyi kullanması lazım. ■ Ne yanlış gidebilir? Enerji hesapları, jeopolitik riskler. Ticari anlaşmalar kompleks anlaşmalardır. Her şey yanlış gidebilir, ama hiçbir şey yapmadan oturulmamalı. Türkiye’nin kontrolünde olan çok şey var. Türkiye hala nereye ait olduğunu bilemiyor. Batı mı? Doğu mu? 1950’lerden beri Türkiye nereye ait olacağını bilemedi, şaşırdı. 2010 ile 2013 arasını Türkiye, Ortadoğu’yu çözmeye, iyileştirmeye adadı. Başbakanımızın AvroAsya gümrük birliği rüyası vardı. Nereye ait olacağını bilemeyince bunun da olamayacağını anlayınca durdu. Şimdi Türkiye’nin ekonomisi var. Geçmişten farklı olarak elindeki en güçlü en önemli kozu budur. Başbakan da bunu biliyor ve bunun farkında. Ekonomisini kullanacak olması gerektiğinin. ■ 1. Koalisyon, 2. Docking tek cevap mı? Bu koalisyonlar hem Türkiye’nin içinde hem dışında geliştirilmeli. Her konuda bu böyledir. Mesela benim haftaya Suriyeli mültecilerle ilgili vereceğim bir prezentasyon var. Eğer Suriyeli göçmenlerin güvenlik sorunlarını çözmek istiyorsan bunun yolu ekonomisinin iyi olmasından, vergilerini toplamasından, işi çözüme götürmesinden geçer.

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Ne oligarşisi... FED’in derdi orta direği kurtarmak ABD Merkez Bankası Başkanı Bayan Yellen önceki gün Kongre’de para politikası sunumu yaparken, ABD’nin bir oligarşi olup olmadığı- sorusuyla karşılaştı. Oligarşi, yani yönetimin, iktidarın küçük ve elit kesimin elinde olması... İddia, dünyanın en katılımcı ve gelişmiş demokrasilerinden biri olma- konumundaki ABD için şaşırtıcı. Ayrıca soru, demokratik sistemin merkezi parlamentoda dillendirildiği için şaşırtıcı. Soran da demokratik sistemin asli unsurlarından, seçilmiş bir senatör. Soruyu soran Senatör Sanders, dünyanın hala en zengin ülkesi ABD’de ekonomik varlığın giderek artan hızda küçük bir grubun elinde toplandığını örneklerle anlattı. Son yıllarda yaratılan zenginliğin nüfusun yüzde 1’inin elinde toplandığını, gelir orantısızlığının ve uçurumun başka hiçbir gelişmiş ülkede bu kadar derin olmadığını vurguladı. Senatörün verdiği rakamlar önemli. Bu rakamlar daha sonra da gündeme gelecek. Wall Street - FED faiz artışı - Yellen - ABD verileri - Resesyon - Enflasyon gibi medyatik ayrıntıların ardında ABD’nin daha derin yüzünü bu rakamlar gösteriyor: - ABD’de en zengin 400 kişi, nüfusun yarısından, yani 150 milyon kişiden daha fazla varlığa sahip. - ABD’nin en zengin yüzde 1’i ABD ekonomik gücünün yüzde 38’ine sahip. - Nüfusun yüzde 60’lık kesimi ise, ekonomik zenginliğin yüzde 2 sine sahip. - 2009-2012 arasında ABD’de yaratılan gelir ve rantın yüzde 95’i en zengin yüzde 1’e gitti. - Bu tabloda ABD çocuklarının yüzde 22’si yoksulluk sınırında ve sınırın altında. Ve ABD bu oranla -gelişmiş- ülkelerin en önünde - Geçen yıl ortalama bir Amerikan ailesi, 25 yıl öncesinden daha az yıllık gelir kazandı. - ABD’de orta sınıf yok oluyor. Senatörün bu verilerine dayanak olan çalışma, Princeton Üniversitesi’nden Prof. Gilens ve Northwestern Üniversitesi’nden Prof. Page’in ortak çalışması, ABD’de siyaseti elitlerin-zenginlerin belirlediğini ve geniş kitlelerin tercihlerinin zenginler lehine gözardı edildiğini gösteriyor. Çoğunluk başka birşey istese bile, sonuçta elitlerin-zenginlerin isteği oluyormuş. Profesörler ABD demokrasisinin bu durumda gölgelendiğini savunmaktalar. Senatör bu verilerle FED Başkanı’na, -Biz kapitalist bir demokrasi miyiz, yoksa ekonomik ve siyasi gücün milyarderlerin elinde olduğu oligarşik bir toplum mu olduk-diye sordu. Yellen ise bu tehlikeli soruya, -Etiketler koymayı tercih etmem. Evet, son zamanda eşitsizlik artış trendinde, kişisel olarak bu durumdan kaygılıyım. Ancak çareyi politika yapıcıları bulmalı- dedi. Soru-cevap yankı bulurken, sağ muhalefet Demokrat Partili Senatör’ün biraz fazla solda- olduğunu, ekonomi bilmediğini ve 2016 Başkanlık seçimi için zemin yokladığını savundu... (Hemen söyleyelim, bu siyasi çizgiyle seçilemez) Bu arada Senatör sorularla -zenginlerden daha fazla vergi alınmasına- yol yapıyordu. 2007-2008 krizinden beri zenginlerden yüzde 75-90 arasında vergi alarak ekonomik eşitlik sağlanacağını düşünenlerin sayısı hayli fazla. Arada bu konuya değiniyoruz... Vergi almak, kazı öldürmeden altın yumurtlamasını sağlama ve fazla bağırtmadan tüylerini yolma sanatıdır. Yüzde 75 oran ise vergi ile gasp arasında kalan gri bir alandır. Yüksek vergi alarak sınıflararası eşitlik sağlanması mümkün mü? Böyle birşey tarihte nerede ve ne zaman oldu- diye durup bir düşünmek gerek. Bu arada -oligark- diye Putin’in çevresine nokta atışı yapılırken Washington’da -oligarşi- lafı kulak tırmalıyor. Yellen’in görevi ABD sınıfsal yapısını değiştirmek değil. Haklı olarak bu işlere politika yapıcıların, meclisin, hükümetin karar vermesi gerektiğini söyledi. Yellen’in aslında -sermayeden ve oligarşiden yana- olduğu da söylenemez, çünkü geniş kitlelere istihdam yaratacak bir ekonomiyi, tek başına para politikasıyla kurmaya çalışıyor. Bu iş tek para politikası ile olmaz, ama vergi-maliye politikası, kilitlenmiş ABD siyaseti yüzünden iptal. Yellen’in istihdam ve büyüme hedeflerine bakılsa FED, dünyanın en -proleter ve orta sınıf dostu- kurumu. FED yıllardır ABD’de istihdam artsın, ücretler artsın diye uğraşıyor. Ve daha başarı sağlayamadı. FED’in son altı yıldır uğraşması aslında piyasaları değil, emekçileri ve orta sınıftakileri istihdam ve konut piyasası üzerinden kurtarmak için. ABD düzelince de dünya ekonomisi istikrara kavuşacak. Küresel ekonomik büyüme, sürekli orta sınıfın büyümesini sağlıyor. Arızasız büyüme varsa, bütün dünyada orta sınıf daha büyüyor. Pasta bol ve büyükken kimse yüzde 1 ile oligarşiyle uğraşmazdı. Yellen’ın derdi oligarşi değil, orta direği kurtarmak. stargazetesi.com’dan alınmıştır


Gündem

17 Mayıs 2014 Cumartesi

BÜYÜKANNE SARAH OBAMA NİJERYA’DA KAÇIRILAN KIZLAR HAKKINDA POSTA212’YE KONUŞTU

Ahmet buğdaycı ahmetbugdayci@posta212.com

AMERİKAN PLUTOKRASİSİ VE KOCH KARDEŞLER ROMALILAR’DAN bu yana 2 bin yıl geçti ama, demokrasinin hala zengin sınıfların yönetimi olduğu gerçeği pek değişmedi. Zamanın Roma’sı, süper güç Amerika da, en tepedeki bir avuç küresel zenginin, tüm siyasi ve ekonomik sistemi toplumun ezici çoğunluğunun çıkarlarına aykırı olarak manipüle etttiği plutokrasi rejimine dönüşüyor. Son dönemlerde yoğun bir şekilde tartışılan Amerikan plutokrasisinin en görünür yüzü ise Charles ve David Koch kardeşler. Petrol rafinerilerinden kömür madenlerine, doğal gaz boru hatlarına uzanan bir imparatorluğu yöneten Koch kardeşlerin serveti 80 milyar doları aşıyor. Bu rakam, en alt yüzde 40’lık gelir grubunda yer alan nüfusun toplam servetine eşit. Koch’ların en önemli farkı, görülmemiş ölçüde para dökerek, çeşitli kurumlar ve yöntemlerle bizzat kamuoyunun görüşünü değiştirmeye soyunması. Hedef aldıkları politikacıları medya üzerinden itibarsızlaştırma kampanyaları yapan, çeşitli alanlarda sağ görüşleri dillendiren yazarlara, bilim adamlarına, film yıldızlarına ödüller veren, politik aktivistlerden düşünce kuruşlarına, lobi şirketlerine uzanan, bizzat sosyal bir değişim yaratmayı amaçlayan bu ahtapotu andıran ağ, Amerika’nın kesinlikle en agresif plutokratik hareketi. GLOBAL ISINMAYA SAVAŞ Koch kardeşler bugünlerde güneş enerjisi kullananlara sağlanan avantajları ortadan kaldırmak için açtıkları savaşla Amerika’nın gündeminde. Petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtlara dayalı bir endüstrinin sahibi olarak, Koch kardeşler aynı zamanda yeryüzü havasına en çok karbon gazı salan, bir diğer deyişle dünyayı en çok kirletenler arasında. Bu yüzden güneş enerjisi gibi temiz ve yenilenebilir kaynakların yayılmasını, tüm güçleriyle Kongre’yi etki alanlarına alarak önlemeye çalışıyorlar. Ayrıca düşünce kuruluşlarını, bilim adamlarını ve üniversiteleri “satın alarak”, kamuoyunu “küresel ısınma” gibi bilimsel gerçeklerin tam tersine ikna etmek için uğraşıyorlar. Sadece son bir yılda yayınlanan üç kapsamlı araştırmanın global ısınmayı çok net ortaya koyması, ya da Kaliforniya’da şu aralar yaşanan kuraklık sorunu veya Atlantik kıyılarında deniz seviyesinin yükselmesi gibi “bilimsel gerçekler”, müthiş bir PR kampanyasıyla örtülmeye çalışılıyor. Zira global ısınma gerçeği, alternatif enerji kaynaklarının teşvikiyle, Koch’ların daha az para kazanması anlamına geliyor. O yüzden bilimin kendisi şu aralar Koch’ların en büyük düşmanı. Koch’lar sadece çevre kirlenmesi değil, her yıl altı bin yoksulu ölmekten kurtaracak sağlık sigortasını -Health Care yasası- engellemek için de ellerinden geleni yapıyorlar. ZENGİNLİK İÇİNDE YOKSULLUK Rakamlar da birçok açıdan Amerika’nın plutokrasi haline geldiğini kanıtlıyor. Milyonlarca Amerikalı devletten yiyecek yardımı alıyor, 21 milyon Amerikalı iş arıyor, 317 milyonlık ülkede 46 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk içinde büyüyen çocuk sayısı gelişmiş tüm ülkeleri çok geride bırakıyor. ABD’de 1970’den bu yana üretilen ulusal gelirin yüzde 80’i en tepedeki yüzde 2’ye, yüzde 65’i de gelir piramidinin tepesindeki 1’e gitti. Son 40 yılda maaşlı çalışanların reel gelir artışları yüzde 0 ile 28 arasında değişirken, GSMH iki mislinden fazla katlanarak yüzde 110 artış gösterdi. Kısacası son iki kuşaktır Amerika’da en tepeye doğru anormal hızlı bir servet yığılması yaşanıyor. 2008 krizinden sonra bu süreç daha da hızlanarak, bir yandan Amerikalıların yüzde 90’ının reel gelirlerinin yüzde 25 azalmasına yol açarken, diğer yandan en tepedekilerin servetlerinin hiçbir ülkede görülmemiş bir hızda katlanmasıyla sonuçlanıyor. SİYASET VE HUKUK ZENGİNLERİ KORUYOR Amerikan hukuk sistemi, vergi kaçıran, kurallara uymayan bireyleri en ağır cezalarla cezalandırırken, kirli işlere bulaşan bankalara, büyük şirketlere karşı ekonomik istikrarsızlık yaratma korkusuyla son derece müşfik davranıyor, çoğu zaman açılan davalar bir yere gitmiyor. Hukuk düzeni ve siyasi mekanizma, ufak bir azınlığın çıkarlarına göre hareket etmeye başlayınca da toplumun iyiliğine hizmet eden araçlar olmaktan çıkıyor. Örneğin Kongre tam bir zengin adamlar/kadınlar kulübüne dönüşmüş durumda. Arkasında kimin olduğu pek belli olmayan bu lobilerin belirlediği adaylar Kongre’de yerlerini alabiliyor ancak. Siyasi arenada varolma artık zenginlerden akacak paraya bağlı. Para, eroin gibi iktidarı kendine bağımlı kılmış . Bu durumda tüm ülke siyasetine bakış, en tepedekilerin ekonomik çıkarları merceğinden süzülürken bireysel seçim özgürlüğü, dev pazarlama, reklam kampanyalarının algıları yönlendirmesiyle zedeleniyor. Amerika, ifade özgürlüğü, etnik ve dinsel çeşitlliğe saygı, canlı sivil toplumuyla hala gündelik yaşamda imrenilecek bir demokrasi labaratuvarı. Ama sıra kaynakların bölüşümüne gelince işler değişiyor. En zenginler düzeni doğrudan ve dolaylı olarak kuşatıp toplumsal zenginliğin kendilerine akmasını sağlarken, eşitsizlik Avrupa’nın sanayi devrimi dönemine benzer şekilde korkutucu ölçüde artıyor. ABD gelişmiş bir demokrasi ile karanlık bir sosyal düzen arasındaki ince çizgide salınırken, toplumsal çatlak giderek gizlenmesi zor hale geliyor. Zenginlerle yoksullar arasındaki bu “demokrasi” mücadelesi ise, sadece Amerika’yı değil, benzer bir eğilim yaşayan tüm dünya halklarını ilgilendiriyor.

“Bu masum kızları kurtarın”

Nijerya’da 200 kız öğrenci aşırı dinci Boko Haram örgütü tarafından kaçırılmıştı. Örgüt kızları pazarda satacağını açıklamıştı. ABD, Nijerya’ya bir heyet gönderip kızların kurtarılması için çalışma başlatmıştı. Arkadaşımız Daphne Barak, ABD Başkanı Obama’nın Kenya’daki büyükannesi ile konuştu DAPHNE BARAK

Başkan Obama'nın eşi Michelle Obama da kaçırılan kızların serbest bırakılması için kampanya başlattı.

NEW YORK - POSTA212

O

laylar Kenya'ya çok da uzak olmayan Nijerya'da meydana geliyor ancak ABD Başkanı Barack Obama'nın babaannesinin eskiden yaşadığı acılı günleri hatırlatıyor. Nijerya'da, kızların etiğim görmelerine karşı çıkan aşırı İslamcıların, okul basarak kız öğrencileri kaçırmalarının hemen ardından bu hafta Mama Sarah Obama ile konuştum. Kenya'nın Kogelü Köyü’nde oturan Sarah, “Bu doğru değil... Ben Müslüman bir aileden geliyorum... Ben de her zaman eğitim görmek istemiştim! Bir şeyler öğrenebilmek için okula gizlice giderdim...” diyor.

GENÇ YAŞTA EVLENDİRİLDİ Sarah, “Ancak amacımdan vazgeçmedim!” diyor ve “Kocamı bana okuma ve yazma öğretmesi için zorladım” diye ekliyor. Sarah'nın söylemekten kaçındığı nokta ise, aslında evde para kazanan tek kişinin kendisi olduğu. O sıralar Kenya'da kimsenin nasıl yetiştirildiğini bilmediği meyve ağaçları yetiştiriyordu ve bu meyveleri taze balık

Boko Haram

getiren balıkçılara satıyordu. Bu balıkçılara taze ekmekler ve kuru pasta da pişirip satıyordu. Bunu yapabilmek için hesap yapmayı bilmesi ve bunu öğrenmesi gerekiyordu. Bununla beraber, daha önceki karısını ölesiye dövmüş olan kocasını idare edebilmek için eğitim sevdasına fazla kapılmaması

gerekiyordu.

KIZLAR EĞİTİM GÖRMELİ Hayatı, dayak atan ve birden fazla kişiyle evlenmiş olan bir kocayla uğraşarak geçirmiş ve yakın geçmişte çelişkili açıklamalarda bulunmuş bir kişi olarak Sarah, bu hafta, “Kız çocuklarının eğitim görme hakları var! Bunun din ile hiç bir ilişkisi yok. Ben Müslümanım...

Barack'ın eğitim görmesi için elimden geleni yaptım... O benim çabamla Harvard Üniversitesi'ne girdi!” diyor. Sarah'nın mütevazı evinde, Barack'ın açıkça tek siyah olarak görüldüğü bir sınıf fotoğrafı asılı duruyor. Tabiatıyla siyah olan tek kişi Barack Obama'nın babası. “Ancak” diye devam ediyor Sarah, “Kızlarım da okudu... Marsat'ı

abisi Barack ile oturması için Nairobi'ye gönderdim ki orada okula gidebilsin...” Dolayısıyla, kızların bu günlerde eğitim görmemesi gerektiğine inananlar karşısında Sarah gibi bir kimliğe sahip olan bir kişinin, kızların eğitim görmesi gerektiği inancına sahip olması çok önemli. Öyle ki, Nijerya'daki kızların kaçırılmalarının ardından, torunu, ABD Başkanı Barack Obama Afrika'ya kaçırılan kızları bulmak amacıyla asker gönderdi ve Sarah'nın oturduğu yerdeki güvenlik önlemleri de arttırıldı. “Evet, artık daha fazla güvenlik önlemi var...” diyor Kenya'daki aile fertleri. Ve akıllı büyükanne devam ediyor: “Barack ile gurur duyuyorum! Yapması gerekeni yapıyor... Ben mi? Bana bir şey olmaz...”

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ KİTAP OLDU

Köşk’e nasıl çıktılar? Gazeteci-yazar ve eski RTÜK Başkanı Nuri Kayış’ın, Atatürk’ten Abdullah Gül’e kadar bugüne dek görev yapan 11 Cumhurbaşkanı’nın nasıl seçildiğini anlatan “Çankaya Yolu Yokuştur - Köşk’e Nasıl Çıktılar” kitabı yayımlandı. Kitapta, “Hangi Cumhurbaşkanı’nı Köşk’te az daha fareler yiyordu?.. Gençliğinde İngilizler’in elinde bir yıl esir kalan Cumhurbaşkanı kimdi?.. Gibi ilginç anekdotlar da var İZMİR - POSTA212

G

azeteci-yazar ve eski RTÜK Başkanı Nuri Kayış’ın, Atatürk’ten Abdullah Gül’e onbir cumhurbaşkanının nasıl seçildiğini anlatan “Çankaya Yolu Yokuştur-Köşk’e Nasıl

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İlk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ydı. Meclis, 29 Ekim 1923’de cumhuriyeti ilan etmesinin hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimine geçti. O tarihte Meclis’te 287 milletvekili vardı. Ama bunlardan sadece 158’i oylamaya katılarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi için oy kullandı. 129 üye ise yüzyıllarca monarşi rejimiyle yaşayan bir ülkede radikal değişimlere, devrimlere henüz hazır olmadıkları için oylamaya katılmadılar.

İSMET İNÖNÜ İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü oldu. İnönü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından bir gün sonra Meclis’te yapılan oylamada kullanılan 348 oyun tamamını alarak Cumhurbaşkanı seçildi. O gün itibariyle Meclis’teki milletvekili sayısı 399 idi. 51 milletvekili ya Meclis’e gelmedi ya da gelip oy kullanmadı. 1937’de başbakanlıktan istifa ederek köşesine çekilen İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinin yolunu, Başbakan Celal Bayar’ın Köşk’e çıkmak istemeyişi, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın ise ordunun başında kalmaktan yana tavır alması açtı.

Çıktılar” kitabı Bizim Akademi Yayınları’ndan çıktı. Kayış, “Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri her zaman çok önemli oldu. Bu seçimler birçok kez siyaset dünyasını gerdi, ciddi tartışmalara yol açtı. Kitabım-

CELAL BAYAR Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar idi. Bayar, Demokrat Parti’nin (DP) tek başına iktidara gelmesinden bir hafta sonra 21 Mayıs 1950’de yapılan seçimle cumhurbaşkanı oldu. Seçilmesi kolay oldu ama Çankaya Köşkü’nde pek rahat oturduğu söylenemez. Zira başta Bayar ve Adnan Menderes olmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) kopup DP’yi kuranlarda deyim yerindeyse “İnönü fobisi” vardı. İnönü’nün muhalefette kalmayı hazmedemeyeceğini ve kendilerine karşı komploların içinde olacağını düşünüyorlar, sürekli olarak bir darbe endişesi içinde yaşıyorlardı. Nitekim, ikisi de bir darbe sonucu iktidardan uzaklaştı. Menderes idam edildi, Bayar ise hakkında Yassıada Mahkemesi’nde idam kararı verilmesine rağmen yaşlı olması nedeniyle son anda ölümden döndü. CEMAL GÜRSEL Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel oldu. 27 Mayıs 1960’daki askeri darbenin ardından Devlet Başkanı ve Milli Birlik Komitesi Başkanı olan Gürsel, 1961 Ekim’inde yapılan genel seçimin ardından açılan Meclis’te Cumhurbaşkanı seçildi. Meclis’teki seçimden bir gün önce darbeyi yapan komutanlar seçime katılan siyasi parti liderlerini toplayıp tavırlarını net bir şekilde ortaya koydular: Cemal Gürsel dışında bir kişinin Cumhurbaşkanı olmasını kesinlikle kabul etmeyiz… Meclis’teki Adalet Partililerin (AP) bir bölümü, bir sivili, Prof. Ali Fuat Başgil’i Cumhurbaşkanlığı için aday göstermek eğilimindeydi. Ama onlar da derhal ‘ikna’ edildiler. CEVDET SUNAY Beşinci Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dı. Sunay, 1966’da, Meclis’te kullanılan 532 oyun 461’ini alarak Cumhurbaşkanı seçildi. O tarihte AP tek başına iktidardı. Sivil bir Cumhurbaşkanı seçmeleri mümkündü. Ama bu düşün-

da bu tabloyu anlatmaya çalıştım” dedi. Kitapta, “Hangi Cumhurbaşkanını Köşk’te az daha fareler yiyordu... Gençliğinde İngilizlerin elinde bir yıl esir kalan Cumhurbaşkanı kimdi... Hangi Cumhurbaşkanı

ceyi belki de sadece akıllarından geçirdiler, yüksek sesle ifade etme cesaretini bile gösteremediler. Ordunun siyaset üzerindeki vesayeti öylesine güçlüydü ki, Genelkurmay Başkanlığı görevi henüz biten Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı son derece doğal görüldü. FAHRİ KORUTÜRK Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk oldu. O da asker kökenliydi; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapmıştı. O yıl, yani 1973’de, 12 Mart 1971 askeri muhtırasından sonra kurulan Ferit Melen Hükümeti iş başındaydı. Ancak AP Genel Başkanı Süleyman Demirel ile CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda anlaştılar. Nitekim Meclis’teki oylama da bu anlaşmaya uygun sonuçlandı. Fahri Korutürk’ün görev süresi 6 Nisan 1980’de sona erdi.

KENAN EVREN

Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren oldu. 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbeyle ülke yönetimine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun el koydular. Bu ekip kendisini “Milli Güvenlik Konseyi” olarak adlandırdı. Konsey’in başkanı aynı zamanda Devlet Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı görevlerini de yürütecek olan Orgeneral Kenan Evren oldu. Evren, 1982’deki halk oylamasının ardından Cumhurbaşkanı sıfatını kazandı. TURGUT ÖZAL Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dı. 12 Eylül darbe dönemi 6 Kasım 1983’de yapılan milletvekili genel seçimiyle sona erdi. Bu seçimde Turgut Özal li-

hastalandığı için doktor raporuyla görevinden uzaklaştırıldı” sorularına da yanıt veriliyor. Kısa bir cumhuriyet tarihi özelliği de taşıyan kitapta, ilkinden bugüne Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili şu bilgiler de yer alıyor:

derliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) birinci oldu. Turgut Özal, ancak 31 Ekim 1989’da Meclis’te yapılan oylamada 263 oy alarak Cumhurbaşkanı seçildi. SÜLEYMAN DEMİREL Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’di. Turgut Özal’ın Köşk’te henüz 3.5 yılını bile tamamlamadan ani vefatı Türkiye’yi bir Cumhurbaşkanlığı seçimiyle daha karşı karşıya getirdi. Birinci parti olan Süleyman Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi’nin (DYP) 178, ikinci parti Erdal İnönü liderliğindeki Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 88 milletvekili vardı ve DYP-SHP koalisyon hükümeti Demirel tarafından kurulmuştu. Demirel, Köşk’e çıkabilmek için iktidar ortağı SHP’nin desteğini almayı başardı ve 16 Mayıs 1993’te Cumhurbaşkanı oldu. AHMET NECDET SEZER Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığındaki görev süresi 16 Mayıs 2000 tarihinde doluyordu. Onun yerine iktidardaki üçlü koalisyonun liderleri DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ortaklaşa belirledikleri isim olan Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı seçildi. Meclis’te yapılan seçime 550 milletvekilinden 533’ü katıldı, bunlardan 330’unun oyuyla Sezer Cumhurbaşkanı seçildi. ABDULLAH GÜL Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oldu. O tarihte yani 2007’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 5 yıldır iktidardaydı Ancak mevcut koşullarda Cumhurbaşkanını seçemeyeceğini anladı ve erken seçime gitti. Erken seçimde yeniden birinci çıkan AKP bu defa Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçmeyi başardı.


Güncel

17 Mayıs 2013 Cumartesi

Ölüme yolculuk para basıyor

Yazı İşleri

Ahmet Ravalı twitter@ahmetravali

Türk Guguk Sistemi’ne güvenimiz sonsuz!

Daha iyi bir hayat için ülkelerinden kaçanlar insan tacirlerinin eline düşüyor. Özellikle Meksika’dan ABD’ye ve Ege’den Yunanistan’a kaçak geçmek isteyenler ölüm yolculuğuna çıkıyor Yapılan detaylı bir araştırmaya göre, Meksika’dan ABD’ye olsun, Ege Denizi’nden Yunanistan’a olsun yola çıkan her 10 kaçaktan 8’i ya yakalanıyor ya da umuda yolculukta yaşamını yitiriyor NEW YORK - POSTA212

H

er gün yaşadığı ülkede umudunu kaybeden “Başka çarem yok” diyen binlerce kişi yeni bir hayat için yola çıkıyor. Denizler, çöller, dağlar ve nehirler daha iyi bir hayat isteyen binlerce kişiye mezar oluyor. Meksika’dan ABD’ye gitmek isteyenleri sınırdaki çöl; Avrupa’ya gitmek için özellikle Türkiye’den Yunanistan’a geçmek isteyenleri de Ege Denizi yutuyor. Meksika-ABD sınırı ve Ege Denizi’nde 10 teşebbüsten 8’i ölümle veya başarısızlıkla sonuçlanıyor.

UMUDA YOLCULUKTA HAZİN SON Her gün binlerce Orta Amerikalı göçmen Meksika’dan ABD sınırını geçmeye çalışıyor. ABD-Meksika sınırında nehri geçmek isteyen göçmenler timsahlar tarafından yeniyor. Özellikle Honduraslılar yılmadan şanslarını denemeye devam ediyor. Hızla giden “Ölüm Treni”nin üzerinde ya da trene asılı kalarak ABD’ye gitmek isteyen Honduraslılar bacaklarını, kollarını kaybediyor ya da ölüyor. Meksika’nın kuzeybatısında ABD

sınırında bulunan uyuşturucu kartellerinin başkenti Tijuana kasabasında çok sayıda tünel bulunduğu söyleniyor. Son olarak 300 metre uzunluğunda kaçak kazılmış bir tünel ortaya çıkarıldı. Ayrıca Meksika ya da Orta Amerika ülkelerinden çok sayıda Kızılderili kökenli göçmen de ABD’ye kaçak yollarla giriş yapıyor. ABD’de yaklaşık 1.9 milyon Kızılderili kökenli göçmen yaşıyor.

ABD-MEKSİKA ÖLÜM SINIRI ABD’de yaklaşık 11.7 milyon göçmen kaçak olarak yaşıyor. Kaçak göçmenlerin yüzde 59’u Meksika’dan geliyor. National Foundation for American Policy tarafından yayınlanan “How Many More Deaths? The Moral Case for a Temporary Worker Program” adlı rapora göre 2012 yılında ABD-Meksika sınırında kaçak göçmen nüfusu yüzde 27 oranında arttı. Son 15 yılda 5 bin 595 göçmen Amerika’ya giriş yapmaya çalışırken yaşamını yitirdi. ABD Border Patrol verilerine göre 2013 yılında Güneybatı sınırında 445 kişi öldü. 2012 yılında 477 göçmen hayatını kaybederken ölenlerin sayısı 2011 yılında 375 olarak kaydedilmişti. SURİYELİLERİN BİTMEYEN ACISI Yasa dışı yollarla Yunanistan’a geçmeye çalışan kaçakları taşıyan tekneler çoğun-

lukla ya batıyor ya da yakalanıyor. Suriye’deki iç savaş nedeniyle Türkiye’ye akın eden Suriyeliler, Avrupa’ya geçmek için Ege Denizi’nden Yunanistan’a geçmeye çalışıyor. 28 Ekim 2013 tarihinde Ege Denizi’nden Yunanistan’a geçmeye çalışan Suriye uyruklu 49 kaçak yakalanmıştı. Son olarak İzmir’in Menderes İlçesi’nde, 5 Mayıs’ta Suriyeli 16 kaçağın Samos Adası’na geçmek için bindiği polyester tekne battı. Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı ekiplerinin sürdürdüğü aramalar sonrasında, 4 kişi sağ olarak kurtarıldı. Aralarında bir kadın ve bir çocuğunda bulunduğu toplam 8 kişinin de cesetlerine ulaşıldı.

TACİRLERİN HESAP DEFTERİ Suriye uyruklu 16 kaçağın Samos Adası’na geçmek için bindiği polyester teknenin batmasıyla ele geçirilen 6 defterde umut tacirlerinin son 4 ayda, bu yolla 5.5 milyon euro ve 2.3 milyon dolar kazanç sağladıkları ortaya çıktı. İnsan tacirlerinin tuttukları 6 ayrı defterde, mültecilerin isimlerinden, onları taşıyan kişilere, tekne sağlayan kişilerden organizatörlere kadar herkesin isimlerine ulaşıldı. KAZANÇ HESAPLANAMIYOR ABD Border Patrol verilerine göre ülkeye yasadışı yollarla girmeye çalışan bir kişi, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan kar-

tellerine ortalama 2 bin 500 dolar ödüyor ve her yıl sınırı geçmek isteyen 4 milyon kişi bu parayı ödüyor. Sınırı geçmek için ödenen para ülkeye ve şartlara göre değişiyor. Örneğin Arap ülkelerinden bir kişinin ABD’ye yasa dışı yollardan girmesi için yaklaşık 50 bin dolar ödemesi gerekebiliyor. Meksikalı yetkililerin açıklamalarına göre Meksika kartelleri sadece uyuşturucu kaçakçılığından yılda 64.34 milyar dolar kazanç sağlıyor.

ABD sınırında ölen göçmen sayısı 1998-2013 YIL

ÖLENLERİN SAYISI

1998

263

1999

249

2000

380

2001

340

2002

320

2003

338

2004

328

2005

492

2006

454

2007

398

2008

385

2009

420

2010

365

2011

375

2012

477

2013

445 (Kaynak: U.S Border Patrol)

Sorunları halledelim!

Washington’a geçtiğimiz ay gelen İsrail’in çiçeği burnundaki Büyükelçisi Ron Dermer, başkentteki ilk demecini POSTA212’ye verdi. Ron Dermer, kısa zamanda Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin eski düzeyine geleceğini umut ettiğini söyledi İLHAN TANIR WASHINGTON - POSTA212

D

ermer, İsrail'in 66. Bağımsızlık yıldönümü için verilen resepsiyonda, POSTA212'ye özel bir mülakat vererek, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerle ilgili önemli mesajlar verdi. Büyükelçi Dermer, Türkiye ile İsrail arasındaki normalleşme süreciyle ilgili süre giden müzakerelerle ilgili olarak ‘‘Umut ediyoruz en yakın zamanda iki ülke yeniden ilişkileri düzeltme ve eski dönemdeki iyi ilişkilere doğru gitme imkanı bulur’’ dedi. Dermer, bunun yanısıra, Türkiye'ye mesajınız var mı sorusuna karşılık şunları söyledi: ''Aramızdaki sorunları çözmemiz

gerekir. Türk ve Yahudi halklarının tarihi oldukça geriye gider. Bölgede yapacağımız çok şey var. Olanlar olmuştur ve bundan sonra geleceğe bakmamız gerekir. Fırsatları değerlendirmemiz gerekir.’’ Dermer'in bu demeci, yaklaşık bir aydır Washington'da görevine başlayan İsrail'in yeni Büyükelçisinin Türk basınına verdiği ilk demeç oldu. Önceki İsrail Büyükelçisi Michael Oren de, Washington'daki görevinin son döneminde, Türk basınında sadece POSTA212'ye konuşmuş, iki ülke arasındaki dostluğun 500 yıllık geçmişini hatırlatmıştı. Başkent’in gözde tarihi binalarından Andrew W. Mellon'da yapılan İsrail'in bağımsızlığın 66. yıldönümü resepsiyonun-

da, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Susan Rice da bir konuşma yaparak, iki ülke arasındaki sağlam bağlardan bahsetti.

İSRAİL İNŞALLAH DİYOR

Resepsiyonda bulunan İsrail İstihbarat Bakanı Yuval Steinitz de, Türkiye ile İsrail arasındaki süregiden normalleşme görüşmeleri ile ilgili sorulan soruya karşılık olarak ‘İnşallah normalleşiriz’ demesi dikkat çekti. Sadece Steinitz değil, İsrail'in Washington'daki Maslahatgüzarı Reuven Azar ve İsrail'in yine Washington'daki Askeri Ateşisi Yaacov Ayish de, adeta sözleşmişçesine, iki ülke arasındaki normalleşme ihtimalinin sorulması üzerine ‘İnşallah' normalleşiriz’ cevaplarını verdiler.

Ron Dermer

GEÇTİĞİMİZ haftaya damgasını vuran olay Başbakan Erdoğan’ın Danıştay töreninde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun konuşmasına yaptığı ‘edepsiz’ çıkışıydı. Konu halen gündemde ve konuşulmaya devam ediyor. Ve yıllar geçse de unutulmayacak, konuşulmaya devam edecek bir konu aslında. Anlamsız, çirkin, yakışıksız bir görüntüydü orada yaşananlar. Ama, sinirine hakim olamayan Erdoğan’ın kendisini sakinleştirmeye çalışan Cumhurbaşkanı’na, “Kalk gidelim Abdullah” tarzı davranışı, Gül’ün onu takip etmesi, Genelkurmay Başkanı ve diğer devlet erkanının da peşlerinden “kuzu kuzu” gitmesi ise tatsızlığın tuzu, biberiydi. Ancak o sırada kameralara yansıyan birkaç saniyelik bir ayrıntı Türkiye’nin geldiği noktayı açıkça gösteriyordu. Ve en tehlikelisi de buydu bence. Çünkü, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün henüz Metin Feyzioğlu’nun konuşması bitmeden ayağa kalkması, Başbakan peşinden gitmesi ne protokolle ne de nezaketle bağdaşacak bir hareket değildi. Ama ayrıntı Zerrin Güngör’ün ayağa kalkıp esip gürleyen Başbakan’ın karşısında aldığı duruşta gizliydi. Güngör, ayağa kalkıp Başbakan’ın karşısına geçtiğinde cübbesinin önünü iki ucundan tutup iliklemeye yeltendi. Baktı ki olmuyor bir eliyle sabitleyip o çok konuşulan duruşunu sürdürdü. İşte akıl tutulmasının yaşandığı nokta da burası. Çünkü herkes bilir ki hakimlerin, savcıların cübbelerinin düğmesiz yapılmasının nedeni kimsenin karşısında önlerini kapatmaya çalışmamaları içindir. Kimseye bağlı olmadıklarının nişanesidir iliksiz, düğmesiz cübbe. Bağımsızlığı sembolize eder. Zira karşısında kim olursa olsun hakim de savcı da önünü kapatmaya çalışmaz, onun karşısında altta kalmaz. O yüzden kimse bana Güngör bu kuralı bilmiyor olabilir veya bir anlık şaşkınlık sonucu bu hareketi yapmış olabilir demesin. Bal gibi biliyor. Bu yüzden Güngör, orada yaşanan ‘edepsizliğe’ önünü ilikleyerek sahip çıkmış ve tarafını belli etmiş oldu. O gösterişli, dik yakalı, sırmalardan geçilmeyen cübbenin içinde ezildi, yok oldu gitti. Yaşanan olayın ardından da gerek Güngör’ün kişisel gerekse de Danıştay’ın resmi açıklamalarında tutumunu, tarafını çok net görmüş olduk. Tüm bu nedenler, yaşananlar ve sözler alt alta sıraladığında artık başta başkanı olmak üzere Danıştay’ın bağımsız bir yargı kurumu olduğunu kimse iddia bile edemez. Peki kim bu Zerrin Güngör... Gelin hafızalarımızı biraz tazeleyelim. 20 Mart 1955 doğumlu olan Zerrin Güngör, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden 1976 yılında mezun oldu, Maliye Bakanlığı Vergiler Temyiz Komisyonu Raportörlüğü, Bolu ve Ankara Vergi Mahkemesi Üyeliği görevlerinde bulundu. 5 Haziran 1985’te Danıştay Tetkik Hakimi, 15 Ekim 1999’da Danıştay Savcılığına atandı. Danıştay Üyeliğine 12 Haziran 2008’de seçilen Güngör, Danıştay 3. daire üyesiyken, 12 Haziran 2012 tarihinde Danıştay Başkanvekilliği görevine seçildi ve 18 Temmuz 2013 tarihinde Danıştay Başkanı oldu. Güngör’ün kısa özgeçmişi bu. Ama 18 Temmuz 2013 öncesi yaşananları dikkatli okumak gerekiyor. 30 Mart seçimleri öncesinde ard arda tapeler yayınlanmıştı malumunuz. O tapelerden biri yargı ve Danıştay’a ilişkindi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Başbakan Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarında, Danıştay Başkanlığı’na getirilecek isimler de konuşuluyordu. Recep Tayyip Erdoğan’ın, dönemin Adalet Bakanı olan Sadullah Ergin’e telefonda, Danıştay Üyesi Nevzat Özgür’ün, Zerrin Güngör lehine Danıştay Başkan Adaylığı’ndan çekilmesini talep ediyordu. Yine iddialara göre dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin bu talimat doğrultusunda çalışmış ve sonuçta Zerrin Güngör, 13. Daire Başkanı olan Nevzat Özgür’ün çekilmesi üzerine tek aday olarak seçimlere katılmıştı. Ancak Güngör, buna rağmen ilk iki turda 43, üçüncü turda 44 oy alarak Danıştay Başkanı seçilmek için gereken 79 oyu alamamıştı. 18 Temmuz 2013’te yapılan ve tek başına girdiği turda ise 80 oy alarak nihayet Danıştay Başkanı olabilmişti. Bu tapelerin ortalığı saçıldığı günlerde CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran aynı konuyla ilgili bir soru önergesi hazırladı ve TBMM Başkanlığı’na sundu. Şimdiki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlamasını da istedi. Ama geçen onca süreye rağmen halen ses seda yok. Ama Umut Oran’ın soru önergesi sonunda Danıştay’daki törende bir anlamda teyit edilmiş oldu. Danıştay Başkanı Güngör, hayali düğmelerini ilikleyerek ve açıklamalarıyla tarafını belli ederek artık geçmişin diyetini ödemektedir. Gugukumuza hayırlı olsun... Başbakan’ın, “edepsizlik” yani, “utanmazlık, sıkılmazlık, terbiyesizlik, şirretlik” ediyorsun dediği Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’na, “Cübbeni çıkart, siyaset yap” çağrısının aynısını Zerrin Güngör’e de yapmak gerekmez mi? ★★★ Bundan bir süre önce Türk Hava Yolları’nın 23 Nisan haftasına özel hazırlattığını öne sürdüğü reklam filmini bu köşede gündeme getirmiş ve eleştirilerde bulunmuştum. Bana göre duygusal yönüyle insanları etkileyen ama gerçekte algı yönetimi yapan bir reklam filmi olduğunu anlatmış subluminal örnekler vermiştim. Ama geçtiğimiz hafta sosyal medyadan çıkıp bazı basın organlarının kıyıda köşede yer verebildiği haberler, THY filminin ‘araklanmış’ olabileceği tartışmasını ateşledi. THY’nin ses getiren bu reklamının Priştina Havalimanı reklamıyla olan benzerliği, reklamın özgün bir çalışma olup olmadığı konusunu tartışmalara açacak cinsten. Gerçekten de THY’nin tartışılan filmi ile Priştina Havalimanı reklamını oturup defalarca seyrettim. Ve aralarındaki benzerlik öyle ‘rastlantı’ denebilecek boyutu çoktan aşmış bence. Mekanlar, anlatım, çekim tekniği vs... Hemen hemen herşey o kadar birbirine benziyor ki. Ama başka bir ilginç nokta daha var. Priştina Havalimanı’nı yapan kim biliyor musunuz? Hani tapelerde havuza para aktaran ama bu arada ‘utandığını’ söyleyen ünlü işadamımız Nihat Özdemir’in Limak’ı. Bu kadarına da pes doğrusu değil mi?


Güncel

17 Mayıs 2014 Cumartesi

İlhan Tanır @Washingtonpoint

Washington’da kaybeden Erdoğan

Başbakan Tayyip Erdoğan, bunca yıl sonra halen şaşırtmaya devam ediyor. Gerek Danıştay’daki çıkışı, gerekse Pazar günü yaptığı konuşmada Cemaat’e yönelik olarak ‘Cadı avı ise cadı avı yapacağız’ tehdidi, küresel manada eşine, benzerine rastlanılmayan hadiseler. Danıştay’daki çıkışı ile ilgili olarak, Cengiz Çandar’ın Pazartesi günü yazdığı ‘’İki Tayyip Erdoğan: Davos’tan Danıştay’a...’’ analizine eklenecek başka birşey bulamıyorum. Cemaate yönelik olarak söylediği ‘kaynatacağız’ ‘moleküllerine ayıracağız’ ‘hainler’ tehditlerini havsalam almadı ve alamıyor. Bu tehditlerin İngilizceye çevrilmesi, cadı avcılığı yapıp, kaynatıp, yiyecek bir lideri ve yamyamlık ruhunu çağrıştıyor. Erdoğan Türkiye içine nasıl hitap etmeye çalışırsa çalışsın, bu kelimelerin dışarıya yansıyışı, insanları dehşete düşürüyor. Bu tehditleri Erdoğan şifahen mi kullanıyor, yoksa danışmanları mı salık veriyor? Eğer gerçekten de danışmanları bu konuşmaları yazıyor ve bu tehditleri bizzat o konuşmalara ekliyorsa.. bu demektir ki, Erdoğan’ı dünyada rezil etmeye çalışan, hatta yerin dibine geçirmeye ahd etmiş bir danışman halkasına sahip bu ülkenin başbakanı. Erdoğan, yazılı konuşmasına bu kelime ve suçlamaları kendisi ekliyorsa, şifahen katıyorsa, bu demektir ki, içinde bulunduğu ruh halinden dolayı dünya umurunda değil. Batı, bu kullandığı cümlelere nasıl bakar, nasıl karşılar, bunlar umurunda değil. Bu aralar tekrar daha çok duymaya başladığımız Türkiye’nin Rusya’ya ve Şangay Grubuna yaklaştığı söylentilerine bu retorik ciddi şekilde yardım ediyor.

ABD’NİN CADI AVCILIĞI ABD’nin 1690lı yıllarda yaşadığı gerçek bir cadı avı olayını Arthur Miller, ‘the Crucible’ isimli eserinde ölümsüzleştirmiştir. Bu enfes eserin aynı isimle sinemaya uyarlanışı, Daniel Day Lewis ve Winona Ryder ile tarihe kazınmıştır. Avrupa’nın karanlık dönemlerinde de yaşanmış, Amerikan ve dünya tarihinin bu en korkunç bölümlerinden biri olarak kabul edilen bu terimle birlikte siyasiler kendi isimlerinin anılmasını önlemek için herşeyi yapmayı göze alırlar. Tarihte, Başbakan Erdoğan’dan başka, açıkça ve fütursuzca, cadı avı yapmaya karar verdiğini açıklayan bir başka politikacı veya lider var mıdır, bilemiyorum. Afrika’nın ve Ortadoğu’nun en azılı diktatörlerinin dahi bu tür söylemleri ağzına aldığını sanmam.Birçokları teröristlerle savaş der. Ulusal güvenlik adına mücadele olarak adlandırabilir. Başka birçok isim ileri sürebilir, ülkelerinin içinden geçtiği olağanüstü durumlara meşruiyet kazandırmak için. Ama açıkça ve pervasızca toplumun bir kesimini ‘kaynatarak..’ bir ‘cadı avı’ peşindeyiz lafını söyleyebilmek için dünyadan bihaber olmak, veya dünyaya karşı umarsız olmak gerekir. Cemaat-Erdoğan kavgasında, eğer Türkiye dışında Erdoğan hükümeti hal-i hazırda kaybediyorsa, bunun nedeni Cemaat’in evrensel ilkelere paralel davranma gayretinden ziyade (bunun samimi olduğuna inanılır veya inanılmaz), Erdoğan’ın akıl almaz ve çağdışı söylemleri ve hareketleridir. Özel sohbetlerde ABD yetkilileri ve onyıllardır Erdoğan’ı takip eden, analizler yapan, ve uzunca bir süre de AKP’yi desteklemiş Washington uzmanları bugünlerde Erdoğan ismi sohbetlere konu olduğunda gözlerini yuvarlıyorsa, bu kaybedilen ciddiyet ve güvenin nasıl tamir edilebileceğini ben bilmiyorum. AKP yakını yazarların ısrarla dile getirdiği, Ukrayna ve Suriye konularından dolayı Ankara’nın dönüp, dolaşıp Washington’ın yeniden göz bebeği olacağı beklentisi. Siyasette, hele uluslararası siyasette bir gün sonra ne olacağını kestirmek imkansız. Ama hiçbir evrensel değeri dikkate almadığını açıkça beyan eden, ortalama bir siyasetçinin cüzzamdan kaçar gibi kaçması gereken nefret yüklü retorikleri çekinmeden kullanabilen bir siyasetçiden bahsediyoruz. Bu nefret yüklü sözlerle halen Türkiye’de kendi tabanının oyunu arkasında tutuyorsa, bu fasit daire Türkiye’yi giderek daha çıkmaza götürecektir. Yeri gelmişken söylenmeli ki, 2007 yılındaki Cumhuriyet mitingleri ile şu anki geniş muhalif çevreleri aynı kefeye koyan kimselerin yaptığı da aymazlıktan başka bir şey değilldir. Bir yıl önce 15 Mayıs’da Washington’da bir dünya lideri gibi karşılanan Erdoğan’dan bugün elimizde kalan, saygınlığını ve ciddiyetini kaybetmiş bir Erdoğan var. Bir yıla sığdırabilecek büyük bir uluslararası imaj erozyonu ve başarısızlık karşımızda duruyor. Ama hesap soracak bir muhalefet var mı, o da belirsiz. Sorularda niyet arayan Düşünce Kuruluşu Başkanı Olur mu? Geçtiğimiz haftalarda Washington’a gelen ve SetaDC’nin konferansına katılan, SETA başkanı Taha Özhan, geçtiğimiz hafta yazdığı bir yazıda, Washington’daki konferansta sorulan soruları kötü niyetli bulmuş. Türkiye’dekilerini bilemiyorum ama düşünce kuruluşlarının en temel vazifelerinden biri soru sormaktır. Her türlü sorunun sorulmasını teşvik etmeyi temel vazife olarak alması gereken bir düşünce kuruluşunun, hem de başkanının, konferansta sorulan soruları ‘’Amerika’da(n) ‘ev sahibi’ edası ve ‘Aydınlıkçı’ tadında Türkiye’den gelen gazetecilere ve entelektüellere soru sorma ruh halinin gideceği tek yer..’’ olarak hafife alması, sorularda niyet okuması anlaşılması oldukça güç bir durum. Bu sözlerin bir düşünce kuruluşu başkanı tarafından dile getirilmesi daha da üzücü. Türkiye’de gazetecilerin başka gazetecileri ‘ısrarlı’ soru sorduğu için gammazladığı ve düşünce kuruluşu başkanlarının sorularda niyet aradığı bir dönemden geçiyoruz. Bu kimseler iktidarın en yakınındalar. Pek vahim..

Başbakan ‘caz yapmayın’ ABD ‘caz yapın’ dedi

Başbakanlık Tanıtma Fonu, 17’ncisi düzenlenen Uluslararası Ankara Caz Festivali’ne bu defa destek vermedi. Ancak festivalin sponsorluğunu ABD Büyükelçiliği üstlendi DUYGU GÜVENÇ

“Özgür adam Ankara’da”

ANKARA - POSTA212

B

aşbakanlık Tanıtma Fonu, 16 yıl boyunca desteklediği Uluslararası Ankara Caz Festivali’ne bu yıl desteğini kesti. Ancak ABD’nin Ankara Büyükelçiliği festivale sponsor oldu. ABD Büyükelçiliği hem dünyaca ünlü caz ustası Raul Midon’ın festivale katılmasını sağladı, hem de maddi destek verdi. ‘Özgür adam’ olarak bilinen Midon, 10 Haziran’da ODTÜ’de sahne alacak. Türkiye tarihini, dilini, kültürünü ve sanatını, turistik değerlerini tanıtmak amacıyla yapılan faaliyetlerin mali olarak desteklenmesi içinkurulan Tanıtma Fonu, bu yıl Uluslararası Ankara Caz Festivali’ne destek vermekten vazgeçti. Ancak Ankaralı cazcılar yılmadı ve geçtiğimiz yıllarda aldıkları sponsor desteğine bu defa ABD Büyükelçiliği’ni de ekledi. Jehan Barbur, Aga Zaryan, Luisa Sobral, Raul Midon, Ntjam Rosie gibi dünyaca ünlü pek çok caz sanatçısını 7 Mayıs-15 Haziran tarihlerinde ağırlayan festivalin desteklenmesi için fona yapılan başvuruda komite üyelerine, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın festival için fondan destek alınmasını uygun görmedi” yanıtı verildi. Festival de yoluna sponsor desteğiyle devam etti.

Tek Festival

Ankara’nın tek caz festivali olan “Uluslararası Ankara Caz Festivali”, 7 Mayıs’ta, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Cazın Kartalları Orkestrası’nın konseriyle başladı. Orkestraya Aydın Kahya, Jülide Özçelik, Meltem Ege, Sibel Köse, Yıldız İbrahimova ve Zuhal Olcay gibi sanatçılar da eşlik etti.

ODTÜ’DE BAŞLADI

Ankara Caz Derneği’nce düzenlenen festival ilk kez 1996’da ODTÜ Caz Günleri adıyla başlamıştı. 2002 yılından başlayarak da “Ankara Caz Festivali” adını aldı. Küratörlüğünü Özlem Oktar Varoğlu’nun yaptığı festivale bugüne değin Başbakanlık Tanıtma Fonu da destek vermişti. Festivalin bilet gelirlerinin tümü Ankara Caz Derneği’ne aktarılıyor ve yurtdışında caz eğitimi bursları ve derneğin varlığını sürdürebilmesi amacıyla kullanılıyor.

Ünlü müzisyenler Ankara’lı sanatseverlerle buluşuyor Festival bu yıl Dolce Caz Vokal Grubu, Sibel Köse, Şenay Lambaoğlu, A Capella Boğaziçi, Karsu, Jean Barbur, Pink Martini, Boğaziçi Caz Korosu, Pınar Dönmez, Luisa Sobral, Dilek Sert Erdoğan, Meltem Ege, Cansu Nihal

Akarsu, Şirin Soysal, Bora Çeliker, Torsten Goods, Ece Göksu, Neşet Ruacan, Raul Midon, Aga Zaryan, Ntjam Rosie, Kerem Görsev, Ayhan Sicimoğlu gibi pek çok sanatçıyı Ankaralı sanatseverlerle buluşturuyor.

Bir dünya yıldızı olan Raul Midón Arif Mardin’in son keşiflerinden ipeksi bir tenor vokal, usta bir gitarist olarak biliniyor. Dünya basını onu, “kategori ötesi özgür bir adam”, “öyle bir özgürlük ve zevkle çalıyor ki sanki elleri gülümsüyor” diye anlatıyor. Şarkı yazarı ve gitarist Raul Midón özellikle kendine has ve deneysel vokal ve perküsif gitar teknikleriyle ün kazandı. Herbie Hancock ve Stevie Wonder gibi efsanelerle çalışan Midón, Queen Latifah, Snoop Dog ve Jason Mraz’ın albümlerinde de yer aldı. 1999’dan bu yana aralarında hit olmuş State of Mind (2005), A World within a World (2007) ve Synthesis (2009) albümlerinin de olduğu yedi albüm kaydetti. Son albümü canlı ve samimi bir konser kaydı olan Invisible Chains – Live from NYC 2012’de piyasaya çıktı. Görme engelli olan sanatçı, özel bir yazılım sayesinde son albümünün kayıtlarını ve prodüktörlüğünü de kendi üstleniyor. Görme engelli sanatçı bunun müziğine etkisi olmadığı görüşünde: “Görme engelli olmanın sizi daha iyi bir müzisyen yaptığına inanmıyorum. Belki pragmatik olarak odaklanmanızı sağlayabilir. Kısıtlı iş imkanım olduğunu biliyordum ama Midonlar yedek planlara inanmaz, ‘müzik yapmaya devam et ama işe yaramayacağı durumlar için elinde diploman olsun’ gibi bir yaklaşım bizim yönetimimiz olamaz. Bir yeteneğim vardı, görme engeli bu yeteneği geliştirmeye odaklanmamı sağladı. Daha iyi çalmamı sağladığını düşünmüyorum. Sonuçta, tanıdığım büyük müzisyenlerin çoğu görebiliyor.”

Ortak aday zorunlu tercih İzmir Bağımsız Milletvekili Ertuğrul Günay, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak aday çıkarmasının zorunlu olduğunu dile getirdi. Günay, Başbakan Erdoğan’ın Danıştay töreninde yaptığı çıkışı ise ‘kabalık’ olarak nitelendirdi Bu takdirde Cumhurbaşkanlığı seçimleri, kullanılacak iktidar olanakları ve eşitsiz yarışma koşullarına rağmen bir anlam ve muhalefet açısından iddia kazanabilir.

DOĞUCAN CÖMERT NEW YORK - POSTA212

İ

zmir Bağımsız Milletvekili Ertuğrul Günay, gündemdeki gelişmeleri ve hakkında merak edilenleri POSTA212’ye yanıtladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak aday çıkarmasını doğru ve zorunlu gördüğünü dile getirerek, önerilecek adayın muhalefetin bütün kanatlarından olduğu kadar, iktidarın demokrat unsurlarının da güvenebileceği bir isim olması gerektiğini söyledi. Günay, Başbakan Erdoğan’ın Danıştay töreninde Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na yaptığı çıkışı ise kabalık olarak nitelendirdi. İşte İzmir Bağımsız Milletvekili Ertuğrul Günay ile yaptığımız söyleşi:

■ CHP’ye tekrar katılmayı hiç düşündünüz mü? Bu konuyla ilgili görüşmeleriniz var mı?

Şu an herhangi bir partiye katılmayı düşünmedim; bu konuda bir temasım da olmadı. İçinde bulunduğumuz ortamda bağımsız bir siyaset adamı olarak demokrasi mücadelesine katkı yapmaya çalışmak da yeterince anlamlı.

GÜLEN İDDİALARI CİDDİ DEĞİL ■ CHP’de MYK değişimini ‘yerel seçimin faturası’ olarak değerlendirenler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu değişikliğin yerel seçim sonuçlarıyla ilgili olduğu söyleniyor; bir ölçüde doğru da olabilir. Ancak, ana muhalefet partisinin bütünüyle siyaset söylemine ve ülke düzeyinde örgütlenmesine yeniden ve daha derinden bakmasına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum

“KABALIĞA DÖNÜŞTÜ” ■ Başbakan Erdoğan’ın Danıştay töreninde Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na yaptığı çıkışı doğru buluyor musunuz?

Danıştay töreninde yaşanan olayı her bakımdan talihsiz buluyorum. Sayın Cumhurbaşkanının da hazır bulunduğu bir yüksek yargı organının kuruluş töreninde herkesin, her bakımdan dikkatli ve özenle davranması bir devlet kuralı ve toplumsal nezaket sorunudur. Bu açıdan, Barolar Birliği Sayın Başkanı’nın konuk olarak söz aldığı bir platformda, tören sahibinden de uzun konuşmasının nezaketen çok doğru olmadığını belirtmek gerekir. Ancak bu dikkatsizliğe, Sayın Başbakan’ın oturduğu yerden ve uygunsuz sözlerle müdahalede bulunması da hiç doğru olmamış ve öncekini aşan büyük bir kabalığa dönüşerek

Ertuğrul Günay

yeni bir gerginliğe yol açmıştır. Yüksek yargı organlarında düzenlenen törenler, devletin Anayasal organlarının sorunlarının en üst düzeyde konuşulacağı yarı akademik toplantılardır. Son zamanlarda bu toplantılarda art arda yaşanan gerginlikler, devletin ciddi bir yönetim krizi yaşadığını da sergilemektedir.

“DOĞRU, ZORUNLU BİR TERCİH” ■ Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday çıkarılmasına muhalefet sıcak bakıyor. Ortak aday çıkarılması durumunda nasıl bir seçim

bekliyor bizi?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak aday çıkarmasını doğru ve zorunlu görüyorum. Önerilecek ortak aday, muhalefetin bütün kanatlarından olduğu kadar, iktidarın demokrat unsurlarının da güvenebileceği bir isim olmalıdır. Böyle bir ismin bulunması kuşkusuz çok kolay değildir. Ama eğer, parti kimlikleri aşılır ve demokrasiyi ve hukuk devletini içselleştirmiş bir isim aranırsa, Türkiye’de bu niteliklere sahip birçok yurttaşımız bulunabilir.

■ Sayın Fethullah Gülen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma başlattı. Başbakan Erdoğan da Gülen’in iadesinin isteneceğini dile getirmişti. Sizce bu bir tehdit mi?

Sayın Gülen’le ilgili yargılama ve iade girişimlerini ciddi bulmuyorum. Bir siyasi iktidar, on yıldan bu yana yakın işbirliği yaptığı bir kanaat çevresine, bir yolsuzluk tartışmasından sonra suçlamalar yöneltiyorsa, ortaya sözden öte kanıt koymak zorundadır.

“OLUMSUZ BİR YÖNELİŞTEYİZ ■ Türkiye’nin basın özgürlüğü Freedom House tarafından ‘kısmen özgür’ statüsünden ‘özgür değil’ statüsüne düşürülmüştü. Türkiye’de basın özgür mü?

Türkiye son bir yıl içinde özelde basın özgürlüğü, genel de demokrasinin bir��ok kazanımı açısından olumsuz bir yöneliş yaşıyor. Birçok basın organının doğrudan Sayın Başbakan tarafından yönetilip yönlendirilmesi hiçbir demokratik ülkede görülmeyen bir durum. Türkiye, basın açısından sadece özgürlüğün yitirildiği değil, ne yazık ki, birçok meslek etik kuralının da çiğnendiği bir ülke konumundadır. ■ CNN Türk’te yayınlanan programda Radikal’in haber müdürü Ömer Erbil’e “Sen o haberi yapmasaydın ben hala bakandım” şeklindeki sözünüz bir sitem miydi?

İstanbul’da tarihi dokuyu bozan yapılaşmalara Bakanlığım süresince ciddiyetle karşı çıktım. Bu konularda basına da yansımış sayısız girişimim oldu. Kazlıçeşme’deki yapıları ilk kez Sayın Ömer Erbil büyük haber yapmış, ben de bu haber üzerine Koruma Kurulları ve Belediyeleri harekete geçirip bu çirkin yapılaşmayı durdurmaya çalışmıştım. Program sırasında espri yaparak bu girişimimin, Sayın Başbakan tarafından paylaşılmadığını, onun bu yapıları koruduğunu hatırlatmaya çalıştım; hepsi bu. Gerçekten her ne pahasına Bakan kalmak isteseydim, herhalde Belediyelerin ve Başbakan’ın zorladığı bu gibi (ve Gezi Parkı’na AVM yapılması gibi) yapılarak ısrarla karşı çıkmazdım.


Güncel

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Türk ekonomisi prangalarından kurtulmalı Sermaye piyasası ucu bucağı olmayan bir konu… Türkiye’deki borsa henüz genç ama hızlı adımlarla yol alıyor. İşte borsanın ve piyasaların hak ettiği yere ulaşması ve hızlı adımlarla koşması için fırsatlar FİGEN ONUR İSTANBUL-POSTA212

G

eçtiğimiz yıl Türkiye’de bir dernek kuruldu. Bir süredir Türkiye’de borsa okuryazarlığı eğitimleri veren, yılların borsacısı Arif Ünver’in sermaye piyasasının gelişimi için öncülüğünü yaptığı Sermaye Piyasası Yatırımcıları Derneği (SPYD), Türk ekonomisinde etkin olmak için kolları sıvadı bile. “Amacımız sermaye piyasasının hak ettiği yere gelmesi” diyen Ünver, derneğin ABD ile yakın ilişkiler içinde olduğunu belirtiyor. Geçtiğimiz ay New York’a gelerek ABD Yatırımcılar Birliği ile görüşmeler yapan SPYD Başkanı Arif Ünver, POSTA212’nin sorularını yanıtladı. ■ Neden böyle bir dernek kurmak ihtiyacı duydunuz?

Aslında, Türkiye’de dernek olgusu çok yanlış. Gelişmiş ülkelerde sivil toplum kuruluşları çok önemli rol oynar, bir köprü görevi görür ve ciddi söz sahibidirler. Mesela Amerika’da lobicilik dediğimiz işleri hep dernekler yapar. Amerikan siyasetinde ciddi söz sahibidirler ve siyasete yansımaları görülür. Ama bizde, dernek denilince göç olgusunda yola çıkarak hafife alınıyor ama dernek çok önemli bir kavram. Bizim böyle bir dernek kurma amacımız yoktu ama şartlar bizi bu yola götürdü. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sarmaldan çıkışının yegane anahtarı sermaye piyasasıdır. Biz de bu nedenle Sermaye Piyasası Yatırımcıları Derneği’ni kurmaya karar verdik. ■ Derneğin siyasi yönü var mı? Kesinlikle siyasetle ilgimiz yok. Evet sivil toplum kuruluşuyuz ama bizim derneğimizde her görüşten insan yer alıyor. Siyasetle alakamız yok, amaç ülkeye hizmet etmek. Devlete hizmet etmek için illa siyasi görüş olması veya devletten para almaya gerek yok. Düşüncemiz bu. ■ Amaç sermaye piyasasını güçlendirmek mi?

Türkiye’de her 10 yılda bir kriz yaşarız. Ekonomik modelimiz tüketime yönelik. Biz

tükettikçe cari açık artıyor. Adaletsiz bir gelir dağılım var. Hane halkının ancak yüzde 75’i ancak hayatını idame edebiliyor, tasarruf edemiyor. Türkiye ekonomisini güçlenmek istiyorsa, gelişmiş ülke olmak istiyorsa bunun olmazsa olmazı için önce hane halkını güçlendirmesi gerek. Ekonomi için kaynağa ihtiyaç var ve en iyi kaynak sermaye piyasasıdır. Türkiye’nin bankacılık sisteminde 800 milyar liranın üzerinde mevduat var. Bu mevduat bankalar tarafından kullanılıyor. Bu paraları kredi olarak ihtiyacı olanlara satıyor. Biz de diyoruz ki, bize göre bankacılık sisteminde atıl olan bu kaynağı sermaye piyasalarına çekelim. ■ Bu nasıl olacak? Bu kaynağın hali hazırdaki Türkiye koşullarında sermaye piyasasına çekilmesi çok zor… Devrim niteliğinde bir takım hareketler yapılması lazım. Ülkeyi sevk ve idare edenler bankacılık sisteminden sürekli şikayet ediyorlar. Gerekli açılımlar yapılamıyor. Yapılıyor ama yetersiz kalıyor. Şu anda dünyanın en büyük ekonomisi Amerika… Sermaye piyasası açısından incelersek bunun nedenini çok iyi anlayabiliriz. Pier Gallup verilerine göre, Amerika’da hane halkının yüzde 52’sinde hisse senedinde var. 2008 yılında bu yüzde 64’müş. Yaşanan finansal krizden dolayı biraz azalmış. Ama sonuçta halkın yüzde 52’sinin elinde hisse senedi olması denemek, Amerikan firmalarının yarattığı katma değerden halkın pay alması demek. Geçen ay Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi’nin yaptığı bir açıklamayı hatırlatırım. Amerika ile Avrupa’nın farkını şöyle anlatmıştı: Amerika’da fonlama sermaye piyasaları üzerinden yapılıyor ama Avrupa kıtasında bankacılık sistemi üzerinden yapılıyor. Biz de Avrupa’nın sistemini kullanıyoruz. Ama artık bundan vaz geçmemiz lazım. Bana göre sermaye piyasasının önündeki en büyük etken bankacılardır. ■ Devletle ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Mesela bireysel emeklilik sistemine yani BES’e devlet teşvik yapıyor. Ama alt yapısına bakarsanız, beklendiği gibi karlı değil. Getirisi cazip olmayacağı için bir süre sonra

Arif Ünver

katılım azalacak. Getirinin arttırılması için büyük nitelikli şirketlerin halka açılması gerekiyor. Bunların da açılması için teşvike ihtiyacı var. Çünkü Türkiye sermaye piyasası kavramını tam olarak anlamış değil. İlgili bakanla görüştük ve şöyle bir öneride bulunduk: Büyük firmaların halka açılması halinde yüzde 20 olan kurumlar vergisini indirin. Bu hem kaynak sağlayacak hem de genç nüfusa sahip olan Türkiye’ye istihdam sağlayacaktır. Bu hem sermaye piyasalarının hem de BES’in gelişimine katkıda bulunacaktır. Ama olumlu cevap alamadık.

Amerika’nın en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan National Association of Investors Corporation (Amerikan Yatırımcıları Derneği)’nin davetiyle New York’a gittik. Çok ciddi tecrübeler edindik. Orada da eğitimlere katıldık. Ve gördük ki ABD’de sistemsel sorunlar neredeyse yok seviyesinde. Eğitimde sadece analatik yöntemler anlatılıyor. . Biz de Türkiye’de eğitimler veriyoruz. Ama aradaki hava boşluklarını da anlatıyoruz. Yani sadece analatik yöntemleri değil kanunları da anlatmak zorunda kalıyoruz. ■ Wall Street’i de ziyaret ettiniz.

■ Neden?

Türkiye bu işin kolayına gidiyor. Ekonomik problemlerini faiz, kur, vergi gibi en kolay silahları çekerek kontrol altına almaya çalışıyor. Biz dernek olarak eleştiriyoruz ama hemen altına çözüm önerimizi sunuyoruz. ■ Eğitimleriniz devam ediyor değil mi?

Evet, ama artık her kesimden farklı yerlerden insanlar eğitime geliyor. Eskiden borsayı, piyasaları öğrenmek isteyenler eğitim alırdı. Şimdi kamu kuruluşlarından bile gelen oluyor eğitim almaya. ■ Geçen ay New York’taydınız.

Oraya gitmişken bir de New York Borsası’nı ziyaret etmek istedik. O da şöyle oldu. Ben gitmeden önce Emerging Markets Director’u Stefan Jekel’e e-posta attım. Jekel bizi çok güzel ağırladı ve çok güzel bir dostluğun temelini attık. Amerika ile Türkiye arasında sermaye piyasası açısından neler yapabileceğimizi konuştuk. Hatta prensipte anlaştık, bir Türk şirketinin eş zamanlı olarak hem New York Borsası’nda hem Türkiye’de halka arzını gerçekleştireceğiz. Türkiye’de o seviyede birisiyle iş yapabilmek çok kolay değil. Bırakın iş yapmayı, kapısından bile geçemeyiz. Ama bize çok ilgi gösterdiler, çok iyi ağırladılar ve ileride yapacağımız işbirliğinin temellerini attık.

TACCI’de tartışma istifa getirdi

TACCI başkanlığına seçilen Ermeni asıllı Türk vatandaşı Aret Taşçıyan, seçimlerde şaibe olduğu tartışmalarının ardından zehir zemberek istifa dilekçesini sundu. Ermeni asıllı olması nedeniyle de eleştirildiği iddia edilen Taşçıyan, yapılanların etik olmadığını söyledi DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK - POSTA212

T

Aret Taşçıyan

ürk Amerikan Ticaret ve Sanayi Odası’nda (TACCI), şaibe tartışmalarının ardından istfa şoku yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde başkanlığa seçilen Ermeni asıllı Türk vatandaşı Aret Taşçıyan’ın daha başkanlık koltuğuna oturmadan Ermeni asıllı olması ve yönetim kurulu seçimlerinde şaibe olduğu tartışmaları gündemi meşgul etmişti. Tartışmalar sırasında Tahir Erimli ve Betül Ekmekçi isimli yönetim kurulu üyelerinin ticari bir kuruluşu temsil etmemeleri nedeniyle üyeliklerinin ve dolayısıyla oylarının da geçersiz olduğu belirtilmiş ve olağanüstü genel kurul çağrısında bulunulmuştu. Taşçıyan, istifa dilekçesinde isimlerini vermediği 4 kişilik grubun bu tartışmaları başlattığını beliterek, bu grubun kendi çıkarları için senaryolar yarattıklarını iddia etti. TACCI eski başkanlarından Mustafa Merc ile son seçimde Taşçıyan’ın rakibi olan Ai

vermediğini kaydeden Koçak, yönetim kurulunun seçiminin ardından karar vereceğini dile getirdi.

Mustafa Merc

Ali Koçak

Koçak ise, Taşçıyan ile şahsi ile ilgili bir sorunun olmadığını, amacın TACCI’yı daha iyi bir noktaya taşımak olduğunu savundular.

“SENARYO YARATIYORLAR” “Değerli TACCI Üyeleri” başlığıyla yazılı olarak sunduğu dilekçesinde Taşçıyan, başkan seçilmesinin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başta olmak üzere New York ve Washington’daki resmi ve sivil kuruluşları tarafından memnuniyetle karşılandığını söyledi. Taşçıyan, istifa dilekçesinde özetle şu görüşlere yer verdi: “Ancak TACCI’nın parlak geleceğinden memnun olmayan dört kişilik grup, kendi çıkarları için yarattıkları senaryolar ile TACCI’nın ismini kullanarak yapay bir g-mail adresinden üyelere ve basına yanıltıcı mesajlar yollamaya başlamışlar ve sanırım üyelerin yüzde 50’den fazlasının desteğini almış olmalılar ki; TACCI’yı olağanüstü genel kurula davet etmeye çalışmaktadırlar. Bahis konu-

su kişilerin etik olmayan bu tür davranışları ile hem topluma hem de TACCI’ye telafisi mümkün olmayan zararlar verdikleri gözle görülen bir gerçektir. Bu davranışlar maalesef yönetim kurulunu çalışamaz duruma getirmiştir. Bu şartlar altında çok büyük ümitler ve iyi niyetimle kabul etmiş olduğum TACCI Yönetim Kurulu üyeliğinden ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan üzülerek istifamı sunuyorum.”

3 HAZİRAN’DA GENEL KURUL Aret TAşçıyan’ın istifasının yazılı olarak vermesi nedeniyle istifanın geçerli olduğu ve olağanüstü genel kurula gidileceği belirtiliyor. Tartışmaların yoğun olarak yaşandığı dönemde olağanüstü genel kurul çağrısının yapıldığı tarih olan 3 Haziran’da toplantı yapılacak. Toplantıda yönetim kurulu üyeleri yeniden seçilecek. Öte yandan daha önce Taşçıyan’ın rakibi olan Ali Koçak’ın yeniden aday olup olmayacağı ise merak ediliyor. Bu konuda henüz bir karar

“AMAÇ TACCI’YI GELİŞTİRMEK” Son yapılan seçimde Taşçıyan’ın rakibi olan Ai Koçak ile TACCI eski başkanlarından Mustafa Merc, istifa dilekçesi ile ilgli değerlendirmede bulundular. Ali Koçak, Taşçıyan’ın bu düşünceleriyle kendilerine haksızlık ettiğini savunarak, “Ortada üyelerin ve oyların geçerli olmadığına dair bir gerçek var. Kendisine karşı olmadığımızı defalarca söyledik. Bu kadar dramatize edilmesine gerek yok. Yönetim kurulu tekrar seçilir ve Aret Bey isterse yeniden aday olabilir. Yeniden temiz olarak seçilebilir” dedi. TACCI eski başkanlarından Mustafa Merc ise, kimseyle kişisel bir sorunları olmadığını beliterek, “Aret Bey’in genel kurulda yönetim kurulu üyesi olması için oy vermiş insanım. Dolayısıyla onunla ilgili şahsi bir sorunum yok. Onunla ilgili şahsi bir sorunum olsaydı o zaman oy vermezdim” diye konuştu. Başkanlığı döneminde TACCI”nın 150 kadar üyesi olmasına rağmen bugün 40’lara indiğini kaydeden Merc, “Ticaret Odası’nın kuruluşundan beri hizmet veren, maddi ve manevi katkıda bulunan bir kişiyim. Daha iyiye gitmesi için çaba gösteriyorum. 2002’den beri maddi ve manevi yaptığımız katkılar bundan sonra da yapacaklarımın teminatıdır” açıklamasında bulundu.

Yılmaz Polat Özgür olmayan ülke BASININ hür olmadığı bir ülkede ‘demokrasiden’ bahsedebilir misiniz? Gazetecinin özgür olmadığı bir ülkede ‘yargı mensupları özgürdür’ diyebilir misiniz? Hakim ve savcı adaletli olabilir mi? Avukat işini özgürce yapabilir mi? Siyasetçi özgür müdür? Bu soruların hepsi Türkiye için geçerli. Özgürlük gibi insanı insan yapan kutsal değerin olmadığı bir ülkenin yönetimine ve onun liderine verilecek ad dünyanın her tarafında aynıdır. Mesleğiniz ne olursa olsun Washington’da Amerikalılarla konuştuğunuz zaman Türkiye’yle ilgili bu tür soruların muhatabı olmanız artık kaçınılmaz. ABD’de hangi ortama girerseniz bu sorulara hazır olun. Yıllardır Washington’da gazetecilik yapıyorum, Saddam’ın, Kaddafi’nin ya da Kuzey Kore liderinin ülkesinde yaşıyormuşum gibi sorulara muhatap oluyorum. Türkiye’den gelen siyasetçi, gazeteci, işadamı ve öteki meslek sahipleri sadece resmi sıfatlı bir yetkili ya da siyasetçi değil, sıradan bir vatandaşla konuştuğu zaman bile bu soruların cevabına çalışması gerekiyor. Erdoğan Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ile bazı ‘havuz medyası’ temsilcileri son Washington gezilerinde ne kadar ders aldı bilmiyorum ama bu durum düzelmediği sürece AKP’li yöneticilerin ABD’ye gelmemelerini tavsiye ederim. Zaten uzun süre bir davet almaları da mümkün değil. Washington’daki (Freedom House) Özgürlük Evi adlı kuruluşun, Türkiye’yi “özgür olmayan ülkeler” kategorisine düşürdüğü son raporundan sonra AKP Hükümeti ve ‘Medyası’ inandırıcılığını tamamen yitirdi. Erdoğan Hükümeti’ne büyük tepki var. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları Amerikalıları inandırmadığı gibi tepki de yarattı. Türkiye’nin Uganda, Bangladeş ve Kuveyt’in arkasında sınıflandırılması utanç veriyor. ABD’deki bağımsız hukuk kurumları da ‘Türkiye’yi hukuk ve adaleti özgür olmayan ülkeler’ kategorisine alırsa kimse şaşırmasın. ABD’de yaşayan Türklerin büyük bölümü de Erdoğan Hükümeti’ne tepkili. Her 19 Mayıs’ta New York’ta yıllardır Türk Yürüyüşü yapılır. Yürüyüşü düzenleyen Türk Federasyonu son 10 yıldır AKP Hükümeti’nden başta Başbakan Erdoğan ve Egemen Bağış olmak üzere bazı AKP milletvekillerini davet eder. Uzun süre New York’ta Federasyon başkanlığı yapan Egemen Bağış hiçbirini kaçırmadı. Etkinliklerin şeref konuğu olarak konuşmalar yaptı. Davet edilip edilmediğini bilmiyorum ama Bağış’ın bu yılki yürüyüşe katılıp Türkler arasında yürüyebileceğini sanmıyorum. Yurt Gazetesi’nden alınmıştır

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

YIL: 1 SAYI: 52

17 Mayıs 2014 Cumartesi

POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA YAYINCI CAN KAMİLOĞLU

İMTİYAZ SAHİBİ EKMEL ANDA

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

HABER KOORDİNATÖRÜ HALDUN ARMAĞAN YAYIN DANIŞMANI

AHMET BUĞDAYCI HABER MERKEZİ - EDİTÖRLER MEHVEŞ KOÇAK, ADNAN ONARAN, HÜSEYİN TUNCER, DİLEK ESKİ BEZİRKAN, ERTAN BEZEN, AYSEL TAPAN, MELİKE AYAN, DEMET DEMİRKAYA, SONER MEZGİTÇİ, SERKAN KALFA, DOĞUCAN CÖMERT, SEDA ANAÇ EMRE EMİRGİL (WEB) WASHINGTON TEMSİLCİLİĞİ İLHAN TANIR ANKARA TEMSİLCİLİĞİ DUYGU GÜVENÇ İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ FİGEN ONUR GÖRSEL YÖNETMEN ERDAL ÖZBEK SAYFA TASARIM TUNCAY TAPAR - SERHAN AYDEMİR REKLAM TEMSİLCİSİ BARIŞ TUNCER İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR


Güncel

17 Mayıs 2014 Cumartesi

SORUŞTURMA RAPORU KÖŞK SEÇİMİNDEN SONRA

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ İÇİN ABD’DE KURULACAK SANDIKLAR BELLİ OLDU

Amerika’da 33 sandık

Yurtdışında yaşayan yurttaşların ilk defa oy kullanacağı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ABD’de 33 sandık kurulacak. Seçmen olmak için kayıtlar devam ederken, ABD’de oy kullanacak seçmenlerin sayısı şu an 85 bin 683

Komisyonda parmak hesabı 4 eski bakanla ilgili kurulan soruşturma komisyonu raporunun yeni yasama döneminde görüşülmesi beklenmiyor. Komisyonun üye sayısı hakkında ise AKP, CHP ve MHP anlaşamadı. Son kararı TBMM Başkanı Cemil Çiçek verecek ANKARA - POSTA212

17

Aralık’a ait yolsuzluk iddialarıyla ilgili dört eski bakan hakkında TBMM’de kurulan soruşturma komisyonunun raporlarının Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra sunulması bekleniyor. Ancak komisyonun üye sayısı AKP ve CHP’yi yine karşı karşıya getirdi. AKP’ye göre MHP’nin 1 üyesi olması gerekirken, CHP’ye göre 2 üyesi olmalı. Komisyon’un üyelerinin bu hafta Meclis Başkanlığı tarafından belli olması bekleniyor. Ay içerisinde hazırlayacak ancak bu süreyi uzatma hakkı da var. Temmuz ayı başından itibaren Cumhurbaşkanlığı seçim süreci takvimi dikkate alındığında komisyonun raporunun da Köşk seçimleri sonrasına kalmasına kesin gözüyle bakılıyor.

PARMAK HESABI Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski İçişleri Ba-

Erdoğan Bayraktar

Zafer Çağlayan

kanı Muammer Güler, eski AB Bakanı Egemen Bağış ile eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında kurulan soruşturma komisyonu, üyelerin belirlenmesinin ardından çalışmalarına başlayacak. CHP’nin hesabına göre komisyondaki üye dağılımı 8 AKP’li, 4’ü CHP’li, 2’si MHP’li, 1’i de HDP olmak üzere 15 üyeden oluşacak. AKP’nin hesaplarına göre ise komisyonun 9 AKP, 4 CHP, 1 MHP ve 1 de HDP mil-

Muammer Güler

letvekilinden oluşması gerekiyor. Komisyondaki üye dağılımını TBMM Başkanlığı’nın, siyasi parti gruplarına bu hafta bildirmesi bekleniyor. Anayasa ve TBMM içtüzüğüne göre ‘hakimlerin davaya bakmasına veya karara katılmasına engel oluşturacak durumlarda bulunan, Meclis soruşturması önergesini veren veya daha önce TBMM ya da dışında bu konudaki görüşünü açıklamış’ milletvekilleri komisyona se-

çilemeyecek. Komisyon üyeleri, siyasi partilerin komisyonda kendilerine düşen üye sayısının 3 katı kadar gösterecekleri adaylar arasında her parti için ayrı ayrı ad çekme yoluyla belirlenecek.

YENİ YASAMA YILINA Cumhurbaşkanlığı seçim süreci takvimi nedeniyle komisyonun raporunun Köşk seçimleri sonrasına kalması bekleniyor. Komisyonun haziran ayı başında çalışmala-

Egemen Bağış

rına başlaması durumunda sadece 2 aylık çalışma süresini kullansa bile raporun hazırlanıp TBMM Başkanlığı’na sunulması temmuz ayı sonunu bulacak. Bu durumda raporun görüşmelerinin Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna yakın bir tarihte yapılması gerekiyor. Meclis’in tatilde olması nedeniyle bu mümkün gözükmüyor. Bu nedenle raporun görüşmelerinin yeni yasama yılına kalacağı belirtiliyor.

DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

Y

urtdışında yaşayan yurttaşların ilk defa oy kullanacağı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ABD’de 33 sandık kurulacak. ABD’de oy kullanacak seçmenlerin sayısı şu an 85 bin 683. Oy kullanmak için konsolosluklara adres beyanı ise devam ediyor. ABD’de New York, Los Angeles, Washıngton, Şikago, Houston ve Boston’da seçim sandıkları kurulacak. Oylama 31 Temmuz-3 Ağustos tarihlerinde yapılacak. Türkiye, Almanya’da olduğu gibi ABD’de de bazı yerlerde oy kullanılması için mekan kiralayacak. ABD’deki bu arayışların ise devam ettiği öğrenildi. Kiralanacak mekanlar için iki ülke Dışişleri Bakanlıkları arasında da görüşmeler sürüyor. Sandıklar, her gün 17:00’de kapanacak, Saklama ve Ulaştırma Kurulu kullanılan zarf sayısını burada kayıtlara geçecek. Ancak zarflar ABD’de açılmayacak; mühürlü çuvallarla Ankara’daki YSK binasına ulaştırılacak. Sayımlar da Türkiye’de yapılacak.

YSK, mühürlü çuvalların günlük olarak mı, yoksa 4 günün sonunda mı Türkiye’ye ulaştırılacağı, nasıl ve kimler tarafından taşınacağı konusunda da bildirimde bulunacak. Sandık Kurulları’nın başkanlığını ise misyon şefleri yapacak. İşte ABD’de seçmenin dağılımı: Toplamda 85 bin 683 seçmenin 33 sandıkta oy kullanması için hazırlıklar sürüyor. ABD’de oy kullanılacak yerler şöyle: ● New York’ta, 42 bin 386 seçmen, 16 sandıkta, kiralanacak mekanda oy kullanacak. ● Los Angeles’ta 14 bin 111 seçmen, Konsolosluk ikametinde kurulacak olan 5 sandıkta oy kullanacak. ● Washington’da 13 bin 935 seçmen, Büyükelçilik’te kurulacak 5 sandıkta oy kullanacak. ● Şikago’da 8 bin 264 seçmen, Konsolosluk’ta kurulacak 3 sandıkta oy kullanacak. ● Houston’daki 5 bin 744 seçmen, kiralanacak mekanda kurulacak olan 3 sandıkta oy kullanacak. ● Boston’da bin 243 seçmen, Konsolosluk’ta kurulacak tek sandıkta oy kullanacak.

CHP yemekte vekillerle buluştu

Köşk için alternatif isim aranıyor Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı için isim arayışı sürüyor. MHP ve CHP’den, ‘ortak isim’ için olumlu sinyal gelirken, BDP kendi adayını çıkartmakta kararlı. Takvim ilerledikçe Cumhurbaşkanlığı için olası isimler de artıyor DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

M

uhalefetin, AKP’nin adayına karşı Cumhurbaşkanlığı için isim arayışı devam ediyor. MHP ve CHP’den, ‘ortak isim’ için olumlu sinyal gelirken, BDP kendi kadın adayını çıkartmakta kararlı. Muhalefet partilerinin en önemli taktiği ise AKP’nin adayına göre isim belirlemek. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aday olması halinde, CHP ve MHP’nin ittifakının hızlanması, yeniden Abdullah Gül’ün aday gösterilmesi halinde

ise muhalefetin uzlaşısının, seçimin ikinci turuna kalması bekleniyor. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nı 2007’de destekleyen MHP’nin bu tavrını devam ettirmesi ise beklenmiyor. İsim arayışları hızlanırken, liderler de tabanlarına olası isimler üzerine açıklama yapmama talimatı verdi.

CHP’DE İSİM ENFLASYONU Bugüne kadar hiçbir lider Cumhurbaşkanı adayını ismen zikretmedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da aralarında bulunduğu Metin Feyzioğlu, Deniz Bay-

kal, Ümit Boyner ve Sami Selçuk’un adaylıklarına kapı kapatmadı. CHP içinde ilk yapılan ankette ise Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen adı ön plana çıkmıştı. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da kulislerdeki isimlerden. Ancak Kılıçdaroğlu’nun kafasında 2 aday olduğu ve bunun CHP’li olmadığı konuşuluyor. Yerel seçimler öncesinde Cumhurbaşkanının bir kadın olmasını isteyen Kılıçdaroğlu’nun aklındaki isimlerden birinin de AİHM Yargıcı Işıl Karakaş olduğu Ankara kulislerindeki iddialardan.

MHP’NİN İKİ KRİTERİ MHP’de, AKP tabanından da oy alacak bir isim için arayışlar sürerken Genel Başkan Devlet Bahçeli, kriterlerine bir yenisini daha ekledi: ‘politize olmamış isim’. MHP’nin diğer şartı da BDP ile birlikte hareket etmemek. MHP, AKP’den ve CHP’den oy alacak isim arayışını sürdürürken, BDP ile görüşmeye ise kapalı. Kulislerde konuşulan adaylar arasında ise Gazi Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, gazeteci Taha Akyol ile eski siyasetçilerden İlhan Kesici, Abdullatif Şener, Murat Başeskioğlu isimleri sıralanıyor.

CHP Amerika Temsilciliği, Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken Amerika’daki çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. CHP ekibi, Türkiye’ye ilgi duyan ABD’li milletvekillerine bir akşam yemeği verdi NEW YORK - POSTA212

C

HP Amerika Temsilciliği, ABD Kongresi çalışma yemeği serisine başladı. İlki iki hafta önce gerçekleştirilen öğle yemeğinde, CHP Amerika temsilcisi Yurter Özcan’ın yanı sıra kongredeki Türk-Amerikan Çalışma Grubu üyesi ve Türkiye’ye ilgi duyan milletvekillerinin çalışanları yer aldı. Yemekte yerel seçimlerin değerlendirmesi, Türk dış politikası ve Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği masaya yatırıldı. Konuya ilişkin olarak CHP’nin ABD Temsilciliği tara-

fından yayınlanan açıklamada, “ABD Kongresi ile ilişkilerimizi geliştirmek adına CHP Amerika Temsilciliği olarak her ay farklı Kongre çalışanlarıyla öğle yemeği organizasyonlarına devam edeceğiz” denildi.


Güncel

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Yangın Rusya’ya yaramaz Rusya uzmanı gazeteci Cenk Başlamış, Ukrayna’da olayların artık kontrolden çıkmaya başladığını ve Rusya’nın da gelişmeleri yönlendiren ülke konumunda olduğunu dile getirdi DOĞUCAN CÖMERT NEW YORK - POSTA212

R

usya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçtiğimiz günlerde “Askeri birliklerimizi Ukrayna sınırından tamamen çektik” açıklaması yapmıştı. Bu açıklama farklı şekilde yorumlara yol açtı. EĞER KONTROLDEN ÇIKARSA... Putin’in açıklamasıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Rusya uzmanı gazeteci Cenk Başlamış, Rus askeri birliklerinin Ukrayna sınırından çekilmesini iki şekilde yorumlamanın mümkün olduğunu söyledi. Başlamış, Ukrayna’da olayların kontrolden çıkmaya başladığını ve Rusya’nın da gelişmeleri yönlendiren, ülke konumunda oluğunu kaydetti. Olayların kontrolden çıkmasının en başta Rusya’ya zarar vereceğini vurgulayan Başlamış, bunun nedenini hemen yanı başında bir yer olmasına bağladı. O bölgenin yangın yerine gelmesinin Rusya’nın çıkarına bir durum olmayacağını

kaydeden Başlamış konuşmasına şöyle devam etti: BATI’YA MESAJ “Diğer yandan, Putin’in asker çekme ve Ukrayna’nın doğusunda 11 Mayıs’ta yapılacak referandum için erteleme çağrısı yapması taktik bir adım niteliği taşıyor. Böylece Putin, Batılı ülkelere ve uluslararası kamuoyuna ‘Bakın

Rusya gerilimi azaltmak için girişimlerde bulunuyor’ mesajı vermeye çalışıyor. Bunun bir amacı da, Batı’da Rusya’ya karşı daha sert yaptırımlar uygulanmasını isteyenlerin kozunu elinden almak. Ancak, Putin’in referandumu erteleme çağrısı yapması ‘tavşana kaç tazıya tut’ deyimini hatırlatıyor.”

UKRAYNA İÇİN İDEAL OLAN “Yani, oylamayı erteleme çağrısı yapıyor ama gerçekte böyle bir isteği yok” diyen Cenk Başlamış, “Zaten Donetsk ve Luhansk’taki Rusya yanlıları referandumdan vazgeçmeyeceklerini açıkladı. Ukrayna’daki süreç devam ediyor ve nasıl noktalanacağı henüz bilinmi-

yor. Şimdilik 25 Mayıs’taki başkanlık seçimlerinin sonucunu beklemek gerekiyor. Bu seçimi kimin kazanacağı olayların bundan sonra nasıl gelişeceğini belirleyecek. Tabii, Ukrayna için en ideali hem Batı ile hem de Rusya ile iyi ilişkiler kurabilecek bir kişinin başkan olması” diye konuştu.

Amerikalılar emeklilikten umutlu İyi koşullarda yaşamak için çalışan Amerikalıların yüzde 50’si, emekli olunca rahat bir yaşamın onları beklediğine inanıyor NEW YORK - POSTA212

A

merikalıların yarısından fazlası, 2007’deki ekonomik durgunluktan beri ilk kez emekli olunca rahat yaşamak için yeterince paralarının olacağını düşünüyor. Gallup Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre; hâlâ çalışan Amerikalıların yüzde 50’si emekli olunca rahat koşullarda yaşayabileceklerine inanırken, yüzde 45’i emekli olunca iyi bir hayatın onları beklemediğini düşünüyor. 2007’de yüzde 53 olan bu oran

2008’de yüzde 46’ya, 2009’da ise yüzde 41’e düşerken 2010’da yüzde 46’ya yükseldi. Tekrar düşüşe geçen Amerikalıların umudu 2012’de yüzde 47’ye çıktı. Gerçekten de henüz emekli olmamış Amerikalıların yüzde 50’si emekli olunca yeterli paralarının olacağını düşünürken şuan emekli olanların yüzde 77’si rahat bir şekilde yaşamak için yeterli paraları olduğunu söylüyor. YAŞLANDIKÇA ENDİŞE ARTIYOR Emeklilik yaşlarına yaklaşan yani 50-64 yaş aralığında olan kişi-

ler, 18-49 yaş aralığında olan kişilere göre emeklilikten sonra rahat edip edemeyecekleri konusunda çok kararsız. Emekliliğe yaklaşan, 65 yaşından sonra emekli olacağını düşünen insanların daha kaygılı olduğu gözlemleniyor. 50-64 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 68’i emekli olunca paralarının olmayacağı konusunda “çok” ya da ‘orta’ düzeyde endişeler yaşıyor. Veriler bu durumun 3049 yaş grubu içinde geçerli olduğunu gösteriyor. 18-30 yaş arası kişiler ise çok uzak olan emeklilik yıllarına umutla bakıyor.

Emekli olmayan Amerikalıların yarısı, rahat bir emeklilik hayatlarının olacağını düşünüyor

Emeklilikte rahat olacağını düşünenlerin yaşları

(Kaynak: GALLUP)

Yeşim Numan Dilin kemiği 2014’ün ilk dört ayında 69 kadın öldürüldü. Bu cümlede eksik olan iki şey var. Birincisi insanlık. Zira her iki günde bir kadının öldürüldüğü bir ortamda insanlıktan söz etmek abes olur. İkincisi cümlenin öznesi. Yani öldürenler: Erkekler. Erkekler gizli özne. Şiddetin öznesini gizleyip, yüklemi nesneye yüklerken şiddetle mücadele ettiğimizi sanıyoruz. Kadına karşı şiddetten bahsederken edilgen cümleler kurmamız, erkek özneleri ayrımcılığın karanlığında gizlememiz tesadüf değil. Dil ve toplum karşılıklı etkileşim halinde. Dil toplumun yapısına ayna tutuyor adeta. Türkçe’deki akrabalık terimlerinin akla zarar detaycılığı, Türk toplumundaki aile ilişkilerinin çetrefilli hiyerarşisinin sonucu. Dürüst, korkusuz kişiye, “delikanlı” kelimesi uygun görülürken, döneklik edene “karı gibi” denmesi, toplumda erkek ve kadına biçilen değerin bire bir dile yansıması. “Dayak yemek” diye bir deyim var güzel Türkçemizde. Şiddet görmeyi bilinçli, istemli, hem de iştahla yapılan bir eylem olarak dillendirmişiz. Toplum nasıl yaşarsa, dili öyle söyler. Biz de maço bir toplum olarak, “sapına kadar erkek” bir dil konuşuyoruz. Kadınları öznesiz öldüren, şiddeti edilgen kılan bir dil. Şiddetle mücadele için önce sorunu doğru tanımlamalıyız. Kadına karşı şiddet erkek kaynaklı bir sorun. Bu nedenle, çözüm ararken öldürülen, tecavüz edilen, dövülen kadınlardan çok, öldüren, tecavüz eden, döven erkekleri tartışmalıyız. Şiddetten bahsederken, erkek özneli, etken yüklemli cümleler kurmalıyız ki, suç sahibini bulsun: Erkekler 2014’un ilk dört ayında 69 kadını öldürdüler. Kadınların eğitimde, iş hayatında, siyasette, ve yaşamın her alanında erkeklerle eşit koşullara ve fırsatlara sahip olması şart. Yalnız şiddeti engellemek için değil, doğrusu bu olduğu için. Ancak bu iyileştirmeleri tek başına şiddetin çözümü olarak sunmak, adeta “kadınlar değişirse şiddet olmaz” mesajını veriyor. Şiddetin tek sebebi kadınların eğitimsizliğiymiş gibi. Şiddet tamamen kadına odaklıymış, erkeklerle hiç alakası yokmuş gibi. Tam da erkeklerin istediği gibi. “Beni bir şeylerden aklar gibi...” Oysa kadınların sosyal ve ekonomik olarak güçlenmeleri mutlak gerekli olsa da, erkek zihniyeti ve davranışı değişmeden şiddet sorununun çözülmesi mümkün degil. Mahallede çocuklar sapanla her gün evlerin camlarını kırıyorsa, çözüm daha kalın camlar yaptırmak, veya camları panjurlarla kapatmak değil, çocukların cam kırmasını engellemektir. Bunun için elbette uzun vadede çocuklara cam kırmanın yanlış olduğunu öğretmeli, kırdıkları camın bedelini ödemelerini sağlamalıyız. Ancak bunları yapabilmek için, önce “Dört ayda 69 cam kırıldı” değil, “Çocuklar dört ayda 69 cam kırdı” diyebilmeliyiz. Dilimizi değiştirmek, şiddetin öznesini, nesnesini doğru konumlandırmak önemsiz bir ayrıntı gibi görünse de, bu küçük hareketin etkisi büyüyerek yayılır toplumda. Çünkü nasıl dil toplumun yapısını yansıtıyorsa, dilde yapılan değişiklikler de toplumda bir karşı yansıma bulur. Yeni sözcükler veya eskilere yüklenen alt anlamlar, toplumda algı ve davranış değişiklikleri yaratır. Gezi’de “ibne” ve “orospu” kelimelerini küfür olarak kullanmama kararı, eşcinsellere ve seks sektöründe çalışanlara karşı topluluğun genel tavrını etkilemedi mi? Şiddet uygulamayan erkekler bu söylemden rahatsız olabilirler. Olsunlar da. Rahatsız olsunlar ki, “kadın sorunu” diye çözümü kadınlara bırakıp, köşelerine çekilmesinler. Rahatsız olsunlar ki, şiddet, taciz ve ayrımcılığa, kadınlara yönelik aşağılayıcı şakalara, yorumlara sessiz kalarak suça ortak olduklarının farkına varsınlar. Şiddet uygulayan, cinsiyetçi ayrımcılık yapan erkekler için, bir erkekten gelecek eleştiri, yüz kadının tepkisinden daha etkili olur. Bu yüzden “masum” erkekler rahatsız olsunlar ki, kadın düşmanı hemcinslerine karşı, erkek bilincini ve davranışını değiştirmek için kadınların yanında, aktif olarak yer alsınlar. Şiddete karşı etkin bir mücadele için, öznesi belli, etken bir dil ilk adım. Öyleyse, ripit aftır mi: Erkekler 2013’te 214 kadın ve 10 çocuğu öldürdü. Erkekler 2013’te 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu. Erkekler 2013’te 161 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.* *Kaynak: http://www.ka-der.org.tr/ Not: İstatistiklerinde ve raporlarında şiddetin öznesini gizlemeyen Ka.Der’e sevgi, saygı, şükran…

HABER (Kaynak: GALLUP)

OLMAK İÇİN...

haber@posta212.com


Toplum Yaşam

17 Mayıs 2014 Cumartesi

BURNEI SULTANININ ÇOCUKLARININ CANI NİYE SIKKIN? Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

Sahip oldukları Tek Şey "Annelikti" BUGÜN anneler günüydü...Dünyanın her yanında Mayıs’ın ikinci pazarı annelere adanmış...Ne mutlu anne olup duyguların en yücesini yaşayana ve hisettirene...Ancak evladı elinden alınan, kaybeden bir annenin hisettikleri de dünyanın en büyük acısıdır... Hepimizden çok uzaklarda, unutulmuş şanssız topraklarda, suya, gıdaya muhtaç coğrafyada, 230 annenin evladı zorla ellerinden alındı...kaçırıldı. Nijerya’da 4 Nisan’da 230 genç kız, okudukları okuldan eli silahlı militanlar tarafından kaçırıldı. 30-40’a yakını bir şekilde araçlardan atlayıp, kaçarak kurtulmayı başardı ama 200’e yakınından 3 haftadır haber yok . Eylemi radikal islamcı örgüt Boko Haram üstlendi. Nijerya’da şeriat yönetimi isteyen ve bugüne kadar binlerce insanı öldüren örgütün “Batı eğitimi haramdır” gerekçesiyle kızların okuduğu okulu basıp kaçırdıkları iddia ediliyor. Birleşmiş Milletler, Amerika, İngiltere devreye girdi. Amerika askeri güç gönderdi. New York’ta gösteriler başladı. “Kızlarımızı Geri Getirin” kampanyası başlatıldı. Amerikalı Senatör Charles Schumer, “Bu teröristler kötününde kötüsü, yaptıkları büyük bir felaket” diyerek olayın ciddiyetine dikkat çekti. Kayıp kızlardan bugüne kadar hiçbir haber çıkmadı. 200’e yakın genç kızın annesi bugün de günü gözyaşlarıyla kapadı. Zaten anneler günün ne olduğu konusunda hiçbir fikirleri yoktu, hayatlarında hiç duymamışlardı. Soruyu soran muhabirlerin suratına anlamsızca baktılar. Fakirlik, açlık, terörizmin ortasında tek sahip olduğu yeşerttiği şey, annelik duygusuydu. Tek zenginlikleri evlat sahibi olmaktı...Onu da alıp gittiler. Gözyaşları, dövünmeleri, ağıtları dünyanın her yerindekiyle aynı..... Adaletsiz düzenin olduğu dünyada “Mutlululuk” aynı değil ama evlat acısı aynı… Umarım geç olmadan genç kız çocukları kurtlulur, Nijeryalı annelerin yüreği söner.

Şeriat geldi oteller gitti Brunei Sultanı Va’dullah ülkesinde şeriat ilan etti. Bunun üzerine özellikle ünlü yıldızların konakladığı Sultan’ın Amerika’daki Beverly Hills, Bel Air ve Londra’daki Dorchester Otelleri boykot edildi. Arkadaşımız Daphne Barak Sultan’ın oğlu ve kızı ile konuştu DAPHNE BARAK LONDRA - POSTA212

B

runei Sultanı Hollywood'un önde gelen yıldızlarının sürekli gittiği Beverly Hills Oteli’nin sahibi. Ünlü yazarlar, yönetmenler ve yıldızlar öğlenleri ünlü “McCarty” salatasını yemek üzere oteldeki “Polo Lounge” restoranında buluşurlar. Bu otelin devamlı müşterilerden Jimmy Carter ve Tony Blair gibi eski liderlerin yanı sıra Reese Witherspoon, Nicole Kidman, Lionel Richie gibi birçok ünlüyle de sürekli olarak buralarda karşılaşmaya alışığım. Çünkü onlarla birlikte gazetecilerden ve objektiflerden uzakta gizli bir kulübün üyesiymiş gibi restoranda, kuaförde ya da spor salonunda vakit geçirirdik. Bu bir bakıma “özel bir kulübe üyelik” gibi bir şeydi. YA DA BUGÜNE KADAR BÖYLEYDİ Hollywood'un önde gelenleri, bu hafta Oscar ödül gecesi öncesi yapılan Hollywood'un en önemli olaylarından biri olan “Oscar Öncesi Gece”yi artık Beverly Hills Oteli’nde yapmayacaklarını ve artık bu oteli boykot edeceklerini açıkladılar. OTELİ SATACAKSIN KARARI Beverly Hills Belediye Meclisi, derhal bir karar alarak Brunei Sultanı’nın şeriatla ilgili uygulamaları yürürlüğe koymasını kınadı. Ardından daha da ileri giderek geçen hafta zengin Sultan’ın aldığı karardan

Prens Azim, Michael Jackson'ın kız kardeşi Janet Jackson, Mig Jagger’ın eski karısı Jerry Hall ve film yıldızı Faye Danaway'i bir kaç günlüğüne Londra'ya uçurup, el çantalarının tanıtımına katılmaları için ağırlamıştı.

dolayı bu oteli satmasını zorunlu kıldı. Sultan'ın Londra'da bulunan baş temsilcisi Christopher Cowdrey hemen Beverly Hills'e gelerek Hollywood'un Beverly Hills Oteli ile Sultan’ın burada sahip olduğu ikinci otel Bel Air Oteli’nin boykot edilmesinin sadece otel çalışanlarına zarar vereceğini söyledi. Ama ben bundan pek emin değilim... Sultan'ın oğlu Prens Azim ve kız kardeşi Prenses Afifa ile dostluğum çok eskilere dayanıyor... Christop-

her'in açıklamalarının aksine, bu durum onlara çok zarar verebilir. Bu olayların ardından her ikisi ile de konuştum. Gerçi bu hassas konudan bahsetmekten memnun olmamakla birlikte gerçekten endişeli olduklarını hissettim. Hollywood, Prens Azim'in hayat tarzının önemli bir parçası. Kız kardeşi de onun peşinden her yere gidiyor. Sultan'ın sahip olduğu diğer otellerden biri olan Londra'daki Dorchester'de kaldığım zaman, hemen hemen her gün bu iki kardeşle kar-

şılaşırım. Çünkü genelde otelin girişindeki koltuklarda oturup, merakla “Bugün otele hangi ünlü geldi? Kim restorana gitti?” diye dedikodu yaparlar. “Daphne bugün kiminle buluşuyorsun? Önemli biri olmalı...” sorusunu hemen hemen her gün duyarım onlardan. Azim bir defasında beni yeni ürettiği deri çantaları tanıtmak amacıyla düzenlediği bir açılışa davet etmişti. O küçücük dükkânda yanımda bir anda Janet Jackson, Faye Dunaway ve Jerry Hall'u gördüm. Azim, “Bunlar benim yakın arkadaşlarım. Bu açılış için Hollywood'dan bugün geldiler” dedi. Tabi ki misafirleri olarak otelinde kaldılar. Bu açılıştan birkaç gün sonra Afifa, otelde yanıma gelerek, “Daphne, otelde herkes Faye'den (Dunaway) bıktı artık... Biz de usandık ondan... Ne de olsa onunla fotoğra-

fımızı da çektirdik... Onu artık evine geri gönderebilir misin?” dedi. Gönderemem ve göndermekte istemem diye cevap verdim. Afifa’nın bu talebinin de gösterdiği gibi Hollywood'un ve ünlülerle fotoğraf çektirebilmenin bu prens ile prensesin hayatında önemli bir yeri var. Onlara bu durumun artık değişeceğini anlattım. Büyük yıldızların artık Beverly Hills ve Dorchester otellerinden uzak duracaklarını söyledim. Azim'in kafası karıştı ve Mariha Carey ve diğerlerine verdiği gibisinde pahalı hediyelerin ve gösterdiği cömert ev sahipliğinin bu yıldızların gönlünü almak için yeterli olup olmayacağını sordu. “Hayır. Hiç bir yıldız bu boykotu bozduğunun medyaya yansıması riskine giremez” dedim. Cevabım her ikisini de rahatsız etti. Sanki akıllarından geçenleri anlamışım gibi devam ettim: “Ve bu yıldızlar, babanın oteli olmasa bile senin özel gecelerine de gelmeden önce iyice düşünecekler” dedim. Artık tamamen bu konuda konuşmaktan rahatsız olan Azim benimle tartışmaya yeltenirken Afifa araya girdi “Hayır, hayır, ne dediğini bilir o. Bilirsin her şeyin üstesinden gelir Daphne, bu durumu da bilir” dedi. İşte o zaman bu iki zengin çocuğun gerçekle karşı karşıya geldiklerini fark ettim. Afifa, “Gitmemiz lazım” dedi. Sonra geri dönerek, “Ancak sen hala bizim dostumuzsun değil mi?” diye sormadan ve cevabını da almadan edemedi.


Yaşam

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Dünyadan taziye mesajları Soma maden faciası bütün dünyada geniş yankı bulurken, hayatını kaybedenlerin sayısının artmasıyla dünyanın dört bir yanından taziye mesajları geldi. İşte o mesajlardan bazıları: İSRAİL: Türkiye ne tür bir yardım isterse yardıma hazırız. Kurbanlar ve aileleri, halen mahsur kalanların kurtarılması ve yaralıların tamamen iyileşmesi için dua etmektedir. İsrail halkının içten taziyelerini kabul ediniz. YUNANİSTAN: Derin üzüntü duyuyoruz. Yunan halkı adına başsağlığı diliyoruz. Mahsur kalanların kurtarılması çabalarının olumlu sonuç vermesini ümit ediyoruz. İTALYA: İtalya, dost Türk halkı ve kazada hayatını kaybeden madencilerin ailelerinin yanındadır. Trajik maden kazasında yaşamını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı dileriz. KANADA: Soma’daki elim olay nedeniyle bütün Kanada halkı adına, bu kazada yakınlarını kaybeden ailelere en derin üzüntülerimizi ve başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Dualarımız, şu anda madende mahsur kalıp kurtarılmayı bekleyenler için. Türk halkı, bu acılı ve yaslı günlerinde daima düşüncelerimizde olacak.

İşletmeden açıklama Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait Soma Eynez mevkiinde bulunan kömür madeninde meydana gelen faciayla ilgili olarak yapılan açıklamada, yangının nasıl gerçekleştiğine dair inceleme ve araştırmalar devam ettiği belirtildi. Açıklamada: “Yangının sebebi henüz belirlenememişken; spekülatif olarak yangına sebebiyet verdiği iddia edilen trafoyla birlikte, tüm malzeme ve ekipmanlar teknik olarak en üst düzeydedir. Hiçbir şekilde kayıt dışı veya yasada öngörülen yaş sınırının altında çalışanımız bulunmadığını, tüm çalışanlarımızın bordromuzda ve gerçek ücretleriyle istihdam edildiğini, tamamının sendikalı olduğunu devam eden iddialara karşın altını çizerek belirtmek isteriz. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’de taşeron çalışma sistemi uygulanmamaktadır” ifadesine yer verildi.

DÜNYADAKİ EN ÜNLÜ MADEN KAZALARI UZMANI MATTHAS STENZEL:

‘Soma kaza değil cinayet’ Başbakan Erdoğan, Soma’daki patlamanın “İşin fıtratı gereği” olduğunu belirtirken, Uluslararası Sosyal Güvenlik Birliği’nin (ISSA) kıdemli uzmanı Matthias Stenzel bu iddiayı yalanladı. Ve facianın planlama hatasından kaynaklandığını savundu bulundunuz mu?

Hayır Soma’da henüz bulunmadım. Soma’yı teorik olarak biraz biliyorum ama henüz bulunmadım.

DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

S

oma’daki facia tüm dünyada yankı uyandırırken, maden mühendisi olan ve Almanya’da maden, ocaklarındaki iş kazalarını önleme müfettişi olan Matthias Stenzel, kazanın planlama hatasından kaynaklandığını söyledi ve “Önlenebilirdi” dedi. Çalışma Bakanlığı ve Türk Taşkömürü Kurumu ile de birlikte çalışan Uluslararası Sosyal Güvenlik Birliği’nin (ISSA) kıdemli uzmanı Matthias Stenzel, geçtiğimiz hafta İstanbul’da seminere katıldığını belirtirken, Soma’da planlama hatası yapıldığını belirtti. Düşük kaliteli maddeler ve kimsayal endüstri alanında Alman Sosyal Kaza Güvencesi Uzmanı olarak da görev yapan Stenzel’in sorularımıza verdiği yanıtlar:

■ Türkiye ile çalışmalarınız neler?

2010’dan beri Türk hükümeti ile birlikte çalışıyoruz. 2010 ve 2011’de projeleri Türkiye Taşkömürü Kurumu ile birlikte yürüttük ve güvence üzerine çalışmalar yaptık. Bu projelerde uluslararası firmalardan da destek aldık ki bunlar arasında Ulsulararası Çalışma Örgütü (ILO) da vardı. ■ Soma’da hiç

■ Türkiye’de madenlerde çalışılırken bütün güvenlik önlemlerinin alındığını düşünüyor musunuz?

Hayır, kesinlikle. İş güvencesi bu önlemlerin alınmasını zorunlu kılar. Gelecekte gelişmekte olan ülkeler bunu dikkate almalı ve cezalandırmalar olmalı. Bu yönetim sorumluluklarına göre olmalı, bu çok önemli. Maden planlaması, kurtarma operasyonlarının planlaması içinde çok önemli bir konu. Maden operasyonları, yangın ve patlamalar olduğunda iyi yürütülmüyor. Bunun için işçileri eğitmek de çok önemli. Maden mühendisliği konusunda amaç yalnızca güvenlik önlemlerinin alınmasını tanıtmak olmamalı, aynı zamanda ülkeye yayılmalı. Türk meslektaşlar da bu konuda objektif olmalı. ■ Yani Soma’da fazla çalıştıkları için mi bu sonuç ortaya çıktı?

Matthias Stenzel

Evet. Şartlar geliştirilmeli. Türkiye’de bazı meslektaşlarımız da bununla karşılaşıyor. Maden sektöründe bunun nasıl tamamına erdirileceğini bilmiyorum. Çünkü maden sektöründe sosyal korumalar anlamın-

da mutlaka düzenleme ve yenileme teknolojileri olmak zorunda. Şu ana kadar güvenlik alanında teknolojiyle yüzde 98 güvenlik sağlandı; sadece yüzde 2’lik bir oran kaldı. ■ Türkiye’nin ILO’nun madencilikle ilgili 176’ncı sözleşmesini imzalamaması buna yol açar mı?

ABD VE ALMANYA LİDER Türkiye’de madencilik konusunda gördüğüm kurallar az çok iyiydi. Güvenlik, teknoloji ve diğer alanlarda benim gördüğüm kurallar iyiydi. Ama yönetmelikler ve talimatlar sadece sayfalardan ibarettir. Benim düşüncem iş yönergesi ve güvenceler konusunda objektif olarak hayata geçirilmesi gerek. USA ve Almanya bu yönetmeliğin liderliğini yapar nitelikte. ■ Almanya’da böylesi bir durum hiç görüldü mü? Bu bir doğal afet mi?

Hayır, kesinlikle. Türk hükümeti bu tür kazaların doğal bir olay ve kaza olduğunu söyledi; ama bence kesinlikle böyle bir durum söz konusu değil. Soma olayını Almanya’nın ortasındaki Hessen şehrindeki 1988’de olan maden kazası ile karşılaştırabilirsiniz. Biz de o zaman çok fazla ölü verdik ne yazık ki. Bence dünya ülkeleri, özellikle çok büyük kazaların yaşandığı ülkeler için çalışmalarda bulunmalılar. Çünkü kimse kendi kaderine bırakılmamalı. Bu nedenle dünya genelinde yürütülecek bir projenin içinde yer almak ve işbirliğinde bulunmak düşük derecede bırakılmamalı, önemli bir yer tutmalı. ■ Türkiye’deki güvenlik standartları ile üzerinde çalıştığınız minimum güvenlik standartlarını karşılaştırabilir misiniz?

Avrupa ülkelerinde standartlar yüzde 50-90 arasında karşılanıyor.

Her kazada nedeni, standartların ne olduğu ve nelerin daha iyi yapılabileceğine bakılmalı. Avrupa standartları da o denli mükemmel değil. Her standart geliştirilmek zorundadır. Kazalara neden olabilecek her olası standart geliştirilmek zorundadır. ■ Dünya genelinde hanği ülkenin madenler konusunda en iyi koşullara sahip olduğunu ve hatta diğer ülkelerin de model olarak alabileceğini düşünüyorsunuz?

Avustralya, Kanada, ABD, Orta Avrupa madenleri çok olmamasına rağmen iyi koşullara sahipler. Fakat onlar bile standartlarını sürekli geliştirmek zorundalar. ■ Siz standartlarla ilgili hiçbir limitin ve sınırlandırmanın olmadığı görüşündesiniz anladığım kadarıyla.

Evet kesinlikle şirketlerin standartları bırakmaması, kesmemesi lazım. Hükümetler ve yetkililer bunların takipçisi olmalı. Herhangi bir standartta kalınmamalı, sürekli geliştirici nitelikte bir yol izlenmeli. Teknik güç de bu yolda kullanılmalı. Madenlerde denetim de bu konuda çok önemli. ■ Maden denetimiyle ilgili standartlar nelerdir? Burada denetimi yapan şirketler mi, devlet mi, ortaklar mı söz konusu?

Dünya genelinde denetimler şirketler tarafından veya partilerin kendileri tarafından yapılır. Yetkililer bu konuda kesinlikle çok dürüst ve doğru olmalı. Çünkü buradaki konu güvenlik noktasıyla ilgili. Sadece bu konuda imzalanmış veya söz konusu kağıtlara bakmak yeterli değil, röportajlar yapmak ve bilgilenmek önemli. Kağıt üstünde kalmamalı, kendisi araştırılmalı. Çünkü güvenlik önlemleri ve denetlemeler konusunda bozuk düzen, düzensizlik yaşamın her noktasında.

ULUSLARARASI GÜVENLİK ANLAŞMASINI AK PARTİ İMZALAMADI. GEREKÇESİ:

‘Maden güvenliğinde Avrupa’dan daha iyiyiz’ Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Uluslararası maden sözleşmesini imzalamamış çünkü AK Parti’nin çıkarttığı yönetmelik bu sözleşmeden daha mükemmelmiş DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

C

HP’nin 20 gün önce Soma ile ilgili Araştırma Komisyonu kurulması önerisini reddeden hükümetin, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) madencilikle ilgili 176 No’lu sözleşmesini de “Bizdeki düzenlemeler daha ileri” diyerek imzalamadığı ortaya çıktı. Hükümetin maden güvenliğiyle ilgili uluslararası sözleşmeyi imzalamamasının gerekçesini Maden Mühendisleri Odası’ndan Mühendis Mehmet Torun açıkladı. Doğan, “Uluslararası toplantılarda Türkiye’nin bu sözleşmeyi imzalamamak için sunduğu gerekçe ‘Bizdeki düzenlemelerin daha iyi olduğu’ şeklinde” dedi. Doğan’ın açıkladığı bu gerekçeyi Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in soru önergesine verdiği yanıt da doğruladı.

Çelik, CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya’nın Ocak 2012’de, “Uluslararası Çalışma Örgütü İLO’nun 176 sayılı Madenlerde Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesi’nin imzalanmamasının nedenleri nelerdir” sorusuna verdiği yazılı yanıtta Türkiye’deki düzenlemelerin daha ileri olduğunu savunuyor. Çelik, 25380 ve 25381 sayılı iş güvenliğine yönelik yönetmeliklerin AB Direktifine karşılık geldiğini ve bunların 176 sayılı sözleşme koşullarından daha iyi olduğunu savunurken, “(yönetmeliklerin) sözleşme ile paralellik arz ettiği, hatta çok daha kapsamlı hükümler içerdiği görülmektedir” ifadeleriyle sözleşmeyi neden imzalamadıklarının gerekçesini ifade ediyor. Bakan Çelik, yanıtında Türkiye’nin İLO’nun 187 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Teşvik Çerçeve Sözleşmesi’ni de imzalayacağını belirtirken, bu sözleşmeye imzanın da kısa süre atıldığı öğrenildi.

Doğan “Önceliğimiz 176 olacak” Maden Mühendisleri Odası Başkan Yardımcısı Can Doğan, Türkiye’nin imzalamadığı ILO’nun 176 No’lu Sözleşmesi’nin imzalanması için çaba göstermenin ilk gündemleri olacağını söyledi. Doğan, facia için “işin fıtratında var” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan’a, “Bunu söylemek bizim okuduğumuz derslere ayıp etmektir; tüm okuduğunuz yalan demektir. ‘Boşuna maden mühendisi olmuşsunuz’ demektir” diyerek karşı çıktı. Doğan, hükümetin, odaların yetkilerini torba yasayla ellerinden almasına da işaret ederek, “Bizim 11 Odamız Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlandı. Eğer 17 Aralık operasyonu olmasaydı, 13 odamız da bağlanacaktı. Mesleki denetim hakkımıza son verilmek isteniyor

ve sonuç bu” dedi. Türkiye’nin sözleşmeyi imzalaması halinde birçok maden ocağının kapatılacağını da belirten Doğan, “Bu kazanın nedeni de üretim zorlaması” dedi.

DELİL KARARTILMAZ Doğan, Soma’da devam eden operasyonlar sırasında delillerin karartılacağı iddialarına da “Madende olanları karartmak mümkün değildir. Kurtarma operasyonu bittikten sonra girilip bakılacak, madenlerde deliller kalır” dedi. Doğan, içeriye ilk etapta hava verilmesiyle girişteki galeride bulunanların kurtulduğunu belirtirken, bu operasyonun doğruluğunun da madende kurtarma çalışmaları bittikten sonra ortaya çıkacağını belirtti.


Başbakan müşaviri şehit yakınını tekmeledi Başbakan Erdoğan’a büyük protesto Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan felaket nedeniyle Soma’ya gitti. Hastanede tedavi gören yaralı işçileri ziyaret eden Erdoğan Soma’da protesto edildi. Başbakan Erdoğan protestocuların bulunduğu yerde durup aracından indi. Ancak bu sırada ‘Başbakan istifa’ diye bağıranlar oldu. Bunun üzerine ya-

kın korumalarıyla Özel Harekat polisleri protestoculara ve olayları görüntüleyen gazetecilere müdahale etti. Başbakan Erdoğan bu sırada bir işyerine sığınmaya çalışırken önünü kesip protestoya devam eden genç bir maden işçisine tokat attığı da iddia edildi. Erdoğan, daha sonra Soma’dan ayrıldı.

Soma’da Erdoğan’a yönelik protestolarda korumalar, polis ve jandarma eylemcilere çok sert bir şekilde müdahale etti. Sosyal medyada dolaşıma giren bir fotoğraf gündeme bomba gibi düştü. İki asker tarafından yere yatırılan bir genç, takım elbiseli bir adam tarafından tekmeleniyordu. Tekme atan kişinin Başbakanlık Müşaviri Yusuf

17 Mayıs 2014 Cumartesi

HAFTALIK ÜCRETSİZ

YIL 1 • SAYI 52

www.posta212.com

Dünya basınında SOMA faciası Soma faciasına ilişkin son gelişmeler, kurtarma faaliyetleri ve sürekli artan ölü sayısı yabancı medyada büyük yankı yarattı. Gazete ve internet siteleri Soma maden faciasını manşetten verirken, televizyonlar son dakika ve flash gelişme haberleri verdi. Yabancı basındaki haber ve yorumlarda ağırlıklı olarak hükümete dönük “öfke” ve protesto gösterilerine vurgu yapıldı.

Yekel olduğu belirlendi. Tekme attığını itiraf eden Yekel, bir süre sonra şu açıklamayı yaptı: “O gün yaşadığım bütün provokasyonlara, maruz kaldığım hakaret ve saldırılara rağmen sükunetimi muhafaza edemediğimden dolayı üzgünüm” GRİZU PATLAMASI İDDİASI Soma’daki maden kazasında hayatını kaybeden Mithat Özdirik’in kendisi gibi madenci olan ve kurtarma çalışmalarına katılan dayısı Hasan Özdemir ilginç bir iddia da ortaya attı: “Orada grizu patlaması da olmuş, kiminin gözleri yok, kiminin vücudu parçalanmış.”

NEW YORK TIMES - Amerika “Öfkeli Türkler açıklama istiyor” başlığıyla yayınladığı haberde, “Kazanın siyasi sonuçları henüz belli değil ama Türkiye’nin refaha doğru koşuşu, birçok kişiyi, tehlikeli koşullarla yüz yüze kalacak biçimde geride bıraktığı yönünde çok sayıda şikayet var” denildi. LOS ANGELES TIMES - Amerika Soma’da ölü sayısı tırmanırken CHP’nin önergesinin neden reddedildiğine yönelik soruların sorulduğuna dikkat çekti ve Türkiye’de yaşanan protesto gösterilerini de vurguladı. FINANCIAL TIMES - Amerika Başbakan Erdoğan’ın Soma ziyaretine eğildiği haberinde “Recep Tayyip Erdoğan, ölümcül bir patlamanın meydana geldiği yeri ziyaret ettiğinde acı içindeki yerel halk tarafından öfkeli biçimde karşılandı” yorumunu yaptı.

KADER DEĞİL

THE GUARDIAN Madenden henüz çıkarılmayan “işçileri canlı bulma umutları azalırken üzüntü, öfkeye dönüştü” dediği haberinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Soma’da gösterilen “öfkeli” tepkileri vurguladı. CHP’nin madenlerdeki güvenlik koşullarının araştırılması için verdiği önergenin reddedilmesine değinen İngiliz gazetesi, Başbakan Erdoğan’ın İngiltere’de 19 Yüzyılda meydana gelen kaza ile paralellik kurduğuna dikkat çekti.

Fotğraf: POSTA212 ÖZEL

KIYIM

BAŞBAKANDAN TOKAT, DANIŞMANDAN TEKME, POLİSTEN GAZ, TOMADAN SU

Geçtiğimiz salı günü, Mayıs’ın 13’ü saat 15.00’te Manisa’nın Soma İlçesi’nden yangın haberi geldi. İlk açıklamalar trafo patlamasından dolayı yangın çıktığı ve 4 işçinin tedavi altına alındığı şeklindeydi. Ancak saatler ilerledikçe gelen haberler hiç de iç açıcı değildi NEW YORK - POSTA212

CHP önergesi reddedildi CHP 20 gün önce Soma’daki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının sebeplerinin araştırılmasını istedi. CHP’nin TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması için verdiği önerge AK Parti tarafından reddedildi. CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, muhalefet olarak Soma’daki madenlerin incelenmesi için Meclis komisyonu kurulmasını önerdiklerini hatırlattı ve “Önergemiz 20 gün önce reddedildi. Manisa milletvekilleri olarak bıktık artık cenazeye gitmeye. Bu konuya TBMM, hatta Devlet Denetleme Kurulu el koysun.” dedi.

BİR YILDA 5 BİN KAZA MHP Manisa Milletvekili Er-

kan Akçay da iki hafta önce Meclis Genel Kurulu’na Soma’daki maden ocaklarında yaşanan iş kazalarının nedenleri ve alınması gereken önlemler hakkında uyarılarda bulunmuştu. Soma’da çalışan nüfusun yaklaşık 15 bininin maden ocaklarında çalıştığını hatırlatan Akçay, 2013 yılında Soma’da 5 bin iş kazası yaşandığını vurgulayarak, Genel Kurul’da şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu kazaların yüzde 90’ı maden kazalarıdır. Soma’daki TKİ’ye bağlı Ege Linyit İşletmeleri’ndeki kazalarda çalışan 79 madenci ölmüştür. Soma’da son 10 yılda özel sektördeki kazalarda 20’den fazla maden işçisi hayatını kaybetmiştir.”

M

aden ocağındaki yangın vardiya değişimi sırasında maydana gelmiş ve yaklaşık 600 işçi mahsur kalmıştı. Arama kurtarma ekipleri hızla Soma’ya doğru hareket ederken ilk müdahalelerde 40 kişi sağ olarak kurtarılıp hastanelerde tedavi altına alındı. Can kaybı 20 denildi. Ancak gece yarısına doğru işin boyutu giderek artıyordu: 100’ün üzerinde işçinin hayatını kaybettiği açıklanırken, yaklaşık 300-400 işçinin mahsur kaldığı tahmin ediliyordu. 283 ŞEHİT 20 KAYIP Maden ocağında toplam kaç kişinin olduğu muamması hala çözülebilmiş değil. En son gelen haberlerde ölü sayısı 283 olarak

açıklanırken, kaç yüz kişinin mahsur kaldığı bir türlü öğrenilemedi. MİLLİ YAS İLAN EDİLDİ Soma’dan hayatını kaybedenlerin sayısı artmaya başladıktan sonra TBMM 3 günlük yas ilan edildiğini açıkladı. Türkiye’deki ve yabancı temsilciliklerdeki bütün Türk bayrakları yarıya indirildi, 19 Mayıs kutlamaları iptal edildi. Birçok sanatçı konserlerini iptal ettiğini açıklarken, Meclis de yas nedeniyle çalışmalarını iptal etti. ÖLENLERİN YAKINLARINA MAAŞ Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkan Yardımcısı Mustafa Kuru-

Her yıl ölümlü kaza

Sendika Başkanı hastanelik oldu

2011-2013 arası kazalar

DİSK, KESK, TTB ve TMMOB işçileri Soma’da meydana gelen maden faciası nedeniyle 1 günlük iş bırakma eylemi yaptı. İstanbul’da sendika üyelerinin, Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne yürümelerine izin verilmedi. İzmir’de polis müdahalesi sırasında kulak zarı patlayan ve başına ağır darbe alan DİSK Genel Başkanı Kani Beko hastaneye kaldırıldı. Beko’nun sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.

● 12 Ocak 2011 gazdan zehirlenme 1 işçi öldü,  ● 15 Ocak 2011 kömür yıkama iş kazası 1 işçi öldü  ● 29 Haziran 2011 göçük 1 işçi öldü  ● 2 Ağustos 2011 göçük 1 işçi öldü  ● 4 Eylül 2012 1 işçi öldü, 2 işçi yaralandı  ● 4 Ekim 2012 kömür tozu yanması kazası 2 işçi öldü, 7 işçi yaralandı  ● 18 Ocak 2013 İş kazası 1 İşçi öldü, 1 işçi yaralandı  ● 26 Şubat 2013 göçük kazası 1 işçi öldü  ● 3 Ekim 2013 bantta iş kazası 1 işçi öldü  ● 20 Ekim 2013 maden ocağında yangın 1 işçi öldü 27 işçi yaralandı  ● 13 Mayıs 2014 maden ocağında yangın 283 işçi öldü, 80 işçi yaralandı

ca, Soma’daki kömür madeninde çıkan yangında hayatını kaybeden madencilerin eş ve çocuklarına ölüm geliri olarak bin liraya yakın aylık bağlanacağını açıkladı. 18 YAŞ ALTINDA ÇALIŞAN İDDİASI Madende 18 yaşının altında çocukların da çalıştığı haberlerinin yayılması üzerine hem maden işletmesi hem de SGK’dan yalanlama geldi. Ancak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yaşını 2013 yılında16’ya indirmişti. Madenci yakınlarının iddiaları ve bu yasa kafaları karıştırmış durumda. BEYAZ SARAY’DAN BAŞSAĞLIĞI Beyaz Saray’dan Soma faciasıyla ilgili şu açıklama geldi: Düşüncelerimiz ve dualarımız, Soma’daki kömür madeni patlamasından ötürü 200 civarı insanın öldüğü ve yüzlerce kişinin mahsur kaldığı olaylar sonrasında Türkiye halkıyla birlikte Amerikan halkı adına, kurbanların ailelerine en derin başsağlığımızı sunuyor ve kalan madencilerin güvenli bir çıkış bulması için en iyi dileklerimizi sunuyoruz. BÜTÜN TÜRKİYE AYAKTA Soma’daki facia bütün Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Başta İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Diyarbakır ve Van olmak üzere yurdun her kesiminde protesto gösterileri yapıldı. Polis yine eylemcilere karşı sert davrandı, biber gazı ve tazyikli su kullandı, plastik mermilerle yaralananlar oldu.

TELEGRAPH Protesto gösterilerine yer vererek , “Otoriter ve giderek popülaritesi azalan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün madene yaptığı ziyaret sırasında kaba biçimde karşılandı” görüşünü öne sürüyor. FRANSIZ LE MONDE Soma faciasında çok sayıda kişi öldüğüne dikkat çekerek “Türkiye’de meydana gelen en kötü iş kazasından biri olan bu felaket, hükümeti ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ni zor duruma bırakabilir” diye düşünüyor. EL MUNDO - İspanya “Maden trajedisi Türkiye’nin Başbakanının başına patladı” savını dile getiriyor ve ülke çapında binlerce kişinin protesto ettiğini belirtikten sonra “Vatandaşlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı kazanın kötü idaresi nedeniyle eleştiriyor çünkü kaza nedenleri hala belli değil. Türkiye ayrıca iş kazalarında Avrupa’da ilk sırada bulunuyor” dedi. PRESS TV - İran “Türkiye, madenlerdeki güvenlik durumu araştırma çağrılarını görmezlikten geldi” başlıklı haberinde, Başbakan Erdoğan’ın aşırı gruplar olarak adlandırdığı kalabalıkların tuzağına düşürülmemesi gerektiğini savundu. BBC “Ölü sayısı artıkça öfke buyuyor” başlıklı haberinde bölgeyi ziyaret eden siyasilere karşı “büyük öfke” olduğuna dikkat çekti. FRANKFURTER RUNDSCHAU “Türkiye’de iş güvenliği Allah’a havale” başlıklı yazısında “Soma’daki ocakları işleten firmalar hakkındaki suçlamalar doğrulanacak olursa, bunun sonuçları Erdoğan’ı yolsuzluk skandallarından daha büyük bir baskı altına alacaktır” ifadesi yer aldı.

LİDER SOMA’DA Soma’daki faciadan sonra Cumhıurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli kente geldi. Liderler facianın yaşandığı madeni ziyaret ederken protesto edildi.


POSTA212 - SAYI 52