Issuu on Google+

2015’e 1 kala çözüm yok BEYAZ SARAY YÜZ VERMEDİ

sayfa

12

ERMENİSTAN ABD DOSTU MU?

ERMENİLER’DEN YEŞİL IŞIK

sayfa

12

sayfa

15

TARİHE POLİTİKA KARIŞMASIN

sayfa

13

TÜRKLER TEK YÜREK OLDU

sayfa

14

Sözde Ermeni Soykırımı’nın 100’üncü yılına bir sene kala hâlâ bir adım öteye gidilemedi. Erdoğan’ın ‘taziyesi” kimseyi memnun etmedi, Ermeniler yine Türk Bayrağı yaktı, Türkler de protesto etti

Haşin Kılıç çekildi ■ Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, Başbakan Erdoğan’ı ‘vicdan yolsuzluğu’ yapmakla suçlamasının ardından yargı ve yürütme erki arasında yeni bir dönem başladı.

Kamer Genç: Kılıç sıranın kendine geleceğini biliyor

sayfa

10

HAFTALIK ÜCRETSİZ

sayfa

A M E R İ K A’ D A K İ T Ü R K L E R İ N G A Z E T E S İ

sayfa

9

Kamer Genç: AKP aklama peşinde ■ AK Parti geri çektiği dört bakanla ilgi-

li soruşturma önergesini yenileyerek Meclis Başkanlığı’na sundu. CHP’li Genç ve Öztürk’e göre AK Parti’liler ‘aklama peşinde’.

Erdoğan ilk turda seçilir ANAR Araştırma Genel Müdürü İbrahim Uslu, cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin öngörülerde bulundu

10

30 Nisan 2014 Çarşamba

www.posta212.com • YIL 1 • SAYI 50

Başbakan’a yakın stratejistlerden olan Uslu’ya göre muhalefet aynı senaryoya bağlı kalırsa seçmen yine cezalandıracak

Üvey anneye Green Card yok

sayfa

4

sayfa

11

Dünya büyük sorunlara gebe

■ ABD’li siyaset bilimci Prof. Ian Bremmer, Ukrayna gerginliğini, 11 Eylül’den sonraki en sarsıcı gelişme olarak nitelendiriyor.

sayfa

8

sayfa

ABD’nin borçları dünyayı gerdi

sayfa

ABD vatandaşlığı için İngilizce şart

4

6

■ Yaklaşık 21 trilyon dolara ulaşan Amerika’nın borç yükü dünya ekonomisi üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.

■ Green Card’ın ardından vatandaş olmak için hazırlıklar yapılıyor. Ancak bunun için bazı koşullara sahip olunması gerekiyor.

Köşk bavul toplamıyor

sayfa

5

Yüz bin imza sorun çözüyor ■ Justin Bieber’ın sınır dışı

sayfa

2

Türk Yürüyüşü sürprizlerle dolu ■ Türkiye ziyaretini tamamlayan TADF Başkanı Atilla Pak, yaptığı temasları POSTA212’ye anlattı ve sürprizlerin müjdesini verdi.

■ Cumhurbaşkanı Gül, “Gelecekle ilgili siyaset

edilmesi için yeniden gündeme gelen 100 bin imzanın 30 günde toplanıp Beyaz Saray’a gönderilmesi halinde pek çok sorun çözüme kavuşabilir.

planım yok”, Başbakan Erdoğan ise “ters köşe olabilirsiniz” diyor. Ancak, AK Parti’nin tüm senaryolarında hala Gül de var ve bavulu toplamaya da niyeti hiç yok.

Putin gerdi Obama rahatlattı

Türkiye’nin yeni sağlık yüzü Hollywood’dan Türkiye, reklam kampanyaları için Hollywood yıldızı Julianne Moore ile anlaştı. Slogan ise ‘Doğru tercih’.

kerleri biriktikçe Avrupa’da ticari ilişkileri olan yatırımcılar gerildi. Melike Ayan’ın sayfa yazısı

sayfa

AHMET BUĞDAYCI 8 YENİ “KAPİTAL” NEO-LİBERAL SİSTEMİ MAHKUM EDİYOR

■ ABD, Clippers’ın sahibi

16

AHMET RAVALI THY’DEN BİLİNÇALTI SEFERLERİ

sayfa

9

sayfa

İLHAN TANIR 10 TÜRKİYE’NİN ABD’DEKİ İMAJI

YILMAZ POLAT ERDOĞAN’DAN BEYAZ SARAY’A TAZİYE MESAJI

sayfa

16

sayfa

11

Sterling’in ırkçı ses kaydını konuşuyor. Başkan Obama’dan NBA yıldızlarına kadar herkes tepkili.

7

sayfa

9

Hido’nun arkadaşları ırkçılığı protesto etti

■ Ukrayna sınırında Rus as-

■ Sağlık turizminde hedef büyüten

sayfa

Facebook’u okuma kitabı

sayfa

3

sayfa

11

Irak boru hattı seçimi bekliyor ■ Enerji Bakanı Yıldız’a göre

Bağdat-Ankara-Erbil arasındaki petrol anlaşması 30 Nisan’daki seçimleri bekliyor.


Toplum Yaşam

30 Nisan 2014 Çarşamba

Amerika’da Türk öğrenci öldürüldü (NEW YORK - AA) Almanya'dan ABD'ye ''değişim öğrencisi'' olarak okumaya gelen, Türk öğrenci Diren Dede, bir evin garajında tüfekle öldürülmüş olarak bulundu. ABD'nin Montana eyaletine, Almanya'nın Hamburg kentinden ABD'ye değişim öğrencisi olarak gelen Türk asıllı 17 yaşındaki Diren Dede'nin Missoula'da bir garajda öldürüldüğü bildirildi. Missoula Devlet Okulları Sözcülüğü’nden yapılan açıklamada, olayın pazar günü meydana geldiği ifade edildi. Olayla ilgili olarak polisin 29 yaşındaki Markus Kaarma isimli bir kişiyi gözaltına aldığı belirtilirken, yerel medyada yer alan bir haberde, Markus Kaarma'nın polislere, alarmın çalmaya başlamasıyla garajında bir ''davetsiz misafir'' bulduğunu sandığı ve daha sonra av tüfeğiyle Diren'i vurduğunu söylediği kaydedildi. Sözcü Hatton Littman'ın konuyla ilgili açıklamasında, Missoula'daki Big Sky High School'da öğrenci olan Diren'in ''okulun çok sevilen öğrencisi'' olduğu kaydedildi. Littman'ın açıklamasında, Tamarack Matem Teselli Merkezi'nden danışmanların, okulun rehber danışmanlık yetkilileriyle öğrencilere, Diren'in ailesine ve okuldaki diğer öğrencilerin ailelerine destek amacıyla okula bir ziyarette bulunacakları bildirildi. Geçen ağustos ayında ABD'nin Missoula kentine gelen Diren'in, Türk kökenli Alman değişim programı öğrencisi olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca Diren'in futbol ve atletizm yeteneğinin okula kültürel derinlik sağladığı da ifade edildi.

Beklenen yürüyüş sürprizlerle geliyor TADF Başkanı Atilla Pak, POSTA212'ye yaptığı özel açıklamada Türkiye ziyaretinin perde arkasını anlattı. Pak, görüşmelerin çok olumlu geçtiğini, birçok bakan ve siyasetçilerle fikir alışverişinde bulunduklarını ve çalışmalarını hızla devam ettirdikleri Türk Günü Yürüyüşü’nde de sürprizlerinin olacağını kaydetti DOĞUCAN CÖMERT NEW YORK - POSTA212

T

ürk Amerikan Dernekleri Federasyonu, Amerika'da gerçekleşecek olan 'Türk Günü Yürüyüşü' için destek almak, projelerini ve çalışmalarını anlatmak için Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu ziyaret özellikle medyada geniş yankı uyandırmıştı. TADF Başkanı Atilla Pak, Türkiye ziyaretinin detaylarını POSTA212'ye anlattı. Başbakan ile heyet toplantısı yapmadıklarını dile getiren Pak, "Sayın Başbakanımız ile ayaküstü karşılaştık. Çok kısa bir görüşmemiz oldu" dedi. Öte yandan TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile de görüştüklerini söyleyen Pak, "Meclis Başkanımız Türk Günü Yürüyüşü’ne katılacaklarının sözünü verdi" diye konuştu. "OLUMLU GÖRÜŞMELER YAPTIK" TADF Başkanı Atilla Pak, Türkiye ziyaretinde çok olumlu neticiler aldıklarını kaydetti. Görüşmeyi, "Bugüne kadar yapılan en olumlu gelişme olarak nitelendiren Pak, "Görüştüğümüz bütün bakanlarımız bize tam destek verdi. Çok olumlu görüşmeler gerçekleştirerek fikir alışverişinde bulunduk" şeklinde konuştu. Pak, görüşülen bakanlar ve siyasetçiler arasında Bekir Bozdağ, Emrullah İşler, Efkan Ala, Hayati

Yazıcı, Fatma Şahin, Güldal Akşit, Mehmet Müezzinoğlu, Mevlüt Çavuşoğlu ve Ömer Çelik olduğunu vurguladı. "SÜRPRİZLERİMİZ OLACAK" Her siyasi partiye, her kesime eşit ölçüde yaklaştıklarını söyleyen Pak, "Türk yürüyüşü için her kesimden destek iste-

dik. Çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz. Muhteşem bir 'Türk Yürüyüşü' gerçekleşecek. Sürprizlerimiz olacak. Ayrıca, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'le yaptığımız görüşme de olumlu geçti. Kendileri yürüyüş için mehter takımı göndereceklerini söylediler" şeklinde konuştu.

Öte yandan, Federasyon'un Türkiye ziyareti sırasında CHP ile bir gerginlik yaşandığı iddia edilmişti. TADF Başkanı Atilla Pak, konuyla ilgili yaptığı açıklamda "Böyle bir şey söz konusu olamaz. Yansıtılan şekilde tavsiyelerde bulunmamız mümkün değil. Görüşmelerimiz medyaya yanlış aksedildi” diye konuştu.

Konsoloslar Balosu’nda odak ülke Türkiye olacak (NEW YORK - POSTA212) Greater Boston Birleşmiş Milletler Derneği (UNA – GB) tarafından her yıl organize edilen ve Boston’ın diplomasi, iş ve akademik çevrelerini bir araya getiren konsoloslar balosunda bu yılın odak ülkesi, Türkiye olacak. Baloda Türkiye’yi Türkiye’nin Boston Başkonsolosluğu temsil ederken, balonun ana sponsorluğunu da 12 Mayıs itibarıyla başlayacak İstanbul-Boston seferlerini kutlayan Türk Hava Yolları (THY) üstlenecek. Programda Collage Dans Asamblesi geleneksel Türk danslarından örnekler sunarken, sanatçılar Hümeyra Özcan ve Salih Göçmen de Türk sanatlarını konuklara ilk elden tanıtacaklar. Tarih: 25 Nisan 2014 Saat: 6:30 PM Biletler ve bilgi için: www.unagb.org veya 617-482-4587 Adres: Fairmont Copley Plaza, Boston


Güncel &Toplum

30 Nisan 2014 Çarşamba

Hidayet’in patronundan ırkçılık ABD, Clippers’ın sahibi Donald Sterling’in ırkçı sözlerinin yer aldığı ses kaydını konuşuyor. Kız arkadaşını kıskanan ve ünlü basketbolcumuz Hidayet Türkoğlu’nun da patronu olan Sterling’in siyahlara yönelik sözleri tepkilere neden oldu DOĞUCAN CÖMERT

Obama’yı kızdırdı

NEW YORK - POSTA212

H

idayet Türkoğlu’nun takımı Los Angeles Clippers’ın sahibi şoke edecek sözler sarfetti. Kız arkadaşının Magic Johnson ile çekilmiş bir fotoğrafını sosyal medyada paylaşması üzerine çileden çıkan Clippers patronu, ses kaydında kız arkadaşını azarlıyor ve ırkçı sözler sarfediyor. Kız arkadaşına, “Siyahlarla istersen yat, istersen eve getir, istediğin her şeyi yap ama siyahları bizim maçlara getirme” diyen Donald Sterling ABD’yi ayağa kaldırdı. OYUNCULAR PROTESTO ETTİ Los Angeles Clippers oyuncular bu olaya ise tepkilerini sessizlik ile gösterdiler. Play-Off ilk tur serisi dödün-

cü maçında Golden State Warriors ile oynayan Clippers'ta, maça çıkmadan önce ısınma sırasında sahaya çıktıktan sonra yere üstlerini atan oyuncular, antrenman formalarını da ters giydi. Ayrıca beyaz olması gereken bi-

Süper yıldız tepkileri

L

eBron James: Sterling’in bu ligde yeri yok! Sterling’in yaptığı ırkçı yorumların ardından NBA’in süper yıldızları da tepkilerini ortaya koydular. LeBron James Charlotte’taki Bobcats-Heat maçının ardından tepkisini net bir şekild ortaya koydu. “NBA’in geldiği şu noktada Sterling ve bu tarz düşüncedekilerin yeri yok” açıklamasını yaparken NBA Komisyoneri Adam Silver’a da mesaj yolladı: “Olay kon-

trolden çıkmadan Silver derhal bir şeyler yapmalı” MICHAEL JORDAN: Sterling’in açıklamalarından iğreniyorum NBA’in gelmiş geçmiş en iyi basketbolcusu olarak gösterilen Michael Jordan da Sterlin’in ırkçılık kokan açıklamalarına sert bir karşılık Verdi. Şimdilerde Charlotte Bobcats’in sahibi olarak Sterling’le lig toplantılarında aynı masada outran Jordan yaptığı açıklamada; “Farklı açılardan olayın

leklik ve çorap gibi yardımcı ürünleri ise siyah giyen oyuncular, tepkilerini her anlamda dile getirdi. Maç başlamadan hemen anonslar yapılırken de oyuncular ellerini kalbine götürdü ve ırkçı söyleme tepkilerini koydu. içersinde bulunuyorum. Bir takım sahibi olarak aynı görevi yaptığımız bir başka takım sahibinin bu dönemde hala bu düşüncelere sahip olmasına hayret etmenin yanı sıra açıkçası bu düşünce tarzından iğreniyorum. Ve Adam Silver’in bu konuyla alakalı gerekeni yapmasını acil şekilde talep ediyorum. Eski bir oyuncu olaraksa çok öfkelendim. Yaşadığımız toplumun hiçbir yerinde bu nefret dolu düşünce tarzına yer yok. Bu aşağılamaya hiçbir şekilde taviz verilmemeli. Bunun takipçisi olacağım” ifadelerini kullandı.

Basketbola olan tutkusu bilinen ABD Başkanı Barack Obama da Sterling’in ırkçı yorumlarına tepki gösterdi. Malezya gezisi sırasında Sterling’in ‘tape’siyle alakalı görüşleri sorulan Obama net konuştu: “Bu dönemde hala bu düşünce tarzını değiştirememiş insanlara ne dense az, ancak NBA Baş Komisyoneri Adam Silver’in gereken adımları gereken hassasiyette atacağından zerre şüphem yok. Tekrar ediyorum bu düşünce tarzının Amerikan toplumunda yeri yok.”

‘Hedeflerim bitmedi’

M

illi basketbolcumuz Hidayet Türkoğlu, Los Angeles Clippers ile 16 Ocak 2014 tarihinde sözleşme imzalamıştı. Türkoğlu, geçtiğimiz haftalarda NBA'de hedeflerinin henüz bitmediğini söylemişti. Türkoğlu, Los Angeles Clippers'ta oynamaktan dolayı kendini çok iyi hissettiğini belirterek, “Bana bu fırsatı verenlere minnettarım. Ben de üstüme düşeni yapmak için sahaya çıkıp elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Umarım yapıyorumdur ve yapmaya da devam edeceğim" demişti. “ŞAMPİYON OLURSAK DÖNEBİLİRİM” Türkoğlu, “Çok koyu bir F.Bahçe taraftarıyım ve aslında takımın bir parçası olmayı da isteyebilirdim. Ancak şu anda farklı hedeflerim var, gitmeden önce yapmak istediğim çok şey var. Aslında geri dönmeyi de çok istemiyorum. NBA'de bu sezon biz şampiyon olursak seneye dönebilirim” diye konuşmuştu.

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

İşte benim İstanbul’um bu BAB-I ALİ yokuşuna tırmanıp Hürriyet’e yürüyeceğim. Cumartesi, istihbarat şefliği yaptığım gün. Gar dışında bir grup insan bağırarak konuşuyor. Ortalarında iki genç kız kıyafetleri, görünüşleriyle kesin yabancı. Haber çıktı, diye umutlanıyorum. Necati Zincirkıran’ın kadrosuna sözlü, yazılı testlerden geçerek alınmışım. Görevim Beyoğlu muhabirliği. O dönemin koşullarıyla Beyoğlu muhabirliği kısır bir saha idi. Hürriyet’te maaşlar dolgun, çalışma koşulları tatmin edici, ikramiyeler maaş kadardı. Ama haber kıtlığı çekiyordum. Akşam gazeteye dönünce polis adliye muhabirlerinin daktiloyu kırarcasına haber yazmalarını gıptayla izlerdim. İşim, İstanbul’a gelip giden önemli kişileri bulup haber yapmaktı. Oysa VİP (çok önemli kişi) dediğimiz yabancıları ara ki bulasın. Her gün Hilton, Divan, Park gibi şehrin beş yıldızlı otellerinde resepsiyon müdürlerinden VİP tüyosu almaya çalışırdık. Sirkeci Garı’nda Türk kalabalığı ortasında iki kızı görünce “Bunlar VİP’e benzemiyor ama haber kokusu aldım” derken arkadan biri ceketimin kolunu çekerek seslendi: “Hemşerim, bu kızların derdini anlayamadık, sen yabancı dil bilir misin?” Londra’da hemşirelik yapan Yeni Zelandalı iki kız ucuz bir turla İstanbul’a gelmişler. “Cumartesi gelip beni görün” diyen turizmci Türk’ten alacakları var. Verdiği adres Karaköy’de Bankalar Caddesi’nde. Bankaların kapalı olduğunu söylüyorum. Ayaküstü anlattıkları ilginç. Turizmciyi bulamazlarsa bana gelmelerini söylüyorum. Saati dolmadan Hürriyet kafeteryasına geliyorlar. Öğle yemeğinde tabaklarında kırıntı dahi bırakmıyorlar. Her çifte yemek siparişinde “Para isteyecek misiniz” demeyi ihmal etmiyorlar. Birlikte haber izlediğim foto muhabiri Yurdaer Acar görüntü çekimi yaparken hemşire Beulah’la yakın ilişki kurdu. “İngilizce öğreneceğim” diyerek Beulah’ın arkasından Londra’ya gitti. Orada evlendiler. O tarihten sonra yaptığım röportajlarda “Türkleri nasıl tanımlıyorsunuz” soruma çoğunlukta “Konuksever ve yakışıklı” yanıtını aldım. Mülakatlarımda bu tanımlamaları kullandım. İstanbul o günlerden bugüne çok değişti. VİP şöyle dursun, vasat turistler dahi parmakla gösterilecek kadar az iken şimdilerde ziyaretçi sayısı milyonları açtı. 2002-2005 arasında Türkiye’ye gelenlerin sayısı 12.8 milyondan 21.2 milyona sıçradı. Türkiye 2011’de 18 milyar dolara ulaşan turizm cirosu, 31.5 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyada altıncı en popüler turist uğrağı seçildi. Amerikan ‘Travel and Leisure’ dergisi özel Avrupa yayınında İstanbul ekini hazırlayan yazar Anya Von Bremzen ilk kez 80’lerin ortasında geldiğini, Galata Köprüsü’nden geçen atlı arabaları, Bizans freskoları, lale tasarımlı çay bardakları, Avrupalaşmış Beyoğlu’nu (Pera) görünce şehre aşık olduğunu, Cihangir’de Boğaz’a bakan küçük bir ev aldığını söyleyerek ekliyor: “Pencereden Boğaz trafiğini seyrediyorum. İstanbul artık küresel bir megalopolis oldu. Artık Doğu ve Batı, laiklik ve İslamiyetin bir sarsıntıyla birleşmesi sonucu, zarafetle aynı yerde yaşadıkları yer oldu. İşte benim İstanbul’um da bu.” hürriyet.com dan alınmıştır

Gezici Konsolosluk Oklahoma’ya gidiyor (NEW YORK - POSTA212) T.C. Houston Başkonsolosluğu, 9-10 Mayıs tarihleri arasında OklahomaTulsa’da gezici konsolosluk hizmeti sağlayacak. Gezici konsolosluk hizmetinden yararlanmak isteyen tüm vatandaşların eksikliklerin önlenebilmesini teminen, yararlanmak istedikleri hizmete ilişkin olarak 8 Mayıs tarihinden önce consulate. houston@mfa.gov.tr e-posta adresi üzerinden temasa geçmeleri talep ediliyor. Tarih: 10 Mayıs Cumartesi Saat: 09:00 - 16:30 Yer: Embassy Suites I-44, 3332 South 79th East Avenue, Tulsa, OK, 74145

Ömer Faruk Tekbilek konseri (NEW YORK - POSTA212) Dünyaca ünlü müzisyen, neyzen Ömer Faruk Tekbilek, 3 Mayıs’ta Brooklyn’de New Yorklu müzikseverlerle bir araya gelecek. Konser, Robert Browning Associates tarafından tertipleniyor. Tarih: 3 Mayıs 2014 Saat: 8:00 PM Biletler İçin: (917) 267 – 0363 veyahttps:// web.ovationtix.com/trs/ pe/9874272


Göçmenlik - Toplum

30 Nisan 2014 Çarşamba

Üvey ebeveynlere Green Card başvurusu yok New York Barosu avukatlarından Cahit Akbulut, Amerikan vatandaşı ve 21 yaşın üstündeki çocukların öz anne ve babalarının Green Card başvurusunda bulunabilidiğini ancak üvey ebeveynler için bunun mümkün olmadığını söyledi

İngilizce şart Göçmenlik avukatlarından Remzi Güvenç Kulen, Amarikan vatandaşlığı için İngilizce bilmenin şart olduğunu ve bir defada 6 aydan fazla Amerika dışında yaşamamak gerektiğini ifade etti DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

G

reen Card’ın ardından vatandaş olmak için hazırlıklar yapılıyor. Ancak bunun için de bazı koşullara sahip olunması gerekiyor. Göçmenlik avukatlarından Remzi Güvenç Kulen, Green Card’a sahip kişilerin vatandaşlık başvurusunda bulunabilmeleri için öncelikle İngilizce bilmelerinin şart olduğunu ve bir defada 6 aydan fazla Amerika dışında yaşamamalarının önemli olduğunu vurguladı. Vatandaş olmanın önemli olduğunu kaydeden Kulen, Amerikan vatandaşı olanların oy kullanma hakkından federal kurumlarda çalışabilme imkanına kadar birçok hakka sahip olduğunu dile getirdi. Kulen, vatandaş olacaklara da bazı önerilerde bulundu.

“6 AYDAN FAZLA KALMAYIN” Amerikan vatandaşlığına başvuru için şartların yerine getirilmesi gerektiğini kaydeden Kulen, bu şartlar arasında 18 yaşın üstünde olmak gerektiğinin yer aldığını dile getirdi. Kulen, “18 yaşın altındaki çocuklar aileleri vatandaş olduktan sonra vatandaş olabilir” dedi. Başvuru sahibinin en az 5 yıl boyunca Green Card sahibi olması gerektiğini belirten Kulen, “Bu süre Green Card’lı evlilik üzerinden alıp halen evliliği devam ettiren Green Card’lılar için 3 yıl. 5 ya da 3 yılın dolmasına 90 gün kala Amerikan vatandaşlığına başvuru yapılabilir. Eğer başvuru sahibi bir seyahatte 6 aydan fazla süre ile ABD dışında kaldıysa bu seyahat vatandaşlık

başvurusu için tamamlanması istenen sürenin kesintiye uğramasına neden olabilir” diye konuştu.

“İYİ AHLAK SAHİBİ OLMALI” Başvuru tarihi itibarı ile en az 3 aydır başvuru yapılan eyalette oturulması gerektiğini ifade eden Kulen, “Yeni bir eyalete taşınanlar 3 ay beklemeden vatandaşlık başvurusu yaparlarsa reddedilirler” dedi. Başvuru yapanın iyi ahlak sahibi olması gerektiğini de kaydeden Kulen, şu bilgileri verdi: “Başvuru sahibinin başvurudan önceki 5 yıl, evlilik üzerinden yapılan başvurularda 3 yıl, bu süre içinde iyi ahlak sahibi olması gerekiyor. Mahkumiyeti veya ertelenmiş cezası olan kişiler vatandaşlık başvurusu yaparken çok dikkat etmeliler; nitekim ceza hukuku anlamında suç sicile işlenmese veya belli bir süre sonra silinse bile işlenen suçun başvuruda belirtilmesi ve mahkeme kayıtlarının göçmenlik bürosuna sunulması gerekiyor. Daha da önemlisi bazı suçlar niteliği itibarı ile başvuru sahibinin Green Card’ının elinden alınmasına bile neden olabileceğinden bu durumda olanların kesinlikle vatandaşlık başvurusu yapmaması gerekir.” SINAVDA İSTENENLER Green Card’a sahip kişilerin vatandaşlık başvurusu için İngilizce bilmelerinin şart olduğunu ve İngilizce sınavının yanı sıra vatandaşlık sınavını da geçmeleri gerektiğini ifade eden Kulen, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Vatandaşlık sınavı Amerikan yurttaşlık bilgisi ve İngilizce testi olmak üzere iki kısımdan oluşuyor.

Yurttaşlık bilgisi sınavı çerçevesinde göçmenlerden kendilerine Amerikan tarihi ve yurttaşlık bilgisi ile ilgili olarak yöneltilen 10 sorundan en az 6’sına doğru cevap vermeleri bekleniyor. Bu testte sorulacak sorulara göçmenlik bürosunun websitesi olan www.uscis.gov adresinden ulaşılabilirler. İngilizcesi günlük ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede olan kişiler ise İngilizce sınavını rahatlıkla geçebilirler. Genellikle başvuru sahiplerinden sınav görevlisi tarafından yüksek sesle okunan 3 cümleden en az birini hatasız olarak yazması ve üç cümleden en az birini hatasız olarak yüksek sesle okuması istenir. “

MUAF OLMA KOŞULLARI Vatandaşlık başvurusunda uygulanan iki sınavla ilgili önemli kolaylıkların ve muafiyetlerinde olduğunu vurgulayan Kulen, şöyle konuştu: “55 yaşını geçmiş ve en az 15 yıldır Amerika'da Green Card ile yaşayan kişiler veya 50 yaş üstü ve en az 20 yıl Amerika’da Green Card sahibi olarak yaşayanlar İngilizce testinden muaf tutuluyorlar. 65 yaş ve üstü, en az 20 yıldır Amerika’da Green Card ile yaşayan kişilere yurttaşlık bilgisi sınavı başvuru sahibinin kendi dilinde yapılarak kolaylık sağlanıyor. Yine fiziksel yada zihinsel problemleri, hastalıkları olan kişilerin gerekli şartları taşıyan doktor raporu sunularak hem İngilizce hem de yurttaşlık bilgisi testinden muaf tutulabilme durumları söz konusu olabilir. “ VATANDAŞLIĞIN AVANTAJLARI Vatandaşlık başvurusunun yapılmasının ardından 30 gün içinde

Öneriler

Amerikan vatandaşı olmak isteyen Green Card sahibi kişilere de bazı öneriler de bulunan Kulen, şunları söyledi: “Mutlaka vergi beyannamesi vermeliler. ABD dışında yaşasanız bile Green Card sahibi iseniz vergi beyannamesi doldurmalısınız. Erken planlama yapılmalı. Özellikle uzun süre ABD dışında kalmayı planlayanların vatandaşlık başvurusu için bir strateji geliştirmeleri çok önemli.”

parmak izi alındığını anlatan Kulen, başvurulan eyalete ve lokal göçmenlik bürosunun yoğunluğuna göre 3-6 ay arasında mülakat tarihi verildiğini ifade etti. Amerikan vatandaşlığının göçmenlere oy kullanma, federal kurumlarda çalışma ve Amerikan pasaportu taşıma hakkı gibi kazanımları olduğunu dile getiren Kulen, “Ayrıca vatandaş olan göçmenler yakın aile üyeleri için sponsor olma fırsatını da elde ediyorlar. Dolayısı ile vatandaşlığa geçmek kendimiz ve ailemiz adına olduğu kadar Amerika’daki varlığımız ve lobiciliğimiz adına da çok önemli” diye konuştu. Green Card sahibi kişilerin ABD'ye devamlı gelme veya bulunma şartlarının da olduğunu dile getiren Kulen, vatandaş olanların ise istedikleri yerde yaşayabilme imkanına sahip olduklarını ifade etti.

DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK - POSTA212

A

merikan vatandaşı ve 21 yaşın üstünde olan çocuklar anne ve babaları için Green Card başvurusunda bulunabilirken, üvey anne ya da baba için aynı başvuru yapılamıyor. New York Barosu avukatlarından Cahit Akbulut, başvuru için anne baba ilişkisinin ispatlanması gerektiğini ifade etti.

SÜRELER DEĞİŞİYOR Anne ve babaların Amerika’da olup olmamalarının Green Card alma sürelerini değiştirdğini kaydeden Akbulut, şunları söyledi: “Ebeveynler Amerika’da ise 5-6 ay süren bir işlem sonrası Green Card almaları mümkün. Ancak yurtdışında yaşıyorlarsa bu süre 9-12 ayı bulabiliyor. Bu sürenin bitiminden sonra anne ve baba Amerika’ya Green Card’li olarak giriyor. Anne ve baba için ayrı ayrı başvuru gerekiyor. “ MALİ GÜCÜ YETERLİ OLMALI Başvurular sırasında çocukların mali gücünün yeterli olduğunu, yani anne ve babaları Amerika’ya geldiklerinde devlete yük olmayacaklarını ispatlamaları gerektiğini ifade eden

Akblut, şöyle devam etti: “Ancak eğer çocuk yeterli gelire sahip değilse bunun üstesinden gelinebiliniyor. Geliri yok diye anne baba için Green Card için başvuramaz diye birşey yok. Finansal garantör bulması gerekir. Gelecek kişinin hemen devlet yardımı alması istenmiyor, buraya seni kim getirdiyse o finansal açıdan yardımcı olacak, bizden destek isteme diyor. “

5 YIL SONRA VATANDAŞLIK Green Card alan anne ve babanın hemen ertesi gün bu karta ilişkin tüm haklara sahip olduklarını belirten Akbulut, 5 yıl sonra istedikleri taktirde vatandaş olabildiklerini dile getirdi. Green Card aldıktan sonra anne ve babanın Amerika’yı 6 aydan fazla 12 aydan az yurtdışında kalmamaları uyarısında bulunan Akbulut, “Ancak genelde kartım olsun diyorlar, Türkiye’de yaşıyorlar, senede 15 gün çocuklarımı görüyorum diyorlar. Ancak bu Amerika’ya girişte engel olabilir. Çünkü siz burda yaşamıyorsunuz, Amerika’da kısa süre kalmışsınız diyorlar. Green Card’ı almalarına yol açabilir. Eğer bu yolla Green Card alıyorsanız evinizin Amerika olması gerekiyor. Türkiye artık seyahat ettiğiniz bir ülke oluyor” dedi. STATÜ DEĞİŞİKLİĞİ ETKİLEMEZ Anne ve babanın Green Card almasının ardından çocuğun Amerikan vatandaşlığından çıkarılması gibi statü değişikliğinin ebeveynelerin Green Card’larına herhangi bir etkilerinin olmayacağını ifade eden Akbulut, şöyle devam etti: “Ancak anne baba aşırı derecede suç ile yargılanıp suçlu bulunursa o zaman Green Card geri alınabilir. Yüz kızartıcı bir suç, uyuşturucu, adam öldürme gibi ağır suçta ceza işlemişse kart elinden alınabilir. Bu yasal bir hak. Anne ya da babanızın olduğunu ispatlayabildiğiniz müddetçe Green Card başvurusunda bulunabilir çocuk. Üvey anne ya da baba için Green Card alınamıyor.’’


Göçmenlik - Toplum

Yüz bin imzayı bul sorunu çöz

Amerika Türk Koalisyonu Başkanı’nın Seattle ziyareti

Göçmenlik avukatlarından Ayhan Öğmen, Kanadalı sanatçı Justin Bieber’in sınır dışı edilmesi için yeniden gündeme gelen 100 bin imza yolunu Türkler’in de sorunlarının çözümü için kullanabileceklerini hatırlattı DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

G

öçmenlik avukatlarından Ayhan Öğmen, Kanadalı sanatçı Justın Bieber‘in sınır dışı edilmesi için yeniden gündeme gelen 100 bin imzanın 30 gün içinde toplanmasıyla pek çok sorunun çözümü için Beyaz Saray’a başvurunun mümkün olduğunu söyledi. ‘’We The People’’ adı altında 22 Eylül 2011’de Beyaz Saray web sitesinde bir platform oluşturulduğunu anlatan Öğmen, 13 yaşından büyük herhangi bir Amerikan vatandaşının, herhangi bir konuda federal hükümet tarafından gerekli işlemleri başlatması isteği ile müracaatlarını yapabilmelerine ve imzaya açabilmelerine imkan tanındığını ifade etti.

Bu platforma yapılan müracaatların değer kazanabilmesi veya yetkililer tarafından dikkate alınabilmesi için bazı kriterlerin söz konusu olduğunu dile getiren Öğmen, şöyle konuştu: “Bunların en başında 30 gün içinde gerekli en az 100 bin imzanın toplanmış olması gelmektedir. Yapılan bir müracaatın yeterli sayıda imzayı toplaması halinde Beyaz Saray yetkilileri müracaatın konusuna göre ilgili yerel birimlerle temas ederek neticesi hakkında resmi bir açıklama yapmak durumundadırlar.” SNOWDEN VE UKRAYNALILAR Son zamanlarda bu platforma yapılan müracaatlar arasında 100 bin imza barajını aşarak Beyaz Saray tarafından resmi açıklama yapılması istenen konular arasında

SEATTLE - POSTA212

A

merika Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy Seattle’daki Filipin Toplum Merkezi’ni ziyaret etti. Haiyan tayfununun vurduğu Filipinlere 25 bin dolarlık bağışta bulunan Türk-

süresi geçmiş ehliyetle ve alkollü olarak araba kullanmak ve mukavemet suçlarından başı derde giren Kanadalı sanatçının sınır dışı edilme talebini olduğunu kaydeden Öğmen, “Amerikan hükümetinin gizli izleme programlarının detaylarını ifşa etmesi sebebiyle suçlanan Edward Snowden’in affedilmesi ve Ukrayna vatandaşlarına 90 güne kadar vizesiz Amerika’ya seyahat edebilmelerine imkan verilmesi gibi konular bulunuyor” dedi. Bu konular arasında sadece Justin Bieber’in sınırdışı edilmesine ilişkin müracaatla ilgili bir açıklama geldiğini ve bu açıklamada bu konunun ilgili merciler tarafından neticelendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini ifade eden Öğmen, şöyle devam etti: “Kaldı ki Amerikan göçmenlik yasalarına göre bir kişi büyük çaplı

1 YILDAN FAZLA HAPiS ŞARTI Bu sebeple de Justın Bieber’in akıbeti, kendisine yapılan suçlamaların neticesine göre belli olacak ve kendisi ile ilgili nihai kararı Obama yönetiminden ziyade ilgili mahkemeler belirleyecek. Açıklama yapılması istenen ve imza barajını geçmiş bulunan diğer konularda ise, aradan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz Beyaz Saray’dan bir açıklama gelmedi.” Söz konusu müracaat yolunun Türkler’in birlik ve beraberliğini ilgilendiren her konuda da kullanılabileceğini kaydeden Öğmen, bu yolun çözüm bulunması konusunda etkili olabileceğini vurguladı.

Theabridge şirketinin kurucusu ve yöneticisi Yasemin Elmas, özel şirketlerin kurucularının yüzde 33’ünün göçmenlerden oluştuğunu belirterek, ABD ekonomisi için Göçmenlik Reformu’nun çıkmasının gerekli oluğunu söyledi

yüzde 57’sı California, yüzde 16’sı Massachusetts, yüzde 4’ü New Jersey’de ve kalanı da diğer eyaletlerde yer alıyor.”

yatırıcımcılar, işverenler, aileler ve çocukları olmak üzere toplumun her kesimi için önemli ve gerekli olduğunu ifade eden Elmas, göçmenlerin ABD ekonomisinin her yönüne olumlu ve ilerletici katkıları olduğunu söyledi. Elmas, “Bu yıllardır bilinen ve araştırmalarla da kanıtlanan ve kanıtlanmaya devam eden bir gerçek. Ne yazık ki, bu gerçekleri, yanlış bilgilendirme ve yeterince derin bilgiye sahip olmama yüzünden olumsuz değerlendiren, ABD’deki işsizlik konusuna göçmenlerin olumsuz etki yaptığını söyleyen, göçmenlik karşıtı bir söylem de var” dedi.

10 YILDA 1,6 MİLYON YENİ İŞ Tüm ekonomilerde olduğu gibi, Amerika’da da küçük işletmelerin ekonomiye taze kan sağlayan yapılar olduğunu dile getiren Elmas, özelllikle ekonomisini yeniden güçlendirmeye çalışan ABD için tüm vize kategorilerinin çok önemli olduğunu kaydetti. Sanatçılar, bilim insanları, girişimciler ve öğrencilerin beyin gücüne, yatırıcımcılarn ekonomiye ve iş gücüne taze kan sağlamaları açısından vazgeçilmez olduğunu dile getiren Elmas, şöyle devam etti: “Tarım alanında ve kalifiye güç gerektirmeyen diğer alanlarda çalışan göçmenler de, ABD vatandaşları tarafından tercih edilmeyen posizyonları doldurmaları açısından, ekonomiye oldukça önemli katikida bulunuyorlar. Şöyle bir çarpıcı örneği de vermek istiyorum. Şubat 2013’te Ewing Marion Kauffman Foundation “startup vizeleri”yle ilgili yaptığı araştırmayı, eğer yıllık olarak bu kategoriye 75 bin kontenjan verilirse, bu 10 yıl içinde yaklaşık 1.6 milyon yeni iş yaratacağı belirtiliyor. “

NEW YORK-POSTA212

K

aliforniya’da faaliyet gösteren Theabridge Şirketi’nin kurucu ve Yöneticisi Yasemin Elmas, ABD ekonomisine göçmenlerin ciddi katkılarının olduğunu belirterek, bu katkının artması için Göçmenlik Reformu’nun çıkmasının önemli olduğunu vurguladı. Elmas, Amerika’da özel şirket kurucularının yüzde 33’ünün göçmenlerden oluştuğunu dile getirdi. Göçmenlik Reformu’nun

Yasemin Elmas

YÜZDE 61’İ PATENT SAHİBİ 2006-2012 yılları arasında yapılan American Made 2.0 sonuçlarından örnekler veren Elmas, bu araştırmaya göre özel şirketlerin kurucularından yüzde 33’ünün göçmenlerden oluştuğunu ifade etti. Bu kurucuların yüzde 40’ının işveren bazlı sponsorluk aldığını, yüzde 38’inin uluslararası öğrenci statüsünde ve yüzde 13’ünün de aile bazlı başvurularla sponsor edilmiş göçmenlerden oluştuğu-

New York’ta Anzak Günü Sempozyumu

2

5 Nisan Anzak Günü vesilesiyle Türkiye'nin New York'taki Başkonsolosluk ofisinde bir gençlik sempozyumu düzenlendi. New York Başkonsolosu Levent Bilgen'in (soldan ikinci) ev sahipliğinde gerçekleşen sempozyuma, Yeni Zelanda Başkonsolosu Peta Conn (solda), Avustralya Başkonsolosu Richard Leather (sol üç) ile Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gençler katıldı. (Selçuk Acar –AA)

nu dile getirdi. Ayrıca bu firmaların yüzde 61’inin en az bir ya da daha fazla patente sahip firmalar olduğunu kaydeden Elmas, bu firmaların yüzde 36’sinin Kalifornia’da, yüzde 29’unun Massachusetts, yüzde 10’unun New York ve yüde 5’inin Pennsylvania’da yer aldığını dile getirdi. PİYASA DEĞERİ 167 MİLYAR Yine aynı araştırmada yer alan 2006’ya kadar halka ilk kez arz edilmiş şirketlerin kurucularından yüzde 20’sinin göçmen olduğunu belirten Elmas, bu rakamın 2006-2012 arasında yüzde 33’e çıktığını dile getirdi. Elmas, “1980 öncesi bu rakam yüzde 7 idi. Sözkonusu firmalar içinde Facebook, Linkedİn, Google, eBay, Zıpcar ve Tesla Motors gibi firmalar yer alıyor” diye konuştu. Tüm bu şirketlerin toplam piyasa değerlerinin 167 milyar dolar olduğunu da kaydeden Elmas, şunları söyledi: “Yıllık satışları 17 milyar doları geçiyor. Bu firmalar, çoğunluğu ABD’de olmak üzere, dünya çapında yaklaşık 600 bin kişiyi çalıştırıyor. Sözkonusu şirketlerin

Amerikan Koalisyonu temsilcileri, Filipin Toplum Merkezi’nde gerçekleşen törende 4 bağış çekinden 3’üncüsünü Filipinli yetkililere teslim etti. 9. Bölge Kongre Üyesi Adam Smith’in de yer aldığı törene Türk-Amerikan toplumundan da büyük bir katılım gerçekleşti.

bir suça karışmadığı ve bir yıldan fazla hapis cezası almadığı sürece vizesi iptal edilememekte.

Göçmenlerin şirket sevdası DİLEK ESKİ BEZİRKAN

30 Nisan 2014 Çarşamba

Yale’de Türk Gecesi coşkusu NEW YORK-POSTA212

Y

ale Üniversitesi’nde düzenlenen Türk Gecesi’nde yerli ve yabancı konuklar eğlendi. Yale Üniversitesi Tüp Bebek Uzmanı ve Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) Başkan Yardımcısı Bahar Uslu’nun katkılarıyla GPSCY Salonu’na düzenlenen geceye yaklaşık 400 kişi katıldı. Konuklara Türk rakısı, dolma, kısır, pide, helva. baklava, humuş, börek gibi geleneksel yemek ve içkiler ikram edildi.

Gecede Dinara Faizova-Arslanova hoca gözetiminde ve Kırım Türkleri Derneği Başkanı Naci Tozer’in katkılarıyla gelen Kırım halk oyunları ekibinin gösterileri de büyük ilgi gördü. Bir yandan Türkiye’yi tanıtan filmlerin gösterildiği ve Türkiye tanıtıcı broşürlerin dağıtıldığı gecede Balkan ekibi Orkestar Bam live ve rock grup The Laws ile Yale Stacy belly dance grubu ve tango gösterileri katılımcılara unutulmaz anlar yaşattı. Eğlence dolu gece katılımcıların halay çekmesiyle son buldu.


Ekonomi

30 Nisan 2014 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Dünyanın ezilen bütün ponpon kızları: Birleşin! ABD’DE Merkez Bankası FED’in faiz artırma kararı ile ponpon kızların ücret ve istihdam koşulları arasında doğrudan bağlantı olduğunu dehşetle fark ettik... Ponpon kızlar: Hani şu basketbol ve Amerikan futbolu maçlarında kıvrak dans figürleri ile sahalara neşe ve heyecan saçan alımlı güzeller... Top oyunda değilken ya da devre aralarında bu etkileyici hanımefendiler harekete geçer ve müzik eşliğinde izleyiciyi kendilerine bağlarlar. ABD’de büyük kulüplerin ponpon kızı olmak çok zordur. Yüzlerce genç kız ön elemede kalır. Seçilenler yıpratıcı ve kahredici bir eğitimden geçerler... Eleme burada da sürer ve sonuçta 15-20 şanslı eleman sahaya çıkmaya hak kazanır. Binlerce kişilik bir spor sahasının ortasında ışık ve görüntü efekti kullanmadan ve yalnızca hareket ederek etkileyici olmak, marifetleridir. Ayrıca spor sahaları -aile ortamı- sayıldığından, giysileri ve hareketleri, sanılanın aksine derli-topludur. Meğer bu hanımefendiler ağır koşullar altında ve sefalet ücretiyle çalışırlarmış. Kimi takımların ponpon kızları saati üç dolardan çalışırmış. Aylar süren sezon boyunca takımkulüp on milyonlarca dolar kazanırken, kızlar ikibin dolardan az kazanırlarmış. Bu arada Amerikada asgari ücretin saati resmen 7 dolar. Başkan Obama zorla 10 dolara çıkartmaya çabalıyor. Bu güzeller ise 3 dolardalar... Sosyal adaletsizliğin bu kadarına kahrolmamak elde değil! Ayrıca popnpon kızlar güzel kalmaları için işkenceden geçermiş... Kilo alanlara para cezası verilirmiş. Kilo alıp almadıklarını ölçmek için kızları zıplattırıp, sağları solları sallanıyor mu, titriyor mu, diye bakarlarmış, af buyurun... Ayrıca kızların maç saatleri dışında kulüp faaliyetleri için bedava çalıştırılması, etrafta bikiniyle dolaşmaları, partilerde animasyon sağlamaları olağanmış. ABD’de başka sektörlerde kadınların bu muameleye asla katlanmayacakları bilinirken ponpon kızların neden kölelik statüsünü aşamadıkları, ayrı bir konu. Burada spor dünyasının maço havaları başlıyor. Ancak sosyal gerçek şu: Ponpon kızlar ekonomik ve sosyal açıdan köle statüsünde tutuluyorlar. Asıl talihsizlikleri: Sayıları fazla değil... Nüfus ağırlıkları olsa, bu kızları esaretten kurtarmak için bir Kuzey-Güney savaşı daha kopabilirdi! Ya da bu kitleye de bir Spartaküs lazım... Üstelik ponpon kız olmak kolay bir iş değil. Belirli vasıflar gerektiriyor. Sektör çok rekabetçi: 1-2 kilo alınca sahaya çıkamamak var. Ayrıca: İşgücü piyasasına katılım serbest değil... Yani erkekler ponpon olamadıklarından, istihdam piyasası kısıtlı... Ve ponpon kızlar da ek istihdam yaratıyorlar. Yani saçıydı, makyajıydı derken, ponponlara destek veren bir hizmet sektörü var... Ayrıca katma değer yarattıkları inkar edilemez: Takımda ikinci masör var mı yok mu izleyici için fark etmez, ama ponponlardan biri eksik olunca izleyici mahzunlaşır... Son durumda ponpon kızların bu kölelik statüsüne karşı bireysel davalarla hak aradıkları anlaşılıyor. Ve gerçek şu ki: Ponpon kızların istihdam konumu ve düşük ücretleri, FED’in başını ağrıtan sorunların küçük bir örneği. ABD’de işsizlik sorunu sürüyor... Merkez Bankası FED’in kararları ve ekonominin, piyasaların gidişi işsizlik durumuna bağlı... Ve istihdam piyasasında düşük ücret, kalitesiz iş sorunu var. FED Başkanı Yellen -ekonomi düzeldi- demek için acele etmediklerini. Bu faktörlere de baktıklarını ve durumun düzelmesinin uzun zaman alacağını duyurdu. Düşük reel ücretle talep olmuyor, enflasyon olmuyor, ekonomi büyümüyor. Bu durumda FED’in hemen faiz artırmayacağı, işler iyi gitse bile kararın 2015 sonuna, gitmezse 2016’ya sarkacağı anlaşıldı... Ayrıca da FED faiz artışı bir umacı değil... FED faiz artırınca kıyamet kopmayacak. ABD ekonomisinin düzeldiği teyid edilecek. Ancak herşeyden önce ponpon kızlar dahil, emek piyasasında reel ücretlerin artması gerek. Ponpon kızlar kurtulmadan bu ekonomi canlanmaz, FED faiz artıramaz. Star Gazetesi’nden alınmıştır

ABD’nin borcu dünyayı gerdi Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Aybar, 21 trilyon dolara ulaşan Amerika’nın borç yükünün dünya ekonomisi üzerinde baskı oluşturmayı sürdürdüğünü söyledi nosu ve tahviller aracılığıyla gerçekleştirdiğini ifade eden Aybar, “Bunun çoğunluğu yurtiçindeki tasarruf sahipleri tarafından tutulmakla birlikte 6 trilyon dolara yakın bir miktar ise yurtdışındaki tasarruf sahipleri tarafından tutuluyor. 6 trilyon dolara yakın borcun yaklaşık 4,5 trilyon doları başta Çin ve Japonya olmak üzere, toplam yaklaşık 2,5 trilyon doları da diğer ülkeler olmak üzere kısaca ağrılıklı olarak 13 ülke tarafından finanse ediliyor” diye konuştu.

DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

S

erbest piyasa ekonomisinin kalesi Amerika’nın 21 trilyon dolara ulaşan borç yükü, dünya ekonomisi üzerinde de baskı unsuru olmaya devam ediyor. Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Aybar, ABD tahvillerinin daha çok Çin ve Japonya’da bulunduğunu belirterek, borç yükü sorunun çözümü için talep artırıcı politikaların oluşturulması gerektiğini söyledi. 2014 yılı itibariyle ABD federal hükümetinin borç yükünün 18 trilyon dolara ulaştığını kaydeden Aybar, “Bunun GSMH’ya oranı yüzde yüzün üstünde bir rakama denk geliyor ki vahim bir durum. Buna eyalet ve yerel hükümet borçlarını da eklersek toplam borç yükü 21 trilyon dolara ulaşıyor” dedi.

AÇIK HEDEFİ 560 MİLYAR 2012 yılında 1,09 trilyon dolar olan bütçe açığının 2014 yılı için 650 milyar dolar olduğunu ifade eden Aybar, Başkan Obama idaresinin bütçe açığını 2015 yılı için 560 milyar dolara düşürmek istediğini söyledi. Bu yıl için planlanan toplam 3,650 trilyon dolarlık harcamanın içerisinde en büyük beş kalemin sırasıyla sağlık, emeklilik, sa-

ÇİN VE JAPONYA ABD hükümeti borçlanmasını piyasaya sürülen hazine bo-

vunma, sosyal refah ve faiz geri ödemeleri olduğunu kaydeden Aybar, buna karşılık federal seviyede dolaysız ve dolaylı vergiler aracılığıyla toplanabilen kaynağın ancak 3,001 trilyon dolar olarak gerçekleşeceğinin öngörüldüğünü dile getirdi.

ASKERİ HARCAMALAR Amerika’nın borç yükünde askeri harcamaların önemli bir yer tuttuğunu hatırlatan Aybar, bu harcamaların 2011’de Irak ve Afganistan müdahalelerinin artmasıyla birlikte GSMH’in yüzde 5.7’sine ulaştığını ifade etti. Başkan Obama’nın devraldığı bütçe

açığının Bush döneminden kaynaklandığını kaydeden Aybar, “Başkan Obama’nın belki de Afganistan ve Irak çatışmalarını bitirmek için 820 milyar dolar düzeyine artırdığı savunma harcamalarını yakın zamanda 600 milyar dolar çekme kararlılığını da not edelim. Obama idaresi savunma harcamalarını 2015 senesinde GSMH’nin yüzde 4.6’sına indirmeyi planlıyor” dedi.

EN BÜYÜK AÇIK ABD ekonomisinin dünyadaki tek açık ve büyük ekonomi olduğunu, bu yüzden dünya üretimi ve tüketiminde bir tekel gücüne sahip olduğunu vurgulayan Aybar, “Böyle bir ekonominin borçlanma yükümlülüklerini sürdürmesi onun

dünya ekonomisinin stabilizasyonunu da hesaba katmasını gerektiriyor. Yani doların değerini çok düşürecek bir devalüasyona gitmesi yabancıların elinde tuttukları ABD devlet tahvillerinin değerini bir anda çok aşağılara çekebilir. Bu Amerikan dış borç yükünü hafifletir ama dolar bazında finansal kağıt tutan ülke vatandaşlarını ve idarelerini üzebilir” diye konuştu. En zararsız olan yollardan birinin hizmet ihraç etmek olabileceğini kaydeden Aybar, şunları söyledi: “Bu da turizm gelirlerinin artırılmasından geçer. Vize rejiminin çok sıkı uygulandığı böylesi bir dönemde turizm gelirlerinin artmasını beklemek biraz hayalcilik. ABD bu borç yükünü, bütçe açıklarını ekonomideki istisnai konumunu kullanarak bir noktaya kadar sürdürebilir. Ancak bu konuya bence köklü çözüm talep cephesini güçlendirici politikaları, hala uygulanmakta olan ve tüm bu sorunların kaynağında bulunan arz cepheli neo-liberal politikaların yerine koymakla bulunabilir. “

Turhan: Yaklaşımımızı biliyorlar Borsa İstanbul’un NASDAQ QMX ile gerçekleştirdiği stratejik ortaklık için Amerika’ya gelen BIST Başkanı İbrahim Turhan sorularımızı yanıtladı

ortamda Türkiye’ye nasıl güvenebilir, nasıl yatırım yaparız demediler mi? 

MELİKE AYAN NEW YORK - POSTA212

Biz yatırımcılarla sürekli temas halinde olduğumuz için, bu konuda bizim yaklaşımımızı biliyorlar. Her yerde söylediğim şey, sermaye piyasaları orta ve uzun vadeli perspektifli yapılan yatırım yapılan yerler. Türkiye’nin de orta ve uzun vadeli yatırım için müsait.

B

IST Başkanı İbrahim Turhan POSTA212’ye yaptığı açıklamada geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin gündemine oturan Twitter ve Youtube yasağıyla ilgili olarak “Biz yatırımcılarla sürekli temas halinde olduğumuz için, bu konuda bizim yaklaşımımızı biliyorlar” diye konuştu. Turhan, halka arzlardaki durgunluğu ise ekonomik ortamın elverişli olmamasına bağladı. İşte söyleşimizin devamı: ■ Bu gelişinizden ve diğer temaslarınızdan beklentileriniz nelerdir? Çok güzel bir proje. ABD mensuplarına tanıtılması anlatılması amacıyla geldiniz. IFC toplantısından beklentiniz nedir?

Eğer İstanbul, finans merkezi olacaksa bunu sahiplenmesi çok önemli. Proje her ne kadar Kalkınma Bakanlığımız tarafından destekleniyorsa da asıl gerçek paydaşları tarafından sahiplenmesi lazım. Onlar da özel sektördür. Projeye her ne kadar biz özel sektörü bu işin içine sokmazsak olmaz. Paydaş ve pay sahibi olarak ön plana çıkaracak etkinlikler gerçekleştiriyoruz. Biz Istanbul’a güveniyoruz. 2011 yılı sonu itibariyle, İstanbul uluslararası finans merkezi sıralamasını yapan kuruluşa göre, 72. sıradaydık. 2013-2013 yılında yaptığımız çalışmaların neticesinde 44. sıraya getirdik. Yani demek ki bu olabiliyor. Hiç hız kesmeden devam etmemiz lazım. O anlamda da, Istanbul’u biz finans merkezi yapmak istiyorsak, uluslararası anlamda küresel yatırımcıların bizden ne beklediğini iyi anlamamız lazım. Bu anlamda biz Türkiye’de bir etkinlik yapmaktan ziyade, geçen sene Washington DC’de bir etkinlik yaptık. Bu yıl New York’ta yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde Londra ve Singapur’da yapacağız bu etkinlikleri.

■ Balon var mı? Bazı sektörlerde balon olduğu söyleniyor. İnşaat, emlak sektöründe var mı? ■ Biraz önce özel sektör dediniz. Kim var arkamızda bizi destekleyen?

Tüm sermaye birimi kuruluşları, Bankalar Birliği ile yakın ilişki içindeyiz. Kurumsal yatırımcılar derneği bizi destekliyor. Bu projenin gerçek sahibi onlar. Bu projenin başarılı olması için bir koordinasyon olması lazım. BIST de buna uygun bir platform. BIST hem şirket oldu. Bizim de paydaşlarımız var. Özel sektör pay sahibi ama aynı zamanda BIST tarafsız bir platform. ■ Öyle olmanız gerekiyor doğru diyorsunuz, tıpkı diğer dünya borsaları gibi. Peki biz Turkcell’in dışında diğer Türk firmalarını da NY menkul kıymetler borsasında kote görebilecek miyiz?

Biz diğer dünya ülkelerinin firmalarının da BIST üzerinden kote olmasına çalışıyoruz. ‘List in Istanbul’ isimli projemiz mesela. NASDAQ teknolojisine geçmenin de buna faydası olacağına inanıyorum. Bu çok dilli, çok para birimli, çok varlıklı bir platform olacak. Dolayısıyla, öncelikle en yakın bölgemizden başlayarak, gelişmiş olan ülkelerden birçok firmayı İstanbul’a getirip kote edeceğiz. Çünkü bizim likiditemiz muhteşem. Bakın, borçlanma araçları piyasasını ve bizim repo piyasasını da dahil ederseniz, bizim yıllık likiditemiz, $4tilyon dolara ulaşıyor. Bu hakikaten dünyada ilk defa başlarda gelir. Sadece öz kaynak piyasalarımıza bakarsanız, günlük 1.6 milyar

dolarlık işlem hacmimiz var. Bu İstanbul’un kapasitesini cok açık bir şekilde gösteriyor. Tabi ki Türk şirketleri gelişmiş piyasalarda list olabilir, ama bizim asıl amacımız başka ülkelerdeki list olmuş şirketleri veya menkul kıymet ihraçlarını İstanbul’a getirmek. ■ ABD’li yatırımcıların beklentisi farklı. Bizi tutan nedir? Diğer şirketleri görmek istediklerini bize söylediler. Engel var mı?

Evet önemli bir şey. Turkcell doğru işlem görüyor. Ama likidite İstanbul’da burada değil. THY’nin catering firması DOGANKO ilk defa Viyana’da halka arz oldu ama Istanbul’da da listede kote. İşlem hacminin % 90’ı Istanbul’da gerçekleşiyor. Çünkü İstanbul, bölgenin en önemli likidite merkezi aynı zamanda. Diğer ülkelerle entegrasyonu sağladığımız zaman, takas usulünün entegrasyonunu sağladığımız zaman, Türk şirketleri başka yere gitme ihtiyacını hissetmeyecek. Ayağımıza getireceğiz. İstanbul’u Londra ‘da yatırım yapılabilir gibi bir hale getirmek istiyoruz ve getireceğiz. ■ Yatırımcılar, ABD’liler Twitter gibi Youtube gibi sosyal medya platformlarının  kapalı olduğu bir

Bu konu üzerinde cilt cilt kitap yazılacak olsa bile bir konuda balonun olduğunu tespit edecek biri olsa Nobel ödüllü olurdu. Ama ben basit olarak, herkesin anlayacağı gibi bir şey söyleyeyim. Böyle balonların gerçekleşmesi için, mutlaka parasal genişleme olması lazım. Kredi genişlemesinin Merkez Bankası tarafından ateşlemesi tutuşturması ile balon oluşturabilirsiniz. Türkiye’deki para politikasının ve özellikle bankacılık ile ilgili yapılan bankacılık sektöründeki düzenlemeleri incelediğimde hem Merkez Bankası temkinli ve son derece başarılı bir para politikası izliyor.Hem de bankacılık denetleme komitesi de kredi genişlemesi ile ilgili çok önemli uygulamaları devreye soktu. Dolayısıyla, ben Türkiye için varlık balonu oluşması riskini görmüyorum. ■ Halka arzlarda son dönemde bir durgunluk söz konusu. Bu durgunluğu neye bağlıyorsunuz?

Birçok sebebi var. Birincisi genel ekonomik ortam çok elverişli görünmüyor. İkincisi de şirketlerin halka arzı vakit alan bir süreç. Biz de bu arada son dönemde gerçekten şirketlerimizi doğru yönlendirmeye çok önem veriyoruz. Dolayısıyla bu sürecin her aşamasının sağlıklı bir şekilde tamamlanması bizce kısa dönemde birçok şirketin halka arz edilmesinden daha önemli. Bu tabi ki belki bir gecikmeye sebep olabilir ama sonuçta ortaya çıkan netice herkes açısından daha tatmin edici olacak.


Ekonomi

‘Ticaret yapıyoruz milliyetçilik değil’ TACCI Başkanlığı’na seçilir seçilmez Ermeni asıllı olması nedeniyle eleştirilere neden olan Aret Taşçıyan, ticaret yaptıklarına dikkat çekerek, “Hepimiz Türkiyeliyiz. Amaç iki ülke arasında ticareti geliştirmek” dedi DİLEK ESKİ BEZİRKAN

“Başbakanımız geniş bakıyor”

NEW YORK-POSTA212

M

erkezi New York’ta bulunan ve Türk işadamlarını çatısı altında bulunduran Türk Amerikan Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TACCI) başkanlığına seçilen Ermeni Asıllı Türk vatandaşı Aret Taşçıyan, koltuğa daha oturmadan sosyal medyada Ermeni asıllı olması nedeniyle eleştirilere neden oldu. POSTA212’ye seçilme sürecini anlatan ve eleştirilere yanıt veren Taşçıyan, bu tür eleştirileri haksız bulduğunu belirterek, “Biz ticaret yapıyoruz, miliiyetçilik değil. Hepimiz Türkiyeli’yiz. Burası ticaret odası, ne asıllı olduğuna bakmıyoruz. Amacımız iki ülke arasındaki ticareti geliştirmek” dedi.

“BAŞKANLIK SÜRPRİZ OLDU” Başkanlık için seçim öncesi herhangi bir niyetinin olmadığını kaydeden Taşçıyan, New York’ta avukatlık yapan oda üyelerinden Sevil Özışık’ın seçim günü kendisini aday gösterdiğini söyledi. Taşçıyan, “Bir yerde sürpriz de oldu diyebilirim. Beklemiyordum. Yönetim kurulundan Sayın Sevil Özışık beni aday gösterdi. Yönetim kurulu o anda seçiyor başkan adaylarını. Celal Bey de (eski başkan) Ali Koçak’ı aday gösterdi. Gayet dostane bir seçim oldu. B12’ye 7 oyla sağolsunlar beni seçtiler” diye konuştu. “BENİ LAYIK GÖRDÜLER” Deniz taşımacılığı ve tekne sigortası brokerliği yapan, aynı za-

Aret Taşçıyan

manda sektörün önemli firmaları arasında yer alan OMNİ Ltd’nin Amerika temsilciliğini yapan Taşçıyan, hem Türkiye’de hem de Amerika’da denzicilik konusunda büyük emeklerinin olduğunu ifade etti. Amerika’da 24 yıldır yaşadığını, ancak Türkiye’de daha önce 30 yıl deniz filolalarının yüzde 6070’nin sigorta işlemlerini yaptığını kaydeden Taciyan, şunları söyledi: “Türkiye’de devletle birlikte ilk deniz sigorta şirketini kurdum ve yönetim kurulu başkanlığını yaptım. Arkadaşlar Türkiye’deki ilişkilerimi göz önüne alarak beni layık gördüler. Görev reddedilmez. Ekip olarak elimizden geleni yapacağız. Amerika’da 24 yıldır yaşıyorum. Türkiye’deki iş kolumu burda

Çukurova’ya Amerika’dan sevindirici haber New York 2. Temyiz Mahkemesi, Çukurova Holding’in ABD’deki malvarlıklarının dondurulması kararını bozdu NEW YORK-POSTA212

K

ararın ardından Çukurova Holding’in Türkcell hisselerini yeniden geri alma yolu açılmış oldu. Karardan sonra Çukurova Holding, 60 gün içerisinde Turkcell’in kontrolünü sağlayacak ihtilaflı hisseleri yeniden satın alabilecek. Mahkeme, İsviçre Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin hükme bağladığı Çukurova Holding’in Turkcell’in satışıyla ilgili İsveç telekom operatörü TeliaSonera’ya 932 milyon dolarlık tazminatın ABD’deki malvarlıklarının dondurulması yoluyla ödenmesi kararını bozdu. Yabancı yatırımlarla ilgili anlaşmazlıklara bakan Cenevre merkezli İsviçre Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Turkcell’in 2005 yılında TeliaSonera’ya satışı sonrası hisse devrinin yapılmaması üzerine başlayan süreçte Çukurova Holding’in İsveç firmasına 932 milyon dolar tazminat ödemesini hükme

TACCI Başkanı Aret Taşçıyan, 1915 olaylarının 100’uncu yıldönümüne 1 yıl kala Ermeniler’e taziye dileklerini ileten Başbakan Erdoğan ile ilgili açıklamada bulundu. Taşçıyan, konuyla ilgili “Başbakanımızdır, doğrusunu söyler. Başbakanımız bu olaylara daha geniş açıdan bakıyor” değerlendirmesini yaptı. Taşçıyan, başkan seçilmesinde Cemaat’in etkili olduğu yönündeki iddiaların da gerçek dışı olduğunu söyledi.

bağlamıştı. İsviçre Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin verdiği karara dayanarak alacaklarını tahsil etmeye çalışan TeliaSonera’nın başvurusu üzerine geçen yıl, alt mahkeme konumundaki ABD Yerel Mahkemesi, tahkim makamının tayin ettiği tazminat ödeninceye kadar Çukurova Holding’in malvarlığını dondurma kararı almıştı. New York 2. Temyiz Mahkemesi, Teliasonera’nın talebini Çukurova Holding’in ABD’de kayda değer bir mal varlığının bulunmaması gerekçesiyle alt mahkemenin kararını bozarak reddetti. New York 2. Temyiz Mahkemesi’nin bugün aldığı kararla Turkcell’in ortakları arasında bir süredir yaşanan hisse anlaşmazlığının, Çukurova Holding’in malvarlıklarının dondurulmasını ve söz konusu tazminatın ülke içerisindeki kaynaklar kullanılarak ödenmesini içeren ABD bölümü sona ermiş oldu.

da sürdürüyorum. Türkiye’de Deniz Ticaret Odası’nın kuruluşunda büyük emeklerim geçmiştir. Uluslarararası denizclik alanında Türkiye’yi temsil etmiştim. Türkiye’de yaşarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde deniz sigortası alanında yüksek lisans bölümünde ders vermiştim. “

“ÜYE SAYISINI KATLAYACAĞIZ” Yeni yönetim olarak iki ülke arasındaki ticareti geliştirmeyi hedeflediklerini dile getiren Taşçıyan, özellikle 50-60 gibi yetersiz olan oda üye sayısının katlanarak artırılmasını amaçladıklarını dile getirdi. Taciyan, hedeflerle ilgili şunları anlattı: “Tüm imkanlarımızı kullanacağız. Amerika’da etkin bir orga-

nizyon yapar hale gelinmesi için elimizden geleni yapacağız. Türk işadamlarının Amerika’daki ilişkilerini geliştirmek ve perçinleştirmek, iki ülke ticari ilişkilerini daha da geliştirmek, bu konuda çalışmalarımızı artıracağız. Üye yapısını güçlendirmeyi hedefliyoruz. Şu anda sanırım toplam üye sayımız 50-60 arasında. Böyle bir oda için çok düşük tabii. Bu sayıyı misli misli artırmak. Amerika’da çok değerli Türk işletmeler var. Dolayısıyla üye sayısının artacağına inanıyorum. Aynı zamanda hedeflerimizi gerçekleştireceğimize inanıyorum. Çünkü ekibimiz çok iyi ve çok heyecanlı. “

“TACCI’DE SİYASET OLMAZ” Sosyal medyada Ermeni asıl-

lı olması nedeniyle eleştirilere neden olan Taşçıyan, “Türk Türk’tür. Ermeni ya da başka bir asıllı nasıl oluyor, ben de anlamıyorum. Bu tür eleştirilerin nedenini onlara sormak lazım. Onlar da zamanla anlayacaklar ve eleştirilerinden vazgeçecekler. Aynı çatı altında toplanacaklar” dedi. TACCI’nın ticaret ve sanayi odası olduğunu hatırlatan Taşçıyan, “Tek amaçımız iki ülke ticaretini gelişirmek. O şu asıllı, bu şu asıllı. Onlar bizi ilgilendirmiyor. Biz Türkiyeli’yiz, Türk’üz. Burası Türk Amerikan Ticaret Odası. Herhangi bir siyasi etkinliği olamaz, olamayacak da” diye konuştu. Basının da bu tür olaylara önem vermemesi gerektiğini kaydeden Taşçıyan, şöyle devam etti:

TİCARETE BAKALIM “Bizim amacımız iki ülke arasındaki ticari ilişkileri, iki ülke arasında ticaret yapanların ne asıllı olduklarına bakmaksızın, bugün Amerikalı diye biri var mı asıllarına bakmıyorsunuz, Türk işadamları arasında çok sayıda Ermeni asıllısı da var, Musevi asıllısı da var Amerika ile iş yapan. Bunların hepsi bizim gözümüzde Türk. Biz iki ülke arasında ticari ilişkileri geliştireceğiz. Bunun dışındaki şeylere kulak asmayın. Yönetimde Musevi asıllı olan da var. Yönetimimiz Türk Amerikan Ticaret Odası’nın Amerikan kanadı. Biz ticaret yapıyoruz, milliyetçilik yapmıyoruz. Ermeniler’den şu ana kadar herhangi bir eleştiri almadım. Şahsıma yönelik bir eleştiri almadım. Bunları artık bırakmalıyız, ticarete bakalım.”

"Zihniyet değişikliği gerekiyor" Sermaye Piyasası Uzmanı Avukat İbrahim Haselçin, POSTA212’ye orta gelir uzağı kavramını, teknolojik gelişmelerle birlikte gelen gelir eşitsizliğini, Türkiye’deki hukuksal eksiklikleri ve Türkiye’nin ekonomisinin geleceğini anlattı DOĞUCAN CÖMERT NEW YORK - POSTA212

H

aselçin, siyasi istikrarın sağlanması durumunda Türkiye ekonomisinin yüzde 3 ile 5 arasında büyüyebileceğini söyledi. Hukuk güvenliği eksikliğinden söz eden Haselçin, “Zihniyet değişikliği gerekiyor. Bu değişiklik en başta bürokratik kadrolara ve adliyeye gerekiyor” diye konuştu. İşte, Haselçin ile yaptığımız söyleşi: ■ “Orta gelir tuzağı” Türkiye’yi ne derecede etkiler? Teknolojik gelişmelerin gelir eşitsizliğini yaşatacağı kanısına katılıyor musunuz? Orta gelir tuzağı bilindiği üzere gelişmekte olan ülkelerin belli bir gelir seviyesine sıkışıp kalmalarına denmektedir. Yıllık kişi başına gelir 10-15 bin dolar bandına ulaşan ülkeler için kullanılan bu deyim Türkiye için de geçerlidir. Sanayinin payının giderek azaldığı bir ekonomiye sahibiz. Ağırlıklı olarak ithalata dayalı bir ekonomimiz var. Özellikle enerji alanında olduğu gibi dışarıya bağımlıyız. Ülke içinde de müthiş bir gelir dağılımı ve coğrafi adaletsizlik mevcut. Bu döngüyü kırmak, tuzaktan kurtulabilmek için Türkiye’nin sürekli olarak yüzde 5’in üzerinde büyüme sağlaması gerekiyor. Büyümenin de yetmeyeceği ortada, bu büyüme katma değeri yüksek bir büyüme olmalıdır. Teknolojiye dayanan, sanayide markalaşmanın öne çıkacağı ve dışarıya bağımlılığı azaltan bir ekonomik yapıya ihtiyacımız var. Bunun için de mutlaka planlama yapılması gerekiyor. Dünyadaki gelişmelere baktığımız zaman teknolojideki inanılmaz gelişme, bizim gibi orta gelir tuzağına

düşecek toplumlarla gelişmiş ülkeler arasındaki uçurumu daha da artıracak gibi görünüyor. Yapılacak işimiz fazlasıyla var. ■ Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin ekonomisi hakkında bir görüşte bulunabilir misiniz? Siyasi istikrar sağlanması koşuluyla Türkiye ekonomisinin yüzde 3-5 arasında bir büyüme sağlayabileceğini düşünüyorum. İçerde sağlanacak istikrarın yabancı sermayenin girişini artıracağını ve bunun da cari açık sorunumuzu halledeceğini düşünüyorum. Özellikle önümüzdeki dönem barış süreci ilerler ve Kürt meselesi halledilirse Türkiye ekonomisine yeni bir ivme kazandırılır. Ardından AB müzakerelerinde bir ilerleme ve İsrail barışması Türkiye için yeni fırsatlar demektir. Bariz hatalar yapılmadığı ve içerde kavgaya tutuşmadığımız sürece önümüzü iyi görüyorum.

■ Türkiye’de hukuksal anlamda başlıca gördüğünüz eksiklikler nelerdir? Türkiye’de düzenlemeler bir çok gelişmiş ülke düzenlemelerinden daha çağdaş ve daha ileri. Ancak Türkiye’nin sorunu bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde zihniyet değişikliği gerekiyor. Bu değişiklik en başta bürokratik kadrolara ve adliyeye gerekiyor. Zihniyet değişikliği olmadan hangi yasayı çıkarırsanız çıkarın faydası olmuyor. Eksiklik olarak görünen ilk husus hukuk güvenliğidir. Ardından demokratik eksikliklerin kapatılmasıdır. Ekonomik olarak da akla ilk gelen AB müktesebatına uyum yasalarının derhal yürürlüğe sokulmasıdır. Son dönemlerin popüler konusu olan finans merkezi düzenlemeleri oldukça önemlidir. Ama bu hedef için planlanan düzenlemelerde gecikmeler söz konusudur. Bu konunun da hızlanması gerekir.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Melike Ayan melikea@yahoo.com

Obama rahatlattı, Putin gerdi Kırmızılar piyasaları kapladı OBAMA piyasaları geçen hafta rahatlatmıştı. Bu hafta ise Putin ortalığı gerdi. Ukrayna sınırında Rus askerleri birikmeye başladıkça Avrupa’da ticari ilişkileri, menfaatleri, aktivitleri olan yatırımcılar gerildi. Dow Jones, P 500, Nasdaq gerildi.ABD borsaları cuma gününü ve haftayı satışla kapatıp tüm haftalık getirilerini geri verdi. AMAZON YATIRIM YAPIYOR Finansal sonuçlar, yani bilançolar da karışık gelerek cumayı kırmızı da kapattırmaya destek oldu. Endekslerde ağırlığı yüksek firmalar, mesela Amazon. com VİSA gibi firmalar satışın hızlanmasına sebep oldular. Amazon.com yüzde 9.9 düştü. İnternet firması, güçlü bir firma olmasına rağmen, giderlerini artırdığı için, operasyon zararının büyüyen giderlerden kaynaklandığını açıkladı. Apple ve Netflix gibi firmalarla boy ölçüşmeye çalışan Amazon.com depo alımından, süpermarket dağıtım işine, TV kutu satımına kadar her türlü alana el atmak için yatırım üstüne yatırım yapıp karlılığı arka plana atmış. PUTİN’İN ESERİ Visa İnç ise Dow Jones endeksinde en yüksek fiyatlı hisse olduğu için yüzde 5 düşüşü kabus oldu. Tabi bunda Putin’i de suçlamamız lazım, çünkü perşembe günü konuşan Putin, Visa ile Mastercard hisselerinin Rusya’da piyasa değerini kaybedeceğinden bahsetti, çünkü ABD yaptırımlarının şahıs ve bankalar üzerindeki blokesi en çok bu şirketleri etkilemiş. Tüm düşenlere bir gün önce çıkan hisseler de eklenince, tablo karardı. Facebook, Pandora , Ford, Baidu, Whirlpool bir gün önce pozitif performans göstermelerine rağmen cumayı ve haftayı ekside kapattı. İŞSİZLİĞİN DÜŞMESİ BEKLENİYOR Haftayı Ukrayna krizi ile bitiren borsalar, volatilite ve belirsizliğin üst düzeye çıktığı bir yerden haftaya nasıl başlayacaklar? Öncelikle haftaya ekonomi veri akışı açısından yoğun gireceğiz. FED’in faiz kararı duyurusundan, tarım dışı istihdama ve imalata kadar birçok sektörden haberler alacağız. Beklentiler, tarım dışı istihdamın 192 binlerden 210 binlere kadar çıkması. Ortalama çalışma ücretinde değişiklik beklenmiyor. İşsizliğin ise yüzde 6.7 den yüzde 6.6’ya düşmesi bekleniyor. DURUM DAHA DA KIZIŞIYOR FED, yine faiz oranlarını 0.25’lerde tutarken, tahvil alımı programını da yine 10’ar milyar dolar düşürecek, ipoteğe dayalı menkul kıymetler alımı 20 milyar dolara, hazine alımı ise 25 milyar dolara düşecek. İSM NY bölgesi imalatının ve araba satışlarının da çıkması bekleniyor. Tüm bunlar yatırımcı için stabilite ve umut demek olsa da Ukrayna krizi çözümlenmedikçe hiçbir anlama gelmiyor. G-7 liderleri Rusya’ya yeni yaptırımlar üzerinde çalıştıklarını ilan ettikçe durum daha da kızışıyor. Yaptırım mı? Yatırım mı? Haftaya cevaplanacak en önemli soru ve sorun bu olacak diyorum ve sizlere iyi, bol kazançlı barış dolu haftalar diliyorum.

Apple paraya doymuyor? Apple, iş piyasası için düzenlediği etkinlikte 2014 yılının ikinci çeyreğine ait mali rakamlarını duyurdu (NEW YORK – POSTA212) Her ürettiği teknolojik aletle adından sıkça söz ettiren ve servetine servet katan Apple, her mali çeyreğin sonunda geçmiş dönemi değerlendirmek üzere bir etkinlik düzenliyor. Geçtiğimiz günlerde sonuncusunu düzenlediği etkinlikte, yatırımcılarını sevindirecek bir açıklama yapan Apple, bu çeyrekte geçtiğimiz çeyreğe göre yüzde 15’lik bir artış olduğunu bildirdi. Şirketin başkanı Tim Cook “Bu çeyreğin verilerinden çok gurur duyuyoruz. Özellikle büyük Iphone satışları servislerimizden elde ettiğimiz kârlardaki rekorlar çok sevindirici” dedi. 2014 yılı ikinci çeyreğinde 45.6 milyar dolar gelir elde ettiğini açıklayan Apple, 10,2 milyar dolarlık net kâr ile hisse başı 11.62 dolar fiyat bildiriminde bulundu. Yatırımcısını oldukça sevindiren bu rakamların, ayrıca Wall Street Journal’ın tahminlerinin de üzerine çıkmış olması dikkat çekti.


Gündem

30 Nisan 2014 Çarşamba

MUHALEFET AYNI SENARYOYA BAĞLI KALIRSA SEÇMEN YİNE CEZALANDIRIR Ahmet buğdaycı ahmetbugdayci@posta212.com

YENİ “KAPİTAL” NEO-LİBERAL SİSTEMİ MAHKUM EDİYOR TÜRKIYE seçim sonrası kendi sorunlarına kapanırken, ufuk açıcı bir “fikir” üretmekten uzak kısır siyasetiyle de dünyanın gündeminden kopuyor. Oysa bu aralar, Batı’da neo-liberal küresel sistemin temel meselelerinden gelir eşitsizliğiyle ilgili, sağın argümanlarını çürüten çok önemli bir kırılma yaşanıyor. Bugüne kadar daha çok akademik çevrelerin ilgi gösterdiği bu konu, Fransız ekonomist Thomas Piketty’nin “Yirmibirinci Yüzyılda Kapital” adlı “best-seller” olan kitabıyla, yeni çağın yeni soluna da rehber olabilecek canlı bir tartışmaya dönüşüyor. İçeriği kadar ismiyle de Marx’ın Kapital’ine gönderme yapan kitap, zenginliğin bir avuç insanın elinde toplanmasına neden olan dinamikleri deşerek çok net bir küresel sistem tahlili yapıyor. Hatta ünlü ekonomist Paul Krugman, kitabı, Amerikan oligarklarının tüm tezlerinin kesin bir dille geçersizleştiği, sağın artık fikir mücadelesini kaybettiği bir dönemin başlangıcı olarak tanımlıyor. Gerçekten de bazı muhafazakarlar, kitabın entelektüel sınıf arasında hızla yayılacağı ve gelecekteki tüm politika savaşlarının sosyopolitik iklimini şekillendireceği uyarısında bulunuyor. 20 ülkeyi kapsayan, üç yüzyıllık tarihsel bir süreci ele alan kitabın en büyük ayrıcalığı ise, gelir ve zenginliğin evrimi üzerine bugüne kadarki en geniş veritabanına sahip bir araştırma projesinin ürünü olması.

GELİR EŞİTSİZLİĞİ 19. YÜZYILDAKİ SEVİYESİNE ERİŞTİ

Gelir eşitsizliği, İkinci Dünya Savaşı ile 1980 arasında ciddi bir düzelme yaşadıktan sonra, 90’larla birlikte küreselleşme rüzgarını arkasına alarak 19. Yüzyıl’daki zirvesine tekrar ulaştı. Dünyanın en zengin 85 insanının -110 trilyon dolar olarak hesaplanan servetleriyle- dünya nüfusunun en yoksul 3 milyar insanından daha fazla servete sahip olması bu sert tabloyu yeterince anlatıyor. Bu da küresel zenginliğin ya da servetin ikiye bölündüğünü, bunun yaklaşık yarısının en zengin yüzde 1’e, geri kalanın da yüzde 99’a dağıldığını açıklıyor. Diğer yandan aşırı ekonomik eşitsizlikle siyasi egemenlik de çoğunlukla birbiriyle paralel gidiyor. Bir başka deyişle politik kurumlar denetlenmediği zaman sistem temelden çürümeye başlıyor ve hükümetler ortalama vatandaşın zararına olarak, ezici bir şekilde ekonomik elitlerin çıkarlarına hizmet etmeye başlıyor; böylece ekonomik eşitsizlik daha da körükleniyor. Ekonomik kaynakların bir avuç zenginin elinde bu inanılmaz konsantrasyonu, doğal olarak dünya ulusları için çok ciddi bir tehlike. Toplum olarak daha ileri gitmek yerine, insanlar giderek daha fazla ekonomik ve sosyal güçler tarafından bölünüyor, bu da kaçınılmaz olarak sosyal tansiyonu yükseltiyor ve toplumsal çöküş riskini artırıyor. Ekonomik söylemi belirleyen büyüme oranları da asıl gerçeği gizliyor. Örneğin ABD’de 2009’dan bu yana görülen ekonomik büyümenin yüzde 95’i en zengin yüzde 1’e yararken, toplumun en alttaki yüzde 90’nı tam tersine daha da yoksullaşmış. Uzun dönemde eşitsizliği attıran en önemli güç ise, borsa, tahvil ve diğer finansal araçların getirisinin reel ekonomik büyüme oranının çok üstüne çıkması. Kitleler yaşamak için gelirlerini harcarken, en zenginler tam aksine harcamıyor, tasarruflarını kağıt ve türevlerine aktarıyor. Bu durumda da, orta ve alt gelir dilimlerinin aleyhine olarak, ulusal servetin aslan payı bu kesime transfer oluyor.

Erdoğan ilk turda seçilir

Başbakan’a yakın stratejistlerden ANAR Araştırma Şirketi Genel Müdürü Dr. İbrahim Uslu,

ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin öngörülerde bulundu NEW YORK - POSTA212

3

0 Mart yerel seçimler öncesi yaptığı açıklamalar ve anketlerle gündemde olan ve resmi olmayan sonuçları da en yakın tahmin eden Uslu, Başbakan Erdoğan’ın Köşk adayı olması halinde ilk turda cumhurbaşkanlığı seçimlerinin biteceğini savundu. Muhalefetin yerel seçimlerde izlediği senaryoya bağlı kalması halinde seçmenin Köşk seçimlerinde de muhalefeti cezalandıracağını öne süren Uslu, yerel seçimler öncesi yaşanan AKP- Cemaat kavgasının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gündeme geleceğini, ancak en fazla yerel seçimlerde olduğu kadar bir başarı elde edebileceklerine inandığını savundu. Uslu, POSTA212’nin yerel ve Köşk seçimleri ile iktidar ve muhalefet partilerin izleyecekleri stratejilerine ilişkin sorularını şöyle yanıtladı: ■ 30 Mart yerel seçim sonuçlarını iktidar ve muhalefet açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? AK Parti 2009 yerel seçimleri ile karşılaştırıldığında oylarını belirgin şekilde artırmıştır. Kazandığı 45,5’lik seçmen desteği 1980 sonrası yapılan yerel seçimler için bir rekorudur. 2009’da 45 olan il sayısını 48’e çıkarmıştır. Ülkenin neredeyse tamamında yarışın içinde olarak ve kaybettiği yerlerde bile önemli oy potansiyeli ile seçimi tamamlamıştır.

CHP OYLARINI ARTIRDI

CHP 2009 ile karşılaştırıldığında oylarını arttırmıştır. 2009 yerel seçimlerinde 23,1’lik bir desteğe sahip olan CHP bugün 27,8’lik bir noktaya ulaşmıştır. Ancak bu oy artışında özellikle bazı büyükşehirlerde, büyükşehir belediye başkanlığı yarısında CHP lehine eriyen MHP oylarının varlığı dikkat çekici bir noktadır. MHP 2009’a nispetle küçük de olsa bir oy kaybı yaşamıştır. 2009’da 16,1 olan oy oranı bugün 15,2’dir. BDP ise 2009’a nispetle oyunu küçük de olsa arttırmış ve yüzde 6’nin üzerine çıkmıştır. BDP bu performansı ile bir bölge partisi olma hüviyetini devam ettirirken AK Parti ile birlikte kazandığı il sayısını arttıran iki partiden biridir.

SEÇİM SONRASI TARTIŞMALAR

Piketty, yakın gelecekte de dünya ekonomisinin sermayenin geri dönüş oranından daha düşük oranda büyüyeceğini şu şekilde savunuyor: “Nüfus artışının yavaşlaması nedeniyle küresel büyüme yüzde 1.5 civarında kalacakken, sermayenin getirisi yüzde 4-5’lerde seyretmeye devam edecek. Karl Marx’ın inandığının tersine, yakın gelecekte sermayenin getirisinin düşeceğine dair bir işaret yok. Forbes’ın global milyarderler listesine göre, 1987-2013 arasında en zenginlerin serveti dünya gelir düzeyi ve kişi başına düşen gelirden üç kattan daha fazla artış gösterdi. Servet konsantrasyonu muhtemelen ancak çok daha yüksek bir seviyede istikrar kazancak.”

■ Seçim sonrası tartışmaların (özellike oy sayımında) bugüne kadar yapılan seçimlerden daha çok olmasını neye bağlıyorsunuz? Neden hala tartışmalar sürüyor? Bunun birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum. Bunlardan ilki birçok kentte seçimin bir başkanlık yarışı gibi iki partili bir şekle bürünmüş olması. AK Parti karşısında ya bölgeye göre değişen bir parti ya da resmi olmasa da seçim ittifakı yapan partiler vardı. Bu gelişme birçok kentte oyların birbirine çok yakın çıkmasına neden oldu. Bir başka neden ise 17 Aralık hadiselerinden sonra bilimsel birçok araştırma ortada iken muhalefet tarafından yükseltilen beklentiler oldu. Özellikle Ankara ve İstanbul örneklerinde bunu gördük. Özellikle Ankara’da beşinci kez seçime girmiş, partisi de 17 Aralık hadisesi nedeni ile büyük bir saldırı altında olan bir adaya karşı hem de rekor bir oy aldıktan sonra kaybetmiş olmak, hazmedilmesi zor bir durumdur. Tabi ben burada “hala bu partiye nasıl oy verebilirler” şaşkınlığını da görüyorum.

NEO-LİBERAL ARGÜMANIN ÇÖKÜŞÜ

SORUN İPTAL EDİLEN OYLAR

EŞİTSİZLİK DEVAM EDECEK

Neo-liberal düzeni savunan ekonomistler, gelir eşitsizliğinin girişimcileri risk almaya motive ettiğini, dolayısıyla yeni ürünler, teknolojiler yaratarak iş alanları açtığını, ekonomik büyümeye gaz verdiğini ileri sürer. Piketty, bunun 1980’e kadar bir ölçüde doğru olduğunu, daha sonra reel büyümenin sermaye araçlarının getirisinin çok gerisinde kalmasıyla bu argümanın artık geçersizleştiğini belirtiyor: “Eşitsizlik bir seviye kadar arzu edilebilir, ama bu seviyenin ötesinde ekonomiye zarar vermekten başka bir şeye yaramaz.” En tepedekilerin yüksek oranda vergilenmesi gibi çözümlerin politik gücü yönlendiren servet sahiplerince engellediği düşünüldüğünde, demokratik sistemlerin artan gelir eşitsizliğine bir çözüm getirip getiremeyeceği kaygılandırıcı bir soru olarak karşımıza dikiliyor. Piketty, 20 yüzyılın başlarında, eşitsizliğin aşırı yükselmesinin kanlı savaşlar dönemiyle durdurulabildiğini ve barışçıl bir çözüm bulunmazsa küreselleşmeye karşı bir dalganın oluşabileceği uyarısını yapıyor. Bu tartışmadan, OECD ülkeleri arasında en keskin gelir eşitsizliğine sahip ülkelerden Türkiye’ye çıkan ders ise, bu eğilimi yavaşlatıcı bir enstrüman olarak kişisel eğitim ve beceri düzeyine bir yatırım atağının bir an önce başlatılması.

ABONE OLMAK İÇİN...

abone@posta212.com

lan AK Parti içinde bir kırılma ya da başbakan ve cumhurbaşkanı arasındaki gerilim gibi konular bu partilerin umutlarını taze tutmalarına ve beklemelerine neden olmakta. Tabi bu ataleti biraz da muhalefet partilerinin cumhurbaşkanlığını kazanabileceklerine ilişkin umutlarının az olması ile izah etmek mümkün.

DİLEK ESKİ BEZİRKAN

Bir başkası ve bence bu itirazların en önemli sebebi olan konu ise iptal edilen oylardır. Kazananı ya da kaybedeni çok küçük rakamların belirlediği bir durumda iptal oyları çok önemli bir hal almıştır. 52 milyon kayıtlı seçmenin 47 milyonu yani neredeyse yüzde 90’ı sandık başına gitmiştir. Bu Türk demokrasisi adına ve seçmenin hangi partiden olduğuna bakmaksızın sandığa duyduğu güveni göstermesi nedeni ile son derece önemlidir. Ancak kullanılan oyların neredeyse 1,7 milyonu geçersiz sayılmıştır. Bu oran neredeyse yüzde 4’lük bir oya tekabül etmektedir. Bu oran son derece yüksektir. İptal edilen oylar, seçim yarışının kıran kırana geçtiği Ağrı, Yalova, Kastamonu, Zonguldak gibi illerde ve birçok ilçede kazananı değiştirecek bir büyüklüğe sahiptir. Bu illere Ankara, Antalya ve Adana gibi büyük kentleri eklemek de mümkündür. ■ Seçim öncesi yaptığınız anketlerde AKP'nin alacağı oy oranını en iyi bilenler arasında yer aldınız. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sadece biz değil işini ciddiyet ile yapan başka araştırma şirketlerinin de benzer tahminleri kamuoyu ile paylaştığını biliyoruz. Bir araştırma şirketi bir tahminde bulunduğunda gördüğümüz şey araştırma şirketinin nihai ürünüdür. Oysa bu ürün ortaya çıkana ka-

“KÜRTLER DESTEKLEMEZ”

Dr. İbrahim Uslu

dar yaptığınız işin Türkiye’yi yansıtabilmesi için almanız gereken onlarca önlem ve araştırma daha bir masa başı çalışması iken başlayıp devam etmeniz gereken farklı birçok denetim var. Bunlara riayet ettiğiniz sürece kötü niyetli değilseniz ya da başka amaçlarınız yoksa iyi tahminler yakalayabilirsiniz. Bunların yanı sıra uzun yıllar düzenli bir biçimde seçmen davranışını izliyor olmak da bizim açımızdan önemli bir avantaj.

“AK PARTİ 13 YILLIK MÜŞTERİMİZ”

■ "Başbakan'a yakın stratejistlerden" şeklinde anılmanızın yaptığınız çalışmaların objektifliğini gölgelediğini ya da olumlu etki ettiğini düşünüyor musunuz? Ben araştırmacının veya gazetecilik yahut akademisyenlik gibi çeşitli mesleklerle uğraşanların tarafsız olmaları gerektiğini düşünmeyenlerdenim. Fikir veya araştırma işi yapanların tam tersine bir tarafı olması gerekir. Ayrıca, taraf olmak kaçınılmaz olarak objektifliği rafa kaldırır diye bir sonuca da ulaşamayız. Bizim alanda kalıcı olmak isteyen hiçbir kurum objektiflik prensibini göz ardı edemez. Ederse de itibar ve güven kaybına, netice de iş kayıplarına uğrar. Ayrıca herhangi bir sektördeki müşterisine hizmet veren tüm araştırma şirketleri kaçınılmaz olarak müşterilerine “yakın”dir. Müşterinize yakın olmadan nasıl hizmet sunabilirsiniz ki? Bir firmaya “hizmet sunduğun müşterinden uzak ol” diyebilecek tek bir profesyonel var mıdır acaba? AK Parti bizim 13 yıllık müşterimiz ve bundan büyük bir onur duyuyoruz. Eğer müşterimizin yakınlığını ve güvenini kazanmayı başarmışsak bu bizim için sadece mutluluk vesilesi olur. Ayrıca bu kanatım sadece AK Parti için değil, diğer tüm müşterilerimiz için de geçerlidir. ■ 30 Mart seçim sonuçlarının cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl şekillendireceğini düşünüyorsunuz? Seçim sonuçları belki de en çok, iktidar partisinin birçok badireye rağmen kendi sosyolojik tabanı ile kurduğu ilişkinin hala sahici bir ilişki olduğunu göstermekte. CHP içinde bazı gelişmeler görünse de bu sosyolojik tabana yaklaşabilen ve AK Parti kadar sahici bir ilişki kurabilen bir siyasi yapının yokluğu, seçmeni iktidar partisi etrafında toplanmaya itmektedir. AK Parti seçmeni büyük oranda 17 Aralık ope-

rasyonu ile başlayan şantaj ve tehdit ile siyaseti dizayn etme çabalarına prim vermemiş ve partisini desteklemeye devam etmiştir. Aynı tepkinin cumhurbaşkanlığı seçimine sirayet edeceği açıktır. AK Parti 20 milyon seçmen barajını aşmakta. CHP ve MHP’nin toplam oyları ise ancak 19 milyona ulaşabilmekte. Bu şartlar altında muhalefet partileri bir kez daha yerel seçimlerdeki senaryoya sadık kalırlarsa seçmen tarafından yine cezalandırılacak. Hele Sayın Başbakan’ın adaylığı söz konusu olursa 30 Mart sonuçları cumhurbaşkanlığı yarısının ilk turda biteceğini göstermektedir.

“GENEL BAŞKAN SORUSU YOKTU”

■ Köşk adaylığına ilişkin senaryolar konuşuluyor. Bu senaryolara ilişkin değerlendirmeniz nedir? Sayın Başbakan’ın bu güne kadar açık bir şekilde cumhurbaşkanlığına aday olduğunu ifade etmediğini biliyorum. Bu biraz da bizim yani seçmenlerin yakıştırması. Pek tabii ki eğer Sn. Başbakan cumhurbaşkanlığına aday olursa diğer alternatifler ne olursa olsun kazanacaktır. Ama Sayın Cumhurbaşkanı geçen hafta yaptığı açıklama ile siyasete geri dönmeye pek sıcak bakmadığını açık biçimde dile getirdi. Bu nedenle Gül-Erdoğan arasında bir mevki değişimi senaryosu şu an için en güçlü senaryo değil. Ayrıca kimin AK Parti’nin başına geçeceği konusunda henüz hiçbir ipucu yok. Ayrıca geçen hafta AK Parti içinde yapılan istişare toplantılarında cumhurbaşkanı adayı konusunda partililerin tercihleri alınırken, kimin Genel Başkan ve Başbakan olmasını istediklerinin sorulmadığını da dikkatlerinize sunmak isterim.

“MUHALEFET ATALET İÇİNDE”

■ Muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir strateji izleyeceğini öngörüyorsunuz? Her partinin kendisi ve siyasi tarihi için en iyi adayı bulabilme hassasiyeti içinde olacağını düşünüyorum. Çünkü cumhurbaşkanını halkın seçecek olması özellikle ilk turda alınan oyların partilerin arkalarındaki halk desteğini göstermesi açısından önemi olacak. Ancak bugün için muhalefet partilerinin aday belirleme konusunda bir atalet içinde olduğu ve özellikle Sayın Başbakan’ın hamlelerini bekledikleri çok açık biçimde görülmekte. Ayrıca muhalefet tarafından umu-

■ CHP ve MHP'nin ortak aday çıkarma ihtimaline ilişkin değerlendirmeniz nedir? Her zaman zikrettiğim bir siyasi realite var, seçim sonuçlarını belirleyen şey varsayımlar, temenniler veya senaryolar değil, matematik. CHP-MHP arasında bir seçim ittifakı olası görünse bile BDP’nin de katılımıyla üçlü bir ittifakın gerçekleşmesi en az mümkün olan olasılıktır. Bu durumda her iki partinin toplam oy oranının 2002’den bu yana yapılan seçimlerde en fazla yüzde 42 olduğunu bu koalisyonun 2010 referandumunda da yine bu orana ulaşabildiğini hatırlatmak isterim. Dolayısıyla iki parti ittifak yapsa bile cumhurbaşkanını seçecek oy oranına ulaşamayacak. Zannederim, Kürtlerin ikinci turda bile olsa, CHP-MHP koalisyonunun adayını destekleyebileceğini söyleyecek bir analist de yoktur.

“İKTİDARIN ACELESİ YOK”

■ İktidar partisi, cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin nasıl bir süreç izleyecek? Özellikle mayıs ayında iktidarın Köşk adayını açıklayacağı konuşuluyor. Bu kararı erken veya geç açıklamasının AK Parti açısından sağlayacağı herhangi bir avantaj olmadığı gibi neden olacağı dezavantajlar da yok. Dolayısıyla açıklamanın timing’i strateji konusu olabilecek bir kritik karar değildir. Bunu gerçekten belirlediklerinde açıklayacaklar. Ama adayı belirlemek için aceleleri olmadığını da vurgulamak gerekir.

CEMAAT KALDIĞI YERDEN DEVAM

■ Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 30 Mart seçimleri öncesinde olduğu gibi AKP- Cemaat tartışmaları yeniden gündeme gelebilir mi? Cemaatin cumhurbaşkanlığı seçimlerine etki edeceğini düşünüyor musunuz? 2012’deki MİT’e yönelik saldırıdan bu yana yaptıkları, Gülen Hareketi’nin akıldan çok “vehim” ile hareket eden bir örgüt olduğunu bize göstermekte. Seçim sonrasında Gülen Hareketi’nin içine düştüğü durum tam bir trajedidir, kendileri açısından ise büyük bir hayal kırıklığı. Tüm yayın organları, yazarları ve düşünürleri ile öncelikle AK Parti seçmenine hücum etmiş olsalar da AK Parti seçmeni kendilerine çok büyük oranda itibar etmemiştir. Bu hayal kırıklığının bir adım ötesi, halkı kendilerini anlamamak ile itham etmek ve siyasi analizleri “Hassolar, Memmolar oy verirse, bu olur” düzeyine indirmektedir. Seçim öncesinde muhalefet ile kurduğu yakın ilişki, bu düzeyin Gülen Hareketi için çok da uzak olmadığını göstermektedir. Ancak Gülen Hareketi adına hareket eden stratejik aklın bu seçimde yaşanan tüm olayları yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimine taşımaları olası bir durumdur. Dolayısıyla ben 30 Mart’ta toplumun kendilerine verdiği mesajı algılayamayacaklarını ve sanki bu toplum tepkisi yokmuş gibi davranarak, kaldıkları yerden AK Parti ile mücadeleye devam edeceklerini zannediyorum. Ama siyasette önemli olan mücadele etmek değil, sonuçlar üzerinde etkili olabilmek. Sonuçlarını düşünmeden böyle bir mücadeleyi sürdürmek ancak romantik ve dolayısıyla irrasyonel bir tutum olabilir. Evet Gülen Hareketi, cumhurbaşkanlığı seçimlerini istedikleri gibi şekillendirebilmek için elinden gelen çabayı gösterecektir, ama en fazla yerel seçimlerdeki kadar etkili olacak. Daha açık bir ifadeyle bu kez de cumhurbaşkanlığı konusunda hayal kırıklığı yaşayacaklar. ■ Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilk kez bu yıl katılacak olan Amerika'daki Türk seçmenlerin nasıl etki edeceğini düşünüyorsunuz? Yurtdışı seçmenlerin sayısı 2.7 milyon ve bunun 86 bini ABD’de yaşıyor. Yani yurtdışındaki seçmenler sayısal olarak çok kritik bir pozisyonda değiller, ama onların oy kullanabiliyor olmaları devlet anlayışımızın ve demokrasimizin ulaştığı noktayı göstermesi açısından bence çok değerli. Devletin yurtdışında yaşayan vatandaşlarının yönetime katılma ve seçme hakkını teslim etmesi önemli bir aşamadır. Ama Türkiye’deki demokratikleşme süreci, yurtdışında yaşayan vatandaşların bulundukları yerden seçilme haklarını da kullanabildikleri zaman ancak tatmin edici bir düzeye ulaşmış olacak. Ülke dışında yaşayan yurttaşlarımızın memlekette yaşanan kısır mücadelelerin parçası olmak yerine, seçilme haklarını özgürce kullanabilmelerini sağlayacak reformların yapılmasını sağlamak üzere çalışmalar yapmalarının daha doğru olacağını düşünüyorum.


Güncel

30 Nisan 2013 Çarşamba

Köşk’de veda hazırlığı yok Cumhurbaşkanı Gül, “Gelecekle ilgili siyaset planım yok” derken, Başbakan Erdoğan “ters köşe olabilirsiniz” dedi. Ancak, AKP’nin tüm senaryolarında hala Gül de var. Ve Gül bavul toplamaya hala başlamadı ve eşi Hayrünisa Gül’ün, Çankaya Köşkü’nden ayrılmaya yönelik hazırlıkları olmadığını belirtirken, “Hala Erdoğan’ın kararı bekleniyor” dedi.

DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

K

öşk’e çıkmak istediği bilinen Başbakan Tayyip Erdoğan hala nihai kararını vermedi. Erdoğan, adaylığını parti içinde anket ve toplantılarla değerlendirirken, son Bakanlar Kurulu toplantısında da Köşk konusu açmadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, Köşk’e veda hazırlığında değil. Gül’ün “Bugünkü şartlarda gelecekle ilgili siyaset planım yok” açıklamasını Posta 212’ye değerlendiren yakın bir çalışma arkadaşı, “Açıklamanın gösterdiği artık biz de Köşk’e veda edeceğiz” dedi. “Veda için hazırlıklara başlandı mı” sorusuna ise aynı yetkili, “Böyle bir şey yapmadık. Bunları da oturup çalışmamız lazım ama bu yönde bir talimat henüz yok” bilgisini verdi. Bir başka Köşk kaynağı da Gül’ün

NİHAİ KARAR YOK Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı konusunu son Bakanlar Kurulu toplantısında da açmaması, kabine arkadaşları tarafından da ‘nihai karar yok’ diye yorumlandı. Söz konusu bakan, nihai kararın Bakanlar Kurulu’nda da tartışılmadan açıklanmayacağı görüşünde. AKP içerisinde bir grup, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeniden Cumhurbaşkanı olmasına kesin dille karşı çıkarken, diğer gruba göre ‘Gülsüz senaryo’ mümkün değil. AKP’deki, Gül ve Arınç ekibinin tamamen tasfiye olmasının beklenmediğine işaret eden kaynaklar, Gül’ün açıklamasındaki “Bugünkü şartlar” ifadesinin kısa sürede “yeni şartlar” diye değişebileceğine işaret etti.

THY’den bilinçaltı seferleri

Kabinenin etkili isimlerinden biri adının açıklanmaması koşuluyla Posta 212’ye yaptığı değerlendirmede görülen ilk olasılığın Erdoğan’ın, “Toplum beni istiyor” diyerek Köşk’e çıkması olduğunu belirtirken, Gül’ün Başbakan olacağı Putin-Medvedev formülünün de hala masada olduğunu savundu. Bakan ‘ters köşe’ olasılıklarını şöyle sıraladı: ■ Erdoğan bir kez daha ‘feragat’ ettiğini belirtip, Partim böyle istiyor diyebilir. Başbakan kalabilir ve Gül yeniden Cumhurbaşkanlığı’na aday olur. Bu değerlendirmede, AKP’deki “Kukla Başbakan istemiyoruz” mesajlarının da etkili olduğu belirtildi. Bu durumda AKP’nin 3 dönem başkanlık kuralını da bozacağını belirtti. ■ Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır; Gül aday olur. 2015’teki Genel Seçimlerin ardından anayasal değişiklik yapılır ve bu defa başkanlık sistemi için seçim tekrarlanır. Erdoğan 2015 veya 2016’da başkan olur.

“Aklama telaşındalar” AKP daha önce geri çektikleri dört bakanla ilgili soruşturma önergesini yenileyerek Meclis Başkanlığı’na sundu. Bakanların fezlekeleri, Meclis TV’nin yayın yapmadığı 5 Mayıs Pazartesi günü görüşülmeye başlanacak. CHP’li Genç ve Öztürk’e göre yolsuzluk ve rüşvetle suçlanan AKP’liler ‘aklanacak’ AYSEL TAPAN POSTA212 - HABER MERKEZİ

D

ört eski bakanla ilgili daha önce verilen soruşturma önergesinde yapılan değişiklikleri değerlendiren CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, “Her şeyi gizliyorlar. İlk verdikleri önergede dört bakanın hangi suçtan yargılanması gerektikleri konusunda hiçbir şey yoktu. Sadece bu dört bakan dilekçe veriyor TBMM’ye, ‘İşte efendim bize haksızlık yapıldı bir takım ithamlarda bulundular. Bizim hakkımızda bir soruşturma komisyonu kurulsun ve bizi aklasın’ dediler. AKP’de yalnızca bunu verdi. Yani bu beyanatı esas alarak bir soruşturma önergesi verdi. Halbuki meclis iç tüzüğü 107. maddesinde diyor ki soruşturma önergesini veren kişilerin hakkında soruşturma önergesi verilen bakanın hangi suçları işlediği, hangi fiilleri yaptıkları bu fiillerin hangileri Türk ceza kanununun hangilerine aykırı olduğu ayrıca belirtilmesi lazım. gizliliğin ihlali”; Egemen Bağış hakkında “nüfuz ticareti ve rüşvet”; Erdoğan Bayraktar hakkında “nüfuz ticareti, görevi kötüye kullanma” iddialarının genel bir ifade olduğunu belirten Kamer Genç, “Bunlar genel ifadeler. Hangi kaçakçılık olayı belirtilmesi lazım. Bu soruşturma önergesi kabul edildiği zaman diyecek ki kardeşim bu genel bir ifade genel ifadeyi özel bir olaya yönlendiren bir tespit yok. Dolayısıyla beratına diyecek” dedi.

“AKP AKLANMAK İSTEYEBİLİR” CHP Mersin Milletvekili ve Adalet Komisyonu üyesi Ali Ali Rıza Öztürk

Rıza Öztürk, 4 eski bakanla ilgili daha önce verilen soruşturma önergesinde yapılan değişiklere ilişkin, “Tüm suçlardan dolayı soruşturma yürütülen parlamentodaki, komisyondaki çoğunluklarına dayanarak aklama olayına başvurabilirler. İleride aynı konuda herhangi bir meclis soruşturması açılmasını engellemeyi amaçlayabilirler yani en azından bunu tartışma konusu yapmak isteyebilirler” dedi. Bu konuda yargı içtihatları olduğunu hatırlatan Öztürk, “Yani aynı konuda başka deliller bulunursa tekrar soruşturma açılabilir aslında bu tamamen tartışma konusudur. Fakat şimdi bunlar parlamentodaki çoğunluklarına dayanarak soruşturulmuş gibi yapacaklar dolayısıyla maddi hakikatin ortaya çıkarılmasını amaçlamayacaklardır diye düşüyorum. Dolayısıyla başka bir amaçlarının olacağını düşünmüyorum” dedi. Soruşturmada ağırlığın iktidar partisinde olacağını söyleyen Öztürk, “Dolayısıyla iktidar partisi referans olarak hukuku almayacak, kendilerine verilen

talimatı alacak. Yani onlara referans o olacak. Gerçekten işlendiği iddia edilen fiilin mevcut kanunlar karşısında suç olup olmadığını da objektif olarak değerlendirme ve bunu araştırma yoluna gitmeyecekler diye düşünüyorum” diye konuştu.

Ahmet Ravalı twitter@ahmetravali

CHP’LİLERDEN FEZLEKE TEPKİSİ

BERAAT ETTİRECEKLER İlk verdikleri önergede bunların zaten hiç birisi yoktu. Bu önerge zaten göstermelik olarak AKP tarafından kabul edilecekti. CHP’nin verdiği soruşturma önergelerini de reddedecekler. Çünkü bunlar her şeyi halkın gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Ondan sonra soruşturma önergesini de kabul ettikten sonra soruşturma komisyonu kurulacak diyecek ki ‘Kardeşim soruşturma komisyonu kurduk ama burada soruşturulması istenilen herhangi bir suç yok, herhangi bir fiil yok.’ Dolayısıyla kendilerini berat edip soruşturmaya gerek görmeden geçecekler. Yani bunların bütün oyunları bu. CHP’nin verdiği soru önergesini kabul ederlerse orada bunların hangi fiilleri işledikleri, hangi rüşveti aldıkları, hangi görevleri suiistimal ettiklerine dair çok detaylı suçları var. Bunların Türk Ceza Kanunu’nun hangi maddelerine aykırı olduğu da önergelerde belirtilmiştir” dedi. Önergede, Zafer Çağlayan hakkında “Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’na muhalefet, resmi belgede sahtecilik, rüşvet”; Muammer Güler hakkında “resmi belgede sahtecilik, nüfuz ticareti, rüşvet,

Yazı İşleri

Kamer Genç

TÜRK HAVA Yolları’nın, yeni yayınladığı duygusal reklam filmi dünyanın en çok noktasına uçuş yapan havayolu şirketi olmasına vurgu yapıyor, internette izlenme rekorları kırıyor. 23 Nisan haftasına özgü hazırlanan Türk Hava Yolları’nın söz konusu reklamı, Iğdır ilinin bir köyünde 4 çocuğun THY uçağını görmesiyle başlıyor. Çocukların THY uçağı için toprak alana pist yapmasıyla THY reklamı devam ediyor. Daha sonra THY uçağının rotası çocukların çizdiği pist üzerinden devam ederek Iğdır Havalimanı’na ulaşıyor. Uçağın inmesiyle THY’nin dünyanın en çok noktasına uçma özelliğine vurgu yapılarak önceliğin Türkiye’nin her bir noktasına uçmak olduğu belirtiliyor. Buraya kadar her şey çok güzel. Çocukluk hayalleri, uzaklardaki insanların yatırım hasreti gibi bir çok olguya çocuksu vurgu yapılarak ‘damar’dan işlenmiş bir konu. Zaten reklam filminin bu denli tutmasının, beğenilmesinin nedeni de bunlar. Hele ki çocukların hazırladığı ‘ampul’lerle süslenmiş iniş pisti ve ‘fırıldak’larla bezenmiş iniş kulesi insanı ister istemez tebessüm etmeye zorluyor. Ama burada duralım. Bu kadar duygusallık yeter diyelim. Bu reklam filmine iki önemli nedenle itirazım var. İkisi de çok çok önemli nedenler. Gelin ben anlatayım kararı siz verin... Birinci itiraz nedenim... Mart ayında POSTA212’de arkadaşımız Aysel Tapan’ın hazırladığı bir araştırmaya yer vermiştik. ”Türkiye’nin ‘hava’ olan alanları” başlığı ile manşetten verdiğimiz haberin ayrıntıları çok ilginçti. Haberde, ‘Her İle Bir Havaalanı’ sloganıyla vatandaş uçamasa da milyonlarca liranın havaya nasıl uçmaya devam ettiği anlatılıyordu. Seçim meydanlarının en büyük vaatlerinden biri olan bu havaalanlarında düğünler yapıyor, fındık, biber, salça kurutuluyor ya da hayvan otlatılıyordu. Başbakan Erdoğan, “Havayolu halkın yolu olacak, vatandaş uçakla bulaşacak ve herkes uçacak” demiş, AKP hükümeti de “Her İle Bir Havaalanı” sloganından yola çıkıp mevcut havaalanı sayısını ikiye katlamıştı. Ancak, son yıllarda çoğu hâlâ atıl durumda olan ve buna rağmen yeni havaalanlarına yenileri ekleniyordu. Halkın parası, uçakların kalkmadığı ya da sadece THY’nin hafta da birkaç uçuş yaptığı havaalanları için harcanıyordu. Meşhur dokunaklı reklamımıza konu olan Iğdır havaalanı da bunlardan biriydi. Zamanın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Temmuz 2012’de Iğdır Havaalanı’nın açılışında AKP Hükümetinin göreve geldiği zaman 26 olan havalimanı sayısını Iğdır Havaalanı’yla birlikte 48’e çıkardığını söylemişti. Yıldırım ayrıca, “bölgesel havalimanı” özelliği taşıdığını söylediği Iğdır Havaalanı ile Iğdırlılar’ın hem yurtiçine hem de dünyaya hava yoluyla seyahat etme fırsatı bulacaklarını ifade ediyordu gururla. Dış hat terminali de açılan Iğdır Havaalanı’nın adı da Devlet Hava Meydanları İşletmesi tarafından Iğdır Havalimanı olarak değiştirildi. Ama ‘uluslararası’ Iğdır Havalimanı’dan 2013 yılında dış hatlarda sadece 126 (evet doğru okudunuz yüzyirmialtı) yolcu taşınınca 18 ay bile geçmeden 22 Aralık 2013 tarihinde seferler durduruldu. Iğdır sadece bunlardan biriydi. ‘Müjdeler olsun’ diyerek açılan, gururla tanıtılan ama ‘fiyasko’ ile sonlanan havaalanlarından sadece biri. Reklam filminde, biri diğerinin müşterisi durumunda olan ve birbirleriyle bağı olmayan iki kurumun yani Türk Hava Yolları ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin icraatlerinin aynı karelerde yer almasının mantığını ise anlamak mümkün değil. Art niyet aramak daha mantıklı. İkinci itiraz nedenim... Reklam filminde yukarıda saydığım nedenlerden dolayı bir bilinçaltı mesaj oluşturulmaya çalışıldığı, insanların duygularından hareketle subliminal mesaj verildiği düşüncesindeyim. Subliminal mesaj veya bilinçaltı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesaj olarak tanımlanıyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalar sonucu, en bilinçli ve defansif kişiler bile bu mesajları ilk bakışta yüzde 100 çözemiyor. Gizli bilinçaltı mesajları 1900’lardan beri insanları yönlendirmek için kullanılıyor. Bilinçaltı mesajlarından etkilenme oranı kişinin karakter yapısına ve çevre şartlarına göre değişiyor. Ve hatta içe dönük ve antisosyal kişilerde ağır depresyon ve intihara neden olabiliyor. Kadınlara yönelik ürünlerde bilinçaltını temel güdülerden biri olan seksle manipule etmek adına bolca penis, erkeklere yönelik ürünlerde ise vajina imajı kullanılıyor. Tüketici ürünü bilinç düzeyinde farkında olmadan seksle ve çekici olmakla özdeşleştiriyor. Bu durum özellikle kozmetik reklamlarında sık sık karşımıza çıkıyor. Mesela Calvin Klein Euphoria Blossom parfüm reklamında modelin yüzünün altına gizlenmiş, gülümseyen, kirli sakallı, çıplak bir adam görüyorsunuz dikkatli baktığınızda. Ya da Clinique Youth Surge krem reklamında model olarak kullanılan kaplumbağanın boynunun altına gizlenmiş bir penis. Britney Spears Hidden Fantasy parfüm reklamında ise neler neler yok ki.. At nalı, peri kızı, sol anahtarı, karnaval maskesi, kadın bacağı, portföy çanta ve bolca penis. Burberry erkek parfümünde fotoğrafın nesnesi konumundaki parfüm şişesinin içine gizlenmiş bir vajina, Givenchy Absolutely Irresistible’da ünlü model Liv Tyler’ın tül etekleri arasına gizlenmiş penis. La Prairie Skin Caviar gençleştirici elmaslı serum reklamında tek taş pırlanta yüzük!, koca bir kelebek, penis, genç bir kadın yüzü. TBMM’de 15 Şubat 2011 tarihinde kabul edilen 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesinin 2’inci fıkrası,”Ticarî iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz” diyor. Kanun böyle diyor da ne kadar uygulanıyor. Kim takip ediyor. Sonuç ne bilen yok. Son THY reklamı da bana göre bunlardan biri. 23 Nisan, çocuk, duygu vurgusu arasında bilinçaltından AKP propagandası yapılıyor. Reklamda bunu her ne kadar ‘ampul’lerle yapmaya çalışsalar da bende yarattığı algı biraz ters oldu. Benim beynim çocukların yaptığı uçuş kulesindeki ‘fırıldak’lara takıldı çünkü.


30 Nisan 2014 Çarşamba

İlhan Tanır @Washingtonpoint

Türkiye’nin ABD’deki İmajı Türkiye şimdilerde Amerika’dan nasıl görünüyor? Amerikan halkının gözünden bakıldığında, Türkiye son yıllarda isminin Suriye ile sürekli şekilde anıldığı bir ülke haline gelmişti. Bu da sürekli fokurdayan bir kriz, cihadçılar, çatışmalar, bombaların akla getirdiği bir imajdı. Geçen yıl haziran ayından itibaren ise Türkiye’nin Amerikan haber kanalları ile gazetelerine haber konu oluş nedeni Gezi protestoları ve bu protestolara güvenlik kuvvetlerinden yapılan sert müdahaleler ile Başbakan Erdoğan’ın bitmez-tükenmez tehdit ve ders verici konuşmaları olmuştu. Bunda hiç şüphesiz CNN ve diğer Amerikan ana haber kanallarının kimi zaman canlı diğer zamanlarda da görüntülü olarak Türkiye’yi izlemeleri etkili olmuştu. Önde gelen ABD gazetelerinin de geniş şekilde olayları izlemelerini eklemek gerekir. Başta İstanbul’da olmak üzere, Türkiye’deki çok sayıdaki ve iyi iş yapan yabancı muhabirlerin ısrarlı ve detaylara sahip şekilde yaptığı haberler de, diğer çok okunan Amerikan haber-yorum sayfalarında yer buldu. Son olarak da, özellikle Aralık 17 süreci ile yolsuzluk iddiaları ve Twitter başta olmak üzere Sosyal Medya yasakları ile ismi duyulan bir ülke oldu Türkiye. Yolsuzluk iddialarının ciddiliği ve derinliği, Başbakan başta olmak üzere ileri gelen diğer hükümet yetkililerin bu yolsuzluk ve rüşvet iddialarına muhatap olması ve yine basına yansıyan delillerin bombastik yönü, bir kez daha başta Washington olmak üzere, Batılı başkentlerin Türkiye’yi negatif, yolsuzluklarla anılan bir ülke olarak algılamasına katkı sağladı. Twitter yasağı ise başlı başına Türkiye’yi bir anda K.Kore ve İran gibi ülkelerle akla getiren bir ülke yaptı. Bir başka deyişle, Türkiye’nin adı Amerikan medyasında, son yıllarda giderek artan bir şekilde negatif gelişmelerle anılan bir ülke haline geldi. Bu negatif gelişmeleri bazen sadece Türkiye konularına ilgi duyan Washington halkaları bilir ve izlerken, Twitter yasaklaması veya Erdoğan’ın Sosyal Medya hakkında söylediği çılgınca sözler nedeniyle ortalama Amerikan vatandaşına kadar Türkiye’nin imajı aşınmaya devam etti ve ediyor. Türkiye uzmanlarının ya da politikacıların Türkiye hakkındaki izlenimleri nasıl? Bu halkalar için Ankara giderek Batı ailesinin bir ferdi değil de, idare edilmesi gereken bir müttefik gibi görünüyor şimdilerde. Adeta bir S.Arabistan veya Ürdün gibi, demokratik standartlar açısından geriye doğru yolculuğa devam eden ama ABD yönetimi ile ilişkileri zedelememek adına da beklenen ve istenen konularda bazı adımlar atmaya devam eden, halen bölgesel birçok konuda ihtiyaç duyulan bir ülke. Örneğin, geçen hafta Ermeni Anma Günü ile ilgili olarak Ankara’dan yapılan açıklama, diğer nedenler dışında Beyaz Saray ve Washington’ın da beğenisini kazanma amacı taşıdığı izlenimini verdi. Genelde ise Türkiye’nin dışarıdan görüntüsü, hem iç politikada hem de dış politikada tahmin edilemez bir müttefik haline gelmesi. Bir taraftan bölgesel konularda sürekli olarak Batılı müttefiklerine ayar veren, diğer taraftan ülke içinde artan otoriterliği ve ciddi yolsuzluk iddiaları ile boğuşan bir ülke. Bütün bunların üstüne de, komplo teorilerinde ABD’nin ve Büyükelçisinin geçtiğimiz aylarda ısrarla hedeflenmiş olması, en azından AKP hükümet yetkililerinden bu tür söylemlere önceki yıllarda alışık olmayan Washington için bir başka kötü sürpriz oldu. Kısacası, Washington’ın Türkiye halkalarındaki AKP hükümetine yönelik olarak ilk yıllarındaki olumlu bakış ve iyi niyet, son 10 ay içinde tersine dönmüş durumda. Yerel Seçimlerde zafer kazanmış bir müttefiğine yaklaşımında bir yumuşaklık göstermemiş, üstüne, seçimlerden önce AKP’nin yargı ile ilgili yaptığı değişiklikleri ‘Türkiye’nin içişleri’ olarak tanımlarken, sonrasında ise ‘siyasetin yargı sistemine müdahele iddiaları derinden kaygılandırıyor’ pozisyonunu almış bir Washington var. Türk iç siyasetindeki kaos hali dış siyasetimizi nasıl etkiliyor? Sosyal medya ile birlikte, artık iç politik söylem diye bir bahane geçersiz hale geldi. Siyasetçilerin her söyledikleri aynı saniyelerde diğer dünya dillerine çevrilmekte ve eskiye nazaran, sadece dış politika uzmanları değil, çok daha geniş kesimler başka ülkelerin iç politik gelişmelerini de izlemekte. Bundan dolayı da, son on aydır önde gelen hükümet yetkililerden duyulan yakıcı, yıkıcı, polarize edici ve hatta bazen nefret aşılayan söylemler dışarıda gözlerin bazen faltaşı gibi açılmasına, diğer zaman da, ülkede bir kaosun yaşandığına dair izlenimler veriyor. Örneğin geçtiğimiz hafta Erdoğan’ın Gülen Hareketi üyeleri ile mücadele konusunda söylediği, ‘‘eğer buna cadı avı diyorsanız evet o zaman biz de cadı avı yapıyoruz’’ demeci İngilizceye çevrildiğinde insanların inanamadığı ve nefret suçu içine sokabilecek cümleler. Bütün bunları ise hiç çekinmeden söyleyen bir başbakan var. İddia edilebilir ki, Suriye’nin eli kanlı lideri Beşar Esad’ın kamuoyuna açık konuşmalarında ve demeçlerinde dahi Erdoğan’ın kullandığı hakaret ve aşağılamaların onda biri bulunamaz. İçeride bu kadar yapıcılıktan uzak ve halkına saygı dilinden yoksun bir idare, takdir edilir ki, dışarıda da yapıcı bir aktör olarak kendini kabul ettirmekte ve saygı kazanmakta da normalden çok daha büyük bir güçlük yaşıyor. (Bir muhabir tarafından sorulmuş sorulara verdiğim cevapların genişletilmiş halidir.)

Güncel

Haşin Kılıç çekildi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, yargıya yapılan müdahaleyi eleştirerek, “Vicdan yolsuzluğu” eleştirilerinin ardından gözler yürütme ve yargı arasındaki kavgaya döndü.

Kavganın ilk olarak MİT yasasına uzanması ve iptal edilmesi bekleniyor. Ancak kısa vadedeki bu dengenin Başkanlık yarışıyla birlikte değişmesi bekleniyor.

DUYGU GÜVENÇ

AKP’nin AYM ile 2. savaşı

ANKARA - POSTA212

A

nayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, Başbakan Erdoğan’ı “Vicdan yolsuzluğu” yapmakla suçlamasının ardından yargı ve yürütme erki arasında yeni bir dönem başladı. Yeni dönemde ilk adımı MİT yasasının iptalinin oluşturması beklenirken, Kılıç’ın emekli olacağı Mart 2015’e kadar yüksek yargıda kartların yeniden dağılması bekleniyor. Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşma ile hükümetin hedef tahtasına oturan yeni isim oldu. Ancak 17 üyeli mahkemede kartların başkanlık seçimi ile birlikte yeniden dağılması bekleniyor. Bu aşamada mahkemenin yapısını değiştirecek bir düzenleme ise AKP’nin 367 vekili olmadığı için beklenmiyor. Kılıç, 13 Mart 2015’e kadar mahkemeye başkanlık görevini sürdürecek. Yerine atama ise Köşk tarafından yapılacak. Bu atamada Cumhurbaşkanı seçilecek yeni isim belirleyici olacak ve mahkemedeki dengeleri de etkileyecek. Bu sırada mahkeme üyeleri bir de yeni başkan seçecek. Gizli oyla ve salt çoğunlukla yapılacak oylamada, üyelerin tercihi ve başkanlık kulisleri, mahkemenin bundan sonraki kararlarında da etkili olacak.

GÖZLER MİT YASASINDA HSYK, Twitter gibi düzenlemeleri peş peşe iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin şimdi MİT yasasında vereceği karar bekleniyor.

Yüksek yargı ve yürütme arasındaki kavga aslında ilk değil. 2005 yılında Mahkeme Başkanlığı’nı yürüten Mustafa Bumin, emekliliğinden kısa süre önce başörtüsü yasağını kaldıracak düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmişti. Başbakan Erdoğan da bu sözlere tepki göstererek Mahkeme’nin kuruluş resepsiyonuna katılmamış, AKP’liler de resepsiyonu boykot etmişti.

M ahkemenin MİT yasasını da iptal etmesine yönelik beklenti ise Kılıç’ın çıkışının ardından arttı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yasayı, Kılıç’ın Erdoğan’a sert eleştiriler yönelttiği gün, beklenenden hızlı onaylarken, CHP de iptali için Anayasa Mahkeme’sinin kapısını çalacak. Gül, yasa ile ilgili hazırlık süreci devam ederken, MİT’ten yeni düzenlemeler istediğini açıklamıştı. Ancak Gül’ün açıklama istediği bu maddeler ve MİT’ten gelen yanıtlar açıklanmadı. MİT’in yerli-yabancı her türlü kurum ve kuruluş, örgüt veya oluşumlar ve kişilerle doğrudan ilişki kurabilmesine olanak veren yasa, PKK ile müzakerelerde de MİT mensuplarına güvence sağlıyor.

Üyelerden sakladı Mahkemenin temayülleri başkanın yapacağı konuşmanın 17 üye arasında ele alınmasını öngörüyor. Ancak POSTA212’nin edindiği bilgiye göre Kılıç, konuşmasıyla ilgili Mahkeme üyelerine bilgi vermedi. Konuşmasının basımı da mesai saati geçtikten sonra yapıldı.

“Sıranın kendine geleceğini biliyor” CHP Milletvekili Kamer Genç, Haşim Kılıç’ın sert çıkışının normal olduğunu söyleyerek, “Yarın sıranın kendisine geleceğini biliyor” dedi. Genç ayrıca, “MİT yasasını iptal etmezlerse başta kendilerini bitirirler” diye konuştu AYSEL TAPAN İSTANBUL - POSTA212

C

HP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, “AKP’yi bu kadar büyüten laik Türkiye Cumhuriyeti’nin çökertmesini sağlayan Haşim Kılıç’tır. Şimdiye kadar çıkardığı bütün anti demokratik kanunları, demokrasiyi, laikliği, çağdaşlığı yok eden. TBMM’nin AKP iktidarı paralelinde yani milletvekillerinin konuşmalarını kısıtlayan iç tüzük değişikliklerini, temel kanunların TBMM’de müzakeresini yok eden iç tüzük düzenlemesini Anayasa Mahkemesi’nde reddeden, AKP’ye en büyük desteği veren, AKP’nin paşa babası Haşim Kılıç” görüşlerini dile getirerek Haşim Kılıç’ın konuşmasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

KENDİSİNE GELECEĞİNİ BİLİYOR “Haşim Kılıç, son yaptığı konuşmada artık Türkiye’de zıvanadan çıkan bir siyasi iktidara diyor ki ben yıllarca sana hizmet ettim. Yıllarca seninle birlikte çalıştım ama artık insaf. Hukuku tanımıyorsun, adaleti tanımıyorsun herkesi kendi kölen gibi görüyorsun, hakimlere ve savcılara hakaret ediyorsun, yolsuzlukları yakalayan polisleri görevine son veriyorsun. Böyle bir devlet olmaz diyor. Yani onu söylemesi gayet doğal. Yarın sıranın kendisine geleceğini biliyor. Hiçbir güç tanımayan bir insanın kendisinin de bu güç tanımayan kişi tarafından aşağılanacağını, ezileceğini bildiği için normal bir tepki gösterdi. Haşim Kılıç’ın yaptığı çok fazla bir şey yok.”

NORMAL İNSAN BÖYLE TEPKİ GÖSTERİR Kamer Genç, “Şimdi Tayyip Erdoğan, o kadar sorumsuz, o kadar diktatörce hareket etti ki yargıyı, hakimleri adeta aşağıladı ve hakaret etti. Şimdi Haşim Kılıç’ta bir yargı mensubudur. Bu kadar yargı bunlara sahip çıkmasına rağmen yargıyı bu kadar aşağılayan bir kişiye en azından vicdanlı bir insanın daha doğrusu normal bir insanın göstermesi gereken bir tepkiyi gösterdi. İşte yargıyı yok sayıyorsun, anayasayı yok sayıyorsun, hesabına gelmeyen herkese paralel diyorsun, darbe diyorsun” dedi. Anayasa Mahkeme’sinin, Twitter ve HSYK kararlarına ilişkin ise Genç, “HSYK kanunun tamamını değil yarısını iptal etti. Bu kararları da iptal etmemek için insanın insan olmaması lazım. Yani demokrasiye inanmaması lazım. Bu kadar ağır bir değişikliğe giden bir kanunu iptal etmek her vicdan taşıyan insanın yapması gereken şeylerdir” görüşünü dile getiren Genç, 17-25 Aralık yolsuzluk iddialarına işaret etti. TAPELERİ ABD YAYINLADI Genç, “17-25 Aralık’ta suçüstü yakalanmış. Nasıl yakalanmış; siyasi iktidarı, siyasi gücü elinde bulunduran kişilerin rüşvet aldıkları, yolsuzluk yaptıkları, hırsızlık yaptık-

ları birileri tarafından dinlenmiş ve açıklanmış. Şimdi burada dinleyen Fethullah Gülen Cemaati’mi başka bir uluslararası kuruluş mu belli değil. Bunu dinleyenlerin Fethullah Gülen Cemaati olduğunu kanıtlayan bir delil de yok. Şunu bilmesi lazım herkesin süper güç olan Amerika herkesi dinliyor. Bana göre dinlerken bunların yaptıkları yolsuzlukları kamuoyuna açıkladı. Yani Amerika ne kadar kendisinin hizmetkârı bir siyasi iktidar istese de ama o siyasi iktidarın da hırsız olmamasını istiyor. Yani demokrasinin şartlarına en azından asgari olarak riayet etmesini istiyor” görüşünü savundu. Genç, şöyle devam etti:

DANIŞIKLI DÖVÜŞ “AKP iktidarı özellikle Tayyip Erdoğan yıllardır dile getiriyoruz yolsuzluk yapıyor, devleti talan ediyor, devletin kaynaklarını kendi yandaşlarına kanalize ediyor. Özellikle devletin 90 yıllık emeğini satılıyor dedik çıkan kayıtlar da bunun doğru olduğu ortaya çıkıyor. Bunun paralel devletle Fethullah Gülen ile ilgisi yok. Ama bunlar oraya getiriyor. Daha doğrusu bu dinlemeleri yapan bunları açıklayanın kim olduğunu biliyor Tayyip Erdoğan fakat bunlara gücü yetmedi için gidiyor Fethullah Gülen diyor. Danışıklı dövüş bence ben öyle görüyorum durumu.” ÇOK KORKUNÇ OLAYLAR OLACAK MİT kanununa ilişkin Genç, “Türkiye’de

tamamen Tayyip Erdoğan’ın emrine girmiş bir MİT. Bu MİT artık Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği kişileri öldürecek, hesapları denetleyecek, her türlü yolsuzluğu yapacak, bankalarda kimlerin parası var tespit edecek nereden geldiğini soracak belki el koymak isteyecek vermediğinde de öldürecek adamları. Kim bunu engelleyecek? MİT kanunuyla Türkiye artık Türkiye olmaktan çıkıyor tam bir insan güvenliği, temel hak ve özgürlüklerinin olmadığı, can güvenliğinin olmadığı, servet güvencesinin olmadığı bir ülke oluyor. Türkiye o kadar kötü bir duruma geldi ki bundan sonra çok korkunç olaylar olacak” dedi.

MİT YASASI EN BAŞTA ONLARI BİTİRİR Başbakan Tayyip Erdoğan’ın özel bir güvenlik müsteşarlığı kurduğunu ileri süren Genç, “El Kaide’den Müslüman Kardeşler gibi çeşitli yerlerden getirilmiş ve yerleştirilmiş elemanlar var. İşte bu Gezi olaylarında dövdürülen gençlerin çoğu bunlar tarafından yapıldı. Bu bakımdan eğer bu MİT yasası da eğer iptal etmezlerse başta kendilerini bitirirler. Anayasa Mahkemesi başkanının biri gider evine alıp götürüp öldürür. Bunu herkesin bilmesi lazım. Onun için kimsenin mal ve can güvenliği kalmamıştır. Tayyip Erdoğan, dünyada emsali görülmemiş bir diktatörlük, acımasız, halkına karşı düşmanlık duyguları besleyen, kendisine karşı olan kişileri yok etmeye çalışan bir irade ile Türkiye’yi yönetmeye çalışıyor. Buna birileri dur demezse Türkiye’de yarın çok büyük olaylar olacak” sözlerine ekledi.


Güncel

ANKARA BU DEFA MALİKİ’Yİ HEDEF ALMADI

Yılmaz Polat Erdoğan’dan Beyaz Saray’a taziye mesajı Washington’da Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Türkiye’yle ilgilenen Amerikalı veya Türkler tereddütsüz Erdoğan’ın aday olacağını söylüyor. Tayyip Erdoğan’ın Washington’a yaptığı bütün gezileri gazeteci olarak izledim. Erdoğan’ın siyasi hayatında Washington’un çok özel bir yeri var. Erdoğan yasaklıyken ilk yurtdışı ziyaretini Amerika’ya yaptı. Başkan Bush hiçbir resmi sıfatı olmayan Erdoğan’ı Amerikan protokolünü hiçe sayarak Beyaz Saray’da kabul edip görüştü. Daha sonra Başbakan olan Erdoğan’ın Washington’la ilişkileri hep inişli çıkışlı oldu. Başkan Bush’la ilk dönem arası gayet iyiydi, ikinci dönem bozuldu. Başkan Obama’yla ilk dönem iyi geçti, ikinci dönem diyalog koptu. Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Obama’yla ilişkileri yeniden rayına oturtmak için jestler yapıyor. “Mavi Marmara dolayısıyla İsrail’le ilişkileri bozulan Erdoğan Hükümeti tazminat konusunda İsrail’in önerdiği miktarı kabul etmek zorunda kaldı. İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ambargoyu kaldırması şartından vazgeçti. Gazze ziyaretini iptal etti. ‘Yes be annem’den’ sonra şimdi de Ankara’nın baskısıyla tavizlerle dolu Kıbrıs görüşmelerine başlandı. Amerikalıların iadesi için israr ettiği Maraş pazarlık masasında. Görüşmeler gizlice yürütülüyor. Erdoğan son olarak 1915 olayları için Ermenilere başsağlığı diledi.” Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı (Armenian National Committee) Aram Hamparian , Erdoğan’ın açıklamasını ‘yalnızlığın yaptırmış olduğu yeni ambalaj’ olarak niteledi. Ancak açıklama Obama Yönetimi’nin hoşuna gitti. Dışişleri Bakanı John Kerry, açıklamanın küresel ilkeleri teyid ettiğini söyledi. Kerry, senatörlüğünden beri sözde soykırımı destekliyor. İlk Ermeni terörü, 1973 yılında Başkonsolos Mehmet Baydar’ın Kaliforniya’da şehit edilmesiyle ABD’de başladı. 42 şehit diplomatımızın 3’ü Ermeni teröristler tarafından ABD’de öldürüldü. Erdoğan 29 Nisan’da Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ı Washington’a gönderiyor. Atalay, Seta-DC’nin düzenlediği konferansta, 30 Mart yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimini anlatacak. Konferansın öteki ilginç konuşmacıları şunlar: ‘Etyen Mahçupyan, Fuat Keyman, Oral Çalışlar, Ali Bayramoğlu ve Mustafa Karaalioğlu.’ Washington, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Erdoğan için neden önemli dersiniz?

Irak ile anlaşma için seçim bekleniyor

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Bağdat - Ankara - Erbil arasındaki petrol anlaşmasının Irak’ta 30 Nisan’da yapılacak seçimleri beklediğini söyledi DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

I

rak, 30 Nisan’da seçimlere hazırlanırken. Türkiye bu defa Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi hedef almadı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Bağdat’ın tepkisine neden olan petrol anlaşmasının ancak seçimlerin ardından gerçekleşebileceğini belirtti. Dünya enerji piyasasının yakından takip ettiği Irak-Kuzey Irak ve Türkiye arasındaki anlaşma için Bakan Yıldız, “Irak seçimlerinin sonuçları önemli olacak” dedi. Bağdat ile Erbil arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle, Tür-

TÜRKLERİN

YIL: 1 SAYI: 50

POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA YAYINCI CAN KAMİLOĞLU

İMTİYAZ SAHİBİ EKMEL ANDA

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

HABER KOORDİNATÖRÜ HALDUN ARMAĞAN YAYIN DANIŞMANI

AHMET BUĞDAYCI HABER MERKEZİ - EDİTÖRLER MEHVEŞ KOÇAK, ADNAN ONARAN, HÜSEYİN TUNCER, DİLEK ESKİ BEZİRKAN, ERTAN BEZEN, AYSEL TAPAN, MELİKE AYAN, DEMET DEMİRKAYA, SONER MEZGİTÇİ, SERKAN KALFA, DOĞUCAN CÖMERT, SEDA ANAÇ EMRE EMİRGİL (WEB) WASHINGTON TEMSİLCİLİĞİ İLHAN TANIR ANKARA TEMSİLCİLİĞİ DUYGU GÜVENÇ İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ FİGEN ONUR GÖRSEL YÖNETMEN ERDAL ÖZBEK SAYFA TASARIM TUNCAY TAPAR - SERHAN AYDEMİR REKLAM TEMSİLCİSİ BARIŞ TUNCER İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

seçimlerden sonra Irak’ta şiilerin her halükarda denklemde yer alacağına da işaret etti ve sevkiyat için Irak seçimlerinin ardından yeni kurulacak hükümetin karar verici olduğunu söyledi. Türkiye’nin bu defa seçimlere yönelik temkinli tutumunu, “Biz bu konuda bir şey yapmıyoruz” sözleriyle ifade eden Yıldız, seçimin ardından mutabakata varılmasının da zaman alacağını belirtti. Irak’ta 30 Nisan’da yapılacak olan parlamento se-

Küresel siyasi risk araştırma şirketi Eurasia Group’un Başkanı Prof. Ian Bremmer’e göre Ukrayna gerginliği 11 Eylül’den sonraki en sarsıcı gerilim

GAZETESİ

30 Nisan 2014 Çarşamba

kiye’nin sadece Kuzey Irak ile vardığı mutabakatın ardından depolamaya başladığı petrolün sevkiyatının kısa sürede başlaması beklenmiyor. ABD de, ikili bir mutabakat yerine Bağdat’ın da ‘evet’ diyeceği bir formülün benimsenmesi gerektiğini Ankara’ya iletmişti. TBMM’nin kuruluş yıldönümünde bir grup gazeteciye konuşan Yıldız, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin koltuğunu koruma ihtimalini “İki türlü sonuç bekleyen var” sözleriyle değerlendirdi. Yıldız,

çimleri öncesinde Ankara, Bağdat’ın tepkisini çekmemeye özen gösteriyor. 2010 yılındaki seçimlerde Maliki’ye açıkça bayrak açan ve İyad Allawi’yi destekleyen Ankara, ABD’nin de tepkisini çekmişti. Ankara bu defa Maliki’nin tepkisini çekecek açıklamalardan özenle kaçınıyor. Kaynaklar, Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile mutabakatın sağlandığına işaret ederken, sevkiyat konusunda yeni hükümeti kurma çalışmalarının

zaman alacağını belirtti. Bakan Yıldız da, “1,5 milyon varil civarında tanklar doldu. 1 milyon varil civarında şu an boşluk var. 2,5 milyon varile ulaştığında bu sevkiyat yapılmaya başlanacak” demişti. Merkezi Bağdat hükümetiyle yaşanan petrol sevkiyatı ve bütçe krizi sırasında Türkiye’ye gelen Bölgesel Yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin de depolan miktara karşılık nakit talebinde bulunduğu iddia edilmişti.

Dünya çok büyük sorunlara gebe

Yurt Gazetesi’nden alınmıştır

A M E R İ K A’ D A K İ

30 Nisan 2014 Çarşamba

Prof. Ian Bremmer

A

BD’li siyaset bilimci ve dünyanın önde gelen küresel siyasi risk araştırma şirketi Eurasia Group’un başkanı olan Prof. Ian Bremmer Analist dergisinin Nisan sayısına verdiği mülakatta Rusya ile ABD’nin Ukrayna’da yaşadığı gerginliği, 11 Eylül saldırılarından sonraki en sarsıcı gelişme olarak nitelendirdi. ABD-Rusya ilişkilerinin son dönemde ciddi sıkıntılı bir dönemden geçtiğini belirten Bremmer, bunun Ukrayna’daki gelişmelerle birleşince ortaya daha da sıkıntılı bir tablo çıktığının altını çizdi. “Yakın gelecekte ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin hayli sorunlu olacağını öngörmek mümkün” diyen tanınmış siyaset bilimci, bunun da üç konuda ciddi yansıması olacağını vurguladı. Bremmer önümüzdeki dönemde Washington-Moskova arasında özellikle İran, Suriye, enerji meseleleri konusunda ciddi sorunlar yaşayacağının altını çizdi. Enerji boyutunda Rusya’nın Doğu Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda, bölgeden geçen ana boru hatları şebekesinin bütünlüğü tehlikeye gireceğini belirten Bremmer, “Moskova ve Kiev, doğal gaz ve petrol akışının sürdürülmesi konusunda ortak çıkarlara sahip; ancak en kötü ihtimal göz önünde bu-

lundurulacak olursa bunun sekteye uğraması mümkün. Ukrayna’nın bir süre idare edebileceği kadar doğal gaz rezervi var; fakat bu rezervin tükenmesinden sonra ülkenin enerji kaynakları noktasında darboğazın eşiğine gelme ihtimali yüksek. Rusya, Kuzey Akım (North Stream) vasıtasıyla Avrupa’ya tedarik edilmesi öngörülen doğal gazın bir kısmını yeniden bu istikamete aktarabilir; fakat nihayetinde böyle bir senaryo

şabileceğinin de altını çizdi. “Eğer Putin, Ukrayna içlerinde askerleriyle daha da ilerleme kararı alırsa oyunun kuralları tamamen değişecektir” yorumunda bulunan Bremmer, böyle bir olasılığın Putin açısından hâlen geçerli bir senaryo olduğunu da söyledi. “Aslında Putin’e göre, gelinen noktada bir adım öteye gitmesinden daha akla yatkın bir opsiyon varsa o da “durmak”olacaktır. Yine de eğer Putin doğu veya güney

dâhilinde Avrupa’ya ulaşan doğal gazın miktarında belirli bir düşüş yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Elbette tüm bunlar en kötü senaryoya ilişkin öngörüler; ancak unutulmamalı ki en kötü senaryo dahi ihtimal dâhilinde” analizinde bulundu. ABD’nin bölgeye direkt girme şansı olmadığını da belirten Bremmer, Putin Ukrayna’ya yönelik askerî saldırısına son vermediği takdirde bölgede yeni bir “dondurulmuş çatışma sahası” olu-

Ukrayna’da birliklerine ilerleme emri verecek olursa durum daha da kötüleşecek tespitinde bulunan Bremmer, “Muazzam bir istikrarsızlık ve kriz dönemine girilmesiyle birlikte Ukrayna çapında iç savaş yaşanması ve devletin yıkılması, enerji fiyatlarında büyük dalgalanmalarla karşı karşıya kalınması, Rus oligarklarının elinde bulundurduğu sermayenin Batılı vergi cennetlerinden kaçışı ve tüm bunlara ilaveten Rusya’ya yönelik yaptırımların geçtiğimiz dönemde İran’a uygulananlar seviyesine gelmesi beklenebilir” dedi.


Güncel

30 Nisan 2014 Çarşamba

BAŞBAKAN Erdoğan’a yanıt Başkan Obama yerine bakandan geldi

Beyaz Saray pas vermedi Başbakan Erdoğan’ın Ermeniler için yayınladığı taziye mesajına Beyaz Saray’dan ne yanıt, ne de tepki geldi. Ankara’nın talebine karşın ABD Başkanı Obama, Türkiye’nin adımına her yıl yayınladığı mesajda yer vermedi. Taziyeyi olumlu bulan ise ABD Dışişleri Bakanlığı oldu DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

T

ürkiye’den 99 yıl sonra 1915 olayları için gelen taziye mesajı, Beyaz Saray’ın kapısını açmadı. ABD Başkanı Barack Obama, her yıl yayınladığı mesajda, Ankara’nın talebine karşın Başbakan Erdoğan’ın taziye girişimine yer vermedi. 23 Nisan günü yayınlanan taziye mesajıyla, Erdoğan; Ermeni diasporasının etkin olduğu Washington, Paris, Ottowa gibi başkentlerden olumlu tepki almayı hedefliyordu. Bu amaçla Ankara’dan, Washington’a “Başkanın açıklamasında Türkiye’nin son adımına değinen bir atıf yapmasını bekleriz” mesajı iletildi. Ancak bu talebe karşın Başkan Obama’nın açıklamasında içerik değişikliği yapılmadı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcülerinden Laura Lucas ise, POSTA212’nin Başbakan Erdoğan’ın açıklamasıyla ilgili olarak Beyaz Saray’ın yorum yapıp, yapmayacağı hakkındaki sorusuna, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bu açıklamayla ilgili yorum yapılabileceği cevabını verdi.

GÖRMEZDEN GELDİ Ankara-Washington ilişkilerinde uzun süredir görülen Beyaz Saray ve Dışişleri farkı bu defa da taziye mesajında kendini yeniden gösterdi. Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, kendisine Başbakanlıktan yapılan taziye açıklaması ile ilgili olarak sorulan soruya karşılık olarak, “Bunun gerçeklerin tam, dürüst ve adil bir şekilde kabul edilebileceğine yönelik olumlu bir işaret olduğuna inanıyoruz” derken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise twitter hesabından “Erdoğan’ın çarpıcı açıklaması küresel ilkeleri teyit ediyor” mesajı yayınlamakla yetindi. ALÇALMA DÖNEMİ Mİ? Washington-Ankara ilişkileri, Obama’nın ilk döneminde

daha çok Obama ile Erdoğan’ın telefon konuşmaları ekseninde dönüyordu. Hemen her ay yapılan bu telefon konuşmaları nedeniyle de, Washington’da Başkan Obama, ‘Türkiye masası şefi’ olarak adlandırılmaya başlanmıştı. Obama’nın ikinci dönemi ile birlikte bir süre daha iyi giden ilişkiler, Gezi protestoları ile dik bir tümseğe çarptı. Gezi’den beri süregelen geçtiğimiz on ay boyunca, artık Washington-Ankara ilişkileri Dışişleri Bakanları Kerry ile Davutoğlu ve her iki bakanlıktaki iki numaralar Burns ile Sinirlioğlu arasındaki telefonlaşmalar ile yürütülüyor. Bu da, önceki dönemin aksine Türkiye ilişkilerini Beyaz Saray’dan ABD Dışişlerine düşürüldüğünü gösteriyor. Bu durum, ABD-Türk ilişkileri için de birçok gözlemciye göre ‘downgrade’ veya bir alçalmanın diğer bir göstergesi. 30 Mart yerel seçimlerinin ‘şeffaf, adil ve özgür’ bulunup, bulunulmadığı hakkındaki sorular karşısında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sessiz kalması dikkatlerden kaçmamıştı. Bir üst düzey Dışişleri yetkilisi, POSTA212’nin neden bu tanımlamaları yerel seçimler için yapamıyor musunuz sorusuna karşılık

olarak, seçimlerdeki ‘düzensizlikleri’ göstermişti. Bu durum, 65 yıllık çok partili dönem seçimlerinde belki de ilk kez yaşanıyor. 17 Aralık sürecinde AKP’nin gerek yargıdaki yaptığı yoğun atama ve yer değiştirmeleri olsun, gerekse HSYK yasası gibi değişimlerde, ABD’nin yaklaşımı ‘bu sorunlar Türkiye’nin içişleridir’ şeklindeydi. Bu yaklaşım da yakın zamanda değişime uğradı. ABD Dışişleri’ndeki Türkiye masasından sorumlu Amanda Sloat, 30 Mart seçimlerinden sadece 10 gün sonra Washington’daki bir Türk Derneği’nin yıllık konferansında ‘ABD, Türkiye’de siyasetin yargı sürecine müdahale iddialarından derin bir şekilde kaygılıdır’ demeci başta olmak üzere yaptığı diğer sert uyarılar, Dışişleri’nde esen Ankara karşıtı rüzgarın işaretçileri olarak görülüyor.

ANKARA’DA HAYAL KIRIKLIĞI Beyaz Saray’ın bu tutumu Ankara’da hayal kırıklığı yaşattı. Obama’nın açıklamasında Erdoğan’ın açılımına yer vermemesini diplomatik kaynaklar, “Verse iyi olurdu. Ancak açıklama Washington’da olumlu kar-

şılandı. ABD Dışişleri’nden gelen açıklama yeterli” sözleriyle değerlendirdi.

KINAMAKTAN VAZGEÇTİ Geçtiğimiz yıllarda Beyaz Saray’dan 24 Nisan ‘Ermeni Anma Günü’ ile ilgili olarak yapılan açıklamalara hemen birkaç saat içinde bir kınamayla yanıt veren Ankara, bu yılki ‘tarihi’ taziye mesajıyla gelen açılımın ardından, ABD Başkanı’na tepki göstermedi. Dışişleri kaynakları, “Biz açıklamamızı önceden yaptık” derken, Obama’nın “Büyük felaket” tanımlamasına karşı ilk defa tepki mesajı yayınlanmadı. Son olarak geçtiğimiz yıl Obama’nın açıklamasına karşı yapılan açıklamada Dışişleri, Obama’yı ‘tek yanlı bir yaklaşım sergilemekle’ suçlamış ve “Tarihi gerçekleri çarpıtan bu açıklamayı her bakımdan sorunlu buluyor ve esefle karşılıyoruz. Tartışmalı tarihi olayları iç siyaset dinamiklerinin etkisiyle tek taraflı bilgi ve seçici bir adalet duygusuyla yorumlayan bu tür açıklamalar Türk-Ame-

rikan ilişkilerine zarar verdikleri gibi, Türkler ile Ermenilerin adil hafızaya ulaşmalarını da zorlaştırmaktadır. ” demişti. Bu yıl Ankara’nın Beyaz Saray’a 24 Nisan açıklamasından dolayı tepki göstermemesinin nedenlerinden biri olarak da, zaten Obama ile yaşanılan soğuk ilişkileri daha da germemek olarak gösteriliyor. Washington’da TürkiyeABD ilişkilerini izlemekle görevli bir uzman, Obama-Erdoğan ilişkisinin, Obama’nın göreve başladığı 2009 yılından beri en düşük seviyede seyrettiğini, bu ilişkileri AKP’nin yerel seçimlerdeki başarısının da değiştirmediğini ifade etti. Yine aynı uzman, AKP’ye yakın Türk medyasında ABD Büyükelçisine yapılan saldırılar dışında, yakın geçmişte bizzat Beyaz Saray yetkililerine saldırılmasının da not edildiğini, kendi yetkililerine yapılan ve mesnetsiz olarak görülen bu saldırılardan dolayı Beyaz Saray’ın bizzat AKP hükümeti çevresini sorumlu tuttuğunun altını çizdi.

Ankara’nın açılımdan bekledikleri 100.YIL KAYGISI: Türkiye, bu açılımla Ermeni diasporasında bir tartışma başlamasını ve 100. yıl nedeniyle başta Erivan’da yapılacak olan anmalara katılım düzeyini düşürmeyi hedefliyor. 100. yıl ile birlikte dünyanın farklı ülkelerinin parlamentolarından, ‘soykırımın kabulü veya inkarının suç sayılmasına’ yönelik yeni kararların geçmesini de önlemek istiyor. ERİVAN’A MARKAJ: Erivan’ın, 100. yıl anma törenleri öncesinde müzakereler için adım atmayacağını bilen Ankara, Ermenistan yönetimini de çözüme zorlamak ve İsviçre arabuluculuğunda 1 yıldır sessiz diplomasi ile sürdürülen adımları ilerletmeyi hedefliyor. AÇILIM ARANIYOR: Erdoğan, Suriye-İsrail-Mısır-Irak politikaları nedeniyle sıkıntılı günler yaşarken, dış politikada açılım arayışında. Geziden bu yana Batı’dan desteğini kaybeden ve otoriterleşme eleştirileriyle karşı karşıya olan Erdoğan, hem Doğu hem de Batı’dan olumlu karşılanacak adım ile destek toplamak istiyor. MİNSK’E ZORLAMA: AGİT bünyesinde Minsk’in sürdürdüğü Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sürecin ilerlemesi için de açılımın etkili olması bekleniyor. Ankara, sınırın aşılması için Yukarı Karabağ’da işgalin kalkmasına yönelik beklentisini ise Jan Psaki yüksek sesle dillendirmiyor.

ABD-Ermenistan dost mu düşman mı? Washington’da bir 24 Nisan daha geride kaldı. Amerikan ara seçimlerinden önceki son 24 Nisan’da da beklenildiği gibi Başkan Obama’nın açıklamasında ‘Soykırım’ kelimesi kullanılmadı. Diğer taraftan, Ankara’dan gelen ve tarihte bir ilk olan 24 Nisan açıklaması ise, Ankara için bir pro-aktif adım olmuş oldu İLHAN TANIR NEW YORK-POSTA212

A

BD yönetim çevrelerinden aylardır sadece uyarı, kınama ve memnuniyetsizlik duyan AKP hükümeti, böylece bir kereliğine de olsa memnuniyet ve takdir cümlelerine mazhar oldu. Diğer taraftan, 24 Nisan tartışmalarına kendilerini doğrudan muhatap hisseden Ankara hükümetine karşılık olarak Erivan bu tartışmaları, Amerika’daki Ermeni diaspora ve lobilere bıraktığını, kendisinin ise daha geride durduğuna şahit olmaktayız. Ermenistan’ın son yıllarda giderek demokratik değerlerden uzaklaştığı ve Rusya’nın bir uydusu haline geldiği ise Washington’da gözlerden kaçmakta. Sadece son birkaç hafta içinde Erivan’ın bazı dış politika konularınd attığı adımlarla kendisini sağlam bir şekilde Moskova’nın yanında konumlandırması, Washington’da halen pek fazlaca dikkat çekmiş değil. Bunun tam aksine olarak ise, Türkiye’nin Batı çıkarlarına ters gibi görünen herhangi bir politikasının Washington’da hızla dolaşıma sokulduğu ve bunun özellikle Ermeni lobileri tarafından da yayıldığı görülüyor. Aşağıda, Ermenistan’ın hızlıca Batı’dan kopuşunun ve Rusya yörüngesine yerleştiğini anlatan ve son birkaç ay

içinde meydana gelen gelişmeler var.

Ruslar SınırLARını Koruyor Ermenistan, bilindiği gibi Kafkasya bölgesinde ve bağımsızlığına kavuştuğu 1992’den beri ABD ve Batı ile ekonomik ve ticari ilişkilere sahip. Diğer taraftan, Ermenistan, Güney Kafkasya’da bir Rus Askeri birliğine ev sahipliği yapan tek ülke. ‘’Bağımsız’’ bir ülke olan Ermenistan’ın Türkiye ve İran sınırlarını ise Rus ordusu korumakta! Rusya ayrıca İskender M sınıfı füze sistemini de Ermenistan’a kurdu. Uzun menzilli bu füzelerin ulaşım alanına NATO ve AB askeri üsleri ve varlıkları giriyor. Tabi Türkiye’deki ABD üsleri de dahil bu hedefler içinde. Esad’ın Sağlam Destekçisi Ermenistan, son zamanlarda müttefiki olarak kabul edildiği Batı ile birçok dış politika konusunda ters düşmeye de devam ediyor. Örneğin, bunlardan en ileri çıkan konulardan bir tanesi Suriye meselesi. Suriye’nin cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın görevinden ayrılmasını talep eden başta ABD Başkanı Obama olmak üzere hemen bütün Batılı ülkelerin liderlerine ve açık politikalarına rağmen, Ermenistan Esad’ı desteklemeye ve Şam’a resmi delegasyonlar göndermeye devam ediyor. Her birkaç ayda bir Erivan’dan

Şam’a delegasyonlar gönderen Ermenistan, bunların sonuncusunu bir ay kadar önce, 27 Mart’da göndermişti. Bu Ermenistan Meclisi deleasyonuna milletvekili Samvel Farmanian liderlik yapmış ve Suriye devlet haber ajansının bildirdiğine göre bu delegasyon Cumhurbaşkanı Serzh Sarkisgyan’dan Esad’a bir mesaj getirmişti. Yine SANA’ya göre, Sarkisian o mesajında Lazkiye’nin kuzeyinde ve daha çok Ermenilerin yaşadığı Kessab kasabasına olan terörist saldırıları kınamıştı. Ayni ziyarette delegasyondan ‘Suriye Devletinin güvenliği ve istikrarı tekrar sağlama adına yaptıklarını tamamen destekliyoruz’ açıklaması da yapıldı. Suriye’deki Ermeni ve Hristiyan azınlıklar dolayısıyla Ermenistan’ın bu Esad’dan yana tavır alması uzun süre tolere edildi. Son zamanlarda ise Ermenistan’ın bir başka dışpolitika konusunda çok daha ilginç bir tavrı dikkat çekiyor. O da Ukrayna konusu.

Rusya’yI Destekleyen MüttefiK! Bilindiği üzere Rusya kamuflaj altındaki para-militerler aracılığıyla Kırım’ı bir oldu-bittiye getirerek Ukrayna’dan ayırdı. Daha sonra Kırım’da ‘bağımsız’ olarak yapıldığı iddia edilen referendum ile Kırım’ı Rusya’ya bağladığını iddia eden Kremlin, stratejik olarak önemli bir yer işgal eden Kırım’ın resmi olarak kendisine bağlama adına

bir takım adımlar atmaya devam ediyor.

Kırım Tatarları Endişeli Son günlerde basına yansıyan haberlere göre, Kırım’ın yüzde 12 ila 15’ini oluşturan Tatarların lideri Mustafa Cemilov’un Rusya topraklarına girişini Putin 5 yıl süreyle yasakladı. Kırım’ı bugünlerde kendi topraklarından sayan Rusya, bu şartlar altında Cemilov’u Kırım topraklarından da men etmiş oldu. Cemilov, son günlerde ABD televizyon ve basınına verdiği mülakatlarda Rusya’nın, bir kez daha Kırım’daki Tatarları sürmekle tehdit ettiğini ve bazı çatışmaların çıkabileceği yönündeki endişelerini paylaşıyor. Diğer taraftan, Rusya’nın Kırım’ı kendi topraklarına katma iddiasını dünyada bir düzineden dahi az ülke kabul etmiş durumda. Bu ülkeler için Suriye, K.Kore, Sudan, Belarus, Venezuela, Zimbabwe, Cuba, Nicaragua ve Bolivya gibi, anti-emperyalist üçüncü dünya ülkeleri bulunuyor. Bütün bu sayılan ülkeler zaten kendilerini Batı’nın karşısında konumlandırmasıyla bilinen ülkeler. Bütün bu ülkelerin yanında ise, ABD dış yardımının kişi başına vurulduğunda dünyada en yüksek orana sahip birkaç ülkeden biri olan Ermenistan’ın da olduğu görülmekte. Ermenistan Cumhurbaşka-

nı Serzh Sargsyan’ın 19 Mart 2014 tarihinde Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’e bizzat telefon açtığı ve bu telefonda Rusya’nın Kırım’ı topraklarına katması dolayısıyla tebrik ettiği biliniyor. Bu telefon sonrası ise Ukrayna, Erivan’daki Büyükelçisini geri çağırdı.

Erivan Rusya’nın GÜVENLİĞİNDE Ermenistan ayrıca Rusya’nın liderliğini yaptığı Collective Security Treaty Organization’ın da üyesi. Bu askeri güvenlik şemsiyesi, Soğuk Savaş yıllarındaki Varşova Paktının yerini alan, NATO’nun karşısında konumlanmış bir askeri birlik. AB’den kopan Ermenistan Askeri olarak Rusya’nın cephesinde NATO’ya karşı konumlanan Ermenistan’ın Batı’dan kopuşunun en berrak örneklerinden biri ise yine geçtiğimiz hafta yaşandı. Ermenistan’ın Ekonomi Bakanı Vaghram Avanesian, Nisan’ın 18’inde Erivan’da gazetecilere verdiği demeçte, ülkesinin Mayıs veya Haziran ayında yine Rusya’nın liderliğini yaptığı Gümrük Birliğine dahil olacağını açıkladı. Ermenistan bunu yaparken, birkaç yıldan beri Avrupa Birliği ile devam ettirdiği Association Agreement (Ortaklık Anlaşması) nı da terketmiş olacak. Bu, uzman Richard Giragosian’ın edfr.eu için yazdığı analize göre, Erme-

nistan’ın Batılılık yolundaki seyahati adına bir U-dönüşü anlamına geliyor. Yine Giragosian’a göre, Gümrük Birliği kararıyla Ermenistan’ın Avrupa ile yakınlaşma ve bağlarını sağlamlaştırma fırsatı kaçtı. Ermenistan’ın Batı’dan izalosyonu artarken Rusya’ya bağımlılığı artmaya devam ediyor.

İran’la İyi İlişkiler Tepe Hedef Ermenistan’ın bir başka dışpolitika dilemması ise İran ile ilişkiler. Bilindiği üzere İran’ın ambargolar ile masaya oturtulması ve nükleer silah programından vazgeçilmesi için Batı büyük bir uğraşı veriyor. Diğer taraftan Ermenistan’ın İran’a uygulanan ambargoların delinmesi adına oldukça önemli bir rol oynadığı kabul ediliyor. Şubat ayında Ermenistan başbakanı Tigran Sargsyan, Tahran ile ilişkilerin zenginleştirilmesinin kendilerinin en ileri gelen dışpolitika önceliklerinden biri olduğunu ifade etti. ABD’den Yardım Al, Karşı Gel Son 16 yıl içinde ABD Ermenistan’a 2 milyar dolarlık yardım yaptığı ve bunun NIS ülkeleri arasındaki en yüksek oran olduğu biliniyor. Bütün bu Batı karşıtı söylem ve politikalara rağmen, Kongre’de Ermenistan’ın müttefikliği adına bir tasarıyı getiremeyen Türkiye için çalışan lobiler ise bir başka soru işareti.


Güncel

30 Nisan 2014 Çarşamba

Belgelerimizi birtürlü ortaya koyamıyoruz İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, meselenin Türkiye için bu kadar ciddi bir sorun haline gelmesinin baş aktörü Ermeni Diasporası ve Ermeni lobileri olduğunu söyledi

Prof. Dr. Gökçe, “Yoksa 2,5 milyonluk nüfusuyla Ermenistan’ın bunu dünya gündemine oturtması, bizi her 24 Nisan’da biraz daha üst noktalara tırmanan sorunla karşı karşıya bırakması çok da beklenen bir durum değildir” dedi

(İZMİR-POSTA212)

İ

zmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümünün organize ettiği ve Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Nejdet Bilgi’nin konuşmacı olarak katıldığı “100. Yılın Eşiğinde Ermeni Meselesi” konferansı İKÇÜ Merkez Konferans Salonu’nda yapıldı. Konferansı İKÇÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Tancan Uysal, Prof.Dr. İbrahim Attila Acar, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Turan Gökçe, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç.Dr. Özer Küpeli, akademik ve idari personelin yanında çok sayıda öğrenci ilgiyle takip etti.

“BAŞ AKTÖR ERMENİ DİASPORASI” Konferansın açış konuşmasını yapan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, meselenin Türkiye için bu kadar ciddi bir sorun haline gelmesinin baş aktörü Ermeni Diasporası ve Ermeni lobileri olduğunu söyledi. Prof.Dr. Gökçe, “Yoksa 2,5 milyonluk nüfusuyla Ermenistan’ın bunu dünya gündemine oturtması, bizi her 24 Nisan’da biraz daha üst noktalara tırmanan sorunla karşı karşıya bırakması çok da beklenen bir durum değildir” diye konuştu. “TÜRKİYE ALGISINI DEĞİŞTİRMELİYİZ” Yurtdışına adım atıldığında Türkiye ile ilgili yabancılardan gelen ilk sorunun Ermeni Meselesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gökçe, “İnanın Türkiye dışında herhangi bir yere adımımızı attığımızda Türkiye ile ilgili konuşmaların geçtiği bir ortamda ilk karşılaşacağınız sorulardan biri bu olacaktır. Bugün katı ideolojik bir araç haline getirilmiş olan bu meselenin tarihi boyutu üzerinde doğru bilgi edinmek durumundayız. Dünyanın herhangi bir yerinde mesleğimiz, eğitimimiz ne olursa olsun karşımızdakinden daha yerli yerinde bilgi demetiyle karşısına çıkmak durumundayız” dedi. “SOYKIRIM DENEMEZ” 1915’te yaşanılanlarının zorunlu göç şeklinde nitelendirilebileceğini ancak bunun adının soykırım olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Gökçe, “1915 yılında gerçekleşen zorunlu göç hadisesinden bu vakayı siz çok değişik kavramlarla ifade edebilirsiniz. Bunu ifade ederken bilimsel olarak tarihi gerçekliği yansıtıp yansıtmadığına bakmalısınız. Uluslararası hukuk açısından sorumluluğuna bakmalısınız. Tehcir diyebilirsiniz, zorunlu göç diyebilirsiniz ama tek taraflı bir katliamdan soykırımdan ne tarihen ne de uluslararası hukuk açısından söz edilebilecek herhangi bir numune bulamazsınız.” şeklinde konuştu.

Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Nejdet Bilgi “100. Yılın Eşiğinde Ermeni Meselesi” konferansında konuştu.

Güçlerinden daha çok ses çıkarıyorlar

“GERÇEĞİ YANSITMAYAN YAYINLAR DOLU” Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi ise gündemde bu derece yer tutan bir konunun, akademik uzmanının bol olduğu bir dünyada bu denli izahsız kalması, sığ yorumlarla piyasayı doldurmuş olmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirtti. Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, “Bu bir soykırım değildir diyoruz. Bugüne kadar değildirin yüzlerce değişik cevabını vermiş olmamız gerekirdi. Bugün sıradan bir okur bu Ermeni meselesi nedir diye merak edip kitapları araştırsa karşılaşacağı kitapların çoğu ‘Türkler Ermenileri katletmişlerdir’ sonucuna götürecek yayınlardır. Türkiye’de bunların bu kadar söylenebilmiş olması aslında iyi bir şey. Çünkü karşı tarafın ne dediğini bilmek zordur. Ancak bu yayınların içinde sizi gerçek tarihle buluşturacak olanları bulmak çok zordur” dedi. “BELGELERİMİZİ ORTAYA KOYAMIYORUZ” Bütün dünyada artık Ermenilerin soykırıma uğradığı kanaati oluşturulduğunu; ABD, İngiltere, Fransa bir tarafa Türkiye ile kültürel ve inanç bağları olan ülkelerde bile buna dair yaygın bir kanaatle karşılaşıldığına dikkat çeken Yrd. Doç.Dr. Bilgi, “Ermeni meselesi ile uğraşan birçok tarihçi var. Ama ortada yapılmış bir şey yoktur. Ermeniler herhangi bir bilgiye mi dayandırıyorlar. Hayır. Akrabalarından dinlenmiş sonradan kaydedilmiş hikâyelere dayandırıyorlar. Bizde ise on binlerce belge var. Bu bel-

gelerden ziyade kolayımıza gelen 3-5 yayını tekrar edip duruyoruz” şeklinde konuştu.

“TEHCİRE EN ÇOK TÜRKLER MARUZ KALDI” O döneme ait resmi arşivlerde geçen bir takım nüfus rakamlarını ortaya koyan Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi Osmanlı tehcirine en çok Müslüman ve Türk nüfusunun maruz kaldığını da söyledi. Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, “1914 nüfus istatistiklerine baktığımızda Aydın’daki Ermeni nüfusu 19 bin civarında. 1917 yılı sonunda Aydın’daki resmi nüfus verilerini gösteren belgede ise Ermeni nüfusu 20 bin civarında. Savaş şartlarında Ermeni nüfusu artmış. Müslüman nüfusta ve Rum nüfusta eksilme var. Bu iddiaların olmadığı dönemde hazırlanmış istatistikler bunlar. Eksilme yerine bir artış görüyoruz. İzmir’den bir şey gönderilmemiş. Gönderilen komitelere mensup olduğu tespit edilen 100-150 Ermeni komiteci var. 100-150 kişinin gönderilmesi İzmir’den de tehcirin yapıldığının ispatıymış. Buna kargalar bile güler. Osmanlı Tarihi kuruluşundan itibaren tehcirlerin tarihidir. Osmanlı aslında bu yer değiştirmeleri daha çok Müslüman ve Türk nüfusa yapıyor. Örneğin Kıbrıs fethediliyor binlerce insanı adaya götürüyor” dedi. “TAZİYEDE BULUNMAK GARİP DEĞİL” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 9 ayrı dilde yayımlanan taziye mesajı ile ilgili de yorumda bulunan Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, “Taziyede bulunmanın garip bir tarafı yok. Başbakan’ın hazırladığı metin ince elenmiş sık

“Tarihe politika karışmasın” Genç Türkler Derneği’nin düzenlediği panelde ABD Senatosu’nda kabul edilen Ermeni Tasarısı ile değerlendirmede bulunan Prof Dr. Michael Gunter, parlamenterlerin görevinin tarihi politikleştirmek olmadığını dile getirdi JOHNPAUL JASON NEW YORK - POSTA212

T

ürk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun işbirliği ve Genç Türkler Derneği’nin (Young Turks) düzenlediği ‘Ermeni Terörü Gerçekleri ve ASALA’ adlı panel geçen cuma akşamı John Jay College’ta gerçekleşti. Panele Tennessee Teknolojik Universitesi’nden Prof. Dr. Michael Gunter ve Florida State Universitesi’nden Christopher Gunn konuşmacı olarak katıldı. Konuklar, Ermeni terörü gerçekleri ve ASALA örgütüyle ilgili değerlendirmelerde bulundular. PARLAMENTERLERİN GÖREVİ BU DEĞİL Her yıl ABD Senatosu’na getirilen sözde Ermeni Tasarısı ile değerlendirmede bulunan Prof Dr. Michael Gunter, parlamenterlerin görevinin tarihi politikleştirmek olmadığını söyledi. Gunter, Ermeni uzmanların oluşturduğu bir komitenin olması halinde daha verimli bilgi alışverişi olacağını vurguladı.

“SÜREÇ ZOR GÖRÜNÜYOR” Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarıyla ilgili yorumda bulunan Gunter, “Türkiye, Ermenistan’la diyaloglara başlayabilecek kadar asil ruhlu bir ülke. Dünyanın geri kalan ülkeleri için Türkiye’de korkulacak bir şey yok” dedi.

Amerikalılar’ın büyük bir çoğunluğunun Türkiye’nin pozisyonunu bilmemesine rağmen protestoların etkiliği olduğunu kaydeden Christopher Gunn ise, “Önümüzdeki sene 2009’daki protokollerin yeniden açılmasını ümit ediyorum ama zor görünüyor” diye konuştu.

dokunmuş bir metin. İçinde bu da denir mi denecek bazı ifadeler de bence var. Konuyu tarihçilere havale ediyoruz deniliyor. Tarihi gerçek ortaya konsun, onun üzerinde gidelim diyor resmi makamlarımız, ona da atıfta bulunuyor Başbakanımız. Hangi tarihçiler? Bundan bir sonuç çıkacağına inanmıyorum. Meseleyi tarihçilere havale etmek vahim durumdur. Mesele, günümüz itibariyle artık diplomasinin, siyasetin, uluslararası ilişkilerin konusudur. Bu konu tarihin konusudur, eyvallah ama eğer tarihçiyi yalnız bırakırsanız, bunu diplomasiyle, hukukla, siyasetle, sosyal ve kültürel yönüyle desteklemezseniz bundan hiçbir şey çıkaramazsınız ” diye konuştu.

“KARABAĞ’DA ERMENİ İŞGALİ” Bazı hususlarda statükocu olmanın makbul olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, Türkiye’nin statükocu devlet olarak görüldüğünü ama Azerbaycan’ın yüzde 20’sini işgal eden Ermenistan’ın statükoculuğunu kimsenin kabul etmediği çelişkisine işaret etti. Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, “ Kıbrıs meselesindeki statüko her hâlükârda Türkiye’nin lehinedir. Ama öyle şekilde kullanıldı ki Kıbrıs’ı verecek noktaya geldik. Karabağ hususunda Ermenistan statüko lafı ediyor mu? Azerbaycan’ın yüzde 20’si işgal altında, sadece Karabağ değil. Bir devletin yüzde yirmisi yirmi birinci yüzyılın şafağında işgal altına alındı. Biz statükocu Ermeniler demiyoruz. Ama Türklerin soykırım yapmadığını söyleyenler, ispat etmeye çalışanlar statükocu olarak ilan ediliyorlar” eleştirisinde bulundu.

Yeşim Numan YASADIŞI YASAKLAR TÜRKİYE’DE devlet halk için değil, halkın üzerinde, halka karşı oldu hep. Devlet Baba ya... Vurduğu yerde gül biter. Her şeyin en iyisini o bilir. Hangi ölünün ardından yas tutulup, hangisine “vatan sağ olsun” hangisine “oh olsun” deneceğine o karar verir. Dün elleriyle öldürdüğüne bugün anıt mezar dikerken, dünün kahramanlarını bugün bir kalemde vatan haini ilan eder. Devlet Baba döver de, sever de. AKP iktidarı ile başlamadı bu gelenek. Biz hiç bir zaman tam anlamıyla demokratik bir ülke olmadık zaten. Darbe anayasalarıyla demokrasi taklidi yaptığımız dönemlerde, asker postalının sesi rejimin değişmez fon müziğiydi. Ancak, Erdoğan ve AKP iktidarı ile devlet gücü ve baskısı el değiştirdi. Referandum sonrası anayasa değişiklikleriyle kuvvetler ayrılığını yok eden RTE, vesayeti askerden devralmakla kalmadı, sınırlarını da genişletti. Adeta tek kişilik devlet olmayı hedefliyor Erdoğan. Tamamen kendine bağladığı devlet gücünü hayatımızın her alanına müdahale etmek, kendi mezhebine uymayan düşünceyi ve yaşam tarzını yok etmek için kullanıyor. Medyada, üniversitelerde, orduda, STK’larda, sanat, spor ve iş dünyasında kendisine muhalif olan herkese savaş açıyor; birkaç yüz insanı ezerek milyonlara ibretlik çıkartıyor. Devlet baskısıyla yasaklayamadığını mahalle baskısıyla ayıplatıyor. Ötekileştirdiklerini hep bir şekilde kendilerini savunmaya, hatta gizlenmeye zorluyor. Böylece yasadışı yasaklarını meşrulaştırmak istiyor. 13 yaşında kızların gerdeğe sokulmasına ses etmeyip, yetişkin gençlerin kızlı-erkekli aynı evde kalmalarına atarlanırken RTE’nin amacı buna engel olmak değil, kızlı-erkekli yaşamın ayıplığını toplum bilincine kodlamaktı. Bu şekilde yaşayan gençler gizlenerek, anne-babaları da “onlar birlikte ders çalışıyorlar” diye çocuklarını savunarak, bu kodlamayı onaylamış oldular. “Sevişiyorsak sana ne?” diyen az sayıda genç ve onlara destek olan aileleri, Başbakan’ın çok canını sıktılar. Beyoğlu’nda sokaktaki masaların kaldırılması, içkili restoranlarda ailelerin çoluk çocuk fişlenmesi, AKP’li belediyelere ait turistik mekanlarda Türk müşterilere içki servisi yapılmaması insanlara alkolü bıraktırmak için değil, içki içenlerin gizlenmelerini, evlerine kapanmalarını sağlamak içindi. İçkilerini koyu renk bardaklarda içmeye başlayanlar Basbakan’a zafer sarhoşluğu yaşattıysa da, bazı mekanlardan koro halinde yükselen “Şerefine Tayyip” şarkısı akşamdan kalma kıvamında başını ağrıttı. Berkin’in elinde sapan olduğu ve direnişe gittiği söylenirken, alttan verilen “devlete direnenin katli vaciptir” mesajıydı. Vicdanlı vatandaşlar kara kaşlı çocuğun ekmek almaya gittiğini ispata çalışırken, devletin sapanın arkasına saklanarak cinayet işlemesine yol verdiklerini fark etmediler. RTE’nin ince ayar mesajını kaale almayıp, cinayet emrini verene “Katil!” diye haykıranlar, devletin kara listesinde üst sıralarda yerlerini aldılar. 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını yasaklayarak aynı taktiği uyguluyor Erdoğan. “Taksim’i unutun” diyor. Biz ise, Başbakan’ın anayasal haklarımızı ihlal ettiğini es geçerek, neden Taksim’de olmamız gerektiğini açıklamaya çalışıyoruz. 1977’de devletin katlettiği canları, dökülen kanı, katlanarak büyüyen acıları hatırlatıyoruz. Söylediklerimizin hiç biri yanlış değil. Yanlış olan devletin koruması gereken anayasal hakkımızı, devlete karşı savunmak zorunda bırakılmamız. Biz kendimizi açıklamaya çalıştıkça, Başbakan’ın anayasaya aykırı, keyfe keder yasakları perçinleniyor. Oysa RTE’nin meselesi ne Taksim, ne 1 Mayıs. Onun derdi, kafamıza vura vura dersimizi ezberletmek. Neye, ne zaman, nerede, nasıl sevinip üzüleceğimize devletin, yani kendisinin karar vereceğini iyice bellememizi istiyor. Onun izni olmadan Berkin’e üzüldüğümüz için sevmiyor bizi. Ermeni halkının acısını paylaşmak, ölülerine rahmet okumak için 24 Nisan konuşmasını beklemedik diye öfkeli. Devlet Baba dersini bir türlü öğrenmediğimiz için, önümüze konanı doğru belleyeceğimize ötesini berisini kurcaladığımız, daha iyi, daha doğru, daha güzel bir yaşama inandığımız için azarlıyor bizi. “Bu şımarık ruh hali artık son bulmalıdır” diyor RTE. Doğrudur. Halkın yüzde 57’sine her gün fırça çeken, kendisi gibi düşünmeyeni terörist, ateist ilan edip hedef gösteren, AYM kararına saygı duymayan, başbakan olmayı “asarsın da, kesersin de” zihniyetine indirgeyen, halkın anayasal hakkını kullanma talebine “şımarıklık” diyen bu şımarık ruh hali son bulmalıdır. Bu yüzden “Neden Taksim?” sorusuna verilecek onlarca haklı cevap bir yana bırakılıp “Neden yasak?” sorusu her mercide, en yüksek sesle sorulmalıdır.

HABER OLMAK İÇİN...

haber@posta212.com


Güncel

30 Nisan 2014 Çarşamba

Times Meydanı’nda ses getiren miting Ermeni terör örgütü ASALA tarafından katledilen Türk diplomatlar, dünyaca ünlü New York Times Meydanı’nda anıldı. Protestoya Azerbaycan Türkleri, Kırım Türkleri, Bosnalılar, Ahıska Türkleri, Kıbrıs Türkleri de katıldı bir veriye dayanmadığından dolayı Türkiye'yi kirletmek için bir araç olarak kullanıldığını söylemek için buradayız" diye konuştu. Amacımız Türk'ün gücünü Manhattan'da göstermek diyen Tekman, "Lobicilik olaylarında her zaman aktif olmalıyız. Hiçbir diasporanın bizi sıkıştırmasına izin vermemeliyiz. Bizler anlı şanlı bir tarihe sahibiz ve kimseye baskı, dayatma yapmadık" diye konuştu.

Y

NEW YORK - POSTA212

oung Turks Derneği tarafından bu yıl 10. 'Ermeni Yalanlarına Son ve Şehit Diplomatları Anma' mitingi düzenlendi. ABD'deki Ermeni lobisinin Türkiye ve Türkler’e yönelik sözde soykırım iddiaları, New York ve çevresinde yaşayan Türkler tarafından

Times Meydanı'nda düzenlenen mitingle protesto edildi. Protestoya Azerbaycan Türkleri, Kırım Türkleri, Bosnalılar, Ahıska Türkleri, Kıbrıs Türkleri de katıldılar. Ellerinde Türk, Azerbaycan, Kırım, KKTC bayrakları ve pankartlarla Times Meydanı'nda, 42'nci Sokak ile 7'nci Cadde arasında buluşan protestocular, iddialara tepki

gösterdi. “SOYKIRIM İDDİALARI DÜZMECE” Genç Türkler Derneği Başkanı Tulga Tekman, POSTA212'ye yaptığı açıklamada "2015'e yaklaşırken Ermeniler'in Türk tarafını her türlü ortamda sıkıştırmalarına karşı Ermeni Soykırımı'nın bir aldatmaca, düzmece olduğunu, bilimsel olarak

“KİMSEDEN ÖZÜR DİLEMİYORUZ” Türk Amerikan Ülkücü Dernekler Asamblesi Onursal Başkanı Cenk Çoktosun. "Protestoların amacı ASALA örgütünün şehit ettiği diplomatları anmak ve dünyaya arşivlerimizin açık olduğunu, soykırım olmadığını anlatmak" dedi. Çoktosun, "Türk milleti adına kimse Ermeniler'den özür dileyemez. Biz kimseden özür dilemiyoruz, özür dileyecek birileri varsa Anadolu'da, Hocalı'da katliam yapan Ermeniler'dir" diyerek sözlerini noktaladı. “KİN GÜDÜLMESİNE GEREK YOK” Emekli öğretim üyesi Aytül Ergül Onursal, Türkler'in aleyhine alınan kararları protesto etmek için geldiğini söyleyerek "Kimsenin birbirine kin gütmesine gerek yok. Bu

bir savaştı. Bizim insanlarımız da öldü onların insanları da öldü" diye konuştu. SESSİZ KALINMADIĞININ KANITI Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Danışma Kurulu Üyesi Ali Çınar, "Sözde Ermeni Soykırımı'nı protesto ve şehit olan diplomatlarımızı anmak için buradayız. Sessiz kalmadığımızın kanıtıdır burada olmamız" dedi. BELGELERİN ARAŞTIRILMASI Avukat Ayhan Öğmen, "Türk vatandaşları olarak bu konuda uyuşmazlık yaşanmaması, belgele-

rin araştırılarak ortaya çıkarılması gerekiyor" diyerek, başladığı konuşmasına "Türk toplumu olarak daha çok güçlenmeliyiz. Birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz gerekiyor" diye devam etti. AZERİLER’DEN DESTEK Azerbaycan-Amerikan Kadın Derneği Başkanı Münevver Vavıhaba ise Türkler ile Azeriler'in kardeş olduğunu vurgulayarak "Ermeniler bu yalanları yaşatmaya çalışıyor ama biz birlik olduğumuz sürece bu yalanlara yok deme imkanımız büyük olur. Birbirimize destek olmalıyız" diye konuştu.

WASHINGTON’DA

Ermenilere karşı eylem (NEW YORK - POSTA 212) ABD’nin başkenti Washington’da, Ermenilerin 1915 yılı olaylarının yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan dolayısıyla Türk Büyükelçiliği önünde Türkler ve Ermeniler karşılıklı gösteri yaptı.

AHISKALI TÜRKLER Chicago’da protesto etti

(NEW YORK - POSTA 212) ABD’nin 4 farklı eyaletinden Chicago'ya gelen Ahıska Türkleri, Türkiye Başkonsolosluk binası önünde Ermenilerin 1915 yılı olaylarının yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan'da karşıt protestoda bulundu.


ABD Gündem

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ermeniler’den Erdoğan’a yeşil ışık Geragos’un sicili hiç de iyi değil

Ermeni toplumunun Los Angeles’ta Türkiye aleyhine açtığı davanın avukatı olan Mark Geragos, Başbakan Erdoğan’ın taziyesini olumlu karşıladıklarını belirterek, “Katliamı kabullenirse, onunla ya da temsilcileri ile masaya oturup konuşmaktan yanayız” dedi DAPHNE BARAK LOS ANGELES - POSTA212

C

uma günü Birinci Dünya Savaşı’nda, bugünkü Türkiye sınırları içinde vuku bulan kanlı günlerin 99. yıldönümüydü. Ermeniler buna “katliam” diyorlar. Hollywood’un başta gelen avukatlarından Mark Geragos, Ermeni kökenli ve bu güne kadar Michael Jackson, Vinona Ryder, Chris Brown gibi dünyaca ünlü birçok yıldızı temsil etmiştir. Ayrıca Mark, Los Angeles’taki Ermeni toplumunun Türkiye aleyhinde açtığı davanın da avukatıdır. Mark ile bu duyarlı konuyu birkaç yıl önce görüşmüştük. Ne de olsa Mark ile Michael Jackson’un 2003 yılında tutuklandığından bu yana tanışırız. Başbakan Erdoğan’ın birkaç gün önce yaptığı konuşmayı öğre-

nince, Mark’ı yeniden aradım ve Türkiye’ye karşı açtığı davanın ne durumda olduğunu öğrenmek istedim.

oturup konuşmaktan yanayız” dedi. Mark’a önerisini daha açık hale getirmesini söyledim.

DAVA DEVAM EDİYOR Sesimi duyduğu için memnun olan Mark, “Evet, evet davaya hala Kaliforniya mahkemesinde devam ediyoruz” dedi. Mark’a, Erdoğan’ın tarihi konuşması hakkında ne düşündüğünü sordum. Mark sorumu hızla ve heyecanla yanıtladı: “Daphne ben de duydum Erdoğan’ın bir konuşma yaptığını ve inceledim. Ancak Erdoğan’ın “katliam” kelimesini kullanması gerekiyor. Yüz yıldır süregelen kabullenmemeye son vermeli.” Mark’ı kışkırtmaya devam ettim. “Erdoğan’ın ne yapması lazım? Ne” diye sordum. Mark, “Katliamı kabullenirse, onunla ya da temsilcileri ile masaya

TARİHİ FIRSAT KAÇMASIN Mark heyecanla devam etti: “Erdoğan’a mesajım, bu tarihi fırsatı kaçırmaması… Onunla oturup görüşmek istiyoruz… Yeter ki doğruyu yapsın.”

Kısıtlamalar ticareti etkilemedi Türkiye ile Ermenistan arasındaki ekonomik ilişkiler kısıtlamalara rağmen normal bir seyir izliyor. Türkiye Ermenistan’a 2012’de 241 milyon dolarlık ihracat yaparken bu rakam 2013’de daha da artmış DOĞUCAN CÖMERT NEW YORK - POSTA212

E

rmeni Soykırımı iddialarının tekrar gündeme geldiği şu günlerde en çok merak edilen konulardan biri de Türkiye ile Ermenistan arasındaki ekonomik ilişkiler.

Araştırmalarımıza göre Türkiye-Ermenistan arasındaki sınırın kapalı olması ve uygulanan kimi yasaklara rağmen iki ülke arasındaki ticaret belli ölçeklerde rutin akışına devam ediyor.

AYLIK BAZDA HAREKETLENME TÜİK verilerine bakıldığında

Türkiye’nin Ermenistan’a yaptığı ihracatın 2012 yılının tamamında bir önceki yıla göre arttığı görülüyor. 2011 yılında Türkiye, Ermenistan’a 218 milyon dolarlık ihracat yaparken, 2012 yılında bu rakam 241 milyon dolar oldu. Bununla birlikte Türkiye’nin Ermenistan ihracatının aylık bazdaki temposunda da dikkat çekici bir hareketlenme gözleniyor. 2011 yılında Türkiye Ermenistan’a sadece yılın iki ayında ihracat yaparken, 2012 yılında 4 ay üst üste ticaret yaptı. 2013 de bu açıdan istikrarlı başladı. Türkiye 2013’ün ilk 4 ayında birbirine yakın ölçeklerde Ermenistan’a ihracat yaptı.

NORMALLEŞME SİNYALLERİ Kısıtlamalardan dolayı iki ülke arasındaki ticaret, yılın tamamına yayılacak bir potansiyele henüz ulaşmasa da rakamlar bu yönde normalleşme sinyallerinin geldiğini gösteriyor.

Geragos, şüphesiz Hollywood’un önde gelen avukatlarından. Ancak, temsil ettiği ünlü kişilerin davalarına bakarsak Mark’ın sicili, iyi sonuçlar elde edemediğini gösteriyor. Mağazada para ödemeden eşya çalmaktan yargılandığı davada Vinona Ryder’ın avukatı Geragos idi. Geragos, hem davayı kaybetti, hem de Hollywood’daki a-listesindeki konumunu. Michael Jackson tutuklandıktan birkaç hafta sonra avukatı Geragos’un işine son verdi ve yerine bir başka ünlü avukat olan Thomas Mesereau’yu görevlendirdi. Joe Peterson’ın hamile karısı ortadan birden bire kaybolunca Amerika’da ve dünyada bütün gözler ona çevrildiğinde, haber manşetlere çıktığı için Hollywood’un yıldızı Geregos’un bu davanın avukatı olacağından kimsenin şüphesi yoktu. Peterson, dava sürecinde kimsenin desteğini kazanamadı ve sonunda müebbet hapse mahkum oldu. Böylece Geragos’un siciline bir kayıp daha eklenmiş oldu. Chris Brown, kız arkadaşı Chris Brown

Michael Jackson

olan Rihanna’yı Los Angeles’da Grammy ödülleri öncesinde dövdüğü zaman Geragos’u avukat olarak tuttu. İlk başta Geragos’un savcı ile muazzam bir pazarlık sonucu anlaşmaya vardığı düşünüldü ama durum daha sonra Brown için bir felakete dönüştü. Polis ve basın, Brown’ın savcı ile yaptığı anlaşmanın balık gibi kokan berbat bir anlaşma olduğunu ortaya çıkardılar. Anlaşmaya göre Geragos, Brown, borcunu kamuya çalışarak ödeyecekti. Polis ve basın ise Geragos’un kamuya çalışma programının Brown’ın babaannesinin ve arka-

daşlarının şirketlerinde çalışmak olduğunu ortaya çıkardılar. Buna ek olarak Geragos, Brown’ın asıl sorunu olan kızgınlık konusunda görmesi gereken tedaviyi askıya aldırmıştı. O gün bu gündür Brown tedavi olmadığı için sürekli olarak kızgınlıktan kaynaklanan sorunlardan dolayı tutuklanıyor. Dolayısıyla, Geragos da her zaman onu savunmak üzere yanında oluyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen sevimli Geragos, hala bol miktarda iş alıyor. Başarının tanımı herkese göre değişir. Hollywood’da başarı büyük çapta ki medya ile ölçülür. Geragos’un da en iyi bildiği şeylerden biri bu zaten. Rihanna


Dünyanın en büyük sosyal ağı Facebook’un geliri ilk çeyrekte yüzde 72 artarak 2.5 milyar dolara yükseldi, net karı da 642 milyon dolara ulaştı. Hem reklam verenler hem de kullanıcılar Facebook’ta arkadaş kazanmanın ya da insanları etkilemenin yollarını arıyor

Facebook’un püf noktaları NEW YORK - POSTA212

F

acebook 2014 yılının ilk çeyreğinde de rekor gelir elde etti ve 642 milyon dolar kara geçti. Dünyanın en büyük sosyal ağlarından biri olan Facebook, araştırmacıların da ilgisini çekiyor. Adobe Digital Index (ADI) tarafından yapılan son araştırmaya göre, Facebook’ta paylaşım yapmak için en iyi günün cuma en kötü günün ise pazar olduğunu gösteriyor. CUMA EN İDEAL GÜN Hafta sonları özellikle cuma günü kullanıcılara ulaşmak için en ideal zaman. Çünkü insanlar hala bilgisayarlarının başında olsa

da hafta sonunun yaklaşmasıyla rahatlarlar. Kullanıcıların dikkatini çekmek için ikinci en iyi gün ise cumartesi. İnsanların Facebook’ta en az yorum yaptıkları pazar günü ise en kötü gün. Facebook kullanıcıları cuma günü yaklaşık 17 yorum, 16 beğeni ve paylaşım yapıyor. LİSE ARKADAŞLIKLARI TEHLİKEDE Facebook’ta arkadaş kaybetmek bazıları için büyük bir sorun olabilir. Colorado Denver Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre arkadaşlıktan en çok çıkarılanlar listesinde lise arkadaşları ilk sırada yer alıyor. İkinci sırada ise, herhangi bir ortak geçmişe sahip olunmayan arkadaşlar bulunuyor.

30 Nisan2014 Çarşamba

HAFTALIK ÜCRETSİZ

YIL 1 • SAYI 50

Üçüncü sırada, bir arkadaş vasıtasıyla tanışılan arkadaşlar yer alıyor. Dördüncü sırada iş arkadaşları, beşinci sırada ise ortak ilgi alanları nedeniyle tanışılan kişiler listeden çıkartılıyor. AZ AMA İLGİNÇ PAYLAŞIM Çalışmayı yürüten Christopher Sibona, “Lise arkadaşlarının listesinden silinmesinin en önemli nedeni Facebook’ta kutuplaştırıcı siyasi veya dini görüşlerini paylaşması. Bir diğer neden ise çok sık ve ilginç ol-

mayan paylaşımların yapılması” diyor. Sibona tarafından yürütülen bir başka çalışma ise Facebook’ta arkadaş listesinden çıkarılmaya verilen dört yaygın tepkinin şunlar olduğunu gösteriyor: “Şaşırdım”, “Rahatsız oldum”, “Güldüm”, “Üzüldüm.” Bu nedenle arkadaşlık listesinden çıkarılmak bir kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

www.posta212.com

KUZULARIN SESSİZLİĞİ’NDEN TÜRKİYE’NİN SAĞLIK TURİZMİNE DEV TRANSFER

Türkiye’nin yeni sağlık yüzü NE N A I L JU E MOOR

Türkiye, ilk kez uluslararası turizm tanıtımlarına sağlık turizmini de ekledi. Türkiye’nin sağlık turizminde yeni yüzü ise Hollywood yıldızı Julianne Moore oldu. Türkiye’nin sloganı ise ‘Doğru tercih’ DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

T

urizminde hedef büyüten Türkiye, reklam kampanyaları için Hollywood yıldızı Julianne Moore ile anlaştı. Türkiye’nin bu yılki tanıtımda sloganı ise ‘Doğru tercih’ Kuzuların Sessizliği’nin devamı olan Hannibal filminden tanınan Julianne Moore şu sıralar Los Angeles’ta, Türkiye’nin yeni tanıtım filminin çekimlerini gerçekleştiriyor. Türkiye ilk kez turizm tanıtımlarında sağlık turizmini de eklerken Moore Türkiye’nin sağlık yüzü olacak.

DOĞRU TERCİH Yabancı hastadan 2014 için 5 milyar dolar gelir hedefleyen Türkiye, tanıtımda THY’nin yanı sıra Lufthansa, British Airways, Katar Emir Air gibi dünyaca ünlü havayollarının ekranlarına da reklam verecek. Bu reklamlarda tatil turizminin yanı sıra sağlık turizmi de olacak. Tanıtım filmlerinde ‘Doğru Tercih’ anlamına gelen ‘Right Choise’ (RC) sloganı ile kendisini tanıtacak. HASTANE ACENTASI GELİYOR Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda (EKK) sağlık turizmi ile ilgili de yeni kararlar alındı. Sağlık

Turizmi’nde hastanelerin yurtdışından tek tek hasta bulmak için vahşi rekabete başlaması EKK gündeminde tartışıldı. Geçmişte rekabet nedeniyle Türkiye’nin kıyı bölgelerindeki otellerin oda fiyatlarının 5-6 dolara kadar düştüğünü hatırlatan Sağlık Bakanlığı, Sağlık Turizmi için de aynı tehlikenin gündemde olduğunu bildirdi. Özellikle özel hastanelerin yurtdışından hasta bulabilmek için fiyatları düşürmeye başlaması üzerine Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Aracı Kurumları yönetmeliği yayınlayacak. Hastaneler kendisi hasta bulmayacak; turizmde olduğu gibi aracı firmalar hastayı bulacak.

John Kerry’nin köpeğine Twitter hesabı (WASHINGTON-POSTA212) ABD’de Dışişleri Bakanı John Kerry’nin köpeği için de Twitter hesabı açıldı. ‘DiploMutt’ (diplo-ahmak) ismiyle açılan hesapta, hesap sahibinin adı ‘Benjamin F. Kerry’ olarak yazıldı. Adres olarak ise Washington DC’deki ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bulunduğu semt olan Foggy Bottom yer aldı. Diplomatik köpek, hesabı açar açmaz bin 400 takipçiye ulaştı. Köpeğin takip ettiği beş hesap ise Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, sözcü yardımcısı, Kerry’nin özel kalem müdürü ve danışmanının hesapları. Tabii bir de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi Twitter hesabı. Hesaptan atılan iki fotoğraftan ilkinde, hesabın sahibi ‘DiploMutt’ Bakan John Kerry ile birlikte görülüyor. Not olarak ise, “Kerry ile gezerseniz, kime rastlayacağınız hiç belli olmaz” ifadesi yer alıyor. İkinci fotoğrafta ise, ‘DiploMutt’, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kreşinde, çocuklarla beraber görülüyor.

Gösteri uçakları havada çarpıştı (SAN FRANCISCO-POSTA212) Federal Havacılık İdaresi Sözcüsü Ian Gregor, tek motorlu Cessna 210 tipi uçak ile yine tek motorlu Hawker TMK 20 tipi uçağın henüz belirlenemeyen sebepten havada çarpıştığını açıkladı. Uçakların her yıl çeşitli küçük uçaklar, motosikletler ve otomobillerin katılımıyla düzenlenen festival çerçevesinde uçuş yaptığı kaydedildi. Gregor, çarpışmanın ardından Cessna tipi uçağın denize düştüğünü ve pilotunun kayıp olduğunu belirtti. Diğer uçakta bulunan üç kişinin ise çarpışmadan yara almadan kurtulduğu öğrenildi. Sahil Güvenlik Sözcüsü Loumania Stewart, kayıp pilot için arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.


POSTA212 - SAYI 50