Issuu on Google+

New York Halkevi’ne destek son sürat sürüyor ■ Halkevi kampan-

sayfa

2

yasına destek sürüyor. Sanatçı Demet Sağıroğlu da, yapılacak Halkevi’ni ‘Tüm Türklerin Barış Çatısı’ olarak niteledi.

SAYI 41

■ Aileleri tarafından çocukken getirilen genç kaçak göçmenlere geçici çalışma izni veril- sayfa mesi için çıkarılan yasa 2 yıl daha uzatılıyor.

13

Türkiye tavla şampiyonu New York’lu

■ Louisiana Türk-Amerikan Derneği Başkanı Senem İsim, Türkiye’de yaşanan gerilimler yüzünden ABD’de yaşayan Türk toplumunun da çok huzursuz olduğunu söylüyor.

■ 29 yıldır Bod-

rum'da yaşayan ABD’li George Russel Simpson, İstiklal gazisi dedesinden tavla öğrendi ve iki kez Türkiye şampiyonu oldu.

sayfa

4

sayfa

3

HAFTALIK ÜCRETSİZ

A M E R İ K A’ D A K İ T Ü R K L E R İ N G A Z E T E S İ

sayfa

Amerika iyi yönetilmiyor

Genç göçmenlere Green Card müjdesi

Amerika’da Türk toplumuna huzur yok

5

www.posta212.com • YIL 1 • SAYI 41

26 Şubat 2014 Çarşamba

TURKIYE KIRLENDI You Tube’a yüklenen ses kaydı ortalığı karıştırdı. Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal’e işadamlarından rüşvet karşılığı alındığı iddia edilen paraları elden çıkarmasını ve paranın bazı işadamlarına taşınmasını istediği öne sürülüyor. Başbakanlık ses kaydını yalanladı.

■ Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların yüzde 62’sinin ülkenin yanlış yönde ilerlediğini düşündüğünü gösteriyor. Siyahların yüzde 59’u ise ülkenin gidişatından memnun.

***

Türkiye’de bomba etkisi yaratan ses kayıtları Başkent’i hareketlendirdi. MİT Müsteşarı Başbakanlık’a çağrıldı. Erdoğan kurmaylarıyla biraraya geldi. CHP MYK ve MHP Başkanlık Divanı ‘acil’ koduyla toplanıp Hükümetin istifasını istedi.

*** Hükümete yakınlığı ile tanınan medya organları ise, ‘Paralel Devlet’ iddialarını bir adım daha öne taşıdı, Cemaat’in 7 bin kişiyi tek dosyada incelemeye aldığını öne sürdü. Dinlemeyi yaptığı söylenen savcı ise iddiaları yalanladı.

sayfa

3

Teksas’ta Türk melekler ■ Bir grup Amerikalı Türk, önce Mehmetçik

Vakfı ve LÖSEV'e yardım için biraraya geldi, ardından da daha fazla yardım için yollarına Teksas Türk Cemiyeti çatısı altında devam etme kararı aldı.

sayfa

8

MİT arşivi Cemaat’te Gazeteci Nedim Şener’den POSTA212’ye olay açıklama: “Gizli ve sinsice örgütlenen Cemaat, Ergenekon ve Balyoz’un asıl failidir... MİT’in sayfa DUYGU GÜVENÇ 9 arşivi de Cemaat’in elinde...”

Turizmciler kavgadan kaygılı 7

sayfa

ANKARA - POSTA212

sayfa

14

Amerikalı gençler değişti ■ Amerikalı gençler artık ABD’nin üstün bir kültür olduğuna inanmıyor, yaşlılar kadar Amerikalı olmaktan gurur duymuyor.

Washington’dan art arda rapor bombardımanı 12

sayfa

Sokak gösterileri iktidardan etti

sayfa

16

MİT Yasası endişesi En çok tartışılan, kavgalara neden olan yasalardan biri olan yeni MİT Yasası neler içeriyor... MİT elemanları nasıl koruma altına alınıyor... Kimler nasıl dinlenecek...

sayfa

11

POSTA212 yazdı ortalık karıştı Obama ile Erdoğan’ın 6.5 aylık aradan sonra yaptığı telefon görüşmesi yankı uyandırmıştı. Ama POSTA212’nin ilk kez ‘flaş haber’ olarak duyurduğu ‘mektup’ ortalığı iyice karıştırdı. AHMET RAVALI

AHMET BUĞDAYCI

Kaset bombaları düşerken tek yol demokrasi 8 sayfa

Gülen Cemaati: ‘Toplum barışı riske atılıyor’

sayfa

9

Ak Parti’ye operasyonu ABD’de anlattı

■ Gülen Cemaati’ne ya-

kın Türki-Amerikan Dernekleri Konseyi, 17 Aralık ve sonrasında yaşanan hukuksuzluğu kınadı.

Takkeli liboşun dayanılmaz acizliği

sayfa

15

10

CHP ABD’de örgütlenmeye hız verdi ■ Hemen hemen her

■ Ak Parti Dış İlişkiler Başkan

Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Metin Külünk, ABD’de yaşayan Türk toplumuna 17 Aralık operasyonu hakkında bilgi verdi.

sayfa

sayfa

15

eyalette çalışmalar yapan CHP’nin ABD Temsilcisi Yurter Özcan, POSTA212’ye konuştu.

sayfa

15


Toplum Yaşam

26 Şubat 2014 Çarşamba

Mehveş Koçak mehveskocak@posta212.com

ÇILGIN TÜRKLERİN SABRI, OLAYLAR.... NEW York’un meşhur meydanı Times Square’de olaylar çıkar. New Yorklular, parklarının yıkılmasını istemez, olaylar bütün ülke geneline sıçrar. Halk, Amerikan başkanına çağrıda bulunur “Demokratik hakkımızı istiyoruz”. Amerikan Başkanı bu durumda ne yapar? Meydanlara çıkıp “Bunlar Çapulcu, bir anlık zevk için sokağa çıkıyorlar’’ diyebilir mi? Asla diyemez. Başkan, bütün Amerikan halkının başında olduğu için böyle tanımlamalardan kaçınır. Kendi parti toplantısında değil senato da hesap verir. Nedenlerini değil sonuçlarını konuşur, sağduyu çağrısı yapar. Başkan mecburen senatonun aldığı karara saygı duyar. YALANLAR... Amerikan Başkanı, olaylarda “Kilisede , sinagogta, ibadethanelerde bira içmişler” derse halk buna güler, Bir Amerikan başkanı böyle basit konularla uğraşmaz. Menfi meselelerle, makamını ve Amerika’yı küçük düşürmez. “Kendi gözlerimle gördüm bir yakınım gelinini inancından ve görüntüsünden dolayı tartaklamışlar “derse ve bunu ispat edemezse Amerikan halkından koca bir özür diler. Başkanın bütün bir toplumdan özür dilemesi yetmez “Yalan” büyük bir güven sorunu yarattığı için gelen baskılarla, başkan istifa etmek zorunda kalır. TORPİLLER... Amerikan başkanı, kızını yanına yüksek bir maaşla danışman yapabilir mi? Amerika’da bunun teklifi bile büyük bir skandala dönüşür. Amerikan başkanı hiçbir yakınını Beyaz Saray’ın kapısından içeri çalışan olarak sokamaz. GAZETECİLERE TEHDİT -TELEFON... Amerikan Başkanı TV haber kanallarından bir kaçını arar “Alo David kaldırın o yazıyı, çıkartın o haberi” derse ve bu konuşma ortaya çıkarsa Amerikan medyası başkanı maymun eder. Muhalefet, sivil toplum kuruluşları, senato, halk bu işin peşini bırakmaz. Amerikan Başkanı baskılara dayanamaz. Özür dilese de makamını böyle baskıcı, basit konularda kullandığı için istifa etmek zorunda kalır. ELE GEÇEN PARALAR... Amerikan Başkanı, bakan çocuklarının evinde bulunan milyon dolardan dolayı yargılanır. Açıklaması ne olursa olsun kayıt altına alınmamış her bir dolar için büyük hesap verir. İşin içine çocuklarının adı karışırsa, Amerika’da 100 yıla damgasını vuran bir skandal ortaya çıkmış olur. Başkan Nixon’un Water Gate Skandalı devede kulak kalır. PARALEL DEVLET... Amerikan Başkanı, parelel bir yapılanmayı itiraf edip, kendilerine karşı büyük bir opersayon yapıldığını açıklarsa; Başkanın Paralel yapıyla organik ve inorganik ilişkisi araştırılır. Geçmişteki tüm bağlantıları ve ortak yaptıkları işler masaya yatırılır. Başkan ve beraberindekiler, ülke sırlarını ve görevlerini paralel yapıyla paylaşmaktan casusluk suçlamasıyla yargılanabilir. Biz Türkler gerçekten çıldırmış olmalıyız... Hiç Amerika Türkiye olabilir mi? Bu çılgın Türkler’in sabrı, bir Amerikalı’da ne gezer?

NEW YORK HALKEVİ Barış çatısı olacak

Ekmel Anda’nın başlattığı New York’ta yapılacak Halkevi kampanyasına ünlü sanatçı Demet Sağıroğlu’da destek verdi

İ

Demet Sağıroğlu

şadamı Ekmel Anda tarafından başlatılan New York Halkevi Projesi’ne destek çığ gibi büyüyor. İşte ABD’de yaşayan Türk toplumunun ileri gelenlerinin görüşleri:

Sanatçı

Tüm Türkler’in Barış Çatısı

Cevdet Özdemir

İslam Shakhbandarov

Hüseyin Bayram

Türk Amerikan Giresunlular Derneği Bşk.

Ahıska Türk Amerika Toplum Merkezi Bşk.

Türk Amerikan Restoranları Derneği Bşk.

Her türlü desteğe hazırız

Biz de varız...

Biraz geç kaldık ama...

Fevkalade başarılı bir kampanya. Ekmel Anda’yı bu girişiminden dolayı tebrik ediyorum. Bu tarz bir projenin icraata geçmiş olması çok sevindirici bir haber. Tamamlanmasını ve sonuçlanmasını bekliyoruz. Elimizden gelen her desteği sunmaya hazırız.

Çok güzel bir fikir. Ama umarım fikir olarak kalmaz. Türk toplumunda kendi aralarında gruplaşmalar var. Herkesi biraraya getirmek kolay olmayabilir. Güzel fikir, ancak bir o kadar da gerçekleştirilmesi zor. Kurum olarak da katkıda bulunmaya çalışacağız. Bu arada Türkiye’nin her bir şehrinde projeye ilişkin bir köşe oluşturulması ve belediyeler ile valilerin desteğinin sağlanması önerisinde bulunmak isterim.

Türk toplumunu aynı çatı altında toplayan bir halkevi uzun yıllardır süren bir ihtiyaçtı. Diğer toplumlar bizden çok daha hızlı davrandılar, biz onlara göre geç kaldık. Ekmel Anda’nın bir lider olarak bu projeye destek vermesi örnek bir davranış. Biz de kendisini ve projeyi destekliyoruz.

Güven duygusundan yoksun olduğumuz bu günlerde hayır ve yardımlarıyla tanıdığım ve kayıtsız, şartsız inandığım isimdir Ekmel Anda. O’nun öncülüğünde kurulacak New York Halkevi; lehçe, mezhep, din, siyasi görüş vs. gözetmeksizin tüm Türklerin bir araya geleceği bir “Barış Çatısı” olacaktır. Bu ilkeyle yola çıkan ve birlikteliğin önemine inanan öğrenci, işadamı, sporcu, ev kadını, sanatçı vs. her kesimin bağış ve desteğiyle Türk’lere yakışan bir merkez haline gelecektir. Hayırlı olsun.

Her şey çocuklarımız için Maryland’ta 1976’da kurulan Turkish Children Foster Care, Türkiye’de yardıma muhtaç çocukları 38 yıldır okutuyor. Bu çocukların karneleri ise pekiyi ile dolu MARYLAND - POSTA212

M

aryland merkezli yoksul Türk çocuklarına yardım amacıyla kurulan Turkish Children Foster Care’in yönetim kurulu üyelerinden Selma Tekin, yardımda bulunmak isteyenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlattı. Tekin, “Yapacağınız yardım sizinle yardıma ihtiyaç olan bir öğrencinin arasına bir bağlantı kurar” dedi. Derneğin 1976’da kurulduğunu belirten Selma Tekin, amaçlarının Türkiye’de bulunan muhtaç çocuklarının eğitimine devam edebilmeleri için temel ihtiyaçlarını gidermek olduğunu söyledi. Yardımda bulundukları çocukların yaşlarının ilk okuldan üniversite ve yüksek lisans seviyesine kadar uzadığını belirten Tekin, yardıma ihtiyacı olan öğrencileri yoğun araştırmalar sonucu ve birlikte çalıştıkları Türkiye Yardım Sevenler Derneği Be-

yoğlu Şubesi işbirliği ile belirlediklerini söyledi. Derneğin senede iki kere İstanbul’da yapılan yardım dağıtımlarında bütün öğrencilere birlikte olma imkanı sağladığını ekleyen Tekin, “İstanbul dışında bulunan öğrencilerimizle sürekli irtibat halindeyiz. Dağıtımlarda öğrencilerimizin okul belgelerini, karnelerini ve Amerika’da bulunan yardımcı ailelerine yazılmış mektuplarını veriyorlar. Ve biz bu bilgileri Amerika’daki yardım eden ailelerle paylaşıyoruz” dedi. “KORUYUCU AİLE OLABİLİRSİNİZ” ‘Turkish Children Foster Care’in yönetim kurulu üyelerinden Selma Tekin Amerika’da bulunan ve yardım etmek isteyen kişilere farklı opsiyonlar sunduklarını şu şekilde anlattı: “Yapacağınız yardım sizinle yardıma ihtiyaç olan bir öğrencinin arasına bir

bağlantı kurar. Siz o öğrencinin koruyucu ailesi olursunuz. Size çocuk ve ailesi hakkında resimli belge verilir. Ayrıca zaman zaman öğrencinizden size gelen mektuplar ve yılda bir defa öğrencinizin okul ve aile durumunu ve değişiklikleri bildiren yıllık rapor gönderilir. Derneğe yapacağınız bütün bağış ve yardımlar Amerika’da vergiden muaftır. Bir ilk öğretim yıllık sponsorluğu sadece 250 dolar; Üniversite sponsorluğu 500 dolar. Sponsor olmak istemeyen kişiler ise derneğimize genel bir bağışta bulunabilir. Bu genel bağışlar birleştirilip sponsoru olmayan öğrencilere verilmektedir.” Kuruluşundan itibaren binlerce çocuğun eğitiminin katkısında bulunan Turkish Children Foster Care derneği ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler www.turkishchildrenfostercare.net adresini ziyaret edebilirler.

‘Küçük ada devletleri resepsiyonu NEW YORK (AA) - Gelişmekte olan ''Küçük Ada Devletleri Uluslararası Yılı''nın ilanı dolayısıyla New York'taki Türkevi'nde resepsiyon verildi. Ev sahipliğini Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Halit Çevik, ada devleti Nauru Daimi Temsilcisi Marlene Moses ve BM Ekonomik ve Sosyal İşler Genel Sekreter Yardımcısı Wu Hongbo'nun yaptığı resepsiyona Nauru Cumhurbaşkanı Baron Waqa'nın yanı sıra Samoa Başbakanı, Barbados ve Morityus'un dışişleri bakanları katıldı. Resepsiyonda konuşan Büyükelçi Çevik, insan hayatı için çevre ve su kaynaklarının önemine değinerek, iklim değişikliğinin tüm insanlığı tehdit ettiğini söyledi. Küresel sorunlara hiç kimsenin gözünü kapatamayacağını vurgulayan Çevik, Türkiye olarak ada devletlerinin gelişmesi için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını anlattı. Çevik, 1-4 Eylül arasında Samoa'nın Apia kentinde yapılacak 3. Uluslararası Küçük Ada Devletleri Konferansı Hazırlık Komitesi Toplantısı'nın başladığını belirterek, toplantının başarılı geçmesi için çalışmaya devam edeceklerini dile getirdi. Nauru Cumhurbaşkanı Waqa ise küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelede birlikte hareket etmenin önemini dikkati çekerek, Türkiye'nin ada devletlerine gösterdiği yakın ilgiye teşekkür etti. Resepsiyonda Türk mutfağından çeşitli örnekler misafirlere sunuldu. Ada devletlerinden gelen müzik gruplarının performansına bazı misafirler danslarıyla eşlik etti.


Güncel &Toplum

Türkiye’nin tavla şampiyonu NEW YORK’LU GEORGE

ABD'den gelip 29 yıl önce Bodrum'a yerleşen ve çifte vatandaşlık alan George Russel Simpson, İstiklal gazisi dedesinin öğrettiği tavla ile iki kez Türkiye şampiyonu oldu. Simpson, dededen kalma tavlayı ve madalyalarını özenle saklıyor

A

MUĞLA (AA)

BD'den gelerek Bodrum'a yerleşen ve çifte vatandaşlık alan 54 yaşındaki George Russel Simpson, İstiklal Savaşı gazisi dedesinden öğrendiği tavla ile iki kez Türkiye şampiyonu oldu. ABD'nin New York kentinde doğan ve uzun yıllar Amerika'da yaşayan George Russel Simpson, 29 yıl önce Muğla'nın Bodrum ilçesine bağlı Yalıçiftlik beldesine yerleşti. Annesi Türk, babası ise Amerikan vatandaşı olan Simpson, İstiklal gazisi olduğu öğrenilen dedesi Abdullah Arif Atasagun ile 1965 yılında tavla oynamaya başladı. 1980 yılına kadar hayatta olan dedesiyle sık sık tavla oynayan Simpson, önce Dünya Tavla Federasyonu’na (WBF), ardından da 1994 yılında feder-

asyonun Türkiye temsilciliğine katıldı.Simpson, 2007 yılında internet üzerinden oynanan Türkiye Tavla Şampiyonası'nda birinciliği kazandı. Simpson, ikinci şampiyonluğunu ise 2013 yılında elde etti. BAŞARISINI DEDESİNE BORÇLU Simpson, gazetecilere yaptığı açıklamada, tavlada bildiklerinin büyük bölümünü dedesinden öğrendiğini anlattı. Bodrum'da yaşamayı ve tavlayı çok sevdiğini dile getiren Simpson, dedesinden kalan tavla takımlarını ve İstiklal Madalyasını evinin en özel köşesinde sakladığını kaydetti. Bodrum'daki tavla liginde de oynadığını belirten

Simpson, turnuva hazırlıklarını yaşadığı köydeki vatandaşlarla kahvehanede tavla oynayarak sürdürdüğünü ifade etti. Köy kahvesinde bazı köylüler ise Simpson ile vakit buldukça tavla oynadıklarını anlattılar. Bodrum Tavla Kulübü Kurucusu Mehmet Dağoğlu, Simpson'un çok değerli bir oyuncu olduğunu belirtti. Dağoğlu, "Simpson sürekli tavla oynayan oyuncularımızdan birisi. Daha önce iki kez Türkiye şampiyonluğunu elde etti. Avusturya'da dereceye girmiş bir oyuncudur. 2013 yılında da Türkiye Şampiyonası’nda 44 oyuncuyu yenerek Türkiye şampiyonluğunu Bodrum'a kazandırdı"

dedi. Öte yandan, Simpson'un 27 Mart'da Avusturya'nın Velden kentinde düzenlenecek tavla şampiyonasına katılacağı öğrenildi.

TURKSOTX’in şu an üyelerin çoğunluğu kadınlardan oluşsa da yakında yönetime erkeklerin gireceği ve “kadın organizasyonu” olmadığı ifade ediliyor.

Dallas’ın yardım melekleri

Teksas-Dallas’ta yaşayan Türkler önce Mehmetçik Vakfı ve LÖSEV’e yardım için bir araya geldiler. Kısa sûre sonra da Teksas Türk Cemiyeti’ni kurdular. Dernek faaliyete geçeli bir yıl olmasına karşın önemli etkinliklere imza atıyor DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK - POSTA212

T

eksas'ta yaşayan bir grup Amerikalı Türk, önce Mehmetçik Vakfı ve LÖSEV'e yardım için biraraya geldiler, ardından daha fazla yardım için yollarına Teksas Türk Cemiyeti (Turkish Society ot Texas -TURKSOTX) çatısı altında devam etme kararı aldılar. Teksas Türk Cemiyeti Başkanı Ömür Karaoğlu, bu yılın başında kurulan cemiyetin kurucuları ve gönülleri arasında farklı siyasi düşüncede olan üyeler olabileceğini, ancak Atatürk düşünce sevgisinin ortak buluşma noktalarının olduğunu vurguladı. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) ve eski Başkanı Ali Çınar ile birlikte Dallas'ta önemli projeleri hayata geçirdikle-

rini kaydeden Karaoğlu, ilk olarak Mehmetçik Vakfı'na yardım çalısmaları yürütüldüğünü anlattı. Bu kapsamda her ay yemek dersleri verildiğini ve bu derslere özellikle Amerikalılar'ın katılımının sağlanması yoluyla da aynı zamanda Türk gelenek ve göreneklerinin tanıtımına da katkıda bulunulduğunu ifade eden Karaoğlu, şunları söyledi: LÖSEV YARARINA YEMEK DERSİ “Buradan gelen gelir Mehmetçik Vakfı'na gönderildi. Şu ana kadar 15 bin TL'nin üzerinde yardım yapıldı. Yemek derslerine Amerikalıların katılımı sağlanarak Türk mutfağının tanıtımına katkı sağlandı. Ayrıca Yemek Derslerinden biriktirilen yemek tarifleri 200 sayfalık renkli yemek kitabı olarak basıldı. Bu kitabın geliri de Meh-

metçik Vakfı'na bağışlanmaya devam ediliyor. LÖSEV yararına da yemek dersi verildi. Yardım gurubumuz her geçen gün çoğaldı. Yakın çevremizden artık bu faaliyetlerin ve muhtemel projelerin hayata geçirilmesi için profesyonel bir çatı altında birleşmemiz konusunda baskı artınca biz de TURKSOTX'i kurduk.” AMAÇ KÜLTÜRÜMÜZÜ TANITMAK TURKSOTX'in kurucuları ve gönüllüleri arasında çok farklı siyasi görüşte insanların yer aldığını kaydeden Karaoğlu, “Fakat bizi ortak bir noktada birleştiren ilke Atatük düşünce ve sevgisidir. Kuruluşumuz Amerikan kanunlarına göre kurulmuş olup halk yararına projeler geliştirir ve bu hedefte hizmetlerini yürütür. Bu projeler içinde Türk kültürünü tanıtmaya yönelik projeler de yer alacaktır” diye konuştu. Türkiye'ye yönelik projelerden önemli gördüklerini hayata geçirmek olduğunu dile getiren Karaoğlu, şöyle devam etti: “Ulusal projelerimizi değişik eyaletlerdeki dostlarımızla beraber götüreceğiz. Çok yakında yapılacak yönetim kurulu toplantısında muhtemel projeler üzerinde kararlar alacağız. Ancak bu yıl hayata geçirmeyi düşündüğümüz projeler arasında Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamak ve çocuklara yönelik projeler olduğunu söyleyebilirim.”

26 Şubat 2014 Çarşamba

Doğan Uluç doganuluc@aol.com

‘Rüya apartmanı’ George Soros’ın başına dert açtı GEORGE Soros 3 saati aşkın yeminli ifadeden yorgun düşmüştü. Davacı-davalı avukatları  bir saatlik öğle molasında anlaştılar. Demokratik idealler savunucusu Soros mahkeme çıkışına yöneldiğinde uzatmalı sevgilisi Adriana Ferreyr arkadan hamle etti, iki eliyle milyarder finansmancıyı yumruklamaya başladı. Yüzünden tokatlamaya kalkınca avukatı Singer dram dizileri yıldızı Adriana’nın kollarına sarılıp engel oldu. 83 yaşındaki Soros ile 30 yaşındaki TV yıldızı Adriana ‘nın 2005 ile 2010 arasında ilişkileri darılıp barışmayla geçiyordu. Soros, kumral güzeli sevgilisine New York’un zenginler mahallesinde 1.9 milyon dolarlık ‘‘rüya apartmanı’’diye isimlendirdiği bir daire vaat etmişti. Romantik bir akşam yemeğinde ‘apartman’ konusu söz konusu olunca Soros uzatmalı dostuna eğilip lüks daireyi başka bir kadına hediye ettiğini açıkladı. Bu kadın daha sonra evlendiği Tamiko Bolton idi. Çılgına dönen Adriana, 53 yaş büyüğü Soros’la kavgaya girdi. Soros polise ifadesin kız arkadaşının cam lambayla başını yardığını lambayla başını yardığını, boğazını sıktığını söyledi. Güney Amerika dizileri aktrisi ise ’’Esas saldırgan Soros’tur.’’ diye uzatmalı sevgilisini suçladı. Adriana Ferreyr ‘’Georgee ‘Sana rüya apartmanı hediye edeceğim.’’dedi, sonra caydı. Sağlığım bozuldu, ruhsal bunalım geçiriyorum.’’diyor. Adriana 100 ülkede faaliyet gösteren ‘Açık Toplum Vakfı’’nın kurucusu George Soros aleyhine 50 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Uluslararası finansmancı ise karşı davanın yanısıra hakimden şahsi serveti, özel yazışmaları, sağlık bilgilerini içeren dosyaların açılmasının engellenmesini istedi. Ekonomik ölçeklerin her seviyesindeki insanlar zengin kesimin evlilik, ayrılık, boşanma davalarını ilgiyle takip ediyorlar. Sosyete buluşmalarında ünlülerin dedikoduları sohbet gündeminin tepesinde.  Basın devlerinden  Rupert Murdoch’un 32 yıl sonra boşadığı eşi Anna Torv’a 1.7 milyar dolar tazminat ödedi.  Wall Street Journal, News Corp’un sahibi Murdoch’un şahsi serveti 11 milyar dolar. Rupert Murdoch (82) daha sonra evlendiği Çin’li Deng’i (44) acil bir kararla boşadı. Çifte yakın çevreler boşanma nedenini Deng’in eski İngiliz başbakanı Tony Blair’le yakın ilişkisini sebeb gösteriyor. Blair, ilişkiyi platonik dostluk diye tanımlıyor. ‘’Potaların kralı’’ Michael Jordan 17 yıl evliliğini karısı Juanita’ya 168 milyon dolar ödeyip noktaladı. İki hafta önce birlikte yaşadığı kız arkadaşından ikiz çocuğu oldu. Boşadığı eşi İrina’nın 6 milyar dolarlık servetinin yarısını talep ettiği Rus işadamı Roman Abramovich 300 milyon dolarla tazminat işini kapattı. Aktör Mel Gibson 1980’de evlendiği Robyn’e 425 milyon dolar ödeyip boşanmaya razı etti. İsveç’li Elin Nordegren eşi şöhretli golf’çu Tiger Woods’un hayat kadınlarına tutkusunu öğrenince evini ayırıp mahkemeye başvurdu. Elin’in 750 milyon dolar boşanma tazminatı aldığı bildiriliyor. 14 milyar dolarlık servetiyle Amerika’nın en zenginler listesinde yer alan petrolcu Harold Hamms eşinden boşanma görüşmeleri yapıyor. Harold ve eşi Sue izdivaç öncesi boşanma halinde servet paylaşımı anlaşması imzalamamışlar. Yasalara göre Harold servetinin yarısını, 7 milyar doları, eşine ödemesi gerekecek. Petrol kralı bu rekor meblağın altından nasıl çıkacak? Sosyetenin en son merak konusu da bu. Hürriyet.com.tr’den alınmıştır


Gündem

26 Şubat 2014 Çarşamba

Türk toplumu çok huzursuz

Yeni Başkan Kudret Bülbül

Louisiana Türk-Amerikan Derneği Başkanı Senem İsim, Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmeler sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Türk toplumunun çok huzursuz olduğunu söyledi (LOUISIANA- POSTA212)

Y

aklaşık 15 yıldır eşi ve iki çocuğu ile birlikte ABD’de yaşayan Senem İsim, 1978 yılında Dr. Tamer Açıkalın tarafından kurulan Türk-Amerikan Derneği’nin 7 yıldır başkanlığını yapıyor. Bölgedeki ani hava değişiklikleri ve son 10 yılda yaşanan büyük fırtınalar sonucu sabit bir Türk popülasyonunun varlığından söz etmenin zor olduğunu belirten İsim, son 4 yıl-

dır bu durumun olumlu yönde ilerlediğine, eski düzene geri dönülmeye başlandığına dikkat çekti.

“ÖĞRENCİLER ÇOĞUNLUKTA” Milli ve dini bayramlarımızı büyük bir coşku içerisinde kutladıklarını, çocuklara gelenek ve göreneklerimizi öğretmeye çalıştıklarını belirten Senem İsim, Louisiana’da 2 bine yakın Türk’ün yaşadığını, derneğin faaliyetlerine daha çok Türk öğrencilerin ilgi gösterdi-

ğini söyledi.

“ÖRNEK DAYANIŞMA” Senem İsim, 2011 yılında gerçekleşen ve kolay kolay hafızalardan silinmeyecek Van Depremi sonrasında bölgedeki Türkler arasında büyük bir dayanışma gerçekleştiğini ve bölgeye yardım gönderildiğini söyledi. “HUZURSUZUZ” Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmelerden dolayı

ABD’deki Türk toplumunun oldukça huzursuz olduğuna dikkat çeken İsim, “İnsanlar çok huzursuz. Hepimizin önceliği vatanımız. Keşke hoş görü ve anlayış toplumumuzda daha fazla mümkün olabilse. Maalesef, Türk toplumu arasında kopukluklar var. Herkes, birbirine biraz daha anlayış gösterebilse, daha güzel şeyler ortaya çıkabilir” dedi.

Türk öğrenci dayanışması Houston Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği (TSA), Amerika’ya gelen öğrencilere gönüllü olarak rehberlik

hizmeti veriyor. TSA, ayrıca bölgede Türkleri birleştirici ve kaynaştırıcı etkinlikler de düzenliyor

renci Festivali düzenlediklerini de belirten Unan,” Üniversitemizde yaklaşık 500 öğrenci topluluğu var, biz bunlardan sadece biriyiz. Sayıca bizden çok fazla üyesi olan topluluklara rağmen, her yıl en büyük festivali biz düzenliyoruz. En çok bizim organizasyonumuz ses getiriyor” diye konuşuyor.

(HOUSTON – POSTA212)

H

ouston Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği (TSA), ABD’ye yeni gelen Türk öğrencilere gönüllü rehberlik hizmeti vermenin yanı sıra, üniversitede Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak amacıyla ses getiren etkinlikler düzenliyor. Dernek Başkanı Mahmut Unan, “Ayakta kalabilmemizin en önemli unsuru, bireysel olarak herkesin görüşüne saygı göstermemiz “ diyor.

“YENİ ÖĞRENCİLERE DESTEK” Yaklaşık 9 sene önce kurulan Houston Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği’nin başkanı Mahmut Unan, Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursu ile yüksek lisans eğitimi almak için ile Houston Üniversitesi’ne geldi. Şimdilerde aynı üniversitede doktora eğitimini sürdüren Unan, çalışmalarını ameliyatlarda kullanılan robotlar üzerine sürdürdüğünü söylüyor.

Houston Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği’nin ilk amacının Türk öğrencilerine yardım etmek, sonraki amacının da Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunmak olduğunu söyleyen Unan, üniversitedeki tüm Türk öğrencilerin derneğe üye sayıldığını, bu anlamda derneğin yaklaşık 200 üyesinin olduğunu belirtiyor. Üniversiteye veya dil okuluna gelen öğrencilerin Tür-

kiye’den kendilerine ulaştıklarını belirten Unan, “Buraya geldiklerinde onlara gerekli yardımı sağlıyoruz. Bazen havaalanında karşılıyoruz veya kalacak yer ayarlıyoruz, ya da kayıt sürecinde yardım ediyoruz “diyor.

“TÜRKÇE KURSLARI Asıl hedeflerinin üniversitede Türkiye’yi tanıtmak olduğunu söyleyen Unan, şöyle devam

ediyor: “Tanıtım kapsamında, okulumuzda Türkçe kursları düzenliyoruz ve olağanüstü bir katılımla karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz yıl Türkçe derslerimize üniversite öğrencileri ve profesörler olmak üzere 200 kişi katıldı.”

“EN ÇOK BİZ SES GETİRİYORUZ” Türkçe derslerinin yanında, üniversitede her sene Türk Öğ-

“TEK KİMLİĞİMİZ TC” Derneğe katılan öğrencilerin sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarının yeterli olduğunu belirten Unsan, “ Bireysel olarak herkesin görüşüne saygı gösteriyoruz, Bizim tek kimliğimiz TC vatandaşı olmak. Ayakta kalabilmemizin en önemli unsuru budur. Aksi takdirde, başka bir kurumun derneği olurduk. Biz tamamen bağımsızız” diye belirtiyor. Houston Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği ile resmi internet sitesi www.tsauh.com veya derneğin Facebook sayfası www.facebook.com/groups/tsa. uh üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Kırım Türkleri Çelebi Cihan’ı andı NEW YORK - POSTA212

N

uman Çelebi Cihan'ı anma töreni geçtiğimiz hafta dernek binasında gerçekleştirildi. Kırım Türkleri Amerikan Birliği Başkanı Naci Tozer'in konuşmasıyla başlayan tören, başkan yardımcısı ve aynı zamanda New York Azerbaycan Derneği başkanı Ali Nasibov ve TADF başkanı Atilla Pak'ın konuşmalarıyla devam etti. Törene katılanlar arasında başkan yardımcısı Aysel Demirkan, federasyon sekreteri Cafer Kahyaoğlu, 2. başkan yardımcısı Tulga Tekman, CHP Amerika Temsilcisi Yurter Özcan ve AATA Başkan yardımcısı Ceren Olga Sayan da vardı. Törende, Yurter Özcan da

kısa bir konuşma yaparak CHP olarak her türlü desteği göstereceklerini belirtti, Kırım cemiyeti Okulu öğrencileri şiirleriyle anma törenine katılırken, okulda din dersleri alan öğrenciler de ilahiler okudular. Ayrıca törende 26 Şubat'ta yapılması planlanan Hocalı Katliamı protestosunun önemi vurgulandı. Numan Çelebi Cihan (Noman Çelebicihan) kimdir: 1885 yılında Kırım’ın kuzeyindeki Or Bölgesinin Sonak köyünde dünyaya geldi. Kırım Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı ve Kırım Tatar milli marşı Ant Etkenmen'in de yazarıdır. Çelebicihan 23 Şubat 1918'de Bolşevikler tarafından şehit edildi. Numan Çelebi’nin naaşı parçalanarak Karadeniz'e atılmıştı.

ANKARA (AA) - Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı görevini yürüten Kemal Yurtnaç, Başbakanlık Müşavirliği’ne atandı. Yurtdışı Türkleri’nin yeni başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül oldu. Devir teslim töreni nedeniyle düzenlenen törene Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. İşler de katıldı Kudret Bülbül, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) görevini düzenlenen törenle devraldı. Doç. Dr. Bülbül, Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler’in katılımıyla YTB binasında gerçekleşen görev teslim töreninde, Yurtdışı Türkler Başkanlığı görevini Başbakanlık Müşavirliği görevine atanan Kemal Yurtnaç’tan devraldı. Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. İşler, törende yaptığı konuşmasında, Bülbül’ün yeni görevinde bu kurumu aldığı noktadan daha ileri noktalara götüreceğine inandığını belirterek, "Doç. Dr. Bülbül’ün akademisyen kimliğinin dışında üç buçuk senelik bürokrasi tecrübesi vardır. Bu tecrübeyi önemsiyorum. Donanım ve birikimi aynı zamanda akademik bakışıyla da bu kuruma yeni bir vizyon katacaktır. Yeni görevinde Doç. Dr. Kudret Bülbül'e başarılar diliyorum" dedi.

“BİRLİKTE ÇALIŞACAĞIZ” YTB kurucu Başkanı Kemal Yurtnaç’tan görevi devralan Doç. Dr. Bülbül de konuşmasında, "Bu anlamlı günde bir arada olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye’de hepimiz birer başarı hikayesiyiz" ifadelerini kullandı. Hep birlikte daha da çok çalışacaklarını söyleyen Bülbül, "Yeni bir kurum kurmak gerçekten çok zordur. Ben de böyle bir kurumdan geliyorum. Bu çerçevede Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nı bugünlere getiren Sayın Bakanıma ve Kemal Bey’e ve bütün YTB çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. Başarılı faaliyetler hızlandırılarak devam ettirilecektir” diye konuştu.

“YTB DAHA İLERİYE GİDECEK” Konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan YTB kurucu Başkanı Yurtnaç ise yeni görevlerin yeni heyecanlar olduğuna işaret ederek, geriye dönüp baktığında, yaşamış olduğu tecrübelerden edindiği birçok nokta olduğuna değindi. Yurtnaç, şunları kaydetti: "Burada kurumumuz için yaptığımız her şey hep birlikte oldu. Bu süre zarfında Sayın Cumhurbaşkanımızdan Sayın Başbakanımıza hepsinden destek gördük. Başkana bağlı olmadan yapılan on beş senelik kısa orta uzun vadelerle belirlenen faaliyet ve hedeflere, bizden sonra göreve başlayan Kudret Bülbül’ün yardımcı olmaya devam edeceğini düşünüyorum.”

Bayrağını kap gel!

Bakan Şimşek katılıyor (WASHINGTON-POSTA212)

T

ürk Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA), bu yıl 34.’sü düzenlenecek “Türk Amerikan Ulusal Konferansı”nın 10-12 Nisan 2014 tarihleri arasında Washington Plaza Hotel’de

gerçekleştirileceğini açıkladı. Türk Amerikan toplumunun kuvvetlendirilmesi ve farklılıklar içinde daha da güçlenme temasını ele alacak olan bu yılki konferansa, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü

Dr. Mehmet Haberal, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ve Coca Cola International Başkanı Ahmet Bozer konuşmacı olarak katılacak. Konferansın sonunda düzenlenecek galada müzisyen İlhan Özülü ve Zeliha Sunal sahne alacak.

(WASHINGTON-POSTA212) Amerikan Ulusal Basketbol Ligi'nde (NBA) milli basketbolcu Enes Kanter'in forma giydiği Utah Jazz takımı 5 Mart’ta Washington Wizards ile karşılaşacak. Washington’daki Verizon Center’da yapılacak olan karşılaşmada yetenekli, başarılı ve disiplinli performanslarıyla ülkemizin gururu olmayı başarmış Utah Jazz takımının basketbolcusu Enes Kanter de yer alacak. Washington DC Türk Amerikan Derneği (ATADC), milli basketbolcumuz Enes Kanter’e destek olmak ve kendisiyle maç sonunda tanışmak isteyenler için 5 Mart tarihinde gerçekleşecek karşılaşmanın indirimli biletlerini satışa çıkardığını duyurdu. Maç arasında Türk halk dansları topluluğu tarafından da bir performans sergileneceğini duyuran ATA-DC, indirimli bilet almak isteyenlerin ATA-DC’nin internet sitesini ziyaret etmesini veya basketball@atadc.org.adresine e-posta gönderebileceklerini söyledi.


Toplum

26 Şubat 2014 Çarşamba

Amerika nereye koşuyor?

Pentagon’da yolsuzluk skandalı

Amerikalıların yüzde 62’si ülkenin yanlış yolda gittiğini savunurken, yüzde 30’u doğru yönde ilerlediğini düşünüyor. Rasmussen Reports’un yaptığı araştırmaya göre, ABD halkının büyük bölümü ülkenin iyi yönetilmediğini düşünüyor NEW YORK - POSTA212

K

amuoyu araştırmaları, Amerikalıların yüzde 62’sinin ülkenin yanlış yönde ilerlediğini düşündüğünü gösteriyor. Katılımcıların yüzde 30’u ise ABD’nin yanlış yolda olduğunu düşünüyor. ABD’nin doğru yolda ilerlediğini düşünenlerin sayısında geçen yıla göre yüzde 8 oranında bir düşüş gözlemleniyor. Kamuoyu araştırmaları ve medya şirketi Rasmussen Reports tarafından her hafta yapılan telefon anketleri, verilerin aralık ayının ortasından bu yana yüzde 29

ile yüzde 30 arasında değiştiğini ve bu durumun Obama yönetiminin tutumuyla uyumlu olduğunu gösteriyor. Bir yıl önce yapılan ankette ise Amerikalıların yüzde 38’i ülkenin doğru yönde ilerlediğini düşünüyordu. Geçen yıl federal hükümet kapandığı zaman ekim ayında, Amerikalıların ülkenin gidişatına karşı duyduğu güven doğal olarak yüzde 13’e düşmüştü. Bu, son beş yılın en düşük oranıydı. Şu an ülkenin yüzde 62’si ise ABD’nin yanlış yolda olduğunu düşünüyor. Geçen senenin aynı döneminde ankete katılanların

yüzde 54’ü ülkenin yanlış yolda gittiğini savunuyordu. Öte yandan, bu oran, ekim ayında yüzde 80 düzeylerinde kaydedilmişti.

YÜZDE 50 ‘DOĞRU’ YOL DİYOR Cumhuriyetçilerin yüzde 86’sı ve her hangi bir partiye bağlı olmayan katılımcıların yüzde 70’ine göre ülke yanlış yolda ilerliyor. Demokratların yüzde 50’si ise ülkenin doğru, yüzde 37’si yanlış yönde gittiğini düşünüyor. SİYAH DESTEK Siyahların yüzde 59’u ABD’nin doğru yönde ilerlediği-

ni savunuyor. Beyazların yüzde 64’ü ve diğer azınlıkların yüzde 53’ü ise bu görüşe katılmıyor. Erkekler ise kadınlardan daha

karamsar. Söz konusu anket, 10-16 Şubat 2014’te 3 bin 500 kişiyle telefon görüşmesi yapılarak gerçekleştirilmiş.

Uyuyan askere elektroşok ABD Genel Kurmayı, günlerce görev başında kalan askerleri uyanık tutmak için beyne düşük düzeyde elektroşok verecek bir yöntemi uygulamaya hazırlanıyor

Vahşi cinayete müebbet hapis (WORCESTER - AA) Massachusetts eyaletinde hamile arkadaşını öldüren ve bebeği karnını keserek alan kadın ömür boyu hapse mahkum edildi. Worcester Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada, 39 yaşındaki sanık Julie Corey, şartlı tahliyesiz ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Corey, 2009 yılı Temmuz ayında 8 aylık hamile Darlene Haynes’i (23) öldürmekten geçen hafta mahkeme tarafından birinci derece cinayetten suçlu bulunmuştu. Cinayetten 3 ay önce düşük yapan Corey, Haynes’in rahmini keserek aldığı bebek ve erkek arkadaşıyla birlikte olaydan iki gün sonra New Hampshire’da evsizler barınağında bulunmuştu. Corey, bebeği kendisinin doğurduğunu iddia etmişti. Şu anda 4 yaşında olan kız çocuğu, biyolojik babasıyla yaşıyor. Mahkeme salonunda öldürülen kızının küllerinin bulunduğu kabı taşıdığı görülen baba Fred Haynes’in, gözyaşlarına boğulduğu, konuşmakta ve ayakta durmakta zorlandığı gözlendi.

Eşcinsellere hizmet yok yasası SELÇUK ACAR - NEW YORK (AA) Arizona Eyalet Meclisi’ndeki tartışmalı ‘’dini özgürlükler’’ yasasının oylanmasında sonuç, 33’e 27 oy çokluğuyla yasanın kabulü doğrultusunda oldu. Yasayı destekleyen Cumhuriyetçiler, yasanın ayrımcılıkla değil, dini özgürlüklerin korumasıyla ilgili olduğunu ileri sürüyor. Kabul edilen tasarıya tepki gösteren Demokratlar, tasarıyı ‘’eyaletin ayrımcılık yaptırımı’’ olarak yorumlayarak bir utanç örneği olarak niteliyor. Öte yandan, Phoenix Büyükşehir Ekonomik Konseyi, Eyalet Valisi Jan Brewer’e imzalaması için gönderilen tasarıyı veto etmesi için çağrıda bulundu.Arizona’da Meclis Azınlık Lideri Demokrat Partili Chad Campbell, oylama sırasında, tasarının eşcinsellere karşı ayırımcılık içerdiğini ifade ederek, “Bu tasarının sonucu, ‘ayrımcılık dönemi’dir ve LGBT toplumunu incitecek” dedi. Tasarı, meclisten sonra eyalet senatosundan da 17’ye 13 oy çokluğuyla geçerken, tasarıyı sunan Cumhuriyetçi Parti’den eyalet senatörü Steve Yarbrough, “Bu tasarı ayrımcılığa izin verilmesi konusunda değil. Tasarı, açıkça kendi inançları üzerinden yaşayan insanlara karşı ayrımcılığın önlenmesiyle ilgili. Biz burada insanların dini özgürlüklerini korumaya çalışıyoruz” diye konuştu. Tasarıyla ilgili açıklamada bulunan Arizona Politika Merkezi (CAP) Başkanı Cathi Herrod ise ‘’Arizona Yasaması bugün net bir mesaj verdi: Eyaletimizde, herkes kendi inancına göre çalışma ve yaşama konusunda özgürdür’’ dedi. Benzer ‘’dini koruma’’ yasası, Ohio, Mississippi, Idaho, Güney Dakota, Tennessee ve Oklahoma eyaletlerinde de gündeme gelirken, Arizona Meclisi LGBT toplumunun ve Demokratların karşı çıktığı tasarıyı onaylayan ilk yer oldu.

NEW YORK - POSTA212

A

BD ordusu, askerlerini uyanık tutmak için beyne düşük düzeyde elektrik şoku verilen bir yöntemi test ediyor. Yetkililer, çalışmanın birkaç yan etkisi olmasına rağmen sonuçların olumlu olduğunu söylüyor. Yorgunlukla mücadele etmeye çalışan askerlerin, aşırı derecede kahve ve enerji içecekleri tüketmeleri gerginlik ve kalp atışının hızlanmasına neden oluyor. Bu nedenle ordu, yorgun askerler için düşük düzeyde elektrik şokunun kafeinin yerine geçerek kişileri uyarmaya yardımcı olup olamayacağını bulmak için beş çalışma yürütüyor.

ASKERLER 30 SAAT UYANIK KALDI Şu ana kadar Astsubay Çavuş William Raybon’ın da dahil olduğu birkaç düzine gönüllü üzerinde yapılan araştırmalar devam ediyor. Raybon, Ohio’da bulunan Wright-Patterson Hava Kuvvetle-

Amerika’da federal hakim, New York Polis Teşkilatı’nın (NYPD) Müslümanlara yönelik izlemesine ‘’tamam’’ derken, izlemenin medyada yer verilmesini ise ‘’zarar verici’’ bularak, Müslümanların açtığı davayı reddetti

ri’nin Hava Kuvvetleri Araştırma Labrotuvarı’nda (Wright-Patterson Air Force Base -The Air Force Research Laboratory) yapılan çalışmada 30 saat uyanık kaldı. Ordu, yaptığı çalışmalar sonucunda bu teknolojiyi kullanarak askerleri 30 saat uyanık tutabileceğini buldu.

BAŞ AĞRISI YAPIYOR The Boston Globe gazetesine konuşan Raybon, elektrotlar hafif bir karıncalanma hissi bıraksa da beynin uyarılmasından sonra kendini “canlı/ferahlamış” hissettiğini söyledi. Öte yandan, elektroşokun deri tahrişi ve yumuşaması ve baş ağrısı gibi yan etkileri var. Harvard Tıp Okulu’ndan yardımcı Profesör Dr. William (Scott) Killgore, çalışmanın olumlu sonuçlar verdiğine dair bazı bulgular olduğunu belirtirken elektroşokların kısmi komplikasyonlar yaratabileceğini ve bu nedenle çalışmanın yavaş ilerlediğini söyledi. Ordu, yürüttüğü her çalışma için 200 bin dolar harcıyor.

Elektroşok nedir? Elektroşok tedavisi en çok şizofreni ve intihar riski yüksek olan majör depresyon hastalarına uygulanır. Elektroşok, hastanın şakakları yarım saniye kadar elektrik akımı verilmesidir. Elektrik akımı verildiği anda, şuur derhal kaybolur ve akım geçtiği sürece elektrik akımının direkt uyarmasına bağlı genel bir kasılma görülür. Bundan sonra tipik sara nöbeti ortaya çıkar. Yaşlı hastalarda ve kalp rahatsızlığı olanlarda tedavi ölümle sonuçlanabilir.

Müslümanları izleyin ama ifşa etmeyin SELÇUK ACAR -NEW YORK /AA

N

ew Jersey eyaletindeki Newark ABD Bölge Hakimi William Martini, New York Polis Teşkilatı’nın New Jersey eyaletinde Müslümanların izlemesini, ‘’terörizmden korunma çabası olarak kanuna uygun olduğu’’na ve ‘’sivil haklarının ihlal edilmediği’’ne karar verdi. Yargıç Martini, yaptığı karar açıklamasında, bu konudaki gerçek zararın ise medyada izlemenin ifşa edilmesiyle olduğunu bildirdi. 2012 yılında Amerikan İslam İlişkileri Konseyi’nin (CAIR) 8 Müslüman, NYPD izleme programlarını din, ulusal köken ve ırk odaklı bularak, anaya-

saya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı. Dava dilekçesinde NYPD’nin, 2002 yılından itibaren New Jersey’de cami, restoranlar ve okullarda sıradan insanları izlediği belirtilmişti. Anayasal Haklar Merkezi’ne (CCR) göre, 2002 yılından itibaren NYPD New Jersey’de, 20 cami, 14 restoran, 11 perakende satış mağazası, 2 ilköğretim okulu ve 2 Müslüman Öğrenci Birliğinde Müslümanları gözetlemişti. Müslüman avukatlar hukuk direktörü Glenn Katon, yaptığı açıklamada, ‘’Mücadele hiçbir şekilde bitmedi. İzleme programı Anayasayı ihlal ediyor ve bu kararın temyizde bozulacağından eminiz’’ dedi.

(WASHINGTON- POSTA212) Amerikan ordusunda yolsuzluk skandallarının gündeme gelmesi gözleri bir anda Pentegon’a çevirdi. Donanma, Hava Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri Ulusal Muhafız Birliği’nin karıştığı bir dizi farklı yolsuzluk iddiası, nükleer silahları taşıyan kıtalar arası balistik füzelerin bulunduğu Montana’dan, Doğu Asya limanlarına kadar geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Durum Savunma Bakanı Chuck Hagel’i geçtiğimiz günlerde etikten sorumlu üst rütbeli bir general atamak zorunda bıraktı. Ahlak ve karakterin bir kurumun ve toplumun temelini oluşturduğuna dikkat çeken Hagel sözlerine şöyle devam etti: "Etik kuralları yönetimin her seviyesinde unutulmamalıdır. Bu, eğitimden Savunma Bakanlığı’nın her kademesine kadar geçerlidir. İster subay, ister er olsun, tepeden en aşağıya kadar.” Temsilciler Meclisi California milletvekili Darrell Issa’nın yönetiminde toplanan kamu kurumlarını Denetleme Komisyonu, Deniz Kuvvetleri’nin ve merkezi Singapur’da bulunan Glenn Defense Marian Asia şirketini ilgilendiren skandalı soruşturmaya hazırlanıyor. Şirketin başkanı Leonard Glenn Francis, Donanma’dan subaylara nakit parayla, lüks tatiller hediye ederek ve hayat kadınları çağırarak rüşvet vermek ve bu şekilde kendine ihalelerde avantaj sağlamakla suçlanıyor. Soruşturmada tutuklanan Donanma subaylarından biri olan Michael Misiewicz, çocuk mülteci olarak Kamboçya’dan göç etmiş eski bir destroyer kaptanı. Misiewicz aynı zamanda Pasifik’te devriye gezen 7’inci Filo’nun yardımcı lojistik subayıydı. Savcılar Misiewicz’in Francis’ten Amerikan gemilerini Francis’in sahibi olduğu limanlara yöneltmek için rüşvet aldığını ve Donanma’yı zarara uğrattığını söylüyor. Bir diğer yolsuzluk skandalı da Donanma’nın ünlü SEAL komandolarının kullandığı susturucuyla ilgili. 8 bin dolara mal olan ekipman için Donanma’dan 1,6 milyon dolar tahsil edilmiş. Olay üzerine, Donanma Genel Sekreteri Ray Mabus, Genel Sekreter Yardımcısı Robert Martinage’ın istifasını istedi. Hava Kuvvetleri de Amerika’nın nükleer silahlarını taşıyan kıtalararası füzelerini kontrol edecek subayları belirleyen sınavda 92 subayın hile yapıp yapmadığını araştırıyor. Donanma da benzer bir kopya skandalını soruşturuyor. Kara Kuvvetleri Ulusal Muhafız Birliği’nin kayıt işlemleri de sorgulanıyor. Amerikan Senatosu personel alım memurları ve diğer görevlilerin toplam 66 milyon dolarlık sözleşme primini çalıp çalmadığını inceliyor. Brookings Enstitüsü uzmanı Michael O’Hanlon, Pentagon’un yolsuzlukların üstüne gitmesi gerektiğini söylüyor: “Biraz daha fazla disiplin uygulamanın gerekli olup olmadığını düşünmek zorundayız. En azından yolsuzlukların önlenmesi için bir mesaj gönderilmiş olur. Bu tür denetim gevşekliğine tahammül etmek ve bunu sürdürmek mümkün değil.” O’Hanlon’a göre bu skandallar ülkenin güvenliğini tehdit ediyor ve silahlı kuvvetlerin yapısına ve saygınlığına zarar veriyor.(VOA)


Ekonomi

26 Şubat 2014 Çarşamba

Selim Atalay twitter@SelimAtalayNY

Boş ol!.. Maksat ekonomi büyüsün ENFLASYONU istihdamı bırakıp boşanmalara bakarsak, ABD ekonomisinin maşallahı var. Çünkü ABD’de boşanmalar artıyor... Boşanma, ekonomik büyümenin işaretiymiş... Gelir ve istihdam artıyorsa ve ekonomi büyüyorsa, boşanma artıyormuş... Safları da -İyi günde, kötü günde...- diye kandırıyorlar. Önce büyük resme bakalım. Bütün dünyayı geren soruya hâlâ cevap aranıyor: ABD’de ekonomik büyüme var mı, sürecek mi? FED -Var, sürecek inşallah- diyor ve ekliyor: Bana güvenin... FED kendinden emin ya da öyle görünüyor: Ekonomi, bizim ayrıca gaza basmamıza gerek bırakmadan hızlı gidecek- diye aylık alımları azaltıyor, FED gazdan ayağını çekiyor. Ancak veriler, hiç öyle büyüme sürekli olacakmış gibi göstermiyor. İnşaat, istihdam, imalat, hizmet sektörü hiç sağlam değil. Araya ABD’nin kutup soğuğu da girdi, veriler iyice bozuldu. Ve -Gözüme mi FED’e mi inanacağım- diyen piyasa şimdilik karın erimesini bekliyor. Ve bu noktada öncü gösterge gibi boşanma verileri: Son rakam, boşanmalar 2012 itibariyle 2.4 milyon dosyaya ulaşmış. Bu sayı üç yıldır üst üste artışa işaret ediyor. Ekonomi 2007-2008 kriziyle durgunluğa girince boşanmalar durmuştu. Hem de 40 yılın en alt düzeyine inmişti...Teknik olarak durgunluk -resesyon Haziran 2009’da bittiğinde boşanmalar da yükselmeye başlamış. Bu kadar hassas bir gösterge görmemiştik. Ekonomi duruyor, boşanmalar da duruyor. Çünkü çiftler ayrı ev bulma, iş güvencesi gibi sorunları görüp, kaderlerine razı olup ya da durumu çaktırmayıp, aynı evde yaşamayı sürdürmüşler... Aslında kavga-dövüş boşanma noktasına gelen, ancak konut krizi çıkınca ortak evi satamayıp aynı evde yaşamak zorunda kalan çiftlerin hikayesi duyulmuştu. Ya da boşanma noktasına gelip o sırada işini de kaybedip, ortak evden çıkamayan ve birbirinin suratına bakmaya mahkum olan çiftler... Burada bilimsel araştırmalara da bakmak gerekiyor. İşsizlikteki 1 puan artışın, çiftin boşanma ihtimalini yüzde 1.9 azalttığını belgeleyen araştırmalar var. İşsizlik varsa, o zaman mevcut eşten iyisi yok! ABD’deki işsizlik verisini her ay izleyen demek yalnızca yatırımcı değil, aynı zamanda niyeti bozan ama çaktırmayan karı ya da koca... Adam ve kadın her ay heyecanla istihdam verisi izliyorlar: İşsizlik düşerse, mahkemeye koşacaklar. Bu arada yine ekonomistler diyor ki: Boşanma genel ekonomik talep açısından da yararlıdır. Yani iki kişinin ayrılmasından iki ayrı ev talebi, dayayıp döşeme, beyaz eşya, otomobil vs yani iki ayrı hane doğar. Bu da ekonomik canlanmaya bir başka katkı. Gerçi bu mantıkla, -eşler evli kalsa ve dışarıdan birer arkadaş bulsalar, ekonomik canlanmayı desteklemez mi?- diye düşünmek de mümkün, ama niyeti şimdilik bozmayalım. Ve tabii ki bunlar ekonomistlerin hayatı grafiğe uydurma çabası. Yani -ekonomik durgunluk boşanmayı önlüyor- demek, gergedanı bir tarafından tanımlamak. Çünkü aynı ekonomik durgunluk ve işsizlik, evlilikleri yok etme gücüne de sahip... Öte yanda ABD’de boşanmanın yüksek masrafı düşünülürse, ekonomik büyüme ve refah zamanında boşanmak, darlık zamanında boşanmaktan daha kârlı gelecektir. Dönemsel olarak bakıyorsak, ekonomik büyüme zamanı evliliklerin artacağı, durgunluk sırasında ise duracağı söylenebilir. İstihdam konusunda da, kişinin kendini rahat hissetmesi, genel istihdamdaki oynamaya değil, bireysel istihdama bakar. Genel rakamlara duyarlı bir boşanma trendi iddiası, gerçekçi olmaz. 2009’da ekonomik durgunluk bitti, ama o zaman ne istihdam hemen yükseldi, ne de konut satışları canlandı. İstihdama ve konuta bakmadan ekonomik büyüme rakamına aldanıp 2009’da -durgunluk bitti- diye boşanan olduysa, çok canı yanmıştır. ABD’de halen yüzde 6.6 olan işsizlik, iş aramaktan bezip vazgeçenleri ve daha iyi iş bulamadığı için part-time çalışmak zorunda olanları kapsamıyor. Onlar eklenince, oran yüzde 13’e dayanıyor. Yani gizli işsizlik yüksek. Ve aynı mantıkla, yeni eş aramaktan bezip vazgeçenleri ve daha iyi eş bulamadığı için halen parttime evlilik sürdürmek zorunda olanları düşünürsek, gizli dulların oranı da yüksek çıkar... FED -ABD büyüyecek- diyor. Buna güvenip de boşanacak varsa, kolay gelsin. FED yarı yolda -Yanılmışız, büyümede arıza var, aylık alımları azaltmayı da durduruyoruz- derse, erken veriyle havalanan muhterem eşleri kimin teselli edeceğini de düşünmek gerekiyor. Bizi saymayın, biz karışmayız. Star Gazete’sinden alınmıştır

İşte Amerikan şeffaflığı Amerika Merkez Bankası (FED), ülkede meydana gelen ve derin yaralar açan 2008 ekonomik krizinin tutanaklarını yayınladı. Tutanaklarda Lehman Brothers ile ilgili çeşitli görüşler de bulunuyor faiz indiriminde aşırıya kaçılmasının piyasalarda panik havası yaratabileceği yolunda kaygılar ortaya konuyor. Zorda bulunan bankalara destek vermenin finansal sistemde ahlaki zafiyet yaratıp yaratmayacağı yolundaki kaygılar dönemin FED Başkanı Ben Bernanke tarafından müdahale etmemenin maliyetinin sistemde

WASHINGTON (AA)

F

ED tutanakları, 2008 krizinin olası boyutlarını tahmin etme zorluğunu gösterdiği kadar alınacak tedbirler konusundaki farklı görüşleri yansıtıyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 yılındaki finansal kriz zamanında yapmış olduğu Federal Açık Piyasalar Komitesi (FOMC) toplantılarının tutanaklarını yayınladı. Tutanaklara göre FED uzmanları, yatırım Bankası Lehman Brothers’ın iflas etmesinin piyasalara olan etkileri konusunda farklı görüşlerini ortaya koyuyor. Bazı üyeler, etkinin sınırlı kalacağını savunurken büyümenin fazla etkilenmeyeceği görüşünü dile getiriyor. Alınacak tedbirler konusunda

çok daha fazla sorun yaratabileceği yolundaki ifadesiyle gideriliyor. Karar alma toplantısında üyeler, krizin yarattığı ortamda ekonominin bütünüyle ilgili değerlendirme ve tahmin

yapmanın zorluğuna değinirken, alınacak tedbirler konusunda ellerinde net bir kılavuz olmamasından yakınıyor. Gözlemciler riskli konut kredileri üzerinden tetiklenen 2008 krizine FED’in savunmasız yakalandığına

dikkati çekiyor. Krizin hemen ardından FED’in benzeri görülmemiş bir şekilde piyasaya para vermesi daha büyük paniğe yol açmadan krizi kontrol edip alınacak tedbirler konusunda zaman kazanma çabası olarak değerlendiriyor.

Küresel dalgalanma ABD’yi tehdit etmiyor ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Janet Yellen küresel finans piyasalarındaki dalgalanmayı izlediklerini ancak şimdilik durumun Amerika’nın genel ekonomik görünümü açısından potansiyel bir risk oluşturmadığını söyledi NEW YORK - POSTA212

A

merika Merkez Bankası (FED) Başkanı Janet Yellen, Temsilciler Meclisi Finans Hizmetleri Komisyonu’nun oturumu için hazırladığı yazılı açıklamasında, FED’in istihdam piyasasının durumunu sağlıklı biçimde değerlendirebilmek için sadece iş-

sizlik rakamlarını değil, diğer tüm ilgili verileri dikkate alacağını da kaydetti. FED Başkanı, altı aydan uzun süre işsiz kalanların sayısının yüksekliğine ve tam zamanlı iş isterken sadece yarı-zamanlı iş bulabilenlerin durumuna dikkati çekti ve bu yüzden istihdam piyasasını değerlendirirken sadece işsizlik rakamlarının değil bu iki konunun da takip edilmesi gerektiğine işaret etti. Yellen, küresel finans piyasalarında son zamanlarda oluşan dalgalanmayı izlediklerini ancak “şimdilik durumun Amerika’nın genel ekonomik görünü-

mü açısından potansiyel bir risk oluşturmadığını” söyledi. FED Başkanı, küresel piyasalardaki gelişmeleri takip etmeye devam edeceklerinin de altını çizdi. Yellen, selefi Ben Bernanke’nin izlediği politikalarının devamını getireceğinin de işaretini verdi. Bernanke, ekonomiyi canlandırmak için trilyonlarca dolarlık tahvil alımı yaparak faizleri rekor düzeyde aşağıda tutmuştu. Eski başkan görevden ayrılmadan önce de Aralık ayı itibariyle alımları azaltma kararı almıştı. Daha önce ayda 85 milyar dolarlık alım yapan FED, ikinci azaltma kararıyla birlikte alımları 65 milyara çekti. İşsizlik son verilere göre, 2012 Eylül ayına oranla 1.5

puan düşerek yüzde 6,6 seviyesine inse de hala hedeflenen rakamın üzerinde. Janet Yellen, önümüzdeki aylarda yapılacak toplantılarda, genel veriler, istihdam ve enflasyon beklentilerini karşılarsa alımların azaltılmasına aşamalı olarak devam edileceğini vurguladı. FED, işsizlik, enflasyonu körüklemeden, yüzde 6,5’in altına inene kadar varlık alımlarına devam edeceğini açıklamıştı. FED’in enflasyon için de yüzde 2’yi hedef belirlemiş durumda. Yellen’in yazılı açıklaması sonrası sabah saatlerinde Amerikan devlet tahvillerinin fiyatları düşerken Amerikan Doları, Euro ve Yen karşısında değer kazandı. (VOA)

Parayı binde bir götürüyor Amerika’da en zengin yüzde1’in yani 3.1 milyon kişinin gelirlerini sürekli artırdığı düşünülür. Ancak veriler, bu yüzde 1’lik grubun değil, bunun binde birinin yani sadece 31 bin kişinin zenginleştiğini gösteriyor AHMET BUĞDAYCI NEW YORK - POSTA212

A

merikan kamuoyunda, gelir eşitsizliği üzerine konuşulurken konu dönüp dolaşır en zengin yüzde 1’e gelir. 2013 itibarıyla 315 milyon 183 bin olarak belirlenen nüfusun 3.1 milyonu bir diğer deyişle gelir piramidinin en üstündeki yüzde 1’i, eşitsiz bir şekilde üretilen zenginliği kendisine aktarır. Toplumun diğer katmanları ekonomik olarak yerinde sayarken, onlar küreselleşmenin, hükümetin, Konge’nin de kendi lehlerinde çalışmasıyla, sürekli zenginleşirler. Varolan pastadan aslan payı onlara gittiği için ülkedeki tüm yoksulluktan sorumlu tutulurlar.

YÜZDE BİR YERİNDE SAYIYOR Oysa Amerika’da son 40 yılın gelir rakamlarına bakıldığında “yüzde 1 efsanesinin” şaşırtıcı bir biçimde asıl gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Servetle ilişki

lirlerinin yüzde 42’si finansal enstrümanlardan geliyor.

verilerin analizine göre son 40 yılda yüzde 1’in gelirleri aslında artmamış, toplam gelir içinde yerinde saymış. Asıl gerçek, bu yüzde 1’i kendi içinde katmanlarına ayırarak fark edilebiliyor. Başka bir anlatımla; 3.1 milyon kişilik yüzde 1’lik zengin gelir grubu kendi içinde de bölümlenince, “gerçekten zengin” yüzde 0.1’e (315 bin kişi), sonra da işte o efsanevi “en en zengin” yüzde 0.01’e (31 bin 500 kişi) ulaşılıyor. Toplam gelirler içindeki payını akıl almaz bir hızda artıran grup işte bu binde birlik dilim.

KİM BU ZENGİNLER Peki bu yüzde 1’in de yüzde biri, Amerika’nın ve dünyanın en zenginleri 31 bin kişi kimlerden oluşuyor? Bu azınlığın üçte ikisi, (yüzde 61’i) dev kurumsal şirketlerin CEO’ları gibi çok üst düzey yöneticiler ve bankerlerden oluşuyor. Geriye kalanın yüzde 7’si süper avukatlar, yüzde 6’sı ünlü doktorlar ve yüzde 4’ü de dev emlak projeleriyle uğraşanlar.

NASIL ZENGİN OLABİLDİLER? Bu kişilerin çok yüksek maaşları da bu sırrı açıklamıyor. Uzmanlara göre bu işin sırrı, zenginleşme ile gelen gelirlerin, geometrik bir şekilde getirisi olan hisse senedi ve finansal araçlara

yatırılmasında saklı. Örneğin yüzde 1’in gelir gruplarının ortalama gelirleri içinde finansal araçlardan kazanımları şöyle: Yüzde 1 (% 22), yüzde 0.1 (% 33) ve yüzde 0.01 (% 42). Görüldüğü gibi en zengin 31 bin kişinin ge-

PARA KAĞITTAN KAZANILIYOR Teknolojik gelişmelerle tüm dünya finansal piyasalarının birbirine bağlanması, süper zenginlerin önündeki tüm sınırlamaları kaldırarak servetlerini çarpan etkisiyle zıplatmaya başladı. IRS (Internal Revenue Service), daha da ileri giderek 31 bin kişinin de gelirlerini incelemiş. Kuruluşa göre, gelir listesinin en tepesindeki en zengin 400 kişinin vergileri incelendiğinde, bu kişilerin gelirlerinin yüzde 50’si sermaye piyasalarından geliyor. 1992 ile 2007 arasındaki dönemde, en zengin 400’ün maaşlarından kesilen vergiler ikiye katlanırken, finansal araçlardan elde ettikleri gelirlerin vergilerinin 13 misli artış göstermesi bu çıplak gerçeği ortaya seriyor. Bir diğer deyişle maaşlar normal insanlar için, en zenginler parayı hisse senetlerinden, tahvillerden kazanıyor.

ABD’de vergilerin cep yaktığı kentler

Amerika’nın vergi yükü en yüksek kenti Connecticut eyaletinden Bridgeport. New York ise 11’inci sırada yer alıyor. Vergi yükünün en hafif olduğu kent ise, Wyoming eyaletinden Cheyenne NEW YORK - POSTA212

P

ek çok New Yorklu için Amerika’nın vergi yükü en yüksek kenti New York’tur. Ama ne Amerika’nın en yüksek vergi toplayan kentleri ne New York, ne de diğer pahalı bir kent Los Angeles. Washinton D.C’nin finans direktörünün, üç kişilik bir aileyi baz alarak, gelir, emlak, harcama ve otomobili kapsa-

yan toplam vergi yükü üzerine yaptığı araştırmaya göre, Amerika’nın vergi yükü en yüksek kenti Bridgeport, Connecticut. Araştırmaya göre en yüksek gelir grubunda (150 bin dolar) Briedgeport’taki vergi yükü yüzde 22.1’le Amerika’da ilk sırayı alıyor. İkinci sıra-

da yüzde 17.5 ile Wisconsin eyaletinden Milwaukee, üçüncü sırada yüzde 16.9 ile Philadelphia –Pensilvanya- dördüncü sırada yüzde 16.5 ile Baltimore –Maryland- ve beşinci sırada yüzde 15 ile Portland –Maine- geliyor. New York listede 11., Los Angelos ise 16. sırada yer alıyor. Listenin en altında ise Wyoming eyaletinden Cheyenne kenti yer alıyor. Tablo için: http://www. cnbc.com/id/101423390


Ekonomi

26 Şubat 2014 Çarşamba

Türk Turizmciler endişeli Yapılan mesleki bir anketin sonuçlarına göre; Turizm sektörü, AK Parti ile Cemaat arasında süre giden kavgadan kaynaklanan siyasi gelişmelerin kendilerini olumsuz etkileyeceği endişesini taşıyor DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

G

eçen yılı hayli parlak geçiren ve 2023 yılı hedeflerini de belirlemiş olan turizm sektörü, AK Parti ve Gülen Cemaati arasında yaşanan tartışmalardan kaynaklanan siyasi gelişmelerden endişeli. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği'nin (AKTOB) 462 üyesi arasında yapılan ankete katılanların yüzde 52'si yatırım maliyetlerini siyasi ortamın etkileyeceğini düşünüyor.

İYİMSERLİK KORUNAMADI Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından daha önce sektörün 2023'e kadar 63 milyon turiste, 86 milyar dolar gelire ulaşması hedeflendiği, bunun için de 15 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç duyulduğu ifade edilmişti. Geçen yıl umduklarını bulan sektör temsilcileri, anket sonuçlarına göre değerlendirildiğinde aynı iyimserliği bu yıl için koruyamadıkları görülüyor. “DOLULUK ORANI AYNI KALACAK” Ancak söz konusu ankette Antalya'ya gelecek turist sayısında artışa ilişkin iyimserlik var. Bu yıl Antalya'ya gelecek turist sayısında artış olacağına ilişkin soruya ankete katılanların yüzde 35,6'sı yüzde 5-10 arasında, yüzde 34.4'ü ise yüzde 1-5 arasında artış olacağını düşünüyor. Yine ankete katılanların yüzde 7.8'i geçen yıldan daha az, yüzde 7.8'i geçen yıl ile aynı seviyede olacağını, yüzde 7.8'i yüzde 10 ve üzerinde artış

olacağına inanıyor. Aynı iyimserlik otellerin doluluk oranına ilişkin tahminlerde korunmuyor. Ankete katılanların yüzde 37.8'i bu yıl otellerdeki doluluk oranının aynı kalacağını düşünüyor. Ancak artacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 32.2 civarında. Daha az olacak olanların oranı ise yüzde 21,1 ile oldukça yüksek görünüyor.

KUR VE ENFLASYON BEKLENTİSİ Ankette bu yıla ilişkin kur ve enflasyon beklentileri de soruldu. “Euro'nun TL karşısında nasıl bir seyir gösterecek” sorusuna ortalama 3.00 olur diyenler yüzde 21.1, ortalama 3.00-3.10 arası olur diyenler yüzde 20, ortalama 3.10- 3.25 arası olur diyenlerin oranı yüzde 16.7, ortalama 3.25- 3.50 diyenlerin oranı yüzde 15.6 ile dikkat çekiyor. Öte yandan ortalama kurun 3.00'un altında olur diyenlerin oranı yüzde 12.2 olurken, ortalama 3.50'in üzerinde olur diyenlerin oranı ise sadece yüzde 5.6 olarak görülüyor. Sektör temsilcilerinin bir diğer yanıtladıkları soru ise bu yıla ilişkin enflasyon beklentileri. Ankete katılanların yüzde 52.2'si yüzde 9-12 aralığında enflasyon beklentisi içerisinde. Enflasyon

yüzde 7-9 arası olur diyenlerin oranı yüzde 16.7, yüzde 12-15 arası olur diyenlerin oranı yüzde 13.3, yüzde 5-7 arası olur diyenlerin oranı yüzde 5.5, yüzde 15'in üzerinde bek-

leyenlerin oranı ise yüzde 5.6 olarak dikkat çekiyor.

YATIRIM MALİYETLERİ Ankette en dikkat çeken sonuçlardan birisi, bu yıl yatırım mali-

yetlerine en fazla etki edecek göstergenin siyasi ortam olduğunu düşünenlerin yüzde 52.2 oranında hayli yüksek olması. Bu soruya borçlanma maliyetlerinin yükselmesi yanıtını verenlerin oranı yüzde 20 iken,

faiz artışı diyenlerin oranı yüzde 10. Aynı soruya yanıt verenlerin yüzde 7.8 yurtiçi fiyatlar ve enflasyon olduğunu düşünürken, kurlar yanıtını verenlerin oranı ise sadece yüzde 3.3 olarak dikkat çekiyor.

Yabancı rekor kâr etti Yabancı doğrudan yatırımların 2013 yılında Türkiye’den yaptığı kar transferi tarihi rekorunu kırarak 4 milyar doları aştı. Kar transferi, portföy (sıcak para) kazancı ve faiz olarak 2013 yılında yurtdışına aktarılan kaynak ise 13,5 milyar dolara ulaştı (POSTA212-İZMİR)

Ö

demeler bilançosu 2013 yılı verileri açıklandı. Buna göre kar transferi ve portföy (sıcak para) kazancı ve faiz olarak yurtdışına aktarılan kaynak 13.5 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde ülkemize doğrudan yabancı yatırım girişi ise sadece 12,6 milyar dolar oldu.

DEĞİRMENİN SUYU AZALDI Rakamları değerlendiren Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, gelen doğrudan yabancı yatırım tutarı yurtdışına kazanç transferlerini dahi karşılayamaz olduğuna dikkat çekerek, “Değirmene bu kanaldan gelenden daha fazla su sistem dışına çıktı" dedi. YENİ ÖNLEMLER ALINMALI Yorgancılar, Türkiye'de işsizlik oranının 2014 yılında tekrar çift haneli rakamlara ulaşması ihtimalinin y��ksek olduğunu, bu önlemek için yatırım artışı gerektiğine dikkat çekti. Başkan Yorgancılar mevcut ekono-

mik yapı ve konjonktürün buna izin vermesinin güç olduğunu, yeni önlemlerin acilen devreye alınması gerektiğini vurguladı.

KAZANÇ TÜRKİYE’DE KALMALI Ender Yorgancılar, "Yabancılar 2013 yılında 4 milyar doları kar transferi, 3,7 milyar doları portföy kazancı, 5,7 milyar doları da faiz kazancı olmak üzere ülkemizden toplam 13,5 milyar dolar transfer yaptılar. Doğrudan yatırımlardan yapılan kar transferleri daha önceki yıllarda 3 milyar dolara bile ulaşmazken bu yıl 4 milyar doları aşarak tarihi bir rekor kırdı. Yabancılar 3,75 milyar dolar ile portföy kazançları transferinde de 2013 yılını rekorla kapattılar. Türkiye gibi yatırım, üretim ve istihdam için kaynağa ihtiyacı olan bir ülkeden bu düzeyde kaynak transferi yapılıyor olması başta

ekonomi yönetimi olmak üzere her kesimin üzerinde önemle durması gereken bir konudur. Gelecek yıllarda bu rakam daha da büyüyecektir. Bu noktada özellikle doğrudan yatırımlardan elde edilen kazançların ülke içinde kalması ve yeniden yatırıma dönüştürülmesi için gerekli ortamın sağlanması önem taşımaktadır. Yapılması gereken makroekonomik koşulların reel yatırımlar için cazip hale getirilmesidir. Bunun için de top ekonomi yönetimindedir" diye konuştu.

YIL

GİRİŞ

2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2002-13

1.082 1.702 2.785 10.031 20.185 22.047 19.762 8.629 9.058 16.171 13.224 12.686 137.362

KAR TRANSFERİ -401 -643 -1.043 -1.051 -1.182 -2.213 -2.953 -2.929 -2.867 -2.928 -2.637 -4.008 -24.855

PORTFÖY YATIRIMI

GİRİŞ

KAZANÇ TRANSFERİ 1.503 -2.244 3.851 -2.616 9.411 -2.905 14.670 -3.326 11.402 -3.463 2.780 -3.735 -3.770 -3.523 2.938 -2.994 19.617 -3.149 19.298 -3.382 38.132 -3.472 21.090 -3.757 140.922 -38.566

KULLANIM 7.968 4.411 11.139 15.481 24.981 29.499 36.321 -9.066 26.661 17.154 19.072 35.847 219.468

WASHINGTON (AA) - ABD’de tüketici fiyatları ocak ayında yüzde 0,1 oranında artarken yıllık enflasyon yüzde 1,6 olarak gerçekleşti. ABD Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, tüketici fiyatları, ocak ayında beklentilerle uyumlu olarak yüzde 0,1 arttı. Yıllık enflasyon da ABD Merkez Bankası’nın (FED) koyduğu yüzde 2’lik hedefin gerisinde kalarak, yüzde 1,6 olarak açıklandı. Ocak ayında başta elektrik ol-

mak üzere enerji fiyatlarındaki artış dikkati çekti. Fiyatı oynaklık gösteren gıda ve enerji dışındaki kalemlerden oluşan çekirdek enflasyon da ocak ayında yüzde 0,1 artarken geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,6’lık bir yükseliş kaydetti. Uzmanlar, ocak ayı tüketici fiyatlarının ekonomide enflasyonist bir baskı olmadığına işaret ettiğini, bu yüzden Fed’in faiz artırımında acele etmesinin beklenmediğini dile getiriyor.

Kablo TV’de tekel endişesi

Türkiye’ye yabancı sermaye girişleri ve kazanç transferleri (Milyon $) DOĞRUDAN YATIRIM

Tüketici fiyatları arttı

DIŞ BORÇ

FAİZ ÖDEMESİ -4.395 -4.544 -4.312 -5.010 -6.322 -7.477 -8.669 -7.408 -5.507 -5.292 -5.831 -5.772 -70.539

TOPLAM

GİRİŞ

KAZANÇ

10.553 9.964 23.335 40.182 56.568 54.326 52.313 2.501 55.336 52.623 70.428 69.623 497.752

-7.040 -7.803 -8.260 -9.387 -10.967 -13.425 -15.145 -13.331 -11.523 -11.602 -11.940 -13.537 -133.960

(NEW YORK- POSTA212) ABD’nin en büyük kablolu yayın şirketi Comcast, en büyük ikinci şirket olan Time Warner Cable’ın tüm hisselerini 45.2 milyar dolara satın alıyor. Satın alma sonuçlandığında 22 milyon müşterisi bulunan Comcast, Time Warner Cable’in 11 milyon müşterisine de hizmet verecek. Birleşen iki dev şirket, ABD’nin kablo TV pazarının yaklaşık yüzde 30’una sahip olacak. Piyasanın rekabetçi özelliklerini kaybetmemesi için, tekellere veya piyasada yapılmakta olan sınırlandırıcı faaliyetlere karşı yürürlüğe konulmuş olan antitiröst hukuku uzmanlarına ve avukatlara göre Comcast and Time Warner Cable birleşmesi, TV programı üreten medya şirketlerinin üzerinde bir güç olabilir. Bazı uzmanlar, bu birleşmeyle Comcast’ın aynı zamanda Netflix gibi şirketlere karşı güç kazanacağını ve Comcast’ın bölgesinde faaliyet gösteren Verizon FIOS ve Dish Network gibi rakip şirketlere karşı savunma

oluşturmasına yardım edebileceğini belirtiyor. Reuters haber ajansına konuşan eski Adalet Bakanlığı antitröst avukatı Maurice Stucke, “Potansiyel bir endişe var. Tekel kadar olmasa da monopsoni her zaman antitröst yasalarının bir parçası olmuştur” diyor. Monopsoni, tek alıcının birden fazla satıcının olduğu bir piyasaya hakim olduğu bir durum. Monopsoni kaygıları doğrudan tüketicileri etkileyebilen bir durum değil. Eğer şirket, kablo TV ücretlerini düşürürse monopsoni tüketicilerin yararına bile olabilir. Monopsoni, pazarın olumsuz yönde etkilenmesi anlamına geliyor. Comcast’in Başkanı ve CEO’su Brian L. Roberts, “Time Warner Cable ve Comcast’ın birleşmesi şirketimiz, müşterilerimiz ve hissedarlarımız için heyecan verici bir fırsat yaratıyor” dedi. Satın alma işlemlerinin bu yılın sonuna doğru tamamlanması planlanıyor. Yeni şirket, başkan ve CEO Neil Smit tarafından yönetilecek.


26 Şubat 2014 Çarşamba

Ahmet buğdaycı ahmetbugdayci@posta212.com

KASET BOMBALARI DÜŞERKEN TEK YOL DEMOKRASİ TÜRKIYE’DE olup bitenleri uzaktan izleyince kendinizi artık söylenecek sözün bittiği bir noktada buluyorsunuz. “Paralel devlet” diye tartışan Türkiye’nin üzerine, nefes alacak bir hava boşluğu bile bırakmayan, tüm ayakları sağlam tasarlanmış heyula gibi bir çadır iniyor. Yolsuzluk soruşturmalarının yavaşça tavsatıldığına, artık gündem dışı kalmaya başladığına hayıflanmamıza bile fırsat kalmıyor. Her sabah kalktığımızda, internet, sonra HSKY, şimdi de MİT Yasası’nın akıl almaz bir hızda, ne siyaseten ne toplumsal olarak üzerinde tartışılmadan, birbiri ardına Meclis’ten geçirildiğini, yıldırım hızıyla köşkte imzalandığını öğreniyoruz. Her şey tamam. Bundan sonrası otoritenin insafına kalırken, tüm sistemin diktatörlüğe geçit verecek bir şekilde yeniden tasarlandığını, dünya basınıyla birlikte kare kare, hızlı çekimde izliyoruz. Bu arada yargı Adalet Bakanı üzerinden Başbakan’a bağlanırken interneti denetleyecek kurum TİB de MİT’e bağlanıyor, MİT ise Başbakan’a bağlı. Niye bu acele?

VESAYET REJİMİNE İNANMAMIZI MI BEKLİYORSUNUZ? Evet, amaç çok yüce: Paralel devleti yok etmek, ülke üzerindeki “vesayetçi rejimi” kaldırmak. Böylece seçmen iradesinin haklarının çiğnenmemesi sağlamak. Bizim de hiç sorgulamadan buna inanmamızı istiyorlar. Halkın yüzde 70’inin doğruluğuna inandığı yolsuzluklar mı, unut gitsin. Evet tam ajanslara Cemaat’in 7 bin kişiyi dinlediği düşerken, arkasından başka bir enformasyon hamlesi geliyor, Başbakan’ın oğluyla yaptığı telefon konuşması olduğu iddia edilen tüyler ürpetici bir kaset internette dolaşıyor. Vesayetçi sistem, paralel darbe yaftalarının neyi gizlemeye çalıştığı açık. Kaset çemberi daraldığı, Başbakan’a doğru yaklaştığı belliydi. Ve şimdi bomba patladı. İşte bu yüzden hükümet ve medyası, AKP’yi eleştiren herkesi bu sözde “vesayetçi paralel devletin” oyuncağı, yandaşı olarak damgalanmaktan, şeytanlaştırmaktan imtina etmiyor. BASININ YÜZKARALARI HEDEF KAYDIRMACA YAPIYOR Washington’da 84 etkili ismin Obama’ya verdiği mektubu POSTA212’nin ortaya çıkarması bile bu çevrelere göre paralelci olarak damgalanmamız için yeterli oluyor. Havuz medyasının amiral gemisi Sabah’ın başyazarı Mehmet Barlas da, bu raporu yayınladık diye bizi de Cemaatçi yapıyor. Nasıl Gezi’de kavganın gerçek sahibi yeni demokrasi taleplerini temsil eden gençler komplocu güçlerin piyonları olarak ilan edilmişse, şimdi de yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını isteyen herkes paralel devletçi, komplocu oluyor. Hele bu yayınları POSTA212 gibi Amerika’dan yapıyorsanız, tamam işte paralel devletin arkasındaki Amerikan ajanısınız. Basının yüz karası, hükümet broşürüne dönüşen bu gazetenin koltuğunu korumaya çalışan başyazarı, nasıl Gezi’yi tüm gücüyle karaladıysa, şimdi de tüm demokrasi güçlerini hedefine alıyor. Tarafımız belli bizim. Demokrasinin sadece seçmen çoğunluğuna dayanarak tüm demokratik mekanizmaları yıkma sistemi olmadığına inanan, denetle dengele ayarlarının çalıştığı, ifade özgürlüğünün kısıtlanmadığı bir sistem bizim tarafımız. Bu yüzden de cemaatin siyasi aktör olmaktan çıkmasını, devlet içi faaliyetleriyle yüzleşmesi gerektiğini dillendiriyoruz. Delillerin ortaya konularak tüm hukuk dışı uygulamaların ortaya konulmasını talep ediyoruz. Ama sapla saman karıştırılarak binlerce insanın bir cadı avına kurban gitmesine de gözümüzü kapamıyoruz. Ayrıca, cemaatçi polisin hukuk dışı yöntemlerle pek çok suçsuz insanın canının yaktığı bu ülkede, Ergenekon diye bir örgütün varlığını, askeri darbe girişimlerini, planlarını da hiç unutmuyoruz, binlerce faili meçhulün babası Veli Küçük’ten neden kimsenin sözünü etmediğini, AKP’ye Genelkurmayın verdiği elektronik muhtırayı da… Ama iktidarın kendisi yüzmilyarlarca dolarlık inşaat, enerji, medya, tüm kamu ihalelerinden oluşan bir yolsuzluk düzeni kurmuşsa, kanıtlar reddedilemeyecek kadar güçlüyse, her kaset sistemin içyüzünü deşifre ediyorsa, buna gözümüzü kapatıp saf tutmanın gazeteciliği Türkiye’de ne kadar acınası, sefil bir iş haline getirdiğini de görüyoruz. Biz AB standartlarında tam demokratik ve şeffaf, hem parlamento, yargı ve Sayıştay’a, hem de medya ve kamuoyuna hesap verir bir hukuk devletinin 21. yüzyılda artık Türkiye’ye lüks olmadığına inanıyoruz. Türkiye’nin, Baasçılığı andıran, herşeyi konrol hastası çağdışı bir rejime dönüşmesine itiraz ediyoruz. Bu rejim içinde Barlas’ın Sabah’ı gibi gazetelerin nasıl bir kara propaganda aracı olduğunu, her demokratik eleştiriyi nasıl çarpıttığını, özgürlük isteyen herkesi nasıl “düşman” ilan ettiğini tarih not düşecek. AKP demokrasiyi ve hukuk devletini askıya alarak, muhalefeti susturarak, otoriterliğin sınırlarını aşıp diktatörlük sınırlarını zorlayan önlemler alarak koptu gidiyor. Tek amaç var, Başbakan’ı kurtarmak. İki taraf arasında süren enformasyon savaşının parçası, kurbanı olmadan, demokrasiyi savunmaya devam etmekten başka çaremiz yok. Zaten gazeteciliğin tanımı objektif olmak değil midir. Gezi hareketinin demokrasi çığlığını, özgürlükçü ruhunu unutmayarak, bu kirli, ahlaksız savaşın labirentlerinde kaybolmamak tek rehberimiz. İktidarı tek elde toplayan zihniyetin maşası Mehmet Barlas gibiler, yolsuzluk paralarıyla gazeteleri finanse edilenler, tarihin çöplüğünde utançla anılacak. Kasetler birbiri ardına patlarken, gündem değişir, Erdoğan sallanırken, tek rehber demokrasi.

Gündem

Bomba ses kaydı Türkiye’yi karıştırdı 17 Aralık operasyonu sonrası internete sızdırılan ses kayıtlarına bir kayıt daha eklendi. You Tube’a yüklenen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen konuşmanın, 17 Aralık günü, yani rüşvet operasyonunun olduğu gün yapıldığı ileri sürülüyor. İSTANBUL - POSTA212

Mitinginde kaset iması

K

ayıtlarda Başbakan’ın Bilal Erdoğan’a işadamlarından rüşvet karşılığı alındığı iddia edilen ve 5 ayrı evde tutulan paraları elden çıkarmasını ve paranın bazı işadamlarına taşınmasını istediği iddia ediliyor. Kayıtlara göre, son olarak elde 30 milyon Avro kaldığı ve bu parayla da Çamlıca’da bulunan Şehrizar Konakları’ndan gayrimenkul alınmasının kararlaştırıldığı öne sürülüyor. Videoda Erdoğan ve oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen 5 konuşma kaydına yer veriliyor. İddiaya göre; oğlu Bilal Erdoğan’ı arayan Başbakan, oğluna operasyon yapıldığı bilgisini verdikten sonra aile fertlerine ait adreslerde saklanan paranın bir an önce başka kişilere aktarılması talimatını veriyor ve kızı Sümeyye Erdoğan’ı yanına göndereceğini belirtiyor. Bilal Erdoğan ise paranın büyük bir kısmını işadamları F.K. ve M.G’ye vereceklerini söylüyor. Bunun üzerine ise Başbakan’ın tüm paranın elden çıka- rılması gerektiğini söylediği iddia ediliyor. Ses kaydında Başbakan Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses, “Paraların tamamen sıfırlanmasını, ellerindeki tüm parayı çıkarmalarını ve paranın miktarı çok fazla yer kapladığı için taşınması dikkat çekmesin diye akşam hava karardıktan sonra ev-

kısmıyla gayrimenkul alınması kararlaştırılıyor.

den çıkarılmasının daha iyi olacağı” talimatını veriyor. Kalan paranın işadamı F.I’ya verilmesi, bir

MONTAJ MI? Video üzerine sosyal medyada da tartışmalar başladı. Birçok gazeteci, kayıtların montaj olduğu iddiasını dillendirdi. Sızdırılan ses kayıtlarının her zaman olduğu gibi, polis kayıtlarını sızdırmasıyla bilinen “Haramzadeler” adlı adres yerine pek bilinmeyen bir adresten sızdırılması da şüpheleri artırdı. Ancak, ‘Haramzadeler’ grubunun da bu ses kaydını retweet etmesi dikkat çekti. Ayrıca Erdoğan’ın kısık sesle konuşması ve Bilal Erdoğan’ın sesindeki çatlaklar ile oluşan boşluklar da yine montaj şüphelerini akıllara getirdi.

HAKAN FİDAN BAŞBAKANLIK’TA Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının internette yayınlanmasının ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek üzere Başbakanlık’a geldi. Ancak görüşmenin ardından herhangi bir açıklama yapılmadı. ‘GÖRÜNTÜLER DE VAR’ İDDİASI İddiaya göre; ses kayıtlarını destekleyen görüntüler de var. Ve o görüntülerde Bilal Erdoğan’ın “evden para çıkartmasının” kareleri de yer alıyor. Bu iddiayı dile getirenler; Bilal Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülen sesten “Babacığım, güncel olarak herhalde takip altındayız, görüntülü de takip ediyorlarmış” sözlerini de hatırlatıyor.

CHP’den istifa çağrısı İSTANBUL - POSTA212

B

aşbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydının internete düşmesi CHP’yi harekete geçirdi. CHP MYK, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gece saat 22.00’da olağanüstü toplandı. MYK devam ederken CHP Sözcüsü Haluk Koç bir açıklama yaptı. Koç, bu şartlar altında mevcut hükümeti tanımadıklarını söyledi ve Başbakan Erdoğan’ın derhal istifa etmesi gerektiğini söyledi. Haluk Koç, yaptığı açıklamada şunları söyledi: ”Hırsızlık ve rüşvet olaylarının altında ezilen bir Başbakan şu andan itibaren istifa etmek zorundadır. Pislik örtülmek istenmektedir. Kirlilik örtülmek istenmektedir. Başbakan kendisine ulaşılmasını engellemek istemektedir. Türkiye yolsuzlukla olan sınavını geçecektir. Bu saatten sonra bu hükümetin hırsızlıkla yolsuzlukla malul olan kişi tara-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bundan önce oğlu Bilal Erdoğan ile ses kaydı çıkmamasına rağmen Sivas mitinginde bu ses kaydının çıkabileceğini ima etmişti. AKP yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun gölgesinde seçim çalışmalarına başlarken Başbakan Erdoğan ilk mitingini Sivas’ta yapmıştı. Başbakan Erdoğan Sivas Kongresini örnek göstererek yurttaşlardan oy istemiş ve cemaati buradaki konuşmasında da hain ilan etmişti. Ancak Başbakan Erdoğan Sivas’ta yaptığı konuşmanın bir bölümünde ses kayıtları ile ilgili konuştu. Erdoğan, “Bir Başbakan’ın eşiyle ve çocuğuyla konuşması dinlenir mi? Bu nasıl bir insanlıktır. Bunun ne hukukta yeri var. Ne insanlıkta yeri var ne de vicdanda” diyerek çıkacak kasetin adeta sinyallerini vermişti.

Başbakanlık’tan acil açıklama: montaj Ankara’da gündemi sarsan Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kaydıyla ilgili Başbakanlık’tan açıklama geldi. Başbakanlık’tan yapılan “İnternet aracılığıyla servis edilen ahlaksızca ses kayıtları” başlıklı açıklamada, “Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu arasında bir telefon görüşmesi olduğu iddiası eşliğinde, bu akşam internet aracılığıyla servis edilmiş olan ses kayıtları, ahlaksızca bir montaj ürünü olup tümüyle gerçek dışıdır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı hedef alan bu kirli tezgâhı kuranlardan hukuk içinde hesap sorulacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.

Tekin: doğru olduğuna inanıyoruz

fından yönetilmeyeceğini açıkça belirtmek gerekmektedir. Hükümet bu saatten sonra meşruiyetini yitirmiştir. Hırsız-

MHP DE ACİL TOPLANDI Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu öne sürülen ve Türkiye’yi karıştıran ses kayıtları üzerine Milliyetçi Hareket Partisi de harekete geçti. MHP Lideri Devlet Bahçeli gece yarısı partisinin başkanlık divananı acil toplantıya çağırdı.

lık ve rüşvet olaylarının altında ezilen bir Başbakan şu andan itibaren istifa etmek zorundadır. Başbakan Erdoğan derhal isti-

fa etmeli. Genel Başkanımız yarın (Salı) 13.30’da CHP Grup Toplantısı’nda konuyla ilgili detaylı açıklama yapacaktır.”

SES KAYITLARINA TWITTER TEPKİSİ Abdüllatif Şener @senerabdullatif Dinlediğim Başbakanın sesidir, gırtlağına kadar ailece yolsuzluğa batmıştır, artık meşru bir Başbakan değildir. Atilla Kart @atillakart Başbakan kendinden eminse, bu ses kayıtlarını internetten kaldırtmak yerine, bilirkişi incelemesini sağlamalıdır. Ertuğrul Günay @ertugrulgunay

Bu akşam dinlediğim telefon konuşmalarından sonra %35 de zor! İdris Bal @idrisbal Bu iddialar doğru ise demokrat ülkelerde olduğu gibi yargının önü açılmalı ve başbakan istifa etmelidir İlhan Cihaner @ilhancihaner AKP destekleyenler dahil, tüm yurttaşlar bu talebi yükseltmelidir. Aksi taktirde bu “kirli savaş” tüm ülkeyi çatışmaya sürükleyecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de, CHP’nin olağanüstü MYK toplantısının ardından Hürriyet’e yaptığı açıklamada, “tapelerin doğruluğuna inanıyoruz” dedi. Bugüne kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ses kaydı olduğu ileri sürülen 17 tapenin internette ses kaydı olarak yayınlandığını söyleyen Tekin, “17 tane tape açıklandı. Hiçbirini yalanlamadılar. Bunu da yalanlamaları mümkün değil. Bu açıklanan tapelerin doğruluğuna da inanıyoruz. Başbakan’ın, oğlunun konuşmaları. Konuşmalar, Başbakan’ın kendisinindir” dedi.


Güncel

26 Şubat 2013 Çarşamba

Cemaat’in hedefindeki isim Gazeteci Nedim Şener:

‘Asıl fail Cemaat’ Ergenekon davası nedeniyle 1 yıl hapis yatan gazeteci Nedim Şener, hükümetin yasalaştırmaya hazırlandığı MİT teklifinin gerekçesini açıkladı: “MİT’in bütün arşivi Cemaat’in elinde”

DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

H

ükümet-Cemaat çatışmasında ilk günden itibaren Cemaat’i suçlayan Gazeteci Nedim Şener, MİT’in arşivinin Cemaat tarafından kopyalandığını iddia etti ve “MİT’in arşivi Cemaa’tin elinde” dedi. Şener, hükümetin bu arşivi elde edemediği için her türlü bilgiye erişim hakkını öngören ve MİT belgelerini yayınlayanlara ağır cezalar getiren tasarının hükümet tarafından sunulduğunu söyledi. Şener, POSTA212’ye hükümet-Cemaat kavgasında ne beklediğini anlattı: n Yerel seçimlerde ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cemaat-Hükümet çatışması nasıl etki eder? CEMAAT’İ TASVİYE EDİYOR Cumhurbaşkanlığı seçimi, 30 Mart seçim sonuçlarına bağlı. 30 Mart’ta Erdoğan’ın her şeyi kontrol edebildiği bir sürecin yaşanıp yaşanmayacağına bağlı. Çünkü hala Cemaat’in yapabileceği şeyler var. özellikle medya üzerinden. Hükümetin de HSYK, internet yasası, MİT gibi yaptığı düzenlemelerin fiili gerekçesi, ortaya çıkabilecek gerçeklerin duyulmasını önlemek ve kapatmak. Şu an Erdoğan, büyük oranda amaçladığı bir yapıya doğru gidiyor. Hakimlerin değişikliğini HSYK eliyle daha rahat yapabilecek, savcılar zaten değiştirilmişti, poliste kontrolü büyük ölçüde sağladı. Dolayısıyla, bu Erdoğan’ın Cemaat’i büyük ölçüde tasfiye etmeyi başaracağı yönünde bir izlenim doğuruyor.

Gazeteci Nedim Şener, Cemaat’in gizli ve sinsi örgütlendiğine işaret ederken, ErgenekonBalyoz davaları sürecine ilişkin olarak da, “Asıl fail Cemaat’tir” dedi

n ‘Erdoğan Cemaat’i yendi’ noktasına geldik mi? Böyle giderse evet. Bunu yaparken de birçok hoyratlığı da içinde barındırıyor. Mesela casusluğu nereye oturtacaklar? Bu bir operasyona dönüştüğü zaman daha net göreceğiz. Ama Cemaat-Paralel denen yapıya operasyon gerçekleştiğinde, hukuki olarak somutlaştığında bu Erdoğan’ın fiili başarısı olur. Şu ana kadar başarılmış bir şey yok ama altyapı kurulduğu kesin. DEVLET ARŞİVLERİ KOPYALANDI Zaten bütün düzenlemelerde, MİT taslağında bile, ifade edilen gerekçeler var. Bu gerekçe Hanefi Avcı’nın da kitabında, “Bunlar bütün devlet arşivini kopyaladı” dediği bölümde vardı. Bu gerçek. Devletin bütün bilgileri, MİT belgeleri bile aslında Cemaatçilerin elinde ve bunların bir arşivi var. Ama bu arşive erişemedikleri için, MİT yasasıyla onların yayınlamasını engellemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyorum. MİT yasasının da gizli gerekçesi bu. PARALEL TERS DÖNEBİLİR n Cemaat bu kadar yer altında örgütlüyse, Erdoğan soruşturma sürecini başlatabilir mi? Kapana kıstırabilir mi? Yapabilir. 30 Mart seçimlerine doğru giderken bunu kendisi için yapmak zorunda çünkü hala paralel yapı söylemini dile getiriyor. İnsanlar artık bunun söylemden ibaret olmadığını, fiziki bir şeye dönüştüğünü görmek isteyecekler. Yoksa bu söylemler onu bağlar ve bu ters döner. Dolayısıyla mutlaka bir aksiyona döndürecek. O gün de bir tartışma olacak. İnsanları neyle suçlayacaklar, ne tür bir işlem yapacaklar göreceğiz ama bence operasyon noktasına doğru gidiyor. n Bu savaşta en çok kaybeden kim? Hangisi Türkiye’ye daha fazla zarar veriyor? Cemaat sinsi ve gizli şekilde yapılanmayı sürdürdü. Tam da Gülen’in söylediği gibi, ‘Tam güce eriştiğiniz zaman ortaya çıkacaksınız’ dediği noktada gerçekten ortaya çıktı. Ergenekon süreci en güçlü olduğu dönemlerdi. Böyle bir yapıya hukuk yoluyla hesap soramıyorsunuz. Çünkü zaten hesap soracak makamlar onların elindeydi. n O zaman Erdoğan hukuk yoluyla nasıl hesap soracak? Soruşturmayı neye oturtacaklarını görmemiz lazım. Mesela casusluk ve örgüt kelimelerini duyuyoruz. Böcek me-

selesini gündeme getirdiler. Bunlar birbirine hep bağlı. Polisteki teftiş kurulları harekete geçirildi ve inceleme yapılıyor. Bunların gerçekleştirdiği eylemler yeni yeni soruşturma konusu oluyor. Dolayısıyla bu iddiaları neye oturttuklarını incelemeler bittiği zaman göreceğiz. ERDOĞAN ALDATILMIŞ OLABİLİR n Ama Cemaat ve hükümet ortaktı? Bütün bu süreçte Cemaat üzerinde durmamın nedeni, Başbakan’ın dün de söylediği ‘Aldatılmışız’ sözü. Bunu kendi kabahatini örtmeye yönelik olarak yorumlayanlar olabilir ama bir kısmında haklılık payı da var. 7 Şubat’ta MİT Müsteşarının ifadeye çağrıldığı olay, Başbakana haber verilmeden Müsteşarı tutuklamaya dönük bir operasyon mesela. Bir başbakan bunu bilmiyorsa aldatıldığını söylemesinden daha haklı bir şey olamaz. Bazı noktalarda aldatılmış olabileceğini kabul edebiliriz. BAŞBAKAN’IN OĞLUNA SUİKAST Mesela ben, yargılandığım davada Başbakanın oğluna suikast düzenleyecek bir ekibin içerisinde yer almakla suçlanıyorum. Başbakanın önüne bunu götürürseniz, adam ‘gereğini yaptım’ diyecektir. Ama böyle bir şey yok ki… Bunun gibi birçok olay var. Bunlar ortağı olduğu suçtan aklanması sonucunu getirmez ama o noktaya da dikkatli bakmak lazım. Bunun özeleştirisini çok daha açık yaptığı zaman biz de daha net göreceğiz. Burada elbette hükümet de sorumluluk sahibidir ama asıl fail Cemaat’tir. n TÜBİTAK Başkan Yardımcısı tehdit edildiğini açıkladı mesela? Görevden alındıktan sonra böyle bir açıklama yapmayı ben samimi bulmam. Hukuka inanan bir bilim adamı, gereğini o anda yapar. Onu kim söylediyse aynı gün gidersiniz istifa edersiniz.

Utanma kalmamış n Bu süreçte öğrendiğimiz ‘Alo Fatihler’ de, basına emir veren ve emir alanlar da yargılanmalı mı? Benim böyle bir ilişkiyi kabul etmem mümkün değil. ‘Alo Fatih’, gibi bir şey benim hayatımda olamaz. Ben böyle bir şeyi savunmam, yanında olmam. Hiçbir güç bana böyle bir telefon açamaz. Bunu gerçekleştiren insanlar bedelini ödemeli. İster etik yoluyla, ister hukuki olarak. Hukuki bir suç yoksa bile, etik olarak; hem gazeteci, hem araç olan, hem yapan herkes bedelini ödemeli. Ama utanma diye bir şey yok ki insanlarda. Bakın

“AÇIKTAN UYARILDIM” Ben Cemaat’in polisi tarafından daha 17 Aralık operasyonu başlamadan 5-6 gün önce bir gazeteci arkadaşım aracılığıyla aldım. Dendi ki, “Nedim salağına söyle, hükümetle büyük bir savaş çıkacak. Yine arada kalmasın” Ben açıktan uyarıldım zaten. Neden ‘yine’ biliyor musunuz? Çünkü daha önce bu komployu kuranların içerisinde o vardı. Benim hapse girmemde, o polis, Zekeriya Öz, Cemaat kadrosu hep beraber rol aldılar.

olumlu anlatabilecek imkanlara sahip. İngilizce yayından tutun, ABD ve AB’deki düşünce kuruluşlarına kadar; kendisini diyalog yanlısı, ılımlı Müslüman olarak anlatabiliyor ama Türkiye içerisinde bir operasyonel güç olduğunu gizliyor. Bizim başımızdan, Türkiye’nin başından geçenler gösterdi ki; Cemaat Türkiye’de çok ciddi bir operasyonel güç. Türkiye’de Fethullah Gülen hareketine, hareket olduğu için karşı olan yok. Operasyonel bir güç olduğu için insanların temel demokratik değerlerini, hayatlarını elinden çaldığı için meşru bir itiraz var.

CEMAAT OPERASYONEL GÜÇ n Hem Cemaat’ten, hem hükümetten hesap sorulamaz mı? Neden Cemaat diyorsunuz? Cemaat yapısı insanların özgürlüklerini, hayatını elinden alıyor. Yolsuzluğun hesabını meşru hükümetlerden sorabilirsiniz ama Cemaat’ten hesabını soramıyorsunuz. Çünkü çok gizli bir iktidar olarak söz sahibi. Ve her zaman kendisini uluslararası lobiler karşısında çok daha

HÜKÜMETTEN HESAP VERİR n Hükümetin bu adımlarla devlet yapısını bozduğunu düşünmüyor musunuz? Onun hesabını sorabilirsiniz. Bugün git gide tek elde toplanan yapı var. Yürütme gücünün yargıya, demokrasiye zarar verdiği çok açık ama bunun hesabını hep sorabilirsiniz. Açıktan, seçim yoluyla, yurttaşlar yoluyla, herkes sorabilir. Sokaklarda, mecliste veya basında itiraz edebilirsiniz.

n Cemaat’in mensubu olmayanları tehdit ettiği iddia ediliyor. Siz yeni bir tehdit aldınız mı?

Gazeteciliği kirletenler var n Bir de Başbakan’ın danışmanlarının kayıtları da çıkmaya başladı. Basında suçlu sayısı artar mı? Mustafa Varank niye beni aramıyor. Onlar arayabileceği adamları bilirler. Onlar bu mesleğin cıvık halleri. Varank ile konuşan gazeteci mi, Varank mı yargılanmalı? Bence gazeteci yargılanmalı. Çünkü bu mesleği kirleten gazeteciler; siyasetçilerbürokratlar değil. Çıkarların esiri olmuş, korkaklıklarına gerekçe üreten gazeteciler. Niye baskı görüyorsun, niye boyun eği-

aynı insanlar işlerini koruyorlar, ekranlarda baskı altındayız diyorlar. Korkma kardeşim, Başbakan da, Cumhurbaşkanı da, patron da arayabilir. Burada topu atmak olmaz. Korkaklığın affedilmesi gazeteci için affedilmez bir suçtur. ‘Ben 400 kişiyi çalıştırıyorum, ben olmazsam daha kötü olur’ diye bir izahat dünyanın hiçbir yerinde yok. Böyle bir şeyle kendisini kimse savunamaz. Kim yaparsa yapsın buna direnmek zorundasın. Sen bunun için gazetecisin. Yoksa bu işi yapmanın anlamı yok. Ama bakıyorum hala o gazetelerin satışları düşmüş değil.

yorsun? Ben buna direncimi koyarım. Ben bu baskıya boyun eğseydim, hapse girmezdim. Ben uslu çocuk olsam o süreci yaşamazdım. Derdim bu zaten uslu çocuk olamamak.

n Yeni kitap geliyor mu? ‘Hayırsever Terörist’ adlı kitabım vardı. Onu geliştirmek istiyorum. Kısa sürede bitirmeyi de amaçlıyorum. 17 Aralık süreci de olacak içerisinde, El Kadı ve Erdoğan ilişkisi de olacak.

CEMAAT’TEN SORAMAZSINIZ Ama bunları gizli bir güç olarak Cemaat ele geçirdiği zaman bunun hesabını kimden soracaksınız. Çünkü hep kendisini gizliyor. Çünkü arkasına saklandığı iktidar için bile çok tehlikeli bir güç. Önce buna itiraz etmek lazım. n Sizce paralel devlete dair iddianame ne zaman çıkar? Mart’tan sonra, seçimden sonra iddianame çıkar. Ergenekon Balyoz çok ucu açıktı. Bu dava daha hızlı gider.

Yazı İşleri

Ahmet Ravalı twitter@ahmetravali

Takkeli liboşun dayanılmaz acizliği Şimdi bazı kendini bilmezlere, hadsizlere, çapsızlara, uzaktan kumandalı yazarlara kısaca anlatayım... POSTA212 gazetesi ABD’de yayınlanan tek Türk gazetesidir. Türkiye ve ABD’deki bir avuç kendini satmamış, idealist, gazetecilik meslek ilkelerinden taviz vermeyen, kimsenin ne ‘yandaşı’ ne de ‘candaşı’ olmayan gazeteciler tarafından çıkartılmaktadır. Meslek kıdemleri toplamda iki asra yakın olan ve birbirinden uzak fikirlere sahip bu gazeteciler tek bir ortak noktada buluşur o da ‘dürüstlüktür’. Her zaman en iyi haberi en tarafsız vermek için çaba harcayan POSTA212 gazetesi, bazı meslektaşlarının ‘olmaz... olamaz’larına bakmadan başarı ile yayın hayatını sürdürüyor. Her hafta en az bir gündemi değişterecek türde habere imza atan POSTA212’nin şu an 41’inci sayısını okuyorsunuz. “Nazar değmesin” diyor ve kısa sürede bizi resmen bağrına basan siz okucularımıza can-ı gönülden sevgilerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz. Ama “Meyve veren ağaç taşlanır” derler ya işte sözümüz o ‘çap’sızlara... Her hafta ABD’nin nabzını başkentten başarılı bir şekilde tutan POSTA212 Washington temsilcisi İlhan Tanır, bu hafta da gazetemizin 40’ıncı sayısının yayınlanmasının hemen ardından yeni bir gazetecilik başarısına imza attı. Gezi olaylarından beri Başbakan Erdoğan’ı bir ‘alo’ya hasret bırakan Başkan Obama’nın Türkiye Başbakanına sonunda telefon etmesi ve söyledikleri rutin bir şekilde Beyaz Saray tarafından içeriği genel olarak açıklandı. Erdoğan’ın Başbakanlık resmi sitesi ve ona bağlı boyalı yandaş kağıt parçalarında ise bu ‘alo’ bayram etkisi yarattı. Obama’nın Erdoğan’ın ‘dünya liderliği’ne atıfta bulunduğundan tutun da, bölgedeki istikrarın güvensi olduğuna değin binbir türlü yazı, yorum yer aldı bu yandaş mevkutelerde. İlhan Tanır’ın tam bu sırada Washington’dan geçtiği özel haber, bu yandaşların epeyce canını sıktı, neşesini kaçırdı. Çünkü başarılı gazeteci İlhan Tanır’ın haberine göre ABD’nin önde gelen ve Beyaz Saray’a yakınlığı ile bilinen 84 kişinin ortak mektup metninde imzası bulunanlar; Başkan Obama’dan Türkiye’deki hukuksuz, insan haklarına aykırı gelişmelere artık ‘dur’ demesini istiyor ve kısaca ‘sesini yükselt’ diyordu. POSTA212’nin duyurduğu bu haber pek çok basın yayın organında kaynağı gösterilerek yer aldı. Ama dedim ya bu haber ‘yandaş’ların bir anda neşesini kaçırdı, canlarını sıktı. Canı çok yananlardan biri de meslek hayatı boyunca döne döne başı dönüp yorulan her devrin adamı, Sabah adlı havuz mevkutesinin yazarı Mehmet Barlas adlı ‘yazar’ kisveli kişiydi. Satır aralarında bir yerden talimat alıp yazdığı açıkça belli olan bu kişi, “Pennsylvania yerine Washington’a gönderilen mektup” başlığının altında özetle şunları yazıyordu: “Amerika’daki Türklerin sanal gazetesi” olarak sunulan ‘Posta 212’ internet sitesindeki bir habere göre “Washington’un tanınmış 80 ismi” ABD Başkanı Barack Obama’ya bir mektup yazarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim tarzına ve politikalarına karşı sessizliğini bozmasını talep etmişler. Bu mektupta “Gezi Parkı Kalkışması” Başbakan Erdoğan’ın iktidarına karşı büyük halk gösterileri olarak anlatılmış. Aralık ayının 17’si ve 24’ü arasında sahnelenen “Dost-modern darbe girişimi” de, hükümetin en yüksek seviyelerine ulaşan büyük yolsuzlukların açılması olarak gösterilmiş. Mektubu yazanlar Başkan Obama’yı uyarmışlar ve “Biz Başbakan Erdoğan’ın ve Türk kamuoyunun ABD’nin sessizliğinden, Başbakan’ın halen ABD desteğini korumakta olduğu ve istediği gibi yoluna devam eder anlamlarını çıkarmalarından korkuyoruz” demişler... Başkan Obama eğer Posta 212’nin okuyucusu ise, bu açık mektubu görünce ne yapar acaba?.. Obama şaşırmıştır... Bakarsınız Obama Türk siyasetini yakından izliyordur... Bakarsınız Washington’un “Tanınmış 80 ismi”nden gelen ve kendisinden Türkiye’nin iç siyasetine müdahale etmesi istenen bu açık mektuba, Mithat Paşa üslubunda cevap verir... Mesela şöyle diyebilir: - Washington’ın değerli tanınmış insanları... Pennsylvania’da ikamet eden Fethullah Gülen adındaki yeşil kartlı Türk göçmene gönderdiğiniz ve Türk iç siyasetinde bir taraf olmamı istediğiniz mektup, yanlışlıkla bana geldi. Hepsine birer armağan... Posta 212’nin okurları oldukları anlaşılan bu tanınmış Washington’lular arasında Hillary Clinton’ın siyasi planlama direktörü Anne-Marie Slaughter ve Obama’ya yakınlığıyla bilinen “Center for American Progress”deki Türkiye uzmanı Michael Werz gibi Demokrat isimler yanında, Cumhuriyetçi Başkan George Bush’un Ortadoğu danışmanı Elliott Abrams ve yine muhafazakâr kanada yakınlığıyla bilinen “Demokrasileri Koruma Vakfı” direktörü Clifford D. May gibi isimler varmış. Bakarsınız Başkan Obama bu açık mektupta istenenleri kabul eder ve bu mektuba imza atan tanınmış Washingtonluların her birine, birer tespihle birer kutu ananas gönderir.” Yazı böyle sevgili okuyucularımız. POSTA 212’yi sanal bir gazete zanneden, gördüğünü, okuduğunu anlamayan bu Mehmet Barlas adlı dönek, köşe yazılarında “Hâlâ ‘dön baba dönelim, hacılara gidelim’ mi diyeceğiz?” diye ona buna saldırıyor ama bir dönüp baksa aynaya görecek gerçek ‘pervane’yi... Şimdi bu takunyalı takkeli liboş eskisine ne desek boş. Katranı kaynatsan olmaz ki şeker... Cinsine yandığım cinsine çeker...


Güncel

26 Şubat 2014 Çarşamba

BARACK OBAMA

TAYYİP ERDOĞAN

Mektup ve telefon Amerika’nın 84 tanınmış ve saygın ismi geçen hafta Obama’ya mektup yazarak Başbakan Erdoğan’a karşı sessizliğini bozmasını istemişti. Bu mektup ilk kez POSTA212’de yayınlanmış ve Türk medyası ile kamuoyunda büyük yankı yapmıştı

Obama ile Erdoğan 6.5 aylık aradan sonra geçen hafta bir telefon görüşmesi yapmıştı. Bu görüşmenin mektuptan sonra olması ise manidar bulunmuştu. Ancak telefon görüşmelerine ilişkin ABD ve Türk yetkililerin açıklamaları da farklılıklar içeriyor Türkiye uzmanı Michael Werz gibi Demokrat isimler dikkat çekiyor. Ayrıca mektuba imza atanlar arasında, eski başkan George Bush’un kıdemli Ortadoğu danışmanı Elliott Abrams, Demokrasileri Koruma Vakfı direktörü Clifford D. May, Freedom House gibi uluslararası bilinirliğe sahip İnsan Hakları Derneği başkan ve başkan yardımcısı David Kramer ile Arch Puddington da yer alıyor.

ren telefon görüşmesine çevrildi. Altı ayı aşkın bir süredir ilk defa telefon görüşmesi yapan iki liderin ne konuştukları tam bilinmese de Beyaz Saray ve Ankara’dan konuyla ilgili birbiriyle pek de alakası olmayan iki ayrı açıklama geldi.

FİGEN ONUR İSTANBUL-POSTA212

G

eçtiğimiz hafta içinde, Washington’ın tanınmış ve önde gelen 84 elit ismi ABD Başkanı Barack Obama’ya açık bir mektup yazdı. Mektupta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yönetim tarzına ve politikalarına karşı sessizliğini bozması talep edilirken özellikle de Gezi protestoları ile yolsuzluk soruşturmalarına karşı Başbakan Erdoğan’ın cevap veriş tarzından doğan endişeler ile mükemmel olmayan Türk demokrasinin Erdoğan tarafından otokratik bir yönetim tarzına doğru yöneldiği dile getirildi.

TÜRKİYE: “İKİLİ İLİŞKİLER” Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Sayın Barack Obama, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel konuların da ele alındığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişlerdir. Sayın Obama, bu görüşme vesilesiyle, Türkiye-ABD arasında karşılıklı saygı esasına dayalı güçlü bir ikili ilişki bulunmasına değer verdiklerini vurgulamış ve Türkiye’nin olumlu katkılarla dünyada liderlik sergileyeceğine ilişkin inancını ifade etmiştir. Sayın Başbakanımız ve Sayın Obama, Şam rejiminin baskıcı politikaları neticesinde Suriye’de ortaya çıkan terörizme karşı mücadele konusunda yakın işbirliğinin gerekliliği, bu ülkede yaşanan krize son verecek bir siyasi çözüm bulma çabalarını sürdürmenin herkesin ortak maslahatına

POSTA212 DUYURDU Aynı gün POSTA212’nin web sitesinde “Flash Haber” olarak girilen ve Obama’ya gönderilen mektubun orijinalinin de yayınlandığı bu haber Türk medyasında büyük yankı uyandırdı. “Acaba Obama'nın uyarısının nedeni bu mektup mu?” sorusu gündeme geldi. Gözler, Obama ile Erdoğan’ın yaklaşık bir saat sü-

olacağı hususlarında mutabık kalmışlardır” denildi. İMZA ATANLAR PARALEL Mİ Olay yaratan mektup, aralarında bazı eski Kongre üyeleri, eski hükümet yetkilileri, Türkiye'de ve Ortadoğu'da görev yapmış büyükelçiler, Washington'daki farklı düşünce kuruluşlarında çalışan Cumhuriyetçi ve Demokrat uzmanlar, büyükelçiler,askerler ve insan hakları örgütlerinden temsilcilerin bulunduğu 84 kişinin imzasını taşıyor. Bu kişiler arasında, Demokrat Obama yönetiminin ilk Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton’ın siyasi planlama direktörü AnneMarie Slaughter ve Obama’ya yakınlığıyla bilinen Center for American Progress’deki

NEDİR BU MEKTUP? Dilinin oldukça sert olduğu dikkat çeken ve resmen Başbakan Erdoğan’ın yönetim tarzına ve politikalarına karşı Obama’ya “Erdoğan’a Sessizliğini Boz” mesajı veren kamuoyuna açık bu mektupta, Türkiye’deki mükemmel olmayan demokrasiyi bir otokrasiye çevirme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu vurgulanıyor. Mektupta özellikle Gezi protestolarına ve yolsuzluk soruşturmalarına karşı olarak Başbakan Erdoğan'ın cevap veriş tarzından doğan kaygılar ifade ediliyor. Ayrıca yerinden edilen binlerce polis memuru, yüzlerce savcıdan ve internet sansür yasasından bahsedilirken, bu gibi gelişmelerin Türkiye’de demokrasinin temel prensiplerinden olan ‘güçler ayrılığı ve özgürlükleri’ yok ettiğinden yakınıyor.

Obama - Erdoğan görüşmesi Amerika Başkanı Obama ve Başbakan Erdoğan uzun bir aradan sonra geçen hafta telefonla görüştü. Bu görüşmenin detayları da ortaya çıkmaya başladı

DUYGU GÜVENÇ ANKARA - POSTA212

A

BD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasında 6 ay sonra gerçekleşen telefon görüşmesinde, Ankara ve Washington’ın, Irak konusundaki görüş ayrılıkları giderilemedi. ABD Başkanı Barack Obama, “Irak’ta uzlaşı seçim sonrasına kalırsa çözüm olmaz” diyerek Erdoğan’dan, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’yi, Bağdat ile uzlaşıda ikna etmek için devreye girmesini istedi. Erdoğan ise Obama’nın bu talebine, “Bağdat ve Erbil kendisi çözsün” mesajıyla yanıt verdi. Ankara, Erbil-Bağdat arasındaki sürece müdahil olmak istemi-

yor. Obama görüşme sırasında, Maliki hükümetine sorunun çözümü yönünde telkinde bulunduklarını belirterek, Erdoğan’dan, maksimalist talepler içerisinde olan Kürt yönetimini ikna etmesini istedi. Erdoğan ise Erbil’i ikna çabalarına mesafeli olduğunu dile getirerek, “Bunu kendi aranızda çözün. Yer altındaki petrolün, gazın size yararı olmaz. Çözüm biran önce sağlanırsa hem Irak’ın genel ihracatı artar hem de biz daha fazla petrol alabiliriz” görüşünü taraflara aktarıldığını belirtti. ÇESARETLENDİRMENİN ÖNEMİ Bir saati aşan telefon görüşmesinin ardından Başbakanlık’tan yapılan açıklamada “İki lider, Irak çerçevesinde, enerji meselesiyle ilgili olarak Bağdat ve Erbil’in ortak bir zeminde buluşmalarının teşvik edilmesi ko-

Nixonlaşan Erdoğan İLHAN TANIR WASHINGTON

B

u hafta Washington-Ankara hattında iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki hiç şüphesiz Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arasında 6.5 ay sonra gelen telefon görüşmesi idi. İkincisi ise, hemen sonraki gün olan perşembe sabahı 9 sularında Beyaz Saray’a teslim edilen ve ilk kez Posta212 tarafından Türkiye ve ABD’ye duyurulan mektup idi. Mektup, hatırlanacağı üzere, etkili farklı çevrelerden gelen 84 Amerikan kanaat önderinin Obama’ya Erdoğan’ı şikayet ettiği, Erdoğan’ın Türkiye’deki demokrasiyi zayıflattığını ileri sürdüğü bir içeriğe sahipti. Buna karşılık Obama’dan, şimdiye kadar gösterdiği ve Erdoğan'ın politikalarına karşı ‘sessizlik’ olarak algılanan duruşundan vazgeçmesi talep ediliyordu. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcü Yardımcısı Laura Lucas’a, e-mail ile mektubu değerlendirmesini istediğimizde, Lucas’ın mektup yerine bir gün önceki Obama-Erdoğan telefon görüşmesinin değerlendirmesini yapması ilginç oldu.

Lucas şunları söyledi: ‘’Genel olarak, Başkan Obama, Başbakan Erdoğan ile telefon görüşmesinde hukukun üstünlüğü ile ilgili sorunları gündeme getirdi ve iki ülke arasındaki ilişkilerde karşılıklı saygının önemi üzerinde durdu. Bilindiği gibi ABD hükümeti, Türkiye'de yargı sürecinin adil olması, ifade ve toplanma özgürlükleri ve özgür medya ile ilgili prensiplere sahip çıkılmasının önemini defalarca net bir şekilde ortaya koymakta.'' Beyaz Saray'ın kısa açıklamasında yaptığı hukukun üstünlüğü vurgusu aynı zamanda Obama'ya gönderilen uyarı mektubunun da ana temasına paralellik arzediyordu aslında. Bu şekilde Lucas’ın vermeye çalıştığı mesaj, mektubun bizden talep ettiklerini yapıyoruz. Kısa açıklamadaki bir başka vurgu ise iki ülke arasındaki ilişkilerin 'karşılıklı saygı' çerçevesinde yürütülmesinin öneminin altının çizilmesi. Buradaki atıf ise, ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin yolsuzluk skandallarının başladığı günlerde hükümet çevrelerinden maruz bırakıldığı bazı suçlayıcı yayın ve demeçler idi. ABD bir kez daha bu konuda hoşgörü göstermeyeceğini hatırlatıyordu.

Erdoğan’ın kazançları Telefon görüşmesinin yapılması herşeye rağmen AK Parti hükümeti için bir artı olarak değerlendirilebilecek bir gelişme oldu. Erdoğan'ın prestijini yükseltti, hükümeti veya rejiminin izole olmadığını ispat etmiş oldu. Washington’da Obama yönetimine aylardır yapılan, ‘’Erdoğan ile mesafeni koru, sesini yükselt’’ uyarılarına rağmen Erdoğan’la görüşmeyi seçen Obama’nın ise bu görüşmeden kazançlı çıktığı noktaları unutmamak gerekir. Washington’da, ABD hükümet çevreleriyle on yıllardır yakın ilişkisi bulunan bir kaynağa göre, Obama’nın telefon görüşmesinden kazançları şunlar oldu:

GÜLENCİLERİN DARBE YAPTIĞINA İNANAN ABD YETKİLİSİ YOK Yine aynı Washington kaynağına göre, “ABD hükümeti içinde tek bir yetkili dahi Gülen Hareketinin yolsuzluk dosyaları arkasında hükümete bir darbe yaptığına inanmıyor.’’ Posta212 için geçtiğimiz haftalarda konuşan Henri Barkey de, hatırlanacağı üzere kendi izleniminin de aynı doğrultuda olduğunu söylemişti. Washington’da birkaç farklı Türkiye uzmanın son haftalarda üzerinde anlaştığı konu şöyle özetlenebilir: Gezi protestolarını yabancı güçlere ve bir darbeye benzeten Erdoğan’ın güvenilirliği bundan dolayı büyük bir darbe aldı. Adeta yalancı çoban-kurt misali, şu anda doğru olsa da, ABD hükümeti Er-

nusunu da ele almışlardır.” ifadelerine yer verilmişti. Beyaz Saray’ın açıklamasında ise “Başkan Obama ve Başbakan Erdoğan, Bağdat ve Erbil’i enerji konularında ortak bir zemin bulmaları ve başardıkları anlaşmayı desteklemeleri konusunda cesaretlendirmenin önemini görüştüler.” denildi. UZLAŞI OLABİLİR DE OLAMAZ DA ABD, Bağdat-Erbil arasında nisan ayındaki seçimlere kadar uzlaşıyı hedeflerken, Ankara’ya göre, “Her an uzlaşı olabilir, hiçbir zaman uzlaşı olmayabilir”. Ankara da uzlaşının seçim sonrasına kalması halinde daha da zor ve karmaşık bir hal alacağı görüşünde. Erbil’in, petrol sevkiyatının Türkiye üzerinden yapılmasında kararlı olduğu mesajını geçtiğimiz hafta Türkiye’ye gelen Barzani tekrarlamıştı.

HABER ANALİZ

ERBİL PAYINI ALAMADI Türkiye’nin, Kuzey Irak ile vardığı petrol mutabakatının ortaya çıkmasının ardından Ankara’nın, Bağdat’ı ikna çabaları sonuç vermemişti. Ankara ve Erbil, petrol ihracatı için düğmeye basmaya hazırlanırken, Irak’ta siyasi kriz de derinleşti. Nisan ayında yapılacak seçimler öncesinde genel bütçe üzerinde uzlaşma sağlanamadı, Erbil bütçeden payını alamadı. Bağdat ve Erbil arasında krizi aşmak için görüşmelere önümüzdeki hafta devam edilecek. Görüşmelerde, ‘petrolün satış fiyatı, nereden taşınacağı, kontrolün kimde olacağı, paranın nereye yatırılacağı ve nasıl bölüşüleceği’ ele alınıyor.

Barack Obama’nın kazançları ABD Savunma Bakanlığındaki bütçe kesintilerinden ve dünyadan gelen siparişlerin azalmasından dolayı 600 işçisini çıkaran Sikorsky’nin 3.5 milyar dolarlık Türkiye siparişinin Başbakan Erdoğan tarafından telefon görüşmesinin hemen sonrasında imzalanması rastlantı değil. Sikorsky’i yapan United Technologies Şirketi’nin 2013 yılındaki toplam cirosunun 6.3 milyar dolar olduğunu hatırladığımızda Türkiye’den gelen 109 helikopterlik siparişin şirket için önemi ve büyüklüğü görülüyor. Kıbrıs ile ilgili olarak, Başkan Obama’nın Ocak ayı ortalarında yaptığı ve Famagusta’daki Varosha (Maraş)’ı yeniden oturuma açma talebinin açıkça Başkanlık Açıklaması’nda yer alması, bu

doğan’ın kullandığı ‘darbe’ retoriğiHABER ne hiç inanmıyor. ANALİZ Eğer Erdoğan’ın darbe iddialarına ABD hükümet yetkililerinden inanan varsa da kendi başına, yalnız kalmıştır. NİXON-ERDOĞAN Washington’da yaklaşık 40 yıl önce görevindeyken istifa etmek zorunda kalan Başkan Nixon, Erdoğan’ın şu anki yolsuzluk skandalları ile ilgili Washington’ın Türkiye halkasında en çok akla gelen analojilerden birisi. Nixon,1973 yılı başında 2. dönem başkanlık görevine başlarken, 50 eyaletin 49’unu kazan-

konuda AKP’den beklenen tavizi işaret ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı bugünlerde Kıbrıs’da bir hareketlenme yaşanması için büyük bir umut ve arzuya sahipler. Diğer taraftan, uluslararası çevrelerde büyük baskılara maruz kalan Erdoğan hükümetinin ise Washington ile ne olursa olsun arayı iyi tutmak amacı var. Bundan dolayı da Maraş ile ilgili bir jest yapıp, 1974’den beri kapalı olan bölgeyi açma adımı ise diğer taraftan içeride AKP’yi özellikle Milliyetçi çevrenin baskısına maruz bırakacak. ABD’nin bir başka kazancı olarak ise Türkiye’nin Çin Füze Savunma Sisteminden vazgeçme sinyallerinin son zamanlarda artması olarak görülüyor. Ankara’dan gelen açıklamalar, giderek Çin Savunma Sis-

mış olağanüstü güçlü bir figür idi. Bundan sadece 18 ay sonra ise Watergate skandalıyla, tarihte ilk ve tek görevdeyken istifa etmiş başkan sıfatını kazandı. Amerikalılar, özellikle kamu hizmeti gören liderlerinin yalan söylemekten yakalanmaması ve yolsuzluk soruşturmalarının olabildiğince şeffaf yürütülmesi konusunda hassasiyetleri çok açık. Adli sürecin önünün açılması, adalet ve delillerin karartılmaması ve bunun üstüne giden basının bunu özgürce yapabilmesinin önünün açılabilmesi hayati önemde. Bu üç nokta da Nixon sınıfta kalmıştı. Son zamanlarda AKP’nin internet yasası ile zaten kötü olan basın özgürlüğü karnesine yeni ve negatif eklemeler yaptı. HSYK ile adaletin önünü kapattığı al-

teminden gelen baskılar doğrultusundan uzaklaştığını gösteriyor. ABD hükümet birimleri ve yetkilileri ile hergün işi gereği görüşmeler içinde bulunan aynı Washington kaynağına göre, bütün bu kısa dönemli ABD çıkarları ve Türkiye’de hukukun üstünlüğüne telefonda yapılan vurgudan dolayı da Beyaz Saray, Türkiye ile ilgili izlediği politikanın başarılı olduğu anlamını çıkarıyor. O başarı şöyle özetlenebilir: Erdoğan’la konuşmakla hem maddi çıkarlar sağlıyoruz, hem Kıbrıs gibi bir konuda hareketlenme yaşıyoruz, hem de Çin füzesi gibi stratejik bir konuda Ankara’yı hizaya çekiyoruz. Diğer taraftan da bizden istenen demokrasi, hukukun üstünlüğü mesajlarını ilk elden veriyoruz.

gısını yayıyor. Ve yeri değişen savcı ve güvenlik güçleri ile de delilleri karartma imajını kazanıyor. Yani, Washington'daki yetkililer giderek Erdoğan'da ikinci bir Nixon'ı görüyorlar. Bu da, Erdoğan'ın kullandığı bütün Gülenist tehlikesi retoriğini geri plana itiyor. ABD'NİN ULUSAL ÇIKARLARI GÖZETİLİYOR, TÜRKİYE'NİN? Amerikan standartları ve kültürünü düşündüğümüzde de bu hiç şaşırtıcı değil. Kısacası, Washington’a verdiği tavizlerle ilişkiyi normal göstermeye çalışan, buna karşın kazandığı çıkarlarıyla memnun görünen bir ABD görülüyor. Bir taraftan ABD ulusal çıkarlarını gözetiyor. Ya Ankara tarafında?


Güncel

26 Şubat 2014 Çarşamba

MİT yasası çıktı, ya sonra? Artık Türkiye’de kimsenin gizlisi saklısı kalmayacak. Yeni çıkan yasayla, MİT, devlete ve özel şirketlere ait kayıtlara mahkeme emri olmaksızın sınırsız erişim hakkına sahip FİGEN ONUR İSTANBUL - POSTA212

M

illi İstihbarat Teşkilatı (MİT) Teklifi, İçişleri Komisyonu’ndan geçerek kabul edildi. Bu yasayla birlikte, MİT’in gücü neredeyse “sınırsız” derecede artmış oluyor. Bankalar, finans kuruluşları, tapu, vergi daireleri, özel şirketler, dernekler, sendikalar hatta siyasi partiler bile MİT’in istediği bilgi ve belgeyi hemen vermek zorunda olacak. CHATLERE DE ULAŞACAKLAR Kimse MİT’ten bilgi ve belge saklayamayacak. İnternet Kanunu’nda yapılan düzenlemenin hemen ardından çıkarılan MİT yasası telefon ve internet alanlarını da kapsıyor. MİT artık kimin hangi siteye girdiğini, sosyal medya paylaşımlarını, kiminle iletişim içinde olduğu bilgilerini içeren internet trafik bilgilerine de rahatlıkla ulaşabilecek. Ayrıca GSM şirketlerinin yasa gereği 5 yıl tutmak zorunda olduğu kimin kimi aradığı, ne kadar süreyle konuştuğu, kime mesaj çektiği gibi detay kayıtları da kolaylıkla MİT tarafından elde edi-

lecek. Anlaşılan artık Türkiye herkes tam anlamıyla “şeffaf” konumda olacak. DÜNYAYI DİNLEYECEKLER MİT, yasayla birlikte istediği kişiyi dinleme hakkına sahip de olacak. Yasayla birlikte, MİT’e küresel dinleme ve iletişimin izlenmesi yetkisi de verilmiş oluyor. ASKER VE MAHKEMELER DE Bu arada, devlete karşı işlenen suçlar, darbe, darbe teşebbüsü, örgüt üyeliği gibi suçların yanı sıra casusluk suçlarından yürütülen tüm soruşturma ve davalardaki bilgi ve belgelerin örneğini alabilecek. Böylece Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki “hazırlık soruşturmalarının gizliliği” ilkesi böylece MİT’e karşı geçerli olmayacak. Neredeyse sınırsız yetkilerle donatılan MİT, devletin diğer istihbarat kurumları ile askerin gizli bilgi-belgelerine de ulaşabilecek. Bugüne kadar ancak mahkeme kararıyla arama yapılabilen kozmik odalar da böylece MİT’e

açılmış olacak. MİT elamanları bir operasyon sırasında bir veya birden fazla masumu öldürmeleri halinde de teşkilat izin vermez ise yargılanmayacaklar. MİT, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de hesap vermeyecek. TBMM’de MİT’ten hesap soramayacak. Ancak Bakanlar Kurulu yani hükümet isterse MİT’e hesap sorabilecek. MİT’İ YAZAN GAZETECİ HAPİSE Yasaya göre MİT’in görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin bilgi ve belgeleri açıklayan ve yayanlara 3 yıldan 9 yıla

kadar hapis cezası verilecek. Yani gazeteciler MİT ile ilgili haber yapamayacak, MİT belgelerine dayanan haber yapamayacak. Hatta MİT’te çalışanlar hakkında yine elinde belgeler olsa bile tek satır yayınlayamayacak. “Basının tamamen susturulması” olarak yorumlanan yasanın bu maddesiyle birlikte hem yeni internet yasası hem de gazetecilere hapis cezası getiren bu uygulama basın özgürlüğüne açıkça müdahale olarak değerlendirildi.

MİT KARAKOLU BASTI İDDİASI

Pazartesi sabahı internet sitelerine Kahramanmaraş’ta MİT’in Emniyet Müdürlüğü’nü bastığı haberi bomba gibi düştü. İddia şöyleydi: Kaçakçılık ve Organize suçlarla Mücadele Şubesi’ne 4 MİT mensubu baskın yaptı. Baskın sırasında polis ve MİT mensupları arasında küçük çaplı bir arbede yaşandı. Birim çalışanlarını karga tulumba dışarı çıkaran MİT mensupları, geniş çapta bir arama başlattı. Bilgisayarla el konuldu ve içeri kimsenin girmesine izin verilmedi. Hemen ardından Kahramanmaraş Valisi Şükrü Kocatepe’den bu iddianın asılsız olduğu açıklaması geldi. Vali’nin açıklaması şöyle devam ediyordu: “Ne MİT mensuplarının emniyete ait bir şube müdürlüğünün ziyareti söz konusu, ne de böyle bir olay söz konusu. Bu haberin kaynağının ne olduğunu bilemiyoruz ama tamamen asılsız ve gerçek dışı bir haberdir. Böyle bir uygulamanın ne hukukta, ne de temayülde yeri vardır.” Aynı gün Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü'nde 34 personelin görev yeri değiştirildi.

İş dünyasında mit yasası korkusu Yeni MİT yasa teklifi, ekonomiye yönelik içerdiği maddelerle iş dünyasında ticari sır endişesi yarattı. Bir işadamı “Türkiye’deki hesaplar incelenecekse işadamı da parasını Lüksemburg’a taşır” dedi NEW YORK - POSTA212

B

ankaların veri tabanlarını MİT'e açılmasıyla birlikte müşteri gizliliği kavramının ortadan kalkacak olması özellikle Türkiye'de yatırımı olan işadamlarını tedirgin ediyor. İş dünyasının tedirgin olduğunu, herkesin bu yasayı tartıştığını ifade eden ihracatçı bir işadamı "Türkiye'deki hesaplar incelenecekse işadamı da parasını Lüksemburg'a taşır" diyor. Bugüne kadar Ekonomi Bakanlığı'ndan Maliye Bakanlığı'na kadar birçok kuruma hesap vermek zorunda olduklarını hatırlatan işadamı şimdi bir de MİT ile daha sık muhatap kalmak zorunda olunabileceğinden yakınıyor. Bunun kayıt dışına davet olduğunu söylüyor. TİCARİ SIRLAR ENDİŞESİ İş dünyası temsilcilerinin tek korkusu bilgilerinin ve ticari sırlarının MİT ile paylaşılacak olması değil. Bu bilgilerin doğru yorumlanıp yorumlanmayacağı konusu da patronlarda endişe yaratıyor. MİT'te bu konuda uzman olup olmadığı konusunda kaygı duyan işadamı "17 Aralık operasyonu sonrası sızan MİT belgeleri de şirketlere ait ticari sırların sır olarak tutulamaması konusundaki korkularımı artırıyor" dedi.

MİT'in izlemesi ihracatçı, özellikle bavul ticareti yapanlar açısından da sıkıntılı olarak yorumlanıyor. Mal satışında bazen ödeme vadesinin 1 yıl sonra olduğunu vurgulayan bir işadamı "Bu tür bir izlemeden bu işleri bilmeyen, teknik olmayan biri bunu gördüğünde, paranın hesaba girdiğini gördüğünde bunu

uluslararası suça sokabilir. Kara para aklandığını sanabilir. Anlatmak kolay olmaz ya da açıklayana kadar zanlı pozisyonunda kalırız" diye konuştu. Peki yeni tasarı yasalaşırsa ne getirecek? Radikal Gazetesi'ne yazdığı yazıda konuyu detaylı bir şekilde ele alan ekonomist Uğur Gürses The Wall Street Journal Türkiye'ye yasanın yabancı yatırımcıyı da tedirgin edeceğini ifade etti. Gürses "Kamu kurumları,

bankalar bu yasa ile birlikte bilgi ve belgelerini, ellerindeki tüm kayıtları MİT'e vermek zorunda kalacak. Hatta MİT bu kurumların veritabanına online olarak ulaşabilir hale gelecek" dedi. Çarşı ise yasaya tepkili ve detayları bilmemekten yakınıyor. Zincir bir kitapevinin sorumlusu "Biz kimsenin kredi kartı alışverişinde hangi kitabı aldığının kaydını tutmuyoruz. Sadece sadakat

kartımızı kullananların kaydını tutuyorduk. Eğer bu kanun yasalaşırsa, artık onu da tutmayız" diye konuştu. MİT İŞADAMLARINI ÇAĞIRACAK MİT Kanun Tasarısında ekonomiyi ilgilendiren maddeler ise şöyle: • Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu toplantılarına gö-

rüş ve bilgilerine ihtiyaç duyulan kişiler ile özel veya kamu kurum ve kuruluşlarının üst düzey yetkilileri de çağrılabilecek. Madde her türlü kurum ve kuruluşun yöneticilerinin Başbakanın yönetiminde toplanacak kurula davetinin önünü açıyor. • MİT kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bankacılık kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar ile diğer tüzel kişiler ve tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge veri ve kayıt alabilecek. Tüm özel ve kamu kuruluşları bu maddeden etkileniyor. Bilgilerin gizliliği bahanesiyle bilgi saklanamıyor. • MİT bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden, belge, veri ve kayıtları alabilecek, iletişimin alt yapısından yararlanabilecek. • MİT bu kurumlarla irtibat kurabilecek. Bu kapsamda talepte bulunulanlar kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe göstererek talebin yerine getirilmesinden kaçamayacaklar • İstihbarat faaliyetler için görevlendirilenlerin kimliği değiştirilebilecek. Kimliğin gizlenmesi için tüzel kişilik kurulabilecek. • MİT'e verilen görev ve yetkiler çerçevesinde her türlü talep öncelikli olarak yerine getirilecek (The Wall Street Journal)

Yabancı basında mit yasa teklifine ilişkin yorumlar: LONDRA/NEW YORK (ANKA) – İnternet ve HSYK düzenlemelerinin ardından MİT’e “geniş” yetkililer veren bir yasa teklifinin TBMM’ye sunulması, yurt dışında da yankı buldu. Teklifin, ABD Başkanı Barack Obama, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşürken sunulduğu vurgulanıyor ve içeriğine ilişkin “Bunlar adeta savaş yetkileri. Bu esasen Türk anayasasındaki özgürlükler rejiminin askıya alınması demektir” görüşlerine yer veriliyor.

FT: MİT TEKLİFİ OBAMA ERDOĞAN İLE KONUŞURKEN SUNULDU İngiliz gazetesi Financial Times, MİT’e “geniş” yetkililer veren teklifin zamanlanmasına dikkat çekerek “tasarı, Çarşamba günü, ABD Başkanı Barack Obama, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşürken ‘Hukuk üstünlüğünü temel alan sağlam politikaların öneminden’ söz ettiği sırada sunuldu” diye yazıyor. Teklifin içeriğine ilişkin bilgi verdikten sonra bir analistin “Bunlar adeta savaş yetkileri. Bu esasen Türk anayasasındaki özgürlükler rejiminin askıya alınması demektir” görüşünü yansıtan gazete, “Üst düzey bir uluslararası yetkili, ‘Türkiye’nin kurumları, bir petrol devletinin bağımsızlığı ve özerkliğini geliştiriyor ama petrol olmadan’ dedi” diye yazıyor. FT, teklifi destekleyenlerin MİT’nin son dönemde üstlendiği görevlerin bazıları nedeniyle teşkilatın yasasının güncelleştirilmesinin gerektiğini söylediklerini belirttiği haberinde iktidar ile Gülenciler arasındaki mücadeleye değinildikten sonra MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Erdoğan’ın “en yakın yardımcılarından biri” olarak niteliyor ve Başbakan’ın, polisin, savcılıkların ve yargının Gülencilerle dolu olduğunu” söylediğini kaydediyor. MİT’in de “Gülenciler ile hükümet arasındaki mücadelede geniş yer aldığı” belirtildiği haberde bu bağlamda Hakan Fidan’ın ifadeye vermeye çağrılması ve MİT Tır’ları olaylarına dikkat çekiyor.

WSJ: SONSUZ KONTROLDE SON ADIM ABD’nin çok satan gazetesi Wall Street Journal, MİT’e “geniş kapsamlı” yetkileri veren yasa teklifini, “kritik seçimler öncesi yürütmenin kilit kurumlar üzerindeki kontrolünü genişletme yönündeki son adım” olarak görüyor. Teklifin mahkeme kararı olmadan MİT’e “devlet kurumları ve özel şirketlerin kayıtlarına sınırsız erişimini” sağlayacağına işaret eden gazete, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, teklifin “olağanüstü bir şey” olmadığını belirtirken muhalefetin ise Türkiye’yi “bir istihbarat devletine dönüştüreceğini” söylediğine dikkat çekiyor. Haberde MİT teklifinin Başbakan “Erdoğan’ın kilit kurumları üzerindeki kontrolünü güçlendirecek bir dizi tartışmalı yasayı izlediğine” dikkat çekerek internet ve HSYK düzenlemelerine de vurgu yapılıyor. Erdoğan’ın bu çabalarının “paralel devleti”ni yok ederek demokrasiyi ilerleteceğini savunduğunu kaydeden gazetenin haberine göre, merkezi New York’ta bulunan siyasi risk danışmanlık şirketi Teneo Intelligence’in Genel Müdürü Wolfango Piccoli, “Başbakanın güç mücadelesini, yürütmenin kurumlar üzerindeki kontrolünü güçlendirme çabasını örtmek için kullandığını” öne sürdü. Piccoli, “İnandırıcı bir kontrol denge sistemi yoktur ülkede” sözlerine ekledi. WSJ, yolsuzluk soruşturmalarına yasama alanında verilen yanıt ile emniyet ve yargıdaki görev almalarının “Batılı başkentlerde kaygı yarattı ve Türkiye’nin Avrupa demokratik standartlarından daha da uzaklaşmasından korkan Brüksel’in tepkisini çekti” yorumunu da yapıyor.


Gündem

26 Şubat 2014 Çarşamba

Washington’dan rapor üstüne rapor Uyuşturucu kralı Meksika’da yakalandı (NEW YORK –POSTA212) - Dünyanın en çok aranan uyuşturucu baronu “Bücür” (El Chapo) lakaplı Joaquin Guzman Meksika’da yakalandı. Guzman, Meksika polisinin ABD Uyuşturucu ile Mücadele Ajansı (DEA) ve Marshals Servisi ile ortak yürüttüğü operasyonla Mazatlan şehrinde ele geçirildi. Yetkililer, Guzman’ı sabah 06.40’da yatakta kimliği açıklanmayan bir kadınla birlikteyken herhangi bir çatışma yaşanmadan yakaladıklarını söyledi. Daily News gazetesine konuşan bir yetkiliye göre, DEA tarafından “Uyuşturucu dünyasının mafya babası” olarak isimlendirilen Sinaloa Karteli’nin lideri Guzman, Brooklyn Federal Mahkemesi’nde yargılanacak. Federal savcılar, Guzman’ı bir yıl içinde hakim önüne çıkarmayı planlıyor. Servetinin 1 milyar dolar olduğu tahmin edilen uyuşturucu baronu Guzman, ABD’ye diğer örgütlerden daha fazla kokain, eroin ve metamfetamin sokan Sinaola Kartel’i için çalışan beş sanıkla birlikte yargılanacak.

12 YILDIR KAÇAKTI ABD’ye büyük miktarda uyuşturucu soktuğu için 1993 yılında tutuklanan Guzman, 2001 yılında maksimum güvenlik önlemlerinin olduğu Meksika’daki bir hapishaneden gardiyanlara rüşvet vererek çamaşır sepetinin içinde kaçmıştı. Forbes dergisinin dünyanın en zenginleri listesinde yer alan Guzman’ın tutuklanmas��, 2006 yılından bu yana çocukların da dahil olduğu en az 70 bin kişinin öldüğü Meksika’nın kanlı uyuşturucu savaşında büyük bir zaferi temsil ediyor. Los Angeles Times gazetesinin haberine göre yakalanmadan önce Güzman’ın birden fazla defa lüks bir restorana girdiği rapor edildi. Guzman’ın genç güzellik kraliçesi eşi, 2011 yılında yetkililer tarafından verilen izinle ikiz kız çocuklarını Los Angelas’ta doğurdu. Ayrıca, Güzman’ın yaşı konusunda da belirsizlikler var. Guzman, ABD Dışişleri Bakanlığına göre 56, Interpol’e göre 50 yaşında. ABD hükümeti, Guzman’ın yakalanmasını sağlayacak bilgi için 5 milyon dolar ödül koymuştu. Meksika ise Guzman için 30 milyon peso yani 2.3 milyon dolar ödül sunmuştu.

A M E R İ K A’ D A K İ

TÜRKLERİN

GAZETESİ

YIL: 1 SAYI: 41

26 Şubat 2014 Çarşamba

SAHİBİ POSTA 212 PUBLISHING LLC ADINA

EKMEL ANDA

MEDYA GRUP BAŞKANI

CAN KAMİLOĞLU GENEL YAYIN YÖNETMENİ

YILMAZ SOYTÜRK YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

AHMET RAVALI

YAYIN DANIŞMANI

HABER KOORDİNATÖRÜ

AHMET BUĞDAYCI

HALDUN ARMAĞAN

HABER MERKEZİ MEHVEŞ KOÇAK – ADNAN ONARAN - DİLEK ESKİ BEZİRKAN HÜSEYİN TUNCER - ERTAN BEZEN - AYSEL TAPAN - DEMET DEMİRKAYA SONER MEZGİTÇİ - SERKAN KALFA - EMRE EMİRGİL (WEB) WASHINGTON TEMSİLCİLİĞİ İLHAN TANIR ANKARA TEMSİLCİLİĞİ DUYGU GÜVENÇ İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ FİGEN ONUR GÖRSEL YÖNETMEN ERDAL ÖZBEK SAYFA TASARIM TUNCAY TAPAR - SERHAN AYDEMİR İDARİ MÜDÜR

MEHVEŞ SÖNMEZ ADRES 31 – 00 47th Ave. Long Island City, NY 11101 TELEFON 718 732 08 57 – 347 730 42 36 ABONE SERVİSİ REKLAM SERVİSİ SERİ İLAN HABER MERKEZİ DAĞITIM

abone@posta212.com reklam@posta212.com seriilan@posta212.com haber@posta212.com dagitim@posta212.com

TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ ADRES: Hacı İzzet Paşa Yokuşu Rota 2 Apt. 15/2 34427 Kabataş/Beyoğlu-İstanbul TELEFON +90 212 244 35 35 Fax: + 90 212 244 35 38 e-mail: nese@sria.com.tr

POSTA 212 GAZETESİ ANKA HABER AJANSI ABONESİDİR

Washington’daki Demokrasileri Koruma Vakfı’nın Araştırma Bölümü Başkan Yardımcısı Jonathan Schanzer tarafından hazırlanan raporda “Türkiye’nin bazı terör örgütlerine finans sağladığı ve İran’a uygulanan amborgayı delmek istediği” ileri sürülüyor. Rapora göre, Washington ile Ankara arasındaki ittifak her an bozulabilir İLHAN TANIR WASHINGTON - POSTA212

R

apor 10 başlıktan kurulu ve son zamanlarda Türkiye’nin adının sıkça birlikte anılmaya başlandığı ve Schanzer’in de üzerinde daha önce de sıkça durduğu terörizm bağlantılı konulardan olduğu görülüyor ve şu ara başlıklardan oluşuyor: İran gaz-altın alışverişi, Suriye’de Cihadçılar, Yasin El Kadi, Saleh al-Aruri, Hamas İlişkileri, IHH, Çin Savunma Füzesi Anlaşması, Mali Eylem Görev Gücü (FAFT) ve Sonuç. Schanzer, ABD Hazine Bakanlığı’nda daha önce terörizm finansı analisti olarak çalıştığı için, Washington’da özellikle Hamas’ın ve İran’ın terör bağlantılı mali işlerini yazdığı incelemeler dikkat çekiyor. Schanzer, İran ambargoları konusunda Kongre’de birçok kez brifingler veren, televizyon haber kanallarına çıkan bir isim. Cumhuriyetçilere yakın ve Muhafazakar olarak bilinen Schanzer, FDD düşünce kuruluşunda çalışıyor.

AMERİKA SESSİZ KALDI Schanzer, Türkiye’nin terörizm finanmanı ile ilgili birçok proble-

minin, aralık ayındaki yolsuzluk skandalları ile çakıştığını ve gündeme girdiğini anlatıyor. Gerek FAFT, gerekse Suriye’ye akan Cihadçılarla ilgili olsun, genel olarak ABD hükümetinin gelişmelere uzak durmaya özen gösterdiğinin altını çiziyor. Washington’ın yolsuzluk skandalları sonrası AKP’nin izlediği polis ve yargı üyelerinin işlerinden edilmesi politikalarına da aynı şekilde sessiz kaldığının altını çiziyor.

TÜRKİYE ÖNEMLİ MÜTTEFİK Washington’ın bu politikasının nedeni olarak Schanzer şunları söylüyor: ‘’Washington’ın sessizliği, yıllar boyu önemli bir müttefik olarak Türkiye ile ilişkilerin bozulacağından korkmaktan geliyor… Ama Türkiye’nin faaliyetleri doğrudan Washington’ın ambargolar rejimine (İran’a karşı) meydan okumak olarak kabul edilebilir… İran, Hamas ve El Kaide resmin içine girmesiyle birlikte ABD hükümeti Türkiye’deki kişi ve kurumları terörizm ile bağlantılarından dolayı ambargo koyması ne kadar sürer? Türkiye terörizm destekçisi devlet olarak algılanma riskini yaşatmasına ne kadar süremiz var?’’ Schanzer ayrıca, terörizm finansmanı ile ilgili konularda son

yıllarda giderek artış gösteren bir trendin Türkiye’de görüldüğünü, bu problemlere müdahele edilmediği takdirde ise Türkiye’nin terörizm finans problemlerinin yayılacağının altını çizdi. İnceleme şu cümlelerle bitiyor: “Bu problemler, Türkiye’nin aşırılık (fundemantalism) konusunda bariyer rolünün sürüp sürmediği hakkında rahatsız edici bazı soruların sorulmasına neden oluyor. Bu soruların cevapsız kalması, yakında 2. Dünya Savaşı’ndan beri Washington’ın değer verdiği ve büyüttüğü ittifağı (Türk-Ameri-

kan) tehlikeye düşürebilir.’’

BASKILARA NEDEN OLABİLİR Diğer taraftan, ABD başta olmak üzere Batı'nın İran ile süregiden nükleer müzakereleri düşünüldüğünde ve ABD'nin İran'a karşı bazı ambargoları hafiflettiği bilindiğinden, raporda ileri sürülen Türkiye'nin İran'a uygulanan ambargoları delici faaliyetleri eskiye göre daha az zarar verici. Ama terör finansmanı konuları ise AKP hükümetine Washington'dan daha ciddi baskılara da neden olabilir.

Jonathan Schanzer

Rapordan önemli görülen bazı tespitler şunlar: İran Gazının Altın ile değiş-tokuşu ■ Türkiye, açıkça İran’ın nükleer silah geliştirmesine karşı çıkmışken, Türkiye’nin İran’a konan ambargoları delmek için gösterdiği arzu mantıkla pek açıklanamaz. ■ İran’a enerji karşılığı olarak Türkiye’den giden altın, ambargo kurallarını açıkça ihlal etmese de, ruhunu ihlal etmekteydi. Bu alışveriş keşfedildiğinde 47 ABD Kongre üyesi Dışişleri Bakanı Kerry ve Hazine Müsteşarı Jack Lew’den açıklama istediler. ■ Halkbank’ın İran’a uygulanan ambargoyu başka yollarla delip delmediği soruları halen ortadadır. 2012 yılında Halkbank, İran ile banka ilişkileri olan Türkiye’deki tek banka olarak kalmıştı. İran Büyükelçisi de Halkbank’ı İran ile yaptığı işbirliğinden dolayı övüyordu. ■ ABD ve AB tarafindan ambargolu İran bankası Bank Mellat Türkiye’de çalışmaya devam ediyor. Türk medyasına göre 2000’nin üzerinde İranlı şirket Türkiye’de faaliyet gösteriyor. ■ Türkiye, bu İranlı şirketlerin soruşturması hakkında yetersiz görünüyor. ■ Son ortaya çıkan yolsuzluk skandalı ile, Türkiye’nin probleminin sadece İranlı şirketleri yeterince denetleyememesi değil, bundan daha fazlası olduğu, siyasi elitinin de İran ile olan birçok ilişkisi olduğu görüldü. ■ İran’dan 87 milyar avro değerinde para geldiği, Reza Zerrab’ın, 1.5 yıl boyunca her gün bir ton kadar altını İran’a gönderdiği Today’s Zaman ve Bloomberg’de yazıldı. ■ Daha genel olarak Türkiye’nin İran politikaları rahatsız edici ve kafa karıştırıcı bir halde. 2013 yılında ortaya çıkan bazı raporlarda İstihbarat Kurumu MIT’in İran’a yardım ettiği ve illegal nükleer programı için yapılan operasyonları durdurma konusunda yardım ettiği ortaya çıktı. ■ Ankara bu ve benzeri iddiaları İsrail yanlısı propaganda olduğunu söyleyerek yalanladı.

Yabancı Cihadçılar

Hamas Bağlantıları

■ 2014’ün Şubat’ında yayınlanan ABD Hazine Bakanlığı Açıklamasında, Suriye’deki El Kaide unsurlarına giden para ve savaşçıların Türkiye üstünden gerçekleştirildiği yazıldı. ■ Artan deliller gösteriyor ki Türkiye doğrudan veya dolaylı olarak Suriye’deki Cihadçı grupları silahlandırıyor, eğitiyor ve finanse ediyor. ■ Çeşitli Batı gazeteleri Suriye’deki İslamcı ve Cihadçı savaşçıların Türkiye’yi rahatça kullandığını, Suriye sınırının Türkiye tarafında cihadçıların güvenli evlerinin bulunduğunu, Türkiye’nin de bunlara gözünü yumduğunu işaret ediyor. ■ Bazı raporlar Türkiye’nin bu problemi kontrol altına almaya çalıştığını, sınırda güvenlik güçlerini artırdığını yazdı.

■ Türkiye’nin Hamas ile bağları özellikle Arap Baharı ile güçlendi, Türkiye Hamas’ı yeni bölgesel düzenin bir parçası haline getirmeye çalıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin gidişi ile Türkiye’nin rolü karışık bir hal almış olsa da, Türkiye Hamas’a siyasi ve hatta mali destek sağlamaya devam ediyor. ■ Hamas her ne kadar BM’ce ve Türkiye içinde terörist örgüt olarak kabul edilmiyor olsa da, NATO üyesi olarak Hamas’ın sivillere karşı şiddet içeren eylemler yapmasına rağmen Türkiye tarafından desteklenmesi oldukça garip kaçmakta.

IHH ■ IHH, bazı terörist örgütlere bağları ile gündeme geldi geçmişte. Grup bu bağları reddetti. IHH, Türk hükümetinin ciddi bir desteğe sahip. ■ IHH’nin 1999’da banka hesapları Türkiye hükümetince, fundemantalist olduğu gerekçesiyle donduruldu. ■ 2001 civarında IHH, Suudi merkezli şemsiye grup olan Union of Good’un bir üyesi haline geldi. Bu Grup Katar merkezli Şeyh Kardavi’nin liderliğinde, İsrailli sivillere intihar saldırılarını teşvik etmesiyle biliniyor. 2008’de Union of Good, ABD Hazine bakanlığınca terörist ilan edildi. ■ 2010’daki Mavi Marmara olayından sonra grup daha ciddi bir inceleme altına alındı. ■ 2013 yılındaki McClatchy haberinde IHH’nin Suriye’de, Selefi grup olan ve El Kaide’nin El Nusrat kanadıyla savaşan Ahrar al Sham’a yardım ettiği ve savaşçılarını geçirdiğini yazdı.

Yasin El Kadi ■ İsrail haber websitesi Ynet ve diğer güvenilir istihbarat kaynaklarına göre Hamas’ın ileri gelenlerinden El Aruri Türk hükümetinin desteğiyle, Türkiye’den Hamas operasyonlarını yönetiyor. ■ Aruri terörist faaliyetlerinde kullanılmak üzere Türkiye’de para topluyor olabilir. ■ Aruri Türkiye’den şiddet içeren saldırıların İsrail’e karşı devam etmesi çağrısı bulunmaya devam ediyor. ■ Aruri, Türkiye’de 2012’den beri kalmaya devam ediyor.

Mali Eylem Görev Gücü (FAFT) ■ Son gelişmelerden önce dahi Türkiye terör finansı ile ilgili olarak üstüne düşenleri yapmıyordu. 2013’ün Şubat ayında, Ankara neredeyse kara listeye alınacakken, yasaları geçirerek, bundan kurtuldu. ■ İlk kez 2007 yılında Türkiye’nin eksiklikleri bildirilmesine rağmen Türkiye geçen süre zarfında yapması gerekenleri yapmadı. Bunun üzerine FAFT, Ekim 19,

2012’de uyarı yayınlayarak, kara listeye almakla tehdit etti Türkiye’yi. ■ Türkiye, 2013 yasaları ile kara listeye alınmadı ama yapılan uyarılarla, gerekli gelişimi göstermeyen, gri sınıfındaki ülkelerin arasında yer aldı. ■ İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve Maliye Bakanlığında yapılan bir araştırmada, terörizm finansmanı ile ilgili olarak hiç-

bir adli soruşturmanın Türkiye’de yapılmadığı ortaya konuldu. Bundan hemen sonra ise Türkiye 219 kişi 63 kurumun El Kaide bağlantısından ve 130 kişi ve 4 kurumun Taliban bağlantılarından dolayı ambargo koydu. ■ Türkiye, FATF kurallarına uymakta direnen tek ülke değil. Ama Türkiye bu sınıftaki tek NATO ülkesi.


Göçmenlik

26 Şubat 2014 Çarşamba

Göçmenlerin bütün umudu kadınlarda

NEW YORK - POSTA212

G

Amaç genç göçmenlere green card verilmesi...

Obama yönetimi, çocukken Amerika’ya getirilen genç kaçak göçmenlere geçici çalışma izni vermişti. Bu izinin bitimine az zaman kala yasa 2 yıl daha uzatıldı. Göçmenlik avukatları, amacın parlamentoyu kızdırmadan bu gençlere Green Card verilmesi olduğunu savundular DİLEK ESKİ BEZİRKAN NEW YORK-POSTA212

O

bama yönetimi tarafından aileleri tarafından çocukken getirilen genç kaçak göçmenlere geçici çalışma izni verilmesi için çıkarılan yasada 2 yıl uzatmaya gidilirken, asıl amacın bu gençlere green card verilmesi olduğu ve parlemantonun uzatmalar yoluyla alıştırıldığı savunuldu. Göçmenlik avukatları Cahit Akbulut ve Ayhan Öğmen, Dreamers kapsamında yer alan ve 15 Haziran 2012 ve 15 Ağustos 2012 tarihler arasında başvuruları kabul edilen kaçak genç göçmenlerin 2 yıllık sürenin bitimine 3 ay kala yapılması gerekli başvuruyu kaçırmamaları uyarısında bulunuyor.  Kapsamlı bir Göçmenlik Reformu’nun çıkarılması için Obama yönetimi, 2012 yılında Dreamers kapsamında aileleri tarafından yasal ya da yasal olmayan yoldan ülkeye ge-

tirilen çocuklara DAÇA (Deferred Action for Childhood Arrivals) statüsü verilmiş, bu gençlerin sınırdışı edilme korkusu yaşamadan yaşamalarına ve 2 yıl çalışmalarına olanak verilmişti. Göçmenlik avukatlarından Cahit Akbulut, gençlerin mağduriyetlerini ortadan kaldırmak için Obama yönetiminin politikalar üretmeye çalıştığını belirterek, bu çalışmaların bir sonucu olarak gençlere böyle bir fırsat verildiğini söyledi. Akbulut, “Belki de parlamentoyu alıştırmaya çalışıyorlar. Geçici bir yöntem uygulaması gibi geliyo bana. İstedikleri yasayı istedikleri şekilde uygulamaya koymak için alıştıra alıştıra getiriyorlar.  Bu böyle gitmez çünkü. Tahmin ediyorum, gençlere green card verilmesi amaçlanıyor” dedi.  520 BİN BAŞVURU KABUL EDİLDİ Göçmenlik avukatlarından Ayhan Öğmen, son yayınlanan genelge ile 15 Haziran 2012 ve 15 Ağustos 2012 arasında başvurup başvurula-

rını kabul edilmiş olanların yararlanabileceğini belirterek, 15 Ağustos tarihinden sonra başvuranları için yeni bir açıklamanın bir-iki ay içinde yapılabileceğini ifade etti. Bugüne kadar yaklaşık 600 bin başvuru yapıldığını ve bunlardan 520 bin genç göçmenin başvurusunun kabul edildiğini ve kalanın işlemlerinin sürdüğünü belirten Öğmen, şöyle devam etti: “2012 yılında Obama yönetiminin geçirdiği yasa ile ülkede yasadışı bulunan gençlerin sınırdışı edilmeleri engellenmiş olurken, aynı zamanda 2 yıl süreyle geçici çalışma izni verildi. Bu yasa çıkarıldığında başvuru için bazı şartlar aranıyordu. Bu şartlar: ABD’ye 16 yaşından önce gelmiş olmak, 20112 itibariyle 31 yaşın altında olmak, 2007’den itibaren

yani yasanın çıktığı 2012 yılı itibariyle ülkede 5 yıldır yaşıyor olmak. Ayrıca 2012’den itibaren Amerika dışına çıkmamış olma şartı da aranıyor. Sağlık, eğitim ve iş imkanı gibi özel nedenlerden dolayı yurtdışına çıkmayı gerektiren bir durum olmaması halinde.O dönem 2 yıl geçici çalışma izni verilmişti. Yeni yayınlanan genelge ile bu süre 2 yıl daha uzatıldı. Şu anki uzatmadan 15 Haziran 2012 ile 15 Ağustos 2012 tarihleri arasında başvuranlar yararlanabilecek. Ondan sonrakiler ise 15 Ağustos’tan sonra başvuranlar için de yakında yeni bir açıklama yapılacak. Bunlar haklarını kaybetmiyorlar. Ayrıca sınırdışı işlemleri başlatılan gençler de bundan yararlanabilecek. Sadece mahkemeyi bilgilendirmeleri gerekiyor.’’

öçmenler, Cumhuriyetçilerin karşı çıkmasıyla adeta yılan hikayesine dönen Göçmenlik Reformu’nun kabul edilmesi için kadın seçmenleri hedef alıyor. Politico dergisine göre, göçmenlerin bu yeni stratejisi Cumhuriyetçilere Göçmenlik Reformu’nu kabul etmeleri ya da etmezlerse cezalandırma amacıyla baskı uygulamak için uyguladıkları bir başka taktik. Aktivistler, kadın seçmenleri etkileyerek ABD Kongresi’nin göçmenlik reformu konusunda köşeye sıkıştırabileceklerine inanıyor. Göçmenlerin uyguladığı kadın stratejisinin üç aşaması olacak. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde

Hükümetin kapanması kaçak göçmenleri vurdu LOS ANGELES - POSTA212

G

eçen yıl ABD’de federal hükümetin kapanmasıyla, zaten uzun zamandan beri sığınma ya da Green Card için bekleyen göçmenlerin 37 binden fazla göçmenlik duruşması ertelendi. ABD’nin göçmenlik mahkemeleri şuan her zamanki gibi çalışırken, ailelerini görmelerine ya da iş için ülke dışına çıkabilmelerine olanak sağlayabilecek davaların Ekim’de sonuçlanmasını umut eden göçmenler, hayatlarını askıya aldı. Birçok göçmen, işlerin biriktiği mah-

Göçmenlik Yasası’na bisikletli destek Göçmenlik yasasına destek vermek isteyen Francisco Diaz, “Aileler acı çekerken oturup bekleyemem” diyerek, bisikletle Florida’dan Washington’a gidecek

NEW YORK - POSTA212

F

lorida’dan 41 yaşındaki bir adam, Göçmenlik Yasası için bisikletle yollara düşecek. Florida’ya 1998’de yasadışı yollardan gelen Francisco Diaz, göçmenlik reformu konusunda farkındalığı artırmak için Washington’a bisikletle gideceğini söyledi. Homestead’de yaşayan Diaz, Başkan

Obama’ya sınır dışı etmenin durdurulması emrini veren belgeyi imzalaması ve Kongre’ye yasayı geçirmeye zorlaması için bir kalem vermek istediğini ifade etti. Florida Göçmenler Koalisyonu, bir ABD vatandaşıyla 12 yıldan beri evli olmasına rağmen hala Diaz’ın statüsünü belirlemenin mümkün olmadığının altını çiziyor. Francisco’nun ailesi, ağabeyinin sınır

ülke genelinde 5 binden fazla kadının yer aldığı protestolar düzenlenecek. Ara seçimlerdeki kamuoyu araştırmalarında kadın seçmenler harekete geçirilecek ve göçmen ve göçmen olmayan kadınlar arasında kadın aktivist tabanı oluşturulacak. Kadın grupları koalisyonu “We Belong Together” Başkanı Pramila Jayapal, bölge ve eyaletlerde yaptıkları analizlere göre kadın seçmenlerin Göçmenlik Reformu’nun kabul edilmesinde çok önemli bir rol oynadığını söyledi. Kasım’daki seçimlerde Göçmenlik Reformu’nun kilit siyasi mesele olabileceğini belirten Jayapal, sonuç olarak grupların kadınları bu alanda harekete geçirmeye odaklanacaklarını ifade etti.

dışı edilmesinden derin bir şekilde etkilenmiş. Ağabeyi gözaltına alındığı zaman onur öğrencisi olan Francisco’nun yeğeni de babası sınır dışı edilince ülkeyi terk etmiş. Florida’dan Washington’a yapacağı bisiklet yolculuğuna 2 Mart’ta başlayacağını açıklayan Diaz, “Aileler acı çekerken oturup göçmenlik reformunu beklemeyi kabul etmiyorum” dedi.

kemelerde oldukça uzun bir süredir ülkede kalıp kalmayacağına karar verilecek olan duruşma tarihini bekliyor. Associated Press Haber Ajansı’na göre, bazı duruşmalar bu yıldan sonraya ve binlercesi de 2015 ya da daha sonrasına erteleniyor. Gözaltı merkezlerinde tutulmayan göçmenlerin dahil olduğu tüm göçmenlik dosyalarının yaklaşık yüzde 70’i beklemede. Gözaltındaki göçmenlerin duruşmaları ise belirlenen tarihlere göre devam ediyor. Gözaltındaki göçmenlerin yaklaşık yarısının sabıka kaydı var.


Güncel

26 Şubat 2014 Çarşamba

Amerikalı gençler değişiyor AHMET BUĞDAYCI NEW YORK - POSTA212

Y

ıllarca Amerikan muhafazakarlığı, dünya jandarması rolünün seçilmiş, özel ulus olmanın verdiği bir görev, hatta kader olduğuna inandı. Soğuk savaştan bu yana dünyadaki “şeytan”ları yok etmek sadece Amerika’nın imtiyazıydı. Bu yüzden George W. Bush’un 2004’te deklare ettiği gibi ABD’nin ilahi misyonunu yerine getirmesi için diğer uluslardan “izin belgesi” almasına gerek yoktu.

Amerikalı gençler ABD’nin üstün bir kültür olduğuna inanmıyor, yaşlı kuşaklar kadar Amerikalı olmaktan gurur duymuyor. Toplumsal yapı değişirken Amerikalı gençler giderek Avrupalı’ya benziyor

Amerikan rüyası eriyor Amerikalıların seçilmiş, özel bir ulus olduğu algısının erimesinin altında, dinsel faaliyetlerden uzaklaşma ve dış politika gibi faktörlerin yanında, diğer önemli bir trend de sosyal mobilitenin azalması. Amerika’nın 19. Yüzyıldaki başarısı Avrupa’da Marx’ın dile getirdiği sınıf teorisini tersine çevirmesiydi. “Amerikan rüyası” sayesinde kimse doğuştaki kaderine teslim olmuyor, yoksul beyaz gençler anne babalarının yaşam seviyelerinin çok üstüne tır-

Global role inanmıyorlar 30 yaşın altındaki genç nüfus, Amerika’nın ayrıcalıklı global rolüne artık pek inanmıyor. Amerikalar arasında Amerika’nın global güç olduğu inancın azalması, bireysel olarak özel insanlar olduklarına duyulan inancın azalmasıyla bağlantılı. 2013’te yapılan bir araştırmaya göre, 65 yaşın üstündeki Ameri-

kalıların üçte ikisi “Amerikalı olmaktan son derece gururlu” olduğu söylerken, aynı oran 30 yaşın altındakilerde yüzde 20’ye düşüyor. Pew’in araştırmasına göre de Amerika’yı “dünyadaki en özel ülke” olarak görenler Milenyum gençlerinde, 75 yaşın üstündekilere kıyasla, yüzde 40 daha az.

Amerika’yı temelden değiştirip Avrupa’ya yaklaştıran bu devasa sosyal değişim hikayesinde, son 20 yılda, baba ve oğul Bush dönemiyle aşı-

Örneğin 2001’de kendi kültürlerinin daha üstün olduğunu inanan Amerikalıların oranı Almanlara kıyasla yüzde 20 daha fazla iken, 2011’de aradaki mesafe 2 puana düştü.

Diğer yandan genç kuşak, Amerika’nın eski global gücünün zayıfladığı, kültürel çeşitliliğin, eşitlikçiliğin yükseldiği bir dönemin çocukları.

Sınıf bilinci yeşeriyor Bu gelişme de, Amerika’da 200 yüzyıl sonra şaşırtıcı bir şekilde “sınıf bilincini” yeşertiyor. Pew’in araştırmasında Amerikalılara kendilerini “varlıklı” veya “yoksul” olarak

tanımlamaları istendiğinde, yaşlı grup 27 puan farkla “varlıklı” şıkkını işaretlemiş. Sıra gençlere geldiğinde ise “fakir” şıkkı “varlıklı” olmanın 4 puan önüne geçiyor.

rı bir biçimde artan ekonomik eşitsizlik çok kritik bir rol oynuyor. Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi gelir eşitsizliği, yoksulun önünü tıkıyor.

Eğitimden yoksun kalıyorlar Bu bariyerin ne önemli göstergesi de eğitim. Zengin daha zenginleştikçe takıntılı bir şekilde çocuklarının eğitimine daha fazla para döküyor. Zenginler 70’lerde çocuklarının eğitime yoksullardan dört misli daha fazla zaman harcıyor-

Nüfus yapısı değişti Nüfus yapısındaki değişim bu sürecin önemli bir nedeni. Yaşlı kesime göre genç nüfustaki payı daha yüksek olan Hispanik ve Afro-Amerikalı gençler, beyazlara kıyasla, Amerikalı olmaktan aşırı derece gurur duymuyorlar.

nınmış ailelerin torpili ile zenginliğin elde edildiğine inanıyor..

Sorun gelir eşitsizliği

Kültür üstünlüğü yok Aynı şekilde, Amerikan kültürünün daha üstün olduğu inancı, 50 yaşın üzerindekilerde daha güçlü iken, 30 yaşın altındakilerde bu algı zaman içinde kayboluyor.

manabiliyorlardı. Pew Research Center’ın araştırmasına göre, genç Amerikalılar, zenginlerin “sıkı çalışma, azim ve eğitim” gibi geleneksel Amerikan değerlerine inanmıyorlar. Gençler, yaşlıların aksine daha çok doğru kontaklara sahip olmak veya ta-

Savaş batağı

Gençler fakir kaldı

Ancak, daha da önemlisi, bu kuşağın 20’li yaşlarını sonradan George W. Bush’un Irak savaşı ile belirginleşen saldırgan politikaları altında geçirmeleri. Koca bir yalan olduğu anlaşılan savaşın getirdiği batak, Amerika’nın özel bir ülke olduğu inancına tüm ülke genelinde büyük bir darbe vurdu, Amerikan ulusu için adeta bir dönüm noktası haline geldi.

Özel ulus algısında, Amerikalılar kendilerini orta sınıf olarak değerlendirir. Yaşlılar için bu büyük oranda geçerliliğini korusa da gençler giderek kendilerini fakir olarak değerlendiriyor. 1988 ile 2011 arasında kendilerini yoksul olarak tanımlayan Amerikalıların oranı yüzde 20’lerden yüzde 35’lere geldi.

lardı. Bugün bu oran yedi misline yükseldi. Zenginler çocuklarının eğitimine, kültürüne yatırım yaparken, hayatta kalma mücadelesi veren yoksul çocukların bu avantajlardan yoksun kalması sosyal hareketliliği azaltıyor.

1988’de yıllık 30 bin doların altında kazananlar arasında kendilerini varlıklı olarak görenler fakir olarak görenlerden yüzde 18 daha fazlayken, 2011’de bu kesimde kendilerini yoksul olarak tanımlayanlar varlıklı olarak görenlerin yüzde 15 puan önüne geçti.

ABD’de suç oranı düştü Amerika’da suç oranları her geçen yıl düşüyor. Son FBI raporuna göre geçen yıla göre suç oranı 5.4 daha azalmış (NEW YORK-POSTA212) - Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI), raporuna göre, 2013 yılının son altı ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre işlenen şiddet suçları yüzde 5.4 oranında düştü. Cinayet vakalarında ise yaklaşık yüzde 7 oranında bir düşüş kaydedildi. ABD’de şiddet suçları 1990’dan beri hemen hemen yüzde 32 oranında azaldı.

Amerikalılar coğrafya fakiri Araştırmalar Amerikalılar’ın çoğrafya fakiri olduğunu ortaya çıkardı. Bazı Amerikalılar güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanıyor NEW YORK - POSTA212

A

merikalıların “coğrafya bilgisi” öteden beri bir şaka konusu olmuştur. Koca kıtaları, ülkeleri birbirine karıştıran ortalama Amerikalı profili acaba gerçeği ne kadar yansıtıyor? Her iki yılda bir National Science Foundation tarafından Amerika’da yapılan bir araştırma bu konuda ilginç veriler üretiyor. Amerikalıların yüzde 26’sı güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanıyor. Ama 2005’te AB ülkelerinde yapı-

lan bir araştırmaya göre Avrupalıların yüzde 44’ü güneşin dünyanın etrafında dönüğüne inanıyor. Amerikalılar bu konuda Avrupalılardan daha bir performans gösteriyor. Amerikalıların en pozitif tarafı disipline ve bilime saygı göstermesi… Ama konu evrenin yaratılmasına gelince, sadece yüzde 39, evrenin büyük bir patlamayla oluştuğuna inanıyor. Bilimsel konularda ise erkekler kadınlardan çok önde. Amerikalıların bilim sorularına verdikleri doğru cevapların yüzdeleri yandaki tabloda:

Dünyanın merkezi çok sıcaktır:

Kıtalar milyonlarca yıldır hareket ediyor:

% 84

% 83

Dünya mı güneşin etrafında, güneş mi dünyanın etrafında döner:

% 74

Elektronlar atomlardan daha küçüktür:

Evren büyük bir patlamayla oluştu:

% 51

% 39

Dünya güneşin etrafında döner

rı yüzde 7.4, cinayet vakaları yüzde 4.3 oranında düştü. Cinayet vakalarında en büyük düşüş yüzde 14.5 oranıyla Northeast bölgesinde kaydedildi. FBI’a göre, şiddet suçlarının sayısı 10 binden az nüfusa sahip şehirlerde yüzde 9.2 oranında düşerken metropollerde yüzde 3.6’lık bir azalma yaşandı.

TECAVÜZ ARTTI Aynı dönemde sadece tecavüz suçlarında artış görüldü. Fakat 2013 verileri Adalet Bakanlığı’nın geniş suç tanımına dayandığı için rakamlar biraz yanıltıcı olabilir. Buna göre, 2012 yılında 13 bin 242 olan tecavüz vakaları 2013 yılında 14 bin 400’e yükseldi. KUNDAKÇILIK AZALDI İstatistikler hem şiddet hem de şiddet içermeyen suçlarda düşüş olduğunu gösteriyor. Mülkiyete yönelik suçlarda da önemli ölçüde bir azalma kaydedildi. Kundakçılık suçları ülke genelinde yüzde 15.6 oranında azalma oldu. Ayrıca, ev hırsızlığında yüzde 8, soygunlarda yüzde 1.8, motorlu araç hırsızlıklarında ise yüzde 3.2 oranında düşüş oldu. METROPOLLER TEHLİKELİ Şiddet suçları, küçük şehirler ve kırsal alanlarda metropol bölgelere göre çok daha büyük bir azalma yaşandı. Suç oranının en çok düştüğü bölge Midwest. Midwest’te şiddet suçla-

14 bin 400 (2013) Kundakçılık azaldı: yüzde 15.6 Cinayet: yüzde 4.3 düştü Şiddet suçu: yüzde 3.6 azaldı Tecavüz arttı:


Güncel

26 Şubat 2014 Çarşamba

AK Parti 17 Aralık’ı ABD’de anlatıyor AK Parti Milletvekili Külünk, ABD'de Türk toplumu ile bir araya geldi. Külünk, Amerika'da yaşayan Türklere 17 Aralık operasyonu hakkında bilgiler verdi ÖZGÜR TAŞTAN -NEW YORK /AA

A

K Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Metin Külünk, ABD’de yaşayan Türk toplumu ile çeşitli eyaletlerde düzenlenen toplantılarda 17 Aralık operasyonu hakkında bilgi verdi. ABD’nin New Jersey, New York, Massachusetts, Delaware eyaletlerinde ve başkent Washington'da Türk vatandaşları ile bir araya gelen AK Parti Milletvekili Külünk, bu eyaletlerde yaşayan Türk toplumunu Türkiye’de son günlerde yaşanan siyasi gelişmeler hakkında bilgilendirdi.

teyenler de bunlardır. Ama biz de açık açık söylüyoruz, hodri meydan. Gocunacak, çekinecek hiçbir şeyimiz yok. Herkes mahkemede hesabını verir" diye konuştu.

TESLİM OLMAYACAĞIZ Külünk, bazı grupların kendi fikir ve çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye yön vermeye çalıştıklarını, bunu başarabilmek için de ülkedeki

iç istikrarı bozmak için uğraştıklarını belirtti. Külünk, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kusura bakmasınlar, sen darbe yapacaksın ben seni alkışlayacağım. Burası muz cumhuriyeti değil. Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Devlet, kendini hiçbir zaman bir tek gruba teslim etmez, etmiyor, etmeyecek. Adı ne olursa olsun bu grubun kendi zihinsel tasavvurla-

rı üzerinden bir devlet yönetilemez. Türklerin genetiği buna izin vermez, bedeli ne olursa olsun buna izin vermez."

AKADEMİSYEN BULUŞMASI Temaslarına Washington'da devam eden Külünk, burada bir grup Türk akademisyen ile istişarelerde bulundu. 17 Aralık operasyonunun ABD’deki yansımalarının konu-

TEK HEDEF ERDOĞAN Temaslarına New Jersey'de başlayan Külünk, burada yaptığı konuşmada, 17 Aralık operasyonunun altındaki tek hedefin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olduğunu belirtti. AK Partili Külünk, "Enerji konusunda, silahsızlanma konusunda, İran’la anlaşma konusunda kim Halk Bankası’nın üzerinden cevap verme ihtiyacı hissediyorsa Recep Tayyip Erdoğan ile hesaplaşmak is-

şulduğu buluşmada, Washington civarındaki çeşitli üniversitelerde görevli Türk akademisyenler de iki aydır Türkiye’nin ana gündemini oluşturan bu süreci akademik açıdan ele alarak, gelişmelerin psikososyal boyutu konusunda değerlendirmelerde bulundu. Akademisyenler, Türkiye gündeminin ABD’deki bilim ve siyasi çevrelerde nasıl algılandığı konusundaki görüşlerini de Milletvekili Külünk’e aktardı.

"OYUNUZA SAHİP ÇIKIN" ABD’de yaşayan gurbetçilerin yoğun ilgi gösterdiği Külünk, Delaware eyaletindeki toplantıda ise ABD'de yaşayan Türk vatandaşlarının yaşadıkları ülkenin kurallarına saygılı olmaları, daha çok hak elde etmek için de örgütlü hareket etmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Külünk, "İlk cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sizler Amerika’dan oy kullanabileceksiniz. Oyunuza sahip

çıkın" dedi. Külünk, Amerika’daki Türk toplumu ile AK Parti arasındaki iletişimin kuvvetlenmesi için gerekli altyapının kurulma çalışmalarının başlayacağını da bildirdi.

"BURALARI İHMAL ETTİK" ABD'deki temaslarını AA muhabirine değerlendiren AK Parti İstanbul Milletvekili Külünk, Amerika'da beklentilerinin üstünde bir ilgi ile karşılaştıklarını belirterek, bu ülkedeki Türk toplumu ile daha fazla birlikte olmak istediklerini kaydetti. ABD'deki Türk toplumunun Türkiye’den binlerce kilometre uzakta olsalar bile Türkiye'deki gelişmeleri gayet doğru algıladıklarını belirten Külünk, "Buraları ihmal ettik. Bize karşılaştığımız insanlar 'kaç yıldır neredesiniz, sizi bekliyoruz yıllardır' diyorlar. Evet, biraz geç kaldık ama bundan sonra hep beraberiz, sizleri sık sık ziyaret edeceğiz, birlikte olacağız" diye konuştu.

CHP'nin Amerika atağı CHP’nin ABD Temsilcisi Yurter Özcan, Washington’un yanı sıra diğer eyaletlerde de çalışmalar yapıyor. Özcan, ABD’de örgütlenme çalışmalarını POSTA212’ye anlattı bir uzlaşı vardı. Bir dışlanmışlık yoktu.

NEW YORK - POSTA212

C

Furkan Koşar

Koşar: ‘Toplumsal barış tehlikede’ Gülen Cemaati’ne yakın Türki-Amerikan Dernekleri Konseyi Başkanı Koşar: Hukuksuzluk ve iftira toplum barışını riske atıyor SERKAN KALFA NEW YORK - POSTA212

A

BD’nin kuzeydoğu eyaletlerinde faaliyet gösteren 48 sivil toplum kuruluşunun çatı organizasyonu Türki -Amerikan Dernekler Konseyi (CTAA), 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ve sonrasında yaşanan hukuk ihlalleriyle ilgili bir basın açıklaması yaptı. Gülen Cemaati’ne yakınlığı ile bilinen ve Türki Amerikan Birlikleri’nin (TAA) 6 federasyon

kuruluşundan birisi olan CTAA, Manhattan’daki merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşmayı yapan CTAA Başkanı Furkan Koşar, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının arkasından Türkiye’de yaşanan  olaylara değinerek, “Türkiye’de siyasilerce kullanılan ve yaygınlaşan nefret söylemi, ötekileştirme, toplumun hızla kutuplaştırılması, yargıya müdahele ve siyasi manipülasyon, yalan haberler ve iftiralar Türkiye’nin toplumsal barışını, bütünlüğünü ve insanların

hayatlarını riske atıyor’ diye konuştu. Her kesimden vatandaşın ortak çabalarıyla dünyanın gözünde yaratılan güçlü Türkiye imajının yaşanılan kötü günler yüzünden zedelendiğini anlatan Koşar, “Hemen her gün gördüğümüz ifade özgürlüğünün kısıtlanması, yasadışı dinlemeler, siyasi nüfuz kullanılarak medyanın dizayn edilmeye çalışılması, yasama erkinin yürütmenin emrine girmesi gibi olaylar toplum olarak bir cinnete sürüklendiğimize işaret ediyor” dedi. Toplumun sağcı-solcu, dindar – laik ve bilumum kamplara bölündüğü zamanlarda bile hiç kimsenin suikastçilere, teröristlere, virüslere benzetilmediğinin altını çizen Furkan Koşar, Fethullah Gülen’in hayatının hiçbir döneminde bu kadar zulüm ve hakarete maruz kalmadığını anlattı. Koşar sözlerini, Türkiye’nin yeniden, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün hakim olduğu, insanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, hoşgörü ve huzur içinde yaşanılan bir ülke olması temennileriyle bitirdi.

HP ABD Temsilcisi Yurter Özcan New York’ta çeşitli temaslarda bulundu. POSTA212 gazetesinin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin şu anda çok büyük bir temizlikten geçtiğini söyleyen Özcan, son günlerde yaşanan “kaset skandalları” için “ Bu kadar büyük bir yozlaşmanın olduğunu biz de bilmiyorduk” dedi. n Kısa bir süre önce resmi olarak açılışını gerçekleştirdiğiniz Washington Temsilciliği’nizde şu günlerde ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? CHP’nin resmi kanallarla olan görüşmelerini biz sürdürüyoruz. Temsilciliğin ikinci boyutu olarak örgütlenme çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Altı aydır çok ciddi bir seyahat içerisindeyiz. Son zamanlarda New Jersey ve New York’a daha çok gelmeye başladık. Kaliforniya, Florida, Chicago ve New York’ta temsilcilikler açacağız.

n Washington genelinde kaç kişilik bir ekipsiniz? Ofisimizde 5, Washington genelinde 40 kişiyiz. Çoğuyla da Gezi direnişi esnasında tanıştık. Washington’daki Gezi gösterilerini ben başlatmıştım. Polisten izin almak veya Facebook üzerinden duyurular yapmak benim görevimdi. 1 Haziran’da Beyaz Saray önünde bir gösteri yaptık. Haziran, temmuz ve ağustos ayında her hafta bir gösteri veya yürüyüş oldu. Bu esnada bu ekip ciddi bir şekilde kemikleşti ve hala da çok aktif bir şekilde çalışıyor. Washington’da bir gösteri olduğu zaman çoğu bizim koordinasyonumuz altında gerçekleşiyor. n Gezi olaylarının ABD’deki Türkleri nasıl etkilediğini gözlemlediniz? Gezi’nin birleştirici bir özelliğini de gördük. Çok farklı kültürel ve sosyoekonomik şartlardaki kişilerin birleşebildiğini gördük. Benzeri bir birleşmeyi

Yurter Özcan

Amerika’daki Türkler arasında da gördük. Çok farklı siyasi görüşü olan, muhafazakâr ya da liberal insanlar Türkiye’deki gidişata dur demenin zamanın geldiğini, Amerika’da yaşasalar bile daha aktif çalışmalara girmeleri ve Türkiye’ye daha çok destek vermeleri gerektiğini anladılar. Biz sadece CHP’ye oy veren kişileri değil herkese hitap ediyoruz. Sadece bizi destekleyenler değil, bize önceden oy vermemiş, farklı bakan kişilere de kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. n Türkiye’de şu günlerde her gün yeni bir kaset haberi havada uçuşuyor. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben 4 senedir aktif siyasetin içerisindeyim, bu kadar yozlaşma olduğunu ben bile fakrında değildim, Türkiye çok ciddi bir temizlikten geçiyor şu an. Biz bu kadar rüşvetin bu kadar büyük rakamlarda olduğunu ve ne de bu kadar derinlerde olduğunu bilmiyorduk. Türkiye’nin gerçekten demokratik bir ülke olabilmesi için böyle bir temizlikten geçmesi şart. Bir insan hata yaptıysa bunun mutlaka hukuk önüne hesabını vermeli. Hukuk ne diyorsa ona göre cezasını vermeli. Adaletin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Demokrasinin gerekliği bir uzlaşıdır Taksimde dikkat ederseniz

n Yakın zamanda gerçekleştireceğiniz projeleriniz ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Amerika çapında alt temsilcilikler üzerine çalışıyoruz. Önceliklerimiz Kaliforniya, Florida, Şikago ve Teksas olacak. Nihai hedefimiz Amerika’nın her eyaletinde bir temsilciliğimizin ve örgütümüzün olması. Daha çok CHP’nin hem Amerikalılara anlatılması ve buradaki Türk Amerikan toplumuna anlatılması Amerika’da yaşayan yurttaşlarımızın Türkiye ve CHP ile bağlarının güçlendirilmesi gibi hedeflerimiz var. Amerika’dan daha çok kişiyi Türkiye’ye götürme ve CHP’yi tanıtma birebir gözlemlerin ve tanışmaların çok daha faydalı olduğunu düşünüyoruz. Bunları daha da hızlandıracağız. Türkiye’den partiden ziyaretçi gelecek. Amerikan yurttaşlarımızın da sorularına cevap verilecek. Örneğin ben Kaliforniya, Teksas, North Carolina, New Jersey, Connecticut, New York arasında sürekli yollardayım. Toplantılarımızın formatı şu şekilde oluyor: 15 dakikalık bir giriş konuşmasından sonra kalanı soru ve cevap yapıyoruz. Çünkü insanlar istedikleri her şeyi sorsunlar istiyoruz. Eleştirileri övgüleri genel merkezime aktarıyoruz.

CHP DOĞRU YOLDA İnanıyoruz ki 30 Mart CHP ve Türkiye açısından bir dönüm noktası olacak. Kasetlerde görüldü ki başbakanın ve iktidarın CHP adaylığına karşı çok ciddi bir çekincesi var. Bu aslına CHP’nin çok doğru yolda gittiğinin de bir göstergesi. CHP’yi daha çok insana ulaştırmak ve geniş kitlelere yaymak istiyoruz. Hem Türkiye’de hem de benzeri stratejiyi burada da devam ettireceğiz.


Öğrenciler Maduro’yu sevmedi V

enezuela’da öğrencilerin başını çektiği sokak gösterilerinin hedefinde Devlet Başkanı Nicolas Maduro bulunuyor. İktidarı yüksek enflasyon, artan suç oranı, yolsuzluk ve üretim düşüklüğü ile suçlayan göstericiler, Sosyalist Devlet Başkanı Maduro’nın istifasını istiyor. Nisan 2013’te oyların yüzde 49’unu alarak iktidara gelen Maduro ise protestoların arkasında ABD’nin bulunduğunu savunuyor. Nicolas Maduro, ABD Konsolosluğu’nda görevli 3 yetkiliyi sınır dışı etme kararı aldı. Devlet

televizyonundan halka seslenen Maduro, Amerikalı yetkilileri, “hükümet karşıtı gösterilere katılan öğrencilerle bir araya gelmek ve konsolosluk işleri yapar gibi görünüp üniversitelere sızmaya çalışmakla” suçlamıştı. ABD yönetimi ise protestoların organize edilmesine yardım ettiği iddialarını reddediyor. Venezuela’da 12 Şubat’ta başlayan hükümet karşıtı gösterilerde 13 kişi hayatını kaybetti. Öte yandan geçen pazartesi günü Maduro taraftarları da sokaklara çıktı.

Venezuela 13 kişi hayatını kaybetti

26 Şubat 2014 Çarşamba YIL 1 • SAYI 41

HAFTALIK ÜCRETSİZ

www.posta212.com

Sokak gösterileri iktidarları zorluyor Ukrayna, Tayland ve Venezuela’daki hükümet karşıtı protestolara kanlı olaylar damgasını vururken, Bosna Hersek’te birçok kamu binası yakıldı

Bu arada Ukrayna’da olayların tırmanması üzerine Devlet Başkanı Yanukovych kaçtı. Ülkede erken seçim kararı alındı. (AA- The Wall Street Journal)

Yanukovych dayanamadı kaçtı

U

krayna’nın başkenti Kiev’de salı günü 25, çarşamba günü de 17 kişi hayatını kaybetmişti. Protestocular tarafından “Mosokova’nın ve kendi yakın çevresinin çıkarlarına hizmet etmekle” suçlanan Yanukovych, Rusya’nın desteği ile ikdidarını sürdürmeye çalışıyor. Moskova da zor durumdaki Ukrayna ekonomisine yardım etmek için söz verdiği 15 milyar doların şu ana dek sadece 3 milyar dolarını gönderdi. Olayların arka planında Avrupa ve Rusya’nın güç mücadelesinin bulunduğu belirtilirken, her iki taraf da birbirlerini Ukrayna’nın iç işlerine karışmakla suçluyor.

Ukrayna

Tayland eski başkanı istiyor

77 kişi hayatını kaybetti

Şubat 2010’da yapılan seçimlerde Yulia Tymoshenko’ya karşı yarışan Yanukovych, oyların yüzde 48.95’ni alarak Devlet Başkanı seçilmişti. Muhalif lider Timoşenko, 2009’da Rusya’dan 10 yıl süreyle doğalgaz alınması anlaşmasını yasalara uygun olmayan şekilde onaylayarak görevini kötüye kullanma suçlamasıyla 2011’de yargılanarak 7 yıl hapse mahkum edilmişti. Protestoculara uygulanan sert yöntemlere karşın, olaylar durulmadı. Sonunda göstericiler, parlamentoyu ve başkanlık sarayını işgal etti. Yanukovych helikopterle kaçtı. Hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.

T

Bosna Hersek’de işsizlik isyanı B

osna Hersek’te ise iki haftadır devam eden protesto gösterilerinin binlerce kişinin sokağa dökülmesinin gerekçesi olarak “yüzde 45’e ulaşan işsizlik oranı” şeklinde gösteriliyor. Ülkenin kuzeydoğusundaki Tuzla kentinde Bosna Hersek Federasyonu Parlamentosu’ndan bir milletvekilinin, işe yerleştirme vaadiyle bir kişiden 10 bin avro alırken polis tarafından suçüs-

Bosna Hersek İşsizlik oranı yüzde 45

tü yakalanması ise protestoları tetikledi. Tuzla’da kamu çalışanlarının ekonomik talepleriyle başlayan ve geçen hafta kısa sürede ülke geneline yayılan gösterilerde Cumhurbaşkanlığı dahil 17 kamu binası yakıldı. Hükümetin istifasının istendiği protesto gösterilerinde, yolsuzluk ve rüşvet karşıtı sloganlar öne çıkıyor. Şiddet azalsa da protestolar sürüyor.

ayland’daki hükümet karşıtı gösteriler, sürgündeki eski Başbakan Taksin Şinavatra’nın ülkeye dönebilmesine olanak tanıyan tasarının ekim sonunda parlamentonun alt kanadı tarafından kabul edilmesinin ardından başladı. Başbakan Yinglak Şinavatra’nın istifasını isteyen protestocular, yolsuzlukları sona erdirmek ve reformalrarı hayata geçirmek için atanmış “halk konseyi” oluşturulmasını talep ediyor. Ülkede devam eden gösterilerin arka planında, eski sistemi savunan elitist bürokratlar ile reform yanlısı çevrelerin mücadelesi bulunuyor. Çoğunluğun tahakkümüne karşı olduklarını ifade eden çevreler, hükümeti “oyları satın alarak iktidara gelmek ve ülkeyi yolsuzluklarla idare etmekle” suçluyor. Endonezya’nın ardından güneydoğu Asya’nın en büyük ikinci ekonomisi Tayland’da güvenllik güçleri geçen yılın sonlarından beri göstericilerin barikatı altındaki kamu kurumlarını geri almak

Tayland 20 kişi hayatını kaybetti

için operasyonlar düzenliyor. Devlet Başkanı Şinavatra, ülkedeki siyasi krize son verebilmek amacıyla parlamentonun alt kanadını feshetme kararı almış ve 2 Şubat’ta erken seçime gidileceğini açıklamıştı. Gösterilere destek veren muhalefet partileri, sonuçları hala açıklanmayan seçimleri boykot etmişti. Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, hükümetin devlet pirinç üretimini destekleme programında yapılan yolsuzlukla ilgili oy birliğiyle Başbakan Yinglak aleyhine dava açılmasına karar verdi. Anayasa Mahkemesinin davayı kabul etmesi halinde Başbakan Şinavatra’nın yargılanacağı ve hükümetin düşebileceği belirtiliyor. Söz konusu pirinç sübvansiyon programı, Şinavatra’nın partisinin 2011 yılındaki seçimlerden zaferle çıkmasından hemen sonra başlatılmıştı. Olayların başlamasından bu yana yaşanan şiddet olaylarında 20 kişi yaşamını yitirdi, 718 kişi de yaralandı.


POSTA212 - SAYI 41