Page 1

3 KISA HiKAYE

Pomakça - Türkçe

Pomakça- Türkçe Hikayeler , Masallar ,Öykü Atasözleri, Deyimler , Günlük Konuşma Klavuzu Pomak Tarihi ile ilgili Kitaplar , Pomak Yemekleri Kitabı ve daha bir çok E.Kitap YAYINLARI

E. KiTAP YAYINLARI


NADUVANE - ÜFÜRÜK V Tursko vreme otişli ot Şiroka Laka tayfa terzii v Selça da şiyat na bogati agalare gaytanlii poturi i dolami. V tayfata bil i striku Donyu, golyam mohabetçiya i maytapçiya. Sled kato şili na drugi selçani drehi, pokanil terziite i hocata i nego da kurdisat s hubava iremena, s mnogo şarilki i gaytani, kakto podobava na kayafetya mu. Türk zamanında Şiroka Laka’dan bir terzi tayfası Selça’daki zengin ağalara kaytanlı potur ve dolama dikmeye gitmişler. Tayfanın içinde büyük muhabbetçi ve maytapçı titiz Donyo da bulunuyormuş. Diğer Selça’lılara elbise dikerlerken, hoca da onun kıyafetine uyumlu güzel nakışlar, renkli işlemeler ve kaytanlar işlemeleri için terzileri davet etmiş. Tozi hoca bil prouçt s pravene na muski i drugi napinalki. Pred terzzite sam se hvanel, çe nemu nikoy ne moje da stori belya, zaştoto vednaga şte go otkrie, a ako e izbyagal, şte go nadue sas spetsialni molitvi i kadeto i da e, şte pukne. Bu hoca muska yapmak ve diğer işler konusunda bilgili imiş. Terzilerin önünde kendini övmüş, ki ona hiç kimse hiçbir kötülük işleyemezmiş, çünkü hemen onu bulacakmış, eğer kaçarsa onu özel dualarla nerede olursa olsun şişirecekmiş, patlayacakmış. Sluşali terziite i malçali. Hocata imal hubav çasovnik za vremeto – “Sarkisof” i go darjal v odayata, zakaçen na piron.


Terziler dinlemişler ve susmuşlar. Hocanın vakit için “Serkisof” güzel bir saati varmış, onu odada bir çiviye asılı tutuyormuş. Edin den striko Donyo pribral çasovnika, bez da go zabelejki nikoy. Hocata pobesnyal. Donesal edno yaytse, slojil go v ognişteto na slaba jarava, samiyat toy sednal na malko kilimçe i zapoçnal da şepne neşto. Naduval kradetsa. Kakto se izduvalo yaytseto v oganya, tıy da se izdue i pukne i kradetsa. Bir gün titiz Donyo kimse görmeden saati almış. Hoca çok kızmış. Bir yumurta getirmiş ve onu alevli ateşin içine atmış, yalnız başına küçük bir kilime oturmuş ve bir şeyler fısıldamaya başlamış. Hırsıza üflemiş. Nasıl bu yumurta ateşte şişti ise, öylece hırsız da şişsin ve patlasın. Terziite bili v stayata i nablyudavali vsiçko. Striku Donyo, makar i da ne vyarval v takiva izmişlôtini, vse pak bil v naprejenie. Storilo mu se dori, çe poturite mu se razpavat. Po edno vreme nagoreştenoto v oganya yaytse se prasnalo. Togava hocata rekal: Terziler odadaymış ve her şeyi görmüşler. Titiz Donyo her ne kadar böyle akıldışı şeylere inanmasa da yine de gerginlik içindeymiş. Hatta poturunun kendini sıkıştırdığını düşünmüş. Bir zaman sonra ateşin üzerindeki yumurta patlamış. O zaman hoca demiş: -Svarşi! Kradetsat pukna! Ne donese sahatya, no neka taka da si ide s nego v cendema!


-Bitti. Hırsız patladı! Saati getirmedi, ama böylece onunla cehenneme gitsin artık. Kato çul tova, na striku Donyo se otpusnalo sartseto, otpusnali se i poturite my. Bunu duyunca titiz Donyo’nun kalbi rahatlamış, poturu da rahatlamış. Nadveçer, kakto si şieli v odayata terziite, doşal edin Mihalkovçani. Sled saotvetnite pozdravi hocata, go zapital: Gece vakti, terziler odada dikiş dikerlerken, Mihalkova’lı biri gelmiş. Hoca uygun biçimde selamladıktan sonra, ona sormuş: - Neşto novo natatak? -Bundan başka haber var mı? -A be dnes umre ot damla edin çovek na patya v Mihalkovo. - A be bugün Mihalkovo yolunda bir adam felçten öldü. Hocata se obarnal vazgordyan kam terziite: Hoca terzilere gururlu şekilde dönmüş: - Vidyahte li? Puknah go. Druguş da ne krade hocovski sahat! -Gördünüz mü? Onu patlattım. Bir daha hocanın saatini çalmasın! -Taka, taka mu se pada, hoca efendi! –dobavil i striku Donyo.


-Öyle, öyle düşer, hoca efendi! –eklemiş titiz Donyo.

Razkazal: M.Prigorov Anlatan: M. Prigorov STRİKO KOLÔVATA ÇEKİYA / DÜZENLİ KOLÔ’NUN ÇAKISI

Sgadal se striko Kolô da ide na Bogazan da kosi. Predi dva dni stariya Bodur bil minal ottam i mu kazal: “Komşu, livadana pretsaftéva, kolkutu baviş kosenetu, gubiş ot senutu.” Çiça stanala ranu, sbrala mu yadene: polovin furnit hléb, tas pitena kaşa, krivaçka imansız sirene, varenu patatu i bokal za voda.” Za dva dena şte ti stigne – mu rekla.-Katu doydem da suşim, şte dunesem oşte.” Düzenli adam Kolô Boğaz’a ot biçmeye gitmeye hazırlanmış. İki gün önce Yaşlı Bodur oradan geçmiş ve ona demiş: “Komşu, tarla sararmaya başlamış, ot biçmeyi ne kadar geciktirirsen otları kaybedersin.” Amcanın karısı erken kalkmış, ona yemek hazırlamış: Yarım fırın ekmeği, bir tas pideli çorba, bir parça yağsız peynir, kaynamış patates ve su için matara. “İki gün için sana yeter- demiş ona. –toplamaya geldiğimde, ayrıca getireceğim.” Striko turil kosaciyskiya haygot – çukçetu i nakovalnéta, faf torbata pri patatutu, brusa zatoaknal faf poyasa i naramil kosata. Ala takmo izlel ot portata, çiça se razrukala: “Kade bre, Kolô, sas tiya poturi? Ne setiş li se, çe tam şte sédaş, şte légaş po çepetu, şte gi opisûviş! Varni se ta nadeni starite!


Düzenli adam kosacı aygıtını koymuş. –Çekiç ve örs, torbada patateslerin yanında, çapak aleti kuşağa sokulmuş ve kosayı da omuzlamıştı. Ama tam kapıdan çıkmıştı ki, amcanın karısı bağırmıştı: “Nereye bre, Kolô, bu poturlar ile? Anlamıyor musun, ki orada oturacaksın, yatacaksın kuru otların üzerine, onu kirleteceksin! Git de eskileri giy! Striko Kolô se sepnal, katu da mu bili puknali sas tûfek. Znael toy, çe da se voarneş sled kato veçe si tragnal nakade, toya den gu pişi zaguben. No kato pogledneş poturite, oşte bili novi, mahat ot voalnata oşte ne bil iztoarkan, voarnal sa da gi smeni. Düzenli Kolô şaşıp kalmış, sanki tüfek ona tüfek atılmış gibi. Bilmişti ki, eğer bir yere bu kadar geç yola çıkıp da geri dönersen, o günü kayıp yaz. Ama poturlara bakarsan, daha hala yenidir, yünün tüyleri henüz bozulmamış, onları değiştirmek için geri dönmüş. Sled ças i polovina (adin saat i pulvina) zdrav hod vaz Kutela nagore i prez Rojen, striko zakaçil torbata faf Bogazan na negovata si ela. Ogledal livadata – prav bil Bodure: trevata po kraya bila iztöanéla, plûskavetsat, ofçarskata kitka i drugi blagi bilki pregoreli. Bir buçuk saat sağlam bir gidişten sonra Kutela’nın üstünde ve Rojen bölgesi içindeydi. Sağlamcı adam torbasını Boğaz’da kendi köknar ağacına asmıştı. Tarlaya bakmıştı: - Bodur haklı imiş. Otlar neredeyse kararmış, püsküllenmiş, Çoban çiçeği ve diğer tatlı otlar yanmak üzereler… Taya livada trima kosaciya ya okosévat za edin den, a striko Kolô reşil da ya spastrosa sam za dva dni. Predi da nafleze da kosi, otişoal ta napoalnil bokala, nazvékal se sas studena voda, rekal da si otreje i edna filiya hlebets. Kuga


pobaral za çekiyata –néma ya. Ta vinagi si stoyala fı desniya cob na poturite, no siga ya némalu. Muşkal roaka, rovil doanutu na coba – néma i néma! Bu tarlayı üç koşacı bir günde biçerlerdi. Ama Düzenli Kolô onu iki günde halledebileceğine karar vermişti. Kosaya girişmeden önce, matarayı boşaltmaya gitmiş. Soğuk su ile doldurmak istemiş. Bir dilim ekmek de keseyim demiş. Ne zaman ki çakıyı aramış – o yok. Her zaman poturunun sağ cebine koyardı, ama şimdi o yoktu. Elini sokmuş, cebinin dibini karıştırmış – yok da yok. Tertipliya çilék beşe çiço Kolô. Fséku neşto u nego i faf negoviya koaşta si imaşe svoe opredelenu méstu; perustiyata si znaeşe méstutu – na pizulén, pungéta sas ognivutu i prahana – faf raklata, a méstutu na çekiyata beşe faf desniya cob na poturite. Nikade drugade! Tertipli adamdı Kolô amca. Onun yanındaki ve evindeki her şeyin belirli birer yeri vardı. Saç ayağının yerini bilirdi – pizulde, tütün torbası ocağın yanında ve süpürge ise sandıkta, çakının yeri de poturun sağ cebiydi. Başka hiçbir yerde değil. Taya çekiya çiço Kolô be kupil faf Veles prez 1915 gudina katu dobrovolets faf treti Makedonski polk i ot uvolnenietu ne beşe smenél méstutu î. Bu çakıyı Kolô amca Veles’te almıştı 1915 yılında gönüllü olarak bulunduğu üçüncü Makedon alayındaki görevinden ayrılmasından beri yerini değiştirmemişti. Zabil striko Kolô kosata faf livadata du elata i troagnal za selu da troasi çekiyata i da pita çiça kak se vraşta moaş, kugatu e tragnal na rabuta. Prez Kutela nagore se be izkaçil za edin saat, tû nadolu kam selu spirnal za polovin.


Slizal i izmislél parlivi dumi za çiça Lika. “Ti mari semô bez (briz) akoal, ni’znayiş li, çi tam , na Bogazan, şte mi trebva çekiya i kade e neynutu méstu? Tvoyata koja jenska, roşava, zaşto me voarna sutrinta da smeném poturite? A?...” Düzenli Kolô kosayı tarlada köknar ağacının yanında bırakmış ve çakıyı aramak için köye yola çıkmıştı. Amcanın karısı da adamın neden döndüğünü ve işi neden bıraktığını ona sorsun diye düşündü. Kutela’dan öteye bir saat çekmişti. Oradan aşağı köye doğru yarım sat tutuyordu. Köye girdi ve karısı Lika’ta acı sözler söylemeyi düşünmüştü. “Sen akılsız kafalı, bilmiyor musun ki, ki orada, Boğaz’da, bana çakı lazım olacak ve onun nerde olduğunu bilmiyor musun? Senin taranmamış kadın saçınla, neden poturları değiştireyim diye sabahleyin beni geri çevirdin, ha! Aku se protivi, moje i da î frasne edna... Eğer karşı çıksaydı, ona bir tane yapıştırması mümkündü… Faf koaşti pristignal sardit, nakokoren katu petel, gotov da koalve. Çiça Lika metela dvora. İzpravil se na portata i tugava sluçayno broaknal faf leviya cob na poturite – çekiyata bila tam. Evden darılmış halde ayrıldı. Kabarmış bir horoz gibi, gagalamaya hazır… Amcanın karısı Lika avluya girdi ve kapıda durdu ve o zaman elini rastgele poturun sol cebine elini attı – çakı oradaydı. Anlatan: N. Koyumciyev


STRİKO KOLÔVATA ÇEKİYA / DÜZENLİ KOLÔ’NUN ÇAKISI Sgadal se striko Kolô da ide na Bogazan da kosi. Predi dva dni stariya Bodur bil minal ottam i mu kazal: “Komşu, livadana pretsaftéva, kolkutu baviş kosenetu, gubiş ot senutu.” Çiça stanala ranu, sbrala mu yadene: polovin furnit hléb, tas pitena kaşa, krivaçka imansız sirene, varenu patatu i bokal za voda.” Za dva dena şte ti stigne – mu rekla.-Katu doydem da suşim, şte dunesem oşte.” Düzenli adam Kolô Boğaz’a ot biçmeye gitmeye hazırlanmış. İki gün önce Yaşlı Bodur oradan geçmiş ve ona demiş: “Komşu, tarla sararmaya başlamış, ot biçmeyi ne kadar geciktirirsen otları kaybedersin.” Amcanın karısı erken kalkmış, ona yemek hazırlamış: Yarım fırın ekmeği, bir tas pideli çorba, bir parça yağsız peynir, kaynamış patates ve su için matara. “İki gün için sana yeter- demiş ona. –toplamaya geldiğimde, ayrıca getireceğim.” Striko turil kosaciyskiya haygot – çukçetu i nakovalnéta, faf torbata pri patatutu, brusa zatoaknal faf poyasa i naramil kosata. Ala takmo izlel ot portata, çiça se razrukala: “Kade bre, Kolô, sas tiya poturi? Ne setiş li se, çe tam şte sédaş, şte légaş po çepetu, şte gi opisûviş! Varni se ta nadeni starite! Düzenli adam kosacı aygıtını koymuş. –Çekiç ve örs, torbada patateslerin yanında, çapak aleti kuşağa sokulmuş ve kosayı da omuzlamıştı. Ama tam kapıdan çıkmıştı ki, amcanın karısı bağırmıştı: “Nereye bre, Kolô, bu poturlar ile? Anlamıyor musun, ki orada oturacaksın, yatacaksın kuru otların üzerine, onu kirleteceksin! Git de eskileri giy!


Striko Kolô se sepnal, katu da mu bili puknali sas tûfek. Znael toy, çe da se voarneş sled kato veçe si tragnal nakade, toya den gu pişi zaguben. No kato pogledneş poturite, oşte bili novi, mahat ot voalnata oşte ne bil iztoarkan, voarnal sa da gi smeni. Düzenli Kolô şaşıp kalmış, sanki tüfek ona tüfek atılmış gibi. Bilmişti ki, eğer bir yere bu kadar geç yola çıkıp da geri dönersen, o günü kayıp yaz. Ama poturlara bakarsan, daha hala yenidir, yünün tüyleri henüz bozulmamış, onları değiştirmek için geri dönmüş. Sled ças i polovina (adin saat i pulvina) zdrav hod vaz Kutela nagore i prez Rojen, striko zakaçil torbata faf Bogazan na negovata si ela. Ogledal livadata – prav bil Bodure: trevata po kraya bila iztöanéla, plûskavetsat, ofçarskata kitka i drugi blagi bilki pregoreli. Bir buçuk saat sağlam bir gidişten sonra Kutela’nın üstünde ve Rojen bölgesi içindeydi. Sağlamcı adam torbasını Boğaz’da kendi köknar ağacına asmıştı. Tarlaya bakmıştı: - Bodur haklı imiş. Otlar neredeyse kararmış, püsküllenmiş, Çoban çiçeği ve diğer tatlı otlar yanmak üzereler… Taya livada trima kosaciya ya okosévat za edin den, a striko Kolô reşil da ya spastrosa sam za dva dni. Predi da nafleze da kosi, otişoal ta napoalnil bokala, nazvékal se sas studena voda, rekal da si otreje i edna filiya hlebets. Kuga pobaral za çekiyata –néma ya. Ta vinagi si stoyala fı desniya cob na poturite, no siga ya némalu. Muşkal roaka, rovil doanutu na coba – néma i néma! Bu tarlayı üç koşacı bir günde biçerlerdi. Ama Düzenli Kolô onu iki günde halledebileceğine karar vermişti. Kosaya girişmeden önce, matarayı boşaltmaya gitmiş. Soğuk su ile


doldurmak istemiş. Bir dilim ekmek de keseyim demiş. Ne zaman ki çakıyı aramış – o yok. Her zaman poturunun sağ cebine koyardı, ama şimdi o yoktu. Elini sokmuş, cebinin dibini karıştırmış – yok da yok. Tertipliya çilék beşe çiço Kolô. Fséku neşto u nego i faf negoviya koaşta si imaşe svoe opredelenu méstu; perustiyata si znaeşe méstutu – na pizulén, pungéta sas ognivutu i prahana – faf raklata, a méstutu na çekiyata beşe faf desniya cob na poturite. Nikade drugade! Tertipli adamdı Kolô amca. Onun yanındaki ve evindeki her şeyin belirli birer yeri vardı. Saç ayağının yerini bilirdi – pizulde, tütün torbası ocağın yanında ve süpürge ise sandıkta, çakının yeri de poturun sağ cebiydi. Başka hiçbir yerde değil. Taya çekiya çiço Kolô be kupil faf Veles prez 1915 gudina katu dobrovolets faf treti Makedonski polk i ot uvolnenietu ne beşe smenél méstutu î. Bu çakıyı Kolô amca Veles’te almıştı 1915 yılında gönüllü olarak bulunduğu üçüncü Makedon alayındaki görevinden ayrılmasından beri yerini değiştirmemişti. Zabil striko Kolô kosata faf livadata du elata i troagnal za selu da troasi çekiyata i da pita çiça kak se vraşta moaş, kugatu e tragnal na rabuta. Prez Kutela nagore se be izkaçil za edin saat, tû nadolu kam selu spirnal za polovin. Slizal i izmislél parlivi dumi za çiça Lika. “Ti mari semô bez (briz) akoal, ni’znayiş li, çi tam , na Bogazan, şte mi trebva çekiya i kade e neynutu méstu? Tvoyata koja jenska, roşava, zaşto me voarna sutrinta da smeném poturite? A?...”


Düzenli Kolô kosayı tarlada köknar ağacının yanında bırakmış ve çakıyı aramak için köye yola çıkmıştı. Amcanın karısı da adamın neden döndüğünü ve işi neden bıraktığını ona sorsun diye düşündü. Kutela’dan öteye bir saat çekmişti. Oradan aşağı köye doğru yarım sat tutuyordu. Köye girdi ve karısı Lika’ta acı sözler söylemeyi düşünmüştü. “Sen akılsız kafalı, bilmiyor musun ki, ki orada, Boğaz’da, bana çakı lazım olacak ve onun nerde olduğunu bilmiyor musun? Senin taranmamış kadın saçınla, neden poturları değiştireyim diye sabahleyin beni geri çevirdin, ha! Aku se protivi, moje i da î frasne edna... Eğer karşı çıksaydı, ona bir tane yapıştırması mümkündü… Faf koaşti pristignal sardit, nakokoren katu petel, gotov da koalve. Çiça Lika metela dvora. İzpravil se na portata i tugava sluçayno broaknal faf leviya cob na poturite – çekiyata bila tam. Evden darılmış halde ayrıldı. Kabarmış bir horoz gibi, gagalamaya hazır… Amcanın karısı Lika avluya girdi ve kapıda durdu ve o zaman elini rastgele poturun sol cebine elini attı – çakı oradaydı. Anlatan: N. Koyumciyev


KAK OPEKAH KALAYJİLIKA / KALAYCILIĞI NASIL PİŞİRDİM? Ti siga ne ma glôday. Çi sam gorski. Dude stigna du tiya sarmeni nagoni, znaeş li prez kolku cehendema sam minal? İ argatlık sam pravil, i s kalayjilık sam se zanimaval, po anno vreme beh reşil i padarin da stavam, ama mi se vide hepten prosta rabuta, ta se otkazah. Sen şimdi banim ormancı olduğuma bakma, Bu sırmalı apoletlere erişinceye kadar, bilir misin ne kadar cehennemin içinden geçmişim? Ahretlik de yapmışım, kalaycılıktan da geçmişim, bir vakit korucu olmaya da karar vermiştim, ama bana hepten boş iş geldi, o yüzden bıraktım. Siga şte ti razprave kak opekah kalayjilıka. To beşe predi triyset gudini. Şimdi sana kalaycılığı nasıl pişirdiğimi anlatacağım. O otuz yıl önceydi. Adin den bajanaka Todor reçe: Bir gün bacanak bana dedi: -Oti da ne stanem i nie kalayjiye. Ot toya zanayat hòrata pari trupat. -Niçin biz de kalaycı olmayalım ? Bu zanaattan millet para kırıyor. - Da stanem – vikam, -ama ya katu niştu ne razbiram, ni ot miene, ni ot triene. -Olalım –diyorum.- ama ben hiçbir şey anlamıyorum, ne yıkamaktan ne de sürtmekten…


-Şte sa nauçiş – kazva, - ne e trudna rabuta. -Öğreneceksin –dedi,- zor iş değildir. -E, ştom e atıy – vikam, -da varvim. -E, madem öyle –diyorum, - gidelim. Ortasahme se nie. Şte ni vodi bay Yordan, star kalayjiya, koyto be izkaral tsyal jivot po dolnite sela. Neyse, Utidahme v Garovtsi, kondisahme na meçite, razçu sa iz selu, çi sa duşli kalayjiye, i hòrata zapoçnaha da nòset sahàne, tigane, harkòmi… İşe daldık. Bizi bay Yordan götürecek, eski kalaycı, o ki bütün hayatını aşağıdaki köylerde geçirmiş. Neyse, Garovtsi köyüne gittik, mescide konduk, köyde duyuldu, ki kalaycılar gelmiş. İnsanlar sahanlar, tavalar ve kazanlar getirmeye başladılar. Bajanakat se podpre na adin duvar, stoapi faf adin sahan, zavarté se i zahvana da mi obyasnéva: atıy se trie, atıy se sùçe… Bacanak bir duvarın yanında durdu. Bir sahana bastı, onu çeviriyor ve anlatmaya başlıyor: böyle sürtülür, böyle silinir. -svàli – kazva – siga ti papùsete! - Çıkar –dedi- şimdi pabuçlarını! Svàlih gi. Onları çıkardım. -Svàli i çuràpete! - Çorapları da çıkar!


Svàlih i teh. Bajanàkat foarli pésak faf sahàna, turi utgòre adin leşeni sarvùli i vika: Onları da çıkardım. Bacanak sahana kum attı, üstüne deri parçası koydu ve dedi: - Ha siga stoapi ti tuka i suçi! - Ha şimdi buraya bas ve temizle! Stoapih ya, amuje, ama neli i tugava kilsata ne béha mi malku, pak beh mladu i yaku, triş se zavarteh , usetih, çi sahanat ustana bez (briz) doanu. Otprah gu. Ben de bastım, amca, ama değil mi ki o zaman benim kilom da az değildi, hem de genç ve yakışıklıydım, üç kere çevirdim ve anladım ki sahan dipsiz oldu. Onu çıkarttım. -Vay, bajanak, ami siga? -Vay bacanak, ama şimdi? -To stàna –vika, -kakvòtu stàna, ami day boarje da gu zaleem, dudé ne gu e videl maystorat. - Oldu –dedi,-ne olduysa, ama ver çabuk onu lehimleyeyim, ta ki onu usta görmeden evvel… Kaktu i da e, tuva se razmina. Ama ne şteş li (ni’ştiş li) adin den, kaktu prenaseh kalayjisani sadove, kapnah kapka voda varhu adin tigan. Stana petnu. Dude izmisle kakvo da prave, bay Yordan ma prepluşte sas kleştite utzad. Her nasıl olduysa, bu da geçti. İstemeyecek olsan da, nasılsa kalaycı aletlerini taşırken, bir tavaya su damlattım. Benekli


oldu. Ne yapacağımı düşünürken, bay Yordan elindeki pense ile uzaktan fark etti. - Da ti kaja – vika – kak se nosi kalaydisan tigan! -Söyleyeyim – dedi – kalaylı tava! nasıl taşınır Ne ma dubole tolkuva, kolkutu ma duyéde. Ne stiga, detu ma karaşe vséka sutrin vav çetri sahate da stavam da vàre kafe, ami utgore şte ma i stivasva. Bana bu kadar vurma, beni bu kadar yiyip durma. Yetmedi, beni yönettiği zaman, her sabah dört saat ona kahve pişiriyordum, ama tepemde durup beni ayrıca dövecek… - Sas tebe poveçe nema da rabuta! Zaminavam si! Toy sa prestori, çi ne ma e çul. - seninle bundan sonra çalışmayacağım! Gidiyorum! O ise beni duymamış gibi davrandı. -Zaminavam si! –povtorih. –Day si mi smetkata! -Gidiyorum! –diye tekrarladım. –Bana hesabımı ver! -Kakva smetka? –izpuli sa maystorat. –Ot mene niştu nema da vzimaş. Mahay sa ut glavata mi! -Ne hesabı? –Usta bana döndü. – Benden hiçbir şey alamazsın. Çekil başımdan! Ştom e tıy, dumam si na akoala, ya şte te upràve. İzdebnah gu veçertà da zaspi, ta çi barnah torbata mu. İzvadih edna (annoa) guléma praçka kalay i ya skrih. Kazah na bajanaka kakvo sam storil, a toy vika:


Madem öyle, aklıma söylüyorum, ben sana (yapacağımı) yaparım. Gece yatıncaya kadar onu bekledim. Sonra torbasını karıştırdım. Büyük bir parça kalay çubuğu çıkardım ve onu sakladım. Bacanağa da ne yaptığımı söyledim, o da dedi ki: -Hubavu si gu kurdisal, Ştom imame kalay, nie i sami mojem da kalaydisvame. Sabiray partuşinite! -İyi kurmuşsun (düşünmüşsün), madem kalayımız var, biz de kendi başımıza kalaylıyabiliriz. Eşyalarını topla! İ tragnahme dvamina ot selu na selu, ot meçit na meçit. Kaloku darvenitsi sme nahranili, ne moga ti kaza, ama malku pu malku opekahme zanayata, ta horata ne ni ustaviha da umrem ot glad. Adin ti sipe panitsa fasul, drug –panitsa braşnu, treti – lajitsa maslu. Kakvo mu trébvapoveçe na adin kalayjiya? Ve ikimiz köyden köye, mescitten mescite gittik. Dubre, ama vednaj (vannoaş) faf anno Tursko selu faf Kırjalika zamoarknahme bez (briz) niştu. Pristignahme koasnu i kade-kade, pak faf meçita şte varvim. İyi ama bir keresinde Kırcaali’de bir Türk köyüne elimizde hiçbir olmadan karanlığa eriştik, oraya geç vakitte vardık ve nereye nereye, tabi tekrar mescide gideceğiz. Razbrahme, çi na hojata ne mu stana mlogu dragu, ama kakvo da pravim? Anladık ki hoca pek memnun olmadı. Ama ne yapalım? Rukna si toy izana i sedna da veçeré, vse anno, çi nas nikakvi ni nema. Ni “buyrum”, ni “zapovyadayte”, niştu!


O ezanı okudu ve akşam yemeğine oturdu. Hiçbir kimse, ki bize bir şey yok. Ne (Türkçe) “buyrun” ne (Bulgarca) “zapovyadayte”, hiçbir şey! A nie sme gladni katu kuçeta. Faf torbata imame samu annoa varzanitsa luti çuşki. Biz de köpek gibi açız. Torbada sadece bir bağ acı biberimiz var. Glôdahme hòjata i faf ratsete, faf oçite dano sa seti, çi i nie sme gladni, ama – ne i ne. Hocaya ve ellerine baktık, gözlerine de acaba anlar mı, ki biz de açız, ama – yok da yok. Nayéde si sa toy hubafko, urigna sa, pribra ustanalata hrana faf dolapa i sa izlegna. O güzelce yemeğini yedi, geğirdi, kalan yiyeceklerini dolapta topladı ve yattı. Nie sa svihme faf drugiya kray na bujàka, ama katu ne şte da duhada pusti soan! İ tıy sa vartéhme, i inak, ne ide. A hòjata hoarka li, hoarka. Biz başka bir kıyıya kıvrıldık, ama lanet uyku gelmeyecek! Böyle döndük ve tersine, gelmedi. Ama hoca horluyor da horluyor. Po anno vreme oçite mi sa vpréha faf garnetu mu, detu sa podmiva. Slujil beşe gu du ogane da mu sa topli. Bir vakit gözüm onun boğazına dikildi, yutkunduğu zaman. Ateş gibi sıcak olduğunu düşünmüştüm.


Vikam si: to na hòjata mu sa dusvide da ni dade nékolku zaloagi, ami zaşto ya da mu ne drobna nékolku çuşki faf garnetu. İ gréh ne gréh, storih gu. Söyleniyorum: Hoca bize bir lokma bir şey vermediği için, ama niçin ben onun boğazına birkaç biber doğramayayım. Sonra günah yada değil, onu yaptım. Samu çi ne mojah da kandisam sas nékolku çuşki, a narézah sas kalayjiskite nojitsi syalata varzanitsa. Po adin vakıt hòjata sa razşava, vze garnetu i zabaranisa kam vratata. Yalnız birkaç acı biberle yetinmedim, kalaycı makası ile bağlanmış bütün biberleri kestim. Bir vakit sonra hoca şaşırdı, boğazını tuttu ve kapıya koşturdu. - Sluşay sled malku kakoaf izan şte sa ruka – sbutah bajanàka. -Dinle az sonra nasıl ezan okuyacak. –dürttüm bacanağı. Ne minaha i deset minuti i utvoan izvreşté hòjata, da reçeş, çi sas kremen gu derat. Pişti çilékat, ta meçitat sa trese. On dakika geçmeden hoca dışarıda bağırdı. Dersin ki ardını yırtıyor. Adam öyle bağırıyor ki mescit sarsılıyor. - Ne oldu, be hòja? Kakvo stana? – pita gu bajanakat ot vratata. -Ne oldu be hoca? –Bacanak kapıdan onu sordu. A toy sa varti iz dvora katu pubesnél, ni çuye, ni vidi. Sas annoata roaka pridoarja razvoarzanite si poturi, drugata – prutéga kam nebetu:


Böyle dönüyor avluda kudurmuş gibi, ne duyuyor ne görüyor. Bir eliyle çözülmüş şalvarını tutuyor, diğerini gökyüzüne uzatıyordu. -Vay Allah! Vay Allah! -Vay Allah! Vay Allah! Atıy pişte du srednoşt i çak kam razsamvane utnovu zadréma. Na sutrinta oşte sas stavanetu ni vika: Böyle gece yarısına kadar bağırdı, ta ki yeniden uyku basıncaya dek. -Buyrunus ustalar! Vie moje da ste gladni. Da hapnem kakvotu Allah e dal. -Buyrunuz ustalar! Aç olmalısınız. Allah ne verdiyse yiyelim.

Разказал: А. ВЪЛЧЕВ Anlatan: A. VALÇE


E.KiTAP YAYINLARI

3 kisa hikaye pomakça türkçe  
3 kisa hikaye pomakça türkçe  
Advertisement