Page 1

E. KiTAP YAYINLARI


Pomakların adlarının duyulması Kabile sisteminden uluslaşmaya geçiş aşamasında insan topluluklarının karşı karşıya kaldığı çeşitli sorunlar ortaya çıkar. Söz konusu insan topluluğu tam anlamıyla ulus olabilmesi için bir takım şartları ortak tarih, günümüzde birlikte yaşamak ve gelecekte de aynı beraberliği sürdürme eğiliminde olmak, bireyler arasında kültürel ve duygusal ortaklık gibi… taşımak zorundadır: ortak bir dile sahip olmak, Slav-Ortodoks eksenli kimliğin hâkimiyetinin yanına yeni dönemde Batılı değerler de eklenirken; Pomaklar kendi tarihini Tamamen reddetme eğilimi de yükselmişe benzemektedir. sosyalist dönemde Pomak azınlığa yönelik izlenen politikalar ve geçmişte yapılan yanlışlıkların kısmen düzeltilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Global değerlere uygun Bulgar ulusu yaratma çabalarının yeni durağı Batı olurken; ülke içerisindeki Pomak azınlık Bulgaristan siyasi ve sosyal yapısına entegre edilmek suretiyle kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu noktada, Bulgarların Pomaklar ve Bulgaristan Türklerinin tarihine, bugününe ve geleceğine yönelik bir takım hamleler, müdahaleler içerisinde olduğu söylenebilir. Durumu bu noktaya getiren Bulgarların aktif olmaları değil; Pomakların kendi kimliklerini , kendi Tarihlerini red ederek Başka Kimlik , Başka milliyetlerin kimliğine girme çabaları ve kendi asıllarını inkar etmeleri ile pasif olmalarıdır.

14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren balkanlardaki Pomakların adlarının duyulması ve Şeyh Bedrettin Celali isyanları ile ön plana geçmesiyle birlikte genel anlamda Balkanlarda , spesifik olarak pek çok şey değişmeye başlamıştı. Osmanlı Devleti’nin Balkanları ve Anadolu’yu kontrolü altına almaya başlaması her iki coğrafyanın da sosyolojik ve demografik dengelerinde bir takım değişimler


yaratmıştır. Anadolu Beyliklerinin tebaasının devletin “iskân siyaseti” kapsamında Balkan coğrafyasına gönderilmeleri bölgenin İslamlaştırılması için en önemli kaynak olmuştu. Bu siyasanın sistematik bir şekilde takibi ve tatbik edilmesi Osmanlı Devleti’nin bölgede kalıcı olma arzusunda olduğunu ortaya koymaktadır. Neticede bu politikayla kısa süre içerisinde bölgesel demografik dengeler Pomakların aleyhine olmuştur.Bölge nüfusunun katliam ve soykırım dışında sosyo-politik araçlarla değiştirilmesi Balkanlar için yeni bir olguydu. Bunda gerek Balkan uluslarının milliyetçi saplantıları gerek bölge dışı küresel aktörlerin müdahaleleri etkili olmuştur. Farklı sebeplere dayanılarak 1913–1934 yılları arasında ortalama olarak her yıl 10– 12 bin Pomak Anadolu’ya göç etmiştir. Ağanoğlu’nun tespitlerine göre, 1923–1939 yılları arasında Bulgaristan’dan Anadolu’ya doğru gerçekleşen göç hareketine 198.688 kişi katılmış olup, ortalama olarak yılbaşına 17.000 kişi etmektedir. Soğuk Savaş dönemi boyunca gerçekleşen göçlere bakıldığında, 1951 göçünde 150.000 kişi, 1969-78 yılları arasındaki sürede 130.000 kişi ve son olarak 1989 yazında 310.000 kişi Türkiye’ye Ve diger ülkelere göç etmiştir/ettirilmiştir.

Belirtilen bu unsurlar içerisinde “ortak tarih” kavramı uluslaşma süreci için büyük bir önem ihtiva eder. Denilebilir ki, geçmişte birlikte yaşamış insan topluluğu bugünün ve geleceğin zeminini hazırlarken; uluslaşma sürecini de çoktan başlatmış olmaktadır. Ancak günümüzde pek çok milletin uluslaşma sürecine bakıldığında, ortak tarih oluşturma çabalarının yapay bir şekilde olduğu dikkati çekmektedir. Ortak tarih olgusu kendiliğinden meydana gelebildiği gibi, yapay bir şekilde de


oluşturabilir. Her iki metotta da bir takım sapmalar yaratılabilir. Zira önemli olan tarihteki olayların ne şekilde gerçekleştiği değil; bunların günümüze nasıl aktarıldığı ve sosyal psikoloji üzerinde ne gibi etkiler bıraktığıdır. Ortak tarihin oluşturulması için yapay olarak gerçekleştirilen işlemlerde iki husus ön plana çıkmaktadır: Birincisi kendi olağan tarihini değiştirmek; ikincisi başkalarının tarihini değiştirmek hatta yok etmek. Kendi tarihini değiştirmek uluslaşma süreci için “içsel” bir dinamik olurken; başkalarının tarihine aynı amaçla yönelmek “dışsal” bir unsur olmaktadır. Kimlik olgusunun şekillenmesinde bu hususların payı yadsınamaz niteliktedir. 1876 Kanun-i Esasi' İlk Türk Anayasası Pomaklar için neden bir dönüm noktasıdır ? Milliyetçilikler Çağı olarak adlandırılan 19’uncu yüzyıl, bu niteliğiyle Osmanlı Devleti’nde müsavat (eşitlik) meselesinin belirleyici olduğu bir dizi sistemik dönüşüme şahitlik etti. Sekülerleşme ve milli kimlik edinme süreçleri, Osmanlı toplumsal ve siyasi yapısını gayr-ı Müslimlerin imparatorluğun Müslüman tebaası ile hukuk önünde eşitlik talebi üzerinden değişime zorladı. Tanzimat Fermanı ile Fatih’ten beri varlığını sürdüren ve dini bağlanmaya dayalı bir toplumsal tabakalaşmayı öngören Millet Sistemi, en azından hukuki düzeyde, sona erdi. “Bila tefrik u cins u mezhep” ifadesiyle, İmparatorluk tebaasının devletle ilişkisi dinden belli ölçüde bağımsızlaştırılarak eşitlik değeri üzerinden tanımlandı.


1876 Anayasası’nın “Teb’a-yı Devlet-i Osmaniye’nin Hukuk-u Umumiyesi” başlığını taşıyan temel haklar bölümünün ilk maddesini oluşturan 8’inci madde, din ve mezhepten bağımsız olarak devletle vatandaşlık ilişkisi içerisinde olan herkesin “Osmanlı” olarak adlandırılacağını belirtmekteydi. Böylece, çok kavimli ve çok dinli bir siyasi yapının bütünlüğünün sağlanmasında, devletle ilişkiler vatandaşlık bağı üzerinden tanımlanırken, vatandaşlık din, mezhep ve modern anlamda milliyet bağının dışında ele alınmakta, bütünüyle hukuki eşitlik ilkesi gözetilmekteydi. 11’inci madde ile İslam resmi din olarak tanınmakta ancak bu durumun diğer dini cemaatlerin hukukuna halel getirmemesi de güvence altına alınmaktaydı. İmparatorluğun din ve etnik çeşitliliğine uygun düşecek şekilde, vatandaşlık kimliği hanedanı bağlanma üzerinden “Osmanlı” olarak adlandırılmaktaydı. Osmanlılığın doğrudan dini ya da etnik bir göndermesi bulunmamaktaydı. 1876 Kanun-i Esasi' (İlk Türk Anayasası) Nedir ? Ø 23 aralık 1876 yılında kanuni esası bir ferman ile ilan edilmiştir. Ø Tanzimat ve ıslahat fermanlarının aksine tam bir batılı anlamda anayasa niteliğinde olup madde madde hazırlanmıştır. Ø 1876 kanun-i esasi ile birlikte devletin temel organları, modern sisteme uygun olarak, yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayrılarak düzenlenmiştir. Ø 1876 kanun-i esasi ile meclis-i umumi adlı bir meclis kurulmuştur. Ø Meclis-i umumi, ileride, 1961 anayasası döneminde göreceğimiz gibi Ø İki meclisli bir yapıda oluşturulmuştur. Ø İlki, üyeleri padişah tarafından atanan heyet-i ayan; Ø Diğeri, halk tarafından iki dereceli bir seçimle işbaşına gelen


heyet-i mebusan'dır. Ø Ne var ki, meclisin yetkileri bir hayli dar tutulmuştur. Ø 1876 anayasasına göre, bir meclis üyesi kanun teklif edebilmek için padişahtan izin almak zorundaydı; Ø Meclis tarafından kabul edilen tasarılar padişahın onayı ile yürürlüğe girebilecekti Ø En önemlisi padişah dilediği zaman heyet-i mebusan'ı feshedebilecekti. Ø Meclis, 1878 yılında ıı. Abdülhamit tarafından dağıtılmış ve ilk anayasa yürürlükten kaldırılmıştır. Buna rağmen Osmanlı adlandırması İttihat ve Terakki kadroları tarafından milliyetçi içerikle anlaşıldı ve uygulandı. Başlangıçta zımnen ve örtülü olarak yapılan Osmanlı etiketli milliyetçilik, Balkan Savaşları’ndan sonra alenileştirildi. Yine de Dünya Savaşı sırasında, milliyetçiliğin en önemli ideologlarından Ziya Gökalp, Osmanlı Devleti’nin bir Türk-Arap federasyonuna dönüştürülmesine dönük fikrini dile getirmişti. Osmanlı Devleti’nin Mütareke ile can çekiştiği bir dönemde toplanan son Osmanlı Meclis-i Meb’usanı’nda bu konuda başlayan tartışma, Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’ne devretti. Tartışma, Rıza Nur ve Tunalı Hilmi gibi bazı milliyetçi mebusların sık sık kullandığı etnik söylemler kavramı ile ne kastedildiğine ilişkin tartışmaydı. Tartışmanın kendisi, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilirken orada bulunan farklı etnik gruplara mensup mebusların, bu kimlikler temelinde siyasallaştığını ve artık milliyetçi bilincin Müslüman kavimlerin siyasi seçkinleri arasında ciddi bir yansıması olduğunu göstermektedir. Karesi Mebusu Abdulaziz Mecdi Bey’in, milliyetçilikten kastın ne olduğunu sorması ve eğer bundan “anasır-ı İslamiye” kastediliyorsa bunun açıklığa kavuşturulmasını talep etmesi üzerine anılan mebusların milliyetçiliğe bu anlamı yüklediklerini beyan ettiklerini görüyoruz. İşte bu tartışmanın devamı olarak, Büyük Millet Meclisi’nin açılışının üzerinden henüz bir hafta geçmişken, Mustafa Kemal Paşa’nın anasır-ı İslam iye’den


muradın ne olduğuna ilişkin ünlü konuşmasını yaptığını görüyoruz. “Anasır-ı İslamiye” anlayışının etnik çoğulculukla ifade edilmesi ve bu Pomaklar arasındaki etnik ve toplumsal haklar konusunun “zaferden” sonra kardeşlik hukuku, dolayısıyla eşitlik temelinde çözüleceğinin söylenmesine karşılık, gerici mebusların öncülüğündeki kurucu kadro, yeni Cumhuriyeti etnik homojenliğe dayalı bir ulus devlet olarak inşa etmeyi, vicdanlarında sakladıkları milli sırrın kademeli tezahürü olarak, uygulama aşamasına geçireceklerdir Etnik çoğunluk ve hakim çoğunluktur. Öncelikle, yeni devletin adı (Türkiye), Orta Doğu’da Osmanlı bakiyesi olarak kurulan tüm yeni devletlerin aksine, açık bir etnik ima barındırır. Yeni devletin adlandırılmasına ilişkin o dönemde yapılan tartışmalar da bu ismin etnik açıdan nötr bir niteliği haiz olmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Madde, “hars” ve “soy” itibariyle Türk olma ile vatandaşlık itibariyle Türk olmayı birbirinden ayırmaktadır. İlk bakışta son derece isabetli, etnik çoğulculuğa dayalı bir perspektife dayandığı zannını veren bu kategorizasyon, gerçekte vatandaşlık tanımlamasına ilişkin olarak şimdiye kadar devam eden tartışmanın en önemli bölümünü teşkil etmektedir. Bu ayırımın hakim etnik grubun adına atıfla yapılmış olmasının kendi başına bir problem alanının varlığına işaret eder. Maddenin yakın planda, Milli Mücadele sırasında, “iç düşman” olarak hareket eden Yahudi , Rum ve Ermeni azınlığın Türk olarak adlandırılmasından sakınılmasını istihdaf eder. Bunu da onları Kanun-ı Esasi olarak niteleyerek yani yalnızca vatandaşlık itibariyle, hukuki anlamda Türk olmalarına inhisar ettirir. Gerçek Türklük, daha sonraki uygulamalarda tebarüz ettirileceği üzere, “soy ve hars (kültür)”


itibariyle yani milli kimlik olarak Türklüktür. Rum Ermeni, Süryani , yezidi , Müslüman tebaadan ise Boşnak ve Pomakların gerçek Türk olmaları mümkün değildir. Maddeni lafzı esas itibariyle bunu aksettirir. asimilasyon politikalarının hedefi Yahudi Rum ve Ermeniler değil, Yahudiler ve Müslüman etniler içinde de özellikle Balkanlardaki Boşnaklar ve Pomaklar olacaktır. Lozan’da Müslüman azınlık tanımına yer verilmediği için, kurucu milliyetçi kadro, Milli Mücadele sırasında ortak bir amaç etrafında koalisyon kurduğu anasır-ı İslamiye içinde, özellikle Pomakların, eşitliği bu defa yeni Türk kimliğine asimile olma üzerinden tanımlayarak, yok sayma/yok etme üzerinden hayata geçirir. Bunu gerçekleştirmenin çerçevesi de 88’inci maddenin uygulamada aldığı biçimdir. Vatandaş olma anlamında Türklüğün getirdiği haklara sahip olmak için soy ve kültür yani milli kimlik itibariyle Türk olmak şarttır. “Türklerin hukuk-u ammesi”nden istifade etmek için Türkleşmek şarttır. Türkleşmeyenlere vatandaşlık haklarının kullanımı “haramdır”. Batılılaşma sürecinin eşitlik değeri üzerinden yürüyen vatandaşlık tanımı, Cumhuriyetle böylece asimilasyoncu eşitliğe dönüştürülmüş ve Pomaklığın , Boşnaklığın tüm karineleri kriminalize edilerek aşağılanmış ve kimlik, dil, ekonomik kalkınma ve siyasi statü düzeylerinde asimilasyon-eliminasyon sarkacında “kesin çözüm”e ulaştırılmak istenmiştir. Bu yüzden, kimi siyaset bilimcilerinin 1924 Anayasası’na açtığı kredi ihtiyatla karşılanmalı ve eleştirel bir okumaya tabi tutulmalıdır. 1961 Anayasası 54’üncü maddesinde yalnızca “vatandaşlık” üst başlığın kullanırken, 1982 Anayasası 66’ıncı maddesinde aynı tanımı benimserken, “Türk vatandaşlığı” deyimini kullanır Cumhuriyetin kurucu kadrolarının ulus inşa süreçlerinde, benzerlerine kıyasla, en radikal tercihleri benimsediğini


görüyoruz. Birçok ulus devlet hakim bir etniyle özdeşleşmenin doğuracağı sıkıntıları gözeterek, ulusal kimliğin farklı etnik gruplar tarafından benimsenmesine imkan verecek araçlara yer verir.

Selcuklu dönemi ve Pomaklar Selcuklu dönemi ve erken Osmanli devrinde Pomaklarin cografik konumlari ve durumlari. Karesi Beyliği Anadolu Selçuklu Devleti'nin gerilemesinden sonra Oğuz boyları tarafından Balıkesir-Çanakkale ve Bergama yöresinde kurulan Anadolu Türk Beyliğidir. Bu yöredeki ilk Türk devletidir. Karesi Beyliği, komşusu olan Osmanoğulları Beyliği'nin genişlemesiyle bu beyliğe katılmıştır. Böylece Osmanlı hakimiyetine katılan ilk beylik olmuştur. İlerleyen dönemlerde Osmanlı Devleti içinde bu bölgede Karesi Sancağı kurulmuştur. Karesi beylerinin ve ileri gelen şahıslarının, Osmanoğullarının egemenliği altına girmelerini takiben, Osmanlı Devleti'nin Rumeli topraklarında yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Balıkesir ili Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına kadar idari taksimatta Karesi ismini taşımıştır. 1348 . Rumeli, Romalıların (Rumların) ülkesi anlamına gelir ve bu ifade genel olarak Bizans İmparatorluğu'nun sahip olduğu topraklar karşılığında kullanılmıştır. 11. ve 12. yüzyıllarda, Bizans egemenliği altındaki Anadolu toprakları Diyar-ı Rum (Roma ülkesi, Rum ülkesi), Anadolu’da egemen olan Selçuklulara da Rum Selçukluları (Anadolu Selçukluları) denmiştir. Yarımadada ayrıca Sırp, Bulgar Krallıkları ve Arnavut Prenslikleri vardı. Bazı liman kentleri de Venedik'in elinde bulunuyordu.


13. yüzyıl ortalarında halkı ortodokslardan oluşan Balkanlar, siyâsi birlikten yoksun olmanın yanı sıra katolik Venedik ile katolik Macaristan'ın istilâ tehdidi altındaydı. Osmanlılar Rumeli'ye Bizans İmparatorluğu'nda Palaiologoslar ile Kantakuzenoslar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak, 1354'te ayak bastılar. Osmanlılar'ın Balkanlar'da ele geçirdikleri ilk üs Gelibolu Yarımadası'nda Çimpe Kalesi oldu. Orhan Bey'in yerine geçen oğlu I. Murat ile Balkan seferleri başlamıştır. 1363'te Edirne yakınlarında Sazlıdere denilen yerde, Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen bir Bizans - Bulgar ordusu yenilgiye uğratıldı ve bu savasın ardından Edirne Osmanlılar'ın eline geçti. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar - Sırp - Bulgar - Eflâk - Bosna birleşik ordusu Edirne yakınlarında, Sırpsındığı Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğratıldı (1364). Bu zaferle Balkan Yarımadası'nın içlerine giden yollar Osmanlılar'a açılmış oldu. Bulgar ve Sırp krallıkları hem kendi içlerinde parçalanmış, hem de birbirleriyle savaş halinde bulunuyorlardı. Bu bitmez tükenmez savaşlardan bıkmış Balkan ulusları, tıpkı Bizans köylüleri gibi Osmanlı yönetimini kabule hazır durumdaydı. Bu yüzden, Osmanlı ilerlemesine karşı direnme, yalnızca Balkan devletlerinin zayıf yönetici tabakasından geldi; onların bu zayıf direnmesi de Osmanlı ilerlemesini durdurmaya yeterli olmadı. Osmanlılar kısa süre içinde Bulgaristan'ı, Yunanistan'ı ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardılar.I. Murat döneminde Balkankarda slav halklarina İslamiyeti yaymak amacı ile akıncı orduları gönderilmis ,Savaslar sirasinda islamiyeti secenlerin osmanli yaninda ayri özerk bir konumda dil ve kültürlerine dokunulmadan yasayacakları garantisi verilmis , kabul etmeyen halkların Bizans tarafında yer aldıkları düsünülecek ve bu gerekçe ile kılıçtan gecirilip yok edilecektir. 14.yy. baslarında Osmanlı sınırı Tuna'ya ve Belgrad'a dayanmış bulunuyordu. Balkan devletlerinin ve onları


destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları, I. Kosova Savaşı (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), II. Kosova Savaşı (1448) savaşları ile kırıldı. İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları, Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı egemenliğine girmiş bulunuyordu. Osmanlılar, Anadolu topraklarında genişlemeyi, ancak I. Murat döneminde, Balkanlar'a iyice yerleştikten sonra ciddi olarak düşünmüşler ve uygulamaya koymuşlardır. Pomakların Proto Bulgar ve Proto Türk kavimleri ile alakaları varmı ? Proto Bulgar ve Proto Türk kavimleri nedir ? M.Ö. 5000 yıllarından Günümüze . Proto Bulgar ve Proto Türk kavimleri nedir? Balkarlar ile Bulgarları neden Tarihsel olarak birbirine yakın görüyorlar.? . bu bir tarih saptırmacası mı ? Pomakların Proto Bulgar ve Proto Türk kavimleri ile alakaları varmı ? Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi Elbruz (Mingi Tav) ve çevresindeki yüksek dağlık arazide yaşayan Karaçaylılar, tarih boyunca Kafkasya’da hâkimiyet kuran Kimmer, İskit, Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi proto-Türk, Hint-Avrupa (İran) ve eski Türk kavimleri ile çeşitli Kafkas halklarının etnik ve sosyo-kültürel bütünleşmesinden ortaya çıkmış bir Kafkasya halkıdır. Çerek Irmağı’nın kaynak havzasından batıda Laba Irmağı’nın kaynak havzasına kadar uzanan ve Kafkas Dağları’nın en sarp ve yüksek bölümünü meydana getiren dağlık arazidir. Kafkasya’nın Orta Kafkaslar olarak bilinen merkezî kısmında yer almaktadır. Yalnızca Kafkasya’nın değil, Avrupa’nın da en yüksek dağları Karaçay-Malkar toprakları içindedir. Bunların başlıcaları Mingi Tav (Elbruz 5.642 mt), Dıh Tav (5.203 mt), Koştan Tav (5.145 mt), Uşba, Dombay Ölgen gibi zirvelerdir. Kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren Karaçay-Malkarlılar, ayrıca kendi aralarında


kendilerini yaşadıkları vadilerin adlarına göre Karaçaylılar, Bashanlılar, Çegemliler, Holamlılar, Bızıngılılar ve Malkarlılar olarak çeşitli zümrelere ayırırlar. “Balkar” adı Bashan, Çegem, Holam, Bızıngı ve Malkar vadilerinde yaşayan dağlılar dır Bulgar ismi ile hic bir ilgisi yoktur. 1848 yılında Karaçay’da bulunan Rus tarihçisi G.Tokarev onların etnik kökenlerini Kıpçaklara bağlar. Bu konuda Tokarev şunları yazmaktadır: “ Bu topraklarda Komanlar (Kuman-Kıpçaklar) yaşamışlar. Onlar kendi beylerine piramit şeklinde sivri çatılı evler inşa etmişler. Koban (Kuban) Irmağı’nın adı şüphesiz Komanlar’dan kalmıştır. Karaçaylılar Kafkasya’nın en güzel milletlerinden biridir. Bunların yüzleri Tatar, Moğol ve Nogaylarla hiçbir benzerlik göstermez. Karaçaylılar Adige (Çerkes)’lerden önce Kabardey’e yerleşmişlerdir. Kendi ağızlarından Bashan (Baksan)’dan çıktıklarına dair rivayetler dinledim”. Rus tarihçisi G.Tokarev. Antropolojik verilere göre Kafkasya halkları arasında günümüzde Kafkasion (Kafkaslı), Pontus (Karadeniz) ve Kaspi (Hazar) antropolojik tipi olarak üç farklı antropolojik tip bulunmaktadır.

Pomaklar bu Antropolojik yapının tamamen dışında kalmakta genetiksel olarakta Kafkas , ( Kuman Kipcak , Avar ) Kasni ( Hazar boyları Karaçay , Kimmer , Mingi tay kara yit boyları ) hiç bir gensel etkileşim göstermemektedir. Bazı egemen ulus yanlısı araştırmacılar bilerek Tarihi saptırmaya çalışmakta ve buna tarafsız gibi görünen Wikipedia gibi sözlük kültürleri de yandaş olmaktadır .. örnegin. Ön Bulgarlar veya Protobulgarlar, tarihî bir Türk halkı ve günümüzün Slavlaşmış Bulgarların ataları. Bugünkü Slavlaşmış


Bulgarlara adlarını bırakmış olan halktır. "Bulgar" kelimesi, Türkçenin Eski Türkçe döneminde bulga- (bugünkü bula- fiili “bulamak, bulaştırmak”) fiilinin -r ekiyle genişlemesiyle oluşturulmuştur. Kelimenin anlamı "karışık, karıştırılmış, bulanık"tır. . Vikipedi, özgür ansiklopedi … Bu açıklamanın hiç bir bilimsel değeri yoktur, sadece benzetmeler ve varsayımlardan tahminlerle Tarihi açıklamaya çalışmaktadır. Bir başka yalan daha . Ön Bulgarlar bazı Türk kavimlerinin birleşmesinden oluşan ve 4'ncü yüzyılda Orta Asya’dan Karadeniz’in kuzeyine göç etmiş olan bir Türk halkıdır. Karadeniz’in kuzeyinde Kutrigurlar, Utrigurlar, Sabirler, Sagurlar ve On oklar gibi birçok diğer küçük Türk kavimlerini ve Hun topluluğunun parçalarını da aralarına almışlardır…. Vikipedi, özgür ansiklopedi … Bu ve buna benzer Birbirleri ile tarihi olarak cok çelişen ve aralarında akrabalık ilişkisi dahi olmayan çok farklı kavimleride proto Bulgar olarak yalan sofrasına sunmaya çalışmaktadırlar. Proto-Türk kavimleri daha M.Ö. 5000 yıllarında Kafkasya coğrafyasıyla ilişki içerisindeydiler. Araplar, VIII. yüzyılda Kafkasya’yı fethederek İtil ırmağı ötesine kadar ulaşmışlar, fakat Bizans ve Hazar direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu arada Ermeni ve Gürcü krallıkları genişlemiş ve İranlıların bölgedeki etkinliği artmıştır. Sonraları Oğuzlar ve dolayısıyla Selçuklu Türkleri Kafkasya’ya gelmiş, nihayet XIII. yüzyılda Moğollar Kafkasya’yı ele geçirmişlerdir. Proto-Türk kavimleri daha M.Ö. 5000 yıllarında Kafkasya coğrafyasıyla ilişki içerisindeydiler. Balkarlar günümüzde yoğun olarak Rusya Federasyonuna bağlı Karaçay-Çerkeş Cumhuriyeti ile Kabardey-Balkar Cumhuriyetinde yaşamaktadırlar. Bu cumhuriyetlerde Karaçaylıların nüfusu yaklaşık 200 bin, Balkarların nüfusu ise 130 bin kadardır. Ayrıca; Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da 20 bin, Türkiye’de 20 bin, ABD’de 5 bin, Suriye’de 1500 civarında Karaçay-Balkar yaşamaktadır. Balkar lar ile Bulgarları birbirine karıştırmak gibi saçma sapan düzmece bir tarih senaryosu hazırlamaya çalışmak ve bunu gerçekmiş


gibi empoze etmek herkesi aptal yerine koymaktır. Ne proto Bulgarlar ile , nede proto Türkler ile Pomakların Antropolojik yapısı benzerlik göstermemektedir. Ayrıca kalıtımsal özellikler ve genetik bilim bu halklar ile Pomakların bir kan bağı bulunmadığını açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. M.Ö 2. yy baslayip M.S 2. yy kadar devam eden Baltoslav kavimlerinin göcleri, ( POMACS ) lar ve göc tarihi, yerlestikleri yerler Büyük Rıs ırmaklarının denize döküldüğü yerde bulunan, Kuzey Avrupa ile Doğu Avrupa’nın yayılmacı büyük kırallıkları ve imparatorlukları arasına sıkışıp kalmış olan Baltık kavimleri, bu konumları nedeniyle güçlü komşularının iştahını çekti. Baltic ( Baltik , Balto ) güney lehçeleri grubu Pumasit ve ülkenin kuzey kesiminde, Kurzeme’de konuşulan cemayit. Baltık dalına ait üç dil, kaybolana kadar birkaç yüzyıl konuşulmuştur. En yaygını tartışmasız Prusyaca’dır , Prusya – Slav lehcesinin bir sivesi olan Pumasit slav dil grubuna yakinligi ile bilinir. Baltik kavimlerine karşı amansızca mücadele eden ve bölgede yasayan halklara nefes aldirmayan Töton Tarikatı Şövalyeleri –Alman (Germen) irkindandirlar - 1283’te ise bölgeyii bütünüyle fethettiler. Zorla Germenleştirme politikası ve yerel toplulukların imhası ile varlığını yitiren ve göc eden bu halk ile bu dil 16. yüzyıl sonlarında kesin olarak kayboldu , yok oldu. Bu dilde yazılmış ve bize ulaşabilen belgeler iki dilde kaleme alınmış kateşizm ile 16. yüzyıla tarihlenen Prusyaca- slavca Baltoslav dilinin , Pumasit sivelerindedir. Kuzey Halklarindan Wikinglerin , Germen ( Alman ) sovalyelerinin sürekli saldirilarina hedef olan onbir baltik kavmi büyük göce basladilar. Bu göcler 130 nesil 300 sene sürdü , Leipaja çevresinde bulunan tas tabletler , Doğu Baltık kıyıları kökenli kehribar kalıntılarının Yunanistan’da ve özellikle d


Argolis’teki Mykenai Akropolü’nde bulunması bunun kanıtlarıdır.” (( POM = Göc , Göcmen ACS = Artarak, cogalarak , büyüyerek POMACS Türkce okunusu ( POMAK ) = artarak , cogalarak büyüyerek devam eden göcler, göcmenler..)) POMACS larin Göc edecegi alanlar olarak Karpatların kuzeyinde, San, Kuzey Bug, Pripet, Berezina, Orta Dnieper ve Desna vadilerinin çevrelediği bir bölge olduğu ileri sürülür. POMACS lar , Plinius, Tacitus ve Ptolemaios ile Rodop daglari agirlikli hedef bölgeler olarak belirlediler.. Göc eden Bu kavimler ( POMACS lar ) Avcılık, balıkçılık, göçebe hayvancılık, arıcılık ve bazen de gezici tarımcılıkla (darı) uğraşıyorlardı. Hukuk düzenleri kısas a kısas ilkesine dayanıyordu. Ruhlara inanıyorlardı. M.Ö II. yy.da başlamış M.S. II. yy kadar devam etmis . olması gereken büyük göçler sonunda, Balto slav grupları birbirinden ayrıldı. Gotların (.IV. yy.lar) ve Hunların (V. yy.) boyunduruğundan kurtulduktan sonra Avarlar tarafından Tuna'dan da bazi POMACS kavimleri uzaklaştırıldı ( VI. yy. sonu), İstep bölgesine girememeleri ve uzun bir süre orta asya kavimleri Türk boylarinin orduları tarafından kovalanmaları sebebiyle kuzeydoğuya doğru ilerleyerek Orta balkanlar , Rodop Daglari Yunanistan ile makedonya bölgelerinde 68 bin km karelik bir alanda yasamlarini sürdürdüler. POMACS kavimleri günümüzde arastirilmamakta ve eriyip kaybolduklarina inanilmaktadir. Kaynak .Alman dilbilimci G.H.Nesselmann, 1845’te yayımlanan Die Sprache der Alten Preussen POMAKLAR ve 916 tarihinde Kuzey Çin'deki "Hitay Devleti'nin kavimleri, Kuman ( Kipcak ),Pecenekler ile Kafkasyadaki Avarlar.


Kumanlar Balkanlara gelmeleri Şimali Çin'de milâdi 916 tarihinde "Hitay Devleti'nin ortaya çıkmasıyla başlamaktadır. Anayurtlarında "Kimak" ve yahut "Kikavimlerimek" adıyla anılan Kuman Türkleri tarih sahnesinde çok aniden parlayıp temayüz etmeleri ve yine çok aniden infisah edip sönmeleri arasında uzun bir zamanın geçmeyişi, haklarında tarihi yönden araştırma zorluğu çıkarmaktadır. Fakat Orta Asya ile Önasya tarihleri tetkik edildiğinde Kumanlar milâdi 916 tarihlerinde Şimali Çin'den ayrılmış oldukları görülmektedir. Yeni yeni ülkeleri işgal ve istila ederek büyük bir fütuhat arzusuyla yanıp tutuşan bu Cinli kuman kavmi, her yönlü kuvvet ve varlığını Ruslarla yürüttüğü savaşlarda hissettirmiştir. Kumanlar, Çin kuzeyinden, Orta Asya ve Kafkaslardan Rus bozkırlarına gelince Kıpçak adını almışlar, sahip oldukları bozkırlara da onlara izafeten "Desti Kıpçak" yani Kıpçak Bozkırları adı verilmiştir. Bizanslılar bu öz-Türk unsuruna Komanı, Macarlar Kun, Kuman ve Paloç, Almanlar ise Falon ve Falp, Ermeniler de "Charteş", Latinler "Cumanni" diye hitap etmişlerdir. Çin kuzeyinden ve Orta Asya'dan batıya doğru hareket eden Ku*manlar daha sonra güneye doğru yayılarak Rodoplar ve Makedonya'nın dağlık kesimlerinde savasmislar ve dağıldıkları mıntıkalara da kendile*rine has coğrafi isimlerini vermişlerdir. Pomaklara "Konyar", "Konyar Türkleri" lâkapları kullanmıslardır. Kumanlari geldigi bölgede cinin kuzeyinde ki uygur özerk bölgesindeki boylara baktigimizda cekik gözlü ,kisa boylu cinliden ayrici tek özelligi , dini olgularidir.. Bu iddiaya göre Pomaklar cekik , gözlü kisa boylu ve cinli görüntüsüne sahip asya ırkındandır. Yani çinlidir. Ne tarihler nede pomaklarin yasadiklari cografya, ne genetik ve anatomik özellikler ne dil ve cin kültürü , ne ruh ve sekil birligi pomaklarla bir uzak dogu uygur cin boyu olan kumanlarla benzemektedir. sedece kumanlar hakkinda fazla terihsel bir belge ve yeterli kaynak bulunmadigi icin egemen ulus zihniyetinde ya tutarsa deyip bu sacmalik gündeme getirilmistir. okuma yazma bilen herkesin rahatca arastirip bulabilecegi kadar basit , karsilastirmalarin ise


zeka seviyesi olgunlasmaya baslayan 7-11 yas gurubundaki cocugun bile ayirabilecegi bariz farkliliklar olan ucuz seneryolardir.. sadece pomaklarin göclerle, katliamlarla ,asimilasyonlarla , acilarla, mahkumiyetlerle gecen 600 tarihi. unutulup egemen ulus politikalarinin , pomak kültürüne bir sekilde adapte edildiginin kanitidir. (Pomakların) yoğun olarak oturdukları Rodoplar ve Batı Trakya havalisi 1345 yılına doğru Kantakuzen'in taht davaları esna*sında Aydınoğlu Gazi Umur Bey'in muhtelif fütuhuna sahne olmuş ve Türkler bu bölgeye nüfuz etmeğe başlamışlardır. Hatta, Rodop böl*gesi bir müddet "Umur-Eli" adını taşımıştır. Bazı tahminlere göre, Gazi Umur Bey'in teşvikiyle Batı Trakya ile Rodoplar bölgesine 100 bin kadar Yörük-Türkmen iskan edilmiştir. Çaka Bey de pek çok Ege adasını hakimiyeti altına aldıktan ve Semendirek ile Dedeağaç dolayla*rında ve Meriç mansabında hakimiyeti kurduktan sonra, Ege bölgele*rinden 54 bir kadar Yörük-Türkmen topluluğunu Dedeağaç ve Kavala üzerinden Orta Rodoplara "ileri karakol" görevlisi olarak göndermiş ve o yörelerde kalmalarını sağlamıştır. Böylece milâdi 1065 ve 1345 yılları arasında Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden en az 200 bin kadar Yörük-Türkmen Batı Trakya ile Rodoplar ve Makedonya'nın muhtelif bölgelerine gönderilip iskan edilmiştir.İskan edilen Yörük-Türkmen grupları bu yörelerdeki Kuman Türkleri tarafından ilgi ve sevgi ile karşılanmışlardır. Çok kısa bir zaman içerisinde buradaki Kuman Türkleri ile muhtelif Yörük-Türkmen unsurları arasında "ihtilatlar" meydana gelmiş ve bu durum bölge coğrafyasına olduğu kadar, tarihi*ne de resmen tescil etmiştir. . Selcuklu döneminde kiralik arap askerleri memlüklüler yörük türkmen olarak Konya yöresinde iskan ettirilmis ve buradan orta rodoplara yerlestirilmislerdir. Daha sonra buradaki Yörük-Türkmen boylari ile kumanlar kaynasmis ve pomak toplulugunu oluşturmuşlardır.. (Yani Bu iddiaya göre Pomaklar araptir, esmer yanik tenli kivircik siyah saclı ve iri siyah gözlüdür.. Arap soyundan geldikleri icin).


Slavlar onlara Osmanlı ordularına yardimci olup atlarindan sorumlu olarak at bakicigi yaptiklari icin “pomoç”, “pomaga”, yani yardımcı oldukları “Pomagaç”, “yadımcı” olarak nitelendirmişlerdir. Zamanla bu sözcük “Pomak” olarak telâffuz edilmiştir. Avarlar’ın torunları olarak bilinen “Pomaklar” Makedonya’da farklı tasnif edilmektedir. Torbeş kelimesi Makedonya’da saf etnolojik anlamda Pomakları isimlendirmek için kullanılan bir kelimedir. ( Pomaklar Osmanlının atlarına seyislik yapmadan önce bilinmiyor ve yoklardı , ne zamanki Osmanlı orduları geldi ve at seyisliği mesleğine soyundular, o zaman Pomak oldular, aslında Kuzey kafkasyada yasayan Avarların , yani Kafkas halklarının; tatarların bir boyu olan avar boylarından. Yani daha önce bir adlari hatta kendileri bile yok ve bir halk bir ulus degil Pomak lik bir meslek ismiymis . At seyisligi meslegi. Pomakça'nın "etimolojik" yapısı Çağatay-Türk lehçesine istinat etmektedir." Ahmet Cevad'a göre, "Pomak-Türk lehçesi ve bu lehçeyi muhtevî özellikler, tamamen Çağatay-Türk lehçe grubuna dahildir. Bulgar diyalektiği ve Bulgar fılolojisiyle Bulgar fonetiğinin dışında çok bariz faktörler arz etmektedir." Pomak Türk lehçesi ayrıca şu gruplara da ayrılmaktadır: a) Rodop-Pomak Türk lehçesi, b) Katrancı-Pomak-Türk lehçesi, c) Tuna havzası Pomak-Türk lehçesi. Bütün bu lehçeler, Bulgar ve diğer Balkanlı Slav unsurlarının leh*çelerinin dışında bir özel dil hususiyetini ihtiva etmektedir. Bu durum, Pomak Türkleri'nin dil yönünden Balkan ve Tuna boyu Bulgarlarıyla her hangi bir benzerliği olmadığını ve Bulgarların Pomak Türkleriyle ilgili en çok istismar ettikleri dil


konusunda ki iddialarının da geçersiz olduğu kanıtlanmaktadır. "Dil yönünden Pomak Türkçesi Bulgarca'nın tamamen dışında bir özellik Tasir.. ( Bu durumda Pomakca Türkcenin bir lehcesidir.. yani Türkcedir.. basit örnek. Pomakca : İme tu ti koko. Türkce : Adın ne ? hemen hemen aynı hatta hic fark yok. Recep Memisten alinti. Pomakların “Arap” kökenli olduğunu kanıtlama peşinde olanlar; bunu “Agaryan” biçimine dönüştürüyor önce. Ardından bunun; Arap dilinde “kara” anlamına gelen “hacer (hager)” sözünden geldiğini söyleyerek, Bizans’ın bölgeye iskan ettiği Arapların hikayesini anlatmaya koyuluyor… Türk’lükle bağlantı arayanlar da; “Ahriyan” olarak kabul ederek; “Ahi” lik öykülerini sıralamaya başlıyor. Yunan tezleri ise “Achryani” biçimine dönüştürdükten sonra; Büyük İskenderin ordusunda savaşmış, çok eski bir yerli kabile ile alakalandırmayı tercih ediyor. Bu durumda orijinal söylenişi bilmek önem kazanıyor. Konuya ilişkin kendi gözlemlerimi aktarmak istiyorum önce… 1978 yılında Türkçe öğrenmeden ölen babaannem; “Pomak” ya da “Pomakça” sözlerini asla kullanmaz, kullananlara da tepki gösterirdi. O zamanlar konu hakkında bilgisiz oluşum nedeniyle gereksiz bir inat olarak algılıyordum bunu. Özellikle birine Pomak dilini bilip bilmediğini sorarken kullandığı “znaesh ti aarenski?” ifadesi hala kulaklarımdadır. Arensky; “Aren’ce” demek. Sözcüğün başındaki “a” sesi, konuşma dilinde uzun “a” biçiminde kullanıldığı için Rumeli ağzında yutulan “h” sessizini andıran bir söylenişi var. Bu nedenle zaman zaman “ahrenski” biçiminde algıladığım da olmuştur. Sonuçta Babaannemin “Pomak” olmayı asla kabul etmediği ve kendisine, uzun “aa”


sesiyle söylenen “A(a)ren” adını yakıştırdığını kesin bir gözlem olarak aktarabilirim. Kaynaklar http://www.edirnelisesi.com/forum/index.php?action=printpage;t opic=31.0 http://www.yorumla.net/turk-tarihi/431048-pomaklar.html http://www.millet.gr/dhaber.php?haberid=362 Pomakların dili Pomakçanın tarihi ve kökeni hakkında yazılı belgeler , bulgular ile araştırma kaynakları. Son yıllarda Türkiye’de ve Balkanlarda Pomaklığı her yere, her topluluğa ve her inanca bağlama furyası başladı. Birkaç yıldır Kumanlar , Peçenekler Pomaklardır yalanı çok fazla tutarsız ve deşifre olduğu için suyu cıktı ve kullanılmıyor.. Bunun yerine yeni yeni teoriler geliştirip Pomaklar gerçek tarihlerinden nasıl saptırılır , dikkatleri başka yerlere nasıl çekilir çalışmaları başladı.. Şimdilik Pomaklar Antik slav halkıdır. revaçta. Günümüzdeki Pomak araştırmacıları , Tarihçileri , derleme ve yorumcularında tarafsız bakış açıları ile Pomak Tarihine yaklaşmaları , Pomaklar hakkındaki uydurma egemen ulus tezlerini sollamış durumda Bizans tarihçisi Anna Komnenana’nın verilerine göre: Anadolu yörüklerinin Teselya, Makedonya ve Rodoplara ilk çıkış tarihinin 1065 olduğu ve 55-60 bin kişilik bir kütle olduklarını belirtilir. 1065 yıllarından itibaren Bizans, Slavların güneye inmelerini önlemek amacıyla Konya’nın bazı kesimlerinden birçok yörük kabilelerini gayet tavizkar tekliflerle Teselya ile Makedonya ve Rodoplara götürüp iskan ettirmiştir. Bu kabilelerin 55-60 bin kişilik bir topluluk olduğu Bizans kroniklerinde belirtilmektedir. Fakat Rodoplarda yerleşik olarak bulunan Pomakarianlar in Smolyani kavminin in baskısı ile Bizans tarafından yerleştirilen Yörük Göçmenler önce Arda boylarına oradanda tekrar bizans Toprakları İznik tekfurluğuna geri dönüş yapmışlardır . Rus Belge ve kayıtlarında ise ilk defa 1054 yılında adları


geçer. Pomakarian Baltık – slav göçmenlerdir . Balto slav dili konuşurlar . Pomakarian larin diline Antik güney doğu Slavcanın Pumasi lehçesi denir . Daha ziyade sarı saçlı ve mavi gözlü, fiziksel özellikleri ile anılırlar. Bizanslıların 1087 yılından başlayan Orta Asyadan Balkanlara son büyük göç dalgasını kırmışlar ve Rodoplara hakim olmuşlardır. Bilgileri Bizanslı tarihçi Dukas da. Anna Komnenanın Aleksiad isimli kitabından öğrenmekteyiz. Bunun yaninda Önde gelen Bizans tarihçilerinden Timothy E. Gregory, kapsamlı araştırmasıda Pumasi dilinin ve Pomakarianlarin göçleri ile ilgili olarak bize yol gösteriyor. Trakların Yunanlılar gibi Olimpos tanrılarına inanmakla beraber savaşçı olduklarından savaş tanrısı Ares’e büyük önem verdiklerini, Trakyanın bu nedenle Ares’in vatanı sayıldığını, kahin Dionisos’un barınağının Rodop dağlarının doruklarında olduğunu ve Büyük İskender’in burayı da ziyaret ettiğini iddia ediyorlar. Olabilir ayni zamanda Pomakarianlarla birlikte göç eden Kelt ve Galia ( galya) kavimleride dağ ve savaş tanrılarına inaniyorlardi ve Rodoplarin doruklarında kendi tanrılarının yeri olduğunu varsaydılar. MS 46: Son Trak kıralı III.Rimitalke’nin ölümüyle Traklar Roma egemenliği altına girdi. Roma imparatoru Avgustus zamanında Trakya başkenti Filippopolis olmak üzere bir Roma eyaleti haline geldi. Bundan sonra bölgeye başka kavimler yerleştirildi ve Trakların adından bahsedilmez oldu. Slavlar kitleler halinde Balkanlara, Adriyatik ve Ege kıyılarına kadar yayıldılar. Bu yüzden Yunanistandaki halklar adalara sığındı. Bölgedeki etnik yapı değişti. Bizansın Balkanlardaki egemenliği sarsılmaya başladı. Arkeolojik bulgulara göre, Smolyan çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 2000 M.Ö. 1000 arasında olmuştur. Boşnaklar, Hırvatlar, Sırplar, Karadağlılar, Bulgarlar, Pomaklar, Slovenler, Makedonlar, Torbeşler Güney Slavları grubuna girer. Slavlar dini bakımdan Ortodokslar ve Katolikler olarak iki ana grupta toplanır. Ayrıca


Müslüman (Boşnak, Torbeş, Pomak) ve Protestan Slavlar da vardır. Ortodoks Slavlar geleneksel olarak Kiril alfabesini, Katolik ve Müslüman (Kiril alfabesini kullanan Torbeşler ve Pomaklar hariç) Slavlar ise Latin alfabesini kullanırlar. BKNZ link : http://tr.wikipedia.org/wiki/Slav Bulgarlar tarafından kullanılan şimdiki adını, 7. yüzyılda bölgeye yerleşen Smolyani isimli bir Slav kabilesinden alır. 14. yüzyıla kadar Bizans ve Bulgar Krallığı'nın bir parçası iken, Osmanlılar tarafından ele geçirilmiştir. Pomakçanın Ölü dil, daha önce konuşulmuş olup artık konuşulmayan ve konuşanı da kalmayan diller grubuna alinmasi bizi üzmektedir.; Trak, Sümer, Elam, Hatti, Hitit ve kısmen Ubıhça, yani Vıbıh, Pomakça (Убых) dilleri gibiÖlü dillerdir. Pomakça dili 2 bin senedir Yaşamaya devam etmektedir. Henüz ölmedi , öldüremediniz , öldüremeyeceksiniz.

Pomak Devletinin Sonu Pomak direniş ordusu tarafından "Rodop Mukavemet Hükümeti'nin" kurulması; Ahmet Timirski başkanlığında kurulan hükümetin 4 milyonluk bir nüfusa hükmetmesi, 250.000 kişilik bir askeri kuvvet düzenli bir ordu oluşturması; verdikleri mücadele ile Ayastefanos Antlaşmasının Berlin Antlaşmasına dönüşmesine etkili olmalarının intikamını almak ve böyle bir pomak direnişine yeniden meydan vermemek için Bulgaristanın ; pomakları sivil siyaset ile eritme yöntemine gitmesine yöneltmiştir . Komşu devletler , Yunanistan,Osmanlı , Makedonya ile gizli yada siyasi andlaşmalar yapmasına neden Pomakları bir tehdit olarak görmesinden ve korkmasından kaynaklanmaktadır. Haziran 1878


Rodop Pomak direnişinin Lofça, Servi, Plevne, Tırnova ile Batı Trakya'ya yayılması Pomak ordusunun savaşçı yapısı ve Osmanlı sınırlarını tehdit etmesi. Osmanlı içinde bir tehdit oluşturmaya başlamış ve Osmanlının Berlin Antlaşmasına giden yolu açmıştır. Osmanlı-Bulgar; Hükümetleri arasında yapilan 5 Nisan 1886 Sureti Tesviye Antlaşması,Balkanlardaki siyasi Rolü nedir. ?? Yunanistan'dan sonra Batı Trakya'ya göz diken ikinci bir devletin tarih sahnesine çıkışı olmuştur. Batı Trakyanın bir bölümü Osmanlıya geçince Pomak direniş Ordusunun saldırılarını büyük ölçüde azaltması, ancak Doğu Rumeli Vilayeti içinde kalan Kırcali ve Ropçoz bölgelerinde mücadelenin sürdürülmesine ve savaşa devam etme kararı almasıdır; 8 yıl Pomak direniş Ordusunun saldırıları artarak sürmüş ve Pomak halkının süren bu mücadelesi sonunda, 1886'da yapılan bir anlaşma ile Arda Nehri Kuzeyinde 300 köyün daha Pomak devletinin topraklarına katılmasının sağlanması gerçekleşmiştir. Bulgaristan Prensliğinin kurulması; böylece Osmanlınında işine gelmiş ve rus tehtidini oyalamak, bir anlamda taktik olarak zaman kazanmak olmuştur.. Bu durumda Osmanlının siyasi yapısına, o günkü koşullara uygun bir politika Yürütmüş Pomak ordusunun istediği , silah ,cephane , sıhhi yardım ve lojitik desteği reddetmiş , göndermemiştir. 5 Nisan 1886 Sureti Tesviye Antlaşması, Osmanlı-Bulgar; Hükümetleri arasında yapılmış Osmanlı ve bulgar Kuvvetlerinin birlikte hareket ederek Pomak direniş ordusunun dağıtılmasına ve yok edilmesine karar verilen bir anlaşma olmuştur. Bu anlaşma şartlarına göre : Pomak Devleti ve Pomak direniş Ordusunun dağıtılması Doğu Rumeli Vilayeti'nin Bulgaristan'a verilmesi Arda nehri kuzeyinde Rodop ve Kırcali bölgelerinde 300 köyün Pomak direniş ordusununun elinden alınarak Osmanlı topraklarına katılması; amaçları gerçekleştirilmiştir. 1912-191 3


Balkan Savaşı·Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ'ın genişleme amacıyla; Osmanlı devletinin Avrupa'daki topraklarına, Ekim 1912'de saldırmaya başlaması. 40 günde Makedonya ve Arnavutluk'un, 23 günde Edirne hariç Doğu Trakya'nın, 11 günde de Batı Trakya'nın elden çıkması Yanlış bir Politika izleyen osmanlının Bulgaristan ile bir olup Pomak devletinı ve Pomak ordusunu yoke tmesi Balkanlarda Güçlü bir Tampon dindaş ordusu olmamasına yol açmış ve osmanlı için bu da sonun başlangıcı olmuştur. Osmanlı Pomakları Bulgarlar ile bir olup yok etmesinin , dağıtmasının çok pahalıya patlıyacağını , Rusları oyalamak için kendi dindaşlarını bitirmesinin bedelini çok ağır ödeyeceklerini anlamış büyük bir hata , çok yanlış bir politika uyguladıklarının farkına varmış ve sınırlarını Pomak göçmenlere kısmen açmıştır. Zaten 18 Ekim 1912 Bulgaristan'ın Osmanlı Devletine savaş ilanı gerçekleşmiş . Bulgaristan'ın Batı Trakya'ya saldırısı ile işgal başlamıştır. Osmanlı ile bir anlaşma yapan bUlgarlar Pomak ordusunu ve Pomak devletini dağıtarak en büyük tehdtidi ortadan kaldırmış Osmanlı Topraklarına karşı şiddetli bir savaşa başlamıştır bunun sonucu olarak ilk bilanço şöyledir. Ekim - Kasım 1912 Batı Trakya'nın Bulgarlar tarafından işgali: 21 Ekim Kırcaali'nin işgali. 27 Ekim Ferecik'in işgali. 29 Ekim Karaağac'ın işgali. 05 Kasım Drama ve Kavala'nın işgali. 06 Kasım Serez'in işgali. 19 Kasım Dedeağaç'ın işgali. 20 Kasım İskeçe'nin işgali. 21 Kasım Gümülcine'nin işgali. 26 Kasım 1912 Batı Trakya'yı savunmakla görevli Osmanlı Kırcaali Müfrezesi'nin Meriç Nehrini geçerek Doğu Trakya'ya çekilmesi. 27 Kasım 1912 Kırcaali Müfrezesi'nin Bulgarlara teslim olması. Batı Trakya'da Türk ve Osmanlı hakimiyetinin sona erişi. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması'nın imzalanması; Osmanlı devletinin Midye (Kıyıköy) - Enez çizgisinin batısını Balkan devletlerine bırakması; Edirne, Kırklareli'nin Bulgaristan'a verilmesi... Pomak Devletinin ve Ordusunun Osmanlı + Bulgar işbirliği ile


bitirilmesinin sonuçları olarak Balkanlar siyasi coğrafyasından pomakların silinmesi ve Osmanlınında gitmesi olarak değişmiştir. 500 yıllık bir Osmanlı hakimiyeti Pomaklar üzerindeki yanlış bir siyasi karar yüzünden Türkler için ebediyen değişmiştir. Bitmiştir ..

Geleneklerimizin Kökeni BALKANLARDA TARİH ÖNCESİ VE ERKEN UYGARLIKLAR POMAKLAR. Pomak Gelinlerde Yüz boyama geleneği nereden geliyor ? Tarih Öncesi Çağlar : Bu büyük kadim uygarlıkların öncesine ait tüm sosyal örgütlenmeler, üzerinde “tarih neydi ?? öncesi” yazan büyük bir kutunun içine yerleştirilmişti.O halde Tarihöncesi veya Prehistorya (Latince, præ = önce + Yunanca, ιστορία =tarih), insanlığın yazının bulunmasından önceki dönemi. Tarihöncesi dönemler arkeoloji tarafından araştırılır. Tarihöncesi dönemin uzunluğu, bölgelere göre değişiklik gösterir. Kimi bölgelerde 2 milyon yıl öncesinde yaşanmaya başlayan bu dönem, insanlığın geçirdiği en uzun aşamadır. Taş Devri ,Eski Taş Çağı , Yontma Taş Devri , Paleolitik Çağ 2,5 milyon yıl - M.Ö. 12000 Orta Taş Çağı ,Avrupa'da Mezolitik Çağ Neolitik Kültür Evresi M.Ö. 9000 M.Ö. 5500 Bakır Devri ,Bakır Taş Çağı , Kalkolitik Çağ , Maden Taş Çağı Erken Kalkolitik M.Ö. 5000 - M.Ö. 3000 Orta Kalkolitik Geç Kalkolitiktir . Balkanlarda ve Pomakların olduğu bölgelerde yerleşim ve kültürel uygarlıkta değişim olmadı , erken dönem kültürlerin devamı seklinde yaşatılmakta, gelinlerin yüzünün boyanması Neolitik kültür cağından günümüze devam etmektedir. Meseleyi doğru biçimde ortaya koyarsak, tarih ve “tarih öncesi” arasındaki ince çizgiyi hangi ölçüt belirliyordu? Gimbutas’ın çalışmalarının sağladığı değerli katkıyla birlikte


ortaya çıkmaya başlayan resim, binlerce yıl önce neolitik düşünürlerce geliştirilip kullanılan sembolojinin karanlıktaki bölümlerine ışık tutarak tarih öncesi dönemlere ilişkin düşünce ve anlayışımızdaki boşlukları doldurmaya yardımcı oldu. Bu, Balkanlarda ilk erken dönem uygarliklar ve pomak tarihinin en eski kozmoloji ve inancını yeniden ortaya çıkarmak demekti; daha azı değil. Pomak göreneklerinde Gelinlerin Yüz boyama geleneği nereden geliyor ? “Tarih çağları” adıyla andığımız son beş bin yıl, kültürümüze her anlamda ağırlığını koyan ve elbette kadınların sosyal statüsünü düşürürken tanrıçanın rolünü de buna paralel olarak arkaya itmekle işe başlayan “ataerkilliğin”, ürkütücü hikâyesine sahne oldu. Tanrıça Kültü birdenbire ortadan yok olmadı tabii; hatta aslına bakılırsa teslim olmadan önce yüzyıllar boyunca yeni duruma direndi. Bronz Çağı’nın “çoktanrılılık” olarak adlandırılan inanç sisteminin içinde tanrıça figürleri de bulunuyordu ama bunların statüleri eril baştanrıya “yardımcı”, “anne” ya da “eş” olmaya indirgenmişti. İ.S. dördüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu erkek-egemen tektanrıcılığı kabul ettiğinde, “tanrıça kültü”nün sonu da ufukta belirmişti artık. Pomakarian Göçmenleri ile birlikte gelen ve Roma imparatorluğu mitolojisinde`de adı gecen ve Pomakarianların smolyani kavminin Tanrıçaları olan çocukların koruyucusu Dadazashta ( Abeona) ve doğmamış bebekleri besleyen ( Nithor ) bebezashta dır. Romalılarda Abeona ve Nithor adında tanrıca olarak ayni sekilde mitler sembolize edilerek ananeler devam etirilmistmis bu isimler zamanla Pomakarian kavimleri arasindada ayni sekilde fakat degisik bir sive kullanilarak günümüze kadar gelenek olarak yasatilmistir. Pomak kavimleri arasinda ve yöresel


degisikliklere maruz kaldigi halde, özü korunup Gelinlerin ergenlik cağına giren genç kızların yüzleri boyanarak ve pullanarak devam etmiştir. Balkanlarda Roma öncesi dönemden kalan Pomakarianlardan smolyani kavminin Tanricasi Bebeklerin ve çocukların koruyucusu Tanrıca ( Abeona) dadzahsta gelenek seklinde sadece Pomak ulusu içinde kültürel olarak 1500 yıldır yaşatılmaya devam etmektedir. Pomakarian kavimlerinde Neolitik cağ Tanrıçaları Pomakarian Göçmenlerinde ve şimdiki Pomaklarda binlerce yıldır kadınların farklı kişiliklerini yansıtan sembolik karakterler olarak etkili olmuşlardır. Erken Neolitik dönemde göç etmeye başlayan Pomakarianlar da , Zaman zaman tanrısallıktaki veya tanrılardaki dişil-eril ilişkiler monizmde farklı bir köken bulabilir; burada daha tanımlı ve kesin bir monoteizm - politeizm karşı kavramlarından farklı olarak Tanrıça ve Tanrı, bir tek aşkın monadın cinsiyetleri olarak görülür ve genelde Düğün , evlilik ve doğum gibi törenlerde Tanrıcalar ; yüz , vücut . el , kol boyama ve süsleme seklinde sembolize edilirdi. Her kültürde, özellikle de antik politeistik mitoloji ve inançlarda tanrıçalar çeşitli benzer özellikleri paylaşsalar da, farklı şekil, rol ve adetlerle ortaya çıkmıştırlar. Yerleşmiş düşünceye göre ana kriter, insan aklının en etkileyici ürününün, yani yazının geliştirilmesi ve yoğun biçimde kullanılmaya başlamasıydı. Balkanlara ilk olarak, yaklaşık bir milyon yıl önce geldiği düşünülmektedir. Günümüzden on dört bin yil öncesine dayanan kültür tarihinin en uzun dönemi olan bu süreç “Eski Tas Çağı” ya da “Avcılık Toplayıcılık Dönemi” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem boyunca av ve yenebilir bitki – yemiş toplayıcılığına dayalı bir beslenme düzeni ve göçebe bir yasam biçimi hakim olmuş, kalıcı barınaklar yapılmamıştır. Oldukça uzun olan bu süreç içerisinde, dünya iklimi ile birlikte Balkanların ikliminde de önemli değişiklikler olmuş, birbiri ardına kuru soğuk iklim dönemleri, on binlerce yıl bölgeye hakim olmuştur. Bu dönemde, insanların el


becerilerinde önemli gelişmeler olmuş ve aletlerin büyük bölümü çakmak taşından yongalanarak, ya da ağaç ve kemikten yapılmıştır. Paleolitik döneme ait Balkanlarda bilinen en eski ve önemli buluntular, Rodop dağlarından gelmektedir. Doğu Avrupa, ile Balkanlarda ilk 400 sene 137 nesil süren Pomakarian göçleri ile başlayan yerleşik düzen ve uygarlık gelişimi ve Eski yerleşimlerdeki düzen yalnızca cinsiyetler arası mutlak eşitliği içermekle kalmıyor, dişil nitelikleri de yüceltiyordu – bu, Gimbutas’ın “matrist” ya da “matrifocal” (anne merkezli) adını verdiği ve spiritüel yaşamın liderliğini kadınların üstlendiği bir düzendi. En dikkat çeken nokta, bu erken toplumların kesinlikle barışçı bir karaktere sahip olmalarıydı: Savaşın, silah üretiminin ya da düzenli bir “savaşçı yetiştirme” sisteminin varlığına ilişkin en küçük bir iz bile bulunamamıştı. Mutlak bir eşitlik içinde birlikte çalışıyor, üretiyor, hasat yapıyor ve ortaklaşa paylaşıyorlardı. Çanak Çömleksiz Neolitik dönemin ardından kentleşmenin başlangıcına kadar süren gelişmeler, Çanak Çömlekli (ya da Geç) Neolitik ile Erken ve orta Kalkolitik dönemleri kapsar. Neolitik ve Kalkolitik dönemler geleneksel olarak birbirlerinden Neolitik insanların kullandığı yontma ve cilalı taş aletlere ek olarak Kalkolitik dönem insanların bakır ve tunç aletler kullanmasıyla ayırdedilir. Ancak Çanak Çömleksiz Neolitik dönemde de sınırlı sayıda bakır aletler kullanılmasına karşın, Geç Kalkolitik dönem öncesi kazı yerlerinde bulunan maden miktarı çok azdır.

Her göç, pomaklar için bir trajedi olmuştur. Viyana Kuşatması, 27 Eylül-16 Ekim 1529 Yaşanan çok sayıda savaşın önemli sebeplerinden veya


sonuçlarından biri de bu göç sürekli yer değiştiren, farklı dil, din ve kültürlerin coğrafyasına giren Pomaklar, ister istemez, gittikleri coğrafyadaki insanlarla bir hâkimiyet mücadelesine girişmiş; mücadele etmişlerdir. pomaklar, asıl büyük kıyım ve kırımları göçler sırasında yaşamışlardır. Her göç, pomaklar için bir trajedi olmuştur. Tarih boyunca yaşanan bütün göçleri ve bu göçlerde karşılaşılan kıyım ve kırımları anlatmak bir makalenin hacmine sığmaz. Onun için biz daha çok 19. yüzyılda Pomakların uğradıkları göçlerin, sürgünlerin, kıyım ve kırımların bir bölümünü, özetlemeye çalışacağız. 18. yüzyılın ortalarından itibaren hızlanarak gelişen tarihi olaylar 19 ve 20. yüzyıl pomaklar için “kara” bir yüzyıl haline dönüştürmüştür. Nitekim 20. yüzyılın en mağdur, en mazlum ve en çok kırım ve kıyıma uğrayan milleti devletsiz uluslardan olan Pomaklar için olmuştur. İkinci Viyana kuşatması da başarısızlıkla sonuçlanınca, Osmanlı ordusu tarihinde ilk defa geri çekilmiştir. Bu çekilmeyle birlikte Avusturyalılar, İstanbul’dan, çok önce, 1389 tarihinde Osmanlı tarafından fethedilen Üsküp’e , balkan dağlarına kadar gelerek şehri yakmış ve birçok insanı kılıçtan geçirerek öldürmüşlerdir. 1687′dekı bu olay sırasında, balkanlarda yaşama imkanı bulamayan Pomak ve diger halklar göçmek ya da kaçmak zorunda kalmış ve İstanbul’a gelerek Unkapanı civarında bir mahalle kurmuşlardır. Bu olay ve 1687 tarihi, Rumeli’den Anadolu’ya doğru yapılan göçlerin başlangıcını oluşturmuştur. 1687 tarihinde balkanlarda İstanbul’a yapılan göçten sonra, yaşadıkları yerlerde rahatsız edilen, baskıya uğrayan balkan toplulukları, çeşitli zamanlarda Anadolu’ya göçmeye devam etmişlerdir. Daha sonra yapılan göçlerden, 1774 tarihinde Balkanlar üzerinden gerçekleşen Kırım göçü, 1806 yılında Sırp ve Karadağ işyardan, 1829 tarihinde Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması ve özellikle, 1877/78 Osmanlı Rus savaşı İle 1912 Balkan savaşı sonrasında meydana, gelen göçler önemlidir.


Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması ile birlikte çeşitli bölgelerde yaşayan pomaklarda büyük baskılar uygulanmış ve göçe zorlanmışlardır. Özellikle Mora yarımadasında yaşayan Türkler büyük zulüm görmüş; kaçma fırsatı bulamayan 20,000 sivil hunharca katledilmiştir. Rusların Yeşilköy yakınlarına kadar geldikleri 1877/78 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlarını ilan etmişler, Bulgaristan ise özerk bir Prenslik haline getirilmiştir. Bu savaş sırasında ve sonrasında bir buçuk milyon İnsan göç etmek zorunda kalmıştır. Hiçbir can güvenliği olmadan yollara çıkan bu insanlar, göç yolunda saldırılara uğramış; işkenceye, tecavüze ve her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kalmış, büyük bir kısmı yollarda öldürülmüştür. Bu göçler sırasında yaşananlar tam anlamıyla bir felakettir. Soykırımdan kurtulanların bir bölümü de açlık, hastalık ve sefaletten ölmüştür. Sağ olarak güvenli bölgelere ulaşabilenler, buralara yerleştirilmiş, Anadolu’ya gelenler ise Osmaniye, Reşadiye, İhsaniye gibi adlarla kurulan yeni yerlere yerleştirilmişlerdir. 1877/78 Osmanlı-Rus savaşından sonraki en büyük göç dalgası, 1912 Balkan savaşı sırasında yaşanmıştır. Dört küçük Balkan devletçiği, Osmanlı’nın orduyu terhis etmesini fırsat bilerek hücuma geçmiş ve Osmanlı’yı mağlup etmiştir. Osmanlı ancak İşkodra, Yanya ve Edirne’de direnebilmişlerdir. Savaş sırasında sivil halk katliama uğramış, kaçabilenler canlarını kurtarmış ve İstanbul’a, Anadolu’ya yönelen yeni bir göç dalgası oluşmuştur. Balkan savaşlarından sonra Osmanlı Devleti, Avrupa’daki topraklarının % 83′ünü, Avrupa’daki nüfusunun ise % 69′unu kaybetmiştir. Çok Hazin Manzaralar Bütün bu savaşlar ve göçler sırasında her biri ayrı bir trajedi olan binlerce olay yaşanmıştır. Örnek olması bakımından bir Alman demiryolu memurunun 1878 savaşı hatıralarında yer alan bir notunu burada vermek istiyorum. Alman memur hatıralarında ,” Yolda dört yüz cesede rastladım. Üst üste yığılmışlardı ve hepsi çıplaktı. Kadın, erkek, çocuk hepsi önce karda, soğukta çıplak bırakılmış, sonra öldürülmüşlerdi. Bunların içinden iki yaşında bir çocuğu ben kurtardım” demektedir. Bu


konuda yer alan yüzlerce belgede, göçün, açlığın, etnik arındırmanın, soykırımın ve korumasız kalan sivil insanların çaresizliğinin, insanlık ayıbı olan örneklerini görmek mümkündür. Örneğin bu belgelerden biri, Petersburg’da İngiliz Büyükelçisi Loftus tarafından Rus Dış İşleri Bakanı Gortchakow‘a verilen notadır. Bu notada: “Rus ilerlemesi karşısında Rumeli balkan halkının panik halinde toplu olarak göçtüğü ve bu göç sırasında 100.000 kişinin açlıktan ve soğuktan öldüğü belirtilerek, halkın telaş ve korkusunun giderilmesi için, Rusların bir bildiri yayınlaması gerektiği“ belirtilmektedir. Göçler Devam Ediyor… Balkanlarda yaşanan katliamlarda Rus desteğindeki Bulgar birlikleri önemli rol oynamışlardır. Sadece Harmanlı katliamında 20.000 kişi katledilmiştir. Balkan savaşı sırasında meydana gelen göçte, yaklaşık olarak 600.000 Pomak , Türk , Cingene katledilmiştir. Bu 600.000 kişinin 200.000′inin Bulgar çeteleri tarafından katledildiği tahmin edilmektedir. 1821′deki Yunan ayaklanması ve bu ayaklanmaya ile birlikte başlatılan “etnik temizlik”, daha sonra uygulanan sürgün ve soykırımın başarılı bir örneğini oluşturmuştur!. Balkanlardan Anadolu’ya yapılan göçler Cumhuriyet döneminde de devam etti, Bu göçlerin bir bölümü “mübadele” yoluyla gerçekleşti. 1923 mübadelesinde Yunanistan’dan yaklaşık olarak 500.000 insan Türkiye’ye geldi. Yunanistan’da baskı ve zulüm gördükleri için, 1952-1969 yılları arasında mübadele anlaşmaları dışında 25.000 kişi daha Türkiye’ye göçmek, kaçmak zorunda kaldı. Kaynak : Kurşunlanan Türkoloji kitabi , internet sayfaları , Kaynaklar ; Internet sitelerinden alıntılar ile derlenmistir.


E.KiTAP YAYINLARI

Pomaklar kimdir nedir  
Pomaklar kimdir nedir  
Advertisement