Page 1

W W W . P L AT F O R M M E D I A . N L

P

Yıl • Jaar 15 • NR: 140 • 15 FEBRUARI-15 MAART 2012

Aylık düşünce, aktüalite ve haber dergisi

Behzat Ç :

Biz hep buralardaydık Hollanda’nın en başarılı hakemi Türk

Turizm Fuarında Türkiye yoğun ilgi gördü

Danıştay’dan

sevindiren karar çıktı

Katliam ve

özür gerçeği Cilt tipinize göre bakım önerileri

400. yılda

400 işadamı

8. rm ir fo Şi ı at Pl rupa as m ı Av arış lad Y baş

Yeni Rotterdam Başkonsolosumuz Togan Oral:

400. Yıl kutlamaları Hollanda Türkiye ilişkilerini daha iyi geliştirecek

Günümüzde Lobicilik ve Önemi Mazhar Alanson:

Beni tasavvufla buluşturan müziktir Hollanda’da 3 ay Türkiye rüzgarı esecek


Platform

15 Ĺžubat 2011

4


5

Platform


COLOFON/KİMLİK Prijs € 3,50

Platform Yıl-Jaar 15 • Nr. 140 •15 Februari-15 Maart 2011

İÇİNDEKİLER

14

Aylık düşünce, aktüalite ve haber dergisi Platform Dergisi her ayın 15’inde yayımlanmaktadır Sahibi / Uitgever PMG

Genel Yayın Yönetmeni / Hoofdredacteur Ebubekir Turgut

Yazı İşIeri Müdürü / Eindredacteur Selim Turan

Kültür ve Sanat H. Kerim Ece

Müzik / Magazin

Sümeyye Betül Turgut

Danışma Kurulu

Fuat Aslan, Dr. Kutlay Yağmur, Orhan Selim Bayraktar, Dr. Seyfi Özgüzel, Veli Yücesan, Muzaffer Yanık, Sadık Yemni, Bekir Cebeci, Sabahattin Uçar, Prof. Dr. Özcan Hıdır, Hatice Turgut, Mesut Dişli, Dr. Gürkan Çelik, Sabahattin Uçar

Haber Araştırma

Selim Turan, Enes Akın, Özlem Özyol, Münevver Esra Turgut, Tarık Akgün, Selçuk Öztürk, Muhammed Tahtalı, Mustafa Toga, Hatice Söylemez, Banu Çelik

Reklamlarınız için / Advertentie Tel.: 06-41780100 / 020-6138902

Bu sayıda katkıda bulunanlar

M. Kübra Turgut, Cezmi Doğaner, Nuray Bossink-Tuna, Okan Akın, Mehmet Çalışkan, Kamil Kopuz, Drs. Armand Sağ, Burhanettin Carlak, Ali Osman Biçen, Mehtap Kayaoğlu, Özlem Özyol, Şahin Yıldırım

Hukuk danışmanı : Av. Ejder ve Nürsel Köse Abone Ücreti : Hollanda Senelik 25,- euro Belçika 30,- euro. Diğer ülkeler 50,- euro

DOSYA

Günümüzde lobicilik ve önemi

HABER • Turizm Fuarında Türkiye yoğun ilgi gördü • 400. yılda 400 işadamı • Irkçı Parti PVV’li Cor Bomsan, PvdA’lı Selçuk Öztürk’ün Şahsında Tüm Müslümanlara Hakaret Etti • Evliya Çelebi Şimdi Hollandaca • “Alevi açılımında büyük bir fırsatı hep birlikte heba ettik” Platform • Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver: Dergisi Ocak Sa yısı Kap Din görevlileriyle bir araya geldi a

ğı

Dağıtım:

Hollanda geneli

Tasarım / Lay-out : P-Ajans - info@p-ajans.nl Yazışma adresi:

Postbus 69026, 1060 CA Amsterdam Tel.: 020-6138902 • Fax: 020-613 24 23 E-mail : info@platformmedia.nl

80 80

w w w. pla t fo r mm ed i a.n l Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara ve reklamların içeriğinden reklam verenler sorumludur. Doğacak hukuki sorumluluk hiçbir şekilde dergimizi bağlamaz. Dergimizde yer alan yazı, resim, karikatür ismimiz belirtilmek süretiyle kullanılabilir. Reklamlar müsade alınmadan kesinlikle kullanılamaz.

Hollanda'nın en başarılı hakemi Türk

ISSN: 1574-022638-4014-29 8-13

Platform Platform

15 Eylül 2011 2011 15Haziran-Temmuz Şubat 2011

SPOR

6


Yayın Üssü’nden

62

Ebubekir Turgut

e.turgut@platformmedia.nl

Lobi Ama Nasıl? Bu ayki konumuz başlığımızdan da anlaşıldığı gibi neden lobi oluşturamıyoruz?Avrupa’da milyonlarla ifade edilen bir nufusa sahip olmamıza rağmen fazla bir şey ifaade etmiyoruz neden? Belki derin ve zor bir konu.Ama biz zorda olsa düşüncelerimizi yansıtmak istedik.

MÜZİK

Beni tasavvufla buluşturan müziktir

HUKUK

Türk vatandaşlarını 39 Danıştay'dan sevindiren karar çıktı!

TARİH

ve özür 54 Katliam gerçeği

Dünya çapında güçlü ve organize lobileri örnek vermek gerekirse lobi faaliyetlerinin en güçlü olduğu ülke olan ABD'ye bakmamız yeterli olacaktır. ABD'deki en güçlü lobi kuruluşları arasında Musevi lobisini, Ermeni lobisini ve silah lobisini örnek gösterebiliriz. Bu lobilerin ne kadar güçlü olduklarını, Amerikan iç ve dış politikasını ne denli etkilediklerine birçok kez şahit olduk.

BAKIM

56

Cilt tipinize göre bakım önerileri

Okullarda yapılacak çalışmalarda, özellikle Türkleri veya Türkiye’yi ilgilendiren konularda, kültürümüz, tarihimiz, geleneklerimiz ve dinimiz mümkün olduğu kadar doğru kaynaklardan hazırlanılarak, seviyeli bir çalışma olarak sunulabilir. Bu şekilde bazı oluşmuş önyargıların yıkılabileceği gibi, genç Hollandalı dimağların da doğru bilgilerle dolması sağlanabilir. Vatandaş olarak üzerimize düşen görevlerden birisi gelişmeleri yakından takip etmek, ve gerektiğinde tepkimizi meşru yollardan göstermek ve lobi kuruluşlarımızın hazırlamış oldukları protesto kampanyalarına katılmaktır. Hollanda medyası özellikle çok iyi takip edilmeli, politik gelişmelerden ve kanun değişikliklerinden haberdar olunmalıdır. Ayrıca mümkün olduğunca lobi kuruluşlarımıza ekonomik destek verilmesi de hayati bir önem taşımaktadır. Partilerin yerel temsilciliklerine üye olunmalı ve belediye encümen azası olabilmek için çalışılmalı, yerel politika iyi takip edilmelidir.

EVLİLİK OKULU

58

Çocukların hayatlarında bir şeyler yolunda gitmiyor

SİNEMA

60 Biz hep buralardaydık KÜLTÜR-SANAT Avrupa Şiir 68 8.Yarışması Başladı

24 AYIN RÖPORTAJI

Günümüzün "demokratik" ülkeleri, vatandaşlarına din, vicdan, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi birçok haklar tanımış ve bunların da kullanılmasını teşvik etmişlerdir. Yalnız şu da unutulmamalıdır ki bu haklar tanınmış olsa bile hiç bir zaman kendiliğinden sahibini bulmamış, tam tersine daima çalışkan, aktif ve güçlü olan topluluklar tarafından doğru zamanlarda, doğru yerlerde ve doğru şekillerde kullanılarak seslerini duyurabilmişler ve amaçlarına ulaşmışlardır. Günümüzde lobicilik tartışılamayacak kadar önemlidir. Toplumda hak ettiğimiz yeri edinebilmek ve haklarımızı koruyabilmek için lobicilik kaçınılmaz bir araçtır. Bu durumu en iyi izah eden deyim olarak "Ağlamayan bebeğe meme vermezler" gösterilebilir.

Yeni Rotterdam Başkonsolosumuz Togan Oral

Akademisyenler olarak öncelikle iş arkadaşlarımızın zihinlerinde oluşan soru işaretlerine ve önyargılara cevap niteliğindeki faydalı konferans, seminer ve yayınlardan haberdar etmeli, gerektiğinde araştırma yapıp daha detaylı bilgilere ulaşmalı ve onları en doğru şekilde bilgilendirmeliyiz. Ayrıca ulusal çapta oluşturulan ve akademisyenlerden oluşan düşünce kulüplerine iştirak etmeli ve bu kulüplerde yapılan beyin fırtınalarına katılmalıyız. Başımızdan geçen önemli olayları kağıda döküp vatandaşlarımızla paylaşmalıyız. Gazete ve dergilere makaleler göndermeli, çok okumalarıyla meşhur Hollanda halkını en doğru şekilde bilgilendirmeliyiz.

Gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle… 7 7

Platform


Ayın Panoraması

Hollanda Kraliçesi'nin cami Kim ne ziyaretinde başörtüsü takması kadar eleştirilere yol açtı kazanıyor?

LAHEY - Hollanda Kraliçesi Beatrix'in, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman'ı kapsayan Körfez ülkelerindeki gezisi sırasında cami ziyaretlerinde başörtüsü takması ülke siyasetinde bazı tartışmalara yol açarken, halkın büyük bölümü ise Kraliçe'ye destek verdi.

Halk Kraliçe'ye destek verdi Aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders'ın Kraliçe'nin başörtü takmasını "kadına baskının meşrulaştırılması" şeklinde eleştirmesi tansiyonu yükseltirken, Kraliçe bu yöndeki eleştirileri "saçma" olarak nitelendirdi. Devlet Enformasyon Dairesi de söz konusu kıyafetlerin saygıdan dolayı giyildiğini açıkladı. Siyaset arenası bu tartışmaları yaşarken halkın büyük bir çoğunluğu Kraliçe'ye destek verdi. Maurice de Hond adlı araştırma kurumunun yaptığı ankete katılanların yüzde 79'u Kraliçe'nin şapkasının üzerine şal örtmesini doğru bulurken, yüzde 20'lik bir kesim ise karşı çıktı. Kraliçe'nin Hollanda içindeki bir cami ziyareti sırasında da benzer bir örtüyü takıp takmaması yönündeki soruya ise halkın yüzde 53'ü olumlu, yüzde 41'i ise olumsuz yanıt verdi. Aynı araştırmada başörtüsünün kadına baskının bir örneği olarak görülüp görülmediği tarzındaki soruya da yüzde 58 hayır, yüzde 33 ise evet diye yanıt verdi.

Amerika'da yapılan bir araştırma cami imamları, havra hahamları ile kilise papazlarının yıllık kazancı konusunda ilginç sonuçlar ortaya çıkardı... Amerika'da yapılan bir araştırmada üç büyük dinin görevlilerinin kazancı konusunda ilginç sonuçlar ortaya koydu. Slate dergisinin yaptığı araştırmaya göre, Amerika'da en çok kazanan din adamları hahamlardan oluşuyor. Araştırmaya göre bir hahamın ortalama yıllık geliri 140 bin Doları bulurken, Proteston bir papazın yıllık kazancı 40 bin Dolar civarında. Araştırma sonuçlarına göre en az kazanan din adamları Katolik papazlar ile Müslüman imamlar. Katolik bir papaz ile Müslüman bir imamın ortalama yıllık geliri 25 bin ile 30 bin Dolar arasında değişiyor. Araştırmaya göre bazı yerlerdeki haham ve papazların yıllık gelirinin 400 bin Doları da bulduğu da belirtildi.

Hollanda Kraliyet Ordusu'ndan eyalet meclisine Mustafa Bal yemin ederek eyalet meclisindeki görevine başladı Meclisin bugünkü oturumunda yemin eden Bal, siyasi çalışmalarının yanı sıra Hollanda Kraliyet Ordusu'nda da görev yapıyor. Bal'ı yemin töreninde askeriyedeki mesai arkadaşları da yalnız bırakmadı. Siyasetle askeriyedeki görevini bir arada götüreceğini belirten Bal, eyalet meclisinde daha çok ulaştırma ile çevre komisyonlarında görev alacağını söyledi. Aynı zamanda askeri sendika başkanlığını yürüttüğünü de hatırlatan Bal, "Hem Hollanda Kraliyet Ordusu'nda görev yapmam hem de siyasetle uğraşman engel teşkil etmiyor. Bilakis çalışma arkadaşlarımdan

Platform

15 Şubat 2011

ve üstlerimden destek alıyorum. O yönden çok memnunum" diye konuştu. Uzun yıllardır içinde bulunduğu siyasette ilerlemeye çalıştığını ve milletvekili olmayı hedeflediğine vurgu yapan Bal, "Yemin ettikten sonra görevime başladım, çok mutluyum. Beni buraya getiren Türk toplumunun sorunlarına çözüm bulmak için elimden gelen çabayı göstereceğim. Toplumun sorunlarıyla yakından ilgileneceğim" dedi. Eyalet meclisine yeni seçilen Mustafa Bal, 2 Mart 2011 tarihinde yapılan eyalet meclisi seçimlerde partisi tarafından aday gösterilmiş ama seçilememişti.

8


Ayın Panoraması

Adım adım burka yasağı Ekonomik kriz Hollandalıların tatil alışkanlığını olumsuz etkiledi Ekonomik krizin etkilediği ülkeler arasında yer alan Hollanda'da bu sene tatile çıkacakların sayısında azalma bekleniyor. İçişleri Bakanı Liesbeth Spies, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, hükümet üyelerinin, yüzü tamamen kapatan giysilerin kamuya açık alanlarda giyilmesine yasak getiren öneriye onay verdiğini söyledi. Danıştay'ın bu konuyla ilgili daha önce dile getirdiği yasağın din özgürlüğüyle bağdaşmayacağı yönündeki görüşünü incelediklerini ve bazı noktalarda hemfikir olmadıklarını kaydeden Spies, bu yüzden Danıştay'ın görüşünü takip etmediklerini ifade etti. Hükümetin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kamu düzeninin çıkarları söz

konusu olduğunda, din özgürlüğü konusunda sınırlı kısıtlama tanıdığı görüşünde olduğu bildirildi. Parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisi ve üst kanadı Senato'da kabul edildikten sonra yürürlüğe girecek yasa önerisine göre, yasağa uymayanlar 380 avro para cezasına çarptırılabilecek. Toplumda “burka yasağı” olarak da adlandırılan değişiklik önerisi, aşırı sağcı Geert Wilders'ın lideri olduğu Özgürlük Partisi'nin (PVV) dışarıdan desteklediği, Liberal Parti'yle (VVD) Hristiyan Demokratlar Birliği'nden (CDA) oluşan azınlık hükümeti programında da yer alıyordu.

Hollanda Turizm ve Kongre Bürosu ile NIPO adlı kurumun yaptığı araştırmaya göre, 2012'de özellikle yurtdışı tatiline gideceklerin sayısında gerileme yaşanacak. Ekonomik krizden dolayı daha az ve kısa süreli tatilden yana tercih yapılmasının beklendiğine işaret edilen araştırmada, bu durumun uzak bölgelere gidişleri ve lüks tatil anlayışını da olumsuz etkileyeceği belirtildi. Yurtdışına giden turist sayısında yüzde 3'lük bir azalma tahmininde bulunulan araştırmada, insanların tercihlerini daha çok yakın ülkelerden yana kullanabileceklerine değinildi.

Hollanda’da sosyalistler oylarını artırmaya devam ediyor Farklı kamuoyu yoklamalarına göre halk desteğini büyük oranda artırarak, ülkenin en büyük partisi konumuna yükseldiği tespit edilen Sosyalist Parti’nin (SP) çıkışı sürüyor. Maurice De Hond adlı araştırma kurumu tarafından yapılan son ankette, parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisinde 15 sandalyeye sahip SP’nin şu anda seçim yapılması halinde 34 milletvekili çıkarabilecek oy potansiyeline ulaştığı saptandı. SP, bu sonuca göre ülkenin en büyük partisi konumuna yükselmiş durumda. Geçen haftaki ankette sosyalistlerin meclise 32 temsilci sokabilecekleri belirlenmişti. Aynı ankette, diğer partilerin durumunda büyük bir değişiklik olmadığı da ortaya çıktı. Kamuoyu yoklamalarına göre tarihinin en yüksek oy oranına ulaştığı tespit edilen SP’nin lideri Emiel Roemer, halkın, hükümet tarafından uygulanan sert tasarruf tedbirlerinden dolayı kendilerine destek verdiği görüşünde.

Emile Roemer

9

Platform


Ayın Panoraması

Wilders'ın oyları düşüyor

HOLLANDA’da Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD)Hıristiyan Demokratlar (CDA) azınlık hükümetine dışardan destek veren Özgürlük Partisi’nin (PVV) oy potansiyelinde erime olduğu belirlendi. Geert Wilders

Maurice de Hond tarafından yapılan araştırmada şu an parlamentonun alt kanadında 24 milletvekili ile yer alan var PVV’nin bugün seçimler yapılsa 21 temsilciye gerileyeceği saptandı. İslamiyet’i ve Müslümanları hedef alan söylemleriyle tanınan Geert Wilders’in siyasi oluşumu PVV, Aralık ayında yapılan kamuoyu yoklamalarında 26 sandalyeye kadar yükselmişti. PVV’nin desteği ile gerçekleşen kısıtlamalara duyulan tepkinin oy potansi-

yeline yansıdığı kaydedildi. PVV’nin oy kaybında Wilders’in Kraliçe Beatrix’in Körfez ülkelerine ziyareti sırasında başını örtmesini eleştirmesinin de önemli rol oynadığı belirtildi. Daha önce yapılan araştırmada PVV’li seçmenlerin yüzde 50’si Kraliçe Beatrix’in cami ziyaretleri sırasında başını örtmesini haklı bulduğun belirtmişti. Sosyalistler artırdı Araştırmada Sosyalist Parti’nin (SP) oylarını arttırdığı belirlendi. Şu an mecliste 15 milletvekili bulunan SP’nin 30 temsilci çıkarabilecek oy potansiyeline ulaştığı saptandı. Anket sonuçlarına göre bugün seçimler yapılsa 150 temsilcili Hollanda parlamentosunda tablo şu şekilde olacak: VVD (-1) 30, PVV (-3) 21, CDA (-8) 13, PvdA (-12) 18, SP (+15) 30, D66 (+6) 16, GL (-1) 9, CU (+1) 6, SGP 2, PvdD (+1) 3, 50Plus (+2) 2.

Bakandan, imamlara çağrı Eşcinsellere yönelik şiddete son verilemesi için ülkede hizmet veren imamların sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Hollanda Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanı Marja van Bijsterveld, eşcinsellere yönelik şiddete son verilemesi için ülkede hizmet veren imamların sorumluluk alması gerekMarja van Bijsterveld

Platform

15 Şubat 2011

tiğini söyledi. Eşcinsellere saygı duyulması yönünde camilerde vaaz verilmesini isteyen bakan, 'İmamlar, eşcinsellere yönelik şiddeti eleştirirse bu sorun ortadan kalkar' dedi. Hollanda Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanı Marja van Bijsterveld, eşcinsellere yönelik şiddetin önüne geçmek için ülkede görev yapan imamları göreve çağırdı. 'Vaazlarınızda eşcinsellere yapılan şiddeti kınarsanız bu sorun ortadan kalkar' diyen bakan Bijsterveld, Hollandalı Faslılar Grubu ile bir araya geldiği toplantıda imamlara seslenerek 'Kısa süre önce Hıristiyan kiliselerinde yapıldığı gibi, Hollanda'da ki camilerde verilen vaazlarda sizlerde eşcinsellere yapılan şiddeti kınar, onlara saygı duyulması gerektiğini söylerseniz o zaman bu sorun ortadan kalkar, herkes mutlu olur' diyerek imamlara 'eşcinsellere saygı çağrısı' yaptı.

10

Hollanda, gümrük kapılarına gizli kamera yerleştiriyor Danimarka’dan sonra Hollanda da gümrük kapılarında geniş kapsamlı kontrollere başlıyor. 2012 yılından itibaren Almanya ve Belçika gümrük kapılarını video kayıt sistemiyle gözetlemeye başlayacak olan Hollanda, bu konuda AB Komisyonunu ikna etmek zorunda kalacak. Ülkeye giriş yapan taşıtların fotoğraflarını çekecek sistem, şüpheli araç bilgilerini sınır ötesindeki polis karakollarına bildirecek. Hollanda Mülteci ve Göçmen Bakanlığı, uygulamayla uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile ülkeye usulsüz mülteci akınına karşı mücadele verileceğini açıkladı. Hollandalı yetkililerin toplanan bilgilerin başka hiç bir maksatla kullanılmayacağını da açıklaması, Alman tarafını tatmin etmedi. Uygulamayı şüpheyle karşılayan Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaleti Polis Sendikası Başkanı Frank Richter “Bunların hepsi sınır kontrollerini tekrar başlatabilmek için öne sürülen varsayımlar” şeklinde konuştu. “Kötü niyeti olan birisi niye video kaydı yapılan sınırdan geçsin” diye soran Richter, uygulamanın Alman sürücüleri zan altında bıraktığını ileri sürdü.


Ayın Panoraması

Yasa çekilirse boşluk oluşur Hollanda’da yabancıların sorunlarını hükümete iletmeyi imkan tanıyan WOM’ün Meclis’ten çekilmesinin planlanmasına karşı çıkan danışma kurulları, aksi halde önemli bir boşluk oluşacağı uyarısını yaptı. arasında ilk kez gerçekleşen toplantıda, yaz tatilinden önce meclisten geri çekilmesi planlanan Azınlıklar Müzakere Yasası (WOM) ile danışma kurullarının geleceğinin ele alındığı öğrenildi.

KOALİSYON protokolünde yabancılara ait danışma kurullarına yapılan parasal yardımın durdurulacağını belirten Hollanda hükümeti, bunun adımını Müzakere Yasası’nı geri çekerek atmak istiyor. Aralarında Hollanda’da Türkler için Danışma Kurulu’nun (İOT) da bulunduğu, hükümete toplumlarıyla ilgili konularda danışmanlık yapan kurulların yöneticileri, Göç ve Mülteciler Bakanı Gert Leers ile bir araya geldi. Kurullar ile Bakan Leers

Çözüm için çalışmalar yapıldı Görüşmede WOM’un geri çekilmesine karşı çıkan danışma kurulları, yasanın yürürlükten kalkmasıyla önemli bir boşluk oluşacağına dikkat çekti. Görüşme sonrası açıklamalarda bulunan Hollanda’da Türkler için Danışma Kurulu Başkanı Aydın Akkaya, bu kurulların bugüne kadar çok önemli görevler üstlendiklerine işaret ederek, “Meclisten çekilmek istenen Müzakere Yasası, yabancılara temsil ettikleri grubun sorunlarını hükümetin gündemine getirmesine olanak tanıyor. Bunca yıldır yalnızca sorunları gündeme getirmeyip aynı zamanda çözümün de parçası olma yönünde çok etkili çalışmalar yapıldı” dedi.

Rusya'da askeri tatbikatta namaz Çebarkulski bölgesindeki tatbikatta askerlere askeri eğitimin yanı sıra İslami eğitim de veriliyor Rusya'nın Çebarkulski askeri tatbikat bölgesinde "Merkez-2011" tatbikatının tamamlandığı açıklandı. Tatbikata Rusya ve ODKB (Kollektif Güvenlik ve İşbirliği Örgütü) üyesi ülkelerin askerleri katıldı. İki ay devam eden tatbikat sırasında askeri eğitimin yanı sıra askerlerin dini eğitim de aldığı belirtildi. Askerlere İslam ve Ortadoksluk inançları hakkında bilgiler verildi. Tatbikat alanına çadırlardan oluşan mescit ve kilise kuruldu. Bölge müftüsü Vügar Ekberov ve kilise rahibi Dmitri askerlere birer konuşma yaptı. Çelyabinsk müftüsü Ekberov, Müslüman asker, subay ve teğmenler-

den oluşan 200 kişinin cemaatle namaz kıldığını belirtti. Ayrıca Ortadoks askerlerin de İslam tarihi ve dini konusunda sorularını cevaplayan müftü yaşanan gelişmelerden memnun olduğunu ifade etti.

Kur'an'ı elinden bırakmayan yıldız futbolcu Barcelona'nın Martinik kökenli Fransız futbolcusu Eric Abidal, yakalandığı elim hastalığı yenerek yeşil sahalara dönmüştü Barcelonalı Müslüman futbolcularından Eric Abidal'in Kur'an-ı Kerim okurken çekilen görüntüleri sosyal paylaşım sitelerinde Müslüman gençler arasında hayli ilgi görüyor. Daha önce yakalandığı kanser hastalığını yenen ve sahalara dönen Barcelona'nın Müslüman Fransız oyuncusu her fırsatta Kur'an okuyor. Fransa Milli Takımı ve Barcelona'nın deplasman seyahatlerinde elinden Kur'an'ı düşürmeyen Abidal, inançlara saygılı olduğunu İslam'ın gereklerini yerine getirmeye çalıştığını söyledi.

İhtiyaç nedenleriyle Amsterdam'da ekmek ve tatlı imalathanesi acilen satılıktır. Tel: 0653149274 Temizlikçi aranıyor! Tel: 0653149274

11

Platform


Günümüzde Lobicilik ve Önemi Dosya

Platform

15 Şubat 2011

12


Dosya

Günümüzün "demokratik" ülkeleri, vatandaşlarına din, vicdan, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi birçok haklar tanımış ve bunların da kullanılmasını teşvik etmişlerdir. Yalnız şu da unutulmamalıdır ki bu haklar tanınmış olsa bile hiç bir zaman kendiliğinden sahibini bulmamış, tam tersine daima çalışkan, aktif ve güçlü olan topluluklar tarafından doğru zamanlarda, doğru yerlerde ve doğru şekillerde kullanılarak seslerini duyurabilmişler ve amaçlarına ulaşmışlardır. Günümüzde lobicilik tartışılamayacak kadar önemlidir. Toplumda hak ettiğimiz yeri edinebilmek ve haklarımızı koruyabilmek için lobicilik kaçınılmaz bir araçtır. Bu durumu en iyi izah eden deyim olarak "Ağlamayan bebeğe meme vermezler" gösterilebilir.

D

ünya çapında güçlü ve organize lobileri örnek vermek gerekirse lobi faaliyetlerinin en güçlü olduğu ülke olan ABD'ye bakmamız yeterli olacaktır. ABD'deki en güçlü lobi kuruluşları arasında Musevi lobisini, Ermeni lobisini, Yunan lobisini ve silah lobisini örnek gösterebiliriz. Bu lobilerin ne kadar güçlü olduklarını, Amerikan iç ve dış politikasını ne denli etkilediklerine birçok kez şahit olduk. Türkiye'nin ABD'ye verdiği helikopter ve silah siparişlerinin ABD kongresi tarafından onaylanmaması büyük ölçüde bu lobi kuruluşlarının yürüttükleri kampanyaların neticesidir. Bunun Hollanda'daki en büyük örneği ise Assen'da dikilen sözde Ermeni soykırımını simgelediği iddia edilen anıttır. 400.000 kişilik nüfusuyla Hollanda'daki en

büyük azınlık grubunu oluşturan Türk toplumu, küçük bir grup Ermeni'nin bu girişimini maalesef engelleyememiştir. Gönderilen protesto e-maillerinden dolayı Assen belediyesinin bilgisayarlarının çökmesine rağmen istenilen netice alınamamıştır. Aynı sebeple gönderilen binlerce protesto imzaları, çoğunluğunun yurtdışından gelmesinden dolayı kabul görmemiştir. Sonuçta amaç toplumdan gelen bir mesajın devletin yöneticilerine ve vatandaşlarına ulaşmasını sağlamaktır. Burada göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konu ise mesajın gönderileceği hedefin iyi tespit edilmesidir yani muhatabın iyi belirlenmesidir. Zira durumun ihtivasına göre zaman zaman muhatap değişecek, bazen devle-

13

tin çeşitli kurumları, bazen medya ve bazen de diğer kuruluşlar muhatabımız olacaktır. Yanlış muhataba gönderilen bir mesaj sonuç vermeyecek, hatta büyük bir ihtimalle ters tepecektir. 

İkinci önemli konu ise mesajın gönderiliş zamanıdır, çünkü olayların sıcağı sıcağına gündemde olduğu bir dönemde gönderilen bir mesaj muhatabına daha kolay ulaşacak ve medyanın etkisiyle daha çabuk olumlu bir netice verecektir. Üçüncü önemli konu ise mesajın niteliğidir. Gönderilecek olan mesajın alıcılarda yapacağı psikolojik etki, alınacak olan sonucu büyük ölçüde etkileyecektir. Dördüncü önemli konu ise mesajın gücüdür. Peki

Platform


Dosya

bu mesajın gücünü belirleyen unsurlar nelerdir? Bu unsurları ikiye ayırabiliriz. Ya gönderilen mesajda sayısal çoğunlukla etkili olmaya çalışılır veya mesajı gönderen kişilerin kilit noktalardaki söz sahibi kişiler olmasıyla sağlanabilir. Bu yüzden sağlam bir iletişim ağı oluşturmak, gerek yerel gerekse ulusal seçimlerde oyumuzu kullanıp söz sahibi olabilmek son derece önemlidir. Mesajın gönderilmesinde doğru bir zamanlama ancak etrafta olan bitenlerin aktif olarak izlenmesi ve bunun neticesinde aleyhteki olayların zamanında tespit edilmesi ile mümkündür. Doğru yerde kullanılması ise lobicilikte, (doğru) bilgiye zamanında ulaşmak ve buna müteakib olarak zamanında tepki vermek hayati bir önem taşımaktadır. Aksi takdirde alınacak olan sonuç yağmurdan sonra ekilen darıya benzeyecektir. Asla zamanında verilen bir tepki kadar etkili olmayacaktır. Bu yüzden en başarılı lobi kuruluşları daima en organize ve en atik çalışan kuruluşlar olmuşlardır. Lobiciliği şekil olarak pasif ve aktif lobicilik olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Pasif lobicilikte, ancak aleyhte yürütülen faaliyetlerde harekete geçilir ve demokratik yollarla protesto edilir. Bunun dışında pasif kalınır.

Platform

15 Şubat 2011

Aktif lobicilik ise daha kapsamlıdır ve sadece aleyhteki olaylar ile meşgul olunmaz, aynı anda da dost kazanmak, ön yargıları yıkmak, kültür, örf, adet ve geleneklerimizi en iyi şekilde tanıtmayı da amaçlar. Tabi ki aktif lobicilikte sosyal kaynaklardan ziyade ekonomik kaynaklar da önemlidir. Bunun (özellikle Amerika'da) en yaygın örneği seçim kampanyalarında yapılan bağışlardır. Amerika'daki son başkanlık seçimlerinde George. W. Bush'un nasıl başkan seçildiği hepimiz tarafından aşikardır. Bu tarz lobicilik faaliyetleri, ABD'deki düzeyde olmasa bile Avrupa'da da mevcuttur. Hollanda'da 2002 mayısında yapılan seçimlerde LPF partisine yapılan büyük maddi bağışlar verebileceğimiz örneklerden sadece biridir. Özet olarak lobicilik faaliyetlerini üç bölüme ayırabiliriz: 1- Demokratik haklarımızı ve çıkarlarımızı korumak

14

2- Olumsuz etkenlere karşı demokratik yollarla karşı koymak 3- Dost kazanmak ve kendimizi doğru tanıtmak Sonuç olarak: Öğrenci olarak neler yapabiliriz? Okullarda yapılacak çalışmalarda, özellikle Türkleri veya Türkiye’yi ilgilendiren konularda, kültürümüz, tarihimiz, geleneklerimiz ve dinimiz mümkün olduğu kadar doğru kaynaklardan hazırlanılarak, seviyeli bir çalışma olarak sunulabilir. Bu şekilde bazı oluşmuş önyargıların yıkılabile-


Dosya ceği gibi, genç Hollandalı dimağların da doğru bilgilerle dolması sağlanabilir. Üniversiteli gençlerimize düşen görev ise çok daha zor ve önemlidir. Öncelikle okumak için seçecekleri bölümleri çok iyi araştırıp öyle seçmelidirler. Çevrelerinin veya akrabalarının tepkilerini değil de daha çok vatandaşlarının çıkarlarını düşünmeleri gerekmektedir. Politikoloji, uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk, tarih, eğitim fakülteleri gibi imajımızı olumlu yönde değiştirebilecek bölümler öncelikli olarak tercih edilmelidir. Mümkünse bu bölümlerde ihtisas yapılmalı ve bu alanlarda uzman olunmalıdır. Lakin şuanki en büyük eksikliklerimizin başında bu konu gelmektedir. Bu bölümleri tercih etmeyen öğrenci arkadaşlarımız ise kendi kültür ve tarihleri hakkında yeterli bilgi edinmeliler ve gerektiğinde daha fazla ve doğru bilgilere ulaşabilecekleri kaynakları tespit etmelidirler. Hollandacaya ve Türkçeye çok iyi vakıf olunmalı mümkünse birkaç tane daha yabancı lisan öğrenilmelidir. Kitap, gazete ve dergi okuma alışkanlığı geliştirilmelidir. Vatandaş olarak neler yapabiliriz? Vatandaş olarak üzerimize düşen görevlerden

birisi gelişmeleri yakından takip etmek, ve gerektiğinde tepkimizi meşru yollardan göstermek ve lobi kuruluşlarımızın hazırlamış oldukları protesto kampanyalarına katılmaktır. Hollanda medyası özellikle çok iyi takip edilmeli, politik gelişmelerden ve kanun değişikliklerinden haberdar olunmalıdır. Ayrıca mümkün olduğunca lobi kuruluşlarımıza ekonomik destek verilmesi de hayati bir önem taşımaktadır. Partilerin yerel temsilciliklerine üye olunmalı ve belediye encümen azası olabilmek için çalışılmalı, yerel politika iyi takip edilmelidir. Akademisyenler olarak neler yapabiliriz? Akademisyenler olarak öncelikle iş arkadaşlarımızın zihinlerinde oluşan soru işaretlerine ve önyargılara cevap niteliğindeki faydalı konferans, seminer ve yayınlardan haberdar etmeli, gerektiğinde araştırma yapıp daha detaylı bilgilere ulaşmalı ve onları en doğru şekilde bilgilendirmeliyiz. Ayrıca ulusal çapta oluşturulan ve akademisyenlerden oluşan düşünce kulüplerine iştirak etmeli ve bu kulüplerde yapılan beyin fırtınalarına katılmalıyız. Başımızdan geçen önemli olayları kağıda döküp vatandaşlarımızla paylaşmalıyız. Gazete ve dergilere makaleler göndermeli, çok okuma-

15

larıyla meşhur Hollanda halkını en doğru şekilde bilgilendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki biz kendi haklarımızı aramazsak kimse bize haklarımızı kendiliğinden vermeyecektir. Turks Forum

Platform


Dosya

Lobicilik nedir, ne değildir? Bahadır Kaleağası

Türk sivil tolum kurumları, partiler, meslek örgütleri ve üniversiteler ne kadar AB düzeyindeki muadil örgütlerde etkin olurlarsa, Türkiye´nin lobi kanalları o kadar etkili olacak. Almanya, Bulgaristan, Belçika, İsveç Avusturya ve Hollanda´daki Türk kökenlilerin etkisi de çok önemli. Karıştırmamak gereken kavramlar var: Lobicilik başka, tanıtım başka. İletişim ise her ikisini de kapsayabilen ve ötesine geçen daha genel bir kavram. Toplumsal tartışma gündeminde bu kavramların karıştığı bulanık bir alan vardır. Sık duyar, okur, konuşuruz:

Platform

15 Şubat 2011

Anlatamıyoruz kendimizi, tüm dünya bizi yanlış tanıyor. Fransa´da Ermeni lobisi karşısında zayıf kalıyoruz. Bu lobi işini beceremiyoruz.

1. Lobicilik siyasal karar alma mekanizmalarını etkilemek demektir. Bunu da karar alıcıların seçmenleri ve vergi mükellefleri yapar. Bunun dışında, bilgilendirme ve sempati ilişkileri gibi bazı dolaylı araçlar vardır.

Halbuki Yahudi, İtalyan, Yunan, Arap, Ermeni lobileri çok etkin. AB´ye kendimizi daha iyi tanıtmak için daha çok lobi yapmalıyız.

2. Tanıtım somut hedeflere yöneliktir. Yöntemleri, mesajları, bütçesi, eylem planlarıyla kapsamlı bir iletişim stratejisinin temel direğidir.

Bu ve türevleri diğer görüşler kısmen doğrudur. Fakat yetersizler. Somut uluslararası politikalar tasarlayabilmek için, önce temel kavramların uluslararası ilişkilerdeki anlamı berraklaşmalı:

3. İletişim 21. yüzyılın en önemli uluslararası ilişkiler boyutudur. Birbirine bağlı birçok etkenin bileşkesidir: Bilgilendirme, lobicilik, tanıtım, medya, bilgi teknolojileri, reklam, pazarlama,

16


Dosya

markalaşma, kültür, edebiyat, müzik, sinema, turizm, insanlar arası ilişkiler... Lobiciliğin anavatanı ABD Lobi dendiğinde akla otel lobisi gelmesi, bu sözcüğün siyasal anlamından tamamen kopuk bir refleks değil. Rivayet şöyle: 1870´lerin ABD Başkanı Ulysses S. Grant Beyaz Saray´da geçirdiği işgününün stresinden, hemen yakındaki Willard otelinin şık lobisinde puro ve konyak ile uzaklaşmaya çalışırmış. Bu arada kendisine dertlerini anlatmak için etrafında dönenlere ´lobiciler´ adını takmış. Tarih kayıtlarına göre ise, Amerikan İngilizcesinde ´lobi yapmak´ fiili çok daha önce, 1850´de beliriyor. Kongre´nin geniş koridorlarında bazı yurttaşların milletvekili ve senatörlere ´bir istirhamda´ bulunma çabalarını tanımlıyor. Daha sonraki yıllarda ABD´de demokrasi ile birlikte lobicilik de evrim geçiriyor. Yaygınlaşıyor, çeşitleniyor, olağanlaşıyor, kurumsallaşıyor. Yasalarla düzenleniyor. Etik kodlara tabi oluyor. Öyle ki, ABD Başkanı bile kendisinden bağımsız olan yasama gücü Kongre nezdinde bir lobi ile etkili olmaya çalışabiliyor. Her alanda mümkün Bazı lobiler birer sivil toplum kuruluşu olarak çevre, kadın hakları, eğitim, tüketici hakları gibi belli bir alanda var olmaktalar. Bazıları toplumda sürmekte olan polemiklere odaklılar. Örneğin silah taşıma hürriyeti, kürtaj, dinsel eğitim taraftar veya karşıtları. Bazıları belli ortak özelliklere sahip seçmen gruplarını temsil ediyor: bir eyaletin, bölgenin, meslek grubunun veya etnik grubun

lobileri. Bir diğer grupta ekonomik çıkarların ön planda olduğu kurumlar var: petrol, otomotiv, savunma sanayi, tarım vs...

rasında iki yıllık bir zorunlu bekleme süresi var.

Sivil toplum kuruluşu olarak örgütlenenler dışında, bir de hizmet sektörüne ait ticari işletmeler var. Bunlar lobi şirketleri. Müşterileri ne isterse, o yönde Kongre ve hükümeti etkilemeye çalışıyorlar. Son yıllarda ABD´de bu şirketlere çok sayıda eski milletvekili ve senatörün katıldığı gözlemleniyor. Görevi sonrasında özel sektöre geçen Kongre üyelerinin yarıya yakını bu durumda. Bürokrasi ve bakanlar için ise, görevleri son-

Lobi siyasetin her seviyesinde mevcut bir aktör. Yalnızca başkentte değil, eyalet başkentlerinde, yerel yönetimlerde, uluslararası kuruluşlar nezdinde lobiler yaygın. Nerede toplumu etkileyen ve etkilenebilecek bir karar odağı var, orada lobiler etkin. Zaman zaman skandallar olsa da, genelde bu sistem demokrasilerde nispeten saydam kurallara göre işliyor. Demokrasi olmayan siyasal düzenlerde ise etki koridorları loş,

17

Lobi ve demokrasi

Platform


Dosya

dar ve kaygan oluyor. Lobi etkinliğinin amacı, gündemdeki konuları temsil edilen çıkar grubu açısından değerlendirmek. Araştırma yapmak, bilgi üretmek ve bunları tutum belgelerine ve eyleme dönüştürmek. Çoğu zaman bir yasa tasarısı veya uygulamanın belirli maddeleri veya tamamı hedeflenir. Savunulan görüşlerin siyasetçi veya bürokratlarla görüşme, yazılı bilgi sunma, toplantılarda söz alma gibi doğrudan yöntemlerle etkili olmasına çalışılır. Ayrıca dolaylı etki kanalları da devreye girebilir: medya, kamuoyu yaratma, konferanslar, mektup kampanyaları, diğer baskı grupları ile işbirliği... Genelde bu etkinlikler demokratik sürecin bir gerçeği olarak olumlu görülürler. Karar alıcı ve uygulayıcıların toplumun değişik kesimlerinin bilgi ve görüşlerinden yararlanması, topluma karşı daha duyarlı olmalarını beraberinde getirir. Etki dengesizliği Fakat bazen siyasal gücü olan gruplar lehine etki dengesizliği ortaya çıkabilir. Siyasetçi açısından kimin bilgi ve görüşlerine ne kadar açık olacağına, toplumsal çıkar dengesini nasıl sağ-

Platform

15 Şubat 2011

layacağına dikkat etmek önemli bir sorumluluktur. Gerçek demokrasilerde gönüllü üyeliğe tabi sivil toplum kurumları ile iletişime açık bir kamu düzeni vardır. Türkiye´de bazı siyasetçi veya bürokratların arzuladığının aksine, yasal düzenlemelerle belirlenen ve resmi kurumların tayin edildiği dar kalıplar demokrasinin doğasına aykırıdır. Siyasetçi ve bürokrat kimin temsil gücü veya bilgi birikimi ile önündeki karar sürecine katkıda bulunabileceğine karar verme sorumluluğunu almak zorunda. Siyaset ve devlet yönetmek ince iştir. AB lobiciliği karmaşık Avrupa ülkelerinde lobicilik son yirmi yılda gelişti. Her ülkede farklı bir evrim söz konusu. Örneğin Fransa´da ´lobi´ sözcüğü hâlâ art niyetler çağrıştırabiliyor. AB düzeyinde ise, karar alma sisteminin karmaşıklığı kaçınılmaz olarak lobiciliğe de yansımakta. AB yasalarını AB Komisyonu öneri olarak hazırlıyor. Dolayısıyla lobilerin ilk hedefi Brüksel´de Komisyon. Son kararı ise ya Bakanlar Konseyi tek başına belirliyor: Bu durumda yirmi beş başkentte ayrı ayrı etkinlik ve üzerine Brüksel´de müdahale gerekli. Ya da Avrupa Parlamentosu ile ´ortak karar´ mekanizması işliyor: Her Avrupa parlamenteri siyasal

18

grubuna ve ülkesine göre bir lobicilik odağına dönüşüyor. AB´de Türk lobileri Daha birçok örnek var. Türk sivil toplum kurumları, siyasal partiler, meslek örgütleri ve akademik kurumlar AB düzeyindeki muadil örgüt yapılarında ne kadar mevcut ve etkin olurlarsa, Türkiye´nin doğrudan ve dolaylı lobi kanalları o kadar etkili olacak. Tabii en doğrudan lobi kanalı olan seçmen gücü açısından Almanya, Bulgaristan, Belçika, İsveç Avusturya ve Hollanda´daki Türk kökenlilerin etkisi her seçimde artmakta. Fransa´daki 350 bini aşkın Türk de kaderlerine yön verme olgunluğuna yakında erişirler umarız. Sonuçta Fransa dahil hemen hemen her AB ülkesinde Türk kökenli dernekler, internet grupları ve etkinlikler yavaş yavaş yükseliyor. İçinde bulundukları toplumla bütünleştikçe ve demokratik sistemle yoğruldukça başarıları artacak. Lobicilikten tanıtıma ve iletişime uzanan manyetik dalgalar da çok önemli. Lobiciliğin lobisini yapan bu yazı bitti. Tanıtımın tanıtımı başka bir yazıya. İletişime devam. Kaynak: ABHaber /Radikal


19

Platform


Haber

400. yılda 400 işadamı HOGİAF’a bağlı Brabant işadamları derneği (BİAD) ve Gelderland (GİAD) işadamları derneği işbirliği ile Tilburg şehrinde Hollanda ile Türkiye arasında ki diplomatik ilişkilerinin 400. cü yılı kapsamında Tilburg Willen 2 stadyumu konferans salonunda 400 davetli bir araya geldi.

BASRİ DOĞAN / TİLBURG - İş dünyasından siyasete, akademi çevresine ve sivil topluma bakan yönü ile çok renkli bir katılımın olduğu programa Hollanda’nın Ankara büyükelçisi Jan-Paul Dirkse, T.C. Rotterdam başkonsolosu Togan Oral, UNİTEE Başkanı Adem Kumcu İkinci Başkan Ahmet Kaplan, Liberal Parti Milletvekili Afke Schaart, Brabant bölgesindeki 5 farklı şehrin ekonomiden sorumlu belediye başkan yardımcıları, Brabant ticaret odası, HOGİAF Başkanı Mehmet Kabakyer, başta olmak üzere iş dünyasının tanınmış isimleri programa katıldılar. Programın organizatörlerinden Brabant işadamları derneği başkanı (BİAD) Ömer Solmaz ve Gelderland işadamları derneği başkanı Hüsnü Dal, böyle bir programı

Platform

15 Şubat 2011

beraber yapmaktan son derece memnun olduklarını, seviyeli bir katılımcı kitlesinin olduğunu, bu akşamda bir araya gelen girişimcilerin birbirlerini tanıma imkanına sahip olduklarını ve bu akşamın güzel ticarete vesile olacağına inandıklarını belittiler. Ömer Solmaz “Hollanda ile Türkiye arasında ki diplomatik ilişkilerin başlamasının 400.cü yıl kutlamalarını Tilburg Willem 2 Stadyumu konferans merkezinde gerçekleştirdik.Aralarında saygın kişilerin yer aldığı 400 kişinin katılması güne ayrı bir anlam kattı.”dedi. Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral,

20

Brabant eyaletinde faaliyet gösteren BİAD,GİAD ve onların üst kurumu olana HOGİAF’a iki ülke arasında ki çalışmalara olan katkılarından dolayı tebriklerini iletti.


Global, Brother, Juki yeni ve ikinci el kullanılmış sanayi dikiş makinaları, A’dan Z’ye terzi malzemeleri, YKY Fermuar, Saba dikiş iplik, Groz Beckert iğne ve değişik ürünler...

Adrese teslim posta ile, Rotterdam bölgesi posta ücreti bedava! Jan Rebelstraat 19 A - Amsterdam, 1069 CA info@bontex.nl • www.bontex.nl • Tel: 020 - 615 74 68 • Fax: 020 - 669 42 93


Platform

15 Ĺžubat 2011

22


Makale

Çocuklarımıza sahip çıkalım. A

talarımız şöyle bir tesbitte bulunmuş 'Bir insana kırk gün 'deli' dersen deli olur'. Yani o insanla iletişimde olan insanlar, o kişiye deli nazarı ile bakarlar ve onunla ilişkilerinde o deliymiş gibi davranırlarsa, zamanla o kişi bu bakış açısı doğrultusunda davranışlar göstermeye başlayabilecektir. Dolayısiyle bir insana yakıştırılan etiketin, bu başlangıçta doğru olsun veya olmasın, söz konusu insanın bu etiketle ilişkili role uygun davranmasına yol açabileceği aşikardır. En azından insanın bundan ‘müsbet veya menfi’ etkileneceği ortadadır. Bu durum müsbet davranışları sitimule etmek içinde kullanılabilir. Biz çocuğumuzda müsbet bir davranışın devam etmesini, sürekli olmasını ve bu davranışın özümsenmesini istiyorsak, çocuğumuzun bu davranışını öncelikle takdir ederiz ve sonrasında ise bu güzel davranışını sosyal çevresinde nazara veririz. Takdir etme ve nazara verme bu yönüyle duygusal ödüllendirmedir. Bu şekilde çocuğun zehni ve duydusal zekasıda inkişaf etmektedir. YakIn zamanda yapılan bir IQ ‘zaka testi’ araştırması yukarıdaki anlattığımız durumu destekler mahiyettedir. IQ testleri bir insanın bazı branşlardaki yeteneğinin ve bilgi derecesinin karşılaştırmalı olarak üstünlük derecesini ölçmeye yarayan testlerdir. Bu testler bir insanın zekası ve yetenekleri hakkında malumatlar ve ipuçları verir. Bu belirttiğim ‘zaka testi’ araştırması ise kısaca şu şekildedir.

Aynı IQ seviyesine sahip beş kişi ile bir grup oluşturuluyor. Bu grup üyelerine testler yaptırılıyor. Bu testlerin sonuçları grup üyelerine bildiriliyor. Sonrasında ise her grup üyesine yaptığı testlerdeki başarısına göre 1 den 5 e kadar sıra namarası veriliyor. Böylece bu grupta bir sosyal sıralama gerçekleşiyor. 1 numarayı alan grup üyesi en başarılı, 5 numarayı alan grup üyesi ise en başarısız olarak etiketleniyor. Daha sonra grup üyeleriyle yeni testler yapılıyor. Elde edilen sonuş, en düşük (5) numarayı alan grup üyesinin test sonuçları hep düşük çıkmaya başlıyor. Son olarak hepsinin zeka seviyesi IQ testi tekrar yapılıyor ve araştırmacılar 5 numaralı grup üyesinin IQ seviyesinde gerileme olduğunu tesbit ediyorlar. Bu araştırmayla varılan sonuç IQ seviyesinin sosyal statu ile ilgli olduğu ve düşük numaralı grup üyesinin zamanla kendisine verilen sosyal statüye uyum (konfirme) gösterdiği gerçeğidir. Bulunulan, sosyalleşilen ortamlarda kime hangi gözle bakıldığı, davranıldığı; hangi konumların verildiği, hangi önyargıların çocukların, insanların geleceklerini karartabildiğide sonuç olarak buraya rahatlIkla eklenebilir. Yaşadığımız toplum içinde maalesef yabancılara ve onların çocuklarına karşı büyük bir önyarğı var. Esasen yabancIlarInda önyargIlarI var, ama bu önyargıIardan zararlI çIkan yabancIlar. İnsanlar önyargıları ile iletişim içindeler. İletişimde bu önyargılar davranışı belirliyor. Karşı taraftakide

23

Mesut Dişli

zamanla bu paralelde davranışlar göstermeye başlıyor. Başka bir deyişle, bu duruma, sosyal statüsüne uyum göstermeye başlıyor. Yani işte ‘işe yaramaz’ olarak görülüyorsa gerçekten işe yaramamaya başlıyor. Bu bağlamda özellikle çocuklarımızın durmu çok önemli. Zira karşılarında önyargIlardan dolayI onlara ‘güvenmeyen’ başaracaklarına ‘inanmayan’ örneğin öğretmenleri var. Genellemek istemiyorum ama bunların sayısıda azımsanacak gibi değil. önyargIlarI yanInda bu öğretmenlerin ‘eğitim ve pedagoji’ kaliteside çok düșük. Sosyal Kültürel Plan Bürosu 2011 raporu bunu açIkça yazIyor. Sonuç ise içler acIsI; çevremize bir bakalIm ne kadar çok diploma almadan okulunu terk etmiș örneğin Türk çocuğu var. Bu çocuklar sonradan buraya gelmiș değil, burada doğmuș ve yetișmekte olan çocuklar. Peki bu kadar olumsuzluklara, önyargIlara karșı neler yapmalı? Anne ve babalar çocuklarIna sahip çIkmalIlar. ÇocuklarI hangi okula gidiyor? Okulda çocuklarIna kim ders veriyor? Hangi dersleri veriyor? Ne öğretiyor? NasIl öğretiyor? Bu sorular üzerinde kafa yormalIlar. Bunun yanInda çocuklarIna öyle bir ruh vermeliler ki, onlar gerektiğinde akIntIya karșI mücadele edip bașarIlI olmalIlar. Anne ve babalar çocuklarIna ‘güvenmeliler’, onlara ‘inanmalIlar’. Çocuklar herșeyimiz onlara gerektiği gibi sahip çIkalIm; zira bu ortamda ‘onlarIn etide bizim kemiğide’.

Platform


Ayın Röportajı

Yeni Rotterdam Başkonsolosumuz Togan Oral:

400. yıl kutlamaları Hollanda-Türkiye ilişkilerini daha da iyi geliştirecek Banu Çelik

Görev süresi tamamlanan Başkonsolosumuz Esen Altuğ'un yerine geçen yıl 1 Ekim tarihinde atanan yeni Rotterdam Başkonsolosumuz Togan Oral Hollanda’da görev almaktan duyduğu memnuniyeti anlattı.

T

ogan Oral: “Hollanda’ya ilk gelişimde yani 2000 yılında 3 sene Lahey’de Büyükelçilikte görev aldım. O zaman da, bu gelişimde de Hollanda tercihlerimin arasındaydı. Özellikle bu defa Türkiye Cumhuriyeti Rotterdam Başkonsolosu olarak görev almaktan dolayı bahtiyarlık duyuyorum.” Rotterdam’da Başkonsolosluk görevine atanmadan önce Ankara’da İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı yapan Togan Oral Hollanda’da yaşayan Türk toplumuyla ilgili şunları anlattı: “Bundan 8 sene önce geldiğimde Hollanda’daki Türk toplumuyla yakından temas etme fırsatım oldu. Benim eşim de diplomat ve ilk gelişimizde ben Büyükelçilikte görevliydim, eşim de Rotterdam Başkonsolosluğu’nda Muavin Konsolos olarak görev yapmaktaydı. O yüzden hem Büyükelçiliğin, hem de Konsolosluğun görev ve sorumluluklarını yakından izleme şansım oldu. Hatta eşimle birlikte birçok konsolosluk faaliyetine de katılma fırsatı bulmuş ve Türk toplumuyla yakın temasım olmuştu. O zaman da hem Hollanda’yı beğenmiş hem de buradaki Türk toplumunun dinamizminden çok

Platform

15 Şubat 2011

etkilenmiştim. O dönemlerde çok büyük bir potansiyel olduğu, Türk insanın politikaya ilgi duymaya ve daha aktif rol üstlenmeye başladığı daha o dönemden görülüyordu. Nebahat Albayrak, Coşkun Çörüz gibi isimlerin parlamentoya seçildikleri bir dönemdi. Ben o zamanlarda Hollanda’da yaşayan Türk toplumuna karşı bir yakınlık hissettiğim için ve Başkonsolosluk Türk toplumuyla daha yakından çalışan bir kurum olduğu için Başkonsolosluğun potansiyel bir görev olarak ortaya çıkmasıyla beraber buraya gelmeyi çok istedim. Geçmişte yaşadığım tecrübesinde bugün yaptığım işe katkı sağlayacağını düşündüm ve görüyorum ki sağlıyor. Bugün burada tanıştığım insanlar aslında eskidende tanıdığım bir kısmı beraber çalıştığım iletişimim olan insanlar. Bir nevi eski arkadaşlıkları, dostlukları bıraktığım yerden devam ettiriyorum ve bu da tabii çok keyifli.” Yurtdışındaki vatandaşların konsolosluk hizmetlerinin daha verimli bir şekilde sunulabilmesi, konsolosluk işlemlerinde yeknesaklığın sağlanması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi amacıyla

24

Brüksel’de ‘‘2011 Batı Avrupa Ülkeleri Konsoloslar-Muavin Konsoloslar Toplantısı” gerçekleştirildi. Bu toplantıdan çıkan sonuç nedir? “Bu toplantıya tüm Avrupa ülkelerindeki Başkonsolosluklarımızda görevli olan Muavin Konsoloslarımız katıldılar. Rotterdam Başkonsolosluğu’ndan da iki Muavin Konsolos arkadaşım katıldı. Burada görevlerinde edindikleri tecrübeleri, karşılaştıkları sorunları ve çözüm önerilerini Türkiye’den Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Savunma Bakanlığı gibi ilgili kurum ve kuruluşlardan gelen yetkililere doğrudan iletme ve görüş alışverişinde bulunma imkânı oldu. Bu öneriler de yetkili kuruluşlar tarafından değerlendirilmek üzere Ankara’ya iletildi. Bu itibarla, vatandaşlarımıza verilen hizmeti daha da iyileştirmek amacıyla Ankara’da ilgili kurumlarımızca yapılacak kapsamlı değerlendirmeler sonucunda uygun görülecek yasal düzenlemelerin yapılmasına imkân verecek bir uygulama olarak oldukça yararlı bir toplantı oldu. Bu tip istişare toplantıları bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapılmaya devam edilecek.”


Ayın Röportajı

Eğer önümüzdeki 10 -15 sene içerisinde çocuklarımızın hak ettikleri yere gelmelerini istiyorsak bunun birinci şartı iyi bir eğitime sahip olmaları. Başkonsolosluk görevinize yeni başladınız fakat öncesinde Hollanda’da Büyükelçilikte görev aldınız. Sizin gözlemlediğiniz toplumumuzun içinde bulunduğu sorunları nelerdir? “Sorun diye adlandırmak belki doğru değil ama elbette Avrupa’da yaşayan Türk toplumu olarak üzerinde daha hassasiyetle durulması gereken bazı alanlar var. Mesela eğitim konusu. Ben bunu bir sorun olarak addetmiyorum ama kesinlikle önem verilmesi gereken, üzerinde durulması gereken bir konu. Bunun sebebi de zaten çok açık. Sonuçta Türk toplumu buraya sonradan gelmiş ve hayatlarını burada kurmaya çalışmış ve büyük oranda da başarılı olmuş ve artık buraya yerleşmiş bir toplum. Bir toplumda iyi bir yere gelmek için en başta sahip olmanız gereken şey iyi bir eğitimdir. Eğitiminiz iyi değilse nitelikleriniz yüksek bile olsa onları gösterme şansınız olmuyor. Bizim elimizdeki istatistikler bu konuda Türk toplumunda büyük bir gelişme olduğunu gösteriyor. Yüksekokul ve üniversitelerde okuyan gençlerimizin sayısı oldukça fazla ama bunun daha da fazla teşvik edilmesi lazım ki, Türk toplumunun potansiyeli bir şekilde fiiliyata yansısın. Çünkü çok zeki, yetenekli çocuklarımız var ama iyi bir eğitim alamadıkları zaman bu potansiyel açığa çıkmıyor ve o bir dezavantaj yaratıyor. O eğitimin de iyi olması için dilin yani Hollandacanın ve Türkçenin çok iyi bir şekilde öğrenilmesi lazım. Çocukların kendini iyi ifade edebilmeleri için küçük yaşta anaokulu ve kreşe giderek ilkokul eğitimine başlamadan önce Hollandaca ve Türkçeyi iyi öğrenmesi gerekiyor. Özellikle velilerin gerçekten buna çok önem vermesi lazım, birebir takip etmesi, bütün okul aile birliği toplantılarına, öğretmenlerle yapılan toplantılara katılım sağlamaları lazım. Eğer önümüzdeki 10 -15 sene içerisinde çocuklarımızın hak ettikleri yere gelmelerini istiyorsak bunun birinci şartı iyi bir eğitime sahip olmaları.

Hollanda’da yaşayan vatandaşlarımızın bazı sorunları ise sadece Hollanda’ya has konular değil. Maalesef son yıllarda özellikle arka arkaya gelen olumsuz bazı gelişmelerden kaynaklanan sorunlar ortaya çıktı. Bunlardan biri 11 Eylül saldırıları. Bu olaylardan sonra özellikle bazı Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığı-

Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral

nın ortaya çıktığını gözlemliyoruz. Bu Müslümanlar başta olmak üzere, tanımadığı, yabancı gördüğü unsurlara karşı duyulan olumsuz bir algılama biçimi. Son günlerde Almanya’da ortaya çıkan ‘dönerci katliamları serisi’, bu ve bunun gibi ırkçı olaylar var. Bu tabii ki büyük bir sorun çünkü sonuçta yabancı düşmanlığının unsurlarını sokakta görebiliyoruz. 8 sene öncesiyle kıyasladığımda 2003 yılından bugüne Hollanda’da da maalesef bazı olumsuz algılamalar olduğunu görüyorum. Bu konuda biz de elimizden geleni yapıyoruz. Bu tip akımların vatandaşlarımıza olumsuz yansımasının önüne geçilmesi bakımından bizim buradaki temsilciklerimiz Hollanda makamlarıyla yakın iletişim ve işbirliği halindeler.

25

Bazen uyumdan bahsediliyor ama bizim vatandaşlarımız Hollanda’nın yasalarına en başta rivayet eden hem haklarını kullanma bakımından, hem de yükümlülüklerini yerine getirme bakımından zaten özen gösteriyorlar. Vatandaşlarımızın bu konuda hiçbir sorunu olmadığını görüyorum. Bu ülkede zaten vatandaşlıkları var, buranın dilini konuşuyorlar, buranın eğitimini almışlar, yasalarına kurallarına uyuyorlar. Burada bir tek daha çok görünür hale gelmeleri, hayatın her alanında iş hayatında, medyada, politikada buradaki hem nüfuslarının karşılığı olan, hem de sahip oldukları niteliklerin karşılığı olan pozisyonlarda yer almalarını sağlamak konusunda daha fazla teşvik edilmelerinin yararlı olaca-

Platform


Ayın Röportajı ğını düşünüyorum. Göçmen gruplar toplumsal hayatın her alanında ne kadar görünür hale gelirse olumsuz akımlarında önünün kesilmesine etki edecek bir gelişme olur. Çünkü gerek Hollanda’da gerek Avrupa’nın genelinde aslında yakın iletişim kurulmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Yabancı diye tabir edilen insanlarla aslında tanışmamış, görmemiş, bir ilişki kurmamış kişiler önyargıyla hareket edebiliyorlar. Bu sebepten Türk asıllı Hollandalılar politikada, kültür- sanatta, medyada ne denli görünür hale gelirlerse olumsuz algılamaların ve önyargıların oluşması o denli azalacaktır. Aslında kişiler her ne kadar aynı kültürden olmasalar bile barış içerisinde yaşayabileceklerini fark edeceklerdir. Tabii bu konuda hem hükümete, hem yerel makamlara büyük bir sorumluluk düşüyor. Vatandaşlarımızın yapması gereken ise daha girişken olmaları.”

Hali hazırda sivil toplum örgütlerince veya çeşitli kurum ve kuruluşlarca planlanmış olan çok sayıda faaliyet 400. yıl kutlama vesilesiyle daha fazla görünürlük kazanacak. Hollanda-Türkiye ilişkilerinin 400. yıl kutlaması gerçekleşecek. Bu kutlamanın önemini anlatır mısınız? “Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 400. yıldönümünün kutlanması kararı ne Türkiye’nin ne de Hollanda’nın tek başına aldıkları bir karar değil. Her iki hükümetin ortak kararıyla yapılan bir program. Bu konuyla ilgili her iki ülke de iradesini ortaya koydu ve bu fırsatı değer-

Platform

15 Şubat 2011

lendirmek ve bu kutlamayı iki ülkenin zaten mevcut olan dostane ilişkilerini daha da iyiye götürmek için bir vesile oldu. Geçen sene 7 Şubat’ta Dış İşleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Dış İşleri Bakanı Uri Rosenthal bir araya gelerek bu kutlamaların başlatılması için bir niyet beyanı imzaladılar. Yani böylelikle bu kutlamaların yapılması resmileştirilmiş oldu. Bu niyet beyanının imzalanmasının arkasından her iki ülkede koordinasyon komiteleri oluşturuldu. Türkiye Cumhuriyeti’nde Dış İşleri Bakanlığı’nın ve Kültür Bakanlığı’nın oluşturduğu bir koordinasyon kuruldu. Hollanda’da ise Dış İşleri Bakanlığı’nın dışında Dutch Trade Board, Türkiye Enstitüsü ve SICA eşgüdüm sağlıyor. Her iki ülkede bu kutlamaları eşgüdüm içinde planlıyor. Bu sebepten dolayı hem düzenlenen aktivitelerin uyum içerisinde olması, hem de program akışının birbiriyle bağlantılı olması için özen gösteriliyor. Bu çerçevede karşılıklı olarak üst düzey ziyaretler ve sosyal, kültürel, ekonomi alanlarında pek çok aktiviteler planlanıyor. Bu programların koordinasyonunu yapan Büyükelçimiz konuyla ilgili olarak Hollanda Dış İşleri Bakanı’yla sürekli temas halindeler. Çok kısa süre içerisinde program netleşecek bu hazırlık sürecinde de gerek Büyükelçiliğimiz gerek Başkonsolosluklarımız buradaki Türk toplumu ve onların temsilcileriyle yakın ilişki içerisinde bulunup onlardan gelen önerileri, teklifleri değerlendirilmek üzere koordinasyon kurullarına ilettiler. Çok sayıda değerli proje önerisi arasından bir bölümü resmi program içerisinde yer alacak. Hali hazırda sivil toplum örgütlerince veya çeşitli kurum ve kuruluşlarca planlanmış olan çok sayı-

26

da faaliyet 400. yıl kutlama vesilesiyle daha fazla görünürlük kazanacak. Bu vesileyle gerçekleştirilecek karşılıklı üst düzey ziyaretler basında yer alacak ve bu da Hollanda’da Türkiye ve buradaki Türk toplumuyla ilgili bir görünürlük ve duyarlılık yaratacak. Hollanda ve Türkiye’nin 400 yıllık yakın ve dostane ilişkileriyle ilgili bilinçlenme yaratılacak. Hollanda-Türkiye ilişkilerinin tarihine gerekli saygıyı gösterirken bir taraftan da geleceğe bakmayı amaçlıyoruz. O yüzden burada herkesin kendi bulunduğu semtte, mahallede, şehirde, bölgede yapabileceği ne varsa bu fırsatı değerlendirmesi lazım. Tabii biz de elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Çünkü bu kutlama bahsettiğimiz bilmemekten kaynaklanan bazı önyargıları kırmak için önemli bir fırsat. Bu fırsatı bütün vatandaşlarımızın, derneklerimizin, kuruluşlarımızın çok iyi değerlendirmesi lazım çünkü bu sık sık elimize geçen bir fırsat değil. Genelde mesela medyada da olumsuz haberler haber değeri taşıyor, bazı kesimlerde bu olumsuz haberleri, önyargıları desteklemek için kullanabiliyorlar. Bu bakımdan, önümüzdeki bu güzel fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.”

İnternet çağında vatandaşlarımızın internet üzerinden sunduğumuz hizmetlerden de yararlanmalarını arzu ediyoruz Vatandaşlarımızın Konsolosluk işlemleri için önerileriniz neler? “Başkonsolosluğumuzda vatandaşlarımıza verilen bazı hizmetler var. Burayı büyük bir ilçe merkezi olarak düşünürsek bunun içinde Pasaport Şubesi, Askerlik Şubesi, Nüfus Müdürlüğü, Noterlik, Evlendirme Dairesi gibi servisler var. Bütün bunların hepsini biz bir binanın içinde toplayıp hizmet vermeye çalışıyoruz. Bu da tabii kendi içinde fiziksel bazı zorlukları beraberinde getiriyor. Buradaki temel amaçlarımızdan biri de verilen hizmetleri mümkün olduğu oranda şartlarımızı zorlayarak daha da iyileştirmek, vatandaşımızın Başkonsolosluğumuzdan ayrılırken mutlu ve memnun ayrılmasını sağlamak. Bu konuyla ilgili yeni bir ekibimiz var sadece ben değil benim dışımda 3 yeni Muavin Konsolosumuz göreve başladı. Yıllardır burada özveriyle çalışmakta olan emektar personelimiz var. Kendilerine buradan sizin vasıtanızla da teşekkür etmek istiyorum. Onların tecrübelerinden yararlanıp bu hizmeti nasıl daha bir adım ileri taşıyabiliriz onun gayreti içerisindeyiz. Çünkü vatandaşımız hizmetin en iyisini hak ediyor. Ama bazı fiziksel zorluklardan, personel eksikliğinden kaynaklanabilen aksaklıklar da


Ayın Röportajı

olabiliyor. Özellikle son yıllarda teknolojik gelişmelerin sağladığı imkânlardan konsolosluk hizmetlerinin geliştirilmesi için yararlanıyoruz. Bu konuda Dışişleri Bakanlığımız önemli uygulamaları devreye koymaya devam ediyor. E-Konsolosluk, e-pasaport, Konsolosluk Çağrı Merkezleri gibi uygulamalar bu çabaların sonucu olarak gerçekleşti. İnternet çağında vatandaşlarımızın internet üzerinden sunduğumuz hizmetlerden de yararlanmalarını arzu ediyoruz. Amacımız internetin sunduğu teknolojiyi kullanıp vatandaşlarımızı Başkonsolosluğa gelme zorunluluğu kalmadan, yormadan, daha hızlı, daha efektif bir şekilde o hizmetleri verebilmek. Vatandaşlarımız da E-Konsolosluk hizmetlerini kullanırken veya internet üzerinden yaptıkları diğer işlemlerle ilgili yaşadığı sıkıntılar veya bu tür hizmetler için önerileri varsa bize bunları iletebilirler. Bizler Başkonsolosluk e-posta adresimize gelen tüm mesajları dikkate alarak cevaplandırmaya çalışıyoruz. Konsolosluğumuzda bir dilek ve şikâyet kutusu var, buraya gönderilen bütün şikâyet ve öneri dilekçelerinin hepsini bizzat ben görüyorum. Tabii bazı konulardaki talep ve öneriler bizim yetkilerimiz dışında olabiliyor. Dilek ve önerileri gerek kendi içimizde yaptığımız toplantılarda, gerek ilgili kurum ve kuruluşlarla yaptığımız eşgü-

düm toplantılarında ele alınıyor. Vatandaşlarımız Başkonsolosluğumuza gönderilen hiçbir dilekçe, hiçbir talep veya eleştirinin göz ardı edilmediğinden ve en üst seviyede değerlendirildiğinden emin olabilirler.”

Rotterdam Başkonsolosluğu’nun görev bölgesinde 300.000’i aşan bir Türk kökenli nüfus var Vatandaşlarımız en çok hangi konuyla ilgili şikâyet ediyor? “Mesela bize gelen en yoğun şikâyetlerden biri randevuyla gelen vatandaşlarımızın işlemlerinin zamanında başlatılamaması. Bunun temel nedenlerinden biri işlemlerle ilgili belgelerin hazır edilmeden başvuru yapılması. Örneğin, pasaport başvurusunda bulunan bir vatandaşımız nüfus cüzdanını zamanında yenilememişse, başvurusundan önce bu işlemi yaptırması gerekiyor. Bu da esas işlemin ertelenmesine ve zincirleme olarak daha sonraki randevu almış vatandaşlarımızın işlemlerinin de gecikmesine yol açıyor. Bir de yapılacak işlemleri yaz ayına bırakmamak gerekiyor çünkü şu anda bizim aşağı yukarı günlük başvurumuz 600 civarında ama yaz aylarında bu 1500 civarında olabiliyor. Eğer kişi işlemlerini yaz ayına bırakırsa ve elinde pasaport işlemleri için nüfus

27

cüzdanının belgeleri eksik olursa bu sefer buradaki bekleme süreleri çok uzayabiliyor.” Son olarak neler eklemek istersiniz? “Ben Rotterdam Başkonsolosluğumuzdaki görevime büyük bir istekle, heyecanla başladım. Temennim burada görevli olduğum dönem içerisinde Hollanda Türk toplumunun zaten hali hazırda mevcut olan güçlü profilinin daha da yükseldiğini, daha da ilerlediğini görmek. Sonuçta burada 400.000’i aşan nüfusuyla sadece Rotterdam Başkonsolosluğu’nun görev bölgesinde 300.000’i aşan bir Türk kökenli nüfus var. Yani buda ciddi bir potansiyel demek oluyor. Düşündüğümüzde bundan 40, 50 yıl öncesinde Hollanda Parlamentosu’nda Türk kökenli üyelerin yer alacağını hayal bile edemezken bugün milletvekilleri, Belediye Başkanları, 120’ye yakın Belediye Meclisi Üyesi, Eyalet Meclisi Üyeleri var. 16 binin üzerinde Türk girişimci var. Ben bu gelişmelerin içinde, bunların bir parçası olmaktan dolayı büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temsilcileri olarak vatandaşlarımıza olabilecek her konuda, Hollanda’da hak ettikleri yere gelebilmeleri konusunda bir katkımız olursa bundan büyük bahtiyarlık duyarız.”

Platform


Haber

"Biz gittiğimiz yere yük olmadık, katkı yaptık" ROTTERDAM - Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, son yıllarda pek çok yerde ayrımcılık, ırkçılık ve İslamofobi gibi ayrımcı düşüncelerin yükseldiğini belirterek, ''Biz bütün bu anlayışların karşısında sevgiyi, saygıyı, insanlığı, insan haklarını ve hukuku eksen alan bir yürüyüşü kendimize şiar edinmeliyiz'' dedi. Hollanda'daki temaslarına devam Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından Rotterdam kendinde organize edilen ''Hollanda Buluşması''na katıldı. Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Başkanı Kemal Yurtnaç, Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral ile Deventer Başkonsolosu Nihat Erşen'in de katıldığı toplantıda, bu ülkede yaşayan Türklerin yaşadığı sorunlar masaya yatırıldı. Türkiye’den Hollanda’ya işçi göçünün yaklaşık 50 yıl önce başladığını, ama iki ülke arasındaki ilişkilerin ise 400 yılık bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatan Bozdağ, bu yıl iki ülkede farklı kutlamaların yapılmasının planlandığını söyledi. Entegrasyon tartışmaları 2. Dünya Savaşı sonrasında yıkılan Almanya ve Hollanda gibi ülkelerin kalkınmasında buralara gelen Türk işçilerinin büyük desteği

olduğuna dikkati çeken Bozdağ, ''Biz gittiğimiz yere yük olmadık, katkı yaptık'' dedi. Avrupa’ya işçi olarak gelen Türklerin bugün sahip oldukları noktanın mutluluk verici olduğuna değinen Bozdağ, bundan gurur duyduklarını ifade etti. Türk vatandaşlarına hem bulundukları ülkenin dilini hem de ana dilleri Türkçeyi çok iyi konuşmaları çağrısı yapan Bozdağ, ''Türkçeyi bozuk konuşan birisini gördüğümde

yüreğim sızlıyor. Türkçeyi de Hollandacayı da aksanı bozuk konuşmamayı başarmamız lazım. Başka dilleri öğreneceğiz ama kendi ana dilimizi de unutmadan. Gerçek başarıları kendi dilimizi ve kültürümüzü unutmadan yazmak lazım'' diye konuştu. ''Dili unuttuğunuz zaman o dile ait hazineyi de unutursunuz'' diyen Bozdağ, Hollanda’da Türkçe dil dersleri konusunda yaşanan sorunları bildiklerini ve bunu çözmeye çalışacakları mesajı verdi.

Turizm Fuarında Türkiye yoğun ilgi gördü Turizmcilerin "sezon öncesi en büyük sınav" olarak adlandırdıkları ve bu yıl 41'incisi düzenlenen fuara, 150 ülkeden aralarında tur operatörleri, oteller, seyahat acenteleri ve tanıtma bürolarının da bulundu bin 500 temsilci katıldı. Avrupa'nın sayılı turizm etkinlikleri arasında ilk sıralarda yer alan Utrecht'teki fuarda Türkiye, Lahey Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliği'nin yanı sıra THY, farklı seyahat acenteleri ve tur operatörleriyle aralarında Aydın, Didim, Kuşadası ve Antalya

Platform

15 Şubat 2011

gibi turistik bölgelerin de yer aldığı şehirlerin açtığı stantlarla tanıtıldı. Türkiye'ye turist götüren Hollandalı firmalarının da büyük ilgi gösterdiği fuarın resmi açılışı dolayısıyla Türkiye standında düzenlenen resepsiyona Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı ile Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Zeki Can'ın yanı sıra Rotterdam Başkonsolosu Togan Oral, Deventer Başkonsolosu Nihat Erşen, Lahey Kültür ve Tanıtma Müşaviri Enis Tataroğlu'nun da ara-

28

larında bulunduğu üst düzey isimler katıldı.


Gentle Incasso, hem şirketten şirkete, hem de şirketten kişiye tahsilat yapan, para tahsil piyasasında uzman bir icra bürosudur. Alacaklı ve borçlu arasında iki tarafı tatmin eden bir sonuç almak için deneyimlidir. Biz, birçok icra bürolarından farklı olarak 'no-cure-no-pay' esasına göre çalışmıyoruz. Dosya masrafı olarak az bir meblağ ödeyerek, alacağınızın itinalı bir şekilde incelenmesi garantisini alırsınız. Alacağınızın, 'sulh yoluyla alınamaz' haberiyle sizi hayal kırıklığına uğratmayız. Mahkemeye giden bu uzun ve genellikle pahalı yolu, en medeni ölçüler içinde ve mantık çerçevesinde önlemek bizim işimizdir. İşletmeci olarak paranızı tahsil etmek için ne kadar uzun beklediğinizi biliyoruz. Özellikle ekonomik sıkıntının yaşandığı bu dönemde, borçluların büyük bir kısmı, ödeme süresini uzatıyor ve daha da kötüsü iptal yoluna bile gidiyor. Bu da işletmeci olarak hiç istemediğiniz bir durumdur. Bu konuda sizden de, yapılan anlaşmaları yerine getirmeniz beklenmektedir.

29

Hizmetlerimizden faydalanmak için ilginizi çektiğimizi umuyoruz. İlgi duyarsanız veya hizmetlerimiz hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, bizimle temasa geçiniz. Gentle Incasso Telefon: 075 771 46 36 Fax: 075 635 70 49 info@gentleincasso.nl www.gentleincasso.nl

Platform


Haber

Irkçı Parti PVV’li Cor Bomsan, PvdA’lı Selçuk Öztürk’ün şahsında tüm Müslümanlara hakaret etti FUAT ASLAN / ROERMOND – Hollanda’da İslam karşıtı söylemleriyle tanınan ırkçı Özgürlük Partisi (PVV)’li Limburg Eyalet Meclisi üyelerinden Cor Bosman’ın geçen yıl kendi üyelerine gönderdiği bir e-posta’da, İşçi Partisi (PvdA)’dan Türk kökenli meslektaşı Selçuk Öztürk için “Türk domuzu” ifadesini kullanarak hakaret ettiğinin basına yansımasıyla ortaya çıkan olay Türk ve Hollanda kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. Her fırsatta toplumun bir kesimini rencide edici sözler sarf eden PVV’liler, geçtiğimiz haftada Kraliçe Beatrix ile Veliaht Prens Alexander ve Prenses Maxima’nın Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret esnasında cami ziyaretlerinde başlarını örtmelerini fırsat bilip Kraliyet Ailesini topa tutmuşlardı. Kamuoyu bu konuyla meşgulken, PVV’li Limburg Eyalet Meclisi üyelerinden Cor Bomsan, Cor Bosman

PvdA’lı Türk kökenli meslektaşı Selçuk Öztürk için ‘‘Türk domuzundan yapılma bir parça kusulmuş helal et’’ şeklinde ifadeler kullanarak, Selçuk Öztürk’ün şahsında tüm Müslümanlara hakaret ederek kamuoyunu meşgul etmeye devam ediyor. Henüz suç duyurusunda bulunmadı Olayla ilgili olarak henüz mahkemeye suç duyurusunda bulunmadığını belirten Selçuk Öztürk, olayın basına yansımasından itibaren üç ay içerisinde mahkemeye suç duyurusunda bulunma hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Önlerinde siyasi ve hukuki olmak üzere iki sürecin bulunduğunu anlatan Selçuk Öztürk, bu üç aylık süreyi yabancı düşmanı bu tür zihniyetle mücadelenin kamuoyunda tartışılmasına fırsat tanımak ve ırkçı parti PVV ve Cor Bosman’ın nasıl bir tutum sergileyeceğini gözlemleyerek değerlendirmek istediğini söyledi. Mensubu olduğu PvdA’nın da topyekun olarak kendisini desteklediğini belirten Selçuk Öztürk, partisinin suç duyurusunda bulunması yönünde tavsiyede bulunduklarını da kaydetti. Hollanda’da Türkler İçin Danışma Kurulu (IOT)’nin düzenlediği yılbaşı resepsiyonuna katılan Selçuk Öztürk’le görüşen Avukat Ejder Köse, hukuki süreçte Selçuk Öztürk’ün de istemesi durumunda avukatlığını üstlenebileceğini söyledi. Resepsiyona katılan iş, siyaset, sanat çevreleriyle sivil toplum

Platform

15 Şubat 2011

Avukat Ejder Köse ve Selçuk Öztürk

30

örgütü temsilcilerinden de Selçuk Öztürk’e büyük destek geldi. Resepsiyona katılan Venlo Kuzey Limburg Yabancılar Platformu Başkanı Göksel Soyugüzel, kendilerinin platform adına avukatları Birrou aracılığıyla olay hakkında polise suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. Yapılan hakaretleri hak etmiyorum Hollanda’ya 3 yaşında aile birleşimi yoluyla gelen Selçuk Öztürk (39), otuz beş yıldır Hollanda’da yaşıyor. 14 yıl belediye meclisi üyeliği yapan Selçuk Öztürk, bu dönem Limburg Eyalet Meclisi Üyeliği ve PvdA Roermond grup başkanlığı yapıyor. Tüm bu yapılan hakaretleri hak etmediğini söyleyen Selçuk Öztürk, ‘‘Eğer bu ülkede, 2012’de hala bu tür zihniyet taban buluyorsa, bunca emeğe yazık. Onca birlik beraberlik için verilen mücadeleye yazık. Ben buna üzülüyorum. Üç yıldır benimle sohbet eden, hal hatır soran biri, yüzüme karşı hoş görünüp arkamdan bu tür hakaretler yağdırıyor olması en üzücüsü. Oysaki o şahısla hiçbir kişisel sorunumuz da yoktu. Düşünün; bunca zamandır yabancı düşmanı biriyle iç içe olmuşum. En çok bu zoruma gidiyor.’’


Haber

Alevi açılımında büyük bir fırsatı hep birlikte heba ettik AMSTERDAM Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği “Türkiye’de Din ve Vicdan Özgürlüğü Sorunu ve Alevilik” konulu konferansta konuşan Kaluç,Türkiye’de son yıllarda ciddi bir dönüşüm yaşandığını ve bu dönüşümle birlikte insanların artık kendilerini rahatça ifade etmeye başladıklarını belirten Liberal Düşünce Topluluğu Alevi Bektaşi Araştırmalar Merkezi Direktörü Şenol Kaluç, “Yavaş yavaş bir takım şeyler düzeliyor. Alevi Alevi olduğunu, Kürt Kürt olduğunu, Laz Laz olduğunu açıkça söylemeye başladı. İnşallah bu dönüşüm hayırlı şekilde sonuçlanır” dedi. Ak Parti iktidarının bu süreçte başlattığı “Alevi Çalıştaylarının” Türkiye açısından son derece önemli olduğunu, ama bu fırsatın heba edildiğini söyledi.

“Alevi açılımı başladığında Türkiye için çok büyük bir fırsat doğmuştu” diyen Kaluç, şöyle konuştu: “Genelde parti kaygısıyla olayları değerlendiriyoruz. Alevi açılımı başladığında Türkiye için çok büyük bir fırsat doğmuştu. Bu fırsatı hep birlikte heba ettik. Hem Aleviler hem Sünniler olarak. Çünkü 2009 yılında Başbakan’ın Muharrem iftarına katılmasıyla fiilen başlayan süreci biz doğru değerlendirebilmiş olsaydık, bugün Türkiye’de sadece Alevilerin değil Sünnilerin önündeki engeller de tamamen kalkmış olabilirdi. Şimdiye kadar hükümetle birlikte toplam 10 toplantı gerçekleştirdiklerine işaret eden Kaluç, bu açılım sayesinde Alevilerin sorunlarının toplum tarafından kabul edilir hale geldiğini ifade etti.

Türksoy resim sergisi Den Haag'da açıldı Mustafa Toga / DEN HAAG - Daha önce Fransa, Almanya, Lüksemburg, Litvanya, İtalya ve Belçika’da sanatseverlerle buluşan TÜRKSOY Resim Sergisi, UETD Hollanda ve Hollanda Türk Müzesi işbirliğinde gerçekleştirildi. 20 ülkeden yaklaşık 40 sanatçının eserlerinden oluşan serginin açılışına İstanbul Milletvekili ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubu Başkanı Dr. İsmail SAFİ, Demokratlar (D66) Milletvekili Fatma Koşer-Kaya, Türkiye Cumhuriyeti Lahey Büyükelçisi Uğur Doğan, Hollanda Ankara Büyükelçisi Jan-Paul Dirkse, Kazakistan Brüksel Büyükelçisi Erik Utembayev, Azerbaycan Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Elhan Alaskerov, Kazakistan Lahey Büyükelçiliği Müsteşarı Marat Esenbayev, TÜRKSOY Genel Sekreteri Prof. Dr. Düsen KASEİNOV, Lahey Büyükelçiliği Turizm ve Tanıtma Müşaviri Enis Taranoğlu ve Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver, UETD Hollanda Başkanı Veyis Güngör, Hollanda Türk Müzesi Genel Koordinatörü Rüstem Akarsu, EkoAvrasya Başkanı Dr. Hikmet EREN ve çok sayıda sanatsever katıldı.

31

Platform


Haber

Türk toplumunun bilinirliğinin artacağı bir yıl olacak FUAT ASLAN / ROTTERDAM Türkiye Cumhuriyeti Rotterdam Başkonsolosluğu’nun geleneksel olarak düzenlediği basınla buluşma toplantısında konuşan Başkonsolos Togan Oral, “Bu yıl Hollanda’daki Türk toplumunun bilinirliğinin artacağı bir yıl olacaktır” dedi. Başkonsolosluk salonunda gerçekleşen kahvaltılı toplantıda T.C. Rotterdam Muavin Konsolosu Aslin Savran, Din Hizmetleri Ataşesi İsmail Hilmi Bilgi, Ticaret Ataşesi Tuba Sander ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Özkan Suat Özmen de hazır bulundular. 1 Ekim 2011 tarihinde göreve başladığına işaret eden Başkonsolos Toğan Oral, dövizli askerlik, Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı kutlamalarının hazırlıkları gibi çalışmalar nedeniyle yaşadıkları yoğun gündemden dolayı bu buluşmanın biraz sarktığını söyledi. Toğan Oral, her zaman olduğu gibi o günlerde de büyük bir özveriyle görevini yerine getiren basın mensuplarına teşekkür etti. Oral, ‘‘Hollanda’daki birçok gelişmeleri sizlerin yaptıkları haberlerden öğreniyorum’’ diyerek basın mensuplarını onu re etti. Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı kutlamalarının res-

mi açılışının henüz yapılmamış olmasına rağmen kutlamaların başladığını söyleyen Togan Oral, 400.yıl etkinlikleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Nisan ayında Hollanda’ya resmi ziyarette

bulunacağını kaydetti. 2012 yılı Türkiye’nin Hollanda’nın gündeminde olacağını söyleyen Toğan Oral, “Bu yıl Hollanda’daki Türk toplumunun bilinirliğinin artacağı bir yıl olacaktır” dedi.

Din görevlileriyle bir araya geldi Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver, Rotterdam bölgesi din görevlileriyle bir toplantı düzenledi. Hollanda Diyanet Vakfı Rotterdam Eğitim Merkezi konferans salonunda yapılan toplantıya, Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver, Rotterdam Din Hizmetleri Ataşesi Dr. İsmail Hilmi Bilgi ve TC Rotterdam Başkonsolosluğu çalışma bölgesinde faaliyet gösteren ve Hollanda Diyanet Vakfı’na bağlı camilerde görevli olan din görevlileri katıldılar. Toplantıya Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlandı. Rotterdam Din Hizmetleri Ataşesi Dr. İsmail Hilmi Bilgi tarafından

Platform

15 Şubat 2011

yapılan açılış konuşmasından sonra Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Mustafa Ünver din görevlilerine hitap etti. Din Hizmetleri Müşaviri konuşmasında, din görevliliğinin peygamber mesleği olması hasebiyle, manevi sorumluluğu ağır, ecir ve mükâfatı büyük bir görev olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Mustafa Ünver, “Din görevlilerimizin bu bilinçle öncelikle kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekir. Bilgilerinizi devamlı güncelleyin. Çocukların, gençlerin ve kadın erkek yetişkinlerin eğitimine önem verin. Sorunları olan insanların dertleriyle ilgilenin. Cemaatlerinin durumuyla yakından

32

ilgilenin. Din adamları olarak her zaman barış, ıslah ve huzur kaynağı olun.” dedi.


33

Platform


Platform

15 Ĺžubat 2011

34


Güncel

Ali Osman Biçen

Katılım Yeni yılın ilk ayını geride bıraktığımız şu günlerde, geç de olsa tüm okurlarımızın yeni yılını tebrik ederek başlamak istiyorum Platform Dergisindeki ilk yazıma. Bundan böyle sizlerle Hollanda’da Poltik, Ekonomik ve Kültürel konularda gündemi Hollanda’da yaşayan yabancıları ilgilendiren perspektiften analiz etmeye ve yorumlamaya çalışacağım. Bugün siz değerli okurlarımızla “Participatie” Turkçesi “Katılım” konusunu ele almak istiyorum. Tam gelişmiş toplum ve demokrasilerde “Katılım” konusu vazgeçilmez önem arzetmektedir. Katılım toplumu , yerel, ülkesel ve Avrupa politikasının oluşumunda aktif bir şekilde dahil olması için bir araçtır. Bunun için katılımın kaltitesinin iyileştirilmesi çok önemlidir. Peki nedir bu “participatie” Türkçe anlamıyla “Katılım” ? Katılım aktif bir şekilde birşeye dahil olmak demektir. Latince bir kelime “Pars” (dahil) ve cipere (olmak). Latince Parscipere Turkçemize çevirdiğimizde ise “dahil olmak” anlamına gelmektektedir. Birşeye katılmak, katkı sağlamaktır. Tam manasıyla katılımda, her dahil olan üye karar oluşumunda eşit seviyede kararın sonucunu belirlemede etkili olurlar. Kısmi bir katılımda ise bir yada birden çok tarafın bir kararın alınmasında bir birlerini etkileme sürecidir. Fakat karar alıcı güç en sonunda bir tarafta olur. Katılım çeşitli konu ve objelerle bağlantılıdır. Konular, gençler, vatandaşlar ve kadınlar. Nesneler ise, potika, iş, sanat. Katılımda ise şu ayrım vardır; “bir şeye dahil olmak” ve “birşeyde pay sahibi olmak”: Bir faaliyete seyir-

ci olarak dahil olmakla, birşeyde pay sahibi olmak arasında büyük fark mevcuttur. Günümüz şartlarında katılım katılanlardan aktif bir katkıda bulunmasını talep eden bir fenomen olarak karşımıza çıkıyor. Katılıma bir çok alanda karşılaşmaktayız; örneğin “iş sahasında katılım” ( belirli bir gurupun iş pazarına katılması) ve “Sosyal-Külturel katılım” (belirli bir gurupun sosyal ve kültürel faaliyetlere katılması). Hollanda’da Türk toplumu olarak, konum itibariyle katılım konusunda çok alınması gereken mesafe olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Uyum surecini tamamlamış olan bir toplum, katılım konusunda yerini alması beklentimiz tabiki. Burada kısmi bir katılım safhasında olduğumuz kanısındayım. Kısmi bir katılımda ya oynanan oyunu izleyen bir seyircisiniz, yada o oyunun oynanması için bir araç konumundasınız. Tam katılım ise, kararın rengine etki yapan bir konum ifade ediyorsunuz. Yaşamakta olduğumuz bu toplumda, karar alan konumda olmak hedefinde olmak tabiki arzu ettigimiz bir konumdur. Katılım konusunda Hollanda’da iki taraflı bir yapının oluşması ise endişe verici bir gelişme olarak görünmektedir. Yabancılar kendi aralarında daha başarılılar görüşü, Hollandalı eski Başbakan Jan Peter Balkenende tarafındanda dile getirilmişti. Hatta bu konu devlet tarafından teşvik edilmişti. Peki bu ilk etapta cazip görünsede mevcut olan sistemin imkan ve olanaklarından faydalanamamak gibi bir sorununda beraberinde getirdiğini görmemiz gerekir. Kendi pas-

35

tasını kesen bir toplum dan ziyade büyük pastayı paylaşan bir toplum hedefi güçlü bir yapıyı oluşturacağından, bundan dolayı katılım konusu büyük önem kazanmaktadır. Katılım ise bilgi, donanım ve karşı tarafın sizi kabul etmesiyle yeşerecek bir yapıdır. Mevcut olan siyasi iklimi göz önünde bulundurduğumuzda ise, ister itemez kendi içine kapanan yada kapanmak zorunda kalan bir toplumla karşı karşıya kalan bir azınlık gurupların varlığı söz konusu. Bir çok kazanılmış ve ilerlerlemelerin olumsuz ve azınlık guruplar üzerinde estirilmeye çalışılan baskıcı ve olumsuz siyasetin Hollanda’da bu ülkede yaşayan azınlık guruplarına yaşam ve kendilerini bu toplumda ifade etmek ve yaşadıkları ülkenin ekonomisine katkı sağlamasından alı koyarken, ekonomimin de zayıflaması ve kötüye gitmesinin suçluları olarak görülmesi ise yaşamış olduğumuz çağın gerçekleri ile bağdaşmayan bir gelişmedir. Bütün olumsuzluklara ramen, bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin vatandaşılığına sahip olan yabancı nüfusun iyi bir donanıma sahip olması, eğitimli ve girişimci ruhuyla gündemi bu ülkede takip eden ve bu doğrultuda atılan adımların peşinde koşan, kararların istediğimiz doğrultuda olmasını etkilemek için, demokratik sistem’e tam katılım sağlamamamızın büyük bir önem arzettiğini bilmemiz gerekmektedir. Bir sonraki sayımızda sizlerle, Hollanda’da siyasi, ekonomik ve kültürel konulara farklı bakış açısıyla bakıp sunmak umuduyla şimdilik hoşcakalınız.

Platform


Haber

Evliya Çelebi şimdi Hollandaca LAHEY - Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi, ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin tanıtılması amacıyla geniş kapsamlı bir Hollandaca ''Evliya Çelebi'' kitabı hazırladı. Daha önce Mevlana ve Yunus Emre gibi tanınmış düşünürlerle ilgili eserler de kaleme alan Abulwahid van Bommel tarafından hazırlanan kitap, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Şükrü Akalın'ın ''Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'' ve Kültür Bakanlığı yayınlarından çıkan ''Seyahatnameden Seçmeler'' isimli eserlerden faydalanılarak hazırlandı. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) tarafından Hollanda'nın da desteğiyle hazırlanan kitabın tanıtımı dolayısıyla Amsterdam Vrije Üniversitesi'nde düzenlenen sempozyumda konuşan Abdulwahid van Bommel, Evliya Çelebi'nin genç nesiller tarafından tanınmasını hedeflediklerini söyledi. Ünlü seyyahla ilgili yabancı dilde İngilizce dışında ilk kez bu kapsamda bir kitabın yazıldığını kaydeden Van Bommel, gittiği yerlerde farklı kültürlere sahip insanlarla tanışarak, onlarla konuşan ve bunları eserine yansıtan Evliya Çelebi'nin bu özelliğinin günümüz Müslümanlarına örnek teşkil ettiğini ifade etti. Günümüz Müslümanlarının kimseyle konuşmadığını, dinlerinden, kültürlerinden fazla bahsetmediğini ve bu yönüyle kapalı kutu gibi olduklarını anlatan Van Bommel, hazırladığı kitabın sadece bir giriş olduğuna, deva-

Platform

15 Şubat 2011

mının gelmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kitapta, Evliya Çelebi'nin kendisi ve Seyahatnamesi hakkında bilgilerin yer aldığına işaret eden Van Bommel, ''Burada büyüyen Türk ve Müslüman çocukları kendi kahramanlarını bilmeli. Entelektüel, felsefeci ve manevi kahramanları tanımaları lazım. Onun için dört kahraman üzerine çalıştık daha önce. Yunus Emre, Mevlana, Ahi Evran ve Evliya Çelebi. Çocuklar kendi kültürlerinde en güzel vazifeleri görmüş kahramanları öğrenmeli. Bunu hedefledik'' diye konuştu. Bu tür kitaplarla aynı zamanda Hollanda toplumuna seslendiklerine dikkati çeken Van Bommel, suyun kaynağını bulması gibi bu eserlerin de entellektüel camiada yerlerinin yavaş yavaş oluştuğunu söyledi. Aralarında Evliya Çelebi'nin de bulunduğu

36

ünlü Müslüman düşünürlerin görüşlerinin günümüz dünyası sorunlarının çözümüne katkı sunduğunu da ifade eden Abulwahid van Bommel, ''Tek reçete değil, ama bütün reçeteler içinde yer alıyor. On reçete varsa bunlardan biri de bu diyebiliriz'' dedi. Sempozyuma katılan araştırmacı yazar Mehmet Tütüncü de, Evliya Çelebi'nin hayatı ve gezdiği yerler hakkında bilgi verdi. Tütüncü, yedi iklim, 18 padişahlık gezen ve ömrünün 50 yılını seyahatlerde geçiren Evliya Çelebi'nin başından geçenleri ve gördüklerini kendine has yalın bir dille kaleme aldığını kaydetti.


37

Platform


Platform

15 Ĺžubat 2011

38


Hukuk

Danıştay'dan Türk vatandaşlarını sevindiren karar çıktı!

Av. İsmet Özkara Tel: 026 - 351 00 04 i.ozkara@ozkaraosingaadvocaten.nl

Danıştay Hollanda'da ikamet eden Türk vatandaşının açmış olduğu davada Türk vatandaşının lehine karar verdi. Şu an yürürlükte olan yabancılar yasası maddelerinin bir çoğunun Türk vatandaşları için geçerli olmadığını belirtti.

D

anıştay 7 kasım 2011 tarihinde Türk vatandaşının açmış olduğu davada haklı buldu dava 2003 yılında yürürlükten kalkan “3 yıl” yasasından Türk vatandaşlarının yararlanabileceğini belirtti. “3 yıl” yasasına göre 3 yıl içerisinde ilk oturum başvurusuna karar verilmeyen ve diğer kriterlere uyan yabancıların oturum hakkına sahip oluyor idi. Danıştay Türk vatandaşlarının bu haktan yararlanabileceğini belirtti ve kararını Avrupa Adalet Divanının 9 aralık 2010 tarihinde almış olduğu karara dayandırdı. 9 aralık 2010 Davayı açan Türk vatandaşlarından biri 21 mayıs 2002 tarihinde Hollanda'ya MVV Vize'si ile aile birleşimi yoluyla geldi. Daha sonra oturum kartını alan davacının oturum kartı 24 eylül 2006 tarihine kadar uzatıldı. Fakat evlilikleri 12 nisan 2004 tarihinde sona erdi. Hollanda yabancılar yasasına göre üç yıl evlilik yolu ile oturumu olan ve üç yıl Hollanda'da ikamet eden bir kişi kendi adına oturum hakkına sahiptir.

Davacı üç yılı doldurmadığı için, oturumu iptal edildi.

1980 yılında yürürlükte olan yasa tekrar 1 nisan 2001 yılında yürürlüğe girdi.

Dava da görüşülen hukuki madde 1980 yalında işçi ve işçi ailelerini kapsayan antlaşmasının 13’ üncü maddesi. Bu maddeye göre yapılan antlaşma tarihinden itibaren Türk vatandaşlarının haklarına yeni kısıtlamalar getirilemez. Dolayısıyla 1980 yılından itibaren Yabancılar yasasında yapılan bütün değişiklikler araştırılıp ve hangi yasa Türk vatandaşlar için olumlu ise, o yasa Türk vatandaşlarına uygulanmalıdır.

Avrupa Adalet Divanı ise 1980 yılında yapılan antlaşmanın 13. maddesi gereğince sadece 1980 yılında değil, bugüne dek yapılan bütün değişikliklerin araştırılmasına ve hangi yasa Türk Vatandaşları için olumlu ise, bu yasanın Türk vatandaşları için geçerli olduğunu belirtti. Hangi yasanın olumlu yönde olduğuna Hollanda mahkemelerinin karar vermesi gerektiğini belirtti.

Dava da ilk araştırılan yasa 1 aralık 1980 de yürürlükte olan yabancılar yasası. Bu yasaya göre üç yıl evlilik yolu ile Hollanda'da ikamet eden bir kişi kendi adına oturum hakkına sahiptir. Daha sonra 1 şubat 1983 yabancılar yasası değiştirildi. Bu yasaya göre Hollanda'da ikamet süresi üç yıldan bir yıla indirildi. Son olarak 1 nisan 2001 tarihinde yabancılar yasası değiştirildi ve buna göre

39

Danıştay ise 1992 ve 2003 yılları arasında yürürlükte olan “ 3 yıl” yasasında Türk vatandaşları için olumlu olduğunu ve yasa yürürlükten kalkmasına rağmen Türk vatandaşlarının yararlanabileceğini belirtti. 3 yıl yasasına göre. ilk oturum başvurusunun “3 yıl” içinde karar gelmediği taktirde oturum hakkı kazanılıyor idi. Bu yasadan yararlanmak isteyenler davaları devam ediyor ise IND ye belertmeleri gerekmektedir

Platform


Moda

i d a d o M ueNo S

Hazırlayanlar: Esra Toprak Demir Serap Kaya Aslan

Moda di Sueno ekibi olarak hepimizin seçmekte ve bulmakta zorlandığı özel günlerimizde güzelliğimizi ön plana çıkaran ya da yanlış seçimlerde gülünç durumlara düşüren; Abiye ve gelinlik modellerine değinmek istedik. Birkaç fotoğrafla da siz değerli okuyucularımız için sayfamızda örneklendirdik. Dediğimiz gibi abiye seçmek zor iştir, yakınımızın düğününün olacağını duyduğumuz andan itibaren ''ne giyeceğim?'' sancısı başlar. Artık dizilerde olaylardan çok giysilere dikkat etmeye başlarız. Çevremizden zevkine güvendiğimiz kişileri yanımıza alır aylar öncesinden fikir almak için butikleri dolaşmaya çıkarız. Zordur abiye seçmek, hele ki düğünse gideceğimiz yer bir çok faktöre önem vermemiz gerekir. Aman açık olmasın??!!... Dar olmasın??!!... Aaa kaynana bunu mu giydi derler??!!.. Yaşıma uygun olsun??!!... Yok efendim modaya uygun olsun??!! Derken kendimizi birçok yönden kısıtlarız. Her zaman yazımızın bitiminde kullandığımız sloganımız gibi kendinizi tanıyın vücudunuzu bilin, ona göre giyinin ama moda tüyolarımızı da göz ardı etmeyin. Zira modacılar 2012 gece kıyafetlerinde çarpıcı renkleri öneri-

Platform

15 Şubat 2011

40

yor; saks mavisi, turkuaz, canlı kırmızılar...Canlı renkleri giymeye cesaretiniz yoksa pudra ve gri tonlarını da tercih edebilirsiniz. Tek omuzu kalın askılı ve belin yanından toplanmış taş işlemeli asimetrik elbiseler 2012 ye damgasını vuracak abiyelerinden. Ve şekil olarak bir başka çıkışta olan modelse drapeli modellerdir.


Moda

şamlarının bu en özel ve en güzel gününde rüya gibi bir gelinlik içinde masal prenseslerini andırmayı düşler. Öncelikle gelinliklerde kar beyazı neredeyse yok denecek kadar az; kırık beyazdan, bej rengine kadar daha renkli gelinlikler bu sene de çok moda. Genel anlamda gelinlikler ya pırıltılı inci işli ya da kupür dantel süslemeli. Bu senenin modellerinde dikkat çeken bir diğer özellik te; kalçaya kadar dar inen kalçadan genişleyen kat kat etekler. Çok kabarık etek tercih etmeyen gelinlere de daha şık düşen eteklerin de Fransız kupürü dantel olan sade model-

ler de çok revaçta. 2012 abiye ve gelinlik modasını göz önüne alırsak hanımlar davet ve düğünlerde daha bir kadınsı, gelinlerse daha masum ve masalımsı...

Bu sene de bayanlar düğün ve eğlencelerde şıklık ta yarışacak gibi görünüyor.

Moda di sueno yazısını okumadan abiye/gelinlik almayın.

Fakat düğünlerde en dikkat çekenler bembeyaz gelinliği ve masumluğuyla tabii ki gelin kızlarımız. Onlar için seçim yapmak daha da zor; hayatlarında bir kere giyecekleri ve hayalini kurdukları gelinliği dergilerde televizyonlarda arar dururlar. İşte gelini gelin yapan en önemli unsur gelinliğidir. Düğünün diğer detaylarından daha çok önem verilen gelinlik seçiminde bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Tüm genç kızlar ya-

Bir dahaki sayımızda görüşünceye dek HOŞCAKALIN! Fotoğraflarımız CT Photography tarafından çekilmiştir. Gelinlik ve abiye modelleri Gülra modaevine aittir.

www.suenoorganisatie.com 0642 555 606 & 641 587 058 www.facebook.nl/suenoorganisatie

Koning Düğün Salonu’nda inanılmaz kampanya! Cumartesi günü dahil yemekli full paket fiyatımız

€ 9450-,*

* Paket içeriği ve şartlar için bizi arayın

41

Platform


Gündem

Dr. Gürkan Çelik

Turkije bloeit en broeit

T

urkije bevindt zich in een belangrijke overgangsfase op weg naar meer democratie en open maatschappij. De Turkse economie bloeit in rap tempo, maar intern broeit er ook van alles. De westerse media geven steeds meer aandacht aan Turkije en de daaraan gerelateerde onderwerpen. De politieke situatie in Turkije is complex door kwaadsprekerij van de machthebbers. De wrijvingen in de Turkse democratie zijn niet los te zien van het feit dat Turkije zich aan het positioneren is op het wereldtoneel. Het is in de regio een militaire macht. Binnen de NAVO-landen heeft Turkije op twee na grootste leger. Het is tegelijkertijd een politieke en economische macht aan het worden. Dit alles maakt Turkije interessant maar ook een potentiële concurrent voor Europa. Het laatste jaar heeft Turkije het aantal ambassades en consulaten generaal in het Afrikaanse continent verdrievoudigd, van 11 tot 36 vertegenwoordigingsposten. Dat zegt iets over de invloed en het tempo van Turkije nu in Afrika, in vele opzichten een belangrijk continent voor Europa. Frankrijk is actief in het contitent Afrika. En we zien het grote toeval dat de wet over de Armeense genocide vorige week is gesmeed door de Franse senaat. Een ding is duidelijk: Turkije staat weer op de wereldkaart. Niet alleen in Afrika, maar ook in het Midden-Oosten en in MiddenAzië wordt Turkije steeds invloedrijker. Mijn vermoeden is als Turkije zich laatste tien

jaar niet economisch en democratisch had kunnen ontwikkelen en bepaalde hervormingen niet had kunnen invoeren, was de kans groot dat Turkije nog een (soft) militaire coup, een interne oorlog of een volksopstand had meegemaakt, zoals dat het geval was en is in vele Arabische landen. De Turken investeren nu overal ter wereld. Dit bewijst dat de Turkse internationale handelsgeest is ontwaakt. Wat kan dat betekenen voor Nederland en de Nederlandse economie? De geschiedenis van Turkije en Nederland gaat terug tot in de 17e eeuw, toen de eerste vertegenwoordigers van de Staten-Generaal zijn verzonden naar de Verheven Porte in Istanbul. In de 17e en 18e eeuw vormde de handel op de Levant in de Ottomaanse hoofdstad een belangrijke bron van inkomsten voor de Nederlanders. De betrekkingen tussen de twee staten zijn sindsdien gebleven en verder versterkt door Turkse gastarbeiders in de jaren 60 en 70 van de vorige eeuw en vandaag door de sterke economische banden. In 2012 vieren Turkije en Nederland dat zij 400 jaar geleden handelsrelties en diplomatieke banden aan zijn gegaan. Op 16 augustus 1924 werd zelfs een vriendschapsverdrag gesloten tussen het Koninkrijk der Nederlanden en de nieuw opgerichte Republiek der Turkije. Wat betreft de handel zijn de ontwikkelingen zeer positief. Nederland is de grootse investeerder in Turkije vanuit het Westen, met circa 1900 bedrijven. De Turkse eco-

43

nomie floreert en de handel tussen Nederland en Turkije groeit razendsnel. Bovendien heeft Nederland een grote potentie in de Turkse Nederlanders. Over dat menselijk kapitaal beschikken vele andere landen. De inzet van deze capabele mensen kan handelsbetrekkingen in Turkije een grote impuls geven om ook via Turkije in Afrika, het Midden-Oosten en MiddenAzië krachtig te opereren en de export in die regio op korte termijn te verdubbelen. Meer dan 1,2 miljoen Nederlanders bezoeken jaarlijks, als toerist, Turkije. Nederlanders zijn daarmee de één-na-grootste groep van buitenlandse bezoekers. De Nationale bloem van Nederland, de tulp, komt oorspronkelijk uit Oost Turkije. “Turkeye” is een dorp van de gemeente Sluis, gelegen in de provincie Zeeland: In 1604, Prins Maurits veranderde de naam van het dorp in “Turkeye” om de Turkse zeilers te bedanken voor hun steun aan de Nederlanders in de strijd tegen de Spanjaarden tijdens de Nederlandse onafhankelijkheidsoorlog. “Oud liefde roest niet.” De relaties tussen de twee staten zijn ruim 400 jaar onverminderd gebleven. In dat kader brengt de Turkse president Abudullah Gül in april 2012 een historisch bezoek aan Koningin Beatrix. Dit allemaal is een gezond teken voor toekomstige betrekkingen tussen Nederland en Turkije.

Platform


Realite

Anlaşmalara sadık kalmak

Sabahattin Uçar

Osmanlı İmparatorluğu (Türkiye) ve Hollanda arasında 1612 yılında tesis edilen diplomatik ilişkilerin 400. Yıldönümü münasebetiyle bu yazımda İslam’da “Antlaşmalara Sadık Kalmak”tan bahsetmek istiyorum. Umulur ki kafası cehaletle bulanık, ruhu inkarcılıkla kirli, nefsi günahlarla paslı kimseler, okuyup anlarlar ve böylece İslam’a ve Müslümanlara yönelik haksız yere taşıdıkları önyargılardan kurtulurlar. En azından bunu umuyorum. Yeryüzünde yaşayan canlılar arasında insanlardan başka aralarında antlaşmalar yapılan başka hiçbir varlık yoktur. Gerek şirketler arasında gerekse devletler arasında yapılan tüm sözleşmelerde “bu sözleşmeye sadık kalacağım” diye imza atan insanın kendisidir. Antlaşmayı kabul ettiğini beyan etmek için imzayı atan insanın kendisi olduğu gibi o antlaşmaya sadık kalarak gereğini yerine getirmek mecburiyetinde olan yine o insanın kendisidir. Çünkü verdiği sözde durmak ve anlaşmalarına sadık olmak, insanı insan eden en belirgin vasıflardandır. Söz verip aldatanlar, anlaşmalarla güvendirip ardından yüz üstü bırakanlar, şahsiyetleri zedelenmiş ve inanç değerleri olmayan kimselerdir. Antlaşmalara sadık kalmak, verilen sözleri yerine getirmek öyle büyük, öyle önemlidir ki, onun yerine getirilmesini bizzat alemleri yoktan var eden Allah (c.c.) istiyor: “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Sözlerinizden elbette sorumlusunuz.” (İsra, 34) Bu ilahi emre aykırı davranıp da yaptığı anlaşmadan dönen kimse Allah’a isyan, insanlığına da ihanet etmiş olur. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in izinde giden ve inanç değerlerine sımsıkı bağlı olan ecdadımız, “Var ikrar verme, öl ikrarından dönme!” demişler. Yani iyice düşünmeden, yapabileceğinden emin olmadan bir söz verme. Fakat bir kez söz verdi isen,

sonunda ölüm olsa da dönme. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, ne pahasına olursa olsun karşı taraf antlaşmalara bağlı kaldığı sürece anlaşmaları bozan taraf olmamıştır. Cahiliye devrinde haksızlığı gidermek, zulmü önlemek, barış ve süküneti sağlamak için yapılmış olan antlaşmaları dâima takdir etmiştir. Hatta İslam gelmeden 20 yıl önce insan hakları adına düzenlenmiş olan ve Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde gerçekleşen “Hılfu'l-fudul Antlaşması”na bizzat katılmıştır. Peygamber olduktan sonra ise bu antlaşma ile ilgili şöyle buyurmuştur: "Ben Abdullah ibnu Ced'an'ın evinde yapılan bir antlaşmada hazır bulundum. Böyle bir toplantıda hazır bulunmam benim için kırmızı develere sahip olmamdan daha sevimlidir. İslam'da da böyle bir antlaşmaya davet edilsem yine icabet ederim." ( İbnu Hişam Sireti)

memiş olan çeşitli ırk, din ve kabilelerden oluşan çok değişik bir şehir topluluğu meydana getirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu hukuki hamle ile siyasi başkan olmuş ve devlet iktidarını temsil ederek eski Cahiliye düzeni yerine yeni bir nizam kurmuş, parçalanmış olan Medine'yi tek bir çatı altında toplamıştır. Böylece Medine'nin hukukî, siyasî, malî ve askerî statüsü belirlenmiştir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hicretin ikinci yılında civar kabilelerle diplomatik antlaşmalar yapmıştır. Bu önemli antlaşmalardan birkaçı şöyledir:

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine'ye hicretinin ilk günlerinden itibaren Ensâr ve Muhâcir arasında kardeşlik bağını tesis etmiş, İslâm Tarihinde ilk anayasayı hazırlayarak Medine Site Devleti'ni kurmuştur. Daha sonra Hicretin birinci yılında putperets olan Evs ve Hazrec kabileleriyle Yahudiler arasında bir antlaşma yaptı. Hazreti Enes (r.a.) ‘in evinde gerçekleşen ve anayasa hükmünde olan bu antlaşma, yazılı vesika olarak Medine Devleti’nin ilk anayasasını teşkil etmiştir. Bu anayasa ile daha önce Arabistan yarımadasında görül-

45

Platform


Kartpostal

Attent ve Tam sig orta şirketinin bir likteliği büyük gü Bu vesile ile bazı ç oluşturdu. müşterilerini ilk günlerde ödüllen dirdiler.

tü sivil toplum örgü rgisi, gazeteciler, ılar. yd da rın fua m Başta Platform De riz Tu adamları Utrecht yöneticileri ve iş

ı Altın kadayıfı Hollandalı Murat bey Erzurum'un meşhur tatlıs de Sultan'ın Hollanda Nadi tcı Sana . unda Türklere tanıtma arzus ikram etti. proğramında sanatcıya Altın kadayıfı

Hollanda'nın değişik yerlerinden gençlik örgütleri yönetic ileri Den Haag'da Türk Kültür Derneği’nde bir araya geldiler .

Entegrasyon ve İskân eski Bakanı Ella Vogelaar, Sanitas Vakfını ziyaret edip, Yönetim Kurulu ve üyelerinden oluşan grupla Hollanda’nın güncel mes elelerini görüştü.

küçük hay Hollanda proğramında Sanatcı Latif Doğan'a r. dile ter ranlarıda yoğun ilgi gös

Güçlerimizi birleştirdik!

Siz müşterilerimize daha iyi hizmet sunabilmek için tüm faaliyetlerimizi tek çatı altında topladık. Burg. van Walsumweg 362-366, 3011 MZ Rotterdam t. +31 10 476 76 73 • t. +31 10 411 00 96 f. +31 10 476 26 93 • f. +31 10 411 03 31 info@Attent.biz • www.Attent.biz

Platform

15 Şubat 2011

46


Kartpostal

Turizm yer alan Utrecht k fuarları arasında yü it Sarayı bü Sim en ü n rd 'nı gö i pa Avru Sarayı, büyük ilg it Sim meyi an dir aç ye nt it Fuarı'nda sta dünyaya sim ren Akdeniz : Bütün Ev rü dü Mü at ac İhr planlıyoruz dedi.

İMSO Sağlık Merkezi Rotterdam’da açıldı.

osu Togan Rotterdam başkonsol HOGIAF Yöneticileri ilendirdiler. bilg da kın hak rı ala ışm Oral'ı ziyaret ederek çal

Hollanda Türk İşa damları Derneğ i Başkanı Turg Ankara'dan 2011 ut Torunogulların yılı Üstün Başa a rı ve Hizmet ödülü verildi.

rdiler. Nadide Sultan'a sevenleri yoğun ilgi göste

Utrecht Turizm fuarında Rize standı yoğun ilgi görenler arasındaydı

ÖZEL KAMPANYA İPOTEK: Yeni ipotek yaptıran müşterilerimizin, bina, ev eşyası ve sorumluluk sigortası paketinin bir yıllık primlerini biz ödüyoruz. SİGORTA: Mevcut bireysel sigortalarını bize getiren müşterilerimize yüzde 20’ye varan ekstra paket indirimi. MUHASEBE: İş yeri muhasebesini bize getiren müşterilerimize, iş yeri sigortası paketinde %20 ye varan ekstra indirim. Platform 47 EMLAK: Ev ve iş yerleri alım, satım, kiraya verme ve kiralama işlemleriniz için hizmetinizdeyiz.


Platform

15 Ĺžubat 2011

48


Kaza Mağdurlarının Hukuksal Hakları

Yepyeni bir anlayışla ve kendi dilinizde devamlı hukuk desteği ve hizmeti Herhangi bir kazaya maruz kalarak yaralandığınız oldu mu? ELFI Letselschade & Advies (KAZA AVUKATI) ve uzman ekibimiz. " Başarı yoksa, ücret de yoktur " prensibiyle sizin adınıza kaza davalarınızda hukuki işlemlerinizi yürütmektedir. Kendi dilinizde ve kültürünüzde hukuk hizmeti ve bu konularda bilmediklerinizi biz size anlatarak dosyanızın başarıyla sonuçlanmasını sağlıyoruz. Davanızın sonunda ücretimizi, karşı taraf veya sigortasından karşıladığımız için sizlere kesintisiz ve masrafsız , hak ettiğiniz tazminatınızın %100 unu sigorta şirketi tarafından direkt olarak sizin hesabınıza aktarılır. Bizler, Trafik Kazaları, iş yerinde yaralanma davalarında uzman bir kuruluşuz. ELFI Avukatlık davalarınız için , Roosendaal, Rotterdam ve şimdi de Amsterdam - Osdorp da faaliyete geçirdiği yeni bürosuyla sizlere ve diğer yabancılara 10 ayrı dilde kendi lisanlarında hizmet vermektedir. Davanız, deneyimli, konusunda uzman avukatlarımız denetiminde ele alınır, sizi evinizde, is yerinde ya da hastane"de istediğiniz zaman ziyaret edebiliriz. Uzman ekibimiz, Hollanda"nın her yerinden bireylere ve şirketlere basta Araba Kazası sonucu meydana gelen, İncinme, Yaralanma, Is Görmemezlik durumlarınında ki davalarda olmak üzere, İşyerinde meydana gelen kazalar, ELFI Avukatlık olarak, yılda yüzlerce davaya bakıyor ve bu davalardan yüksek basari elde ediyoruz. Yaralanma veya İncinme Davaları uzman Avukatlarımız, Araba, Bisiklet, Motosiklet Sürücüsü, Yolcu veya Yaya olarak ya da Kamu Taşıma Aracı - Metro, Tramvay,Tren veya Otobüs gibi..yolcu olarak herhangi bir olayda yaralandıysanız, size yardım etmektedir.Ücret alınmaz Prensibi ile çalışmaktadır.Buna göre müvekkillerimizin

tazminatından hiç bir şey talep edilmez ve hizmetlerimiz sonunda karşı tarafın sigortasından karşılanır. Çalışma Alanımıza giren davalar şunlardır; • Trafik Kazaları ( Sürücü - Yolcu- Yaya, Araba , Bisiklet , Motosiklet kazaları -• Ulaşım (Otobüs, Tren, Uçak ya da Gemi) kazaları • İş Kazaları ( İnşaat, Fabrika alanları, Garajlar, Ofisler Süpermarket ve mağazalar gibi ... ) • Sanayi Alanında çalışmaktan kaynaklanan, mesleğe bağlı rahatsızlıklar • Herhangi bir yerde meydana gelen düşme ya da kayma • Diğer Kazalar ; • Üretim hataları ( bozuk ya da tehlikeli ürünler ) , yiyecek zehirlenmeleri ya da spor yaralanmaları • Omurilik, Beyin yaralanmaları ve diğer ciddi sağlık davaları • Ölümcül Kazalar ( Yanlış hastane ameliyatları ) • Hollanda dışı tatillerde veya Türkiye de meydana gelen kazalar Ev içi şiddetten dolayı vuku bulan incelme ve yaralanmalar ELFI Letselschade & Advies ( KAZA AVUKATI ) , sadece kazazedelere hukuksal yardımları eden bir bağımsız kuruluştur.ELFI, Iş ve Trafik kazalarından dolayı mağdur kazazede olarak, haklarınız ve sorumluluklarınız hakkında sizleri kendi dilinizde bilgilendirir ve sizinle beraber haklarınız ile ilgili tüm on çalışmaları yaptıktan sonra, akabinde derhal tazminatlarınızın alınmasına yönelik gerekli faaliyetlerini başlatır. Burada, ELFI”nin görevi, tarafsız olarak , mağdur olduğunuz herhangi bir kazadan

49

Ethem Emre e.emre@kazavukati.nl

dolayı meydana gelen, alacaklarınızı size izahatları ile birlikte açıklar. Kazazede ile kazaya sebep veren tarafın sigortası ile bir aracı köprü görevi yapıp, olay hakkında, size bilgilendirir.Dosyanızın isleme alınmasından hemen sonra, Avukatlarımız ve uzmanlarımız sizin menfaatinizi esasa alarak tazminat hakkinizin alınmasına yönelik sonuçlandırmaya giderler. ELFI Letselschade & Advies (KAZA AVUKATI ) sadece kazazedelerin Haklarını savunur ve takip eder. Danışma için bir ucret almayız. Son zamanlarda Sigorta Kanunlarının devamlı değişmesi ve mağdur olan sizlerin daha çok mağdur olmaması tek amacımızdır. Bunun içinde devamlı olarak bu sayfa da sizleri her ay Hukuksal Alanda bilgi vererek, sizi aydınlatmaya çalışacağız. Bilgi ve davanızı başlatmak için bizi 020410 49 49 ve mobil 06- 39 11 02 43 telefon numaralarından arayabilirsiniz. ELFI Letselschade & Advies ( KAZA AVUKATI ) Amsterdam, Rotterdam ve Roosendaal şehirlerinde ki büroları ve ekibi ile sizlere zamanında ve geç kalmadan yardımcı olmayı hedef almıştır. Web Sayfalarımız ise : www.elfi-letselschade.nl ve www.kazaavukati.nl dir. Türkçe izahlı sayfalar mevcuttur.

Platform


Kültür - Sanat

“Berlin Kaplanı” Hollanda’da “ringe” çıktı AMSTERDAM - Ata Demirer’in senaryosunu yazdığı ve oynadığı “Berlin Kaplanı” filminin Hollanda’daki galası başkent Amsterdam’da yapıldı.

Pathe sinemasında gerçekleşen galaya Demirer’in yanı sıra yönetmen Hakan Algül, oyuncular Necati Bilgiç, Faruk Ünlüoğlu, Özlem Türkad ve Tonguç Oksal katıldı. Demirer, Hollanda’da gösterime girdiği ilk gün ilgi gören filmi seyircilerle birlikte izledi. Ünlü komedyan ve film ekibi gösterinin ardından sahneye çıkarak seyircileri selamladı. Ata Demirer’in başrol oynadığı ve yönetmenliğini ise Hakan Algül’ün yaptığı film, Almanya’da yaşayan bir boksörün hayatını konu alıyor. Filmin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Demirer, gösterilen ilginin mutluluk verici olduğunu söyledi. Aslında daha önce filmi seyirciyle birlikte izlememeyi planladıklarını ama kalabalığı görünce bu fikirlerini değiştirdiklerini belirten Demirer, “İyi ki de girmişiz içeriye. Güzel ve eğlenceliydi” diye konuştu.

Platform

15 Şubat 2011

Filmin gurbette daha iyi algılanacağını, özel detayların altının seyirci tarafından daha iyi çizileceğini tahmin ettiklerini kaydeden Demirer, “Fazla yabancı kelime kullanıyor karakter. Yabancı dilde değil ama gurbetçe dediğimiz kalıplarla ilgili şeyler yapıyor. Tabii bu Türkiye’de gülümseten bir şey ama burada bizden bir şeye de dönüşüyor. O yüzden esprilerin burada daha derinlemesine algılanması hoşumuza gidiyor” dedi. Film kendi çocukluğumu anlatıyor Film çekimi için Almanya’ya birkaç ay erken gittiğini ve kulüplerle dövüş sporlarına giderek gözlemler yaptığını vurgulayan Demirer, filmdeki hikayenin kendi çocukluğunu anlattığını söyledi. “Aslında o Antalya’daki aile benim Bursa’daki ailem” diyen tecrübeli oyuncu, şöyle konuştu: “Ufak çocuk da benim çocuk-

50

luğum. Benim de tüm akrabalarım gurbette yaşıyordu. Bu akrabayı yazınca bunu ben oynamaya karar verdim.” Bir serinin başlangıcı olarak tasarladığı bu filmin devamının gelmeyeceğini de anlatan Ata Demirer, tanıtmak istediği birkaç karakter ve öyküsü daha olduğunu dile getirdi. Demirer, “Ayhan'ın kapağını kapattığımı düşünüyorum. Devamının olması ticari bir şey olur onu da çok aramıyoruz açıkçası” diye konuştu. Ünlü komedyen, “Film için 15 kilo aldığınızı biliyoruz, bu zayıf halinizle nasıl başardınız?” yönündeki soruya ise şu yanıtı verdi: “Bu tamamen yalan, film için 15 kilo almadım. Ben o ara çok sıkılmıştım ondan biraz fazla yedim. Böyle bir şey çıktı ortaya. 15 kilo alan adam kas olarak alır, yağ olarak alır mı? Ama şu an 10, 12 kilo zayıfım o halimden.”


Kültür - Sanat

Hollanda’da 3 ay Türkiye rüzgarı esecek

Duman

Leman Sam ve kızları Şevval ile Şehnaz Sam’ın Hollanda Metropol Orkestrası eşliğinde 23 Şubat’ta Amsterdam’da verecekleri konserle başlayacak olan festival kapsamında klasik müzikten caza, dünya müziğinden rocka, tiyatrodan dansa kadar geniş bir yelpazede Türk kültür ve sanatının Hollandalılara tanıtılması amaçlanıyor.

AMSTERDAM - Hollanda’da Türk sanat ve kültürünü tanıtmayı hedefleyen “Turkey Now” adlı festivalin dördüncüsü 23 Şubat’ta başlayacak. Kulsan Vakfı’nın girişimiyle başta Amsterdam olmak üzere Lahey, Rotterdam, Utrecht, Eindhoven ve Deventer şehirlerinde gerçekleştirilecek etkinlikler serisi 23 Mayıs’ta sona erecek. ni kaydeden Kulsan Müdürü Adnan Dalkıran, bu yüzden festivalin bu yılki temasının “400 yıllık dostluk” olarak belirlendiğini söyledi. Düzenleyecekleri etkinliklerle Türkiye’nin kültürel zenginliğinden örnekler sunacaklarını kaydeden Dalkıran, aynı zamanda bu sene Kulsan Vakfı’nın 25. kuruluş yıldönü-

münü de kutlayacaklarını belirtti. Etkinliklerle iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesini hedeflediklerini vurgulayan Dalkıran, “Umarım bu etkinlikler Hollanda ve Türkiye arasındaki ilişkilere daha da seviye kazandırır. Buradaki toplumumuza da katkı sağlamasını diliyoruz. Tek dileğimiz bu” diye konuştu.

3 ay sürecek ve 60’a yakın konserle bir o kadar da sanatsal ve kültürel etkinliklerin düzenlenmesi planlanan festival çerçevesinde aralarında Arif Sağ, Mercan Dede, Fuat Saka gibi isimlerin de yer aldığı tanınmış bir çok sanatçı ya da müzik grubu sahne alacak. Tanınmış rock grupları Athena ve Duman’ın sahneye çıkmaları planlanan festival kapsamında, İstanbul Bale Topluluğunun Evliya Çelebi’yle ilgili “Seyahatname 2” isimli dans gösterisi de izleyiciyle buluşacak. “Turkey Now” festivali, Hüseyin Sermet’in Residentie Orkestrasıyla birlikte vereceği konserle kapanacak. 400 yıllık dostluk İlkini 2007’de düzenledikleri festivalin bu yıl Türkiye ile Hollanda arasındaki resmi ilişkilerin 400. yıldönümüne denk geldiği-

Şevval Sam - Leman Sam

51

Platform


Platform

15 Ĺžubat 2011

52


Mijn overpeinzingen

Drs. Armand Sağ Bestuursvoorzitter ITS

(Instituut voor Turkse Studies)

www.turksestudies.org

Historicus en turkoloog www.armandsag.nl

Turkije in de spotlights Net als in de jaren ervoor stond Turkije ook gedurende 2011 in de spotlights. Het was bijna niet mogelijk om een boek open te slaan zonder enkele referenties naar het land Turkije te lezen. Zo vermeldde de Singaporese diplomaat Kishore Mahbubani Turkije in zijn boek 'De Eeuw van Azië: een onafwendbare mondiale machtsverschuiving' (2008). Overigens net als de Indiaas-Amerikaanse Parag Khanna, die meldde dat de Europese Unie niet zonder Turkije kan maar dat Turkije eigenlijk al een belangrijk deel van de Europese Unie is door de geopolitieke ligging van het Anatolische land.

land; veel positieve maar ook negatieve. Een voorbeeld op microniveau heb ik ook; Turkije wil graag nieuwe systemen introduceren om met een schone lei even opnieuw beginnen en een nieuw systeem introduceren. Ik zeg bewust 'nieuw' en geen 'beter', want ook daar kan je over discussiëren: is het beter op korte termijn of lange termijn? Als het beter is op lange termijn maar slechter op korte termijn, is het dan nog wel 'beter'? Afijn, deze discussies ga ik simpelweg uit de weg omdat mijn column maar 400 woorden mag zijn.

rijden, bussen die verkeerde informatie geven, passagiers die te laat komen voor hun werk en routes die nog steeds verkeerd gereden worden door de oningelichte buschauffeurs.

Daarnaast had je ook nog een overweldigende reeks aan boeken over Turkije specifiek; dit waren onder andere 'Turkey: A Short History' (2011) van de Schotse hoogleraar Norman Stone en 'Turkey Decoded' van de Zweedse ambassadrice Ann Dismorr.

Derhalve ga ik terug naar mijn voorbeeld op microniveau: in Antalya zijn de busroutes compleet veranderd. "Ja, dus?" hoor ik jullie al denken. De busroutes zijn veranderd en alle bussen hebben een nieuw buslijnnummer ontvangen. De bushaltes zijn nieuw en alle bussen zijn spiksplinternieuwe supermoderne hightech-bussen. Het geeft aan dat Turkije een land in opkomst is, het land wil zich snel ontwikkelen. Juist daardoor komt het ook steevast in het nieuws. Maar zelfs deze kleine verandering in Antalya riep heftige reacties op. Mensen in Antalya liepen helemaal vast; ze wisten niet welke bus nog 'hun' route volgde, de buschauffeur zelf ook niet, bussen die verkeerd

Maar wat we hieruit kunnen opmaken is dat het er alle schijn van heeft dat de beleidsmakers van Turkije, in dit geval de CHPgemeenteraadsleden van Antalya, sneller willen ontwikkelen dan de bevolking aankan. Een gebrek aan terugkoppeling met het 'gepeupel'? Of niet genoeg begeleiding voor de mensen bij de overgang? Is dat mijn overpeinzingen van deze maand? Daar heeft het alle schijn van. Want deze ongeograniseerdheid zou nu precies hetgeen kunnen zijn wat Turkije zou kunnen opbreken bij de inhaalrace die het land jaren geleden is begonnen om een plek in de wereld der grootmachten te kunnen veroveren.

Afijn, wat zegt dit allemaal over Turkije? Nou ja, niks eigenlijk; behalve dat het een land in ontwikkeling is. Of het een grootmacht is, of een economisch hoogtepunt heeft, dat zijn punten waarover men kan discussiëren maar één ding is duidelijk: Turkije staat in de spotlights. Waarom? Omdat er veel ontwikkelingen zijn in het

53

Het deed mij even denken aan hoe de situatie in Turkije geweest moet zijn toen Atatürk het Arabisch alfabet wijzigde en verving door een Latijns alfabet. De chaos moet dan tien maal erger zijn geweest, dat was natuurlijk ook een landelijke maatregel en de buslijn-maatregel is een provinciale beslissing geweest.

Platform


Tarih Bilinci

Katliam ve özür gerçeği

Mehmet Özay

Sömürge döneminin sona ermesinden bu yana aşağı yukarı 65 yıl geçmesine rağmen, etkileri hâlâ çeşitli alanlarda hissediliyor. Burada söz konusu bu etkinin yeni kurulan ulusdevlet yapılanmalarında geçmişin sömürge güçlerinin devamını sağlayacak siyasi ve sosyal etkileşimlerden bahsetmeyeceğim. Aksine, şiddeti çok daha derinden hissedilen insani bir durumla karşı karşıya olduğumuza değineceğim. Sömürgecilik döneminin sonlarına doğru, milliyetçiliklerin gelişme katetmesi, akabinde bağımsızlık hareketlerinin doğmasıyla sömürge güçleri ile göğüs göğüse karşılaşmalar ortaya çıkmıştı. Tam da bu süreçte, 'sömürge etiği' olarak adlandırdığım olguyla irtibatlı gelişmelerden biri yaşanmıştı. Nedir bu diye sorulduğunda karşımıza cevap olarak kitlesel katliamların çıktığını görürüz. İşte böylesi bir katliamın aradan geçen on yıllar sonrasında zalimlerin özür borcunu ödediğine şahit olduk. Hollanda Krallığı, II. Dünya Savaşı'nın Güneydoğu Asya ayağında gerçekleşen Pasifik Savaşı bağlamında, Japonların Asya işgali karşısında başta Cava Adası olmak üzere Malaka Boğazı'nın güneyindeki Malay dünyasını terk etmekte gecikmemişti. Aynı şekilde, Japonların teslim bayrağını çekmesiyle geri dönüşleri de o kadar uzun sürmedi. 19. yüzyıl son çeyreğinde Açe'de içine düştükleri askeri ve siyasi açmazın da önemli katkısı ile 20. yüzyılın başından itibaren, Güney Malayları olarak adlandırdığım ve bugün adına Endonezya denilen coğrafyada bağımsızlık ateşi çoktan baş göstermişti bile. İşte bu nedenle, II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle Cava Adası'na İngiliz desteğiyle dönen Hollandalılar sivil halka yönelik katliamlara girişmekten geri durmamışlardı. Bunun en aşikar ve bugü-

Platform

15 Şubat 2011

ne sarkan örneği, 9 Aralık 1947 tarihinde Cava Adası'nın batısında, Rawagede Kasabası'nda bir köyü basarak sömürgecilerin tabiriyle bağımsızlık hareketine destek verdikleri gerekçesiyle "isyancılıkla" suçlanan köydeki yaşlı-genç tüm erkekler, -Hollanda kaynakları ölü sayısını 150 olarak verirken, olaya tanık olan ve bugün hayatta kalan birkaç şahidin ifadesine göreyse 431 kişi- ailelerinin gözleri önünde kurşuna dizilmişti. Yanılmıyorsam, 2008 yılıydı. O dönem, Hollanda Dışişleri Bakanı Cakarta ziyareti sırasında geçmişte yaptıklarından dolayı özür içeren bir açıklama yapmıştı. O zaman pek ses getirmeyen bu açıklamanın

54

devamı bir kaç hafta önce su yüzüne çıktı. Köyde katledilen yedi kişinin dul eşleri ve katliamdan kurtulmayı başaran bir kişinin Hollanda'daki Uluslararası Mahkeme'de Hollanda Krallığı'na karşı açtıkları dava nihayet sonuçlandı ve Krallık 64 yıl sonra köylülerden resmen özür dilemek zorunda kaldı. Hollanda'daki mahkemenin bu "özür kararını" Hollanda Büyükelçisi Tjeerd de Zwaan'ın ölenler anısına düzenlenen törende yaptığı konuşmada Endonezya kamuoyuyla paylaşırken, Endonezya Dışişleri Bakanı Marty Natalegawa da Hollanda hükümetinin bu resmi özürünü takdirle karşıladıklarını ve birkaç kişi de olsa geride kalanlara tazminat


Tarih Bilinci

verileceğini ümit ettiğini söyledi. Söz konusu bu gelişme Endonezya'daki insan hakları örgütlerinin hükümete yönelik eleştirilerine hız verdiğine kuşku yok. Ülkelerin insan hakları sıralamasına tabi tutuldukları 0-12 derecelendirme sistemine Endonezya'nın 2.3 düzeyinde olduğu dikkate alındığında Suhartolu yılların çoktan aşılmasına rağmen, kayda değer gelişmelerin pek de sanıldığı kadar çarpıcı olmadığı anlaşılıyor. Peki Hollandalıların katliamlarının Batı Cava'daki bir köyle sınırlı olduğu söylenebilir mi? Bu gelişmenin beni ilgilendiren yanı, Hollanda sömürgeciliğinin daha derin boyutlarının yaşandığı Açe'deki savaştır. Bırakın Açe'deki birkaç müzedeki ve önemli tarihi vesikalardaki fotoğrafları, ya da Leiden'da ve Hague'daki kayıtları, sıradan bir araştırma ile internette karşınıza çıkacak bazı savaş manzaraları Hollandalıların Açe'de nasıl bir katliam gerçekleştirdiklerinin kanıtları olacaktır. Örneğin, Victor de Stuers adlı bir Hollandalı parlamenter, 1904 gibi savaşın devam ettiği bir dönemde Hollanda hükümetinin Açe'deki girişimini düpedüz kıyım olduğunu söylerken, Orta ve Güney Açe'de, yani Gayo-Alas'daki tüm köylerde gerçekleşen ve fotoğraflarla kanıtlanan katliamlara atıfta bulunuyordu. Peki Açeliler veya geçmişte sömürgecilerin vahşetine konu olmuş coğrafyalardaki halklar niçin Batı Cavalıların giriştiği çaba içinde değiller diye sorulabilir. Bugün, Hollanda Kraliçesi'ni Açelilerden özür dilemeye davet edebilir miyiz minvalindeki sorumu absürd olarak karşılamayacaksınızdır umarım. 2009 yılından beri yetmişini geçkin Hollandalı Nico Vink ile yazışıyorum. Kimdir bu Nico? Babası Hollandalı annesi Endonezyalı bir sömürge dönemi tanığı. Annesinin Açe'nin başkenti ve o dönemki adıyla Kota Raja'da, sömürge yıllarının son döneminde bir ilkokulda müdür olarak görev yapması dolayısıyla altı yaşına kadar Açe'de yaşamış Nico. Belki yaşadıklarının naif bir anlatısı, belki de mensubu bulunduğu Krallığın, Açelilere zulüm karşısında duyduğu suçluluk duygusuyla hummalı bir çalışmanın içinde. Bu süreçte ürettiği makalelerden birinin adı When one small Acehnese boy is saved all of Aceh is saved. Nico, küçük bir katkıda bulundu-

Köyde katledilen yedi kişinin dul eşleri ve katliamdan kurtulmayı başaran bir kişinin Hollanda'daki Uluslararası Mahkeme'de Hollanda Krallığı'na karşı açtıkları dava nihayet sonuçlandı ve Krallık 64 yıl sonra köylülerden resmen özür dilemek zorunda kaldı. ğum bu çalışmasını üç dilde yayınladı. Nico Vink ile Hollanda Krallığı'nın özür meselesini görüştüğümde, adaletin aldığı bu kararın ortaya çıkmasının için uzun ve çetrefil bir süreci içerdiğini söyledi. Peki ya Açelilerin benzer bir girişimde bulunmasına ne dersin? soruma teknik bir karşılıkla, şayet Açe'de tıpkı Batı Cava'daki gibi halen hayatta olan canlı tanıklar varsa girişime destek vereceğini ifade etti. Aslında Nico bu yönde zaten adımlar atmaya çoktan başladığını da biliyorum. Kota Raja'yı konu alan "yenilikçi hikayesinin" Hollanda'da yayınlanması aşamasında büyük zorluklarla karşılaştı. Bu çalışmanın Hollanda kamuoyuyla paylaşmanın önüne geçmek isteyenlerin başında sömürge dönemi yöneticilerinin son kalıntılarından üç kişiden bahsediyor Nico.Bunlardan biri de bugün Banda Açe'deki Hollanda Askeri Mezarlığı denilen Kerkhof'u koruma ve yaşatma derneği (Stichting Kerkof Peutjut) tarzındaki oluşumun başındaki bir subay. Nico, bu subayın metni gördüğünde çılgına döndüğünü söylüyor. Nihayetinde tüm engellemeleri aşarak Hollanda Hıristiyan Günlük gazetesi Reformatorisch Dagblad'da yayınlatırken,

55

aynı eserden uyarladığı "Who Caused the Sad Fate of Koeto Reh?" başlıklı bir diğer eserini de Hollanda Hint Kültür Merkezi (Nederlands Indisch Cultureel Centrum) tarafından yayımlatmayı başardı. Bugünlerde ise annesinin Açe'deki yaşamını konu alan ve pek de bildik bir edebi türe içine sığmayacak bir eser üzerinde çalışıyor. Örneğin, yukarıda zikrettiğim makalesinin son bölümünde Hollanda Kraliçesi'ne Hollanda Savaşı sırasında Açelilere yapılan zulümden ötürü girişimde bulunması yönünde bir önerisi yer alıyor. Tabii bunun sembolik olduğunu da ilâve ediyor. Çünkü Hollanda siyaset rejimine göre bu gibi durumlarda sorumlu kişi Başbakan, Kraliçe değil... Ancak küçük bir umut da yok değil hani. Örneğin, Kraliçe'nin Kraliyet günü ya da Noel arefesinde yaptığı konuşmalardan birinde veyahut Endonezya'ya yapacağı bir resmi ziyarette konu gündeme getirilebilirmiş. Nico Vink'in girişimlerinin karşılık bulması bir yana, çabasının yetmiş yıl öncesinin sömürge arkeolojisi için önemli veriler sağlayacağına kuşku yok.

Platform


Cilt tipinize göre bakım önerileri Bakım

NORMAL CİLT: Görünümü şeffaf, gözenekleri kapalı, lekesiz ve problemsiz bir cilt. Hafif bir bakımla doğal güzelliğini korur. Kullanılacak ürünler: Süt tipi temizleyici, alkol oranı normal bir tonik ve su içerikli hafif bir nemlendirici. KARMA CİLT: Alın, burun ve çene yağlıdır. Yani yüzde T şeklinde bir yağlanma görülür. Yağlı olan kısımlarda siyah nokta, yağ butonları, açık gözenekler bulunabilir. Yanaklardaki gözenekler ise kapalıdır. Kullanılacak ürünler: Süt tipi temizleyici, düşük alkollü tonik, cildin durumuna göre nemlendirici ve eğer gerekiyorsa göz çevresi için krem. KURU CİLT: İnce bir üst deriye sahip, gözenekleri ufak ve kapalı cilt. Ancak yağ salgılanması normalin altında olduğu için görünümü mattır ve pul pul kalkmalar görülür. Cilt gergindir fakat çabuk kırışır. Kullanılacak ürünler: Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yağ içerikli nemlendirici, besleyici gece kremi, göz çevresi kremi ve nemle yağ depo edici maskeler. YAĞLI CİLT: Görünümü parlak ve yağlı, gözenekleri açık bir cilt tipi. Gözeneklerin içi genellikle dolu, siyah noktalı ve sivilceli olabilir. Yağlı cildin akne problemini önlemek için çok dikkatli bir günlük temizlik programı uygulanmalıdır. Kullanılacak ürünler: Jel tipi temizleyici, alkollü tonik, su içerikli nemlendirici ve sarkmayı önlemek için temizleyici ve sıkıştırıcı maskeler. EĞER YAĞLI CİLT SİVİLCELİYSE: Sivilce, siyah nokta ile kapalı olan gözeneklerden fazla yağ salgısının dışarı çıkamayıp, olduğu yerde birikmesiyle oluşur. Yağlı ciltlerde kullanılacak ürünlerin özenle seçilmesi şarttır. Kullanılacak ürünler: Antiseptik sabun (kükürt, kafur, katran içeren ürünler).

Platform

15 Şubat 2011

56


Bak覺m

57

Platform


Evlilik okulu

Çocukların hayatlarında bir şeyler yolunda gitmiyor... Mehtap Kayaoğlu (Psikolojik Danışman & Psikoterapist)

Çocukların hayatlarında bir şeyler yolunda gitmiyor... Birçok anne/baba, çocuğunun hayatında neyin doğru gitmediğini bilmiyor... ya da neyin doğru gittiğini... Genelde herkes evladı için en iyisini yaptığını düşünüyor... ...oysa çocuklar? Onların hayatında yolunda gitmeyenlerin neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?? Çocukların hayatlarında bir şeyler yolunda gitmiyor... Birçok anne/baba, çocuğunun hayatında neyin doğru gitmediğini bilmiyor... ya da neyin doğru gittiğini... Genelde herkes evladı için en iyisini yaptığını düşünüyor...

Platform

15 Şubat 2011

...oysa çocuklar? Onların hayatında yolunda gitmeyenlerin neler olduğunu hiç merak ettiniz mi?? Kocaman, akıl almaz zorlukları yok onların biz büyüklerle... yetişkinlerle... anne-babalarla... ... Onların bütün derdi önemsiz sanılan önemli şeylerle aslında :) ... Çocuklara göre anne/babaları hiç sır tutmaz biliyor musunuz sevgili dostlar! ...hatta anneleri hiç sır tutmayı bilmez... olur olmaz her şeyi akşam olunca babasına anlatır... çocuğun utandığı, sıkıldığı, başkalarından gizlemek istediği her şeyi herkese söyler... çocuğun babasına, varsa ablasına,

58

ağabeyine... Hatta bunlar yetmiyormuş gibi kendi yakın arkadaşlarına... "Ayyy şekerim biliyor musun? Bugün benim oğlan, sınıfındaki Ayşe'yi yanağından öpmüş..." "...haaa haaa haaaa" Anne ve arkadaşı kahkahalarla gülerken, oğul evde yerin dibine giriyordur da kimsenin haberi yoktur... Çocuk utancından nereye saklanacağını şaşırır... haayyy Allah... annesine niye söyledi ki... bak şimdi Fatma teyzeye de rezil oldu... Ya da altını ıslatıyordur... anne ile kızının arasında kalması gereken bir sırdır... çocuk kimsenin bu durumu bilmesini istemiyordur. Ama nafile...


Evlilik okulu

...olanlar olur... anne anlatacak birilerini bulmuştur bile... "Ahhh sorma arkadaşım... benim kız dün gece yine altını ıslatmış... yatak yorgan... bu saate kadar işim de bitmedi bu yüzden... kusura bakma seni arayamadım..." Ya da öğretmene, çocuğu anlaması için masum bir biçimde aktarılır... ...ama olsun... annelerin aktarması ne kadar masum olursa olsun... ne kadar arkadaşını aramayı ihmal etmesinin faturasını, çocuğuna çıkarmak olursu olsun... olan olmuştur bir kere... ...anne sırrına ihanet etmiştir! Çocuğun annesine hiçbir güveni kalmamıştır artık... ... Çok sık küçük düşürülüyorlar mesela... En ufak hataları yüzlerine vuruluyor... "Kızım sen aptal mısın? Aynı şeyi sana kaç kez söyleyeceğim?" "Oğlum şöyle boş boş suratıma bakma... bir şey söylediğimde cin gibi yap... oyalanma... anlamıyor musun söylediğim lafı...?" Küçük düşürülmeleri, çocukları son derece saldırgan yapar. Kendilerine saldırgan bir tutumla davranıldığını hissettikleri için, başkalarıyla ilişki kurma yolu olarak aynı yöntemi kullanır. Yapılan her türlü önemsiz sanılan önemli ayrıntılar, çocuğun hayatını olumsuz yönde etkileyebilir. Çocuklar hem kendileri hem de başkaları için dayanılması güç çocuklar haline gelirler. ... Bir gün bir bayan çocuğu için yardım almaya gelmişti. Son derece saldırgan bir oğlu vardı. 7 yaşında huysuz, yaramaz bir çocuk... Annesi oğlunu eğlendirmek için elinden geleni yaptığını anlatınca merak edip sordum: "Onu eğlendirmek için neler yapıyorsunuz...?" "Ben şakadan çok hoşlanıyorum... çok yaramazlık yapıp kudurduğunda kendimi koltuktan yere atıp bayılma numarası yapıyorum. O aksi çocuk nasıl fır dönüyor etrafımda bir görseniz inanamazsınız Mehtap Hanım..." diyordu anne... ...inanamıyorum... ...evet evet gerçekten inanamıyorum... Ama çocuğun, annesinin etrafında fır fır dönmesine değil... ...bir annenin kendisini koltuktan yere atıp, bayılma numarası yapmasına... çocuğuna bu kadar ciddi bir travma yaşatmasına... çocuğun bilinç altına korkunç mesajlar yüklemesine...

...inanamıyordum gerçekten...! Ve daha neler neler var buna benzer sevgili okuyucular... Boğazına ekmek kaçıp ölme numaraları mı ararsınız... Eve hırsız girmiş gibi panik havası uyandırmalar mı istersiniz... Banyo yaparken suda boğulma davranışları mı dersiniz... İnanılır gibi değil ama bizim ülkemizde böyle garip şaka (!)lar yapılıyor maalesef... ... Sevgili dostlar, Çocukların şakası yoktur... lütfen bu cümleyi hiç unutmayınız... Hayatı son derece ciddiye alırlar... Kelimelerle oynanmasını sevmezler... Mecazdan anlamazlar... Şaka olsun diye dengesiz bir şey söylemeniz onları eğlendirmez... tam da tersine kaygılandırır... kendisini kötü hisseder... güvende hissetmez... endişelenir... Tam da bu nedenle çocuklarla konuşurken son derece dikkatli olmalıyız.

59

Ağzımızdan ne çıktığına dikkat etmeliyiz... Kelimelerimizi seçerken, şaka için bile olsa, incitici kelimeler olmamasına özen göstermeliyiz... Gururlarını incitici, onları istismar edici tavırlarda bulunmamalıyız... ... Belki hepimiz çocuk yetiştirmeye başlamadan önce kendimize bir soru sormalıyız... Demeliyiz ki: "Neden çocuğumu küçük düşürmekten bu kadar keyif alıyorum?" Çünkü bizim şaka olsun diye dikkat etmeden söylediğimiz önemsiz sanılan önemli şeyler, onların hayatlarını alt üst edebiliyor... Ve biz yetişkinler, onlar acı çekip üzülürken, iyi bir şey yaptık duygusuyla göğsümüzü gere gere ilgili anne/babayı oynayabiliyoruz... Onların acıları bizim acımız olmalı... ...onları güldüren gerçek şakalar bizim için de keyif verici olmalı... ... Sevgiyle kalın...

Platform


m e n i c a m e n i c a m e n i c a em Arzu Akyol

Biz hep buralardaydık Behzat Ç.'nin cevval, cabbar polisleri onlar. Berkan Şal, Fatih Artman ve İnan Konukçu... Nam-ı diğer Akbaba, Harun ve Hayalet... Dizi ile şöhreti yakalayan üçlü aslında oyuncu olarak hep buralardaymış... Daha önce nerelerdeydiniz? F.A. Buralardaydım ama televizyonda değil sahnedeydim. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde okuyordum bu sene mezun oldum. Şu anda yaşadığım mahallede doğdum, büyüdüm, hala ikamet ediyorum. Çok sıcak ve samimi bir mahallem var. En güzel yönü ise dizinin birçok kısmının bu mahallede çekiliyor olması. Kısacası Behzat Ç. ile komşuyum. B.Ş. Ben de 1970 Ankara doğumluyum. Tüm eğitimimi Ankara'da aldım. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Oyunculuk Bölümü son sınıftan terkim. İşçi emeklisi 3 çocuklu bir ailenin çocuğuyum... İ.K. Daha önce Devlet Tiyatroları'nda sözleşmeli sanatçı olarak görevliydim ve aynı zamanda Erdal Beşikcioğlu'nun sahibi olduğu Dip Sahne'de Mojo isimli oyunu oynuyordum. Bunun yanı sıra okulum devam ederken para kazanmak için jonklörlük, palyaçoluk, unicycle ve tahtabacak gibi işlerle uğraşarak animatörlük yapıyordum. Ankara'da doğdum. Keçiören'de dul bir annenin küçük ve kıymetli oğlu olarak el bebek, gül bebek büyüdüm. Bir mahalle çocuğuyum diyebilirim, mahalle kültürünü yaşadım. Daha sonra üniversitede tiyatro okumaya karar verdim ve Ankara Üniversitesi DTCF Oyunculuk bölümünü kazandım. Behzat Ç. ile yollar nasıl kesişti? B.Ş. Behzat Ç. ile yollar Mojo adlı tiyatro oyunuyla ve Erdal Beşikçioğlu ile tanışmam ve çalışmamla kesişti. F.A. Benimki tamamen tesadüfi. Yani yola çıkmışım ama haberim yoktu diyebilirim. Sonrasında görüşmeler başladı ve sonunda işin içinde yer aldım. Çok da güzel oldu. İ.K. Bir gün Erdal abi Ankara'da yeni bir işin başlayacağından bahsetti ve bu vesileyle Serdar Akar ile tanıştım. Serdar abiye daha

Platform

15 Şubat 2011

önce yaptığım işlerden bahsettim ve bir sabah telefonum çaldı. 'Merhabalar Adam Film'den arıyoruz, sizi kostüm provasına bekliyoruz' dediler. Kostüm provası deyince bir şeylerin olduğunu anladım ama hangi rol olduğunu bilmiyordum. Bu kadar gerçek olmanın sırrı ne? F.A. Senaryonun ve oyunculuğun aynı amaca hizmet etmesi gerekir bence ve kesinlikle bu öyle oldu. Yani Ercan'la, Emrah'la Harun için düşündüklerimiz hep aynı gibi geliyor bana. Bu yüzden gerek Harun gerek Behzat Ç. dizi ekibindeki tüm karakterler çok gerçek. B.Ş. Bence insanlara, kendilerini ve yaşam-

60

da sadece iyilerin olmadığını hatırlatması... İ.K. Bu gerçeklik duygusunun temel sebebi bir romandan uyarlanması ana göre. Bunun dışında Erdal Beşikçioğlu ve diğer oyuncu kadrosunun ve tabii ki setteki diğer herkesin, çaba göstermesi ve birbirine saygı duyması. Tabii ki Serdar Akar'ın ve canım arkadaşlarım Ercan, Mehmet Erdem ve Emrah Serbes'in dehası unutulmamalı... Sizce neden sevildi bu dizi bu kadar? F.A. Dizinin sevilmesini bence Erdal abi çok güzel açıklamıştı. Ben de ona katılıyorum. Bizi izleyen insanlar bizi ya da birilerini gözetliyor hissiyatında değil de gerçekten ya-


a m e n i c ma ediyorum. Tek fark sizi tanıyorlar. Aslında sokaklarında yıllardır gördükleri adama artık 'Akbaba' olarak bakıyorlar... İ.K. Diziden sonra hayatımda sokaktaki bakışlar değişti. Açıkçası hayat daha kibar bir hale geldi ve ister istemez sorumluluklarımız arttı.

Soldan sağa: Behzat Ç (Erdal Beşikçioğlu), Harun (Fatih Artman), Akbaba (Berkan Şal) ve Hayalet (İnan Konukçu).

şanan olaylara tanıklık ediyormuş gibi görüyor. Bu çok önemli... İ.K. Sadece senaryo veya oyunculuk olarak iki kıstası yok bu işin, burada senaryo önemli, oyunculuk önemli, makyaj önemli, karavanda yapılan güzel muhabbetler önemli, kafamın çalışmadığı noktada gidip Serdar abiye, Doğan abiye, Erdal abiye samimiyetle danışabilmem önemli ve bu bir sürü önemli şeyin bir arada iyi işleyişi önemli. Yani çarkın bütün dişlileri önemli aslında. Canlandırdığınız karakterleri nasıl buluyorsunuz? Mesela sizin Harun'da en sevdiğiniz taraf ne? F.A.Ben Harun'u bir bütün olarak seviyorum. Tatlı tarafı, tatlı olmayan tarafı diye ayıramam. Saf bir tarafı var. Düşündüğünü pat diye söylüyor? Siz de öyle misiniz? F.A. Hayır ben kesinlikle o kadar saf değilim. Ama bazen patavatsız olduğum olur. O nikah masasından kalktığında 'Yapma be Harun' demediniz mi içinizden? F.A. Ben olsam o masadan kalkmazdım ama Harun için de o masadan kalkarken 'Yapma be Harun' demedim kesinlikle. Hatta kesinlikle içim rahatladı. Çünkü kimsenin istemediği bir şeydi Harun'un evliliği. Bu püsküüt sevgisi ne olacak? F.A. Hiç anlamadım bisküvi olayını ben. Özel hayatımda hiç aram yoktur bisküviyle. Akbaba nasıl biri? B.Ş. Çok ve gereksiz konuşmuyor. Bunu seviyorum. Ama biraz ters bir adam. Siz diziden önce hiç ölmüş birini görmüş müydünüz?

B.Ş. Evet, gördüm ve son derece soğukkanlı davranırım... Şimdi her bölümde rol icabı da olsa görüyorsunuz. Ne hissediyorsunuz? B.Ş. Ölümün hiçbir yaşa, dile, dine, ırka, kısaca kimseye yakışmadığını düşünüyorum. Sizce Hayalet'in en iyi ve en kötü yanı ne? İ.K. Hayaletin en sevdiğim tarafı hep aynı kıyafeti giyme takıntısı. En sevmediğim tarafı ise abartılı bir vicdana sahip olması. Öfke kontrolü olmayan polisler var dizide. Bir polis için biraz tehlikeli değil mi? Bazen yanlış mesajlar verdiğinizi düşünüyor musunuz? F.K. Hayır düşünmüyorum ben. Öncelikle bu bir dizi. Polis teşkilatı 'Böyle polis yok' diyor. O yüzden bu söylenilene inanmak lazım. Harun'un da, Behzat'ın da şiddet gösterdiği adamlar, bu adamların kendi adalet anlayışı için hep haklı olarak şiddet gösterdiği adamlar. İ.K. Sonuç olarak bunlar bir kurgunun içinde yer alan karakterler. Kesinlikle gerçek değiller. O yüzden bu karakterlerin davranışlarından yanlış mesajlar çıkarmak... bilemedim... B.Ş. Sonuçta hayal ürünü bir şey yapıyoruz değil mi? Polislerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? B.Ş. Şimdiye kadar kötü bir şeyle karşılaşmadık.

Dizideki polislerin aslında sadece suçlularla değil, sistemle ve teşkilat içindeki hiyerarşik yapıyla da sorunları var değil mi? Bu konuları dile getirdiğiniz için polisler 'Bravo' diyor mu? B. Ş. Her şeyden önce hayal ürünü bir iş yapıldığını gözden kaçırmamak lazım. Ben bugüne kadar böyle bir şakşakçılıkla karşılaşmadım. İSANBUL ENİNDE SONUNDA GELECEĞİMİZ YER Biz aynı zamanda bir İstanbul ekibiyiz. İstanbul'a dair ne söylersiniz? Fatih: İstanbul. Ah ah. İstanbul'a dair, misafirperverliği mükemmel olan şehir diyebilirim. Şehir derken haksızlık yaptığımın farkındayım. Çok sevdiğim ama sıkılıp korktuğum hep özleyebileceğim bir yer. Berkan: İstanbul hakkında o kadar sözün üstüne farklı ne söyleyebilirim bilemedim. Bir gün İstanbul'a gelmeyi düşünmüyor musunuz? Fatih: Evet ama Ankara da hep yanımda olacak şekilde. Berkan: İş oldukça geliyorum İstanbul'a. İnan: İstanbul, eninde sonunda geleceğim yer. Ama aslını sorarsanız ben tamamen bir 'Ankaracı'yım. Bunu da herhalde Ankaralı olmayan kimse kolay kolay anlayamaz. POLİSLERLE EMPATİ YAPMAK ŞART İnan Konukçu, "Rol icabı polislerle empati kurmak şart. Bu ülkede mimlenmemiş çok az meslek var. Biz politik, toplumsal ve kişisel yorumlardan uzak durarak, sadece karaktere odaklanıyoruz" diyor.

Diziden sonra hayatınızda neler değişti? B.Ş. 41 yıldır yaşadığım şehirde aynı şekilde yaşamaya devam

a m e n i c a m e n i c ema 61

Platform


Müzik

Beni tasavvufla buluşturan müziktir Mazhar Alanson’un kitabı çıktı, Mazharolmak. Başka hiçbir kitaba benzemeyen kitap. Sayfaları el yazısı, istemediği satırların üzerini karalamış, gençliğinden çocukluğundan fotoğraflar, meraklısına şarkılarının notaları, kendi yaptığı yağlıboya resimler, küçük sırlar. Eğer siz de bu hayatta mazhar oldum demek istiyorsanız Mazharolmak’ı büyük bir zevkle okuyacaksınız.

Özlem Özyol

M

azharolmak... Ne güzel lafmış... Şarkı sözlerinin olduğu, kendinizi ve şarkıları anlattığınız, başka hiçbir kitaba benzemeyen bir kitap yazdınız... Serdar Erener buldu Mazharolmak lafını... Ben de çok beğendim. Ben bunu bulamazdım. Serdar bastı kitabı, onun ajansı yani Alametifarika. Kapağını da yaptılar. Gitarımın üstünü yağlıboya resimlerden kolaj yaptım. Kapakta gitarın o renkli resmi vardı, orijinal halinde. Onlar bu hippilikten kurtardı. Çok zarif oldu. Çok emek verdiğim bir kitap. Dediğin gibi ben de bir başka benzeri olsun istemedim kitabın, o yüzden uğraştım. Üşenmedim. Bu yüzden de bastırma aşamasında kimseye güvenemedim. Serdar Erener’e emanet edebileceğimi düşündüm sadece. Hiç bozmadan, kıymetini bilerek basması gerekiyordu çünkü. Bunu anlayacak nadir adamlardan biridir Serdar. İlk gördüğünde çok güzel iltifat etti bana, “Çok kıskandım” dedi. Garanti Bankası büyük bir kısmını satın aldı. Ergun’a (Özer) çok teşekkür ediyorum. SANATÇILARDA MÜTHİŞ BİR YAPAYLIK VAR Bu ne kitabı? Bu şarkı sözü kitabı. Ama böyle deyince kitabı azaltmış oluyorum, bu kitap desem bu sefer utanıyorum, kitap yazmak bu değil. Bu kitap değil “bir şey” bu. Bunu da bana Ali Taran söyledi, çok beğenmiş, aradı “Bu kitap değil, bu bir şey” dedi. Çok hoşuma gitti. İçinde resimler, fotoğraflar var. Bütün

Platform

15 Şubat 2011

resimler benim. Zaman içinde arasıra aklına geldikçe karıştırabilecek bir şey olsun istedim. Yıllar içindeki biriktirdiklerim. Samimi. Gerçek. Bu yüzden beğenildi sanırım. Bu samimiyete ihtiyaç var Türkiye’de. Çünkü sanatçılarda müthiş bir yapaylık var.

arkadaşım bir ressamın küçük bir defterini gösterdi, içinde resimleri var. “Çok iyi fikir dedim.” Büyük bir defter aldım, yıllarca topladığım malzemeleri, derledim, iki ayda bitirdim. Biricik Hanım’ın müsaadeleriyle tabii, çünkü evi mahvettim.

Ne kadar zamanda hazırladınız kitabı? İki ay... Ama 10 yıl önce niyet etmiştim böyle bir şey yapmaya. Bir gün Bodrum’da bir

Hep resim yapar mıydınız? Bu kitaptan sizinle ilgili o kadar fazla şey öğrendim ki... Yapardım. Ablamın kocasının resim galeri-

62


Müzik sözlerini, böyle kitapta olduğu gibi üstüste okuyunca çok etkileyi oluyor. Müthiş sözler...

si vardı ben küçükken, zaten ilk suluboyayı da o almıştır bana. Resme yakındım. “Grafik olarak bize bir şey bırakmamışsın” dedi Serdar Erener. Kendim yaptım, kestim, yapıştırdım, boyadım. Bütün çizimler benim. Bazı resimlerin orijinali var. Bazılarını direkt o deftere yaptım, orijinal hali yani. Ama müzik bilen, beste yapan bir insan renkleri de yan yana koyabilir, buna inanırım. MEDİNE’DE“YANDIM YANDIM AH Kİ NE YANDIM” LAFINI BULDUM Yandım ve Sarı Laleler’in sanırım müzikal anlamda sizin için özel bir yeri var. Yandım ve Sarı Laleler’i tek başıma yaptım. 7’den 70’e herkes sevdi, o yüzden özeldir. Tek başıma derken, ben o, bu, şu yaptı diye ayırmam. Güllerin İçinden, Yağmur Var İstanbul’da, Bodrum, Hâlâ Umudum Var, Ah Bu Ben, Buselik Makamına bana aittir ama MFÖ şarkısıdır onlar. Birlikte söylediğimiz şarkıların sözü, bestesi kimin diye ayırmam. Ama Yandım ve Sarı Laleler hit ve tek başıma benim söylediğim parçalar. Ama geç yaşta bile olsa tek başıma bir şey yapmak hoşuma gitti. İlhami çok ziyaret eder beni ama böyle parçalar nadiren getirir. Başlangıçta Yandım’ın sadece melodisi vardı. Medine’de“Yandım yandım ah ki ne yandım” lafını buldum. Elimde bu satırımla Ali Taran’la çalışmaya başladık. Ben melodiyi tamamladım. Dayısının “Harbe dair” diye bir şiirinin üzerine oturtmaya çalışıyordum ki kavga çıktı. “Sözümü alıyorum” deyince, kızdım gittim. İnadına bu yeni sözleri yazdım. İyi ki de böyle oldu, eski sözler çok yadırgatıcı sözlerdi zaten. Yoksa kurtuluş harbine dair bir şarkı olacaktı. Şimdi aşk şarkısı oldu. Ali’yle adetimizdir küseriz, barışırız. MAZHAR OLMAK Sadece tasavvuf olmaz, ben tek kişilik değilim, kitapta bunu anlatıyorum aslında. Şarkı

Ve tassavvuf hakim sözlerde değil mi? Sözlerim ağırdır. Söz müzikten öndedir benim ama seri yazamam. Sezen Aksu gibi. Uzun uzun yazarım. Bekletirim sözleri. Dokunur bırakırım, dokunur bırakırım. Çalışması çoktur bende... Mesela, en az üç dört tane versiyonunu bestelediler Mazeretim Var’ın, “Tamam” derlerdi, “Daha değil” derdim. Ben de ağır ağır olur bu işler. Yolum da tasavvuftur ama tasavvuf uygulamak o kadar kolay değildir, o yüzden ben müziğim açısından beslenmişimdir oradan ancak. Aldıklarım vardır. Benim Hâlâ Umudum var parçasında “Bıraksam kendimi şimdi oh ne rahat” diye bir cümle vardır. Ben kendimi hiç bırakamam. O şarkıdır. Tasavvufu yaşamak başkadır, etkilenmek başkadır. Tasavvufla uğraşılmaz, sonra tasavvuf seninle uğraşır görürsün. Ayrıca bir sanatçı arı gibidir. Çok çiçek dolaşmalısın. Sadece tasavvufla uğraşsam iyi olmaz. Ayrıca ben tek kişilik değilim, kitapta bunu biraz gösteriyorum aslında. Beni tasavvufla buluşturan sonuçta müziktir. Müzik diye o işlere girdim ben. Yalnızlık Ömür Boyu şarkısında, çok hoşuma giden bir şey yazmışsınız “O sıralar Osho okuyordum herhalde onun etkisinde kaldım. Yoksa insanların yalnız olduklarına inanmam.” Vay be büyük parça yakalamışsın ha. Bak, bunu kimse sormadı bugüne kadar. Güzel... Bu iki taraflı bir şeydir. İnsan bir yönüyle yalnızdır gerçekten. Yalnız doğar yalnız ölürsün. Fakat buna bir umut ışığı açmak için manevi yönümüzü katıp, Allah’a inandığın için yalnız değilsindir.

AK PARTİ’Yİ DESTEKLERİM AMA AK PARTİLİ DEĞİLİM, BUNU BAŞLIK YAPIP BENİ CAT STEVENS DURUMUNA SOKMA. Hindistan macerası var. Hindistan şarkısı var... Hindistan’a dünya görüşü araştırmaya gitmedim. Çok sıkıntılı bir dönemimdi benim, tur rehberi bir arkadaşım vardı ona takılıp gittim. Ashram’a gittim, iki meditasyon yaptım, geldim. Arayış için gitmedim, inanışım gitmeden belliydi benim. Allah’a inanırım. Osho’yu okumuşumdur, çok da inandığım bir şey değildir. Arayış için gitmedim ama bulduğum bazı şeyler oldu, beden dilini çok iyi biliyorlar. Arızalı yerin varsa hemen düzeltiyorlar. Şifacılığı çok iyi biliyorlar. Umre... Bana umre diye gelme sakın. Bak senin aracılığınla söylüyorum. Bana umreyi magazin gibi sorup durmayın. Altı kere gittim. Tamamdır artık. Kitapta da merakları giderici şekilde yazdım. Ama şunu söyleyeyim, ben de Amerikalı general olsam müslümanlardan korkarım. Nasıl, yüzbinler ip gibi düzgün sıraya girip namaz kılıyor, ezan sesiyle akın akın yerlerine geçiyor, inanılmaz büyüleyici, şaşırtıcı, etkileyici bir manzara söyleyeyim. Ayrıca “Tarikatçı, yok Ak Partili” diyorlar, ben sadece o değil bir sürü yerden geçmişim, onu anlattım kitapta. Ayrıca da Ak Parti’yi desteklerim ama Ak Partili değilim. Tayyip Bey’in de katılmadığım şeyi olsa söylerim. Buradan başlık yapıp beni Cat Stevens durumuna sokma.

Allah dostundur diye düşünürüm. O yüzden öyle yazdım. Bir de anan yaşıyorsa yalnız olmazsın. Tanrı da diyebilirsin ama ben tanrıyı başka anlamda kullanıyorum. Hollywood da tanrılarla dolu, Hindistan da... Ben Allah diyorum, Allah demekten de korkmuyorum. Batı’da özellikle Allah lafından korkuyorlar. Çocukluğum İki ablam var, benden 10 yaş büyükler. Aynur ve Ayla. Üç anneyle büyüdüm gibi oldu hep. Annem öğretmen. Teyzem operacı. Eniştem tiyatrocu. Teyzemin çocuğu olmadığı için benim üzerime çok düştüler. Babam senfoni orkestrasında baş trompetçi. Çok küçük yaşlarda onları seyretmenin tabii ki etkisi oldu üzerimde. Babamı ortaokul sonda kaybettim. Onu erken kaybetmek beni hep üzmüştür.

63

Platform


Kültür Sanat

Hazirlayan: H.Kerim Ece kerimece@hotmail.com kerimece@platformmedia.nl

Değerli okuyucular! Platform 8. Şiir yarısmasına katılım geçtiğimiz Şubat ayının sonunda tamamlanıyor. Sonuçları daha sonraki sayılarımızda duyuracağız. İmkan bulabilrsek bir şiir proğramı düzenleyip derece alanların ödüllerini orada vermek, yarışmaya katılan şairlerin şiirlerini kendi ağızlarından orada duymak istiyoruz. Bu sayımızda daha önce iki bölümün yayınladığımız Özay

Arslan’ın Anayurt notlarından bir bölüme daha yer veriyoruz. Ayrıca bize gelen şiirlerden örnekler okuyabilirsiniz. İyi okumlar dileğiyle. e-mail: kerimece@hotmail.com

ANAYURT NOTLARI 3 Özay Arslan (Almanya) • Tavaf: dairevi dönüș. Bir bașlangıç șart. „kûn“ emriyle bu olușa Hacer´ul-Esved´i selamlayarak bașlıyoruz; „ Bismillahi Allah-u Ekber“. Sağ elin ayası Karataș´a bakıyor. Sanki bir yed´i beyza el. Varolușa böyle giriyor, șahit oluyor insan. Ayrılma, kopma, uzaklașma sözkonusu değil. Böyle bir șey mümkün değil. Tavafa bașladıktan sonra artık ne bir bașlangıç ne de bir son var. Șöyle de düșünülebilir: Dünyanın her tarafından kopup geliyorsun/getiriliyorsun. Yaratanın huzurunda birleșiyorsun.Yani yolculuk karanlıklarından tevhid nuruna çıkıyorsun. Var kılınıyorsun.İnsan eșref-i mahlukattı. Mesnevideki tabiriyle damlaydın, karataștan geçerek deryaya karıștın. Artık sen yoksun. Deniz dalgaları misali bir o yana bir bu yana yayılıyorsun. Direnmen, karșı koyman mümkün değil.Tavaf esnasında insan bazen kaburga kemikleri birbirine geçecek derecede sıkıștırılıyor. Allah´ın kulları çeșit çeșit. Bunlara kaba, anlayıșsız, bedevi ve ilkeller de dahil. Bunlara denizi kirletenler de dahil. Bunlara dümeni kırık gemiler gibi, hangi yöne gideceğini bilmeyen gemiler gibi denizin ahengini bozanlar, çarpıșmalara, ölümlere sebebiyet verenler de dahil. Varoluș, var ediliș de bu değil mi zaten; Kabz ve bast hali. Karataș köșesinden bașlayan kabz hali Irak ve Șam köșelerine kadar devam ediyor.Șam köșesinden dönünce hafif bir meltem esiyor ve bast haline dönüyor. Tavaf esnasında Hint-PakistanAfganistan bölgesinden gelen müslümanların sürekli acelecilikleri dikkatimi çekiyor. Önlerine gelen herkesi sağa sola itekleyerek acele ve hızlı tavaf etmeleri herkesi rahatsız ediyor. Tavafın ilk üç șavtında Remel yapılmasının sünnet olduğunu ben de biliyorum ama bunlar yedi șavtta da remel yapıyorlar herhalde. Rasulullah (s) efendimiz Hudeybiye anlașmasından bir yıl sonra umre yapmak için Mekke´ye gelirler.O yıl Medine de humma hastalığı vardır. Bunu duyan kureyș müșrikleri, zayıf düșmüș müslümanları görmek ve alay etmek için Dar´un Nedve önünde toplanırlar. Bunu anlayan Efendimiz (s) sağ kolunu ihramının dıșına çıkararak pazusunu șișirir ve tavafın ilk üç șavtını kısa adımlarla koșarak remel yapar ve ashabına da;“Bugün kendini onlara kuvvetli gösterenlere Alah rahmet etsin“ buyurur. • Neden Sa´y tavaftan ve Makam-ı İbrahim´de iki rekat namaz kıldıktan sonra geliyor da önce değil? Hacer ne arıyordu? Su ve

yardım. Nerede arıyordu? Safa ve Merve tepeleri arasında. O an İsmail neredeydi? Șu an Kâbe´nin bulunduğu yerin hemen yanında.Su hayattı ve ölüm kimin elindeyse hayat da onun elindeydi. O halde hayatı dıșarıda değil merkezde aramalı. Ama önce tașrada dolașarak, yanarak, yakılarak tecrübe etmeli, yanıldığını anlamalı. Ki ancak o zaman merkeze dönüldüğünde bulunsun hayat.Dıșarda, tașrada , uzakta aramanın boșunalığını ancak o zaman anlamalı.O dıșarda değil bilakis en merkezdeydi. O uzakta değil bilakis yakında, o kadar yakındaki șahdamarından daha yakındaydı. Ama bu ancak uzaklașarak bilinebilirdi. İnsan aceleciydi. Nefsin yedi tepesine çıkmalı inmeli, vadilerinde kaybolmalıydı. Bu mukadderdi. Șu gayet iyi bilinmeliydi ki hiç bir șey aramakla bulunmuyordu lakin bulanlar da yalnızca arayanlardı. Her șey bir yana hakikat șu; İnsan mutlaka bir merkeze sahip olmalı. Ki nereye giderse gitsin, hangi dağa hangi tepeye çıkarsa çıksın, hangi vadiye inerse insin yönünü, istikametini bilsin. Olaki bir gün döne gele.Modern zamanların insanı iște bu merkezden yoksun ve habersiz. Kaybolmuș modern insan. Sen bize buldurmazsan biz bulamayız… Yitiğiz. • Safa tepesine çıkıp merkezi selamlıyorum önce. Orada duruyor. Sonra iniyor koșar adım Merveye doğru ilerliyorum. Kâbe görünmüyor, o halde biraz daha hızlanmalı. Merveye çıkıp tekrar Merkeze yönelip onu görünce içim rahatlıyor. Tekrar selamlıyorum. O halde aramaya, taramaya devam. Safa´dan Merve´ye dört, Merve´den Safa´ya üç, toplam yedi gidiș dönüș. Artık umut yok. Dönelim öze. Tam her șey bitti derken hayat yeniden bașlıyor; Zemzem. İște hayat. Kana kana içmeli. Az daha kırılacaktık susuzluktan. Kana kana içmeli ve selam durmalı. Mülk suresinin son ayetimiydi ; „De ki; görmüyormusunuz, eğer suyunuz çekilecek olsa artık size kim bir akar su getirebilir?“ Kim diyordu su=H2O? Avusturya da bir dağa tırmanmıș, nehrin kaynağını görmek için dağın zirvesine kadar çıkmak zorunda kalmıștık. Dağın en uç noktasında, büyük kayaların arasından suyun nasıl kaynatıldığına gözlerimizle șahit olmuștuk. Oysa ben, memlekette su çıkarmak için en az 6-7 metre derinliğinde toprağa kuyu kazıldığını biliyorum. Kayadan ve kumdan bașka hiç bir șeyin olmadığı bu diyarda bu zemzemde nerden çıktı șimdi? Hakikaten SEN muhteșemsin. Gel de șimdi hayran olma, hayrete düșme. HAMD yani.


YÜREĞİN ÜŞÜDÜĞÜ GÜN Yüreğin üşüdüğü gün sıcacık bir günü düşün sıcacık bir bahar gününü umudun büyüklüğünü ve sonsuz maviliğini göğün yüreğin üşüdüğü gün bir çocuğun gülüşünü düşün bir çocuğun beyaz düşünü göveren dal uçlarını çatlayan tomurcuğu ve çiçeklenen yerini her öpüşün yüreğin üşüdüğü gün bir ormanın gümbürtüsünü düşün bir ırmağın türküsünü bulutların beyazlığını güneşin kızıllığını ve ısıtan yanını özğürlüğün Nuri Can

Sonsuz boşluk Azdım otu yaren kuşu Üstümde yokluk Çiğ bir et kıvamı ağzım Azad et beni Sonsuz boşluk Çar kolonyası sürdüler başıma Kekik oldum tepelikte İnip inip rüzgar okudum Sürüklendim kuzey sahiline Gün telaşı ırk savaşı Kaldı sende Balık ağlarında unutulan iğne bende artık Ferruh Alışır

DİLİ YILAN OLMUŞ Dili yılan olmuş zehir saçana, Laf sokup hakir görene yazıklar olsun, Kusur bulup marifet bilene, Dostu dosttan ayırana yazıklar olsun. Sanma nâmın yücelecek, herkes sevip beğenecek, Sanma alçalttığın masumu herkes ezip geçecek, Sanma bulacaksın bir nefes, son bir tevbe edecek, Azap çeken ruhun; "Yok mu bir Fatiha?" diyecek, Yaradan ömrün bilir elbet, aldanana yazıklar olsun... Güvendi kul Allah'a, yaptığı yanına kâr sandı.... İçim temiz nasıl olsa, bana azap olmaz sandı... Hor gördü, gönül kırdı, Mevlâ günah yazmaz sandı... Affeder beni Rahman, cehenneme atmaz sandı... Hasîb hesabın sorar elbet, korkmayana yazıklar olsun.... Gökten zembille mi indin, bir tek şaşmaz sen misin? Sen de bir beşersin, beşer şaşar bilmez misin? Nice güzellikler saklı belki, bir bakıp görmez misin? Herkesin sonu ölüm elbet, unutana yazıklar olsun. Mevla yaptığın görür elbet, boş verene yazıklar olsun. (Mehmet Arık -Viyana)

Koru beni rüzgar Oyuklarında kalan kir Dil altımda duran hap Yürüdü sürgün Kadavra edası ile bakan gözler Kurban arama davası biten gider Ferruh Alışır


Sanat ve Fikir Günlüğü

Türkiye’nin, gelenekli sanatlarda ilk hatırlanacak ismi, Prof. Uğur Derman ile ebru sanatı hakkında kısa bir söyleşi

Okan Akın

Yunus Emre ve Türkçe Yunus Emre’nin kesin doğum ve ölüm yılı belgelere dayalı olarak bilinmemekle birlikte, Bayezid Kütüphanesi’nde bulunan bir yazmada şu şekilde bir cümle geçmektedir; “Vefat-ı Yunus Emre Sene 720 Müddet-i ömr 82” Bu belge ışığında Yunus Emre’nin doğum ve ölüm yıllarını miladi takvimle 1241-1321 olarak Kabul edebiliriz. Bu belgedeki bilgilerin gerçek olduğuna dair birçok işaret olsa da şüphe yaratacak hususlar da yok değildir. Bundan dolayı tarihçiler, kesin bir yıl vermekten kaçınmaktadırlar. Fakat, sembolik de olsa, Yunus Emre’nin doğum ve ölüm yılları olarak, yukarda belirtilen yıllar kullanılmaktadır.

Prof. Uğur Derman, gelenekli sanatlar alanında ve özellikle Osmanlı kitap sanatları konusunda yarım yüzyıldır Türkiye’nin en büyük uzmanlarından biridir.

Anadolu Selçuklu, Beylikler dönemi ve Osmanlı’nın kuruluş aşamasında yaşanmış 80 yıllık bir hayat, Anadolu’nun büyük bir Türk yurdu olması tanıklığını da en derinden hissetmiştir. Yiç kuşkusuz Yunus Emre, bu atmosferde şekillenen Anadolu Türk Kültürü’ne Mevlana gibi Hacı bektaş gibi yön veren en önemli insanlardan biridir. Belki de Anadolu Türk kültürünün dünyaya, dünya insanlarına ve daha da ileri gidersek evrensel yaşama bakış açısını en derin ve doğru bir şekilde, kendi öz diliyle apaçık tüm insanlığa duyuran en önemli kişidir. Söylemlerindeki açıklık ve netliği, kullandığı dilin yalın bir Türkçe’den ibaret olmasına bağlayabiliriz. Öyle ki 1300’lu yıllarda yazdığı bir şiir, halen daha tüm canlılığıyla ve anlaşılırlığıyla halkın kullandığı dillde yaşamaktadır. Öte yandan Yunus’dan 700 yıl sonra yazmış şairlerimizin yazdıkları bile şu anda halkın çok büyük bir kitlesi tarafından anlaşılmamaktadır. “İçin dışın mundar iken aşk neylesin senin ile Gönlün gözü uyur iken aşk neylesin senin için”

Prof. Uğur Derman’a ait bir hat çalışması, Ebru çerçeve Mustafa Düzgünman

750 yıl evvel Yunus Emre tarafından yazılmış bu iki mısrayı mana ve dil olarak anlamayanlar beri gelsin! Özellikle son dönemlerde görünen o ki toplumumuzda Anadolu Türk Kültürü tadında Yunus Türkçe’si ile bir evrensellik söylemi geliştirecek Yunus Emreler’e ihtiyacımız var. Kendi diline kendi halkına ve kendi kültürüne aşık aydınlar ancak evrensel söylem geliştirir. Tersi olanlar taklitden, tekrardan ve en kötüsü tarihi hatalardan ileri gidemez.

Platform

15 Şubat 2011

AMSTERDAM / Okan Akın - Bu ayın söyleşisini Türk gelenekli sanatları konusunda bilgi, tecrübe ve birikimlerini ders verdiği üniversitelerde, çağrıldığı konferans ve seminerlerde herkesle paylaşmayı bir vazife sayan Prof. Uğur Derman hocamıza ayırdık. Kısa sohbetimizin konusunu “Gelenekli Türk sanatları içinde ebrunun dünü, bugünü ve geleceği” olarak belirledik.

66


Sanat ve Fikir Günlüğü

Hezarfen İbrahim Edhem Efendi’ye (1829-1904) ait bir hatip ebru çalışması Mustafa Düzgünman

Sevgili Hocam, ebrunun bugün ulaştığı noktayı nasıl buluyorsunuz? Ebru, düşünüldüğünün aksine uzun yıllar evveline dayanan bir sanat koludur. En eski mükemmel örneklerine 16. yüzyılda rastlandığına göre, bunun çok öncesinde bir geçmişi olmalıdır. Diğer taraftan 1903 yılında Üsküdar Özbekler Dergahı Şeyhi Hezarfen İbrahim Edhem Efendi ( 18261904) bu tekniği talebesi Necmeddin Okyay’a (1883-1976) öğretmemiş olsaydı, ebruyu günümüzde bu canlılığıyla yaşıyor olamayacaktık. Hocam, ebrunun bugünkü durumuna gelecek olursak neler söylemek istersiniz? Bundan 20-30 sene evveline göre gelinen nokta tabii ki sevindiricidir. Ebru, Türkiye’de eski itibarını yeniden kazanmış, hakettiği değeri bulma yolunda çok büyük yol katetmiştir. Geleneği benimseyen ebru sanatkârlarımız, bu sanatı günümüze aktaran eski üstadların yolunda, klasiği soysuzlaştırmadan, gerçek ebruyu yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorlar. Bu, sevindirici bir gelişme. Öte yandan, malzemesi ve tarzıyla gelenekli ebru anlayışına uymayan, yenilik ve modern sanat anlayışı çabalarıyla ebrunun özüne ters işler yapmak yönünde çalışanlar da mevcut. Böyle yaklaşımları yüzyılların emeği ile oluşturulmuş

Günümüz ebru sanatkarlarından Fuat Başar’a ait klasik bir çiçek ebru çalışması

gelenekli ebru anlayışına zararlı girişimler olarak görüyorum.

Prof. Uğur Derman

Size bir şeyden özellikle bahsetmek isterim; bazı ebru sanatçıları “ebrucu” yerine “ebruzen” sıfatını kullanıyorlar. Bu tamamiyle yanlıştır. Ne Türkçe’ye uyar, ne de Farsça’ya… Bu yaklaşım ebruya dair neşriyatta karışıklığa sebep olmaktadır. Bundan, şuurlu ebrucular kaçınmaktadır. Ebru bir Türk sanatıdır ve Türkçe’ye uygun kelimelerle açıklanması daha doğru olur. Esasen, asıl ismi “bulut gibi” mânasıyla “ebrî” dir. Hocam, son zamanlarda özellikle Batı’da ebruyla uğraşan Batılı sanatçılar giderek artmaktadır. Bu sanatçıların ekseriya gelenekli ebru anlayışının dışında çalıştıklarını gözlemliyoruz. Bu konudaki görüşünüz nedir? Kabul etmek gerekir ki, onların sanat anlayışları, estetik görüşleri bizimkilerden farklıdır. Temel olarak ebru tekniğini geleneğimize uyarak öğrenmiş olsalar bile, kendi anlayışlarına göre eser vermeleri tabiidir. Buna denilecek bir şey yok.

Hocam bu kısa söyleşi için size çok teşekkür ederim. Aslında zamanımız yeterli olsaydı, daha derin konulara girmek istiyordum. İnşallah başka bir zaman böyle bir imkân yakalarız. Ben de teşekkür ederim, bu fırsatı verdiğiniz için. Bir dahaki sefere daha geniş olarak sohbet ederiz.


Kültür Sanat

8. AVRUPA ŞİİR YARIŞMASI BAŞLADI

Şiir Güldestesi yapılacak AMSTERDAM - Platform Dergisi bu yıl geleneksel Avrupa Şiir Yarışmasının sekizincisini düzenliyor. Bu yılki yarışmayı gençlere hitap eden Karizma Dergisi ve Hollanda’nın tek kadın dergisi olan ‘‘Kadın’’ Dergisi de destekliyor.

8

. Avrupa Şiir Yarışması ile ilgili açıklamada bulunan Platform Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ebubekir Turgut, kayıtların 1 Ocak 2012’de başlayıp, 28 Şubat 2012’de sonra ereceğini bildirdi. Turgut, bu yıl yarışmaya Türkiye dışında dünyanın her tarafında yaşayan Türk şairlerin katılabileceklerini de ekledi. Platform Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ebubekir Turgut, şairlerin en fazla dört eserle yarışmaya katılabileceklerini ve yarışmaya gönderilecek şiirlerin orijinal, daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış, hiç bir yarışmaya katılmamış olmalarının şart olduğunu ancak şiirlerin konu ve şekil bakımından serbest bırakıldığını söyledi. Ebubekir Turgut, yarışmanın amacının şiir yazmayı teşvik etmek ve yeni şairleri desteklemek olduğunu belirtti ve yarışmaya katılan şairlerden eserlerini gönderirken bir de kısa biyografilerini ve iletişim adreslerini göndermelerini istedi. Ebubekir Turgut konuşmasını şöyle sür-

Platform

15 Şubat 2011

dürdü: şimdiye kadar yapılan yedí şiir yarışmasında derece alanlarla birlikte her yarışmada beğenilen on şiiri bir araya toplayıp bir ‘şiir güldestesi’, yani bir antoloji yapmak istiyoruz. Eğer bu gerçekleşirse Avrupa’da bir ilke imza atılacak. Bir dergi kendi imkânlarıyla Avrupa çapında her yıl şiir yarışması düzenliyor ve sonra bunları gelecek nesillere kazandırmak üzere kitaplaştırıyor. Bu önemli ve güzel bir gelişme.’’ Yarışmanın sonuçlarının Platform Dergisi, Kadın Dergisi ve Karizma Dergisi'nin Nisan sayısında ilan edileceği ve imkân olursa bir şiir gecesi düzenlenerek derece alanlara bu programda ödülleri verileceği öğrenildi. Yarışmada, birincilik, ikincilik, üçüncülük ve üç tanede mansiyon ödülü verilecek. YARIŞMA ŞARTLARI: 1- Yarışmaya isteyen herkes katılabilir. Ancak genç şair arkadaşların daha çok ilgi göstermelerini bekliyoruz. 2- Bu yarışmaya Avrupa’da yaşayan şairler katılabilir. (Türkiye’de ikamet eden

68

Avrupa’da bir ilke imza atılacak. Bir dergi kendi imkânlarıyla Avrupa çapında her yıl şiir yarışması düzenliyor ve sonra bunları gelecek nesillere kazandırmak üzere kitaplaştırıyor. Bu önemli ve güzel bir gelişme.’’


Kültür Sanat Platform, Kadın Dergisi ve Alışveriş Rehberi Genel Yayın Yönetmeni Ebubekir Turgut

YARIŞMANIN BAŞLAMA TARİHİ: 1 Ocak 2012 SON KATILIM TARİHİ: 28 Şubat 2012

hece, serbest veya aruz olabilir. Ama şiirler belli bir seviyenin üzerinde olmaları gerekir. 6- Şiirler mümkünse kısa olmalı. Eğer uzun iseler iki bilgisayar sayfasından daha uzun olmamalı. 7- Şiirler bilgisayarda yazılmış olmalı. Mutlaka e-mail yoluyla bize ulaştırılmalı. Diskete/CD’ye alınmış şekilde ulaştırmak da mümkün. Posta ile gönderilmemesi tavsiye edilir 8- Her şair yarışmaya en fazla dört şiiri ile katılabilir. 9- Önceki yarışmamızdan üçüne katılan şairler 4. defa bu yarışmaya katılamazlar. şairlerin katılması mümkün değildir.) 3- Yarışmaya gönderilen şiirler şairlerin kendilerine ait olmalıdır. Başkasının şiirini gönderen veya başkasının şiirinden intihal eden (aktaran) katılımcılar tespit edilirse yasal işlem yapılır. 4- Şiirler daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış, hiç bir yarışmaya katılmamış olmaları gerekir. 5- Şiirlerde konu ve şekil serbesttir. Yani

10- Yarışmacılar, kısa biyografilerini, adreslerini, e-mail adreslerini bize mutlaka göndermeleri gerekir. Not: Yarışmaya gönderilen şiirlerin telif hakları yarışmacılara ait olmakla beraber, Platform bu şiirleri dergide, internet ortamında yayınlama veya bir kitapta toplama hakkını saklı tutar. * Yarışmacılara başarılar diliyoruz.

69

SONUÇLAR Platform’un Nisan sayısında ilan edilecek. İmkân olursa bir şiir program organize edilecek ve derece alanlara bu programda ödülleri verilecek. ÖDÜLLER: Birinciye: 300,00 euroluk hediye İkinciye: 250,00 euroluk hediye Üçüncüye: 200,00 euroluk hediye 3 mansiyona: 75'er euroluk hediye Şiirlerin gönderileceği adresler: Platform Dergisi Postbus 69026 1060 CA Amsterdam - HOLLANDA e-mail: info@platformmedia.nl

Yarışmanın sonuçlarının Platform Dergisi, Kadın Dergisi ve Karizma Dergisi'nin Nisan sayısında ilan edileceği ve imkân olursa bir şiir gecesi düzenlenerek derece alanlara bu programda ödülleri verileceği öğrenildi. Yarışmada, birincilik, ikincilik, üçüncülük ve üç tanede mansiyon ödülü verilecek. Platform


Haber


Fıkralar Derleyen: ÖMER

Soba Borusu

MUHTAR

Kayserili ve Yahudi Kuyumcu

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır.

İstanbul’un taşı toprağı altındır diyerek memleketinden kalkıp gelen bir köylü, kuyumcu dükkanının vitrinini hayran hayran inceliyormuş. Kuyumcu köylünün kıyafetinden dolayı birazda aşağılayarak: -"Ne bakıyorsun öyle hemşerim?" demiş. -"Hiç... Sizin dükkanda ne sattığınızı merak ettim." Adam alay edercesine cevap verir: -"Biz eşek kafası satıyoruz." Adam: "Allah versin... İşleriniz iyi gidiyora benziyor." Kuyumcu: "Nereden bildin iyi gittiğini", Adam: "Baksana, koskoca dükkanda seninkinden başka kalmamış da ondan!

Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konfeksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."

Hesaplaşma

Temel tutmuş Yahudi'ye tokat atmış. -Neden vurdun???? diye sormuş Yahudi. Temel : -Siz İsa Peygamberi çarmıha cermişsinuz. Yahudi : -Iki bin yıl önce olmuş bir şey bu !!!!!????? Temel : -Valla pen yeni tuydum.......

Asansör

Temel asansöre binmiş başlamış beklemeye bir müddet sonra Dursun girmiş asansöre bakmış Temel bekliyor oda beklemiş. Bu arada biri daha binmiş ve neden beklediklerini sormuş Temel hemen cevap vermiş : - "uşagum görmeymisun ha burda 4 kişiliktir yazayı"

ÇARESİZLUK Hakim Temel'e sorar : -Niye adamın başına sandalyeyle vurdun? Boynu bükük Temel : -Ne yapayum ,çaresizluk efendum.Masayı kaltiramatum ki...

71 71

Platform latform


Sağlık

Platform

15 Şubat 2011

72


Ayın Yemeği

LİMONLU KEK MALZEMELER 3 Adet yumurta 1,5 Su bardağı toz şeker 1 Su bardağı sıvıyağ 2 Adet limon 1 Paket kabartma tozu 1 Çay bardağı süt Alabildiği kadar un Üzerine 2 çorba kaşığı kırılmış fındık

YAPILIŞI Yumurtayı ve toz şekeri mikserle köpürtüyoruz.Üzerine sıvıyağı,sütü,limon kabuğu rendesini, ve limonun suyunu ilave ediyoruz. Tahta kaşık ile karıştırıyoruz.Unu yavaş yavaş ilave ediyoruz. Kabartma tozunuda ilave edip tahin kıvamında olacak. Kek kalıbımıza harcımızı döküyoruz. Üzerine iri kırılmış fındıkları serpiyoruz.Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında 30-40 dak. pişiriyoruz.

SARAY USULÜ HALKA TATLISI MALZEMELER 4 Su bardağı su 100 gr. margarin 7-8 Adet yumurta 1 Tatlı kaşığı tuz 5 Su bardağı un 1 Çorba kaşığı nişasta 1 Tatlı kaşığı şeker

ŞERBETİ İÇİN 7 Su bardağı toz şeker 5 Su bardağı su Yarım limon Şerbeti: Bir tencereye şekeri,suyu,limonu koyup kaynatıyoruz. Kıvamlı bir şerbet elde edelim.

YAPILIŞI Tenceremize sıcak suyumuzu,tuzy,şekeri,margarini koyup karıştırıyoruz.Kaynayınca ölçüdeki unu döküp tahta kaşıkla karıştırarak kısık ateşte 5 dak. pişiriyoruz. Ocağımızı kapatıp arasıra karıştırarak soğumaya bırakıyoruz.Ilık hale gelince de mikserle çırparak yumurtaları kırıyoruz.Nişastayı ekleyip iyice çırpıyoruz. Ellerimizi hafif yağlayıp cevizden küçük parçalar kopartıp yuvarlıyor bastırıp parmağımızla ortasını delip halka şekline getiriyoruz. Soğuk yağın içine bırakıyoruz.Tavamız dolduktan sonra kızartmaya başlıyoruz hamurlarüste doğru çıkmaya başlayınca çeviriyoruz. Nar gibi kızartıyoruz soğuk şerbetin içine batırıyoruz.Hemen servis tabağımıza alıyoruz.

HARDALLI BOMBAY FASULYE PİYAZI MALZEMELER 1 Su bardağı bombay fasulye 1 Adet kırmızı soğan 1 Tutam maydonoz yaprağı 1 Adet kırmızı biber 1 Adet yeşil biber 1 Çorba kaşığı hardal

1 Adet limon 5 Yaprak fesleğen Kıvırcık ve ya roka Zeytinyağı Siyah zeytin Çeri domates Karabiber

YAPILIŞI Önceden ıslattığımız fasulyeleri tencereye koyup haşlıyoruz. Kırmızı soğanı,biberleri,maydonozu ve fesleğeni doğrayıp.Pişmiş olan fasulyenin üzerine alıyoruz. Bir kasede hardalı,limon suyunu,zeytinyağ ını,karabiberi,tuzu karıştırıp harcımızın üzerine döküyoruz. Servis yapacağımız tabağımızın kenarlarına istediğimiz yeşillikle süsleyip ortasına da hazır olan harçlarımızı koyarak servise hazır hale getiriyoruz...

73

Platform


Bulmaca

Platform

15 Ĺžubat 2011

74


75

Platform


Platform ve Kadın dergilerinden 2012 yılına özel reklam kampanyası Platform

15 Şubat 2011

76


JAAR 4 | NR. 32 | 15 APRIL 2011

De Stem van de Multi-Culti Vrouw

Saç ekiminde sadece Hollanda’da değil, Avrupa’da da ilkiz Kurşuna hedef olan ünlüler

NEDEN YABANCI

ERKEKLERİ R? TERCİH EDİYORLA

Çocuğumu geri verin ar 2011 İlkbah ı Yaz Modas

ıdaki

t

haya

reor çlegeliy gencazip

Dışar

Yıllardır profesyonel, tarafsız, objektif ve hiçbir kurum ya da kuruluşa bağlı olmadan aylık yayınlarına devam eden Platform ve Kadın Dergisi siz değerli girişimcilerimize özel fıyatlarla kampanya başlatmış bulunuyoruz. Platform Dergisi’nin 15. yılı ve Kadın Dergisi’nin 5. yılı dolayısıyla reklam fıyatlarımızda çok özel indirimler yaptık. 2012 yılı için mutlaka bizden teklif almanız menfaatınız içindir. Fiyatlarımızda ekonomik şartları da dikkate alarak indirimler yaptık.

İşte 2012 yılı için özel kampanyamız: 1 Sene Platform ve Kadın Dergisi için anlaşma yapıldığı takdirde: 2 sayı reklam + 2 sayfa İş yerinizin ekstra tanıtımıyla alakalı röportaj ve iş yerinize yönelik haber hediye ediyoruz. 6 Aylık Platform ve Kadın Dergisi’için anlaşma yapıldığı takdirde: 1 sayı reklam + 2 sayfa İş yerinizin ekstra tanıtımıyla alakalı röportaj hediye ediyoruz. 3 Aylık Platform ve Kadın Dergisi’için anlaşma yapıldığı takdirde: İş yerinizin ekstra tanıtımına yönelik 2 sayfa röportaj hediye ediyoruz. Bütün bunların yanında Fiyatlarımızda beklemediğiniz oranda indirim yaptık. Fiyatlarımız ve kampanyamız bütün Hollanda için geçerlidir. Mutlaka teklif alınız.

77

Geniş Bilgi: 0641 780 100 020 613 89 02 info@platformmedia.nl Platform


Spor

Hollanda'da yaşayan Beşiktaşlılar ilk defa buluşacak Hollanda Beşiktaşlılar Derneğimizin gerçekleştirdiği bir çok etkinlikten sonra bu yıl ilk defa Hollanda'da düzenleyeceği etkinlikte Karakartal Forum Beşiktaşlılar paneli düzenleyecek. Spijkenisse 'de bulunan Atlas Hotel'de 11 mart 2012 pazar günü saat 15.00 de başlayacak olan Panele Beşiktaşımızın efsane Fubolcularından 80'li yılların idolü haline gelen sarı Metin Lakaplı Metin Tekin, dünyaca ünlü Taraftar Topluluklarından Çarşı'nın Lideri ve kendine özgü olan ardından bütün tribünlere yayılan 3'lü çektirme hareketinin sahibi Alen Markaryan, Beşiktaşlıların severek okudukları yakından takip ettikleri sporyazarlardan olan Turgay Demir, Televizyon ve Radyolarda Beşiktaş ile sesi bütünleşen sunucu,programcı Erdem Ulus ile ilk defa Hollanda'da yaşayan Beşiktaşlılar buluşacak. Beşiktaşlılığın tüm ayrıntılarıyla soru, cevap halinde konuşulacağı, Tartışılacağı, Hissedileceği Hollanda Beşiktaşlılar Derneği Başkanı Aykut Torunoğulları'nında konuşmacı olarak bulunacağı panel Beşiktaşlılar ile Beşiktaş arasında unutulmaz duygular oluşturacak. Hollandalı Beşiktaşlılardanda temsilcilerin bulunacağı panel ayaküstü Kokteylle başlayacak ve Panel programından sonra yine ayaküstü Kokteylle ve hatıra fotoğrafları çekilerek unutulmacak anlar yaşanarak son bulacak. Halk arasında Halkın takımı olarak bilinen Beşiktaşlılar yine halkın dilinden en iyi anlayan büyük Taraftar grubu olarak en duyarlı mesajları Çarşı grubu öncülüğünde bütün Dünyaya vermeye devam edecek. 11 Mart pazar günü Rotterdam'da kalpler Beşiktaş için atacak. Panele Katılım Dernek üyelerimize ücretsiz diğer Katılımcılara ücretli olacak. Panele katılmak isteyen Taraftarlarımızın salonunun kapasitesi nedeni ile kısa zamanda Derneğimize müraacat ederek giriş bileti temin etmeleri gerekmektedir.

Platform

15 Şubat 2011

78


Spor

Hollanda'nın en başarılı hakemi Türk

26 yaşındaki hakem Serdar Gözübüyük: ''Bugünlere çalışarak geldim, bu denli başarılı olacağımı düşünmemiştim''

H

ollanda'da ilk devresi tamamlanan birinci futbol liginde (Eredivise) sezonun en iyi hakemi seçilen Türk kökenli Serdar Gözübüyük, başarısının tesadüfi olmadığını, bugünlere gelmek için çok çalıştığını söyledi.     Aynı zamanda Eredivise'de düdük çalan en genç hakem unvanına da sahip 26 yaşındaki Gözübüyük,Hakemliğe küçük yaşlarda başladığını, Hollanda birinci ligindeki ilk maçına 2009 yılında daha 24 yaşındayken çıktığını, ardından profesyonel olarak ligde çok sayıda maç yönettiğini anlatan Serdar Gözübüyük, ilk yarısı ge-

Platform

15 Şubat 2011

çen hafta sonunda biten 2011-2012 sezonunda, maç sonlarında verilen puanlara göre ilk yarının en başarılı hakemi seçildi. Hollanda'da bu düzeyde düdük çalan ilk ve tek Türk kökenli isim olan Gözübüyük, Avrupa maçlarında dördüncü hakem olarak görev yapıyor.     Tavsiye üzerine hakemliğe başlamış      Adanalı bir işçi ailesinin çocuğu olarak Hollanda'da doğan Serdar Gözübüyük, hakemliğe Hollandalı ünlü bir futbolcunun tavsiyeleri doğrultusunda başlamış.      Küçük yaşlardan itibaren futbola ilgi du-

80

yan Gözübüyük, 16 yaşına kadar bir kulüpte futbol oynarken, bir yandan da amatör maçlarda hakemlik yapmış. Daha sonra Hollandalı ünlü futbolcunun tavsiyesiyle tüm mesaisini hakem olmak üzere verir.     ''Bu denli başarılı olacağımı düşünmemiştim'' diyen Serdar Gözübüyük, şöyle konuştu:      ''Futbol oynarken o aralar amatör takımlara hakemlik konusunda yardım ediyordum, tanıdığım o futbolcu bana 'böyle devam et' dedi. 'Hakem olmak zor, böyle devam edersen yükselirsin' tavsiyesinde


Spor

bulundu. Ben de bu tavsiyeyi tuttum ve devam ederek bugüne geldim. İyi ki tavsiyesini tutmuşum.''     16 yaşından itibaren hakemlik kurslarına devam eden Gözübüyük, daha sonra hızlı bir şekilde yükselerek 2009'da en genç hakem olarak düdük çaldığı Eredivise'de şu anda bir sezonda ortalama 25 maça çıkıyor.      Ailesinin hakemlik konusunda kendisine büyük destek verdiğini anlatan Gözübüyük, ''Onların desteği olmadan başarılı olmam mümkün olmazdı. Ailemin desteği ve tanıdığım o futbolcunun tavsiyesiyle bu başarıları elde ettim'' ifadelerini kullandı.      FIFA kokartlı en genç hakem olma yolunda Maçlarda gösterdiği yüksek performanstan dolayı Hollanda kamuoyunda adından sıkça söz ettiren Serdar Gözübüyük, FIFA kokartlı en genç hakem olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor.      FIFA'da emekliliği gelen Hollandalı bir hakemin yerine ismi aday gösterilen hakemler arasında yer alan Gözübüyük, bu konuda şansının bir hayli yüksek olduğuna inandığını ifade etti.      Birkaç gün içinde FIFA'dan bu yönde iyi haberler almayı umduğunu kaydeden Gözübüyük, ''Başarılı bir şekilde hep böyle devam etmek istiyorum. İnşallah bu hafta FIFA'dan haber gelirse, benim için çok daha iyi olacak. FIFA kokartı alabilirim. FIFA'da 45 yaşındaki bir hakemimiz var, o bırakacak ve yerine biri geçecek. İnşallah o ben olurum. Birkaç aday var. Şansım bayağı büyük. FIFA kokartı alırsam, aynı zamanda FIFA'daki en genç hakem olacağım herhalde'' dedi.      Türk futbolunu yakından takip ediyor      Türk Milli Takımı taraftarı olduğunu aktaran ve bu yüzden Türk futbolunu yakından takip eden Gözübüyük'e göre Türkiye'de futbol seyircisi çok fanatik. İnsanların futbolla yatıp kalkmalarını ''süper'' diye değerlendiren Serdar Gözübüyük, Türk hakemleriyle ilgili olarak ise ''Türk hakemleri iyi. Cüneyt Çakır var mesela. Avrupa Şampiyonası'nda maç yönetecek olmasından dolayı mutluluk duyuyoruz. Şimdiye kadar hiç birlikte olmadık Türk hakemleriyle'' diye konuştu.

    Türkiye'ye senede en az 5 kez gidip geldiğini ifade eden Gözübüyük, önümüzdeki ay kamp yapmak üzere Antalya'ya gideceklerini vurguladı.      ''Keşke daha çok Türk hakem olsa Hollanda'da''      Hollanda'da yüksek düzeyde kendisinden başka Türk kökenli hakem olmayışını üzüntüyle karşıladığını anlatan Serdar Gözübüyük, gençlere bu mesleği seçmeleri tavsiyesinde bulunarak, ''Elimden gelen desteği onlara vermeye hazırım, zaten veriyorum da'' şeklinde konuştu.

ediyorum. Federasyon burada hangi milletten olduğuna değil, sahadaki gösterdiğin performansa bakıyor. Kıskanç olan insanlar da var ama onlara bakmayacaksın. Ben bu tür insanlara sadece gülüyorum.''

    Bu konuda okullarda düzenlenen programlarda gençlerle bir araya gelerek, onları motive etmeye çalıştığını kaydeden başarılı hakem, sözlerini şöyle sürdürdü:      ''Gençlere elimden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu tür konulara açığım. Çünkü, kendini başka insanlardan büyük görmemen lazım. İnsanlara yardım ediyorum, ailemden öyle öğrendim. Bu düzeyde başka Türk hakemi yok maalesef, keşke daha çok olsa da, herkes daha çok mutlu olsa. Gençlere bu mesleği tavsiye

81

Platform


Artık

Kadın’ın Adı

Hollanda ’da Bir İlk

+31 (0)20 614 53 63

Var

De Stem van de Multi-Culti Vrouw!

Postbus 69026 • 1060 CA Amsterdam • t. +31 (0)20 - 614 53 63 • f. +31 (0)20 - 613 24 23 • info@kadindergisi.nl • www.kadindergisi.nl


PLATFORM 140  

Platform dergisi 140. sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you