Page 1

Yıl: 6

Sayı: 127 01 HAZİRAN 2013

Aferin gençlere!!! Fotoğrafta görülen sistemin hazırı binlerce TL iken öğrencilerin yaptıkları sistemler neredeyse bedavaya mal oluyor.

Pendik İMKB Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri daha sağlıklı eğitim almak ve kendilerinden sonra gelecek öğrenciler için örnek olacak bir çalışmaya imza attılar. Otomobil kliması, radyatör gibi sistemleri hazır alarak derslerinde kullanmak yerine kendileri yapan öğrenciler, bu yolla okullarına binlerce TL tasarruf sağladılar. Otomobil kliması, radyatör sistemleri, araçlarda kullanılan süspansiyon gibi sistemleri derslerinde gören öğrenciler uygulamalı bir şekilde eğitim almak için bahsi geçen sistemlere ihtiyaç duyuyorlardı. Ancak bu sistemlerin hazır bir şekilde satın alınma-

sının maliyeti yüksek olunca kendileri yapmaya karar verdi. Okul Müdürü Timur Özen ve öğretmenleri öncülüğünde kolları sıvayan öğrenciler, çevrelerinden topladıkları parçaları bir araya getirerek otomobil kliması gibi sistemleri oluşturdu. Şimdiyse kendi yaptıkları

sistemleri derslerinde inceleyerek sistemlerin nasıl çalıştıklarına dair ayrıntılı bilgi sahibi oluyor. Sistemlerin hazırlarının binlerce TL olduğunu belirten Okul Müdürü Timur Özen, azimli öğrenciler sayesinde çok daha düşük maliyetlerle eğitim vermeye başladıklarını söyledi.

Sıradışı tasarımlar cezbediyor Creative Design Köşemiz bu sayımızda da dopdolu. İlk tasarım İpad görünümlü not defteri. Her bir sayfası İpad olan not defteri özellikle öğrencilerin ilgisini çekeceğe benziyor. Diğer tasarım sanki eritilerek bükülmüş izlenimi veren bir tabak. Bu tabakla sevdikleriniz ile sofranızda ilginç diya-

loglar yaşayabilirsiniz. Üçüncü çalışma ise ceviz kıracağı. Sincap şeklindeki bu kıracakla ceviz kırmak çok keyifli olacak. Son tasarım da yine evini farklı ortamlara çevirmek isteyenler için tasarlanmış bir akvaryum. Bir masa şeklindeki bu akvaryum salonunuzun havasını bir anda değiştirecek.


10

01 HAZİRAN 2013

Acele Karar Vermeyin…

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş; ama ülkenin kralı bile onu kıskanırmış… Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş; ama adam satmaya yanaşmamış… “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?’’ dermiş, hep. Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın…” demişler. İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin.” demiş. “Sadece at kayıp!” deyin; “Çünkü gerçek olan bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi; yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç… Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var…”. “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz.” Demiş, ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu... Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir üretebilirsiniz?” Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden “Bu herif sahiden geri zekâlı!” diye geçirmişler… Bir hafta geçmeden vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler, ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın.” demişler. “At yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar: “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz.” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek olan bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir orduyla saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan

bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun ortaya çıktı.” demişler. “Oğlunun bacağı kırık; ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla dönemeyecekler. Oğlunun bacağı kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz, erken karar vermeye devam edin.” demiş ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimse bilemez. Bilinen tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.” Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış: “Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.” Çin Düşünürü Lao Tzu’nun Öyküsü…


11

01 HAZİRAN 2013

Taşlar Bir taşla iki kuş... Yazın gelmesiyle birlikte vaktimizin çoğunu dışarıda geçiriyoruz. Kardeşlerinizle birlikte yapabileceğiniz ufak önerilerle taşlara renk katan, yaz aylarında sizi hem eğlendirecek hem de el becerilerinizi geliştirecek eğlenceli bir uğraş… Küçüklüğümden beri, farklı formlara sahip taşları biriktirmeyi severim. Bir zaman sonra fazlalaşan taşları değerlendirmek istiyordum. Taşlarla yapılacak bu eğlenceli etkinliklerle bir taşla iki kuş yakalayacağız… Biraz daha profesyonel bir çizimle, daha iyi görünümler kazandırabilirsiniz. Gözlere vereceğiniz ışık, kanatlara tüy izlenimi verecek ince fırça izleri, belki dalgalar ve gölgelerle daha gerçekçi bir görünüm kazandırabilirsiniz.

Ya da daha sade çizimlerle taşlara ifade katabilirsiniz. Smile

Taşları renklendirmeden sadece formlardan yararlanarak yeni şekiller oluşturabilirsiniz. Ayak, kalp vb. basit simgeleri oluşturarak dekoratif bir görünüm kazandırabilirsiniz.

Taşların olduğu yerde, deniz kabukları da vardır. Deniz kabuklarının içerisine mum damlatarak ya da deniz kabuklarından yeni şekiller oluşturarak yararlanabilirsiniz. Eski bir kutunuzun dışını deniz kabuklarıyla kaplayabilir, aynanıza ya da fotoğraflarınıza çerçeveler yapabilirsiniz… Ellerine sağlık…

Öncelikle yuvarlak formdaki taşlarımızın tamamını istediğimiz bir renge boyayalım. Daha sonrasında boyadığımız taşların üzerlerine kendi isteğimize göre göz, dudak, burun çizerek renk üzerine ayrıcalık katarak taşınıza yeni bir görünüm kazandırabilirsiniz… Taşlardan oluşan bir aile için irili ufaklı taşlara da aynı işlemi uygulayabilirsiniz.

ifadelerini yansıtacak çizimlerle gülen, merak eden, uyuyan vb. afacan ifadeler yakalayabilirsiniz.

Uğurböceği, kuş, arı ve kelebek dediğimizde aklımıza belli renkler geliyor. Yuvarlak taşı kırmızıya boyayıp üzerine siyah benekler çizip ön kısmını siyaha boyadıktan sonra yine ön kısmına iki de göz çizdik mi güzel bir uğur böceğini oluşturuyoruz. Aynı şekilde, arıda yatay olarak bir sarı bir de siyah boyayarak taşımızı renklendirdikten sonra gözlerini de çizerek farklı bir görünüm elde edebilirsiniz.


12

01 HAZİRAN 2013

Telefon şarjı cüzdana girdi Kitap: Yazar:

Küçük Prens Antoine de Saint-Exupéry

Antoine de Saint-Exupéry bir pilottur. Ancak hayatı boyunca çocukluk anılarından sıyrılmamış her daim çocuk kalmayı seçmiştir. Nitekim bir gün uçağı insanlardan uzak bir yere düşer ve Küçük Prens’le karşılaşır… İçimizdeki geçmiş çocukluğa, yaşadığımız çocukluk anılarımıza, yaşamımızdaki çocuk yanımıza seslenir, Antoine… Çocuklar nasıl öğrenir? Küçük Prens’in dünyalı olmaması ve dünyayı sorgulaması, bu sorgulama sürecinde olaylara ve hayata farklı bakış açıları kazandırması aslında hepimizin hayatındaki izler ve neticeleri içerir. Bize ne, nasıl öğretildiyse gerçeklik ipiyle sınırlandırılmıştır. Oysaki hayaller sınırsız bir dünya sunuyorken çocukların bile hayalleri gerçeklerle sınırlandırılıyor. “Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış? Hangi oyunları severmiş? Kelebek biriktirir miymiş? Sormazlar bile. “Kaç yaşında?” derler. “Kaç kardeşi var?” “Kaç kilo?” “Babası kaç para kazanıyor?” Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar. Deseniz ki: “Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı. Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler, bu evi. Ama ‘100 bin liralık bir ev gördüm.’ deyin, bakın nasıl ‘Aman ne güzel ev…’ diye haykıracaklardır.” dedi, Küçük Prens. Antoine fikirlerimizi sınırlandırmamızın bizi körelttiğini vurgular. Peki, ama çocukların hayallerini sınırlandırmak ne kadar doğrudur? Çocuklar, hayal kurdukları kadar çocuklar… “Bir generale martıya dönüşmesini emredersem ve general bu emre uymazsa suç onun değildir. İmkânsız bir şeyi yapmasını

istediğim için, suç benimdir.” diye düşündü, Küçük Prens. Peki, gerçeği bu denli güçlü kılan neydi? Neden insanlar hayal gücünün farkında bile değillerdi? “Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.” dedi, tilki. “Sizin dünyadaki insanlar, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyor, yine de aradıklarını bulamıyor... Oysa aradıkları tek bir gülde bir damla su da bulunabilir.” dedi, Küçük Prens… Gerçeklik kavramı içerisinde aradığımızı bulamadığımızda, ne denli sıkılıyoruz değil mi? Oysaki hayaller, tüm sorularınızı cevaplayabilecek kadar geniştir. Gerçeğe hükmetmek muhakkak ki güzeldi; ancak hayallerimizden de bu kadar sıyrılmamalıyız… “Bırakılmış eski bir deniz kabuğu gibi olacak kalıbım. Eski deniz kabuklarına acınmaz ki…” dedi. İçimizdeki güzellikleri söndürerek gerçeğin eşsiz güzelliklerini yakalayamayız. Nitekim gerçekleri değiştirecek insanlar, önce hayal edenlerdir. Siz de içinizdeki hayalleri keşfedebilirsiniz. Küçük Prens kitabını okuduğunuzda, çocuk yanınızı keşfetmeniz kolaylaşacak. Güzel keşifler yapmanız dileğiyle; Keyifli okumalar…

Cep telefonları günümüz insanının hayatını kolaylaştırırken yeni dertler de ekledi. Siz de en ihtiyacınız olduğu zamanlarda cep telefonunuz için USB kablosu arayanlardan veya başkalarının şarj aletlerine muhtaç kalanlardan iseniz bu ürün sizin için tasarlanmış. The Charge Card; ufak, kredi kartı boyutlarında, cebinize veya cüzdanınıza sığabilen yeni bir ürün. Bu ürün sayesinde, telefonunuz asla USB kablosuz veya şarj aletsiz kalmayacak. The Charge Card’ın güzelliği, hemen her yere sığabilmesinde. Bu özelliği sayesinde her zaman yanınızda USB kablosu ve şarj kablosu olmasını garantiliyor. Ayrıca dokulu dış kaplaması sayesinde, cüzdan ve benzeri yerlerden kolay bir şekilde düşmesi zor bir ihtimal haline dönüşüyor. The Charge Card üç farklı

çeşit olarak üretilmiş durumda. Bu çeşitler: Hemen her Android ürününe uyan Micro USB, iPhone 4 ve iPhone 5 versiyonu olarak ayrılıyor. Kablo, enerjinin yanı sıra veri aktarımı da yapabilme özelliğine sahip. iPhone 4 ve Micro USB versiyonları şu anda alınabilir olan ürünün iPhone 5 versiyonu da önümüzdeki ay satışa sunulacak. Her üç modelin de fiyatı 25 dolar.

Ekranlar yumuşuyor

Yakında ekranınıza bastırabilir, onu çimdikleyebilir veya bastırıp gerebilirsiniz. Günümüzde teknolojik araçlarda dokunmatik veya üç boyutlu ekran kullanılıyor. Şimdi ise bu iki farklı ekran tipi yeni bir üründe bir araya getiriliyor: Obake. Massachustts Teknoloji Enstitüsünün (MIT) medya laboratuvarlarında tasarımı tamamlanan ve aynı adı taşıyan ünlü Japon efsanesinden esinlenen Obake, dokunmatik ekran, Smart televizyon ve akıllı telefonlara yepyeni bir boyut kazandırabilir. Esnek bir yapıya sahip olan bu yeni tarzda ekrana

bastırılabiliyor, ekran tutulup çekilebiliyor veya gerilebiliyor. Projenin prototipinde görüntü, elastik yapıya sahip bir ekrana projeksiyon yardımıyla yansıtılıyor. Projeksiyondan yansıyan ışık ve ekranın aldığı şekil sayesinde gerçek hayattakine çok yakın görüntüler veren bu yeni ekran, henüz cep telefonlarında kullanılabilecek kadar gelişmiş değil. Ancak cep telefonlarının da ilk olarak olağanüstü gelen projeler sonucunda ortaya çıktığı düşünülecek olursa, yakın gelecekte Obake’nin gündelik hayatımızın bir parçası olması kuvvetle muhtemel.

Güneş enerjisiyle uçan helikopter İlk bakışta ne olduğu tam anlaşılamayan bu uçan nesne, aslında üniversite öğrencileri tarafından geliştirildi. Londra’da bulunan Queen Mary Üniversitesi yüksek lisans öğrencileri güneş enerjisiyle çalışan ve uzaktan kumandayla kontrol edilebilen helikopter yaptılar. Solarcopter adı verilen helikopter prototipi, batarya ile çalışıyor. Fotovoltaik panellerle elde edilen enerji bataryaya aktarılıyor ve Solarcopter’de güneş olmadığı zamanlarda bile uçabiliyor. Solarcopter’in birçok parçası elde üretilmiş ve Sun adı verilen simülatör ile parçalar test edilmiş. Ekip daha başarılı bir araç ortaya çıkarmak ve prototipin daha kapsamlı modellerini geliştirmek için çeşitli mühendislik yazımları kullanmış. Solorcopter ekibi aracı, arama-kurtarma, ucuz ulaşım, gözetleme ve trafik yönetimi için geliştirmişler. Ekip Solarcopter’e kamera, GPS sistemi, verileri analiz edebilecek çip ve kullanışlı olabilecek parçaları eklemek üzere alışmalarını sürdürüyor. Aracın şuandaki ağırlığını da azaltmayı planlayan Solarcopter ekibi aracın tasarımında da değişlikler yapmaya hazırlanıyor.

Pendik Gündemi Gazetesi - Gençlik Eki - Sayı:9  

Pendik Gündemi Gazetesi Gençlik Eki Sayı:9 01 Haziran 2013

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you