Issuu on Google+


s 2008

16 Ağusto

I CAPRI PEPPINO D

2009

25 Temmuz

IAS

AC ENRICO M 1 Ağustos

2009

A PAUL ANK

s 2009

15 Ağusto

OR

AYN GLORIA G

09

21 Eylül 20

NİLÜFER

2009

30/31 Ekim

SİBEL CAN

28/29 Kasım

2009

ÇETİN ANDAN ER

C

ıs 2010

21/22 May

D EBRU GÜN

10

20 27 Haziran

10 ION TV 20

Miss FASH

17 Temmuz

2010

GNO

TOTO CUTU

2010

25 Temmuz

ARWICK DIONNE W 8 Ağustos

2010

CK UMPERDIN 10 GELBERT H s 20

EN

to

28-29 Ağus

RTAÇ SERDAR O k 2010 22 Oca

DEŞ EBRU GÜN 2011 13 Şubat

RÇETİN CANDAN E bat 2011 25/26 Şu ÖÇER FERHAT G 2011 26 Haziran

11 ION TV 20 Miss FASH 9 Temmuz 2011 ADAMO 16 Temmuz

2011

MAN SAM ŞEVVAL-LE Temmuz 2011 23 ENSON GEORGE B 2011 30 Temmuz

THE GANG KOOL AND Ağustos 2011 30 AR FUNDA AR 11 1 Eylül 20

AR

FUNDA AR

11

25 Eylül 20

FTV PARTY

14-15 Ekim

2011

CA IŞIN KARA 7-8 Kasım

2011

HADİSE

11 Kasım

2011

İ DENİZ SEK

3-4 Aralık

HOLD'EM

2011

POKE

ASI R TURNUV 9-10 Aralık

2011

N SEDA SAYA

011

31 Aralık 2

N

CENK ERE


cyprusxp


Kuzey Kıbrıs'ın ayakkabı markası... Since1958


DOME CASINO iyi y覺llar diler... Kordonboyu Caddesi, G覺rne Tel: +90 815 32 25 Fax: +90 392 815 56 75


31 Aralık Aşkın Nur Yengi


İÇİNDEKİLER / CONTENTS

YÖNETİM / MANAGEMENT:

19. 22.

Passatempo’dan / From Passatempo Portre / Portrait

CYXP Aviation Ltd. Genel Müdürü v e Pegasus Havayolları Kıbrıs Temsilcisi CYXP Aviation Ltd. General Manager and Pegasus Airlines Cyprus Representative M. Zeki Ziya z.ziya@cyprusxp.com Pegasus Havayolları Kıbrıs Merkez Ofisi Pegasus Airlines Cyprus Main Office Memduh Asaf Sokak Doktor Kaya Bekiroğlu Apt. Köşklüçiftlik / Lefkoşa Tel.: (90) 392 228 73 11 Fax: (90) 392 227 22 90 YAYINYÖNETİM / PUBLICATION MANAGEMENT Genel YayınYönetmeni / Publishing Director Can Sarvan can.sarvan@isviciletisim.com İsviç İletişim Hizmetleri Mehmet Akif Caddesi, Plümer Apt., No:62/8, Lefkoşa Tel: (90) 392 228 60 41 Fax: (90) 392 228 28 50 www.isviciletisim.com info@isviciletisim.com

28. 34. 44.

Tarih / History Kültür / Culture Spor / Sport

YAPIM / PRODUCTION Yazı İşleri Müdürü / Managing Editor Gürkan Uluçhan gurkan.uluchan@isviciletisim.com Röportaj / Interview Stella Aciman stella.aciman@isviciletisim.com

50. 60.

Hayvanlar Alemi / Animal Life Yol Notları / Road Notes

Art Direktör / Art Director Gamze Anıl Baykan Fotoğraf / Photography Kerim Belet www.kerimbelet.com kerim.belet@isviciletisim.com Olkan Ergüler www.olkanerguler.com olkan.erguler@isviciletisim.com Çeviri / Translation Gizem Kavaz gizem.kavaz@isviciletisim.com

74. 78.

Sanat / Art

86.

Organik Yaşam / Organic Life

Kıbrıs Mutfağı / Cyprus Cuisine

Tashih/ Revision Özlem Çimendal Kapak / Cover Olkan Ergüler Muhasebe / Accounting Erman Şenbayrak erman.senbayrak@isviciletisim.com Webmaster Ansoft-IT www.ansoft.com.tr REKLAM PAZARLAMA / ADVERTISING & MARKETING Reklam SatışYöneticisi / Advertising Sales Executive Eda Şen eda.sen@isviciletisim.com reklam@isviciletisim.com BASKI-CİLT / PRINTING-BINDING Dünya Matbaacılık ve Kutu Ambalaj Sanayi Organize Sanayi Bölgesi 7. Sokak No:4, Lefkoşa / KKTC Tel.: 0392 225 83 27 Fax: 0392 225 83 29 info@dunyamatbaacilik.com

Tüm hakları saklıdır. Yazılı izin olmadan içeriğin bir bölümünün ya da tümünün yeniden yayınlanması kesinlikle yasaktır. All right reserved. Reproduction in part or in whole without written permission is strictly prohibited.

18

94. Gündüz & Gece / Day& Night 110.Bulmaca/ Puzzle


PASSATEMPO’DAN/ FROM PASSATEMPO

2011'e Veda Ederken... Bidding Farewell to 2011...

Can Sarvan

H

er yılın bitiminde yüzleşme cesareti gösterdiğimiz yanılgıları masaya koyar ve benzeri hataları tekrar etmemek için içten içe sözler verirken buluruz kendimizi. Bazı senelerimiz çok güzel duygular, bazı yıllarımız büyük sıkıntılar yaşatır her birimize. Mutluluk getiren senelerde o yıllara hürmet etmezken, kaygı veren olaylar yaşadığımız yıllardan adeta 365 günü suçlar ve “uğursuz” addettiğimiz yılın hararetle bitmesini bekleriz. Yaşadıklarımız, iyisi ile kötüsü ile beraber bizim daha mütekamil varlıklar olmamızı sağlar oysa. Her yıl hayatı daha fazla öğrenmiş, kişisel zaafiyetlerimizi biraz daha idrak etmiş bireyler olarak gelişir ve olgunlaşırız. 2011'i iyi bir sene olarak ananlar belki daha önce çektikleri sıkıntılardan kurtulup, ferahladılar. 2011'in buruk bir tadla bitmesini bekleyenler ise önümüzdeki yılların kendilerine bugünkünden daha fazla mutluluk getirebileceğini göremeyecek kadar dünyaya küskün olabilirler. Önümüzde aniden belirecek kapılardan umudu kesmeyerek, hayata dört elle sarılmadan yaşam insana nimetlerini sunmuyor. Kollarımızı açmadan gelen iyiliği ve güzelliği kucaklamamız nasıl söz konusu olsun...

T

he end of every year shows us how to face our past mistakes with courage, and it is while making the heartfelt resolution not to make the same kinds of mistakes again that we discover

ourselves. Some years give each of us experiences of beautiful emotions, and others give us trials and tribulations. If we don't value the years that bring us happiness, then in the years when situations cause us anxiety, we will just be wishing fervently for the 365 days of the year we consider miserable and 'unlucky' to end. The things we experience, the good and the bad together, are what give us maturity in our lives. We develop and mature as individuals by learning more and understanding our personal weaknesses a little better with every passing year. Those who remember 2011 as a good year are perhaps happy to have overcome the worries they previously had; those who are waiting for the year to end with a sour taste in their mouths are perhaps bitter because they don't see the new year bringing them any more happiness than they have today. If people give up hope in what might suddenly appear from behind the doors in front of us, if they don't fully embrace living, life will not offer them its blessings; how can you embrace the goodness and beauty that comes to

Passatempo'nun aralık sayısı kapağına Kıbrıs'a özgü sokak kapılarından birini koyduk. Eskimiş, yeşil renkli Kıbrıs kapısının içinden ne çıkacağını kim bilebilir kapıya ümitle uzanmadıktan sonra... Biraz daha yaş alır ve seneleri uğurlarken varlığımızı, kapağımızdaki boyası yer yer dökülmüş, kilidi paslanmış kapı gibi hissedebiliriz. Olsun, kapımız engin tecrübelerimizle birlikte yıllandı. Şimdi, vakur ve hayatı tüm getirdikleri ile sevmeyi öğrenmiş olmaktan gurur duymalıyız. Geçen her seneyi başı dik uğurlayan, gelecek her yılı ağırbaşlı karşılayan bir kapı olabildikse ne ala... Olamadıksa, henüz çok genç olduğumuzdan veya yeterince olgunlaşamadığımızdandır.

you if you don't open your arms? We've put one of the doors from a typical street in Cyprus on the cover of Passatempo's December issue. Who knows what might come out from a weathered old green Cypriot door when we reach for it with hope... As we get a little older and bid farewell to past years, we may feel as though our paint is falling off and our locks are rusting. Let it happen; our door has matured with our range of experiences. And now we ought to feel proud that with all the vital and serious things that these experiences have brought, we have learned to love. To be a door that closes on each passing year with a head held high and opens up to each new year with dignity – now that's something... If we can't do that, it means we're still too

Passatempo'nun aralık sayısında ne ile karşılaşacağınızı buyrun siz keşfedin. Kapıyı açtınız bir kere; dergimizi okumaya başladınız, teşekkür ederiz.

inexperienced or haven't matured enough.

2012, hepimiz için cesaretle kapıları açacağımız, kapanan kapıları sukünetle geride bıraktığımız iyi bir sene olsun... .

our magazine.

As for what you will find in this December issue, look through the pages and discover! And we thank you for opening the door and starting to read

And finally, a wish for all of us: may we calmly close the doors we have left behind, open new doors with courage, and have a great year in 2012!

17 19


PORTRE / PORTRAIT

Can Sarvan

Sevcan Çerkez

Sevcan Çerkez

Seramikle Kendini Baştan Yarattı ve Kuzey Kıbrıs'tan Dünyaya Açıldı

has Recreated Herself with her Ceramics and Opened Up to the World from North Cyprus

İ

rtist Sevcan Çerkez had her first solo exhibition in 2007. In her childhood, she used to gather paper from the fields and give shape to it; she grew up doing paintings with shoe polish and making dolls out of pieces of leftover fabric. As a young woman she began doing oil painting, then drawing cartoons; and eventually she shifted into making ceramics. We learned about the details of ceramic-making as we chatted with Çerkez, who has had worldwide success with her human-sized ceramic figures and by bringing the cartoon into the art of ceramics.

lk kişisel sergisini 2007'de açan Sevcan Çerkez çocukluğunda ovadan kağıt topladı; kağıda biçim verdi. Ayakkabı boyası ile resim, artık kumaşlarla bebek yaparak büyüdü. Gençliğinde önce yağlıboya resim, ardından karikatür çizmeye başlayan Çerkez, sonrasında seramik yapmaya girişti. Yaptığı insan boyutundaki seramik figürlerle ve karikatürü seramiğe taşımasıyla dünya çapında başarı kazanan Kıbrıslı sanatçıyla söyleşi yaparken, seramik yapımının inceliklerini de öğrendik.

22

A


Orta sınıf bir aileden gelen Sevcan Çerkez, ebeveylerinin 5 çocuğundan biri... Kardeşlerinden biri ile ikiz. İkiz kız kardeşi ile birlikte ilk yağlıboya resim sergisini açan sanatçı, lise eğitiminin ardından evlenerek üniversiteye gidememesine artık hayıflanmıyor. İki çocuğunu büyüttükten sonra kendini seramik yapmaya adayan Sevcan Çerkez, gençliğinde üniversiteye gidemediği için eğitim sisteminin dar kalıpları içine girmemesini bugün bir şans olarak nitelendiriyor. Sanat camiasındaki uzmanların olumsuz görüşüne karşın insan boyutunda çamurdan heykeller yapmaya başladığını ve düşünülenin aksine fırınlanan büyük seramiklerin çatlamadığını keşfettiğini belirtiyor. İki çocuk annesi olmaktan her zaman gurur duyduğunu, çamurla uğraşmak kadar anne olmayı da sevdiğini söyleyen Çerkez, çocuklarını büyüttüğü yıllarda da sanattan kopmadığını, resim sergileri dışında bir yerel gazeteye günlük karikatür çizdiğini anımsatıyor. Çocuklarının üniversiteye gitme yaşına geldiği zaman Lefkoşa Büyük Han'daki atölyesinde yılların birikmişliği ile hiç durmaksızın seramik yapmaya başladığını kaydeden sanatçı, seramikten büyük heykeller, karikatürize figürler ve büstler yapan dünyadaki çok az sanatçıdan biri.

Sevcan Çerkez is one of five children born to middle-class parents, and she has a twin sister, with whom she had her first oil painting exhibition. She got married after finishing high school, but now has no regrets that she was unable to go to university: she devoted herself to ceramics after her two children grew up, and today she considers herself lucky because she didn't go to university and so escaped the narrow vision of the educational system. She says she started making humansized mud sculptures against the advice of the art experts, and contrary to what they thought, she realized that large ceramic works do not crack when they are fired in a kiln. She is always proud of being the mother of her two children, and says she likes being a mother as much as dealing with mud; she recalls that she never abandoned art while she was looking after her children, and that in addition to having art exhibitions, she also drew cartoons for a local daily newspaper during that time. She tells us that when her children got to the age where they started going to university, she started doing ceramics nonstop for years at her workshop in Lefkoşa's Büyük Han (Great Inn), and she is one of the few artists known to make busts, caricaturized figures and large-scale statues using ceramics.

23 17


Türkiye'de, 2009'daki “Barış Sanatçıları İstanbul Sergisi”nden sonra, geniş kapsamlı ilk sergisine hazırlanan Çerkez, 16-30 Kasım 2011 tarihleri arasında İstanbul'daki Schneidertempel Sanat Merkezi'nde “Ödüm Koptu!” adlı sergisini açtı. İnsan büyüklüğündeki heykellerinin tırla İstanbul'a götürülmesinde ciddi sıkıntılar yaşadığını, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargolar nedeniyle heykellerini zorlukla uçak kargosuyla götürebildiğini belirten Sevcan Çerkez, söyleşimiz sırasında heykellerinin taşınmasında gösterdikleri kolaylıklar için Pegasus Havayolları Kıbrıs Temsilciliği'ne ve Genel Müdürü Zeki Ziya'ya teşekkür ediyor.

24

After 2009, when she exhibited in the 'Peace Artists Istanbul Exhibition' in Turkey, Çerkez had her first large-scale exhibition, 'I am Frightened!' in Istanbul at Schneidertempel Art Center during 16-30 November, 2011. She says she had problems transporting the human-sized sculptures to Istanbul in trucks, and also, because of the embargoes on North Cyprus, it was difficult for her to take the sculptures by air cargo; she is grateful to the Cyprus Agency of Pegasus Airlines and the airline's general manager, Zeki Ziya, for their help.


Görece küçük seramiklerini beyaz çamurla yapan Sevcan Çerkez, pişmiş seramiğin ezilmiş olarak çamurun içine katılmış hali olan “şamut”un beyaz çamurda bulunmadığını, şamutun seramik yapımında çatlama oranını azalttığını ancak kendisinin bu riske rağmen küçük heykellerinde beyaz çamurla çalışmayı sevdiğini anlatıyor. Beyaz çamur tabakaları önce yapılacak heykelin büyüklüğüne göre kesiliyor. Kesilen parçalar ardından birleştirilek, bir bıçak yardımıyla düzleştiriliyor. Bu işlemin amacı şamutsuz beyaz çamurun içinde hava kabarcığı kalmasını önlemek. Hava kabarcıklı çamur fırında heykelin çatlamasına neden oluyor çünkü. Birleştirilek, bıçakla düzleştirilen beyaz çamur tabakalarına bir merdaneyle son şeklini veren sanatçı, tabakaların içine burulmuş gazete kağıtlarını koyarak, heykellerine bir tür iskelet yapıyor. Fırına giren heykelin içindeki gazete kağıdı fırında yanıyor ama heykelin hacmi kağıt sayesinde korunmuş oluyor. Heykellerine son biçimi verirken, yüz bölgesi detaylarını dişçilerin kullandığı bir alet yardımıyla çalışan Çerkez, seramik yapımında kendine has yöntemler uyguluyor.

Çerkez describes how she makes her small ceramic works with white mud: 'samut' , which is a mixture of cooked ceramic in mud, is not found in white mud; it decreases the risk of cracking in ceramic making, and despite this risk she enjoys working with white mud for her small sculptures. Layers of white mud are first cut according to the size of the planned sculpture. The cut pieces are then put together and straightened with the help of a knife; this process prevents air bubbles from remaining in the white mud without using samut – it is air bubbles in the mud that cause the sculpture to crack in the kiln. The artist creates the final shape using a rolling pin on the white mud layers that have been put together and straightened with a knife; by putting twists of newspaper into the layers she creates a supporting skeleton for her sculptures. The newspaper burns away in the kiln, but the paper serves to protect the mass of the sculpture. To give her sculptures their final form, Çerkez works with a tool used by dentists when they work on details of areas of the face, and she makes use of unique methods in making her ceramic works.


2009 yılında “Commonwealth Foundation” olarak bilinen İngiliz Milletler Topluluğu Kurumu tarafından ödüle layık görülen, İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinden, toplam 430 sanatçı arasından eserleri ilk 6'ya giren Çerkez, Kurum'un finansmanı ile 2010 yılının Ocak ayından başlayarak 3 ay boyunca Güney Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Cape Town'a gitti. Çerkez, G��ney Afrika'da Ümit Burnu'na çok yakın bir bölgede 3 ay boyunca bir seramik fabrikasında çalışarak, Arfikalı seramik sanatçıları ile sanatsal ve kültürel paylaşımlarda bulunduğunu aktarıyor. Sanatçı, Güney Afrika'da düzenlediği workshoplara katılan yabancı sanatçıların bu kadar el çabukluğu ile seramik yapan birine daha önce hiç rastlamadıklarını söylediğini anlatıyor, gülerek. Diğer sanatçıların bu biçimde yapılan seramiklerin fırınlanma aşamasında patlayıp, çatlayacağını düşündüğünü ancak fırınlanan seramiklerinin çatlamadığını görünce çok şaşırdıklarını kaydediyor Çerkez. Sanatçı seramiklerinde çoğu kez, yapışkan mahiyetinde eritilmiş çamur olarak, balçığı kullanmadığını da ekliyor sözlerine. Güney Afrika'da bulunduğu sırada, İstanbul'daki sergisinde de gösterilen 2 siyahi kadın arkadaşının heykelini yaptığını ifade eden Çerkez; Güney Afrika'da ırk ayrımının halen devam ettiğini ve buna çok üzüldüğünü aktarıyor. Heykellerini boyarken sanat camiasında olmaz denileni yıkarak, akrilik boya bile kullandığını ifade eden Çerkez, sanatta kural tanımamak gerektiğine vurgu yapıyor ve kuralların kendisine göre olmadığını belirtiyor. Heykelin son rötuşlarının ardından 10 gün bekletilerek, kuruması gerektiğini söyleyen Çerkez, henüz kurumamış çamurun fırında çatlamaya neden olacağını söylüyor. Fırınlanan heykeli boyayıp, tekrar fırına sokan sanatçı, böylelikle çamurdan heykellerinin son yapım aşamasının da tamamlandığını belirtiyor.

26

In 2009, Çerkez received an award from the Commonwealth Foundation; her work was ranked in the first 6 of 430 artists in the Commonwealth. In January 2010, with financial support from the foundation, she went to Cape Town, the capital of South Africa's capital, and spent three months there working in a ceramics factory in an area close to the Cape of Good Hope. There, she comments, she shared artistic and cultural experiences with the African ceramic artists, and with a smile she says the foreign artists who joined the workshops she organized told her they had never seen a person making ceramics with such fast hands. Çerkez says the other artists thought ceramics made in this way would crack in the firing process, and were surprised to see that they didn't. The artist adds that most of the time she doesn't use wet clay as an adhesive of melted mud. While she was in South Africa she made sculptures of two black women who were her friends, and these are on display in her exhibition in İstanbul; she also points out that there is still race discrimination in South Africa and she is concerned about this. Noting that while painting her sculptures, she has even used acrylic paint, Çerkez is critical of the art community's reservations, and stresses that there should be no rules in art; these rules they have are not for her. She says after the final touches the sculpture has to be left for ten days to dry; mud which isn't dry leads to cracking when the work is fired in the kiln. After painting the sculpture, the artist puts it in the oven again, so completing the last stage of her mud sculptures.


Eğlencenin Premium adresinde talihinizi baştan yazın

+90 392 650 55 77 Girne - KKTC

Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için:

w

w

w

.

c

r

a

t

o

s

p

r

e

m

i

u

m

.

c

o

m


TARİH / HISTORY

S.S Mehmet

DERVİŞ PAŞA KONAĞI VE

THE DERVİŞ PAŞA MANSİON

SAHİBİ TÜCCARBAŞIZADE HACI AHMET DERVİŞ EFENDİ

AND İTS OWNER, TÜCCARBAŞIZADE HACI AHMET DERVİŞ EFENDİ

A

28

I

raştırmacı-Yazar Dr. Ahmet An'ın “Kıbrıs'ın Yetiştirdiği Değerler 1” adlı iki ciltlik çalışmasında, Derviş Paşa ya da tam adıyla Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi ile ilgili ayrıntılı sayılabilecek bilgiler olmakla birlikte, doğum ve ölüm tarihleri yoktur...

n his two-volume work 'Values Developed in Cyprus 1', researcher and writer Dr. Ahmet An provides detailed information about Derviş Paşa, whose full name was Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, but there are no dates for his birth and death...

Ancak, Derviş Paşa olarak bilinen Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, çok zengin, mal varlığı oldukça fazla olan biridir... Kardeşi Tüccarbaşızade Mehmet Fuat Efendi, bugünkü Köşklüçiftlik, Yenişehir, Kumsal ve hatta Göçmenköy'ün üzerine kurulu olduğu tüm toprakların sahibiydi... Kumarcılar Hanı da bu aileye aitti... İki kardeşin İstanbul'da doğup adaya geldikleri de biliniyor...

But Derviş Paşa was a very wealthy person who owned a lot of property... His brother Tüccarbaşızade Mehmet Fuat Efendi was the owner of the land that today encompasses the areas of Köşklüçiftlik, Yenişehir, Kumsal, and even Göçmenköy; the Gamblers' Inn in Lefkoşa also used to belong to this family... It is also known that the two brothers were born in İstanbul and came to the island from there...


Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, 25 Aralık 1891 yılında Lefkoşa'da çıkmaya başlayan ve yayın yaşamını (Ahmet An'ın yazdığına göre) yaklaşık dokuz yıl sürdüren Zaman Gazetesi'nin sahibiydi.

Derviş Paşa (who was also known as Hacı Derviş Efendi) was the owner of the Zaman Newspaper that was first published on 25 December 1891, in Nicosia, and (according to Ahmet An) continued to be published for nearly nine years.

Hacı Derviş Efendi olarak da bilinen bu kişi, Kıraathane-i Osmani adlı kulübün yayın organı olarak Zaman Gazetesi'ni yayınlıyordu.

He published this newspaper as the mouthpiece of a club called the Kiraathane-i Osmani.

Okuma yazması çok az olduğu söylenen Derviş Efendi, gazetenin çok etkili olması nedeniyle Osmanlı Sultanı'ndan “Paşa” rütbesi almayı başarmıştı. Ancak bir dönem Osmanlı Dahiliye Nazırı Memduh Paşa'ya ihbar edilen bazı yayınlar bu paşayı kızdırmış ve Derviş Efendi'nin “Paşalık” rütbesi de geri alınmıştı...

And although he was said to be nearly illiterate, Derviş Efendi managed to have the title 'Pasha' conferred on him by the Ottoman Sultan because the newspaper was so effective. However, at one point, some of the things that were published in the paper were reported to the Ottoman Internal Minister Memduh Paşa, who became angry with him, and Derviş Efendi's 'Paşa' title was revoked...

29 17


Gazete 2 Eylül 1900 tarihinde kapandı.

The newspaper was closed down on 2 September 1900.

Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi 1896'da Kavanin Meclisi'ne de seçildi... Kavanin Meclisi, İngilizlerin yönettiği adada, Rum ve Türklerin oluşturduğu meclisin adıydı.

In 1896, Tuccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi was elected to the 'Kavanin Parliament'... on an island controlled by the British, this was the name of the parliament made up of both Greek Cypriot and Turkish people.

Bir dönem, Rumlarla işbirliği yapıp Yunanistan'la birleşme yanlısı olmakla da suçlanan Derviş Paşa, bunu kabul etmemiş ve bazı kişilerin kışkırtmalarından söz etmişti. Derviş Paşa, Kavanin Meclisi'ndeki konuşmasının birinde, kendisi hakkındaki iddiaları yalanlarcasına, “Ada İngilizler tarafından terkedilecekse, eski sahibi Osmanlılara verilmelidir” görüşünü kayda geçirmişti. Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, bayramları bayram yapan bir kişiydi aynı zamanda... Çoğu bayramların son gününe Derviş Paşa Bayramı deniyordu çünkü bu son günde, Derviş Paşa yani tam adıyla Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, yoksul çocukları topluca sünnet ettiriyor, onlara hediyeler veriyordu.

30

At some point, Derviş Paşa was accused of having cooperated with the Greek Cypriots and to have supported joining the island to Greece. He denied the accusations and declared that certain people had conspired to provoke them. In one of his speeches in the Kavanin Parliament, Derviş Paşa, denying openly, as it were, the allegations against him, declared, 'If the British are to leave the island, then it should be given to its former owners, the Ottomans.› Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi was also a person who really celebrated bayrams (religious holidays). The last day of most bayrams was known as the 'Dervis Pasha Bayram', because on that day, using his full name Tüccarbaşızade Hacı Ahmet Derviş Efendi, he used to arrange for boys from poor families to come together as a group to have their ritual circumcisions, and he would give them presents.


Gelelim Derviş Paşa Konağı'na... 19. yy.'da yapılmış bu iki katlı konağın sahibi Kıbrıs'ta ilk Türkçe gazetelerden olan Zaman Gazetesi'ni yayınlayan Derviş Paşa'dır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesi'nde, Beliğ Paşa Sokak'tadır…

And as for the Derviş Paşa Mansion... Derviş Paşa, the publisher of one of the first Turkish newspapers in Cyprus, was the owner of this two-story mansion. The mansion, which still retains its historic environment within the city walls of Nicosia, is on Beliğ Paşa Street in the Arap Ahmet neighbourhood,...

İki giriş kapısı olan konağın esas giriş kapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunuyor.

The mansion has two entrance doors, and its date is inscribed above the main door: 1219 according to the Muslim Calendar (1807, Gregorian Calendar).

Konak iki katlıdır. Alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belli olan baş odanın süslemeli tavanında miladi 1869 tarihi okunabilir. Konak "L" planlıdır. Geniş sayılan bir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılmaktadır. Üst kata avludaki haznenin üzerine oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır.

The mansion has two stories: the ground floor is made of stone and the first floor of mud-brick. In the main room, which was obviously a later addition, you can see the date 1869 (Gregorian calendar) written on the decorated ceiling. The mansion is built on an L-shaped plan, with a wide courtyard, and the rooms on the ground floor opening onto the loggia that runs around the courtyard. A wooden staircase over the water tank leads up to the first floor, where the rooms open into a closed sitting area.

31 17


32

1978-1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, konağın kütüphane, kültür merkezi veya Eski Eserler ve Müzeler Dairesi olarak düzenlenmesi uygun görüldü.

Following restoration work in 1978 and 1988, it was decided to organize the mansion as a library, cultural centre, or Department of Antiquities.

Bir bölümü baş oda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenen konağın bir bölümünde de günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergileniyor.

Today one part of the mansion is organized as the main room, bride's room, bedroom, dining room and craft workshop, and one part is used to exhibit objects that were used in daily life.

Teşhir ve tanzimi "müze-ev" olarak tamamlanan konak 21 Mart 1988 tarihinde Etnografya Müzesi olarak ziyarete açıldı.

On 21 March 1988, when the reorganization and setting up of the mansion as a 'museum-house' had been completed, it was opened to visitors as an Ethnography Museum.


2012 yılını birlikte kucaklayalım

Rafet El ROMAN 31 ARALIK CUMARTESİ

SALAMİS HOTEL & CASINO - MAGOSA / KKTC 0392 378 96 70 - 0533 870 75 42-45 w w w . s a l a m i s c a s i n o . n e t


KÜLTÜR / CULTURE

KAPI DEYİP GEÇMEYİN IT'S NOT JUST A DOOR


Gürkan Uluçhan

K

apılar, yapıların içine girmeye veya yapı içindeki odalar arasında yer değiştirebilmeye olanak sağlayan, temelde tüm dünya kültürlerinde aynı biçimde kullanılan mimari öğelerdir. Buna karşın farklı kültürler kapılara yıllar içerisinde farklı anlamlar yüklemişlerdir. Kapının Kıbrıs Türk kültüründe ve Türk folkloründe de önemi büyüktür. Her şeyden önce kapı, kişinin mahremiyetinin başladığı, dış dünya ile ilişkinin kesildiği kutsal bir değer olarak görülmektedir. Eskiden Türkler, kapıları genellikle ahşaptan ve işlemeli olarak yaparlardı. Bu dönemlerde, her kapının ayrı bir kimliği sembolize ettiğini söylemek mümkündür. Ekonomik durumu iyi olan, eğitimli ve kültürlü aileler kapılarına ay, yıldız, gezegen veya çiçek işlemeleri yaptırırlardı.

D

oors are used for entering buildings or to allow movement between rooms inside buildings; and although they are architectural elements which are used in basically the same way all over the world, different cultures have ascribed different meanings to them over the years. Doors have great importance in Turkish Cypriot culture and Turkish folklore, where in the first place, they are the starting point of privacy and represent a sacred value which separates off one's relationship with the outside world. In past eras, Turks usually made doors out of wood and carved them, and during those eras every door, one might say, symbolized a separate identity. Well-to-do, educated and cultured families carved moon, star, planet or flower designs on their doors.

35 17


Kıbrıs'ta da zaman içerisinde kapının kendine has bir kültür olarak yer edindiğini söylemek mümkündür. Adanın tarihi geçmişine baktığımız zaman Türklerin evlerini Rum evlerinden ayıran da kapılar olmuştur. Eskiden Türklerin oturduğu evlerin kapılarına Osmanlı'yı simgeleyen ay ve yıldız veya sadece yıldız işlenirken, Rum evlerinde ise giriş kapılarının sürgüleri haç şeklindeydi. Kıbrıs'ta yaşayan Rumların da kapılara özel anlamlar yükledikleri, para, altın, takı gibi kıymetli eşyalarını evlerinin giriş kapılarının altına gömdükleri bilinmektedir.

One can look back and say that as time has passed, the door has acquired a unique culture of its own in Cyprus. When we look at the history of the island, Turkish and Greek houses could be distinguished by their doors: the doors of the Turkish houses displayed the Ottoman symbols of a crescent moon and star or a single star, while on the Greek Cypriot houses the doorlatches were made in the shape of a cross. The Greek Cypriots living on the island gave special meaning to doors, and are known to have buried money, gold, or precious objects like jewellery, under the entrance doors to their houses.

36


1873 yılında Kıbrıs'a gelerek, Kıbrıs'ta 6 ay kalan, Kıbrıs'a dair izlenimlerini anlattığı “Lefkoşa, Kıbrıs'ın Başkenti” adlı eseri 1881'de basılan ünlü seyyah Arşidük Louis Salvator, meşhur kitabında Lefkoşa evlerinden ve kapılarından şöyle bahseder: “Türk evlerinin giriş kapılarında çoğu kez ay ve yıldızın veya yalnızca yıldızın bulunduğu tahta çerçeve ile padişahın tahta çıktığı gün ile diğer bayramlarda ışıklandırma amacı ile yağ kandillerinin asıldığı telden bir kasnak görülür. Genellikle giriş kapılarında üstte, ortada ve altta olmak üzere üç sıra çivi görülmektedir. Bu çiviler yukarıdan aşağıya doğru uzanan dar tahta şeritleri tutmaktadır. Bazı kapılar yukarıda sözü edilen usulle yapılıp, üzerleri baklava karelerle şekillendirilmiştir. Bazı Türk evlerinde kapı sürgüleri çok özenle işlenmiştir. Rumlarda ise bu sürgüler genellikle haç şeklindedir.” Şu anda Güney Kıbrıs'ta kalan eski Türk evlerinin büyük bir kısmında ise kapı başlıklarında ay yıldız olduğu görülmektedir.

In 1873, the well-known traveller Archduke Louis Salvator came and stayed in Cyprus for six months. In 'Nicosia, Capital of Cyprus', his famous account of his impressions of Cyprus, there is the following description of the houses of Nicosia and their doors: 'At the entrance doors to Turkish houses, there are wooden frames with a crescent moon and star or a single star, and on the frames there is a wire hoop for hanging oil lamps to provide light to celebrate the day the Sultan ascended to the throne and other festivals. There are usually three rows of nails visible along the upper, middle and lower part of an entrance door; these hold in place the narrow vertical planks of wood that make up the door. Some doors are made in this way, and have their upper parts decorated with diamond shapes. In some Turkish houses, there are very elaborately wrought doorlatches; in Greek Cypriot houses, the doorlatches are usually in the form of a cross'. Today in the south of Cyprus, the star and crescent moon can still be seen on most of the door lintels of the remaining old Turkish houses.

38


Ay yıldızlı kapı fotoğrafı: “İzler Silinmeden -1-”adlı kitaptan, Mahmut İslamoğlu, Altay Burağan, Eralp Adanır, Şevket Öznur, Kıbrıs TürkYazarlar BirliğiYayını. The photo with a crescent moon and star here is taken from the book 'Before the Traces are Erased-1-', by Mahmut Islamoglu, Altay Buragan, Eralp Adanir and Sevket Oznur (Cyprus Turkish Writers Association Publication).

40


İllüstrasyon / Illustration: Sevcan Çerkez

Hanay

H

anay'' kelimesi, Kuzey Kıbrıs'ta özellikle yaşlılar tarafından çokça kullanılan bir kelimedir. Ninelerimiz, dedelerimiz, iki katlı eski evlerinin üst katına hanay demekteydiler. Hanaylı ev mimarisine Lefkoşa'nın Surlariçi ve Mağusa'nın Kaleiçi bölgelerinde sıkça rastlanmaktadır. ' H a n a y ' ke l i m e s i n i n K ı b r ı s ' a A n a d o l u ' d a n g e l d i ğ i düşünülmektedir. Eski Anadolu Türkçesi metinlerde hanay; salon, sofa, geniş oda, yaz evi, bol güneş alan ev anlamlarında kullanılmakta idi. Günümüzde ise Anadolu'da bazı bölgelerde hanay; iki yada daha çok katlı ev, evlerin üst katı, sofa anlamlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu ilginç kelime, Kıbrıs Türk edebiyatında özellikle manilerde kendine geniş yer bulmuştur. Bir örnek vermek gerekirse: Hanay yabdım yümseğe/ pençeresi kilseye/ sen dururkan a güzel/ gönül vermem kimseye. Kaynakça: Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü Orhan Kabataş.

42

'Hanay':A two-story house

I

n North Cyprus, you notice that old people in particular use the word 'Hanay'. Our grandmothers and grandfathers used to refer to the upper floor of a two-story house as 'hanay'. In the architecture of the old city of Nicosia and inside the walled city of Famagusta, there are plenty of examples of two-story houses. The word 'hanay' is supposed to have come down to us from Anatolia. In Old Anatolian Turkish ,'hanay' meant a lounge, a hall, a wide room, a summer house, or a sun-drenched house. Today in some regions of Anatolia, the word is widely used to describe two-story or multi-story houses, the top story of a house, and also a lounge. This interesting word has found a place in Turkish Cypriot literature, particularly in poems, as the example below shows: I built a high two-story house ('hanay')/the window looks out at the church/ While you are here, beautiful/ I will give my heart to no one else. Reference: Cypriot Turkish Etymological Dictionary-Orhan Kabatas.


SPOR / SPORT

DOWNHILL SPORU

D

ownhill sporu, son günlerde özellikle Türkiye ve Avrupa ülkelerinde oldukça rağbet gören tehlikeli bir bisiklet sporu türüdür. Kuzey Kıbrıs'ta bu sporu yapan, Kuzey Kıbrıs'ı Türkiye'de ve diğer ülkelerde yapılan Downhill yarışlarında başarı ile temsil eden Hakan Çolakoğlu ile sizin için Downhill sporu hakkında konuştuk.

DOING DOWNHILL Gürkan Uluçhan

D

ownhill is a dangerous type of cycling sport which has attracted quite a lot of interest in recent years, especially in Turkey and European countries. We had an interview about the subject with Hakan Çolakoğlu, who is involved in this sport in North Cyprus and has been representing North Cyprus in Turkey and other countries with considerable success.


Hakan Çolakoğlu kimdir?

Who is Hakan Çolakoğlu?

30 Temmuz 1988 tarihinde Lefkoşa'da doğdum. Şu an Yakın Doğu Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Bölümünde spor yöneticiliği okumaktayım. Son sınıf öğrencisiyim. 2003 yılından bu yana bisiklet sporu ile ilgiliyim ve 2009 yılından beri Downhill sporu yapmaktayım. 2009 yılında İzmit-Kartepe Downhill Yarışı'nda ikincilik aldım. 2010 yılında yine aynı yarışta birincilik ödülü aldım. 2011 Nisan ayında Oroklini'de ve 2011 Haziran ayında Trodos yarışında ikinciliklerim vardır.

I was born in Nicosia on July 30th, 1988. At the moment I'm studying Sports Administration in a department of the School of Physical Education and Sports at Near East University, where I'm in my final year. I've been interested in cycling sports since 2003, and I've been doing downhill since 2009. That year I came second in the Izmit-Kartepe downhill race, and last year, in 2010, I won the first prize in the same race. This year I won the second prize in the Oroklini race in April, and in the Troodos race in June.

Downhill Nedir?

What exactly is downhill?

Downhill, özel bisikletlerle ve korumaya yönelik özel tasarlanmış kıyafetlerle yapılan bir bisiklet sporu çeşididir. Türkçe karşılığı olarak yamaç yarışı diyebiliriz. Bir dağın yamacı üzerinde başlayan ve bitiş çizgisine kadar devam eden hıza, cesarete, tekniğe ve konsantrasyona dayalı bir spor/yarış türüdür.

Downhill is a kind of cycling sport which you do with special bicycles and wearing special clothing that's designed for protection. In Turkish, it would be translated as 'slope racing'. It's a sport that starts off on a mountain slope and depends on speed, courage, technique and concentration all the way down to the finish line.

Downhill sporunda nelere dikkat edilmesi gerekir?

What should you pay attention to if you're doing downhill?

Downhill, az önce de belirttiğim gibi, hıza ve tekniğe dayalı, tehlikeli ama bir o kadar da zevkli bir spor dalıdır. Downhill bisikletleri normal bisikletlerden farklıdır. Bu spor için özel olarak tasarlanmış bisikletler söz konusudur. Yine, bu spor için özel olarak tasarlanmış kıyafetler vardır ve spor sırasında bunların giyilmesi zorunludur. Bu sporu denemek isteyenlerin öncelikle deneyimli kişilerden yardım almalarını öneririm.

Downhill, as I said, is a sport that depends on speed and technique, but it really gives you a great feeling when you do it. The bicycles used for downhill are different from normal bicycles; there are bicycles specifically designed for this sport. And then there's clothing specifically designed for it, and you have to wear this clothing when you're doing it. I would advise anyone who wants to try this sport to get help from people who are experienced at it.

45 17


46

Ufukta katılacağınız bir yarış var mıdır?

Is there a race coming up that you'll be competing in?

İzmit-Kartepe yarışlarına katılacağım.

I'll be competing in the İzmit-Kartepe races.

Sponsor bulmakta güçlük çekiyor musunuz?

Do you have problems finding sponsorship?

Genelde yurtdışındaki yarışlarda sponsor arıyorum ve şu ana kadar bulmakta herhangi bir zorluk çekmedim.

I usually look for sponsorship for overseas races, and so far I haven't any difficulty in finding it.

Kuzey Kıbrıs'ta Downhill sporunun durumu nedir?

Is anything developing around downhill in North Cyprus?

Bildiğim kadarıyla Kuzey Kıbrıs'ta bu spor dalıyla uğraşan tek kişi benim. Bilinen bir spor değildir. Ama tanınmaya ve popülerleşmeye başlayan bir spor dalıdır. Çok kısa bir süre içerisinde Downhill sporunun Kuzey Kıbrıs'ta tanınacağını ve yaygınlaşacağını düşünüyorum.

As far as I know, it's just me in North Cyprus dealing with this sport. It's not a sport people know much about, but it's beginning to be recognized and to become popular. I think in a short time downhill will be recognized and widespread in North Cyprus.


Antremanlarınızı nerede yapıyorsunuz?

Where do you train?

Genellikle antremanlarımı Buffavento Kalesi civarında ve Alevkayası'nda yapıyorum.

I generally do my training around Buffavento Castle and Alevkayasi. What are your plans for the future ?

Gelecekle ilgili planlarınız nelerdir? Bu spor dalı yaygınlaşırsa ve daha fazla destek görürsem Avrupa'da yarışarak Kuzey Kıbrıs'ı en iyi şekilde temsil etmek istiyorum. Yurt dışında Downhill sporuna bayanlardan ilgi var mıdır? Dünya çapında Downhill sporu ile uğraşan bayanlar vardır. Dünya Kupası'nda da Downhill Bayanlar Ligi mevcuttur. Kuzey Kıbrıs'ta bildiğim kadarıyla bu sporla ilgilenen bayan yoktur. Bisiklet kullanan biri olarak sizce Kuzey Kıbrıs'ta bisiklet kullanmak için gerekli olan altyapı var mıdır? Kuzey Kıbrıs'ın bazı bölgelerinde, mesela Girne bölgesinde, bisiklet yolu mevcuttur. Ama bisiklet yolunun yanlış parktan dolayı arabalar tarafından tıkanması bu yolların kullanılmasını ne yazık ki engelliyor. Yine araç kullananların bisiklet sürücülerine saygısı olmadığı kanaatindeyim. Bu sebeplerden ötürü Kuzey Kıbrıs'ta bisiklet kullanmanın diğer ülkelere göre daha zor ve riskli olduğunu söyleyebilirim.

If the sport becomes widespread and I get more support, I'd like to represent North Cyprus by competing in Europe. In other countries, are women interested in doing downhill? There are women involved in downhill all around the world; and there's a Downhill Women's League in the World Championship. As far as I know, there aren't any women interested in this sport in North Cyprus. As a cyclist, do you think there's enough of the infrastructure in North Cyprus that you need for cycling? In some areas of North Cyprus, for example in Kyrenia, there are bicycle roads, but these are being blocked and prevented from being used by people parking cars in the wrong places. I also think people who use vehicles here have no respect for cyclists. So I'd say that for these reasons it's difficult and risky to cycle in North Cyprus, as compared to other countries.

47 17


www.baspinar-rentals.com.uk www.baspinar-rentals.de www.baspinar-rentals.ru www.baspinar-rentals.it


HAYVANLAR ALEMİ / ANIMAL LIFE

KIBRIS'IN KEDİLERİ CYPRIOT CATS


Stella Aciman

K

ıbrıs'ın yazları çok sıcak geçer, hele temmuz ve ağustos ayları tüm canlılar gibi kedileri de canlarından bezdirir. Bu aylarda kedilerde biz insanlar gibi nefes alacakları bir serinlik ararlar. Bizler klimaların esiri olurken onlar da bir çalı kümesinin arasına, araba altlarına, bulabildikleri herhangi bir serin deliğe sığınırlar; ta ki güneş ufukta kaybolana, boğucu sıcak yerini hafif esen rüzgara bırakana kadar. Hava kararmaya başladığında kedilerin her biri tüm günü uyuyarak geçirdikleri yerlerinden kalkar, uzun uzun gerinir, bedenlerini peşinde koşacakları yiyeceklere hazırlarlar. Kediler iyi beslenirler KKTC'de. Evlerin bahçelerinde, apartmanların kapısında üçerbeşer tane kediyi, yemeklerden arta kalanların önlerine konulmasını beklerken görmek çok alışılagelmiş bir manzaradır buralarda. Özellikle veteriner kliniklerinin önlerinde bu tür görüntüler kaçınılmazdır. Kedileri besleyen veterinerlerden bazıları aynı zamanda dişileri kısırlaştırarak memleketi de kedi istilasından korumuş olurlar.

C

yprus is very hot in the summer, especially in July and August, and because of the hot weather, cats, like all living things, also become weary. During these months, they, like human beings, look for cool places where they can chill out and take a breath. But while we remain prisoners of airconditioning, they shelter in bushes, under cars, or in any other cool hole, until the sun disappears over the horizon and the stifling hot weather gives way to cool breezes. And when it starts to get dark, each cat wakes up from its long day of sleep and begins to stretch and get ready to look for food. Cats are well fed in the TRNC, where it is quite usual to see a group of cats gathered in gardens outside homes and at the doors of apartments, waiting for the remains of a meal. These types of scenes are especially to be seen in front of veterinary clinics; some of the vets who feed the cats also use the opportunity to spay the females, in order to help to prevent the country from being overrun by cats.

51 17


Kıbrıs Türk kültüründe, diğer birçok kültürde olduğu gibi kedi öldürmenin yedi yıl uğursuzluk getirdiğine inanılır. Özellikle kumarda sürekli para kaybedenler “kedi mi öldürdüm?” deyimini sık sık kullanarak şanssızlıklarını vurgularlar. Türkiye'de de kullanıldığı gibi; yaşamı boyunca hiçbir işi tutturamayan ama sonunda beklenen başarıyı gösteren kişi içinse “kedi olalı bir sıçan duddu” diye söylenen bir deyim de vardır. Kıbrıslılar, birinin getirdiği herhangi bir nesneyi her yere beraberinde götürmesini, o nesneden hiç ayrılmamasını “kedi yavrusunu taşır gibi…” sözüyle anlatırlar. Kin, öfke, nefret duygularıyla yanıp tutuşan kişinin almış olduğu kararı anlatmak için ise Kıbrıs Türk ağzında “Kedisini bile görsem öldüreceğim”* küme sözü kullanılır. İçinde kedi geçen atasözlerimizde, kedinin uzanamadığı ciğere pis demesi, Kıbrıs Türk ağzında “Kedi etişemediği ciğere pis der” biçiminde söylenilir. “Kedinin gözü sıçan deliğindedir”, “Kediyi sıkıştırma cırmalar (tırmalar) seni” Kıbrıs Türk ağzında kediye ilişkin kullanılan diğer atasözleridir. *Kaynak- Kıbrıs Türk Küme Sözlüğü 2-Mustafa Gökçeoğlu

It is believed in Turkish Cypriot culture, as it is in many others, that killing a cat brings you seven years of bad luck. The expression 'Have I killed a cat?' is often used in gambling, especially by people who are on a losing streak, to comment on their bad luck. And in Turkey there's a saying that's used when people who have been unsuccessful in their careers throughout their lives finally succeed: 'now it's become a cat, so it's caught a rat'. Someone who carries an object with him wherever he goes and is never separated from it is characterized by Cypriots as being 'like a cat carrying her offspring'. In Turkish Cypriot dialect, someone who wants to express hatred or anger for a particular person's decision uses the idiomatic phrase, 'I will kill her if I see anything of her, even her cat'.* And among our proverbs that refer to cats, the idiomatic expression 'the cat says it's filthy, 'cos it can't get to the liver' is used in Turkish Cypriot dialect in place of the more standard Turkish expression 'the cat which cannot reach the liver, calls it filthy'. Other proverbs related to cats in the Turkish Cypriot dialect are: 'the cat's eye is at the mouse hole', and 'don't force the cat, or it'll scratch you'. *Source-Dictionary of Turkish Cypriot Idioms 2-Mustafa Gokceoglu

52


Kıbrıs Türk kültürüne ilişkin araştırmaları ile tanınan Eren Başaran, Halk Bilimi Dergisi'nin 1991'de basılan 24. sayısında, kedilere dair yazdığı bir yazıda “Sermayeyi kediye yüklemeyin” deyimine uymayan seyyar satıcıları selamlar ve Kıbrıs mahallelerinde seyyar satıcıları herkesten önce karşılayanların kediler olduğunu ve “Alicenap seyyar satıcılardan” kedilerin “Günlük nasiplerini aldığını” yazar.

54

In an article about cats in Folklore Magazine (Issue 24, 1991), Eren Başaran, a writer known for his research on Turkish Cypriot culture, commends those street peddlers who don't follow the adage 'Don't invest your capital in the cat', and says that in the neighbourhoods of Cyprus it is the cats who welcome the street peddlers before everyone else, and they 'get their daily sustenance... from generous street peddlers'.


DOĞA / NATURE

EUCALYPTUS

OKALİPTÜS (EFKALİPTO)

Gürkan Uluçhan

K

56

T

uzey Kıbrıs'ta karşımıza en fazla çıkan ağaç türü Okaliptüs'tür. Hatta geçtiğimiz yıllarda Kanlıdere civarında gerçekleştirilen bir araştırmada, bu bölgede 15 ağaç türü tespit edilmiş ve bölgedeki en yaygın türün de Okaliptüs olduğu saptanmıştır. Kıbrıs'ta Okaliptüs ağaçlarının bu kadar fazla olmasının nedeni, İngiliz Sömürge Dönemi yıllarında bataklık alanların kurutulması ve bu suretle sıtma hastalığının önünü almak amacıyla suyu güçlü bir şekilde emen Okaliptüs ağaçlarının uzakdoğu ülkelerinden getirtilerek ekilmesiydi.

he most commonly found tree in North Cyprus is the Eucalyptus. A few years ago, it was established in research conducted around Kanlidere that there are 15 kinds of trees in that area, the most common being the Eucalyptus. The reason for the widespread presence of eucalyptus trees is that during the British Colonial Period they were used to dry the marshland in order to prevent malaria; eucalyptus trees take up large quantities of water, and so they were brought to Cyprus from far eastern countries and planted in these areas.

Okaliptüs, mersingiller (myrtaceae) familyasından birçok türü bulunan geniş bir ağaç cinsidir. 700'den fazla türü olduğu bilinmektedir. Okaliptüs, dünyanın en uzun boylu ağaçlarından olup, özellikle Avustralya'da 100 metrenin üzerinde boya sahip bireyleri olduğu bilinmektedir. Uzun ve iri gövdesi sayesinde bir okaliptüs, bünyesinde 200 ile 1000 litre arasında su bulundurabilir.

Eucalyptus is a tree with wide branches, and there are numerous types of eucalyptus in the Myrtaceae family – more than 700. One of the tallest trees in the world, the eucalyptus is known to grow to over 100 metres in height in Australia. And through its large, tall trunk, it can retain from 200 to 1000 litres of water within its structure.


Kuzey Kıbrıs'ta toplam 54 tane okaliptüs türü vardır. Kuzey Kıbrıs'ta en yaygın okaliptüs türleri ise siyah okaliptüs, beyaz okaliptüs ve kırmızı çiçekli (torquasa) okaliptüstür.

There are a total of 54 types of eucalyptus tree in North Cyprus; the most common are the black eucalyptus, the white eucalyptus, and the red-flowered eucalyptus (torquasa).

Kıbrıs'ta okaliptüs yaprakları, özellikle kış mevsimlerinde toplanır ve tencere içinde kaynatılarak oradan çıkan rayihayla nefes açıcı etki elde edilir. Tıpta kullanılan mentolün kaynağı da bu ağacın keskin kokulu yapraklarıdır. Soğuk algınlığı, nefes darlığı, bronşit gibi hastalıklarda, ada halkı okaliptüse sıkça başvurur. Özellikle 2009 yılından itibaren, Kuzey Kıbrıs'ta "Komposofella" olarak bilinen bir okaliptüs türü ekilmeye başlandı. Dört mevsim yeşil kalmasının ve kurak iklimlerde kolayca yetişmesinin yanı sıra çok hızlı büyümesi ve suya ihtiyaç duymaması da bu ağacın avantajları arasında yer alır. Avustralya'nın kumluk ve taşlık kesimlerinde kolayca yetişebilen bu ağacın hiçbir şekilde doğaya zararı yoktur.Yaygın olarak bilindiği üzere okaliptüsün doğal su kaynaklarını tüketmesi gibi istenmeyen etkiler bu tür okaliptüste yoktur. Bu okaliptüs türü, genelde pembe ve beyaz çiçek açar ve arılar için doğal bir bal kaynağı da oluşturur.

The eucalyptus leaves are collected and boiled, especially during the winter season, and the fragrance used to clear a blocked nose; the source of the menthol used in medical science is the highly fragrant leaves of this tree. The people of the island frequently resort to using eucalyptus for treating colds, dyspnea and bronchitis. Since 2009 in particular, a kind of eucalyptus called 'Komposofella' has begun to be planted in North Cyprus. The advantages of this type of eucalyptus are that it stays green for four seasons, easily grows in arid climates, grows fast and does not need water. This tree which grows easily in the sandy and stony areas of Australia, does no damage to nature, and the usual disadvantage of eucalyptus – that it depletes natural water resources – does not exist in this type. It generally blooms with pink and white flowers, and also provides a natural honey resource for bees.


58

Okaliptüsle İlgili İlginç Bilgiler

Interesting Informatıon About Eucalyptus

Bu enteresan ağaç, toprağa bir çeşit zehir salgılar ve bu nedenle bir Okaliptüs, sökülerek yerine başka bir bitki dikilirse bu bitki yetişmez.

This interesting tree secretes a kind of toxin into the soil, so if it is not sown and another kind of plant is sown instead, it does not sprout or grow.

Okaliptüs, sıtmayı önleyici özelliğinden dolayı 'Sıtma Ağacı' olarak da adlandırılmıştır.

Because it prevents malaria, the eucalyptus tree is also known as the 'Malaria Tree'.

Dünyadaki en sevimli hayvanlardan biri olan ve Avustralya'da yaşayan koalaların temel besini okaliptüs yapraklarıdır.

The main food of one of the cutest animals in the world, the Koala bear which is found in Australia, is the leaves of the eucalyptus tree.


YOL NOTLARI / ROAD NOTES

Badukübe'den Bakü'ye

From Badukube to Baku Cem Sarvan cem.sarvan@gmail.com

R

üzgarın içinde yürüyorum. Bir taraftan da düşünüyorum, yıllarca bu güzel şehre neden gelmediğimi, o fırsatı yaratamadığımı. Hani bazı insanlara “içi dışı bir derler” ya, işte Bakü'de öyle bir şehir. Geçmişi milattan öncesine kadar uzanan bu şehre birçok isim verilmiş, ben onlardan en çok Badukübe'yi sevdim. “Rüzgarlar Şehri”... Mitolojik, iç ferahlatan, gizemli, tılsımlı bir tanımlama. Her gittiğimde rüzgarların, beni uçuracağını hissettiğim, bedenimi okşayan gücü. Rüzgar bu şehrin hakimidir. Sabah uyur rüzgar, insanlar da erkenden kalkar, o uyurken sessizce dolaşırlar. Herkes dışarıdadır sabahları, özellikle yaz aylarında. Spor yapan, balık tutan, bebeğini emziren, ailece yürüyüşe çıkan ya da benim gibi fotoğraf çekenler... Gördüğüm şehirler içerisinde sabah saatlerinde en canlı olanı sanırım. Yapmanız gereken tek şey, uykunuzdan fedakarlık edip kendinizi saat altıda yollara bırakmanız. Hiç merak etmeyin, rüzgar sizi güzelce gezdirecektir.

I

am walking through the wind, wondering why I didn't come to this beautiful city for years, why I couldn't find the opportunity. Baku is a city that's 'genuine', in the same way that we say some people are 'genuine'. This city, with a history that goes back to the period before Christ, has been given many names, but I liked 'Badukube' the most – 'City of the Winds'... A definition which is mythological, mysterious, brings relief. Every time I visit, I feel the winds that will lift me up, the power that caresses my body; the wind is what rules this city. The wind sleeps in the morning, and while it sleeps, people wake up early and wander around quietly. Everybody is out in the mornings, especially during the summer months. People doing exercise, fishing, feeding their babies, walking as a family, or, like me, taking photos... I think, of all the cities I've seen, this is the one which is most alive during the mornings. The only thing you have to do is give up a bit of sleep at six o'clock in the morning, and give yourself to the roads. And have no worries; the wind will show you around very nicely.


Doğrusu Badukübe isminin ne zaman verildiğini bilmiyorum ama Farsça kaynaklarda geçtiği biliniyor. Kabaca bir hesapla onbeşinci yüzyıllara gidiyoruz. Gerçi şehrin tarihinin milattan öncelere kadar uzandığı düşünülürse Badukübe, şehrin olgunlaşma döneminde verilmiş bir isim olsa gerek. O yıllardan itibaren yakın geçmişe kadar ülkenin tarihinde önemli bir rol oynamış olan Ruslardan bu şehre kalmış en güzel makyajlardan biri heykel olmalı. Yollarda yürürken bir dolu hareketsiz insan, surat, şekille karşılaşırsınız. Heykel zaten şehirlere yakışan bir sanattır ama Bakü'de bir başka güzelmiş. Makyaj yapan genç kızdan, cep telefonuyla konuşan modern heykele, keman çalandan balık tutana kadar her an bir heykelle yüz yüze gelebilirsiniz. Heykeller adeta bu şehrin sessiz yaşayanlarıdır, değişmezler, güzelliklerini ve etkilerini yitirmezler, hiçbir şeyden rahatsız olmazlar. Bakü geçmişinin edebiyatçılarına, sanatçılarına sadece şehrin her yerine serpiştirilmiş müzeleriyle değil, yaşadıkları evlerinin üstüne büstlerini yaparak sahip çıkmış bir şehir.

To tell you the truth, I don't know when it got the name Badukube, but it's known that this is mentioned in Persian sources. We go back to about the fifteenth century, roughly speaking... although, if the city's history does in fact go back to the years before Christ, Badukube ought to be a name that was given to it during the period when the city was developing. From those times up until the recent past, one of the best facelifting jobs done here has to be the statues; these were left by the Russians, who played an important role in the history of the country. When you walk along the roads, you encounter many motionless figures – people, faces, shapes. The art of sculpture suits cities, but somehow it's much more beautiful here in Baku. At any moment you can come across numerous statues – from a girl putting on make-up, to a modern statue of someone talking on a mobile phone, to a person playing the violin and someone else fishing. Statues are like the silent locals of this city; they don't change, they don't lose their beauty or effect, they don't get affected by anything. Baku is a city that makes itself home to the writers and artists of its past, not only through the museums scattered around the city, but also through their statues, which it has built at the houses where they used to live.

61 17


Sanatçılara sahip çıkmasının yanı sıra iki estetik yaklaşım daha şehirde birkaç gün dolaşanların gözünden kaçmaz. Bakü, yeni yapılarla eskileri arasında renk uyumuna çok önem vermiş, aralarında uyumu göz ardı etmemiş bir mimari yapılaşmaya sahiptir. Koyu sarı ile açık sarı arasında bir yelpazeye yayılır renkler. Gözünüz yorulmaz, kötü bir yapı bile uyum içindeymiş gibi görünür, göze batmaz. Özellikle yeni yapılmakta olan binaların bile eski görüntüsü etkileyicidir. Bir diğer güzellik ise rüzgarların şehrindeki aydınlatmaların çoğunun gizli, gözünüze doğrudan gelmeyen ışık kaynakları kullanılarak yapılmış olmasıdır. Avrupa'nın ışık şehri Lyon'da bile böylesine estetik kaygı taşıyan bir aydınlatmanın olmadığını söyleyebilirim. Şehrin bu görüntüsünün bende sürekli yanmakta olan bir ateş etkisi yaratmasını pekiştiren bir başka yapı ise modern şehrin ortasına yapılmakta olan alev şeklindeki binadır. Kısacası bu şehirde uyum; eski yeni, dün bugün, canlı cansız her şey arasında gözlenebilir.

62

Besides the fact that the city takes ownership of its artists, anyone who visits it for a few days realizes that it has developed two other aesthetics. Baku has given full weight to the colour harmony of ancient and modern structures, and the city has not forgotten to take this harmony into consideration in developing its architecture. The colours diffuse in a spectrum between dark and light yellow; your eyes don't get tired, and even a bad construction seems to be in harmony with the rest and doesn't offend the eye. Even in newly reconstructed buildings, the feel and look of their periods are particularly impressive. One other beautiful aspect of the city of the winds is that most of the light sources are hidden; the lights don't shine directly in your eyes. I can say that even Lyon, Europe's lit-up city, doesn't have this kind of aesthetically concerned lighting. This aspect of the city gives me the effect of a fire burning continuously, an effect which is intensified by a building that is being constructed in the middle of the modern city in the shape of a flame. In brief, there is a visible harmony in this city between the new and the old, yesterday and today, the living and the dead.


Sabah rüzgarının insanı alıp götürdüğü yerlerin başında Sahil Bulvarı gelir. Gün, doğmak için gökyüzünün renklerini dağıtırken, sahilin kuzeyindeki neft (petrol) kuyularının arkasından güneş çıkar. Uzun sahil şeridinde balıkçılarla başlayan yürüyüş, sabah sporunu yapandan, yaz aylarında serinlemeye çalışanlara kadar yüzlerce insanla sürer. Yine heykeller, denizden yansıyan ilk ışıklar, bu görüntüye uymaya çabalayan, ters ışıkta unutulmaz görüntüleri resmedercesine sunan yürüyüş yapanlar, sahilin sabah sakinleridir. Petrolle karışmış bir deniz olsa da, deniz denizdir ilkesi değişmez burada. Güneş yükselmeden Tragovi Caddesi'ne ara yollardan geçerek gitmek çok keyiflidir. Heykellerle dolu olan bu cadde günün her saati yürüyenler, alışveriş yapanlar ve kitap okuyanlarla doludur. Tabii ki bir de rüzgar vardır. Rüzgar, bu ünlü caddenin serinliği, makyajı, havası, tadıdır adeta.

The Beachfront Boulevard is the first place where the morning winds carry you. As the day spreads out its colours to be born, the sun rises behind the oil wells north of the coast. The stroll along the long beach, that begins where the fishermen are, is taken by hundreds of people going for a walk, doing morning exercises, or trying to cool off during the summer months. Here the people taking a walk are the inhabitants of the morning, trying to blend together this picturesque image of the statues, the first lights reflecting from the sea. And even though here the sea is mixed with oil, the principle that the sea is the sea does not change. And before the sun rises, it's very pleasant to pass through the side roads to Tragovi Avenue. This avenue full of statues is full of people all day long, walking, shopping and reading their books. And then, of course, there's also the wind. The wind is the coolness, the make-up, the air, and the taste, of this famous avenue.

63 17


Bakü'de son yıllarda özenle yeniden yapılandırılan, korunan bir bölge ise “Eski Şehir”dir. Bu bölgede korunan evler, sokaklar insanı tarihin içinde gezdirir. Ama kapılar bir başkadır. O kapılar bazen açık, bazen kapalı, oymalı, işlemeli, renkli, oyuklu halleriyle her an içinden birileri çıkacakmış hissini verirler. Kapılar her zaman bir canlının çıkacağı gireceği yer olmuşlardır. O yüzden de hayat doludurlar. O gıcırtılı sesin gerinmesine hazırsınızdır, sonuna kadar da açılmazlar, içinden ağır hareketlerle biri çıkar. Fazla çevresine bakmadan, yolun engebelerine dikkat ederek ağır ağır ilerler. Fotoğrafını çekmek istersiniz ama çekinirsiniz de, sizden uzaklaşana saygıyla bakarsınız rahatsız etmemeye çalışarak. Tragovi'nin hemen arkasındaki bölge, eski Bakü evlerinin bulunduğu sokaklardır. Rus kültürünün, geçmişinin en çarpıcı izleri buradadır. Cumbalı, tel balkonlu, iç avlulu evlerin arasında özellikle sabah saatlerinde keyifle dolaşılır, arada bir avlunun içine girip çıkmak insana başka bir yüzyılda dolaşıyormuşcasına zaman değiştirir. İşte rüzgarın giremediği yerlerdir bu kısımlar. Dar sokaklar, o sokaklarda ince yapılı yüksek binalar rüzgarlar şehrinin hakiminin sevmediği köhne bölgedir. Farklı bir tadı vardır, yaşanmışlık ve tarih birbirine karışmış, günümüzle birleşerek içinde hala hayatı barındırır hale gelmiştir.

64

The 'Old Town' is an area of Baku which has been newly restructured over recent years, and with great care. The houses and streets preserved in this area take people back on a trip through history... But the doors are something different. These doors, sometimes open and sometimes closed, carved, decorated, colourful, cavernous, give you the feeling that at any moment someone will come out of them. Doors have always been places where living beings exit and enter, so they are full of life. You're ready for the creaking sound... they don't open until the last moment... and then someone comes out in slow motion. Without looking around much, he walks away slowly, watching his steps on the uneven road. You want to take his photo, but you hesitate, and you look respectfully at him as he goes away from you, trying not to disturb him. The area behind the Tragovi is streets lined with old Baku houses. This is where you find the most striking traces of Russian culture and history. It's a pleasure to go around the houses with their bay windows, wire balconies and inner courtyards, especially in the mornings; and as you go in and out of courtyards, time changes, as if you were travelling in another century. And then there are the areas that the wind cannot go into: with their narrow streets and tall, thin buildings, these are the run-down areas that the ruler of the city of the winds does not like. These areas have a different taste; things that have been experienced and history have come down and become mixed with our times, and yet they still shelter life.


Yavaş yavaş güneş yükselirken şehrin trafiği, gürültüsü başlar. Bu gürültüden uzaklaşmak için çok farklı bir rota vardır önünüzde. Sangaçal – Qubustan yönü. Şehir merkezinden yirmibeş otuz kilometre güney tarafından tepeleri aşmalısınız önce. Geniş yol inşaatları çıkar karşınıza, doğanın rengi sarılaşır, turuncu ile sarı sıcak toprak arasında bir ton alır. Uçsuz bucaksız sarı yaşam vardır karşınızda. İlerlerken bir köye girersiniz, dünyanın herhangi bir köşesinde bilinmeyenin ortasındasınızdır artık. Duyduğunuz çocuk sesi, eski bir araba görüntüsü, bir evden koşarak çıkanlar sizi bir filmin içine çeker sanki. Arabadan inip yürümeye başlarsınız; yanlarından geçtikleriniz dostça gülümser, “Acaba burada yaşamış mıydım?” diye düşündürürler sizi. İlerde siyah siyah göğe yükselen kuleleri görürsünüz. Bu şehirleşmeye direnmiş Orta Asya şehrinde aşağıdakilerin hiçbiri yoktur. Heykel yakışmaz buraya aykırı kalır, renk uyumu doğadadır, güzel bir araba bile eski görünür, insanlar gencinden yaşlısına aynı gülümseme içindedir. Sangaçal, hayatınızın içinden birden girdiğiniz düşsel görüntüsüyle dağların üstünden sizi yeniden neft kuyularının sıralandığı bölgeye ulaştırır. Artık sadece gökyüzüyle yer arasındaki ritmik hareketiyle dünyayı birbirine düşüren petrol vardır karşınızda. İnsan görmezsiniz, kuyular canlanmış çalışmaya başlamıştır, tehlikeli olduklarını sezersiniz, rüzgarın fısıltılı sesiyle irkilirsiniz ve dünyanın hakimiyle bir dağ başında yalnız kaldığınızı anlarsınız. Bir yandan gözünüzü alamazsınız çelişkili görüntüye bakmaktan, öte yandan uzaklaşmak istersiniz. Rüzgara kapılmış yol alır sizi götürür oralardan. O tepelerde, Qubustan'da, volkanik çamur yanardağları vardır. Efsane değildirler, hala günümüzde bile içinde çamur fokurdayan kraterler fazlasıyla görülür. Toprak, içindeki petrolle değişmiş; farklı bir ruh haline bürünmüştür. Bir an bu büyüleyici tepelerin büyüsünden kurtulmak istersiniz ve o aşağıdaki şehre gitmek için hızlanırsınız. Heykeller arasındaki evler, sokaklar, uzun sahil, içinden her an birisinin çıkıp selam vereceği kapılar gözünüzde tüter, işte Bakü dersiniz. Rüzgara dönersiniz yüzünüzü “Götür beni buralardan” dercesine.

As the sun slowly rises, the traffic and the noise of the city begin to be heard, and we take a very different route to escape this noise. The route to Sangacal-Qubustan. First you have to climb over the hills in the south, twenty five to thirty kilometres from the city centre. There's construction work on wide roads in progress in front of you, and the colour of nature becomes yellower, taking on a soft earthy tone between orange and yellow; there is vast, endlesss yellow life in front of you. As you move on you enter a village, and find yourself in a corner no one in the world knows anything about. The sound of a child, the sight of an old car, people running out of a house – these things draw you into a film.You get out of the car and start walking; the people you pass give you a friendly smile, making you wonder, 'Have I lived here before?' In front of you, you see black towers rising up to the sky. In this Middle Asian city that has resisted urbanization, there is no one below them. A statue doesn't fit in and seems contradictory here, where the colour harmony lies in nature, where even a new car seems old, and people, both young and old, have the same smile. Sangacal leads you away, from the dream-like view you took in in the mountains, once again to an area filled with oil wells. And in front of you now there's only the oil, with its rhythmic motions between the sky and the land, which sets the world at odds with itself. You don't see any people, but the wells are awake and have started working: you sense that they are dangerous, you are startled by the whistling sound of the wind, and you realize that you are alone, on top of a mountain with the ruler of the world. One part of you can't stop looking at this contradictory scene, but another part of you wants to get away. The road that drifts with the wind takes you away from there. On those hills, at Qubustan, there are mud volcanos. They aren't legendary; craters filled with boiling mud can still be seen there today. The soil has changed because of the oil in it; it impersonates a different soul. And in a moment, you want to escape the spell of these bewitched hills and you hurry faster to get to the city below. You miss the houses, the streets, the long coastline peopled with statues, and the doors, out of which at any moment someone would come out and greet you, and you would say, 'this is Baku'. You turn your face to the wind, as if to say, 'Take me away from here'.

65 17


Rüzgarlar şehrinde günler farklıdır, keyiflidir, gizemlidir. Bir vakit ya da üç vakit sonra döneceğinizde, alışkanlıklarınızla geleneğin birleştiği demli bir mekanda bulursunuz kendinizi. “Çayevi”ndesinizdir. Alıştığınız kahvede değil, çaycıda da değil, çayevinde. Ne hoş, çaya ne hakkını veren bir isim bu diye düşünürken önünüze çay tabağında gül reçeli gelir. Bakarsınız r e ç e l i s ü k u n e t l e m a s a n ı z a ko y a n b i l g e ç a y c ı y a . Gülümsemesiyle reçel değil, zehir olsa yersiniz o anda. Pembe, kırmızı hatta turuncudan da bir tutam gül karışımı diye düşündüğünüz, çocukluğunuzun koktuğu reçelden bir kaşık, üstüne de demli çaydan bir yudumla bu kez Bakü'den Badukübe'ye geçersiniz… Artık yola çıkma zamanıdır…

66

Days are different, pleasant, mysterious, in the city of the winds. When you come back after the first or the third time, you find yourselves in a place of brewing where your habits and customs are mixed. You are at the 'Tea House'. Not at the cafe you're used to, not at a tea seller's, but at a tea house. While you're thinking about how nicely this name gives tea its rightful place, rose jam in a tea plate appears in front of you. You look at the wise tea lady who is calmly putting the jam on your table. Seeing her smile, at that moment you could eat not just jam, but even poison.You take a spoonful of the jam that has the scent of your childhood, that you think is made of a pinch of pink, red, even orange rose mixture, and taking a sip of brewed tea, you pass on, this time from Baku to Badukube... And now it's time to head back on the road...


SAĞLIK / HEALTH

Eda Şen

Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi ile 16 Yıl

D

r. Okan Dağlı: “Sağlıkta ve hastalıkta yanınızdayız. 16 yıldır…” Kuzey Kıbrıs'ın ilk özel hastanesi Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi geçtiğimiz günlerde 16. kuruluş yıldönümünü kutladı. Hastanenin kurucularından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Okan Dağlı ile kısa bir söyleşi yaptık. Hastanenize gelecek bir hastaya ne tür müdahaleler yapılabilir? Hastanemizde hemen hemen tüm branşlarda verilen poliklinik hizmetlerinin yanı sıra, Radyoloji (Multislice Tomografi, Mamografi, Ultrasonografi, Kemik Dansitometresi) BiyokimyaMikrobiyolji ve Hematoloji Laboratuarları, ESWRL (Taş Kırma), Ameliyathane ve Acil Servisimiz 24 saat kesintisiz hizmet verebiliyor.

68

16 Years With Famagusta Medical Centre Hospital

D

r. Okan Dağlı: 'We've been by your side in sickness and in health. For 16 years...› A few days ago the Famagusta Medical Centre Hospital, North Cyprus's first private hospital, celebrated the 16th anniversary of its establishment. We had a short interview with Dr. Okan Dağlı, an internal medicine specialist and one of the founders of the hospital. What kind of medical services are available for a patient who comes to your hospital? In addition to the polyclinic services that we provide in almost every branch of our hospital, our Radiology (Multislice Tomography, Mammography, Ultrasonography, Bone Densitometer), Biochemistry-Microbiology and Hematology Labs, ESWRL (stone breaking), Surgery Room and Emergency Room provide services 24-hours a day, nonstop.


Hastanenizde yapılan önemli teşhis ve tedavilerden bahsedebilir misiniz?

Can you tell us a bit about the significant medical diagnoses and treatments carried out in your hospital?

Multislice Tomografi cihazı ile yapılan Sanal Koroner Anjiyografi (Kalp Anjiyosu), Sanal Kolonoskopi gibi uygulamalar, Kanser taramaları ve Check–up programları konularında son dönemde artan başvurular alıyoruz. Tüp Bebek uygulamalarında yakaladığımız yüksek başarı oranı ile paralel olarak hasta sayımızda önemli bir artış olmuştur. Kardiyoloji'de uzman doktorlarımızın eşliğinde Sanal Koroner Anjiyografi yanında Ekokardiyografi, Treadmill (Eforlu EKG), Holter Monitörü (Tansiyon ve Ritim bozuklukları için) rutin olarak uygulanmaktadır. Ayrıca solunum sistemi rahatsızlıklarının teşhisinde Solunum Fonksiyon Testi de yapılmaktadır. Ayrıca iyi huylu prostat büyümelerinde uygulanan Greenlight operasyonları ve Multislice Tomografi konularındaki yatırımların da sadece Kuzey Kıbrıs'ta değil, tüm Kıbrıs'ta ilk defa Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi tarafından toplumun hizmetine sunulduğunun da altını çizmek isterim.

Recently we've been getting an increasing number of applications for practices such as Virtual Coronary Angiography, which is done using the Multislice Tomography device, Virtual Colonoscopy, and Cancer Screening and Checkup programs. And with the success we've had in doing in vitro fertilization, there's been a significant increase in the number of patients in this area. In the Cardiology department, in addition to Virtual Coronary Angiography, our specialists routinely use Echocardiography, the Treadmill, and the Holter Monitor (for testing blood pressure and arrhythmia). And the Respiration Function Test is used in the diagnosis of respiratory system disorders. I also want to underline that not only in North Cyprus, but also in the whole of Cyprus, the Famagusta Medical Centre Hospital was the first to invest in providing services in Greenlight operations, which are used for benign prostate enlargement cases, and in Multislice Tomography.

Yeni projeleriniz var mı? Nelerdir? Do you have any new projects? And if so, what are they? Bugüne kadar KKTC'de ve bazı konularda Güney ve Kuzey Kıbrıs'ta çeşitli modern tıbbi cihazların getirilmesinde öncülük etmiş bir kurumuz. Aynı şekilde ileri teknolojik, modern aletlerin ülkemize kazandırılmaya devam etmesi çalışmalarımız sürecektir. Bu cihazları kullanacak doktor ve diğer personelin de aynı titizlikle yurt içi ve dışında eğitimini almaları bugüne kadar olduğu gibi sağlanacaktır. Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi bugün olduğu gibi yarın da ülkemizde örnek alınan, örnek gösterilen güvenilir bir sağlık kuruluşu olmaya devam edecektir.

We always have been, and still are, a pioneering institution in terms of providing various modern devices, in the TRNC, and in some situations in both South and North Cyprus. And we will continue in our efforts to bring high-tech, modern equipment to our country. Training, both in the TRNC and abroad, will meticulously be provided for the doctors and for the other personnel who will use the equipment. The Famagusta Medical Centre Hospital will continue in the future, as it is today, to be an exemplary and trustworthy health institution.

Dr. Okan DAĞLI

69 17


GRİP AŞILARI

Gürkan Uluçhan

K

70

THE FLU VACCINATION

A

ıbrıs'ta havaların aniden soğuması ile grip virüsü adada kol gezmeye başladı. Bilindiği gibi grip, 'infulenza' virüsünün insan vücuduna girmesi ile oluşan bulaşıcı bir hastalıktır. Grip, genellikle toplumumuzda hafife alınan bir hastalık olsa da özellikle 65 yaş üstündekiler, çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar üzerinde ölüme dahi neden olabilen bir hastalıktır.

s soon as the weather got colder in North Cyprus, the flu virus started to spread around the island. What we call 'the flu' is a contagious illness which develops when the 'influenza' virus enters the human body. Although in general it is not taken seriously in our society, this is an illness which can even cause death in people over the age of 65, children, and those with weakened immune systems.

Grip, solunum yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için özellikle kapalı mekanlarda çok kolay bulaşabiliyor. Grip olan bir kimsenin en az 2-3 gün boyunca istirahat etmesi ve bol sıvı tüketmesi gerekmektedir. Grip, dikkat edilmediği takdirde larenjit, farenjit, sinüzit hatta zatürre ve menenjite de dönüşebilme riskini taşımaktadır. Sağlam bir bünyede grip, istirahat, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenmeyle en fazla 7 günde atlatılabilir.

Because it is caught through the respiratory tract, the flu can spread easily, especially in closed places. A person who has the flu should rest for two to three days and drink a lot of liquids. If precautions are not taken against it, there is a risk that it will turn into laryngitis, pharyngitis, sinusitis, and even pneumonia and meningitis. A healthy body can overcome the illness within seven days at most, through rest, drinking a lot of liquid, and good nutrition.


Grip aşısı nedir?

What is the flu vaccine?

Grip aşısı, inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya antijenlerinden yapılıyor. Aşı uygulandıktan sonra bağışıklık sistemi aşıdaki inaktif virüse karşı antikorlar oluşturuyor. Daha sonra, aktif virüsle karşılaşıldığında, önceden oluşmuş antikorlar enfeksiyon oluşumunu önlüyor veya ağır hastalık riskini azaltıyor. Aşının etkisinin ortaya çıkması 2-3 haftalık bir süre gerektirdiğinden uzmanlar grip aşısı için en uygun dönemin sonbahar mevsimi olduğunu belirtmekte. Grip aşısı, virüslerin her yıl kendilerini değiştirdikleri için her yıl tekrarlanması gereken bir aşıdır. Grip aşısı yapılan bir kimse o yıl içerisinde gribe yakalansa da gribin şiddeti hafif olur.

The flu vaccine is made from inactivated influenza viruses or from their antigens. When the vaccine is applied, the immune system creates antibodies against these inactive viruses in the vaccine; the antibodies then prevent infection or reduce the risk of serious illness when they encounter an active virus. Since it takes two to three weeks for the vaccine to have an effect, experts say the best time to get a flu vaccination is in the autumn. The vaccination has to be done every year, because the viruses change themselves into different forms every year; if someone catches the flu within a year of being vaccinated, it will only be a mild illness.

Grip aşısı kimlere yapılmamalı?

Who should not get a flu vaccination?

Hamilelere, hamileliğin ilk 3 aylık evresinde, 6 aydan küçük bebeklere, yumurta ve tavuk proteinine alerjisi olan kişilere grip aşısı yapılmamalıdır.

Women in the first three months of pregnancy, babies younger than six months, and people with allergies to proteins in eggs and chicken should not get a flu vaccination.

Grip aşısının yan etkileri nelerdir?

What are the side effects of the flu vaccination?

Aşı sonrasında enjeksiyon bölgesinde nadir görülmekle beraber, kızarıklık, şişlik, morarma görülebilir. Bunun dışında, ateş, kırıklık, titreme, kas ve eklem ağrıları gibi yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu yan etkiler kendiliğinden kısa sürede geçmektedir. Bu saydığımız etkilerin dışında bir etki görülmesi durumunda ise mutlaka bir doktora başvurulması gerekmektedir.

In rare cases, people who are vaccinated have redness, swelling, or bruising in the area around the vaccination. Apart from these, there may be side effects such as fever, fatigue, shivering, and muscle and joint aches; these disappear on their own after a short time. If any other side effect is experienced, a doctor's advice should be sought.

71 17


72

Grip aşısı olması gereken kişiler kimlerdir?

Who should get a flu vaccination?

65 yaş ve üstü olan kişilerin grip aşısı olması özellikle tavsiye edilir. Akciğer-karaciğer-böbrek hastalıkları gibi kronik hastalığı olanlar. 6 aydan büyük bebekler. Uzun süreli aspirin tedavisi alanlar. Sağlık personeli. Sık sık yurtdışına seyahat edenler.

People 65 years and over in particular are advised to get a flu vaccination. People with chronic illnesses such as lung, liver and kidney disease. Babies over six months old. People who have taken aspirin for a long time. Health workers. People who travel abroad frequently.

Sonuç: Grip aşısının uzman bir doktora danışılarak yapılması tavsiye edilir. Eğer güçlü bir bağışıklık sisteminiz varsa, “Narenciye Cenneti” olarak bilinen Kıbrıs'ta tüketeceğiniz narenciye, nane-limon, hatta Kbrıs'ın yerel içkisi olan Zivaniya (bal ve limon katılıp ısıtılarak) içilirse grip hastalığına deva olabilir. Passatempo dergisi olarak sağlıklı bir kış geçirmenizi dileriz.

Conclusion: You are advised to get a flu vacccination in consultation with a doctor who is a specialist. If you have a strong immune system, the citrus fruits and mint-and-lemon drinks consumed in Cyprus, which is known as 'Citrus Paradise', and also Cypriot Zivania, the local alcoholic beverage (boiled with honey and lemon) are cures for the flu. All of us here at Passatempo wish you good health for the coming winter.


KIBRIS MUTFAĞI / CYPRUS CUISINE

GOLİFA GOLIFA

Stella Aciman

Y

ılbaşı yaklaştığı zaman, Ada'nın kuzey ve güney kesiminde buğday satışlarında artış görülür çünkü artık golifa yapma zamanı gelmiştir. Rumlar'da adak olarak komşulara dağıtılan golifa, KKTC'de yeni bir yılın bolluk ve bereketli geçmesi için yapılır, kağıt bardaklara konularak eşedosta dağıtılır.

74

A

s NewYear's Eve approaches, sales of wheat increase in the north and the south of the island because this is the time to make 'golifa'. The Greek Cypriots distribute 'golifa' to their neighbours as part of their religious customs, while in the TRNC, the golifa is put in paper cups and given to friends and neighbours to wish them blessings and prosperity in the new year.


Geceden ıslatılan buğday sabaha kadar suyun içinde şişer. Sabah, buğday tencerede kaynayan suyun içine atılır ve pişirilir ama çok yumuşamaması gerekir. Diğer taraftan Ada'nın yiyecek kültüründe fazlasıyla yer alan bademler kaynatılır ve kabukları soyulur. Buğday soğuduktan sonra; ikiye ayrılan bademler, çoğu dinde bereketin simgesi haline gelmiş nar taneleri, susam, anason, karacocco (çörekotu) ve ceviz bolca katılır ve karıştırılır. Çok lezzetli bir yiyecektir. Her bir taneyi ağzınızda çiğnerken “yeni yılın bolluk, bereket ve sağlık getirmesini” dilersiniz.

The wheat is left to soak in water overnight, so that it swells up by the morning. Then it is put in boiling water and cooked, but it shouldn't get too soft. During this time almonds – which are an important part of the food culture of the island – are boiled and their skins peeled off, and they are split into halves . When the wheat cools down, the halved almonds, together with pomegranate seeds (which are a symbol of abundance in many religions), sesame, aniseed, karacocco (black cumin seeds) and walnuts, are added and mixed into it. The result is really delicious, and as you chew each piece in your mouth, you make a wish that 'New Year's Eve will bring you prosperity, blessings and health'. 75 17


Dök İçelim Meyhanesi M e yh a n e n i n K i b r i s ' ta k i te k a d re s i

Girne-Alsancak eski yolu, Karaoğlanoğlu 0533 822 30 22


SANAT / ART

PAINTER Stella Aciman

RESSAM

GÜLŞEN ÖZTÜRK: “Mitolojik kahramanlarıma yeni bir yaşam sunuyorum, canlanıyorlar benim tablolarımda…”

R

essam Gülşen Öztürk'ü, Yeni Boğaziçi Pulya Festivali'ni gezerken tanıdım. Misafir sanatçı olarak Kocaeli'nden gelmiş ve sergi salonunda yağlıboya tablolarıyla yerini almıştı. Yoğun kalabalığın arasından kendime bir yer açarak ulaştığım tablolarının neden bu kadar ilgiyle izlendiğini anladım. Karşımda duran Afrodit'in, sanki bulunduğu yerden koşarak çıkacağını ve bana “Bak ne kadar canlı ve hayat doluyum, hadi beni adanın doğduğum yerine götür” diyeceğini hissettim. İskender tablosu farklı mıydı sanki? Ya da Antalya'da parçalanmış halde bulunan iki dansçı kızın tablosuna ne demeli? İşte Gülşen Öztürk uzak geçmişin bir yerlerinde yaşamış, arkalarında gizemli sorular bırakmış bu mitolojik kahramanları tablolarına nakşetmiş…

78

GÜLŞEN ÖZTÜRK: 'I'm giving new life to my mythological characters, they're coming to life in my paintings...›

I

met Gülşen Öztürk when I was visiting the Yeni Boğaziçi Pulya Festival. She had come from Kocaeli in Turkey as a guest artist and taken her place in the exhibition hall with her oil paintings. When I managed to squeeze through the large crowd and saw the paintings, I understood why people were so interested in them. I felt as though the Aphrodite that faced me would come running out from where she stood and tell me, 'Look at how energetic and full of life I am; come on, take me to the part of the island where I was born!' And what about the 'İskender' painting? Or the painting of the two dancers who were found pulled to pieces in the city of Antalya in Turkey? Gülşen Öztürk has engraved these mythological characters, who lived their lives in places in ancient history and left mysterious questions behind them, within her paintings...


Kuzey Kıbrıs'ı çok sevdiğinizi, her yıl belli süreleri burada geçirdiğinizi biliyorum, nasıl ve ne zaman oluştu bu sevgi? Kuzey Kıbrıs'ı çevremdeki insanlardan çok duyuyordum. İlk gelişim 1 Kasım 1992'deydi. Dinginliği, okaliptüs, portakal ağaçlarının kokuları… “Allah'ım bu nasıl bir ada?” diye bir tepki verdim önce. Adalara karşı özel bir sevgim var zaten. Buradaki tarih ise bambaşka ve çok çekici benim için. Adayı gezdiğimde sanki yıllardır burada yaşıyormuş hissine kapıldım. İnsanları da çok sıcakkanlı. Çok ilgi gördük, arkadaşlarımız oldu. O yıldan sonra bazen iki defa olmak üzere her yıl gelmeye başladık. Resim yapmak sizin için ne ifade ediyor? Öncelikle resim yapmak benim vazgeçilmezim demek isterim. Küçük yaşlardan itibaren hep sanatla ilgilendim. İlkokul çağlarında Osmanlı padişahlarının resimlerini yapardım, içimden gelirdi. Yaptığım resimleri babama gösterirdim. Babam, “Şurasını böyle, şurasını şöyle yap” diyerek beni eleştirirdi. İlkokulda katıldığım tüm yarışmalarda derecelere giriyordum. Lisede özellikle resim bölümünü istedim çünkü resim yapmaktan vazgeçemeyeceğimi anlamıştım. Kocaeli Meslek Lisesi'nin resim bölümünü bitirdikten sonra aynı lisenin sipariş atölyesinde iki sene el dekoru üzerine çalıştım. O sırada Yarımca Porselen beni keşfetti. İki sene orada porselen üzerine el dekoru yaptım.

I know you really love North Cyprus, and you spend some time on the island every year; but when did this love start, and how? I was hearing a lot about North Cyprus from the people around me. My first visit was on November 1, 1992. The tranquillity of the island, the scents of eucalyptus and orange trees... My first reaction was, 'My God, what an island this is!' I have a special partiality for islands anyway. And the history of this place is totally different and very attractive to me. When I wandered around the island, I felt as though I'd been living here for years. And the people are very friendly; they paid a lot of attention to us and we made lots of friends. Since that time we've been coming to the island once, sometimes even twice a year. What does painting mean to you? First, I'd like to say that painting is the essence of my life. I've always been interested in art, since my childhood. When I was in primary school I used to paint the Ottoman Sultans; I just had this desire from within to paint them. I showed my paintings to my father, and he would comment on them, saying, 'do this part like this and that part like that'. And I got an award in every competition that I entered. In high school I particularly wanted to be in the art course, because I had come to understand that I couldn't give up painting. After finishing the painting course at the Kocaeli Vocational High School, I spent another two years at the school working on handicraft decoration in the commercial atelier. During that time the Yarımca Porcelain company discovered my talent, and I worked for that company for two years doing hand decoration on their porcelain wares.

79


You say these things with so much passion that it sounds as if you'll never stop educating yourself... You're right; I went through a long, endless passion for learning, and an educational process that I never wanted to finish, and I still don't want it to end. In those years, I discovered that the Kocaeli Metropolitan Municipality had a fine arts education centre, and I went there for four years to further my education in painting. When I finished there, I continued my studies in a private studio. I always felt there was something missing; I thought that if painting was my profession, I had to really develop a good infrastructure. So now I'm in my second year in the Department of Painting at Sakarya University's Fine Arts Academy. Öyle bir tutkuyla anlatıyorsunuz ki, eğitim süreniz hiç bitmeyecekmiş gibi sanki… Haklısınız, uzun, bitmeyen hatta bitmesini istemediğim bir öğrenme isteği ve eğitim süreci içindeydim, hala da öyleyim. O yıllarda, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin güzel sanatlar eğitim merkezinin olduğunu keşfettim ve resim eğitimime devam etmek için dört yıl oraya gittim. Orası da bittikten sonra özel bir atölyede devam ettim çalışmalarıma. Hep bir şeylerin eksikliğini hissediyordum. Mademki bu benim mesleğim, altyapısını iyi doldurmam gerekir diye düşünüyordum. Bu yüzden şu anda Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi'nin resim bölümünde ikinci yılımı okuyorum. Tekniğinizi anlatır mısınız? Resimlerimde karışık teknik kullanıyorum çünkü çeşitli malzemeleri kullanmayı seviyorum. Akrilik çalışmalarım var ama yağlıboyayı daha çok seviyorum.

Can you tell us about your technique? I use mixed techniques because I like to use different kinds of materials. I have acrylic works as well, but I love oil painting more.

Resimlerinizde ne tür malzemeler kullanıyorsunuz? Mesela ahşap üzerinde kullanılan malzemeleri ben yağlıboya tablolarımda denedim ve çok başarılı olduğunu gördüm. Afrodit tablomda, Türkiye'de sahilde bulunan özel bir kumu kullandım. Normal bir kum değil, içinde sedef gibi parçacıklar var.

What kind of materials do you use in your paintings? Well, for example, I tried out the materials that are used for wooden surfaces in my paintings, and I found that they worked out very well. In my Aphrodite painting I used a special sand found on beaches in Turkey: it's not regular sand; it has little pearl-like pieces in it.

Mitolojik resimler mi çalışıyorsunuz genelde? Evet… Peyzaj, baskı ve mask çalışmalarım da var ama heykelin bende çok farklı bir yeri var. Bütün mitolojik kahramanların farklı hikayeleri var. Mesela bir Venüs çalışacağım; gece yatağıma yattığımda gözümün önüne bir kompozisyon geliyor, ardından kullanacağım malzemeler. Hepsinin hayalini kuruyor ve hemen o konu üzerinde araştırmalara başlıyorum. Araştırmalar bittikten sonra tuvalimin başına geçiyorum. Mitolojik kahramanlarıma yeni bir yaşam sunuyorum, canlanıyorlar benim tablolarımda.

Do you generally do mythology-based paintings? Yes... I have also landscapes, prints and masks, but sculpture holds a special importance for me. Each mythological character has different stories attached to it. For example, let's say I'm going to work on a Venus: when I go to bed at night, first a composition, and then the material I'll use, appears before my eyes. I imagine them all, and then I immediately start doing research on the subject. After I finish doing the research, I get behind the canvas. I'm giving new life to my mythological characters; they come to life in my paintings.

Kaç adet tablonuz var? Çok fazla var ama mitolojik anlamda 30 tablom var. Bunların yanı sıra masklarım, değişik tarzlarda çalıştığım tablolarım, soyut çalışmalarım da var. Bundan sonraki çalışmalarımı mesela Poseidon gibi bir konsept belirleyerek yapacağım.

How many paintings do you have? I've got lots, but there are 30 mythology-based paintings. And I also have masks, paintings that I did in different styles, and abstract works. I'm going to do my next works following a specific concept, such as Poseidon.

81


Kuzey Kıbrıs'a özgü çalışmalarınız oldu mu? Evet, eko turizmle ilgili Karpaz'da yapılan bir butik otelin 10 odası için adaya özgü çiçeklerin, 90-70 boyutlarında yağlıboya resimlerini yapıyorum. Çiçek çalışmak benim için de güzel bir tecrübe oldu. Heykel yaparken yağlıboya çiçek yapmaktan da keyif aldım. Tablolarınızdan ayrılmak nasıl bir duygu? Sevdiğim bir arkadaşıma iki çalışmamı satmıştım. Bundan dolayı kendimle gurur duydum ve mutlu oldum ama diğer taraftan da içim burkuldu. Sanki çocuğumu veriyormuşum gibi hissettim. Tablolarımın hepsi benim birer parçam. Sevinci ve üzüntüyü bir arada yaşıyorsunuz, karmaşık bir duygu.

82

Do you have works that have a unique connection to North Cyprus? Yes, I'm now making 90 x 70 cm oil paintings of the endemic flowers of the island for the ten rooms in a boutique hotel that's been built in the Karpaz peninsula for eco-tourism. Working on flower images has been a nice experience for me as well; I enjoy doing oil paintings of flowers while I'm working on sculptures. How does it feel to part from your paintings? I sold two of my works to a close friend. I was proud of myself and became happy about that, but at the same time it was a bittersweet happiness. I felt like I was giving away my child; each of my paintings is like a part of me. You feel happiness and sadness together; it's a very complicated feeling.


Lezzetin tadına varın...

Paket servis yapılır Kıvanç Tarus Sokak, Küçük Sanayi Bölgesi, Gazimağusa

444 76 78


CYPRUSXp Group'tan / FROM CYPRUSXp GROUP

CyprusXP Travel Dünyaya

North Cyprus is introduced to the world

Kuzey Kıbrıs'ı Tanıttı

by

D

C

ünyanın en büyük turizm fuarlarından biri olan World Travel Market Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na (WTM) katılan CyprusXP Travel, fuar alanındaki standında Kuzey Kıbrıs'ın bakir ve olağanüstü doğasını, kültürel ve tarihsel zenginliklerini dünyanın saygın tur operatörlerine tanıttı. 7-10 Kasım tarihleri arasında Londra'da 32'ncisi düzenlenen fuarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce turizm şirketi, ülkelerini ve sundukları hizmetleri tanıtmak üzere bir araya geldi. Passatempo'ya konuşan CyprusXP Travel'in ve CyprusXP Group'un Genel Müdürü Zeki Ziya, “Fuara katılımın geçen seneki katılımın %50'sinin altında” olmasını ciddi bir olumsuzluk olarak niteledi.

84

CyprusXP Travel yprusXP travel participated in the World Travel Market

(WTM) International Tourism and Travel Fair, one of the world's largest tourism fairs. The CyprusXP Travel stand in

the exhibition area introduced North Cyprus's untouched and extraordinary natural beauty and its cultural and historical riches to tour operators with worldwide reputations. Hundreds of tourism companies from all around the world came together in London on November 7-10 for the 32nd WTM Fair, to introduce their countries to others and to offer their services. Zeki Ziya, the General Manager of Cyprus XP Travel and CyprusXP Group, commented to Passatempo that 'compared to last year, participation in this fair was less than 50%', and he described this as a serious drawback.


Fuar alanındaki Kuzey Kıbrıs standına yönelik bazı eleştirilerde bulunan Zeki Ziya, “Geçmiş yıllara göre Kuzey Kıbrıs standı bu yıl tek düze bir görünüm sergiledi. Halbuki bir toplumun kendini tanıtırken en büyük zenginliği içindeki farklı renkleri yansıtabilmesidir. Çok daha dinamik bir standımız olması gerekirdi. Geçmiş yıllardaki Kuzey Kıbrıs standları bana göre daha başarılıydı. Gerek kültür, gerek coğrafya olarak çok renkliliğimizi fuar alanında yansıtabildiğimizi düşünmüyorum” dedi.

Ziya was critical of the North Cyprus stand at the fair, saying that 'compared to previous years, it looked quite average. But when a community is trying to promote itself, it should reflect its richest aspects and the different colours within it; our stand should have been much more dynamic. I think the TRNC stands were more successful in past years; I don't think the cultural and geographical colourfulness of Cyprus was reflected as it should have been in the exhibition area'.

85


ORGANİK YAŞAM / ORGANIC LIFE

MESARYA'DA ORGANİK ZEYTİN ÜRETİMİ ORGANIC OLIVE PRODUCTION IN MESOARIA Stella Aciman

Ömer bin Hattâb dedi ki: Allah'ın Elçisi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Zeytinyağını, ekmeğe katık ediniz ve bu yağı kullanınız. Çünkü bu yağ, mübarek bir ağaçtan alınmadır." Sünen-i İbn-i Mace, C.9. Hno:3319 Mesarya Ovası'nın ıssız, yüksek köşelerinden birinde, 2006 yılında toprakla buluşan, 4 metre arayla, dünya standartlarına uygun çit şeklinde dikilmiş 400 adet zeytin ağacının arasında dolanmak, dalları saran küçük zeytinleri toplamak insana çok hoş duygular yaşatıyor. Bu dağ başında, her türlü medeniyetten, arabalardan çıkan egzoz dumanlarından, elektrik santrallerinden, baz istasyonlarından uzak zeytin ağaçlarını diğerlerinden ayıran en önemli özellik tamamen AB sertifikalı organik ürün olmaları.

Omer bin Hattab said: God's Messenger commands: 'Add the olive oil to bread and use this oil. Because this oil is taken from a sacred tree'. Sunen-i Ibni-i Mace, C.9. Hno:3319 In one of the desolate, high corners of the Mesoaria plain, it gives you a real pleasure to walk around the four hundred olive trees that were planted in the soil in 2006 at four-metre intervals like a hedge following world standards, and to pick the small olives hanging from the branches. At this mountain spot, it is the fact that they are far away from any kind of civilization, car exhaust fumes, power stations, or transmitting stations, that distinguishes these olive trees from others and makes them an EU-certified organic product.


Yıllardır İstanbul'da, şimdilerde Yakın Doğu Hastanesi'nde hemşirelik yapan Şaziye Dağaşan'a “Neden organik zeytinyağı yapıyorsunuz?” diye sorduğumda aldığım cevap çok çarpıcıydı: “Hemşirelik yaşamımda o kadar çok kanserli hasta gördüm ki…” ve devam etti, “Doğayı katleden her şeye karşı düşmanlık oluştu bende.” Sudan yoksun Mesarya' da ekilecek en uygun ürünün zeytin ağacı olduğuna karar veren Şaziye ve Levent Dağaşan 2006 yılında bakir topraklarıyla ağaçları buluşturmuşlar. Ağaçları ektikleri yıl Avrupa Birliği'ne organik ürün için müracaatlarını yapmışlar. Levent Bey “3 yıl geçiş dönemi var, Birliğin yetkilileri gelip topraktan, yapraktan meyveden numuneler aldılar. Bu işlem 3 yıl devam etti ve üçüncü yılın sonunda organik logomuzu aldık. Şimdi her yıl geliyorlar ve kontrolleri yine yapıyorlar” diye anlatıyor. ICA, merkezi İtalya'da olan uluslararası bir firma. ICA, KKTC'de organik üretim yapan tüm firmaları denetliyor ve ürünleri daha iyi bir hale getirmek, haşerelere, hastalıklara karşı ilaçsız mücadele etmeyi öğretmek amacıyla eğitim seminerleri veriyor. Bitkilerde olan hastalık deyince aklınıza hemen zirai ilaçlar geliyor tabii ki ama organik dediğiniz zaman ilacı kullanamadığınız gibi adını bile anamazsınız. “Börtü, böcek ve ağaçlarda oluşan hastalıklarla nasıl savaşıyorsunuz?” diye soruyorum Şaziye Hanım'a. “Gözlerimizle takip ediyoruz ağaçlarımızı. Kuruyan dallar ve yaprakları ellerimizle koparıyor evde yakıyoruz. Bu güne kadar hiç kimyasal ilaç kullanmadık. Geçen yıl sel halinde yağan yağmurlar sonrası topraktaki bakır eksilmiş ve zeytin yaprakları sararmıştı. Organik tarımda bakır kullanımına belli bir miktar izin veriliyor. Ben de ağaçların üzerinde ürün olmadığı dönemde onları bakırla yıkadım. Börtü, böceklerden kurtulmak için ise bir tür yağlama işlemi yapıyoruz. Yapraklara sıkılan yağın altında kalan böcekler havasızlıktan ölüyor.”

I ask Şaziye Dağaşan, who worked as a nurse for years in Istanbul and is now doing the same work at Near East Hospital, 'why are you producing organic olive oil?' The answer I get is striking: 'I have seen so many people with cancer during my nursing life... that I developed a hostility towards everything that destroys nature'. Şaziye and Levent Dağaşan decided that the best product to plant in the dry Mesoaria plain is the olive tree, and in 2006 they introduced the trees into their virgin land. The year they planted the trees they applied to the European Union for organic product status. Mr. Dağışan says 'there's a three-year transition period; the EU's representatives came and took samples of the soil, the leaves, the fruits. This process lasted for three years, and at the end of the third year we got our organic product seal. Now they visit every year to check on the sitation'. The ICA firm based in Italy checks on all the companies producing organic products, and to help them improve the products they organize seminars for them on fighting pests and diseases without using chemicals. When we talk about diseases in plants the first thing that comes to mind is pesticides, but when you say 'organic' not only do you not use pesticides; you don't even mention them. I ask, 'How do you fight the insects and diseases in trees?' The reply is: 'We watch over our trees with our own eyes. We cut off the withered branches and leaves ourselves and burn them at home. We've never yet used any chemicals. Last year after the flood, the copper content of the soil decreased and the olive leaves became pale. In organic agriculture, you're only allowed to use a certain amount of copper, so when the trees weren't being productive I washed them with copper. And there's also a kind of oiling process that we use to protect them from bugs and insects. The insects left under the oil we spray die from lack of air'.

87


It's a peaceful feeling to watch this family, a mother, father and child, pick up the olives that have fallen on the cloths laid under the bushy trees. In a moment of rest we continue our chat. 'Olive trees sleep until February-March. Until then, you shape the trees and you trim them. When March comes, they start to wake up, and then you give them their water and compost. They start to bloom in AprilMay, and you get the fruits of the trees in the autumn'. As Mr. Dağaşan talks, his gaze moves over and strokes his trees with love. Harvested olives should be taken to a mill without delay; and since there are no mills yet in the TRNC where they extract only organic oil, Mr. Dağaşan heads to the mill early in the morning to be the first client: 'In the morning the machine is clean', he says, 'so we want ours to be the first oil produced'.

Bodur ağaçların altına serilen örtülere düşen zeytinleri elleriyle, dalları incitmeden toplayan anne-baba ve çocuktan oluşan bu aileyi izlemek huzur veriyor insana. Sohbetimize bir dinlenme anında devam ediyoruz. “Şubat-mart ayına kadar uyur zeytin ağaçları. O döneme kadar ağaçların şeklini verir, budamasını yaparsın. Mart ayı geldiğinde ağaçlar uyanmaya başlar. O zaman da suyunu, gübresini verirsin. Nisanmayıs aylarında çiçeklenmeye başlayan ağaçların meyvesini sonbaharda almaya başlarsın.” Levent Bey konuşurken, bakışları sevgiyle sarıyordu ağaçlarını. Hasadı yapılan zeytinlerin bekletilmeden değirmene götürülmesi gerekiyor. Henüz KKTC'de sadece organik yağ çıkaran değirmen olmadığı için Levent Bey sabah erkenden yola düşüyor ve değirmenin ilk müşterisi oluyor. “Sabah makine temizdir, o yüzden ilk ürün olmasını istiyoruz” diyor. Zeytinin var yılı ve yok yılı olduğunu öğreniyorum Şaziye Hanım'dan. KKTC'de bu yıl zeytinin az yılı olduğu için üreticilerin pek yüzü gülmemiş ama Dağaşan çifti için bereketli bir yıl olmuş. Geçen yıl sadece kendilerine yeten zeytinyağı, bu yıl satışa çıkacağa benziyor. “Biz butik bir marka yaratmak istiyoruz. O yüzden zeytinyağını soğuk sıkma yapmak istiyoruz. Soğuk sıkma, maliyetli olmasına karşın zeytinden en kaliteli yağ çıkarma yöntemidir. O yüzden butik makine araştırmaya başladık. İnşallah seneye bu yöntemle yağımızı çıkaracağız” diye noktalıyor sözlerini Dağaşan çifti.

88

I learn from Mrs. Dağaşan that the olive has good and bad years. This year in the TRNC has been a low-yield year for olives, and the other producers have been rather unhappy; but for the Dagaşan couple it's been a fertile year. It appears that the olive oil that was just enough for themselves last year will be on sale this year. The Dağaşans end by saying, 'We want to create a boutique brand, so we want to make the olive oil using cold crushing. Cold crushing, although it's costly, is the process that's used to extract the best quality of oil from olives. So we've started researching and looking for a boutique machine. Hopefully we'll be extracting our oil using this process in a year's time'.


Mustafa Ruso Cad. No: 66 / A Küçükkaymaklı - LEFKOŞA T (0392) 444 0 246 F (0392) 227 58 28


EMLAK VİTRİNİ / A VIEW OF REAL ESTATE

Kuzey Kıbrıs'ta Mülk Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?

E

90

vergreen Developments Group'un Finans Direktörü Cihan Erdoğan Passatempo'nun konuyla ilgili sorularını yanıtladı…

What should be taken into account when buying property in North Cyprus?

C

ihan Erdoğan, the financial director of the Evergreen Developments Group, answered Passatempo's questions on this subject…

K K TC ' d e k i m ü l k t i p l e r i v e a r a z i ç e ş i t l e r i n a s ı l sınıflandırılmıştır?

How are different types of property and land in the TRNC classified?

KKTC'de stüdyo dairelerden 4-5 yatak odalı dublex apartman dairelere, tatil sitesi içerisinde bulunan dairelere, site içerisinde bulunan villa ve bağımsız daire veya villalara kadar her kalitede mülk satın almak mümkündür. Bu mülkler dağ ve deniz manzaralı, sadece deniz manzaralı, şehir içi veya denize sıfır şeklinde ayrılabilir.

In the TRNC, you can buy every kind of quality property – studio apartments, 4-5 bedroom duplex apartments, apartments located in holiday resort sites, or villas and independent apartments located within sites. These can be classified as mountain and sea view, sea view, city, or seafront properties.

KKTC'de kaç çeşit koçan vardır ve bu koçanların özellikleri nelerdir?

What kind of title deeds are there in the TRNC, and what are the characteristics of these title deeds?

KKTC'de bugün itibarıyla 3 değişik koçan-arazi tipi bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir: Türk Koçanlı Mal: 1974 öncesinde herhangi bir Türk vatandaşına ait olan taşınmaz malı tarif eder. Eşdeğer Koçanlı Mal: 1974 den sonra kuzeye göç eden göçmen ailelerine, Güney Kıbrıs'ta kalan mallarına karşılık verilen arazileri anlatır. Diğer bir deyişle Güney Kıbrıs'ta karşılığı olan malları gösterir. Tahsis Koçanlı Mal: 1974 sonrasında herhangi bir taşınmaz karşılığı olmaksızın herhangi bir kimseye tahsis edilmiş malları gösterir. Bu tahsis işlemi genelde savaş esnasında asker olan kişi ve ailelerine veya daha sonra adaya yerleşmiş olan kişilerin idamesi için verilmiş mallardır.

At present in the TRNC there are three different types of title deed: A 'Turkish Title Deed' describes any immovable property that belonged to Turkish citizens before 1974. An 'Exchange Title Deed' describes properties given to families who immigrated to the north after 1974, in compensation for their property left in the south. In other words, it describes the properties which compensate for those left in the south. A '”Tahsis” Title Deed' (assigned land) describes properties that were assigned to any person after 1974 without compensating for any property in exchange. This assignment process generally involves properties given to people who served in the army during the war and to their families, and also properties given to help support people who settled here.


KKTC vatandaşı olmayanların mülk satın almaları için ne gibi işlemler yapması gerekir?

What is the process involved in buying property for people who are not TRNC nationals?

KKTC vatandaşı olmayan kişiler, KKTC'de, en fazla 5 dönümlük arazi içerisinde 1 adet ev veya 1 daire veya 1 dönüm arazi satın alabilirler. KKTC'de alacağı malı seçmiş olan kişiler, öncelikle ilgili şirketle bir satış sözleşmesi imzaladıktan sonra bu sözleşmeyi KKTC Maliye Bakanlığı'nda pullayıp, KKTC Tapu Dairesi'ne sözleşme kaydını yaptırmaları gerekir. Aynı zamanda KKTC vatandaşı olmayan kişilerin İçişleri Bakanlığı'na güvenlik soruşturma başvurusu da yapmaları gerekir. Evergreen Developments İnşaat Şirketi olarak KKTC'den mülk satın almak isteyen kişilere, satın alma kararını verdikten sonra mutlaka yerel bir avukat tutup tüm sözleşme detaylarını bu avukat vasıtasıyla gözden geçirmelerini ve gerekli tüm işlemler için avukat kullanmalarını tavsiye ederiz.

People who are not TRNC nationals can buy, in an area not exceeding five dönüms of land, one house, or one flat, or one dönüm of land. (1 dönüm is equivalent to about 14,400 square feet). People who have chosen the property they want to buy in the TRNC should sign a sale contract with the seller, and then register their contract at the appropriate TRNC District Land Office in order to get it officially stamped by the TRNC's Ministry of Finance. At the same time, people who are not TRNC nationals have to make an application to the Ministry of the Interior for a security check to be done. At Evergreen Developments Construction Ltd., we advise people who want to buy property in the TRNC to hire a local lawyer after making the decision to buy, and to go through the details of the contract and take all the required steps in consultation with a lawyer.

Kuzey Kıbrıs'ta emlak satın almak isteyen kişilere hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Tüm dünyada olduğu gibi KKTC'den ev almayı düşünen kişilere öncelikle kendi ihtiyaçlarını iyi belirlemelerini tavsiye ederiz. KKTC'den ev almayı düşünenlerin öncelikle yatırım maksatlı mı yoksa hayatlarını geçirecekleri bir ev mi almak istediklerini belirlemeleri gerekir. Burada tabii ki denize sıfır bir ev mi, golf sahalarına yakın bir ev mi yoksa şehir içi bir ev mi kararını iyi tesbit etmeleri gerekir. KKTC'den ev satın almayı düşünen kişilere en önemli tavsiyemiz alacakları malın serbest (ipoteksiz) olup olmadığını mutlaka kontrol ettirmeleri, bunun için mutlaka bir avukatla görüşmelerini tavsiye ederiz. Eğer inşaat halinde veya yeni başlamış bir projeden ev almayı düşünüyorlarsa mutlaka mal alacakları şirketin sağlam bir şirket olup olmadığını ve projenin kayda değer oranının satılmış olduğundan emin olmalarını tavsiye ederiz. Aynı zamanda mal alacakları şirketin kaliteli işler yaptığından da emin olmaları gerekmektedir. Evergreen Developments Şirketi olarak 7 yıldır Kuzey Kıbrıs'ta kaliteli işler yapmaktayız. Kurumsal yapımız içinde kurduğumuz satış ve bilgi departmanı ile emlak satın almak isteyen müşterimiz olsun veya olmasın her kişiye gerekli bilgileri vermekteyiz. İsteyenler 0392 444 43 43 numaralı telefondan gerekli bilgilere ulaşabilirler.

What would you advise people who want to buy property in the TRNC? We advise people who want to buy property in the TRNC first of all to be sure of what they need. They should first decide whether they're buying it for investment purposes or for living purposes. At the same time, of course, they have to decide whether they want to buy a seafront house, a house close to golf clubs, or a house in the city. The most important advice we can give them is that they must check that the property is free of all mortgages, charges or other encumbrances, and for that they must see a lawyer. If they're thinking of buying a property that's under construction, or a property in a site where the construction has just started, they must make sure that the company they are buying from is a healthy company, and that a substantial proportion of the properties in the site project have been sold. At the same time, they should make sure that the company they're buying the property from is doing high-quality work. At Evergreen Developments Ltd., we have been doing high quality work in North Cyprus for seven years, and we give everyone who wants to buy property, whether they are our clients or not, all the information they need through our sales and information department, which is part of our corporate structure. Anyone who would like to can get the information they want by calling the phone number 0392 444 43 43.

91


92

Ülkemizde emlak piyasası açısından şu anda revaçta olan bölgeler ve mülk tipleri nelerdir?

What are the popular areas and property types right now, in our country's real estate market?

Özellikle Girne bölgesi Kıbrıs'la yeni tanışan insanlar için mülk seçiminde her zaman birinci sırada yer almaktadır. Evergreen Developments olarak Kıbrıs'ın birçok bölgesinde özellikle turistik veya tatil amaçlı projelerimiz mevcuttur. Bunun yanında 2007 yılında başladığımız Afrodit Sahil Sitesi isimli projemiz hem Türk koçanlı hem de denize sıfır bir proje olduğundan çok revaçta olan bir projedir. Son yıllarda projemiz birçok konuda Kıbrıs çapında ön plana çıkmaktadır. Afrodit Sahil Sitesi, KKTC turizm gelişim bölgesi olan Gaziveren sahilinde yer almakta ve aynı zamanda bölgedeki 2 üniversiteye sadece 15 dakika uzaklıktadır. Aynı zamanda bu projemiz Lefkoşa'ya sadece 30 dakika mesafede olup hem yatırım amaçlı hem de hayat standartları açısından çok değerli bir projedir. Projemizde site içerisinde 5 yıldızlı otel konforu ve Kıbrıs'ta bir ilk olacak olan yaz kış kullanılabilecek olan cam oda, kapalı, ısıtmalı, açılıp kapanan ve infinity bir havuz da bulunmaktadır. İlgilenenler www.aphroditebeachfront.com adresinden daha detaylı bilgi alabilirler.

The Kyrenia area in particular is at the top of the list in estate selection for people who have come to Cyprus recently. At Evergreen Developments, we have projects designed especially for touristic or holiday purposes in many areas of Cyprus. And our Aphrodite Beachfront Site, where construction started in 2007, is a very popular project due to its having a Turkish title deed and a seafront location. Over the last few years, our project has been at the forefront in a lot of discussions throughout Cyprus. The Aphrodite Beachfront Site is located on the beach at Gaziveren, which is in a TRNC Tourism Development Area, and is only fifteen minutes away from the two universities in that area. At the same time, our project is thirty minutes away from Nicosia and is very valuable in terms of both investment and quality of life. On the site, it offers the comfort of a five-star hotel and – this is a first in Cyprus – has a glass-enclosed room, with an indoor heated infinity pool which can be used both in the summer and the winter. Anyone who is interested can get detailed information at www.aphroditebeachfront.com.


Construction & Estate Agency

Makri Tower

HAYATINIZI DEĞİŞTİRMEYE EVİNİZLE BAŞLAYIN...

Eşsiz, modern mimarisi ve muhteşem deniz manzaralı süper lüks dairelerle kaçırılmaycak yatırım fırsatı sunuyoruz.

Özellikler: Deniz manzaralı Tüm odalarda klima Beyaz eşya seçeneği Asansör Merkezi jeneratör Görüntülü interkom sistemi Hazır mutfak Doğal mermer Kapalı ve açık oto park Çift cam alüminyum pencereler Seramik ve her türlü ahşap işlerinde renk seçenekleri

Tel: 0392 365 1541-43 Fax: 0392 365 1542 / Mob: 0533 870 0696 191 İsmet İnönü Bulvarı M. Olatan Apt. No.4 Famagusta, NORTH CYPRUS Web: www.uzuninsaat.com E-mail: uzungroup@hotmail.com


GÜNDÜZ & GECE / DAY & NIGHT

PETEK DİNÇÖZ SALAMİS CASİNO'DAYDI

PETEK DİNÇÖZ WAS AT SALAMIS CASINO

B

eyaz-pembe lilyumlarla süslenmiş, çeşit çeşit mezelerle donatılmış masalarda oturan şık kadınların ve erkeklerin, ellerinde içki kadehleriyle güzel bir Kurban Bayramı gecesi yaşandı Salamis Bay Conti Otel'de. Yakışıklı kemancı ve ona piyanosuyla eşlik eden gencin, uyum içinde çaldıkları klasik parçalarla dinleyenlerin yüzlerine yerleşen mutlu bir gülümse ve ardından gelen alkışlar, gençlerin çaldıkları müziğin beğenildiğinin işaretiydi. Gecenin solisti Petek Dinçöz “Safalar Getirdiniz Dostlar” adlı sanat müziği parçasıyla sahneye geldiğinde, seyircilerin yüzlerindeki gülümsemeye vücut hareketleri de eşlik etmeye başlamıştı. Petek Dinçöz, bedenini sıkıca saran, derin sırt dekolteli, gece mavisi bir tuvalet giymişti. Dalgalı uzun saçlarıyla sahnede bir Barbie bebek görüntüsü sergiliyordu.

94

T

he Bayram night at the Salamis Bay Conti Hotel was beautiful, with smartly dressed women and men holding glasses as they sat around tables decorated with pink-white lilies and covered with a range of meze 'appetizers'. Classic songs were played by a handsome violinist and a young pianist who accompanied him, and the audience's appreciation of the music was clear from the smiles on their faces and their applause. When Petek Dinçöz, the soloist of the evening, appeared on the stage singing 'Safalar Getirdiniz Dostlar', her Turkish art-music song, the smiles on the faces in the audience were accompanied by movement as the guests swayed their bodies to the music. Dinçöz was wearing a midnight-blue dress cut low in the back, and which wrapped tightly around her body; with her long, wavy hair she looked like a Barbie doll.


“Dalgalı uzun saçlarıyla sahnede bir Barbie bebek görüntüsü sergiliyordu.” “with her long, wavy hair she looked like a Barbie doll”


“Elveda Meyhaneci”, “Artık Sevmeyeceğim” gibi artık Türk Sanat Müziği'nin klasikleri arasına girmiş şarkıların yanı sıra “Batsın Bu Dünya”, “Dertler Benim Olsun” adlı arabesk klasiklerini de gayet güzel seslendirdi. Zaman zaman dansözlere taş çıkartacak güzellikte kıvırarak vücudunun her bölümünü ne kadar güzel kullanabildiğini seyircilere gösterdi ve bol alkış aldı. Ne de olsa kendisi Türkiye'nin ünlü dansözlerinden Tanyeli'nin yeğeniydi. Kendi pop parçalarını söylerken, iki erkek ve iki kadın dansçıyla uyumlu dansları göz dolduruyordu. 13 kişilik, yerli ve yabancı enstrümanlardan oluşan ve iki vokalistin yer aldığı orkestrası ise tek kelimeyle muhteşemdi. Misafirlerin arasında yer alan türkücü Mahmut Tuncer'i sahneye davet eden Petek Dinçöz, dinleyicilere güzel de bir sürpriz yapmış oldu. Konukları eğlendirmek amacıyla hazırlanmış repertuarıyla, herkese güzel saatler yaşatan Petek, sahneden ayrıldıktan sonra dinleyicilerin mutlu yüz ifadelerinin yanı sıra aralarında konuştukları bir söz aklımda kaldı: “Çok güzel bir kadın”!

96

In addition to performing songs such as 'Elveda Meyhaneci' and 'Artık Sevmeyeceğim' which have become classics of Turkish art-music, she also sang very nice renditions of the arabesque classics 'Batsın Bu Dunya' and 'Dertler Benim Olsun'. From time to time, to great applause, she showed the audience how well she could use every part of her body by dancing better than a belly dancer; she is, after all, the cousin of Tanyeli, the famous Turkish belly dancer. And her rhythmic dances with the two male and two female dancers as she sang her pop songs was surprisingly good. Dinçöz's orchestra, made up of thirteen musicians playing both local and foreign instruments, and with two vocalists, were superb. The performer also gave the audience a nice surprise when she invited folk singer Mahmut Tuncer, who was also in the audience, to join her on the stage. Dinçöz entertained the audience and gave them a wonderful time with her repertoire; she left them with happy faces and with many able to say just one memorable sentence: 'She's a very beautiful woman'!


Girne Rocks Hotel & Casino'da

Hadise Rüzgarı Esti

K

urban Bayramı'nın ikinci ve üçüncü günü Girne Rocks Hotel & Casino'da konser veren Hadise popüler şarkıları ve 4 erkekten oluşan dans grubu ile yaptığı kıvrak danslarıyla davetlilerden tam not aldı.

H

adise took the stage at Kyrenia's Rocks Hotel & Casino on the second and third days of the Bayram holiday, and the singer captivated the audience with her popular songs, and with a dance performance in which she was accompanied by a group of four male dancers.

The Wind of Hadise Blew Through Kyrenia's Rocks Hotel & Casino

97


Hadise'den önce sahne alan Ediz Onay ve Grubu ile birlikte şovmen Mehmet Ali Erbil de konuklara unutulmaz dakikalar yaşattı. Mehmet Ali Erbil'in sahneye çağırdığı davetlilere kovboy şapkası giydirerek kendi yaptığı hareketlerin tersini davetlilere yaptırması oldukça komik sahnelere neden oldu. Ediz Onay ve Grubu'nun söylediği bazı şarkılara eşlik eden Mehmet Ali Erbil'in ardından sahneye çıkan Hadise, bayramdaki iki konseri sırasında kardeşi Derya Açıkgöz'ün tasarladığı kıyafetleri giydi.

98

Before Hadise came on, the audience enjoyed some unforgettable moments in a performance by showman Mehmet Ali Erbil, who took the stage with Ediz Onay and His Group; there were several hilarious episodes, such as when Erbil invited some of the guests onto the stage and made them wear a cowboy hat and do the opposite of what he did. After Erbil's performance, which included accompanying some of the songs performed by Ediz Onay and His Group, Hadise came onstage wearing the dresses designed by her sister Derya Açıkgöz, which she wore both at the concerts she gave during the Bairam holiday..


Hadise'nin sahneden davetlileri selamlarken “Bazı üzücü olaylar nedeniyle bu kez bayramın hiç tadı yok ama gene de herkesin bayramı kutlu olsun” cümlesini kurması dikkati çekti.

100

Hadise's words when she greeted the audience from the stage caught the audience's attention: 'Because of some tragic events that have happened we are celebrating the Bairam holiday with heavy hearts, but I would still like to wish you all a happy Bayram'.


CITY COFFEES

L

efkoşa'nın Surlariçi Bölgesi'nde mahkemeler karşısında Haziran 2010 yılından beri faaliyet gösteren City Coffees, yarattığı samimi sohbet ortamı ile dikkat çekmektedir.

Salata ve taze sıkılmış meyve suyu çeşitleri ile meşhur olan bu mekanda sandviç-tost çeşitleri, her çeşit kahve ve cheesecake, browni gibi tatlılar mevcuttur. Özellikle genç hukukçularla, Surlariçi Bölgesi'ni gezmekte olan turistler tarafından oldukça rağbet gören ve ofislere servisi de bulunan bu cafe hafta içi 08.00-17.00 ve cumartesi 08.00-15.00 saatleri arasında hizmetinizdedir. İletişim : Özgen Görgüner, 0542 851 50 99

CITY COFFEES

D

rawing you in with its warm atmosphere, City Coffees is the place for a chat with your friends. Located within the walled city of Nicosia just across from the courthouses, the cafe has been offering its services since June 2010. It is famous for its various salads and freshly-squeezed fruit juices, and also serves various types of sandwiches and toasted sandwiches, desserts such as cheesecakes and brownies, and all types of coffee. The cafe is very popular with young lawyers and also tourists visiting the Walled City area, and it offers a delivery service to offices. City Coffees is open during the hours of 08.0017.00 on weekdays and 08.00-15.00 on Saturdays. Contact person: Özgen Görgüner, 0542 851 50 99

101


The IT GIRLS Tango To Buddha'daydı The IT GIRLS Was at Tango To Buddha

G

irne'deki Tango to Buddha Restaurant & Bar'da Kurban Bayramı gecelerinde sahne alan, sadece kadınlardan oluşan İngiliz “The It Girls” grubu yaptıkları şovlarla büyük ilgi çekti. Londra'da, Soho'da sahneye çıkan ünlü kabare şov gruplarından biri olan ve bayram etkinlikleri için ülkemize gelen The It Girls grubu 4 kadın dansçı, müzisyen, vokalist ve DJ'den oluşuyor. Koreografileri ve kıyafetleri ile de göz dolduran grup, Tango To Buddha'da yaptıkları gösterilerde cüretkar ve sempatik tavırlarıyla izleyicilerin beğenisini kazandı. Grubun vokalisti bayramın son gecesi yaptıkları gösteri sırasında “Bugün burada son gecemiz ve inanın ülkemize dönmek istemiyoruz” diyerek, Kuzey Kıbrıs'tan ayrılacakları için üzüntülerini belirtti. Tango To Buddha'da sahneden inerek müşteriler arasına giren grup üyeleri şarkı söyleyerek ve saksafon çalarak izleyicilerle kaynaştılar. Grup üyelerinden ikisinin ellerinde maytaplarla bar masasının üzerine çıkarak danslarına devam etmesi izleyenlere keyifli anlar yaşattı.

T

he It Girls', a British group made up of women only, took the stage at Kyrenia's Tango To Buddha Restaurant and Bar during the Bayram holiday nights, and wowed the audience with their performances. Made up of four female dancers, a musician, a vocalist and a DJ, they are one of the famous cabaret show groups who perform in London and Soho; they came to our country to join us for the Bayram holiday events. The group were eye-catching with their costumes and choreography, and impressed the audience at Tango To Buddha with their bold yet appealing attitude during their shows. On the last night of the Bayram, the group's vocalist said they were sad to be leaving Cyprus: 'Today is our last night here, and believe us, we don't want to go back to our country'. Members of the group came down from the stage and mingled with the audience at Tango To Buddha, singing songs and playing the saxophone. The audience also had some moments of fun when two of the dancers continued to do their dances on top of the bar, holding sparklers in their hands.

103


N

arnia Pub, KKTC' de 1997 ilkbaharından itibaren faaliyet gösteren 'English pub' ile 'bar' kültürünü sentezleyen samimi bir mekandır. Lefkoşa- Surlariçi bölgesindeki harabe olmaya yüz tutmuş bir binanın uzun süren restorasyonu sonucunda hizmete sunulmuştur. Narnia Pub'ın sahibi Mehmet Akbaş'a neden 'Narnia' ismi diye bir soru sorulduğu zaman heyecanla anlatmaya başlıyor; “ Benim için çok önemli bir soru bu. Narnia kitabının yazarı Lewis'e bir röportaj sırasında romandaki karakter olan aslana neden 'azlan', yani aslanın Türkçe karşılığına tekabül eden bir isim konduğu sorulduğu zaman, yazar Türklerin aslan yürekli olduklarını beyan etmiş. Bu durum benim Türklük gururumu okşadı. Yine romandaki 'Azlan'ın çocuklar uğruna yelesini feda etmesi, İsa'nın çarmıha geriliş metaforunu çağrıştırdı bana. Bu yüzden, kitabın ve filmin Türklere, Müslümanlara, Hristiyanlara, kısacası her türlü inanışa ve bütün insanlara hoşgörü ile yaklaştığı neticesine vardım ve benim de Narnia Pub'ta yapmak istediğim tüm insanları hiçbir ayrımcılığa tabi tutmaksızın hoşgörü ile kucaklamak”.

104

T

he Narnia Pub opened its doors in the spring of 1997, offering a warm atmosphere that combines the cultures of the English pub and the bar in the TRNC. A nearly ruined building located in the walled city of Nicosia had to undergo a long process of restoration before it could become Narnia. When Mehmet Akbaş, the owner, was asked why he chose “Narnia” as its name, he started to explain with excitement: “This is quite an important question for me. In an interview they asked Lewis, the author of the Narnia books, why the lion character in the novels is called “Aslan,��� which means lion in Turkish; and he said that Turkish people are lionhearted. This increased my pride in my Turkish identity. And when Aslan sacrificed his mane for the sake of the children in the novel, it seemed to me to be a metaphor for the crucifixion of Jesus. So I came to the conclusion that the books and the film approach Turkish people, Muslims, Christians, in short, every kind of belief and person, with tolerance. And what I want to do in the Narnia Pub is embrace all people with tolerance and without any discrimination”.


NARNIA PUB Narnia Pub, pazar günleri dışında haftanın ger günü 17.00' den gecenin geç saatlerine kadar açıktır. Mekanda şu an üç tane bar bulunmakta.Yeni açılan ikinci kattaki barda, Surlariçi bölgesinin gece manzarası eşliğinde ve ev ortamı havasında dart oyunu da dahil olmak üzere arkadaşlarınızla gidip oyun oynama lüksüne sahipsiniz. Narnia'da genel olarak rock müzik yapılmakla beraber, mekan sahibi her türlü etnik müziğe de açık olduklarını, hatta Latin ülkelerinden özel gruplar getirterek etnik müzik geceleri düzenlediklerini belirtiyor. Cuma- cumartesi canlı müzik yapılan bu mekanda yerli gruplarımızdan 'Prestij' ve 'Sancılı İnek' gruplarını keyifle izleyebilirsiniz. Yine bu mekan, uzun yıllar boyunca ünlü bir grup olan 'Unreal' ile çalışmıştır. Mehmet Bey'den öğrendiğimiz üzere, Narnia'nın daha önceleri de çalışılan birçok ünlü grup ve sanatçıların tümünü getirme gibi bir projesi bulunmaktadır. Proje gerçekleşirse Pinhani, Cem Adrian, Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü ve Ezginin Günlüğü gibi sanatçı/ grupları olağanüstü bir atmosfer ve akustik eşliğinde izleme olanağını bulacağız. Anlaşılan bu yıl Narnia'da sizleri coşkulu geceler beklemektedir. Adres: Nuri Efendi Sokak No.23, Arabahmet- Surlariçi- Lefkoşa Rezervasyon Tel: 0533 859 71 15

The Narnia Pub is open all week (except Sundays) from 5 p.m. till the early hours of the morning. The space now has three bars; there's now a bar that's opened just recently on the second floor, where you can go and enjoy the luxury of playing board games or darts with your friends in a cozy, home-like atmosphere with a view of the walled city at night.

Usually rock music is performed at Narnia, but the pub owner says that they are also open to all kinds of ethnic music; they have even brought in special bands from Latin America and organized ethnic music nights...You can enjoy live performances by local bands like “Prestij” and “Sancılı inek” on Friday and Saturday nights. The pub has also worked for years with “Unreal”, a famous music band.

We've also just learned from Mr. Akbaş that Narnia is working on a project to bring back all the bands and singers who have performed on the stage at Narnia before, and have them perform again. If the project works out, we'll be able to listen to bands and singers such as Pinhani, Cem Adrian, Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü and Ezginin Günlüğü in a fantastic atmosphere with great acoustics. It looks like lively nights will be waiting for you at Narnia. Address: Nuri Efendi Street No.23, Arabahmet - Walled City Nicosia. Reservations: 0533 859 71 15

105


Gürkan Uluçhan

Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express)

Murder on the Orient Express Film Credits: Director: Sidney Lumet

Cast: Albert Finney, Lauren Baccal, Martin Balsam, Ingrid Bergman, Jacqueline Bisset, Sean Connery, Anthony Perkins, Vanessa Redgrave, Wendy Hiller, Jean Pierre Cassel. ProductionYear: 1974 Genre: Detective, mystery

Filmin Künyesi: Yönetmen: Sidney Lumet Oyuncular: Albert Finney, Lauren Baccal, Martin Balsam, Ingrid Bergman, Jacqueline Bisset, Sean Connery, Anthony Perkins, Vanessa Redgrave, Wendy Hiller, Jean Pierre Cassel. YapımYılı: 1974 Türü: Polisiye Konu: “Cinayet Romanları Kraliçesi” olarak anılan Agatha Christie'nin aynı adlı romanından uyarlanan bu filmde, 1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan ünlü Şark Ekspresi'nde işlenen bir cinayet konu edilir. Amerikalı bir milyoner trende ölü bulunur. Trende çok sayıda yolcu arasında ünlü Belçikalı dedektif Hercule Poirot da vardır. Trenin kara saplanıp durması, Poirot' ya yerel yetkililer duruma el koymadan önce cinayeti çözmesi için birkaç saat zaman verecektir. Film çekildiği yıl 6 dalda Oscar'a aday gösterildi. Vanessa Redgrave bu filmle En İyiYardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kucakladı. Bu filmi izlemeniz için 5 neden: 1- Filmin İstanbul'da geçen başlangıç sahneleri için. 2- Agatha Christie uyarlamaları içerisinde en iyi film olduğu için. 3- Bu güne kadar hiçbir filmde göremeyeceğimiz kalabalık oyuncu kadrosu için. 4- Dünyaca ünlü hafiye Hercule Poirot ile tanışmak için. 5- Senaryosu, kurgusu ve film boyunca izleyiciye verdiği ipuçları ile hakiki bir 'katil kim polisiyesi' izlemek için.

Storyline: 'Murder on the Orient Express' is a screen adaptation of the popular novel by Agatha Christie, who is known as 'The Queen of Murder Mysteries'. In the 1930s the famous Orient Express train ran from Istanbul to Paris, and a murder on the train is the event around which the plot of this movie revolves. An American millionaire is found dead on the train, and among the passengers on the train is the famous Belgian detective, Hercule Poirot. The train gets stuck on the tracks, and this gives Poirot only a few hours in which to solve the murder before local authorities take charge of the situation. The year the movie was produced it was nominated for six Oscar awards; and for her performance, Vanessa Redgrave received the award for Best Actress in a Supporting Role. Five reasons to watch this movie : 1- For the opening scenes, which were set in Istanbul. 2- For the best adaptation of an Agatha Christie novel. 3- For the largest cast of characters found in a movie, even up to today. 4- To meet world-renowned detective Hercule Poirot. 5- To watch a real 'detective movie' with its scenario and fiction, and to guess the meaning of the hints given to the audience throughout the movie.


BARBAR CONAN (CONAN THE BARBARIAN)

CONAN THE BARBARIAN

Film Credits Director: Marcus Nispel Cast : Jason Momoa, Ron Perlman, Stephen Lang, Rose McGowan, Rachel Nichols Production Year: 2011 Genre: Fantasy Storyline: This film describes the battles of the Cimmerian warrior Conan against terrifying monsters, evil witches, sorcerers, and similar powers of evil, as he seeks revenge for the death of his father and the destruction of his village. Five reasons to watch this movie :

Filmin Künyesi: Yönetmen: Marcus Nispel Oyuncular: Jason Momoa, Ron Perlman, Stephen Lang, Rose McGowan, Rachel Nichols Yapım Yılı: 2011 Türü: Fantastik Konu: Film, Kimmeryalı savaşçı Conan'ın, babasının ve yok edilen köyünün intikamını almak için ürkütücü canavarlar, kötü ruhlu cadılar, büyücüler ve buna benzer güçlü kötülüklerle savaşmasını anlatıyor. Bu filmi izlemeniz için 5 neden: 1-Çocukluk kahramanımız Conan'ı üç boyutlu olarak izlemek için 2-Arnold Schwarzenegger'le özdeşleşen Conan karakterinin yeni haliyle tanışmak için 3-Fantastik, bol maceralı bir intikam filmi izlemek için 4-The Texas Chainsaw Massacre, Friday the 13th gibi filmlerin yeniden çevrimini yapan başarılı yönetmen Marcus Nispel'in yeni marifetini izlemek için. 5-Kötü ruhlu bir cadıyı canlandıran Rose McGowan'ın (Charmed, Scream, Death Proof, Planet Terror) performansı için.

1-To watch our childhood hero Conan in 3-D. 2-To meet a new version of Arnold Schwarzenegger, who plays the role of Conan. 3-To watch a fantastic, adventure-filled revenge movie. 4-To see the ingenious innovations of acclaimed director Marcus Nispel, who has done remakes of such movies as 'The Texas Chainsaw Massacre' and 'Friday the 13th'. 5-For the performance by Rose McGowan (Charmed, Scream, Death Proof, Planet Terror), who convincingly plays the role of an evil witch in the movie.


AKIL SORULARI / MENTAL QUESTIONS

Gürkan Uluçhan

1- Elimizde 12 adet bilardo topu ve bir adet antika, eşit kollu terazi bulunmaktadır. Tümü aynı renk ve büyüklükte olan 12 adet bilardo topundan sadece bir tanesi diğerlerinden daha ağırdır. En fazla üç deneme hakkımız vardır ve üç deneme neticesinde ağır olan topu bulmamız gerekmektedir. Sizce bunu nasıl yapabiliriz ? 2- Askerin biri, esir aldığı diğer askere demiş ki: “Bana öyle bir şey söyle ki, eğer söylediğin yalan ise seni kurşuna dizeceğim, ama eğer doğru ise seni asacağım”. Bunun üzerine esir asker bir cümle söylemiş ve serbest kalmış. Esir asker acaba ne demiş ? 3- Adamın biri, bir tilki, bir piliç ve bir çuval mısırı nehrin bir yakasından öteki yakasına geçirecekmiş. Adam kayıkta yanında yalnız bir şey taşıyabiliyormuş. Eğer tilki ile piliç yalnız kalırlarsa, tilki pilici yer, eğer piliç ile mısır çuvalı yalnız kalırlarsa, piliç mısırı yer. Bu durumda adam bütün bunları karşı kıyıya nasıl taşır? 4- Bir zamanlar çok zengin bir iş adamı uçakla uzun bir seyahate çıkmak ister. Tam bu niyetle şirketten çıkarken şirketin gece bekçisi onu durdurup kesinlikle uçakla seyahate çıkmaması gerektiğini, çünkü kendisinin az önce rüyasında uçağının bir dağa çakılacağını gördüğünü söyler. İş adamı, bunu pek kafaya takmaz ama yine de içinde bir şüphe kalır ve seyahatten vazgeçer. Gerçekten de ertesi gün kendi gideceği yere yolculuk yapan uçağın dağa çakıldığı haberini alır ve hemen gece bekçisine yüklü bir miktar para verip onu işinden kovar. Hayatını kurtardığı için gece bekçisine para vermiştir. Sizce bekçi neden işinden kovulmuştur?

4. Gece bekçisi görev sırasında uyuduğu için. 3.Adam, önce pilici karşı kıyıya taşır, geri gelir, tilkiyi alır karşı kıyıya bırakır, bu esnada pilici yanına alır, sonra pilici bırakır, ardından yanına mısır çuvalını alır pilici bırakır, karşı kıyıya mısır çuvalını bırakır, sonra da geri dönüp pilici alır ve karşı kıyıya geçer. 2- Esir asker, “Beni kurşuna dizeceksin” demiş. Eğer onu kurşuna dizerlerse esir doğruyu söylemiş olacak ki bu durumda asılması gerekirdi. Eğer onu asarlarsa yalan söylemiş olur ki bu durumda da kurşuna dizilmesi gerekirdi. 1- 12 tane bilardo topunu 6'lı iki gruba ayırarak eşit kollu terazide tartarız. Ağır gelen 6 topun olduğu grubu da 3'lü iki gruba ayırarak yine eşit kollu terazide tartarız. Bu işlem sonucunda elimizde biri daha ağır olan 3 top kalır. Bu 3 toptan rastgele 2 tane seçip tartarız. Eğer iki topun da ağırlıkları eşitse tartmadığımız top ağır olandır. Eğer 2 toptan biri ağırsa zaten sonucu bulmuş oluruz. Cevaplar:

108


1-We have 12 snooker balls and an old pair of weighing scales. All the snooker balls are the same colour and size, except for one, which is heavier than the others. We only have three chances to use the scales to find the heavier snooker ball. How can we do this? 2- An officer said to a soldier who had been captured, 'Tell me something, and if it's a lie I'll shoot you; but if it's true I'll hang you'. The captured soldier spoke one sentence, and as a result he was released. What did he say? 3- A man has to cross a river with a fox, a chicken, and a bag of corn. The man can only carry one thing with him in the boat. If the fox and the chicken stay together, the fox will eat the chicken; and if the chicken stays with the bag of corn, it will eat the corn. Under these conditions, how is he going to carry all these things across the river? 4- Once upon a time, a very rich businessman wanted to take a plane trip, but when he was leaving the company premises to do this, the night watchman stopped him and told him that he shouldn't go on the trip because he had had a dream just a little while earlier, and in his dream the plane had crashed on a mountain. The businessman didn't take the dream seriously, but he started to have doubts about taking the trip and changed his mind. The next day he received the news that the plane he had planned to travel on really did crash on a mountain. After giving the night watchman a fair amount of money, he fired him from his job. But he gave him money as a reward for saving his life, so why did the watchman get fired?

1-After grouping the 12 snooker balls into two groups of 6, we weigh them on the scale. We then separate the heavier group of 6 balls into two groups of 3 balls and weigh them. After this, we are left with 3 balls, one of which heavier than the others. We choose two of the 3 balls and weigh them on the scale. If the weight of the two balls is the same, then the unweighed ball is the heaviest one. If one of the two balls is heavier, then we've got the result we were looking for. 2- The captured soldier said, 'You will shoot me'. If they had shot him, he would have been telling the truth, in which case he should have been hung instead. If they had hung him, he would have been telling a lie, in which case he should have been shot. 3-First, the man carries the chicken across the river, and then he goes back and takes the fox with him to the other side of the river. At that time, he takes the chicken back with him to the other side and leaves it there, while he carries the bag of corn across the river. He leaves the corn with the fox, and finally goes back, gets the chicken, and carries it across the river. 4-Because the night watchman had been sleeping when he was supposed to be working. Answers:

109


1 5 1 6 4 7 3 9 2 8

4 7 8 1 9 2 6 3 5

6 4 7 9 1 8 3 5 2

3 9 5 7 2 4 8 1 6

1 8 2 5 3 6 4 7 9

7 5 9 3

1 2 6 4

8 6 1 2 4

7 5 9 3 8

2 3 4 6 5 9 7 8 1

2 4 1 6 8 5 3 2 9 7

9 3 5 2 6 7 1 4 8

7 2 8 4 1 9 6 5 3

3 6 2 9 7 8 4 1 5

8 5 9 1 3 4 7 2 6

1 4 7 5 2 6 8 3 9

2 7 3 6 4 5 9 8 1

5 9 4 7 8 1 3 6 2

6 8 1 3 9 2 5 7 4

3 2 4 1 5 9 3 7 6 8

3 8 9 6 7 2 5 1 4

7 5 6 8 4 1 2 3 9

9 6 7 3 8 4 1 5 2

1 3 5 7 2 9 8 4 6

4 2 8 1 5 6 9 7 3

8 1 2 4 6 7 3 9 5

5 7 4 9 3 8 6 2 1

6 9 3 2 1 5 4 8 7

7

1 9 6 6 8 3 5 4 1 8

9 2 3 8 6 5 1 4 7

110

8

6 7 8 3 6 4 7 5

4 1 3 5

2

2 1 8 3 1 9

6 7

3

6 5 8 2 9 7 3 3 5 6 1 4 8 3 8 3 6 4 7 8 9 2 6 2 3 5 7

9 8 4 2 2 7 5 3 8 9 1 3 8 4 3 2 1 5 1 9 4 3 5 7

1

7

9 3 5

2

1 2

6

2

SUDOKU BULMACA / PUZZLE


ACİL NUMARALAR / EMERGENCY NUMBERS

önemli numaralar :

Important telephone numbers for visitors to the TRNC:

KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı: KKTC Tarım ve Orman Bakanlığı: KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı: Lefkoşa- Turizm Bakanlığı Danışma Bürosu: Lefkoşa Belediyesi: Lefkoşa Derviş Paşa Müzesi: Lefkoşa Kütüphane ve Taş Eserleri Müzesi: Lefkoşa Lüzinyan Evi: Lefkoşa Mevlevi Tekke Müzesi: Lefkoşa Polis: Lefkoşa Devlet Hastanesi: Lefkoşa Elektrik Arıza: Lefkoşa Galeria Cinema: Lefkoşa Mısırlızade Sineması: Lefkoşa Lemar Cineplex: Gazimağusa Turizm Danışma Bürosu: Gazimağusa Belediyesi: Gazimağusa Canbulat Müzesi: Gazimağusa St.Barnabas Müzesi: Gazimağusa Yeni İskele İkon Müzesi: Gazimağusa Devlet Hastanesi: Gazimağusa Elektrik Arıza: Gazimağusa Galeria Sinema: Girne Belediyesi: Girne Barış ve Özgürlük Müzesi: Girne Bellapais Manastırı: Girne Güzel Sanatlar Müzesi: Girne Kalesi ve Müzeleri: Girne Halk Sanatları Müzesi: Girne Galleria Sinema: Girne Lemar Cineplex: Güzelyurt Belediyesi: Güzelyurt Müzesi: Girne Akçiçek Hastanesi:

0392- 22- 86838 0392- 22- 83594 0392- 6112000 0392- 22-89629 0392- 22-85221 0392- 22- 73569 0392- 22- 84349 0392- 22- 71285 0392- 22- 71283 0392- 22- 83311 0392- 22- 85441 0392- 22- 75557 0392- 22- 77030 0392- 22- 89698 0392- 22- 35395 0392- 36- 62864 0392- 36- 64556 0392- 36- 65498 0392-36- 48331 0392- 37- 12933 0392- 36-48986 0392-36-65514 0392-36- 51270 0392- 81- 51884 0392- 82- 18616 0392- 81- 57540 0392- 81-52287 0392- 81-52142 0392- 81- 57688 0392- 81- 59433 0392- 82- 23399 0392- 71- 42018 0392- 71- 42202 0392-81- 52266

TRNC Ministry of Economy and Tourism: TRNC Ministry of Agriculture and Forestry: TRNC Ministry of the Environment and Natural Resources: Nicosia – Ministry of Tourism Information Office: Nicosia Municipality: Nicosia Dervish Pasha Museum: Nicosia Library and Lapidary Museum: Nicosia Lusignan House: Nicosia Mevlevi Dervish Lodge: Nicosia Police Station: Nicosia State Hospital: Nicosia Electricity Repairs: Galleria Cinema: Nicosia Mısırlızade Cinema: Nicosia Lemar Cineplex: Famagusta Tourism Information Office: Famagusta Municipality: Famagusta Canbulat Museum: Famagusta St. Barnabas Museum: Famagusta-İskele Icon Museum: Famagusta State Hospital: Famagusta Electricity Repairs: Famagusta Galleria Cinema: Kyrenia Municipality: Kyrenia Peace and Freedom Museum: Kyrenia Bellapais Abbey: Kyrenia Fine Arts Museum: Kyrenia Castle and Museum: Kyrenia Folk Art Museum: Kyrenia Galleria Cinema: Kyrenia Lemar Cineplex: Omorphou Municipality: Omorphou Museum: Kyrenia Akçiçek State Hospital:

0392- 22- 83594 0392- 22- 83594 0392- 6112000 0392- 22-89629 0392- 22-85221 0392- 22- 73569 0392- 22- 84349 0392- 22- 71285 0392- 22- 71283 0392- 22- 83311 0392- 22- 85441 0392- 22- 75557 0392- 22- 77030 0392- 22- 89698 0392- 22- 35395 0392- 36- 62864 0392- 36- 64556 0392- 36- 65498 0392-36- 48331 0392- 37- 12933 0392- 36-48986 0392-36-65514 0392-36- 51270 0392- 81- 51884 0392- 82- 18616 0392- 81- 57540 0392- 81-52287 0392- 81-52142 0392- 81- 57688 0392- 81- 59433 0392- 82- 23399 0392- 71- 42018 0392- 71- 42202 0392-81- 52266

Sağlık Sorunları: Yangın: Orman Yangını:

0392- 112 0392- 199 0392- 177

Health Problems: Fire: Forest Fires:

0392- 112 0392- 199 0392- 177

KKTC'yi ziyaret edenler için

111



8