__MAIN_TEXT__

Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

PART‹ZAN Kas›m-Aral›k 2008

Say›: 67

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 3 YTL

ISSN: 1303-0078

✔ Resmi ideolojilerin

ORTADO⁄U’NUN RI A L K L A H I C N A Y S ‹ ✔ Obama ile de¤iflim mümkün mü? Sayfa: 12

ezilenlerin tarihini unutturmak veya çarp›tmak için yapt›klar› karfl›s›nda bu tarihin s›n›fsal aç›dan incelenmesi s›n›f mücadelesinin önemli bir halkas›d›r. Sayfa 71

✔ Emperyalist saflaflmalar ve halklar›n pay›na düflenler Sayfa: 20


RINDA A L O R Ü B CILIK M I Y A Y T U UM


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:8/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Çilem Önsel Bask›: Yön Matbaac›l›k Davutpafla Cad. 75/2 B 366 Topkap›/‹stanbul 0212 544 66 34 ISSN. 1303-0078 e-mail: umutyayimcilik@ttmail.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0537 270 75 60 ➧ ANKARA: SIHHIYE MAH. SÜLEYMAN SIRRI SOK. YUNT AP. NO: 19/7 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 430 67 65 Cep: 0 543 453 89 84 ➧ ‹ZM‹R: 856. SOKAK, NO: 48/203 KEMERALTI-KONAK TEL: (0232) 446 78 07 Cep: 0 555 561 04 03 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAH. TURGUT TEMELL‹ CD. BARIfi ‹fiHANI KAT: 3 NO: 94 ➧ BURSA: SELÇUK HATUN MAHALLES‹, ÜNLÜ CAD, SÖNMEZ ‹fi SARAYI KAT:2 NO: 185 HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ MERS‹N: S‹L‹FKE CAD. ÇAVDARO⁄LU ‹fiHANI KAT: 3 NO: 118 MERS‹N Cep: 0 545 685 25 27 ➧ ERZ‹NCAN: ORDU CAD. ORDU ‹fiHANI KAT:3 TEL: 0 446 223 67 18 Cep: 0 536 697 94 19 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 AS-DRUCK DUISBURG-ALMANYA TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959

Hesap Numaralar›m›z; Yurtiçi: Selma fiahin: Ziraat Bankas› Aksaray ‹stanbul fiubesi 48209849-5002 Yurtd›fl›: Selma fiahin Ziraat Bankas› Aksaray fiube Euro hesap numaras›: 48209849-5001 Vak›flar Bankas› Aksaray fiube Euro hesap numaras›: 00158048000527074 ‹fl Bankas› Parmakkap› fiube Euro hesap numaras›: 1042 0175785

PART‹ZAN’DAN Merhaba Egemen s›n›f klikleri aras›ndaki çat›flmalar›n devam etti¤i ve yaflanan krizin sonuçlar›n›n emekçi halk›m›za dayat›ld›¤› bir süreçte yeni bir say›m›zla daha sizlerle birlikteyiz. Egemenler aras›nda uzun bir süredir devam eden ve yerel seçimlerin yaklaflmas› ile birlikte dozaj›n› art›ran çat›flmalar›n yan›s›ra krizin etkileri de görülmeye ve hissedilmeye baflland›. ‹lk aç›klamalar›nda “biz al›fl›¤›z, kriz bizi etkilemez” fleklinde sözler sarfeden Baflbakan R. Tayyip Erdo¤an, yaflanan geliflmeler karfl›s›nda “sonuçlar›na haz›rl›kl› olmal›y›z” fleklinde konuflmaya bafllad› bile. Ayr›ca birçok fabrika yüzlerce iflçiyi kap›n›n önüne koyarken, onlarcas› da bu yönde aç›klamalar yaparak önümüzdeki sürecin iflaretlerini verdi. Öyle ki, yap›lan araflt›rmalara göre 2008 y›l›n›n bafl›ndan itibaren iflten at›lan iflçi say›s› 20 binin üzerindedir. Bu geliflmeler karfl›s›nda ülkemiz egemen s›n›flar›n›n tek yapt›¤› ise t›pk› efendileri gibi krizin faturas›n› emekçilere kesmenin yollar›n› aramakt›r. Bir yandan aralar›nda çat›flmalara devam ederken, di¤er yandan iflçi ve emekçilerin en küçük hak talebine sald›r›larda ortaklaflmalar›n›n nedeni budur. Ancak devam eden birçok direniflin ve yeni örgütlenen eylemlerin gösterdi¤i gerçek, emekçi y›¤›nlar›n bu faturay› ödememekte ›srarl› olaca¤›d›r. Böylesi hareketli bir süreçte yay›mlad›¤›m›z dergimizin ilk yaz›s› da yukar›da bahsini etti¤imiz ekonomik kriz ve ülkemizdeki etkileri üzerine. ‹kinci yaz›m›z ABD emperyalizminin yaflad›¤› krizle de oldukça yak›ndan ilgili olan Baflkanl›k seçimlerinin sonuçlar›na dair bir de¤erlendirme. Üçüncü yaz›m›z geçti¤imiz aylarda kamuoyunda oldukça yer tutan Kafkaslar sorunu üzerine. Gürcistan’›n Güney Osetya’y› iflgalinin ard›ndan Rusya’n›n Gürcistan’da iflgale giriflmesi üzerine yaflanan geliflmelerin ard›ndan de¤erlendirmemizi ilgiyle okuyaca¤›n›z› tahmin ediyoruz. Bir di¤er yaz›m›z da haklar›nda oldukça farkl› de¤erlendirmeler bulunan kamu emekçilerine bizim bak›fl›m›z üzerine. Beflinci yaz›m›z Teori ve Politika dergisinin 46. say›s›nda yay›mlanan ve Partizan dergisinin 65. say›s›ndaki ulusal sorun konulu yaz›y› elefltiren makaleye yan›t niteli¤indedir. Alt›nc› yaz›m›z daha önceki say›lar›m›zda da yer verdi¤imiz sanat üzerine yaz›lar›m›z›n bir baflka bölümünü (M›s›r sanat›) oluflturuyor. “Ortado¤u’nun isyanc› halklar›” bafll›kl› son yaz›m›z da bu co¤rafyadaki çeflitli ayaklanmalar› inceleyerek buralardan ç›kart›lan hayati önemdeki derslerin günümüze ›fl›k tutmas›na küçük bir katk› sa¤lamak içindir. Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle…. Dostlukla…


“B›rak›n›z yaps›nlar, b›rak›n›z geçsinler, ama b›rakmay›n›z bats›nlar!”

Emperyalizmin krizi büyüyor...

Varl›k temeli sömürüye dayanan kapitalist sistem, kendi sonunu h›zland›racak biçimde afl›r› ve plans›z üretime devam eder. Varl›¤›n› sürdürebilmek, rekabet gücünü art›rabilmek ve güçlenebilmek için sömürüyü yo¤unlaflt›rmak zorunda olan burjuvazi, bu flekilde kendi mezar›n› da kazar. Krizler, burjuvazinin sömürüsünün yo¤unlaflmas›ndaki patlama anlar›d›r. Yani s›n›f çeliflkilerinin keskinleflti¤i anlard›r.

2


PART‹ZAN 67 Marks’›n kriz teorisi bir kez daha, tüm dünyay› sarsan son krizle geçerlili¤ini kan›tlad›. ABD’de bafllayan kriz, tüm emperyalist ülkeleri ve yar›-sömürgeleri sard›. Tüm sömürücü s›n›flar, krizden en az zararla kurtulman›n telafl›na düflmüfl durumdalar. Her krizde oldu¤u gibi, bu krizde de, emperyalist sistem savunucular›, kalemflörleri, büyük bir gayretkefllikle, krizin esas nedenlerini, özünü gizlemeye çal›fl›yorlar. “S›n›flar› tarihin karanl›¤›na” gömdü¤ünü söyleyen burjuvazi, hala, sömürüyü yo¤unlaflt›rmas›n›n, üretim anarflisinin ve azami kâr h›rs›n›n sonuçlar›n›, “s›n›fs›z” bir sistemle aç›klamaya çal›fl›yor. Krizin nedenlerini ya para politikas›n›n yanl›fl uygulanmas›na ya yanl›fl yat›r›mlara ya da hükümetlerin beceriksizli¤ine ba¤l›yor. Bu flekilde ayn› zamanda sistemi kutsay›p, emekçilerin de pefline tak›lmas›n› sa¤lamaya çal›fl›yor. ‘90’lar›n bafl›nda, liberalizm, tarihin son ve mutlak sistemi olarak ilan edilmiflti. ‹nsanl›¤›n varaca¤›-varabilece¤i en son, en üst aflama olarak liberalizm gösterilmiflti. “Yeni Dünya Düzeni (YDD), küreselleflme, s›n›flar›n-ulus devletin sonu” vb. ideolojik söylemlerle, tarihin en büyük sömürücü sistemi bir kez daha kutsanm›flt›. Bu sefalet, 90’lar›n sonlar›nda duruldu. Legal ve silahl› mücadele biçiminde geliflen direnifllerle büyüyen anti-emperyalist bilinç, emperyalistler aras› dalafl›n da keskinleflmesini sa¤lam›flt›r. Liberalizmin “kutsall›¤› ve mutlakl›¤›” bir kez daha sorgulanmaya baflland›. Son yaflanan krizle birlikte liberalizmin, insanl›¤›n düflman› oldu¤u ve bir kez daha temellerinin çürümüfl oldu¤u daha iyi görüldü. Dünyan›n jandarmal›¤›na soyunan ABD, sömürüyü en fazla yo¤unlaflt›ran emperyalist hayduttur. Dünya pazarlar›n›n daralmas›, emperyalist dalafl›n k›z›flmas›, di¤er emperyalistlerin güçlenmesi, direnifllerin büyümesi vb. nedenler ABD ekonomisini zora soktu. Afl›r› üretimin yaratt›¤› meta fazlas›n› tüketmek ve enerji kaynaklar›na hakim olmak için açt›¤› savafllar da onu bu durumdan tam olarak kurtaramad›. Böylece ABD, Roma ‹mparatorlu¤u gibi gücünün doru¤undayken temelleri sars›lmaya bafllad›.

ABD, 13.8 trilyon dolarl›k has›las› (2007 y›l›) ile dünyan›n en büyük ekonomik gücü konumundad›r. Dünyadaki meta ihrac›n›n yaklafl›k yar›s›n› gerçeklefltiren ABD, tüm dünya pazarlar›yla iliflki halindedir. ABD, Japonya ile birlikte, dünyan›n en büyük mali piyasalar›na sahiptir ve para piyasas› fonlar›, yaklafl›k 3.4 trilyon dolar› bulmaktad›r. Bu yönüyle dünya borsalar›n› ve kredi piyasalar›n› yönlendirebilen bir özelli¤e sahiptir. Bu ekonomik gücüne paralel, askeri gücü de dünyan›n en büyü¤ü konumundad›r. Dünya savunma bütçesinin yaklafl›k yar›s›n› tek bafl›na harcayan ABD, dünyan›n en güçlü ordusuna sahiptir. Ancak ABD, 2000’lerle birlikte ekonomisinde bafllayan daralma ile gücünü kaybetmeye bafllad›. Emperyalist dalafl ile direniflleri büyümesi ABD’yi sald›rganl›¤a ve dolay›s›yla sömürüyü yo¤unlaflt›rma ile daha fazla harcamalarda bulunmaya zorlad›. Bu durum, ABD’yi üretti¤inden fazlas›n› harcamaya götürdü. Di¤er taraftan, mali sermayenin asalakl›¤›n›n s›n›r›na gelmesi ile birlikte ABD’de kriz patlak verdi. Krizin patlamas›, gayr-i menkul krizi ile bafllad›. 2007 yaz›nda patlayan bu kriz tüm önlemlere ra¤men büyümeye devam etti. ABD, artan harcamalar›n› sadece yar›-sömürgelerden de¤il kendi ülkesinin halk›ndan da ç›kar›yordu. Geçmiflteki, yar›-sömürgelerden elde edilen zenginlik ile, kendi emekçilerini “susturma” dönemi kapand›. Sömürünün yo¤unlaflmas›n›n boyutu art›k buna elvermiyor. Tüm emperyalist ülkelerde iflsizlik, yoksulluk ve sosyal hak gasplar› ayyuka ç›km›fl durumda. Bu krizin sonucu olarak birçok banka ve flirket batt›. Binlerce kifli iflsiz kald›. Mali piyasalar da, bu krizin sonucu olarak, güvensizlikbelirsizlik sorununu dolay›s›yla istikrars›zl›¤›n› dalgal› bir flekilde günümüze kadar korudu. Mali piyasalar, paradan para kazan›lan yerlerdir. Kapitalist üretim için gerekli krediyi sa¤larlar ve buradan kazand›klar› faiz ile üretime do¤rudan kat›lmad›klar› halde, art›-de¤erin bir k›sm›n› gasp ederler. Faizin yani rant›n varl›¤› üretime dayan›r. Yani art›-de¤erin bir k›sm›n›n gasp›d›r. Mali pi-

3

Emperyalizmin krizi büyüyor

ABD ve kriz


Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67 listler, bu zincirleme reaksiyona karfl› toptan bir “kurtarma” operasyonuna giriflti.

yasalar, azami kâr h›rs›yla, bu kadar›yla yetinmeyip daha fazlas›n› ister. Üretim, art›k rant›faizi-gasp› karfl›layamayacak bir hale gelir. Böylece kriz oluflur. ABD’de patlak veren kriz de böyle bafllam›flt›r. Üretimde karfl›l›¤› olmayan kontratlar, tahviller vb’leri art›k sömürecek bir alan bulmakta zorlan›rlar. Bu, krize yol açar. Genelde “yat›r›m bankac›l›¤›” ad›n› alan kurulufllar, risk oran› yüksek, üretimde karfl›l›¤› kesin olarak bilinmeyen, uzun vadeli “yat›r›mlar”› sürdüremez hale geldiler. Böylece en zay›f olanlar batmaya bafllad›. Bu tür flirketler, türev piyasalarda faaliyet yürütür. Hem üretimle hem de emekçilerle do¤rudan ba¤ kurmayan bu piyasalar, finanssal varl›klar›n (bono, tahvil, senet, borç kontratlar› vb.) fiyat fark›ndan türetilen araçlarla var olur. Spekülatif fiyatlar üzerinden de¤erlendirme yaparak “yat›r›m” araçlar› gelifltirir. Carry Trade sistemi gibi, FED’den % 5 faizle para (kredi) al›p, % 20-25 faizle Türkiye gibi ülkelere borç (kredi) vererek aradaki fark›, birkaç “t›k”la cebe indirirler. Ya da batan flirketleri veya borçlar› devralarak bunlardan büyük kâr sa¤larlar. Ve bunlar›n hepsi, art›-de¤erin daha fazla gasp edilmesi ile gerçekleflir. Bu türev piyasalar›n y›ll›k ifllem hacmi 450 trilyon dolard›r. Bu piyasalar›n kontrol hacmi ise 600 trilyon dolar› afl›yor. Yani dünyadaki tüm ücretlilerin toplam ücretinden ve tüm dünyada üretilen metalar›n de¤erinden yaklafl›k 10 kat fazlad›r bu rakam. Dolay›s›yla bir balon gibi fliflirilen bu piyasalar›n patlamas› kaç›n›lmazd›r. ABD’de olan da buydu. ABD, dünya mali piyasalar›ndaki en büyük flirketlerden baz›lar›na sahiptir. Bunlar hem ABD’de hem de di¤er ülkelerde büyük-güçlü bir denetime sahiptir. Dünya mali piyasalar›, a¤ gibi birbirini sard›¤›ndan dolay›, ABD’deki kriz, tüm dünyay› sarm›flt›r. Daha do¤rusu tetiklemifltir. Mali sermaye, hiçbir zaman tek bir ülkede kalamayaca¤›ndan dolay› tüm dünyay› dolafl›r. Bu yüzden de mali krizler zincirleme etki yaratmaktad›r. Bu etki, krizin büyüklü¤üne ba¤l› olarak de¤iflse de son krizin zincirleme etkisi tüm dünyay› sarst›. Bu yüzden tüm emperya-

“Kurtarma” operasyonlar›: “Sosyalist darbe”mi? Serbest piyasay› kutsayan, “sihirli bir el”in piyasay› düzenleyece¤ine iman edenler, flimdi, sihrin bozuldu¤unu ve devletin ekonomiye müdahale etmesinin zorunlu oldu¤unu savunuyorlar. Serbest pazar›n, “b›rak›n yaps›nlar”›n en ateflli savunucusu ve bafl temsilcisi ABD, “kur-

tarma” operasyonlar›n›n en büyü¤ünü haz›rlad›. Merkez Bankas›, piyasaya sürekli nakit pompal›yor, bat›k baz› flirketleri devletlefltiriyor. Dahas› hükümetin borçlar›n›n limiti art›r›l›yor. Bat›k flirketler için 700 milyar dolarl›k bir “kurtarma paketi” haz›rland›. Baflkanl›k seçimlerine denk gelen paket, demokratlar›n muhalefeti dolay›s›yla yasallaflmad›ysa da, bu, sonucu de¤ifltirmeyecek. Çünkü, farkl› yollarla bu para, flirketlere aktar›lacak. ABD Merkez Bankas› FED, di¤er ülkelerle ortak hareket ediyor. FED, piyasalara 180 milyar dolar; Japonya, Avustralya, Hindistan ve Endonezya 42

4


Bush, “Biz sistemin bütününün sa¤l›¤› ile ilgiliyiz. K›sa vadede yap›lacak düzenlemeler, yat›r›mc›lar ve batan flirketlerin çal›flanlar› için can ac›t›c› olabilir. Uzun vadede sisteme olan güven tamd›r; bu s›k›nt›lar› aflabiliriz” diyerek niyetini a盤a vurmufltur. (Milliyet-16.09.2008) Kapitalizm, iki karfl›t s›n›f›n varl›¤› temelinde yaflam bulur. Proletaryan›n art›-de¤er yaratmas› sistemi var eder. Dolay›s›yla baflta proletarya olmak üzere tüm emekçilerin sömürüsünün devam› için, sistemin meflruiyetinin sürmesi zorunludur. Bu meflruiyet olmaks›z›n sistem uzun süre var olamaz. ABD ve di¤er emperyalist haydutlar›n da “kurtarma, destek” vb. operasyonlar› temelinde yapmaya çal›flt›¤› budur. “Kurtarma” operasyonlar› sadece ekonomik bir müdahale de¤ildir. Ekonomik toparlanman›n, ideolojik meflruiyet temelinde gerçeklefltirilmesidir. Çünkü bu meflruluk sa¤lanmad›¤› sürece, ekonomik toparlanma da mümkün olamaz. Her sistem, meflru oldu¤u, kabul edildi¤i sürece yaflayabilir.

milyar dolar›; Avrupa Merkez Bankalar› 70 milyar dolar› bir hafta içinde pompalad›. Bundan birkaç gün sonra ise Avrupa Merkez Bankas› 64 milyar dolar› daha piyasaya pompalad›. Rusya ise önce 120 milyar dolarl›k sonra da 70 milyar dolarl›k iki “kurtarma” paketi haz›rlad›. Piyasalara nakit aktarmak d›fl›nda, hem ABD’de hem de Avrupa genelinde birçok bat›k flirket devletlefltirildi. Devletlefltirme ifllemleri de sürüyor. ABD’nin en büyük sigorta flirketi AIG ve en büyük mevduat bankas› WaMu, FED taraf›ndan sat›n al›nd›. FED, AIG’un iflas›n›n zincirleme reaksiyona neden olabilece¤ini belirterek, bu sat›n alman›n “zorunlulu¤unu” dile getirdi. ABD Baflkan› G. W. Bush bu durumu flöyle savunuyor: “ABD hükümetinin mali piyasalara müdahalesi on y›llar›n en kötü krizini durdurmak ve gergin tüketicilerin sakinleflmesi için sadece hakl› de¤il; ayn› zamanda zorunludur... ABD ekonomisi efli görülmemifl güçlüklerle karfl› karfl›ya. Biz buna efli görülmemifl önlemlerle karfl›l›k veriyoruz.” (Taraf Gazetesi) Bush’un “efli görülmemifl önlemler” tabiri, kat›ks›z bir burjuva ideolojinin yalan›d›r. Devlet zaten burjuvazinin devletidir. Devlet, burjuvazinin, di¤er s›n›flar› tahakküm arac›d›r. Haliyle, devletin tüm olanaklar›, burjuva devletin var olufluyla birlikte, burjuvazinin elindedir. Bush’un devlet müdahalesini meflrulaflt›rma çabas›, her zamanki gibi devletin özünü karartma temelinde gerçekleflmektedir. Bush’un haz›rlad›¤› 700 milyar dolarl›k “kurtarma” paketi de, her zamanki gibi, emekçilerin s›rt›ndan karfl›lanmak isteniyor. Kuruluflundan beri anti-komünist olan ABD, devletçili¤e bile en fazla karfl› ç›kan devletlerin bafl›ndad›r. Oysa flimdi, di¤er emperyalistlerle el birli¤i içinde, devlet müdahalesinin zorunlulu¤undan bahsediyorlar. ABD, aç›kça, emperyalist flirketlerin ABD ekonomisinin temeli ve bekas›n›n dire¤i oldu¤unu ifade etmekten çekinmiyor. Ancak, emekçilerin yaflam ve geçim koflullar›n›n da bu temele ba¤l› oldu¤u manipülasyonu ile kitleleri pefline sürüklemeye çal›fl›yor. Burada temel amaç, sistemi korumakt›r.

Krizin sonuçlar› ve etkisi Krizin boyutlar›, henüz buzda¤›n›n görünen k›sm›d›r. Buna ra¤men etkileri tüm dünyada hissedilmektedir. Son bir y›lda 15 büyük banka batt›. (29 Eylül 2008 itibariyle) ABD’de 5 Eylül’de aç›klanan verilere göre son haftalarda 84 bin kifli iflsiz kald›. S›rf bu y›l, 605 bin kifli iflsiz kald›. Birçok banka ve emperyalist tekel, binlerce iflçi ç›karmaya devam edece¤ini aç›klad›. Bu durum, krizlerin kronik etkilerinden olan, iflsizli¤in art›fl›n›n sürece¤ini göstermektedir. ABD dahil, tüm emperyalist devletler, flirket hisselerinin a盤a sat›fl›n› yasaklad›. Kredi ifllemlerinin durmas›yla birlikte bu durum, üretim için gerekli kredilerin sa¤lanmamas›n› da beraberinde getiriyor. Bu nedenle birçok ülkede üretim yavafllad›. Bu daralmaya, afl›r› üretimin getirdi¤i pazar daralmas› eklenince birçok bölgede veya sektörde durgunluk bafllad›. Baz› tekeller, üretimin belli bölümlerini durdurdu. Bir ço¤u ise kapasiteyi düflürmüfl du-

5

Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67


Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67 de emekçiler ve küçük üreticiler daha fazla y›k›ma u¤rarken, sermaye merkezileflmesini-yo¤unlaflmas›n› art›rmaktad›r. Kriz dönemleri, “flirket evlili¤i” ad›yla birçok yutma-sat›n alma gerçeklefltirmektedir. Bu da sermayenin yo¤unlaflma boyutunu art›rmaktad›r. Hükümetler ise bu süreci h›zland›ran ve kolaylaflt›ran bir role sahiptir. ABD hükümeti AIG flirketinin % 80 hissesini en k›sa zamanda di¤er flirketlere sataca¤›n› (elbette kelepire!) aç›klad›. Bank of America, batan Meril Lynch’i sat›n alarak ABD’nin en büyük kurumu oldu. ABD’nin en büyük mevduat bankas› WaMu’nun 188 milyar dolarl›k aktifi bulunan mevduat bölümü JP Morgan Chese’ye sat›ld›. Benner, sat›n alma ve birlefltirmeler yani sermaye yo¤unlaflmas›, çok say›da olmak üzere bat› ve kuzey Avrupa’da yaflanmaktad›r. Süreç, bu durumun devam edece¤ini göstermektedir. Krizler, mali sermaye için, k›sa yoldan ve k›sa zamanda kâr›n› art›rman›n bir arac›d›r da. Mali sermaye, daima merkezileflmeye do¤ru e¤ilimlidir. Azami kâr h›rs›yla daima merkezileflecektir. Mali sermaye, lokal krizlerle yar›-sömürgelerin de¤erlerini sonuna kadar emer. 1992 Meksika krizi, 1977 Asya krizi, 1999 Arjantin krizi bu lokal krizlerden sadece bir kaç›d›r. Son kriz ise “küresel” çaptad›r. Mali sermayenin bir kesimi gücünü yitirse de di¤er bir

rumdad›r. Birçok ülkede, birçok sektör alarm veriyor. Krizlerin, emekçilerin al›m gücünü daha fazla azaltmas›, tüketimi (yani talebi) zay›flat›yor. Bu da burjuvazinin pazarlar›n›, kârlar›n› daralt›yor. Yani kitleler, afl›r› üretimden, meta fazlal›¤›ndan dolay› aç kal›yorlar; yoksullafl›yorlar. Böylece üretim daral›yor. Üretim ve tüketim birbirini destekler flekilde daral›yor ve art›-de¤er gasp›nda bir daralma yaflan›yor ve kriz a盤a ç›k›yor. Tüm krizlerden en çok etkilenen kesimlerden birisi de küçük üreticidir. Hem k›rsal hem de s›nai küçük üreticisi, “büyük bal›k” taraf›ndan yutulmaktad›r. Zaten, dünya ölçe¤inde emperyalistlerin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) arac›l›¤› ile y›k›m› çok boyutlu ve genifl ölçekli olan tar›msal küçük üretim, bu krizde daha fazla y›k›lacak ve proleterleflme artacakt›r. Tar›mdaki y›k›m›n ac› sonuçlar› kendisini k›smen, 2008’in bafllar›ndaki açl›k isyanlar› ile göstermiflti. Bu krizle birlikte, özellikle yar›sömürgelerin küçük iflletmeleri daha fazla say›da kapanacakt›r. Üretimin genifl ölçekte daralmas› veya durmas›, bu iflletmelerin güçsüz olufllar› dolay›s›yla da, ya kapanmas›na ya da büyük flirketlerce yutulmas›na neden oluyor. Her iki durumda da iflsiz say›s› artmaktad›r. Her kriz döneminde oldu¤u gibi, bu krizde

6


meflrulu¤u ve s›n›f savafl›m›n›n inkar› temelinde bir kriz teorisi gelifltirmektedir. Baz› kesimlerse, krize, hükümetlerin yanl›fl politikalar›n›n veya beceriksizliklerinin neden oldu¤una inan›r. Bunlardan birisi olan IMF Baflkan› D. S. Kohn: “Bu kriz, özellikle ABD’de, mali sistemde afl›r› risk almay› önleyici yasal düzenleme yetersizli¤inden kaynaklanmaktad›r” demifltir. (Radikal- 24.09.2008) Tüm bu görüfllerin krizin nedenlerini ve özünü aç›klamak yerine, krizin özünü örttü¤ü ve sistemi meflrulaflt›rd›¤› aç›kt›r. Krizin gerçek nedenleri ancak MLM temelde aç›klanabilir.

k›sm› muazzam derecede yo¤unlaflmas›n› art›rm›flt›r; art›rmaktad›r. Son yaflanan krizin bu çarp›c› sonuçlar›na ra¤men, burjuvazi hala, krizin nedenlerine ve özüne iliflkin spekülasyonlara, manipülasyon kampanyas›na devam ediyor.

Krizin nedenlerine iliflkin spekülasyonlar Krizin nedenlerine iliflkin, ’80’lerden sonraki en yayg›n görüfl, neo-liberal politikalar› biçimlendiren monotarist görüfltür. Tam serbestli¤i savunan monotaristler, piyasan›n, “sihirli el” yard›m›yla yönlendirilebilece¤ine inan›r. Monotaristler, ekonomik dalgalanmalar›n alt›ndaki temel nedenin para arz›ndaki dalgalanmalar oldu¤unu savunur. Bu teorinin “mucidi” olan M. Friedman, Nobel ödülü de alm›flt›r. Friedman’a göre, para miktar›n›n art›fl oran›, ekonomideki dalgalanmalar› yaratan itici güçtür. Dolay›s›yla, Friedman’›n takipçisi olan monotaristler, krizin afl›lmas› için para arz ve talep dengesinin düzenlenmesi gerekti¤ini savunur. Paran›n bir araç de¤il de, bir de¤er olarak görüldü¤ü bu teoriyi savunanlar, mali sermayeyi, dünya ekonomisinin temeli olarak görürler. Bugün ABD ve di¤er emperyalistlerin de savundu¤u bu teori, “kurtarma” operasyonlar›n›n temel felsefesini oluflturuyor. Emperyalist devletlerin, mali piyasalara milyarlarca dolar› pompalamas› bu anlay›fl›n temelinde gerçeklefliyor. Bu teori, di¤er kriz teorileriyle ayn› öze sahip bir flekilde, paray›, meta üretimi ve de¤iflim-de¤erinin d›fl›nda de¤erlendirir. Paraya ayr› bir misyon biçerek, mali sermayeyi kutsar; yüceltir. Ekonomiyi, mali sermaye ile özdefllefltirir. Bu temelde de kriz zamanlar›nda “yang›ndan ilk kurtar›lacak” olan, mali sermaye kurulufllar›d›r. “‹nsanc›l kapitalizm”in olabilece¤ini savunan çevreler, krizin nedenlerindeki temelin, flirket sahiplerinin “bencilli¤i” oldu¤unu savunuyor. Bu “kötü niyetli” bireylerin, piyasay› alt-üst etmesi ile krizin ç›kt›¤›na inanmaktad›rlar. Bu anlay›fl da monotaristler gibi sistemin

Krizin MLM tan›m› Stalin, bunal›m›n temel nedenini flöyle aç›kl›yor: “Bunal›m›n temeli, üretimin toplumsal karakteriyle, üretimin sonuçlar›n›n kapitalist mülk edinme biçimi aras›ndaki çeliflkide yatar. Kapitalizmin bu temel çeliflkisinin ifadesi, azami kapitalist kâr elde etme amac›na yönelik olarak, kapitalizmin üretim kapasitelerinin muazzam büyümesiyle, kapitalistlerin, yaflam düzeylerini sürekli olarak son derece k›s›tl› bir minimum s›n›rlar içinde tutmaya çal›flt›klar› milyonlarca emekçi kitlesinin ödeme gücüne sahip talebinin görece gerilemesi aras›ndaki çeliflkidir.” (Ekonomi Politik, Cilt 1, Sayfa 296) Özcesi, krizler, azami kâr h›rs›yla yarat›lan afl›r› ve anarflik üretimin dolays›z bir sonucudur. Yani milyonlarca emekçinin daha da yoksullaflmas›n›n esas nedeni, meta fazlal›¤›ndan kaynaklan›r. Mali sermaye, art›-de¤erin gasp›yla büyür. Ancak afl›r› üretim sonucu, mali sermaye eskisi gibi art›-de¤er gasp edemez. Bu, kriz an›d›r. Kriz dönemlerinde, di¤er sermaye gruplar›n› yutarak ve emekçileri daha fazla yoksullaflt›rarak varl›¤›n› korumaya çal›flan mali sermaye, asalakl›¤›n›n zirvesine var›r. Mali sermayenin bu asalakl›¤›n›n boyutlanmas› ekonomiyi daha fazla daralt›r; pazarlar› küçültür. Kitlelerin al›m gücü düfler; talep azal›r. Bu flekilde, birbirini etkileyen bir flekilde kriz, tüm alanlara s›çrar. Marks, bunal›mlar için “Bunal›mlar var olan çeliflkilerin sadece anl›k, zora dayanan çözümüdür; bozulan dengeyi o an için yeniden kuran, zo-

7

Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67


Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67 l›ndan bu yana kesintisiz devam etti¤i ifade edilen büyüme 2006 y›l›n›n ikinci yar›s›ndan itibaren yavafllad›. 2008’in ikinci çeyre¤inde ise durma noktas›na geldi. Türkiye ‹statistik Kurumu (TÜ‹K)’in aç›klamalar›na göre Türkiye ekonomisi 2008’in ikinci çeyre¤inde % 80 civar›nda olan kapasite kullan›m› A¤ustos ay›nda % 76.2’ye düfltü. Yani kapasite kullan›m› bir ay içinde % 3.8 oran›nda düfltü. Döviz a盤› (cari aç›k) devaml› büyümeye devam ediyor. Y›l›n ilk yedi ay›nda Türkiye’nin döviz giderleri, 121.4 milyar dolar› ithalat olmak üzere 140.9 milyar dolara ulaflt›. Tüm alanlarda elde edilen toplam döviz geliri ise 109.4 milyar dolarda kald›. Döviz gelir-gideri aras›ndaki aç›k (cari aç›k) geçen y›la oranla 10.5 milyar dolar artt›. Geçen y›l 21.1 milyar dolar olan döviz a盤› bu y›l % 45 artarak 31.6 milyar dolara ulaflt›. Döviz a盤› bugüne dek özellefltirmeler ile sat›fla ç›kar›lan kamu varl›klar›n›n, emperyalistlere peflkefl çekilmesi ile özel flirketlerin sat›fla ç›kard›¤› banka ve flirketlerle kapatmaya çal›fl›rken gelinen aflamada art›k direkt borçlanma ile kapat›lmaya çal›fl›l›yor. Y›l›n ilk 7 ay›nda 23.9 milyar dolar döviz kredisi alarak döviz aç›s› kapat›lmaya çal›fl›ld›. Toplam d›fl borç da bu y›l›n ilk çeyre¤inde 262 milyar dolara yükseldi. 2006 y›l›nda toplam cari a盤›n % 38’i d›fl borçlarla finanse edilirken bu y›l bu oran % 70’e yükseldi. ‹flsizlik azalm›yor. 71 milyon insan›m›z›n sadece 21 milyonu çal›fl›yor. Bunlar›n ücret ve yevmiye ile çal›flanlar›n›n toplam› 12.5 milyon. Bunlar›n en az 4 milyonu kay›t d›fl›. 8.5 milyon çal›flan› da kendi hesab›na çal›flanlar ve ücretsiz aile iflçileri oluflturuyor. Bu ve baflka ekonomik veriler Türkiye ekonomisinin gerçek durumunu ortaya koyuyor. Hazine Bakan› Mehmet fiimflek “Türkiye güllük gülistanl›k de¤il. Çok ciddi sorunlarla cebellefliyoruz. Dünyada büyük s›k›nt›lar var, bizim çözmemiz gereken sorunlar var. Gerçekçi olmal›. Büyüme yavafll›yor. Fakat bunlar›n hepsi geçici. Yapt›¤›m›z reformlarla verimlili¤i art›r›yoruz” diyerek baz› gerçekleri ifade etmek zorunda kalsa da, yaflananlar›n “geçici” oldu¤unu söyleyerek gerçekleri çarp›tma çabas›ndan da

ra dayanan patlamalard›r” demifltir. (Ekonomi Politik, Cilt 1, Sayfa 298) Varl›k temeli sömürüye dayanan kapitalist sistem, kendi sonunu h›zland›racak biçimde afl›r› ve plans›z üretime devam eder. Varl›¤›n› sürdürebilmek, rekabet gücünü art›rabilmek ve güçlenebilmek için sömürüyü yo¤unlaflt›rmak zorunda olan burjuvazi, bu flekilde kendi mezar›n› da kazar. Krizler, burjuvazinin sömürüsünün yo¤unlaflmas›ndaki patlama anlar›d›r. Yani s›n›f çeliflkilerinin keskinleflti¤i anlard›r. Son yaflanan kriz de, birkaç “kötü niyetli”, “yat›r›mc›”n›n beceriksizli¤inin ürünü de¤ildir. 90’larla birlikte artan anarflik üretimin yaratt›¤› meta fazlas› üzerinde temellenen bir krizdir. Mali sermayeyi (“finans piyasalar›n›”) art›-de¤er sömürüsü ötesinde-d›fl›nda aç›klamaya çal›flanlar bu gerçekli¤i yads›r. Son krizdeki dezenformasyonlar›n temelinde de bu anlay›fl vard›r.

Türkiye ekonomisi bu krizi f›rsata dönüfltüremez! Her geçen gün derinleflen ve yay›lan kriz sistemin ülkemiz egemen s›n›flar›n› da kara kara düflündürüyor. Ekonomi de AKP’nin tersi aç›klamalar›na ra¤men her geçen gün daha kötüye gidiyor. Ekonominin düzenli olarak büyüdü¤ünü söyledikleri zamanda iflsizli¤in artt›¤›, çal›flanlar›n daha da yoksullaflt›¤› bilinen bir gerçek. Kriz koflullar›nda iflsizli¤in daha da artaca¤›, çal›flanlar›n yaflam koflullar›n›n daha da kötüleflece¤i ortada. Devaml› büyüdü¤ü söylenen ekonomi de kompradorlar›n ve efendileri olan emperyalistlerin ekonomisiydi. fiimdi de halk› kand›rmak için “bu krizin Türkiye ekonomisini asgari düzeyde etkileyece¤inin ve yeni f›rsatlar yaratabilece¤inin” propagandas›n› yap›yorlar. Bahsettikleri “yeni f›rsatlardan” anlafl›lmas› gereken krizin faturas›n›n halka ç›kart›lmas› ve sermaye sahiplerine yeni kâr alanlar›n›n aç›lmas›d›r. Türkiye ekonomisinin mevcut durumuna biraz yak›ndan bakt›¤›m›zda gerçekler daha iyi anlafl›lacakt›r. fiubat krizinin yafland›¤› 2002 y›-

8


devaml› en önde yer ald›. Ucuz iflgücünün sömürülmesi ile de tekstil patronlar›na milyarlarla dolar kazand›rd›. Ayr›ca tekstil emek yo¤un bir sektör oldu¤u için yan sektörleriyle birlikte milyonlarca iflçiyi içinde bar›nd›rd›. 1990’l› y›llar›n bafl›nda ülke ekonomisinin emperyalistlerce yeniden yap›land›r›lmas› sürecinde otomotiv sektörü ön plana ç›kmaya bafllad›. Yani tekstil ve otomotiv sektörünün durumu ülke ekonomisinin durumunu net olarak görmek aç›s›ndan önemli. Tekstil sektöründeki sorunlar kriz öncesi bafllasa da krizle birlikte artmaya bafllad›. Çünkü ihracat›n büyük bir bölümü AB ülkelerine yap›l›yor. Yaflanan kriz sonras› bu ülkelerdeki pazarlar›n daralmas› sorunlar› art›rd›. Yine tekstil üretiminde ithalat›n önemli bir yer tutmas› nedeniyle döviz kurlar›ndaki dalgalanmalar da sektörü olumsuz etkilemekte. Bu geliflmelerle birlikte son birkaç y›ld›r tekstil patronlar›n›n yak›n›fllar›, bat›yoruz feryatlar› artmaya bafllad›. Tekstil ve haz›r giyim sektörünün sorunlar›n› çözmek için bir süredir üzerinde tart›fl›lan “Tekstil Eylem Plan›”, “Tekstili Kurtarma Formülü-Paketi” Eylül ay› bafl›nda aç›kland›. Bu paketin içeri¤ine bakmadan önce tekstil ve haz›r giyim sektörüne genel olarak bakmakta fayda var. TÜ‹K’in 2004 y›l› verilerine göre tekstilin toplam imalat sanayi üretimindeki pay› % 16.3, toplam sanayi üretimindeki pay› ise % 14.16’d›r. Tekstil ve haz›r giyim sektörü, Gayri Safi Yurtiçi Hâs›la (GSYH), imalat sanayi, toplam sanayi üretimindeki pay›, ihracat, ekonomiye sa¤lad›¤› net döviz girdisi, istihdam, yat›r›mlar, makro ekonomik büyüklükler aç›s›ndan Türkiye’nin birinci sektörü. Tekstil ve haz›r giyim sanayinde kay›t d›fl›l›k da dikkate al›nd›¤›nda 450 bin kadar› tekstilde, 1 milyon 500 bin kadar› haz›r giyimde olmak üzere 2 milyon civar›nda iflçi çal›fl›yor. Türikye dünya tekstil ihracat›nda 7.59 milyar dolarla (2006 y›l› dünya ihracat›ndaki pay› % 3.5) 8. s›rada yer al›rken, ihracata yönelik hammadde ihtiyac›n› ithalat ile karfl›lad›¤› için 4.69 milyar dolarla (2006 y›l› dünya ithalat›ndaki pay› % 2) 7. s›rada yer al›yor.

vazgeçmiyor. Türkiye ekonomisinin büyüdü¤ü belirtilen dönemlerde de sihirli sözcük hep “verimlili¤i art›rma” olmufltu. Bakan Mehmet fiimflek de yine çözüm olarak “verimlili¤i art›rmaktan” bahsediyor. “Verimlili¤i art›rmadan” kastettikleri patronlar›n kârlar›n› art›rmak oldu¤u için “verimlili¤i art›rmay›” çarp›c› ve k›sa bir flekilde “ücretlere fren, patronlar›n kâr› söz konusu olunca gaza sonuna kadar bas!” fleklinde aç›klamak yanl›fl olmasa gerek. Verimlili¤i art›rmaktan kastedilen patronlar›n art›-de¤er sömürüsü önündeki tüm engellerin kald›r›lmas›d›r. Bu yöntemle patronlar kârl›l›klar›n› ücretleri bask› alt›na alarak art›rd›lar. fiubat krizinin yafland›¤› 2001 y›l› temel al›nd›¤›nda iflgücü verimlili¤i yani art›-de¤er sömürüsünün oran› 2005’te % 129.4, 2006’da % 175.7, 2007’de % 200.4 oldu. 2004-2007 döneminde iflgücü verimlili¤indeki art›fl oran› da % 109.8 oldu. Merkez Bankas› Baflkan Yard›mc›s› ‹brahim Turhan yaflananlar› küresel bir depreme benzeterek “Deprem oluyor, binalar sars›l›yor ve herkes can›n›n derdine düflmüfl durumda” diyerek durumu net olarak ortaya koyuyor. Türkiye ekonomisinin iki önemli sektörü olan tekstil ve otomotiv sektöründe yaflananlar ekonomide yaflananlar›, ekonominin durumunu ortaya koyuyor. Uzun y›llar tekstil sektörü ekonomide ve ihracatta

9

Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67


Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67 Tekstil ve haz›r giyim sektörünün durumu genel olarak böyleyken, her geçen gün kârlar›n azald›¤›n›, fabrikalar›n› kapatmak zorunda kalacaklar›n› ifade eden tekstil patronlar›n› kurtarmak için “Tekstil Eylem Plan›” haz›rland›. Bu plan ile amaçlanan çal›flanlar›n refah›n› art›rmak, daha uygun sa¤l›kl› çal›flma koflullar›n›n oluflturulmas› de¤ildir. Amaç tekstil patronlar›n›n kârl›l›klar›n› art›rmakt›r. Bu plan ile 1 Ocak 2009 ile 31 Aral›k 2014 aras› dönemde fabrikalar›n› Kürt co¤rafyas›na tafl›yan patronlara teflvikler ve kolayl›klar sa¤lanacakt›r. Bu eylem plan› için Kürt co¤rafyas›n›n seçilmesinin çeflitli nedenleri var. Kürt sorununu siyasal, demokratik zeminden kopart›p ekonomik bir sorun olarak gösterip, sorunun ekonomik yat›r›mlarla çözülece¤inin propagandas›n›n yap›lmas› önemli bir nedendir. Ülkedeki bölgeler aras› ekonomik eflitsizli¤in sonucu Kürt co¤rafyas›nda yaflanan yoksulluk ve sefaletten dolay› iflgücü ücretlerinin di¤er bölgelere oranla çok düflük olmas› di¤er önemli bir nedendir. Tekstil sektörünün emek yo¤un bir sektör oluflu nispeten çal›flan say›s›n›n fazla olmas›, ücretlerin üretim maliyetinde önemli bir yer tutmas›n› beraberinde getirmektedir. Kapitalistlerin kârlar›n›n kayna¤›n› art›-de¤er sömürüsü oluflturdu¤u için iflgücünü ne kadar ucuza mal ederlerle kârlar› da o oranda artacakt›r. Kürt co¤rafyas›ndaki iflsizlik, yoksulluk, sefalet tekstil patronlar›na daha fazla kâr elde etme olana¤› yaratacakt›r. Bölgeler aras› geliflmifllik fark›n›n ortadan kald›r›lmas› için devletin buralara ulafl›m, e¤itim, enerji, telekomünikasyon vb. yat›r›mlar yapmas› gerekti¤ini belirten kapitalistler bu bölgelerin kendi sömürüleri için haz›r hale getirilmesini talep ediyorlar. Bu kapsamda “Tekstil Eylem Plan›” ile flu teflvik ve desteklerin yap›laca¤› aç›kland›; Kurumlar ve gelir vergisinde indirim, SSK iflveren priminde indirim, faiz deste¤i, gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnas›, % 50 ucuz enerji, yat›r›m yeri tahsisi, KOSGEB’den s›f›r faizli kredi. Belirtilen bu teflvik ve indirimler fabrikalar›n› 1 Ocak 2009’dan 31 Aral›k 2014 tarihine kadar Kürt co¤rafyas›na tafl›yan tekstil ve haz›r gi-

yim sektörü patronlar›na verilecek. Yani hali haz›rdaki fabrikas›n› “kapat›p” çal›flt›rd›¤› iflçileri kap› önüne koyan patronlar bu teflviklerden faydalanacak. Bu sayede Kürt co¤rafyas›nda istihdam› art›racaklar›n› söyleyenler, fabrikalar›n flimdi bulundu¤u yerlerdeki iflçi ç›karmalar›n› hiç gündem yapm›yorlar. Bu durum as›l amac›n ucuz iflgücü temini oldu¤unu aç›k olarak ortaya koymaktad›r. Amaç istihdam yaratmak de¤il daha ucuza iflçi çal›flt›rmakt›r. Sa¤lanan tüm bu teflvikler, kolayl›klar bile tekstil patronlar›n›n gözünü doyurmam›fl olacak ki hem teflvik süresinin en az 10 y›la ç›kart›lmas›n› hem de ek teflvikler istediklerini, aksi takdirde “Tekstil Eylem Plan›”n›n baflar›s›z olaca¤›n› söylüyorlar. Tüm bu yaflananlarla tekstilde yafland›¤› belirtilen daralma ve durgunlu¤un faturas›n›n çal›flanlara ç›kart›lmas› ve patronlar›n kârlar›n›n art›r›lmas› hedeflenmektedir. Türkiye, ihracat›n›n % 50.6’s›n› AB’ye yapmaktad›r. Bu rakama ABD ve Rusya’ya yap›lan ihracat da eklendi¤inde Türkiye ihracat›n›n % 60’›n› krizden en çok etkilenen ülkelere yapt›¤› görülecektir. Bu durumda “Türkiye’nin krizden asgari oranda etkilenece¤ini” söyleyenlerin yalanlar› bir kez daha ortaya ç›km›fl oluyor. TOBB Baflkan› R›fat Hisarc›kl›o¤lu, “ABD ekonomisi çalkalanmaya bafllad› m›, biz dâhil dünya dua ediyor” aç›klamas› da bu gerçe¤i ifade ediyor. Otomotiv sektöründe ihracat›n % 60 gibi önemli bir bölümü AB ülkelerine yap›l›yor. Avrupa’daki ekonomik göstergeler her geçen gün afla¤›ya do¤ru bir seyir izliyor. Almanya Temmuz-Eylül döneminde bir önceki üç aya göre % 0.2 küçüldü, Almanya bir önceki çeyrekte de % 0.5 küçülmüfltü. ‹spanya ve ‹ngiltere’de y›l›n ikinci yar›s›nda resesyon (durgunluk) olaca¤›, Fransa ve ‹talya ekonomilerinin ise üçüncü çeyrekte durgunlaflaca¤› belirtiliyor. Türkiye’de de otomotiv sektörü bu yaflananlara paralel sorunlar yaflamaya bafllad›. Bursa Sanayiciler ve ‹fladamlar› Derne¤i (BUS‹AD) Yönetim Kurulu Baflkan Yard›mc›s› Oya Coflkunöz Yöney “Avrupa’da otomotiv pazar› daralmaya devam eder-

10


se bu ifl, iflçi ç›karmaya kadar gider” dedi. Bu süreçte Türkiye’de otomotiv üretimi % 15 düfltü. Otomotiv pazar›nda ayl›k olarak gerileme Haziran ay›ndan beri devam ediyor. A¤ustos ay›nda otomotiv pazar› % 8.3 oran›nda küçüldü. A¤ustos ay›nda toplam araç üretimi de % 12.5 oran›nda düfltü. Otomobil üretimi % 9.6 oran›nda azald›. A¤ustos ay›nda toplam pazar 2007 y›l›na göre % 14 oran›nda küçüldü. Pazardaki bu daralma üretimi de azaltt›. Tarihinde ilk defa Türkiye’de otomotivciler yaz tatilini zorunlu olarak üç haftaya kadar uzatt›lar. TOYOTA Türkiye’deki fabrikas›nda üretimi yavafllatarak iflçi ç›karaca¤›n› aç›klad› ve devam›nda geçici iflçilerle sözleflme yenilememe karar› alarak üretime 15 gün ara verdi¤ini aç›klad›. Tofafl da her y›l mevcut iflçi say›s›n›n % 4-5’i oran›nda ald›¤› yeni iflçi al›mlar›n› durdurdu. Ve krizin derinleflmesi durumunda önlemlerin artaca¤›n› aç›klayarak iflçi ç›karmalar›n sinyalini vermifl oldu. Görüldü¤ü gibi yine krizin faturas› çal›flanlara kesiliyor. BUS‹AD Yönetim Kurulu Baflkan› Arif Özer “Bu durumun 1-1.5 y›l daha sürece¤ini tahmin ediyoruz. 2009 y›l›n›n daha fliddetli olaca¤›n› düflünüyoruz” diyerek krizin etkilerinin daha da derinleflece¤ini ortaya koymufl oldu. Gerekli tedbirlerin zaman geçirilmeden al›nmas› gerekti¤ini vurgulayan otomotiv patronlar› vergi teflvikleri gibi tedbirlere ihtiyaçlar› olduklar›n› aç›klad›lar. Bir otomobilin fabrika ç›k›fl fiyat›n›n üzerindeki vergi yükünün % 70’i buldu¤unu belirtip, vergilerin afla¤›ya çekilmesini istiyorlar. BUS‹AD Yönetim Kurulu Baflkan Yard›mc›s› Yöney “Yabanc› ortaklar›m›z ‘Türkiye pahal›’ diyor. ‹flçilik ücretlerimiz rekabetçi de¤il” diyerek as›l hedeflerinin ücretler oldu¤unu bir kez daha aç›klam›fl oldu. Türkiye ekonomisi tüm alanlarda her geçen gün kötülefliyor. Emperyalist-kapitalizmin krizi bunu daha da h›zland›r›yor. Yar›-sömürge ülkeler emperyalizme göbekten ba¤›ml› olduklar›ndan ve emperyalistlerin ç›karlar›na göre yap›land›r›ld›klar›ndan krizleri emperyalist ülkelere nazaran daha sert yaflarlar. Yar›sömürge ülkelerin egemenlerinin sermaye birikimi çok az oldu¤u için kendi bafllar›na ha-

reket etme yetenekleri çok s›n›rl›d›r. Bu s›n›r› da emperyalistler belirler. Bu ekonomik ba¤›ml›l›¤›n getirdi¤i siyasal uflakl›k statüsü gere¤i de kendi bafllar›na karar alma ve uygulama koflullar› yoktur. Emperyalizme her aç›dan ba¤›ml› olan yar›-sömürge ülkelerin krizden faydalanmas› ve güçlenerek ç›kmas› mümkün de¤ildir. AKP hükümetinin bu krizin Türkiye için yeni f›rsatlar yaratabilece¤i tespiti do¤ru de¤ildir, yaland›r. Ayr›ca Türkiye gibi yar›-sömürge ülkelerin ekonomileri kendi iç yap›lar› gere¤i emperyalizmin kriz içinde olup olmad›¤›ndan ba¤›ms›z devaml› krizlere gebedir. Son yaflanan 1999-2001 krizi buna iyi bir örnektir. Kriz ortam›nda yoksullu¤un ve sefaletin artmas›na paralel sermaye birikimi de ayn› oranda artar. Sermaye çok daha yo¤un bir flekilde daha az elde toplan›r. Sermayesi güçlü olan flirketler, iflas eden flirketleri ve onlar›n pazarlar›n› ele geçirir. Yani krizleri bir f›rsat olarak görenler büyük emperyalist flirketlerdir. Bu flirketler için f›rsat olan bu ortam, iflçi ve emekçiler için ise bir felakettir. ‹flsizlik kitlesel flekilde artar, ücretler düfler, çal›flma koflullar› çok daha fazla zorlaflt›r›l›r. Türkiye’deki sermaye birikiminin zay›fl›¤› dikkate al›nd›¤›nda (ABD’de batan flirketlerin “de¤erinin” Türkiye ekonomisinin büyüklü¤ünden daha fazla oldu¤u dikkate al›nd›¤›nda bu durum daha anlafl›l›r olur) krizden güçlenerek ç›kman›n hayal oldu¤u görülecektir. Kriz ortamlar› genifl halk kesimlerinin yoksullaflmas›na, hayat koflullar›n›n çekilmez boyutlara ulaflmas›na yol açsa da bu durum ayn› zamanda sisteme, düzene karfl› öfkelerinin, nefretlerinin artmas›na yol açar. Bu durum genifl halk kesimlerinin örgütlenmesini ve mücadeleye kanalize edilmesini de kolaylaflt›r›r. Yeni imkân ve f›rsatlar›n oluflmas›n› sa¤lar. Egemenlerin bu krizlerini MLM’ler s›n›f mücadelesini güçlendirmek için kullanamazlarsa tüm tahribatlar›na ra¤men emperyalist-kapitalizm bu krizi, krizleri aflacak yol ve yöntemleri bulacakt›r. O yüzden bu krizden s›n›f mücadelesini yükseltmek için faydalanmas›n› bilmek zorunda olanlar MLM’lerdir.

11

Emperyalizmin krizi büyüyor

PART‹ZAN 67


Obama ile de¤iflim mümkün mü?

Sözde savafl karfl›t› baflkan Obama, Afganistan ve Pakistan’da savafl› yükseltmeyi hedeflemekte ve Pakistan’›n içinde Pakistan hükümetinin onay› olmadan tek tarafl› askeri müdahalelerden aç›kça bahsetmektedir.

12


4 Kas›m’da ABD’de gerçeklefltirilen seçimlerin sonucunda Ocak ay›ndan itibaren Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Barack Obama’n›n çal›flaca¤› da belli oldu.. Dünyan›n en büyük emperyalist gücü olan, dünya üzerinde hegemon rolü oynayan, kurallar koyan, var olan kurallar› istedi¤i anda yok saymay› kendinde hak gören, dünyan›n her yerinde jandarmal›k rolünü üstlenen ABD’nin yönetimine hangi ekibin gelece¤i do¤al olarak tüm dünyan›n dikkatini ve ilgisini üzerine çekmektedir. Obama’n›n baflkanl›¤›nda da emperyalist bir devlet olarak ABD’nin temel politikalar›nda stratejik bir de¤ifliklik olmayaca¤›n›, derinleflen ekonomik kriz ve yükselen emperyalistler aras› güç mücadelesinde ABD’deki hakim s›n›f›n ç›karlar› do¤rultusunda hareket edilece¤i aç›k olsa da seçim süresince öne ç›kan tart›flmalarda da görüldü¤ü gibi hangi ekibin bafla gelece¤i yine de taktiksel politikalar aç›s›ndan farkl›l›klar içermektedir. ABD’nin ekonomik krizde seçece¤i yoldan, Irak ve Afganistan’daki duruma, haydut devlet ilan etti¤i ‹ran ve K. Kore’ye yönelik sald›rganl›¤›n düzeyinden Pakistan’›n “teröre karfl› savafl”ta nas›l bir kaderle karfl›laflaca¤›na kadar bir dizi önemli meselede nüanslar görülmektedir. Seçim öncesinde baflkan adaylar›n›n 1 y›l› aflk›n süredir gündemde olan tart›flmalar›n› ve rekabetini özellikle ABD d›fl politikas› aç›s›ndan ele ald›¤›m›zda öze yönelik bir sorgulaman›n lafta dahi olmad›¤›n› görmekteyiz. Bush’un neo-muhafazakar yönetim anlay›fl›n›n “teröre karfl› savafl”, “demokrasi ihrac›” vb söylemlerinde ön kabulün oldu¤u ancak terörle nerede savafl›laca¤›ndan demokrasiyi ilk nereye ihraç etmeleri gerekti¤i konusunda çeflitli ayr›mlar›n oldu¤u görülmektedir. ABD’nin güvenli¤i ve ulusal ç›karlar› her fleyin üstündedir! Tabii buna ek olarak Bush yönetiminin 8 y›ll›k rezaletinin onar›lmas›, bozulan imaj›n makyaj› ve azalan gücün yeniden kazan›lmas› da bu seçim sürecinin önemli hedefleri aras›ndayd›.

Bush döneminde sald›rganlaflan ve zay›flayan ABD Obama’n›n yaklafl›m›na geçmeden önce k›saca Bush yönetiminin d›fl politikadaki icraatlar›na hat›rlamak yararl› olacakt›r.

Bush’un ABD’nin baflkanl›¤›na seçildi¤i 2000 y›l›nda ABD aç›s›ndan kötüye gidifl daha net flekilde görülmeye bafllanm›flt›. 90’lar›n bafl›nda Rus Sosyal Emperyalizminin havlu atmas›n›n ard›ndan yo¤un bir ideolojik kampanya ile sald›r›ya kalkan ABD emperyalizmi, “yeni dünya düzeni”ni ilan ederek dünyan›n tek hakimi oldu¤unu duyurmufl, ideolojilerin ömrünü tüketti¤ini, tarihin sonunun geldi¤ini iddia ederek emperyalizmin önünde herkesin diz çökmesini buyurmufltur. Bu ideolojik sald›r›lara ek olarak h›zland›r›lan ekonomik ve siyasi sald›r›larla emperyalist kapitalist sistemin dünya üzerindeki hakimiyetini perçinleme do¤rultusunda ciddi ad›mlar at›lm›flt›r. Bu sald›r›lar karfl›s›nda dünya halklar› saflar›nda hat›r› say›l›r bir bilinç bulan›kl›¤› yarat›lm›fl, de¤iflen dünya koflullar› sebep gösterilerek silahl› mücadeleye, devrime, s›n›f mücadelesine elveda diyen örgütlerin, kiflilerin say›s› artm›fl, birçok ülkedeki devrim ve demokrasi mücadelesi gerilemifltir. Ancak 90’lar›n sonlar›na do¤ru yoksullu¤un ve sefaletin artt›¤›, açl›¤›n ve susuzlu¤un yayg›nlaflt›¤›, dünyan›n ekolojik sisteminde ciddi tahribatlar›n yarat›ld›¤›, faflizmin ve anti-demokratik uygulamalar›n artt›¤› dünya halklar› nezdinde daha net görülmeye bafllanm›fl, emperyalizmin dayatt›¤› “küreselleflme” anlay›fl›n› teflhir eden hareketler yükselifle geçmifl, emperyalist ideologlar›n söylemleri inand›r›c›l›¤›n› gerçekli¤in karfl›s›nda yitirmifltir. Emperyalist politikalar›n yükselen bir muhalefetle karfl›laflt›¤›, rakip emperyalist güçlerin, bilhassa da Rusya ile Çin’in güçlerini artt›r›p uluslararas› arenada daha cesur ç›k›fllar yapmaya bafllad›¤›, emperyalist-kapitalist sisteminin sosyo ekonomik krizinin derinleflti¤i bir dönemde ifl bafl›na gelen Bush yönetimi neomuhafazakar politikalarla ve dünya görüflleriyle gündeminde ciddi sald›r›lar› bar›nd›r›yordu. Tasarlanan “Yeni Amerikan Yüzy›l›”n›n ete kemi¤e bürünmesi için tek bafl›na hareket etmekten çekinmeyen, istedi¤ine ulaflamad›¤›nda askeri gücü devreye sokmay› planlayan ABD emperyalizmi 11 Eylül sald›r›lar›n›n ard›ndan “teröre karfl› savafl”, “El-Kaide’yi yok etmek” vb iddialarla ve ulusal güvenlik konseptiyle bir-

13

Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67


Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67 likte “Büyük Ortado¤u Projesi” olarak bilinen Ortado¤u ve Kuzey Afrika’n›n yeniden biçimlendirilmesi plan›n› devreye soktu. Dünya halklar›n›n büyük muhalefetine karfl›n Afganistan ve Irak’› iflgal eden ABD emperyalizmi dünya üzerindeki stratejik yerlerin kontrolünü sa¤layarak kendi ç›karlar›n› güçlendirmeyi hedeflemifltir. Ancak bu iflgallerde bekledi¤i gibi biatla de¤il direniflle karfl›laflm›fl ve her iki ülkede de halen kendi otoritesini tam anlam›yla sa¤layamam›flt›r. Bu muazzam direnifller karfl›s›nda ABD ordusu büyük kay›plar vermekte, dünya üzerindeki gücü ve otoritesi zay›flamaktad›r. ABD, direnifli yok etmek için baflvurdu¤u iflkence ile teflhir olmufl, Guantanamo ve Ebu Garip Hapishanelerinde ortaya ç›kan uygulamalar ABD emperyalizmine karfl› halklar›n muhalefetini yükseltmifltir. ABD, Bush yönetimi alt›nda daha net görmüfltür ki askeri gücüne güvenerek her istedi¤ini elde etmesi mümkün de¤ildir. Bush yönetimi alt›nda ABD emperyalizmi ayr›ca küresel ›s›nmaya karfl› önlem almaktan kaç›nmas›yla, Uluslararas› Ceza Mahkemesine kat›lmamas›yla, kendi içinde uygulamaya bafllad›¤› ayr›mc› ve bask›c› politikalarla ve derinleflen ekonomik krizle de hem teflhir olmufl hem de güç kayb›na u¤ram›flt›r. Bush yönetimi bu 8 y›ll›k dönemde ABD d›fl politikas›n› belirli kavramlar etraf›nda biçimlendirmifltir. Economist dergisinin Bush Doktrini ad›n› verdi¤i bu politikalar flu flekilde s›ralanabilir: - Amerika küresel terörizmle savafl içindedir. Bu savafl Amerika’n›n hem terör örgütleriyle hem de teröre destek veren ülkelerle u¤raflmas›na neden olmaktad›r. - Sald›r› en iyi savunmad›r. Amerika tehditler gerçekleflmeden önce müdahale ederek kendisini korumal›d›r. - Amerika özgürlü¤ünü ba¤›ms›z hareket ederek koruyacakt›r. Uluslararas› örgütler terörist tehditlere karfl› yavafl kalmaktad›r. - Baflar› baflar›y› getirecektir. Amerikan gücünün art›fl› potansiyel dostlar›n Ameri-

ka’n›n yan›nda hareket etmesini sa¤layacak, düflmanlar› ise hareket etmekten mani b›rakacakt›r. - Küresel cihada karfl› en iyi çözüm demokrasi ihraç etmektir. Amerika otoriter rejimleri iliflkilerini kesmeli ve demokratik sistemleri desteklemelidir. ABD’nin So¤uk Savafl’›n ard›ndan ilk olarak ifade etti¤i bu kapsaml› stratejinin daha Bush yönetimi koltu¤unu b›rakmadan baflar›s›zl›¤a u¤rad›¤› art›k herkes taraf›ndan kabul edilmektedir. Hatta Cumhuriyetçi Parti’nin aday› McCain dahi Bush yönetimiyle kendisinin ayn›laflt›r›lmamas› için özel bir çaba göstermifl, Bush yönetiminin teflhir olan uygulamalar›na karfl› ç›kt›¤›n› kan›tlamaya çal›flm›fl, kendisinin neo-muhafazakar ekipten olmad›¤›n› ifade etmifltir. Aç›kt›r ki Bush baflar›l› olsayd› b›rakal›m McCain’i, Obama dahi bundan pay kapmak için çaba harcayacakt›. Ancak Obama’n›n yapt›¤› propagandan›n “de¤iflim” üzerine kurulmas› da bize gerçekli¤i bir baflka aç›dan göstermektedir. Bush Doktrini olarak tan›mlanan bu politikalar›n Irak iflgali esnas›nda somutlaflt›¤› görülmektedir. Önleyici vurufl teorisi Irak’ta kitle imha silahlar›n›n ortaya ç›kmamas›yla ve El-Kaide ile Saddam rejimi aras›nda bir iliflki olmad›¤›n›n anlafl›lmas›yla anlams›zlaflm›flt›r. En iyi savunman›n sald›r› oldu¤u ise halk›n direnifliyle bofla ç›km›fl, ABD emperyalizmi büyük bir batakl›¤›n içine batm›flt›r. Baflar›n›n baflar›y› getir-

14


mesi ise tersinden ifllemifl, baflar›s›zl›k yaln›zl›¤› ard›na takm›flt›r. ‹flgale destek veren “müttefikler” ABD’den uzaklaflm›fl, düflmanlar› olarak ifade ettikleri hareketler ise güçlenmifltir. Yine Economist dergisinin ifade etti¤i gibi Irak iflgali ABD’nin kendi askeri gücüne güvenini yok etmifl, Bush yönetimi Saddam’dan gelen tehdidi büyütmüfl, bir Arap ülkesini iflgal etmenin zorlu¤unu ise küçümsemifltir. Bir düflünce kuruluflu olan Brooking Institution’dan Philip Gordon (ayn› zamanda Obama’n›n dan›flman›) ise “teröre karfl› savafl” ve “demokrasi gündemi”nin zay›f bir analize dayanan zay›f bir strateji oldu¤unu ifade etmektedir. Çünkü müdahale edilen ve tehdit edilen ülkelerdeki iç çeliflkiler hesaba kat›lmadan toptanc› bir yaklafl›mla savafl açm›fl, ‹ran ve Saddam’›n El-Kaide’ye düflman oldu¤u saçmal›¤›n› iddia etmifl, bu çeliflkilerden yararlanmak bir yana düflmanlar› kendisine karfl› birlefltirmifltir. Bununla birlikte “demokrasi ihrac›”n›n ise ABD’nin ç›karlar›na uygun sonuçlar vermedi¤inin Hamas’la Hizbullah’›n güç kazanmas›ndan ve ABD’nin bölgedeki en büyük destekçilerinin Suudi Arabistan gibi otokratik, faflist yönetimler olmas›ndan anlafl›ld›¤› ortadad›r. ABD’nin d›fl politikada izledi¤i bu politikalar her ne kadar Bush yönetimiyle birlikte somutlansa da söz konusu politikalar Bush’la s›n›rl› olan ve Bush koltu¤undan ayr›ld›¤›nda rafa kald›r›lacak politikalar de¤ildir. Dolay›s›yla tüm muhalefetini Bush’la s›n›rlayan, ABD emperyalizmine tav›r tak›namayan, Obama’ya umut ba¤layan kesimlerin beklentileri bofla ç›kacakt›r. 2000’den bu yana izlenen politikalar ABD emperyalizminin ç›karlar› do¤rultusunda gerek dünya halklar› ile gerekse de rakip emperyalist güçlerle iliflkisinde girdi¤i olumsuz gidiflat› durdurmak amac›yla belirledikleri politikalard›r. Zaten Obama’n›n elefltirileri de teröre karfl› savafla yönelik de¤ildir. Obama teröre karfl› savafllar›nda Irak’›n de¤il Afganistan-Pakistan hatt›n›n öncelikli olmas› gerekti¤ini savunmaktad›r. Economist dergisi de yeni baflkan›n gündeminde de Bush’un merkezi politikalar›n›n olaca¤›n›, NATO ittifak›n› koruman›n, “haydut devletlerin” nükleer silah edinmelerinin engel-

lenmesinin, Japonya, Tayvan, Güney Kore ile ‹srail ve Körfez Arap devletlerinin güvenli¤inin sa¤lanmas›n›, yükselen Çin’le sald›rganlaflan Rusya’y› denetim alt›na alman›n ve El-Kaide’ye karfl› mücadelenin yer alaca¤›n› belirtmektedir.

McCain’in dünyaya bak›fl› Obama gerçekten Bush’tan veya McCain’den farkl› m›d›r? Bunu anlamak ve Obama’n›n de¤iflim vaadinin ne kadar “samimi” oldu¤unu anlamak için k›sa McCain’in d›fl politika anlay›fl›na bakmam›z yararl› olacakt›r. Yafl› itibariyle tart›flmalara neden olan McCain flayet seçilseydi baflkanl›k döneminin sonunda 80’ine merdiven dayam›fl olacakt›. Bu nedenle Demokrat Parti taraf›ndan akli ve fiziksel sa¤l›¤› aç›s›ndan spekülasyonlar yap›ld›. Ölümü halinde yerine geçecek olan yard›mc›s› Palin’in ise daha seçim döneminin bafl›nda cehaleti nedeniyle dalgaya al›nmas› McCain’in karars›z seçmen karfl›s›nda dezavantaja sahip olmas›na neden olmufltur. Ancak 8 y›ll›k Bush yönetiminin yaratt›¤› olumsuz etkiye ra¤men Cumhuriyetçi Partinin aday› olarak iflinin kolay olmamas›na ve kamuoyunda partisinin güvenilirli¤inin azalmas›na karfl›n Obama ile bafla bafl mücadele etmesinde McCain’in bir savafl suçlusu olarak askerlik deneyimi ve 1983’den bu yana Kongre’de yaratt›¤› etki yads›namaz.

15

Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67


Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67 Rakibi Obama daha 6 yafl›nda bir çocukken kendisi Vietnam’da askerlik yapan, bombard›man s›ras›nda uça¤› düflen, ölmek üzereyken bulunup Vietnaml› gerillalarca esir edilen ve 5 y›l boyunca savafl esiri olarak tutulan McCain babas›n›n amiral olmas›n›n da etkisiyle ülkesinde ün kazanm›flt›. Savafl deneyimi ve askeri aç›dan elde etti¤i ünü seçim kampanyas› süresince kullanan McCain, özellikle Irak iflgali konusunda “deneyimsiz” rakibine karfl› seçmenden oy talep etmifltir. McCain seçim kampanyas› süresince kendisini Bush yönetiminden ve Bush’un neo-muhafazakar ekibinden ay›rmak için özel bir çaba harcad›. Kendisinin neo-muhafazakar de¤il realistik bir idealist oldu¤unu ifade etmektedir. Bas›nda da kendisinin pragmadist bir Amerikan milliyetçisi oldu¤u üzerinde durulmaktad›r. McCain’in Guantanamo’nun kapat›lmas›n› teklif etti¤ini, iflkenceye karfl› cezalar›n artt›r›lmas›n› istedi¤ini, genç bir senatörken hayran oldu¤u Reagan’a ra¤men 1983 y›l›nda Beyrut’taki askerlerin geri çekilmesini talep etti¤ini, Haiti iflgaline ve Somali’ye müdahaleye karfl› oy kulland›¤›n› ifade ederek “ülkenin ç›karlar›” için partisine karfl› ç›kabildi¤i imaj›n› yaratmak istemifltir. Ancak Irak’›n iflgalini savunup daha fazla asker göndermeyi planlamas› ve ‹ran’a sald›rmay› hararetle savunmas› nedeniyle inand›r›c› olmas› mümkün görünmemektedir. D›fl politikada Bush yönetiminden farkl› olarak “müttefik devletler”le daha fazla görüfl al›flverifli yapaca¤›n›, ortak hareket etmek için çaba harcayaca¤›n› ifade eden McCain, küresel çapta bir “Demokrasi Birli¤i”nin kurulmas› için çaba harcayaca¤›n› söylemifltir. McCain’in en büyük rakip olarak gördü¤ü Rusya ve Çin’e karfl› ve Ortado¤u konusunda Bat› Avrupal› emperyalistlerle daha s›k› iliflkiler kurmaya çal›flaca¤› anlafl›lm›flt›r. McCain propagandas›nda 21. yüzy›l›n en büyük tehdidi olarak tan›mlad›¤› “radikal ‹slamc› terörizm”e karfl› mücadeleyi de ön plana alm›flt›r. Yine ABD’nin eski d›fl iflleri bakan› Colin Powell’in savundu¤u ve “Powell Doktrini” olarak da tan›mlanan askeri güç kullanmadan önce mümkün olan her yolu denemenin önemine vurgu yapm›flt›r.

McCain seçim propagandalar›nda Hamas’›n rakibi Obama’y› tercih etti¤ini de ifade etmifltir. Hamas’›n siyasi dan›flman› Ahmet Yusuf’un Obama’y› Kennedy ile benzefltirerek “inflallah Obama kazan›r” demesini kaynak göstermekte ve seçilmesi halinde kendisinin Hamas’›n en korkulu kâbusu olaca¤›n› iddia etmifltir. Amerikan halk› aç›s›ndan da savafl yanl›s› olarak görülen McCain’in bir flark›n›n sözlerini “‹ran’› bombala” olarak de¤ifltirip kameralar›n önünde söylemesi, 11 Eylül sald›r›lar›ndan önce dahi aç›kça Saddam Hüseyin’in y›k›lmas› için Irak’›n iflgal edilmesi gerekti¤ini savunmas› ve daha seçimi kazanmadan Ortado¤u’da kâbus olmaktan bahsetmesi McCain’in askeri sald›rganl›¤› pekifltirece¤ini göstermifltir. John McCain Irak iflgalinin sürdürülmesini halk›n tüm muhalefetine ra¤men “Amerikan ç›karlar›” yani ABD egemen s›n›f›n›n ç›karlar› için vazgeçilmez görmektedir. Ba¤dat’›n ele geçirilmesinin ard›ndan Bush’un hatal› kararlar ald›¤›n›, zaman›nda yeterince asker göndermedi¤ini, bu nedenle isyan›n yükseldi¤ini belirtmekte ve son bir y›l içinde Irak’ta izledikleri politikalar› sürdürece¤ini ifade etmektedir. Irak’tan apar topar çekilmenin bilinçsizce yap›lan bir ihanet olaca¤›n› öne sürerek iflgalin sürmesinin ABD’nin ahlaki sorumlulu¤u oldu¤unu ifade etmektedir. Senato’da Bush’tan daha fazla iflgal yanl›s› olarak görülen McCain, iflgal öncesinde, daha 2002 y›l›nda El-Kaide’ye karfl› savaflta Irak’›n sonraki cephe oldu¤unu iddia etmifltir. “General Petraus, ben ve Usama bin Laden Irak’›n savafl›n merkezi oldu¤u konusunda hem fikiriz. Ancak Senatör Clinton’la Senatör Obama’n›n bunu anlayamamas›na anlam veremiyorum” diyen McCain, ABD’nin ç›karlar› için gerekirse 100 y›l Irak’ta kalacaklar›n› da aç›kça söyleyerek büyük tepki çekmiflti. Irak’tan sonra ‹ran’›n hedef olmas› gerekti¤ini savunan McCain, rejim de¤iflikli¤inin flart olmad›¤›n›, sadece yöneticilerin de¤iflmesinin ve ABD’nin flartlar›n›n kabulünün yeterli olaca¤›n› da belirtmifltir. Deneyimine ve devlet adaml›¤› vas›flar›na sürekli vurgu yapan ancak fiii ‹ran’›n Sünni El-Kaide savaflç›lar›n› e¤itti¤ini iddia etmesiyle dalga geçilen McCain’in bu ga-

16


f›n› düzeltmek dan›flmanlar›na düflmüfl, McCain’in ‹ran’›n Irak’taki fiii direniflçilere silah verdi¤ini ifade etmek istedi¤ini iddia etmifllerdi. McCain ayr›ca kendisinin ‹ran hükümetiyle kesinlikle görüflmeyece¤ini ifade ederek düflmanlarla masaya oturmay› savunan Obama’y› da elefltirmiflti. McCain Ortado¤u konusundaki sert söylemlerini Rusya ve Çin söz konusu oldu¤unda da sürdürmektedir. Bush’un Rusya ile iliflkilerini düzeltme amaçl› Putin’le görüflmesini elefltiren McCain, Rusya ile iliflkileri geri plana atmay› ve Moskova politikalar›n› de¤ifltirmedi¤i müddetçe bu tavr›n korunmas› gerekti¤ini savunmufltur. Rusya’n›n G8’den at›lmas› için çaba harcayaca¤›n› belirten McCain, Rusya’n›n Gürcistan’› iflgalinin ard›ndan daha da sert ifadeler kullanarak, otokratik Rusya’n›n diktatörü Putin’i hedef göstermekte ve Gürcistan’›n derhal NATO’ya al›nmas› gerekti¤ini söylemektedir. Çin’i “merkezi tehdit” olarak tan›mlayan McCain, Çin liberalleflmeyi kabul edene kadar iliflkilerin mevcut düzeyde sürdürülmesi gerekti¤ini de ileri sürdü. Aç›kça görülmektedir ki Ortado¤u, Rusya, Çin, Latin Amerika gibi temel meselelerde McCain’in dönemi 3. Bush Dönemi olarak da ifade edilebilir. Bush’tan farkl› oldu¤unu iddia etmesine karfl›n ‹ran ve Rusya örneklerinde oldu¤u gibi Bush’tan daha sert ve sald›rgan ifadeler kullanmaktad›r.

Obama farkl› m›? Obama genç ve siyahi baflkan aday› olarak ve kampanyas›nda kulland›¤› “de¤iflim” ve “umut” söylemleriyle hem ABD’de hem de dünya genelinde ciddi bir ilgiyle karfl›land›. Bunun ABD için bir “devrim” oldu¤unu iddia edenlerin yan› s›ra siyahi bir baflkan aday›n›n ortaya ç›kmas›n›n ve Obama’n›n Irak’taki savafla karfl› ç›kt›¤›n› ilan etmesinin dünya halklar› için yararl› olaca¤›n›, dünyan›n iyi bir hegemona ihtiyac› oldu¤unu savunanlara kadar genifl bir yelpazede halklar›n destek sunmas› ve beklentiye girmesi için çaba harcanmaktad›r. Bolivya’n›n “solcu”, “halkç›” baflkan› Morales dahi Obama’n›n yeni fikirlerle ve planlarla geldi-

Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67

¤ini belirterek Obama’ya destek sunmaktad›r. Obama’n›n d›fl politika konusundaki dan›flmanlar›, Obama’n›n baflkan olmas› halinde yeni bir küresel strateji sunaca¤›n› iddia etmekteler. Buna göre Bush’un korkuya dayanan politikalar›n›n sona erece¤ini, izleyecekleri hatt›n ne flahin ne de güvercin olarak tan›mlanmayaca¤›n›, bunlar›n birleflimi olaca¤›n› ifade etmekteler. Obama’n›n d›fl politika tak›m›, ulusal güvenlik konusunda Cumhuriyetçilerle yani Bush yönetimiyle hemen hemen hemfikir olduklar›n›, tek farklar›n›n korku üzerinden (‹slamc› terörizm korkusu vb) propaganda yapmayacaklar›n›, çünkü korkunun ayn› zamanda zay›fl›k ve karars›zl›k olarak da yorumlanabildi¤ini vurgulamaktad›r. Obama d›fl politikada amaçlar›n›n ABD’nin önderli¤inin korunmas› ve pekifltirilmesi, teröristlere karfl› savafl›n sürdürülmesi ve ABD’nin ç›karlar› için diplomasiye daha fazla önem verilmesi olarak s›ralamaktad›r. Destekçileri Obama’n›n annesinin beyaz, babas›n›n ise siyah olmas›n›n Amerika’n›n kültürel gerçekli¤ini daha iyi yans›tt›¤›n›, ülkenin

17


Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67 ›rkç› geçmifliyle yüzleflmenin mümkün olabilece¤ini, ABD’nin bozulan imaj›n› düzeltebilecek potansiyele sahip oldu¤unu, Kennedy’den bu yana dünya çap›nda sempati toplayan tek baflkan aday› oldu¤unu ifade etmekteler. Obama’n›n siyasi yaflam›ndaki h›zl› yükseliflinin de siyasi güç dengelerini do¤ru ele alan pragmatizminde yatt›¤›n› ifade etmekteler. Bu anlamda anketlerde toplumun üçte ikisinin ülkenin yanl›fl yolda ilerledi¤ini ifade etti¤i bir dönemde “de¤iflim” slogan›n› öne sürmesi de bunu göstermektedir. Obama Irak iflgaline daha bafl›ndan itibaren karfl› ç›kmas›n› ve Irak’tan geri çekilmeyi vaat etmesiyle sempati toplama u¤rafl›ndad›r. Ancak bunun Obama’n›n savafl karfl›tl›¤›ndan veya Irak halk›n›n haklar›na duydu¤u sayg›dan kaynaklanmad›¤› aç›kt›r. Obama’n›n elefltirisi, El-Kaide ile mücadelede Irak’›n a¤›rl›¤a sahip olmad›¤› ve Afganistan ile Pakistan s›n›r›nda “terörist” faaliyetlerin güçlendi¤ini ifade edip askerlerin oraya y›¤›lmas›n› talep etmesidir. Obama’ya göre Irak’›n iflgali yanl›flt› ancak bunun nedeni iflgalin haks›z veya gayri meflru olmas› de¤ildi, yanl›flt› çünkü bu iflgal Afganistan ve Pakistan’daki gerçek düflmanla, El Kaide ile savaflmaya yo¤unlaflmaya engel olmaktad›r. Bu da aç›kt›r ki flovenist bir yaklafl›md›r ve ABD emperyalizminin ç›karlar› do¤rultusunda bir düflünme tarz›n› temsil etmektedir. Irak’tan h›zl› bir flekilde çekilerek esas yere yo¤unlaflman›n önemini vurgulamaktad›r. Gerek Irak halk›n›n ABD askerlerine tepkisi gerekse de iç muhalefet nedeniyle McCain’in Irak’ta yüz y›l kalma yönlü ifadelerini elefltirerek prim toplam›flt›r. Obama Irak’tan 16 ay içinde çekilme plan›n› aç›klad›¤›nda geride güvenlik için asgari say›da askerin b›rak›laca¤›n› ve uzun vadede Almanya ve Güney Kore’de olu¤u gibi çeflitli askeri üslerin kurulaca¤›n› da eklemektedir. “Savafla son vermek Taliban’›n isyan etti¤i ve El Kaide’nin güvenli bir cennet haline getirdi¤i Afganistan ve Pakistan’da bafllayan genifl stratejik hedeflerimiz için esast›r. Irak terörizme karfl› savaflta merkezi cephe de¤ildir” diyen Obama, Amiral Mullen’in Afganistan’daki hedeflerine ulaflmak için kaynak s›k›nt›s› yaflad›klar›n› söyledi¤ine iflaret etmektedir.

Obama’n›n Irak’› terk etme plan›n›n nedeni Irakl›lar›n kendi kaderini tayin hakk›n› tan›mas› de¤ildir, tam tersine tüm plan› Irak’ta istikrarl› bir ABD yanl›s› devlet yaratmak ve bunu en fazla 50 bin askerle yerine getirmektir. Obama’n›n Ortado¤u üzerine yaklafl›m›n›n ne Bush yönetiminden ne de McCain’den ciddi bir farkl›l›k tafl›mad›¤› aç›kt›r. Bush da McCain de Irak’ta “düzen” sa¤land›ktan sonra askerlerin geri çekilmesini savunmaktad›r. Bu da ABD egemen s›n›f› aç›s›ndan Ortado¤u’da konsensüs oldu¤unu göstermektedir. Obama’n›n ‹ran’la görüflece¤ini aç›klamas› da oy kazanmas›na yard›mc› olmaktad›r. Ancak bundan da Obama’n›n bar›fl yanl›s› oldu¤unu anlamak mümkün de¤ildir. Obama’ya göre ‹ran’›n nükleer sahibi olmas› kesinlikle engellenmelidir. Ancak Bush’un izledi¤i yöntem ifle yaramamaktad›r. Nutuklar›nda s›kça ‹ran’›n teröristleri destekledi¤ini vurgulamaktan kaç›nmayan Obama ‹ran rejimi üzerinde Amerika’n›n tüm gücünün kullan›lmas› gerekti¤ini vurgulamakta ve sald›rgan, ilkeli ve do¤rudan diplomasiyi önermektedir. Bunun için BM’yi ve AB’yi harekete geçirmenin ve çok yönlü bask›n›n önemi üzerinde durmaktad›r. fiayet ‹ran tüm bu kurumlar›n bask›lar›na karfl› gelmekte ›srar ederse o zaman ‹ran’a askeri müdahale için uluslararas› flartlar daha uygun olacakt›r. Obama’n›n ‹ran’a yaklafl›m› Bush yönetiminin son 3 y›ld›r izledi¤i politikan›n biraz daha gelifltirilmifl versiyonundan baflka bir fley de¤ildir. Sözde savafl karfl›t› baflkan Obama, Afganistan ve Pakistan’da savafl› yükseltmeyi hedeflemekte ve Pakistan’›n içinde Pakistan hükümetinin onay› olmadan tek tarafl› askeri müdahalelerden aç›kça bahsetmektedir. ‹lk ad›m olarak da Afganistan’daki mevcut 36 bin ABD ve 17500 NATO askerine 10 bin ek asker gönderece¤ini ifade etmektedir. “Baflkan olarak El Kaide ve Taliban’a yönelik savafla en üst önemi verece¤im. Bu, kazanmam›z gereken savaflt›r.” McCain ise rakibini aç›kça ABD’nin bir müttefikini iflgal etmekle tehdit etti¤ini ve bunun bir ilk oldu¤unu söyleyerek elefltirmifltir. McCain, eski baflkan Roosevelt’in dedi¤i gibi ABD’nn kibar konuflan ama sert bir sopa tafl›yan bir d›fl politika izlemesi gerekti¤ini ifade

18


etmektedir. Obama ise bu elefltiriye cevap olarak “Bu kifli ‘‹ran’› bombala’ diyerek flark› söyleyen, Kuzey Kore’nin ilhak›ndan bahseden, daha Afganistan’daki iflimiz sona ermeden s›rada Ba¤dat diyen kifli” diyerek hem rakibini teflhir etmekte hem de her ikisinin de birbirinden fark› olmad›¤›n› bizlere göstermektedir. Obama, ‹srail’in ç›karlar›n› da aç›ktan savunmakta ve hatta Kudüs’ün ‹srail’in bölünmez baflkenti oldu¤unu dahi ifade ederek hem Filistinlilerin tepkisini almakta hem de Bush ve McCain’den daha “flahin” bir tav›r tak›nmaktad›r. Obama’n›n Bush yönetimine elefltirisi öze iliflkin de¤ildir. Obama, Bush yönetiminin Ortado¤u’daki dönüflümü h›zl› ve zora dayanarak, yanl›fl bir taktikle gerçeklefltirmeye çal›flt›¤›n› elefltirmekte ve daha farkl› yollar izleyece¤ini vaat etmektedir.

Sonuç 11 Eylül sonras›nda iddial› ve kendine güvenen ifadelerle dünyaya meydan okuyan ABD’nin tav›rlar›nda bugün yeller esmektedir. Dünya halklar›n›n gözünde teflhir olan, müttefiki sayd›¤› devletleri dahi istedi¤i zaman harekete geçiremeyen, rakiplerinin ise daha aç›ktan ve sald›rgan tav›rlar tak›nd›¤› bir dönemde emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulundu¤u derin ekonomik krizden de etkilenen ABD’nin düflüflünü durdurabilmesi, imaj›n› düzeltebilmesi, içinde yer ald›¤› Afganistan ve Irak batakl›¤›ndan ç›kabilmesi ve ekonomik aç›dan krizi daha az telafi ile atlatabilmesi için yeni bir yüze, yeni bir ekibe, daha farkl› taktiklere ihtiyac› bulunmaktad›r. Bu nedenledir ki 1 y›l› aflk›n süredir Clinton-Obama ve Obama-McCain aras›ndaki yar›fl dünya gündeminde üst s›ralardan inmemekte, Bush arka planda kalmakta ve Bush döneminden farkl› bir sürecin bizleri bekledi¤i fikri afl›lanmak istenmektedir. Obama bu konuda siyahî ve genç olmas›, karizmas›, teknik olanaklar› üst derece kullanarak ve büyük paralar harcayarak etkili bir reklam kampanyas› yürütmesi ve rakip partiden olmas› sebebiyle de¤iflimden medet umanlar›n gözünde h›zl› flekilde yükselmifl ve egemen çevrelerin lobi ve kurumlar›n›n aç›k

deste¤ini alarak seçimden zaferle ç›km›flt›r. Ancak tüm bu reklam ve imaj kampanyas›na karfl›n yarat›lan suni beklentilerin h›zl› bir flekilde tuzla buz olaca¤› da aç›kt›r. Emperyalizmin, özelde de ABD emperyalizminin içinde bulundu¤u durum öylesi kötü bir noktadad›r ki güler yüz ve makyajla uzun süreli umut ve beklenti yaratmak mümkün de¤ildir. Öyle ki Obama daha baflkan seçilmeden yapt›¤› konuflmalardan da anlafl›lmaktad›r ki yukar›da bahsini etti¤imiz politikalar› ve ifadeleriyle Bush ve McCain’den esasta farkl› de¤ildir. Obama’n›n yönetimi alt›nda da askeri sald›rganl›¤›n ekonomik ve siyasi bask›lara paralel sürece¤ini anlamak mümkün olmaktad›r. Bu genel çerçeve içinde önümüzdeki dönemde ülkemizde ve dünya genelinde ABD ve emperyalizm karfl›t› mücadelenin yükselmesi için flartlar›n daha da olgunlaflaca¤›n›, egemen gerici sistemin sald›rganl›¤›n› artaca¤›n›, bu sald›rganl›¤a karfl› devrimci mücadelenin ve direnifllerin yükselece¤ini öngörmek mümkündür. Bu gerçekli¤e uygun gerekli haz›rl›klar› yapmak ise halk›n öncü devrimci kuvvetlerine düflmektedir. Yararlan›lan kaynaklar: - TIME dergisinin 13 May›s, 16 Temmuz, 23 Temmuz tarihli say›lar›ndan - Washington Post gazetesinin 27 Mart, 22 Nisan, 16 May›s, 7 Haziran, 4 Temmuz, 13 A¤ustos, 8 Ekim, 15 Ekim, 17 Ekim tarihli say›lar›ndan - Economist dergisinin 27 Mart, 5 Haziran, 16 Temmuz, 21 A¤ustos, 28 A¤ustos tarihli say›lar›ndan - Newsweek dergisinin 29 Mart tarihli say›s›ndan - American Prospect dergisinin 24 Mart tarihli say›s›ndan - Revolution dergisinin 14 Temmuz tarihli say›s›ndan - Guardian gazetesinin 23 Temmuz, 20 A¤ustos tarihli say›lar›ndan - Vanity Fair dergisinin fiubat say›s›ndan yararlan›lm›flt›r.

19

Obama ile de¤iflim mümkün mü?

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar yaz›l›rken...

Emperyalist saflaflmalar ve halklar›n pay›na düflenler*

Kapitalizmin sermaye birikimi modeli, tarihinin en büyük krizlerinden birini yafl›yor. Dünya hidrokarbon kaynaklar›n›n tükeniyor oluflu ve bunun etkiledi¤i enerji krizleri de bu süreçle atbafl› gidiyor. Dünya ekonomisini do¤rudan ilgilendiren bu sorunlarda do¤al ki akla ilk ABD emperyalizmi geliyor. En büyük hegemonyac› güç durumundaki ABD’nin dünyay› düzenleme gücü ve liderli¤i zay›fl›yor. Nitekim son dönemde ABD, enerji kaynaklar› ve yollar›n›n denetimi sorununu kendisi için birincil tehlike olarak ele ald›. 20


Gürcistan’›n Güney Osetya’y› iflgalinin ard›ndan Rusya’n›n da Gürcistan’da iflgale giriflmesi pek çok tart›flmay› ortaya ç›kard›. Bu tart›flman›n asl›nda Kosova’n›n “ba¤›ms›zl›¤›yla” atefllendi¤ini söylemek mümkün. Ancak Rusya’n›n Gürcistan’a sert tepkisiyle birlikte, bafl›nda ABD ve Rusya’n›n bulundu¤u emperyalist güçler aras› çeliflki ve çat›flmalar çok daha aç›k hale geldi. Bu durum, büyük güçler aras› savafl olas›l›klar›n› da somut ve güncel bir konu haline getirdi. fiüphesiz bu, bir bölgedeki çat›flma üzerinden gerçekleflecek basit bir konu de¤il. Fakat Gürcistan’daki savafl›n geliflim seyrine ve arka plandaki kapsaml› sorunlara bak›ld›¤›nda bu olas›l›¤›n çok da uzak olmad›¤› anlafl›lacakt›r. Tart›fl›lan konular›n çeflitlili¤i de genifl bir yelpazede s›ralanabilir. Enerji kaynaklar› ve hatlar›n›n denetimi, füze savafl sistemleri, denizlerde hâkimiyet, uluslararas› sözleflmeler, bölgesel çat›flma ve ulusal sorunlar gibi bafll›klar alt›nda ifade edilebilecek söz konusu tart›flmalar, hem Gürcistan’daki savafl› hem de olas› geliflmeleri ayd›nlatabilmek aç›s›ndan öne ç›k›yor. ‹lkine enerji savafllar› ekseninde emperyalist güç dengeleri, ikincisine ise bölgesel savafllar ve artan ulusal sorunlar örnek verilebilir. Gürcistan’da patlak veren savafla, k›sa da olsa enerji sorunu ba¤lam›nda öncelik vermekte yarar var.

Kafkaslar ve enerji denklemi Kapitalizmin sermaye birikimi modeli, tarihinin en büyük krizlerinden birini yafl›yor. Dünya hidrokarbon kaynaklar›n›n tükeniyor oluflu ve bunun etkiledi¤i enerji krizleri de bu süreçle atbafl› gidiyor. Dünya ekonomisini do¤rudan ilgilendiren bu sorunlarda do¤al ki akla ilk ABD emperyalizmi geliyor. En büyük hegemonyac› güç durumundaki ABD’nin dünyay› düzenleme gücü ve liderli¤i zay›fl›yor. Nitekim son dönemde ABD, enerji kaynaklar› ve yollar›n›n denetimi sorununu kendisi için birincil tehlike olarak ele ald›. Petrol ve do¤algaz kaynaklar›na sahip ülkeler, göreli olarak avantajl› konuma gelirken bu ürünlere önemli bir ba¤›ml›l›¤› bulunan ülkelerde ciddi kayg›lar gelifliyor. Baflta Avrupa olmak üzere birçok ülkede alternatif enerji üretimine yönelimler ol-

sa da bunun hacim ve zamanlama olarak krize yan›t olamayaca¤› biliniyor. Çünkü en baflta petrol ve do¤algaza dayal› altyap› ve ulafl›m sistemlerinin yenilenmesi gerekiyor, ki bu büyük bir bütçe ve görece uzun bir zaman gerektiriyor. Oysa enerji krizi, baflka ülkelere ba¤›ml›l›¤› bulunan hemen her ülkenin kap›s›na dayanm›fl durumda. Enerji sorunu ABD aç›s›ndan bugün esas olarak hegemonya mücadelesinde önem tafl›yor. Enerji kaynaklar› ve yollar› üzerindeki denetimi zay›flad›¤›nda, hatta var olan olanaklar art›r›lamad›¤›nda ABD’nin devasa ekonomik ve askeri gücünü koruyabilmesi mümkün olmayacak. Asya’da Rusya ve ‹ran’›n, Latin Amerika’da ise Venezüella önderli¤indeki kimi devletlerin petrol ve do¤algazda karfl›t siyasetleri ABD’yi s›k›flt›ran önemli etkenler. Afrika’n›n en büyük petrol üreticisi Nijerya’da Bat›l› emperyalist petrol flirketlerine karfl› bafllat›lan mücadele ise, AB-ABD bloku aç›s›ndan gelecekte artacak olan s›k›nt›lara örnek teflkil ediyor. Bat›l› emperyalistlerin ellerinde tuttuklar› Ortado¤u’daki kaynaklar›n yeterli gelmedi¤i aç›k. Bu bak›mdan Hazar ve Orta Asya’daki petrol ve do¤algaz kaynaklar› çok daha stratejik bir önem kazand›. Enerji koridoru olarak Kafkasya’n›n birincil önemi de burada yat›yor. Gürcistan ABD’nin çok önem verdi¤i TransHazar Boru Hatt›nda kilit role sahipti. Bu projeyle Türkmenistan gaz› ile Kazakistan petrollerinin Avrupa’ya tafl›nmas› amaçlan›yordu. Ancak Rusya’n›n engellemeleri nedeniyle bu proje gerçekleflemiyor. Yine de çabalar›n sürdü¤ü söylenebilir. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hatt› faaliyete geçse de Kazakistan taahhüt etti¤i miktar› vermiyor. Yine NABUCCO Projesi de Rusya ve ‹ran yüzünden çok düflük hacimlerde kal›yor, yeterince beslenemiyor. Rusya’n›n Gürcistan’a yönelen çok yönlü sald›r›lar› tüm bu projelerde Bat›l› emperyalistler için çok daha büyük riskler yaratt›. Di¤er yandan ABD güdümündeki Gürcistan’›n askeri geliflimi ve olas› NATO üyeli¤i de Rusya için önemli riskler tafl›yordu. Di¤er fleyler bir yana Rusya’n›n ana petrol boru hatt›n›n Gürcistan’›n kuzeyinden geçiyor oluflu bile bunu aç›kl›yordu. ‹flte Kafkasya’daki yeni kriz dar

21

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 anlamda bu mücadeleler üzerine yükseliyor. Fakat tabi ki bununla s›n›rl› de¤il ve yol açt›¤› olas›l›klar da çok daha fazla.

Rusya’n›n yeni ç›k›fl› SSCB’nin da¤›lmas›n›n ard›ndan askeri ve ekonomik üstünlü¤üyle tek “süper güç” durumuna gelen ABD’nin ilan etti¤i “tek kutuplu” dünya düzeninin sonuna gelindi¤i art›k yayg›n kan›. En az›ndan ABD’nin eskisi gibi rahat hareket edemeyece¤i, dünya dengelerini etkileyen her ad›m›nda önemli bir karfl› koyuflla karfl›laflaca¤› ve taviz verece¤i aç›k. Ekonomik gücüyle o kadar olmasa da askeri gücüyle ABD

karfl›s›nda etkili olabilecek tek güç Rusya Federasyonu’ydu. Rusya’n›n konumunu güçlendiren önemli bir etken de Çin ile birlikte bafl›n› çekti¤i fianghay ‹flbirli¤i Örgütü’nün (fi‹O) enerji alan›nda ve askeri konularda öne ç›kan rolüydü. Ancak Rusya’n›n bugünkü ç›k›fl›n› esasta ekonomik aç›dan sa¤lad›¤› geliflmeye ba¤lamak gerekir. Putin’in liderli¤iyle Rusya, ekonomisini halk›n son derece yoksullu¤u pahas›na belli oranda düze ç›karmay› baflarm›flt›. Son y›llarda artan petrol fiyatlar›yla da Rusya önemli bir ekonomik getiri elde etti. Ekonomisi son on y›lda yüzde 7 büyüdü ve bunun askeri harcamalara do¤rudan katk›s› oldu. Askeri harcamalar›n› 4 kat›na ç›karan Rusya, beraberinde siyasi hedeflerine yönelmeye bafllad›. Balkanlarda yaflad›¤› baflar›s›zl›¤›n bir benzeriyle karfl›laflmamak için

Kafkaslar’da ABD yay›lmas›n› engellemek yaflamsal önemdeydi. Genel olarak SSCB döneminde kendi etki alan›nda olan bölgelerin ABD ve AB kontrolüne girmesine dur demek, karfl›laflt›¤› askeri ve siyasi kuflatmay› k›rmak Rusya’n›n temel hedefleriydi. NATO’nun Rusya aleyhine geniflledi¤i, bu nedenle Rusya’n›n Gürcistan ve Ukrayna’n›n NATO üyeli¤ine aktif bir direnifl sergiledi¤i biliniyor. ABD’nin ‹ran ve Kuzey Kore’yi bahane ederek Do¤u Avrupa’ya tafl›d›¤› “Füze Savunma Sistemleri” ile birlikte düflünüldü¤ünde Rusya aç›s›ndan pek de uzak olmayan tehlikenin boyutu aç›kt›. K›sacas› ABD ve onun yönlendirmesi alt›ndaki devletlere karfl› Rusya’n›n bu ç›k›fl›n› zorunlu k›lan fazlas›yla neden var. Rusya aç›s›ndan eksik olan ekonomik kaynaklard› ve onu da petrol ve do¤algazdaki fiyat art›fllar› sa¤lam›fl oldu. Petrol ve do¤algazda söz konusu ekonomik getiri ve bunun siyasi alandaki yans›malar› sadece Rusya nezdinde gerçekleflmedi. ABD ç›karlar›na karfl›t olarak ‹ran, Venezüella gibi devletler de benzer geliflimi gösterdiler. Bu konuda “ilginç” bir örne¤i de Sudan gösterdi. Petrol kaynaklar› sayesinde ekonomik aç›dan de¤eri artan Sudan, siyasi yönetimiyle uluslararas› alanda –soyk›r›m dâhil- tüm teflhir olmufllu¤una karfl›n dokunulmaz olarak kald›. Hatta bafl›n› ABD’nin çekti¤i kimi emperyalistler ve onlara ba¤›ml› (TC gibi) devletlerce aktif olarak desteklendi. Rusya, ‹ran ve Venezüella gibi petrol ve do¤algaz sahibi kimi devletlerin ortakl›klara yönelmesi, zaten k›r›lgan dengeler üzerinde yükselen enerji alan›nda ABD’yi ve bu ürünlere önemli bir ba¤›ml›l›¤› bulunan AB’yi ciddi oranda endiflelendiriyor. Gürcistan’daki savafl bu endifleleri daha da derinlefltirdi. Bir yandan bu endifleler ve onlara kaynakl›k eden çeliflkiler derinleflirken öte yandan da emperyalist birliktelikler içindeki çatlaklar derinlefliyor. Bunu daha iyi görmek için söz konusu birlikte-

22


liklerde devam eden sorun ve tart›flmalara bakmak gerekiyor.

NATO’da çatlaklar Ayn› imparatorluklarda oldu¤u gibi ABD flu anki gücünü koruyabilmek için hegemonya alanlar›n› sürekli geniflletmeye ihtiyaç duyuyor, sömürücü devletler bak›m›ndan bu bir anlamda kaç›n›lmazd›r. Ancak onun kadar kaç›n›lmaz bir gerçek daha var ki, bu geniflleme d›flta çok daha fazla sorun ve düflman yarat›rken içte de ad›m ad›m zay›flamay› getiriyor. ABD, hegemonyac› siyasetini sürdürebilmek için hem uluslararas› alanda hem de ülke içinde deste¤e ihtiyaç duyuyor. Bu deste¤i sa¤lamak için geçmiflten beri en önemli argüman› düflmanlardan gelecek sald›r›lar ve savafl tehlikesiydi. SSCB’nin da¤›lmas›ndan önceki “so¤uk savafl” döneminde bu argümanlar nispeten daha kolay yan›t buluyordu. Fakat SSCB’nin da¤›lmas› ile birlikte bunlar zay›flad› ve yenilenmesi gerekti. ABD baflta AB olmak üzere kendisiyle birlikte hareket eden kapitalistlere daha fazla “getiri” vaat etmek zorundayd›. Yine de bugüne kadar ABD’nin Avrupa devletlerine olan hamili¤inin ve dünya üzerinde tek tarafl› hâkimiyetinin sürdü¤ünü söylemek gerekir. Kuveyt, Bosna, Kosova, Somali, Afganistan ve Irak’ta ABD ve NATO öncülü¤ünde yap›lan iflgal ve müdahaleler ABD’nin siyasi ve askeri liderli¤ini devam ettirdi. Bunlara koflut olarak 11 Eylül sald›r›s› ard›ndan “uluslararas› terör”, “nükleer silahlar”, “insani müdahale” gibi yeni argümanlar devreye sokuldu. Fakat tüm bunlar art›k yeterli gelmiyor. Terör ve nükleer silahlara iliflkin ortaya at›lan iddialar zamanla çürüdü; müdahale ve iflgaller büyük oranda teflhir oldu. fiu an daha önemlisi, ABD’nin bu gerekçeler alt›nda att›¤› ad›mlar AB’li birçok devleti ikna etmeye yetmiyor. Kuflkusuz ki AB’li devletler ABD’nin derdinin kendileri için bir “güvenlik” olmad›¤›n› öteden beri biliyorlard›. Ancak baflta askeri alanda olmak üzere ABD’nin devasa gücü karfl›s›nda farkl› bir alternatif oluflturacak güçleri yoktu. Keza ABD de Avrupa Savunma Örgütü konusunda oldu¤u gibi bu yöndeki giriflimleri hep baltalad› ve kendi önderli¤i alt›ndaki NATO’la eklemlemeye ça-

l›flt›. Gelinen aflamada ABD’nin tek tarafl› dünya siyasetini devam ettirebilmesi mümkün de¤il. Bunun için ne Avrupa’dan ne de kendi iç kamuoyundan yeterli bir destek söz konusu de¤il. Kimi yorumlarda ABD’nin ayn› “so¤uk savafl” y›llar›nda oldu¤u gibi daha büyük bir tehdit alg›s› yaratmak istedi¤i, Rusya’yla yaflanan son kap›flman›n bu yönde flekillendi¤i belirtiliyor. Bu sayede ABD arad›¤› deste¤i sa¤lam›fl olacak. Ancak Kafkaslar özgülünde yo¤unlaflan mücadelenin as›l temelinde enerji sorunu oldu¤u ve dolay›s›yla ABD cephesinde hesap hatalar› oldu¤u daha akla yat›yor. ABD, hegemonyas›n› sürdürebilmek için özellikle Rusya aleyhine NATO’yu geniflletmeye çal›fl›yor. AB’nin ise buna o kadar destek verdi¤i söylenemez. NATO’daki ABD a¤›rl›¤› biliniyor. Oysa AB, ABD’den ayr› var olmak ve mümkünse NATO’dan ba¤›ms›z bir Avrupa Savunma Örgütü kurmak istiyor. Di¤er yandan NATO’nun genifllemesi AB’nin genifllemesiyle çak›fl›yor ve AB’nin yönelimlerine kimi zararlar veriyor. Do¤u Avrupa ülkeleri ekonomik olarak AB ile bütünleflirken askeri ve siyasi olarak ABD’nin etkisine giriyor, uluslararas› alanda savafl ya da benzer kritik kararlarda ABD’ye destek oluyorlar. ABD de AB’deki bu farkl›l›¤› kullanmada hiç geri kalm›yor. ABD, “eski-yeni Avrupa” söylemiyle AB’nin merkezileflme çabalar›n› zay›flatmaya çal›fl›yor. Bu ve benzer sorunlar nedeniyle AB ve ABD Irak, ‹ran, Filistin, füze kalkan› ve Rusya konular›nda art›k s›k s›k çelifliyorlar. ABD, NATO özgülünde karar ve müdahaleleri öne ç›kar›rken Avrupa BM, Kyoto Protokolü, Uluslararas› Ceza Mahkemesi gibi daha genifl platformlar› savunmaya yöneliyor. NATO art›k AB’yi ABD ile ortaklaflt›rmaktan çok, görüfl ayr›l›klar›n› art›ran bir platform durumuna geldi. “So¤uk savafl” y›llar›nda Avrupa için güvenlik ve siyasi istikrar kayna¤› olan NATO, flimdilerde istikrars›zl›klar› körükleyen ya da yaratan bir örgüt oldu. Bu anlamda AB’nin iki merkez devleti Almanya ve Fransa’n›n, G. Osetya iflgali sonras›nda Gürcistan’a yönelttikleri elefltiriler dolayl› olarak ABD’ye dönük de elefltirilerdi. Enerjide genel olarak Rusya’ya ba¤›ml› Avrupa’n›n, özel olarak da Almanya ve Fransa’n›n

23

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 ABD ç›karlar› için yeni riskler üstlenmeye, Rusya’yla iliflkileri bozarak do¤algaz ve petrol s›k›nt›s›yla karfl›laflmaya pek niyetleri yok. Bu nedenle ABD gibi Rusya’y› tecrit etmekten yana de¤iller. Almanya ve Fransa böyleyken ‹spanya ve ‹talya ise Rusya’yla ekonomik iliflkileri kaynakl› ABD’nin tecrit etme yaklafl›m›na daha aç›ktan karfl›lar.

Avrupa’da ayr›flmalar Gürcistan’la Rusya aras›ndaki savafl ayn› zamanda ABD ile Rusya aras›nda –dolayl›- bir savafl demekti ve bu geliflme ABD yan›nda saf tutan Do¤u Avrupa ülkelerini endiflelendirecekti. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Ukrayna ve Balt›k devletleri (Letonya, Litvanya, Estonya) birçok alanda ABD’ye destek veriyorlar. Bu nedenle ve tabi Rusya’ya olan co¤rafi yak›nl›klar› nedeniyle ABD-Rusya çekiflmesinde ön cephede duruyorlar. Rusya’n›n G. Osetya’yla s›n›rl› kalmay›p Gürcistan içlerine kadar yay›lan iflgaline misilleme olarak ABD, füze sistemleriyle ilgili olarak Polonya’yla planlar›n› yapt›¤› askeri anlaflmay› hayata geçirdi. Bu anlaflmay›, daha öncesi Rusya’n›n tepkileriyle ertelemek zorunda kalm›flt›. Anlaflmaya göre ABD Balt›k Denizi k›y›lar›ndaki bir askeri üsse 10 adet füze yerlefltirecek, karfl›l›¤›nda ise Polonya ordusunun modernizasyonuna yard›m edecek ve hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi için Polonya’ya patriot füzeleri konuflland›racakt›. Polonya’da kurulacak füze sistemlerinin baflar› flans› ve tam olarak ne zaman hayata geçebilece¤i ciddi soru iflaretleri bar›nd›r›yor. Ancak yine de Rusya’n›n tepkisi gecikmedi. Kuzey Kore ve ‹ran’›n bahane oldu¤unu, ABD’nin füze sistemlerinin kendisini hedef ald›¤›n› belirten Rusya, yapt›¤› askeri anlaflmayla kendisini aç›k hedef haline getirdi¤ini söyleyerek Polonya’y› aç›ktan tehdit etti. Rusya’n›n benzer flekilde tehdit etti¤i ve üzerine bask› kurdu¤u bir baflka devlet ise “Turuncu Devrim” ile ABD etkisine giren Ukrayna. Rusya aç›s›ndan Ukrayna’n›n önemi tart›fl›lmaz. Geliflmeler sonras›nda Ukrayna’n›n NATO üyelik sürecini h›zland›rma çabalar›, artan Rusya çekincesinden ileri geliyor. Ukrayna’n›n bir korkusunu da Rus nüfusun

a¤›rl›kta oldu¤u K›r›m Özerk Bölgesi oluflturuyor. G. Osetya ve Abhazya’n›n etkisiyle K›r›m Özerk Bölgesi’nin Rusya’ya yönelmesi olas›l›k dâhilinde. Rusya da bu konudaki faaliyetlerine h›z verdi ve bunu Ukrayna’ya karfl› ayn› do¤algazda oldu¤u gibi koz olarak kullan›yor. Nitekim Rusya’n›n tehditleri etki yaratmakta gecikmedi ve Chenney’nin Ukrayna gezisi öncesi Ukrayna’daki koalisyon hükümeti da¤›ld›. Baflbakan Timoflenko ve muhalefet Rusya’yla diyalogu art›rma amaçlar›n› gizlemediler. Devlet Baflkan› Yuflçenko ise arkas›ndaki ABD deste¤ine karfl›n Rusya’n›n s›k›flt›rmas› karfl›s›nda etkili olamad›. Rusya’n›n tehditlerinin ABD ile iflbirli¤i halindeki Do¤u Avrupa devletlerini de tedirgin etti¤i kesindi. Hatta bu devletler Almanya’yla iliflkiye geçerek, el alt›ndan ya da do¤rudan Rusya’yla diyalog arad›lar ve kendilerini güvence alt›na almaya çal›flt›lar. Avrupa devletlerindeki ayr›flmalar salt NATO ve Rusya nezdinde gerçekleflmiyor. AB’nin bafl›n› çeken ve görece ortak ç›karlarla hareket eden Almanya ve Fransa da kimi konularda farkl› politikalar izliyorlar. Bu iki devletin AB içindeki ortak belirleyicili¤i ayn› zamanda karfl›l›kl› bir rekabeti de tafl›yor. AB’nin Do¤u Avrupa yönünde genifllemesi ekonomik aç›dan en çok Almanya’ya yar›yor. Bu da Fransa’y› Almanya’y› dengeleyecek kimi aray›fllara yöneltiyor. Fransa’n›n ABD’yle yak›nlaflmas› bu temelde de¤erlendirilebilir. ABD de Fransa’n›n çeflitli bölgelerde üstlendi¤i siyasi ve askeri rollere destek veriyor. “Akdeniz Birli¤i” giriflimini, Gürcistan’daki savaflta etkin arabuluculuk giriflimlerini ve TC’nin önceki ad›mlar›n› kullanarak Suriye-‹srail aras›ndaki dolayl› görüflmelere el atmas›n› bu paralelde de¤erlendirmek gerekir. Avrupa özgülünde bir de ‹ngiltere var ki onun görece standart çizgisi biliniyor. Stratejik orta¤› olarak ABD ile ayn› çizgide hareket eden ‹ngiltere, AB içinde Do¤u Avrupa devletlerini kollayarak Rusya’ya karfl› yapt›r›mlar›n aktif savunuculu¤unu yap›yor.

Kafkasya krizinin uluslararas› etkileri Emperyalist devletler özgülünde genel panorama, geliflebilecek çeliflkileri de az çok yan-

24


Kafkaslar’da henüz çat›flmalar sürerken emperyalistler aras›nda inisiyatif kapma yar›fl› da bafllam›flt›. Savafl›n taraflar›ndan birinin Rusya olmas›, ABD’nin uluslararas› boyutta aktif bir destek bulmas›n› zorlaflt›r›yordu. s›t›rken son G. Osetya sorununda oldu¤u gibi savafl ve kriz dönemleri ise çok daha aç›k bir görünüm sunuyor. Gürcistan’daki savafltan hemen sonra ard› ard›na toplanan uluslararas› pakt ve birliktelikler (NATO, BM, fi‹Ö, AB) içerdikleri tart›flmalar ve ald›klar› kararlarla dünya üzerindeki saflaflmalar› da bariz bir flekilde yans›tt›lar. Daha en baflta ABD, NATO’nun Kafkasya’daki savafla müdahale etmesini isterken Almanya ve Fransa bunun NATO’nun görevi olmad›¤› gerekçesiyle karfl› ç›kt›. Hat›rlanaca¤› üzere ABD, Gürcistan ve Ukrayna’y› bir an önce NATO’ya dâhil etmek istemifl ancak Nisan 2008’deki NATO Zirvesinde Almanya ve Fransa’n›n karfl› koymas›yla bu niyetini ileriki zirveye ertelemek zorunda kalm›flt›. Almanya ve Fransa bu üyeliklerin yavafl yavafl gerçekleflmesini istiyor ve bu arada ABD’yi dengeleme amac› güdüyordu. Bu do¤rultuda Fransa ve Almanya’n›n savafl patlak verdi¤inde ABD’den önce inisiyatif olarak Rusya ve Gürcistan aras›nda arabuluculu¤a dönük ç›k›fllar› da ABD’nin tepkisini çekmiflti. Her ne kadar ABD Fransa’ya sonradan yeflil ›fl›k yaksa da Kafkaslar gibi hegemonya mücadelesi verdi¤i öncelikli bir alanda kendisinden ba¤›ms›z giriflimlere kap› aralamak istemiyordu. Kafkaslar’da henüz çat›flmalar sürerken emperyalistler aras›nda inisiyatif kapma yar›fl› da bafllam›flt›. Savafl›n taraflar›ndan birinin Rusya olmas›, ABD’nin uluslararas› boyutta aktif bir destek bulmas›n› zorlaflt›r›yordu. O nedenle de daha dar ve ikili giriflimler öne ç›k›yordu.

Çok yönlü ve iç içe geçmifl bir denklemin oluflumunu sa¤layan bu olgu, söz konusu kriz özgülünde ABD’nin inisiyatif kayb›na yol aç›yor ve bu birçok yeni olas›l›¤› gündeme getiriyordu. Uluslararas› alanda verili dengeleri, artan çeliflkileri ve bu yeni olas›l›klar› anlamak aç›s›ndan uluslararas› toplant›lara, yo¤unlaflan diplomasiye ve karfl›l›kl› ataklara bakmak gerekiyor.

NATO toplant›s› Gürcistan-Rusya savafl›n›n ard›ndan bu geliflmeler yaflan›rken Brüksel’de NATO D›fliflleri Bakanlar› ve NATO Konseyi toplant›s› gerçekleflti. Toplant›da ABD, yak›n destekçileri Do¤u Avrupa devletleri ve tabi ‹ngiltere, Rusya ile NATO aras›ndaki iliflkileri koparmaya dönük politikalar›n› ortaya koyarken ‹talya, ‹spanya, Belçika, Lüksemburg, Portekiz, Norveç, Fransa ve Almanya Rusya ile iliflkilerin sürmesinden yana tav›r koydular. ABD, destekçisi devletlerle birlikte NATO üyeli¤inde 5. maddeyi öne ç›karmak istiyor. Buna göre bir NATO üyesine sald›r› di¤er üye ülkelere de yap›lm›fl say›l›r ve di¤er üye ülkeler bu ülkeye yard›m ederler. NATO’da a¤›rl›¤› elinde bulunduran ABD’nin kendi siyasi ve askeri politikalar› temelinde NATO’yu harekete geçirmek amac›yla söz konusu 5. maddeyi öne ç›kard›¤› herkesçe biliniyor. Buna karfl›l›k ço¤u Avrupa devleti NATO’yu BM ordusu ya da Avrupa Güvenlik ve ‹flbirli¤i Ordusu gibi yorumlamaktan yanalar. Yani NATO’nun görevinin genel olarak “bar›fl› korumak” fleklinde

25

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 tarif edilmesini istiyorlar. Sonuçta ABD bu NATO toplant›s›nda istedi¤ini elde edemedi. Bu arada ABD’nin iste¤i üzerine NATO, Akdeniz’de yapaca¤› “terörle mücadele tatbikat›”na Rusya devriye gemisinin kat›lmas›na izin vermedi. NATO Rusya Temsilcisi Büyükelçi Dimitri Rogosin’in “NATO’ya karfl› tutumumuz de¤iflecek” yönündeki aç›klamas› ve sonras›nda Rusya’n›n ataklar› kopuflmay› art›rd›. NATO-Rusya kopuflmas›n›n NATO’da yeni krizler ç›karaca¤› ve ayr›flmalar yaratabilece¤i söylenebilir.

BM Güvenlik Konseyi toplant›s› Uluslararas› düzeyde bir baflka toplant› da Gürcistan’›n iste¤iyle BM Güvenlik Konseyi’nde yap›ld›. Bu toplant›dan somut bir sonuç ç›kmazken Rusya ve ABD aras›ndaki at›flmalar Kafkasya’daki çat›flman›n bu iki emperyalistin ç›karlar›yla olan iliflkisini ele verdi. Rusya ço¤u aç›klamas›nda oldu¤u gibi Güney Osetya’n›n Kosova’yla benzerli¤i üzerinde durdu ve kendisine karfl› ç›kan devletleri bu konuda s›k›flt›r›rken, Kosova’n›n “özgün” oldu¤u yalan›n› savunmak bu kez ‹ngiltere Büyükelçisi John Sawers’e düfltü. Rusya’n›n Gürcistan’a müdahalesinin BM Ana Sözleflmesi’ne ayk›r› oldu¤u ve G. Osetya’daki Rus vatandafllar›n› koruma bahanesinin gerçek olmad›¤›n› savunan ABD temsilcisine Rus Büyükelçi Vitali Çurkin’in yan›t› da ayn› netlikte oldu. ABD temsilcisinin söylediklerinin “ikiyüzlülük” oldu¤unu belirten Çurkin, ABD öncülü¤ündeki koalisyon güçlerinin 2003’te Irak’a kitle imha silahlar› bulundu¤u gerekçesiyle girdiklerini hat›rlatarak flöyle devam etti: “ABD’nin de¤erli temsilcisine kitle imha silahlar›n› sormak istiyorum. Irak’ta onlar› buldunuz mu yoksa hala ar›yor musunuz?” Toplant› bu at›flmalar›n gölgesi alt›nda biterken BM Güvenlik Konseyi’nin ve genel olarak BM’nin uluslararas› sorunlarda art›k eskisi gibi karar verici olamayaca¤› anlafl›ld›. Çünkü baflta ABD ve onu emsal alan Rusya, stratejik ç›karlar› söz konusu oldu¤unda “uluslararas› ortakl›klar›” dikkate almaktan yana de¤il. Yine de her yeni ad›ma bir k›l›f bulmaktan geri durulmazken art›k kimsenin bu yalanlara kanmad›¤› da di¤er bir gerçek. Her

iki taraf›n da ayn› yalan ve argümanlarla hareket ediyor oluflu, tek bir tarafa özel ayr›cal›k tan›mad›¤› yalanlar› inand›r›c› olmuyor. G. Osetya ve Abhazya’y› tan›ma karar›n› geri al›n diyen NATO üyelerine Rusya’n›n NATO’daki temsilcisinin “önce Kosova karar›n› geri al›n” diye yan›t vermesi ve yine her iki taraf›n da gerçeklefltirdikleri iflgalleri “insani müdahale” ile aç›klamalar› bu konuda çarp›c› örneklerdir.

fi‹Ö toplant›s› Rusya, kendisini yaln›zlaflt›rmaya dönük ad›mlar at›l›rken fianghay ‹flbirli¤i Örgütü’nü toplayarak destek bulmaya çal›flt›. Duflanbe’deki zirveye daimi üyeler Rusya, Çin, Kazakistan, K›rg›zistan, Özbekistan ve Tacikistan ile gözlemci üyeler ‹ran, Hindistan ve Pakistan; misafir olarak da Afganistan kat›ld›. G. Osetya’daki iflgalinde kendisine karfl› olmayan devletlerin de varl›¤›n› göstermeye çal›flan Rusya, bu toplant›dan aç›k ve somut bir destek bulamad› fakat temkinli bir deste¤in var oldu¤u da tart›flmas›zd›. Toplant› sonucunda yap›lan “Rusya’n›n bölgede bar›fl ve iflbirli¤ine destek için ald›¤› faal rolü destekliyoruz” fleklindeki aç›klama bunu gösterdi. fi‹Ö’de Rusya’yla birlikte ikinci önemli aktör durumundaki Çin’in Tibet, Sincan ve Tayvan’daki benzer sorunlar›n önünü açmas›ndan çekindi¤i için Rusya’n›n giriflimlerini tümüyle ve aç›ktan desteklemesi mümkün de¤ildi. Çin, Kosova’dan sonra bir de G. Osetya ve Abhazya örne¤inin kendi içindeki ulusal sorunlar› tetiklemesini istemiyor. Ki Çin’in kayg›s› bu yönüyle tekillik tafl›m›yor. Birçok devlet kendi s›n›rlar› dâhilindeki ya da hâkimiyet alanlar›ndaki ulusal sorunlar kaynakl› hiçbir ba¤›ms›zl›k giriflimine aç›ktan destek vermek istemiyor. Ancak tersinden aç›kça reddetmekten de yana de¤iller. Çünkü rakip devletlerle hegemonya mücadelelerinde ulusal, etnik, dini vb. sorunlar› k›flk›rtarak karfl› tarafta istikrars›zl›k yaratma avantaj›n› yitirmek niyetinde de¤iller. Tüm bu karfl›l›kl› anlaflmazl›k ve çeliflkilere karfl›n fi‹Ö’nün Rusya’ya temkinli deste¤i aç›kt› ve zaten daha genifl ortak ç›karlar için bu gerekliydi. Çünkü geniflleme siyasetiyle NATO her geçen gün fi‹Ö’yle karfl› karfl›ya geliyor ve hedeflerine zarar veri-

26


yor. Söz konusu karfl›tl›¤›n temelinde enerji kaynaklar› ve hatlar›yla ilgili sorunlar bafl› çekiyor. NATO’nun 2008 Bükrefl Zirvesi’nde, fi‹Ö ülkelerinin sahip oldu¤u enerji yollar›n›n güvenli¤ini sa¤lamay› kendine yeni hedef olarak belirlemesi, NATO-fi‹Ö karfl›tl›¤›n›n gelecekteki fay hatt›n› da gösteriyordu. fi‹Ö’nün ilk kurulufl amaçlar›ndan k›smen farkl›laflarak temel fonksiyonunu “güvenlik için enerji iflbirli¤i” olarak tan›mlamas› bu gerçe¤in di¤er bir yüzünü oluflturuyor.

AB toplant›s› Rusya-ABD kap›flmas›nda AB devletlerinin tak›naca¤› tav›r belirleyici bir öneme sahipti. AB’nin tavr› bir taraf›n elini güçlendirebilir ya da zay›flatabilirdi. ABD Rusya’ya karfl› sert tedbirler al›nmas›n› isterken Rusya iliflkilerin bozulmamas›n› ö¤ütlüyordu. Bu tart›flmalar içinde AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet baflkanlar› Brüksel’de Rusya’ya al›nacak tavr› görüflmek üzere topland›lar. Ancak bu toplant›dan da ciddi ve somut ad›mlar ç›kmad›. 27 üyenin karar›yla Solona, Sarkozy, Barossa ve Kouchner, 12 A¤ustos’ta imzalanan 6 maddelik ateflkes plan›n›n uygulanmas›n› sa¤lamak için Rusya Baflbakan› Medyedev’le görüflmek için Moskova’ya gidecek, “diplomasi ve diyalog” yoluyla çözüm aranacakt›. Çözüm al›namazsa AB ortakl›k müzakereleri baflta olmak üzere çeflitli erteleme ve yapt›r›mlara gidilebi-

lecekti. Bu yapt›r›mlar Rusya’n›n DTÖ’ye giriflinin engellenmesi, G-8’den ç›kar›lmas›, ekonomik ambargo ve Soçi K›fl Olimpiyatlar›’n›n boykotu olarak dillendiriliyordu. Rusya bu planlara meydan okumaktan çekinmezken diyalog kap›s›n› da sürekli aç›k tuttu. AB’nin ve özelde de Almanya, Fransa ve ‹talya’n›n Rusya’yla iliflkileri koparmaya niyetli olmad›¤› biliniyor. Nitekim Medyedev’le görüflme yapt›ktan sonra memnun kalan yine Rusya oldu. ABD ise rahats›zl›¤›n› ifade etmekle yetindi. Di¤er fleyler bir yana AB’nin do¤algaz ihtiyac›n›n yüzde 40’›, petrol ihtiyac›n›n ise yüzde 33’ü Rusya’dan sa¤lan›yor. AB alternatif enerji kaynaklar›na yönelmeyi planlasa da bunlar k›sa-orta vadede ifle yarayacak gibi görünmüyor. Enerji alanlar›nda yeni çat›flma ve de¤iflimler belirsizli¤ini korurken AB’nin flimdiden riskli yönelimlere girmesi beklenemez. Bu süreç AB içi çeliflkileri derinlefltirerek ilerleyecektir. AB içindeki toplant›da ‹ngiltere, Polonya ve üç Balt›k devletinin Rusya’ya karfl› sert tedbirler al›nmas›n› savunmas› ve di¤er iç çeliflkiler bunu gösteriyor.

Artan diplomasi trafi¤i, pazarl›klar ve yeni denklemler Uluslararas› alanda birbiri ard›na toplant›lar gerçekleflirken hem bölgesel hem de küresel planda diplomasi trafi¤i oldukça hareketlendi. Bu durum Kafkaslar›n önemini ortaya

27

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 koydu¤u gibi emperyalistler aras› var olan dengelerin k›r›lganl›¤›n› da gösterdi. “Tek kutuplu dünya”n›n sonuna gelindi¤i söylemleri de bununla paralellik tafl›yor ve ayr›ca emperyalist ekonomileri sarsan kriz bu süreci daha da besliyor. Böyle bir ortamda devletler aras› iliflkilerden, baflka bir deyiflle artan diplomasiden sonuçlar ç›karmak çeflitli zorluklar tafl›yor. Çünkü en baflta sürecin kendisi türlü flantaj, tehdit, teklif ve pazarl›klarla birlikte yürüyor. Bir taraf›n hamlesi baflka bir taraf›n hamlesiyle bofla ç›kabiliyor ya da çok farkl› bir anlam kazanabiliyor. Sürecin bu de¤iflken niteli¤ine karfl›n Kafkasya’daki savaflla bafllayan ve daha da ilerleyen diplomasi trafi¤ini bir yere kadar incelemeye çal›flaca¤›z. Gündeme gelen her bir devleti, onun küresel ve bölgesel çizgilerini, yine her devletin avantaj ve dezavantajlar›n› daha iyi tan›mam›z için bu karfl›l›kl› diplomasiler önemlidir. Dünya siyasetinin hareketlilik kazand›¤› her dönem, dünyadaki aktörleri ve oluflmakta olan yeni denklemleri anlaman›n da olanaklar›n› sunar. Fakat yine de de¤iflkenlikler unutulmamal›, kal›c› ve köklü denklemlerle ba¤› do¤ru kurulmal›d›r. Kafkaslar’daki savafl›n ard›ndan ABD ve AB nezdinde öncelikli kayg›lardan birini G. Osetya ve Abhazya’y› tan›yan devletlerin artmas› oluflturuyordu. Böyle bir durum Kosova’yla benzerli¤i art›racak ve Rusya’ya karfl› ç›k›fllar› zay›flatacakt›. Rusya’dan sonra G. Osetya ve Abhazya’n›n ba¤›ms›zl›¤›n› tan›yan ilk devlet Amerika’n›n “arka bahçesindeki” Nikaragua oldu. Rusya’n›n müttefiki görülen Belarus’un ve yine stratejik iliflkileri bulunan Ba¤›ms›z Devletler Toplulu¤u (BDT), Küba, Venezüella ve Suriye’nin de ileride bu ba¤›ms›zl›klar› tan›yabilece¤i düflünülüyor. Ancak sürecin belli devletler özgülünde beklentilerin z›dd› de¤ifliklikleri de bar›nd›rd›¤› ak›lda tutulmal›d›r. Emperyalist taraflardan birine yaslanan yar›-sömürgelerde çeflitli anlaflmalar, dolayl› bask›larla ya da aç›k zorlamalarla taraf de¤ifltirmeler yaflanabilir. ‹lk aflamada en az›ndan hükümet ve devlet yönetimlerinde ciddi krizler bafl gösterebilir. Nitekim Ukrayna’da Rusya’ya meyleden partilerin a¤›rl›¤›yla hükümetin da¤›lmak zorunda kalmas› bunun bir göstergesiydi. Rus-

ya’n›n Gürcistan’da Saakaflvili iktidar›n› devirmek için harcad›¤› çaba, tersinden ABD ve AB’nin büyük ekonomik ve askeri “yard›mlarla” Saakaflvili’yi iktidarda tutma çabalar› da bu yöndeki mücadeleyi ele veriyor. Rusya ile ABD (ve AB) aras›nda son krizle fliddetlenen hegemonya mücadelesi düne kadar pek de öne ç›kmayan birçok devleti, karfl›l›kl› iliflkilerin merkezine oturttu. Bunlar içinde flüphesiz ki Kafkas devletleri bafl› çekiyor. ‹çerdi¤i ulusal sorunlar ve çat›flma olas›l›klar›yla “yeni Balkanlar” olma yolunda h›zla ilerleyen Kafkaslar’›n, enerji kaynaklar› ve hatlar› üzerindeki konumuyla emperyalistlerin daha uzun süre üzerinde tepinecekleri bir bölge oldu¤u aç›k. Kafkaslar’da Rusya, Ermenistan ve ‹ran eksenine karfl›l›k ABD ekseninde Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan dengeleri bulunuyordu. Bu dengelerde bir de¤iflim henüz söz konusu de¤il ancak aç›k çat›flman›n oldu¤u Gürcistan d›fl›nda Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan üzerinde mücadelenin yo¤unlaflt›¤› görülüyor. Türkiye ayr›ca Bo¤azlar ve Karadeniz özgülünde önem tafl›yor, ki bu nedenlerle Rusya’n›n “havuç-sopa” taktiklerinin öncelikli hedeflerinden biri oldu. Rusya’n›n baflta g›da ve do¤algaz olmak üzere Türkiye’nin kendisine ticari ba¤›ml›l›klar›n› sonuna kadar kullanmaya niyetli oldu¤u anlafl›ld›. Ancak Rusya, Türkiye’yi tümden ürkütmek de istemiyor. Çünkü bu oldu¤u takdirde Türkiye’nin yüzünü tamam›yla ABD’ye çevirebilece¤ini de düflünüyor. Karfl›l›kl› bu kayg›lar devam ederken Türkiye; Rusya, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’›n da yer alaca¤› Kafkas ‹stikrar ve ‹flbirli¤i Pakt› önerisini gündeme getirerek bölgede inisiyatif almaya çal›flt›. TC bu ad›m› d›fl politika inisiyatifi olarak sunsa da söz konusu birbirleriyle ihtilafl› devletlerin bugünkü koflullarda biraraya gelemeyece¤i belliydi. ABD’nin bu giriflime karfl› ç›kt›¤› ve arabuluculuk çabalar›nda Fransa’y› adres gösterdi¤i düflünülürse TC’nin çabalar›n›n sonuçsuzlu¤u aç›kt›. Ancak emperyalist taraflardan birinin karfl› ç›kt›¤›n› di¤erinin sahiplenmesi sonucunu do¤uruyordu. Rusya, baflta Türkiye üzerindeki hesaplar› olmak üzere bölgesel planda çeflitli olas›l›klara kap›y› aç›k tutmak ve zaman kazanmak amac›yla Türki-

28


ye’nin giriflimine k›smen destek oldu. Benzer kayg›larla di¤er Kafkas devletleri de Türkiye ile görüflmelere kap›y› aç›k b›rakt›lar. Türkiye’nin girifliminden yine kendisi için ciddi sonuçlar elde edemeyece¤i biliniyor. Fakat büyük güçler aras›nda s›k›fl›p kalan Türkiye’nin bu en iyi bildi¤i “denge siyaseti” d›fl›nda pek bir seçene¤i de bulunmuyor. Seçim atmosferinin belirsizliklerini üzerinden atarak geliflmelere müdahale etmeye çal›flan ABD; NATO, BM ve AB nezdindeki giriflimlerinden etkili sonuçlar ç›karamay›nca Rusya’ya karfl›t ç›karlar temelinde ikili görüflmelere h›z verdi. ABD Senatosu D›fliflleri Baflkan Yard›mc›s› Richard Lugan Transatlantik enerji güvenli¤i ve NABUCCO projesine kat›lmas› planlanan 9 ülkeyi ziyaret ederken ABD Baflkan Yard›mc›s› Dick Cheney de Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna turuna ç›kt›. Cheney’in ziyaretleri söz konusu devletlere destek niteli¤i tafl›rken Rusya’ya karfl› enerjide ve askeri konularda çeflitli aç›k ve gizli görüflmeleri de içinde bar›nd›r›yordu. Bu ayn› zamanda Türkiye’nin Kafkaslar’daki giriflimlerine karfl› bir nitelik de tafl›yor ve onu bofla ç›kar›yor. ABD’nin Türkiye üzerinde bask›lar›n›n artaca¤› tahmin ediliyordu ancak bunu yaparken yeni roller de vermesi, Türkiye’nin üzerinde bask›lar›n› gözetmesi beklenti dâhilindeydi. Cumhurbaflkan› Abdullah Gül’ün futbol maç› bahanesiyle Ermenistan’la bafllatt›¤› iliflkiler bu do¤rultuda de¤erlendirilebilir. ABD, Ermenistan’› Türkiye arac›l›¤›yla Rusya’dan uzaklaflt›rma ve Kafkaslar’da yeni alternatiflerle daha da güçlenme hesaplar› yap›yor. Enerji hatlar› üzerindeki konumu ve Rusya’ya karfl› tampon niteli¤i kaynakl› ABD ve AB’nin Gürcistan’› koruma çabalar› biliniyor. Fakat Rusya’n›n hemen yan› bafl›ndaki Gürcistan’›n tafl›d›¤› risk ve belirsizlikler ABD’yi politikalar›n› sa¤lama almaya itiyor. Ermenistan’› Rusya’dan uzaklaflt›rmada Türkiye’nin elinde önemli bir ticari ve ekonomik koz da bulunuyor. Zordaki Ermenistan ekonomisi için Türkiye’yle ticaret ve daha da önemlisi Bat›’ya do¤ru Türkiye’nin açaca¤› bir s›n›r kap›s› yaflamsal önem tafl›yor. Ulusal hedeflerde ve soyk›r›m konusunda ciddi karfl›tl›klar ol-

sa da emperyal bask›lar ve kap›lar›na dayanan savafl›n etkisiyle Türkiye-Ermenistan yak›nlaflmas› olas›l›klar içinde duruyor. Keza s›n›fsal ç›karlar› söz konusu oldu¤unda Türkiye ve Ermenistan egemenleri ulusal düflmanl›klar› ve “tarihi” rafa kald›rmaktan geri durmayacaklard›r. ABD ve AB’nin A. Gül’ün Ermenistan gezisini memnuniyetle karfl›lad›klar›n› belirtmeleri ve destek sunmalar› arka plandaki aktörleri de gösteriyor. Fakat tek bafl›na Ermenistan’a uzat›lan elin Kafkaslar’da istenilen sonuçlar› do¤urmas› beklenmiyor. Bunun için Azerbaycan’›n da unutulmamas›, daha da önemlisi Azerbaycan ve Ermenistan aras›nda bir uzlafl›n›n sa¤lanabilmesi gerekiyor. Aksi halde Kafkas devletlerinden herhangi biriyle artan yak›nlaflma, bir di¤erini karfl›t emperyalist gücün kollar›na itiyor. A. Gül’ün Ermenistan’dan sonra Azerbaycan’a yapt›¤› ziyaret bu temelde de¤erlendirilebilir. A. Gül uzlaflma iste¤ini dillendirirken D›fliflleri Bakan› Ali Babacan ise Azerbaycan ve Ermenistan’›n d›fliflleri bakanlar›yla BM’de üçlü zirve yapacaklar›n› belirtiyordu. Türkiye’nin bölgesel çapta inisiyatif alma giriflimlerinin, küresel çapta buna yönelen Fransa’n›n giriflimleriyle yer yer çak›flt›¤› biliniyor. Kuflkusuz ki ço¤u kez belirleyici olan Fransa, belirlenen ise Türkiye oluyor. “Akdeniz Birli¤i” ve son Kafkaslar krizi buna örnek gösterilebilir. Ancak böyle de olsa geliflmelerin Türkiye’ye aç›k kap› sundu¤u durumlar da oluyor. Türkiye’nin Kafkaslardaki giriflimine Rusya’n›n yaklafl›m›na de¤inmifltik. Türkiye’nin Kafkaslar’daki gibi “belirsiz” d›fl politika ad›mlar›na Suriye ve ‹srail aras›ndaki arabuluculuk giriflimi ve ‹ran’la s›n›rl› diyaloglar› da örnek gösterilebilir. Bu giriflimlerde de ilgili devletlerle somut ve ciddi ad›mlar at›lamad› ancak taraflar zaman kazand› ve yeni alanlar açma olana¤› elde ettiler. Kafkasya’daki krizin ard›ndan flimdi Türkiye’nin May›s’tan beri sürdürdü¤ü Suriye-‹srail arabuluculuk giriflimi de k›smen de¤ere bindi. Baflbakan Erdo¤an’›n fiam’da Sarkozy, Esat ve Katar Emiri Bin Tani ile bulufltu¤u dörtlü zirvede Sarkozy’nin Türkiye’nin giriflimlerine –geç de olsa!- övgüler dizmesi bunu gösteriyor. Bu arabuluculuk giriflimlerinin nereye varaca¤› bi-

29

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 bilmek için ortaya att›¤› teklifler bunlarla da s›n›rl› de¤il. Rus gaz flirketi Gazprom da Azerbaycan’›n tüm do¤algaz›n› uluslararas› fiyattan sat›n almaya haz›r oldu¤unu belirtti. Ki bu öneri, ABD ve AB’nin büyük önem verdi¤i NABUCCO projesini rafa kald›racak bir özellik tafl›yor. Azerbaycan’›n kendisiyle dayan›flmas› için Rusya’n›n askeri konularda da talep ve teklifleri vard›. ABD geçen y›l Azerbaycan’dan Hazar’da yabanc› askeri güç bulunmas›na karfl› yaz›l› bir yasak istedi. Karfl›l›¤›nda da askeri iflbirli¤ini art›r›p askeri araç ve silah sat›fl›nda Azerbaycan’a özel tarife önerdi. Kafkaslar’a iliflkin diplomasi, baflka bir deyiflle de pazarl›klar devam edecektir. Fakat bu geliflmelerin gösterdi¤i bir gerçek de ‹ran’›n hem bölgedeki hem de petrol konusundaki konumu. Kafkas krizinin ard›ndan bir de ekonomik krizle sars›lan ABD’nin ‹ran’a yönelik sald›r› plan›n› h›zland›raca¤› yorumlar› yap›l›yor. Di¤er yandan bunun basit bir konu olmad›¤› da biliniyor.

ABD, Fransa ve Türkiye görece ayn› paralelde Kafkas devletleriyle iliflkileri art›r›rken Rusya da bofl durmuyordu. Kafkas devletlerine co¤rafi yak›nl›¤›, ortak tarihi miras› ve sorunlara vak›fl›¤›yla Rusya’n›n ad›mlar› çok daha somut ve ileri nitelikler tafl›yordu. linmiyor fakat meselenin içinde Suriye olunca ayn› Ermenistan üzerinde oldu¤u gibi Suriye’yi Rusya’dan uzaklaflt›r›p Bat›’ya çekme politikalar› akla geliyor. Di¤er yandan ‹srail’in Ortado¤u’da kendini güvenceye almaya çal›flt›¤› da biliniyor. Zira ‹srail’in istikrar ve güvenli¤i Bat›l› emperyalistler için büyük önem tafl›yor. Özellikle de Rusya’yla Kafkaslar’da enerji savafllar› bafllam›flken. Fransa’n›n Ortado¤u’da oldu¤u gibi Kafkaslar’da da Türkiye’nin giriflimlerine ilgi gösterdi¤i görülüyor. Fransa’n›n bu ad›mlar› Türkiye’den rol kapmaya çal›flt›¤› yorumlar›n› getirirken Rusya’n›n karfl› ataklar› bu planlar›n o kadar basit ve kolay yol alamayaca¤›n› da gösterdi. ABD, Fransa ve Türkiye görece ayn› paralelde Kafkas devletleriyle iliflkileri art›r›rken Rusya da bofl durmuyordu. Kafkas devletlerine co¤rafi yak›nl›¤›, ortak tarihi miras› ve sorunlara vak›fl›¤›yla Rusya’n›n ad›mlar› çok daha somut ve ileri nitelikler tafl›yordu. Ermenistan ve Azerbaycan’la üçlü görüflme karar› alan Rusya, bu iki devlet aras›nda bir anlay›fla ihtiyaç oldu¤unu, kendisinin de cazip tekliflerle ortaya ç›kmas› gerekti¤ini çok iyi biliyordu. Rusya, Ermenistan’› geri ad›m atmaya ikna etmek karfl›l›¤›nda Azerbaycan’dan Da¤l›k Karaba¤’da yeni bir savafl›n hiçbir zaman bafllamayaca¤› sözünü istedi. Da¤l›k Karaba¤ görüflmelerinde ciddi sorunlara neden olan Laçin Bölgesinin (D. Karaba¤’› Ermenistan’a ba¤layan ilçe) statüsü konusunda yeni teklifler de gündeme geldi. Plana göre Laçin Bölgesi Azerbaycan’a ba¤l› kalacak, Ermenistan’a ise özel ulafl›m statüsü tan›nacak. Rusya’n›n Azerbaycan’› yan›na çekebilmek, en az›ndan “tarafs›z” k›la-

ABD-Rusya, karfl›l›kl› ataklar Emperyalist devletler aras› karfl›l›kl› ataklara bak›ld›¤›nda her bir ad›m›n di¤er tarafta karfl›l›¤›n› bulmakta gecikmedi¤i görülüyor. Örne¤in ABD bir alanda harekete geçti¤inde baflka bir alanda ise Rusya’n›n hareketine istemeden de olsa aç›k kap› b›rak›yor ya da onu harekete sevk ediyor. Bu durumun oluflmas›nda devletlerin ortak sömürgeci s›n›f özleri önemli bir etken. Ancak flu an belki daha önemlisi dünya ekonomilerinin ve karfl›l›kl› askeri dengelerin birçok aç›dan iç içe geçmifl olmas›d›r. Askeri ve ekonomik alanda karfl›l›kl› baz› aç›klama ve ad›mlar incelendi¤inde bu durum rahatl›kla görülüyor. ABD öncülü¤ünde Bat›l› kimi emperyalistler Rusya’n›n NATO ile iliflkilerini kesmeye yönelirken Rusya da örgütle iliflkisini belli ölçüde ask›ya al›yor ve “NATO’nun bize daha çok ihtiyac› var” diyordu. Geliflmelere bak›ld›¤›nda Rusya’n›n içi bofl bir söylemde bulunmad›¤› anlafl›l›yordu. NATO ile iliflkilerini alt› ayl›k süre için donduran Rusya, yap›lmas› planlanan ortak

30


tatbikatlar› durdurdu, NATO gemilerinin Rus limanlar›na giriflini yasaklad›, NATO yetkililerinin Rusya’ya giriflini ve Rus subaylar›n›n NATO kurslar›na kat›l›m›n› ask›ya ald›. Ayr›ca taraflar aras›nda askeri istihbarat paylafl›m›n›n durdurulabilece¤i ve Rusya’n›n “Bar›fl için Ortakl›k Plan›”na kat›l›m›n›n sona erebilece¤i belirtiliyor. Rusya’n›n tüm bu karfl› cevaplar› içinde as›l dikkati Afganistan konusu çekiyor. Taliban karfl›s›nda Afganistan’da ciddi bir yenilgi içerisine giren NATO güçleri, askeri ve lojistik konularda Rusya’ya büyük ihtiyaç duyuyorlar. Rusya’n›n Afganistan Büyükelçisi Zamir Kabulov’un “Afganistan’a gidecek yüklerin Rusya’dan geçmesi anlaflmas›, NATO’nun tutumu nedeniyle geçerlili¤ini yitirdi” aç›klamas› NATO güçlerini kara kara düflündürecek nitelikteydi. Çünkü Afganistan’a tafl›nacak yüklerin Pakistan s›n›r›ndan tafl›nmas› ciddi sorunlar bar›nd›r›yor. Taliban’›n s›n›r hatt›nda ve Pakistan içlerinde etkisinin her geçen gün artmas› bu haliyle Pakistan’dan geçifllerin bir alternatif olamayaca¤›n› gösteriyor. Afganistan’daki Amerikan askerlerinin Taliban sald›r›lar›n› bahane ederek Pakistan içlerinde sald›r› ve operasyonlar›n› art›rmas› ve Pakistan’da yönetime gelen ABD kuklas› Zerdari hükümetinin uzun ömürlü olmayaca¤›n›n anlafl›lmas›, ABD ve NATO’nun Pakistan iflgali olas›l›¤›n› ortaya ç›karm›flt›. Rusya’n›n NATO’ya karfl› ad›mlar›n›n ABD’yi bölgede çok daha zora sokmas› ve söz konusu olas›l›klar› h›zland›rmas› beklenebilir. Rusya’n›n askeri alanda ABD ve NATO’ya cevaplar› bunlarla s›n›rl› de¤ildi. ABD Balt›k Denizi ve Karadeniz üzerinden Rusya’y› s›k›flt›r›rken Rusya da ABD’nin “arka bahçesine” yöneliyordu. Rusya ve Venezüella ordular› Karayipler Denizi’nde ortak askeri tatbikata giriflerek ABD’ye karfl› birliktelik mesajlar›n› da orta koydular. Böylece Rus ordusu ilk defa Latin Amerika’ya aç›lm›fl oldu. Venezüella Baflkan› Chavez’in Latin Amerika ülkelerine hitaben “Amerika’n›n bölgedeki etkisine karfl› Rusya’n›n yard›m›na ihtiyac›m›z var” yönündeki aç›klamas›, bu iflbirli¤inin s›n›rl› kalmay›p geliflece¤ini de gösterdi. Rusya’n›n Latin Amerika d›fl›nda da s›cak denizlere yönelik önemli ad›mlar› vard›. Rusya, Suriye’nin Tartus ve Las-

kiye limanlar›nda üslere sahip olmak için önemli bir mesafe alm›fl durumda. Rusya’n›n Karadeniz’de Ukrayna’n›n Sivastopol liman›ndaki üssünün kiras› 2017’de sona eriyor. Ukrayna ise Rusya’n›n bu üssü hemen terk etmesini istemiflti. Bu durumda Tartus liman›, Rusya’n›n Akdeniz’e yönelimi için tek atlama tafl› haline geliyor. Rusya’n›n burada SSCB döneminden kalma bir tesisi de bulunuyor. Birçok ciddi sorunla birarada u¤raflmak zorunda kalan ABD, o kadar yo¤un askeri giriflimlerde bulunamasa da Karadeniz üzerinden Rusya’ya gözda¤› vermeye devam etti. Gürcistan’a yard›m ve askeri tatbikat bahanesiyle ABD ve NATO gemilerinin Karadeniz’e doldu¤u biliniyor. ABD, NATO üyesi alt› ülkeyle birlikte (Macaristan, Litvanya, Romanya, Letonya, ‹sveç, Ukrayna) Karadeniz’de ortak askeri tatbikat gerçeklefltirdi. Ancak askeri konularda AB’yi istedi¤i gibi yan›na çekememesi ABD için ciddi bir sorun olarak duruyor. Askeri alanda karfl›l›kl› bu ataklar olurken ekonomik alanda da “ilginç” baz› giriflimler dikkat çekiyordu. AB’nin petrol ve do¤algazda Rusya’ya olan ba¤›ml›l›¤›n›n d›fl politikadaki etkisine de¤inmifltik. Yine benzer bir durumun Türkiye aç›s›ndan geçerli oldu¤u biliniyor. Fakat daha dikkat çekeni ABD ile olan iliflkiler oldu. ABD’nin “Rusya’n›n DTÖ üyeli¤i s›k›nt›ya girebilir” yönündeki aç›klamas›na, Rusya Baflbakan› Putin ayn› netlikte yan›t vermifl, bu üyeli¤in dondurulabilece¤ini aç›klam›flt›. DTÖ üyeli¤i çerçevesinde Rusya’yla imzalanan 60 anlaflmadan 10’unun yürürlü¤ünün durdurulmas› olas›l›klar dâhilinde. Bu konuda en önemli ad›m› ise Rusya’n›n ABD’den et ve tavuk ürünlerinin ithalat›na uygulayaca¤› k›s›tlamalar oluflturuyor. ABD’den al›nan et ve tavuk ürünleri Rusya’n›n et ithalat›n›n yüzde 75’ini kaps›yor. Rusya’n›n bu karar›ndan sonra ABD’deki et üreticileri Bush’a mesaj yollayarak Rusya politikas›n› bir kez daha gözden geçirmesini istediler. Bu da gösteriyor ki kapitalist devletlerin d›fl politikalar›nda çeflitli hamleler gelifltirmeleri her zaman istenilen sonucu vermiyor. Baz› hamleler içeride yeni çeliflkiler yaratarak askeri ve siyasi baflar›lar›n te-

31

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 mel dayana¤› ekonomi üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. ABD’nin son Kafkaslar krizinde ve sonras› geliflmelerde yeterli bir a¤›rl›k oluflturamamas›nda birçok neden say›labilir. Afganistan ve Irak’ta her geçen gün inisiyatif kayb›na u¤rayan ABD, birçok alanda AB ve özellikle AlmanyaFransa’ya anlaflmazl›klara düflüyor. ABD, Gürcistan’la ilgili olarak NATO’yu harekete geçirememifl, Do¤u Avrupa devletlerinin deste¤ine ra¤men, Rusya’ya karfl› Gürcistan hava sahas›n› NATO’ya ait Awacs savafl uçaklar›n›n korumas› teklifini kabul ettirememiflti. Bunda Almanya, Fransa ve Türkiye’nin karfl› ç›kmas› belirleyici olmufltu. Türkiye’nin karfl› ç›k›fl›nda kuflkusuz ki korkular› belirleyici oldu. Gürcistan nezdinde olas› NATO giriflimlerinde as›l yükü Türkiye’nin üstlenece¤i gerçe¤i yan›nda Rusya’n›n aç›k hedefi haline gelme gibi bir durum da vard›. Kafkasya krizinde AB’nin Rusya’yla sa¤lad›¤› uzlaflma ABD’nin inisiyatif yitirdi¤i bir konuyu daha oluflturuyordu. Gürcistan’›n G. Osetya ve Abhazya’ya karfl› güç kullan›m›ndan vazgeçti¤ine dair yasal ba¤lay›c›l›¤› olan bir belge imzalamas› bir yana, 200 AB gözlemcisinin 1 Ekim’den itibaren Gürcistan’da konufllanaca¤›n›n kabul edilmesi ABD’yi geri plana iten giriflimlerdi. Nitekim NATO Genel Sekreteri Scheffer, AB arac›l›¤›yla yap›lan bu anlaflmay› “kabul edilemez” olarak de¤erlendirecekti. NATO’yu rahats›z eden bir baflka geliflme de Moldova’n›n NATO üyeli¤inden vazgeçmesi karfl›l›¤›nda Trans-Dinyester sorununun kendi “toprak bütünlü¤ü” çerçevesinde çözümünde Rusya’dan destek almas›yd›. TransDinyester, Rus nüfusun ço¤unlu¤u oluflturdu¤u ve Rusya’ya kat›lmay› isteyen bir bölge. Moldova’yla Rusya aras›ndaki bu uzlaflma, ulusal sorunlar›n devletler aç›s›ndan önemini ve emperyalistler aras› pazarl›klardaki yerini bir kez daha gösterirken bu geliflmede de inisiyatif yitiren yine ABD oldu. Bütün bunlar yan›nda ABD’yi as›l s›n›rlayan ise kapitalist ekonomileri sarsan kriz oldu. Ekonomik kriz nedeniyle en çok sars›lan emperyalist devlet ABD olurken bu sorun flimdiden Kafkasya krizini gölgede b›rakm›fla benziyor.

“So¤uk savafl” m› bölgesel savafllar m›? 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan ’90’l› y›llara kadar, hegemonya mücadelesinde dünyan›n iki baflat aktörü durumunda olan ABD ve Rusya, Kafkasya’daki savafl›n ard›ndan geçmiflteki gibi tekrar karfl› karfl›ya gelmifl oldular. Askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda karfl›l›kl› giriflimler art›nca “so¤uk savafl” fleklindeki tan›mlamalar da artt›. Askeri terminolojiden hareketle bugünkü geliflmeleri so¤uk savafl fleklinde tan›mlamak mümkün. Ancak görünüfle aldanmamak, daha da önemlisi emperyalist rekabetin bugünkü temellerini ve tabi gidiflat›n› do¤ru de¤erlendirmek gerekiyor. Böyle bak›ld›¤›nda so¤uk savafl dönemiyle flu an biçimsel bir benzerlik bulundu¤u, var olan durumun s›cak çat›flma ve savafllar›n koflullar›n› haz›rlad›¤› görülebilir. Bir karfl›laflt›rma yap›ld›¤›nda ilk görülecek fleylerden biri, bugün sosyal emperyalist kamp›n bulunmay›fl›d›r. Çin hala “sosyalizm” örtüsünü tümüyle ortadan kald›rmasa da kapitalist-emperyalist yar›fltaki varl›¤›n› gizlemiyor. Dolay›s›yla Çin’e dünün sosyal emperyalist devletlerinden biri gibi bakmak mümkün de¤il. Rusya ise aç›kça emperyalist bir güç ve bu konuda kendini dizginlemek gibi bir sorunu da yok. 2. Emperyalist Savafl sonras›nda SSCB’de ve ona ba¤l› devletlerde revizyonist iktidarlar›n henüz ülkenin sosyalist temellerini y›kamad›klar› ve daha önemlisi halktaki sosyalist bilinçlenmeyi bir anda tersine çeviremedikleri biliniyor. 1970’lerin ortalar›ndan sonra ayn› fleyi Çin için de söylemek gerek. Bu gerçeklik, söz konusu sosyal emperyalistleri dizginleyen bir özellik gösteriyordu. Dahas› dünya üzerinde bir “denge durumu” mevcuttu ve savafllar› da belirleyen baz› konularda SSCB ve Çin’in dâhil oldu¤u bir uzlafl› söz konusuydu. Ancak bugün bunlar›n hemen hiçbiri bulunmuyor. 90’lardan itibaren emperyalist saflaflmalarda göreli bir “denge durumu” dahi mevcut de¤il. Tersine bugüne kadar ABD’nin tek tarafl› hakimiyeti hüküm sürüyordu ve bu henüz tümüyle ortadan kalkm›fl de¤il. Bu durum baflta Rusya olmak üzere birçok devleti ABD’ye karfl› k›flk›r-

32


tan bir etki gösteriyor. Mücadele biçimleri farkl› olsa da bunlara Çin, baz› AB devletleri ve kimi bölgesel devletler de örnek verilebilir. Di¤er yandan Çin de dahil bugün hiçbir devleti dizginleyecek içsel kayg›lar, daha do¤rusu kendi halk›ndan çekince esasta bulunmuyor. Bunu sosyalist bilincin k›r›lmas› olarak da adland›rabiliriz. Dolay›s›yla bugün kapitalistemperyalist devletlerin, güçleri oran›nda ayn› ifltah ve pervas›zl›kla hegemonya mücadelesinde yer alacaklar› ve yine ayn› “oyunun kurallar›yla” hareket edecekleri söylenebilir. Bu durum bir tarafa en az›ndan yöntem ve taktikler bak›m›ndan ayr›cal›k tan›nmayaca¤› için son kertede sorunlar›n savafla dönüflece¤i öngörülebilir. Bu özellikleriyle, e¤er bir benzerlik kurulacaksa, sürecin so¤uk savafl döneminden daha çok 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl› öncesine benzedi¤i söylenmelidir. So¤uk savafl dönemi esasta kapitalist-emperyalist ekonomilerin büyüdü¤ü ve geniflledi¤i bir sürece denk düflüyordu. Bugün ise tam tersi bir geliflme var. Ekonomik krizin yaratt›¤› tahribatlar ve emperyalistlerin “neo-sömürgeci” politikalara yönelimi birlikte ele al›n›rsa sürecin 1. Emperyalist Savafl öncesiyle benzerli¤i daha iyi anlafl›labilir. Emperyalistler aras› rekabetin yeni savafl ve çat›flmalar› bafllataca¤› rahatl›kla görülüyor. Ancak bunun emperyalistler aras›nda, en az›ndan bugün, do¤rudan bir savafl olarak ortaya ç›kmayaca¤› da söylenebilir. Bu koflullarda, Gürcistan’da oldu¤u gibi bölgesel savafllar›n ortaya ç›kmas› daha olas›. Baflka bir deyiflle tek tek ülkeler baz›nda veya bölgesel çapta ilhak ve iflgaller geliflebilir. ABD öncülü¤ünde NATO güçleri bunu zaten yap›yordu. Buna flimdi artan oranda Rusya da dâhil oldu. Baflka devletler özgülünde de yeni dâhil olufllar yaflanabilir. Ki bunun gerçekleflmesi için büyük emperyalist devletlerden birinin olmas› gerekmiyor. Onlarla iflbirli¤i halinde kimi bölgesel devletler ya da yar›-sömürge yönetimler de yeni ilhak ve iflgallere yönelebilirler. Di¤er taraftan ise ilhak alt›ndaki bölgelerde, geliflmelerden etkilenerek ya da emperyalist taraflardan birinin k›flk›rtmas›yla ulusal hareketler ve bu temelde çat›flmalar geliflebilir. Birbirini ta-

mamlayan bu her iki durumda da olas› savafllar›n bölgesel niteli¤i ve emperyalist mücadelelerle iliflkisi aç›kt›r. Daha aç›k söylemek gerekirse, emperyalistler aras› mücadele, çeflitli bölgelerde halklar üzerinde oynanacak kanl› senaryolar olarak yaflam bulacakt›r. Bu noktaya ayr›ca de¤inece¤iz ancak söz konusu bölgesel savafllar›n öne ç›kard›¤› bir konu var. O da bölgesel çapta ekonomik veya askeri olarak güçlü devletlerin artan önemi. Bölgesel politik dengeler olarak da literatüre geçen bu konu, farkl› k›ta ve bölgelerde söz konusu devletlerin daha fazla hesaba kat›lmas›n› içeriyor. Son geliflmelerle birlikte ABD; Avrupa’da AB ve Rusya’y›, Asya’da ise yine Rusya’y› ve Çin’i dikkate almak zorunda oldu¤unu daha iyi anlam›fl oldu. Ayn› konuda Ortado¤u’da ‹ran ve petrol zengini Arap devletlerinin, Latin Amerika’da Brezilya ve Venezüella’n›n, Afrika’da Güney Afrika Cumhuriyeti’nin vb. hesaba kat›lmas› gereklili¤i belirtiliyor. Farkl› çaplarda olsa da bu denkleme Hindistan, Türkiye gibi devletler de dâhil edilebilir. ABD emperyalizminin önemli bir süredir Ortado¤u politikalar›nda Türkiye, Katar gibi devletleri öne ç›kartt›¤› biliniyor. TC cumhurbaflkan› ve baflbakanlar›n›n ABD D›fliflleri Bakan› gibi ülke gezilerine ç›kmas› ya da kimi giriflimlere ev sahipli¤i yapmas› hat›rlanacak olursa son dönemde bu politikalar›n artan rolü daha iyi görülebilir. Bu politikan›n hayata geçirilmesinde ABD emperyalizminin teflhir olmufllu¤unun perdelenmesi önemli bir etken. Nitekim A. Gül’ün Ermenistan gezisinde oldu¤u gibi, temel amaç ABD ç›karlar›na hizmet oldu¤u halde konu iki ülkenin bar›flmas›, halklar›n kaynaflmas› olarak sunulabiliyor. Ki bilinçli veya bilinçsiz önemli bir kesim de gerçekmifl gibi bu konuya sar›labiliyor. Emperyalizmi perdeleme ifllevinden daha önemli olarak, siyasi ve askeri güçleriyle baz› devletlerin, emperyalizmin bölgesel politikalar›nda as›l somut ifllevleri üstlendikleri söylenebilir. Bunun ileriki zamanda nas›l biçim alaca¤› tart›flmaya aç›k olmakla birlikte arka plandaki as›l emperyalist gücün ekonomik ve askeri olarak bu devletleri kollamaya çal›flaca¤› da belirtilebilir.

33

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 ‹lerleyen dönemde neden so¤uk savafl›n mümkün görünmedi¤ine iliflkin askeri-teknik bir noktay› daha belirtmek gerekiyor. SSCB’nin da¤›lmas›yla birlikte baflta ABD olmak üzere belli bafll› tüm devletler, ordular›nda de¤iflime gittiler. Önceki dönemde ordular›n temel yap›s›nda “ülke savunmas›na” dönük askeri ve teknik konumlan›fl önemli bir yer tutuyordu. Ancak geliflen teknolojilerle birlikte ve tabi dünya üzerinde politik hedefler temelinde ordular daha modern, profesyonel ve esnek bir yap›ya kavuflturuldu. Dünyan›n çeflitli bölgelerindeki iflgal ve müdahaleler için bu gerekliydi ve sonuçta en çok kazanan da bunu en iyi baflaran ABD oldu. “Füze savunma sistemleri” ad› alt›nda sald›r› ve savunmaya dönük projeler hayata geçirilse de bugün belli bafll› emperyalist devletlerin ordular› özgülünde flu an söz konusu esnek yap› daha hâkim durumda. Bu durum bölgesel savafllara uygun bir özellik gösteriyor. Di¤er yandan büyük emperyalistler aras› do¤rudan savafl yönelimlerini de gemleyici bir etki yap›yor. Emperyalistler ve onlara ba¤›ml› devletler aras›nda ele ald›¤›m›z tüm iliflkiler, devletlerin d›fl politika çizgilerinde önemli de¤iflikliklerin de habercisi niteli¤indeydi. Daha da önemlisi söz konusu iliflkiler, hegemonya mücadelesinde geliflen e¤ilimin yeni iflgaller ve bölgesel savafllar olaca¤›n› gösteriyordu. Bunun hayata geçece¤i co¤rafyalar›n enerji alanlar› ile beraber yeralt› zenginlikleri ve besin kaynaklar›n›n yo¤un oldu¤u bölgeler olaca¤›n› öngörmek zor de¤il. Di¤er yandan bu iflgal ve savafllar›n ulusal ve bölgesel temelde k›flk›rtmalarla yol alaca¤› da anlafl›l›yor. Emperyalizmin karakteri gere¤i, de¤iflen dengelerle birlikte devletler aras› verili uzlaflma ve çat›flmalar da de¤iflkenlik gösterecektir. Dünün düflman taraflar› dost, dost taraflar› ise düflman olabileceklerdir. Kapitalizm ve emperyalizmin tarihi bize bunu gösteriyor. fiüphesiz ki bu ciddi sars›nt› ve krizlerle, onlar›n bas›nc›yla gerçekleflecektir. Fakat kesin olan bir fley var ki; emperyalistler aras›nda temel ve de¤iflmeyen as›l uzlafl› ezilen uluslara ve halklara karfl› olacakt›r. Bu yönüyle Kafkaslar’da yaz›lan kanl› senaryolar›n, gelecekte halklar üzerinde oynanacak da-

ha büyük oyunlar›n ön provalar› oldu¤u görülmelidir.

Tarihin penceresinden emperyalist gericilik ve ulusal sorunlar Kafkaslar’da patlak veren savafl›n emperyalist güçlerin sömürgeci ve yay›lmac› siyasetleriyle olan iliflkisi yeterince aç›k. Onun kadar aç›k bir di¤er nokta ise bu sömürgeci ve yay›lmac› siyasetin halklara mal oldu¤u y›k›m, katliam ve ac›lard›r. Tarihten bu yana çeflitli din, mezhep ve kavimden onlarca halka beflikli etmifl baz› bölgeler vard›r. Balkanlar, Mezopotamya (Kürdistan) ve tabi Kafkaslar bunlara en iyi örnektir. De¤iflik halklar buralarda yüz y›llarca bar›fl içerisinde yaflam›fl, tüm farkl›l›klar›na ve d›fl k›flk›rtmalara karfl›n en güzel kardefllik örneklerini sergilemifllerdi. Büyük despotik devletlerin k›y›m ve bask›lar karfl›s›nda bu bölgeleri yurt edinen ço¤u küçük halk, çok kere de sömürgeci ç›karlara alet olmufl, birbirlerine karfl› talan ve y›k›mlara baflvurmufllard›. Karfl›l›kl› bu talan ve k›y›mlar tarihsel bir tak›m önyarg›lar› do¤ursa da halklar›n kardefllik köprülerini ortadan kald›ramam›flt›. Fakat kapitalistlerin sömürgeci siyasetleriyle birlikte haklar aras›nda telafisi mümkün olmayacak flekilde düflmanl›k tohumlar› ekilmifl, halklar sürekli olarak birbirine k›rd›r›lm›flt›. Toprak, din, mezhep, milliyet, afliret vb. tüm özellikler emperyal ç›karlar›n bir manevra alan› olmufltu art›k. Emperyalizmin tarihi bu yan›yla talan›n, k›y›m›n, aldatmaca ve alçakl›¤›n da tarihidir. Bunu daha iyi anlamak ve Kafkaslar için ders ç›karabilmek için 19. yüzy›l›n sonu ve 20. yüzy›l›n bafllar›nda Mezopotamya’da izlenen emperyalist siyasetlere ve yaflanan baz› olaylara bakmak yeterlidir. Çarl›k Rusya’s›n›n 19. yüzy›lda Avrupal› sömürgecilere karfl› yay›lma siyasetinde s›cak denizlere inmek önemli bir yer tutuyordu. Bunun en k›sa yolu da Kafkasya’dan Basra Körfezi’ne inen düz çizgiydi. Bu çizgi üzerindeki Kürt, Asurî, Ermeni az›nl›klar ise Rus yay›lmac›l›¤›yla s›çrama noktalar›n› oluflturuyordu. Ayn› amaçla çeflitli mezhepleriyle birlikte H›ristiyanl›k ve Müslümanl›k da kullan›l›yordu.

34


Osmanl› ve ‹ran egemenli¤inde ezilen halklar›n hakl› taleplerini, ikiyüzlüce kullanan Rusya, ç›karlar›na geldi¤i yerde bu halklar› “destekliyor”, ç›karlar›na gelmedi¤i yerde ise onlar› yüzüstü b›rak›yor ve egemen devletlerce k›y›mlara u¤ramalar›n›n yolunu aç›yordu. ‹ngiliz ve Frans›zlar Osmanl›’y› istedikleri gibi yönetmelerine karfl›n Osmanl› Devleti’nin merkezi otoritesini zay›flatan ve Rusya’ya yarayan Kürt, Ermeni ve Asurî isyanlar›na karfl› ç›k›yorlard›. Ulusal bilinçlenmeyi engelleyemediklerinde ise yine Osmanl›’n›n yan›nda yer alarak bu halklar› birbirine düflürüp parçal›yor ve eziyorlard›. Klasik sömürgecilik döneminden emperyalizme geçildi¤i aflamada Avrupal› kapitalistler aniden Do¤u’da “H›ristiyan Kardeflleri” oldu¤unu hat›rlam›fllard›. Bunlar Ermeniler ve Asuri kökenli Süryaniler, Nasturiler, Yakubiler ve Keldaniler’di. Sömürgecili¤in en önemli siyasi ve kültürel araçlar›ndan biri olan misyonerlik faaliyetleri, Mezopotamya’n›n kadim halklar›ndan olan bu topluluklar›n yok olufl sürecini de bafllat›yordu. Çarl›k Rusya’s› Trans-Kafkasya’ya yerleflmifl, Asurîlerin yaflad›¤› topraklar Rus-‹ngiliz rekabetinin k›z›flma alan› olmufltu. ‹ngilizler bölgede hâkimiyet sa¤lamak için yeni bir Asur ulusu yaratmay› ve onlara devlet kurmay› hedefliyorlar-

d›. Bu temelde Asurî topluluklara vaatlerde bulunuluyor; di¤er devletlere ve halklara karfl› düflmanl›klar gelifltiriliyordu. Ancak vaatler gerçekleflmeyecek, ‹ngiliz planlar› de¤iflecek ve yüzüstü b›rak›lan Asurîler birçok düflman kazanm›fl olarak ortada kalacakt›. Avrupal› kapitalist devletler Osmanl›, Rusya’ya karfl› savaflt›¤› müddetçe ona karfl› “böl-yönet” politikalar›n› a¤›rdan al›yorlard›. Osmanl›, Rusya’ya karfl› istedikleri gibi karfl› durmad›¤›nda ise ulusal isyanlar› k›flk›rtma yoluna gittiler. 19. yüzy›l›n sonlar›nda Ermenilerin hakl› mücadeleleri, baflta ‹ngiltere olmak üzere Avrupal›larca tezgâhlanan oyunlar›n kurban› oluyordu. K›flk›rt›lan Ermeniler Kürdistan’›n önemli bir bölümünü kana bulad›lar. Avrupal›lar bundan bir sonuç ç›kmayaca¤›n› biliyorlard›. Tek amaçlar› Osmanl›’ya karfl› isyan bafllatt›rmakt›. Bunu baflard›klar›nda ise art›k Ermenileri unutmufllard›. Bu sefer ortada kalan Ermeniler’di ve Osmanl›’yla birlikte Kürtlerin boy hedefiydiler. Osmanl›-Rus savafllar›nda her yenilgi, bu devletlerin birinin yan›nda yer alan halklara felaket getiriyordu. 1915’te Ruslar geriledi¤inde bu, Ermeni ve Asurîler için tam bir felaket olmufltu. Rus birlikleriyle birlikte Kafkasya’ya giden Asurilerin say›s› 50-70 bini buluyordu. Ruslar›n ikinci hamlesi ve sonraki geri çekiliflte gidenlerin say›s› ise 35 bini geçiyordu. Bu arada Rus birliklerinin yan›nda savaflan Nasturi birliklerine karfl› Kürt/Türk sald›r›s›yla Osmanl›-‹ran s›n›r›nda 20 bin Nasturi öldürülmüfltü. 1916’da Ruslar yeniden Kürdistan’› ele geçirince bu sefer Asurîler ve Ermeniler intikam amac›yla Kürt köylerinde katliama giriflmifllerdi. K›y›mdan kurtulan Kürtler ise açl›ktan ölmüfltü. Çarl›k Rusya’s›n›n y›k›lmas› ve Rus birliklerinin çekilmesiyle Kürtler yeniden hareket geçip Asurîleri k›l›çtan geçirmifllerdi. ‹ttihat ve Terakki hükümeti ise bunu f›rsat bilmifl, Asurî ve Ermenileri bir daha geri gelmemek üzere tehcire zorlam›fl ve imhaya bafllam›fllard›. Bu y›llarda Asurîlere yard›m vaadinde bulunan Rus ve ‹ngiliz birlikleri en küçük olaylarda bile Asurî köylerini b›rak›p gidiyorlard›. Köylüler, bask›n yapacak Türk, Kürt, Arap birliklerinin insaf›ndayd› art›k. Sonuçta kimse sa¤

35

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 kalmayacak, birçok Asuri köyü haritadan silinecek, bu birkaç y›la s›¤an kanl› çat›flmalarda 500-600 bin Asuri öldürülecekti. ‹ttihat ve Terakki’nin Ermenilere yönelik k›y›m›nda ise 1,5 milyon Ermeni soyk›r›ma u¤rat›lacakt›. Tehcir ve soyk›r›ma u¤rayan sadece Asurîler ve Ermeniler de¤ildi. 1919’da Osmanl›’n›n 2. Ordusu’nda erzak ve yiyecek s›k›nt›s› bafllay›nca Diyarbak›r ve yöresindeki Kürtlerden asker ve siviller Musul’a göçe zorlanm›flt›. Bir bölümü Halep’e sürgün edilmiflti ve 700 bin Kürt’ün göç ettirildi¤i o y›llarda bunlar›n ço¤u açl›k ve hastal›ktan ölmüfltü. Bat›’ya sürülen 650 bin Kürt’ün durumu da bundan daha iyi olmam›flt›. Sonuçta Kürtler, kendi topraklar›ndaki petrol ve di¤er zenginlikler için savafla tutuflan emperyalistlerin kurban› olacak, savafl y›llar›nda 1 milyon Kürt ölüme sürüklenecekti. ‹ngiltere, Rusya’n›n savafltan çekilmesinin ard›ndan Asurîlerin tek “koruyucusu” olarak kalm›flt›. Ancak Hindistan’daki ç›karlar›n› korumak için Alman yay›lmac›l›¤›n›n önüne set çekmek zorundayd›. ‹ngilizler 1918’de, Nasturileri kullanmak ve bu yolla Ba¤dat-Tiflis demiryolunu savunmak için harekete geçmifllerdi. Bu savunmay› Ermeni ve Asurî birliklere yapt›r›yorlard›. Kimi Kürt afliretleri de ‹ngilizlerle iflbirli¤i halindeydi ama sonra Türk birliklerinin yan›na geçmifllerdi. ‹ngilizler ise Asurîleri (Nasturileri) kendi saflar›nda çarp›flmaya zorlam›fllard›. “Özerk ya da ba¤›ms›z bir Asuristan” sözünü vermekten de geri durmam›fllard›. Plana göre ‹ngilizler ve Asurî birlikler Sin kalesine sald›r›p ele geçireceklerdi. Asurîler Sin kalesi için Türk, ‹ran ve Kürt birlikleriyle kanl› bir çat›flmaya girmifllerdi ancak yanlar›nda hiçbir ‹ngiliz’i bulamam›fllar, cephaneleri bitince ise Kürt-Türk birliklerine teslim olmufllard›. Yak›n cephelerde savaflan baflka Asurî birlikleri ise çemberi yararak yak›ndaki ‹ngiliz birliklerine ulaflmaya çal›flm›fllar ancak olmalar› gereken yerde ‹ngilizleri bulamam›fllard›. 19 günlük uzun bir yürüyüfl, tuzakl› sald›r›lar ve k›r›p geçiren hastal›klardan sonra ‹ngiliz askeri üssüne ulaflan periflan haldeki 100 bini aflk›n insan, ‹ngilizler taraf›ndan da Ba¤dat yak›n›ndaki Bakuba’ya sürülecek ve mülteci kamp›na yerlefltirileceklerdi.

Emperyalist devletlerin sömürgeci ç›karlar› için halklar› felakete sürükledikleri olaylara hemen her bölgeden onlarca örnek gösterilebilir. Kafkaslar’›n tek bafl›na kendi tarihi bile bunun ac› örnekleriyle doludur. Emperyalistlerin bir bölgeye müdahaleleri için o bölgede en az›ndan bir halk›n deste¤ine ihtiyaçlar› vard›r. Bu yüzden halklar birbirine karfl› k›flk›rt›l›r ve sonra “koruma” bahanesiyle iflgaller gerçeklefltirilir. Ki gerçekten de yaflanan çat›flmalarla halklardan biri muhtaç hale gelmifltir art›k. Bosna ve Kosova’da bunun “modern” örnekleri sergilenmiflti, G. Osetya ise son örne¤i oldu. Afrika ise tarihsel geri kalm›fll›¤›n›n bedelini ödercesine, birçok bölgede 20. yüzy›l bafllar›nda yaflanan kitlesel soyk›r›mlar›, 20. yüzy›l sonlar› ve 21. yüzy›l bafllar›nda hala yafl›yor. Yak›n zamanda 1994’teki soyk›r›mla ilgili olarak Ruanda Araflt›rma Komisyonu’nun bir aç›klamas› olmufl ve Fransa soyk›r›ma kat›lmakla suçlanm›flt›. Ruanda’da ço¤unlu¤u oluflturan ve Fransa-Belçika’n›n destekledi¤i Hutular, 1994 y›l›nda 1 milyona yak›n Tutsi ve ›l›ml› Hutu’yu katletmifllerdi. Soyk›r›m›n planlay›c›s› ve askeri destekçisi Fransa’yd›. Çünkü emperyal ç›karlar söz konusuydu ve karfl›s›nda Tutsileri kullanmaya çal›flan ABD vard›. Kongo’da ve Sudan-Darfur’da son on y›l boyunca yaflanan katliamlar›n ve kitlesel tecavüzlerin say›s› da yine milyonlarcayd›. Y›llarca birbirine karfl› k›flk›rt›lan ve soyk›r›m dahil birçok kanl› hesaplaflma yaflat›ld›ktan sonra NATO’nun müdahale etti¤i Yugoslav ülkelerinde de benzer örnekler vard›. Yugoslavya halklar›n›n yüzde 64’ü NATO bombard›man› yüzünden geçici veya kal›c› olarak evlerini terk etmek zorunda kalm›fl, yüzde 53’ü iflini kaybetmiflti. Katliamlar› seyreden emperyalistler “kurtarma” bahanesiyle iflgale girifltiklerinde de halklara y›k›mdan baflka bir fley getirmemifllerdi. Hatta bununla da s›n›rl› kalmay›p yeni askeri teknolojilerini halklar üzerinde denemifllerdi. NATO bombalar›n›n çok kere sivil halk› vurdu¤u, misket bombalar›n›n hastane ve pazar yerlerine düfltü¤ü, yolcu otobüslerinin, trenlerinin, köylerin ve mülteci konvoylar›n›n (“kazayla”) vuruldu¤u haf›zalardad›r. O dönem NATO flemsiyesi alt›ndaki sald›r›lara kat›lan

36


bir ‹spanyol pilot flu itiraflarda bulunuyordu: “Gazetecilerin hiçbiri Yugoslavya’da neler oldu¤unu bilmiyor. ABD bu ülkeyi yok ediyor. Yeni silahlar›n› deniyor. Zehirli sinir gazlarla, paraflütlü yüzey may›nlar›, uranyumlu bombalar, napalm bombalar›, kimyasal sterilizasyon maddeleri kulland›lar. Tarladaki ürünleri yok etmek için gökten zehir s›kt›lar. Bunlar›n d›fl›nda ne oldu¤unu bilmedi¤imiz silahlar› da kulland›k.” Ayn› vahflet uygulamalar›n›n Irak ve Afganistan’da da hayata geçirildi¤i biliniyor. Tüm bu örnekler emperyalistlerin ezilen ulus ve halklar›n sorun ve çeliflkilerine çözüm olamayaca¤›n› gösteriyor. Emperyalizm, tam tersine bu sorun ve çeliflkilerin yarat›c›s› ve k›flk›rt›c›s›d›r. Emperyalist ç›karlarla ezilen ulus ve halklar›n ç›karlar› aras›nda gerçek hiçbir ortakl›k yoktur. Onlar›n “stratejik ortaklar›n›n” yine kendileri gibi emperyalist devletler oldu¤u, yar›sömürge devletlerin ve birçok ulusal hareketin bu stratejik ç›karlar için kullan›lan ve çat›flt›r›lan as›l güçler oldu¤u tart›flmaya yer b›rakmayacak kadar aç›kt›r. Balkanlar, Ortado¤u ve Kafkaslar’da halklar›n kanla yaz›lan tarihi haf›zalardan ç›kar›lmamal›d›r. Bugün bu nokta, özellikle de ulusal hareketler özgülünde önemlidir. Emperyalist dengeler aras›nda s›k›fl›p kalan ulusal hareketler, emperyalist taraflardan birini tercihe zorlan›yorlar. Büyük güçler karfl›s›nda görece güçsüz konumlar›yla bu e¤ilimin geliflti¤i biliniyor. Ancak tersinden emperyalist planlara karfl› ulusal hareketlerin ortaya koyaca¤› tavr›n belirleyicili¤i de vurgulanmal›d›r. Ezilen ulus ve halklar›n birlikteli¤i temelinde sergilenecek direnç, emperyalizmin krizini daha da derinlefltirecek ve onun yok olufluna giden yolu açacakt›r. Kosova, Güney Osetya ve Abhazya’n›n “tercih etti¤i” emperyalistlerle iflbirli¤i yolu ise ezilen ulus ve halklar›n özgür geliflimini sa¤lamayacak ancak yeni çeliflkiler ya da düflmanlar yaratacakt›r. Söz konusu iflbirli¤i dar anlamda bu uluslar›n geliflimine hizmet etse de dünya çap›nda nesnel gerçeklerin etkisine girmekten kurtulamayacakt›r.

Kafkasya, ulusal sorunlar ve görevler Kafkaslar’daki ulusal yap›ya bak›ld›¤›nda birçok ulus ve ulusal toplulu¤un devlet s›n›rla-

r›yla ayr›flt›r›lamayacak kadar iç içe co¤rafi ve demografik bir yap›ya sahip oldu¤u görülür. Ba¤›ms›zl›¤›n› elde eden G. Osetya ve Abhazya d›fl›nda Kafkas devletlerine ba¤l› Yukar› Karaba¤, Acaristan, Çeçenistan, Da¤›stan, Adige, Kabardin-Balkar, Karaçay-Çerkez, Kuzey Osetya gibi özerk cumhuriyet ya da özerk bölgelerin varl›¤›, Kafkaslar›n hassas dengelerini gösterir niteliktedir. Ayr›ca bunlara ‹ran ve Türkiye Kürdistan›’n›, yine ‹ran Azerbaycan’›n› ve ad› an›lmayan onlarca ulusal toplulu¤u da eklemek gerekir, ki o zaman söz konusu dengelerin tüm Kafkas devletlerini içine alan karmafl›k yap›s› daha iyi anlafl›labilir. 1. Emperyalist Savafl y›llar›nda bölgede ‹ngiltere’nin üstlendi¤i rolü bugün yeni dengeler üzerinde ABD üstlenmifl durumda. Kafkaslar flu an Rus ve Amerikan emperyalizminin bir numaral› mücadele alan› olarak öne ç›k›yor. Ancak sadece onlar de¤il, bölgedeki gerici devletler de bu mücadeleye kendi ç›karlar› özgülünde dâhil oluyorlar. Savaflan taraflar d›fl›nda Ermenistan ve Azerbaycan’›n kayg› ve beklentileri önemli oranda gündeme geldi. Bölgedeki ulusal sorunlar konusunda özellikle sessiz kalanlar Türkiye ve ‹ran’d›. Kafkaslar’daki istikrars›zl›k, ayn› Irak’ta oldu¤u gibi bu iki devleti ortak çizgilere itiyor. Son geliflmelerde ‹ran’›n ad› do¤ru düzgün an›lmasa da bu devletin Kafkaslar› yak›ndan izledi¤i ve Türkiye’ye yak›n bir siyaset izlemeye çal›flt›¤› biliniyor. Kafkaslar’da istikrars›zl›¤›n derinleflmesi halinde bunun Türkiye ‹ran içlerinde de etkileri olacakt›r. Kafkasya’daki devletlerin varl›¤› bu her iki devlet için de belli oranda “tampon” ifllevi görüyordu. Söz konusu devletler zay›flar ve emperyalist taraflardan biri bölgede daha do¤rudan müdahalelere giriflirse bu, Türkiye ve ‹ran’›n konumlar›n› da zora sokan bir özellik gösterecektir. Irak örne¤inde oldu¤u gibi en büyük emperyalist güçlerden biriyle “s›n›r komflusu” olunacakt›r ki bu, hareketlerini zay›flatan bir etken olacakt›r. Zaten ABD’nin enerji savafllar› verirken ulusal sorunlar› kullanmas›, bölgesel dengeleri bozan bir etki gösteriyor. ‹ran ve Türkiye gibi devletlerin tepkisini çekiyordu. fiimdi buna bir de bölgede köklü bir geçmifle sahip olan Rusya eklendi, ki söz

37

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67 konusu kayg›lar›n büyümesi kaç›n›lmazd›. TC, Gürcistan’› iflgali nedeniyle Rusya’y› k›smen elefltirse de G. Osetya ve Abhazya’n›n ba¤›ms›zl›klar› konusunda aç›ktan bir fley söyleyemedi. Bu ba¤›ms›zl›klara karfl› görüfl belirtmesi halinde Rusya’n›n KKTC’yi gündeme getirece¤ini iyi bilen TC’nin temel bir konusunu da Türkiye Kürdistan› oluflturuyor. Söz konusu ba¤›ms›zl›k kararlar›n› kurcalamas› halinde ister istemez T. Kürdistan› tart›flmaya dâhil edilecektir. Bu konuda Rusya’yla afl›k at›lamayaca¤›n› TC çok iyi bilmektedir. Keza Rusya da Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›ndan bugüne Gürcistan, Moldova, Ukrayna örneklerinde oldu¤u gibi gerekti¤inde ulusal sorunlar› k›flk›rtmaktan geri durmayaca¤›n› herkese gösterdi. Tüm bu nedenlerle TC, ayn› Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤› sonras›nda oldu¤u gibi sorunu h›zla geçifltirmeyi ve hiç tart›flmamay› tercih etti. Ki bunu Türkiye’de yaflayan 67 milyonluk Kafkasya kökenli nüfusun beklentilerini de yan›ts›z b›rakarak yapt›. Kafkas derneklerinin kutlama ve eylemlerine medyada çok s›n›rl› bir yer verilirken kimi yerlerde planlanan kutlamalar da iptal ettirildi. Kafkaslar’daki savaflta Gürcistan’a arka ç›kan Türkiye’nin kendi içinde ise Abhazya’y› ve G. Osetya’y› destekleyen giriflimlere kap›y› aç›k tutmas› mümkün de¤ildi. Aksi halde ABD’li büyüklerinin tepkisini çekerdi ki Türkiye’nin temel bir derdi büyük güçlere sataflmadan bu süreci kazas›z belas›z atlatabilmekti. Kafkasya’daki krizin do¤urdu¤u sonuçlar; ABD’nin Afganistan ve Irak ç›kmazlar›, ad›m

ad›m bata¤a çekilen Pakistan ve ABD’nin hedefte tuttu¤u ‹ran ile birlikte ele al›nd›¤›nda Kafkasya ve Ortado¤u aç›s›ndan s›cak geliflmelerin devam edece¤i söylenebilir. Bunun çeliflkileri daha da derinlefltirmesi ve henüz gündeme gelmeyen baz› senaryolara yaflam kazand›rmas› da düflünülmelidir. Ortado¤u’da verili dengeleri altüst edecek önemli konulardan birini Kürt ulusal sorunu oluflturuyor. Türkiye, ‹ran, Irak ve Suriye’yle olan ç›kar iliflkileri kaynakl› flu an bu konuda emperyalist taraflardan herhangi birinden ayk›r› bir politika oluflmufl de¤il. Hatta Irak Kürdistan›’na tan›nan s›n›rl› tolerans› saymazsak, bu konuda emperyalistlerin ve bölge devletlerinin farkl› ç›karlarla da olsa Kürt sorunu karfl›s›nda görece ortak bir yaklafl›ma sahip olduklar› söylenebilir. Irak Kürdistan›’n›n elde etti¤i haklar›n, Irak’›n iç dengelerinde oldu¤u kadar Türkiye, ‹ran ve Suriye’de de yaratt›¤› etkiler düflünülürse bugün hiçbir gücün, Kürt sorunu ba¤lam›nda verili dengeleri bozacak bir ad›m› göze alamad›¤›, buna haz›rl›kl› da olmad›¤› rahatl›kla anlafl›labilir. Ancak bunun sonsuza kadar(!) böyle gitmeyece¤i de biliniyor. Düne kadar Rusya’n›n ABD ve AB’yi karfl›s›na almak pahas›na Gürcistan’daki gibi bir iflgale giriflece¤i de düflünülmüyordu ancak bu gerçek oldu. Emperyalistler aras› ekonomik ve askeri rekabet k›z›flt›kça, dahas› bölgesel krizler derinlefltikçe Kürt sorunu ba¤lam›nda da yeni senaryolar›n devreye girece¤i flimdiden ak›lda tutulmal›d›r. Daha 19. yüzy›lda Çarl›k Rusya’s› yüzbafl›s› L. Y. Avyarof’a ait afla¤›daki sözler bu

Kafkaslardaki savaflta Gürcistan’a arka ç›kan Türkiye’nin kendi içinde ise Abhazya’y› ve G. Osetya’y› destekleyen giri flimlere kap›y› aç›k tutmas›, mümkün de¤ildi. 38


aç›dan dikkate de¤erdir: “Rusya 19. yüzy›lda Osmanl›’yla dört, ‹ran’la iki savafla tutuflmak zorunda kalm›flt›r. Kürtler, Kafkas bölgesindeki bu savafllara aktif biçimde kat›ld›lar. Bafllang›çta düflman›m›z, daha sonra müttefikimiz oldular. Kuflkusuz ileride Küçük Asya’da kat›laca¤›m›z muhtemel bir savaflta, içinde bulundu¤u mevcut ortamdan memnun olmayan ve özgürlü¤e susam›fl Kürtlerle yeniden, belki de defalarca karfl›laflaca¤›z... Önemli olan, ‹ran ve Osmanl›’yla çat›flma gibi kritik anlamda, onlar›n (Kürtlerin –Faik Bulut) Rusya’ya yönelik tutumlar›n› belirlemelerine yard›mc› olmakt›r.” Bugün de özgürlü¤e susam›fl on milyonlarca Kürt’ün varl›¤› düflünülerek bu sözlerin öz itibariyle aynen geçerli oldu¤u söylenebilir. Tart›flmas›z olan flu ki, süreç ulusal sorunlar› büyüterek ilerleyecektir. Bu ilerleme ezilen uluslar için çok çeflitli avantaj ve riskleri de içinde tafl›yacakt›r. Böyle bir dönemde ulusal hareketlerin, tarih bilincine sahip do¤ru önderliklerce yönetilmesinin halklar›n gelece¤i aç›s›ndan yaflamsal önemde oldu¤u belirtilmelidir. Bugün çok yetersiz güçlere sahip olsalar da yine komünist ve devrimcilerin tarihsel rollerine vurgu yap›lmal›d›r. Emperyalizm aç›s›ndan sürecin 1. Emperyalist Savafl dönemine olan benzerli¤i, ulusal ve sömürgesel sorunlar aç›s›ndan da ayn› benzerli¤i kurmam›za olanak sa¤lar. Marksizm-Leninizm Maoizm’in emperyalizm ve ulusal sorunlar konusundaki temel teorilerinin var olan sorunlar›n çözümü ba¤lam›nda 1. Emperyalist Savafl y›llar›nda olufltu¤u hat›rlanmal›d›r. Yine 1905 Devriminden bafllayarak Ekim Devrimi’ne uzanan süreçte Lenin ve Bolflevikler önderli¤inde büyüyen mücadelenin, ezilen ulus ve halklar›n kurtulufl yolunu açt›¤› ak›lda tutulmal›d›r. Bugün de komünistlere düflen görev, ezilen uluslar›n ve sömürge halklar›n mücadelesini dünya devrim mücadelesinin vazgeçilmez bir parças› k›lmakt›r. Ulusal ve sömürgesel bask›n›n yok edilmesi için en ön safta mücadele verilmeden bunun mümkün olmayaca¤› bilinmelidir. Emperyalist gericilik kendini sürekli olarak bu ba¤›ml›l›k iliflkileri üzerinden üretmektedir. O nedenle bu iliflkiler kopart›lma-

dan dünya devrim mücadelesinin baflar›s› da düflünülemez. Ayn› fleyi yerel gericilikler özgülünde de söylemek gerekir. Emperyalizmin iflbirlikçileri olarak ulusal bask› siyasetini kendi s›n›rlar› ya da bölgeleri dâhilinde hayata geçiren yerel gericiliklere karfl› da Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› ve her türlü ulusal bask› ve eflitsizli¤in giderilmesi u¤runa kararl› bir mücadele verilmelidir. Bu olmadan de¤iflik uluslardan halklar›n ortak mücadelesi ve sosyal kurtuluflu (devrim) da olamaz. Kosova’dan sonra Güney Osetya ve Abhazya ulusal sorunlara iliflkin tart›flma ve kayg›lar› alevlendiren bir etki yaratt›. Yine de sürecin henüz bafl›nda bulundu¤umuz, bu tart›flma ve kayg›lar›n yeni geliflmelerle birlikte daha da artaca¤› söylenmelidir. Ulusal sorunlardaki politikalar› nedeniyle Sovyetlere ve sosyalist devletlere sald›r›lar›n artt›¤›, tarihi gerçeklerin tahrif edildi¤i böyle bir süreçte komünistlerin sessiz kalmas› beklenemez. Sorun, tarihi gerçeklerin a盤a ç›kar›lmas›ndan öte dünya halklar›n›n ve devrim mücadelelerinin gelece¤iyle ilgili bir sorundur. Bugüne kadar ulusal sorunlarda en demokratik çözümleri üretenler Sovyetler ve sosyalist devletlerdi. Emperyalist gericilik koflullar›nda bunun tersi bir olas›l›k söz konusu bile olamazd›. Ulusal sorunlarda en do¤ru çözümleri gelifltirmek halen komünistlerin omuzlar›ndaki bir görev olarak duruyor. Emperyalist devletlerin himayesi ve denetimi (“neo-sömürge”) alt›nda ilhakç› devletlerin s›n›rlar› dâhilinde ya da ulusal kurtuluflçu mücadeleler ve devrimler özgülünde ulusal sorunlar›n ve UKKTH’nin alaca¤› her türlü biçim, tarihi ve somut bir incelemenin konusu yap›lmal›d›r. Birçok ulus ve ulusal toplulu¤un yanyana yaflad›¤› Kafkaslar gibi co¤rafyalarda ise özellikle Sovyetler tarz› çözümler ve bölgesel federasyonlar üzerinde durulmal›d›r. Gelece¤e iliflkin politik çözümlerin, söz konusu tarihi ve somut koflullar içerisinden ç›kar›labilece¤i unutulmamal›d›r. Ulusal sorunlar nezdinde bunun çok daha geçerli oldu¤u ve gelecek projesi olmayanlar›n devrimci dönüflümlere öznelik yapamayaca¤› da özellikle vurgulanmal›d›r.

39

Kafkaslar’da kanl› senaryolar...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri de¤ifl(mey)en ne?

S›n›f ve s›n›flar mücadelesinin geneti¤iyle ideolojik planda oynanmas› anlafl›l›rd›r. S›n›f mücadelesinin en fliddetli ve belirleyici biçimlerde yürütüldü¤ü alan olma özelli¤i k›yametlerin ideolojik alanda kopmas›n›n nedenidir. Sular›n en fazla buland›r›ld›¤› yer s›n›flar sorunudur. Bu, s›n›f mücadelesiyle do¤rudan iliflkili biçimde yap›lmaktad›r.

40


Kapitalizmin insanl›¤a refah ve mutluluk getirdi¤i görüflü günümüzde kapitalist s›n›f›n kendisi taraf›ndan dahi cesurca savunulam›yor. Ekonomik, demokratik, politik alanda mevcut gerçekli¤i vaatlerle, demagojilerle bile kabul edilebilirlikten uzakt›r. Emperyalizmin do¤as›na uygun bir ekonomik, politik süreç yaflanm›flt›r. Tekelleflme gerçekli¤i üst yap›daki yans›mas›n› siyasi gericilikte somutlayal› yüzy›ldan fazla bir zaman oluyor ve o dönemden bu yana burjuvazi demokrasinin, hak ve özgürlüklerin bafl cellâd›d›r art›k. ‹flçi s›n›f›n›n, emekçilerin mücadele tarihi ortadad›r. Demokratik kazan›mlar için, basit hak ve özgürlükler için nas›l bir bedel ödedi¤i, her türlü burjuva, burjuva-feodal iktidarlar karfl›s›nda demokrasinin ve özgürlüklerin tek ve hakiki savunucusu, sahiplenicisi oldu¤u aç›kt›r. Emperyalist-kapitalistlerin, komprador patrona¤alar›n tükendi¤i yerde imdada takviye kuvvetleri yetifliyor. Bizim ülkemizi alal›m; AKP gibi gericili¤i üzerinden akan bir faflist parti özgürlükçü hatta bütün despotik, diktatoryal güçlere karfl› demokrasiyi cesurca savunan, koruyan(!) olarak propaganda edilebiliyor. Peki, kim bunlar, bu takviye kuvvetler ülkemizde hangi maskeyi tak›yor? Özgürlükçü demokratlar, özgürlükçü sol, liberal sol diyorlar kendilerine, sahip olduklar› ve kendilerine sunulan olanaklarla (TV, bas›n, yay›n vb.) kitleleri emperyalist kölelik, yar›-feodal sömürü alt›nda tutmak için çal›fl›yorlar. Misyonlar› budur. Faflist devletin, onun fliddet kurumlar›n›n ifli de bu de¤il mi? Her biri en iyi yapt›¤› ifli yap›yor! Faflist örgütlenmeler fliddetle, bu özgürlükçü demokratlar faflist ideolojiyi demokrasi ve özgürlük flifresiyle yeniden üreterek kitleler üzerinde tahakküm kurmaya çal›fl›yorlar. Emperyalist-kapitalizmin ç›karlar› ad›na özgürlükçü demokratlar olarak misyon yüklenenlerin bugünkü platformlar›ndan biri olan Taraf Gazetesi’ne bakal›m, eskimifl tüfek ve cephanelerini, onlardan daha düflük, daha kalitesiz olanlarla takviye ederek nas›l bir heyecanla sald›r›ya geçtikleri dikkatlerden kaçmam›flt›r. Mesele-

leri s›n›f sorunu ve s›n›flar mücadelesidir. Mesele emperyalist kapitalizmin her yandan çürümüfl sistemini koruma meselesidir. Bu yüzden bilinçlere yöneliyor, y›¤›nlar›n bilinçlerini dumura u¤ratmaya, özgürlükçü, demokrat, sol, liberal sol vs. vs.lerle derin karmaflalar yaratmaya çal›fl›yorlar. S›n›f ve s›n›flar mücadelesinin geneti¤iyle ideolojik planda oynanmas› anlafl›l›rd›r. S›n›f mücadelesinin en fliddetli ve belirleyici biçimlerde yürütüldü¤ü alan olma özelli¤i k›yametlerin ideolojik alanda kopmas›n›n nedenidir. Sular›n en fazla buland›r›ld›¤› yer s›n›flar sorunudur. Bu, s›n›f mücadelesiyle do¤rudan iliflkili biçimde yap›lmaktad›r. S›n›f olgusunun de¤iflime u¤rad›¤›, özünün farkl›laflt›¤› iddias›yla bafllay›p geliflen teknolojinin, zenginliklerin paylafl›m›n›n s›n›f farkl›laflmas›n› ortadan kald›rd›¤› “Komünist Manifesto”nun yükseldi¤i temel olan s›n›f gerçe¤inden bugün bahsedilemeyece¤i, s›n›flar aras›ndaki kutuplaflman›n yok oldu¤u vb. cümlelerle devam eden sald›r›lar söz konusu. Öte yandan yine ayn› meselede s›n›f ve s›n›flar mücadelesi meselesinde, iflçi s›n›f›n›n kapsam ve içeri¤iyle birebir ilgili yeni kavramlar gelifltirme suretiyle de sald›r›lar yaflanmaktad›r. Negri’nin “ço¤ul” kavram› ya da sosyal reformistlerin “çal›flanlar”› bu niteliktedir. Sorun kavramlar aras› ikame diye elbette basitlefltirilemez. Biz bu konular üzerinde gere¤inden fazla durmayarak esasen sermaye ile iliflkisi içerisinde iflçi s›n›f›n›n kapsam ve içeri¤ini ele alacak, buradan ilerleyerek üretken-emek meselesine de¤inerek, kamu emekçilerinin de içerisinde bulundu¤u kimi emekçi kesimlerin s›n›fsal konumunu de¤erlendirece¤iz. Kamu emekçilerinin s›n›fsal durumu hakk›nda oldukça farkl› de¤erlendirmeler söz konusu. Biz as›l olarak iflçi s›n›f›n›n ve sermayeyle olan iliflkisinin anlafl›lmad›¤›n› buradan kaynakl› mu¤lâkl›¤›n s›n›f tahlillerine yans›d›¤›n› düflünüyoruz. Bu meseledeki netleflmenin di¤er sorunlara ›fl›k tutaca¤› düflüncesiyle yaz›m›z›n a¤›rl›k merkezini buras› oluflturacak.

41

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67

Kapitalizmde ifl süreci ‹nsan›n insanla ve insan›n do¤ayla iliflkisi kapitalist toplumda ücretli iflçi, sermaye aras›ndaki iliflkide kristalize olmufltur. Üretim, üretim süreci öz ve karakterini, biçimini bu temel iliflkiyle ele alm›flt›r. Toplumsal yap›n›n kuruluflu ve toplumun geliflme dinamikleri birbirine ba¤›ml› ve birbirini karfl›l›kl› üreten bu iki s›n›fa dayan›r. Kapitalizmde kendisinden önceki s›n›fl› toplumlar gibi karfl›t iki kutbun birli¤idir. Nas›l köle olmadan köleci üretim biçimi veya serf, köylü olmadan feodalizm düflünülemezse iflçi olmadan da kapitalizm olamaz. Ayn› toplumsal formasyon içerisinde yer alan fakat birbirinden ba¤›ms›z, rastgele ya da birbirine kay›ts›z bir iliflki de¤ildir bu. Sözünü etti¤imiz iliflki birbirinin koflulu olan ve kendisini üretirken karfl›t›n› da üreten bir iliflkidir. S›n›flara dayal› bir kutuplaflman›n olmad›¤› ücretli emekçinin nitelik de¤ifltirdi¤i görüflleri bu aç›dan birer safsatad›r. Birer fasarya olan bu tür iddialar› bir yana b›rak›p Marks yoldafla baflvural›m; bak›n o durumu nas›l resmediyor: “fiu halde, sermaye, ücretli-emek varsay›m›na, ücretli-emek de sermaye varsay›m›na dayan›r. Bunlar birbirlerinin kofluludurlar; karfl›l›kl› olarak bir-

birlerini yarat›rlar. Bir pamuk fabrikas› iflçisi, yaln›zca pamuklu kumafllar m› üretir? Hay›r, sermaye üretir. Kendi eme¤ine yeniden komuta etmeye ve onun arac›l›¤› ile yeni de¤erler yaratmaya hizmet edecek de¤erler üretir.” (Marks/Kapital C.1, Sayfa 552) Ücretli iflçinin içerisinde yer ald›¤› iliflki Prometheus’la onu tüketen kartal›n iliflkisine benzer. Efsanede kayaya zincirlenmifl Prometheus’un ci¤eri, bütün gün bir kartal taraf›ndan gagalan›p parçalanarak tüketilir; ama ertesi güne Prometheus kendini yenilemifl olarak girer ve yine kayaya vurulmufltur ve yine zincirle ba¤l›d›r. ‹flçi bir çal›flma günü boyunca ifl yapar, meta üretir; kendisinde bulunan canl› özü tüketerek, onu üretti¤i metada maddilefltirir, öldürür. Bunun karfl›l›¤›nda ald›¤› geçim araçlar›yla ertesi gün için kendini yeniden üretir. ‹flçinin Prometheus’tan bir fark› de¤er üretmesidir ki bu da onu modern Prometheus yapar. fiimdi iflçinin kendisini ve sermayeyi yeniden üreten sürece, üretim sürecine dönelim. Bu süreç para formundaki sermayenin meta formuna dönüflmesiyle bafllar. Kapitalist parasermayesinin bir k›sm›yla ifl-gücü bir k›sm›yla üretece¤i meta için gerekli hammaddeyi ve bir k›sm›yla da ifl için gerekli araçlar› sat›n al›r.

42


Marks yoldafl bunu ifl sürecinin üç ö¤esi olarak tan›mlar, yani ifl-gücü, iflin konusu (hammadde) ve ifl araçlar›. ‹fl sürecini oluflturan üç unsur da metad›r. Bu ö¤eler üretim faaliyeti içerisinde buluflacak ve ifl-süreci sonunda bafllang›çtaki metalardan farkl› bir meta oluflaca¤› gibi yine bafllang›çtaki toplam de¤erden daha fazla bir de¤erde yarat›lm›fl olacakt›r. Kapitalistin üretime kalk›flmas›nda, ifl sürecine sermaye yat›rmas›ndaki amac› da fazladan üretilmifl de¤erdir. O toplumsal fayda filan dinlemez, onun meselesi yat›rd›¤›ndan daha fazla bir de¤erin sahibi olmak, kâr elde etmektir. Marks bu gerçe¤i flu çarp›c› sözlerle ifade ediyor: Kapitalistin amac› “yaln›z kullan›m de¤eri de¤il, onunla birlikte meta üretmektir; yaln›z kullan›m de¤eri de¤il, de¤er üretmektir; yaln›z de¤er de¤il ayn› zamanda art›-de¤er üretmektir” (Age, Sayfa 188) Sonu de¤erle, art›-de¤erle biten bir ifl süreci, üretim süreci olmasayd›, kapitalizmde olmazd›. Kapitalist s›n›f›n yapt›¤› bu özellikteki üretim süreciyle kendisini ve sistemini üretmek, yeniden üretmektir. Birbirinden ba¤›ms›z olarak duran üretici güçlerin hareketlenmesini, birbirleriyle iliflkilenmesini sa¤layan sermayedir. Ve bundaki esas amac› da art›-de¤er üretmektir; bunu söylerken asl›nda kapitalist üretim iliflkisini de belirtmifl oluyoruz. Üretici güçlerle gerçeklefltirilen bu tarz bir iliflki kapitalist üretim iliflkisidir. Bu iliflkide her fley metad›r, yani al›n›p sat›l›r. Kapitalist ifl için gerekli olan ö¤eleri sat›n almakla elindeki para-sermaye (P)yi meta(M)ya dönüfltürür. De¤eri üzerinden sat›n ald›¤› metalarla yeni bir kullan›m de¤eri olan metalara (örne¤in deriden çizme, undan ekmek vb. üretmek) dönüfltürüldü¤ünde, sürece bafllarkenki de¤erden daha fazla de¤er, meta art›-de¤er(M1) yaratm›fl olmas›, kendi de¤erlerini ürüne oldu¤u gibi aktaran üretim araçlar› (hammadde, ifl araçlar› vb.) sayesinde de¤il, ifl sürecinde kendisine ödenen de¤er (ücret) kadar bir de¤er üretmekle kalmay›p, çal›flmaya, üretmeye devam ettirilmesi ve bu fazladan çal›flma s›ras›nda harcad›¤› ifl gücünün, üretti¤i

metalarda öldürdü¤ü, nesnellefltirdi¤i eme¤in yani de¤erin kendisine ödenmemesiyle, el konulmas›yla oluflmufltur. Bu bize flunu gösteriyor, bu iliflkide karfl›l›¤› ödenmemifl emek, karfl›l›¤› ödenmemifl art›emek var. Fakat biliyoruz ki iflçi ifl gücünü sermayeye de¤eri üzerinden satm›flt›r. ‹fl gücünün de¤eri nedir, neye göre belirlenmifltir? “‹flçinin, her gün almad›¤› takdirde yaflamsal enerjisini yenileyemeyece¤i meta de¤eri ile yani fiziksel bak›mdan vazgeçilmesi olanaks›z geçim araçlar›n›n de¤eri ile belirlenir.” (Age sayfa 176) Kapitalist iliflkide bu ücret biçimindedir. Bununla ifl s›ras›nda tüketti¤i, harcad›¤› enerjiyi, kas-sinir y›pranmas›n› yerine koyacak, yenileyecektir. Anlaflma buna göre yap›lm›flt›r. Bu bak›mdan bir aldat›lma söz konusu de¤ildir. Fakat yine de ald›¤›yla, yaratt›¤› aras›nda, yaratt›¤›/üretti¤i de¤er lehine bir de¤er fark› vard›r. Bunun cevab› üretirken tüketti¤iyle (metalarda maddelefltirdi¤i, öldürdü¤ü canl› öz ile-emek ile) tüketti¤ini üretirken ald›¤› de¤er aras›ndaki (gerekli emek zaman›na denk gelen de¤er-ücret) farktad›r. Yani? Yani flu; meta olarak iflgücünün de¤eri de tüm metalar gibi “… O metan›n normal nitelikte olacak flekilde üretilmesi için gerekli emek zaman› ile belirlenir.”( ) ifl gücü metas›n›n de¤eri olarak ödenen ücret, ifl gücünün yeniden üretilmesi, yani bir günlük çal›flmada kaybetti¤i, tüketti¤i potansiyeli, enerjiyi yeniden üretmesi için tüketece¤i geçim araçlar›n›n karfl›lanmas› içindir. Diyelim ki bu geçim araçlar›n›n üretilmesi için gerekli zaman yar›m gündür; bu durumda iflçi yar›m günlük bir de¤er karfl›l›¤› bir gün çal›flmaktad›r, bir günlük zaman›n yar›m günle de¤ifltirilmesi demektir. Bu ayn› zamanda çal›flma gününün öteki yar›s›n›n karfl›l›¤›n›n ödenmemesi, patron taraf›ndan el konulmas› demektir. Özetlersek; ifl süreci iflçiye ödenen de¤ere (ücrete) ek olarak art› bir de¤erin üretilmesiyle sonuçlanm›flt›r. Bu ifl sürecinde ifl gücü harekete geçmifl, makineler çal›flm›fl ve iflin konusu (hammadde) ifllenerek meta üretilmifltir. “…emek maddelefltirilmifl, konu dönüfltürülmüfltür. ‹flçide hareket olarak ortaya ç›kan fley,

43

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67 flimdi üründe hareketsiz, sabit bir nitelik olarak görülür. Demirci döver ve ürün dövülmüfl demirdir.” (Age, sayfa 183) Yeni bir metan›n üretimiyle (ve bununla iliflkisi içerisinde) de¤er üretimiyle sonuçlanan kapitalist ifl süreci, paran›n sermayeye dönüflmesinin yan› s›ra özgür emekçinin de ücretli iflçiye dönüflmesinin sürecidir.

Üretken emek üzerine ‹flçi s›n›f›n›n kapsam ve içeri¤i hakk›ndaki yan›lg›lardan biri tam da buradan bafll›yor. Bu yan›lg›n›n özünde üretken eme¤i maddi nesnelerin ve bununla iliflkisi içerisinde de¤erin üretimi olarak görmek yatmaktad›r. “Mavi yakal›” ve “tulumlu” soyutlanmas› üretken eme¤in anlam ve s›n›rlar›n›n nas›l çizildi¤ine bir örnektir. Makine, fabrika alg›s›na s›k›flt›r›lm›fl bir üretken emek… ‹flçi s›n›f›n›n de¤iflti¤ini, ortadan kalkt›¤›n› söyleyenler, Marks yoldafl›n bilimsel oldu¤u kadar fliirsel de olan “zincirlerinden baflka kaybedecek hiçbir fleyi olmayanlar” sözleriyle, akl› s›ra dalga geçmeye çal›flanlar, flu ya da bu düzeyde suyu buland›rmada baflar›l› oluyorsa; bunda üretken emekle ilgili yarat›lan yan›lsaman›n pay› da var. Oysa üretken emek de¤er üreten, art›-de¤er üreten emek olarak içeriklendirilmeli ve iflçinin de kapsam› buna göre belirlenmeliydi. Örne¤in, “Emek ancak kendi karfl›t›n› üretti¤i ölçüde üretkendir” (Marks) sözünü alal›m ya da “üretken olan tek emek sermaye üreten emektir”i (Marks) alal›m. Burada maddi nesnelerin üretimi dolay›m›nda bir de¤er üretimi ve üretken emek anlat›m› yoktur. Maddi nesnelerle ya da onlars›z de¤er üretmedir üretken emek Marks’›n aforizmalar›nda da vurgu bunad›r.

Marks yoldafl tehlikeyi önceden görmüfltür. Kafa kar›fl›kl›klar›n› aflmak istercesine dipnot düflme gere¤i duyup flöyle demifltir: “Üretken eme¤in ne oldu¤unu yaln›z emek süreci aç›s›ndan belirlemeye yarayan bu yöntem hiçbir zaman kapitalist üretim sürecine do¤rudan uygulanamaz”(Age, Sayfa 184) Üretken eme¤i maddi nesnelerin üretimi kofluluna ba¤lamadaki probleme iflaret ediyor Marks. Çünkü kapitalizm öylesine karmafl›k ve öylesine kompleks bir sistem ki sermayenin maddi nesnelerin üretimi d›fl›nda da yeniden üretildi¤i, de¤er üretildi¤i ifl süreçleri mevcuttur. Çünkü “kapitalist üretim yaln›zca meta üretimi de¤il, esas olarak art›-de¤er üretimidir… Bir tek, kapitalist için art›-de¤er üreten, böylece sermayenin kendisini geniflletmesi için çal›flan emekçi, üretkendir.” (Age, Sayfa 485) O halde üretken emek de kavran›lacak halka onun art›de¤er üreten emek oldu¤udur. ‹flte bu nitelik, bu öz paray› sermaye özgür emekçiyi iflçi yapar. Kapitalizmin flekillendi¤i üretim tarz›na, s›n›f ve s›n›f iliflkilerine var olufl kazand›ran da bu özelliktir. Üretken eme¤i maddi nesnelerin üretimiyle daraltt›¤›m›zda karfl›m›za ç›kan sorunlardan biri de iflçi yaln›zca meta sanayi üretiminde yer alan, sermaye de yaln›zca imalat sanayi sermayesinden ibaret görme olacakt›r. Peki, üretim ve tüketim araçlar› üretimi d›fl›ndaki alanlarda art›-de¤er üretme koflulu yok mu? Dolay›s›yla bu alanlar›n d›fl›nda ücretli iflçi ve sermaye olamaz m›? Biliyoruz ki var! Bu konu üzerinde biraz dural›m.

44


‹flçi: Art›-de¤er üreten ve gerçeklefltirme sürecinde yer alan ücretli emekçi Meta üretimine köleci ve feodal dönemde de rastlan›r, kapitalizmde meta üretimi genel, egemen bir üretim-ekonomidir. Kapitalizmin fliddetli devinimi, büyük alt-üst olufllar›, henüz oluflmufl olanlar›n bile kemikleflmeden eskimeleri (Marks) üretimin pazara ba¤lanmas› ve meta karakteri kazanmas›n›n sonucudur! Bütün o sökün eden geliflmeler yaflanan büyük karmaya bu “küçücük” olguya, meta ekonomisine ba¤l› olarak do¤mufltur. Marks bunun için metay› burjuva toplumunun ekonomik hücresine benzetiyor. Kapitalizmin genel anatomisini bu hücre üzerinden çözümlüyor. Kapitalizme mahsus çeliflki ve yasalar›n kendisi de bu hücre dolay›m›nda oluflmufl, flekillenmifltir. Temelinde meta üretiminin oldu¤u bir ekonomi Pazar ekonomisidir. ‹nsanla insan, insanla do¤a aras›ndaki iliflki bu ekonomide Pazar eksenli kurulur ve kapitalist üretim tarz›n›n öz karakteri burada biçimlenir. Ücretli iflçi ile sermaye aras›ndaki iliflki de bunun bir parças›d›r. Ayr›nt›ya girmeden sorunu sermaye ve ücretli iflçi iliflkisi ve bu iliflkinin yeniden üretimi s›n›rlar›nda tutup, genel yönleriyle de¤erlendirmeye devam edelim. Marks yoldafl sermayenin oluflum sürecindeki tarihsel koflullardan bahsederken, paran›n ya da metan›n varl›¤›n›n yeterli olmad›¤›n› söylüyor. Hem para hem de meta tarih içinde epeyi önceleri ortaya ç›km›flt›. Fakat paran›n sermaye olmas› için “…ancak üretim ve tüketim araçlar›n›n elinde bulunduran kimse ile emek gücü satan özgür emekçilerin pazarda karfl› karfl›ya gelmesi gerekiyor” (Age, Sayfa 173) bu tesadüfî de¤il zorunlu olan, birbirinin karfl›t› oldu¤u ölçüde birbirinin koflulu olan, al›c› ile sat›c› aras›nda yaflanan bir karfl› karfl›ya gelmedir. Sürecin devam›n›n nas›l geldi¤ine ifl süreci bafll›¤› alt›nda de¤inmifltik. Para-sermaye (P) formundaki de¤er, büyümek, fazlalaflmak amac›yla pazarda metalar sat›n al›r; yani para (P) meta(M)ya dönüflür. Bu, sermayenin büyümüfl

olarak kendisini üretmesinin ilk aflamas›d›r. O halde birinci aflama P-M hareketidir. Para ifl gücü ile birlikte üretim sürecinin di¤er iki ö¤esi olan metalara (hammadde ve ifl araçlar›na yani üretim araçlar›na) dönüflmüfltür. Bu durumda M= ‹fl gücü (E)+ üretim arac›(ÜA)d›r. ‹fl gücünün kendisini gerçeklefltirmesi üretim araçlar›n› (ÜA) tüketerek yeni bir nesne üretmesi sürecin ikinci aflamas›d›r. Burada iflin konusu dönüflmüfl, yeni bir kullan›m de¤eri üretilmifl, bununla birlikte sürecin birinci aflamas›ndaki meta-de¤erden daha fazla bir de¤er üretilmifltir. Bu bak›mdan, ikinci aflama meta (M)n›n, meta + art›-de¤er(M1)e, M-M1ye dönüflmesidir. Birbirinden ba¤›ms›z halde bulunan ifl gücü ve üretim araçlar› para-sermayenin sahibi olan kapitalist taraf›ndan ayn› üretim sürecinde, ayn› etkinlik içinde meta-de¤er olarak tek bir nesnede bütünleflirken art›-de¤er üretilmifl olur. Üretimin kesintiye u¤ramadan sürmesi üretim unsurlar›n›n haz›r bulunmas›n› bu ise likit durumda sermayeyi gerektirir. Bunun için üretilen ve meta formunda bulunan sermaye de¤erlerin para-formuna ve dolay›s›yla sürecin bafllarkenki biçimine dönüflmesi gerekiyor. Bu ayn› zamanda sürecin üçüncü aflamas› demektir. Bu aflama M1 (meta + art›-de¤er)nün P1 (para + art›-de¤er)ye, M1-P1ye çevrilmesidir. Bütünü aç›s›ndan al›rsak süreç P-M-P1 biçiminde formüle edilir. Üretim sürecinin birbirine ba¤l›, birbirinin içindeki aflamalar› oldu¤u kadar bu, sermayenin genel formülüdür. Yukar›daki biçimde gerçekleflen üretim sürecinde üretken emek maddi nesneleri de gerçekleflmifltir, art›-de¤er bu yolla üretilmifltir. Fakat bu yolu üretken eme¤in ve art›-de¤er üretiminin tek biçimi/yolu de¤ildir. 150 y›l önceki kapitalizm ve onun geliflmifllik düzeyiyle kapitalizmin bugünü mukayese kald›r›r gibi de¤ildir, o koflullarda Marks yoldafl üretken eme¤i üretimin üç ö¤esine ba¤l› üretim süreciyle s›n›rlamamak gerekti¤ini bize söylemiflti. Bunu bir dipnota düflmüfl kay›tta s›n›rl› tutmad›, daha ayr›nt›l› bilgiler verdi. Afla¤›ya alaca¤›m›z sözler üretken emek, iflçi s›n›f›-

45

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67 n›n kapsam ve içeri¤i sorununa netlik kazand›racak özelliktedir. “Bir tek, kapitalist için art›-de¤er üreten, böylece sermayenin kendisini geniflletmesi için çal›flan emekçi üretkendir.” Bu sözlerin sahibi Marks hemen devam›nda flu çarp›c› aç›klamay› yap›yor: “Maddi nesneler üretiminin d›fl›nda kalan bir alandan örnek al›rsak, bir ö¤retmen, ö¤rencilerin kafalar› üzerinde emek harcamas›n›n yan› s›ra, e¤er okul sahibini zenginlefltirmek için de eflek gibi çal›fl›yorsa, üretken bir emekçi say›l›r. Okul sahibinin, sermayesini, sosis fabrikas› yerine, ö¤retim fabrikas›na yat›rm›fl olmas› hiçbir fleyi de¤ifltirmez.”(Age, Sayfa 484) Anlafl›laca¤› gibi Marks yoldafl üretken eme¤e yani iflçiye meta üretimi d›fl›nda (asl›nda ‘bunun yan›s›ra’ dememiz gerekiyordu, yani meta üretimiyle s›n›rlamaya gitmeksizin) baflka bir aç›l›m sunuyor, o art›-de¤er üretimi ve gerçeklefltirilmesi ba¤lam›nda üretken eme¤i (iflçiyi) ele al›yor, içeriklendiriyor. Metalar›n üretimi dâhilinde art›-de¤er üreten üretken emekle, bunun d›fl›nda kalan ifl süreçlerinde art›-de¤er üreten üretken emek aras›nda hiçbir fark yoktur, fark, art›-de¤erin üretilme biçimindedir. Birinde art›-de¤er üretilmekle s›n›rl› kal›rken (meta-de¤erde donmufl olarak kal›rken) di¤erinde art›-de¤erin üretilmesi ve realize olmas› ayn› anda yaflanmaktad›r. Sözünü etti¤imiz tür üretim sürecinde üretken eme¤in gerçekleflmesi, para sermaye (P)nin ifl gücü ve ifl araçlar› sat›n almas› yani meta-sermaye (M)ye dönüflmesiyle bafllar. Üretim sürecinin iki ö¤esi (ifl gücü ve ifl araçlar›) üretken bir tüketim içerisine girmelerine ra¤men süreç meta art›-de¤er (M1) üretimi gerçekleflmeden do¤rudan para art›-de¤er (P1)le sonuçlanmaktad›r. Paran›n sermayeye dönüflmesi ya da üretim süreci bu özgül biçimde üç ard›fl›k aflamadan de¤il, P-M ve P1olarak iki aflamadan ibarettir. Bu üretim sürecine özgünlük kazand›ran M-M1 aflamas›n›n olmay›fl›d›r. Fakat bu yüzden üretken bir sürecin, üretken eme¤in yaflanmad›¤› sonucu asla ç›kart›lamaz. Meta üretilmemifltir bu do¤ru. Fakat P’nin M’ye dönüflmesi ile sürecin P1 bi-

çiminde son bulmas› aras›nda bir üretken süreç, di¤er bir ifadeyle üretken sermaye (R) söz konusudur. Bu üretim sürecinde art›-de¤er hem üretilmekte ve ayn› anda da realize olmaktad›r. “Demek oluyor ki, üretken emekçi kavram›, yaln›zca ifl ile yararl› etki aras›ndaki, emekçi ile emek ürünü aras›ndaki bir iliflkiyi anlatmakla kalm›yor, ayn› zamanda tarihsel geliflmeden do¤an ve iflçiye, do¤rudan art›-de¤er yaratma damgas› vuran özgül bir toplumsal üretim iliflkisini de anlat›yor.” (Age, Sayfa 484) Demek oluyor ki üretken emekçi do¤rudan meta üreticisidir. Fakat ayn› zamanda o bu kapsamdan çok daha genifltir. Marks’›n örne¤inde geçen, sosis fabrikas› yerine ö¤retim fabrikas›na yat›r›m yapan, sermayesini bu tür bir üretim sürecinde de¤erlendiren kapitalist, üretken emek olarak ö¤retmenin ifl gücünü sat›n al›yor. Neden? Elbette art›-de¤er elde etmek için. Ö¤retmenimizin s›n›fsal konumu iflte bu ay›rt edici özellik nedeniyle iflçidir. Bu konuya daha sonra tekrar dönece¤iz. Baflka bir örnek alal›m: Tafl›ma, ulaflt›rma, haberleflme iflkollar›n› düflünelim, örne¤in kargoda, ambarlarda çal›flan iflçileri alal›m. Yap›lan iflin bir di¤er ad› da hamall›kt›r. Bir kapitalistin al›flverifl sepetini tafl›yan veya a¤›rl›klar›n› tafl›yan ve bunun karfl›l›¤› bir miktar para alam emekçiyle söz konusu kapitalist aras›nda gerçekleflen bu iliflkide ücretli emekle sermaye aras›ndaki bir iliflki yoktur. Hamal için yükünü tafl›d›¤› insan herhangi biridir, bu iliflki sermaye üretmek için de¤il, kapitalist için gelirinden bir miktar tüketmeye dönük kurulmufltur vs. vs. Ayn› emekçi ayn› kapitalistin kargo flirketinde veya nakliye ambar›nda tafl›y›c› olsayd› bu iliflkide iflgücünün sermayeye dönüflmesi ve art›-de¤er üretmesi bütün gerekleriyle gerçekleflmifl ve iliflkinin niteli¤i ücretli emekle sermaye aras›ndaki iliflki olacakt›. Paran›n metaya (iflgücü ve ifl araçlar›na) dönüflmesi, her iki ö¤enin, üretkenlik üzerinde sentezlenmesi, art›de¤er üretimi ve gerçekleflmesi yaflanacakt›. Bu ve benzer iflkollar›nda ücretli iflçiyle sermaye aras›nda art›-eme¤in gasp edilmesine

46


art›-de¤ere el konulmas›na dayal› bir üretim iliflkisi mevcuttur. Bir baflka örne¤i de metalar›n üretiminde de¤il metalar›n sat›fl›nda çal›flan emekçiler üzerinden verebiliriz! Günümüzde bu ifl alan›n›n nas›l geliflti¤ini, dev marketlerde, marketler zincirinde yüksek say›da emekçilerin çal›flt›¤› biliniyor. Devrimci-demokrat çevrelerde bu emekçiler iflçi s›n›f›n›n d›fl›nda “hizmet sektörü” gibi apayr› bir kategoride gören anlay›fllar mevcut. Aç›kças› ne denildi¤i, neye karfl›l›k geldi¤i pek anlafl›lmayan, alt› doldurulamayan bir “hizmet sektörü çal›flan›” kavram› var, bu “çal›flan”›n s›n›fsal konumu her nedense bir türlü somutland›r›lm›yor. fiimdi biz b›rakt›¤›m›z yere geri dönelim. Üretilen metalar›n tüketiciye ulaflmas›, kullan›m de¤erlerinin tüketilmesi için toptan ve perakende sat›fl süreçlerinde yer alan ücretli emekçilerin, bir de¤er, art›-de¤er üretmedikleri do¤rudur. Metalar›n üretilmesiyle, gerçek tüketiciye ulaflmas› tek bir sürecin, üretim sürecinin iki ayr› parças›d›r. Bu iki aflama aras›nda geçen süre üretim devrini, dolay›s›yla paran›n sermayeye dönüflmesini, kendisini geniflletilmifl ola-

rak yeniden üretmesinin h›z›n› belirler. Dolafl›m süresi k›saysa üretim devri fazla, ucuzsa az olur vs. Nitelik olarak sermayeye yap›fl›p kalan bir etiket olmad›¤›n› belirtelim. Mesela sanayi sermayesinin mutlaka hep sanayi sermayesi olarak veya ticari sermayenin de mutlaka ticari sermaye olarak kalaca¤› gibi bir zorunluluk yoktur. Sermaye için bütün mesele karl›l›kt›r. Bu nedenle ticari alanlar›n karl›l›¤› cezp edici oldu¤unda sanayi sermayesinin o alana el atmas› kaç›n›lmaz bir durumdur. Metalar›n tüketiciyle buluflturulmas› halkas› demek olan ticari sermaye görülmemifl bir geliflme kaydetmifltir. Dünyan›n pek çok ülkesinde say›s›z perakende ma¤azalar›, mega marketlerin bulunan dev tüccar perakendeci tekeller, flirketler söz konusudur. Metro, WallMarts, Carofuer… Milyonlarca iflçi çal›flt›rmaktad›r. Yak›n zamana kadar komprador Koç’a ait olan M‹GROS dahi binlerce iflçi çal›flt›r›yor. Sermaye, üretim gibi metalar›n tüketim kanallar›n› da merkezilefltiriyor. Uluslararas› dev tüccar perakendecilerin raflar›nda kendi üretimleri metalar›n olup olmad›¤› çok önemli de¤il, her ha-

47

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67 lükarda bu sat›fl alanlar›, M1-P1’ye dönüfltü¤ü alanlard›r. Di¤er bir ifadeyle bu süreç metalara yeni bir de¤er katmayan, bir de¤er üretmeyen ama meta formundaki sermayeyi ve art›de¤eri para formundaki sermayeye çeviren bir süreçtir. Ticari sermaye t›pk› sanayi alanlar›ndaki sermayeler gibi sürece para (P) olarak girer. Para sermayenin bir k›sm›n› ifl gücü metas›na yat›r›r. (Bu iflgücünün fiyat› da di¤er iflçiler gibi kendisini yeniden üretmek için, gerekli geçim araçlar›n›n de¤eri kadard›r.) ‹flgücünün bu ifl sürecindeki yeri art›-de¤er üretmek de¤il, art›-de¤er yüklenmifl metalar›n sat›fl sürecine kat›larak paraya dönüfltürmektir. Bu momentte iflgücü, art›-de¤erin gerçeklefltirme sürecinin bir parças›d›r. Bu sayede P ile bafllayan süreç P1 ile sonuçlanm›fl oluyor. fiayet bu aflamada olmasayd› kapitalist meta üretimi de olmazd›. ‹flçilerin parças› oldu¤u bu aflamada ticari sermayenin de¤erlenmesi, büyümesi sat›fl› gerçekleflen metalar›n maliyet fiyat›yla, de¤eri aras›ndaki farktan, yani art›-de¤erden kendi pay›na düflen k›sm› almas›yla oluyor. Tam da bu nedenden dolay› “Ve bu nedenle, tüccar sermayesinin sat›n ald›¤› emek de kendisi için ayn› flekilde do¤rudan do¤ruya üretken emektir.” (Kapital, Cilt 3, Sayfa 265) Marks yoldafl ticari sermayenin sat›n ald›¤› iflgücü için “ticari üretici iflçi” tan›m›n› kullan›yor, daha tam olarak “Bir bak›ma bu gibi ticaret ifllerinde çal›flanlar, di¤erleri gibi ücretli iflçilerdir” (ibid). Kapitalizmin o günkü koflullar›nda “ticari ücretli iflçiler”in tüccar›n büro personeli oldu¤unu Marks’tan okuyoruz. Belli vas›flar› olan personeldir. Böyleyken art›-de¤erin gerçeklefltirilmesindeki yeri nedeniyle üretken emek, iflçi olarak de¤erlendiriliyor. Bugünkü koflullarda bu ifl kollar›ndaki “reyon görevlileri”, “sat›fl elemanlar›”, “tezgâhtarlar” çok ucuz ifl gücü olarak, art›-de¤eri realize etmek için, ticari, sermaye ad›na tam bir üretken emek konumundad›r. (Bir milyondan fazla iflçiyi çal›flt›ran Wall-Marts’›n 2007 cirosu 340 milyar dolar civar›ndad›r.)

Kamu emekçilerinin s›n›fsal konumuna dair Üretim içerisindeki yeri ve rolü, üretim araçlar› karfl›s›ndaki konumu, bölüflümde ald›¤› pay›n miktar ve biçimi, toplumsal gruplar›n s›n›fsal durumunu belirleyen bafll›ca özelliklerdir. Sermayeyle özgür emekçi olarak iliflkilenen ve üretim süreci içerisinde art›-de¤er üreten/gerçeklefltiren emekçinin s›n›f niteli¤ini tan›mlay›p üretken eme¤in, kimin için üretken ve hangi anlamda üretken vb. meseleleri üzerinde durduk, yaz›m›z› kamu emekçilerinin durumunu ele alarak sonuçland›raca¤›z. 2007 y›l› rakamlar›na göre ülkemizde kamu çal›flanlar› say›s› 2 milyondan fazlad›r. Devletin bütçe gelirlerinden maafllar›n› alan ve en üst görevlerde bulunanlardan en alt görevlere kadar bütün çal›flanlar kamu çal›flanlar› kavram› içindedir. Buradan da anlafl›laca¤› gibi üstlendikleri görev, gerçeklefltirdikleri hizmet, rol ve ald›klar› maafl bak›m›ndan kendi içerisinde farkl› katmanlara ayr›lan, ayr›flan bir kitle söz konusudur. Dolay›s›yla kamu çal›flanlar›na bütünlüklü bir sosyal grup, yekpare bir s›n›f konumu atfedilemez. Sosyal, siyasal ifllev ve rollerindeki derin ayr›flma, kutupsal farkl›laflma bir yana salt ekonomik aç›dan dahi o büyük farkl›l›k hemen görülmektedir. 2004 tarihli bir araflt›rmada “ülkemizde ç›plak maafllar üzerinden yap›lan karfl›laflt›rmaya göre en düflük maafl alan kamu çal›flanlar›yla en yüksek alan aras›nda yaklafl›k 6 kat bir fark var. Ödenen tazminatlarla bu fark 20 kat›na kadar ç›kabiliyor.” (THS broflüründen–23 Aral›k 2004) En düflük maafll› kamu çal›flan›yla yüksek maafll›lar aras›ndaki bu gelir fark›na, çal›flma sürecine dâhil olma ve bu süreçte birbiriyle iliflkilenme biçimini ekledi¤imizde s›n›f ve ç›kar iliflkileri olarak karfl›t, birbirinin düflman› katmanlar karfl›m›za ç›kar. Afla¤›daki tablo 30.06.2006 tarihlidir. Kamu çal›flanlar›n›n genel durumunu ve kendi içerisindeki farkl›laflmay› rakamlar üzerinden daha net izleyebiliriz. Bu tabloda ordu personeli yoktur. Yaln›zca bütçedeki kurulufl çal›flanlar›n› kapsamaktad›r.

48


Ayl›k Maafl 610 YTL’ye kadar 611-750 YTL aras› 751-900 YTL aras› 901-1000 YTL aras› 1001-1200 YTL aras› 1201-1500 YTL aras› 1501-1800 YTL aras› 1801-2000 YTL aras› 2001-2250 YTL aras› 2251 YTL ve üstü

Kamu Çal›flanlar› Say›s› 15.338 258.323 595.818 270.454 233.866 128.548 19.413 4.563 7.321 11.903

Buna göre her 4 çal›flandan üçü 610 ila 1000 YTL aral›¤›nda maafl almaktad›r. Ayn› dönemde Türk-‹fl’in yapt›¤› yoksulluk s›n›r› tespiti 1.861 YTL’dir. Komprador patron-a¤alar emperyalist efendileriyle elbirli¤i içerisinde emekçi halk›m›z›n kan›na ekme¤ini do¤ruyor. ‹flçi, köylü, kent küçük burjuvazisi hep ayn› yoksullu¤u yafl›yor. Kamu çal›flanlar›n›n bu ezici ço¤unlu¤u da emekçi s›n›f ve katmanlar gibi yoksuldur, fakirdir. Bu katman kamu çal›flanlar› içerisinde emekçi tabakay› oluflturmaktad›r. Kamu emekçileri d›fl›nda kalan ve ifl koflullar›yla, konumlar› ve girmifl olduklar› iliflkileriyle emekçi de¤il do¤rudan ya da dolayl› olarak egemen bürokrasi, sömürücü s›n›f içerisindedirler. “Emekçi” kavram›yla karfl›lanan ekonomik bir katman, karfl›t›yla birbirini var eden, üreten bir s›n›f elbette yok. Geçimlik üretim yapan küçük köylü, topraks›z (yar›c›, ortakç› vb.) köylü, mevsimlik tar›m iflçisi, kendi iflgücünü sermayeye dönüflen iflçi gibi kendisinin ve ailesinin geçiminin sa¤lanmas›nda iflgücünün baflat oldu¤u, toplumun ezilen, sömürülen s›n›f ve tabakalar› içermektedir “emekçi” kavram›. Alt gelirli kamu çal›flanlar› geçimlerini iflgücü karfl›l›¤›nda devletten ald›klar› maaflla sa¤lamaktad›r. Esasen iflgücü d›fl›nda mülksüzdürler. Geçim araçlar›na sahip olmad›klar› için iflgücünün kullan›m›n› belli bir maafl karfl›l›¤› satm›fllard›r. ‹flgücünün de¤eri (ya da maafllar›), elbette kendisini yeniden üretmesi için gerek-

Oran› (%) 0.99 16.71 38.55 17.50 15.13 8.32 1.26 0.30 0.47 0.77

li geçim araçlar›n›n de¤erine göre belirlenmifltir. Bu özellikleriyle ifl sürecine bir bak›ma özgür emekçi (her iki anlamda özgür, yani hem üretim araçlar›ndan kopmufllard›r, geçim araçlar›na sahip de¤iller; hem de kiflisel ba¤›ml›l›k içerisinde olmay›p ifl güçlerinin sahibidirler.) olarak girerler. Burada bir anti parantez aç›p flu kayd› düflmeliyiz: Ülkemiz nüfusunun 1/3’ü köylerde feodal, yar›-feodal üretim iliflkileri içerisinde yaflamaktad›r. Ülkemizde tar›msal üretim, kapitalizmin kendisi olan ücretli emek ve sermaye iliflkisi üzerinde gerçekleflmemektedir. Kapitalist tar›m›n genel dinami¤i ve karakteri olan toprak rant›, ülkemiz tar›m›nda sözü edilemeyecek düzeydedir. Köylü-toprak a¤as› iliflkisi, a¤›rl›kl› olarak ise geçimlik üretime dayal› küçük köylü tar›m› söz konusudur. K›rlar›n, feodal, yar›-feodal üretim biçimi bütünden kopmufl, kendi do¤al ekonomisine hapsedilmifl gibi de¤ildir, olamaz da. Sadece Pazar iliflkileri bak›m›ndan de¤il demografik olarak da bir k›rkent diyalekti¤i söz konusudur. Bunun bir sonucu olarak da kent yaflam›n›n, daha da daralt›rsak iflçi ve kamu emekçilerinin (bütünüyle olmasa bile) k›r iktisad›yla iliflkisidir. Unutulmas›n ki daha 10–15 y›l öncesine kadar ülkenin ço¤unlu¤u k›rlarda yafl›yordu, yani geçimlerini ücretli emek sermaye iliflkisi d›fl›nda gerçeklefltiriyorlard›. Bu kuflaklar boyu (ve halen) feodal, yar›-feodal köy ekonomisi ve iliflkisi

49

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67 içerisinde bulunmak demektir. Oysa ayn› durum kentler için söz konusu de¤ildir. Türkiye’de baba-dededen beri iflçi olan say› son derece s›n›rl›d›r; yar›-feodal ekonomik yap›n›n bu baz› sonuçlar›, kamu emekçileri ve iflçilerini flu ya da bu ölçüde k›rlarla sosyo-ekonomik iliflkiye, küçük köylünün üretim araçlar›yla (geçim araçlar›yla) ba¤lant›s›na götürür. Kamu emekçilerinin s›n›fsal konumunu de¤ilse bile di¤er sosyo-ekonomik, politik yaflam›n› etkileyen, etkileyecek olan bu gerçe¤e k›smen d olsa iflaret etmek durumundayd›k. fiimdi konumuzu kald›¤› yerden devam ettirebiliriz. Kamu emekçilerinin ifl sürecine kendi cephelerinden özgür emekçi olarak girmeleri ve ifl içerisindeki emekçi konumlar› nedeniyle, bu kesim iflçi s›n›f› içerisinde de¤erlendirilemez mi? Ayr›ca son 30 y›ll›k ekonomi politikalar›n, özellefltirme ve devleti küçültmelerin, hizmetlerde ticarileflmenin ve di¤er bir dizi geliflmenin sonucu olarak devlet ve kamu emekçileri aras›ndaki önceki iliflkinin farkl›l›k yaflamas›, kamu emekçilerine iflçi niteli¤i kazand›ramaz m›? Bu soruya cevab›m›z flu nedenlerden dolay› “hay›r”d›r. Emperyalist sermayenin uluslararas› krizine, sermayenin yeniden yap›lanmas› biçiminde cevap olan neo-liberalizm; kapitalist ülkelerden itibaren uygulanmaya sokulmas›na ra¤men, sermayenin yeniden üretimine ve onun hareketlerine göre yap›lanm›fl ve egemen bir sosyo-ekonomik, siyasal sistem mevcut oldu¤u için “yeni ekonomik politikalar”a entegrasyon ve buna tam uyumlu yap›lanma meselesi, as›l olarak yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerin gündemine sokuldu. Ulafl›m ve iletiflim alan›nda geliflme muazzam oldu. Emperyalist tekeller için alt-yap› haz›rl›¤› bunlarla s›n›rl› kalmad›; finans sermayenin de¤erlenmesi için piyasa ve engelsiz hareket koflullar› haz›rland›. Maksimum de¤er transferi için devletin küçültülmesi ve meta üreticili¤inin yani patronlu¤un patronlara b›rak›lmas›, hizmetlerin metalaflt›r›lmas› vb. vb. gibi iktisadi, sosyal ve siyasal alanda süren bir yap›lanmaya gidildi.

Neo-liberalizmin getirdi¤i “yenilikleri” ve yol açt›¤› sonuçlar› burada özetlememiz mümkün de¤il, ayr›ca flu anki konumuz da de¤il. Yaln›z emperyalizmin yeni ekonomik politikas› yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerin yap›s›nda özüne iliflkin de¤il, ama yüzeysel, derinliksiz, biçimsel anlamda de¤ifliklikler getirdi¤ini bilmeliyiz. Bunun ötesinde sonuçlar beklemek, sosyo-ekonomik yap›da nitel de¤ifliklikler oldu¤unu sanmak büyük bir yan›lg› olur. Neo-liberal politikalar›n böyle bir hedefi olmad›¤› gibi yetenek ve gerçekli¤i de yoktur. Dolay›s›yla üretim iliflkileri ve s›n›f yap›lanmas›nda mevcut durum, kendisini ana çizgileriyle korumufltur. Esas›nda neo-liberal politikalar ba¤›ml› ülkelerde iç dinamikleri kötürümlefltiren, felç eden, geliflmeyi prangalayan bir rol oynam›flt›r; özü budur. Dolay›s›yla kamu emekçilerinin s›n›f yap›s›n› de¤ifltirecek bir geliflme mevzu bahis dahi olmam›flt›r. Kamu emekçilerinin içerisinde bulundu¤u ifl süreci, bir yan›yla her ne kadar özgür emekçi ve iflgücünün sat›lmas› biçiminde bafllam›flsa da, ne bu sürecin karfl›t kutbu sermayedir ve ne de kamu emekçisi de¤er üretimi veya onun gerçeklefltirilmesi sürecinin parças›d›r. Bu gerçek dün oldu¤u gibi bugün de aynen geçerlidir. Peki, durum dünden hiç mi farkl› de¤il? Konu, kamu emekçilerinin s›n›f konumuysa evet hiç fark› yoktur. Sa¤l›k, e¤itim gibi ifl kollar›nda hizmetlerin fiyatland›r›ld›¤› do¤rudur. Fakat bu art›-de¤er üretme/gerçeklefltirme ve dolay›s›yla ücretli-iflçi-sermaye iliflkilenmesinden çok uzakt›r.

Sorunlu ele al›fllardan biri: “Teoride Do¤rultu” Kimi devrimci-demokrat yap› ve çevrelerce, kamu emekçileri iflçi s›n›f›n›n bir parças›, iflçi olarak de¤erlendiriliyor. MLM s›n›f teorisi bu anlay›fl› bilimd›fl› görür. Kamu emekçilerini onure etme midir, yoksa iflçilere bir güzelleme mi? Kamu emekçilerine toptan olarak, fl›p›n ifli s›n›f de¤ifltiren dostlar›m›z d›fl›nda, bir de, kamu emekçilerinin baz› bölüklerinin de¤ifliklik

50


yaflad›¤›n›, iflçi görülmeleri gerekti¤ini söyleyen dostlar›m›z var. “Teoride Do¤rultu” buna bir örnektir. TD’de “Memurlar›n S›n›fsal konumu ve Emekçi Memur Gerçe¤i” (TD, Say› 7, May›s/Haziran 2002) bafll›¤›yla yay›nlanan yaz›y› iflçi s›n›f›n› art›-de¤er üretimi ve gerçeklefltirmesi üzerinden tan›mlamas›, üretken eme¤i maddi nesnelerin (ve de¤erlerin) üretilmesiyle s›n›rland›rmamas›, kamu emekçileri sorununa da buradan yaklaflmas› aç›s›ndan önemli buldu¤umuzu belirtmeliyiz. Yaz›ya iliflkin olarak TD’nin yapm›fl oldu¤u sunumda bu çal›flmayla beklenen teorik ihtiyac›n karfl›lanm›fl oldu¤u belirtilerek devam›nda “oldukça derin say›labilecek kafa kar›fl›kl›klar›n›n söz konusu oldu¤u bu konu iflçi ve memurlar aras›nda yürütülen devrimci politik çal›flmada ciddi yön kaymalar›na neden oluyordu” deniliyor. Yaz› incelendi¤inde, genel planda bir do¤ru yerde duruflun oldu¤unu görüyoruz; iflçi ve kamu çal›flanlar› aras›ndaki ayr›m noktas›n› art›-de¤er üretimi/gerçeklefltirmesi üzerinden belirlemesi bunu gösteriyor. Fakat “…sosyal devletin tasfiyesi, sosyal, yararl› kamu hizmetlerinin kâr konusu haline getirilmesi”nin genel e¤ilim haline geldi¤ini belirterek; “…sa¤l›k, e¤itim, bilim emekçileri… yukar›da say›lan nedenlerle iflçi konumuna evirilmifllerdir” (Agd. Say› 37) diyerek gerçeklerden kopmakta, genel do¤rular›n ortas›nda kocaman bir gri alan açmaktad›r. “E¤itim, sa¤l›k, bilim vb. alanlarda devlet kâr ve verimlili¤i esas almaya bafllam›flt›r. Bu nedenle bu alanlarda çal›flanlar eskisi gibi ele al›namaz” (ibid) diyor dostlar›m›z. Böyle bir politikan›n oldu¤u ve belli bir s›n›rl›l›k içerisinde uyguland›¤› do¤rudur. Sa¤l›k ve e¤itim alan›yla ilgili, “devletin s›rt›nda bir yük” oldu¤u ve bundan kurtulup bu alan›n bütünüyle sermayeye terk edilmek istendi¤i, böylesi bir hedefin oldu¤u s›r de¤ildir. Lakin konufltu¤umuz kamu emekçilerinin 1/3’ünü oluflturan, sa¤l›k ve e¤itim emekçilerinin art›-de¤er ürettikleri/gerçeklefltirdikleri dolay›s›yla, buraya yat›r›lan sermayeyi büyüttükleri iddias›d›r. Dostlar›m›z herhangi bir veri sunmam›fllar, örne¤in e¤itim alan›nda devletin kâra geçti¤ine nas›l inanal›m? Bura-

da çal›flan emekçilerle devlet aras›nda art›-de¤er üretimine dönük bir iliflki mi kurulmufl? Bu alanda ifl sürecinde art›-de¤erin üretimi/gerçekleflmesi nas›l oluyor? Devlet okullar›na giden yüz binlerce ö¤renciden al›nan e¤itim haraçlar› ne kadard›r? De¤iflen ve de¤iflmeyen sermaye de¤erlerin tutar›yla yarat›lan de¤erin iliflkisi nas›ld›r? vs. vs. Benzer sorular› sa¤l›k alan›na da yöneltebiliriz. Ve bu sorular›n cevaplar› dostlar›m›z›n görüfllerini do¤rulamaktan uzakt›r. Kârl›l›k derecesine göre sermaye, birçok yere el at›yor. Daha önce devletin iflletti¤i, yüklendi¤i ifller sermayeye devredildi. Kimi ifl kollar›ndaki kamu emekçilerinin örne¤in ulafl›m alan›ndaki kamu emekçilerinin durumunun ayr›ca de¤erlendirilmesi gerekti¤ine inan›yoruz. Bu alanlarda art›-de¤er üretilmekte/gerçeklefltirilmektedir. Otoyollar, köprüler buralardaki turnikelerde çal›flan emekçiler, art›-de¤erin gerçekleflmesi sürecinin parças›d›rlar. Fakat e¤itim ve sa¤l›k alan› flu dönemde henüz art›-de¤er üreten, gerçeklefltiren ifl alan› durumunda de¤ildir. TD’nin sözünü etti¤i alanlardaki emekçilerin, iflçileflti¤i görüflü gerçe¤e ra¤men oluflturulmufl, zorlama, afl›r› abart›l› bir görüfltür. Genel çizgilerde yakalad›¤› do¤ru halkay› zay›flatan, zaafa u¤ratan bu anlay›fl, iddia edildi¤i gibi perspektifiyle berrakl›¤a de¤il tutars›zl›k ve mu¤lâkl›¤a götürür. TD’nin ayn› yaz›da ele ald›¤› sorunlardan biri de “kamu emekçileri” kavram› yerine “emekçi memurlar”› neden tercih etti¤ini vb. aç›kl›yor. ‹lginç olan “kamu emekçileri” kavram›n›n reddine dönük sunulan nedenlerin (gerekçelerin) tümünün “emekçi memur” kavram› içinde geçerli oldu¤udur. Biz yap›lan de¤erlendirmeyi elbette yanl›fl görüyoruz. fiimdilik bu kadar deyip TD’nin sözünü etti¤imiz yaz›s›yla ilgili yazacaklar›m›za nokta koyuyoruz.

Tayin edici olan ifl sürecinin kurulufludur Bu bafll›¤› flundan dolay› atma gere¤i duyduk: Ayn› ifl gerçeklefltirilmesine ra¤men s›n›f-

51

Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67


Üretken emek, iflçi s›n›f› ve kamu emekçileri...

PART‹ZAN 67 sal köken farkl›laflabilir, örne¤in devlet okullar›ndaki ö¤retmenler kamu emekçisi iken özel okullardaki emekçi ö¤retmenler iflçi konumundad›r. Keza devlet hastanelerindeki sa¤l›k emekçileri ile özel sa¤l›k kurulufllar›ndaki sa¤l›k emekçilerinin s›n›fsal durumlar› da ayn› farkl›l›¤› tafl›yor. Yaz› boyunca sorun etrafl›ca ifllendi¤i için burada ayr›ca açmayaca¤›z. fiu vurguyu yap›p bafll›¤› kapatal›m. Özel okul, özel dershaneler, özel hastane ve sa¤l›k kurulufllar› sermaye s›n›f› taraf›ndan özellikle kâr etmek için iflletilmektedir. Sa¤l›k ve e¤itim emekçileriyle sermaye aras›nda kurulan üretim iliflkisi art›-de¤er üreten/gerçeklefltiren bir iliflkidir. Bu iflyerlerindeki sa¤l›k ve e¤itim emekçilerinin gerekli-emek zaman› d›fl›nda patronlarca gasp edilen art›-emek zamanlar› ve bu sürede yaratt›klar›/gerçeklefltirme sürecinde bulunduklar› art›-de¤erleri söz konusudur. ‹fl süreci burada bütün yönleriyle kapitalist karakterdedir. Kapitalist ülkelerde sermayenin bu iflkollar›na el atmas› 19. yüzy›l ve öncesine dayan›r, ülkemizde ve benzer yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerde ise genel olarak 20. yüzy›l›n son çeyre¤ine rastlar. Yani diyece¤imiz bu kârl›l›k alan›nda sermaye emekçi ö¤retmenin, emekçi doktor ve hemflirenin iflgücünü sermayesini büyütmek üzere sat›n al›yor, bu emekçilerin üretken ifl süreçlerinin sonunda sermaye kendisini büyütmüfl olarak, yeniden üretmifl olarak ç›kmaktad›r. Ve bu böyle devam eder. Lonca sistemi içerisinde yer alan kalfa ve ç›rak ve usta neden iflçi de¤ildi? Ayakkab› loncas›ndaki çal›flanla ayakkab› manifaktüründe çal›flan aras›ndaki fark nereden geliyordu? Sorular›n cevab› biliniyor, lonca ve manifaktürde ifl sürecinin kurulufl amac› farkl›yd›. Biri esas olarak kullan›m de¤eri üretmek için üretirdi di¤eri mübadele de¤eri için; biri basit üretim yapard› di¤eri art›-de¤er için geniflletilmifl yeniden üretim vs. vs. Sonuçta ayn› ifli yapanlar farkl› üretim iliflkisi içerisinde yer ald›klar› için s›n›f konumlar› da farkl›laflm›flt›r. Lonca çal›fla-

n› manifaktür üretime dâhil oldu¤u andan itibaren iflçi kimli¤ini kazanm›flt›r. Günümüzde e¤itim ve sa¤l›ktaki kamu emekçisi için de bu durum geçerlidir. Art›-de¤er üreten ifl sürecine dâhil oldu¤u andan itibaren o e¤itimci iflçi, sa¤l›kç› iflçidir. Yak›n zamanda Tez Koop-‹fl’in Dan›fltay’da süren bir dosyas› sonuçland›. Bir özel okulda görev yapan ö¤retmenler bu iflçi sendikas› taraf›ndan örgütleniyor, iflverenin itiraz› üzerine ifl mahkemesine ve nihayetinde Dan›fltay’a kadar gidiyor. Dan›fltay kar›n› Tez Koop-‹fl’in lehine verdi. Buna göre özel okuldaki ö¤retmenler iflçi sendikas›nda örgütlenebilirdi. Biz elbette burjuva hukuku referans almay›z. Onun 657’sine ba¤l› olarak kamu emekçilerini tan›mlamay›z. Tek referans›m›z MLM s›n›f tahlilidir. Özel okullar, dershaneler, hastaneler, sa¤l›k kurulufllar›, yafll› yurtlar› gibi yerlerde bir örgütlenme sorunu daha do¤rusu bir örgütsüzlük durumu oldu¤u biliniyor. Tez Koop-‹fl’in örne¤i olmasayd› bile vakit geçirmeksizin sayd›¤›m›z ifl yerlerinde bulunan e¤itim, sa¤l›k emekçilerinin iflçi sendikalar›nda örgütlenmesine gidilmeli, koflullar zorlanmal›d›r. Kapitalist emperyalizmin bu defa ki ifli zor, zücaciye dükkân›na girmifl fil gibi her hareketi k›rmaya, y›kmaya yol aç›yor. K›st›r›lm›fl durumdad›r. Can al›c› darbeleri ancak karfl›t› olan s›n›flar vurabilir, bu yüzden öncelikle ve a¤›rl›kl› olarak bu s›n›flar›n gard›n› bozmaya, düflürmeye çal›fl›yor, pusulas› flaflan, s›n›f rotas› bozulan bir hareketin enerjisi hava-c›va olmufl demektir. ‹deolojik, politik donan›ma duyulan ihtiyaç çok daha büyümüfltür. Sular› buland›r›p, bulan›k suda bal›k avlamaya çal›flan (yüzündeki) özgürlükçü demokrat, liberal sol, ça¤dafl sol (makyaj› kaz›d›¤›nda alt›ndan en diktatör, en gerici, en ilkel bir öz ç›kan) kesimlere karfl› amans›z olmam›z, bunun d›fl›nda kimi dostlar›m›zdaki ideolojik, politik zafiyetlere karfl› uyar›c› olmam›z kaç›n›lmazd›r. Görevimizi gerçeklefltirmeye devam edece¤iz.

52


Teori Politika’ya Yan›t

Partizan’›n 65. say›s›nda yay›mlanan ve amac› Ulusal Sorun konusunda Yürüyüfl’ü elefltiren At›l›m’›n hatalar›n› a盤a ç›kart›p UKKTH konusunda kimi do¤ru fikir ve ilkeleri tekrarlamak ve ayn› zamanda çarp›tmalar› veya do¤ruyu gizleme çabalar›n› bertaraf etmek olan yaz›m›z Teori ve Politika dergisinin 46. say›s›nda Serhat Y›ld›r›m taraf›ndan k›sa bir yaz›yla elefltirilmifl bulunmaktad›r.

53


Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67 Partizan’›n 65. say›s›nda yay›mlanan ve amac› Ulusal Sorun konusunda Yürüyüfl’ü elefltiren At›l›m’›n hatalar›n› a盤a ç›kart›p UKKTH konusunda kimi do¤ru fikir ve ilkeleri tekrarlamak ve ayn› zamanda çarp›tmalar› veya do¤ruyu gizleme çabalar›n› bertaraf etmek olan yaz›m›z Teori ve Politika dergisinin 46. say›s›nda Serhat Y›ld›r›m taraf›ndan k›sa bir yaz›yla elefltirilmifl bulunmaktad›r. Yaz›y› okuyunca, bizlerin önemli bir sorununun da karfl›m›zdakilerin baz› kavramlar›n önemini anlamamalar›n› ihmal etmemiz oldu¤una inand›k. Nihayetinde biliyoruz ki, kavramlar olufl biçimlerinden ayr› olarak idrak edilmeleriyle de tart›flma konusu olabilmektedir. Bizim olmazsa olmaz veya çok önem atfetti¤imiz bir kavram bir baflkas› taraf›ndan hiç hem de hiç önemsenmeyebilmektedir. Kuflkusuz bu ideolojik durufltan ötürüdür. Bir kavram› oldu¤undan farkl› anlamak, ihmal etmek, görmezden gelmek ideolojik bir tercihtir. Karfl›m›za geçerek elefltirilerini sak›nmayan Serhat Y›ld›r›m da tercihi do¤rultusunda hareket etmifl. Aç›kças› bizler yazarken bu tercihleri biraz daha önemsemeliyiz herhalde! Serhat Y›ld›r›m’›n yaz›s›n› okuyanlar ve ayn› zamanda Partizan’daki yaz›dan haberdar olanlar, e¤er dikkatli okuyucularsa bu yan›t›n pek de gerekli olmad›¤›na karar vermifl olabilirler. Ancak unutulmamal› ki yan›tlanmayan her elefltiri gere¤inden/de¤erinden daha çok itibar görme olas›l›¤›na sahip olur. Ne yaz›k ki Serhat Y›ld›r›m imzal› yaz› bunu en geri düzeyde olsa da hak etmiyor! Serhat Y›ld›r›m k›sa elefltiri yaz›s›nda ele alabilece¤imiz düzeyde üç elefltiri yap›yor: 1- “Demek ki Partizan yazar› Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›n› her koflulda savunmamaktad›r.” (Sf: 194-195) 2- “Partizan yazar› gerek At›l›m’› gerek Yürüyüfl’ü elefltirirken bazen Yürüyüfl ile ayn› argümanlardan hareket etmektedir ve ayn› kavramlar üzerinden ‘iflçi ve emekçilerin aras›na ulusal çitler çekmek’ gibi saptamalarla At›l›m’› elefltirmektedir.” (Sf: 195) 3- “Durum böyle iken, Partizan yazar›,

Barzani yönetimine iliflkin, AB ve ABD taraf›ndan desteklendi¤i gerekçesi ile Kaypakkaya’n›n görüfllerinin ve tutumunun tam tersini sal›k vermektedir.” (Sf: 198) Birinci elefltiriye kaynak olarak söz konusu yaz›dan flu al›nt›lar› yap›yor Serhat Y›ld›r›m: “Her koflulda Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› savunmak komünist olman›n bir gere¤idir. Ancak bu, her koflulda uluslar›n ayr› bir devlet kurmas›n› savunmak de¤ildir.” “Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› ayr› bir devlet kurmak biçiminde formüle etmek düpedüz burjuva ç›karlara göre davranmakt›r.” “(‹)flçi ve emekçiler aras›na ulusal çitler çekmek komünistlerin savunaca¤› bir yaklafl›m olamaz.” Bu al›nt›lardan Partizan’›n UKKTH’n› koflullu savundu¤unu ç›karan Serhat Y›ld›r›m Kaypakkaya’n›n ise koflul öne sürmeyen tavr›n› aç›klamak için flunlar› yazm›fl: “Kaypakkaya, ulusal sorun ile ilgili yaz›s›n›n bütün bölümlerinde ‘kendi kaderini tayin hakk›’ ile ‘ayr› devlet kurma hakk›’n› sürekli birlikte kullanmaktad›r. Onun, kendi kaderini tayin hakk› ibaresinden ayr› devlet kurma hakk›ndan baflka bir fley anlamad›¤› belirsizliklere yer vermeyecek kadar aç›kt›r.” (Sf: 195-196) Çok do¤ru! Biz baflka bir al›nt›yla Kaypakkaya’n›n Serhat Y›ld›r›m taraf›ndan anlafl›lmayan yaklafl›m›n› tamamlayal›m: “ ‘Kendi kaderini tayin’ ile ‘kendi kaderini tayin hakk›’ farkl› fleylerdir. ‘Kendi kaderini tayin’ veya ‘kendi kaderini tayin etme’ ayr›lma, bir devlet kurma anlam›na gelir. Oysa ‘kendi kaderini tayin hakk›’ biraz önce de iflaret etti¤imiz gibi ayr›lma hakk›, ayr› bir devlet kurma hakk› anlam›na gelir. Komünistlerin her flart alt›nda ve kay›ts›z flarts›z savunduklar› fley, ‘kendi kaderini tayin hakk›’ yani ayr› bir devlet kurma hakk›’d›r. ‘Kendi kaderini tayin hakk›’ ile ‘kendi kaderini tayin’ veya baflka bir deyiflle ‘ayr› bir devlet kurma hakk›’ ile ‘ayr› bir devlet kurma’ asla birbirine kar›flt›r›lmamal›d›r. Komünistler birincisini her flart alt›n-

54


da savunduklar› halde ikincisini flartlara ba¤l› olarak savunurlar.” (‹. Kaypakkaya, Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, Sf: 306) fiimdi dönüp Partizan’daki yaz›da güya Kaypakkaya ile çeliflen al›nt›ya bir daha bakal›m. “Her koflulda Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› savunmak komünist olman›n bir gere¤idir. Ancak bu, her koflulda uluslar›n ayr› bir devlet kurmas›n› savunmak de¤ildir.” Biraz dikkat, tart›flmaya en az›ndan bu biçimiyle son verecektir. Partizan’daki yaz› Kaypakkaya’n›n al›nt›s›n› yapt›¤›m›z ayr›m›n› vurgulamaktan baflka bir fley yapm›yor burada. Kendi Kaderini Tayin Hakk› ile Kendi Kaderini Tayin Etme’nin farkl› fleyler oldu¤unu, birincisinin kay›ts›z flarts›z savunuldu¤unu, ikincisinin ise flartlara ba¤l› olarak savunulabilece¤ini söylüyoruz. Serhat Y›ld›r›m tam burada apaç›k “hak” kavram›n› görmüyor. “Hak sahibi olmak” ile “hakk›n› kullanmak” gibi bir ayr›m› anlam›yor! Bu, pek s›k karfl›laflt›¤›m›z bir anlamazl›kt›r. Bu anlamama nedeniyle haks›z elefltirilere maruz kald›¤›m›z olmufltur! Serhat Y›ld›r›m’a tavsiyemiz yaflad›¤›n›n anlamaman›n ötesinde ideolojik bir problem oldu¤unu düflünmesidir. “Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›” ilkesi, içinde tafl›d›¤› “hak” kavram›yla anlafl›lmad›¤›nda, çözümlenmedi¤inde gerçekten sorunlu olmaktad›r… Belki de bu nedenle Kaypakkaya yoldafl ve onun ilham ald›¤›, referans kabul etti¤i ustalar bu ifadeye daima

önem verme gere¤i duydular!... “Hak” kavram›n› bir flekilde vurgulad›lar. Oysa biz yazarken onlar gibi vurgu yapma gere¤i duymam›fl›z; en az›ndan boldlayabilirdik, de¤il mi? Uluslar›n Kendi Kaderini Tayini, uluslar›n ayr› devlet kurmas›d›r. Söz konusu ilke de tüm uluslar›n eflitli¤inden yola ç›karak bunun tüm uluslar›n hakk› oldu¤unu belirtiyor. Bu hakk› hangi yönde gerçeklefltirece¤ini de sadece, evet sadece ulusun kendi iradesi belirler. Diyebiliriz ki dünyada ne kadar ulus var ise o say›da devletin de var olma olas›l›¤› vard›r. E¤er ulus devlet kurmaya karar verirse hiçbir gücün bunu inkar etmeye, engellemeye “hakk›”, “yetkisi” yoktur. Komünistler bu gibi her müdahalenin aç›kça düflman›d›r… Serhat Y›ld›r›m’›n kabullenemedi¤i nedir? Neyi kabullenemiyor da “hak” kavram›n› göremeyecek kadar körlefliyor? Onun kabullenemedi¤i mevcut durumda, bizzat bu hakk›n kullan›m›nda veya bu hakk›n ayr›lma yönünde gerçekleflmesinde Partizan’›n “ayk›r›” düflünce belirtmesidir. “Ayk›r›” ifadesini Serhat Y›ld›r›m’a uymama anlam›nda kullan›yoruz. Kaypakkaya da zaman›nda görüflünü bu yönde belirlemifltir. Ancak gene de hangi durumda ayr›lma karar›n› destekleyeceklerini de tüm aç›kl›¤›yla anlatm›flt›r… Ondan önce Serhat ve benzeri arkadafllar›n anlamama ihtimallerine dayanarak bir aç›klama daha yapal›m; önceki yaz›da yapt›¤›m›z gibi: Ayr› devlet kurma karar› ulusun iradesi oldu¤u durumda komünistlerin bu karar›n uygulanmas›na hiçbir itiraz› olamaz! Desteklememek onu engellemek anlam›na gelmez/getirilemez! Partizan, Kaypakkaya ve tüm komünistler UKKTH’n›n kay›ts›z flarts›z savunucusu olmufllard›r. Buna karfl›n Partizan, Kaypakkaya ve tüm komünistler kendi devletini kurmaya flartl› yaklaflm›fllard›r. Çünkü bu konuda so-

55

Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67


Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67 mut flartlar›n incelenmesini ve özellikle ezilen ulusun iflçi ve emekçilerinin kurtulufl sürecinin bundan nas›l etkilenece¤ini a盤a ç›karmay› gerekli görmüfllerdir. Serhat Y›ld›r›m ve benzerlerinin, bu tutum UKKTH’na flart koflma olarak yorumlamas› bir tür cehalettir. Komünistler UKKTH’n› “ille de ayr›l›k”, “ille de ayr› devlet kurma” olarak görenleri elefltirmektedir. Gene UKKTH’n› “ayr› bir devlet kurma hakk›” olarak görmeyenleri de elefltirmifltir. Partizan da Kaypakkaya gibi UKKTH’n›n ille de devlet kurmak olmad›¤›n› savunmaktad›r. UKKTH devlet kurma hakk›d›r. Bu hakk›n devlet kurmak biçiminde tecelli edip etmeyece¤ine sadece ama sadece ulus karar verebilecektir. Devlet kurman›n sonuçlar›ndan tümüyle ba¤›ms›z olarak bu yaklafl›m uluslar›n eflitli¤inin kabulüdür. Kimilerinin devlet kurman›n proletaryan›n veya bölge halklar›n›n ç›kar›na uygun olmayabilece¤i ve bu nedenle de bu hakk›n “görece” k›s›tlanmas› gerekti¤ine iliflkin fikirleri asla savunulabilir de¤ildir. Partizan bu gibi “imtiyaz”lara, uluslar›n eflitli¤ini bozan yaklafl›mlara, bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakk›n› baflka uluslar›n veya s›n›flar›n veya baflka herhangi “önemli” bir unsurun ç›kar›na endeksleyen durufllara karfl›d›r. Partizan, e¤er bir ulus kendi devletini kurmaya karar vermiflse buna karfl› durmaz. Karfl› duranlar› da en ileri derecede elefltirir, hatta onlar› bafltan “floven” ilan eder! Mesele, bu konuda nettir… Peki bu netlik, Partizan’›n bir ulusun kendi kaderini tayin hakk› hususunda ayr› bir devlet kurma hakk›n› kullanmamas›n›, yani kendi devletini kurmamas›n› ve ayn› devlet içinde eflit uluslar olarak yaflamay› tercih etmesini propaganda etmesine engel midir? Biz Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› ilkesini savundu¤umuz halde bu ilkenin bir devam› olarak, onunla çeliflmeden “ayr› bir devlet kurma”y› elefltiremez miyiz? Ulusun bu yönde karar k›lmas›na engel olmamak ile bu yönde karar k›lmamas› için onu ikna etme çabas›nda olmak çeliflki midir? Bizim kendi fikrimizi sunmam›z,

bu yönde politika belirlememiz UKKTH ilkesinin gerçekleflmesi sürecine tafl koymak m›d›r? Bu anlamda, bu bir koflul mudur? Aç›kça ifade ediyoruz: Hiç de de¤il! Serhat Y›ld›r›m çok do¤ru olarak Kaypakkaya’n›n UKKTH ilkesini “ayr› devlet kurma hakk›” ile hep bir arada, ayn› anlamda kulland›¤›n› aç›kl›yor. Bu, gerçekten de önemlidir. Zira UKKTH’yi devlet kurmak hakk› olarak görmeyen, devlet kurmay› bu ilkenin d›fl›nda konumland›ranlar çok olmufltur. Kaypakkaya bu konuda pürüzsüz bir tutum olarak en do¤ru, sa¤lam tahtaya aya¤›n› güçlü bir flekilde basm›flt›r. Peki ama Serhat arkadafl gene Kaypakkaya’n›n UKKTH ilkesini ille de devlet kurmak olarak yorumlamamak gerekti¤ine dair görüflünü niye ayn› derecede önemsemiyor? Tam da bu noktada “hak” kavram›n›n belirleyici önemini neden yads›yor? Demek ki Kaypakkaya da (Partizan’›n, flimdi tam da onun yapt›¤› gibi) UKKTH’n› ille de ayr› devlet kurmak olarak yorumlam›yor. O UKKTH’n›n ayr› devlet kurmak hakk› oldu¤unu belirtip, bunun ayr› devlet kurma talebi biçiminde belirmesi durumunda komünistlerin deste¤inin flartlara ba¤l› olarak de¤iflece¤ini aç›kl›yor. Ancak her fleye ra¤men bu hakk›n ulus taraf›ndan kullan›laca¤›n› vurgulamay› asla ihmal etmiyor… Yani komünistlerin her durumda “ayr› devlet kurma” fikrini savunmalar›n› veya bu yöndeki bir ulus talebini/karar›n› her durumda desteklemelerini ‹brahim Kaypakkaya olumsuzluyor, tart›flma konusu yap›p elefltiriyor. ‹brahim söz konusu hakk›n devlet kurmak biçimindeki tezahürünün desteklenmesi için “flart” kofluyor; biz bu hakk›n gerçekleflmesine flartl› yaklaflmay›z ama gene ayn› hakk›n gerçekleflmesine destek olmam›z için bir flart›m›z vard›r, diyor! Burada mesele, komünistlerin ulusun iradesinin gerçekleflmesine koflulsuz sahip ç›karken, bu gerçekleflmeye destek olmaya koflulla yaklafl›m göstermeleri aras›ndaki fark› kavramakt›r! Bilinen bariz örnek boflanma hakk›d›r. “Boflanma hakk› her flart alt›nda ve kay›ts›z flarts›z

56


savunuldu¤u halde, bizzat boflanma meselesi, bilindi¤i gibi baz› flartlarda savunulur, baz› flartlarda ise savunulmaz.” (Age, Sf: 306) Mesele öz olarak budur Serhat Y›ld›r›m arkadafl. Partizan UKKTH ilkesini savunmak için ayn› Kaypakkaya gibi bir flart öne sürmüyor. Ama bu hakk›n ayr› bir devlet kurma biçimindeki tecellisine destek olmak konusunda gene ‹brahim Kaypakkaya gibi flart kofluyor. Destek olmaya flart koflarken de ulusun ayr› devlet kurmas›na engel olabilecek hiçbir gerekçeyi de kabul etmiyor… Serhat Y›ld›r›m’›n “devlet kurmak” ile “devlet kurma hakk›” aras›ndaki ayr›m üzerine düflünmesi gerekir. Ayr›ca hangi durumda komünistlerin “devlet kurma”ya destek verecekleri üzerine de düflünmelidir. Nihayet Serhat Y›ld›r›m “hak” kavram›n› idrak edememesi üzerine de özenle kafa yormal›d›r. Unutmamal› ki aç›k, ortada olan bir fleyi görememek ideolojik probleme iflarettir. Serhat Y›ld›r›m ezilen ulusun burjuvazisi ile aras›ndaki ba¤› sorgulamal›d›r… Bu konu birinci hesaplaflmam›zd›. fiimdi de ikincisine geçelim. Serhat y›ld›r›m kulland›¤›m›z kavramlar›n ve argümanlar›n floven tutuma sahip Yürüyüfl ile ayn› oldu¤unu belirtiyor ve bu durumu elefltiriyor. Verdi¤i örnek de “iflçi ve emekçi-

lerin aras›na ulusal çitler çekmek” ifadesi! ‹lk önce kullan›lan argüman›n veya kavram›n Kaypakkaya’da, Stalin’de ve Lenin’de bulundu¤unu belirtelim. Yani bu ve benzeri argümanlar biz ve Yürüyüfl’ün ortak argüman› olmaktan çok komünistlerin argüman›d›r. Eminiz ki bu argümanlar› elefltirdi¤imiz At›l›m da kullanmaktad›r. Biz ‹brahim’den bir al›nt› yaparak bu fasl› hiç uzatmayal›m; zira çok iyi bilindi¤inden kuflkumuz yok bu kavramlar›n/argümanlar›n kullan›ld›¤›n›! “… milli az›nl›¤›n burjuva ve toprak a¤alar›n›n milliyetçi emelleriyle de mücadele edilmezse, bu kez bir baflka milliyetçilik, Kürt milliyetçili¤i güçlendirilir; Kürt proletaryas›n›n s›n›f bilinci, burjuva milliyetçili¤in sisleriyle karart›l›r; Kürt iflçileri ve köylüleri milliyetçili¤in kuca¤›na itilir; Kürt iflçi ve emekçileriyle Türk iflçi ve emekçileri aras›ndaki birlik ve dayan›flma baltalan›r.” (Age, Sf: 295) San›r›z Serhat Y›ld›r›m bu konuda Kaypakkaya ile hesaplaflmam›z gerekti¤inde ›srar etmez… Bu pek de önemli olmayan fasl› kapatal›m. Bundan önemlisi Serhat Y›ld›r›m’›n bu argümana/kavrama neden tepki duydu¤udur, neden bu argüman/kavramdan kayg› duymaktad›r. E¤er o bir devrimci ise, komünist fikirleri benimsiyorsa ya da en az›ndan bizleri komünist fikirlerle uyuflmam›z nedeniyle elefltiriye tabi tutuyorsa bu tepkisi, kayg›s› anlams›zd›r!

57

Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67


Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67 ‹flçi ve emekçilerin birli¤i ve dayan›flmas›n› merkezde tutmak, olaylara, olgulara bu merkezden bakmak elefltirinin aksine temel duruflumuz olmal›d›r. Yürüyüfl bu argüman›/kavram› flovenizme alet etti¤inde biz bunlardan vazgeçmeyi mi benimseyece¤iz? Olur mu öyle fley. Yürüyüfl’ü gene ayn› argümanlar›/kavramlar› do¤ru ve yerinde kullanarak elefltiririz, o kadar! Belli ki Serhat Y›ld›r›m daha çok At›l›m’› elefltirmemizi sindirememifl. Evet, daha çok At›l›m’› elefltirdik. Bunun nedeni At›l›m’›n Yürüyüfl’ü elefltirmifl olmas›d›r. Biz elefltirinin do¤ru yap›lmas› gere¤inden hareket ettik. Aksi durumda hem floven fikirler kendilerine geliflim alan› bulur hem de ezilen ulus milliyetçili¤i! Yürüyüfl ile hemfikir oldu¤umuz konu “ortak mücadeledir”. Ancak bu ulusal sorunun can al›c› yan› de¤ildir. As›l can al›c› mesele UKKTH’dir. Bu konuda ise Yürüyüfl ile ortakl›¤›m›z s›n›rl›d›r; hatta esasen ortak de¤iliz. Serhat Y›ld›r›m’›n kayg›s› anlams›z, üstüne vazife olmayan bir kayg›d›r! O, ezilen ulus milliyetçili¤i karfl›s›ndaki boynu büküklü¤üne çare aramal›d›r önce; böyle gereksiz kayg›larla “iflçi ve emekçiler aras›na ulusal çitler çekmemek” gibi çok temel bir önermeyi küçümsememelidir! fiimdi de üçüncü hesaplaflmaya aç›kl›k getirelim. Serhat Y›ld›r›m bu kez daha olmad›k bir hareket tarz› izlemifl: Barzani yönetimine iliflkin, emperyalistlerin deste¤i oldu¤undan Kaypakkaya’n›n görüfllerinin ve tutumunun tam tersini sal›k verdi¤imizi iddia ediyor. Bu çok garip bir iddia! Serhat Y›ld›r›m’›n okudu¤unu anlamama sorunu yaflad›¤›na yukar›da dikkat çektik. Buna güçlü önyarg›larla hareket etti¤inden olmad›k fleyler üretmeyi de eklemeliyiz! “Ulusal bask›n›n sosyal taban› burjuvazidir, ülkemizde de burjuvazinin siyasi bak›mdan en geri kesimleri ve feodal art›klard›r, emperyalizm de¤ildir. Ancak emperyalizm d›flsal bir güç olarak genellikle ezen ulus milliyetçili¤ini (destekledi¤i halde ezilen ulus milliyetçili¤ini) de destekleyebilir. Rus Sosyal Emperyaliz-

mi’nin bu yönde epey politikas› olmufltur. Son zamanlarda Ortado¤u’da, Balkanlar’da küçük devletler kurulmas›n› teflvik eden ABD ve AB politikalar› bu yönde yaklafl›mlar göstermektedir. Bosna-Hersek, Kosova, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi...” (al›nt›da paranteze konan k›s›m dergide yer almam›flt›r. Bir dizgi hatas›ndan ileri gelmifltir –yn) (Syf: 23) Serhat Y›ld›r›m’›n Partizan’› “Barzani yönetimine iliflkin (...) Kaypakkaya’n›n görüfllerinin ve tutumunun tam tersini sal›k ver...”di¤i iddia etti¤i bölüm bundan ibarettir. Okuyan herkes burada Serhat Y›ld›r›m’›n iddia etti¤i “sal›k verme”nin olmad›¤›n› görür. Burada Partizan ulusal bask›y› d›flsal bir olgu olarak de¤erlendirip ülke egemen s›n›flar›n› temize ç›karan Yürüyüfl’e açmaz›n› gösteriyor; çünkü bu yaklafl›m emperyalizmin yer yer ezilen ulus milliyetçili¤ini de destekledi¤ini kavrayamaz! Bununla yetinmeyelim ve Serhat Y›ld›r›m’›n olas› merak›n› da giderelim: Peki Partizan Barzani yönetimi için ne diyor? Partizan Barzani yönetimini desteklemiyor! Ama bunun nedeni emperyalizm deste¤i de¤il. Partizan Barzani yönetimi özgülünde Irak’taki Kürt Ulusal Mücadelesi’nin geriledi¤ini görür ve mevcut yönetimi elefltirir. Ama bunun nedeni de emperyalizmin deste¤i de¤ildir. Partizan her fleye ra¤men mevcut bölge yönetimini Irak Kürt ulusunun iradesi kabul eder ve onun üzerindeki her türden ulusal bask›y› da elefltirir. Bunun nedeni de emperyalizmin verdi¤i destek olamaz! K›sacas› Partizan Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin varl›¤›n› UKKTH’nin bir gerçekleflmesi olarak görmemekle beraber ona yönelen ulusal nitelikteki bask›lar›n karfl›s›ndad›r. Bu Serhat Y›ld›r›m’›n yan›t›n› arad›¤› tutum olsa gerek. Ancak bu belirleme ile yetinmeyelim, onun can›n› s›kacak tutumu da aç›klayal›m: Irak’ta Kürt ulusu “Kendi Kaderini Tayin Hakk›n›” elde edememifltir. Herkes bilmektedir ki ne BAAS rejimi ne de flimdiki iflgal yönetimi bir Kürt devleti kurulmas›na r›za göstermemifllerdir. Dün oldu¤u gibi bugün de

58


bölgedeki tüm gericilik bu hakka kesinkes karfl›d›r. Mevcut Kürt yönetimi de bu hakk›n çi¤nenmesine (en az›ndan flimdilik) raz› olmufltur! Dolay›s›yla Barzani yönetimi özgülünde savunulacak bir “ulusun kendi kaderini tayin hakki” yoktur. Biz bu hakk› bu yönetim için de¤il ama ona da karfl› olmay› göze alarak tüm Kürt uluslar› için savunmaya devam ediyoruz! UKKTH ilkesini reddeden bir irade emperyalizmin deste¤ini ald›¤› için de¤il, bu ilkeyi reddetti¤i için elefltirilmelidir. Bu tutum ayn› zamanda Kürt ulusunun kendi gelece¤ini tayin etme özgürlü¤ünün onu yönetenlere karfl› da savunulmas›d›r. Serhat Y›ld›r›m iddias›n›n temelsizli¤ine dair kendini bir kez daha sorgulamal›d›r. Bununla beraber Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin varl›¤›n› UKKTH çerçevesinde çözümlemeye tabi tutmal›d›r. Irak ulusunun henüz “Kendi Kaderini Tayin Hakk›”n›n çi¤nenmekte oldu¤u görmelidir. Partizan mevcut Kürt yönetimi üzerindeki her türden d›fl bask›ya karfl› dururken onun UKKTH’n› Irak Kürt ulusu özgülünde rafa kald›rmay› kabul etmifl olmas›n› da elefltirmektedir. Mevcut yönetimin ulusal bask›lara boyun e¤mesini onun gerili¤i olarak aç›klamaktad›r... Son bölümde ise mevcut durumda Türkiye’de Kürt ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› hangi yönde kullanmas› gerekti¤ine dair görüflü(müzü) irdeleyelim. “Partizan yazar›, ‘iflçi ve emekçiler aras›na ulusal çitler çekmemek’ onlar›n mücadelede bütünlü¤ü ve birli¤ini savunmak ad›na Kürt hareketinin ayr›lma talebine karfl› ç›kmaktad›r.” (Sf: 196- T ve P) Serhat Y›ld›r›m Partizan ad›na yan›t olufltururken olguyu karikatürize etmektedir. Partizan yukar›daki gibi bir yan›t oluflturmam›flt›r. Evet Partizan Kürt ulusunun “kendi kaderini tayin hakk›”n› savundu¤u halde, onun “kendi kaderini tayin etmesini, yani ‘kendi devletini kurmas›n›’ proletaryan›n s›n›f ç›karlar›na uygun görmedi¤ini aç›klamaktad›r. Partizan meseleye devrimin geliflimine etkileri merkezli bakar ve ona göre olas› ayr›lma talebine des-

te¤ini aç›klar... Serhat Y›ld›r›m “iflçi ve emekçilerin birli¤i” ad›na Kürt hareketinin ayr›lma talebine karfl› ç›k›ld›¤›n›, iddia ediyor! Bu onun kendi yak›flt›rmas›d›r. Üstelik elefltirdi¤i yaz›da, her ne olursa olsun ulusun verece¤e karar›n geçerlili¤ini teyit eden yaklafl›m› da görmezden gelip “Oysa Partizan yazar›n›n, ‘iflçilerin ve emekçilerin birli¤i’ gibi sebeplerle, Kürt ulusu ad›na ayr›lmama karar›n› çoktan vermifl oldu¤u anlafl›lmaktad›r.” (Sf: 197) diyebiliyor. Aksine, Partizan çok aç›k olarak böylesi bir tutumu mahkum ediyor: “... Elbette ulusal burjuvazinin belirledi¤i bir ulusal iradeye de, elefltiri hakk› olmakla beraber karfl› durmak, onun gerçekleflmesine engel olmak komünist bir tutum olamaz; olsa olsa ezen ulus milliyetçili¤inin devrimci k›l›f giymifl hali olur.” (Partizan 65, Sf: 20-21) San›r›z durum aç›k ve nettir. Halihaz›rda Kürt ulusal hareketinin bir ayr›lma talebi olmad›¤›ndan ve halen devrimin geliflimi ayr›lma ile beraber ileri seviyelere ç›kmayaca¤›ndan Partizan Kürt ulusunun ayr›lmas› yönündeki politikalar› elefltirmektedir! Serhat Y›ld›r›m daha 1972’de Kaypakkaya’n›n ayr› devlet kurmaya hangi durumda destek olunaca¤›n› aç›klad›¤›n› ama Partizan’›n bugün bile ayr› devlet kurmaya olumlu yaklaflmad›¤›n› anlat›yor! Bu garip bir yaklafl›m. Oysa Serhat Y›ld›r›m’›n bugün ayr› devlet kurman›n neden do¤ru politika oldu¤unu aç›klamas› gerekirdi. Kaypakkaya’n›n belirledi¤i k›stas›n geçerlili¤ini ortaya koymal›yd›! Ancak hay›r, o koflullardan ba¤›ms›z “ayr› devlet kurma”ya destek olmam›z gerekti¤ini düflünüyor. Yani ille de boflans›nlar diyor! Kaypakkaya’dan yola ç›kt›¤›n› iddia eden Serhat Y›ld›r›m onun yan›ndan bile geçmiyor! Partizan objektif flartlardan yola ç›karak “ayr› devlet kurma”n›n devrimi ilerletmeyece¤ini savunuyor. B›rakal›m ayr› devlet kurman›n Kürt halk›n›n kurtuluflunu h›zland›raca¤›n› tart›flmay›, halihaz›rda ayr› devlet kurman›n koflullar› da oluflmam›flt›r. Kürt ulusu, onun siyasal örgütleri, belki de en önemlisi PKK da ayr› bir devlet kurma yönünde ilerlemiyor. Ayr› bir devlet kurman›n ciddi bir olas›l›k olmad›¤›

59

Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67


Teori Politika’ya yan›t

PART‹ZAN 67 koflullarda komünistler nas›l olur da Kürt ulusunu “ayr› bir devlet kurma”lar› yönünde destekleyebilir ki? Halihaz›rda b›rakal›m bu konuda destek olma tart›flmalar›n› belki de Kürt ulusunu yarat›lan “yeni paradigmalar”›n etkisinden koparmaya dönük olarak Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› ilkesi hakk›nda ayd›nlatmak gerekti¤i ilkesinin gayri eskidi¤ini ve geçerli olmaktan ç›kt›¤›n› iddia ediyorlar! Buna düne kadar “ayr› devlet kurma” yönünde mücadele eden örgütler, liderler de dahildir. Kuflkusuz bu ilkeyi “ille de ayr› devlet kurmak” biçiminde yorumlayanlar›n baflar› flanslar›n›n ortadan kalkt›¤›n› düflündüklerinde varacaklar› sonuç bu olacakt›! fiimdi soral›m Serhat Y›ld›r›m hangi somut kofluldan hareketle ve talebe dayanarak “ayr› devlet kurma”ya destek olmak gerekiyor. Ayr› bir devlet kurma yönelimi mi var göremedi¤imiz? Ayr› bir devlet kurman›n Kürt halk›n›n ç›kar›na olup olmayaca¤›na karar vermek için ilkin ayr› bir devlet kurman›n flartlar›n›n oluflmas› gerekmez mi? Bunun için de en az›ndan bu yönde bir irade gerekmiyor mu? Aç›kças›, e¤er flimdi görece güçlü bir ulusal hareket ayr›l›k yönelimini ortaya koysayd›, Partizan gene bu yönelimi desteklemeyecekti.

Çünkü içinde bulundu¤umuz koflullar ayr› bir devlet kurman›n Kürt halk›n›n kurtuluflunu sa¤lamada ileri derecede bir geliflime neden olmayaca¤›n› göstermektedir. Hem yerel gericili¤in hem de emperyalist gericili¤in olas› bir Kürt devletini cendereye alaca¤›n› ve Kürt halk›n›n özgürlük mücadelesine darbe vuraca¤›n› öngörmek gerçe¤e uygundur. Kürt ulusu/halk› s›n›f bilinci bak›m›ndan bölgedeki halklardan, Türkiye’deki di¤er halk kesimlerinden üstün bir avantaja sahip de¤ildir. Kimileri Kürt halk›n›n ulusal bilincini, bu bilinç odakl› devrimci duruflunu, hareketlili¤ini hatal› bir biçimde s›n›fsal bilinçle kar›flt›rmaktad›r. Oysa Kürt ulusu içinde s›n›fsal bilincin durumunu araflt›ran herkes bu hatay› hemen tespit edebilir... O nedenle ayr› bir devlet kurman›n Kürt halk›n›n kurtuluflunu ciddi derecede ileriye tafl›yaca¤›n› varsaymak yanl›k bir yarg›d›r. Serhat Y›ld›r›m her defas›nda Kaypakkaya ile hesaplaflmam›za vesile olacak argümanlar› önümüze koymuflsa da, tüm konularda ya bizi ya da onu yanl›fl anlad›¤›n›/kavrad›¤›n› kabul etmelidir. Kuflkusuz elefltiriye ihtiyac›m›z var. Eksi¤imiz pek fazla. Ancak Serhat Y›ld›r›m henüz o noktalardan çok uzakta durmaktad›r!

60


M›s›r Sanat› üzerine...

Buzul ça¤›n›n bitimiyle, yaklafl›k 10.000 y›l önce “kültürel de¤iflim sonucu” Kuzey Afrika’dan Nil Vadisine yerleflenler bugünkü M›s›rl›lar›n atalar› olmufltur. O zamandan bu yana M›s›rl›lar Nil’i asla terk etmemifllerdir. fiehirlerini Nil’e göre kurmufllar, Nil yatak de¤ifltirip onlar› terk etti¤inde, flehirlerini s›rtlan›p Nil’in peflinden gitmifllerdir. Günümüz Venedik’inden çok daha iç içe yaflam›fllard›r Nil’le.

61


M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67 M›s›r deyince herkesin akl›na en az flu üç fley gelir; firavunlar, piramitler ve Nil nehri. Yersiz de de¤ildir bu alg›lay›fl. Bu üç fley ve biraz daha fazlas› binlerce y›l boyunca M›s›r’› M›s›r yapan unsurlar olmufltur. Buzul ça¤›n›n bitimiyle, yaklafl›k 10.000 y›l önce “kültürel de¤iflim sonucu” Kuzey Afrika’dan Nil Vadisine yerleflenler bugünkü M›s›rl›lar›n atalar› olmufltur. O zamandan bu yana M›s›rl›lar Nil’i asla terk etmemifllerdir. fiehirlerini Nil’e göre kurmufllar, Nil yatak de¤ifltirip onlar› terk etti¤inde, flehirlerini s›rtlan›p Nil’in peflinden gitmifllerdir. Günümüz Venedik’inden çok daha iç içe yaflam›fllard›r Nil’le. Nil ölçer diye bir sistem kurmufllar, takvimlerini bu ölçütlere göre örgütlemifllerdir. Nil sadece tar›m›n ve gündelik ihtiyaçlar›n giderilmesi için bir damar olmam›fl, ayn› zamanda M›s›rl›lar›n mitoloji ve dinlerine de konu olmufltur. Ölümsüzlü¤ü temsil eden tanr› Osiris k›skanç kardefli Seth taraf›ndan bir sand›¤a kilitlendikten sonra Nil’e at›lm›flt›r. Tanr› Osiris ve kar›s› tanr›ça ‹sis’in Horus ad›nda bir çocuklar› oldu: Söylenceye göre Osiris öte dünyan›n, Horus ise bu dünyan›n temsilcisiydi. Horus, 14 parçaya bölünerek 14 farkl› yere gömülen babas›n›n intikam›n› Seth’ten ald› ve kral oldu. Bu yüzden bütün krallara Horus’a duyulan sayg›n›n ayn›s› duyulmaktayd›. ‹.Ö. 3800 y›llar›nda yaflad›¤› bilinen ilk M›s›r Firavunu Normer’dir. Bu dönem tar›m›n bafllama dönemine denk gelmektedir. Firavunlar kendilerini hep tanr› olarak gördüler. Bütün bir halk›n yaflam› firavunun etraf›nda ve onun emrine uygun örgütleniyordu. Buna karfl›n bask› ve iflkencenin, sömürünün ve her türlü vahfletin ac› tad›ndan bir an olsun mahrum kalm›yordu M›s›r halk›. Bilindi¤i kadar›yla 32 (belki de daha fazla) firavun yaflad›. Firavunlar›n ilki günefl tanr›s› Ra’n›n o¤lu biçiminde tan›mland›. Firavun içerideki ve d›flar›daki olaylarla ve ülke güvenli¤iyle ve de ordunun durumuyla bizzat ilgilenirdi. Onun sözleri yasayd›. Fakat rahipler devlet içinde ve ülkenin gelece¤iyle ilgili kararlar› etkileyebilecek hatta kral› taht›ndan edebilecek denli güç idiler. Dahas›; onlar taçs›z krallard›. Firavunlar sa¤l›klar›nda, dinsel inançlar›na uygun olarak mezarlar yapt›r›rlard›. Bu mezar-

lardan, her bak›mdan flafl›rt›c› olan piramitler, bugün bize M›s›r tarihini her aç›dan bilmemiz için önemli veriler sunar. Firavun öldü¤ünde cesedi mumyalan›p bu piramide konurdu. Çünkü M›s›rl›lar ruhun ölümsüzlü¤üne inan›rlard›. Bedenin korunmas›n›n ise varl›¤›n temsili oldu¤u inanc›ndand›r. Tanr›lar kat›na vard›¤›nda ölenin rahat bir “yaflam” sürmesi için ço¤unlukla seramik kaplar içinde besin maddeleri piramidin bir odas›na b›rak›l›rd›. Ayr›ca piramidin iç duvarlar›na, firavunun sa¤ iken bu dünyada yapt›¤› ifller resim ve yaz›larla ifllenirdi. Piramid odalar›ndaki heykel ve kabartmalar da yine dinsel ve dikkat çekici özelliklerdedirler. Piramitler, firavunlar ve Nil ve M›s›r’a dahil olan her fley… anl›yoruz ki dinsel bir temelde izah ediliyor. Gerçek flu ki, M›s›r’da sanat›n her kolu mimari, heykel, resim vd. koyu bir din inanc›na ba¤l› olarak geliflmifltir.

M›s›r mimarisi Kadim M›s›r mimarisinden günümüze ulaflabilenler genellikle piramitler, tap›naklar ve de saraylard›r. “S›radan insanlar›n” yaflamlar›n› sürdürdükleri evleri ahflap, kam›fl ve kerpiçten yap›ld›¤› için onlardan günümüze kalan olmam›flt›r. Bu yüzden M›s›r sanat›n›n mimari özelli¤ini tanr›lar›n onurland›r›lmas› için yap›lan tap›naklar, krallar›n içinde sefahatlar›n› sürdürmek için yapt›rd›klar› saraylar ve de kral›n öldükten sonra tanr›lar aras›na girebilmek için yapt›rd›klar› ebedili¤in sembolü piramitler üzerinden aç›klamakla yetinilecek. ‹lk bafllarda dinsel amaçl› yap›lan yap›lar, çamur ve fleker kam›fl›ndan yap›lan mezarl›klard›r. Bunlar Eski ‹mparatorluk döneminin ilk mimari örnekleridir. Hepimizin bildi¤i piramitler asl›nda ilk bafllarda dikdörtgen olarak tasarland›.(1) Ölüler için yap›lan bu yap›lar mastaba olarak isimlendirilirdi. Ceset, mastaban›n ortas›ndaki derin bir kuyudan inilen bir hücrede saklan›rd› ve girifl, ölünün sonsuza dek huzurlu kalmas› için tafllarla kapat›l›rd›. Sütunlu girifl koridorlar›yla genifl salonlar›yla, heykeller avlusuyla, flapelleriyle, duvarlar›ndaki Osiris inanc›n› ve ölünün fani dünyadaki maceralar›n›n anlat›ld›¤› re-

62


simleriyle piramitler eflsizdir. Bunlardan öne ç›kan üçü, Gize’deki IV. Sülale döneminden kalm›fl Keops, Kefren, Mikerinos’tur. Bu üç piramit çöllerin ortas›nda M›s›r’› ebediyete tafl›yan semboller gibi dururlar. Büyük Piramit Keops’un yap›m›nda 2.600.000 blok granit ve kireçtafl› kullan›lm›flt›r. Bu bloklar›n her birinin a¤›rl›¤› 2 tondan 70 tona kadar de¤iflir. Piramidin d›fl yüzeyindeki ç›k›nt›lar› basamak gibi kullanarak yaklafl›k yar›m saatte piramidin tepesine ulaflmak mümkündür. ‹lk bafllarda bu yüzeyin kireçtafl› tabakalar›yla düz olacak flekilde kapl› oldu¤u ama insan›n ve zaman›n tahripkarl›¤›yla bugün o yüzeyin ortadan kalkt›¤› da iddiad›r.

Bu görkemli yap›lar hemen herkes gibi tarihçileri ve bilim insanlar›n› da pek çok dönem hayret ve hayranl›¤a sevketmifltir. Arap tarihçi Ebu Zeyd el Balkhy “Büyük Piramidin çalg› tak›m y›ld›z› Yengeç burcundayken yani Hicret’ten 2 kere 36.000 bin y›l evvel infla edildi¤ini” yazar. Muhyiddin-i Arabi “Bu piramidler Nesr, Esed burcundayken bina infla edilmifllerdir. Nesr flu anda cedi burcundad›r” der. (Esed burcu günümüzde Aslan burcu; Cedi burcu ise O¤lak burcudur.) Arap tarihçi ‹bn-i Abd-Hükm “Tufan’dan 300 y›l öncesine dayan›r” der. ‹ngiliz astronom ve matematikçi John Grenves piramidin bir matematik

mucizesi oldu¤unu yazd›. ‹saac Newton da hakk›nda bir fleyler yazmaktan kendini alamad›. Napolyon, M›s›r seferinde dönemin matematikçilerine ölçümler yapt›rd›. Roma kral› Sezar’›n da kendisini hayretler içinde b›rakt›¤›n› ifade eden yaz›lar› hala piramidin duvarlar›nda yaz›l› olarak durur. Adlar› say›s›z efsaneye konu olan, içinde hala gizler aranan ve M›s›r sanat›n›n en önemli dallar›n› içinde bar›nd›ran bu piramitlerin gizleri ortadan kalkm›flt›r. Sanat üslubu aç›s›ndan sonraki bütün dönemleri adeta kendisine zincirlemifl gibi etkileyecek olan Eski ‹mparatorluk döneminde yap›lan bu piramitler d›fl görünüfllerinin basitli¤ine karfl›n içi oldukça karmafl›kt›r. Birbirine koridorlarla ba¤lanan pek çok odan›n bulundu¤u bu yap›lara girmek, bilmeyenler için içinde kaybolmak anlam›na gelir. Tap›nak odas›ndan geçildikten sonra bir adak odas›na var›l›r. Bu odan›n duvarlar›nda ölünün bu dünyadaki hayat›n› anlatan hiyeroglifler yaz›l›d›r. Ölünün, hayat›n› devam ettirebilmesi için ayr›lan yiyecekler de bu odada saklan›rd›. Ayr›ca serdap denilen gizli hücrelere heykeller b›rak›l›rd› ki, buras›, ölenin bu dünyadaki yerini temsil eden yerdi. Firavunlar›n mezarlar› ise ulafl›lmas› çok daha zor bir yerdeydi. Ve bu oda di¤er odalara göre biraz daha küçüktü. Mumyalanm›fl ölünün kondu¤u sanduka yeralt›ndaki bir yerdeydi. Buraya bir daha ulafl›lmas› mümkün olmay›p ruhun huzuru kaçmas›n diye, girifli büyük blok tafllarla kapat›l›rd›. Bu mimarinin en ilgi çekici yanlar›ndan biri de sütunlard›r. Öyle ki Girit ve oradan da Roma’ya esin olmufl ve benzer örnekler ç›km›flt›r ortaya. III. Sülale firavunlar›ndan Zoser devrinden kalma an›tsal eserler ç›karm›fllard›r M›s›rl›lar. Sütunlu mimarinin harikulade oymal› ve ifllemeli örnekleri Dor sütun bafll›kl› Yunan mimarl›¤›n› hat›rlat›r. V. Sülale dönemi mimarisinde süsleme sanat› bafllar. Lotus ve palmiye bafll›kl› sütunlar bu dönemde ortaya ç›km›fllard›r ki, bu sütunlar›n üzerleri pek çok sembol ve yaz›yla kapl›d›r. Ayr›ca tanr›ça Hathor’un yüzünü gösteren Hathorik tipi, papirüs tipi de bu döneme aittir.

63

M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67


M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67 Eski ‹mparatorluktan sonra çok külfetli olan piramit sistemi terk edildi. Bunun yerine yeralt›na mezarlar kaz›l›p, yerüstündeki tesislerden vazgeçildi. M›s›r inanc›na göre ölen sadece bedendi ruh ise ebediydi. Bu durumda ölümsüz ruh için ayr›lan yiyecekler olmadan bir yaflam nas›l devam edecektir? Böyle bir soru M›s›r inananlar›n› kuflkuya düflürmüfl olmal› ki, ebediyete dayanacak baflka bir fleyler arad›lar. Orada da bulunan yöntem imgenin gücüydü. Böylece duvarlara, verilmek istenen mesaj neyse onun resmi yap›l›yordu ve böylece de heykel ve alçak kabartma sanat›n›n da geliflmesinin önü aç›l›yordu. M›s›r mimarisinde mezarlar kadar tap›naklar da önemli eserler aras›ndad›r. Harç kullan›lmadan büyük yontulmufl tafllar›n birbiri üzerine kendi a¤›rl›klar› vas›tas›yla yasland›r›larak infla edilmifllerdir. Son derece simetrik yaklafl›mla d›fl görünüfl oldukça sadedir. Eski ‹mparatorluk dönemine ait yap›lar da t›pk› piramitlerde oldu¤u gibi dönem özelli¤ine uygun olarak oldukça büyüktür. Basit görünüfllerine karfl›n hantal görünmemektedirler. Basit planlar›n›n oldu¤unu da eklemek gerek. Tanr›lar için yap›lan bu yap›lar binlerce köle ve esirin, kavurucu M›s›r s›ca¤›nda, k›rbaç alt›nda zorla çal›flt›r›ld›klar› ve binlercesinin feci ölümüne ra¤men yap›ld›klar› tezatt›r. Tap›naklara giden yollar, inan›lan pek çok tanr› heykeli ve sfenkslerle donat›lm›flt›r. Giriflin iki yan›ndaki kap›dan birbirine ba¤lanan kesik piramit biçiminde iki kap› kule vard›r. Buradan giriflte tavans›z bir alana var›l›r ki, bu bir tür avludur. Bu avlunun etraf› sütunlarla çevrilidir. Avludan sonra büyük salona geçilir. Buras› da t›pk› avlu gibi yo¤un sütunlarla doludur. Oldukça estetik bir yaklafl›mla yap›lm›fl sütunlar afla¤›ya do¤ru genifller ki, bu da yükseklik ve derinlik etkisini art›r›r. Lotüs ve Papirüs sütun bafllar›n› tap›naklarda s›k görüyoruz. Salonlar›n duvarlar› gibi bu sütunlarda da hiyeroglifler, kabartmalar ve resimler mevcuttur. Günümüze ulaflan tap›naklardan K›rnak’taki Amon Tap›na¤›, Seth I ile Ramses II’nin yapt›rd›klar› 300 hipostil salonlu yap›lar› da ilgi çekici-

dir. Teb’de tanr› Amon, Mut ve Konsu için yapt›r›lan Luksor Tap›na¤› da önemlidir. Bu tap›na¤›n iç mimarisi ve d›fl ilaveleri Amenofis III taraf›ndan yeniden elden geçirildi. Deyr-ül Bahri’de Mentuhotep’e adanan tap›nak ve kayaya oyularak yapt›r›lan Hocepsut’un tap›na¤› orta imparatorluk döneminin özelliklerini yans›tmas› aç›s›ndan önemlidir. Tarihte en çok mumyalama ifllemini yapanlar M›s›rl›lard›. Cenaze törenlerinin zahmet verici yan›ndan da dolay›, M›s›rl›lar için “ölümle çok u¤rafl›yorlar” denilir. Asl›nda M›s›rl›lar ölümle de¤il yaflamla, ebedi yaflamla ilgileniyorlard›. Bu yüzden bedenin mumyalan›p korunmas› önemliydi. Bedenin bozulmamas› için iç organlar› ve beyni boflalt›l›p ayr› bir kapta saklan›rken beden mumyalan›p sar›l›rd›. Sonra da ebediyete yolculuk için piramide özel bir odaya konurdu. Ölünün bulundu¤u odan›n duvarlar›na ruhlar dünyas›na yap›lan yolculukla ilgili resimler, büyüsel ritüeller ve baz› aç›klamalar ifllenirdi. Ölünün odas›nda bir tak›m lanetli sözler yaz›l›rd›. Ama bu tür sözleri söylemek sadece krallara mahsustu ki, s›radan insanlar›n lanetli sözlere baflvurmas› ölümle cezaland›r›lacak bir suç teflkil ederdi. Örne¤in Med›un Piramidi’nde “…ölünün ruhu, mezar soyguncusunun boynunu bir kaz›n boynunu burar gibi buracakt›r…” fleklinde bir tablet bulunmufltur. Tutonkhamon’un mezar›nda “Firavunun rahat›n› bozanlar› ölümün kanatlar› ezecektir” fleklinde not düflüldü¤ü görülür. Mezara zarar verecek ya da de¤erli eflyalar› çalacak olanlar bu lanetli sözlerden korkacaklard›, böylece kral-kraliçenin piramit içindeki bedenleri sonsuza kadar huzurlu olacakt›r. Ama ne kadar korunakl› olursa olsun her beden mutlaka çürüyecekti. Mumyalama bu süreci sadece geciktirebilirdi. Ki, bu da, sonsuzluk inanc›n› düflününce yeterli bir tedbir de¤ildi. Sadece bedenin varl›¤› da yetmezdi, ayr›ca d›fl görünümünün de korunmas› gerekiyordu. T›pk› yiyeceklerin bozulmas›na bulunan çare gibi bedenin bozulmas›na karfl› da imge devreye sokuldu. Zaman›n heykelcileri en dayan›kl› tafllara ölünün portresini iflliyorlard›. Böylece imge gerçe-

64


PART‹ZAN 67 ¤i temsil ediyordu. Ve ruh imgeyle amaca ulafl›yordu. Bütün bu aç›lardan bak›flla oldukça anlaml› bir biçimde M›s›r’da “heykelci” sözcü¤ü “yaflam› koruyan kifli” ile eflanlaml›yd›. ‹lk bafllarda sadece krallara yap›lan bu oldukça zahmetli ifller zamanla soylu, varl›kl› kimselere de yap›lmaya baflland›. Eski ‹mparatorluktan sonra oldukça masrafl› olan (özellikle cenaze ifllerinde) ritüellerin pek ço¤undan vazgeçildi. Ama resim, heykel gibi sanat dallar› Orta ‹mparatorluk ve Yeni ‹mparatorluk döneminde de oldu¤u gibi devam etti. “Oldu¤u gibi” diyoruz, çünkü, M›s›r tarihi boyunca sanattaki hakim e¤ilim de¤iflmemifltir. ‹ktidarlar›n el de¤ifltirmesine ba¤l› olarak sanatta da baz› çizgiler de¤iflmifltir. Ama öz olarak Eski ‹mparatorluk döneminde edinilen kat› kurallarla çevrelenen üslup ayn› kalm›flt›r. Öyle ki aradan binlerce y›l geçmesine ra¤men sanki hiç de¤iflmemifl, geliflmemifl ve sanki tek bir sanatç›n›n elinden ç›km›fl gibidir.

M›s›r heykelcili¤i Tarihin bütün uygularl›klar›nda, sanat dallar› aras›nda heykelcilik bafll›bafl›na bir emek ürünü olarak bilinir-tan›mlan›r. Eski ‹mparatorluk, Orta ‹mparatorluk ve Yeni ‹mparatorluk dönemlerinde tafl ahflap ve bronzdan yap›lan heykeller tap›nak saray ve mezar an›tlar›n›n özellikle cephelerinde yer al›rd›. Hanedanlar de¤ifltikçe bu sanat dal›nda da çizgilerde de¤iflim olmufltur. Kat› figürlerin yerini M›s›r Hanedanl›¤›’n›n son döneminde daha yumuflak çizgiler ald›ysa da uzun bir süre de¤iflim görülmez. M›s›r heykellerinde göze çarpan ilk fley ifadesiz ve geometrik düzene uygun, üstün do¤a gözlemcili¤iyle ele al›nm›fl ama bir hareketsizliktir. Özellikle Eski ‹mparatorluk dönemi portrelerinde heykelci, modelinin yaflam›ndan bir an› ya da o andan duyulan bir duyguyu ya da portrenin ötesine geçecek bir ayr›nt›y› dikkate almay›p sadece gerçe¤ine benzetmeyi esas alm›flt›r. Bütün bunlara karfl›n eserler belli bir anlay›fl›n kurallar› içinde bütünlüklü bir birlik olufltururlar. Böylesi bir bütünlü¤ün kaç›n›lmazl›¤›na

M›s›r’da “heykelci” sözcü¤ü “yaflam› koruyan kifli” ile eflanlaml›yd›. ‹lk bafllarda sadece krallara yap›lan bu oldukça zahmetli ifller zamanla soylu, varl›kl› kimselere de yap›lmaya baflland›.

65


M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67 neden olan fley, üslubun d›fl›nda dinsel inançt›r. Di¤er bütün kollar›nda oldu¤u gibi M›s›r’da heykel sanat›n›n kökü dinseldir. Ruhun ölümsüzlü¤üne olan inanç M›s›rl›lardan önce de vard›. Bu dünyadaki zenginli¤in ve rahat›n öte dünyada da devam etmesi için ac›mas›z, güçlü kimseler öldü¤ünde ölenin hizmetkarlar›, uflaklar›, köleleri ve hatta atlar› ve baflkaca ifle yarayacak olan hayvanlar› da öldürülüp onunla birlikte gömülürlerdi. Bunlardan hiçbirinin görevi bu dünyada bitmeyip öbür dünyada da devam edip efendilerinin hizmetini görürlerdi. ‹nan›fla göre oldukça akla yatk›n gelen bu davran›fl biçimi zamanla oldukça masrafl› oldu¤undan (kimbilir belki de fazla tepki çekti¤inden) bunun yerine imgeler kullan›lmaya baflland›. Ölenin öbür dünyadaki ifllerini görmesi için art›k hizmetkarlar› öldürülmeyip, onun yerine yani hizmetleri görmesi için resimler ve heykeller yap›lmaya baflland›. M›s›r’da heykelcilik tarihi üç bin y›l› aflk›n bir sanat dal›d›r. Ç›k›fl› da zaten daha önce dedi¤imiz gibi ölünün durumuyla alakal›yd›. ‹lk heykeller ölüyü temsilen mezara konurdu. Heykellerde ölenin ad› ve ne ifl yapt›¤› ve baz› sözleri yaz›l›yd›. III. Hanedan kral› Zoser’in heykeli an›tsal heykelcili¤in bilinen ilk örne¤idir ve Sakkara’daki basamakl› piramitte bulunur. Gize’deki sfenks II. Hanedan krallar› Senfru ile Keops’un heykelleri Kefren ve Mikernos’un portreleri geliflkin heykelcili¤in birer örnekleridir. Bununla birlikte II. Hanedan dönemi Prens Rahotep ile kar›s› Norget’in heykelleri de döneminin önemli çal›flmalar›d›r. Fakat V. Hanedanlar döneminde nedendir bilinmez, önemli kifliler d›fl›nda halktan insanlar›n da heykelleri yap›lmaya baflland›. “Ka-apes” ad›nda bir köyün yöneticisini temsil eden heykelle “oturan katip” heykelleri bunlardand›r. Pepi I’in Hierakanpolis’ten ç›kar›lan heykelci¤i Eski ‹mpatorluk döneminden farkl› olarak bak›rdand›. X. Hanedan döneminde heykel yap›m› yavafllad›. XII. Hanedan döneminde ise eserin çizgisinde biraz farkl›laflma görülse de köklü bir de¤iflim de¤ildi. Orta ‹mparatorluk döneminde-

ki eski aray›fllara dönüldü ama pek de baflar›ld›¤› söylenemez. Sonra yavafl yavafl yeni ürünler ortaya ç›kmaya bafllad›. Amenemhat III. ‹le Sesostris III’ün portreleri buna örnektir. Geleneksel M›s›r heykellerinde (ve resimlerinde) ifade aranmaz ya da bir duygu yans›maz. Sertlik ve hareketsizlik M›s›r heykelcili¤inin ay›rt edici özelli¤i olarak öne ç›kar. Bir kesinlik ve çizgi sadeli¤i göze çarpar. Buna neden olarak iki fley söylenebilir. Öncelikle yine din faktörü: ölünün bedenini temsil edecek olan heykellerin sadece ölen kifliye benzemesi yeterli olup baflka herhangi bir duygunun (nefle, üzüntü, gurur) yans›t›lmas› istenmezdi. ‹kinci bir sebep olarak da kullan›lan malzemeyi söyleyebiliriz. Heykelci, heykellerini gayet sert tafllardan oyuyordu. Herhangi bir yanl›fl hamleye düflülmesi kolay olaca¤›ndan bundan kaç›nmak için pek çok teferruattan uzak duruldu. Heykel için seçilecek tafl›n en sert olan›ndan olmas› ebediyet fikrine uygundu. Seçimde bu fikir belirleyiciydi. Ayakta duran tek ya da grup heykellerinde figürler cepheden (frantal), sol ayak bir ad›m önde ve kollar vücuda yap›fl›k olarak yontulmufltur. Oturan heykellerde ise figürler oturduklar› koltukla kaynaflm›fl gibidir. Eller, dizler üzerindedir. Sa¤ el yumruk biçiminde s›k›lm›flt›r. Bazen bir elin gö¤üs üzerinde durdu¤u da görülür. Ba¤dafl kurup oturan, yere yatan ve hamur açan insan heykelleri daha canl›d›r.(5) Heykelleri bir u¤rafl üzerindeymifl gibi gösterme durumlar› olsa da, görülen iflin bedene yans›y›fl› (kaslar›n zorlanmas›) olmad›¤›ndan hareketin belirsizli¤ine neden olur. Yap›lan iflin güçlü¤üne ra¤men bedenin duruflunu bozan belirtileri bile gösterme gere¤i duyulmaz. Buna karfl›n, her durumda simetri öne ç›kar. Örne¤in heykel ad›m atar biçimde gösterilse dahi vücudun üst k›sm› hareketsizdir. Vücutta, ad›mdan kaynaklanan hareket de¤iflimi gösterilmez, omuzlar sabit biçimde denge sürekli korunmufltur. Kabartmalarda gövde daima karfl›dan gösterilir ama bacaklar yandan ve ad›m atar biçimde biri ileridedir. Bafl bazen yandan, bazen önden gösterilmifltir. Yandan bak›ld›¤›nda da göz karfl›dan bak›yormufl gibi gösterilir.

66


M›s›rl› heykelciler hayvan heykellerini de oldukça çok yapm›fllard›r. Tanr› heykellerinde genellikle bafl hayvan, vücudun geri kalan› insan biçiminde yap›lm›flt›r. Özellikle, vahfli hayvanlardan ziyade, kedi, köpek, flahin, öküz gibi evcil (ya da evcillefltirilebilen) hayvanlar tercih ediliyordu ki, bunlarda da dinsel bir neden vard›. M›s›r heykelcili¤ine dair en bilinen iki örnek sfenks ve tanr› Horus heykelleridir. Sfenks’te gövde hayvan, bafl insand›r. Tanr› Horus heykelinde ise gövde insan, bafl hayvan (flahin) bafl› biçimindedir. M›s›r heykellerinde (ve resimlerinde) asl›nda birbirine kaynaflt›r›lmas› zor olan bu iki unsurun yani insan ve hayvan›n tek bir yap› fleklinde mükemmelen kaynaflt›r›lmas› ve bunun gayet do¤al bir rahatl›kla yap›lmas› oldukça dikkat çekicidir. Asl›nda insan ve hayvan›n sanat eserlerinde kaynaflt›r›lmas› bir döneme ait olmay›p ilkel ça¤larda da benzer örneklerin oldu¤unu görmüfltük. Yine ilkel kabilelerde, yerlilerin yüzlerine hayvan ve düfl gücü eseri canavar maskeleri takt›klar›n› da biliyoruz. Günümüz büyücüsü (sanatç›s› da) hayvan bafll› insan› yaratarak do¤ada bulunmayan, kutsal, tanr›laflm›fl varl›klar› yaratm›flt›r M›s›r’da. Sonuçta kal›plar›n d›fl›na ç›k›ld›¤›n› görüyoruz ve insan zihnindeki imgelemenin ne denli eski ve etkileyici oldu¤unu bir kere daha anl›yoruz. ‹nsan›n akl›na Ahmet Haflim’in “A¤aç aleladedir; öküz aleladedir; ama a¤aca ç›km›fl öküz… ‹flte bu harikuladedir” sözü gelmiyor de¤il. Tafltan yontulan heykellerin d›fl›nda Orta ‹mparatorluk döneminde ahflap heykellerin çoklu¤una rastl›yoruz. “Ölüye yemek götüren kad›n” heykelci¤i bu biçim örneklerin öne ç›kanlar›ndan biridir. Vücut oldukça zariftir. Özellikle kad›n›n vücudu, dar kalça, bir aya¤› ileride, kumafl tenine yap›fl›k, yüzde bir sadelik… MÖ 1600’lerde yap›lan heykel eski M›s›r heykelcili¤inin özelliklerini yans›t›r. M›s›r heykellerinde elbiselerin üsluplaflt›r›lm›fl biçimde vücuda yap›fl›k olarak verilmesi ç›plak insan vücudunun güzelli¤inin keflfedilmifl oldu¤unu gösterir. M›s›rl›lar gündelik hayatlar›nda zaten yar› ç›plak vaziyettedirler. Heykellerde

giysiler birkaç çizgiyle belirtilir. Gö¤üs hizas›ndan ve bacaklardaki enine çekilmifl çizgilerden anlafl›l›r bu. Giysinin vücuttan ayr› bir kabarmas› kat yerleri vb. görülmez. Kumafl vücuda bütünüyle yap›fl›kt›r. Neticede biçimi yans›tan kumafl de¤il vücut olmufltur. Kumafl geri plana çekilmifl hakim unsur vücut olmufltur. Heykel deyince, M›s›r tarihinin en güzel flaheseri belki de Amarna’da yap›lan Nefertiti büstüdür. Bu büstün yap›m›nda da geleneklere ba¤l› kalarak “flekil bozuculuk ve üsluplaflt›rma” görülür. Yüzde afla¤› do¤ru bir daralma, çenenin belirgin biçimde öne ç›kmas›, kafan›n geriye e¤dirilerek flapkan›n (ya da peru¤un) a¤›rl›¤›n›n hissettirilmesi gayet baflar›l›d›r. “Nefertiti’nin bafl› profilindeki zariflikle yüzy›llarca sonra do¤acak Rönesans’› haber verir.”(6) M›s›r’da alçak kabartmalar (t›pk› resimler gibi) bir sanat eseri yaratma arac› de¤ildi. Bunlar bir nevi anlat›m› a¤›rl›¤› olan yaz› gibi ele al›nmal›d›r. Zaten alçak kabartmalarda hep bir olay anlat›m› canland›r›lmak istenmifltir ve bu canland›rmalar yine dinsel inanca dairdir. Heykelcilik konusunda M›s›r’da ilgi çekici olarak ahflap heykeller ve heykellerin boyanmas› yayg›nl›kla görülür ki, tarihte çok ender görülen bir özelliktir bu. Boyan›n keflfedilen önemli bir ifllevi de ahflab›n uzun ömürlü kalmas›yd›. Hem alçak kabartmalarda hem de yüksek kabartmalarda perspektif ya da derinlik fikri hakim olmam›flt›r. Ayr›ca bir gelenek olarak, biçim bozuculuk ve üsluplaflt›rmaya uygun olarak gerçe¤e ba¤l› kal›nmaz. Gerçe¤i bire bir yans›tmak, gerçe¤in düzenine uymak zorunlulu¤u hissedilmez. M›s›rl› sanatç› sadece gerçe¤i hat›rlatmak için figürler kullan›r ve bunu, gördüklerini de¤il akl›ndakileri eserine yans›tarak yapar.

M›s›r’da resim sanat› Eski M›s›r’a dair bilgi edinmek için oldukça aç›k seçik biçimde tap›nak ve piramitlerin duvarlar›na çizilmifl resimler çok belirgin aç›klamalar sunar. Çünkü o resimler güzele ulaflmak için yap›lm›fl de¤illerdir. Gerçe¤in hat›rlanmas›n› sa¤layacak kadar aç›kl›k ve kesinlik yeterlidir. T›pk› heykel sanat›nda oldu¤u gibi modele sad›k kal›nmaz: Modelin herhangi bir an›n›n, herhangi

67

M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67


M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67 bir duygusunun yans›t›lmas› için çaba harcanmaz, sanatç›n›n zihninde canland›rd›¤› gerçe¤e dair imgeler yans›t›lm›flt›r. Daha önce söyledi¤imiz gibi M›s›r sanat›nda de¤iflim çok az görülür. Bunun nedeni kat› kurallara ba¤l› kal›nmas›d›r. Bu kurallar resim sanat› için de geçerlidir. Sanki perspektif bilmez çocuklar›n ellerinden ç›km›fl gibidir resimler. Örne¤in, k›vr›mlar›n rahat verilebilir oluflundan insan bafl›; insan figürlerinde bafl yandan verilir. Bedenin üst k›sm› yine karfl›dan görünüflle çizilir. Bunun nedeni hareketi iyi yakalamak için olmal›. Bunlarla tezat biçimde vücudun alt k›sm› yani bacaklar yandan görünüflle çizilir, ayaklar da baca¤›n hareketine uygun olarak yandan çizilmifltir ama ilginç bir biçimde iki bacak da d›fltan de¤il iç k›s›mdan görünüyormufl gibidir. Ayak baflparmaklar›n›n ikisi de ayn› tarafta görünüyordur. Yani iki ayak da sol ya da iki ayak da sa¤ ayakm›fl gibi. Sonuçta ortaya ç›kan, gerçe¤iyle örtüflmeyen çarp›k bir figür. Ama gözden kaçmayacak kadar bariz bu çarp›kl›k, sanatç›y› bunu yapmaya zorlayan kat› kurallar›n ürünüdür. M›s›r’da da resim sanat› seramik üzerine ifllenen süslemelerle bafllar. Eski ‹mparatorluk döneminde bütün kollarda oldu¤u gibi resim sanat›nda da din faktörü öne ç›kar. Zaten M›s›r sanat›n›n özgün üslubunu belirleyen de bu faktördür. Kabartmalarda oldu¤u gibi, M›s›r sanat›nda da perspektif yoktur. Güzellik aranmayan, kat› kurallara ba¤l› kal›narak, t›pk› yaz› gibi bir olay anlatan üsluplaflt›r›lm›fl bir yüzey resmidir. Gerek hayvan gerek insan figürlerine bakt›¤›m›zda do¤an›n gayet iyi gözlemlenmifl oldu¤unu görüyoruz. Fakat güzellikten ziyade bir anlat›m arac›

olmas›, resimde zamanla bir kal›plaflmaya u¤ramas›, gerçe¤i oldu¤u gibi vermeyi engelleyip yap›c›s›n›n kafas›ndaki canland›rmalar› yans›tmas›n› ortaya ç›kard›. K›vrak çizgi sadeli¤iyle neticeye varan M›s›r sanatç›s› kad›n tenini, aç›k bir renk olarak sar› ya da pembe, erkek tenini kahverengi ve k›rm›z› renkte gösterdi. (Yaln›zca tanr›ça Kathor’un teninin koyu renkte gösterilmifl olmas›n› bir istisna olarak görmek laz›m. Bunun neden böyle oldu¤u ise bilinemiyor.) Fakat Orta ve Yeni ‹mparatorluk dönemlerinde renklerde farkl›laflmalar görülür. “M›s›r sanat›nda kral mezarlar›n› süsleyen resimlerden ço¤unlukta olan dört ›rk›n yaflad›¤› tahmin edildi. Bunlardan M›s›r’›n yerlilerini k›rm›z› (Rot-en-ne-roma) renkte. Asyal›lar ya da sarüleri sar› (Namu) renkte, Libyal›lar›, bat›l› ve kuzeylileri mavi gözlü, sar› sakall› (Tamhu) olarak nitelendirdiler.” (7) Elbette bütün bu insanlar gündelik yaflamdaki yerlerini belirten kesitlerle yans›t›lm›fllard›r. Örne¤in Tutankhamon ve Ramses’in mezar duvarlar›nda köle-kölelerin hayatlar› neredeyse resimli belgesel biçiminde anlat›lmaktad›r. M›s›rl› sanatç›n›n ba¤l› bulundu¤u kat› kurallar onun gelene¤in d›fl›na ç›kmas›n› engelliyordu ama bu durum asla bir k›s›tlama olarak görülmüyordu. Zaten hiç kimse de ondan bu kurallar› aflmas›n› beklemiyordu. E¤er s›raya dizilmifl hayvan ya da insanlar yans›t›lacak olsa dahi en yak›ndakiyle en uzaktaki ayn› ebatta çizilirdi. Bu perspektif yoklu¤una kimse ald›r›fl etmezdi. Örne¤in krallar her zaman di¤er insanlardan daha büyük çizilirdi. Resimde oturur vaziyette olanlar›n elleri hep dizlerinin üzerindedir. Daha önce

68


söyledi¤imiz kurallar› da bunlara ekleyerek söylersek, bütün bunlar›n toplam› oldukça kat› yasalard› diyebiliriz. Bu yasalar›n bu kadar kat› olmas›n›n önemi, anlat›lmak istenen fleyin herkes taraf›ndan net-aç›k olarak anlafl›lmas› olmal›d›r. Uzun y›llara yay›lan bir ö¤rencilik sürecinde sanatç› adaylar› bütün bu yasalar› ö¤renmek zorundayd›lar. Sadece çizebilme yetene¤i yeterli de¤ildi, ayn› zamanda çizilen fleyin neyi temsil etti¤i de bilinmeliydi. Pek çok tanr›s› olan M›s›r’da ayr› ayr› her tanr›n›n hangi tasvirle verilece¤i (örne¤in günefl tanr›s› Horus do¤an ya da do¤an bafll›, ölüm tanr›s› Anubis çakal ya da çakal bafll› vb. vs.) ö¤renilmek zorundayd›. Oldukça zahmetli bir ö¤renme sürecine tabi tutulan sanatç› adaylar› ayr›ca güzel yaz› yazmay›, her türlü imgeyi ve hiyeroglifleri de anlafl›l›r biçimde iflleyebilme yetene¤ini de kazanmal›yd›lar. Bugün, M›s›r hakk›nda bu kadar çok detaydan bahsedilebiliyorsa bunun en önemli etkeni bu kat› kurallard›r. Tek bir yasa buyru¤unca hareket edilmesi M›s›r sanat›nda kendine özgü bir üslup yaratm›flt›r. Ve bu, herkesçe vazgeçilmezcesine kabul görmüfltür. M›s›r sanat›n›n binlerce y›l boyunca çok az de¤ifliklik göstermesinin nedeni de budur. “Piramitler döneminde iyi ve güzel say›lan her fley bin y›l sonra da ayn› derecede iyi say›lmaya devam edildi. Yeni modalar›n istendi¤i do¤rudur, ama insanla do¤an›n imgelefltirme biçimi özde ayn› kalm›flt›r.” (8) Ama bir firavun vard› ki, sanatta kat› gelene¤in kal›n duvarlar›n› aflmay› bilmifltir. Bu firavun 18. sülaleden IV Amenofis’tir. IV. Amenofis çocuk yaflta tahta geçti. M›s›r, Amon ve Ra tanr›lar›na tap›yordu. Rahipler krallara ra¤men ülkede etkin güçlerdi. Kral önemli bir ifle koyulmadan önce tanr›lar›n buyru¤undan haberdar olmak için rahiplerden kehanetleri dinlerdi. Bu yüzden hem askeri faaliyetlerde hem de toplumun yönlendirilmesinde rahipler neredeyse tek söz sahibiydiler. M›s›r dini dura¤an ve gelenekçiydi. Tanr›lar bir düzen yaratm›flt› ve herkes o düzene uymak zorundayd›. Amon ve Ra en büyük tanr›lard›. Hatta bir zaman sonra Amon-Ra-Horahte olarak birlefltirildiler. Bu bile bir de¤iflim olarak görülmelidir. IV. Amenofis tahta geçti¤inde bu di-

ne inan›yordu. Teb yak›n›nda yapt›rd›¤› ilk tap›naklar tafl bloklar kullan›larak ve eski, nasif mimari üslubunda infla edilmiflti. ‹nsan ve tanr› figürleri daha yumuflakt› ama yine de gelenekçilik korunmufltu. IV. Amenofis, Ra-Harakte tap›na¤›n› terk edip yeni günefl tanr›s› Aton’a inanmaya bafllad›. Bu, çok bilinen, insan ya da hayvan biçiminde tasvir edilmeyip ›fl›nlar›yla insanlar› esirgeyen günefl kursuyla tasvir ediliyordu. Ad›n›n anlam› “Amon ba¤›fllay›c›s› olan Amenofis bu ad› de¤ifltirip “Aton’u memnun eden” anlam›na gelen Akhenaton ad›n› ald›. Teb’de Amon-Ra’ya tap›nmay› yasaklad› ama etraf› entrikac› rahipler ve subaylarla çevriliydi. Bu yüzden buradan ayr›l›p bofl bir alan olan Amarna’da bir flehir kurmaya giriflti. Burada tanr› Aton’a hediye olarak bir tap›nak yapt›rd›. Çok sevdi¤i kar›s› Nefertiti’nin (anlam› “güzel geldi” demektir) ad›n› NeferNefru-Adon olarak de¤ifltirtti. Oysa Nefertiti din konusunda kocas›yla ayn› fikirde de¤ildi, hatta çat›flmal›yd›lar. Nefertiti Aton’un Amon’dan daha üstün olamayaca¤›n› söylüyordu. Zaten Nefertiti bir süre sonra kocas›ndan ayr›l›p o¤lu Tutankamon ve Vezir Ay ile birlikte Amon Tap›na¤›’na tafl›nacakt›r. Amarna’da yeni bir flehir kurulurken kat› kurallar›n zincirlerinin de birer birer k›r›ld›¤›n› görüyoruz. Geleneksel sanat anlay›fl›ndan vazgeçildi. Eski tap›naklar›n yekpareli¤inin aksine duvarlar daha küçük tafllarla örülmeye bafllanm›fl, süslemelerde yeni ateflli bir sanat›n heyecanl› sahneleri yans›t›lm›flt›r. Hem Akhenaton hem de Nefertiti sanatsal yarat›c›l›¤› destekliyorlard›. Biny›llar›n kal›b›ndan kurtulan sanatç› ise bunu biçimlerde abart›ya kaçarak kutlar gibiydi. Sonsuza kadar de¤iflmeyecekmifl gibi görünen ve inan›lan M›s›r sanat›, art›k k›r›lmaya bafllam›flt›. Bilinen ezberlenmifl sahnelerin ötesinde flimdi’yi, an’› yakalamaya çal›fl›yordu sanatç›. Hatta gündelik hayattan kesitler bile verilmeye baflland›. Örne¤in kral bir törene baflkanl›k ederken, kar›s›na dokunurken ya da yemek yerken bile görülebiliyordu ki, geleneksel sanatta bu olacak fley de¤ildi. Akhenaton’un kar›s› Nefertiti ve alt› k›z›yla

69

M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67


M›s›r sanat›...

PART‹ZAN 67 birlikte aile yaflamlar› halka aç›kt›. Resmedilebilecek kadar yak›n… Nefertiti, kocas›yla birlikte dinsel törenlere kat›l›yor, büyük törenlerde kocas›yla birlikte savafl arabas›nda görünüyor ve bütün bunlar da kabartmalar-resimlerde iflleniyordu. (9) Nefertiti büstü dönemin ününü yans›t›r. Büstün kusursuz narinli¤i harikuladedir. Heykelci Tutmesis taraf›ndan yap›lan büstle sonsuzluk hissi veren geleneksel sa¤laml›k duygusu verilmek yerine güzel ve uçucu bir izlenim yans›t›lm›flt›r. Dönemin canl› ve kalabal›k sahneleri de ifllenen temalardand›r. Yüksek rütbeli memurlar›n mezar odalar›n›n duvarlar›ndaki boyal› kabartmalar›nda kentin gündelik yaflam›ndan sahneler ve din hakk›nda da bilgiler yer almaktayd›.

Kral ve ailesinin yer ald›¤› sahneler, gündelik yaflam içinde ve Aton diniyle uyum halinde gösterilmifltir. Aton, Akhenaton ve Nefertiti’ye yaflam›n s›rr›n› sunan biçimde ›fl›k demeti saçan günefl olarak gösterilir. Kral ve ailesi do¤alc› bir üslupla s›radan ortamlarda ve gelifligüzel pozlardad›r. Mezarlarda genellikle ölümden sonraki yaflam de¤il gündelik yaflamdan kesitler canland›r›l›yordu. Resimler bölmelere ya da yatay fleritlere ayr›lmay›p duvar yüzeyinin bütününü kaplar vaziyetteydi. Do¤al biçimlere duyulan ilgi

do¤a resimlerinin de artmas›na neden oldu. Ki bu konuda harikalar yarat›ld›¤› gerçektir. Bütün bunlardan sonra eserlerin dura¤an de¤il geçici ve duygusal bir nitelik tafl›d›¤›n› söylemeliyiz. Biny›llar›n geleneksel kal›plaflm›fl üslubunun d›fl›na ç›k›lan bu dönem üslubuna “Amarna üslubu” da denir. Fakat bu kültürel de¤iflim uzun sürmedi. Firavun Akhenaton 19 yafllar›nda Vezir Ay’›n da yard›m›yla Amon rahiplerinin kurdu¤u pusuyla zehirlenip öldürüldü. Resmi kaynaklara ise “Marfan sendromu” olarak yaz›ld›. Ad› krallar listesinden silindi. Ve kurdu¤u flehir yerle bir edildi ve kendisi “Akhenoton cad›s›” olarak an›ld›. Nefertiti’nin Amarna Üslubu’nu destekleme çabas› ise rahiplerce engellendi. Akhenaton ve ailesinin mezar odalar›nda yine prenses Meketaton’un ölümüne yas tutan kraliyet ailesi betimlenir. Akhenaton’dan sonra Tutankhamon’un mezar›nda da bu yeni üslubun izleri görülür. O da firavundu ve tanr›sald›, ama o da t›pk› Akhenaton gibi insansal yanlar›yla yans›t›l›yordu resimlerde. Bugün Kahire Müzesi’nde bulunan alt›n kaplamal› resimde, kraliçe, tahtta oturan kocas›n›n omzuna narince dokunuyordur. Kar›-koca içtenli¤ini yans›tan samimi bir pozdur bu. Ayr›ca kral, gelene¤e göre etraf›ndaki herkesten daha büyük resmedilirken bu resimde efliyle ayn› boydad›r. Hele kral, elini taht›n s›rtl›¤›na atm›fl gayet rahatken kraliçenin hafif öne e¤ilmifl vaziyeti bu rahatl›¤› tamamlar. M›s›r’›n bu yeni üslubunun ömrü uzun sürmedi. Eski, tutucu üslubun gücü daha Tutankamon döneminde yeni üslubu tekrar kal›n duvarlarla çevreledi. Tam afl›lmam›fl olan gelene¤e ba¤l›l›k daha bin y›l sürecekti. Amarna üslubunun can çekiflmeleri de fayda etmeyecektir. YARARLANILAN KAYNAKLAR 1- Ali Nalç›n- A’dan Z’Ye M›s›r-Ozan Yay. Sf. 218 2- Ergun Candan-Antik M›s›r S›rlar›-S›n›rötesi Yay. Sf. 3- Age. Sf. 65-75 4- Zahir Güvemli-Sanat Tarihi-Varl›k Yay. Sf 239 5- MEB AÖL Ders Notu-1-2 Sanat Tarihi. Sf 41 6- Zahir Güvemli-Sanat Tarihi-Varl›k Yay. Sf 25 7- Ali Nalç›n-A’dan Z’ye M›s›r-Ozan Yay. Sf 218 8- E. H. Gombrich-Sanat›n Öyküsü-Remzi Yay. Sf 39 9- Bilim ve Gelecek-Say› 44 Sf. 28

70


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

“Aslanlar kendi tarihine sahip olana kadar, av hikayeleri avc›lar› yüceltecektir.” Bu Afrika

halk

deyifli,

ezen-sömüren

s›n›fla-

r›n tarihe yaklafl›m›n› özlü biçimde ifade etmektedir. Her sömürücü s›n›f›n varl›¤›, kitlelerin manipülasyonunu

zorunlu

k›lar. Bu yüzden, sömürücü s›n›flar tarihi yeniden çarp›larak yazar. Dolay›s›yla günümüze

kadar

hâkim

olan tarih anlay›fl›, bu s›n›flar›nki olmufltur.

71


PART‹ZAN 67

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

Girifl: “Aslanlar kendi tarihine sahip olana kadar, av hikayeleri avc›lar› yüceltecektir.” Bu Afrika halk deyifli, ezen-sömüren s›n›flar›n tarihe yaklafl›m›n› özlü biçimde ifade etmektedir. Her sömürücü s›n›f›n varl›¤›, kitlelerin manipülasyonunu zorunlu k›lar. Bu yüzden, sömürücü s›n›flar tarihi yeniden, çarp›tarak yazar. Dolay›s›yla günümüze kadar hâkim olan tarih anlay›fl›, bu s›n›flar›nki olmufltur. Ezilenlerin ve emekçilerin hakl› mücadelesini sürdüren devrimcilerde, hala tarihin incelenmesini gereksiz bulanlar bulunmaktad›r. Yan› s›ra, tarihe tek yanl› ve dogmatik yaklaflanlar da az de¤ildir. Bu durum, parças› oldu¤umuz Ortado¤u tarihinin özümsenmesini ve bundan dersler ç›kar›lmas›n› engelliyor. Dolay›s›yla sömürücü s›n›flar›n tarih anlay›fl›, kitlelerde daha fazla etkin olabiliyor. Özellikle dini biçimler alan say›s›z halk ayaklanmas›, dine s›n›fsal bak›lmad›¤› için yeterince incelenmemifltir. Bu durum sadece kitlelerin de¤il, devrimcilerin de sömürücülerin tarih anlay›fl›ndan etkilenmelerini sa¤lamaktad›r. Bugün, Ortado¤u’daki direnifllerin dini biçimlerine yeterince destek verilmemesi, Ortado¤u ve ‹slam’›n yekpare “gerici, yobaz” ilan edilmesi vb. hepsi, bu etkilenmiflli¤in ürünüdür. Ortado¤u co¤rafyas›nda hâkim din olan ‹slam, kendisinden önceki onlarca din gibi, sömürücülerin ve halk›n dini olarak ikiye ayr›flm›flt›r. ‹slam, sömürücü s›n›flar›n bafll›ca manipülasyon arac› iken, halklar›n da temel isyan motifi olmufltur. Bu ikili yaklafl›m›n s›n›fsal temelini kavrayamamak tek yanl›l›¤a sebep olmaktad›r. Engels, Köylüler Savafl› adl› eserinde “Feodalizme karfl› devrimci muhalefet, tüm ortaça¤ boyunca kendini, koflullara göre kimi zaman aç›k mezhep sapk›nl›¤›, kimi zaman da silahl› ayaklanma biçiminde gösteriyordu”(1) demifltir. Bu belirleme, tamam›yla Ortado¤u tarihi için de geçerlidir. Bu temel yaklafl›m›n kavranmas›ndaki eksiklikler, tarihin motoru olan s›n›f savafl›m›

yerine görüngülerin ve biçimlerin esas al›nmas›na neden oluyor. Yani öz, biçime feda edilerek, egemenlerin tarih anlay›fl›ndan etkilenme zemini geniflletilmektedir. Engels, ayn› eserinde “E¤er bu s›n›f savafl›mlar›, o ça¤da, dinsel bir nitelik tafl›yor, e¤er çeflitli s›n›flar›n ç›kar, gereksinme ve istemleri din maskesi alt›nda gizleniyor ise, bu hiçbir fleyi de¤ifltirmez ve ça¤›n koflullar› ile kolayca anlafl›labilir”(2) demektedir. Ama bu kolayl›k, Marksist olmayan yaklafl›mlar nedeniyle zorlu¤a, tek yanl›l›¤a, do¤malara dönüflebilmektedir. Bu sorunlu yaklafl›m› günümüzün incelenmesinde sürdürenler ise genifl kitleleri anlama ve örgütlenmede zorluk çekmektedir. Bu sorunu ve yaklafl›m› ortadan kald›rman›n önceli¤i MLM’nin dine yaklafl›m›n› kavramak ve dinlerin tarihini sosyo-ekonomik temelde inceleyerek, kitleler ile sömürücü s›n›flar taraf›ndan nas›l alg›land›¤›n› irdelemektir. Marksizm’in dine yaklafl›m›n› dogmatik hale getirenlerin en çok kulland›¤› al›nt›, “din halk›n afyonudur” belirlemesidir. Oysa bu c›mb›zla çekilen üç kelime, Marks’›n dinle ilgili de¤erlendirmesinin tek yan›n› oluflturmaktad›r. Marks’›n din üzerine yapt›¤› de¤erlendirmeyi biraz daha genifl al›rsak, ne demek istedi¤imiz daha iyi anlafl›l›r. Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi’nde, dinle ilgili flunlar› söylemifltir: “Din, bu dünyan›n genel teorisi, onun ansiklopedik özeti, manevi onuru, coflkunlu¤u ahlaki bak›mdan onaylanmas›, gösteriflli bütünleyicisi, evrensel avunmas› ve hakl›l›¤›d›r… Dinsel s›k›nt›, bir yandan gerçek s›k›nt›n›n ifadesi, bir yandan da gerçek s›k›nt›ya karfl› protestosudur. Din, akl›n içinden at›ld›¤› toplumsal koflullar›n ruhu oldu¤u gibi, ezilmifl yarat›¤›n iç çeliflkisidir; tafl yürekli bir dünyan›n ruhudur da. Din, halk›n afyonudur.”(3) Dolay›s›yla Marks, dini, sadece “afyon” olarak de¤il, dünyay› ve toplumu alg›lama biçimi olarak da ortaya koymufltur. Ancak, dogmatik bak›fl aç›s›, tek yanl› yaklaflarak, kitlelerin dine yaklafl›mlar›n›n özünü kavramaktan uzaklaflm›flt›r. Bu dogmatik yaklafl›m, c›mb›zlama iflini Lenin’in eserlerinde de sürdürmektedir. Le-

72


PART‹ZAN 67 rin, günümüzde nas›l hayati önem tafl›d›¤›n› görece¤iz. Bu ayaklanmalar› daha iyi kavramak için dönemin sosyo-ekonomik durumuna genel olarak bakaca¤›z. Bunun için de hem ‹slam öncesine hem de yay›lmas›na bir göz ataca¤›z.

A. Ortado¤u’nun ‹slamiyetle özdeflleflmesi 1.‹slamiyet Öncesi Durum Günümüzde hem Arap yar›madas›nda hem de Türkiye’de resmi ve bask›n olan din ‹slamiyet’in Sünni ba¤naz kesimidir. Sünni ba¤naz ideoloji kendisini yüceltmek için, ‹slam öncesi döneme “cahiliye devri” demektedir. Bu dönemde Araplar›n “k›z çocuklar›n› diri diri topra¤a gömdü¤ünü”, kültürün esamesinin okunmad›¤›n›, inançs›zl›k ve ahlaks›zl›¤›n diz boyu oldu¤unu, savafllar›n hiç eksik olmad›¤›n› vb. iddia etmektedir. Oysa say›s›z kaynaktan bunlar›n yalan oldu¤u anlafl›lmaktad›r. Burada amaç, kitlelerin hâkim ideolojiyi kutsamalar›n› sa¤lamakt›r. Araplar›n hepsi k›zlar›n› diri olarak (veya ölü fark etmez) gömseydi, flu anda hiç Arap olmazd›. Ancak faflist, ba¤naz ideolojide mant›k ve tutarl›l›k aramak beyhudedir. Sünni ba¤naz kesim, kendi ahlak›n› ve “insanc›l›¤›n›” dünyan›n en iyisiymifl gibi göstermek için, kendisinden önceki dönemi en kötüymüfl gibi göstermek zorundad›r. Arap yar›madas›n›n, ‹slamiyet öncesi dönemde, dünyan›n kültür merkezlerinden biri oldu¤u, genifl çevrelerce kabul görmektedir. Helenistik dönemle (M.Ö 4-1 yy’lar› aras›) birlikte, Ortado¤u, Asya ile Güney Avrupa aras›nda bir ticaret merkezi haline gelir. Bu durum tüm bu uygarl›klar›n kültürlerinin Ortado¤u’ya tafl›nmas›n› sa¤lar. Daha sonra Roma, Do¤u Roma (Bizans, kuruluflu MS.393) ve Sasani ‹mparatorluklar› (‹ran) döneminde de bu özelli¤ini korumufltur. Edebiyat, felsefe, matematik, astronomi, daha sonra da t›p, hukuk gibi alanlarda, dünyan›n en ileri merkezlerinden biri olma özelli¤ini yaklafl›k 11. yy’a kadar sür-

73

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

nin’in, “din halk›n afyonudur” belirlemesini, Marksizm’in dine yaklafl›m›ndaki köfle tafl› olarak yorumlamas›n› da tek yanl› ele almaktad›r. Böylece Marks’tan c›mb›zlad›¤› belirlemeyi bununla kutsamaktad›r. Oysa Lenin, “iflçi y›¤›nlar› üzerinde sonsuz bask› ve zorbal›¤a dayanan bir toplumda dinsel önyarg›lar› yaln›zca propaganda yöntemiyle giderilebilir sanmak aptall›k olur. ‹nsanl›¤a vurulmufl din boyunduru¤unu toplum içindeki ekonomik boyunduru¤unun yaln›zca bir ürünü ve yans›mas› oldu¤unu unutmak burjuva darkafal›l›¤› olur… Biz, hep bilimsel dünya görüflünü esas alaca¤›z”(4) demifltir. Lenin, dinle mücadelede felsefi-teorik mücadele ile siyasal mücadeleyi ayr›flt›rmaya özel önem verir. Dine kar›fl bilimsel yaklafl›m› esas al›rken, iflçi s›n›f›n›n mücadelesinin dinsel önyarg›lardan ar›nd›r›lmas›n› ve yo¤unlu¤un ekonomik-politik sorunlara verilmesi gerekti¤ini vurgular. Dinin, ezilenlerin ve emekçilerin kopmaz bir parças› oldu¤unu unutmadan, ancak, sosyo-ekonomik kökleri kurutulunca yok olabilece¤ini söyler. Bu kökenin, yok edilebilmesinin temel bir koflulu da halk›n dinini tarihiyle birlikte ö¤renerek, buna göre hareket etmektir. Bu temel yaklafl›m›n kavranmamas›, ülkemizde –özellikle gençlerde-, din ve tanr› gibi konular›n k›s›r döngü içinde tart›fl›lmas›n› ve baz› kesimlerden uzak durulmas›n› beraberinde getirmektedir. Ayn› eksiklik, Ortado¤u co¤rafyas›n›n din biçimli halk ayaklanmalar› ve ortakç›-eflitlikçi cumhuriyet deneyimlerinin özümsenmesini engellemektedir. Dolay›s›yla emekçi s›n›flar›n deneyimi olan teori darlaflt›¤› için pratik de darlaflmaktad›r. Bu yaklafl›m, “kitlelerden kitlelere (Mao)” ve “kitlelere kendi deneyimlerinden yola ç›karak bilinç tafl›ma (Lenin)” ilkelerinin yeterince yaflam bulmas›n› engellemektedir. Bu yaz›da amac›m›z, MLM’nin dine yaklafl›m›n› Ortado¤u tarihine uyarlamak ve bu paralelde çarp›c› örnekler sunmakt›r. Böylece Marksizm’in dine yaklafl›m›n›, yaflanm›fl olanca ayaklanmada teyit edilecektir. Bu ayaklanma ve ortakç› cumhuriyetlerden ç›kar›lan dersle-


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 dürmüfltür. ‹slamiyet’ten önce, özellikle fliir dal›ndaki Arapça eserler, en yayg›n edebi ürünlerdi. O dönem, fliir dili Arapça olarak an›l›rd›. Yunan, Roma, Hindistan ve Çin kültürlerinin kaynafl›m›n›n en yo¤un oldu¤u bölge Ortado¤u’ydu. Hal böyleyken, Sünni ba¤naz kesimin bu dönemi karalamas›, kendi kültürünü yüceltme çabas›n›n ürünüdür. ‹nançs›zl›k ve ahlaks›zl›¤›n hâkim oldu¤u görüflü ise, yine kendisininkileri yüceltme arac› olarak ortaya at›lm›flt›r. Çok tanr›c›l›¤›, inançs›zl›k ve kâfirlikle eflde¤er gören Sünni ba¤naz ideoloji, ahlaka da iki bacak aras›ndan ve ataerkil zihniyetle bakmaktad›r. 9 yafl›ndaki çocuklarla evlenmeyi, onlarca cariye ve efle sahip olmay› “yüce” bir ahlak ürünü olarak görmektedir. Ama ‹slamiyet’in ilk dönemlerinden bafllayarak hem ülke içinde hem de iflgal edilen bölgelerde nehirlerin rengini de¤ifltirecek kadar kan dökülmesini, ahlakla ba¤daflt›rmaktad›r. Sünni ba¤naz kesim için, kanla beslenmek ve büyümek “yüce bir ahlak” say›l›yor. Savafllar›n eksik olmamas›, özellikle MS. 5. ve 6. yy’lar için do¤rudur. Ama ‹slam-Arap devleti savafllar ve iflgaller üzerinde büyümüfltür. Sünni ba¤naz kesim kendi savafllar›n› cihad (kutsal ve meflru savafl) olarak görürken, ‹slam öncesi savafllar› “cahiliye” savafllar› olarak nitelemektedir. Günümüz sömürücü s›n›flar›n›n yapt›¤› gibi devletin fliddeti “meflru”, devlet olmayanlar›nki “terör”dür. Ortado¤u’da özellikle Do¤u Akdeniz K›y›lar›, Basra Körfezi, Yemen, M›s›r ve Mekke (Hicaz) uluslararas› ticaret merkezleriydi. Gü-

ney Avrupa ve Asya ülkelerinin yan› s›ra Habeflistan, Tunus, Cezayir gibi Afrika ülkelerinin de ticaret temsilcilikleri bulunuyordu. Mekke, uzun bir dönem bu merkezlerin en geliflkin olan›yd›. Daha sonra, fiam, Antakya, Aden (Yemen) de birer ticaret merkezi olmufltur. Bu özellik, tüm bu ülkelerde siyasal-kültürel iliflkiyi de beraberinde getiriyordu. O dönemler Ortado¤u, dünyan›n panoramas› gibiydi. Bu ortamda Arap yar›madas›n›n en güçlü sömürücü s›n›f›n› tüccarlar oluflturuyordu. Güney ve kuzey kesimlerde ise tar›m geliflkindi. Buralarda toprak a¤as› ve köylüler yo¤unluktayd›. Bölgede, özellikle k›y› flehirlerinde zanaatç›l›k geliflkindi. Esnaf›n yo¤unlaflt›¤› bölgeler de buralard›. En alt kesimde ise köleler bulunuyordu. Köleler, tar›msal üretimden ziyade ev hizmetlerinde ve bina veya su kanal› yap›m›nda kullan›l›yordu. Gelir da¤›l›m›n›n en alt kesiminde bulunan bir kesimse, kabileden d›fllanm›fl olanlard›. Bunlar flehir ve kasabalar›n dilenci-berdufl kesimini olufltururdu. Arap yar›madas›n›n göçebe kabileleri de büyük bir say›sal gücü oluflturuyordu. Göçebe kabileler, Arap yar›madas›n›n orta ve güney kesiminde yo¤undu. Çöl yaflam›n›n bir parças› haline gelen bu kabile mensuplar›, birer savaflç› olarak yetifliyordu. Bu kabilelerin as›l geçim kayna¤› hayvanc›l›k ve kervanlar›n güvenli¤i-k›lavuzlu¤u idi. Çölü çok iyi bilen bu kabileler, dönemin en büyük ordular›na karfl› bile yenilmez bir özelli¤e sahipti. Roma, Bizans, Sasani imparatorluklar› defalarca bu kabilelere karfl› büyük seferler dü-

74


zenlediler. Ancak kabileler gerilla tarz›yla, bu ordular› periflan ediyorlard›. Bu düzenli ordular, uçsuz bucaks›z çölü bilmedikleri gibi, çöle dayan›kl› de¤illerdi. Çöldeki en ufak gözeyi bilen kabile savaflç›lar›n›n aksine çölde susuzluktan telef olabiliyorlard›. Bu yüzden de az say›daki kabile savaflç›lar›n› yenemiyorlard›. Çöl ve kabilelerin bu özelli¤inden dolay› bu devletler kabilelerle genelde iflbirli¤ine gitmeyi tercih ettiler. Roma ve Bizans’›n, Asya ile olan ticareti Arap yar›madas›ndan geçiyordu. Hazar’›n kuzeyinden dolanan ticaret yolu hem daha pahal›yd› hem de güvenli de¤ildi. Bu yüzden Arap kabilelere bu ticaretten pay verilirdi. Bu durum, kabile sisteminin fazla de¤iflmeden yüzy›llarca daha yaflamas›nda önemli rol oynad›. Bu kabile sisteminin en çarp›c› özelli¤i, özel mülkiyetin geliflmemifl olmas›yd›. Di¤er do¤u toplumlar›nda oldu¤u gibi, toplumsal mülkiyet hâkimdi. Kabile hayvanlar›, ortak mülkiyette olan meralarda otlat›l›rd›. Bu topraklar›n, di¤er kabilelere karfl› korunmas› da ortakça yap›l›rd›. Engels bu durumun do¤unun “siyasal ve dinsel tarihinin özü”(5) olarak ifade etmektedir. Gerçekten de ‹slam-Arap devletinin ideolojisi ve siyaseti, bu kabile sisteminin üzerinde biçim alm›flt›. Çiftçili¤in küçümsenmesi, ticaretin yüceltilerek ekonomik-sosyal s›n›rlar›n›n çizilmesi, kad›na yaklafl›m, siyasal yönetimde flura’n›n (konsey) esas al›nmas›, bireyler ve kabileler aras›ndaki hukukun çerçevesi vb. hepsi, bu kabile sisteminin temelleri üzerinde yaflam bulmufltur. ‹slam öncesi Ortado¤u co¤rafyas›n› önemli ölçüde etkileyen üç geliflme olmufltur. Birincisi Helenistik dönemdir. Makedonyal› ‹skender’in Hindistan’a kadar olan co¤rafyay› hâkimiyeti alt›na almas› kültür kaynaflmas›n› beraberinde getirir. ‹skender’in ölümünden sonra ‹ran, M›s›r ve Suriye’de üç devlet kurulur. Bu devletler uzun y›llar boyunca kültürlerin yay›lmas›na vesile olmufltur. Bu dönem Ortado¤u mozai¤inin en büyük inflaatlar›ndan biriydi.

‹kinci geliflme, Roma’n›n H›ristiyanl›¤› resmi din olarak kabul etmesinden sonra, Ortado¤u’nun, Do¤u Roma arac›l›¤›yla H›ristiyanlaflt›r›lmas›d›r. Anadolu, Do¤u Akdeniz ve M›s›r’da yo¤unlaflan H›ristiyanlaflt›rma, Ortado¤u’nun çehresini de¤ifltirmifltir. Bu döneme, H›ristiyan Bizans ile Zerdüflti Sasani imparatorluklar›n›n 7. yy’a kadar süren savafllar› damgas›n› vurur. Bu savafllar özellikle Do¤u Akdeniz ile Mezopotamya’n›n (Bereketli Hilal Bölgesi) hâkimiyeti için oluyordu. Sasani devleti bir dönem Suriye ve Filistin’i yönetir. Bizans da uzun bir süre Kuzey Mezopotamya’y› egemenli¤i alt›nda tutar. Bu durum bu bölgelerdeki kültürlerin yay›lmas›n› ve kaynaflmas›n› sa¤lam›flt›r. Bu çat›flmal› ortamdan en fazla faydalanan kesim Arap kabileleriydi. Her iki devletle iflbirli¤i yaparak, gelirlerini art›r›yorlard›. Ayr›ca, bu devletlerin s›n›rlar›na küçük beylikler kurma olana¤› bulmufllard›. Bu durum, hem ekonomik hem de askeri olarak güçlenmelerini sa¤l›yordu. Üçüncü geliflme ise 5. ve 6. yy’larda Akdeniz Havzas›’nda bafllayan büyük ekonomik bunal›md›r. Bu bunal›m sonucu Bizans ve Güney Avrupa’n›n, Asya ile olan ticareti neredeyse kesilmiflti. Bundan en çok etkilenenlerin bafl›nda, bu ticaretten büyük gelir sa¤layan Arap kabileleri ile Arap tüccarlar› olmufltur. Bu dönemde gelirleri azalan kabileler, zaten k›t olan kaynaklar›n paylafl›m› için uzun bir dönem savafl›rlar. Bu dönem, yo¤unlu¤u düflmekle beraber, 7. yy’a kadar sürmüfltür. ‹slam öncesi dönemde, hem d›fl hem de iç koflullar toplumsal sistemi de¤iflmeye zorlam›flt›r. Ticaretin sönmesi, uzun y›llar süren savafllar kitleleri yeni aray›fllara itiyordu. Ekonomik durumun kötüleflmesi, kabileler aras›ndaki aç›k ve z›mni antlaflmalar› da sona erdirmiflti. Bunal›m öncesi var olan görece istikrar iyice bozulmufltu. Bu geliflmelerin, büyük bir de¤iflimi zorlayaca¤› aflikârd›r. ‹slamiyet bu koflullar alt›nda ortaya ç›km›flt›r. ‹slam ideolojisi ve siyaseti, bu mozaik üzerinde biçim alm›flt›r. ‹slamiyet, bir toplum-

75

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


PART‹ZAN 67 sal de¤iflimin ifadesi, biçimi olmufltur. Bu de¤iflim, göçebe kabile-kavim sisteminden feodal sisteme geçiflti.

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

2. ‹slamiyet’in Ortaya Ç›k›fl› ve Yay›lmas› Hz. Muhammed, Hz. ‹sa gibi s›n›fsal çeliflmelerin olgunlaflt›¤› bir dönemde, toplumsal sistemin de¤iflimini temsil etmifltir. Hz. Muhammed’den önce de Araplar›n içinde kendisini peygamber ilan edenler olmufltu. Ama hiç birinde s›n›f çeliflmelerinin düzeyi, Muhammed’inki kadar uygun de¤ildi. Dolay›s›yla yeni bir toplumsal sistemi temsil edememifllerdir. ‹slam peygamberinin yasland›¤› s›n›flar, de¤iflimi en çok arzulayan s›n›flard›. Bunlar köleler, dilenci-berdufl kesimi, esnaf-zanaatkârlar, küçük tüccarlar ile baz› zay›f kabilelerdi. ‹lerleyen zamanlarda ise büyük tüccarlar aras›ndaki çeliflmelerden faydalan›p baz›s›n› kendi taraf›na çekmifltir. ‹yice güçlendikten sonra ise ço¤unu kontrolü alt›na alm›flt›r. En fazla eflitlik ve adalet isteyen köleler en fazla savaflanlard›. ‹slamiyet’in eflitlik söylemleri ve özgürlük vaadi, kaybedecek bir fleyi olmayan köleleri çabucak saflara çekiyordu. Kabileler aras›ndaki savafllardan dolay› durumu daha çok kötüleflen esnaf, zanaatkâr ve küçük tüccarlar da, bu savafllar›n bitmesi umuduyla, peygambere destek verdiler. Peygamberin ticareti önemseyen yaklafl›m›, bu kesimlere ayakta kalabilme ve büyüyebilme f›rsat› veriyordu. Savafllarla beraber, büyük tüccarlar taraf›ndan daha çok ezilen bu kesimler, ‹slam’a ve peygambere ilk destek verenler aras›nda yer alm›flt›. Peygamber yeteri kadar yandafl toplad›ktan sonra, Mekkeli kabile fleflerinin daha fazla tepkisini çeker. Bunun üzerine Peygamber, yandafllar›yla 622 y›l›nda Medine’ye göç eder. (Bu tarih ‹slami kesimlerin takvimlerinin milad›d›r.) Peygamber, daha önce Medine’de örgütlenme faaliyetini bafllatm›fl oldu¤undan, k›sa sürede flehrin siyasi ve askeri idaresini eline al›r. Sonra Mekkelilerle çat›flmalara girer. Biri

d›fl›ndaki tüm savafllar› kazan›r. Mekke’nin en güçlü kabilelerini yenmesiyle birlikte, ‹slamiyet’in yay›lmas› h›zland›. Dolay›s›yla bir devlet kurumu oluflturulmaya baflland›. Peygamber 632 y›l›nda öldükten sonra halife dönemi bafllar. Halife, halef ve vekil anlam›na gelmektedir. Halifeyi, selef veya seçkin bir topluluk seçiyordu. ‹lk dört halife olan Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’nin dönemleri, peygamberin hayatta oldu¤u dönemle birlikte “Alt›n Ça¤” ve “Asr-› Sadet” olarak adland›r›l›r. Sünni kesimin kulland›¤› bu s›fat, dönemin, eflitlik ve adaletinin kusursuz oldu¤u iddias›ndan do¤mufltu. Oysa say›s›z kaynak bunun tersini söylemektedir. ‹slamiyet, H›ristiyanl›k ve Musevili¤in tersine, zenginli¤i ve zenginleri över. Bu nedenle peygamber, halife ve yandafllar›n›n muazzam derecedeki zenginli¤i “normal” görülüyor. Bu yaklafl›m, bu insanlar›n köle sahibi olmalar›n› da “normal” karfl›l›yor. Peygamber öldü¤ünde büyük bir serveti ve 60 kölesi vard›. Halife Osman’›n b›rakt›¤› miras 100 bin dirhem (alt›n para) idi. Peygamberin yak›nlar›ndan Talha ‹bn Ubeydullah el-Tayde’nin binlerce dinar› ve genifl topraklar› vard›.(6) Di¤er halife ve yak›nlar›n›n da servetleri dillere destand›. Adaletin kusursuz oldu¤u söylenen bu dönemde, Halife Osman, devlet yönetimini kendi kabile insanlar›yla doldurmufl; böylece hanedan yönetimlerinin öncülü¤ünü yapm›flt›r. “Alt›n Ça¤” döneminde kölelerin durumu iyilefltirilse de kölelik kalkmam›fl, zenginlikler bir avuç insanda toplanmaya devam etmifltir. Ayr›ca devlet ve ordu yönetimi de tamamen Araplar›n elindeydi. Arap olmayan Müslümanlar (Mevali) daima ikinci s›n›f muamelesi görüyorlard›. ‹flte “Alt›n Ça¤”›n panoramas›! Bu “Alt›n Ça¤”a dönüfl demagojisini günümüzde baz› radikal ‹slamc› örgütler (El-Kaide, Taliban, ‹slami Cihad vb.) ile S. Arabistan’da hâkim olan Vahabilik tarikat› kullanmaktad›r. Dört Halife döneminde, ‹slam-Arap devleti, kuzeyde Gürcistan, do¤uda Horasan, bat›da Nil havzas› ile tüm Arap Yar›madas›’n› ele geçirir.

76


✔ Dört halife dönemi, Arap toprak a¤as› s›n›f›n›n yarat›ld›¤› bir dönem olmufltur. ‹flgal edilen ülkelerde (bunun “meflru” ismi fetih oluyor) hem yönetime hem de topraklara el konuyordu. Bu dönemde ordu esasta merkezileflmemiflti. Seferlerden önce, kabile savaflç›lar›n›n toplanmas› ile ordu oluflturuluyordu. Ancak baz› özel birlikler, s›n›r birlikleri ile bu dönemin sonlar›na do¤ru kurulan garnizonlar, merkezi ve düzenli ordunun öncülü olmufltur. Buna müteakiben, devletin merkezileflmesi ve kurumlaflmas› da geri düzeydeydi. Halifenin, siyasal ve askeri erki elinde tutmas›na ra¤men, önemli kararlar›, kabile fleflerinden oluflan fiura’da (konsey) almas› adettendi. Bu adet esasta kabile flefleri devletinin uzlaflma arac›yd›. Devlete tek bafllar›na hâkim olabilecek güçten yoksun olduklar› için, geçmiflten gelen bu adet devletin ilk dönemlerinde yaflam bulmufltu. Bu uzlafl›, Emeviler döneminde (miladi 661) sona ermifl ve hanedan yönetimleri hâkim hale gelmiflti. Dört halife dönemi, Arap toprak a¤as› s›n›f›n›n yarat›ld›¤› bir dönem olmufltur. ‹flgal edilen ülkelerde (bunun “meflru” ismi fetih oluyor) hem yönetime hem de topraklara el konuyordu. O ülkenin yönetimi, ‹slam-Arap devletiyle bütünlefltirilirken, topraklar›n büyük k›sm› da Arap kabile fleflerine peflkefl çekiliyordu. Ayn› dönem büyük tüccarlar gücünü art›rm›flt›r. Bat› ile Asya aras›nda tekrar canlanan ticaret, bu s›n›f› güçlendirmiflti. Bat› ile Asya aras›ndaki ana ticaret yolu, ‹slam-Arap devletinin elindeydi. Dolay›s›yla büyük tüccarlar, devlette önemli bir konuma sahip oldular. Hal böyleyken denilebilir ki, “Alt›n Ça¤” halk›nemekçilerin de¤il; sömürücü s›n›flar›n parlak dönemlerini ifade etmekteydi. Bu dönem MS. 661 y›l›nda, Hz. Ali’nin öldürülmesi ile sona erer. Yeni döneme, Emevi

hanedan›n›n yönetimi damgas›n› vurur. Bu dönemde, devletin merkeziyetçili¤i artar. Yoksullar›n ve kölelerin durumu daha fazla kötüleflir. Buna paralel halk muhalefeti ve ayaklanmalar› da artar. Halk muhalefetinin artmas›, Emevilerin, orduyu merkezilefltirmesinde belirleyici bir rol oynam›flt›r. Bu dönemde paral› askerlerden oluflan düzenli ordu kurulur. Böylece Emeviler dönemi, devletin kurumlaflmas› ve merkezileflmesini iyice geliflti¤i bir dönem olur. Emevilerin bask›c› yönetimi ne halk ayaklanmalar›n› ne de rakip klikleri bast›rabilmifltir. Bu dönemde, halk muhalefeti Ehl-i Beyt taraftarlar› olarak fiiilik ad›yla ayr›flm›flt›. Ehl-i Sünneti oluflturan iktidar da, Sünnili¤in temsilcisi olmufltur. Abbasiler gibi Emevilere rakip afliretler, iktidar› alabilmek için Ehl-i Beyt savunucusu olarak görünmüfltür. Böylece halk muhalefetini k›smen de olsa arkalar›na almay› baflar›r, bu yolla Emevi hanedan›n› devirirler. Abbasiler, miladi 750 y›l›nda iktidara gelir ve baflkenti, fiam’dan Ba¤dat’a tafl›r. ‹ktidara gelir gelmez Ehl-i Beyt savunuculu¤una soyunur, dolay›s›yla halk›n istemlerine s›rt›n› dönerek, gerçek yüzünü gösterir. Sünni ba¤naz ideolojiyi esas alan Abbasiler, devletin ve ordunun merkezileflmesini art›r›r. ‹lk defa Arap olmayanlar da orduya al›n›r. 9. yy’da ilk köle ordusu oluflturulur. Bir yandan halka bask› uygulan›rken di¤er taraftan da iflgaller devam etmifltir. En güçlü dönemine 9. yy’da eriflen Abbasiler, bu dönemle birlikte zay›flamaya bafllar. Abbasileri zay›flatan en önemli geliflme, genifl halk muhalefetini silahl› ayaklanmaya dönüfltürerek ba¤›ms›z, ortakç› devletler, flehirler kuran ‹smaili hareketinin büyümesiydi. ‹smaililer, MS. 890 y›l›nda Küfe’de ilk ayaklanmay› gerçeklefltirirler. Daha sonra Bahreyn, M›s›r, Yemen, Tunus ve ‹ran’da eflitlikçi cumhuriyetler kurarlar. Bu geliflmeler, Abbasilerin siyasi ve askeri olarak iyice zay›flamas›na neden olur.

77

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 Bu zay›fl›k, di¤er afliretler taraf›ndan f›rsat olarak görülmüfltür. ‹ran’›n etkili afliretlerinden Büveyhiler MS. 945 y›l›nda Ba¤dat’› iflgal ettiler. Askeri ve siyasal yönetimi ele geçirdiler. Ancak halife kurumuna dokunmad›lar. Büveyhiler, kitleleri karfl›lar›na almamak ve halifeli¤in etki gücünden faydalanmak için bir Abbasi halifeyi kukla olarak b›rakt›lar. Büveyhiler, Selçuklular›n iflgaline kadar, iktidar› ellerinde tutarlar. Selçuklular, MS. 970 y›l›nda ‹slam devletini kuzeydo¤usunu iflgal ederler. MS.1055 y›l›nda da Ba¤dat’› iflgal ederler. Arap devletinin bat›s›nda da Selahaddin Eyyubi, M›s›r ve Suriye’de bir krall›k kurmufltu (1171-1250). Hem Endülüs (‹spanya) hem de Kuzey Afrika topraklar› tamamen kaybedilmiflti. Abbasi hanedanl›¤›na son darbeyi de Mo¤ollar vurmufltur. MS. 1258 y›l›nda Ba¤dat’› iflgal ederek Abbasi hanedanl›¤›na son verirler. Abbasiler döneminde de, Ortado¤u, ticaret ve kültür merkezi olmaya devam eder. Kültür merkezi olma özelli¤i Sünni ba¤naz ideolojiyi esas alan iktidar ve ulema s›n›f›n› de¤il, halk muhalefetini temsil eder. Bât›nili¤in ürünüdür. Kültürün geliflti¤i yerler M›s›r, Do¤u Akdeniz ve ‹ran gibi Bât›ni hareketlerin en çok geliflti¤i yerlerdi. Abbasiler, bu kültürlere alternatif olarak “Alt›n Ça¤”a dönüflü savunmufl ve bu kültürlerin temsilcilerine azg›nca sald›rm›flt›r. Ancak bu sald›rganl›k, kendi sonunu getirmekten baflka bir ifle yaramam›flt›r. Abbasilerden sonra, ‹slam-Arap devleti, göçebe devletlerin iflgali alt›nda kal›r. Selçuklular, ‹lhanl›lar, Mo¤ollar siyasal ve askeri erki ellerinde tuttular. Halifelik kurumunu ise kukla olarak b›rakt›lar. Halifeli¤i, kitleler üzerinde etkinlik kurmak için kulland›lar. Osmanl› Devleti’nin Ortado¤u’ya hâkim olmas› yeni bir dönemin bafllang›c›n› ifade eder. Yavuz Sultan Selim, MS. 1516-17 y›l›nda Memluk devletini ele geçirir. Osmanl› daha sonra Arap yar›madas›n›n tümü ile Kuzey Afrika’y› al›r. Sünni ba¤naz ideolojiyi resmi din kabul eden Osmanl›, halifeli¤i de al›r. Kendisi-

ni ‹slam’›n y›lmaz savunucusu ilan eder. Tüm iflgallerinin k›l›f› olarak da ‹slam’›n yay›lmas›n› gösterir. Ortado¤u’ya giriflini on binlerce fiii’yi katlederek yapan Osmanl›, y›k›lana kadar katliamc› özelli¤ini korumufltur. ‹slam co¤rafyas›nda feodalizmin ald›¤› biçim, daima, di¤er do¤u toplumlar›na özgü niteli¤ini korumufltur. Avrupa’da görülen biçimin aksine, ‹slam co¤rafyas›nda tüm tebaa ve mülk, Allah’›n yani onun temsilcisi siyasal erkin say›l›yordu. ‹slamiyet’in bu yaklafl›m›, merkezi bir otorite kurmak isteyen Sünni ba¤naz ideoloji taraf›ndan, Osmanl›’n›n y›k›l›fl›na kadar “fliddetle” savunulmufltur. Bu yaklafl›m daha önceki iflgalci devletler taraf›ndan da oldu¤u gibi korunmufltur. Selçuklular›n da Sünni ba¤naz ideolojiyi resmi din kabul etmelerinde, merkezi bir güç sa¤layan bu yaklafl›m›n belirleyici bir rolü vard›r. Bu biçim, afliret kültürünün ve köleli¤in 20. yy’a kadar etkin olmas›n› sa¤lam›flt›r. Irak ve Körfez ülkelerinin resmi hukukunu 1960’lara kadar biçimlendiren, afliret hukuku (el savadi) olmufltur. Köleli¤in kald›r›lmas› da ayn› y›llara denk gelir. S. Arabistan kral› Abdullah’›n ise 1970’lerin sonlar›na kadar köleleri vard›r. Emevi ve Abbasi döneminde biçimlenen ve geliflen Sünni ba¤naz ideoloji de günümüze kadar hâkimiyetini korumufltur. Ortado¤u’nun günümüze damgas›n› vuran bu niteli¤i, tarihinde gizlidir. S›n›f mücadelelerinin ald›¤› biçimler, bu üst yap› kurumlar›n› belirlemifltir. Ortado¤u, iktidarlar›n›n despot yap›s› da günümüze miras kalm›flt›r. Bu nitelik geçmiflte oldu¤u gibi halk ayaklanmalar›n›n ve direnifllerin silahl› olmas›n› zorunlu k›lmaktad›r. Bu nitelik de Ortado¤u’nun savafllar ve mücadeleler tarihine sahip olmas›n› beraberinde getirmifltir. ‹slam co¤rafyas›n›n bu k›sa tarihi bizim halk ayaklanmalar›n› anlamam›z› kolaylaflt›racakt›r. Bu sosyo-ekonomik temel üzerinde yükselen ayaklanmalar›n neden her zaman dini biçimler ve silahl› olduklar›n› daha iyi kavramam›z› sa¤layacakt›r.

78


B. ‹lk halk ayaklanmalar› ve ilk ortakç› cumhuriyetler Emevilerin hanedan yönetiminin bafllamas›, ‹slam-Arap devletinin gerçek yüzünü net olarak a盤a ç›karm›flt›r. Devletin ve ordunun, bu dönemde iyice merkezileflmesi, keskinleflen s›n›f çeliflmelerinin ürünüydü. Ayn› flekilde, ard› arkas› kesilmeyen ayaklanmalar da bu çeliflmelerin ürünüydü. Miladi 1250 y›l›na kadar olan dönemi iki k›sma ay›rabiliriz. Miladi 644-890 y›llar›na 1. dönem, Miladi 890-1250 y›llar›na ise 2. dönem diyebiliriz. Bu kategorilefltirme, yaz›m›z›n yo¤unlaflt›¤› bu dönemleri karfl›laflt›rmal› olarak kavramam›z› sa¤layacakt›r. 1. döneme Hurremdinilik, 2. döneme ise ‹smaililik damgas›n› vurmufltur. Her iki dönem ayaklanmalar› esasta mevali (Arap olmayan Müslüman) ile di¤er din ve etniklere dayanm›flsa da ‹smaililer, daha fazla Arap’› harekete çekebilmifltir. Her iki dönemde de silahl› mücadele merkezi bir rol oynam›flt›r. Despot ve ba¤naz iktidarlar, baflka bir mücadele biçimine olanak vermiyordu. Her iki dönem ayaklanmalar› silahl› mücadeleler ile eflitlikçi cumhuriyetler kurmufltur. Kökleri M.Ö 9. yy’la dayanan Mazdek dininin görüflleri Bât›nilik ile kaynaflt›r›lm›fl ve geliflen bir ivme ile sürecin sonuna kadar damgas›n› vurmufltur. Mazdekçilik ve Bât›nilik tüm insanlar›n eflitli¤ine inan›yor ve komünal bir sistemi savunuyorlard›. Do¤u toplumlar›na has olan toplumsal mülkiyetin a¤›rl›¤› ise buna zemin ve olanak sunuyordu. Hem göçebe hem de çiftçi topluluklar için geçerli olan bu durum halklar›n komünal cumhuriyetleri çabucak benimsemesini sa¤l›yordu. Arap yar›madas›nda göçebe kabile ortakç›l›¤›, ‹ran’da ise köy komünleri yayg›nd›. Binlerce y›ll›k tarihi olan bu sistemler yeni cumhuriyetlere de biçim veriyordu. Di¤er yandan, ‹slam devletinin Araplar›n elinde olmas›, di¤er etniklerin d›fllanmas›na neden olmufltu. Hem mevali kesim hem de di¤er din mensuplar› ikinci s›n›f muamelesi görüyordu. Bu durum her iki dönemde de bu kesimle-

rin en fazla ayaklananlar›n bafl›nda olmas›na neden olmufltu. Ortado¤u’nun önce Helenlefltirilmesi sonra H›ristiyanlaflt›r›lmas›, çok kültürlülü¤ü yaratm›flt›. Yüzlerce y›l bu kültürlere sahip olan halklar iç içe yaflam›flt›. Bu özellik her iki dönemde ayaklanma ve cumhuriyetlerde, halklar›n ortak potada eritilmesini kolaylaflt›rm›flt›r. Emeviler döneminde Bât›nilik gelifltirilmifl ve Mazdekçilik ile kaynaflt›r›lm›flt›. ‹smaililer ise daha flansl›yd›. ‹lk dönemin tüm deneyim ve teorik birikimi üzerinde bir hareket bafllatm›fllard›. Keza halklar yeni bir mücadele gelene¤ine sahipti. Dolay›s›yla ‹smaililerin etkisi ve gücü daha genifl olmufltu. Her iki dönemin ayaklanmalar› dini biçimliydi. Emeviler döneminde Bât›nilik ile birlikte geliflen Mehdilik kavram› yüzy›llar boyunca etkili oldu. Mehdilik, kitlelerin eflitlik ve adalet istemlerinin en kristalize halini ifade ediyordu. Yine Mehdilik kadar etkili olan “Ehl-i Beyt’in intikam›” söylemi kitlelerin siyasal taleplerini (iktidar olma) yans›t›rken, mehdilik de ideolojik taleplerinin (eflitlik ve adalete dayal› bir dünya) yans›mas›n› ifade ediyordu. Birçok ayaklanmada, liderler mehdi ilan edilmiflti. Mehdilik, baz› ayaklanmalar›n yenilgiye u¤rad›ktan sonra yeniden canlanmas›n› da sa¤lam›flt›r. Her iki dönemin ayaklanma ve cumhuriyetleri gerici iktidarlar taraf›ndan unutturulmak istenmifltir. Bunun baflar›lamad›¤› durumlarda ise en a¤›r hareketlere ve afla¤›lamalarla, ideolojik özleri karart›lmak istenmifltir. Bu karalamalar ya liderlere ya da kitlelere yo¤unlafl›yordu. Liderlere yönelik olanlar›n ortak özelli¤i, liderin “sapk›n, kafir –bugün teröristcani vb.” oldu¤uydu. Ve tabi ki “kitleleri kand›rd›¤›yd›”. Liderlerin temsil ettikleri ideolojik öz karart›larak, kitlelerin bu öze göre flekillenmesi engellenmeye çal›fl›lmaktad›r. Kitlelerin tümden karalanmas› ise, iktidarlar›n o kitleleri kazanmada umudu kalmad›¤›nda gerçekleflmektedir. Kitleler, tümden “düflman, sapk›n, kafir” ilan edilirler. Gerici iktidar, böylece ken-

79

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 di kitlesi ile bu kitleleri ay›rmaya büyük özen gösterir. Ayaklanan kitlenin “cani, katil vb.” oldu¤u iftiras› da eksik olmaz. Gerici iktidar bu sayede, kendi kitlesinin güvenlik kayg›s› yaflayarak kendilerine ihtiyaç duymas›n› sa¤lar. Bu karalamalar resmi ideoloji ve tarihinde de mutlaka yer al›r, böylece yeni kuflaklar›n da bu “sak›ncal›” ideolojilerden etkilenmesinin önüne geçilmeye çal›fl›l›r. Ancak tüm bu çabalar nafiledir. Bask›n›n, sömürünün oldu¤u her yerde isyan vard›, var olma da devam edecektir. Tarih bize bunu say›s›z kez göstermifltir. Ortado¤u’nun ayaklanmalar tarihi ciltlerle ifade edilecek kadar genifltir. Bu nedenle bu yaz›m›zda sadece öne ç›kan ayaklanma ve hareketleri verece¤iz. Yaz›m›zda, genifl ve güçlü etkilerinden dolay› ‹smaililere daha fazla a¤›rl›k verece¤iz.

1. Muhtar-ül Sakefi Ayaklanmas› Emeviler döneminin ilk büyük ayaklanmas›, Muhtar-ül Sakafi ayaklanmas›d›r. Muhtar, Emevilerin d›fllad›¤› mevali kitleleri, eflitlik ve adalet slogan›yla pefline sürükleyebilmifltir. Muhtar, halifelik ve fleriat›n eflitsizli¤in kayna¤› oldu¤unu söylüyordu. Peygamberin, “Acem ile Arap aras›nda ay›r›m yoktur” deyiflini referans

olarak alan Muhtar, fleriat›n kald›r›lmas› gerekti¤ini savunuyordu. Ayaklanma, Miladi 685 y›l›nda Küfe’de (Irak) bafllad› ve 690 y›l›nda yenilgiye u¤rad›. Muhtar’›n fikirleri, Muhtariye F›rkas› ad›yla sürmüfltür. Muhtar, mevali taraf›ndan Mehdi ilan edildi. Hak ve adalet da¤›tacak olan mehdiye inanç bu dönemde geliflmeye bafllar. Muhtar’›n Emevilere baflkald›rmas›nda da Ehl-i Beyt’in intikam›n› alma söylemi vard›. Bu ayaklanma, “Mehdilik ve Ehl-i Beyti’in intikam›” argümanlar›n›n etkili oldu¤u ilk büyük ayaklanma olma özelli¤ine de sahiptir.

2. Hurremiler Cumhuriyeti Mazdekçilikten etkilenen Hurremdinilik, tüm ‹slam-Arap co¤rafyas›nda çeflitli f›rkalar alt›nda varl›¤›n› sürdürmüfltür. Mazdek’in ortakç› fikirlerini ‹slam’la kaynaflt›ran Hurremdinilik, fleriata karfl›yd›. Manicilik ve Zerdüfltlü¤ün de yo¤un etkilerini tafl›yordu. Hidafl lakapl› Ammar ‹bni Yezid, tüm bu mozai¤i harmanlayarak Hurremdinicili¤i gelifltirmifltir. Hidafl’›n bu fikirleri, 9. yy’›n ikinci yar›s›na kadarki süreçte gerçekleflen ayaklanmalar›n ço¤una temel oluflturmufltur. Hidafl’›n fikirleri, Horasan’da (‹ran) Ebu Müslim taraf›ndan prati¤e geçirilmiflti. Ebu Müslim, Abbasi davetçileri ile iflbirli¤i yaparak Miladi 748 y›l›nda ayaklan›r. Miladi 750 y›l›nda da birlikte Emevileri devi-

✔ Mazdekçilikten etkilenen Hurremdinilik, tüm ‹slam-Arap co¤rafyas›nda çeflitli f›rkalar alt›nda varl›¤›n› sürdürmüfltür. Mazdek’in ortakç› fikirlerini ‹slam’la kaynaflt›ran Hürremdinilik, fleriata karfl›yd›. 80


PART‹ZAN 67 3. K›z›llar Cumhuriyeti Ebu Müslim taraftarlar›, Hurremdinili¤i yeniden canland›rarak, ‹ran’›n Cürcan bölgesinde ayaklan›r. (Miladi 779) Giysileri ve bayraklar› k›z›l oldu¤u için k›z›llar ad›n› alm›fllard›r. Ayaklanma, bat› ‹ran’a do¤ru (Rey ve ‹sfahan) yay›l›r. Manicilik ve Zerdüfltlü¤ün sentezini yeni biçimlere sokan bu hareket, ortakç› bir cumhuriyet kurar. Hareket Miladi 808 y›l›nda, Babek önderli¤inde Azerbaycan’da ayaklanma bafllat›r. Kürtlerin de yo¤un oldu¤u bu bölgede köylülerin genifl deste¤i sa¤lan›r. Azerbaycan, K›z›llar Cumhuriyeti s›n›rlar›na dahil edilir. Hareket, bu tarihten sonra Babekiler diye an›l›r. Babek’in, Abbasi ordular› ile birçok kanl› çat›fllar› olur. Babek, hepsinde galip gelir. Ancak Miladi 837’de yenilir ve idam edilir. Babek’in ölümü, cumhuriyetin da¤›lmas›na neden olur. Babek de Ebu Müslim gibi ilahlaflt›r›l›r ve etkisi Ortado¤u’ya yay›l›r. Babekiler Miladi 840 y›l›nda Mazyar ‹bn Karin isimli bir ‹ranl› önderli¤inde, Taberistan ve Cürcan’da ayaklan›r. Bu ayaklanma bir y›l sonra bast›r›l›r. Böylece Babekiler hareketi yenilgiye u¤rar. Babekilerin fikirleri ‹ran ve Kafkasya’da etkili olmaya devam eder. Ancak çeflitli kollara bölünen bu fikirler, merkezi bir örgütlenmede birleflemedi. ‹lk zamanlar cumhuriyetin s›n›rlar› geniflletilse de, bu dönemde de ayr›l›klar yafland›. Bu da¤›n›kl›k hareketin sönmesine yol açm›flt›r.

4. Siyah Köleler Cumhuriyeti (Spartaküs Ayaklanmas›) Kölelik, ‹slamiyetin ilk yay›lma y›llar›nda görece iyilefltirilmiflti. Kölelerin azad edilmesi kolaylaflt›r›ld›. Peygamber, kölelere iyi davran›lmas›n› emretti. Ancak, bunlar k›sa süreli oldu. Abbasi döneminde köle ticareti en önemli gelir kalemlerinden birini oluflturuyordu. Dolay›s›yla köle muhalefeti, hiçbir zaman bitmemifl, tersine, özellikle dört halife döneminden sonra artan bir ivme kazanm›flt›.

81

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

rirler. Ebu Müslim, Horasan’da geneli mevali kitleden oluflan eflitlikçi bir cumhuriyet kurar. Ebu Müslim’in bu eflitlikçi cumhuriyetine tahammül edemeyen Abbasiler Miladi 755 y›l›nda hile ile onu katlederler. Abbasiler, halk›n yan›ndaym›fl gibi gözükerek, halk›n deste¤ini kazanm›flt›. Bu yolla da iktidara gelmiflti. ‹ktidara gelir gelmez de gerçek yüzünü a盤a vurmufltu. Ebu Müslim’in Horasan’daki etkisi onun ilahlaflt›r›lmas›n› sa¤lad›. Mehdi ilan edilerek, bir gün geri gelip adalet da¤›t›laca¤›na inan›lmaya baflland›. Ebu Müslim’in yak›n dostu Sinbad, Miladi 756’da Niflapur’da ayakland›. Sinbad, Ebu Müslim’in etkisini kullanarak kitlelerin ayaklanmas›n› örgütlemiflti. Çok say›da çiftçiyi de ayaklanmaya katan Sinbad’›n hareketi fazla yaflamad›. Daha sonra Üstad-› Sis, Horasan ve çevresinde kendisini peygamber ilan ederek ayaklanma bafllat›r (miladi 766). ‹ki y›l içinde ele geçirdi¤i bölgelerde eflitlikçi bir cumhuriyet kurar. Ancak o da yenilir. Miladi 770’lerin bafl›nda yine Ebu Müslim etkisiyle büyük bir ayaklanma bafllat›l›r. Nahfleb’de (Kuzey ‹ran) bafllayan ayaklanma Buhara, Semerkant ve çevresinden k›sa sürede destek al›r. Köylü ve Türkmen oymaklar›n en büyük deste¤i verdi¤i bu ayaklanma ancak 10 y›l yaflabildi. Bu ayaklanmalar›n yenilgi nedenlerine daha sonra de¤inece¤iz ama baz› ortak noktalar›na de¤inmekte fayda vard›r. Mehdi olarak ilan edilen Ebu Müslim, tüm bu ayaklanmalarda etkin olmufltu. Mehdilik inanc›, fikirler ve ideolojik özden çok bireylerin öne ç›kar›lmas›n› sa¤l›yordu. Bu yönüyle, bu pratiklerde mehdilik hem olumlu hem de olumsuz etki b›rakm›flt›r. Kitlelerin birlefltirilmesi ve savaflt›r›lmas›nda olumlu etkisi vard›. Ancak siyasal ortam›n s›n›fsal analizinin yap›lmas›n›n önüne geçen etkenlerden biriydi. Bu da ayaklanmalar›n k›sa ömürlü olmas›na neden oluyordu. Bu ayaklanmalar›n, yeteri kadar örgütlenip, güçlenmeden bafllamalar› da onlar›n etkisini zay›flatm›flt›.


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 Köle hareketinin önderi Ali ‹bni Muhammed Berka; kendisini Ehl-i Beyt’ten ilan etti. Bu s›fatla, miladi 867 y›l›nda köle ayaklanmas›n› bafllatt›. Güney Mezopatamya’da bafllat›lan bu ayaklanma sonucu eflitlikçi bir cumhuriyet kuruldu. Huzistan, Basra ve Küfe’de yaklafl›k 15 y›l bu devleti yaflatabildiler. Köle ayaklanmas›n›n önderleri, Karmatilerin iflbirli¤i önerisini geri çevirdiler. Köleler d›fl›ndaki s›n›flar› örgütlemek bir yana, kendi co¤rafi s›n›rlar› d›fl›ndaki köleleri de kendi saflar›na çekmeye çal›flmad›lar. O dönemde oldukça güçlenmifl olan Karmatilerin teklifini kabul etselerdi, cumhuriyetin ömrü daha uzun olabilirdi. Miladi 882-884 y›llar›nda büyük bir katliama maruz kalan kölelerin cumhuriyeti böylece y›k›ld›. Nizam-ül Mülk bu köle hareketi için “Mazdek, Babek, Hurremdin ve Karmati hareketi gibi, hatta onlardan beter”(7) diyordu.

Bu ayaklanmalar›n yenilgi sebepleri Tüm bu ayaklanmalar d›fl›nda irili ufakl› birçok ayaklanma daha olmufltu. Ancak bunlar en büyükleri ve en güçlüleri olmalar› dolay›s›yla döneme damgalar›n› vurmufllard›. Bu ayaklanmalar›n yenilmesinde kendi özgüllükleri d›fl›nda, ortak sebepler de vard›. Bu ayaklanmalar›n hepsi dini biçimliydi. Bu durum hareketi bir yandan güçlü k›larken di¤er yandan da zay›flat›yordu. Metafizik düflünce biçimi, siyasal ortam› ve devletin yap›s›n› yorumlamay› zay›flat›yordu. O dönem insanl›¤›n bilgi birikimi de hesaba kat›ld›¤›nda, s›n›f çat›flmas›n›n yeterince kavranamamas› anlafl›labilir. Bu hareketlerin ortak bir özelli¤i de, bireylerin çok fazla öne ç›kar›lmas›yd›. Hemen her önder ilahlaflt›r›l›yor ve mehdi ilan ediliyordu. Kitlelerin bilinç düzeyi ve siyasal kurumsallaflmalar›n zay›fl›¤› ile birleflen bu durum, öncelikle hareketin ömrünü k›salt›yordu. Liderlerin ölmesi, hareketi zay›flatabiliyor veya bitirebiliyordu. ‹smaililerin, kurumlaflmadaki üstün baflar›s›, onlar›n kurdu¤u devletlerin çok

daha uzun ömürlü olmalar›n› sa¤lam›flt›r. Oysa bu dönemdekiler k›sa ömürlüydü. Yine bu özellikten kaynakl›, liderlerin kendine afl›r› güvenmesi vakalar›, harekete büyük zarar veriyordu. Köle ayaklanmas› liderlerinin, Karmatilerin iflbirli¤ini reddetmesi bunun en çarp›c› örne¤iydi. Bu afl›r› güvenin faturas›, on binlerce kiflinin katledilmesi olmufltur. Bunlar›n yan›nda, ayaklanma ve cumhuriyetin dar s›n›rlarda hapsedilmesi, yenilgi nedenlerinden biriydi. Ayaklanma taban› esasta mevali kesime yaslanm›fl ve Arap kitlelerin örgütlenmesi ifliyle pek u¤rafl›lmam›flt›. Bu durum gerici iktidar›n kitle taban›n›n güçlü kalmas›n› sa¤l›yordu. Dolay›s›yla, eflitlikçi-ortakç› cumhuriyetlere karfl› büyük ordular toplanabiliyordu. Oysa ‹smaililer, kendi egemenlik co¤rafyalar›na hapsolmad›lar. ‹lk eflitlikçi devletlerini Bahreyn’de kurduktan sonra, ‹slam co¤rafyas›n›n dört bir yan›na yay›ld›lar. Bu co¤rafyadaki genifl ve güçlü örgütlenmeleri buna olanak veriyordu. Bu örgütlenmelerin kurumsallaflm›fl olmas› da, Abbasilerin y›k›lmas›nda büyük bir role sahipti. ‹smaililer bu paralelde Abbasi ordular› içinde de örgütlenme ve propaganda faaliyeti yürütüyorlard›. Bu çal›flma tarz› Abbasi ordular›n› zay›flatm›flt›. Abbasiler, Türk ordular›ndan yard›m almak zorunda kalm›fllard›. Oysa 1. dönem ayaklanma önderlerinin böyle bir perspektifi de yoktu. Bu durum, ayaklanman›n gücünü zay›flatt›¤› gibi güçlü ordular kurulmas›n›n önüne geçebiliyordu. Ordunun gücü ve büyüklü¤ü kitlelerin geniflli¤ine ba¤l›yd›. Ayr›ca düflman ordusunun zay›flat›lmas›n›n en önemli yollar›ndan biri de, onlar içinde örgütleme yapmakt›. Bunlar›n d›fl›nda ayaklanmalar›n yeterince güçlenmeden bafllat›lmas› gibi yaklafl›mlar da yenilgilere neden oluyordu. Tüm muhalif s›n›flar› örgütleme anlay›fl› zay›ft›. Yan› s›ra güçler dengesinin tahlili metafizik düflünceden kaynakl› somut yap›lam›yor-

82


du. Bu eksiklikler, ayaklanma baflar›ya ulaflsa bile devam›n›n gelmesini engelliyordu. 1. dönemin ayaklanmalar›ndaki bu temel eksiklikler, onlar› yenilgiye götürmüfltür. Ancak bu dönemin önemli kazan›mlar› olmufltur. Hem silahl› mücadeleler aç›s›ndan hem de teorik birikim aç›s›ndan önemli bir dönem olmufltur. Halklar yeni bir mücadele gelene¤i kazanm›flt›. Sonraki kuflaklar›n mücadeleleri bu birikimler ve kazan›mlar üzerinde yükselmifltir.

C. ‹smaililer 1. fiiilik ve ‹smailili¤in ortaya ç›k›fl› ‹slamiyet’in ilk y›llar›nda toplumsal sistemde köklü de¤iflimler olmufltu. Ancak bu de¤iflimler s›n›f çeliflmelerini bitiren cinsten de¤ildi. Peygamber ve ilk dört halife zaman›nda, yeni sistemin getirdi¤i ruh hali hem sömürücü klikler hem de halk aras›nda ›l›ml› bir hava yarat›yordu. ‹ktidar ve devlet merkezilefltikçe s›n›f çeliflmeleri artm›flt›r. ‹ktidar sahipleri gün

geçtikçe zenginli¤i daha fazla kendilerinde topluyordu. Bu da halk›n gittikçe yoksullaflmas›na neden oluyordu. Bu durumdan rahats›z olan kesimler, eflitlikçi söylemler kullanan Ali’nin iktidara gelmesini istiyordu. fiia denen bu kesim Halife Osman’› öldürerek Hz. Ali’nin iktidar olmas›n› sa¤lad›. Ancak Ali’nin Muaviye ile uzlaflmas› baz› kesimlerin Ali taraftarl›¤›n› b›rakmas›na neden olur. Belli bir kesim ise Ali ve onun flahs›nda Ehl-i Beyt’in savunuculu¤unu sürdürür. Ali, bu dönemde iktidar› alamad›¤› için “mazlum” durumuna düflmüfltü. Kendilerini de mazlum olarak gören halklar, bu özelliklerini Ali’nin mazlumlu¤u ile özdefllefltirmifllerdi. Halifeli¤in Ehl-i Beyt’in soyuna ait olmas›n› ›srarla savunmalar› buradan kaynaklanmaktad›r. Ali’nin öldürülmesi (miladi 661), sonra onun o¤lu Hüseyin’in de öldürülmesi (miladi 680), bu yaklafl›m› iyice büyütür. Öyle ki Ali de Hüseyin de ilahlaflt›r›l›r. Bu durum hem halk ayaklanmalar›nda hem de sömürücü s›n›flar›n aras›ndaki klik savafl›m›nda ana temay› oluflturmufltur. Halk Ehl-i Beyt’in intikam› için ayaklan›yordu. ‹ktidar›n rakibi olan klikler ise ayn› nedenle iktidara karfl› ç›k›yordu. S›n›f çeliflmelerinin ifade edilifl biçimi haline gelen “Ehl-i Beyt’in intikam›” daha sonra mehdilik inanc› ile kaynaflm›flt›. Eflitlikçi bir sistemden yana olan Bat›nilik de bu iki argüman› temel alarak geliflmeye bafllam›flt›r. Kendisinden önceki eflitlikçi inançlar ile ‹slamiyet’i harmanlayarak kaynaflt›rm›fl; süreç içinde de bu zemin üzerinde olgunlaflm›flt›r. fiiilik, ancak 9. yy’da esas biçimini alm›flt›r. Miladi 874 y›l›nda ölen 11. ‹mam H. Askeri’den sonraki imam, çocuk yaflta kaybolmufltu. Bu çocuk, mehdi ilan edildi ve bir gün geri gelip hak ve adalet da¤›t›laca¤›na inan›ld›. 12 imamc› fiiilik bu dönemde biçim al›r. Merkezine mehdilik ve imaml›¤› koyan bu inanç, Kuran’›n Bat›n› yorumunu reddeder. Bât›nili¤e karfl› ç›kar.

83

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 Bu yüzden de Sünni iktidarlara daima yak›n olmufltur. Miladi 945’te 12 ‹mamc› fiii olan Büveyhiler iktidar› ele geçirip sistemle iyice bütünleflmifllerdi. ‹smaili¤in do¤uflu Miladi 760’tan sonrad›r. Bu tarih 6. ‹mam Cafer Sad›k’›n o¤lu ‹smail’in ölüm tarihidir. Baz› fiiiler 7. ‹mam olarak Musa’y› kabul etti. Buna itiraz edenler ‹smail’i imam ilan ettiler. Böylece ‹smaililer, bir hareket olarak ayr›flt›. ‹smaililer, o dönem geliflmekte olan Bât›nili¤i temel al›rlar ve Bat›nili¤i olgunluk evresine tafl›rlar. Kendisinden önceki mücadele deneyimleri ve teorik birikimi özümseyerek, sistem karfl›t› bir örgütlenme bafllat›rlar. Ancak bu süreç uzun y›llar alm›flt›r. Hareket, olgunluk evresine ancak 9. yy’da eriflir. Bu dönem boyunca çeflitli s›n›flar aras›ndaki çeliflmeler kendisini dini biçimlerde yans›tm›flt›r. Sisteme kökten karfl› olanlar Bât›nilik hareketlerinde toplanm›flt›. Sistemin özüne muhalif olmay›p da iktidardan pay kapmak için sisteme muhalif olanlar›n bir k›sm› 12 ‹mamc› fiiiler olarak an›l›yordu. ‹ktidar sahipleri ve iflbirlikçisi ulema s›n›f› ise Sünni ba¤naz kesimi oluflturuyordu. Bunlar›n her biri kendi iç çeliflmelerine göre tarikatlara veya kollara ayr›l›yorlar. Bu iç ayr›l›klar da kendisini dini farkl›l›k olarak yans›t›yordu. ‹smaili hareketinde baz› kollar kendilerin fiii olarak kabul etmez. Bu durum, 12 ‹mamc› fiiilerin, sistemle iflbirli¤ine karfl› bir tepki olarak ortaya ç›km›flt›r. ‹smaili¤in olgunlaflmas›n› sa¤layan baz› ayaklanmalar› ve ak›mlar› önceki bölümlerde görmüfltük. Bunlar›n d›fl›nda, Bât›nili¤e özel bir önem vererek, hareketi etkileyen di¤er ak›mlara de¤inelim.

2. ‹smailili¤i etkileyen ak›mlar Ortado¤u’da Bât›nilik, yüzy›llar boyunca, halk mücadelelerine biçim veren ak›m olmufltur. Bât›ni, içsel-gizli anlam› olan demektir. Daha genifl bir ifadeyle Kuran ve kutsal metinlerin, görünen (zahiri) d›fl›nda, içsel ve giz-

li bir anlam› oldu¤unu ve bunun da yaflama yön vermesi gerekti¤ini savunur. Bât›nilik, zahirili¤e z›tt›r. Zahirilik Kuran’›n her fleyi aç›k biçimde ifade etti¤ini ve Sünnetin de (atalar›n yolu, peygamberin yaflam tarz›) bunu tamamlad›¤›n› iddia ediyordu. Bu yüzden de Bât›nili¤i “sapk›n, kafir” olarak ilan etmifllerdi. Bât›nilik ezilenlerin, zahirilik ise sömürenlerin dini olmufltur. Sünni ‹slam’›n ünlü alimlerinden Gazali, Bat›nilik için “Bât›niye mezheplerin özü, fleriat yap›s›n› dürüp kald›rmakt›r. Çünkü onlar mücislerin (Mazdekilerin) her fleyi mubah sayan koludur. Muharremattan (dince yasak fleyler) olsa bile, kad›nlar› mubah; her mahzuru helal sayd›lar. Onlar›n maksad› saltanatt›r. Müslüman mal›na, ›rz›na el atmakt›; intikam almakt›. Bu sebeple Müslüman kan› döktüler, akla gelmedik belalar› musallat ettiler” demiflti. Bu ve benzeri say›s›z afla¤›lama ve karalama bulunmaktad›r. Felsefi olarak alt edilemeyen Bât›nilik, bu yüzden yüzy›llar boyunca karalanm›flt›r. Bunlar da kitlelerin de¤er yarg›lar›na göre uyarlanm›flt›. Bunlar, “Ana-bac› tan›maz, kad›nlar› ortak kullan›rlar, bebek katilleri, gözü dönmüfl caniler, dinsiz-imans›z sap›klar, kafirler, devlet düflmanlar› vb.” gibi günümüze kadar en çok kullan›lan argümanlard›. Bir hareket, sömürücü s›n›flar taraf›ndan ne kadar afla¤›lan›yor ve karalan›yorsa, ondan duyulan korku da o kadar büyüyordu. Sünni ba¤naz iktidarlar›n, en büyük düflman›n›n, ezilenlerin temsilcisi Bât›ni hareketleri olmas› da do¤ald›. Bât›ni ak›m›, kendisinden önceki dinlerin inanç ve fikirlerini de alm›flt›. Mazdeki, Manici, Zerdüfltlük vb. dinlerin yan› s›ra Yunan ve Hint kültürlerinden (özellikle Budizm ve Hinduizm) de etkilenmifltir. Tüm bu kültürler, ‹slam’›n Bât›ni yorumuyla birlefltirilerek yeni bir ak›m ortaya ç›km›flt›r. Bât›nilik ortaya ç›kt›¤› y›llarda en çok Mazdekilikten etkilenmifltir. “Mazdekilere göre insanlar kin, bölünmüfllük ve de¤iflik flartlarda yani s›n›flara bölünerek yaflamaktan mutsuzdur, tüm insanlar eflit yarat›lm›flt›r, o halde eflit

84


✔ ‹hvan-ül Safa, kainat› kozmik evren, insan› ise mikrokozmoz olarak yorumluyordu. Her insan›n evrenin-do¤an›n kopmaz bir parças› oldu¤unu ve evrenin s›n›rlar›n›n insanda var oldu¤unu düflünüyorlard›. yaflamal›d›rlar”(8) Bu görüfller, Bât›nileri cezbetmifltir. Mazdek, tüm mal ve mülklerin eflit olmas› gerekti¤ini yani komünal sistemi savunuyordu. Mazdekiler, Miladi 488 y›l›nda, Afganistan’›n Herat yöresinde ayaklanma bafllatt›lar. Zenginlerden al›nan mallar, halka bölüfltürüldü. Köleler azad edildi. ‹ran hükümdar› Kubad ‹bni Firuz, bu hareket karfl›s›nda mallar›n› bir k›sm›n› halka da¤›tmak zorunda kald›. Hükümdar, mazdekili¤i resmi din ilan etti. Ayaklanman›n kazan›mlar› 10 y›l boyunca sürdü. Ancak Mazdekiler devletin yap›s›n› de¤ifltirmediler. Egemen s›n›flara karfl› yeterince bir mücadele yürütmediler. Bu yüzden, ‹ran’›n sömürücü s›n›flar› taraf›ndan ma¤lup edildiler. Mazdekiler, büyük bir katliama maruz kald›lar. Ancak fikirleri ve ayaklanman›n etkisi tüm Ortado¤u’ya yay›lm›flt›. Mazdekili¤in bu görüflleri daima Bât›nili¤in merkezinde yer alm›flt›. Eflitlik ve ortakç›l›k, kurulan tüm cumhuriyetlerde esas al›nm›flt›r. Bât›ni hareketleri etkileyen ak›mlardan olan Mu¤iriye ve Mansuriye F›rkalar›, sadece fleriata karfl› ç›km›yor, ‹slam›n baz› temellerini de sars›yordu. Mu¤iriye F›rkas›, Manicilikten etkilenmifl ve ›fl›k-karanl›k ikilemini ‹slamiyetle kaynaflt›rm›flt›. Zerdüfltlükte de var olan bu ikilem, ‹slam›n evreni tek yanl› yorumlamas›na karfl› ikicili¤i savunuyordu. ‹slam, tek tanr› ve tek evren fikrini savunurken Manicilik iki evrenin varl›¤›n› savunuyordu. Bu ikilem iyi ve kötüyü temsil ediyordu. Mu¤iriye, bu fikri esas alarak kurtar›c›lar›, Allah’›n yaratt›¤› ayd›nl›k denizinin, kafirler ise karanl›k denizinin ürünü

sayd›. Bu görüfller mehdilik inanc›yla da örtüfltürülerek yeni biçim veriyordu. Mu¤iriye F›rkas›, Abbasilerin ilk dönemlerinde bir ayaklanma bafllat›r; ama k›sa sürede bast›r›l›r. Bu yenilgi, f›rkan›n görüfllerinin yay›lmas›n› engelleyemez ve bu fikirler ‹slam co¤rafyas›na yay›l›r. Mansuriye F›rkas› ise k›yamet, cennet, cehennem kavramlar›n› reddetmifltir. Kuran’› Bât›ni olarak yorumlar ve as›l cennetin yeryüzünde oldu¤unu iddia eder. F›rkan›n kurucusu Ebu Mansur kendisini mehdi ilan eder. Irak valisi taraf›ndan da idam edilir. Bu iki f›rkan›n fikirleri ‹smaililer taraf›ndan özümsenmifltir. Bu fikirler her millet ve dinden insanlar›n tek çat› alt›nda toplanmas›n› sa¤layacak bir ö¤retinin gelifltirilmesinde önemli rol oynam›flt›r. ‹smailili¤in daha geç dönemlerine denk gelen ‹hvan-ül Safa (Saf Kardefllik) hareketi, ‹smaili¤in olgunlaflmas›nda önemli bir rol oynar. Miladi 983 y›l›nda ortaya ç›kan hareket 1047’de, Ayyuran ve Sutlar isminde iki ocak kurar. Gerici iktidar taraf›ndan “bald›r› ç›plak hareketi” olarak karalanan bu örgütlenmeler, kendilerini manevi ar›nma ve ayd›nlanmaya adar. ‹lerleyen süreçlerde bu hareket ‹smaililerle iç içe girer, kaynafl›r. ‹hvan-ül Safa, rasyonalizmi (ak›lc›l›k) savunuyordu. Astronomi, hukuk, matematik, tarih ve daha birçok dalda yetkin insanlara sahiplerdi. Bu hareket Avrupa ayd›nlanmac›l›¤›ndan çok önce rasyonalizmi savunmufltu. Kuran’da gizli-içsel yorumlar›n oldu¤unu ve bunlar›n ancak ak›lla kavranabilece¤ini savunuyorlard›. Zahiricilerin aksine, iman›n ak›ldan üstün oldu¤unu kabul etmiyorlard›. Bu düflünceler Avrupa’da ancak skolastik ça¤›n sonlar›nda dile getirilmifl, Deskartes ise rasyonalizmin öncüsü say›lm›flt›r. Spinozada do¤a-insan birli¤inin kurucusu ilan edilmiflti. Oysa bu fikirler Buda, Mani, Zerdüflst taraf›ndan çeflitli biçim ve oranlarda savunuldu¤u gibi, ‹hvan-ül Safa taraf›ndan da yeni bir biçime sokulmufltu. ‹hvan-ül Safa, kainat› kozmik evren, insan› ise mikrokozmoz olarak yorumluyordu. Her

85

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 insan›n evrenin-do¤an›n kopmaz bir parças› oldu¤unu ve evrenin s›n›rlar›n›n insanda var oldu¤unu düflünüyorlard›. ‹nsan›n manevi ar›nma ile evrenle, dolay›s›yla tanr›yla bütünleflebilece¤ine inan›yorlard›. Buda’n›n nirvanas›, Hallac-› Mansur’un “Enel Hak”k›, Yunus Emre’nin “bir ben var benden içeri”si hep bu fikrin özü ile ayn›yd›. Spinoza, özgürlü¤ün do¤a yasalar›na uymak oldu¤un söylemesinden yüzy›llar önce bu fikir do¤u toplumlar›nda zaten yayg›nd›. Tasavvuf’un da özünü oluflturan bu fikirler, tüm insanlar›n eflit oldu¤unu ve mutlulu¤un dünyevi ihtiraslardan ar›narak yakalanabilece¤ini savunuyordu. ‹hvan-ül Safa bu fikirlerin ancak eflitlikçi-ortakç› bir sistemle genifl kitlede yaflam bulabilece¤ini savunarak, devrimci bir durufl sergilemifltir. Bu fikirler ›fl›¤›nda peygamber ve halifeler yalanc›-sahtekar ilan ediliyordu. fieriat ise saltanat ve eflitsizli¤in kayna¤› olarak görülüyordu. Mu¤iriye ve Mansuriye f›rkalar›n›n fikirlerinin etkisiyle cennetin yeryüzünde yarat›lmas› gerekti¤ini, yarat›labilece¤ini ve bunun da ancak ›fl›k denizinde yarat›lm›fl önderler vas›tas›yla gerçeklefltirilebilece¤ini savunuyorlard›. ‹hvan-ül Safa, fleriat ve Sünni ba¤naz iktidara karfl› ç›karak onlar› felsefi olarak çürütüyordu. Ak›lc›l›¤› ve eflitli¤i esas ald›¤› için bunda hiç zorlanm›yordu. Bir ‹hvan-ül Safa risalesinde flöyle yazar: “Bizler hiçbir ilme veya mezhebe düflmanl›k beslemeyiz; çünkü görüfl ve mezhebimizin hepsini alt edece¤ine eminiz.” Gerçekten de Sünni ba¤naz iktidar ve ulema s›n›f›, ‹hvan-ül Safa’y› karalamak ve afla¤›lamaktan öteye gidemiyordu. Bu yüzden de bu hareketi fliddet kullanarak bast›rmaya çal›fl›yordu. Ancak illegal örgütlenmeyi esas alan hareket uzun y›llar varl›¤›n› sürdürebilmiflti. ‹smaili hareketi, kendisinden önceki, ayaklanma deneyimleri ile birlikte güçlü bir teorik zemine de sahip olmufltur. Bu fikirleri illegal örgütlenme vas›tas›yla tüm ‹slam co¤rafyas›na yaymay› baflarm›flt›r. Bu çal›flma tarz›, hareketin güçlenmesinde çok önemli bir role sahiptir.

3. ‹smaililerin çal›flma ve örgütlenme tarz› ‹smaililerin ilk örgütlenmeleri, 8. yy’da bafllar. ‹lk olarak Güney Mezopotamya ve Tunus’un k›rsal kesiminde örgütlendiler. Güney Mezopotamya’da Bedevilere, Tunus’ta ise Berberilere yasland›lar. Daha sonra flehirlerde lonca, dernek, f›rka, ocak gibi örgütlenmelerle faaliyet yürüttüler. ‹smaililerin, ilk örgütlenmeleri da¤›n›kt›; farkl› kollar› vard›. Hareketin merkezileflmesi ancak 9. yy’›n sonlar› ile 10. yy’›n bafllar›nda olmufltur. ‹slam co¤rafyas›n›n flehirlerinde kitlelerin ilk örgütlenmeleri lonca, dernek ve ocak gibi kurumlard›. Özellikle kasabalarda milis örgütlenmesi olan Fütüvvet Ocaklar› (Yi¤itler Oca¤›) bulunuyordu. Bu ocaklar›n bir k›sm› iktidar›n uzant›s› iken bir k›sm› da iktidara karfl›yd›. ‹hvan-ül Safa’n›n kurdu¤u Ayyuran ve Sutlar ocaklar›, birer fütüvvet oca¤›yd›. Esnaf, iflportac›, dilenci-çapulcu kesimini yo¤unlaflt›¤› bu yerler hareketin yay›lmas›nda önemli bir role sahipti. Loncalar ise zanaatç› örgütlenmesiydi. Dönemin sanayi üretimini gerçeklefltiren zanaatç›lar, büyük tüccarlar taraf›ndan eziliyordu. Bu durum genifl bir zanaatç› kitlesinin ‹smaililer taraf›ndan örgütlenmesini sa¤lam›flt›. ‹smaili hareketi illegal mücadeleyi esas alan bir örgütlenme modeline sahipti. Örgütün tepesi siyasi-teorik ve örgütlenme sorumlular› diye ayr›flm›flt›. En tepede imam bulunuyordu. ‹mam, yard›mc›lar›yla birlikte genel siyasal çizgiyi belirler ve hareketin ö¤retisini teorik olarak gelifltirirdi. ‹mam›n hemen alt›nda Dailer Daisi (Bafl Dai) geliyordu. Dai, propagandac›, örgütleyici anlam›na geliyor. Her bölgenin bir bafl daisi bulunuyordu. Dailer daisi, bu bölgelerin tüm dailerinin sorumlusuydu. Bunun d›fl›nda bir de iletiflim Daisi ve denetleyici Dai (Nakib) bulunuyordu. Her bölge kendi örgütlenirdi. Bölge daisinin alt›nda mukas›r (as›l üye) denen aktif faaliyetçiler bulunurdu. Örgütlenme, propaganda ve askeri faaliyetin pratik aya¤›n› bu kesim gerçeklefltirirdi. Bu kesim, her zaman halkla iç içeydi. Bu kesimin alt›nda mu-

86


✔ ‹smaililer, her dönem askeri e¤itime de özel önem verirdi. Özellikle Karmatiler ve Nizariler, düflmanda büyük korku yaratm›flt›. kalib (aday üye) denen, henüz mukas›r olmayan ancak olmaya en yak›n kifliler bulunurdu. Harekete ilk girenlere ise müstecib deniyordu. Bunlar s›nanarak seçilirdi. Müsteciblerin, kitle içinde sayg›nl›k kazand›racak bir kiflili¤e sahip olmalar›na özen gösterilirdi. Bu örgütlenme tarz›n› en kapsaml› uygulayan, ‹smaililerin Karmatiler kolu ile Hassan Sabbah’›n önderlik etti¤i Nizariler (Sabbahiye) koludur. ‹smaililer, örgütlenmelerini merkezilefltirdikten sonra, e¤itimlerini de merkezilefltirdiler. Karmatiler, Dar-ül Hicra merkezlerini, e¤itim için kurdular. Nizariler ise e¤itimlerini esasta kalelerin içinde yap›yorlard›. E¤itim, özel e¤itmenler taraf›ndan ve özel olarak seçilmifl müsteciblere uygulan›rd›. Kitlelerin e¤itimi de k›smen Dar-ül Hicra’da yap›l›rd›. Bunun d›fl›nda kitlelere da¤›t›lan risale ve kitaplar, halka aç›k konuflmalar, yerine göre gizli toplant›lar ve lonca-dernek gibi örgütlenmeler arac›l›¤› ile kitleye bilinç verilirdi. Ö¤rencilerin e¤itimi yafl gruplar›na ve bilinç düzeyine göre ayr›flt›r›l›rd›. Bir aflamay› geçemeyene yeni bilgiler verilmezdi. Yafl gruplar›na göre ayr›flma 4 kategoride toplanm›flt›: 15-30, 30-40, 40-50 ve 50’den yukar› yafl gruplar› fleklindeydi. 50 yafl›n üstündekiler teorisyen olabiliyorlard›. 15-30 yafl grubundakilere ise ö¤retinin önce en basit hali anlat›l›rd›. Bât›nilik, zahirilik ve risaleler basit dille kavrat›l›rd›. Bunlara önce fleriat›n çeliflkileri ve tutars›zl›klar› çarp›c› bir biçimde anlat›l›rd›. E¤itim bu flekilde dereceli olarak art›r›l›r ve derinlefltirilirdi. Bu e¤itim sisteminde propagandac› yetifltirmeye özel önem verilirdi. Propagandac›lar›n dilini ve tart›flma yetene¤ini gelifltirmesi sa¤lan›rd›. Ö¤retiyi özümsemesine da a¤›rl›k verilir-

di. Propagandac› ayn› zamanda örgütleyiciydi. Bu yüzden bu kesim genifl bir kültürle donat›l›rd›. Propaganda ve örgütlenme 8 aflamaya ayr›flt›r›l›rd›. Her aflaman›n kavrat›lacak konular› farkl› oluyordu. Basitten karmafl›¤a do¤ru bir yol izlenirdi. Bu aflamalar›n her birine davet denirdi. ‹lk davet genel kitleye yönelikti. fieriat›n tutars›zl›klar› ve anlams›zl›klar› basit bir dille anlat›l›rd›. ‹lk davette, tan›fl›lan kifli veya grup mutlaka onurland›r›l›r, hal hat›r› sorulurdu. Sayg›da kusur edilmezdi. Bu davette Kuran’dan baz› bölümler okunur ve bunun Bât›ni yorumu yap›l›rd›. Bu yorumlar fleriat yorumuyla k›yaslan›r ve fleriat›n tutars›zl›klar› a盤a vurulurdu. Sonra düflündürmeye yönelik sorular sorulur, ancak bunlar ilk davette yan›tlanmazd›. Düflünmeleri için süre tan›n›rd›. Bu aflamalar, derinlefltirilerek sürerdi. Örgütlenme düzeyine gelen birey s›nan›r ve örgüte al›n›rd›. ‹smaililer, her dine ayr› propaganda yapmay› da ihmal etmezlerdi. Propagandac›, genifl kültürü sayesinde her din hakk›nda bilgiye sahipti. O dinin iç çeliflmelerini ve fleriatla olan iliflkisini kullanarak o din mensuplar›n› örgütlemeye çal›fl›rlard›. ‹smaililer, illegal mücadeleyi esas ald›klar›ndan dolay›, günümüz devrimcilerinin de kulland›¤› birçok yöntemi kullan›rlard›. Örgütlenme tepeden afla¤› dikey fleklindeydi. Merkeziyetçilik esast›. Gizlilik yukar› do¤ru ç›k›ld›kça s›k›lafl›yordu. fiehir faaliyetçileri s›k s›k yer de¤ifltiriyordu. Örgütle kurulan ba¤lar mutlaka flifreli mesajlarla gerçeklefliyordu. Her sorumlu üye deneyimlerini halefine aktar›rd›. Bu uygulama kurumsallaflmay› sa¤l›yor ve örgütün ömrünü uzat›yordu. Kod isim kullan, karfl›-casusluk faaliyetleri, düflman› flafl›rtma gibi yöntemler de kullan›l›yordu. ‹smaililer bu çal›flma tarz› ile ‹slam co¤rafyas›n›n dört bir yan›nda güçlü örgütlenmeler kurmufllard›. ‹smaililerin askeri çizgisi, bölgelere ve sürece göre de¤ifliyordu. ‹lk cumhuriyetler kurulmadan önce flehirlerde ayaklanma stratejisi, k›rsal ve da¤l›k kesimlerde ise kurtar›lm›fl bölge stratejisi uygulan›yordu. ‹lk örgütlenmeleri-

87

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 ni Güney Mezopotamya ve daha sonra Bahreyn’de yapan Karmatiler, ayaklanma stratejisini uyguluyorlard›. Bir veya birkaç flehirde toplu ayaklanma bafllat›l›yordu. fiehirde hâkimiyet kurulduktan sonra da çevre flehirlerdeki örgütlenmeye a¤›rl›k veriliyordu. Nizariler ise Güney Kafkasya ve kuzey-kuzey do¤u ‹ran’›n sarp ve genifl da¤lar›nda kurtar›lm›fl bölgeler yaratabiliyorlard›. Parça parça iktidar alanlar›n› geniflletiyorlard›. Her iki stratejide de gerilla tarz› yo¤un bir flekilde kullan›l›yordu. Düflman ordular vur-kaç taktikleri ile y›prat›l›yordu. Nizariler ise bunun yan›nda suikast eylemlerine a¤›rl›k verdiler. ‹lk devletler kurulduktan sonra düzenli ordu tarz› ile savafllar verildi. Ancak ne gerilla tarz› ne de suikast eylemleri son buldu. ‹smaililer, her dönem askeri e¤itime de özel önem verirdi. Özellikle Karmatiler ve Nizariler, düflmanda büyük korku yaratm›flt›. Karmatiler 2-3 bin kiflilik birliklerle defalarca 10-20 bin kiflilik Abbasi ve Türk hassa ordular›n› yenmifllerdi. ‹smaililerin bu askeri çizgileri onlar›n genifl bir co¤rafyada devletler kurmalar›nda merkezi bir rol oynam›flt›r.

4. ‹smaililerin yay›lmas› ‹smaililerin ilk ele geçirdikleri flehir Küfe olmufltu (Miladi 890). Buray› kaybettikten sonra Basra ve Bahreyn’i ele geçirdiler. Basra’y› kaybederler; ama Bahreyn’de 100 y›l› aflk›n süren bir devlet kurarlar. ‹smaililerin kolu olan Fatimiler ilk önce Tunus, daha sonra ise Fas, Cezayir ve M›s›r’da örgütlendi. Miladi 969’da M›s›r’› ele geçirdiler. Sonra Suriye, Filistin, Hicaz (Bugünkü Bat› Suudi Arabistan), Yemen ve Sicilya’y› ele geçirdiler. Fatimiler, ‹smaililerin reformcu-uzlaflmac› kanad›n› oluflturuyorlard›. Halifeli¤i savunuyorlard›. M›s›r’da iktidar› al›r almaz, liderleri kendisini halife ilan etti. Fatimiler, ilk dönemlerinde görece eflitlikçi bir sistem kurdu. Ancak daha sonra kitleleri karfl›lar›na ald›lar. Miladi 1171’de de S. Eyyubi taraf›ndan yok edildiler.

Nizariler ise Güney Kafkasya’dan Horosan’a do¤ru yay›lma gösterdiler. Suriye’de de genifl örgütlenmeler kurdular. Fat›milerle birlikte Suriye’yi ele geçirdiler. Ancak Suriye Nazirileri, Karmatiler veya Horasan Nazirileri kadar radikal de¤ildi. Fatimiler gibi kurduklar› devlet, kitleleri karfl›s›na alm›flt›. Suriye Nazirileri de Fatimilerle birlikte yok oldu. ‹smaililer 9. yy’dan 13. yy’a kadar Fas’tan Hindistan’a kadar olan co¤rafyada devletler kurdular. Eflitlikçi-ortakç› fikirleri bu süreç boyunca diri tuttuklar› gibi yok olmalar›ndan sonra da fikirleri ile birçok ayaklanmaya öncülük ettiler. ‹smaililerin en radikal kollar› Karmatiler ve Naziriler idi. Bu yüzden bu yaz›m›zda bu iki kola a¤›rl›k verece¤iz.

5. Karmatiler Karmatiler, üzerinde yükseldikleri siyasal ve kültürel ortam› iyi kullanmay› baflarm›flt›r. Karmatiler dönemi, ‹smaili ö¤retisi ve örgütlenmesinin olgunlaflma evresine denk gelir. Bu nitelik onlar›n, Abbasi imparatorlu¤unun göbe¤inde 100 y›l› aflk›n süren bir devleti yaflatmalar›n› sa¤lar. Karmatilerin önderleri Hamdan ‹bni Eflas ile Behram el Cennabi köylüdürler. ‹smaili dialar taraf›ndan örgütlenmifl ve Güney Mezopotamya’n›n sorumlulu¤u verilmiflti. Bu ikili, Karmati devletinin kurulmas›nda büyük rol oynar. Karmatiler hem Araplar hem de mevali içinde örgütlenme yaparlar. Yan›s›ra di¤er din ve etnik kökenliler aras›nda da genifl bir örgütlenmeleri vard›. Hem k›rsalda hem de flehirlerde örgütlenmeleri onlara genifl bir taban sa¤l›yordu. Karmatilerin ilk ayaklanmas› Küfe’de gerçekleflir. 10 y›l boyunca flehrin yönetimine sahip olurlar. Buradaki yenilginin ard›ndan Bahreyn’de ayaklan›rlar. Burada uzun y›llar süren eflitlikçi-ortakç› bir cumhuriyet kurarlar. Karmatilerin önderi Hemden, ele geçirilen Bahreyn’de halktan ilk önce fitre ad›yla

88


bir dirhemlik (gümüfl para) toplad›. Daha sonra el-hicret ad›yla birer dinar (alt›n para) almaya bafllad›. Bu paralarla yoksullara ve düflkünlere yard›m ediliyordu. Bu sistem oturunca Hums denilen bir ba¤›fl sistemi gelifltirildi. Kad›n-erkek, çal›flan herkes, kazand›¤› paran›n beflte birini vermeye bafllad›. Sistem herkesin deste¤ini kazand›. Baz›lar› yiyecek ve giysi de ba¤›fllamaya bafllad›. Bu sistem de oturunca, Hamdan, tam ortakç› bir sistemi getirdi. El-Üffet kampanyas› (Muhabbet) aç›ld› ve herkes neyi varsa getirip verdi. Herkes buradan, ihtiyac› kadar›n› al›yordu. Böylece ortakç› sistem yaflam buldu. Köylüler de hayvanlar›n› belirli bir yerde topluyordu. Yiyecek ve giyecekler için ortak bir yer ayarlan›yor; ayn› fley para için yap›l›yordu. Üretim, kolektif bir flekilde yap›l›yordu. Emek harcamak bir erdem olarak görüldü¤ü ve övüldü¤ünden dolay›, herkes gücü oran›nda üretime kat›l›yordu. Hem flehirlerde hem de köylerde muhabbet geceleri düzenlenirdi. Periyodik olarak yap›lan bu gecelerde, hem e¤leniliyor hem de varsa sorunlar ortaya dökülüyordu. Evlenecek veya boflanacak olanlar, bunu gecede ilan ediyorlard›. Sorunlar› olanlar, ortama anlat›r ve çözüm isterlerdi. Bu sorunlar ortak kararlar ile çözüme ba¤lan›rd›. Bu komünal cumhuriyette para, sadece d›fl ülkelerle ticarette kullan›l›yordu. Bireyler aras›ndaki al›flverifller, paran›n yerine sembolik olarak kullan›lan küçük metal parçalar› ile yap›l›yordu. Resmi evlilikler de kald›r›lm›flt›. Evlenme veya boflanma gönüllü¤e dayan›yordu. Bafll›k paras› gibi gerici uygulamalar kald›r›ld›. Kad›nlar istemedikleri biriyle evlenmeye zorlanmazd›. Karmatilerin, bu muhabbet geceleri, Sünni ba¤naz kesim taraf›ndan “mum söndü” iftiralar›na maruz kald›. Günümüz Türkiye’sinde de Alevileri afla¤›lamak için kullan›lan bu karalama halk›n de¤erlerini küçük düflürmeye yöneliktir. Karmatilerin, resmi evlili¤i ve haremlik selam-

l›¤› kald›rmas› ba¤nazlar›n karalamalar›n› bu yöne yo¤unlaflt›rmalar›na vesile olur. Oysa as›l amaç Karmatilerin, s›n›f sömürüsünü yads›yan ortakç› sistemlerini karalamakt›. Bu sistemi alt edebilecek fikirlere ve “alternatiflere” sahip olmad›klar›ndan dolay› bu fikirlerin kendi kitlelerinde yay›lmas›n› engellemek için, bu flekilde karalamalar yap›yorlard›. Onlarca cariyesi ve efli olan Sünni ba¤naz kesim, ruhban s›n›f taraf›ndan “tapu” al›nca, kad›nlar onlar için “meflru” olurken, gönüllü birlikteli¤e dayanan bir iliflkiyi “sapk›nl›k, günah” olarak de¤erlendirmelerinin hiçbir tutarl› yan› yoktur. Karmatiler, bu ortakç› sistemi, askeri e¤itimlere özel önem vermeleri sayesinde uzun y›llar yaflatabilmifllerdi. Bir keresinde 2.700 kiflilik bir güçle, 80 bin kiflilik Abbasi ordusunu telef etmifllerdi(9). Eflitlikçi-ortakç› sistemin yaratt›¤› savaflma inanc›, büyük kahramanl›klar yarat›yordu. Karmatiler kendilerinden önceki ayaklanmalar›n askeri deneyimlerini alarak, bu yönlü geliflmifllerdi. Düzenli bir ordu kurmamalar›na ra¤men, orduyu k›sa sürede toparlayabiliyorlard›. Yaklafl›k 20 bin milisleri ülkenin dört taraf›na da¤›lm›flt›. ‹ç güvenli¤e de bakan bu milisler, savafllarda çabucak toparlanabiliyordu. Karmatiler, fleriat düzeniyle birlikte, namaz ve orucun zorunlulu¤unu kald›rd›lar. Bireysel ibadet etmek isteyene kar›flm›yorlard›. Karmatiler, Bahreyn’deki tüm camileri y›kt›lar. “Allah’a ulaflmak için mekana ihtiyaç yoktur” diyorlard›. Camileri, Abbasi despotlu¤unun ve iflbirlikçisi uleman›n sembolleri olarak görüyorlard›. Sadece bir tane camiyi, d›flar›dan gelen tüccarlar›n ibadet etmesi için yeniden infla ettiler. Karmatiler, devleti yönetirken de bir dine yaslanmazlard›. Siyasetin bafl aktörleri, bir din veya mezhep erbab›na göre de¤il, yetene¤ine göre itibar kazan›yordu. Bu yaklafl›mlar çeflitli din ve milletten olan kitlelerin bir potada eritilmesini sa¤l›yordu. Karmatiler, Miladi 930 y›l›nda Mekke’yi bast›lar. Kabeyi da¤›t›p, Hacer-ül Esved’i (Karatafl) ald›lar. Ancak 22 y›l sonra antlaflma ile

89

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67

geri verdiler. Karmatiler, bu eylemle, fleriata ve Sünni ba¤naz ideolojiye meydan okumufltu. ‹nsan› merkeze alan Karmatiler, emekçi kesimleri hiçe sayan her ideolojinin, despot oldu¤unu düflünüyorlard›. Karmatiler devleti, Miladi 1077’de Selçuklular taraf›ndan ortadan kald›r›ld›. Selçuklular dönemin en büyük katliamlar›ndan birini gerçeklefltirdiler. Ortakç› bir sisteme tahammül edemeyen Selçuklu iktidar›, yüzlerce köyü yakt›, binlerce insan› katletti. Karmatiler, ortadan kald›r›lmadan önce bir gerileme sürecine girmifllerdi. Siyasal ve ideolojik ö¤retinin özü idealistti. Metafizik düflünce hâkimdi. Bu nitelik, devleti ve toplumu bütünlüklü kavramay› engelliyordu. Keza, dönemin bilinç düzeyi de buna eklenince bu kaç›n›lmaz bir hal al›yordu. Yöneticilerin iktidar h›rs›na kap›lmalar›, halk›n kazan›mlar›n›n ellerinden al›nmas›n› sa¤l›yordu. Halk›n önderlerine mistik ö¤elerle ba¤l›l›¤›, onlar› ilahlaflt›rmalar›, siyasal sürece müdahalelerini zay›flat›yordu. Di¤er yandan feodalizm, çevre ülkelerde geliflme aflamas›ndayd›. Bu bir d›fl tehlike yarat›yordu. Bu hem askeri aç›dan hem ekonomik

aç›dan bir tehlikeydi. Feodal s›n›flar›n geliflmesi, askeri olarak güçlenmelerini sa¤l›yordu. Bu güç ekonomik gücü de art›rd›¤›ndan dolay› Karmatilerin, tecrit edilebilmesi kolaylafl›yordu. Karmatilerin üretici güçlerini gelifltirip, co¤rafi alanlar›n› art›ramamalar› ve di¤er ortakç› cumhuriyetlerle s›n›rlar›n› birlefltirememeleri bu tecriti a¤›rlaflt›r›yordu. Fatimiler halk düflman› saf›na geçtikten sonra Karmatilere sald›rmaya bafllam›fllard›. Onlar› iyi tan›d›klar›ndan dolay› Abbasilerden daha fazla zarar vermifllerdi. Belirleyici olmasa da bu sald›r›lar›n yenilgide önemli rolü oldu. Tüm bunlar birleflince Karmatilerin yenilgisi kaç›n›lmaz olmufltu.

6. Nizariler ve Hasan Sabbah Hasan Sabbah günümüzde burjuvazi taraf›ndan “terörizm”in atas› olarak an›lmaktad›r. H. Sabbah’›n örgütü olan Nizarilere, afla¤›lamak ve karalamak için de “haflhafli” denmektedir. Sabbah döneminde de günümüzde de, militanlar›n feda ruhunun en üst ifadesi olan intihar eylemlerini karalamak için, bu militanlar›n uyuflturucu ald›¤› yalan› ortaya at›lm›flt›r. Gerilla mücadelesinin karalanmas› için de ayn› ya-

90


lana baflvurulmaktad›r. Bu karalamalar, eylemlerin ve feda ruhunun ideolojik özünü karartmaya yöneliktir. H. Sabbah’a da yap›lan buydu. H. Sabbah flahs›ndaki karalamalar ortakç›-eflitlikçi bir sistemin karalanmas›na yöneliktir. H. Sabbah, Kuzey ‹ran’da Deyleman’da bulunan Alamut Kalesi’nde iktidar›n› kurdu. (Miladi 1090) Nizarilerin yay›lmas›, Alamut merkezli olmufltu. K›sa süre içinde 6 kaleyi ele geçirirler. 1101 y›l›nda da kale say›lar› 50’yi bulmufltu.(10) Böylece askeri olarak güçlenip iktidarlar›n› sa¤lamlaflt›rd›lar. Kurtar›lm›fl bölge yaratarak geniflleyen Nizariler ço¤unlukla Selçuklulara karfl› savaflm›fllard›. Selçuklular 10. yy’da ‹ran’› ele geçirmifllerdi ve iktidarlar›n› sa¤lamlaflt›rmak için Nizarileri yenmeleri gerekiyordu. Bu amaçla defalarca Alamut Kalesine sald›rd›lar. Ancak bu kartal yuvas› gibi olan kaleyi alamad›lar. Dönemin en büyük ordular›ndan birine sahip olan Selçuklu, Nizarilerin savaflma azmine ve birli¤ine sahip de¤ildi. Nizariler, eflitlikçi-ortakç› bir cumhuriyet kurmufllard›. Komünal mülkiyet esast›. Herkes yetene¤ine göre çal›fl›rd›. Üretim kolektifti. Bir seçkinler s›n›f› yoktu. Yöneticilerin ayr›cal›klar› sadece görev alanlar›yla s›n›rl›yd›. Halk içinde etnik ve dini ayr›m da yap›lmad›¤›ndan dolay› halk›n birli¤i çok güçlüydü. Bu güçlü ba¤, büyük ordular›n yenilmesinde belirleyici bir rol oynuyordu. Nizariler, sarp da¤l›k bölgelerde yay›lmak için gerilla tarz›n› yayg›n bir flekilde kulland›lar. Yan› s›ra flehirlerde ayaklanmalar örgütlüyorlard›. Ama her zaman kalelere a¤›rl›k vermifllerdi. Kaleleri da¤lar›n zirvelerine yak›n yerlere yani düflman›n ulaflamad›¤› yerlere kurmalar› onlara büyük avantajlar sa¤l›yor; ömürlerini uzat›yordu. Bu kalelerde güç biriktirip yeni kaleler ele geçirebiliyorlard›. H. Sabbah, halk taraf›ndan efsanelefltirilmifltir. Da¤lar›n zirvesindeki kartal yuvas›nda yaflayan yenilmez bir lider olarak görülüyordu. Halk aras›ndaki en yayg›n ismi “da¤lar›n efendisi” idi. Selçuklu baflveziri Nizam-ül Mülk’ü

suikastla öldürttükten sonra önü çok daha fazla yay›ld›. Onu ölümsüz ilan eden oldu, mehdi ilan eden de. Halk›n, hemen her halk önderine yak›flt›rd›¤› bu s›fatlar, dönemin karakteristik bir özelli¤iydi. H. Sabbah, halk taraf›ndan yüceltildi¤i kadar, düflmanlar› taraf›ndan karaland›. Denilebilir ki, H. Sabbah dünyan›n en fazla ve en uzun süreli karalanan insanlar›ndan biridir. Hakl› mücadeleleri, silahl› mücadeleyi, feda ruhunu, kararl›l›¤› sembolize eden H. Sabbah’›n sömürücü s›n›flar›n en büyük düflmanlar›ndan biri olmas› do¤ald›r. Yüzy›llar boyunca as›l karalananlar bu sembollerdi. H. Sabbah, bunlar› temsil etmiflti. Halk›n birli¤i ve gücünü a盤a ç›kartm›flt›r, eflitlikçi-ortakç› bir sistem kurmufl ve bunun halk taraf›ndan nas›l sahiplenildi¤ini göstermifltir. Tabi ki, kan emici s›n›flar bu sembolü y›kmaya çal›flacaklard›r; yoksa varl›k koflullar› yok olur. Alamut Kalesi Miladi 1258’de, Mo¤ollar taraf›ndan ele geçirildi. H. Sabbah Miladi 1.124’te ölmüfltü. Onun ölümünden bir süre sonra, yöneticilerde iktidar h›rs› bafllad›. Bu h›rs, yavafl yavafl halk›n kazan›mlar›n› geri almaya bafllad›. Ortakç› cumhuriyetin temelleri sars›ld›. Ayn› nedenle Nizariler içinde ayr›l›klar bafl gösterdi. Mo¤ollar›n sald›r›s›, barda¤› tafl›ran son damlayd›. Halk›n birli¤i parçalanm›flt›. Mo¤ollar›n bu parçalar› yutmas› zor olmad›. Alamut Kalesi y›k›ld›ktan sonra baz› Nizari kaleler 1.270’lere kadar yaflad›ysa da Nizari devleti da¤›ld›. Ama H. Sabbah’›n ve Nizarilerin fikirleri günümüze kadar yaflad›. Nizarilerin devleti, ‹smaililelerin y›k›lan son devletiydi. ‹smaililerin bu kadar uzun süre yaflayabilmelerinin nedenlerine önceden de¤inmifltik. Bu uzun ömre ra¤men yenildiler. Dönemin koflullar› düflünüldü¤ünde bunun olmas› do¤ald›. ‹nsanl›k, s›n›flar› ve s›n›f savafl›m›n› bilimsel temelde ancak kapitalizmin ça¤›nda kavrayabilmifltir. ‹smaililerin devrimci ö¤retiler nihayetinde idealisttir. Dönemin en fazla materyalist ö¤elerini bar›nd›rmas› bu özü de¤ifltirmiyordu. S›n›f savafl›m›, metafizik biçimde

91

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 tahlil ediliyor, mücadelenin temelleri din üzerinde kuruluyordu. Önderlerin kavray›fl› böyleyken kitlelerin siyasal yaflama müdahalesinin bu önderlerinkini aflamayaca¤› da aflikard›r. ‹smaililerin sistemi, antik ça¤lardan kalan ortakç› fikirler üzerine temel atm›flt›. Do¤u toplumlar›n›n komünal mülkiyete dayanan sistemi buna olanak veriyordu. Ancak, feodalizmin geliflti¤i bir co¤rafyada bu sistem üretici güçlerini yeterince gelifltiremedi. ‹smaililer, genifl örgütlenmeleri sayesinde kendilerine yeten bir ekonomik kaynak yaratmay› uzun y›llar baflard›ysa da bu yeterli gelmemiflti. Dönemin bilinç düzeyi, bunu alg›layacak düzeyde olmad›¤›ndan dolay›, ortakç› cumhuriyetlerin ekonomik zay›flamas› kaç›n›lmaz olmufltur. Bu yenilgiye ra¤men ‹smaililer, köklü bir mücadele gelene¤i yaratm›fllard›r. Silahl› mücadele ve örgütlenme konusunda bugün bile de¤erini koruyan deneyimler b›rakm›fllard›r. Kitlelere yaklafl›m, çal›flma tarzlar› ve mücadele azimleriyle bugün bile örnek oluflturmaktad›rlar. ‹smaililer, tarihin bizlere defalarca kan›tlad›¤› bir gerçe¤i teyit etmifllerdir. Küçük ama birleflmifl bir halk, büyük ordular› darmada¤›n edebilir. Ayr›ca ‹smaili cumhuriyetleri halklar› parçalayan temel ö¤enin din-›rk de¤il, sömürücü s›n›flar›n oldu¤unu bir kez daha göstermifltir. Halklar›n din, dil ve ›rk ayr›m› yapmadan yüzy›llar boyunca birarada yaflay›p düflmana karfl› ortak savaflmalar›n›n en güzel deneyimleri yaflanm›flt›r. Günümüzde de, geç-

miflte oldu¤u gibi as›l karalanmak ve unutturulmak istenen tarih budur.

D. Anadolu’da dini motifli ayaklanmalara iki örnek Anadolu co¤rafyas›, ‹slam co¤rafyas›n› ayaklanma gelene¤ini sürdürmüfltü. Selçuklular ve daha sonra Osmanl›, Anadolu’yu ‹slamlaflt›rm›flt›. Hem Selçuklulara hem de Osmanl›lara karfl› say›s›z ayaklanma gerçekleflmiflti. Özellikle Osmanl›’da, y›k›lana kadar ayaklanmalar eksik olmam›flt›r. Emevi ve Abbasilerin, Sünni ba¤naz ideolojisini devralan Selçuklu ve Osmanl› devletleri, despot yönetimleri ile ayakta kalabilmifltir. Osmanl›, daha sonra halifeli¤i de ele geçirmifl, padiflahlar bu s›fatla da an›l›r olmufltu. Her iki devlet kendisini ‹slam devleti ilan etmiflti. ‹flgaller de halka bask› da “din ad›na” yap›l›yordu. fieriat sistemini, kendi özgüllüklerine uyarlayan bu devletler, “eflitlikçi ve adil” olduklar›n›, ülkelerinde s›n›f, imtiyaz olmad›¤›n› iddia ediyorlard›. Bu görüfl günümüz ba¤naz kesimleri taraf›ndan hala savunulmaktad›r. Oysa her iki devletin tarihi katliamlarla doludur. Her iki devletin resmi tarihi ile günümüz TC’sinin resmi tarihi, bu ayaklanmalar›, “kafirlik, sapk›nl›k, d›fl mihraklar vb.” olarak yans›t›r. Böylece “s›n›fs›z bir toplum”da ç›kan bu “kar›fl›kl›klar”›n ideolojik özü karart›lmaya çal›fl›l›r. Selçuklu ve Osmanl› devletleri, do¤u devletleriydi. Kendilerinden önceki toplumsal sistemi al›p gelifltirmifllerdir. Merkezi bir iktidar›

92


hedefleyen bu sistemde, teba ve mülk (tüm topraklar) Allah ad›na sultan›n (padiflah›n) say›l›yordu. Bu sistem, ancak güçlü bir zor ayg›t›yla yaflayabiliyordu. Ancak, güçlü bir ordu, yo¤un bir sömürü anlam›na geliyordu. Sömürünün yo¤unlaflmas› ise daha fazla halk ayaklanmas›na neden oluyordu. Dolay›s›yla “s›n›fs›z” oldu¤u söylenen bu ülkelerde isyanlar daima olmufltur. Anadolu’nun ayaklanmalar tarihi çok genifltir. Yaz›m›z›n konusu, dini motifli ayaklanmalar oldu¤u için, biri Selçuklu’dan di¤eri Osmanl›’dan olmak üzere iki çarp›c› örnek vermekle yetinece¤iz. Anadolu’da Bizans döneminde de ayaklanmalar eksik olmam›flt›. Ancak bizler ‹slam’a yo¤unlaflt›¤›m›z için örneklerimiz de bu iki ‹slam devletinden olacak.

1. Baba ‹shak Ayaklanmas› (Babailer isyan›) Selçuklu, göçebe devlet olarak kurulmufltu. Geliflmifl bir devlet yap›s› olmad›¤›ndan dolay›, iflgal etti¤i ülkelerin, yönetim biçimlerini ve kurumlaflmalar›n› benimsiyorlard›. Selçuklular ‹ran’a hakimiyetleri s›ras›nda, askeri erki ellerinde tutmalar›na ra¤men, siyasal erkin yönlendirilmesi iflini esasta ‹ranl›lar yap›yordu. Nizam-ül Mülk’ün devletin yap›s› ve siyasal idare konusundaki görüflleri (bu görüfllerini “Siyasetname”de toplam›flt›r), hem kendi vezirli¤i döneminde, hem de Selçuklular›n daha sonraki dönemlerinde oldukça etkili olmufltu. Feodal bir devletin varl›¤›n› sürdürmeye yönelik kurumlar› ve politikalar›, despot bir iktidar için biçimlendirmiflti. Nizam-ül Mülk, ‹slam co¤rafyas›n›n ayaklanmalar tarihine de özel bir önem vererek, ç›kard›¤› dersler ile devleti yetkinlefltirmeyi hedeflemiflti. Bu görüfller ve devlet yap›s›, Anadolu Selçuklular› taraf›ndan korunmufltu. Selçuklular, haraçç› bir devletti. Savafl ve ilhakla ayakta duruyorlard›. Bu nitelik, güçlü bir orduyu zorunlu k›l›yordu. Selçuklular, orduyu t›mar sistemi ile ayakta tutuyorlard›. Bu sistemi, ‹slam-Arap devletinden alm›fllard›. Her

bölge bir sipahiye verilirdi. Karfl›l›¤›nda belli say›da asker ve vergi al›n›yordu. ‹flgal edilen ülkeler ço¤unlukta haraca ba¤lan›yordu. ‹lhak edilen topraklarda ise t›mar sistemi uygulan›yordu. Dolay›s›yla Selçuklular›n varl›¤› hem kendi ülkesindeki halklar›n hem de iflgal edilen ülkelerin halklar›n›n sömürüsüne dayan›yordu. T›mar sisteminin devam› ve yayg›nlaflmas›n›n temel koflullar›ndan biri, göçebe hayat› yaflayan Türkmenlerin iskan ettirilmesiydi. Özgür yaflamaya al›flk›n olan tüm göçebe topluluklar gibi Türkmenler de devlete asker ve vergi vermemekte direniyor, sabit bir yere iskan ettirilmeye karfl› ç›k›yorlard›. Dolay›s›yla Selçuklular›n ülkesinde, sisteme en radikal muhalefeti köylüler ve göçebe Türkmenler gösteriyordu. Yan›s›ra, Selçuklu’nun haraçç› niteli¤inden ötürü, esnaf, zanaatlar ve küçük tüccarlar da a¤›r vergiler alt›nda eziliyorlard›. Bir yandan da büyük tüccarlar›n bask›s› alt›nda olan bu kesimler lonca örgütlenmeleri vas›tas›yla büyük bir siyasal güç haline gelmiflti. Hem büyük tüccarlara hem de Selçuklu iktidar›na karfl› var olma mücadelesi veriyorlard›. Bu mücadele onlar›n köylüler ve Türkmenlerle kaynaflmalar›n› sa¤lam›flt›. Bunlar›n d›fl›nda, Selçuklunun Sünni ba¤naz ideolojisi, di¤er dinlerden kitleleri eziyordu. Say›lar› çok fazla olan yoksul H›ristiyan kitleler de sisteme muhalifti. Hem ekonomik olarak hem de kültürel olarak ezilmeleri onlar› radikallefltiriyordu. fiehir ve kasabalarda, loncalarda örgütlenen ahilerle; k›rsal kesimde ise köylü ve Türkmenlerle iflbirli¤ine giriyorlard›. Ezilen s›n›flar›n bu kaynaflmas›na zemin sunan kültürel bir ortam da mevcuttu. Arap yar›madas›nda geliflmeye bafllayan Bât›nilik, mutasavv›flar (tasavvufçu) arac›l›¤›yla Anadolu’da da yay›lm›flt›. Komünal bir toplumsal sistemi binlerce y›ld›r yaflayan Anadolu halklar›n›n bu eflitlikçi-ortakç› fikirleri benimsemeleri çabuk oldu. Anadolu’da birçok Bât›ni hareket bulunuyordu. Bu hareketler despot ve ba¤naz iktidarlara karfl› ayaklanmalar örgütlemekten geri

93

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 durmuyorlard›. Babailerin isyan› da bu eflitlikçi-ortakç› fikirlerin temelinde örgütlenmifltir. Babailer isyan›, bu ortamda, Baba ‹lyas ve ö¤rencisi Baba ‹shak taraf›ndan örgütlenmiflti. 13. yy’›n ikinci çeyre¤inde bafllayan örgütlenmeler Tokat, Çorum, Sivas, Ad›yaman, Marafl, Elbistan ve Kuzey Suriye’yi kaps›yordu. Bu bölgelerde genifl bir propaganda faaliyeti yürütülüyordu. Allah ad›na eflitlikçi bir sistemin propagandas› yap›l›yordu. Baba ‹lyas Amasya’da öldürüldü. Ancak manevi lider olarak a¤›rl›¤›n› hissettirmeye devam etti. Ayaklanman›n önderli¤ini Baba ‹shak sürdürmüfltür. Ayaklanma, Miladi 1.240 y›l›nda bafllad›. A¤›rl›¤›n› Türkmenlerin oluflturdu¤u Babailer Ordusu, önce Malatya ve Ad›yaman’› ele geçirdiler. Sonra Sivas, Tokat ve Amasya ele geçirildi. Ele geçirilen yerlerde fleriat düzeni

kald›r›ld› ve yerine eflitlikçi-ortakç› bir sistem getirildi. Babailer ordusu, yay›lmaya devam ederken, az say›da askerle Amasya’da kalan Baba ‹lyas, Selçuklu ordusu taraf›ndan yakalan›r ve idam edilir. Cesedi kaleden afla¤› sark›t›l›p teflhir edilir. Bunun üzerine Babailer ordusu ile halktan birçok insan Amasya’ya yönelir ve Selçuklu ordusunu bir kez daha hezimete u¤rat›rlar. Bababiler ordusu Selçuklu’nun baflkenti Konya’ya do¤ru yürüyüfle geçer. K›rflehir dolaylar›ndaki Malya Ovas›’nda, Selçuklu ordusu ile savafla tutuflur. Babailer bu muharebede yenilir. Selçuklular, büyük bir katliam yaparak ovay› cesetlerle doldururlar. Bu yenilgi sonras› Babailer ele geçirdikleri flehirleri kaybettiler ve ayaklanma yenilgiyle sonuçland›. Babailerin fikirleri, Anadolu’nun dört bir taraf›nda yaflamaya devam etmifltir. Özellikle Osmanl› dönemine bir mücadele gelene¤i ve birçok deneyim b›rakm›fllard›r.

2. fieyh Bedreddin isyan› fieyh Bedreddin isyan›, Osmanl› devletinin merkezileflmesi ve Sünni ba¤naz ideolojiyi tüm kurumlar›nda hakim hale getirmesi dönemine rastlar. Osmanl› devleti, Selçuklular gibi göçebe kabile devleti olarak kurulmufltu. ‹lk iki hükümdar Osman ve Orhan, bey olarak de¤il, gazi olarak an›l›rd›. Bu özellik, göçebe toplumun izlerini derin olarak tafl›d›¤›n› gösteriyordu. I. Murat’la birlikte bu özellik zay›flamaya bafllar. Selanik’i alan Murat, “Hüdavendigar” (Tanr›dan güç alan bey) ünvan›n› al›r. Devlet, merkezilefltikçe gericili¤i de art›yordu. Y›ld›r›m Beyaz›t,

94


ruhban s›n›f›n› devletin önemli bir parças› haline getirir. Osmanl› devleti, ekonomiyi merkezilefltirdikçe, do¤all›¤›nda siyasal erki ve devleti de merkezilefltiriyordu. Bu durum, devleti yöneten s›n›flar ile halk aras›ndaki çeliflmeleri keskinlefltiriyordu. Osmanl›, Selçuklulardan ald›¤› t›mar sistemini gelifltirerek sürdürdü. Dolay›s›yla Osmanl›’ya en radikal muhalefeti köylüler ve göçebe yaflayan Türkmenler gösteriyordu. Keza, Selçuklu’da oldu¤u gibi esnaf, zanaatkâr ve küçük tüccarlar da iktidara muhalifti. Gayri Müslimlere farkl› muamele gösterilmesi, bunlardan ek vergi al›nmas›, bu kesimin yoksul tabakalar›nda tepkiye neden oluyordu. fieyh Bedreddin isyan›n geliflti¤i ortam›n bir özelli¤i de, saltanat kavgalar›n›n ülkeyi bölmüfl olmas›yd›. Miladi 1.402 y›l›nda Y›ld›r›m Beyaz›d, Mo¤ollara (Timur’a) yenildi ve bu savaflta öldü. Üç o¤lu aras›nda iktidar kavgas› bafllad›. Fetret Devri denen bu dönemde ülke üçe bölündü. Süleyman Çelebi, Timur taraf›ndan Rumeli’ye, beylerbeyi olarak seçildi. Mehmet Çelebi, Bursa ve Bal›kesir yöresini; Musa Çelebi ise Balkanlar›n bir bölümünü egemenli¤i alt›na ald›. Bu iktidar savafllar›, halk›n durumunu daha fazla kötülefltirmiflti. ‹syan› oluflturan nesnel koflullar, ayn› zamanda Bedreddin’in de yetiflti¤i koflullard›. Bedreddin, Miladi 1.359 y›l›nda, kad› bir baba ve H›ristiyan bir annenin çocu¤u olan dünyaya geldi. Ebebeyninin niteli¤i onun çok kültürlü bir e¤itim almas›n› sa¤lad›. Bedreddin, Osmanl› s›n›rlar›n› aflan bir üne sahip olmufltu. Dönemin en ünlü ‹slam alimleri aras›nda yer al›yordu. Miladi 1.382’de M›s›r’a gider. fieyh Ahlati arac›l›¤›yla tasavvufu ve Bât›nili¤in derinliklerini ö¤renir. Rivayete göre burada, eski fikirlerinden radikal biçimde kopar ve o güne kadarki tüm çal›flmalar›n› Nil nehrine atar. Miladi 1.404 y›l›nda M›s›r’dan ayr›larak Anadolu’nun çeflitli bölgelerinde dolaflmaya bafllar. Bu bölgelerde taraftar toplar. Bu süreç, fleriata karfl› alternatif bir düzen yaratmak için taraftar topland›¤› bir süreçtir.

Miladi 1.411’de Musa Çelebi, fieyh Bedreddin’e kad›askerlik görevi teklif eder. Bedreddin de kabul eder. Kad›asker, tüm kad›lar›n yani adalet sisteminin bafl›yd›. Bu görevi daha fazla insana ulaflmak ve daha adaletli bir sistem yaratmak için kabul etmiflti. Yan›na Börklüce Mustafa’y› da alarak fikirlerini Balkanlar ve Ege’de de yayar. Mehmed Çelebi’nin, Musa Çelebi’yi yenerek, onun topraklar›na el koymas› üzerine Bedreddin’in bu görevi sona erer. Mehmed Çelebi, Bedreddin’den kurtulmak istedi¤i halde onu idam etmeye cesaret edemez. Bedreddin’in bir ‹slam alimi olarak yaratt›¤› etki, Mehmet Çelebi’yi, onu asmaktan vazgeçirmifltir. Ancak onu ‹znik’e sürgüne gönderir. Burada ayaklanmay› örgütlemeye devam eder, taraftarlar›n›n Ege ve Balkanlar’daki çal›flmalar›n› organize eder. Miladi 1.416 y›l›nda, Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa ayaklanmay› bafllat›r. Eflitlikçi-ortakç› bir sistem kurarlar. B. Mustafa’n›n flu görüflleri, bu yeni sistemin özünü yans›tmaktad›r: “Allah dünyay› yaratm›fl, insanlara bahfletmifl. Servet ve tar›m ürünleri müflterek (ortak) hakt›r. ‹nsanlar eflittir. Birinin servet toplamalar›yla, di¤erlerinin ekme¤e muhtaç kalmas›, ilahi maksada ayk›r›d›r. Yaln›z nikahl› kad›nlardan gayr›, dünyada her fley müflterek olmal›d›r… Fikir ve vicdan, ahenk-i tabiat mahsulüdür. Cebrin tesirinden ba¤›ms›zd›r. Bunun için ‹slam, H›ristiyan, Musevi, Mecusi (Mazdeki) hep Tanr› kuludur, birdir, gardaflt›r. Aralar›nda muhabbet ve uhuvvet (kardefllik, ba¤l›l›k) flartt›r.”(11) Köylülerin a¤›rl›kta oldu¤u bu sistem, fazla yaflat›lamad›. Osmanl› ordusu, bu ayaklanmay› yine katliam ile bast›rd›. Manisa ve ‹zmir’de ayaklanman›n baflar›s›zl›¤a u¤ramas› sonras› Bedreddin, haz›rl›klar›n oldu¤u Rumeli’ye ayaklanma haz›rl›¤›n›n bafl›na geçer. Ayaklanma bafllamadan hileyle bast›r›l›r. fieyh Bedreddin ayaklanmas›, Anadolu’nun en önemli ayaklanmalar›ndand›r. Önemi daha çok, Anadolu’ya yayd›¤› ortakç›-eflitlikçi fikirler olmufltur. fieriat düzenine ve sömürüye

95

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 karfl› ayaklanan halklara, ilham kayna¤› olmufltu. Bedreddin, türkülerle, öykülerle günümüze kadar yaflat›lm›flt›r. fieyh Bedreddin isyan›n› Celali isyanlar›, Patrona Halil isyan› ve 19. yy’da da Kürt isyanlar› gibi büyük ayaklanmalar takip eder. Osmanl› y›k›lana kadar irili ufakl› ayaklanmalar eksik olmam›flt›r. Despot ve ba¤naz bir devletin, s›n›f çeliflmeleri keskin oldu¤undan dolay› isyanlar da hiç bitmez. Her ayaklanman›n yenilgisinin özgüllükleri vard›r. Güçler dengesi ve zamanlaman›n hesaplanmas›, çal›flma tarz›, önderli¤in niteli¤i, örgütlenme düzeyi ve biçimi gibi ‹slam co¤rafyas›ndaki ayaklanmalar›n yenilgilerinde bu özgüllükleri d›fl›nda, ortak noktalar da bulunuyor. Babailer ve fieyh Bedreddin isyan›n›n yenilgileri de daha önceki bölümlerde aç›klamaya çal›flt›¤›m›z nedenlerle benzerlik gösteriyor. Babailer ve Bedreddin daha çok Hurremdinicilerin düfltükleri hatalar› yap›yorlar. Özellikle Babailer, muazzam bir orduya sahip olduklar› halde, bu güce paralel bir örgütlenmeye giriflememifllerdi. Bedreddin’in ise ayaklanman›n haz›rl›klar›n› yeterince örgütlemedi¤i aflikard›r. Yan›s›ra, ayaklanman›n bafllat›laca¤› alanlar›n üç farkl› merkezde olmas›, etkiyi zay›flatm›flt›. ‹zmir ve Manisa her ne kadar birbirine yak›nd›ysa da ayaklanma s›n›rlar›n›n birleflik olmamas›, düflman için bir avantajd›. Keza Bedreddin’in 3. ayaklanma merkezi olarak Rumeli’yi seçmesi belki kitle taban› için uygunken, di¤er bölgelerle birlikte de¤erlendirildi¤inde askeri aç›dan sak›nca yaratm›flt›r. Düflman›n, ayaklanman›n güçlerini bölmesine zemin verildi¤i gibi, birbirine yard›m koflullar›n›n da rahatl›kla ortadan kald›r›labilece¤i bir yol izlenmifltir. Bunun d›fl›nda her iki ayaklanma da, ‹smaililer gibi bir kurumlaflma sa¤layamam›flt›. Merkezi bir örgütlülük, ‹smaililerdeki gibi olgunlaflt›r›lamam›flt›. Dolay›s›yla bu durum ayaklanman›n gücünü zay›flat›yordu. Ayaklanmalar›n dini motifli olmas›, halk›n liderlere yaklafl›m› vb. ayn› etkileri yarat›yor-

du. Bu yönleri ile Babailer ve Bedreddin ayaklanmalar›, yenilgi nedenlerinde de ortaya ç›k›fl koflullar› ile de kendisinden önceki birçok ayaklanmaya benzemektedir. Yaz› boyunca göstermeye çal›flt›¤›m›z gibi her sosyo-ekonomik geliflmenin halklar taraf›ndan dinsel flekilde ifade edilifli mevcuttur. S›n›f çeliflmelerinin ald›¤› bu biçimler, özü karartmamaktad›r. Öz ile biçim aras›ndaki ba¤lant›, sömürücü s›n›flar taraf›ndan bilinçli olarak kopar›lmaktad›r. Böylece tarihin devrimi biçimlerle aç›klanarak, s›n›fsal-ideolojik öz karart›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Bu haliyle tarihin motoru, s›n›f savafl›mlar› de¤il, bireyler, dinler ve kültürlerin savafl›m›ym›fl gibi gösterilmektedir. Tarih bize say›s›z kez bunun aksini göstermifltir ve göstermeye devam etmektedir. Tarihe, biçimlerin ve görüngülerin tarihi olarak bakmad›¤›m›z sürece, özü kavrayabilir ve sürecimize de yön verebiliriz. Tarihi, s›n›f savafl›mlar› ekseninde zengin kültürü, bizleri bunlar› ö¤renmeye zorunlu k›lmaktad›r. Nas›l ki yaz›da da gösterdi¤imiz gibi ayaklanmalar “ezilen yarat›¤›n bir iniltisi” ise, günümüzde de dini biçimler alm›fl halk muhalefetlerini de bu bak›fl aç›s›ndan koparmamak gerekir. Anadolu’da en çok ezilen kesimler Kürtler ve Anadolu Alevileri oldu¤u için, bu kesimler daha fazla tan›n›yor. Ancak resmi ideolojinin unutturmak istedi¤i, Türk ilan etti¤i baflka kesimlerde vard›r. Bunlar›nda tan›nmas›, kültürlerinin biçimi ard›ndaki özün kavranarak, dinamiklerinin a盤a ç›kart›lmas› gerekir. Anadolu’da fazla bilinmeyen halklardan olan Nusayrilerin (Arap Alevileri) tan›nmas› bu aç›dan önemlidir. Bu yüzden yaz›m›zda Arap yar›madas› ile Anadolu aras›nda bir köprü görevi gören Nusayrilere k›saca da olsa inceleyece¤iz.

E. Nusayriler Türkiye’de hem etnik hem de dinsel olarak ezilen haklardan biri de Nusayrilerdir. Tarih sahnesinde var olduklar› günden beri daima,

96


✔ Nusayrilerin içinde hala Kemalizm’e sempati ile bakanlar az›msanmayacak kadar çoktur. fieriat korkusu ile yaflayan Nusayriler, Kemalizm’in kendilerini fleriattan kurtard›klar›na inanmaktad›rlar. sömürücü s›n›flar›n bask› ve katliam›na maruz kalm›fllard›r. Bu yüzden 20. yy’a kadar genelde da¤larda yaflam›fllard›r. Bu bask›lar, Nusayrilerin inançlar›n› gizlemelerini ve kendilerini di¤er toplumlardan yal›tmalar›n› sa¤lam›flt›r. TC kurulduktan sonrada inkar ve asimilasyon politikalar› sürmüfltür. Bu nedenlerden dolay›, Nusayriler, Türkiye’de fazla tan›nmamaktad›r. Ancak, bu co¤rafyadaki sistemi de¤ifltirmeyi hedefleyen kesimlerin, tüm halklar›n kültürlerini tan›mamas› anlafl›l›r bir durum de¤ildir. Nusayrilerin yo¤un olarak yaflad›klar› yerler Mersin, Adana ve Hatay’d›r. Suriye’de ise Lazkiye ve Halep’te yo¤undurlar. Türkiye’deki say›lar› 1 milyon olarak tahmin edilmektedir. Nüfus oranlar› flöyledir: “Samanda¤ ve Harbiye’de (30 bin nüfuslu bir belde) % 90, Antakya’da (merkez ilçe) % 60-70, ‹skenderun’da % 40, Adana’da % 25, Tarsus içinde % 80, Mersin’de % 20-25, Suriye’de %15 civar›ndad›r.”(12) hemen her etnik ve dinden insan›n bulundu¤u Hatay’da, Arap Alevileri d›fl›nda az say›da Arap H›ristiyan (Alt›nözü’nde yo¤undurlar) ve Arap Sünniler de bulunuyor. Nusayrilerin büyük ço¤unlu¤u emekçidir. 1980’lere kadar en fazla çiftçilik yapm›fllard›r. Bu yüzden onlara “fellah-ül ard” (topra¤› açanyaran) denirdi. Fellah, çiftçi anlam›na gelse de bugün baz› yerlerde afla¤›lama olarak kullan›lmaktad›r. Baz› yerlerde ise “dinden dönmüfl” anlam›nda kullan›lmaya bafllanm›flt›r. 1990’larla beraber, Çukurova’ya yo¤un bir Kürt göçü yaflanm›flt›. Bu Kürtlerin büyük ço¤unlu¤u Araplar›n mahallelerine veya onla-

ra yak›n yerlerde iskan etmifllerdir. Nusayrilerin, ezilmifllik ruh hali Kürtleri kolayca kabul etmelerine ve onlarla kaynaflmalar›na vesile olmufltur. Bu dönem, Nusayrilerin yo¤un olarak üniversitelere gitmeye bafllad›¤› bir dönemdir. Bu iki geliflme bu dönemden itibaren Nusayrilerin daha fazla devrimci mücadele içerisinde yer almalar›n› sa¤lam›flt›r. Dolay›s›yla, daha fazla tan›nmas› gereken bir kesimi oluflturmaktad›rlar. Nusayrileri daha iyi tan›mak için önce tarihlerine sonra da inanç ve göreneklerine bakaca¤›z.

1. Nusayrilerin Tarihi Nusayri isminin nereden geldi¤ine dair, F. Bulut iki rivayete a¤›rl›k veriyor. Birincisi; 11. ‹mam Hasan El Askeri’nin müridi Muhammed ‹bni Nusyar’dan ald›klar› yolundaki rivayettir. ‹kincisi ise, ikinci halife döneminde Suriye’ye gönderilen takviye-yard›mc› kuvvetlere verilen nusalar/nüsra isminden türetildi¤idir. Dönemin ö¤retilerinin, yarat›c›s›yla an›ld›¤› düflünüldü¤ünde birinci rivayet daha akla yatk›nd›r. Nusayrilik, bat›n› bir ö¤retidir. Bu ö¤reti Nusyar öldükten sonra (Miladi 883), Muhanmed ‹bn Cundeb yaym›flt›r. Bir dönem Cundebiyye ismini alan ö¤reti Antakya merkezli olarak yay›lm›flt›r. Bât›n› bir hareket oldu¤u için daima Sünni ba¤naz rejimlerin bask›s›na ve hakaretlerine maruz kalm›fllard›r. Anadolu Alevilerine yönelik tüm karalamalar, Nusayrilere de yap›lm›flt›r. Osmanl› sultan› Yavuz Sultan Selim, M›s›r seferi (miladi 1516) s›ras›nda, Suriye’de bulunan 50-80 bin aras› Nusayri’yi katletmiflti.(13) M›s›r ve Suriye’de krall›k kurmufl olan Memlüklülere destek vereceklerini düflünerek, bu katliam gerçeklefltirilmiflti. Bu katliam, Nusayrilerin da¤lara çekilmelerine neden olur. Nusayriler bu katliam› hala anarlar. Antakya’ya ba¤l› Harbiye beldesinde, 1000 Nusayri’nin camide namaz k›larken oklat›ld›¤› rivayet edilir. Bu katliam sonras›, Nusayriler camilere gitmemeye bafllarlar. fieriat’›n simgesi

97

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 olarak gördükleri camileri yaflamlar›ndan atarlar. Namazlar›n› evlerinde ve gizli olarak k›lmaya bafllarlar. Bu özellik günümüze kadar sürmüfltür. Nusayriler hem Çanakkale Savafl›’nda hem de “Kurtulufl Savafl›”nda Arap olaylar› içinde yer alm›fllard›r.(14) TC’nin kurulmas›ndan sonra da Kemalizm’e, laiklik söyleminden etkilenerek destek vermifllerdir. Yüzy›llar boyunca fleriat düzeninden ve Sünni ba¤naz iktidarlardan çok çeken Nusayriler, Kemalizm’in laiklik söylemini kurtulufl olarak alg›lam›flt›r. Fransa, 1916’da iflgal etti¤i Suriye’de halklar› bölmek için federe devletler kurar. Hatay’da “Alevi Özerk Bölgesi”ni kurar. (1920) Sömürge valisi taraf›ndan yönetilen bu özerk bölge, Lübnan’daki gibi ikrarc› bir sisteme (mezheplerin gücü oran›nda temsil edildi¤i sistem) sahipti. Bölge 1922’de fiam ve Halep federasyonlar› ile birlefltirilir. Suriye devletleri federasyonu oluflturulur. Sünnilerle Aleviler aras›ndaki sorunlar ve çat›flmalar bitmedi¤i için, Aleviler, 1924’te bu federasyondan ayr›l›r. Fransa, bunun üzerine “Alevi Özerk Bölgesi”ni yeniden kurar. Ancak 1930’da yeniden model de¤ifltirir. Federasyonlar› fesheder. Lazkiye hükümetini merkezi yönetim olarak seçer. Az›nl›klara verilen görece haklar da geri al›n›r. Böylece Aleviler tekrar tecrit koflullar›na döner. Bu süreç içinde Alevilerin Fransa’ya karfl› k›sa süreli bir ayaklanmas› olmufltu. 1921’de da¤daki Alevileri ovaya-flehirlere indirmek isteyen Fransa, dirençle karfl›lan›r. Uzun y›llar da¤da yaflayan Aleviler flehre inmek istemez. Bunun üzerine Fransa Alevilerin yaflad›¤› bölgeyi kuflat›r ve kanl› çat›flmalar olur. Fazla bir etkinlik gösteremeyen Aleviler, flehirlere yo¤un flekilde göç eder. TC, kurulduktan sonra, Hatay’› kendi topraklar›na katmak ister. Suriye’nin muhalefeti ve Fransa’n›n da raz› olmamas› dolay›s›yla bu süreç uzar. Hatay’›n jeo-stratejik konumu, TC’nin güney s›n›rlar› aç›s›ndan hayati önem tafl›yordu. Hatay, ayr›ca Do¤u Akdeniz’in ku-

zeyini kapsad›¤› için hem D. Akdeniz’in hem de K›br›s’›n güvenli¤i aç›s›ndan önemli bir konumdayd›. Bu özelli¤i yüzünden günümüze kadar Suriye ile TC aras›nda sorun oluflturmufltur. 27 Ocak 1937’de, Milletler Cemiyeti, Hatay’›n ba¤›ms›zl›¤›n› kabul etti. Yeni seçimler s›ras›nda birçok çat›flma yaflan›r ve seçimler iptal olur. 3 Temmuz 1938’de Fransa ile TC “dostluk” antlaflmas› imzalar ve Türk birlikleri Hatay’a girer. Tekrar yap›lan seçimlerde Türkler meclisin ço¤unlu¤unu ele geçirir. 29 Haziran 1939’da da Hatay’›n TC’ye kat›ld›¤› ilan edilir. Böylece Türk askeri “himayesinde” ve Fransa’n›n iflbirli¤i ile Hatay, TC’ye kat›lm›fl olur. Bu süreç içerisinde, M. Kemal, Nusayrilere yönelik propaganda faaliyetleri yürütürken, onlar› kazanacak ad›mlar da at›yordu. Hatay Cumhurbaflkan› Tayfur Sökmen’e yapt›¤› bir törende kurban›n bir Nusayri’ye kestirilmesini sal›k vermifltir. Bu Nusayrilerin devlet kat›nda önemsendi¤i mesaj›n› veriyordu. M. Kemal, Nusayrilere ilaç, yiyecek ve giyecek “yard›m”lar›nda da bulunmufltur. Böylece Suriye’ye karfl› kendisine çok say›da yandafl toplam›flt›r. Demokratik biçimde yap›ld›¤› söylenen “Hatay’›n TC’ye kat›lmas›na” yönelik referandumda bu politikalar›n etkisi çok olmufltur. Birçok Arap köyüne gitmeyen sand›klar›n hesab›n› da pek kimse sormam›flt›r. Nusayrilerin içinde hala Kemalizm’e sempati ile bakanlar az›msanmayacak kadar çoktur. Yüzy›llar boyunca fleriat korkusu ile yaflayan Nusayriler, Kemalizm’in kendilerini fleriattan kurtard›klar›na inanmaktad›rlar. Bu durum CHP ve DSP gibi düzen partilerinin, Nusayriler aras›nda etkili olmas›n› sa¤lamaktad›r. Nusayriler, yüzy›llar boyunca süren ezilmifllikleri dolay›s›yla, muhalif kimliklerini daima muhafaza etmifllerdir. 1938-39’da, Zeki Arsuzi isimli bir Nusayri profesör önderli¤inde, ‹skenderun’da toprak a¤alar›na karfl› bir ayaklanma gerçeklefltirilir. ‹skenderun, Nusayrilerin yo¤un yaflad›¤› bir yerdi. Bu ayaklanma ye-

98


nilgiye u¤rar. Ancak, hem ‹skenderun hem de di¤er yörelerde, toprak a¤alar›na karfl› mücadele çeflitli biçimlerde sürer. Nusayriler Suriye’de güçlü siyasal örgütlenmeler arac›l›¤› ile mücadelelerini yayg›nlaflt›r›rlar. Baas ve komünistlerle iflbirli¤ine girerek, siyasal arenada önemli bir aktör haline gelirler. Nusayriler, 1975-88 Lübnan iç savafl› s›ras›nda da, Faflist Marunilere karfl› Lübnan Ulusal Hareketi içinde savafl›rlar. Nusayrilerin, muhalif kimli¤i onlara anti-faflist bir karakter kazand›rm›flt›. Bu da onlar›n devrimci saflarda savaflmalar›n› sa¤lam›flt›r. Nusayriler, Suriye’de Baas’›n içinde etkili olmaya bafllad›ktan sonra 1970’de Nusayri olan Haf›z Esad arac›l›¤› ile iktidar› ele geçirirler. Haf›z Esad, Baas’›n içindeki sol kanad› tasfiye ederek iktidar›n› sa¤lamlaflt›r›r. Kurdu¤u “milli cephe” arac›l›¤› ile di¤er s›n›flar üzerinde tahakküm kurarak diktatörlü¤ünü ilan eder. H. Esad, sosyal emperyalizmin bir kuklas› haline gelir ve devrimcilere bask› uygulamaya bafllar. Bu durum onun ölümünden sonra da devam eder. Buna ra¤men, Hatay’daki Nusayriler baflta olmak üzere H. Esad’›n, Çukurova Araplar› içinde büyük bir prestiji vard›r. T›pk›. M. Kemal’e yaklafl›mdaki tek yanl›l›k, H. Esad’› de¤erlendirmelerde de geçerli olmaktad›r. Yüzy›llar›n getirdi¤i ezilmifllikle, “kendilerinden” birinin devlet iktidar›n›n tepesinde olmas›n› hoflnutlukla karfl›lamaktad›rlar. Gerek M. Kemal’e gerekse H. Esad’a, s›n›fsal bakamaman›n bir ürünüdür bu yaklafl›mlar. Türkiye’de 12 Eylül’e gelindi¤inde Askeri Faflist Cunta (AFC), Nusayrilere karfl› kapsaml› sald›r›larda bulunmufltu. Nusayrilerin hem sivil faflistlerle hem de asker-polisle çat›flmalar› olmufltu. Nusayrilerin yo¤un oldu¤u birçok flehir ikiye bölünmüfl, Nusayriler, her zaman solcu taraf›nda kalm›fllard›r. Nusayrilerin, devlet karfl›s›ndaki bu tutumu, yüzlercesinin tutuklanmas›na neden olur. Bask›lar, parlamenter sisteme geçtikten sonra azalmadan devam eder.

Nusayrilerin, muhalif kimlikleri, 1995 Gazi olaylar› gibi geliflmelerde tepki göstermelerine neden olmaktad›r. Gazi olaylar›nda kepenk kapat›p miting yapan Nusayriler, ülkedeki birçok geliflmeye kitlesel tepki göstermifllerdir. Türkiye’deki Nusayriler de özellikle ’90’l› y›llarla beraber, “devletin içinde yer al›p devleti -iyi insanlarla- de¤ifltirme” fikri güçlü bir flekilde etkisini gösterdi. Bunun sonucu olarak, Nusayriler, çocuklar›n› üniversitelere daha fazla yollamaya bafllad›lar. 90’lar›n sonlar›nda, Hatay, nüfusa oranla üniversiteli say›s›nda Türkiye’de ikinci s›raya yükselmiflti. Elbette bu durum, Nusayrilerin sosyal yaflam›nda de¤iflikliklere neden oldu. D›fla kapal›l›k bir ölçüde yak›lm›flt›. Baflka millet ve dinlerden insanlarla evlilik “kavga-gürültü” kabul ettirildi. Demokratik örgütlenmelerin artmas› da bu sürecin ürünüdür. Nusayriler, dini ve etnik bir kesimdir. Dini yanlar›n›n a¤›r basmas›, dünyay› ve toplumu din ile ifade etmelerini sa¤lamaktad›r. Bu nedenle Nusayrilerin inançlar›n›n ve göreneklerinin de bilinmesi, özle biçimin ba¤›n› kurmak aç›s›ndan zorunludur.

2. Nusayrilerin inanç ve görenekleri Nusayrilerin Bât›ni bir ö¤retiye sahip oldu¤unu belirtmifltik. Ancak, Bât›nilik sürece ve co¤rafyaya göre çeflitli biçimler almaktad›r. Her bat›n› hareketin kendi özgü nitelikleri bulunmaktad›r. Nusayriler, di¤er Bât›ni hareketler gibi fleriat düzenine karfl›d›r. Tüm insanlar›n eflit oldu¤una inan›rlar ve Kuran’›n Bât›ni yorumunun bunu emretti¤ini iddia ederler. Nusayriler, Hz. Ali’yi kutsallaflt›r›rlar. Onu, peygamberin halefi ve vasisi olarak görürler. Baz› Bât›ni hareketlerin aksine, peygambere sayg› duyarlar. Peygamberi, Allah’›n elçisi olarak görürler ve Kuran’› kutsal kitap olarak kabul ederler. ‹slam’›n flart› olarak belirlenen, hacca gitmeyi reddederler. Camilerle birlikte Ka-

99

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 be’yi de yads›malar›, fleriat sistemi taraf›ndan ezilmelerinden kaynaklanmaktad›r. Nusayriler, ezilmifl bir halk olman›n getirdi¤i ruh halini inançlar›na yans›tm›fllard›r. Birlik ve beraberli¤i temsil eden bayramlar, Nusayrilerde say›ca fazlad›r. Bir y›l içine s›¤d›r›lm›fl 85 bayramlar› bulunmaktad›r. S›rf Ramazan ay› boyunca 15 tane bayramlar› bulunuyor. Bu bayramlar, akrabal›k ve afliret kültürünün güçlü oldu¤u Nusayriler’de, halk›n birbirine yak›nlaflmas›n› ve dini inançlar› etraf›ndan kenetlenmesini sa¤lamaktad›r. Nusayrilerin en büyük bayram› ⁄adir Bayram›’d›r. Rivayete göre, Hz. Muhammed, veda hutbesini okudu¤u ⁄adir vadisinde, Hz. Ali’yi halife ve vasi ilan etmifltir. Nusayriler, bu günü, bayram olarak kutlamaktad›r. Bu bayramda, hiçbir ifl yap›lmaz, kesici alet kullan›lmaz ve darg›nlar bar›fl›r. Nusayriler, geçen y›l bu bayram›n resmi tatil olmas›n› talep ettiler. (21. 12. 2007, Radikal) Nusayrilerin, di¤er önemli bir bayram› Evvel Temmuz’dur. Bu bayramda, herkes bayraml›klar›n› giyer; deniz-nehir kenarlar› veya çay›rl›k alanlarda toplan›l›r. Yemekler yenir, flark›lar söylenir. 12 Eylül AFC’si, bu bayram› “Frans›zlar›n ürünü” diye yasaklam›flt›. TC’nin bu bayram› Frans›zlarla iliflkilendirmesi, bir türlü Türklefltiremedi¤i Araplar›n, Frans›zlardan etkilenmifl oldu¤unu düflünmesinden kaynakl›yd›. Oysa bu bayram antik ça¤lardan kalan

bir hasat bayram›d›r. Dünyan›n hemen her yerinde de benzer içerikte kutlanmaktad›r. Nusayrilerde, Hinduizm ve Budizm’den etkilenmifllikle ruh göçü (reenkarnasyon) inanc› güçlüdür. Evrendeki tüm ruhlar›n eflit ve sabit say›da yarat›ld›¤›ndan ç›k›fl yapan bu inanç, ruhlar›n bedenden bedene girdi¤ine inan›r. Bir sonraki beden, önceki yaflamda yap›lan iyilik ve kötülüklere ba¤lan›r. Kötülük yapanlar›n y›lan ve bukalemun bedenlerine girdi¤ine inan›l›r. Bu yüzden bu hayvanlar görüldükleri yerde öldürülür; ruhlar› serbest b›rak›l›r. Bu nedenle hayvanlar› öldürmek sevap say›l›r. Günümüzde özellikle Hatay yöresi bu inançlar› ile dünyada ad›n› duyurmufltur. Ruh göçüne dair say›s›z hikaye ve “örnek” bulmak mümkün olmaktad›r. Nusayrilerin, Anadolu Alevileri gibi bir cemi yoktur. Toplanmak anlam›na gelen “cem”e sadece erkekler kat›l›r. Cemde saz ve semah da yoktur. Sadece namaz k›l›n›r. Ancak bu namaz, Sünnilerinki gibi secde ve rüku içermez. Oturarak (ba¤dafl flekilde) dualar›n okunmas› ve Allah’›n an›lmas› fleklindedir. Namaz, Allah’› anmak anlam›na gelir ve temiz oldu¤u sürece her yerde k›l›nabilir. Namaz, toplu k›l›nd›¤› gibi bireysel de k›l›nabilir. Nusayrilerde H›z›r inanc› güçlüdür. ‹slam co¤rafyas›nda yayg›n olan mehdilik inanc›n›n bir yans›mas› olan H›z›r’›n, kötülüklerden ve hastal›klardan korudu¤una inan›l›r. Bu inançtan kaynakl› türbe ve ziyaretler yayg›nd›r. En kutsal› Samanda¤’da deniz k›y›s›nda

✔ TC, afla¤›lama ve asimilasyon politikas›n›n bir ürün olarak, tarihi Hatay Meclis’i binas›n›, flehrin göbe¤inde olmas›na ra¤men, uzun y›llar boyunca porno sinemas› olarak kulland›rtm›flt›r.

100


bulunur. Her dü¤ünden önce burada araçlarla üç tur at›l›r. Bu türbe en çok ziyaretçiyi çeken türbedir. Evliya ve dini önderlerin kutsallaflt›r›lmas›n›n ürünü olan bu inançlar, kitlelerin bir kurtar›c› beklemelerinin kristalize biçimde ifade edilifl halini de yans›tmaktad›r. Nusayrilerin, dini inançlar› tüm ezilen halklar›nki gibi, ezilmiflliklerini yans›t›yor. Beklenen kurtar›c›, ortak yaflam gibi fikirler, eflitlik ve adalet istemlerinin yans›malar›d›r. Dini biçime bürünen say›s›z alg›laman›n ne ifade etti¤ini bilmek bize bu halklar›n dinamizmini a盤a ç›karmam›z› sa¤layacakt›r. Nusayrilerin sahip oldu¤u inançlar, daima Sünni ba¤naz iktidarlar taraf›ndan horlanm›fl ve bask›-katliam k›l›f› yap›lm›flt›r. TC s›n›rlar› içinde yer almaya bafllamalar›ndan sonra, bu afla¤›lama ve karalamalarda azalma olmam›flt›r. Üstelik buna etnik asimilasyon politikalar› eklenmifltir. Tüm Anadolu halklar›n› Türk ilan eden TC, bu halklar›n kültürlerini ve etnik kökenlerini inkar ederek onlar› Türklefltirmeye çal›flm›flt›r. Bu asimilasyon politikalar›nda Nusayrileri es geçmemifltir.

3.Nusayrilere yönelik asimilasyon politikalar› TC kuruldu¤u günden bugüne kadar “tek millet, tek dil, tek kültür” ideolojisini korumufltur. Bu faflist ideoloji, neredeyse dünya halklar›n›n büyük ço¤unlu¤unun (Amerikal› yerlilerin bile!) Türk oldu¤unu iddia etmifltir. Bu ideoloji çerçevesinde Kürtler, cumhuriyet tarihi boyunca “kar üstünde kart-kurt sesi ç›karan da¤ Türkleri” oldu; Nusayriler ise “Eti Türkü” ilan edildi. 1931’de kurulan Türk Tarih Kurumu (TTK), ilk kongresinde (1932) “Türk Tarih Tezi”ni ortaya atar. Buna göre; - Türkler sar› ›rk›n mensubu de¤illerdir; Mo¤ollarla etnik bir ba¤› yoktur. - Dünyan›n di¤er bölgelerinde ilkellik hakimken, Türkler, anayurdu olan Orta Asya’da “maden medeniyetleri devrine” kadar ulaflm›flt›.

- Türk göçleri, günümüzden yaklafl›k 9 bin y›l önce gerçekleflmifl; Çin, Hint, Ön Asya ve Kuzey Avrupa’ya kadar genifl bir co¤rafyaya kadar yay›lm›flt›r. - Çin’e giden Türkler, Çin uygularl›¤›n›; Hint’e gidenler Harappe ve Mahenjedaro uygarl›klar›n›; Ön Asya’ya gidenler Sümer, Akad, Elam ve Hitit uygarl›klar›n›; M›s›r’a gidenler M›s›r uygarl›klar›n›; Ege havzas›na ulaflanlar Troya, Girit, Lidya ve ‹ona uygarl›klar›n›; Anadolu’ya göç eden Etrüskler ise Roma uygarl›¤›n› kurmufllard›r.(15) Amac›m›z bu komik iddialar› tart›flmak veya çürütmek de¤il, zaten buna gerek de yok. Ancak “bilimsel” oldu¤u söylenen bu tezler çerçevesinde tüm Anadolu halklar› asimilasyona maruz kalm›flt›r. Nusayrilere de bu paydan “Eti Türkü” olmak düflmüfltü. “Etiler (Hititler), Türk ilan edildikten sonra, Nusayrilerin Arap de¤il de Türk say›lmas› zor olmuyor! Türk Tarih Tezine paralel gelifltirilen “Günefl-Dil Teorisi”de benzer biçimde, dünyan›n büyük ço¤unlu¤unun konufltu¤u dillerin kökeninin Türkçe oldu¤unu iddia etmektedir. Nusayrilerin konufltu¤u Arapçan›n aksan›n›n Türkçe aksan oldu¤unu ve kulland›klar› birçok kelimenin Türkçe oldu¤unu iddia ederek bu durumu Nusayrilerin, damarlar›ndaki “asil Türk kan›na” ba¤lamaktad›rlar. “Bilimsel” temellere sahip oldu¤u iddia edilen bu teori, özellikle 1930’lar›n Türkçesinin yar›s›ndan fazlas›n›n Arapça veya Arapça kökenli kelimelerden olufltu¤unu “hat›rlayamamaktad›r.” Bugün eski bir Türkçe veya Osmanl›ca sözlü¤üne bak›ld›¤›nda rahatl›kla görülebilecek bu durum, TTK’n›n “bilimsel” alan› d›fl›nda kalmaktad›r. Türkoloji profesörü H. Reflit Tankut’un, 1938’de yay›nlanan “Nusayrilik” eseri, “bilimsel” aç›dan, Nusayrilerin Türk oldu¤unu iddia eden ilk eserdir. Tankut, bu eserde, Nusayrilerin kafatas› yap›s›n›n Türklerle ayn› oldu¤u iddias›n› temel alarak, tezini gelifltirmifltir. Kafatas›n›n flekli ve hacmine göre yapt›¤› bu de-

101

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67 ¤erlendirme ile birçok etnik kökeni de Türk ilan etmifltir. Tankut’un bu eseri, resmi ideolojinin bir parças› olmufl ve bu eseri baflkalar› takip etmifltir. Bugün de bu fikirler tümüyle, Türkiye’nin “mozaik” de¤il de “granit mermer” oldu¤unu savunan çevreler taraf›ndan savunulmaktad›r. Nusayrilerin kökenlerinin, Yemen Arap kabileleri oldu¤u genifl çevrelerce kabul edilmektedir. Ki böyle olmazsa bile, kendilerini Arap olarak ifade edenlere, bu flekilde “bilimsel” yaklaflmak faflist ideolojinin özü gere¤idir. Bu öz, günümüze kadar en fazla Kürtler olmak üzere di¤er millet ve dinden insanlara katliamlar uygulam›flt›r. Bu ideolojinin “tek millet” yaratmak için, Nusayrileri de Türk ilan etmesi flafl›lacak bir fley de¤ildir. Nusayrilere yönelik asimilasyon politikalar› çerçevesinde, ana dilde e¤itim hala engellenmektedir. Tek kelime bilmeyen Nusayri çocuklar›, okulda Arapça konufltu¤u için s›k s›k dayak yemifltir. Araplar›n en yo¤un oldu¤u yerlerde bile resmi dairelerde Arapça tercüman bulundurulmam›flt›r. Yak›n zamana kadar devlet dairelerine memur olarak al›nmayan Nusayriler, ifllerini daima bir tercüman arac›l›¤› ile yapmak zorundayd›. Nusayrilerin daha fazla Arapça konuflmamas› için Araplara özel “TRT Hatay FM” kurulmufltur. Arapça yerine Türkçenin konuflulmas›n› sa¤lamaya çal›flan TC tüm Nusayri çocuklar›na her gün “Türküm, do¤ruyum…” diye ba¤›rtt›rmaktad›r. Böylece, körpe beyinlere Arap olmad›klar›n› ifllemeye çal›flmaktad›r. Dil yasa¤› ile birlikte bu uygulama çocuklarda kimlik bunal›m› yaflanmas›na neden olabilmektedir. Ki, TC’nin Arapça konuflulmas›na yönelik politikalar› flehirlerde yaflam bulmufllar, gençlerin içinde Arapça bilmeyenlerin say›s› artm›flt›r. TC, afla¤›lama ve asimilasyon politikas›n›n bir ürün olarak, tarihi Hatay Meclis’i binas›n›, flehrin göbe¤inde olmas›na ra¤men, porno sinemas› olarak uzun y›llar boyunca kulland›rtm›flt›r. Köprübafl› denilen, flehrin en önemli

meydan›nda, iki tarihi bina daha bulunmaktad›r. fiu an biri PTT, di¤eri Ziraat Bankas› olarak kullan›lan bu binalar, Frans›zlar zaman›nda, Frans›zlar taraf›ndan yap›lm›flt›r. Bu tarihi bina, “tarih savunucular›”n›n hiç “ilgisini çekmemifltir.” Meclis binas›n›n bu flekilde kullan›lmas›, Nusayrilerin bir zamanlar –sömürge de olsadevlet kurduklar›n› unutturmaya ve bu tarihi afla¤›lamaya yöneliktir. TC, ayn› politikalar›n›n ürünü olarak her y›l 21-23 Temmuz tarihlerinde “Hatay’›n anavatana kat›l›fl›”n›, resmi olarak kutlar. Mutlaka flatafatl› yap›lan bu kutlamalara, flehrin TC temsilcileri en üst düzeyde kat›l›r. Kat›l›m›n fazla olmas› için ünlü flark›c›lar ça¤r›l›r ve havai fiflek gösterisi de ihmal edilmez. TC bu paralelde y›llar sonra ‹skenderun’un “düflmandan kurtuldu¤unu hat›rlayarak” ‹skenderun’da bu “gün”ün an›s›na kutlamalar yapmaya bafllam›flt›r. Tüm bu uygulamalar, Hatay’›n TC’nin “kopmaz” bir parças› oldu¤unun mesaj›n› vermeye yöneliktir. Kitleler -özellikle yeni nesilmanipüle edilerek, TC’ye yak›nlaflmalar› sa¤lanmaya çal›fl›lmaktad›r. TC, bu resmi ve flatafatl› kutlamalar için keseyi açarken, Nusayrilerin yapt›klar› flenlik ve kutlamalar› yasaklamakta; yapamad›¤› durumlarda ise içini boflaltmaya çal›flmaktad›r. On binlerce Nusayrinin kat›ld›¤› Tavla (Antakya’ya ba¤l› bir belde) flenliklerini engelleyemeyince, bu flenliklere resmi düzeyde kat›lmaya bafllad›. Grup Yorum gibi devrimci gruplar›n ve demokrat sanatç›lar›n kat›ld›¤› bu flenliklerin içeri¤ini devrimci kültürden koparmak için, baflta belediye baflkanlar› olmak üzere flenlik organizatörlerine s›k s›k bask› yapmaktad›r. Nusayrileri karfl›s›na almak istemedi¤i için (flimdilik) bu flenlikleri zor yolu ile da¤›tmaya cesaret edemiyor. fienliklerin di¤er beldelere yay›lmas› üzerine, içeri¤ini boflaltmak ve “pop kültürüne” dönüfltürmek için elinden geleni yapmaktad›r. TC Araplar aras›ndaki afliret ve akrabal›k ba¤›n› zay›flatmak amac›yla, soyad› kanunu yürürlülü¤e soktu¤u zaman kardefllere ayn› soya-

102


d› vermemifltir. Soyad› kanununa karfl› ç›kanlara ise “deli, çatlak, ot vb.” soyadlar› keyfi olarak vermifltir. Araplar›n soyad› olarak kulland›klar› baba ismini ise kabul etmemifltir. Ancak hala yafll› kesimler eski soy isimleri ve en büyük erkek çocu¤a göre ebeveyne seslenmeyi sürdürmektedir. Buna ra¤men TC’nin soyadlar›n› farkl› yazd›rmas›, flehir kültürünün de sayesinde etkili olmufltur. Kitlelerden kitlelere çizgisinin hayata geçebilmesinin ön koflulu kitlelerin tüm yönlerini s›n›fsal bak›fl aç›s›yla ö¤renmektir. Kitlelerin, tarihi, dini, kültürü, sosyal yaflant›s› vb. bilinmeden, onlar›n örgütlenebilece¤ini düflünmek sadece iyi niyetten ibarettir. Anadolu, çok zengin bir kültür çeflitlili¤ine yani mozai¤e sahiptir. Anadolu’yu “granit mermere” çevirmek isteyen faflist ideolojilere karfl›, bu kültürlerin devrimci kültürle kaynaflt›rmas› bir zorunluluktur. Sonuç: ‹slam co¤rafyas›n›n halklar›n›, kültürlerini ve ayaklanmalar›n› s›n›fsal aç›dan incelemek bize bilimsel bir bak›fl kazand›r›r. Halklar›n tarihine bakt›¤›m›zda, dinin “ezilmifl yarat›¤›n iniltisi” oldu¤unu say›s›z kez görebiliriz. Ezilenle-

Kaynaklar 1- Aktaran, F. Bulut, ‹slam Komüncüleri, sf: 52 2- Aktaran, F. Bulut, ‹slam Komüncüleri, sf: 26 3- Aktaran, Teori ve Politika “‹slam ve Marksizm”, K›fl 2000, sf: 9 4- Aktaran, Teori ve Politika “‹slam ve Marksizm”, K›fl 2000, sf: 17 5- F. Engels, Kapitalizm öncesi Ekonomi Biçimleri, sf: 142 6- B. Lewis, Ortado¤u, sf: 47 7- F. Bulut, Hasan Sabbah Gerçe¤i, sf: 267

rin tarihi, iflçi s›n›f›n›n tarihinin kopmaz bir parças›d›r. Proletaryan›n kendisi gibi, teorisi de bu tarih üzerinde yükselmifltir. Dolay›s›yla bu tarihi bilimsel olarak incelemek devrimci bir görev ve zorunluluktur. Resmi ideolojiler, ezilenlerin ve emekçilerin tarihini unutturmak veya çarp›tmak için ellerinden geleni yapmaktad›r. Sömürünün devam› için bunu yapmak zorundad›r. Bu yüzden tarihin s›n›fsal aç›dan incelenerek halka mal edilmesi, s›n›f mücadelesinin önemli bir halkas›n› oluflturmaktad›r. Yaz›daki birçok örnekten de gördü¤ümüz gibi, Marksizm’in dine s›n›fsal bak›fl aç›s› ile ayaklanmalar ve dinler tarihine bak›ld›¤›nda, ç›kar›lan dersler de farkl› olmaktad›r. Geçmiflle bugün aras›nda kopmaz ba¤lar› oluflturan bu dersler yaflama geçirilmeksizin mücadelenin büyütülmesi imkans›zd›r. Tarihte hiçbir komünist parti ve devrimci örgüt, tarih bilincini tabana yaymadan savafl› gelifltirememifltir. Ezilenlerin-emekçilerin öncüleri, bu tarihi kendilerinin tarihi olarak görmek zorundad›r. ‹nsan nas›l ki kendini geçmiflinden soyutlay›p de¤erlendiremiyorsa, parças› oldu¤umuz Ortado¤u tarihine de bu gözle bakmak gerekmektedir.

8- F. Bulut, Hasan Sabbah Gerçe¤i, sf: 246 9- F. Bulut, ‹slam Konüncüleri, sf: 163 10- F. Bulut, Hasan Sabbah Gerçe¤i, sf: 181 11- Bilim ve Gelecek, say› 40, Haziran 2007 12- F. Bulut, Ortado¤u’nun Solan Renkleri, sf: 63 13- F. Bulut, Ortado¤u’nun Solan Renkleri, sf: 63 14- Resmi ideoloji Sözlü¤ü, Özgür Üniversite Kitapl›¤›, sf: 65 15- Resmi ideoloji Sözlü¤ü, Özgür Üniversite Kitapl›¤›, sf: 173-174

103

Ortado¤u’nun isyanc› halklar›

PART‹ZAN 67


Abonelik koflullar›

‹flçi-köylü

Partizan

6 AYLIK : 20 YTL

10 YTL

1 YILLIK : 40 YTL

20 YTL

NOT: ‹stedi¤iniz süreye denk gelen oranda paray› hesap numaralar›m›za yat›rarak banka dekontunu yay›nevimize fakslay›n›z ya da postalay›n›z. Abonelik ücretine posta masraflar› dahildir.


‹flçi-köylü

halk›n sesidir Kas›m-Aral›k 2008

Say›: 67

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 67  

Partizan Sayı 67  

Advertisement