__MAIN_TEXT__

Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

PART‹ZAN A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

Say›: 51

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 2.000.000 TL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Zulmün oldu¤u yerde ‹SYAN ETMEK MEfiRUDUR

Dünyada, bölgede ve Türkiye’de durum


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹

PART‹ZAN’DAN

Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 531 48 53 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Beflir KASAP Bask›: Kayhan Matbaa ISSN. 1303-0078 email: umutyayimcilik@superonline.com

Merhaba Yeni bir say›m›zda daha biraz gecikmeli olarak sizlerle beraberiz. Öncelikle bir düzeltme yapmak istiyoruz. Dergimizin 49. say›s›nda geçen “darbe yapan klik baflkan› ajan ilan edildi ve tümüne yak›n› öldürüldü” cümlesi görüflümüzü yanl›fl ifade etmifltir. ‹fadedeki ço¤ulluk gerçe¤i yans›tm›yor. “Nihat d›fl›nda ajan ilan edilen klik bafl›” oldu¤u belirlemesi gerçe¤i yans›tm›yor. Bu yanl›fl› düzeltir okurlar›m›zdan özür dileriz. Geçen say›m›z›n ard›ndan yine hem dünyada hem de Türkiye’de önemli geliflmelere tan›kl›k ettik. ABD emperyalizminin Irak’ta her gün biraz daha bata¤a saplanmas›n›n yan›s›ra Filistin’de yo¤unlaflan çarp›flmalar da bu geliflmeler aras›nda. Yine önemli bir di¤er olay da DTÖ’nün bu y›l Meksika’n›n Cancun kentinde yapt›¤› toplant›s› ve toplant› s›ras›nda yaflanan protestolar oldu. Biz de dergimizin bu say›s›nda dünyada, bölgede ve Türkiye’de yaflanan çeflitli geliflmelere de¤inerek yorumlad›k. Dergimizin ilk yaz›s›, özellikle Irak’›n iflgali ve sonras›nda yaflanan geliflmeleri ve Türkiye’de yaflanan son süreci irdeliyor. Yine dergimizin bu say›s›nda yer alan yaz›lar›m›zdan bir di¤eri de “Kapitalist Yeni ‹fl Örgütlenmesi Ve ‹flçi S›n›f›n›n Devrimci Niteli¤i” bafll›¤›n› tafl›yor. Süreç aç›s›ndan önemli olan bu yaz›y› ilgiyle okuyaca¤›n›z› umuyoruz. Bunun d›fl›nda özellikle son haftalarda medyada tart›fl›lan konulardan biri olan “K›z›l Elma Koalisyonu” ile ilgili yaz›m›zda da bu koalisyonu oluflturan gruplara bak›larak gerçek niteli¤i aç›klanmaya çal›fl›l›yor. Bu say›m›zda ayr›ca YKP/ML ile yap›lan bir söylefliye de yer verdik. YKP/ML’nin tarihi, AB hakk›ndaki görüflleri, ABD emperyalizminin Irak sald›r›s› ve iflgali, Selanik’te gerçeklefltirilen Anti-emperyalist kamp vb. noktalarda görüfllerini ald›¤›m›z söylefliyi zevkle okuyaca¤›n›z› düflünüyoruz. Yine bu say›m›zda “MKP Teorisyenlerinin ‹deolojik Erozyonunun S›n›rs›zl›¤›” bafll›kl› bir yaz› da yer al›yor. MKP’nin TKP/ML tarihine yaklafl›m›ndaki inkarc›l›k, Mustafa Suphi TKP’si elefltirileri üzerine de¤erlendirmelerin bulundu¤u yaz›yla birlikte son yaz› olarak ise “Prachanda ile Nepal Halk Savafl›n›n Bugünkü Durumu Üzerine” bafll›kl› yaz›m›z› siz okurlar›m›z›n be¤enisine sunuyoruz. Dostlukla

BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0 537 252 16 70 ➧ ANKARA: MEfiRUT‹YET MAH. KONUR SOK. NO: 14/24 KIZILAY/ANKARA TEL: (0312) 418 25 26 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK TEL: (0232) 441 93 09 Cep: 0 536 387 14 52 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 535 434 32 58 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0 537 427 71 48 ➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: (0356) 276 37 20 Cep: 0 537 461 79 64 ➧ MERS‹N: ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT: 1 NO: 47 MERS‹N TEL: (0324) 238 06 89

Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Halkbank Laleli fiubesi: 3474/63487 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35 Yurtiçi Hesap Numaras› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0751 00533 106

‹Ç‹NDEK‹LER Dünyada, Bölgede ve Türkiye’de Durum . . . . . . 2

Kapitalist Yeni ‹fl Örgütlenmesi . . . . . . . . . . . 9 YKP/ML ile Röportaj . . . . . . . . . . . . . . . . . 24 Yasak Meyve K›z›l Elma . . . . . . . . . . . . . . . 32 MKP Teorisyenlerinin ‹deolojik Erozyonu . .39 Prachanda ile Nepal Halk Savafl›n›n Bugünkü Durumu Üzerine . . . . . . . . . . . . .50


2

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

DÜNYADA, BÖLGEDE VE TÜRK‹YE’DE DURUM Ortado¤u halen çat›flmalar›n merkezi konumunda bulunmaktad›r. Irak’ta iflgal ve direnifl sürmektedir, direniflin her geçen gün büyüdü¤ü ve büyüyece¤i aç›kt›r. ABD ve ‹ngiltere’nin Irak’ta kal›c› bir istikrar sa¤layamayaca¤› flimdiden a盤a ç›km›flt›r. Bununla birlikte, Filistin-‹srail çat›flmas› da gerçekli¤ini korumaktad›r. Bu iki olgu da emperyalizmin çözüm gücünün olmad›¤›n›; amac› sömürü ve iflgal olan politikan›n nihayetinde çaresiz kalarak yenilece¤ini gösteriyor.

Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›nda yapt›¤› tespitler geçerlili¤ini korumaktad›r. ADB emperyalizminin 11 Eylül sonras› uygulamaya soktu¤u askeri müdahale ve iflgal politikas› en son Irak’ta gündeme geldi. Proletarya Partisi’nin 7. Konferans›nda da ABD emperyalizminin bu politikas›na dikkat çekilmifl ve özellikle Ortado¤u’da emperyalizmin bir askeri müdahalede bulunaca¤› belirtilmiflti. Emperyalizmin (baflta ABD olmak üzere) ekonomik olarak bir kriz yaflad›¤› ve bu krizin afl›lmas›n›n ya da kontrol alt›na al›nmas›n›n yollar›ndan birinin de, kaç›n›lmaz olarak kendisini dayatacak savafllar oldu¤u tespiti do¤ru bir görüfltür. Irak’a yap›lan müdahale emperyalizmin genel karakterinin bir sonucu olarak de¤erlendirilmelidir. Bu müdahale, ne Irak’›n ne de Bush yönetiminin özgünlü¤ünün ürünüdür. Bu, tamamen emperyalizmin niteli¤inin bir sonucudur. Emperyalizme iliflkin yap›lan anti-bilimsel de¤erlendirmeler, gerçekler karfl›s›nda bir kez da-

ha mahkum olmufltur. Marksizm-Leninizm-Maoizm’in bilimsel oldu¤u, gerçeklerle uyumlu oldu¤u, tamamen gerçeklerin tahlili ile oluflmufl oldu¤u bir kez daha ortaya ç›km›fl oldu. Irak’a yönelik emperyalist sald›r› ve iflgal karfl›s›nda Proletarya Partisi, teorik ve politik aç›dan do¤ru yaklafl›mlar belirlemifl ve savunmufltur. Sald›r›n›n ve iflgalin emperyalist niteli¤i, bu sald›r› ve iflgalde di¤er emperyalist devletlerin tavr›n›n ikiyüzlü ve bu savafl özgülündeki savafl karfl›tl›klar›n›n da kendi emperyalist ç›karlar›n›n bir ürünü oldu¤u; bu savafl›n haks›z bir savafl oldu¤u; savafl›n nedeninin “terörizm, kimyasal silahlar, BAAS rejiminin gericili¤i, demokrasi ihrac› vs…” olmad›¤›, aksine Ortado¤u’da ABD emperyalizminin tam kontrolünün gerçekleflmesi ve emperyalist devletler aras›nda k›z›flmakta olan ç›kar çat›flmas›nda ABD ve ‹ngiltere’nin hegemonya savafl›nda önde olma politikas›n›n bir ürünü oldu¤u; bu savafla karfl› dünya


halklar›n›n ve özgülümüzde Türkiye halk›n›n karfl› olmas›n›n gereklili¤i ve bunun yöntemleri vs. konular›nda esas olarak yanl›fl bir yaklafl›m olmam›flt›r. Emperyalizmin son y›llarda uygulad›¤› politikalar, kapitalist-emperyalist sistemin ç›kmaz bir yolda oldu¤una, asla sürekli bir istikrar sa¤layamayaca¤›na, ekonomik-politik istikrars›zl›¤›n bundan sonra, bu politikalarla birlikte daha da derinleflece¤ine, emperyalistler aras›nda hemen her düzeyde ç›kar çat›flmalar›n›n yo¤unlaflaca¤›na iflaret etmektedir. Bu koflullar içerisinde, emperyalist devletlerin uzun zamand›r görece uyumlu olduklar› süreç tersine dönme e¤ilimindedir. ABD ve ‹ngiltere darlaflan ekonomik süreçte etkin rol oynaman›n kaç›n›lmazl›¤› ile di¤er emperyalist devletlerle aralar›ndaki görece uyumu bozmaktan çekinmemektedir. BM ve NATO gibi uluslararas› kurulufllar›n bu süreçte y›pranmas›, bu uyumsuzlu¤un bir sonucudur. ABD ve ‹ngiltere, politikalar›nda baflar›s›z kald›klar› sürece, bu uyumsuzlu¤un artaca¤› ve bunun da uluslararas› kurulufllara kaç›n›lmaz olarak yans›yaca¤› tespit edilmifltir.

ABD ve ‹ngiltere sald›r› ve iflgal politikas›n› Afganistan ve Irak’tan sonra Ortado¤u, Kafkasya ve Afrika’n›n kimi ülkelerinde de uygulama niyetini aç›k sinyaller vererek ortaya koymaktad›r. Görüflümüzce bu, baflta ABD ve ‹ngiltere ekonomisi olmak üzere kapitalist-emperyalist sistemin; emperyalistler aras› hegemonya savafl›n›n zorunlu hale gelmifl politikas›d›r. ABD ve ‹ngiltere bu yönelimini devam ettirecektir. Ekonomik koflullar bunu gerektirmektedir. Bu emperyalistler aras›ndaki uzlaflmazl›¤›n geliflme e¤iliminin sürece¤ini göstermektedir. Ortado¤u halen çat›flmalar›n merkezi konumunda bulunmaktad›r. Irak’ta iflgal ve direnifl sürmektedir, direniflin her geçen gün büyüdü¤ü ve büyüyece¤i aç›kt›r. ABD ve ‹ngiltere’nin Irak’ta kal›c› bir istikrar sa¤layamayaca¤› flimdiden a盤a ç›km›flt›r. Bununla birlikte, Filistin‹srail çat›flmas› da gerçekli¤ini korumaktad›r. Bu iki olgu da emperyalizmin çözüm gücünün olmad›¤›n›; amac› sömürü ve iflgal olan politikan›n nihayetinde çaresiz kalarak yenilece¤ini gösteriyor. Son Filistin-‹srail anlaflmas› ya da görüflmeleri önceki

benzerlerinden farkl› bir karakter tafl›maktad›r. Tek fark, Filistin yönetiminin anlaflma iste¤inin biraz daha artm›fl olmas›d›r. Filistin direniflinin lideri Arafat’› görüflmelerin d›fl›na ç›kartmay› baflaran ‹srail ve ABD yönetimi, bugün daha uzlaflmac› bir liderle masaya oturmaktad›r. Bu, Filistin yönetiminin “bar›fl” görüflmeleri için verdi¤i ciddi bir taviz olarak görülmelidir. Ancak, bu da emperyalist politikalar›n sonucu olarak hüsranla karfl›laflacakt›r. Irak’taki direniflle Filistin direnifli birbirini güçlendiren bir seyir izleyecektir. Filistin’de “bar›fl›” zorunlu gören ABD’nin baflar›l› olamayaca¤›n› Irak’taki direnifl göstermektedir. Ortado¤u bugün bu iki ciddi çat›flman›n içindedir. Bu durumda, ABD’nin ‹ran’a yönelik sald›r› politikas›n›n geçerlili¤i zay›flamaktad›r. Bu, hem ABD’nin iki büyük çat›flma ile karfl› karfl›ya bulunmas› ve hem de ‹ran’›n arkas›nda ciddi olarak di¤er emperyalist güçlerin bulunuyor olmas›ndan kaynakl›d›r. ‹ran’›n devlet olarak Irak’tan daha güçlü oldu¤u, daha bütünlüklü davranaca¤› da gözönüne al›nd›¤›nda bu ülkeye sald›r›n›n k›sa ve orta vadede mümkün olmayaca-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

3


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

4 ¤› görülebilir. Buna ra¤men gerçekleflecek bir sald›r›, ABD için büyük bir handikap yaratacakt›r. Böyle bir durumda ABD yönetiminin, hem kendi ülkesinde, hem de Ortado¤u’da ve genel olarak tüm dünyada köfleye s›k›flaca¤› aç›kt›r. Emperyalistler aras› çeliflkilerin keskinleflmesi emperyalistler aras› bir bloklaflma sürecini de beraberinde gelifltirmektedir. ABD ve ‹ngiltere ortakl›¤›, bafl›n› Almanya ve Fransa’n›n çekti¤i AB devletleri ve bafl›n› Rusya ve Çin’in çekti¤i Shangay alt›l›s› bu bloklaflman›n bu aflamadaki görüntüleridir. Bu iliflkiler hegemonya savafl›n› merkeze alan iliflkilerdir. Bunun d›fl›ndaki birlikler genelde ekonomik ve bölgesel düzeydedir. ABD ve ‹ngiltere hegemonya savafl›nda bir ad›m önde bulunman›n avantaj›n› korumak e¤ilimindedir; di¤er ortakl›klar ise henüz tamamlanm›fl ve sürece bir bütün müdaha-

maya itmektedir. Yar›-sömürgelerde emperyalizmin dayatt›¤› sömürü politikalar› ba¤›ml› devletlerin hareket sahas›n› önemli derecede daraltmaktad›r. Ekonomi yönetimi özellefltirme ve özerklefltirme ad› alt›nda emperyalistlerin tam kontrolüne geçirilmekte, bunun sonucu olarak politik iktidar›n gücü daha da zay›flat›lmakta ve sald›r›-iflgal politikalar›yla askeri güçler emperyalistlerin tam maflas› haline getirilmektedir. Bunlarla birlikte, yar› ba¤›ml› devletlerin emperyalizmle iliflkisinde henüz nitel bir de¤iflim olmam›flt›r. 1980’lerden bu yana, baflta ABD olmak üzere emperyalizmin yar›-sömürgelere uygulad›¤›/uygulatt›rd›¤› “yeniden yap›land›rma” politikalar›n›n günümüzde sonuçlar› ortaya ç›kmaktad›r. Bunun, emperyalizmin kendi içindeki uzlaflmaz karfl›tl›klar›n etkisi sonucunda geliflece¤i ve yar›-sömürgelerle

tad›r. Bu, yoksul ülkelerin daha da yoksullaflmas›, kalk›nma olanaklar›n›n yok edilmesi, yat›r›m imkanlar›n›n emperyalist güçlerin eline geçmesi demektir. Bu da dünya halklar›n›n karfl› tepkisini artt›rm›fl durumdad›r. Dünya halklar› ile emperyalizm aras›ndaki çeliflki belirleyicili¤ini günümüz koflullar›nda da sürdürmektedir. ABD ve ‹ngiltere’nin 11 Eylül sonras› sald›r› ve iflgal politikalar›n› daha ileri düzeyde, di¤er emperyalist güçlerle karfl› karfl›ya kalma pahas›na ve hatta bu güçlere de meydan okuyarak gelifltirmesi, dünya halklar›n›n emperyalizm karfl›t› tavr›n›n geliflmesine neden olmufltur. Öncesinde, a¤›rl›kl› olarak kapitalist-emperyalist sistemin sonuçlar›na yönelen protesto hareketleri, günümüzde daha güçlü bir flekilde emperyalist politikalara yönelmektedir. Çeflitli eylemlerde emperyalizm vurgusunun art-

Emperyalizmin yar›-sömürgelere uygulad›¤›/uygulatt›rd›¤› politikalar›n neden oldu¤u y›k›m ve de¤iflim Türkiye’de de önemli noktalara ulaflm›fl durumdad›r. Türkiye’de ekonomi yönetimi, siyasal iktidar›n etkinlik sahas›n›n d›fl›na ç›kart›lmak istenmektedir. Bu, emperyalizmin son y›llarda gelifltirmek istedi¤i yeni bir doktrin olarak sunulmaktad›r. Bu eski doktrin, günümüzde yar›-sömürgelerde emperyalist sömürünün yayg›nlaflmas› ve derinlefltirilmesi amac›yla “yeniden yap›land›rma” ad› alt›nda uygulamaya sokulmufl durumdad›r. le edecek düzeyde de¤ildir. Bunu, bu birliklerin uluslararas› meselelere bütünlüklü yaklaflamamalar›nda görebiliriz. Buna karfl›n süreç, bu bloklar›n h›zl› bir flekilde daha yo¤un uzlaflmazl›klara; z›tlaflmalara ve olas› çat›flmalara haz›rlanmalar›n› gerektirmektedir. ABD ve ‹ngiltere’nin sald›r› ve iflgal politikalar› bu süreçteki hegemonik üstünlü¤ünü devam ettirme amac›n› içermekteyken, kaç›n›lmaz olarak, bu durum di¤er emperyalist birlikleri de h›zl› davran-

emperyalizmin iliflkilerinde önemli de¤iflikliklere neden olabilece¤i unutulmamal›d›r. Emperyalistler aras› ç›kar çat›flmalar›n›n yo¤unlaflt›¤› bu süreçte sald›r›lar›n gerçek hedefi dünya halklar›d›r. Ekonomik kriz, dünya halklar›n›n daha yo¤un sömürü politikalar› ile karfl›laflmalar›na neden olmaktad›r. Tüm dünyada ve özellikle de yar›-sömürgelerde uygulanmakta olan politikalar, yar›-sömürgelerdeki kaynaklar›, emperyalist devletlere transferini sa¤lamak-

m›fl olmas› ve “devrim” sloganlar›n›n at›lmas› bunu göstermektedir. Emperyalizmin “küreselleflme” aldatmacas›n›n halklar üzerindeki etkisi k›r›lmaya bafllam›flt›r. Kapitalist-emperyalist ülkelerdeki protesto eylemlilikleri, Arjantin, Brezilya, Venezuella, Filipinler, Peru ve bir dizi yar›-sömürge ülkede emperyalist politikalara karfl› geliflen halk hareketleri, dünya halklar›n›n emperyalizme bir bütün olarak karfl› durma yöneliminin somut ifadeleridir. Dünyan›n çeflit-


li ülkelerinde Maoist partilerin emperyalizme ve yerli uflaklar›na karfl› gelifltirmifl olduklar› demokratik devrim mücadelesi bu süreçte dünya halklar› üzerinde daha etkin bir rol oynayacakt›r. Dünya halklar› ile emperyalizm aras›ndaki çeliflkinin güçlü bir flekilde devrim lehine geliflmesini ifade eden Maoist hareketler, yeni devrim hareketlerinin oluflmas›na ve güçlenmesine de katk› sunmaktad›r. Brezilya ve Bhutan’daki geliflmeler bu bak›mdan oldukça anlaml›d›r. Geliflmekte olan kendili¤inden hareketlerin Marksist-Leninist-Maoist bir önderlikle birlefltirilmesi görevi, Maoist partilerin önündeki en önemli görev olarak durmaktad›r. Bunun yarat›labilmesinin koflulu, Maoist partilerin ülke devrimlerini gelifltirmek ve bununla birlikte, kendili¤inden hareketlerin etkisinde oldu¤u reformist, revizyonist, troçkist ve anarflist ak›mlara karfl› uzlaflmaz mücadele yürütmektir. Emperyalizmin yar›-sömürgelere uygulad›¤›/uygulatt›rd›¤› politikalar›n neden oldu¤u y›k›m ve de¤iflim Türkiye’de de

önemli noktalara ulaflm›fl durumdad›r. Türkiye’de ekonomi yönetimi, siyasal iktidar›n etkinlik sahas›n›n d›fl›na ç›kart›lmak istenmektedir. Bu, emperyalizmin son y›llarda gelifltirmek istedi¤i yeni bir doktrin olarak sunulmaktad›r. Bu eski doktrin, günümüzde yar›-sömürgelerde emperyalist sömürünün yayg›nlaflmas› ve derinlefltirilmesi amac›yla “yeniden yap›land›rma” ad› alt›nda uygulamaya sokulmufl durumdad›r. Bu politikalar›n sonucu olarak, iflçi ve emekçi kesimlerin hak alma mücadelesinin parçalanmas› ve sömürünün en vahfli tarzda gerçeklefltirilmesi sa¤lanmaya çal›fl›lmaktad›r. Türkiye’de ekonomi ile ilgili kurumlar›n bafl›na IMF, DB ve ABD ile iliflkili “uzmanlar” yerlefltirilmektedir. Siyasi iktidar›n bu kurumlara talimat vermesi engellenmektedir. Bu durumlarda sadece görüfl al›fl-veriflinde bulunaca¤› benimsenmifl durumdad›r. IMF ile iliflkilerde de siyasal iktidar›n tüm görevleri IMF taraf›ndan saptanmakta ve iktidar bunlar› uygulamakla görevli hale gelmektedir. TC’nin

yapt›¤› tüm anlaflmalarda da ayn› iliflki geçerlidir. Bilinmelidir ki, bu “yeni” hukuk gerçekte bir hukuk de¤il, egemen olan›n tüm iliflkide esas söz sahibi olmas›d›r. Efendi-uflak iliflkisinde esas ilke budur. Bu esas ilke çerçevesinde emperyalizm politikalar›n› en rahat bir flekilde nas›l uygulayabilecekse, bunu hayata geçirmektedir. Yar›-ba¤›ml› devletlerde bürokrasinin ifllevi artt›r›lmakta, her fley emperyalizmin ç›karlar›na ve istemlerine uygun hale getirilmektedir. Böylece halk›n ve kimi egemen s›n›f kliklerinin siyasal iktidar üzerindeki etkisi de en aza indirilmek istenmektedir. Bu da yar›-sömürge ülkeler ile emperyalizm aras›ndaki iliflkinin gerçek karakterinden baflka bir fley de¤ildir. Yeniden Yap›land›rma politikalar›n›n kurtar›c› parças› olarak empoze edilen özellefltirme politikas›, Türkiye’de tüm yeni hükümetlerin ve muhalefetin karfl› ç›kmay› vatan hainli¤i ile efl tuttuklar› bir devlet politikas› olarak uygulanmaktad›r. Devlete ait tüm kurulufllar›n elden ç›kar›lmas›, verimlili¤in artt›r›lmas›,

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

5


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

6 istihdam fazlal›¤›n›n giderilmesi, yeni yat›r›m olanaklar›n›n ortaya ç›kart›lmas› gibi gerekçelerle gerçeklefltirilmeye devam etmektedir. Son dönemde bu gerekçelerin do¤ru olmad›¤› daha da a盤a ç›km›flt›r. Orman arazilerinin sat›m› ile gündeme yeniden giren özellefltirmenin gerçek nedeni, tüm olanaklar›n ülkedeki ve do¤al olarak tüm dünyadaki egemen finans kurumlar›na sunulmas›d›r. Hükümet bunu borçlar›n ödenmesi zorunlulu¤u ile aç›klamaktad›r. Özellefltirmenin halka hiçbir fley sunmamas›, halk›n hoflnutsuzlu¤unun artmas›, devleti yeni bir gerekçenin arkas›na s›¤›nmaya itmifl durumdad›r. Art›k özellefltirme; verimlili¤in artmas›, istihdam›n düzenlenmesi, yeni yat›r›m olanaklar›n›n ortaya ç›kar›lmas› için de¤il, borçlar›n ödenmesi için uygulanan bir politika olarak benimsetilmek istenmektedir. Borçlar›n özellefltirme ile ödenemeyece¤i ise gayet nettir. Üstelik Türkiye’de mevcut sistem y›k›lmad›kça borçlar›n ödenmesinin de hiçbir anlam› olmayacakt›r. Tar›m alan›nda uygulanan politikalar, köylüyü topra¤› üzerindeki haklar›ndan kopartmaktad›r. Köylüler hangi ürünleri üreteceklerini bilemez hale getirilmifl durumdad›r. Maliyetleri yükseltilen ürünlerin ayn› zamanda s›n›rland›r›lmas› ve emperyalist piyasalarla “rekabet”e sokulmas›, Türkiye tar›m› için y›k›mdan baflka bir fley olmamaktad›r. Yoksullaflan ve üretimi kendi geçimini dahi sa¤lamayan köylülerin örgütlü olmay›fl› da bu y›k›m› artt›rmaktad›r. Türkiye’de tar›m›n içine girdi¤i bu ç›kmaz derinleflmeye devam edecektir. Devrimin temel gücü olan köylülerin ise toprak sorunu ve üretim sorunu egemenler-

le çeliflkilerin artmas›na neden olacakt›r. Köylülerin örgütsüz oluflu veya olan örgütlülüklerin devletle ve sömürü a¤› içindeki tüccarlarla iç içe olmas›, artan çeliflkinin güçlü bir flekilde geliflmesi önündeki en büyük engeldir. Hükümet oluflundan bu yana AKP, düzen karfl›t› söylemini ad›m ad›m azaltm›flt›r. Bu, tüm partilerin kaç›n›lmaz sürecidir. Hükümet olma sürecinde düzen karfl›tl›¤›n› halk›n deste¤ini almak için kullanan partiler, hükümet olduklar›nda gerçek rollerini oynarlar. AKP için bu süreç çok daha belirgin yaflanm›flt›r. Bunun nedeni AKP’nin di¤er partilerden baz› farklar tafl›ma-

Tar›m alan›nda uygulanan politikalar, köylüyü topra¤› üzerindeki haklar›ndan kopartmaktad›r. Köylüler hangi ürünleri üreteceklerini bilemez hale getirilmifl durumdad›r. Maliyetleri yükseltilen ürünlerin ayn› zamanda s›n›rland›r›lmas› ve emperyalist piyasalarla “rekabet”e sokulmas›, Türkiye tar›m› için y›k›mdan baflka bir fley olmamaktad›r. Yoksullaflan ve üretimi kendi geçimini dahi sa¤lamayan köylülerin örgütlü olmay›fl› da bu y›k›m› artt›rmaktad›r. s›yd›. Bu farklar biliniyor, ancak bu farklar›n biçimsel oldu¤u ve hükümet olundu¤unda hükümet misyonunun AKP taraf›ndan da uyguland›¤› görüldü. AKP’nin ehlilefltirilmesi süreci belli sanc›lara da neden olmufltur. Çünkü sorun, salt AKP yönetimi de¤il bütün olarak partinin kendisidir.

TSK ile ve “laik” kesimlerle yaflanan z›tlaflmalar ve kimi zaman ülke gündemine oturtulan gerginlikler AKP’nin ehlilefltirilmesinin hamleleri olmufltur. Bafl örtüsü meselesi, protokol krizleri, kadrolaflma tart›flmalar› tamamen böyle meselelerdir. AKP hükümetinin Irak’a sald›r› öncesinde ABD yönetiminin bask›s› ve MGK’n›n “öneri”si ile meclis gündemine getirdi¤i ikinci tezkerenin ç›kart›lamamas›nda, TSK’n›n savafl›n sorumlulu¤unu birincil derecede tafl›mak istememesi, bu sorumlulu¤u AKP’ye tafl›tmak istemesi önemli bir rol oynam›flt›r. AKP’nin böyle bir sorumluluk almas› devlet içindeki yerinin de belli oranda oturmas›n› sa¤layacakt›. Denilebilir ki ikinci teskerenin ç›kmamas›, AKP ve TSK aras›nda yaflanan çat›flman›n yol açt›¤› bir yol kazas›d›r. AKP, seçim öncesi yapt›¤› propagandalardaki gibi bir parti olmad›¤›n› hükümet olmakla birlikte ilkin ABD’ye ziyarete gidip, bu ziyarette ABD yönetimi ile uyumlu bir iliflki içinde olaca¤›na dair güvence vermesi ile ortaya koymaya bafllam›flt›. AB ile iliflkilerde de ABD’yi öne sürmesi, ABD’nin bu süreçte uç noktada AB’ye bask›lar yapmaya kalk›flmas› iliflkinin niteli¤ini ortaya sermifltir. AKP hem ülkedeki egemen güçlerle ve hem de ABD ile ifli bafltan sa¤lam iliflkilere dayand›rmak çabas›nda olmufltur. Ekonomi yönetiminde de ayn› çaban›n harcand›¤› bilinmektedir. AKP’nin AB ile iliflkisi de görünürde güçlü hükümet imaj› vermekten öteye gidememifltir. Hem K›br›s sorununda ve hem de AB üyeli¤i sorununda ipleri ellerinde tutanlar›n istemleri gerçekleflmifltir. AB’ye üyelik sürecinin “gerektirdi¤i” tüm po-


litikalar AKP taraf›ndan, Türkiye’deki egemen güçlerin benimseyebilece¤i çerçevede savunulmufltur. Genelkurmay’›n kimi serzeniflleri ise görüntü olmaktan ibarettir. AB politikas› Türkiye’de demokratikleflmenin ve ekonomik sorunlar›n çözümü olarak sunulmaktad›r. Bu savunu içinde kimi uyum paketleri ç›kar›lm›flt›r ve bunun devam edece¤i de biliniyor. AKP bu uyum paketlerini, AB üyeli¤i için de¤il, Türkiye için ç›kard›¤›n› aç›klayarak ,aldatmacay› ileri bir seviyeye ç›karma çabas›ndad›r. Oysa, ne bu uyum paketlerinin ne de AB’nin kendisinin demokratikleflme ile ilgisi vard›r. AB’ye üyelik Türk egemen s›n›flar›n›n ve ABD’nin ç›karlar› ile ilgilidir. Türkiye iflçi ve emekçi kesimleri için esasta hiçbir kazan›m sa¤lamayacakt›r. Bu gerçe¤i AB ülkelerinde uygulanmakta olan iflçi ve emekçi haklar›n›n gasp›ndan ve sosyal devlet olgusunun ortadan kald›rmaya dönük yasal düzenlemelerden görebiliriz. AB üyeli¤inin oda¤›nda, Türk egemen s›n›flar›n›n Avrupa’n›n hakim oldu¤u pazarlardan pay alma iste¤i ile bu üyeli¤in flartlar›n›n Avrupa’daki politik gücün Türkiye politikas›nda-

Tüm dünyada, özellikle de ABD emperyalizminin sald›r› ve iflgal politikalar›na karfl› genifl iflçi, emekçi ve devrimci-demokrat kesimlerin devrimci mücadelesi Türkiye’de de geliflmektedir. Irak’a sald›r› ve iflgal, Türkiye halk›nda anti-emperyalist mücadelenin etkinlik kazanmas›nda etkili olmufltur.

ki etkinli¤inin artmas› olgusu bulunmaktad›r. AB üyeli¤i konusunda Türkiye’de zaman zaman ortaya ç›kan tereddütler ve tart›flmalar bu iki olgunun karfl› karfl›ya gelmesinden kaynaklanmaktad›r. ABD’nin de bu tart›flmalara ayn› merkezden Türkiye lehine kat›ld›¤›n› biliyoruz. Özellikle Türk ordusunun misyonu konusunda bu tart›flma kimi zaman keskinleflmektedir. Tüm dünyada, özellikle de ABD emperyalizminin sald›r› ve iflgal politikalar›na karfl› genifl iflçi, emekçi ve devrimci-demokrat kesimlerin devrimci mücadelesi Türkiye’de de geliflmektedir. Irak’a sald›r› ve iflgal, Türkiye halk›nda anti-emperyalist mücadelenin etkinlik kazanmas›nda etkili olmufltur. ABD yönetiminin Türkiye’den beklentilerinin niteli¤i ve Türk devletinin bu beklentilere yan›t olma çabas›, ABD askerlerinin Türkiye’de bulunmas›, emperyalist politikalar›n daha aç›k görülmesini sa¤lad› ve halk›n çeflitli kesimlerinin protestolar›na neden oldu. Hükümette AKP’nin bulunmas›, devletin ABD politikalar›n› sözde benimsememesi ve halk›n tepkilerini alt düzeyde tutma çabas›, bu protestolar›n ilk dönemlerde za-

y›f kalmas›na neden olsa da zamanla, devletin ikiyüzlü politikas›n›n a盤a ç›kmas›, protestolar›n artarak yükselmesine yol açt›. Bu protestolar ABD’nin Ortado¤u’da uygulayaca¤› politikalara karfl› Türkiye halk›n›n hiçbir zaman evet demeyece¤ini gösterir. ‹flçi s›n›f› da, özellikle ekonomik sald›r› politikalar› nezdinde emperyalizme karfl› protesto eylemlilikleri gelifltirmektir. IMF politikalar›n›n iflçi s›n›f›n›n yaflam›na direkt müdahaleleri içermesi, iflsizli¤in ve düflük ücretin sürekli geliflmesi, özellefltirmelerin tüm karfl› ç›k›fllara ra¤men devlet politikas› olarak uygulanmaya devam etmesi, iflçi s›n›f›n›n devrimci hareketini gelifltirmeye devam edecektir. ‹flçi s›n›f›n›n devrimci hareketi önündeki en büyük engel, sar› sendikalar ve iflçi örgütlülü¤üne karfl› giriflilen sald›r›lar›n bu örgütleri daraltmas›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n di¤er halk kesimleri ile iliflkisi henüz zay›ft›r; ‹flçi s›n›f› hareketi esas olarak ekonomist bir temeldedir. ‹flçi s›n›f› hareketi emperyalist politikalara karfl› bir geliflim göstermekle birlikte, yetersiz ve geri bir düzeydedir. Gençlik bu hareketlilik içinde aktif ve daha devrimci bir çizgi izlemifltir. Gençli¤in

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

7


8 rin politikalar›n›n temel dayanaklar›nda birisi durumundad›r. Reformist hareketin Türkiye halk›n›n bilincini buland›rd›¤›, emperyalizme karfl› zay›flatt›¤›, AB özgülünde, demokratikleflme ve insan haklar› gibi burjuva yaklafl›mlarla halk›n devrimci mücadelesine zarar verdi¤i apaç›k bir gerçektir. Gerçek yaflamda yerle bir olan bu yaklafl›mlar›n Türkiye’de etkili olma olas›l›¤›, dün oldu¤u gibi bugün de vard›r. Bu ak›mlar›n dünya çap›nda da önemli ak›mlar oldu¤unun bilincinde olarak, Komünist hareketin bu ak›mlara karfl› ideolojik mücadele yürütmesi zorunludur. PKK/KADEK’in, silahl› mücadeleye son vermesinden bu

bu yaklafl›m› ile anti-emperyalist politikadan da mümkün oldu¤unca kaç›nm›flt›r. Oysa gerçekler böyle de¤ildir; KADEK’in beklentileri hiçbir flekilde karfl›lanma sürecine girmifl de¤ildir. Aksine, KADEK koflulsuz teslimiyete çekilmek istenmektedir. Uyum paketlerinin niteli¤i ve son piflmanl›k yasas› bu gerçekli¤i göstermektedir. KADEK ile Türk devleti aras›nda uzlaflmaz çeliflki devam etmekle birlikte, bu çeliflkinin devrimci bir tarzda çözümü konusunda KADEK liderli¤inin içine girdi¤i çözümsüzlük de devam etmektedir. Son süreçte Irak’ta ve devam›nda ‹ran’da KADEK gerillalar›n›n s›k›flt›r›lmas› ve bu ülkelerin d›fl›na sürüklenmesi, gerillalar›n

Bu ak›mlar› küçük burjuva ve ulusal burjuva çizgiden ay›rmak gerekir. MHP, CHP ve ‹P bu ak›m içinde yer almaktad›r. Bu partilerin “milliyetçi”li¤i flovenist ve faflist devlet savunuculu¤unda somutlaflmaktad›r. Milli duygular›n istismar›, bu partile-

yana, Türk devletinden ve emperyalistlerden beklentileri devam etmektedir. ABD’nin Irak politikas›, TC’nin AB’ye üyelik süreci KADEK taraf›ndan TC’nin Kürt Ulusal Sorununa bir çözüm getirmek zorunda kalaca¤›na yorumland›. KADEK

Türkiye’ye yönelmesine neden oldu¤u gözlemlenmektedir. Bunun da silahl› çat›flmalara yol açt›¤› görülmektedir. KADEK liderli¤inin “bar›fl süreci”ni devam ettirme niyeti ile gerçekler daha fazla karfl› karfl›ya gelmektedir.

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

anti-emperyalist yönü daha da geliflmifltir. ABD’nin Irak’a sald›r› ve iflgal politikas› Türkiye’de farkl› s›n›fsal durufllar›n da belirginleflmesine olanak sa¤lam›flt›r. Milliyetçi bir temelde bu politikalara karfl› ç›kanlar ve reformist bir yaklafl›mla anti-emperyalist tav›rlar içine girenler, bu süreçte etkin bir rol oynad›lar. Küçük burjuva ve ulusal burjuva karakterdeki bu ak›mlar›n, önümüzdeki süreçte geliflmeleri mümkündür. Milliyetçi yaklafl›mlar içerisinde, ba¤›ms›zl›k ve anti-emperyalist bir çizgide bulunanlar oldu¤u gibi, bunun aksine milli duygular› kullanarak kitleleri maniple eden ak›mlar da vard›r.


9

Makineleflmenin artmas›, esas›nda iflsizli¤in art›fl›n› de¤il, iflçilerin daha iyi bir yaflam sürmesini, çal›flanlar›n lehine çal›flma süresini k›s›tlamas› gerekirken, makineleflme artt›kça bunlar tersine ifllemektedir. Çünkü sorunun temelinde sistemin kendisi yatmaktad›r. Makinelerin ne amaçla ve hangi s›n›f›n ç›karlar› do¤rultusunda kullan›ld›¤›na ba¤l›d›r. Makineleflme, üretim araçlar› kapitalist s›n›f›n mülkiyeti ve denetimi alt›nda bulundu¤u sürece, kapitalistlerin ç›karlar› do¤rultusunda art›-de¤erin maksimum düzeye getirilmesine hizmet etmektedir ve edecektir.

KAP‹TAL‹ST B‹R‹K‹M‹N MUTLAK YASASI VE YEDEK SANAY‹ ORDUSU Her ideolojinin temelinde ekonomik bir flekillenme yatar. Burjuva s›n›f›n›n ideolojisinin temelinde kapitalist ekonomi ve onun sürdürülmesi yatarken, iflçi s›n›f›n›n ideolojisinin temelinde de s›n›fs›z toplumun ekonomik flekillenmesi yatmaktad›r. Hiçbir ideoloji, o ideolojiyi savunan s›n›flar›n toplum içindeki gelirden ald›¤› paydan ve sosyal yaflam›ndan ayr› de¤ildir. Emperyalist burjuvazinin 1980’lerden ve özellikle de 1990’lar›n bafl›ndan itibaren “küreselleflme” (küreselleflmeden anlafl›lmas› gereken; emperyalizmin ‘yumuflat›lm›fl’ ad›ndan baflka birfley de¤ildir. Bunun üzerine yap›lan bütün laf kalabal›klar›, özünde emperyalizmi, onun sald›rganl›¤›n› ve hegemonyac› niteli¤inin üstünü örtme, kitlelere onu hofl gösterme u¤rafllar›ndan baflka birfley olmad›¤›n› ek olarak vurgulayal›m) retori¤ini gündeme getirmeleri ve bununla be-

raber burjuvazinin iflçi s›n›f› ideolojisini bofla ç›karmak, etkisiz k›lmak ve revize etmek için sald›r›s›n› yo¤unlaflt›rmas›, tesadüfi bir olgu olmad›¤› gibi, iflçi s›n›f›n›n s›n›fsal temellerinin ortadan kalkt›¤› ya da birçoklar› taraf›ndan ileri sürüldü¤ü gibi onu var eden nesnel koflullar›n ortadan kalkt›¤› ve toplum içindeki duruflunun düne oranla nitel bir de¤iflime u¤rad›¤› anlam›na gelmiyor. Kapitalist sistemin temel dayanaklar›, üretim biçimi ve burjuvazinin üretim araçlar› üzerindeki egemenli¤i durdu¤u gibi, kapitalist sistemin sömürü biçimi ve onu var eden art›-de¤ere el koyma olgusu ortadan kalkmam›flt›r. ‹flçi s›n›f› burjuvazi ile var oldu¤u ve burjuvazi iflçi s›n›f›n›n yaratt›¤› eme¤in bir k›sm›na el koydu¤u sürece, yani art›de¤er elde etti¤i sürece varl›¤›n› sürdürebilecektir. ‹flçi s›n›f›n›n olmad›¤› bir yerde, burjuvazi de olamayacakt›r. Emperyalist menfleili birçok burjuva yazar ve ideologun; “küreselleflmeyle birlikte iflçi

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

KAP‹TAL‹ST YEN‹ ‹fi ÖRGÜTLENMES‹ VE ‹fiÇ‹ SINIFININ DEVR‹MC‹ N‹TEL‹⁄‹


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

10 s›n›f›n›n ortadan kalkt›¤› ya da gücünün etkisizleflti¤i, çal›flan s›n›f›n art›k iflçi s›n›f› olmad›¤›n›” ileri sürecek denli demagoji ve yalana baflvurmalar›, burjuvazinin iflçi s›n›f› ve onun ideolojisinden ne denli korktu¤unun ve burjuvazinin gerçek mezar kaz›c›s›n›n iflçi s›n›f› oldu¤u-

vam etti¤ini görünce, Alpaslan Ifl›kl›’n›n dedi¤i gibi, “Bu aflamada Huntington ç›k›yor” (bk. Mülkiyeliler Birli¤i Dergisi, sf, 23, sy. 197, 31.y›l, C.XX1). Böylece YDD ile ile art›k savafllar›n ç›kmayaca¤›, dünyan›n bar›fl içinde yaflayaca¤›, savafllar›n esas nedeninin ko-

lak yasas›n› gözard› edenlerin, do¤al olarak iflçi s›n›f› ve onun burjuvaziye karfl›, devrimci rolünü ve karakterini de inkar edecektir. Bu tür anlay›fllar Marksizmin do¤du¤u ilk y›llarda da vard›; bugün de var ve kapitalizm ayakta kald›¤› sürece de var olmaya devam edecektir.

nu ortaya koymaktad›r. “‹flçi s›n›f› öldü” vb. savlar›n ileri sürülmesinin nedeni , kapitalist sistemin karakterinin de de¤iflti¤inden hareket edilmesidir. Yani, kapitalizmin art›k iflçi s›n›f›n› sömürmedi¤i ve hatta iflçi s›n›f›na gereksinimi kalmad›¤› ve insanl›¤›n biricik toplumsal düzeni oldu¤u ve bundan ileri gidilemeyece¤inin teorisinden hareket edilmektedir. Bu tür teorilerin yazarlar›, “Tarihin Sonu”, “‹deolojilerin Sonu”, “Kapitalist Ötesi Toplum”, “Medeniyetler Çat›flmas›” vb. gibi “yazar-bilim adam›” k›l›f› geçirilmifl pentagon görevlileri oldu¤u bilinen bir gerçektir. Dikkat edilirse, bu kitaplar birbirlerini tamamlar. Tarihin ve ideolojilerin sonunu ilan edenler, tarihin ve ideolojilerin sonu olmad›¤›n›, s›n›f çat›flmalar›n›n ve ezen ezilen çat›flmas›n›n de-

münizm oldu¤u, komünizmin “temsilcisi” Rusya da çökünce, herfleyin güllük gülistanl›k olaca¤› propagandas›n› yapan emperyalist burjuvazi bunun üzerinden daha birkaç y›l geçmeden, Irak’a ve peflinden daha birçok ülkeye sald›rmas› ve küreselleflme karfl›t› güçlerin yo¤unlaflmas›yla beraber, “terörizm” olgusunu gündeme getirdi. Tam bu s›rada “medeniyetler çat›flmas›” teorisi ortaya at›larak, emperyalistlerin ezilen halklara ve ezilen uluslara yönelik sald›r›s›na bir baflka k›l›f bulunmufl oldu. “Küreselleflme” teorisyenlerin, günümüzde iflçi s›n›f›n›n azald›¤›ndan ya da onun 19. yüzy›ldaki ifllevini 20. yy’›n son çeyre¤inden itibaren yitirdi¤inden söz etmeleri, gerçekleri bilerek çarp›tmalar›ndan kaynaklan›yor. Kapitalist birikimin mut-

Son y›llarda iflsizli¤in art›fl›, iflten ç›karmalar›n yo¤unlaflmas› ve bunun süre¤en bir hale gelmesi, çal›flan nüfusun say›s›nda bir azalmadan çok, iflsizlerin say›s›ndaki bir art›flt›r. Bu da kapitalist sistemin iflleyifl yasalar›n›n bir sonucu ya da Marks’›n belirtti¤i gibi; “kapitalist birikimin mutlak genel yasas›d›r.” Burjuvazi, her zaman yedek bir ordu yarat›r. Yedek sanayi ordusu olmadan, burjuvazinin azami kâr elde etmesi, ya da sermaye birikimini gelifltirmesi k›smen güçleflir. ‹flgücü pazar›nda ne kadar ucuz iflgücü varsa, kapitalistin kâr› da o denli büyük olur. Engels, “Marks’›n Kapital’”i üzerine yazd›¤› bir makalede, günümüz tart›flmalar›na da ›fl›k tutuyor: “Ama makinelerdeki ilerlemeler ve tar›m›n yetkinleflmesi


vb. sayesinde, ayn› miktar ürün elde etmek için durmadan daha az iflçiye gereksinme oldu¤una, bu yetkinleflme, yani bir iflçi fazlal›¤› meydana getirme olgusu, h›zla artan sermayeden bile daha h›zl› geliflti¤ine göre, bu say›s› durmadan artan iflçiler ne olur? Bu iflçiler, ifllerin kötü gitti¤i ya da flöyle böyle oldu¤u zamanlarda, ya emek de¤erlerinin alt›nda ücret al›rlar ve düzensiz bir biçimde çal›flt›r›rlar, ya da geçimleri kamu yard›m›yla sa¤lan›r, ama ifllerin özellikle canl› oldu¤u zamanlarda, ‹ngiltere’de aç›kça görüldü¤ü gibi, kapitalistler s›n›f› için gerekli olan, ne var ki, koflullar ne olursa olsun, düzenli olarak çal›flt›r›lan iflçilerin direnme gücünü k›rmaya ve ücretlerini düflük tutmaya yarayan yedek bir sanayi ordusu olufltururlar.” (Engels, Kapital c1, sf. 52, Sol yay.) Kapitalistler, gereksinimi kadar iflçi çal›flt›r›yor ve gereksinimi d›fl›nda kalan iflçileri ise yedek sanayi ordusu ya da iflçilerin iflsizler bölümüne ekliyor. Bu sermayenin birikim yasas›yla direkt ba¤lant›l›d›r. Engels’in sözünü etti¤i “düzensiz çal›flma” ise günümüzde “esnek üretim” denen olgunun dünkü yaflanan olgusudur. Bugün de “esnek üretim” yo¤un bir flekilde uygulanmaktad›r. Bu uygulama, bir taraftan iflçi s›n›f›n›n birli¤ine ve mücadelesine darbe vuran, onu zay›flatan bir yöntem olmas› yan›nda, burjuvazinin, iflsizler ordusunun daha fazla artarak sosyal patlamalar› h›zland›rmay› engellemenin de bir yöntemi olarak gündeme getirilmifltir. Yoksullu¤un ve y›¤›nsal iflsizli¤in nedenlerini ise Marks, bilimsel olarak ortaya koymufltur. Sorun salt modern makinelerin ortaya ç›kmas›yla oluflan bir durum de¤il, kapitalist ser-

maye birikiminin mutlak bir yasas›d›r. “Toplumsal servet, iflleyen sermaye, bu sermayenin büyüme ölçüsü ile h›z› ve dolay›s›yla, proletaryan›n mutlak kitlesi ve eme¤in üretkenli¤i ne kadar büyük olursa yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur. Sermayenin geniflleme gücü ile, emrindeki iflgücünün geliflmesi de ayn› nedene ba¤l›d›r. Bunun için, yedek sanayi ordusunun nispi büyüklü¤ü, servetin potansiyel enerjisi ile birlikte artar. Ama, bu yedek ordunun faal orduya göre oran› ne kadar büyükse, sefaleti, çal›flma s›ras›nda katland›¤› ›st›rapla ters orant›l› olan toplam art›-nüfusun kitlesi de o kadar büyük olur. Nihayet, iflçi s›n›f›n›n düflkünler tabakas› ile yedek sanayi ordusu ne kadar yo¤un olursa, resmi yoksulluk

K›sacas›, esnek üretimin, iflçinin özgürlü¤ünü daha da k›s›tlayan bir ifl örgütlenmesi oldu¤u bir gerçektir. Bu ba¤lamda, esnek üretim, emek sürecinde bir de¤ifliklik yarat›rken, ayn› zamanda iflçi s›n›f›na yönelik ideolojik bir sald›r›y› da beraberinde getirmifl, iflçi s›n›f›n› tamam›yla örgütsüzlefltirmeyi hedeflemifltir. da o kadar yayg›n olur. Bu kapitalist birikimin mutlak genel yasas›d›r.”(açM) (Marks, Kapital C.1, sf. 681, Sol yay›nlar›, Birinci Bask›) “Elveda Proletarya” diyenler ya da modern sanayi makinelerinin geliflmesiyle, iflçilerin kap› d›flar› edilmesi, kapitalist siste-

min özünü ve içinde tafl›d›¤› çeliflkileri ortadan kald›rmad›¤› gibi, emek-sermaye aras›ndaki çeliflmeyi de ortadan kald›rm›yor ve hatta giderek keskinleflmesine neden oluyor. Kapitalist sistem, tek bir çözüm yolu b›rak›yor: o da, emek-sermaye çeliflmesinin emekten yana, yani iflçi s›n›f› önderli¤inde sosyalist devrimlerin gerçekleflmesi ve komünizmin bir dünya sistemi haline getirilmesidir. Makineleflme tek bafl›na kapitaliste sermaye birikimi sa¤lamayaca¤› için, kapitalistin, ödenmemifl eme¤e el koyarak, sermaye birikimini gerçeklefltirmesi ve gelifltirmesi gereklidir. Bunun yolu da çal›flan iflçinin sömürülmesinden, onun art›eme¤ine el konmas›ndan geçmektedir. Emperyalist ülkelerdeki bunal›mdan kaynaklanan büyük tekellerin yo¤un iflçi ç›karmalar› ve peflinden ise kâra geçmeleri, iflçi eme¤ine olan gereksinimleri kalmad›¤›ndan ya da iflçinin ödenmemifl eme¤ine el koymadan sermaye birikimi sa¤lad›klar›ndan de¤il, tersine daha yo¤un bir ödenmemifl eme¤e el koymalar›ndan ileri geliyor. Di¤er yandan sermaye birikiminin yo¤unlu¤u ve toplumsal servetin büyüklü¤üne oranla yoksullaflma ve iflsizlik de bir o kadar artar. Yani, iflsiz say›s›n›n çok olmas›, kapitalistin kar›n›n da her zaman düfltü¤ü anlam›na gelmiyor. “Dün çok iflçi çal›flt›ran çok kazan›rken, bugün az iflçi çal›flt›ran daha çok kazan›yor” yarg›s› ya da sav› ise, tamamen anti bilimsel ve varolan gerçekleri de ters yüz etmektedir. Dünyan›n en büyük sanayi tekelleri, en fazla istihdama da sahiptir. General Elektrik, Ford Motor, General Motor, Toyoto, Mercedes-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

11


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

12

Benz-Chrysler, Shell vb. gibi otomobil ve petrol tekelleri en fazla iflçi çal›flt›ran tekellerdir. Makineleflme ne denli ilerlerse ilerlesin, iflçi çal›flt›rmayan, yani, art›-eme¤e el koymayan bir kapitalist sermaye birikimi sa¤layamaz. Ayn› flekilde spekülatif sermaye kesimi de böyledir ve onlar da ödenmemifl emekten pay almaktad›rlar. Engels’in dedi¤i gibi; “Zaten toplumun bütün çal›flmayan üyelerini iflte bu ödenmemifl emek besler. ... Mevcut tüm toplumsal düzen, ödenmemifl eme¤e dayan›r.” (Engels, Kapital C.1, sf.49) ‹flsizli¤in ya da Marks’›n deyimiyle art›-nüfusun artmas›n›, günümüzde salt modern makinelerin ortaya ç›kmas›na ba¤layanlar, bunun sermaye birikiminin ve kapitalist zenginli¤in zorunlu bir ürünü oldu¤unu gözard› ederler. Makineleflmenin geliflmesi ve emek yo¤un üretimin giderek azal›p yerini teknik yo¤un eme¤e b›rakmas›, iflsizli¤in nedenlerini ve onun yarat›l›fl›n›n esas ilkelerini ortadan kald›rmaz. Kapitalist art›-eme¤e el koyarak sermaye birikimi sa¤lad›¤›na göre, fabrikas›nda bir iflçi de çal›flt›rsa yine ortada bir sömürü var ve geriye kalan iflsiz y›¤›nla-

r› ise, yine kapitalist zenginleflmenin ve birikimin “kald›rac› ve hatta bu üretim biçiminin varl›k koflulu halini de al›r”(Marks, age, sf. 670) 2. emperyalist paylafl›m savafl› sonucu Avrupa ülkeleri büyük bir iflçi kitlesine gereksinim duydu. Özellikle de Almanya yo¤un olarak “misafir iflçi” ad› alt›nda d›fl göçü teflvik etti. Bunun nedeni, Alman burjuvazisinin kendisine yeterli yerli iflçisi olmad›¤›ndan de¤il, sermayenin daha h›zl› geliflmesi ve iflçi ücretlerini belli bir seviyede tutma, iflçi direnifllerini k›rma amac›yla da olsa kapitalist iflleyifl gere¤i fazla iflçi nüfusuna gereksinimi vard›. Bu nedenlerle d›fl ülkelerden özellikle de Türkiye’den binlerce iflçi ak›n› sa¤land›. Günümüzde de Avrupa ülkeleri sürekli bir göç al›m›na gereksinim duyuyorlar. Bir taraftan Avrupa’da iflsizli¤in artmas›na karfl›n, hükümetler hala iflçi al›m›na gereksinim duyduklar›n› ve bir y›l içinde ortalama ne kadar iflçi alacaklar›n› aç›kl›yorlar. Avrupa burjuvazisinin bu tavr› salt nüfusun yafllanmas›na ba¤lanamaz. Marks’›n bilimsel olarak ortaya koydu¤u gibi, sermaye birikimi için art›-nüfus’a sürekli bir gereksinim duyuluyor ve sermaye birikiminin temelin-

de de bu art›-nüfus yatmaktad›r. Günümüzdeki geliflmeleri daha iyi aç›klamak, y›¤›nsal iflçi ç›karmalar›n› ve iflsizler ordusunun giderek art›fl›n›n nedenlerini bulmak ve bunu bilimsel bir temele oturtmak için yeniden Marks’a dönelim: “... kapitalist üretim, do¤al nüfus art›fl›n›n sa¤lad›¤› kullan›ma haz›r iflgücü miktar›yla asla yetinemez. O, rahatça at oynatabilmesi için bu do¤al s›n›rlar›n d›fl›nda yedek bir sanayi ordusunun bulunmas›n› ister.” (Marks, age, sf.672) Avrupa burjuvazisinin bir taraftan “çok yabanc› göçü oluyor” yönlü yak›nmalar› yan›nda yabanc› göçe de gereksinim duymas› ya da bunu mültecilerle sa¤lamas› (flimdilik bununla yetinmesi), sermayenin art›-nüfus politikas›n›n bir zorunlulu¤udur. Alman emperyalist devleti, 4 milyonu aflk›n resmi iflsiz say›s›na karfl›n, hala d›flardan kalifiye iflçi (yeflil kart) istemesi ve almas› neyle aç›klanabilir? Alman burjuvazisi 4 milyon iflsizi sosyal fonlardan beslemeye zaten raz›. Hiç iflsizin olmamas› ise ona daha pahal›ya mal olacakt›r. Birincisi iflçilerin iflgücünü pahal›ya satmas›na ve pazarl›k gücünün güçlü olmas›na neden olacak; ikincisi, iflçi s›n›f›n›n kendi ekonomik ve demokratik haklar› için mücadele e¤ilimini güçlendirecek. Üçüncüsü; iflçi s›n›f›n›n birli¤ini güçlendirecektir. Dördüncüsü, sermaye istedi¤i gibi at oynatamayacak ve yeterli birikimi sa¤layamayacakt›r. Tersi bir durum, yani iflsiz say›s›n›n çal›flanlara oranla artmas› ise, kapitalistleri güçlendirecek ve istedikleri gibi egemenlik kuracaklard›r. Böylece iflsizlerin çal›flanlar üzerinde bir bask›s› olaca¤› için, çal›flanlar patronlar›n istedikleri yönde hareket


edecek, kendi haklar› için mücadele edemeyecekler ya da bu oldukça c›l›z kalacakt›r. Bu nedenler ve olas›l›klar daha da ço¤alt›labilir. Almanya’da enformatik ve komünikasyon teknolojisi alan›nda yeterli iflçi say›s› ve hatta fazlas› bulunmas›na karfl›l›k Alman burjuvazisinin d›fl ülkelerden bu branflta iflçi almas›, Marks’›n “art›-nüfus” dedi¤i sermaye birikimi için gerekli art›-nüfusun yarat›lmas› politikas›n›n bir ürünüdür. Örne¤in 2002 y›l› sonuna kadar Almanya AB d›fl›ndaki ülkelerden toplam 11 bin 230 (2002 fiubat’›, Kaynak, Alman ‹flçi Bulma Kurumu) uzman eleman alm›flt›r ve bu say›y› 20 bine tamamlamaya çal›fl›yor. Oysa, ayn› kaynak her y›l bu branflta Almanya’da 580 bin kiflinin okullardan mezun oldu¤unu belirtiyor. Bunun yan›nda AB ülkelerinden de bu branflta Almanya’da çal›flan binlerce eleman›n oldu¤u da bilinen bir gerçektir. Almanya’n›n (Green Card) Yeflil kart olay›, iflsizli¤in esasta olmad›¤›, ama iflsizli¤in bilinçli olarak yarat›ld›¤›n›n yal›n bir örne¤idir. Baflka bir örnek ise, birleflmeden önce iflsizli¤in olmad›¤› Do¤u Almanya’da Bat› Almanya’yla birleflmesinin arkas›ndan, 盤 gibi iflsizli¤in artmas›, daha do¤rusu yarat›lmas›, kapitalist sistemin kendi do¤al iflleyifl yasas›n›n kaç›n›lmaz bir ürünü oldu¤unu ortaya koymaktad›r. Do¤u Almanya’daki iflsizli¤in %20 civar›nda olmas›, eski fabrikalar›n y›k›lmas› olarak gösterilmeye çal›fl›lsa da bu gerçekçi bir yaklafl›m de¤ildir. Oysa, bilinir ki, Do¤u Almanya Bat› Almanya ile birleflmeden önce dünyan›n en geliflmifl 13. ülkesi (*) s›ralamas› içinde gösterilirken, Bat› Almanya ise 3. s›ra-

dayd›. Ve bugün eski Do¤u Almanya’da intihar 3. ölüm nedenidir. (*) (Eski Do¤u Almanya “Ekonomi Tarihi Akademisi Direktörü” Jürgen Kuczynski’den aktaran Özgür Üniversite Forumu, fiubat 1998, Sosyalizm: nerede hata yap›ld›? sf. 105) Eski Do¤u Almanya’da iflsizli¤in Bat› Almanya’ya oranla yüksek oranda olmas›n›n birçok nedenleri aras›nda eski fabrikalar› y›k›p, Bat› Alman tekelci burjuvazisinin, oralar› iflgal ederek semaye birikimi için yeni bir bofl alan yaratt›¤› da bir gerçek. Tekelci burjuvazi, sosyal yap›n›n bozulmas›n› dikkate almadan, yeni bir pazar alan› buldu¤u anda oray› sermaye birikimi için en iyi flekilde kulanmaya çal›fl›r. Do¤u Alman pazar› Bat› Alman tekelci burjuvazisi için de¤neksiz ve köpeksiz bir aland›. Varolan› y›karak, yeniden oray› “inflaya” giriflti ve sermaye birikimi için muazzam bir alan aflt›. Savafllar›n, kaç›n›lmazl›¤›n bir nedeni de sermaye birikimi sa¤lamak için yeni egemenlik alanlar›n›n oluflturulmas› ve y›k›lan yerlerin yeniden yap›lmas› de¤il midir! Do¤u Alman fabrikalar›, Bat› Alman tekelci burjuvazisinin yal›n-üretim organizasyonuna uygun olmad›¤› gibi, çok yüksek bir teknoloji ile de donan›ml› de¤ildi. Bu iki faktör, sosyal dokunun bozularak kitlesel iflsizlik yarataca¤› biline biline, “eski” y›k›ld› ve yeni bir sömürü biçimine uygun hale getirilmeye baflland›. Günümüzde iflsiz say›s›n›n artmas›n›n bir nedeni emperyalist ülkelerdeki bunal›m›n yan›s›ra, eme¤in kalitesinin (teknik yo¤un üretim) artmas›ndan kaynaklan›yor. Bugün “küreselleflme” teorisyenlerinin, makineleflmenin artmas›yla, proletarya-

n›n devreden ç›kmaya bafllad›¤›n›n ve hatta ç›kt›¤›n› ileri sürmelerinin gerçeklerle ba¤daflmad›¤›n› yaz›n›n birçok bölümünde ortaya koyduk. Emperyalist tekeller bir anda y›¤›nlar halinde iflçi ç›kar›yorlar. Bu makineleflmenin (eme¤in kalitesinin artmas›) geliflmesi, ama öbür yanda ise iflçi ücretleri ayn› seviyede kalabiliyor. ‹flçi say›s›ndaki azalma, üretimin düflmesini getirmedi¤i gibi, masraflar› da düflürmeyebilir. Ne var ki son y›llarda, eme¤in kalitesinin artmas›na ve kapitalistin sermaye birikiminde bir art›fl olmas›na karfl›n, iflçi ücretlerinde düflüfl oldu. Bu da yo¤un art›-nüfüsün varl›¤›ndan ileri gelmektedir. Fazla ücret isteyen iflçiye d›flarda kalan art›-nüfus gösteriliyor. Sendikal örgütlenmelerin zay›flamas›, sendika yönetimlerinin patron yanl›s› olmas›, iflçi s›n›f›n›n kendi haklar› için mücadelesini de geriye çekiyor. Ayr›ca flunu da eklemek gerekiyor ki, iflsizlik olgusu kapitalizm ortaya ç›kt›¤›ndan beri vard›r. Yani burjuvazinin ve iflçinin tarih sahnesine ç›kmas›ndan bu yana, iflsizlik her zaman varolagelmifltir. Bu bazen art›fl gösterirken, bazen ise geriye çekilebilmifltir. ‹flsizli¤i günümüze özgü olarak görenler yan›l›yor. Kapitalist sistem, art›-nüfus yaratmadan kendi yaflam›n› devam ettiremez. O her zaman bir iflsizler ordusu ya da yedek sanayi ordusu bulunduracakt›r. Çünkü sermayenin kendisini geniflletmesi ve büyümesi için fazladan bir iflsizler ordusunun varl›¤› zorunludur. Bujuva ekonomi politi¤inin olmazsa olmaz ön koflullar›ndan biri budur. Makineleflme için Marks flunlar› söylüyor: “Eme¤in üretkenli¤indeki di¤er bütün art›fllar gibi makine

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

13


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

14 de, metalar›n ucuzlat›lmas› ve, iflçinin kendisi için çal›flt›¤› iflgünü k›sm›n› k›saltarak, karfl›l›¤›n› almadan kapitaliste verdi¤i di¤er k›sm›n› uzatmak amac›yla kullan›l›r. K›sacas› makine, bir art›-de¤er üretme arac›d›r.”(Marks, Kapital C.1, sf. 401, Birinci Bask›, Sol Yay›nlar›)

pitalist s›n›f›n, iflgücünü kapitaliste satan s›n›flar›n üzerindeki egemenli¤inin daha pekiflmesine ve sürdürülmesine hizmet ediyor. Marks, devamla flöyle der: “... Modern sanayinin bütün hareket flekli, emekçi nüfusun bir k›sm›n› devaml› olarak, iflsiz ya da yar›-iflsiz insanlar haline

olarak kalkt›¤› ve iflçi s›n›f› ideolojisinin de art›k kalmad›¤› ya da eskisi gibi yeniden bir devrim yapamayaca¤› varsay›mlar› ya da savlar› üzerine oturtulmufl burjuva ideolojisinin “liberal” görünümlü bir versiyonundan baflka bir fley olmad›¤› bilinen bir gerçektir. O halde, iflsizli¤in 盤 gibi

Makineleflmenin artmas›, esas›nda iflsizli¤in art›fl›n› de¤il, iflçilerin daha iyi bir yaflam sürmesini, çal›flanlar›n lehine çal›flma süresini k›s›tlamas› gerekirken, makineleflme artt›kça bunlar tersine ifllemektedir. Çünkü sorunun temelinde sistemin kendisi yatmaktad›r. Makinelerin ne amaçla ve hangi s›n›f›n ç›karlar› do¤rultusunda kullan›ld›¤›na ba¤l›d›r. Makineleflme, üretim araçlar› kapitalist s›n›f›n mülkiyeti ve denetimi alt›nda bulundu¤u sürece, kapitalistlerin ç›karlar› do¤rultusunda art›-de¤erin maksimum düzeye getirilmesine hizmet etmektedir ve edecektir. Makineleflme, mülkiyet toplumsal mülkiyet haline dönüflünce insanl›¤›n bütününe, onun yaflam›n› daha iyi organize etme ve yükseltmesine hizmet edecektir. Oysa kapitalist sistemde makineleflme ve ifl bölümü, ka-

getirmeye dayan›yor.” (Kapital C.1, sf. 671) ‹flsizlik olgusu kapitalizmin olmazsa olmaz varl›k kurallar›ndan biri oldu¤una göre, makineleflmenin daha fazla iflsizlik yaratmas› kadar do¤al bir fley olamaz. Çünkü makineleflme -günümüzde mikroelektronik- iflçilerin ya da bir baflka söylemle ezilenlerin yarar›na de¤il, kapitalistlerin daha fazla sermaye biriktirmelerine hizmet eder bir flekilde ele al›nmaktad›r. Oysa makineleflme toplumun bütününe hizmet etmesi gerekir. Ama, burjuvazi, kendi afl›r› kârlar› için, iflçilerin bir bölümünü iflsizler ordusu haline getirmektedir. 1980’lerin bafl›ndan itibaren “elveda proletarya” öykünmesinin arkas›nda, asl›nda iflsizli¤in artmas› de¤il, ideolojik nedenler yatmaktad›r. ‹flçi s›n›f›n›n s›n›f

büyümesi, günümüze ait bir olgu olmay›p, kapitalizmin varolma temelinde yatmaktad›r. Burada baz› emperyalist ülkelerdeki iflsizli¤in oranlar›n› ele ald›¤›m›zda, iflsizli¤in ayn› zamanda emperyalist ekonomik kriz ile de do¤ru orant›l› oldu¤u görülecektir. Örne¤in; ‹ngiltere’de iflsizlik oran›, 1971’de %2,6 iken her y›l art›fl göstererek 1981’de 8,1, 1986’da ise 11,1’e yükselmifltir. Özellikle özellefltirmelerin yayg›nlaflt›r›ld›¤› dönemde iflsizlik sürekli bir art›fl göstermifltir. En son ise, 1994’de 9,4 olan iflsizlik oran›, 2001 y›l›nda 5,1’e düflmüfltür. ‹flsizli¤in yüksek oldu¤u dönemlerde ise, ‹ngiltere’de iflçi s›n›f› ve emekçi s›n›flar›n hareketinde de bir yükselifl görülmüfltür. Fransa’da da durumlar farkl› de¤ildir. 1960’da 1,4 olan iflsiz-


Ülke

Avustralya Belçika Almanya Fransa ‹ngiltere ‹talya Japonya Kanada Hollanda ‹spanya ‹sveç

Genel ‹flsizlik ‹çinde Uzun Süreli ‹flsizlik oran›(%) 1995

30,8 62,4 48,3 45,6 43,5 62,9 18,1 13,8 43,2 56,5 15,7

Genel ‹flsizlik (%) 1995

8,5 9,4 8,2 11,6 8,7 12,2 3,1 9,5 6,5 22,7 9,2

Kaynak: OECD 1996’dan aktaran Carsten Rolle, Ulr›ch van Suntum, Soziale Orientierung, C.2, (Duncker ve Humbold –Berlin 1997) lik sürekli bir ivme kazanarak 1994 y›l›nda 12,4’e ç›km›flt›r. 2001 y›l›nda ise, 8,9’da kalm›flt›r. Her iki ülkede de iflsizler içinde uzun süreli iflsizli¤in oran› ise %60 ile %44 aras›nda gidip gelmifltir. (iflsizlik oranlar›, Avrupa Toplulu¤u Araflt›rma Grubu (FEG) yay›nlar›ndan (No:7) al›nm›flt›r) Bir baflka araflt›rma ise, emperyalist ülkelerdeki uzun süreli iflsizli¤in büyük boyutlarda oldu¤unu ortaya koymaktad›r. Bir taraftan nüfusun yafllanmas›, diger taraftan ise emperyalist sistemin gereksinimi gere¤i uzun süreli iflsizlik hep yüksek oranda tutulmufltur. Örne¤in Almanya’da yaklafl›k iki iflsizden biri uzun süreli ifl bulamamaktad›r. Yani, uzun sü-

reli iflsizler yaklafl›k iki y›l iflsiz kalmaktad›r. Tabi, bir de genel iflsizlik oran›na eklenmeyen ama sosyal bir olay olan gizli iflsizlik olgusu vard›r. Almanya’daki gizli iflsizlik ile ilgili bir tabloyu buraya almakta yarar var. Bugün iflsizli¤in nedenlerinden birinin “iyi bir mesle¤e sahip olmama” olarak gösterilmesi, sorunun özünün, yani kapitalist sistemin varl›¤›n› sürdürebilmesi için iflsizli¤in olmazsa olmaz bir kural oldu¤unu gizlemek içindir. Bilindi¤i gibi, iflçi s›n›f› ve burjuvazinin varoldu¤u günden bu yana üretim araçlar›nda da durmadan bir geliflme olmufltur ve her dönem burjuvazi, iflsizli¤in nedenleri aras›nda “üretim

Y›l

Toplam iflsizlik (milyon)

2001 2000 1999 1998

5,585 5,696 6,043 6,175

Resmi iflsizlik (milyon) 3,852 3,889 4,099 4,279

araçlar›n›n modernleflmesi”ne koflut olarak iflçilerin “modernleflmemesini”, yani, teknik e¤itim yoksunlu¤unu göstermifllerdir. (Sanki, iflçilerin iflgücünün kalitesinin art›r›lmamas›ndan iflçiler sorumluymufl!) oysa biliniyor ki; üniversite, teknik yüksek okul mezunu iflçiler ya da “iyi” bir mesle¤e sahip diye tan›mlanan iflçi ya da emekçilerin de iflsiz oldu¤u bilinen bir gerçektir. Fransa’dan bir örnek verecek olursak, üniversite mezunu gençlerin genel iflsizlik içindeki oran›, s›ras›yla, 1991’de %4 iken 1994 y›l›nda %6,4’e ç›km›flt›r. Yine üniversite mezunu olmay›p ama “iyi bir meslek” e¤itimi yapm›fl genç erkeklerin genel iflsizlik içindeki oran›, s›ras›yla 1991’de %8,3 iken, 1994’de 11,6’ya ç›km›flt›r.(*) Bu oranlar da gösteriyor ki, burjuvazinin “iyi meslek” dedi¤i branfllarda meslek e¤itimi yapanlar›n iflsizlik içindeki yerleri küçümsenmeyecek orandad›r. Bu da, iflsizli¤in nedenleri “iyi meslek sahibi” olmamakta de¤il, sistemin kendi içinde yatt›¤›n›n yal›n bir göstergesi oldu¤unu göstermeye yetmektedir. (*) Rakamlar, “Forschungsgruppe Europäische Gemeinschften-FEG” Avrupa Toplumu Araflt›rma Grubu, No. 7’den al›nm›flt›r) Öte yandan “iflçiye gereksinim kalm›yor, çünkü makineleflme h›zla gelifliyor” yaygaras› ise, yine tekelci sermayenin sermaye birikiminin temelinin ne Gizli iflsizlik (milyon) 1,733 1,895 1,944 1,895

Kaynak: Y›ll›k, No:1, Aktuell 2003, Harenberg Lexikon Yay›nlar› (Almanca)

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

15


16 oldu¤unu gizlemenin bir baflka propagandif yalan argüman›d›r. Yukar›da da belirtti¤imiz gibi, sermaye birikimi sömürüden, yani iflçinin fazla eme¤ine el koymaktan do¤ar. ‹flçi sömürmeden kapitalist sermaye biriktiremez. Ayr›ca, “iflçiye gereksinim yok” ya da “iflçiler art›k eski iflçi de¤il” gibi savlar da yine burjuvazinin kitleleri idelojik yan›ltma argümanlar›ndan baflkas› olmad›¤› biliniyor. Oysa, her geçen gün burjuvazinin daha

Firma

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

BMW DaimlerChrysler Allianz Spar Volkswagen Volksfürsorge

genel iflçi say›s›nda büyük bir düflüfl olmad›¤› gibi, çal›flanlar›n say›s› genel anlamda artmaktad›r. Örne¤in, DC tekelinin 2000 y›l›nda iflçi bafl›na cirosu 389,877 Euro iken, y›ll›k ortalama maafl ve ücretler ise 21,836 Euro civar›nda olmufltur. Ama ayn› tekelin ayn› y›l içinde çal›flan bafl›na y›ll›k net geliri ise 52,427 Euro olmufltur. Sadece 12 yönetim kurulu üyesinin ald›¤› y›ll›k maafl›n tutar› ise y›ll›k

Ortada bir gerçek var. Burjuvazi, iflçi s›n›f›n› sömürerek, onun üzerinde egemenlik kurarak iktidar›n› sürdürüyor. Ve di¤er bir gerçek ise makineleflme ve iflgücünün kalitesinde ne denli art›fl olursa olsun sermaye birikimi, art›-de¤er elde edilmeden ve art›-nüfus yarat›lmadan baflar›lamaz. Bu bilimsel gerçekli¤in reddi, varolan gerçeklerin de¤ifltirilmesine yetmiyor. Dünyan›n döndü¤ü gibi, kapitalist sitemin gerçekli¤i de burjuvazi ve iflçi

Toplam Çal›flan say›s›(*) 2002

Bir Önceki Y›la Göre Artan ‹flçi Say›s›

97 275 191 158 38 352 37 000 105 561 74 468

3651 2700 2195 1500 886 701

Kaynak; Wirtschaftwoche, 7 Mart 2002 (*) Almanya içinde çal›flanlar› kapsamaktad›r. fazla iflçiye gereksinim duydu¤u da bir gerçek. Teknik yo¤un üretim ne denli artarsa arts›n ya da bir baflka söylemle, üretim araçlar› ne denli modernleflirse modernleflsin, sermayenin her zaman daha fazla art›-de¤er elde etmeye gereksinimi vard›r. Bu da daha fazla iflçi çal›flt›rma anlam›na gelmektedir. ‹flçi say›s› ya da büyük tekellerin iflçiye gereksinimi giderek azal›yor diyenlere bir tablo ile yan›t verelim: Daimler Chrysler (DC) tekelinin dünya ölçe¤inde çal›flanlar›n›n toplam› 2000 y›l›nda 416,501. Bu say› bir önceki y›l›n yaklafl›k 30 bin kadar afla¤›da olmas›na karfl›l›k, cirosunda da büyük bir art›fl olmufltur. Bunun birçok nedeni olmas›na karfl›n, toplu iflçi ç›karmalar›n yan›nda

25 milyon Euro’yu geçmektedir. Oysa iflçinin bir y›ll›k ortalama ücreti net de¤il, brüttür. (Bu rakamlar, Rüdiger Liedtke’nin “Wem gehört d›e Republik?” (Bu Cumhuriyet Kime Aittir2002 adl› kitab›ndan al›nm›flt›r.) Örne¤in Volkswagen otomobil tekelinin ise çal›flanlar say›s› sürekli artm›flt›r. S›ras›yla, (Almanya içi ve d›fl› dahil) 1998’de, 297.916; 1999’da, 306,275; 2000’de, 324,402. (Rüdiger Liedtke, sf.502) Bütün bu veriler, “elveda proletarya” diyen ya da çok iflçi çal›flt›rmadan daha fazla art›-de¤er elde edildi¤ini ileri sürenler ve ayn› zamanda “iflçi say›s› giderek azal›yor” diyenleri yalanl›yor. Buna benzer daha baflka verilerin tekrarlanmas›na gerek yok.

s›n›f›n›n çat›flmal› diyalekti¤i içinde iflçi s›n›f›n›n kapitalist sistemi y›kana kadar varl›¤›n› sürdürmeye devam edecektir. EMEK SÜREC‹ VE ‹fiGÜCÜNÜN N‹TEL‹⁄‹N‹N DE⁄‹fi‹M‹ Kapitalizm do¤du¤u günden bu yana daha fazla art›-de¤er elde etmek için iflgücünden en üst düzeyde yararlanmak ve onun maliyetini en alt seviyede tutmak için yeni yöntemler gelifltirmesi kapitalist sömürü mekanizmas›n›n kendi do¤all›¤›d›r. Bunun tersini düflünmek, kapitalist sermaye birikiminin do¤as›na ayk›r›d›r. Burjuvazi, makineleflmenin geliflmesine göre de üretimin yeniden örgütlenmesine gitmifltir. Bunun ilk göze çarpan› Taylorist sistemdir. Manifaktür


el sanatç›l›¤›ndan kitlesel üretime geçiflteki emek sürecinin de¤iflmesi gibi, kapitalizmin geliflti¤i bir süreçte eme¤in üretim içindeki yerinin yeniden örgütlenmesi de kaç›n›lmaz olmufltur ve ortaya “Taylorist bilimsel yöntem” denilen fabrika içinde eme¤in yeniden örgütlenmesi olarak ortaya ç›km›flt›r. Taylorist sistemin en önemli özelliklerinin bafl›nda, hiç kuflkusuz yabanc›laflm›fl eme¤in nas›l kontrol edilece¤i gelmektedir. Buradan hareketle, üretimin parçalanarak ifl bölümünün gelifltirilmesi, iflçinin iflin bütünü üzerinde bilgi sahibi olmas›n› önlemek ve kafa eme¤i ile kol eme¤i aras›nda derin bir uçurum yarat›larak, iflçinin kendi yapt›¤› ifle daha fazla yabanc›laflmas›n› sa¤lamak gibi temel özellikleri de say›labilir. Ne var ki, Taylorist sistem 2. emperyalist paylafl›m savafl›na kadar devam etti ve ondan sonra kapitalist sermaye birikiminin taleplerine yan›t veremez oldu ve emek sürecinin yeniden örgütlenmesi kaç›n›lmaz oldu. Fordizm! Emek sürecinin yeniden örgütlenmesi, makineleflmenin geliflmesine koflut olarak geliflti¤i gibi, Taylorist sistemden ç›k›p Fordist sisteme geçiflte de, makineleflmenin geliflmesiyle birlikte ortaya ç›km›flt›r. Elbette, tekni¤in geliflmesiyle beraber, ifl örgütlenmesinin, ifl örgütlenmesi içinde iflçinin eme¤ine daha fazla yabanc›laflmas›n›n, üretimin h›zland›r›lmas›n›n, ideolojik olarak iflçinin tamamen ifl yönetiminden saf d›fl› edilmesi ve makinenin s›radan bir parças› haline getirilmesi de sorunun önemli yanlar›ndan baz›lar›n› oluflturmaktad›r. “Fordizmin ay›rdedici özelli¤i, üretim sürecinin ilk defa iflçinin özelliklerine ve fiziksel nite-

li¤ine ba¤l› olarak örgütlenmesinden ç›k›l›p, makinenin (tekni¤in) mant›¤›na göre, makinenin nesnelli¤ine göre örgütlenmifl bir üretim sürecine geçifl olmas›d›r.” (Doç. Dr. Nurhan Yentürk, 93-94 Petrol-‹fl Y›ll›¤›, sf. 802) Üretim örgütlenmeleri üzerine ciddi bir araflt›rmaya sahip olan ‹lker Belek’de, Fordist üretim örgütlenmesini flöyle tan›ml›yor: “Fordizm’de temel ilke; bant ak›fl›n›n sürekli k›l›nmas›, ürünlerin çok miktarda ve standardize üretimi, buna uygun s›n›rl› amaçl› makinelerin gelifltirilmesi ve böylece teknolojinin özellefltirilmesi, ifllik içinde amaçlar›n iyice parçalanmas› ve iflçilerin s›k› bir biçimde denetimiydi” (‹.Belek, Postkapitalist Paradigmalar, sf.55, Birinci Bask›-1997, Sorun Yay›nlar›) Taylorist ve Fordist sistemin ifl örgütlenmeleri farkl› olsa da, ortak yanlar›n›, iflçinin üretim üzerindeki kontrolünü, iflle ilgili düflünmesini, sadece yukar›dan komuta sistemiyle hareket eden bir makine parças› haline getirilmesi oluflturmaktad›r. Özellikle Fordist sistemde, bant usulü üretimin yürütülmesi, iflçinin bütünüyle makineye ba¤l› k›l›nmas›n› ve düflünsel anlamda iflçinin içinin boflalt›lmas›n› hedeflemifltir. Bütün bunlara karfl›n, bu süreçte sendikalaflma hareketleri durmam›fl, iflçi s›n›f›n›n devrimci mücadelesi yükselme göstermifltir. Bunlar›n bafl›nda ise, toplu üretimin yap›lmas› ve üretim makinelerinin birer parças› haline getirilen iflçilerin, biri olmadan üretimin aksamas› gibi, birbirine ba¤›ml› hale getirilmesi de, s›n›f›n örgütlü yap›s›n› ve dayan›flmas›n› ortadan kald›rmaya elveriflli olmam›flt›r. Bunun yan›nda uluslararas› alanda

sosyalist ülkelerin varl›¤› ve geliflmesi, iflçi s›n›f› hareketinin geliflmesinde art› bir avantaj sa¤lam›flt›r. Taylorist üretim örgütlenmesinden fordist üretim örgütlenmesine geçifl, 2. emperyalist paylafl›m savafl› sonras› için büyük bir sermaye birikimini de beraberinde getirmifl, özellikle 2. paylafl›m›n galibi ABD’nin daha genifl pazar alanlar›nda üstünlük sa¤lamas›na da hizmet etmifltir. Bu süreçte, Keynes ekonomi politikas› olarak bilinen iflçi ve emekçilerin al›m gücünün yüksek tutularak tüketimin h›zland›r›lmas›, sosyal yard›mlar›n yükseltilmesi, yo¤un üretimin eritilerek, sermayenin ölü durumdan ç›kar›l›p canl› hale getirilmesini ve sermaye birikiminin art›fl›n› sa¤lam›flt›r. Avrupa ve Japonya’n›n 2. paylafl›m savafl›nda y›k›m› ve buralar›n yeniden inflas› böylesi bir politikay› dayat›rken ve sermaye birikimini ve sermayenin afl›r› kâr›n› dürtüklerken, özellikle Almanya ve Japonya’n›n yeniden emperyalist pazar alanlar›nda söz sahibi olmas›yla beraber, emperyalist krizlerde yeniden gündeme gelmeye bafllad›. Bu süreç 1970’lerden itibaren ciddi flekilde kendini gösterdi ve ABD’nin tek bafl›na dünya kapitalist pazarlar› üzerinde at oynatmas›n› k›s›tlay›c› önemli bir rol oynamaya bafllad›. Fordist üretim örgütlenmesinin bütünüyle makineye ba¤l› olmas› ve üretimde makineleflmenin her geçen gün yo¤unlaflmas› (esas etken olmamakla beraber), kâr oranlar›nda da bir düflüflü beraberinde getirdi. Do¤al olarak Fordist sistem, miad›n› doldurdu. Sermayenin istemlerine karfl›l›k veremez hale gelerek, hantal bir örgütlenme biçimine dönüfltü ve burjuvazi yeni

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

17


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

18 bir üretim süreci örgütlenmesine geçiflin aray›fl›na girdi. Elbette bu geliflmeler, burjuvazinin iradesiyle de¤il, kapitalist sistemin do¤al yap›s› içinde, kendi nesnelli¤inin do¤as› içinde geliflti ve bundan sonra da ayn› nesnellik içinde geliflmeye devam edecektir. Fordist üretim süreci örgütlenmesindeki afl›r› makineleflmenin getirdi¤i hantall›k, verimlili¤in düflmesi kâr oranlar›nda düflüfl e¤ilimi göstermesi yan›nda, o süreçte iflçi s›n›f› hareketini geliflmesi de, bu sistemin daha fazla yürüyemeyece¤i ve bu hareketlenmenin sermayeyi istedi¤i gibi iflçiler üzerinde denetimi sa¤layamayaca¤›n› da ortaya koymufltur. 2. emperyalist paylafl›m savafl›ndan 1970 sonlar›na kadar dünya iflçi s›n›f› hareketinin muzzam boyutlarda geliflmesi, ezilen ulus hareketlerinin demokratik geliflimi burjuvaziyi derinden sarsm›fl, afl›r› kâr elde etmenin önünde ciddi bir engel olarak durmufltur. Fordist sistemin t›kanmas›n›n esas noktas› buras›d›r. Bu görülmeden salt afl›r› makineleflmenin ve buradan kaynakl› üretimin hantallaflmas›n› tek bafl›na Fordist sistemden vazgeçifl nedeni olarak ele almak, o süreç dilimi içinde iflçi s›n›f› hareketinin sermayeyi tehdit eden boyutunu görmezden gelerek ideolojik bir yan›lg› içine düflülmüfl olur. Ne var ki, baz› Marksist e¤ilimli araflt›rmac›lar sorunun bu yan›n› görmezden geliyorlar. Taylorist ve Fordist sistemler, iflçinin kendi eme¤ine afl›r› yabanc›laflmas›n›, iflin basitlefltirilmesini, üretimin insani yönünün tamamen yok edilmesini, kafa ve kol eme¤i aras›nda derin uçurumlar yaratmas›na karfl›l›k, iflçi s›n›f›n›n örgütlü mücadelesini önleyemedi. Her ne kadar

burjuvazi, bu sözü geçen üretim örgütlenmelerinde iflçi s›n›f›n›n örgütlü mücadelesini önlemeyi hedeflemiflse de, bunu baflaramad›. Ve sermayenin kâr oranlar›ndaki düflüfl e¤ilimi, o sürecin sonlar›na do¤ru iflçi s›n›f›n›n direnifllerinden kaynakland›. Büyük dalgasal grevler, ifl yavafllatmalar›, çeflitli direnifller ve iflçi hareketi üzerindeki devrimci etki verimlili¤in düflüflünde esas etkiyi oluflturmufltur. Yukar›da s›ralad›¤›m›z di¤er etkenler ikincildir. Örnek vermek gerekirse, sadece Çin Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya iflçi s›n›f› ve emekçileri üzerindeki yaratt›¤› etki ve bu devrimci dalgan›n hemen hemen bütün ülkelerde büyük devrimci direnifller yaratmas›, sermayenin kâr oran›ndaki düflüflün esas ö¤esinin ne oldu¤unu ortaya koymaya yeter. Burjuvazi, üretim süreci içinde (üretim örgütlenmesinde) iflçiyi s›radan bir makine durumuna getirse de, yine iflçiye dayanarak üretim yapmak durumundad›r. ‹flçi olmadan üretim yap›lamaz. Makine tek bafl›na üretim yapamaz, üretimin esas ö¤esi genel anlam›yla insand›r. ‹nsans›z üretimin olmas› düflünülemez. Bu nedenle, burjuvazi ne kadar iflçiyi s›radanlaflt›r›rsa s›radanlaflt›rs›n, iflçi d›flardan verilen sosyalist e¤itimle kendi eme¤inin ve kendi ç›karlar›n›n bilincine varacakt›r. 1970’lerden günümüze kadar iflçi s›n›f› ve burjuvazi aras›ndaki mücadele bazan keskinleflerek bazan ise duraganlaflarak sürdü ve burjuvazi mikroelektroni¤in geliflmesiyle beraber yeni bir üretim örgütlenmesini de yaflama geçirdi. Bunun ad› “yal›n üretim”, “esnek uzmanlaflma”, “esnek üretim”, “tam zaman›nda üretim” ya da “Toyo-

tizm” oldu. Bu yeni üretim örgütlenmesinin teorisi ilk ‹ngiltere’de ortaya ç›kmas›na karfl›n, pratik uygulama anlam›nda ilk geliflti¤i yer Japonya oldu. Japon emperyalist sermayesi, afl›r› kar oranlar›ndaki düflüflü engellemek ve iflçi s›n›f›n›n mücadelesini geriletmek için mikroelektroni¤in geliflmesiyle beraber, iflçi s›n›f›n› örgütlülü¤ünün da¤›t›lmas›, üretimin daha verimli hale getirilmesi, di¤er emperyalist tekellere karfl› daha bir üstün hale gelinmesinin yolu olarak, “esnek üretim” ad› verilen yeni bir üretimin örgütlenme biçimini 1970’lerden itibaren yavafl yavafl uygulamaya soktu ve bugün hemen hemen büyük tekellerin hepsi bu üretim örgütlenmesini kendi üretim alanlar›nda esas hale getirdi. Burada, esas konunun d›fl›na ç›kmadan, bir noktay› yeniden vurgulamak gerekiyor: Üretim süreci örgütlenmelerinin, ücretli emek iliflkisini de¤ifltirmedi¤ini, burjuvazinin sermaye birikimi için ücretli iflçiye mutlak bir gereksinimi oldu¤u ve üretim iliflkilerinde her hangi bir de¤ifliklik olmad›¤›n› ya da yaratmad›¤›n› an›msatal›m. Kapitalist sistem alt›nda üretim süreci içinde ne türlü teknoloji kulan›l›rsa kullan›ls›n üretim iliflkilerinde ve iflçi ile patron arsas›ndaki üretim iliflkisinde ve bunlar›n konumlar›nda, yani, birisinin üretim araçlar›n›n sahip olmas› ve iflçinin iflgücünü sat›n almas› niteli¤i, di¤erinin ise kendi iflgücünü patrona satmas› niteli¤i iliflkisinde herhangi bir de¤ifliklik sözkonusu de¤ildir. Bu nitelikler kendi konumlar›n› korudu¤u sürece, emek-sermaye aras›ndaki çat›flma da varolacakt›r. Kapitalist sistem emek-sermaye çeliflmesini çözecek bir niteli¤e sahip olmad›¤› gibi, sistemin karakteri


gere¤i bu çeliflmeleri keskinlefltirici bir rol oynamaktad›r. Bir üst paragraftaki an›msatmay› unutmadan, esnek üretim, Fordist sistemden emek süreci ve iflçinin niteli¤i konusunda temelde farkl›l›klar gösteriyor. “Üretim sürecinin bütününe iliflkin bilgi sahibi olan, ürünü yenileme, kalite art›fl› ve bulufl sürecinde aktif katk›da bulunabilecek kapasitedeki iflgücü yeni bir verimlilik ve kar oran› art›fl› için temel ihtiyaç olarak ortaya ç›kmaktad›r Ayr›ca sözü edilen yeni teknolojilerin etkin olarak kullan›labilmesi için eme¤in de¤iflken-nitelikli (multi-skilled) olmas› gerekmektedir.” (Doç. Dr. Nurhan Yentürk, age, sf.808) Bu, eme¤in niteli¤ine iliflkin bir geliflme iken, di¤er bir yan› ise, iflçinin eme¤ine, bir baflka flekilde ifade edilirse, Fordist sistemin tersine, esnek üretim, iflçinin ifline yabanc›laflmas›n› önlemenin ve bundan kaynakl› direnifllerin k›r›lmas›n›n önüne geçmek amaçl› olmas›na karfl›n, azami art›-de¤er sömürüsünün oldu¤u bir sistemde bunun ortadan kald›r›lamayaca¤› aç›kt›r. Yani, iflçinin eme¤ine yabanc›laflmas› bütünüyle ortadan kalkamaz. Esnek üretim salt iflçinin ifl niteli¤inin de¤iflimi ile ilgili bir olay de¤ildir. Ayn› zamanda buna koflut olarak, esnek emek gücü kullan›m›n›, yani az say›da nitelikli iflçilerin geliflmifl makinelerle (bilgisayar aksaml›) çal›flmas›n› sa¤larken, öbür yanda ise bilgisayar donat›ml› makinelerin d›fl›nda kalan ifllerin tafleronlara (numerik esneklik) verilerek, iflgücü niteli¤i düflük (kalifiye eleman olmayan) iflçilerle üretimin tamamlanmas›... Böylece, bir taraftan az say›da çekirdek iflçi ile üretimin yap›lmas› yan›nda, di¤er yandan üretim

sürecinin tamamlanmas› için iflletmenin kendi içinde bölünerek, ifllerin irili ufakl› küçük tafleronlara verilmesi olay›d›r. Buradaki amaç, iflçilerin birlikte hareket etmesini, örgütlenmesini ve sendikalaflmas›n› önlemektir. Esnek üretim, iflçinin kol eme¤inin yan›nda kafa eme¤inin de kullan›lmas›n› öngörmektedir. Bilgisayar aksaml› makineleflmenin geliflmesi, do¤al olarak giderek kafa eme¤ini ön plana ç›karacakt›r. Bu nesnel bir geliflmedir. Ne varki üretim alanlar›nda iflçinin kafa eme¤ini kullanmas›, onun düflünceleri üzerindeki bask›lar›n›n kalkt›¤› ya da iflçinin ifl d›fl›nda düflünmesinin özgür b›rak›ld›¤› anlam›na gelmedi¤ini de vurgulayal›m. Kapitalistin, esnek üretimde iflçiden istedi¤i, kendini bütünüyle ifline vermesi ve daha yo¤un bir çaba harcayarak afl›r› art›-de¤er yaratmas›d›r. Öbür yandan sendikalaflma, ifl haklar› ve di¤er demokratik haklar› ise unutmas› gerekiyor. K›sacas›, esnek üretimin, iflçinin özgürlü¤ünü daha da k›s›tlayan bir ifl örgütlenmesi oldu¤u bir gerçektir. Bu ba¤lamda, esnek üretim, emek sürecinde bir de¤ifliklik yarat›rken, ayn› zamanda iflçi s›n›f›na yönelik ideolojik bir sald›r›y› da beraberinde getirmifl, iflçi s›n›f›n› tamam›yla örgütsüzlefltirmeyi hedeflemifltir. Ancak, baz›lar›n›n ileri sürdü¤ü gibi, esnek üretim ve esnek çal›flma, iflçinin kendi eme¤ine yabanc›laflmas›n› ortadan kald›rmam›flt›r. Esnek üretimde kafa ve kol eme¤inin içiçe geçmesi, iflçinin eme¤ine yabanc›laflmas›n› ortadan kald›rmaya yetmez. ‹flçinin eme¤ine yabanc›laflmas›n›n temelinde, kendi eme¤ine bütünüyle sahip ç›kamamas› yatmaktad›r.

‹fiÇ‹ SINIFI VE SINIF N‹TEL‹⁄‹ Esnek üretim örgütlenmesinin yerleflmesi ve bununla beraber “küreselleflme” ad›n› verdikleri, baflta iflçi s›n›f› olmak üzere ezilen halklara ve ezilen uluslara yönelik emperyalist sald›r›n›n daha bir üst boyuta s›çrad›¤› bir süreçte, en çok tart›fl›lan konu da, iflçi s›n›f›n s›n›fsal niteli¤inin de¤iflti¤i ve iflçi s›n›f›n›n art›k devrimci barutunu yitirdi¤i ideolojik-siyasi argümanlar›d›r. “Sosyalizmin bitti¤i”, “ideolojilerin öldü¤ü” yaygaralar› da bu koflullarda ortaya at›lm›flt›r. Oysa, ne s›n›f iliflkilerinde, ne kapitalist mülkiyet ilflkilerinde, ne iflçinin fazla eme¤ine el koymada, ne sermayenin egemenli¤inde ve ne de iflçi s›n›f›n›n sömürülen bir s›n›f olma karakterinde bir de¤iflim olmad›¤›n›n alt› çizilmektedir. Sorunun özü de burada yatmaktad›r; art› de¤er sömürüsü. ‹flçilerin bütünüyle beyaz yakal› olmas› durumunda dahi, e¤er kapitalist mülkiyet iliflkilerinde niteliksel (bu, özel mülkiyetli toplumun yerini toplumsal mülkiyetli toplumun almas› anlam›ndad›r) bir de¤iflim olmad›¤› sürece, iflçi s›n›f› ile kapitalist s›n›f aras›ndaki s›n›f iliflkilerinde, duruflunda da bir de¤iflim olamaz. Kapitalist sistemin ortaya ç›k›fl›ndan bu yana, emekçiler h›zla mülksüzlefltirilmifl ve üretim araçlar›ndan kopar›lm›flt›r. Teknolojinin geliflmesiyle bu durum de¤iflmeyip, mülksüzleflme ve üretim araçlar›ndan yoksunlaflt›r›lma daha bir yo¤unluk kazanm›flt›r. Tam da bu durum Marks’›n vurgulad›¤›, üretim araçlar›ndan emekçilerin kopar›lmas› ve bunlar›n sermayeye dönüfltürülmesi ve eme¤in de ücretli eme¤e dönüfltürülerek proleterleflme sürecinin h›zlan-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

19


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

20 mas›d›r. Kapitalizmin ortaya ç›k›fl›ndan beri olan da budur. Marksist kuram, iflçi s›n›f›n›, “zincirlerinden baflka kaybedecek fleyleri” olmayanlar olarak ele almaktad›r. Bugün iflsizlefltirilen, soka¤a at›lan ya da esnek üretim çerçevesinde birkaç saat çal›flt›r›larak aç ve iflsiz b›rakt›r›lan kesimleri iflçi s›n›f›ndan saymamak, kapitalist sistemin y›k›c›l›¤›n› ve iflçi s›n›f›n›n karakterini tan›mamak anlam›ndad›r. ‹flçi s›n›f› deyince, yaln›zca, düzenli olarak 8 saat çal›flan, sendikal› ya da bunlara ek olarak kömür madenlerinde çal›flanlar anlafl›lmamal›d›r. Mülksüzlefltirilen ve üretim araçlar›ndan kopar›larak salt ifl gücünü satarak yaflamak zorunda kalanlar›n hepsi iflçi s›n›f› içindedir. Teknolojinin geliflmesine koflut olarak onu kullanacak iflgücü niteli¤i d›fl›ndakilerini iflsiz say›p, salt istihdam edilenleri iflçi saymak, tam da burjuva kalemflörlerin dünyay› toz pembe göstermenin bir baflka yaklafl›m›d›r. Bugün en kalifiye denen iflçiler dahi iflsiz kalmakta ya da her gün iflten at›lma korkusunu yaflamaktad›r. ‹flgücünden baflka satacak bir fleyi olamayanlar devrimin en dinamik tabakalar›d›r. Yani iflçi s›n›f›d›r. Burjuvazinin mülksüzlefltirip soka¤a att›¤› milyonlar›n, toplum d›fl›na itilmesi, yine bu milyonlar taraf›ndan önlenecektir. Toplumda gelinen aflamada, sanayide çal›flanlara oranla hizmet sektöründe çal›flanlar›n say›s›n›n artmas›, iflçi s›n›f›n›n azald›¤› ve toplumun önemli bir kesiminin orta s›n›f düzeyine eriflti¤i ileri sürülmektedir. Örne¤in beyaz yakal› iflçilerin iflçi s›n›f›ndan say›lamayaca¤›, sadece mavi yakal› iflçilerin iflçi s›n›f›ndan say›laca¤› gibi çeflitli tez-

ler söz konusudur. Oysa, Marksist aç›dan soruna yaklafl›ld›¤›nda, s›n›f iliflkilerini belirleyen, mülkiyet ilflkileridir. Beyaz yakal› iflçilerin mülksüzlefltirilmifl kesim oldu¤u, patron ile aralar›ndaki iliflki karakterinin sömüren sömürülen oldu¤u aç›kt›r. Belki bu (alt düzeydeki memur) kesimin önemli bir bölümü direkt üretken emek içinde yer almamas›na karfl›l›k, kapitalistin art›-de¤er elde etmesinde kollektif bir katk›lar› vard›r. Bunlar toplumun orta s›n›f›ndan de¤il, iflçi s›n›f› kesimi içinde ve zincirlerinden baflka kaybedecek bir fleyi olmayan bölümüdür. Çünkü üretim araçlar› mülkiyetinden bütünüyle yoksunlaflt›r›lm›fl ve ifl güçlerini patrona satarak yaflamlar›n› sürdürebilecek kesimlerdir. “...S›n›f›n toplumsal savafl›m içindeki konumu bak›m›ndan sorunun iki yönü bulunmaktad›r. Bunlardan ilki, bireylerin ya da toplumsal gruplar›n üretim süreci içinde üretim araçlar›n›n mülkiyeti zemininde ortaya ç›kan nesnel s›n›f ç›kar› konumudur. Marksist kurama göre, süreci belirleyen parametre budur. ‹kincisi ise, üretim araçlar›n›n mülkiyeti zemininde ortak bir grup olarak tan›mlanan s›n›f›n toplumsal dönüflümün belirleyici gücü olmas›n› sa¤layan s›n›f kapasitesi olgusudur. ‹lki üretim sürecindeki ekonomik nesnel dinamikleri, di¤eri ise toplumsal pratik içindeki siyasal dinamikleri tan›mlamaktad›r.” (T. Öngen, Prometheus’un Sönmeyen Atefli, Günümüzde ‹flçi S›n›f›’ndan aktaran ‹. Belek, age, sf.226) Bu tan›mlamadan hareketle, burjuva verilerinde hizmetliler sektöründe, bir büro temizlikçisi de, bir sekreter de, bir makine teknisyeni de ve bir üst düzey

yetkili (patron hariç) de yer almaktad›r. K›sacas›, burjuvazi, mülksüzlefltirilmifl ve üretim araçlar›ndan yoksun b›rak›lm›fl kesimlerin önemli bir kesimini emek üreten kesimlerden bilinçli olarak ay›rmaya çal›flmaktad›r. Özellikle, son yirmibefl y›ll›k süreçte ise “sözleflmeli memur ve sözleflmeli iflçi” ad› alt›nda çal›flt›r›lanlar, bütünüyle “hizmet” sektörü içinde gösterilmektedir. Almanya’da 5 milyona yak›n iki-dört saat aras› çal›flan büro vb. temizlik iflçisi vard›r. Bunlar bütünüyle “hizmet” sektörü içinde gösterilerek iflçi s›n›f› d›fl›nda bir kesim olarak yans›t›lmaktad›r. Almanya örne¤ini bir baflka flekilde ifade edersek, hizmet sektöründe çal›flanlar›n genel çal›flanlara oran› %69’dur. Almanya’dan örnek vermeye devam edersek, esnek çal›flmaya sahip olanlar›n oran›n›n oldukça yüksek oldu¤u görülece¤i gibi, düzenli çal›flanlar›n oran› da giderek azalmaktad›r. Kadrolu çal›flanlar›n oran› ise %49’dur. Bunlar›n büyük bölümünü kamuda çal›flanlar oluflturmaktad›r. ‹flçilerin %51’i ise esnek çal›flma sistemine dahildir. Almanya’da tafleron firmalarda çal›flanlar›n, genel çal›flanlara oran› yaklafl›k %27’dir. Ve bu %27’lik oran içindekilerin haftal›k çal›flma saati 35 saatin alt›ndad›r. Tafleron firmalarda çal›flanlar›n %45,7’si ise kad›nlard›r. (Rakamlar, Almanya ‹flçi Bulma Kurumu’nun internet sitesinden al›nm›flt›r. www.arbe›tsamt.de Ayr›ca, Das Jahrbuch Nr.1, Aktuell 2003)Ve tafleron firmalarda çal›flanlar en düflük ücreti almaktad›r. Örne¤in Do¤u Almanya’da bir güvenlik firmas›nda çal›flan bir iflçinin resmi saat ücreti 4,30 Euro’dur. Ama ayn› Firman›n Bat›’da çal›flan elama-


n›n saat ücreti ise tam iki kat›ndan fazla 9 Euro’dur. Tabi, 3 Euro’ya da çal›flt›r›lanlar›n say›s› hiç de az de¤ildir. Özellikle AB’ye yeni girecek Do¤u Avrupa ülkelerinden gelen iflçiler, 4 Euro’dan daha aza çal›flt›r›lmaktad›r. Kaçak çal›flt›r›lanlar›n ise durumu ücretler ve sosyal haklar aç›s›ndan daha da vahimdir. Yine bürolar›n temizlik iflleri de hemen hemen bütün ülkelerde küçük tafleron firmalara verilmifltir. Eskiden bir büro kendi temizli¤i için düzenli (8 saat çal›flan ve tam ayl›kl›) bir iflçi istihdam ederken, flimdi böyle bir derdi yok. Büronun temizli¤ini küçük tafleron firmalar yapmaktad›r ve bu firmalarda genelde kaçak iflçi çal›flt›r›yorlar. Do¤al olarak kaçak ve ucuza çal›flt›r›lan iflçilerin hiçbir sosyal ve demokratik hakk› olmuyor. Ayr›ca böyle ifllerde yasal olarak çal›flt›r›lan (en fazla iki, az miktarda da 4 saat çal›fl›yor gösterilen) iflçilerin ise sendikal örgütlenmeleri ya da ortaklafla direniflleri sözkonusu olmuyor. Bütün dünyada “hizmet sektörü” denilen sektörde çal›flanlar›n giderek say›s› artmas›, bu sektörlerin bütünüyle art›-de¤er üretmeyen kesimi oluflturdu¤u da tam do¤ruyu ifade etmemektedir. Ayr›ca do¤ruyu ifade etmesi bile, sorunun özünü de¤ifltirmemektedir. Direkt art› de¤er üreten ile dolayl› art› de¤er üretenlerin yine de ayn› kaderi paylaflt›klar› ve emek güçlerinden baflka satacak bir fleyleri olmad›¤› gerçe¤i s›n›fsal durumunu ya da s›n›f karakterini yans›tmaktad›r. Son on y›l içinde, Türkiye’de memur eylemleri iflçi eylemlerinden daha önde ve daha aktif gözükmektedir. Veriler de bunu göstermektedir. Memurlar›n s›n›f bilincinin olmad›¤›n› söyle-

mek genelde gerçe¤i yans›tmamaktad›r. Yoksullaflman›n en büyük yükünü son y›llarda memurlar çekmifltir ve bundan kaynakl› direniflleri ve örgütlenme bilinçleri de geliflmifltir. Avrupa’da da durum ayn›d›r. Fransa ve Almanya’da memur sendikalar›nda örgütlü iflçiler kendi haklar›na daha fazla sahip ç›kar durumundad›r. Bunlar da emek güçlerinden baflka satacak ve zincirlerinden baflka kaybedecek bir fleyleri olmayan kesimlerdir. S›k s›k vurgu yapt›¤›m›z gibi, iflçi s›n›f›n›n yok oldu¤unu, onlar›n s›n›f bilincini kaybetti¤ini tart›flmak ya da bu tür argümanlar› ileri sürmek, belli bir s›n›f›n, yani burjuva s›n›f›n›n s›n›f ç›karlar› temelinde soruna yaklaflmakt›r. 2x2’nin dört etti¤i gibi, ortada sermaye varsa iflçi s›n›f› da vard›r. Ayr›ca iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamiklerini kaybetti¤ini, s›n›f düflüncesinden uzaklaflt›¤›n› ileri sürmek, emek-sermaye çeliflkisinin ortadan kalkt›¤›n› ileri sürmekle efl anlaml›d›r. Sermaye art›-de¤er sömürüsü üzerinde yükselir. Eme¤inin önemli bir bölümünün gasp edildi¤i iflçinin devrimci dinami¤i nesnel olarak vard›r ve bu çeliflme var oldu¤u sürece bu nesnel devrimci dinamik de var olacakt›r. Bu devrimci dinamik, bir baflka söylemle; “kapitalist ile iflçi s›n›f› aras›ndaki mücadelenin tarihi, sermayenin do¤umu..” (Marks) ile bafllam›fl ve sermayenin ölümü ile de son bulacakt›r. En önemli noktalar›ndan biri, toplumsal üretimi kitlesel halinde gerçeklefltiren iflçilerdir. Ona devrimci potansiyeli veren de yine bu toplumsal üretimden gelen güçtür. Çünkü, üretti¤i halde üretim araçlar›na sahip de¤idir. Üretti¤i halde eme¤ine yabanc›laflt›r›lm›flt›r. Toplumsal üreti-

mi gerçeklefltirdi¤i halde, toplumsal üretimden ald›¤› pay, üretim araçlar›na sahip olan kapitalistlerden çok çok geri düzeyde ve a¤›r bir sömürü alt›ndad›r. Çeliflmenin ana kayna¤› da toplumsal üretimi gerçeklefltiren ile toplumsal üretime el koyan s›n›f aras›ndad›r ve bu çeliflmenin varl›¤›, proleter devrimini kaç›n›lmaz k›lar. Bugün esnek üretim ile iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamikleri ya da bir baflka söylemle s›n›f bilinçlerinin yok edilmesinin de koflullar› yoktur. Burjuvazi ile proletarya aras›ndaki s›n›fsal ayr›m net ve belirgindir. ‹ki s›n›f ve bu s›n›flara ait iki ideoloji vard›r. Burjuvazinin iflçi s›n›f›n›n Marksist ideolojisini ortadan kald›rmas› olas› de¤ildir. S›n›flar ortadan kalkt›¤›nda s›n›f ideolojileri de ortadan kalkar. Bunun tersini ileri sürmek eflyan›n do¤as›na, bir baflka söylemle s›n›fl› toplumun do¤as›na ayk›r›d›r. Burjuvazinin ideolojik olarak iflçi s›n›f›n› üzerinde bask› kurmas› veya k›smen etkili olmas›, iktidar olanaklar›n› kullanmas›ndan kaynaklanmaktad›r. Ama, var olan nesnel yap›y›, daha do¤rusu, emek sermaye çeliflmesini ve buradan kaynakl› iflçi s›n›f›n›n devrimci ve toplumu ileri tafl›y›c› niteli¤ini de ortadan kald›ramaz. S›n›f›n mücadelesini geçici olarak belli bir süre geriletebilir, iflçi s›n›f›n›n birli¤inin geçici olarak da¤›lmas›na ya da zay›flamas›na neden olabilir, ancak, bu durumun daha fazla sürmesi ya da uzun süre iflçi s›n›f›n›n sessiz kalmas› olas› de¤ildir. ‹flçi s›n›f›n›n nesnel olarak devrimci bir niteli¤e sahip olmas›, onun refah düzeyi ile de ilintili de¤ildir. Yukar›da sözünü etti¤imiz gibi, toplumsal üretimden kaynaklanan bir nite-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

21


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

22 liktir. Bunun böyle olmad›¤›n›n örnekleri vard›r. Örne¤in emperyalist brujuvazinin “sosyal-devlet” politikas› sürecinde dahi iflçi s›n›f› ciddi direnifller göstermifl ve aya¤a kalkm›flt›. Ya da çok yoksulluk sürecinde daha yo¤un direnifller olur yarg›s› da her zaman gerçe¤i ifade etmez. Devrimci niteli¤i var eden nesnel koflullar› refah düzeyi iliflkilendirmek yanl›fl sonuçlara, tam da liberal burjuvazinin bugün söyledi¤i noktaya götürür. Burjuvazi iflçi s›n›f›n› ve emekçileri, politik ve polisiye bask›lar›n yan›nda ideolojik sald›r›larla sindirmek istemesi ve k›smen bu süreçte bunda baflar›l› olmas›, emek sermaye çeliflmesinin olmad›¤›ndan ya da bu çeliflmenin iyice zay›flamas›ndan de¤il, daha baflka etmenlerin, özellikle de sosyalist ülkelerin geriye dönüflünün yaratt›¤› ideolojik bir deformasyondan kaynaklanmaktad›r. Bütün bunlara karfl›n ortada s›n›f›n ve emekçilerin bir mücadelesinin olmad›¤›n› söylemek de inkarc›l›ktan öte, soruna Pentagon yazarlar› gibi yaklaflmakla efl anlaml›d›r. Tarih, iflçi s›n›f› hareketinin yer yer geriledi¤i ve dibe vurdu¤u dönemlere tan›k olmufltur. O süreçte de, birçok küçük burjuva ve burjuva yazar, iflçi s›n›f›n›n sonun geldi¤inden söz ederken, kapitalizmin (emperyalizmin) ilericili¤inden dem vurmaya kadar ifli götürmüfllerdir. Elbette, iflçi s›n›f›, onu küçümseyenlere yeri geldi¤inde gerekli yan›t› vermifl ve burjuvaziye karfl› büyük kazan›mlar da elde etmifltir. Her türlü ekonomik ve demokratik haklar›n k›s›tland›¤› yo¤un bask› süreçlerinin yafland›¤› günümüzde s›n›f›n, burjuvazinin bu yapt›r›mlar›na daha fazla boyun e¤mesini beklemek, var

olan nesnel gerçekli¤i görmezden gelmektir. Kapitalist sistem, geçmiflte k›smen var olan “orta s›n›f›” da eritmifl ve büyük bir k›sm›n› proleterlefltirmifltir. Türkiye’de Özal döneminde yayg›n olarak kullan›lan “orta direk” çökmüfltür. 1970’lerin sonlar›ndan itibaren gündeme sokulan “özellefltirme” olgusu, devletten “orta dire¤e” aktar›lan kaynaklar›n kesilmesi ve bu kayna¤›n tekelci sermayeye aktar›lmas› politikas›yd›. Ve hala bu kavga sürmektedir. Bu olgu, Emperyalist sistemin 1970’lerden itibaren 2. paylafl›m savafl› sonunda “sosyal devlet” politikas›n› terk etmek zorunda kalmas›ndan itibaren kendini dayatm›fl, kâr düflen sermayenin kâr oranlar›n› art›rma politikas› olarak yürürlü¤e sokulmufltur. Sermayenin 30 y›ld›r kâr oran›ndaki düflüfl durmam›fl, son on y›l içinde daha da düflmüfl ve yeni emperyalist silahl› paylafl›m savafllar›n› ciddi flekilde kap›dan içeri sokmufltur. Emperyalist kutuplar aras›ndaki çeliflkinin keskinleflmesi ve ABD’nin egemenlik alanlar›n› geniflletme savafllar› yukar›daki saptaman›n do¤rulu¤unu ortaya koymaktad›r. Teknolojik geliflmeler, iflçi s›n›f›n›n çal›flma koflullar›n›, yani çal›flma süresini azaltaca¤› ve iflçi s›n›f›n›n refah düzeyini gelifltirece¤i yerde, daha büyük gerilemelere götürmüfltür. Bu da, emek-sermaye çeliflmesini azaltmam›fl, tersine bu çeliflmeyi ciddi flekilde korudu¤u gibi, keskinlefltirici bir yöne do¤ru da gitmektedir. Bütün istatistiki veriler ortaya koymaktad›r ki, son yirmi y›ll›k süreçte, iflçi s›n›f› ve ezilen emekçilerin yaflam seviyeleri 1980 öncesinin çok alt›na düflmüfltür.

Emekçilerin özellikle 1980’lerden itibaren daha h›zl› bir flekilde yoksullaflmas›na iliflkin istatistiki verilerin günlük gazetelerde s›radan bir haber gibi yer almas›, ola¤an hale gelmifltir. Çünkü bu veriler, iflin sosyal boyutunu anlatmaktan öte, matematiksel çarp›m tablolar›na dönüflmüfltür. Bütün bunlara karfl›n bir kaç istatistik al›nt› bizde yapal›m: “Eflitsizlikler derinlefliyor. Dünyan›n en zengin ülkesi olan Birleflik Devletler’de 60 milyondan fazla yoksul var; önde gelen bir ticaret gücü olan Avrupa Birli¤i’nde 50 milyondan fazla. Birleflik Devletler’de nüfusun yüzde biri, ülke zenginli¤inin yüzde %39’una sahip. Ve, dünya çap›nda bir gerçektir, dolar milyarderi en zengin 358 kiflinin serveti en yoksul insanlar›n yüzde 45’inin y›ll›k gelirinden fazlad›r ki, o yoksullar da 2,6 milyarl›k bir kitledir yeryüzünde...” (Server Tanilli, De¤iflimin Diyalekti¤i Ve Devrim, sf.19, ADAM yay›nlar›, Eylül 2001) Sosyal eflitsizlikler, kölece bask› ve sömürüler, iflçi ve emekçilerin a¤›r bask› koflullar›nda yaflamaya zorlanmas›, açl›¤›n art›k ola¤an hale gelmesi ve bu nedenle her y›l milyonlar› aflan insanlar›n ölmesi rakamlar›n dilinden verilerek, (Marks’›n dedi¤i gibi, “kötülükleri sözcüklerle yumuflatmak yerinde olur”) sorunun sosyal yönü yumuflat›lmaya hatta gizlenmeye çal›fl›l›yor. Makineleflmenin geliflmesi, (bu, ayn› zamanda emekten tasarruf eden makine anlam›na da gelmektedir) do¤al olarak istihdam azalmas›n› da beraberinde getirmesiyle, iflçi iflsiz kalma tehlikesini hep üzerinde tafl›maktad›r. Bu durum, ifl örgütlenmesinden kaynakl› sendikas›z-


laflt›r›lma, örgütsüzlefltirilme ile birleflince, iflçi s›n›f›n›n kendi ekonomik-demokratik haklar› için mücadelede de bir gerileme (baflka etmenler de olmas›na karfl›l›k) sözkonusu oldu. Bütün bu geliflmeler, kapitalist sistemin ayakta kalmas› ve kendini yeniden idame ettirebilmesi için gerekli olan dönüflümlerdir. Yani, sermaye birikiminin yeniden yarat›lmas› ve afl›r› kâr oran› e¤iliminin düflüflünü önlemenin tedbirleri olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bunun bir aya¤›n› ise, burjuvazinin iflçi s›n›f›n›n mücadelesini (esas›n› bu oluflturmaktad›r) önlemek, en az›ndan denetim alt›na almakt›r. Ne var ki, esnek üretim örgütlenmesinin getirdi¤i birçok sosyal sorun da kendisini ciddi bir flekilde dayatmaktad›r. Burjuvazi, sermaye birikimini yükseltmek için, iflçi s›n›f›n›n yaflam tarz›n›, örgütlenmesini daha gerilere çekerken, kendi denetimindeki toplumsal yap›y› da ciddi bir flekilde dinamitlemektedir. Sosyal haklar›n k›s›tlanmas› ve bunda s›n›r tan›mamas›, ciddi iflsizlik olgusu, bunlara koflut olarak ve bu geliflmenin kaç›n›lmaz bir ürünü olan demokratik haklar›n k›s›tlanmas›, burjuva sistemi içindeki ezen ezilen çeliflmesini daha da keskinlefltirici bir rol oynamaktad›r. Baflta iflçi s›n›f›n›n her ne kadar bir k›sm›n› yüksek ücretle besleyerek iflçi aristokrasisini di¤er ezilen büyük emekçi ço¤unlu¤una karfl› bir kald›raç olarak kullanmaya çal›flsa da, bunun ömrü, geçmiflte oldu¤u gibi, fazla uzun olmayacakt›r. Emek sömürüsü üzerinde yükselen bir toplumsal sistem, eme¤i sömürülenler taraf›ndan ya da toplum d›fl›na ç›kar›lmaya, marjinellefltirilmeye çal›fl›lanlar taraf›ndan tepkiyle karfl›lanacakt›r. Bu tür tepkilerin

bugün görülmedi¤ini söylemek, dünyadaki geliflmelere gözünü kapamak anlam›na gelir. Kapitalist sistem, ne flekilde bir ifl örgütlenmesi gündeme getirirse getirsin, emek sermaye çeliflmesinin kendisini ortadan kald›ramaz, çünkü bu çeliflme üzerinde oturmaktad›r. Genel ve genifl anlam›yla esnek üretim, sermaye birikiminin düflüflünü önlemek amaçl› olmas› yan›nda, emperyalistlerin krizinin derinleflmeye do¤ru gitti¤i ve kendi aralar›ndaki çeliflmenin giderek keskinleflti¤i süreci de içinde tafl›maktad›r. Sürdürülen savafllar ve savafl haz›rl›klar›, emperyalist egemenlik alanlar›n ›n yeniden paylafl›lmas› amaçl› emperyalist kutuplar aras›ndaki çeliflmenin keskinleflmesi, emperyalist sistemin karakterinde bir de¤iflimin olmad›¤›n›n en yal›n göstergeleri olarak karfl›m›zda durmaktad›r. Özellikle son 20 y›ll›k süreçte, iflçi s›n›f› ve ezilenlere yönelik bask› politikalar›n›n ve emperyalist sald›rganl›¤›n artmas›, niyetlerden ba¤›ms›z olarak geliflen kapitalist sistemin kendi içinde tafl›d›¤› çeliflmelerin çözümsüzlü¤ünün yaratt›¤› nesnelliktir. Devrimci iflçi s›n›f› hareketinin ve halk hareketlerinin sözünü etti¤imiz bu süreçte bir önceki öngörüye göre gerilemesi de, iflçi s›n›f›n›n üretimden gelen devrimci niteli¤inin ortadan kalkmas›yla da ilgisi yoktur. Çünkü iflçi s›n›f›n›n bu niteli¤i ortadan kalkmam›fl, sosyalizmin geçici yenilgisinin getirdi¤i bir depolitizasyon yaflanmaktad›r. Kapitalist sömürünün örgütlenme biçimlerinin de¤iflmesi, (Taylorist, Fordist, Esnek Üretim vb.), kapitalist sistemin özündeki de¤iflimleri yans›tm›yor, tersine kapitalist sistemi yaflatma ve iflçi s›n›f›na karfl› ayak-

ta kalma savafl›m› olarak geliflmektedir. Baz›lar›n›n ileri sürmeye çal›flt›¤› gibi, ne burjuvazi de¤iflmifl ne de iflçi s›n›f›... ‹ki s›n›f da ciddi flekilde varl›¤›n› sürdürmekte ve birbirini alt etme mücadelesini, yani iktidar› alma savafl›m›n› vermektedir. Bugün iktidar› elinde tutan burjuvazinin, kendi yaratt›¤› çeliflmelerin alt›ndan kalkmas› ve toplumsal geliflmenin önünde daha fazla durabilmesinin koflullar› da yavafl yavafl ortadan kalkmaktad›r. Çünkü her geçen gün insanl›¤› ve insan›n varoldu¤u do¤ay› da çürütmeye çal›flan bir sistemin, sürgit ayakta kalmas›, toplum biliminin içine s›¤d›r›lamaz. ‹flsizli¤in, ülkeler aras›, bölgeler aras› eflitsizliklerin 盤 gibi artt›¤›, insanl›¤›n önemli bir bölümünün açl›kla karfl› karfl›ya b›rak›ld›¤› bir sistemin, her türlü bask› mekanizmas›n›n iflletilmesiyle de olsa iflçi s›n›f› ve ezilen halklar›n daha fazla s›rt›nda tafl›nmas›n›n sosyal ve siyasal zemini yoktur. Bu ba¤lamda, ortada var olan bir gerçek; iflçi s›n›f› ve emekçilere yönelik sald›r›n›n bafl›nda ideolojik sald›r› gelmektedir. Esnek üretimle birlikte burjuvazi bunu çok yönlü yapman›n geçici koflullar›n› elde edebilmifltir. Geçici de olsa, burjuvazi, teknolojik geliflmenin olanaklar›n› kullanarak, iflçi s›n›f›n›n s›n›fsal direniflini geriletmifl ve örgütlenmesine ciddi darbe vurmufltur. Buna karfl›n, kendi ç›kmaz›n› ve çeliflkilerini daha da derinlefltirdi¤i ve özel mülkiyetli sömürü sisteminden kaynakl› çeliflmelerin kal›c›l›¤› bunun sürekli yeni bunal›mlar› do¤urmas› da kal›c› hale gelmifltir. Söz konusu çeliflmelerden kaynakl› keskin s›n›f çat›flmalar›n›n kaç›n›lmazl›¤› ve eski sistemin yerini yeni sisteme devretmesi de bir o kadar gerçekçidir.

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

23


24

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

YKP/ML ‹LE RÖPORTAJ

YKP(M-L) ve TKP/ML 20 y›ld›r derin, temiz ve yak›n yoldaflça bir iliflki gelifltirmektedir. Bu ML teori ve prati¤e dayanmaktad›r ve bu, iki halk›n bar›fl ve kardefllik içinde yaflamas›n›n gereklili¤i taraf›ndan sa¤lanmaktad›r. Onlar, ayn› iflkencelerden geçmifl iki komflu halkt›r; onlar, burjuvazi ve emperyalizm taraf›ndan sömürülen ve ezilen yoksul halklard›r. Onlar, ayn› dostlara ve düflmanlara sahiptir. Partilerimiz ve halklar›m›z daha da yak›n olabilir. Gelecek bizimdir!

-Türkiye devrimci demokratik kamuoyu YKP(M-L)’yi TKP/ML arac›l›¤›yla tan›maktad›r. Bu kamuoyu, Yunanistan’daki devrimci komünist hareket hakk›nda genel bir fikre sahiptir. Dolay›s›yla YKP(M-L) hakk›nda birkaç fleyi ifade etmek istiyoruz. Nas›l kuruldu, tarihsel yönü neydi, ve bununla ba¤lant›l› olarak Yunanistan’daki devrimci komünist hareketin tarihsel yönü nedir? 1950’lerin ortalar›nda Kruflçev revizyonizmi taraf›ndan, uluslararas› komünist hareket üzerinde kabul ettirilen sa¤a dönüfl, birçok ülkede M-L parti ve örgütlerin kurulmas›n›n esas nedeniydi. Bu ayn› zamanda, ülkemiz komünist hareketinin sert koflullar alt›nda; devrimci özünü, devrimci ve flanl› tarihini savunarak, revizyonizme önemli ve tarihi bir mücadele kaydetmifl oldu¤u Yunanistan’da da gerçekleflti. Bu tarih, 1918’de bafllar ve 1956’da tamamlan›r. Komünist hareket ilk ad›mlar›yla ülkemiz

komprador burjuvazi ve yabanc› tiranlardan tam bir kopufla girdi. S›k s›k iktidara gelen faflist diktatörlükler, devrimcilere, parti kadro ve üyelerine yaflat›lan zulümler, hapsetmeler, sürgünler ve katliamlar s›radan bir olguydu. 1936-40 faflist diktatörlü¤ü komünistlere vahfli zulümleri yaflatt›. Parti üyelerinin büyük ço¤unlu¤u, 500600’ü, ve Parti Sekreteri N. Zachariades de dahil Parti önderli¤inin büyük bir k›sm› hapishanelere konuldu. 1940’ta ‹talyan faflistlerinin ve daha sonra Alman Nazilerinin iflgali geldi. Aylardan sonra sona eren çat›flmalar›n ard›ndan, ülke Alman ve ‹talyan iflgali alt›na girdi. Eski rejim, kaçmay› baflaramam›fl olan- komünistlerin büyük bir k›sm›n› iflgal güçlerine teslim etti. Sekreter ve di¤er kadrolar Almanya’ya, meflhur Dachau Toplama Kamp›na götürülürken, di¤erleri ülkedeki hapishanelerde kald›lar ve çok büyük bir k›sm› da daha sonra istilac›lar taraf›ndan katledildiler. Komünist parti, büyük bir bölümü imha edilme-


sine karfl›n, iflgalcilere karfl› direnifli örgütlemek ve halk› açl›ktan kurtarmak için tarihi sorumlulu¤u üstlendi. Partinin inisiyatifi ve sorumlulu¤unda, halk›n demokratik devrim program›na sahip Ulusal Kurtulufl Cephesi (NLF-EAM) ve ard›ndan Ulusal Kurtulufl Ordusu (NLA-ELAS) kuruldu. Bu dönemde Yunanistan’›n nüfusu 7 milyondan fazla de¤ildi ve NLF, saflar›nda 1 milyondan fazla üyeye, NLA ise 150 bine yak›n düzenli ve yedek partizana sahipti. Parti üyelerinin savafltan önce bin olan say›s›, ulusal direnifl s›ras›nda 400 bine ulaflt›. Sonuç olarak 1945’te ülke kurtar›ld›, fakat burjuvazi güçleri hükümeti ele geçirdi; bunlar iflgal y›llar› s›ras›nda kellelerini kurtarmak için yurtd›fl›na kaçm›flt›. Ve ‹ngiliz emperyalistlerinin direkt yard›m›yla hükümeti gaspettiler. Bu olumsuz geliflmenin ilk sorumlulu¤u, burjuva politikac›lar ve ‹ngilizlerle, Halk Ordusunun silahlar› teslim etmesi için iki hain anlaflma yapan Parti önderli¤ine aittir. Geliflmeler hem halk, hem de devrimci hareket için trajikti. Silahs›zlanm›fl halk, ço¤unlukla da komünistler ac›-

mas›z sald›r›lardan çok ac› çektiler ve binlercesi bofl adalara, hapishanelere ve sürgünlere gönderildi. Kurtulufltan sonra, N. Zachariades’in müdahalesiyle oportünist unsurlar›n Partiden d›flar› at›labilece¤i umutlar›n›n da yanl›fll›¤› kan›tland›. Parti Merkez Komitesi, do¤ru olarak yeni bir silahl› mücadele karar› ald›. Fakat bu karar›n gerçekleflmesi, affedilemez bir flekilde dönüm noktas› olabilecek birkaç ay ald›. Bu dönemde gerici güçler, komünistlerin ve di¤er savaflç›lar›n kitlesel tutuklanmalar›n› organize etti. Ayn› dönemde ‹ngiliz askeri güçleri de ulusal ordu gibi güçlendirilmiflti. Nihayet, 1946-49 ikinci partizan savafl›, 30 bine yak›n partizan› birlefltirdi. Hükümet ordusunun arkas›nda, ‹ngiliz emperyalizmi ve 1947’den beri de Amerikal›lar vard›. Güç dengesi zaten gericilik ve emperyalizmin lehine dönmüfltü. Kahramanca bir hareket, askeri bir yenilgiyle karfl›laflt›. 1949 yenilgisinden sonra, ço¤u partizan olan 50 bin komünist, sosyalist ülkelere (Bulgaris-

tan, Romanya, Arnavutluk, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Do¤u Almanya ve Sovyetler Birli¤i) geçti. Ülkenin içinde bulundu¤u durum trajikti. Hapishaneler ve bofl adalar komünistlerle doluydu. YKP (KKE) yasad›fl› ilan edilmiflti ve 1969-74 faflist diktatörlü¤ü y›k›l›ncaya kadar da böyle kald›. 1950’lerin bafllar›nda YKP, inisiyatifi alarak Birleflik Demokratik Sol (UDLEDA) ad›nda legal bir parti kurdu. Yeralt›nda olmayan tüm üyeler yeni politik partiye kat›ld›. Ayn› zamanda, politik s›¤›nmac›lar›n yaflad›¤› ülkelerden geri dönen kadrolarla, YKP’nin Yeniden ‹nflas› hamleleri de vard›. Bunlar›n aras›nda, daha sonra tutuklan›p, yarg›lanarak idam edilecek olan Merkez Komite üyesi Nikos Bellogiannes de vard›. Onun mahkemelerdeki devrimci duruflu ve Yunanistan içinde ve yurtd›fl›nda yükselen dayan›flma, militan bir atmosfer yaratt›; ülkede mücadele eden savaflç›lar› cesaretlendirdi. ‹flçi, halk ve gençlik hareketinin geliflimi ortadad›r. Bunun ifadesi UDL (EDA)’n›n oylar›n % 25’ini ald›¤› ve 80 üyesinin parlamentoya seçildi¤i 1958 parlamento se-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

25


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

26 çimleridir. 1956’da YKP, Kuruflçev’e ve SBKP’nin 20. Kongre kararlar›na karfl› ç›kt›. Sosyalist ülkelerdeki Yunanl› politik s›¤›nmac›lar, YKP üye ve kadrolar› revizyonizme karfl› mücadelelerinden dolay› trajik y›llar geçirdiler. Boyun e¤meleri için say›s›z flantaj, fliddet ve terör, zulüm, hapishaneler ve hatta Sibirya’da sürgün yaflad›lar. N. Zachariades daha sonra sürgün yerinde öldü. Revizyonistler 1956’da parti önderli¤ini zorla ele geçirdiler. Tüm oportünist unsurlar önderlikteydi ve yerel revizyonist liderlerin toptan deste¤i ve kat›l›m›yla Yunanl› komünistlere zulmedilmesinde liderlik rolü oynad›lar. Sonuç olarak üyelerin % 90’› Partiden at›ld›. fiuna dikkat etmeliyiz ki, 1949’dan sonra. tutuklanm›fl olan sekreterlik de dahil, YKP üyelerinin hemen hemen hepsi sosyalist ülkelere geçmiflti. 1956’dan sonra politik s›¤›nmac›lar, tüm Do¤u Avrupa ülkelerinde ve Sovyetler Birli¤i’nde Marksist-Leninist örgütler kurdular. Yeralt› dergileri ve gazeteleri ile bas›l› materyaller yay›nlad›lar. Yunanistan içinde, hapishanelerden ve sürgünden binlerce komünist, Kuruflçev revizyonizmini mahkum etti; esas olarak büyük kentlerde ve sürekli tehlike ve her an pusu ve illegalite koflullar› alt›nda hareket eden Parti örgütleri de revizyonist dalgaya karfl› hareket etmeye çal›flt›. UDL (EDA) liderli¤i, sa¤a dönüflün anlam›n› ö¤renmeye bafllad›lar ve ona boyun e¤diler. Kontrolleri alt›ndaki Parti bas›n›n› kullanarak, y›k›c› çal›flmalar›na bafllad›lar. 1958’de, eski sosyalist ülkelerde kalan parti yeni revizyonist önderli¤i, Yunanistan’daki parti

örgütlerini feshetmeye ve tüm üyelerin UDL (EDA)’ye ve illegaliteye geçmesine karar verdi. YKP (KKE) flantaj ve tehditlerle tasfiye edildi. Tüm bu süreçteki revizyonizme karfl› mücadele, 1963’te Yunanistan Marksist-Leninist Örgütü (MLOG-OMLE)’nün kurulmas›na önderlik etti. Bir sonraki y›l, teorik bir dergi ve daha sonra di¤er bas›l› materyaller yay›nland›. MLOG (OMLE) taraf›ndan liderlik edilen politiksendikal örgütler, çal›flma bölgelerinde ve üniversitelerde kuruldu. Binlerce militan, örgütün Marksist-Leninist duruflundan etkilenmeye bafllad›. Buna ra¤men bu geliflme, Amerikal›lar taraf›ndan örgütlenen ve 7 y›l sonra sona eren (1967-1974) faflist diktatörlük s›ras›nda engellendi. Hapishaneler ve bofl adalar yeniden komünistler ve di¤er demokratik militanlarla dolduruldu. Örgütün lider kadrolar› tutukland› ve yeni koflullar alt›nda politik eylem çok zor hale geldi. Yurtd›fl›, en çok da Bat› Avrupa’da göçmen ve ö¤renci bölgelerinde, zengin bir faaliyet geliflti ve binlerce militan MLOG (OMLE) taraf›ndan kurulan antifaflist ve anti-emperyalist örgütleri desteklediler. 1973’teki Politeknik okul ö¤rencilerinin ayaklanmas› ve bir sonraki y›l K›br›s’taki geliflmeler (K›br›s’ta faflist bir hükümet darbesi, Türk ordusunun iflgali ve K›br›s’›n bölünmesi) Yunanistan’da faflist rejimin düflüflünün temel sebepleriydi. 1974’te militan bir atmosferde yeni bir bafllang›ç vard›. Sosyalist Çin’in varl›¤›; Vietnam halk›n›n Amerikan emperyalizmine karfl› büyük zaferi ve “f›rt›na bölgelerinde” onlarca silahl› devrimci hareket. Devrimci yola itibar kazand›rd› ve halklara

umut verdi. Bu koflullar alt›nda Yunan burjuvazisi, komünist hareketi yasallaflt›rmak zorunda b›rak›ld›. 1976’da MLOG (OMLE) YKP(M-L)-KKE(M-L)’nin kuruldu¤u kongresini gerçeklefltirdi. 1976-1979 döneminde YKP(M-L) en büyük geliflmesini sa¤lad›. Çin’in yeni revizyonist çizgisini mahkum etti, “3 Dünya Teorisine” karfl› ç›kt›, Macaristan’›n Baflkan Mao’ya karfl› sald›r›lar›na karfl› durdu, k›sacas› Marksist-Leninist hareketin temel çizgisini savundu. Çin’in birçok sorunda uygulad›¤› dönüfl ve Amerika ile dostça iliflkileri ülkedeki devrimci hareket ve hatta silahl› hareketler üzerinde tasfiyeci sonuçlar yaratt›. Halk kitlelerinin gayretleri hayal k›r›kl›¤›na döndü. Eski ML hareketin lider kadrolar› mücadeleyi b›rak›p, di¤er yollar› araflt›rmaya bafllad›lar. Kar›fl›kl›k yarat›lmas›nda lider bir rol oynad›lar. Her M-L parti ve örgüt, tasfiyecilik sonuçlar›yla derin bir kriz yaflad›. Bu, kapitalist sistemin kriziyle kendi ç›karlar›na uygun olarak ilgilenmek ve halk deste¤ini kazanmak için, hükümetin sosyal demokrat partilere verdi¤i bir dönemdi. Bat› Avrupa’da bu olgu neredeyse toptan geçerliydi. 1981’de Yunanistan’da sosyal demokrasi (PASOK) büyük ço¤unlukla seçimleri kazand› ve bir önceki sa¤ hükümetin gerici ve halk karfl›t› politikalar›n› sürdürdü. ‹çinde sosyalizmle ilgili yan›lsama gelifltirilen, halk kitlelerinin pasif tutumlar›na liderlik eden, kitlesel çapta bir hayal k›r›kl›¤› bafllad›. 1980-83 y›llar›nda YKP(ML) tasfiyecilik sonuçlar›yla derin bir kriz yaflad›. Bu, temel olarak,


27

1980-1995 dönemi (afla¤›-yukar›) Uluslararas› Komünist Hareket tarihinde en kötü dönemdi. Geçmiflte asla, devrimci komünist hareketin itibar› bu boyutta bir sürüklenme yaflamam›flt›. Ve fluna da inan›yorum ki, bugün bile, olumsuz sonuçlar›n henüz üstesinden gelinme-

mifltir. Bu düzlemde ad›mlar at›ld›¤› do¤rudur. Her ülkede devrimci güçler küçük ya da büyük savafllar vermektedir. Dersleri ve deneyimleri kaynak olarak kullanmakta ve ideolojik-politik yönelimlerini daha yararl› flekillendirmektedirler. Bugün daha iyi kavramaya bafllam›fllard›r ki, gerekli çözümler ve yan›tlar, yaln›zca onlar›n s›n›f mücadelesine, iflçi ve halk mücadelelerine kat›l›m›yla, emekçi kitleler ve gençlikle politik ba¤›yla ortaya ç›kacakt›r.

girmesi amac› ile demokrasi düzenlemeleri gelifltirildi. AB’ye girersek tüm problemler çözülecek duygusu yaratt›lar; daha fazla demokrasi olacak, yaflam standartlar› yükselecek ve çal›flma koflullar› iflçiler ve iflverenler için daha iyi olacak… Bu izlenimi Türkiye egemen s›n›flar› yaratt›. Yunanistan y›llard›r AB üyesidir. Bu tür de¤iflimler ülkenizde yafland› m›? AB hakk›ndaki görüfllerinizi anlat›r m›s›n›z? Türkiye hakim s›n›flar›, “olumlu bir geliflme” kand›rmacas› ile nihayetinde AB’ye girmek için birçok nedene sahiptir. AB’nin AB’ye girmek üzere olan ülkelerden isteklerinin fark›nda olmal›s›n›z. AB’ye girmeden önce karfl›lanmak zorunda olan say›s›z kriter vard›r. Esas olarak iflHer ülkede devrimci güçler çilere ve yoksul küçük ya da büyük savafllar köylülere dönen vermektedir. Dersleri mali, emek ve ve deneyimleri kaynak olarak di¤er kriterler kullanmakta ve ideolojik-politik vard›r. Yönetici yönelimlerini daha yararl› s›n›f, halktan feflekillendirmektedirler. dakarl›k yapmas›n›, talepte bulunmamas›n›, Son savafl karfl›t›, anti-emper- mücadele etmemesini isteyecek. yalist dalga insanl›¤› sarm›flt›r, Böylece belki Türkiye AB’ye gigezegenin neredeyse her bir kö- recektir. Giriflim ifllemleri bittikflesinde seferber olan kitleler, ten sonra, halk›n kâr edece¤i halk›n uyanmaya, sokaklara ç›- söylenmektedir. Burjuvazi ve k›p taleplerini söylemeye baflla- onlar›n politik memurlar›n›n d›¤›n› a盤a ç›karmaktad›r. AB’ye girmenin halk›n problem-Bu süreçte Türkiye’de poli- lerini çözece¤ini propaganda ettik düzlemde “de¤iflim” yaflan- mesinin çeflitli nedenleri vard›r. maktad›r. Türkiye’nin AB’ye Kesin olan fludur ki, sermaye

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

içe kapanma ve halk kitleleriyle ba¤›n›n kopmas›n›n bir sonucu olarak örgüte liderlik etmede uyum kriziydi. Üye ve kadrolar›n›n büyük k›sm› toptan hareketsizlik içindeydi ve tüm politik hareketi durdurmufltu. Bir grup kadro, bir parti konferans›yla partiyi yeniden infla etmek üzere, inisiyatifi ve sorumlulu¤u ald›. Yeniden infla, iflçi ve halk hareketinin toptan geri çekildi¤i bir dönemde gerçeklefltirildi. Hemen hemen 15 y›lda biten bir geliflme, Gorbaçov’un perestroika ve revizyonist rejimlerin toptan geri dönüfllerinin etkisi alt›ndaki daha olumsuz unsurlarla, 1985’ten sonra sa¤land›. ‹nsanl›¤› flok eden, vahfli anti komünist histerisi aflamas› bir gerçektir. Benim görüflüm ve,


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

28 kesimleri ve özellikle de büyük yabanc› sermaye, Türkiye’nin AB’ye girmesinden kârl› ç›kacakt›r. Ayn› fley Yunanistan’da ve AB’ye kat›lan tüm di¤er ülkelerde de yaflanm›flt›r. E¤er bu emekçi kitlelerin kâr etmesi içinse, daha sonra böyle bir geliflme hiçbir zaman gerçekleflmedi. Bizim ülkemizde yaflanan baz› geliflmeler hakk›nda birkaç gerçe¤i aç›klamak istiyorum. Yunanistan, (eski Avrupa Ekonomik Toplulu¤una) AB’ye 1980’de girdi. Bunun üzerinden 23 y›l geçti ve bu süre içinde çal›flanlar›n ücretleri ayn› kald›. Sanayi örgütlenmedi. Büyük yat›r›mlar›n % 50’si iflas edenlere gitti ve bu oran küçük ve orta ölçekliler için çok daha yüksektir. Örne¤in 1980’de tekstil endüstrisinde 150 bin çal›flan personel vard›, bugün 50 bin bile yoktur. ‹flsizlik 1980 döneminin toplam› olan % 12’ye ulaflt›. AB direktiflerine tabi olarak, emek karfl›t› kanunlar, daha kat› hale geldi ve mahkemeler birçok grevi yasaklad›. On y›llarca mücadeleyle kazan›lm›fl iflçi haklar› tek tek al›nd›. Son y›llarda, toplu sözleflmeler asl›nda kald›r›ld›¤› için, yeni ücretler bireysel sözleflmelerle yap›lmaktad›r. Yeni iflçilerin ço¤unlu¤u 3-4 saatlik kontratlarla k›smi çal›flmaya çal›flmaktad›rlar. Emeklilik ücretleri düflürülürken, ayn› zamanda emeklilik hakk›n› kazanmak için gerekli ifl zaman› yükseltildi. Tar›m sektöründe AB, yoksul ve orta köylülerin tasfiyesini gerçeklefltirdi. 1980’de tar›m sektöründeki nüfus oran› % 32 iken, bugün bu oran % 18’e düflmüfltür. Yunanistan’da ortalama toprak büyüklü¤ü 40 acre’dir. Köylülü¤ün ezici ço¤unlu¤unun toprak büyüklü¤ü ise 20 acre’nin alt›ndad›r. AB ve Yunan burjuvazi-

si ortalama toprak büyüklü¤ünü, Avrupa’da oldu¤u gibi, 250 acre’ye ulaflt›rmay› planlamaktad›r. Bunun anlam› köylülü¤ün toptan yok edilmesi ve onun yerine büyük toprak sahipleri ve kapitalist yat›r›mlar› koymakt›r. Tar›msal ürün fiyatlar›, y›llard›r ayn› kalmakta, ancak temel ürünler (zeytinya¤›, pamuk, tütün) için di¤er baz› ürünlerde fiyatlar düflürülmektedir. Örne¤in zeytinya¤› fiyat› 10 y›l önce neredeyse 3,5 Euro’ydu, bugün ise 2 Euro. Ayn› zamanda tar›msal ürünlerin maliyeti 4-5 kat artm›fl durumdad›r. 50 metreküp gübre 15 y›l önce 2 Euro’ydu. Bugün 10 Euro’dan fazlad›r. Ziraat bankas›na borçlar›n›n alt›ndan kalkabilen tek bir köylü yoktur. Asl›nda köylüler bu borçlar›n› ödemek için yafl›yor ve çal›fl›yorlar. Benim suç olarak kabul etti¤im bir fleyi vurgulamak istiyorum. Bugün binlerce köy boflalt›lm›fl durumdad›r. Nüfus büyük flehirlere, özellikle de, nüfusun 4 milyonun üzerinde oldu¤u (Yunanistan’›n toplam nüfusu 11 milyondur) Atina’ya yönelmektedir. Köylülerin ezici ço¤unlu¤u yafll› insanlardan oluflmaktad›r ve e¤er tar›msal ifllerde çal›flan yüz binlerce göçmen olmasayd›, her fley çok daha kötü durumda olacakt›. Yine di¤er sektörlerdeki sorunlarla ilgili birkaç konuyu ifade etmek istiyorum. Örne¤in s›¤›r yetifltiricili¤i. Yunanistan, et ve peynir ürünlerinin ihracatç›s› bir ülkeyken, bugün bu ürünleri ithal etmektedir. Ne üretilece¤ine (ihtiyaca, bollu¤a, iklime ve topra¤›n kalitesine ba¤l› olarak) AB karar vermektedir. AB, miktar› da ayarlamaktad›r. Bir çiftçi daha fazla pamuk ya da tütün üretirse,

AB onu para cezas› ile cezaland›rmaktad›r. AB ülkelerindeki demokrasi için tek bir fley söylemek istiyorum. Yunanistan’da yapt›klar› yürüyüfllerde iflçi ve köylüler, di¤er sloganlar›n yan›nda flöyle söylemektedirler: “AB yoksulluk, iflsizlik ve terörizm demektir.” Gerçekten de -hemen hemen her gün bir tanesi yap›lan- yüzlerce gösteri, özel kuvvetlerin bask›s›yla karfl› karfl›ya kalmaktad›r. Bu Yunanistan’›n gerçekli¤idir. Emekçi kitleler, burjuvaziye karfl› talep ve öfkelerini dillendirdiklerinde, onlara gericilik, faflizm, devlet terörü ve bask› kullan›lmakta, ve bu her zaman her ülkede olmaktad›r. Son tahlilde “F” Tipi hücreler önce Almanya’da icat edilmifl ve ard›ndan Türkiye’de uygulanm›flt›r. Özellikle de devrimci mücadeleler burjuvazinin meflrulu¤una üstün geldi¤i zaman, sistem kendi sarf etti¤i büyük sözleri unutmakta ve militanlara karfl› harekete geçmektedir; zulümler, hapishaneler ve idamlar… AB Amerikal›lar ile birlikte, ülkeleri bombalar ve tüm halklar› bo¤azlarken, AB emperyalistlerinin sözde savundu¤u demokrasi ne anlama geliyor? -Çok iyi bilindi¤i gibi, emperyalistler ve özellikle Amerikal›lar ve ‹ngilizler, Ortado¤u’da Irak’a sald›rd›. Bize Ortado¤u’daki emperyalist politikalar hakk›ndaki düflüncelerinizi anlat›r m›s›n›z? Sizce, emperyalizm Ortado¤u bata¤›ndan kurtulabilir mi? Son olarak ABD ve ‹ngiltere’nin Irak’a askeri müdahalesi ve ülkenin iflgal edilmesi küresel hakimiyet için Amerikan stratejisinin bir parças›d›r. Ortado¤u, ABD’nin bu temel hedefini gerçeklefltirmede stratejik önemdeki bir bölgedir. Di¤er ülkelerin


29

takip edece¤ini (Suriye, ‹ran, K. Kore) aç›kça deklare etmeleri gerçek niyetlerini, vahfli sald›rganl›klar›n› ve halklar için büyük tehlike olduklar›n› a盤a vurmaktad›r. ABD’nin gelecekte ne yapaca¤›, önemli olarak Irak halk›n›n direniflinin geliflimine ba¤l›d›r. fiimdiye kadar aç›kt›r ki, benim güçlenece¤ine inand›¤›m, halk›n silahl› direniflinden dolay› muazzam zorluklar yaflamaktad›rlar. Bunu her zaman akl›m›zda tutmal›y›z; bu bize geliflmeleri ve emperyalistlerin politik güçsüzlü¤ünü do¤ru bir flekilde de¤erlendirmede yard›mc› olacakt›r. Irak’› iflgal ettiklerini, ancak henüz politik üstünlüklerini kabul ettiremediklerini ve politik destek elde edemediklerini görmekteyiz. Irak halk› ve dünyan›n tüm halklar›, baflta Amerikan emperyalistleri olmak üzere emperyalizmin amac›n› ve do¤as›n› iyi bilmektedir. Halklar her gün daha fazla deneyim kazanmakta ve emperyalist iflgalcilere teslim olmamaktad›r. Bugün halklar çok daha uyan›k görünmektedir. Bu yeryüzünün her bir köflesinde yap›lan savafl karfl›t› gösterilerle son süreçte daha aç›k hale gelmifltir. Amerikal›lar Irak’ta hesaplad›klar›ndan çok farkl› fleylerle

karfl›laflt›lar. Onlar, ülkeye kolayl›kla girip, geleceklerine ve kendilerine hizmet etmeye istekli insanlar bulacaklar›na inanm›fllard›. Yan›ld›klar› kan›tland› ve Irak halk› onlar› cezaland›rmaya bafllayarak, onlar› planlar›n› de¤ifltirmeye veya ertelemeye zorlad›. Ayn› zamanda Irak halk›n›n direnifli, ABD ve ‹ngiltere içinde emperyalist burjuvazinin de¤iflik kesimleri aras›ndaki meydan okumay› derinlefltirdi. ‹flgal güçlerine karfl› halk›n direnifli Avrupal› ve Rus emperyalistlerini ABD karfl›tl›klar›n› sürdürmeye mecbur etti. Bitirirken, yan›tlanamayacak birkaç sorunun alt›n› çizmek istiyorum. Bu sorular yan›tlanamaz; zira bu yeni sürecin henüz daha bafl›nday›z. Bu sürecin üç yan›ndan bahsediyorum. Birincisi; 11 Eylül sonras› bafllayan yeni ve zalim ABD sald›rganl›¤›. ‹kincisi; Avrupa’n›n kendi içindeki çatlakl›¤› ve karfl›tl›¤›; yani bir yanda ABD yanl›lar›, di¤er yanda ise ABD “karfl›t›” Almanya ve Fransa.Üçüncüsü; halklar›n uyan›fl›yla ilgili. Bu üç yan (ya da bunlara üç meydan okuma demek daha do¤ru olur) tüm potansiyellerini henüz ifade etmemifllerdir. Bu yüzden bir sonraki dönemde geliflmelerin ne olaca¤›n›

tam olarak yan›tlayamay›z. Her durumda, devrimci güçler görevlerini yerine getirmelidir. Onlar savafl karfl›t›, anti-emperyalist mücadeleyi güçlendirmeli, Irak halk›n› desteklemeli ve Irak’ta Amerikal›lar›n yenilgiye u¤rat›lmas› için mümkün olan her fleyi yapmal›d›r. -Irak’a emperyalist müdahale öncesinde, “savafl karfl›t›” hareket tüm dünyada geliflmiflti. Bundan önce, “küreselleflme karfl›t›” hareket vard›. Bu hareketleri nas›l yorumluyorsunuz? Bunlar devrimci ve sosyalist hareketi güçlendirebilir mi? Bununla ba¤lant›l› olarak, Haziran ay›nda Selanik’te gerçeklefltirilen Anti emperyalist Kamp hakk›nda düflünceniz nedir? Sorunun son k›sm›ndan bafllamak istiyorum. Biz, özellikle son on y›lda, içinde yaflad›¤›m›z ekonomik politik sistemin küreselleflti¤ine halklar› ikna etmek için, küresel bir kampanyan›n varl›¤›n› gözlemliyoruz: Ulus devletlerin zaman› geçti ya da en az›ndan- pasif hale geldi; güçlü ülkeler aras›nda antagonizmalar yoktur; ve yine s›n›f çat›flmalar› ve bunun gibi di¤er saçmal›klar art›k yoktur gibi. Bu bak›fla ba¤l› olarak, orta-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

Amerikal›lar Irak’ta hesaplad›klar›ndan çok farkl› fleylerle karfl›laflt›lar. Onlar, ülkeye kolayl›kla girip, geleceklerine ve kendilerine hizmet etmeye istekli insanlar bulacaklar›na inanm›fllard›. Yan›ld›klar› kan›tland› ve Irak halk› onlar› cezaland›rmaya bafllayarak, onlar› planlar›n› de¤ifltirmeye veya ertelemeye zorlad›.


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

30 ya ç›kan her sorun, ancak küreselleflme çerçevesinde çözülebilir. Bu, emperyalist kapitalizmin varisi olarak yerlefltirilen, bugünün dünyay› alg›lay›fl›n›n özüdür. Sosyal Forum, “küreselleflme” tahlilini benimseyerek, çeflitli burjuva reformist güçleri ulusal ve uluslararas› düzlemde birlefltirmeye ve koordine etmeye giriflmifltir. Bunlar aç›kça tutucu güçler, sosyal demokratlar, Troçkistler ve her renkten revizyonistlerdir. Sözde küreselleflme karfl›t› harekete, tam da bu güçler önderlik etmektedir. Bunlar bugünün dünyas› hakk›nda ortak perspektiflerinde birleflmifllerdir. Bizler, “küreselleflme” teorisinin çok özel amaç ve hedeflere hizmet etti¤ini/ve hala da etmekte oldu¤una inan›yoruz: Proletarya üzerinde kapitalizmin, halklar üzerinde emperyalist güçlerin, Do¤u üzerinde galip emperyalist Bat›’n›n, devrimci fikirler, sol ve komünist yönelim üzerinde burjuva düflüncelerin hakimiyeti. Bizler; bugünün dünyas›n›n daha öncekinden daha bölünmüfl oldu¤una inan›yoruz. Ba¤›ml› ülkelerin ve halklar›n›n ya¤malanmas› büyüyor, t›pk› kapitalistler taraf›ndan proletaryan›n sömürüsünün yükselmesi gibi. Emperyalistler aras› rekabet daha fliddetlenmifl, Amerikan sald›rganl›¤› -küresel hakimiyet elde etmek için- tüm yeryüzünü savaflla tehdit etti¤inden beri en vahfli biçimini alm›flt›r. Irak’a Amerikan ve ‹ngiliz müdahalesi ve iflgalinde son geliflmeler ve bunlardan da önce olanlar, bizim k›saca iflaret etti¤imiz her fleyi aç›kça teyit etmektedir. ‹flçi s›n›f› ve halklar›n her ülkede savafl karfl›t›, anti emperyalist mücadelelerini m›zrak ucu olarak kullanarak direnifllerini örgütlemeleri gerekmekte-

dir. Mücadele çizgisi gelifltirilebilir ve gelifltirilmelidir. Bunu en militan ve mücadeleci unsurlar›n içinde oldu¤u, savafl karfl›t›, anti emperyalist blo¤a dönüfltürmelidir. Bizler Selanik’teki kamp› bu yönelime katk›da bulunmak için örgütledik. Her ülkede ve uluslararas› boyutta güçlü bir savafl karfl›t›, anti emperyalist blok oluflturman›n kolay bir ifl oldu¤unu düflünmüyorum. Bu zaman alacak ve bir tak›m zorluklar ortaya ç›karacakt›r. Bu sorunlar öncelikle politiktir. Benim düflünceme göre sözde küreselleflme ile ilgili büyük bir kafa kar›fl›kl›¤› mevcut; hatta ne yaz›k ki devrimci yolu takip etmek isteyen güçlerde bile bu kafa karfl›tl›¤› vard›r. “Küreselleflme karfl›t›” hareket hakk›ndaki gözlemlerim, buna kat›lan halk kitlelerinin yoksulluk, iflsizlik, savafl ve emperyalizm gibi somut problemlere karfl› gösteri yapt›klar›d›r. Bu son savafl karfl›t› yürüyüfllerde gayet aç›kt›. Yunanistan, Avrupa ve di¤er bölgelerde kurulan Sosyal Forumlar, yukar›da bahsetti¤im güçlerden oluflturulmufltur. Tüm bunlar›n hepimiz fark›nday›z. Ayn› flekilde çok say›da sosyal demokrat hükümet partilerinin buraya kat›ld›¤› ve bunlar›n, kirli emperyalist savafllar› ço¤u zaman hiç çekinmeden destekledikleri de çok iyi bilinmektedir. Kapitalist iktidarlar ve emperyalist ülkeler taraf›ndan finanse edilen örgütler de buraya kat›lmaktad›r. Kendilerini devrimci ve komünist güçler olarak ifade edenler de dahil tüm kat›l›mc›lar bundan haberdard›r. Bu birlik, çok do¤al olarak, burjuvazi ve emperyalizme ne direnmektedirler ne de direnmeyi istemektedirler; gerçek budur. Sosyal Forum’a kat›lman›n anlam› tüm bu yukar›daki hareketleri meflrulafl-

t›rmakt›r. -‹ki komflu ülkede, iki kardefl parti mücadele etmektedir ve birinde gerçekleflecek olan devrim di¤erini de etkileyecektir. Sizce TKP/ML ve YKP(M-L) aras›ndaki iliflkiler yeterli midir? Ya da daha iyi hale nas›l getirilebilir? Biz, sizin enternasyonal komünist hareket hakk›ndaki tavr›n›z› genel olarak biliyoruz. Türkiye devrimci demokratik kamuoyunun da ö¤renmesi için bu konudaki düflüncelerinizi anlat›r m›s›n›z? Bir Devrimci Enternasyonal Hareket deneyimi var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Enternasyonal komünist hareket hakk›ndaki yan›t›ma bafllarken flunu söylemek istiyorum: Bizim için flu aç›kt›r ki, komünist hareketin ald›¤› yaralar ve M-L hareketin bunu önlemedeki yetersizli¤i bugün hala geçerlili¤ini korumaktad›r. Bu hareket her bir ülkede bölünmüfl ve giriflilen çeflitli enternasyonal formasyonlar, var olan farkl› e¤ilimleri göstermektedir. Ayn› zamanda aç›kt›r ki, bu e¤ilimlerin her biri, enternasyonal öncü merkezi oluflturmaya giriflmifltir. Bu, bu örgütlerin politik ve ideolojik olarak birlefltikleri anlam›na gelmez. Bu güçler aras›nda önemli farkl›l›klar vard›r. Bu yüzden, bunun arkas›ndan genel bir çizgi olarak, gerekli anlaflmalar çerçevesinde ortaya ç›kan fley, her bir örgüt ya da partinin ayr› ayr› elde ettiklerinden çok daha azd›r. Biz enternasyonal devrimci komünist hareketin bugün için bir enternasyonal öncü merkeze ihtiyaç duyacak bir aflamada oldu¤una inanm›yoruz. Ancak bu demek de¤ildir ki, ortak faaliyetler olamaz. Aksine, devrimci komünistler ortak hareket edebilirler ve bu gereklidir de. Son y›l-


larda halklar›n mücadelesi ve devrimci hareketlerden cesaretlendirici mesajlar al›nmaktad›r. Oluflmakta olan bu militan ruhu üretken k›lmal›y›z. Bitirirken, flunu söylemek istiyorum; devrimci güçler, dünyada ve her bir ülkede bir bütün olarak enternasyonal harekete yard›mc› olacak birçok ve önemli fleyler yapabilirler. A- Halk ve iflçi hareketinin uluslararas› ve tüm ülkelerde karfl›laflt›¤› sorunlar hakk›nda tek tarafl› ve çok tarafl› tart›flmalar ve ortak mücadele hatt› gelifltirmek. B- Ortak hedefleri gelifltirmek için politik iflbirli¤i yapmak. C- Halk hareketi mücadelelerine destek, özel, sürekli ve etkili olmal›d›r. D-Halk›n mücadelesinin ve devrimci güçlerin uluslararas› propagandas›. E- Devrimci mücadelenin güçlendirilmesinin tart›fl›laca¤›, deneyim al›flverifli yap›laca¤› ve

YKP(M-L) ve TKP/ML 20 y›ld›r derin, temiz ve yak›n yoldaflça bir iliflki gelifltirmektedir. Bu ML teori ve prati¤e dayanmaktad›r ve bu, iki halk›n bar›fl ve kardefllik içinde yaflamas›n›n gereklili¤i taraf›ndan sa¤lanmaktad›r.

yeni mücadele hedeflerinin oluflturulaca¤›, bölgesel ve enternasyonal konferanslar örgütlemek. F- Mücadeleyi kolaylaflt›racak örgütsel konular ve her gücün politik durumunu anlamaya katk›da bulunacak kitaplar-çeviriler yay›nlamak. Böylesi do¤al giriflimler, devrimci güçler aras›nda güven iliflkilerini biçimlendirecek (bir sonraki ad›m› atmak için gerekli süreç) ve her zaman var olan s›n›rlar› ve potansiyeli sa¤layacakt›r. K›sacas›, daha yükse¤ini elde etmek için “düflük bir yo¤unlukla” iflbirli¤ine bafllamal›y›z. Bu, ideolojik ve politik anlaflmalar yapan devrimci güçleri, daha fazla inisiyatif için ileri ad›mlar atmaktan al›koyamaz. YKP(M-L) ve TKP/ML 20 y›ld›r derin, temiz ve yak›n yoldaflça bir iliflki gelifltirmektedir. Bu ML teori ve prati¤e dayanmaktad›r ve bu, iki halk›n bar›fl ve kardefllik içinde yaflamas›n›n gereklili¤i taraf›ndan sa¤lanmaktad›r. Onlar, ayn› iflkenceler-

den geçmifl iki komflu halkt›r; onlar, burjuvazi ve emperyalizm taraf›ndan sömürülen ve ezilen yoksul halklard›r. Onlar, ayn› dostlara ve düflmanlara sahiptir. Partilerimiz ve halklar›m›z daha da yak›n olabilir. Gelecek bizimdir! Da¤larda, fabrikalarda, k›rsalda, hapishanelerde ve okullarda savaflan yoldafllar›n›za ne söylemek istersiniz? Çok sevdi¤imiz TKP/ML’li yoldafllara, en s›cak devrimci duygular›m›z› gönderiyoruz. Kardefl partiniz YKP(M-L), hesaps›zca devrimci mücadelenizi destekleyecektir. Bundan emin olun! Hepiniz; kadrolar, üyeler, taraftarlar ve dostlar; kad›nlar ve erkekler; da¤larda, hapishanelerde, fabrikalarda ve okullarda, flehirlerde ve köylerde savaflanlar, Yunanistan’dan yoldafllar›n›z elinizi s›k›yor. Ve son olarak yoldafl›n›z Gregoris’den özel bir mesaj: Hepinizi en s›cak ve militan duygular›mla s›ms›k› kucakl›yorum!

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

31


32

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

YASAK MEYVE KIZIL ELMA VE KILIKTAN KILI⁄A G‹REN FAfi‹ZM

San›lmas›n ki Turanc›l›k yani Türk ulusunun üstünlü¤ü ve birli¤i ö¤retisi 1900’lü y›llar›n bafllar›nda kald›. O zamandan günümüze, farkl› k›l›k ve biçimlerde, hatta kimi zaman eski biçimiyle sürekli var oldu. ‹htiyaç duyuldu¤unda pompalan›p fliflirildi. fiimdi de burjuva feodal medyan›n bafll›ca tart›flma konular›ndan biri oldu. Hakim klikler aras› ve de hakim olmaya aday klikler aras› hesaplaflmalar, siyasal platformlarda bu biçimlerde yürütülüyor.

Son günlerde medyada tart›fl›lan konulardan birisi de “K›z›l elma kooliasyonu” Radikal gazatesinde ç›kan haberin ard›ndan bir tart›flmad›r sürüp gidiyor. K›z›l Elma Turanc›lara has bir kavramd›r. Öz olarak aç›klamak gerekirse; Turan düflünü, Türkçülü¤ü, milliyetçili¤i ve ›rkç›l›¤› simgeleyen bir anlama sahiptir. San›lmas›n ki Turanc›l›k yani Türk ulusunun üstünlü¤ü ve birli¤i ö¤retisi 1900’lü y›llar›n bafllar›nda kald›. O zamandan günümüze, farkl› k›l›k ve biçimlerde, hatta kimi zaman eski biçimiyle sürekli var oldu. ‹htiyaç duyuldu¤unda pompalan›p fliflirildi. fiimdi de burjuva feodal medyan›n bafll›ca tart›flma konular›ndan biri oldu. Hakim klikler aras› ve de hakim olmaya aday klikler aras› hesaplaflmalar, siyasal platformlarda bu biçimlerde yürütülüyor. fiimdi de bu kooliasyonu oluflturan “k›z›l elma”lara bir bakal›m. Zaten burjuva medyadaki hakim s›n›f›n kalemflörlerine göre iflin ilginç ve tart›fl›lan

taraf›n› da bu “k›z›l elma” mozayi¤i oluflturuyor. Mazayi¤in bir aya¤›n› Turanc›lar›n soyundan gelenler, yani MHP-BBP (ülkücüler), Yurt Partisi vb.leri oluflturuyor. Bunlar›n “k›z›l elma” olmalar› zaten normal karfl›lan›yor. Koalisyonun di¤er aya¤›nda ise; ‹P, Mümtaz Soysal’›n Ba¤›ms›z Cumhuriyetçi Partisi (BCP), Yekta Güngör Özden’in Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi (CDP), Atatürkçü Düflünce Kulüpleri Federasyonu (ADKF), Cumhuriyet gazetesi cevresi, Vural Savafl gibi halka “solcu” olarak lanse edilen parti, grup ve flahsiyetler var. Burjuva-feodal medyan›n ezici ço¤unlu¤u yani hakim kliklerin maflalar› ise bu koalisyonu esef ve kayg›yla izliyorlar. Bahsettikleri “k›z›l elma koalisyonu” vesilesiyle art›k milliyetçi sa¤ ile “ulusalc› sol”un ortaklaflt›klar›n› dillendiriyorlar. Hatta baz› entelektüel yazarlar afl›r› milliyetçi sa¤ ile “milliyetçi ulusal sol” aras›nda ideolojik fark olmad›¤›n›, so¤uk savafl›n sona ermesiyle birlikte, bunlar›n ayn› argümanlara sar›lmaktan


baflka bir alternatifinin kalmad›¤›n› söylüyorlar. Asl›nda ortada ad› konulmufl resmi bir koalisyon yok. Bu nitelemenin nedeni, koalisyonu oluflturdu¤u söylenen güçlerin ortak söylemleri son dönemlerde s›kça dile getirmeleri. Özellikle ‹flçi Partisi “vatan elden gidiyor” nidalar›yla o bildik “ulusal güçlerin ittifak›” safsatas›n› bu s›ralar daha da hararetli bir flekilde gündeme getiriyor. Bir taraftan da burjuva bas›n “k›z›l elma koalisyonu” DSP ve Genç Parti’nin de kat›lmas› yönünde çabalar› oldu¤unu yaz›yor. Fakat Uzanlar›n, zaman› geldi¤i için has›mlar›nca a盤a ç›kar›lan “icraatlar›” bu hevesin sahiplerinin heveslerinden vazgeçmelerine neden olmufl. Ortada ad› konulmufl resmi bir koalisyon olmad›¤›n› söyledik, ama baz› olaylar bu güçlerin kimi zaman birlikte hareket edebilece¤ini gösterdi. Meflhur K›br›s mitingi gibi. Peki bu tart›flmay› bafllatanlar›n gerçekte amac› neydi? Neden böyle bir tart›flmaya ihtiyaç duyuyorlar. Bu tart›flmay› bafllatan taraf Do¤an Medya’n›n bir gazetesiydi ve çok geçmeden ayn› medya grubunun di¤er gazeteleri de tart›flmaya dahil oldular. ‹smet Berkan, Cüneyt Ülsever, Hasan Cemal gibi liberal sa¤c› yazarlar, adeta hakim s›n›flar›n sözcüsü edas›yla görüfllerini ortaya koydular. Bunlar “k›z›l elma koalisyonu” na karfl› olduklar›n› nedenleriyle birlikte aç›klamaya çal›fl›p, böyle bir giriflimin tehlikelerinden bahsettiler. Neden karfl› ç›kt›lar? Çünkü; güya “k›z›l elma koalisyonu” AB’ye karfl›ym›fl, ABD ile stratejik ortakl›¤a karfl›ym›fl, Irak’a asker gönderilmesine karfl›ym›fl. Üstelik ordunun yani TSK’n›n siyasete de kumanda etmesini istiyorlarm›fl. Hakim s›n›flar görünürde bu dört

noktada muhalefet ediyorlar “k›z›l elma koalisyonu”na. Ve “elma” lar ço¤almadan, iyice olgunlaflmadan çürüsün istiyorlar. “K›z›l elma”lar söylemde de olsa AB’ye ABD ile olan stratejik ortakl›¤a karfl› oldu¤u ve halk› da bu söylemlerle pefline takmaya çal›flt›¤› için hedef tahtas›n›n bir ucuna oturtuluyor. Sermayenin bir kesimiyle ordu aras›ndaki kimi z›tlaflmalarda k›z›l elma saf›n› ordu taraf›nda belirledi¤i için hedeftedir. Fakat görünürdeki bu nedenlerin hepsinin temelinde esas olarak ekonomik ç›karlar var. Hakim s›n›flar “k›z›l elma”lar›n palazlanarak kendilerine rakip olaca¤›ndan, iktidara ortak olaca¤›ndan korkuyor, önüne kimi engeller ç›karaca¤›ndan korkuyor ve kamuoyu yaratarak bu tehlikenin önünü kesmeye çal›fl›yor. Meselenin özü budur. Bu çevreler esasta TÜS‹AD ve islami sermayenin sözcüleridir ve rakiplerine flans tan›mamak için ellerinden geleni yap›yorlar. Öyle ki; “milliyetçi solcu” dedikleri ‹P, CDP, BCP gibi partileri “faflistleflmekle” itham edebiliyorlar. Sald›r›lar›nda YDD’nin ideolojik argümanlar›na sar›larak liberalizmi, küreselleflmeyi ve ABD hegomonyas›n› kutsuyorlar. Yine onlara göre, küreselleflen dünyada ideolojilere ve karfl›tl›klara yer yoktur ve bundan dolay› sermayenin serbest dolafl›m›na ve bunu sa¤layan birlik ve ittifaklara karfl› oldu¤unu söyleyen “k›z›l elmalar” gericidir ve tehlikelidirler. Çünkü amaçlar› ülkeyi geriye götürmek ve karanl›klar içinde bo¤makt›r. Hakim s›n›flar›n ideolojik argümanlar› bunlard›r. Klikler aras›, sermaye gruplar› aras› rekabet iflte böyledir. Birbirlerini alt etmek için ellerinden geleni ardlar›na koymazlar. Sald›r›lar kimi zaman siyasi-ideolo-

jik kimi zamanda ekonomik arenada sürer. Bu ikisi birbirine kopmaz ba¤larla ba¤l›d›r. Örne¤in; Uzanlar›n tüm yolsuzluklar›, hortumlamalar› yeri geldi¤inde ortaya saç›lmad› m›? Uzanlara yönelik operasyonun arkas›nda kimler vard›? Burjuva medyadan da rahatl›kla anlafl›labilece¤i gibi Do¤an ve Sabanc› gruplar›, Uzanlar’›n ele geçirdi¤i Kepez ve Çukurova A.fi’de Sabanc›’y› tasfiye etti¤i, medya (bas›n-yay›n) sektöründe Do¤an Grubu’na ciddi bir rakip oldu¤u ve de yükselen oy grafi¤i hesaba kat›ld›¤›nda Uzanlar’›n üst üste a¤›r darbeler almas› daha iyi anlafl›lacakt›r. Uzanlar da ayn› flekilde yo¤un çabalar harcayarak Do¤an grubunun birçok yolsuzlu¤unu ortaya ç›karmaya, Tayyip Erdo¤an’›n mazisini didikleyip, Gulbettin Hikmetyar’la çektirdi¤i foto¤raflar› manfletlerden indirmeyerek Tayyip’i y›pratmaya çal›flmad› m›? Bunlar gibi farkl› sermaye gruplar› aras›nda birçok kap›flma oldu ve hala olmaktad›r. Çünkü sermayeyi ayakta tutan temel ö¤elerden biri rekabettir. Rekabet edemeyen, bir hiç olarak piyasadan silinir. “K›z›l elma koalisyonu” söylemi üzerinden de yukar›da örneklendirdi¤imize benzer bir mücadele yürütüldü¤ü su götürmez bir gerçektir. Fakat mücadelenin taraflar› gerçek niyetlerini saklayarak, her zaman oldu¤u gibi halk› aldatmaya ve bilinç bulan›kl›¤› yaratmaya çal›fl›yor. Ortada dolaflan “demokratikleflme”, “ulusalc›l›k”, “milliyetçilik”, “IMF karfl›tl›¤›”, “ABD-AB karfl›tl›¤›” vb. söylemleri iflin perde önüdür yani sahnelenen k›sm›d›r. Fakat as›l gerçekler sahne arkas›nda cereyan etmektedir ve önemli olan, bu sahne arkas› niyetleri ortaya ç›karmakt›r. Konumuz “k›z›l elma koalis-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

33


34

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

fiunu çok iyi bilmeliyiz ki burjuva politikada söylenenler ve vaadedilenlerle, niyetler ve uygulamalar her zaman çeliflir. Buna en yak›n örnek AKP’dir. AKP seçim öncesi vaadleriyle halka umut da¤›tm›flt›r. yonu” oldu¤una göre, bu koalisyonun as›l amac›n› ve pratik duruflunu perde önüne ç›karmakta fayda var. Faydadan öte bu bir zorunluluk. Çünkü bunlar hükümet d›fl›nda olduklar›ndan ve ezilen emekçi halk›m›z›n duygular›na hitap ettiklerinden, büyük tehlike arzetmektedirler. fiunu çok iyi bilmeliyiz ki burjuva politikada söylenenler ve vaadedilenlerle, niyetler ve uygulamalar her zaman çeliflir. Buna en yak›n örnek AKP’dir. AKP seçim öncesi vaadleriyle halka umut da¤›tm›flt›r. Özellikle genifl y›¤›nlar› IMF karfl›tl›¤› ile manipüle etmifl, köylülere taban fiyatlar›n› yükseltme ve iflçi ve emekçilere daha huzurlu, geçim s›k›nt›s›n›n olmad›¤› bir yaflam vaadetmifltir. Ayn› zamanda halk›n dini duygular›n› istismar etmifl ve türban sorununu çözece¤i sözünü vermifltir. Oysa iktidara geldiklerinden bu yana yapt›klar› vaatler ortadad›r. IMF emir vermeye devam ediyor, düflük taban fiyatlar›yla üreticinin beli k›r›l›yor, iflçi ve emekçiler verdikleri oylardan dolay› s›f›r zamla mükafatland›r›l›yor. Özellefltirmeler nedeniyle binlerce iflçi iflinden oluyor, haklar› budan›yor, ormanlar rant kap›s› haline getiriliyor, orman köylüsü sefalete itiliyor, ABD uflakl›¤› aynen devam ediyor vb, vb.. Yani halk›n duru-

muna bakt›¤›m›zda, aç›klanan “eksi enflasyon rakamlar›”na ra¤men her ne hitmetse halk açl›k, yoksulluk ve sefalet içinde yaflamaya devam ediyor. Hakk›n› aramak isteyenlerin s›rt›ndan cop, kolundan köpek ›s›r›¤› ve bileklerinden kelepçe eksik olmuyor. ‹flte seçim öncesi söylenenlerle, seçim sonras›nda yap›lan icraatlar aras›ndaki çeliflki! Bu ba¤lamda bir de “k›z›l elma koalisyonu”nun söylemlerinin benzerlerini kullanan ve hortumlamalar› ortaya ç›kmadan önce “k›z›l elma koalisyonu”na dahil olmas› düflünülen Cem Uzan’›n Genç Parti’sine (GP) bakmakta fayda var. Cem Uzan’›n söylemlerine bakt›¤›m›zda -ona bakarsak- ondan daha radikal IMF ve ABD karfl›t› yoktur. Halk› ondan daha çok düflünen de yoktur! Kendisi halka hizmet vermek, halk› kurtarmak için siyasete at›lm›flt›r! Cem Uzan ve GP’nin bu hofl (!) söylemlerine ra¤men bu zamana kadarki icraatlar›, olas› bir iktidar olma durumunda ne yapacaklar›n›n aynas›d›r. Çukurova, Kepez, ‹mar Bankas› vb. yolsuzluklar›/soygunlar› ortada. Güya iflçi dostuydu. PETK‹M’in özelefltirme ihalesine kat›ld›. ‹haleyi kazand› ama parac›klar› durduruldu¤u için ödeme yapamad› ve ihale düfltü. PETK‹M’i alsayd›

binlerce iflçiyi kap› d›flar› edecekti. Zaten kendisine ait elektrik ve çimento flirketlerinde yüzlerce iflçiyi iflten ç›kard›, kalan›n› da sefalet koflullar›nda çal›flt›r›yor, sendikal haklar›n› gaspetmeye çal›fl›yor, bir ayl›¤›na kapanan Star TV çal›flanlar›n› ücretsiz izne ayar›yor... ‹flte Cem Uzan ve partisinin iflçi-emekçi dostlu¤u. ‹flte “k›z›l elma koalisyonu”nun aday aday›!... Onlar da AKP’nin, daha do¤rusu tüm di¤er faflist burjuva-feodal partilerin ilerledi¤i yoldan, fakat emekçi halk› kand›rmak için biraz daha radikal söylemlerle ilerliyor. Fakat e¤er iktidar olurlarsa o zaman görece¤iz nas›l h›zl› bir flekilde yumuflayacaklar›n›, hatta c›v›klaflacaklar›n›. Tabi Jet Fad›l’›n bafly›na gelenler Cem Uzan’›n da bafl›na gelmezse! Sermaye bu! ‹fl kâr olunca, ç›kar olunca babas›n› bile tan›maz ki, Cem Uzan’› tan›s›n. Olur da aradan s›yr›l›p partisi hükümete gelirse, her burjuvafeodal partinin yapt›¤› gibi MGK ve sermayenin ve onlara yön veren emperyalist efendilerinin emirlerini yerine getirmekten baflka birfley yapamayacaklard›r. ‹flte meflhur “k›z›l elma”lar›n durumu da aynen yukar›daki gibidir. Amaçlar› ayn› ama yöntem biraz farkl›. fiimdi “k›z›l elma koalisyonu”nun bileflenlerini biraz daha yak›ndan tan›yal›m.


“K›z›l elma”n›n sa¤ yar›s›n› ülkücüler ve YP oluflturuyor. Ülkücülerin kat›ks›z faflizmi, ›rkç›l›¤› ve halk düflmanl›¤› zaten biliniyor. Halk› bask› ve iflkenceyle y›ld›rmada, ezmede, yok etmede her zaman bafl› çeken bunlard›r. Tarihi boyunca devletin en güvenilir unsurlar› olmufllard›r, hala da öyledirler. Halk›m›z; Marafl, Sivas, Çorum ve Gazi katiamlar›nda ülkücü faflistlerin oynad›¤› rolü bilmektedir. Bunlar›n d›fl›nda a盤a ç›km›fl ve ç›kmam›fl bir y›¤›n katliamlar› vard›r. Üniversitelerde de, halk gençli¤ini y›ld›rmak için idare ve polisle eflgüdümlü çal›flt›klar› ve devirmci-demokrat ö¤rencilere sürekli olarak sald›rd›klar› bir gerçektir. Fakat kula¤a hofl gelen baz› argümanlar›, hala etraflar›na taraftar toplayabilmelerini sa¤lamaktad›r. Bu cazip söylemleriyle uygun koflullarda h›zla palazlanabilmektedir. Bu cazip söylemlerini teflhir edebilmek için pratiklerine bakmak yeterlidir. Hükümette olduklar› dönemde ›srarla AB karfl›t› olmad›klar›n› söyledikleri halde, flimdi AB karfl›tl›¤›nda bafl› çekmeye adaylar. Hükümet olduklar› dönemde IMF ile imzalanan stand-by anlaflmalar›nda, tar›m ürünleri için aç›klanan düflük taban fiyatlar›nda, subvansiyonlar›n kald›r›lmas›nda, iflçi ve emekçilere yap›lan k›r›nt› zamlarda, IMF memuru Dervifl’in halk›n kan›n› emen ekonomik uygulamalar›nda, ek vergilerde vb. onlar›n da üç hilalli imzalar› olmas›na ra¤men flimdi IMF karfl›t› ve iflçinin, emekçinin hakk›n› savunan yegane parti ilan ettiler kendilerini. MHP hükümet orta¤›yken ABD ile olan “stratejik ortakl›¤a” hiç ses ç›karm›yordu; flimdi ise ABD’yi tu kaka ilan ediyor. Tüm bu icraatlar›, büyülü sözlerinin ne kadar bofl ve aldatmaca oldu¤unun ve

az›l› halk düflman› olduklar›n›n aç›k göstergesidir. S. Tantan’›n YP’sine gelince; S. Tantan eskiden ANAP’›n önemli flahsiyetlerinden birisiydi ve ‹çiflleri Bakan›’yd›. Birçok yarg›s›z infaz›n, gözalt›nda kayb›n, iflkencenin ve katliam›n bafl sorumlular›ndand›. O zamanlar tam bir emir eri edas›yla çal›flt›, halk›n kan›n› emerek yaflad›. Ç›karlar gere¤i yap›lan birkaç yolsuzluk operasyonuyla kamuoyuna “temiz siyasetçi olarak” tan›t›ld›. Fakat ne olduysa ANAP merkez yönetimiyle anlaflmazl›klar, ç›kar çat›flmalar› yaflad›ktan sonra oldu. O dönemin emniyet genel müdürüyle ve ‹stanbul valisiyle kadrolaflma ve baz› uygulamalar› nedeniyle yapt›¤› polemikler, burjuva medyaya da yans›m›flt›. Daha sonra ANAP’tan ayr›l›p YP’yi kurdu. Kendisini “temiz siyasetçi”, “dürüstlü¤ün ve fleffafl›¤›n simgesi” olarak lanse etti. Ama flu ana kadar tutmad›. ‹flte Tantan’›n “ba¤›ms›zl›kç›l›¤›” ve “ulusalc›l›¤›” da böyle. Halk›n kan› ve gözyafl› üzerine kurulu... “K›z›l elma”n›n “sol” yar›s›n› oluflturanlara gelince; bunlar›n temel ç›k›fllar› “kemalizm”, “ulusalc›l›k”, “ba¤›ms›zl›k” ve “milliyetçilik” argümanlar› üzerine kurulu. Bunlar›n kemalistliklerinden ve hakim ideoloji olan kemalizmin ne anlam ifade etti¤inden kimsenin flüphesi olmamal›d›r. 80 y›ll›k TC’nin bu zamana kadarki icraatlar› ve flu anki durumu kemalizmin eseridir. Bunlar›n kemalistliklerinden flüphe duymuyoruz fakat “ulusalc›l›k”, “ba¤›ms›zl›k” gibi söylemlerine gelince orada durup ciddi ciddi düflünmek gerekir. Zira bu argümanlara sar›lanlar›n birço¤u daha önce SHP-CHP ve DSP gibi düzen partilerinde siyaset yapm›fl olan sosyal-demokratlard›r. Sa-

dece içinde bulunduklar› partilerin niteliklerinden (hepsi de faflist düzen partileridir) siyasetlerinden ve yapm›fl olduklar› icraatlardan dolay› bile rahatl›kla bu flah›slar›n ve çevrelerin emperyalizme ve yerli uflaklar› olan komprador burjuvazi ve toprak a¤alar›na hizmet ettikleri söylenebilir. Keza SHP, CHP ve DSP’nin icraatlar› ortadad›r: Katliam, yolsuzluk, yoksulluk, iflkence, gözalt›nda kay›p vb vb... Halka bu ac›lar› reva görenler, MGK ve sermaye taraf›ndan verilen görevleri yerine getirmede hiç tereddüt göstermiyorlard›. Sosyal-demokrat, demokratik-sol yaftal› bu partiler, halk için ne yapm›fllard›r? Hiçbirfley. Aksine halk her geçen gün bir önceki günü arar hale gelmifltir. ‹flte flimdi bu kanl› gelenekten gelenler “ba¤›ms›zl›k”, “ulusalc›l›k” edebiyat› yap›yorlar. Kanmayal›m! ‹P ve ADKF’ye gelince ADKF, ‹P’in Öncü Gençlik’inden türedi¤i ve parti içi iktidar ve ç›kar mücadelesinde karfl› safta olmas› d›fl›nda, ‹P’ten ideolojiksosyal olarak bir fark› olmad›¤›ndan ‹P için söylenenler ADKF için, ADKF için söylenenler de ‹P için geçerlidir. Do¤u Perinçek ve kendisiyle özdeflleflen partisi ‹P’in emeli “büyük güçler platformu” dedikleri emperyalizmin ufla¤› hakim s›n›flar aras›nda yer almaktad›r. Bunun aç›k anlam›; halka zulmeden ve halk› soyan komprador burjuvazi ve toprak a¤alar›n›n taraf›nda saf tutmakt›r. Bu emellerine ulaflmak için, grev k›r›c›l›¤›ndan, devrimci-komünistleri ihbarlamaya ve fiziki olarak sald›rmaya kadar varan birçok provokatif yöntemlere baflvurduklar› bilinmektedir. Onlara göre; halk›n kurtuluflu için yola ç›kan, halk için can›n› veren devrimci-komünistler “az›l› birer terörist”tir. Herhalde Do¤u Perin-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

35


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

36

çek flu s›ralarda çok keyifli olmal›. Karen Fogg’un e-mailerini iffla etti¤inde kazand›¤› popüleriteyi en son cumhurbaflkan›n›n “ak›l dan›flmak” için kendisini ça¤›rmas›yla iyice perçinledi. Art›k gururla “büyük güçler platformuna girdim” diye gö¤sünü gere gere meydanlarda dolafl›p, kendini avutabilir. ADKF ise gençlerde üniversitelerde, devrimci-demokratyurtsever ö¤rencilere yapt›¤› faflist sald›r›larla gündeme gelmiflti. Hatta bu sald›r›larla yetinmeyerek, adeta paral› asker edas›yla kendilerini üniversitelerin bekçisi yerine koyup, kimlik kontrolü yapm›fl, devrimci olduklar›ndan flüphelendikleri ö¤rencilere vahflice sald›rm›fl, ya da üniversiteye almam›fllard›r. Örgütsüz ö¤rencileri ise zorla taraf tutmaya (kendi taraflar›n› tabi) zorlam›fllard›r. Tabi idare ve polisin deste¤iyle. Yine ayn› faflist güruh son dönemdeki YÖK tart›flmalar›nda, mevcut faflist YÖK diktatörlü¤ü saf›nda yerini alm›flt›r. ‹P, ADKF, BCP, CDP ve di¤er “milliyetçi k›z›l sol elmalar”›n en temel özelliklerinden biri de hepsinin radikal orducu olmas›d›r. Onlara göre ordu ba¤›ms›zl›¤›n ve kurtuluflun teminat›d›r. Bu nedenle son dönemde “ulusal güçler” olarak orduyu görev bafl›na

ça¤›r›yorlar. “Görev bafl›” dedikleri de darbeden baflka birfley de¤ildir. Yapt›klar› apaç›k darbe k›flk›rt›c›l›¤›d›r. ‹flte bunlar›n gerçek yüzü! Oysa halk›m›z bugüne kadar darbelerle, s›k›yönetimlerle ve OHAL’lerle yaflad›, yönetildi ve yönetiliyor. Bu “ola¤anüstü” süreçler de binlerce insan katledildi, binlercesi yaraland› ve iflkenceli sorgulardan sonra tutukland›. Halk faflist zulüm alt›nda inim inim inledi/inliyor. S›rf OHAL koflullar›nda milyonlarca Kürt zorla göçe tabi tutulurken, bu insanlar›n evleri yak›ld›, y›k›ld›. ‹flte görev bafl›na (darbe bafl›na) ça¤›rd›klar› ordunun icra etti¤i görevlerden birkaç›. Halbuki ordu zaten görev bafl›nda... “Milliyetçi k›z›l sol elmalar” bir taraftan AB ve ABD’ye karfl›, bir taraftan da orducu! Büyük çeliflki do¤rusu! Çünkü ordu (TSK) ne AB’ye ne ABD’ye karfl›. 1 Mart tezkeresinin ülkenin yarar›na olaca¤›na aç›klam›fllard›. fiimdi asker gönderme tekrar gündemde. Henüz meflhur “çuval geçirme” olay›n›n üzerinden fazla bir zaman geçmese de, ordu bu olay› sineye çekip ABD’nin iste¤ini yerine getirmek için haz›rl›klara bafllam›fl durumda. Hatta asker gönderme ça¤r›s›n› ilk olarak Türkiye yapt›. En üst düzey komutanlar ABD’nin “önemli bir

müttefik” oldu¤unu sürekli dillendiriyor. Ayn› flekilde, AB’ye karfl› olmad›klar›n›, sadece baz› hassasiyetleri oldu¤unu (mevki kayg›s›) söyleye söyleye paflalar›n dilinde tüy bitti ama anlamak istemeyen anlam›yor. “Milliyetçi k›z›l sol elma” mevcut AKP hükümetine fliddetle karfl›. Onlara göre bu hükümet “gerici”, “fleriatç›”, “Atatürk düflman›” ve “örümcek kafal›”. Anlafl›lan Tayyip ne kadar da “de¤ifltim” dese de bunlar› inand›ram›yor. Bari methiyeler dizdikleri orduya inansalar. Genelkurmay Baflkan›, yani ordunun bafl› bu hükümetle uyumlar›n›n “fliir gibi” oldu¤unu söylemedi mi? ‹fline gelmeyen yine anlamak istemiyor. Türkiye emperyalizme göbekten ba¤›ml›, yar›sömürge bir ülkedeyken ordusunun daha farkl› bir konumda olmas›n› beklemek ya da buna inanmak aç›kças› bilinçli bir çarp›tmadan, bilinç bulan›kl›¤› yaratmaktan baflka bir anlam ifade etmez. Zira Leninist devlet teorisine göre ordu devletin en temel kurumlar›ndan birisidir. Bu hem sosyalizmde, hem de di¤er devlet iktidarlar›nda böyledir. Ama icraatlar› temelde farkl›d›r. Sosyalist sistemde ordu; halk›n refah›, üretimin art›r›lmas› ve ülke savunmas› için varken, di¤er iktidar biçimlerinde ve burjuva feodal iktidarlarda ise tam tersidir. Ülkemizde yaflanan yarg›s›z infazlar, gözalt›nda kay›plar, iflkenceler, gözalt›lar, OHAL, köy yakmalar, zorla göç ettirmeler, 19 Aral›k operasyonu, üslerin emperyalistlere aç›lmas› vb. vb. ordunun halka karfl› emperyalizmin ve yerli uflaklar›n›n ç›karlar› do¤rultusunda hareket etti¤inin en bariz örnekleridir. “Milliyetçi solcular”da do¤al olarak bu suçlar›n destekleyicisi, ço¤u zaman da uygulay›c›s›d›rlar. Bunlar›n


“ba¤›ms›zl›k” ve “miliyetçilik”ten anlad›klar›; gözalt›nda kay›p, yarg›s›z infaz, iflkence, katliam, köy yakma, Kürt ulusunun ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakk›n›n reddinden baflka birfley de¤ildir. Örnekleri s›ralamaya sayfalar, hatta ciltler yetmez ama flu bir gerçek ki yukar›da s›ralad›¤›m›z örnekler, bunlar›n maskelerinin alt›nda ne oldu¤unu görmeye yeter. Bir taraftan devletin kurumlar›n› savunacaks›n, orduyu savunup göklere ç›karacaks›n, di¤er taraftan da AB-ABD karfl›t›, ba¤›ms›zl›kç› ve ulusalc› olacaks›n. Yaman çeliflki do¤rusu. Kanmayal›m!... Di¤er taraftan “milliyetçi k›z›l sol elmalar” içinde kapitalizme karfl› olduklar›n› söyleyenler de var. Ayr›ca hepsi halk için mücadele ettiklerini, halk›n refah düzeyini yükseltmek istediklerini papa¤an gibi tekrarlay›p duruyorlar. Bu aç›dan da, o göklere ç›kard›klar› ordunun durumuna bir bakal›m. Bugün ordu, OYAK (ordu yard›mlaflma kurumu) vas›tas›yla, büyük bir sermaye grubu olarak pazardaki yerini alm›flt›r. Silahl› gücünün yan›s›ra ordunun muazzam bir ekonomik gücü de vard›r. Bugün OYAK, sahip oldu¤u flirketlerle ve milyonlarca dolarl›k sermayesiyle, çok büyük bir ekonomik güçtür. Ordu güçlülü¤ünü pekifltire, sermayesini art›radursun halk adeta açl›k ve sefalet içinde bo¤ulmaktad›r. Aradaki uçuruma bak›ld›¤›nda çok daha iyi anlafl›lacakt›r. Ordu sadece “ülke savunmas›”yla yetinmiyor, ayn› zamanda büyük bir sermaye grubu olarak da palazlan›yor. Nas›l? Halk›n eme¤i ve halka ait olan zengilikler sayesinde. OYAK sermayesi yat›r›m üstüne yat›r›m yap›yor, büyüme rekorlar› k›r›p kâr›n› dört kat art›r›yor. “Milliyetçi k›z›l sol elmalar” da halk›n sefaleti

artt›kça flahlanan OYAK sermayesinin yan›nda saf tutuyor. Ne ad›na? Halk›n gelece¤i ve refah› ad›na. ‹flte ülkeyi yönetmek isteyen “ulusal güçler”in gerçekli¤i. ‹flte emekçilerin hakk›n› savunanlar. Fakat her ne hikmetse, bunu emekçi hak› sömürerek, katlederek, sömürüp, katledenleri savunarak yap›yorlar. Kanmayal›m!... “K›z›l elma koalisyonu”nun söylemlerini, icraatlar›n› ve niyetlerini ortaya koyduktan sonra, bu söylem ve icraatlar›n neye denk düfltü¤ünü aç›klamakta ve siyasal yelpazedeki yerlerini net bir flekilde belitmekte fayda var. Her ne kadar ilericilik maskesini taksalar da, bunlar›n pratikleri faflizme tekabül etmektedir. Bunlar›n faflizmini anlamak için, önce ‹talyan ve Alman faflizminin söylemlerine bir göz atal›m. ‹talyan faflistleri iktidara gelmeden önce flu taleplerde bulunuyordu: “Genel oyla sa¤lanacak halk egemenli¤i, kad›nlara oy hakk›, halk›n özgürlüklerinin garanti alt›na al›nmas› (...) Siyasal polisin la¤vedilmesi ve bölgesel sivil muhaf›zlar›n oluflturulmas› (...) Her türlü toplumsal ayr›mc›l›¤›n, soyluluk ve floval-

yelik ünvan›n›n ilgas› (tasfiyesi bn.) (...) tüm anonim, sanayi ve mali flirketlerin tasfiyesi. Her türlü spekülasyonun, bankalar ve borsan›n tasfiyesi (...) Onalt› yafl alt›nda çal›flman›n yasaklanmas›. Sekiz saatlik ifl günü...”(1) Hitler’in faflist partisi olan Alman Nasyonal Faflist Parti’sinin program›nda ise flunlar vard›. “Çal›flmadan zahmetsizce elde edilmifl tüm gelirlere el konulmas›, kapitalist köleli¤in ilgas› (....) Gruplaflm›fl flirketlerin (tröstler) millilefltirilmesini talep ediyoruz (....) Büyük ma¤azalar›n kamulaflt›r›lmas›n› ve uygun fiyatlarla küçük esnafa kiralanmas›n›.... talep ediyoruz (...) ... gayri menkul rant›n›n ilgas› ve arsa spekülasyonunun yasaklanmas›n› talep ediyoruz.”(Age) Görüldü¤ü gibi; faflizm özellikle halk›n açl›¤›n›, yoksullu¤unu ve horlanm›fll›¤›n› kullan›yor. Söylemlerine bak›ld›¤›nda faflistlerin neden kitleselleflebildi¤i rahatl›kla anlafl›l›yor. Almanya ve ‹talya’da faflizmin yükseldi¤i ve iktidara geldi¤i dönemde halk büyük bir huzursuzluk, ülkede kriz içinde. Bu koflullarda faflistler orta s›n›flara, küçük esnafa, iflçi ve köylülere bol bol umut

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

37


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-EKim 2003

38 da¤›t›yor. Böyle bir ortamda bir kurtar›c› arayan halk ise, faflistlerin söylemlerine rahatl›kla kap›l›yor. ‹flte “k›z›l elma koalisyonu”nun yapt›¤› da aynen budur. Halk›n hoflnutsuzluklar›n› faflist emelleri için kulanmaya çal›fl›yorlar. Açl›k, yoksulluk, gelir adaletsizli¤i, sa¤l›k, e¤itim, iflsizlik vb vb.. sorunlara çözüm getireceklerini söylüyorlar. Zaten halk›n bu yönlü talepleri faflistler için önemli bir zemin yarat›yor. Kendi yaratt›klar› ortamdan besleniyorlar. Faflizmin önemli bir özelli¤i, kitlelerin gözünde düflmanlar yaratmas› ve bunun üzerinden milliyetçi duygular›n kabarmas›n› sa¤lamas›d›r. Örne¤in; Naziler için düflmanlar; Yahudiler, Çingeneler ve komünistlerdi. “K›z›l elma faflistleri” de halk›n gözünde düflmanlar türetmek için canla baflla çal›fl›yor. Yaratt›¤› sahte düflmanlar AB ve ABD iken onlar›n gerçek düflmanlar› halkt›r, Kürtlerdir ve devrimcikomünistlerdir. AB ve ABD’yi düflman ilan edenlerin, bir taraftan da AB-ABD dostlar›yla nas›l dost olduklarn› gördük. Katliamc› güçleri nas›l desteklediklerini

gördük. Kanmayal›m!... “K›z›l elma” iktidar olmak istiyor, iktidar olamasa bile halk aras›nda bilinç bulan›kl›¤› yaratmak istiyor. Hitler ve Mussolini’nin masum söylemleriyle iktidara geldikten sonra neler yapt›klar›n› tüm dünya gördü. Sahte söylemler bir bir a盤a ç›kt›. Halk kat› zulüm alt›nda yaflam›n› sürdürmeye çal›flt›. Muhaliflerin hepsi katledildi, demokrasi rafa kald›r›ld›. ‹flçiler, köylüler, emekçiler kapitalist iflletmelerde köle gibi çal›flt›r›ld›. Oysa kitleler kapitalizme karfl›yd›. Toplama kamplar›nda binlerce Yahudi, Çingene ve devrimci katledildi. Faflizmin tatl› söylemleri buraya kadar. “K›z›l elmalar” da iktidar olduklar›nda halk›n kan›n› içeceklerdir. 80 y›ll›k çile devam edecektir, zira faflist diktatörlük kal›c›d›r. Kanmayal›m!... Günümüzde faflizm -özellikle kitleler içinde- binbir k›l›kla ortada dolaflmaktad›r. Habire k›l›k de¤ifltirmektedir. Kimi zaman aç›k bir flekilde çirkin yüzünü ortaya koyarken, ço¤u zaman örtülüdür, maske takar. Kimi zaman “solcu” olur, kimi zaman sa¤c›, kimi zaman “anti-emperyalist”

olur, kimi zaman milliyetçi, kimi zaman laik olur, kimi zaman fleriatç›, kimi zaman “AB, ABD IMF’ye karfl›t” olur, kimi zaman AB’ci, kimi zaman “sosyalist” olur, kimi zaman kapitalist. Yani faflizm k›l›ktan k›l›¤a girer. T›pk› “k›z›l elma koalisyonu” gibi. Kanmayal›m!... Faflist “k›z›l elmalar” habire anti-emperyalist olmaktan, ülkenin ba¤›ms›zl›¤›n› savunmaktan ve halk›n refah›n› yükseltmekten dem vuruyor. Buraya kadar anlatt›klar›m›z bu söylemlerin kocaman bir yalan oldu¤unu aç›kça ortaya koyuyor. Biliyoruz ki bu söylemler halk› kand›rmak için kullan›l›yor. Bu söylemlere sar›lanlar›n tutarl› olmak ad›na bile hiçbir ciddi pratikleri olmam›flt›r. Halk bunlar› hiçbir zaman yan›nda hissetmemifltir. Katliamlar, kay›plar, gözalt›lar, köy yakmalar vb karfl›s›nda bu kesimler hep susmufltur, baz›lar› da bu suçlara bizzat ortak olmufltur. Halk›n kurtuluflu u¤runa can›n› feda etmekten çekinmeyen devrimcilere de sald›rm›flt›r, 19 Aral›k operasyonunu alk›fllam›fllard›r. Bunlar›n suçlar›n haddi hesab› yoktur. Ama hala piflkin piflkin ortal›kta dolaflmaktad›rlar. Bu kan emiciler halk için büyük bir tehlikedir, “flekere bulanm›fl mermi”leriyle halk› vurmalar›na engel olmak gerekir. Bu güruhu sürekli teflhir etmek, amaçlar›n› ortaya sermek flartt›r. Yoksa emekçi halk›m›z› zehirlemeye devam edeceklerdir. Unutmamak gerekir ki, halk›n saf›nda olmak ancak kurulu burjuva-feodal düzene karfl› mücadele etmekle mümkündür. Bunlar gibi bu düzenin bir difllisi olarak de¤il. Faflizm k›l›ktan k›l›¤a giriyor. Kanmayal›m!... (1) Gericilik Küreselleflirken Faflizm!.. Yeniden mi? Ütopya Yay›nlar› - Derleme


39

‹flçi s›n›f› partisinin iflçi s›n›f›n›n dünya görüflünü belirtmesi anlam›nda isim önemli olmas›na karfl›n, isimden öte içeri¤inin önemli oldu¤u, yani partinin savundu¤u görüfllerin önem tafl›d›¤› tart›fl›lmayacak kadar aç›kt›r. Nas›l ki, kendini KP olarak adland›ran her parti gerçek bir komünist partisi olam›yorsa –bunun y›¤›nca örne¤i var-, kendini ML ya da MLM olarak adland›ran her parti de gerçek komünist partisi olamayabilir.

PART‹ ‹SM‹ ÜZER‹NE ‹flçi s›n›f› partilerinin isimleri, kendi savunduklar› dünya görüfllerini ve daha aç›kças› nihai hedeflerini net olarak ifade etmelidir. Do¤ru olan› da budur. ‹lk olarak sosyal-demokrat ad›yla ortaya ç›kan iflçi s›n›f› partileri, süreç içinde birçok de¤iflikli¤e u¤ram›fl ve nihai hedefini belirtme ba¤lam›nda da nihayetinde Komünist Partisi olarak genel bir kabul görmüfltür. ‹flçi s›n›f›n›n nihai hedefini belirtme ba¤lam›nda KP ismi en do¤rusu olmas›na karfl›n, Kruflçev modern revizyonizminin SSCB’de iktidar› ele geçirmesinden sonra, UKH içindeki ayr›fl›mla beraber, eski KP’lerin önemli bir bölümü modern revizyonist çizgide kal›nca, yeni kurulan iflçi s›n›f› partileri revizyonist partilerin kulland›klar› isimlerle kar›flt›r›lmamas› için en uygun isimler alt›nda ortaya ç›kt›lar. Kimileri KP’nin yan›na “ML” eklerken, kimileri daha de¤iflik adland›rmalarla kendilerini ifade ettiler. Kaypakkaya’n›n bu konudaki anlay›fl› do¤rudur. O,

daha T‹‹KP içindeyken “T‹‹KP Program Tasla¤›n›n Elefltirisi” adl› makalesinde bu soruna do¤ru bir yan›t vermifl ve aç›klama getirerek flöyle demifltir: “Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un yapt›¤› gibi kendimize komünist partisi ad›n› vermeliyiz.” (‹.K. Seçme Yaz›lar, sf.60, Umut Yay›mc›l›k, aç ‹K) Ancak, Türkiye’de modern revizyonist TKP oldu¤undan, bu partiden kendini ay›rt etmek için TKP’nin yan›na “ML” eklemifltir. ‹flçi s›n›f› partisinin iflçi s›n›f›n›n dünya görüflünü belirtmesi anlam›nda isim önemli olmas›na karfl›n, isimden öte içeri¤inin önemli oldu¤u, yani partinin savundu¤u görüfllerin önem tafl›d›¤› tart›fl›lmayacak kadar aç›kt›r. Nas›l ki, kendini KP olarak adland›ran her parti gerçek bir komünist partisi olam›yorsa –bunun y›¤›nca örne¤i var-, kendini ML ya da MLM olarak adland›ran her parti de gerçek komünist partisi olamayabilir. Hindistan’da ve Nepal’de kendine “Maoist” diyen ve parlamentarizmi savunan

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

MKP TEOR‹SYENLER‹N‹N ‹DEOLOJ‹K EROZYONUNUN SINIRSIZLI⁄I


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

40 birçok partinin oldu¤u gibi. Önemli olan kendini iflçi s›n›f›n›n partisi olarak adland›ran partilerin programlar› ve dünya görüflleridir. Bir partinin ismine bakarak de¤il, o partinin savundu¤u görüfllere ve teori-pratik uyumlulu¤una bak›larak de¤erlendirilir. ‹flçi s›n›f› partilerinin enternasyonal bir niteli¤e sahip oldu¤u tart›flma götürmez. Ancak, genel olarak her iflçi s›n›f› partisi, hangi ülkeye ait oldu¤unu belirtmek için de o ülkenin ismini de kullanm›fllar ve kullanmaya devam ediyorlar. Bugün kendini “Maoist” olarak adland›ran birçok parti de, kendi ülkelerinin ismini kullanmakta her hangi bir sak›nca görmüyorlar. Ne var ki, MKP, bu sorunu o denli ileri götürmüfl ki, kendi isimlerini zorlama teoriler ile kabullendirmeye çal›fl›yorlar. fiöyle diyorlar: “Hiç kimsenin kendi yanl›fl çizgileri temelinde kullanmaya müsait olmayan bir partiyiz.” (‹deoloji: Marksizm, Leninizm, Maoizm, sf. 20, MKP 1. Kongre Belgeleri-1) Yani, yine kendi deyimleri ile ne “Türk” ne de “Kürt” floven ve ezilen ulus milliyetçisi e¤ilimleri “isimle okflama” niyetinde olmad›klar› için de isimlerini de¤ifltirmifller. Ne var ki bunlar› söyleyen MKP, ayn› paragraf içinde; “Kaypakkaya da olmad›” diyerek, Kaypakkaya’n›n da “okflamad›¤›n›” ileri sürüyorlar. Ama, Kaypakkaya’n›n kurdu¤u partinin ismi TKP/ML idi. Ve bafl›nda ülkenin ismi var. Kürdistan ya da “Kuzey Kürdistan” kelimesi yok. MKP’nin anlay›fl›na göre Kaypakkaya “flovenizme düflmüfl”. Ama, bunu aç›klamaya çekiniyorlar. Bu nedenle MKP’nin hangi ülkenin partisi

oldu¤unu belirtmiyorlar. Ama, Kaypakkaya’y› aç›ktan elefltirmeye de yanaflm›yorlar. “TKP(ML)’nin ismini aflt›k. Hem bu temel gerekçe, hem de baflka nedenlerden ötürü gerekliydi.” (agb, sf.20) ‹sim de¤ifltirmekle, bir önceki örgütün afl›lamayaca¤› aç›kt›r. Bir önceki örgütün afl›lmas›, ya eski örgütün genel görüfllerinin, ya da yanl›fllar›n›n afl›lmas›d›r. E¤er program›n› “yanl›fl” görüyorsan›z ve yeni bir programa sahipseniz o zaman eski örgüt afl›lm›fl olur. Yoksa, salt bir isim de¤iflikli¤iyle eski örgüt afl›lm›fl olamaz. ‹sim de¤iflikli¤inin “baflka nedenlerle gerekliydi” söylemleri ise kapal› kalm›fl. Bu adla bir baflka örgütün varl›¤›ndan dolay› m›, yoksa bir ara kendi deyimleri ile “ajanlar yuvas› haline gelmifl”, “yar›-anarflist”, “yar›-lümpen” (bak; TKP(ML)’den MKP’ne Bu Tarih Bizim, MKP 1. Kongre Belgeleri-3) ve “kirlenmifl” bir örgütten kurtulmak için mi, buras› net de¤il. “Kültür Devrimi ile ideolojimiz Maoizm seviyesine ulaflt›. Bundand›r ki, yani Kültür Devriminin ürünü, Maoizm’in eseri olan Partimiz isminde de Maoist ekini mutlaka almal›yd›.” (agb, sf. 21) Bu sav da bir baflka zorlama... Lenin, RSD‹P’nin isminin de¤ifltirilmesinin nedenlerini anlat›rken, art›k sosyal-demokrat ad›yla an›lan partilerin burjuvazinin örgütü haline geldi¤inden ve iflçi s›n›f›n›n nihai hedefini belirtmedi¤inden, KP isminin al›nmas›n›n en do¤ru oldu¤unu ileri sürmüfltür. Yoksa, Marksizm’e yeni katk› yaparak, onu ileri tafl›yanlar›n eklenmesinin zorunlulu¤unu ileri sürmemifltir. Yine MKP’nin anlay›fl›na göre, Stalin’de Lenin öldük-

ten sonra SSCBKP(B)’in ismini de¤ifltirip yan›na “ML” eklemeliydi. Ne var ki Stalin ve o dönemin Bolflevikleri böyle bir gereksinim görmedikleri gibi, iflçi s›n›f›n›n nihai hedefini belirtmesi aç›s›ndan KP ismi en do¤ru isim olarak kalm›flt›r. Bir KP’ne “Maoist” isminin eklenmesi yanl›fl m›d›r? Hay›r!. Ancak, biz eklenmeye de¤il, eklenmenin yanl›fl gerekçelendirmesini elefltiriyoruz. “Komünizm” kavram› kirlenmifl midir? Hay›r! Biz, TKP’ye “ML” ekini al›rken, sahte bir TKP ile partimizin kar›flt›r›lmamas› için bu eki ald›k. E¤er ülkede o dönem TKP isminde bir baflka parti olmasayd›, partimizin ismi TKP olacakt›. Bunu Kaypakkaya aç›klam›flt›r. KP ismini koymak ne MLM’i d›fltalamak ne de TKP/ML’nin Kültür Devrimi’nin ürünü oldu¤unu yads›mak anlam›na gelir. MKP, ülke ad› belirtmekten o denli korkar hale gelmifl ki, yaz›lar›nda s›k s›k “siyasal co¤rafyam›z” ismi kullan›lmaktad›r. Yer yer “Türkiye ve Kuzey Kürdistan” deseler de, en çok kullan›lan “siyasal co¤rafya”. Bu da onlar›n bir taraf› “ürkütmeyelim” ad›na, belirsizlik ortam› yaratmaya götürüyor. Bu manevra, oportünizmin var olan gerçeklerden kaçmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. MLM aç›s›ndan durum çok aç›kt›r. Türkiye denen bir ülke var ve bu ülkenin içinde birden fazla ulus ve az›nl›k uluslar yaflamaktad›r. Yani çok uluslu bir ülkedir. Bu ülke s›n›rlar›, ne bu ülkede yaflayan çeflitli uluslardan halklar›n gönül r›zas›yla belirlenmifl ne de komünistler taraf›ndan, tersine, güce göre belirlenmifl, tarihi haks›zl›klar içeriyor. Bu tarihi haks›zl›klara karfl›n, komünistler bir ülkeyi


esas al›p, o ülkede mücadele edecektir. Bu nedenle isim belirtmeden ne idi¤ü belirsiz “siyasal co¤rafya” ya da “co¤rafyam›z” ad›, esasta “Kürdistan” ad›n›n da belirtilmesinden çekinmek yatmaktad›r. Egemen s›n›flar “Türkiye” diye adland›rm›flt›r. Bu Türk egemen s›n›flar›n adland›rmas› ve uluslararas› alanda da böyle biliniyor. Bulunulan ülke ad›n› kullanmak, egemen s›n›flar gibi düflünmek anlam›na gelmez. Mevcut ülkelerin hangi s›n›flar›n egemenli¤i alt›nda oldu¤u belli; bu ülkelerde hangilerinin tek uluslu, hangilerinin çok uluslu oldu¤u da ayr› bir saptamad›r. Çok uluslu bir ülkede yaflad›¤›m›z ve bir ulusun egemen, di¤er ulus (Kürtler) ve az›nl›k uluslar›n ezilen durumda oldu¤u zaten ortaya konuluyor. Bu durumda abdestinden emin olmayanlar gibi paniklemek, kendinden korkmak niye? ‹lk dönemlerde, uzun y›llar Marks ve Engels her ülkede ayr› parti kurma ve ülke adlar›yla adland›rmalar› yoktu. Marksist dünya görüflünün yeni ortaya ç›k›fl›, oturtulmas› ve yay›lma dönemiydi. Ak›m olarak henüz zay›ft›. Koflullar onu gerektiriyordu. Komünist bir merkez durumundayd› ve “Komünist Liga” kuruldu. Sonra kurulan partiler, kurulan ülkenin ön isimleriyle birlikte ortaya ç›kt›. Dolays›yla, Marks ve Engels zaman›nda ilk kurulan “Komünist Liga” ile, daha sonra kurulan partilerin kendi ülkelerinin isimlerini kullanmalar›n› birbirine kar›flt›rmak, zaman ve mekan yan›nda birbirinden farkl› olan koflullar›n farkl›l›klar›n› da gözard› etmek anlam›na gelir. Marks ve Engels’in Komünist Liga’s› tek bir ülkenin partisi de¤il, enternasyonal bir niteli¤e sahipti.

MKP teorisyenleri Lenin’i aç›kça çarp›tmaktan da geri durmuyorlar: “Yoldafl Lenin, 1918’deki parti isminin de¤ifltirilmesi önerisinde dahi, Rusya ekini söylememifl, KP’si demiflti.” (agb, sf. 20) “Lenin’in önerisine ra¤men, isim RKP olarak kararlaflt›r›lm›flt›”( MKP 1. Kongre Belgeleri-1, sf. 19 –abç-) MKP teorisyenleri bunu nereden ç›kar›yorlar? Hangi verilere dayan›yorlar belli de¤il. Lenin’in bu konudaki önerileri net ve aç›kt›r. Ayr›ca Lenin’in önerisine karfl›n “Rusya” ismi eklenseydi, Lenin bunu aç›kça dile getirirdi. Lenin’in siyasal konular ile ilgili hiçbir elefltirisi gizli kalmam›fl ve bütünü yay›nlanm›flt›r. Ayr›ca biliniyor ki,

‹lk dönemlerde, uzun y›llar Marks ve Engels her ülkede ayr› parti kurma ve ülke adlar›yla adland›rmalar› yoktu. Marksist dünya görüflünün yeni ortaya ç›k›fl›, oturtulmas› ve yay›lma dönemiydi. Ak›m olarak henüz zay›ft›. Koflullar onu gerektiriyordu. Bolflevik Partisi’nde Kongre tutanaklar› dahi parti üyelerine da¤›t›l›yordu. MKP teorisyenleri neyin tart›fl›ld›¤›n› dahi anlamam›fllar. Oysa, tart›fl›lan “sosyal-demokrat” ismi yerine, “KP” isminin konulmas› sorunudur. Tart›fl›lan “Ülke ismi”nin kullan›l›p kullan›lmamas› de¤ildir.

Yani, Lenin sadece KP olmas›n› istemifl, ama buna ra¤men Rusya ismi de eklenerek RKP olmufl. Bu baylar, ya okuduklar›n› anlam›yorlar ya da kendi subjektif dünyalar›na göre var olan gerçekleri de çarp›tmaktan çekinmiyorlar. Lenin ise flöyle diyor: “Yoldafllar, bildi¤iniz gibi, Partinin ad›n›n de¤ifltirilmesi sorunu üzerine Nisan 1917’den beri Parti içinde oldukça genifl bir tart›flma geliflmifltir ve o nedenle Merkez Komitesi büyük bir anlaflmazl›¤a yol açmayacak, hatta neredeyse hiçbir anlaflmazl›¤a yol açmayacak bir karar alabilmifltir: Merkez Komitesi size, partimizin ad›n› Rusya Komünist Partisi, parantez içinde Bolflevik olarak de¤ifltirmeyi önermektedir.” (Lenin, SE, C. 8, sf. 327, ‹nter Yay›nlar›).1 Bu al›nt›da da görülece¤i gibi, Lenin hiçbir anlaflmazl›¤›n olmad›¤›n› söyledi¤i gibi, kendisinin de önerisi RKP(B)’tir. MKP teorisyenleri ise, Lenin’in sadece “KP” olarak önerdi¤ini yazabilecek denli ileri gidebiliyorlar. Ayr›ca MKP’nin ileri sürdü¤ü gibi RSD‹P’in ismi 1919 de¤il, önce 1917 Nisan’›nda yazd›¤› “Devrimimizde Paroletaryan›n Görevleri- Proletarya Partisinin Bir Platform Tasla¤›- ” makalesinde de¤ifliklik ismini önermifl ve 6-8 Mart 1918 tarihinde yap›lan RKP(B)’in 7. Kongresi’nde de¤ifltirilmifltir. Baz› partililer taraf›ndan “RKP isminin anarflistler ile kar›flt›r›labilece¤i” ileri sürülmüfl, buna ise MK karfl› ç›km›flt›r. K›sacas›, RKP ismi Lenin taraf›ndan önerilmifl ve önce RKP MK taraf›ndan onaylanm›fl ve 7. Kongre’de (1918) ise kabul edilmifltir. Tarihi yanl›fl yazmalar› çok

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

41


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

42 önemli de¤il, ama, bütün bunlar bir gerçe¤i ortaya koymaktad›r, MKP teorisyenleri araflt›rma zahmetine girme yerine derme çatma bilgilerle yola ç›kt›klar› kesin gibi... Buna benzer yanl›fllar› ve çarp›tmalar› yaz›n›n devam›nda yeri geldikçe ele alaca¤›z. MKP, neden MKP ismini ald›¤›n› uzun uzun anlatmas›na karfl›n, göklere ç›kard›¤› DEH içinde ve özellikle de ideolojisinden en çok etkilendi¤i Amerika Birleflik Devletleri / Devrimci Komünist Partisi’nin (USA/RCP) isminde kendi ülkesinin ismi var. Yine DEH içinde yer alan partilerden Peru Komünist Partisi (PKP), “Maoizm”i ilk kullanan ve bunun teorisini yapan bir parti olmas›na karfl›n kendi partisine Maoizm’i eklemedi. Nepal Komünist Partisi (Maoist) ise, ülkesinin ismini kullanmakta her hangi bir sak›nca görmüyor. Bunun d›fl›nda flu anda DEH içinde yer alan irili ufakl› partilerin birço¤u partilerinin bafl›na ya da sonuna “Maoist” kelimesini eklemedikleri gibi, buna karfl›n kendi ülkelerinin isimlerini alan partiler

de var. Bütün bunlar da gösteriyor ki, salt isim de¤iflikli¤i ile kendi eski örgütleri TKP(ML)’yi aflamam›fllar, onun oportünist çizgisini bir baflka oportünist çizgiyle örtmeye çal›flm›fllard›r. Sadece kendilerini keskin Maocu gösterebilmenin yan›nda yaz› içinde belirtti¤imiz nedenlerle eski isimlerini terk etmifllerdir. Burada bizi ilgilendiren yan, MKP’nin eski ismini neden terk etti¤i de¤il, terk etmesine getirdi¤i ideolojik siyasal gerekçeleridir. ‹sim de¤ifltirip de¤ifltirmemesi bizi ilgilendiren bir yan de¤ildir. ‹stedi¤i, hofluna giden her ismi alabilir. Nas›l ki, KP ismini almakla bir partinin komünist nitelikli olamayaca¤› gibi, darbeci küçük burjuva oportünistleri de kendilerine “Maocu” demekle Maoist olamam›fllard›r. Her ne kadar yemin billah “Maocu olduklar›n›”, “bugüne kadar bafllar›na ne bela geldiyse, Mao’yu kavramad›klar›ndan” geldi¤ini ileri sürseler de, her cümlede bir “Maocuyuz” demekle de yine “Maocu” olamam›fllar ve onu kavrayamam›fllar-

d›r. Tersine, Mao’yu putlaflt›rma havas›na giriyorlar. Bir zamanlar E. Hocac›lar, bütün hatalar›n kaynaklar›n› “Maoculuktan kurtulamad›¤›m›z”, “Maocu etkilerden kaynaklan›yor” vb. gibi laflarla kendi oportünistliklerini gizlemeye çal›fl›rlarken, günümüz MKP’si de tersi bir aç›dan söyleyerek, kendini “temize” ç›kard›¤›n› san›yor. Sonradan dönmelerin, yeni durumlar›n› kabullendirmek için geçmifllerine küfür etmekten çekinmedikleri ve yeni oportünist k›l›f› gizleme pahas›na, iyice oportünizmin bata¤›na sapland›klar› da bilinmez bir durum de¤ildir. MKP’N‹N M. SUPH‹ TKP’S‹ ELEfiT‹R‹S‹ ÜZER‹NE Mustafa Suphi TKP’sine yönelik baz› haks›z elefltiriler getiren MKP, araflt›rma zahmetine dahi girmeden PKK ve baz› Kürt ulusalc›lardan ald›¤› “ulusal sorun” ile ilgili elefltirileri aynen kabul etmifle benziyor. Siyasi ukalal›¤› ve “büyük teorisyenli¤i” hiç kimseye kapt›rmaya niyeti olmad›¤›n› belli eden MKP teorisyenleri, neden-


se uluorta elefltirileri “Maoizm” olarak iflçi s›n›f›na ve emekçilere “do¤ru” olarak göstermeye çal›fl›rken, Mao’nun; “araflt›rmayan›n söz hakk› olamaz” önermesini ise kendileri için geçerli saym›yorlar. TKP/ML tarihini “entrikalar tarihi” olarak göstermek için büyük gayretler içine giren MKP’nin sonradan görmüfl teorisyenleri, M. Suphi TKP’sini de içinde bulundu¤u koflullardan kopararak ve daha önemlisi de hiçbir araflt›rma zahmetine girmeden, olmayan da¤arc›klar›ndaki bilgileri “bilgi” gibi sunmaya çal›flm›fllar. ‹flte bir kaç örnek: “Yani 50 y›ll›k sosyal flovenizm ve Kemalizm hayranl›¤›nda M. Suphi TKP’sinin pay› oldu¤unu görmezden gelemeyiz. En az›ndan flunu söyleyebiliriz: E¤er 1920 TKP’sinin program›nda UKKTH’n›n yan›s›ra Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakk› diye bir aç›l›m yer alm›fl olsayd›, Yoldafl Kaypakkaya’n›n do¤ru bir flekilde mahkum etti¤i sosyal floven düflünceler 50 y›l boy vermezdi.” (TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne, Bu Tarih Bizim, sf. 13) Ve devam ediyor: “Örne¤in bir Ermenilerden söz edilirken Kürtlerden söz edilmemesi, görülmesi ve elefltirilmesi gereken politik bir hatad›r.” (agb, sf. 13) “Sadece Ermenilerden söz edildi¤ini”, “Kürtlerden ise söz edilmedi¤ini” ileri süren MKP teorisyenleri, ya hiç araflt›rmam›fllar ya da görmezden gelerek, al›flk›n olduklar› gibi, kulaktan dolma bilgiler ile do¤ruyu yakalad›klar›n› san›yorlar. Oysa, daha TKP’nin kurulufl aflamas›nda Türkiye’de yaflayan bütün uluslardan s›kça söz edil-

di¤i gibi, Kürtlerden de söz edilmektedir. Belirtmek gerekiyor ki; TKP’nin o dönemde Ermenilerden daha “s›k” söz etmesi ise, o günün koflullar›na özgü bir durumdur. Çünkü 1915-18 Ermeni katliam› yeni olmufl, Türkiye ve uluslararas› alanda en çok konuflulan ve tart›fl›lan bir sorundur. Bugün nas›l ulusal sorunda Kürt sorunu daha çok tart›fl›l›yorsa, TKP’nin kuruldu¤u dönemde ise Ermeni sorunu öne ç›km›flt› ve o tart›fl›l›yordu. Ayr›ca, unutmamak gerekir ki, “Kurtulufl Savafl›” s›ras›nda Kürtlerin önemli bir kesimi Kemalistler ile birlikte hareket etmifltir. 1925’e kadar bu destek sürmüfltür. O günün özgül koflullar›n› gözard› ederek elefltirmek, MLM bir yaklafl›m olamaz. Bütün bunlara karfl›n TKP’nin 1. Kongresi’nde kabul edilen program, her konuda ML bir programd› ve ayr›ca parti program›nda ulusal soruna, yani UKKTH’na özel bir yer verilmifltir. Mete Tuncay’›n “Türkiye’de Sol Ak›mlar-1 (1908-1925) ve (1925-1936) –2 adl› araflt›rmalar›nda belgelerle ortaya konmaktad›r. Bu konuda bugüne kadar en ciddi araflt›rma oldu¤u için biz de bu araflt›rmadan al›nt›larla, MKP teorisyenlerinin yan›ld›¤›n› ve bilinçli bir çaba ile olay› çarp›tt›klar›n› ortaya koyaca¤›z. TKP’nin 10 Eylül 1920 y›l›nda kurulufl kongresinde M. Suphi bir konuflma yapar ve programa on maddelik bir ek daha yap›lmas›n› önerir ve bu öneri kabul edilir. ‹flte, M. Suphi’nin 1. Kongre’nin “Dördüncü, Beflinci, Alt›nc›” oturumlar›nda M. Suphi’nin yapt›¤› uzun bir konuflmadan k›sa bir al›nt›: “Türkiye’de yaflayan Rum,

Ermeni, Kürt milletlerinin ma¤dur s›n›flar›n› da Etnik Eterya, Taflnak veya Bedirhan teflkilatlar›ndan ay›rarak, menfaat ve maksad› müttehid bir s›n›f halinde hem dahili tüfeylilere, hem de istilac› harici kuvvetlere karfl› birlefltirip ayakland›rmak vazifesiyel mahmuldür.” (M. Tuncay, Türkiye’de Sol Ak›mlar-1, (1908-1925) sf. 296, BDS yay›nlar›, 1991) TKP, program›nda “Federal Cumhuriyetler”i koymufl ve buna itiraz edenler olunca M. Suphi, bu itirazlara yan›t vermifltir ve peflinden ise Ahmet Cevat Yoldafl, aynen flunlar› söylemifltir: “Her millet gibi Araplar, Kürtler, Bulgarlar da ne suretle yaflayacaklar›n› kendileri takdir ve tayin edeceklerdir. Federasyonu Rusya kabul etti¤i gibi biz de kabul etmeliyiz. Bu prensibi, yaln›z biz de¤il, bütün milletler kabul etmelidir. Ancak bu prensip sayesindedir ki befleriyet vasi bir aile halini alabilecektir. (Madde aynen kabul edilmifltir)”. (age, sf. 302) Bu konuflmalar›n ve TKP’nin program›na konan UKKTH’n›n ne anlama geldi¤ini anlamayan MKP teorisyenleri, bunlar› da yeterli görmüyorsa, bizim söyleyece¤imiz bir fley olamaz. Yine de biz TKP’nin 1. Kongresinde yap›lan baz› konuflmalardan buraya aktarmaya devam edelim: “Nazmi Yoldafl, Kürt, Arap ve sair anas›r›n emperyalizm siyasetine kurban oldu¤unu ve yerli mütegalip fl›hlar ve reisler elinde mazlum ve ma¤dur yaflad›¤›n› tasvir ettikten sonra, diyor ki; “iflte arkadafllar, alem-i siyasette meflhur fiark Meselesi budur.” Ve devamla:

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

43


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

44 “Nazmi Yoldafl fiark meselesini burjuvazinin halledemeyece¤ini, ve halletmek istemedi¤ini ve ancak fiark› parçalayarak fakir halk› kendisine esir etmekten baflka bir maksat takip etmedi¤ini ...” “Bunun ancak bir sureti-i halli vard›r. Bu meseleyi meydana ç›karan burjuvazinin y›k›lmas›, s›n›fi ve siyasi tahakkümün mahv› ve Türkiye’de içtimai ink›lab›n inkiflaf› ve flura hükümetinin kurulmas›! Yaflas›n Türkiye Sosyalist fiuralar Hükümeti” (Alk›fllar)” (age, sf. 291) Bir partinin de¤erlendirilmesi, o partinin program›nda yer alan görüfllerle ele al›n›r. Programda yer almayan görüfllerin programda var gibi sayarak elefltirmeye çal›flmak, bilimsel bir tutum olmamas› bir yana, devrimci dürüstlük ilkesi ile de bir iliflkisi yoktur. MKP teorisyenlerinin M. Suphi TKP’sine yaklafl›m› da dürüstçe bir tav›r olmam›flt›r. Onlar, kendi kafalar›nda bir flato oluflturmufllar ve ona sald›r›yorlar. Oysa, TKP’nin 1. Kongre program› ML bir programd› ve ulusal ve sömürgeler sorununa yaklafl›mlar› da Bolflevik anlay›fl ve ilkelerden farkl› de¤ildi. Küçük burjuva oportünist MKP, kendi geçmifline duydu¤u piflmanl›ktan hareketle, M. Suphi TKP’si ve TKP/ML tarihine yaklafl›m-

lar›nda inkarc›l›k ve tahrifatç›l›kta s›n›r tan›mam›fllard›r. TKP 1. Kongre’sinde kabul edilen Program›n “Din ve Milliyet”ler bölümünden bir al›nt› daha alal›m: “7- T.K.F. muhtelif milletlere mensup ink›lapç› amele ve rençber s›n›flar› aras›ndaki eski düflmanl›klar› kald›rmak için afla¤›daki en kat’i çarelere giriflir: (elif) Dil ve hars nokta-i nazar›ndan her milletin tam hürriyetini temin ve bu itibarla bir veya di¤er millete mahsusu olan her türlü imtiyazlar› ilga eder. (be) T.K.F. hükümet teflkilat›nda muhtelif milletlere mensup amele, rençber fluralar cumhuriyeti teflkilini kabul ve “hür milletlerin hür ittihad›” esas›nda olmak üzere federasyon usulünü tercih eder. (pe) F›rka, amele ve rençber s›n›flar› da tamamen ayr› ve müstakil yaflamak ceryanlar›na kap›lm›fl olan milletlerin aras›nda kanl› nizalar ç›kmas›na yer vermemek için bu gibi meselelerin “plebisit” usulüyle: Umumi reye müracaatla haline delalet eder.” (age, sf. 316) TKP, daha birinci Kongre öncesi Haziran 1920 y›l›nda Ankara’da yay›nlad›¤› TKPMK imzal› 25 maddelik “TKP Umumi Nizamnamesi”nde fluna yer vermektedir: “15- Türkiye Komünistleri

milletlerin serbest-i inkiflaf›n› tan›r ve her milletin mukadderat›n› tayin meselesini o millete tevdi eder”. (age, sf. 252) Görüldü¤ü gibi, belgeler, M. Suphi TKP’si konusunda MKP’yi yalanl›yor. Burada söylenmesi gerekenler söylenmifltir. Bunlar› anlamayanlara ve “Kürt sorununa de¤inilmemifl” diyenlere bizim diyece¤imiz, Leninist ulusal sorundan haberi olmayan ya da onun yerine ulusal burjuva çözümleri programda görmek isteyenlerin, bunu da göremeyince ulusal burjuva etiketli elefltirileri getirenlerin “itirazlar›” olarak kabul etmektir. Maalesef, MKP teorisyenlerin TKP’nin 1. Kongresi’ne bak›fllar› da böyle olmufltur. Yani, Kürt ulusal burjuvazisinin bak›fl aç›s›n› MLM bak›fl aç›s› olarak kitlelere sunmaya çal›flm›flt›r. Yeni kurulmufl bir KP’den her fleyi dört dörtlük ve her konuda düflüncelerinin yaz›l› olarak sunmas›n› beklemek, mükkemmelliyetçilikten öte, koflullar› gözard› eden burjuva elefltiricili¤idir. 1920’de kurulan TKP kurulur kurulmaz ML bir programa sahip olmufltur ve ona komünist niteli¤ini veren de o programd›r. TKP’nin Kemalistleri “yanl›fl” de¤erlendirmesi anlay›fl› da yanl›flt›r. O günün koflullar› dikkate al›nd›¤›nda Kemalistlerin


45 mak olur. Subjektif MKP teorisyenleri “görmeliydi” diyor. Çünkü kendileri o günün koflular›nda yaflamad›klar› için, flimdi çok rahat konufluyorlar. Bunlar, “ay›p” kaçmasa, 1895 y›l›nda ölen Engels için de serbest rekabetçi kapitalizmin “emperyalizm” aflamas›na dönüfltü¤ünü görmeliydi diyecekler. MKP teorisyenleri, her f›rsatta Komüntern’i de elefltirmekten geri durmuyorlar. Ve “hatalar›n” kayna¤›n› flöyle dile getiriyorlar: “Bu temel hatalar, partinin (kast edilen TKP -bn-) programatik çerçevesinin, genel stratejik siyasal çizgisinin sakatlanmas›na, önemli zay›fl›klar içermesine yol aç›yordu. Ki bu hatalar sadece, M. Suphi ve önderli¤indeki TKP ile s›n›rl› de¤ildi. Komüntern, SBKP ve önderleri

sinde “yanl›fl” varm›fl, bunlar al›nt› olarak ortaya konulur. Ayr›ca TKP’nin program›ndaki “hatalar” Lenin ve Stain’e de mal edilemez. E¤er “hatal›” görülen anlay›fllar Lenin ve Stalin’de varsa tabi. Ne var ki, bu “hatalar›n” ne oldu¤unu MKP teorisyenleri al›nt›lar ile gösterme yerine, söyleyip geçmekle yetinmifller. Bu teorisyenler her halde; “Biz hata var diyorsak hata vard›r” demek istiyorlar ve fazla “kurcalamam›z›” istemiyorlar, anlafl›lan. Bunlar da, Mülteci ABD/RCP’in çok büyük teorisyen önderinin Komüntern’e getirdi¤i Troçkizm k›rmas› elefltirileri aynen kabullenmifl olmal›lar ki, al›nt› bile göstermeye gereksinim duymam›fllar. Ayn› belgede ve yukar›daki al›nt›n›n devam›nda, MKP flunlar› söylüyor,

Kaypakkaya’n›n TKP/ML’yi kurdu¤u koflullarda Türkiye’nin durumunda büyük farkl›l›klar var. Bunlar› dikkate almadan her iki partiyi k›yaslamak yanl›fl olaca¤› gibi, Kaypakkaya’n›n Kemalistleri de¤erlendirmesini M. Suphi TKP’sinden beklemek sapla saman› birbirine kar›flt›rmak olur. TKP’nin yeni bir parti olmas› ve ülke içinde güçlü örgütlülük a¤›na sahip olmamas›, iflçi s›n›f›n›n a¤›rl›kta oldu¤u bölgelerin iflgal alt›nda olmas›, TKP’nin k›sa zamanda güçlenmesinin de önündeki engeller olarak belirmiflti. TKP’nin kuruldu¤u koflullarda “Türkiye”nin durumu ile Kaypakkaya’n›n TKP/ML’yi kurdu¤u koflullarda Türkiye’nin durumunda büyük farkl›l›klar var. Bunlar› dikkate almadan her iki partiyi k›yaslamak yanl›fl olaca¤› gibi, Kaypakkaya’n›n Kemalistleri de¤erlendirmesini M. Suphi TKP’sinden beklemek sapla saman› birbirine kar›flt›r-

Lenin ve Stalin yoldafllar›n da hatalar›yd›.” (‹deoloji, Marksizm, Leninizm, Maoizm, MKP 1. Kongre Belgeleri –1, sf. 10) Tart›fl›lan TKP, M. Suphi TKP’si ise, bu partinin 1. Kongre program›nda hangi “yanl›fl” varm›fl o ortaya konmal›yd›. “Kürt ulusal sorunun”da “yanl›fl var” diyorlard›, bunun öyle olmad›¤›n› yine yukar›da TKP’nin 1. Kongre raporlar›ndan al›nt›larla gösterdik. Genel bir söylemle “hata var” demek, sorunu elefltirmek anlam›na gelmiyor. Bu tür elefltiriler ucuz elefltirilerdir. TKP’nin program› “12 fas›la ve 49 maddeden “ olufluyordu. Bu program›n nere-

“Kaypakkaya yoldafl, komüntern ve Lenin-Stalin yoldafllar›n ne bu hatalar›na ne de örne¤in; yoldafl Mao’nun Stalin’e yöneltti¤i di¤er elefltirilerdeki Stalin’in hatalar›yla bir hesaplaflma, aç›k elefltirilerle ideolojik meydan okuma durumunda olamad›. Kimi eserlerin o dönemler henüz çevrilmemifl olmas› gibi gerekçelerden bahsedebiliriz, ama bu yeterli de¤ildir. Zira, Do¤u Perinçek komünter’in ve Lenin-Stalin yoldafllar›n ölümsüz, bilimsel ö¤retilerine de¤il, tali düzeydeki hatalar›na dayanarak, Kemalistsosyal floven çizgisini aklamaya çal›fl›yordu. Önder Kaypakka-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

gerçek niteli¤i daha net olarak ortaya ç›kmad›¤› gibi, Kemalistlerin çeflitli taktikleri de, gerçek yüzlerinin k›sa zamanda görülmesini de engellemifltir. Sahte TKP’yi kuran, 1. enternasyonalin 2. Kongresi’ne (1921) kat›lmaya çal›flan, “bolflevikleri” “dost” gördü¤ünü söyleyen ve M. Suphi ve arkadafllar›n› davet eden Kemalistleri, TKP daha ilk Kongresinde net olarak de¤erlendiremezdi. Ayr›ca, Türkiye içinde (o günkü koflullarda Türkiye’nin net bir s›n›r› da yoktu) mücadele eden ve kendine komünist diyen ya da Bolfleviklerin program›na ve devrimine sahip ç›kan birçok grup vard› ve “Yeflil Ordu” gibi “toprak devrimini savunan çevreler vard›. Ve ayn› zamanda Kemalistler, iktidarlar›n› daha pekifltirmedikleri gibi, ülkenin birçok yeri iflgal alt›ndayd›.


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

46 ya, komüntern ve önderlerinin hatalar›n›, o dönem de görebilirdi, elefltirebilirdi. Kan›m›zca ya otoriteye karfl› gelmeme, ya da hatalar› görüp anlayamama durumu söz konusuydu.” (agb-1, sf. 10-11) Böylesi bir yaklafl›m, D. Perinçek’in etkisi alt›nda kalarak, onun yaklafl›m›n› do¤ru görerek, Lenin, Stalin ve Komüntern’e mal ederek elefltiriye kalk›flmakt›r. MKP teorisyenleri için her fley kesin ve net! “Kaypakkaya görmeliydi”, “elefltirmeliydi” vb. Ne yaz›k ki, Kaypakkaya “görememifl”, “anlayamam›fl”, ama MKP’nin kül yutmaz, hata kabul etmez önderleri an›nda hatalar› görmüfller ve elefltirmifller. Bunlar›n gözünden ne Lenin’in, ne Stalin’in hatalar› kaçmayaca¤› gibi, bunlarda “otoriteye” tapma diye bir fley de yok “mufl”. Haks›zl›k etmemek için söyleyelim, MKP teorisyenlerinin Komüntern konusunda tek tan›d›¤› otorite, ABD/RCP’nin önderi Bob Avokian. Yukar›da da belirtti¤imiz gibi, MKP teorisyenlerinin “bilimsel” da¤›rc›klar›nda mekan ve koflul yok. Düz bir mant›k silsilesi içinde hareket ettikleri için, “görmeliydi”, “bilmeliydi” keskin belirlemelere gidebiliyorlar. Yeni kurulmufl bir Parti’den ve o partinin önderi ya da önderlerinden her konuya an›nda de¤inmelerini bekliyorlar. TKP/ML tarihine yaklafl›mlar› olsun di¤er sorunlara karfl› yaklafl›mlar› olsun, her fleyi kendi koflullar› içinde ele alma yerine, sonuçtan hareket ederek, do¤ruya varmaya çal›flt›klar›n› san›yorlar ve bu da onlar› bilinçli bir çarp›tmaya kadar götürüyor. Fakat, bunlar, kendilerine karfl› bu kadar “ac›mas›z” ve “ilkeli” de-

¤iller. “Kendilerini açt›klar›n›”, “geçmifl hatalar›ndan ar›nd›klar›n›” söylemelerine karfl›n, baz› konularda geçmifllerinden daha da geriye gittikleri gibi, darbecilikten, “Maoizm’e daha s›k› sar›lma” kisvesi alt›nda yar›-Troçkizme bir evriliflin oldu¤unu da maalesef görememifllerdir. MKP’den bir baflka inci daha: “Kaypakkaya ve kurucu önderi oldu¤u TKP(ML), M. Suhpi önderli¤indeki TKP’nin komünist miras›n›n savunucusu ve onun yeni nitel bir aflamaya ulaflt›r›larak yeniden yarat›lmas›d›r.” (agb-1, sf. 11, abç) MKP teorisyenleri o denli subjektif ve abart›l› ki, nerede duracaklar›n› ve kulland›klar› kavramlar›n ne anlama geldi¤ini dahi bilmiyorlar. Bir fleyin “nitel” olarak bir baflka fleyden farkl› olmas›, o iki fleyin ayn› anlam› tafl›d›¤›n› ve ayn› içerikte oldu¤unu göstermeyece¤i gibi, ortada nitel olarak ya da öz olarak iki farkl› fleyin oldu¤unu gösterir. Önce bir noktay› tekrar belirtelim: MKP her ne kadar darbeci TKP(ML)’yi Kaypakkaya’n›n kurdu¤u parti olarak gösterse de, bu partinin Kaypakkaya’n›n kurdu¤u TKP/ML ile bir iliflkisi yoktur. Ve elefltirimize bafllayal›m: Kaypakkaya’n›n kurdu¤u TKP/ML ile M. Suphi TKP’si aras›nda nitel bir fark yok. Her fleyden önce komünizmi savunma aç›s›ndan, iflçi s›n›f› önderli¤indeki devrimi, s›n›flar› ve s›n›f mücadelelerini, asgari ve azami program› savunma aç›s›ndan olsun fark yoktur. ‹kisi de ML normlar temelinde ve o normlar› kendilerine rehber edinmifllerdir. K›sacas› TKP’nin program›, komünist program oldu¤u gibi TKP’den 52 y›l sonra kurulan TKP/ML’nin programa

tekabül eden programatik görüflleri de komünist bir niteli¤e sahiptir. Elbette her iki parti de bire bir ayn› de¤ildi ve olamazd› da. TKP/ML, kendini TKP’nin program›yla s›n›rl› tutmay›p, onu gelifltirmifl ve kuruldu¤u koflullar›n özgüllü¤ünü, kendi dünya görüflüne yans›tan bir partidir. Bu her iki parti aras›na “nitel” bir fark koymak, bir öncekinin komünist olmad›¤› anlam›na gelir. Her niceli¤in içinde bir nitelik oldu¤u ile KP’leri aras›ndaki “nitelik farklar”›n ayn› fleyler olmad›¤› bilinmelidir. MKP’N‹N MARKS‹ZME GET‹RD‹⁄‹ “AVRUPA MERKEZC‹L‹K” SUÇLAMASI ÜZER‹NE KISA B‹R DE⁄‹N‹ ‹flçi s›n›f› bilimi Marksizm; felsefe, ekonomi politik ve ütopik sosyalizmin geliflti¤i ve birleflti¤i alanda ve bu alanlardaki düflüncelerin elefltirileri üzerine yeflerip bir bilim haline gelebilirdi. Bu temel olgular›n olmad›¤› bir yerde iflçi s›n›f›n›n bilimi de bir bilim olarak gelifltirilemezdi. Bu ba¤lamda, Alman felsefesi, ‹ngiliz ekonomi politi¤i ve Frans›z ütopik sosyalizmin geliflti¤i yer olan Avrupa’da geliflti ve oradan bütün dünyaya yay›ld›. Marksizm’in ç›kt›¤› kayna¤a bakarak Marksizm’i de “Avrupa Merkezci bir düflünce ak›m›” saymak, Marksizm’in evrensel bir düflünce olmad›¤›n›, evrensel bir düflünce olarak ç›kmad›¤›n› itiraf etmektir. Gerçekleri ters yüz etmek ya da Avrupa Burjuvazisinin vahflili¤ine sald›r›rken, Avrupa’dan ç›k›p, bütün dünyaya yay›lan iflçi s›n›f›n›n evrensel düflüncesini de basitlefltirerek, elefltirilmesi gereken ideolojiyi elefltirmek yerine, iflçi s›n›f›n›n bilimsel dünya


görüflüne olan düflmanl›¤› d›fla vurmakt›r. Marksizm’i “Avrupa Merkezci” bir düflünce tarz› olarak göstermeye çal›flanlar, Troçkistler ve Marksizm’i revize etmeye çal›flan MKP gibi küçük-burjuva oportünist ak›mlard›r. Marksizm’in ortaya ç›k›fl›, proletarya ile burjuvazinin, ezenler ile ezilenler, aras›ndaki antagonist çeliflmenin ve kapitalist üretimdeki anarflinin bir sonucu olarak ç›km›flt›r. Toplumsal sistemde bu olgular›n ortaya ç›k›fl›ndan sonra bilimsel sosyalizm, iflçi s›n›f› ile burjuvazi aras›ndaki s›n›f savafl›m›n›n kaç›n›lmaz bir sonucu oldu. ‹flçi s›n›f›n›n biliminin yarat›c›lar› Marks ve Engels bir baflka zamanda de¤il, böylesi koflullarda ortaya ç›kabilirlerdi. Onlarda burjuvazi ile iflçi s›n›f› aras›ndaki uzlaflmaz karfl›tl›¤›n, yani s›n›f mücadelesinin bir ürünü olarak ortaya ç›kt›lar. Engels’in de belirtti¤i gibi, sosyalist bilimin ortaya ç›k›fl› bir “deha” sorunu olmaktan öte, burjuvazi ile iflçi s›n›f› aras›ndaki k›yas›ya süren s›n›f mücadelesinin bir sonucudur. Burada, bir an›msatma da bulunmakta da yarar var. “Marksizm Avrupa Merkezci” anlay›fl›, ABD tekelci burjuvazisinin bilinçli olarak yaymaya çal›flt›¤› bir propaganda olarak ortaya ç›km›fl ve bu düflünce baz› ayd›nlar taraf›ndan gelifltirilerek “Marksizm’de Avrupa’dan ç›kt›¤› için, o da kötüdür” biçimine bürünmüfl ve bunun teorisi yap›lmaya çal›fl›lm›flt›r. ABD kaynakl› ücretli teorisyenlerden yar›-sömürge ülkelerdeki az ücretli ya da kapitalizmin bunaltt›¤› bohem ayd›nlar›n›n bunal›ml› dünyalar›n›n “imdad›na” yetiflmifltir.

“Avrupa Merkezcilik” denince ne anlafl›ld›¤› ya da ne anlam yüklendi¤i ise, bunu ileri sürenler taraf›ndan net olarak ortaya konmam›flt›r. E¤er bu adland›rma bat› burjuvazisinin anlay›fl› olarak ele al›n›yor ve dünyan›n medeniyet merkezi buras› ilan ediliyorsa, bu burjuvazinin s›n›fsal karakteristi¤i gere¤i kendine biçti¤i ve di¤er halklar› küçümsedi¤inin bir sonucudur. Kapitalizmin ilk geliflti¤i, burjuva devriminin ilk gerçekleflti¤i yer olarak ele al›n›yorsa, bu bir gerçekli¤in onaylanmas›d›r. Ancak, MLM’ler hiçbir zaman burjuva medeniyeti denilen sömürü ve egemenlik medeniyetini kabul etmedi ve onun gerçek içeri¤ini ortaya koydu¤u gibi, soruna s›n›fsal aç›dan yaklaflt›. Marks ve Engels o günkü koflullarda, Bat›’dan bir devrim beklerken, devrim Rusya’da gerçekleflti. Lenin ve Stalin, devrimin merkezinin “Do¤uya-Asya’ya” kaym›flt› diyorlard›. Yine Mao; “Do¤u Rüzgar› Bat› Rüz-

gar›n› alt edecektir” derken, devrim f›rt›nas›n›n hangi yönden geliflti¤ine iflaret etmifltir. Yani, Yar›-sömürge ülkelerde geliflen s›n›f mücadeleleri emperyalist burjuvaziyi yenece¤ini hakl› olarak söylemifltir. Marksizm’i “Avrupa Merkezci” diye göstermeye, yani onu Avrupa Burjuvazisi ile eflitlemeye çal›flanlar, iflçi s›n›f›n›n dünya görüflünü bilinçli olarak manipüle etmektedirler. Kedine “Maoist” diyen MKP ad›ndaki küçük burjuvazinin temsilcisi örgüt de, hiç gecikmeden Lenin, Stalin ve Komüntern’i, “Avrupa merkezcilikle” suçlayanlar›n kervan›na kat›lm›flt›r. Bunlar, “‹deoloji: Marksizm, Leninizm, Maoizm” adl› ideolojiler ortakl›¤› yaz›lar›nda flunlar› söylüyorlar: “Lenin Ekim devriminden sonra bile, Avrupa iflçi s›n›f›n›n ve oradan gelecek devrime inanmaya devam ediyordu. Sosyalizm ve savafl eserinde “onlar mutlaka yard›m›m›za gelecekler” diyordu. 3. Enternasyonal bu dönemlerde olufltu.” (MKP 1. Kongre Belgeleri-1, sf. 129) O günün koflullar›nda Lenin’in ve di¤er Bolfleviklerin Avrupa’dan devrim beklemesinin yanl›fl taraf› nerede? Biliniyor ki, Almanya’da devrim kap›n›n efli¤indeydi. Bunlar›n söylemek istedi¤i, Lenin de dahil Komüntern’in yar›-sömürge ülkelerdeki iflçi s›n›f›n› ciddiye almad›klar›, umutlar›n› emperyalist ülkelerdeki iflçilere ba¤lad›klar›, ama yan›ld›klar›d›r... Bu görüfller yeni de¤il. Özellikle Troçkist ve anti-MLM ak›mlar›n s›kça gündeme getirdikleri burjuva tarih analizlerinin birer yans›malar›d›r. Ve bu

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

47


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

48 görüfller, kendini “Maoist” k›l›f› ad› alt›nda gizleyerek Troçkist ak›m›n temsilcisi ve ABD iflçi s›n›f›yla hiçbir organik ba¤› olmayan USA-RCP (ABD Devrimci KP)nin görüflleri oldu¤u komünistler aç›s›ndan sakl› de¤ildir. Ne var ki, Lenin’in Ekim Devrimi s›ras›nda Avrupa iflçi s›n›f›na güvenmesi ve devrim beklemesi subjektif de¤il, nesneldi. Almanya iflçi s›n›f› bütün ihanete karfl›n ayaklanm›fl ve büyük bir katliam ile bast›r›lm›flt›. Küçük burjuva “Avrupa Merkezci”li¤ine karfl› küçük burjuva do¤u oryantalizmini öne ç›karanlar, o günün özgül koflullar›n› görmezden gelerek, teori yapmaya çal›fl›yorlar. Herfley kendi koflullar› içinde de¤erlendirilmesi gereken MLM abc’sidir. Teorisyenlerimiz kendilerini “temize” ç›karmak için bu en yal›n bilimsel gerçekli¤i görmezden geliyorlar. Marks ve Engels de ‹ngiltere ve di¤er Bat›’n›n kapitalist geliflmifl ülkelerinden devrim bekliyordu. Yan›lm›fllar m›yd›? Hay›r! O günün koflullar›nda böyle bir yaklafl›m do¤ruydu. ‹flçi s›n›f›n›n yok denecek kadar az oldu¤u sömürge ya da yar›-sömürge ülkelerinden devrim beklenemezdi. Çin ve di¤er ülkelerdeki devrimci mücadelenin geliflmesi de Rus Ekim Devrimi’nden sonra geliflmifltir. Ekim Devrimi’nin “Do¤u Halklar›” üzerindeki etkiyi ve oralarda mücadeleyi gelifltirici –ideolojik-siyasal ba¤lamda- görmezden gelenlerin varaca¤› yer inkarc›l›k, subjektivizm ve nihayetinde küçük burjuvazinin anti-MLM görüfllerinin güzergah›d›r. TKP/ML gibi bir örgütün sayg›n mücadele tarihini lekelemeye çal›flanlar›n, inkarc›l›kta nerede duracaklar› belirsizdir.

Bir kere pandoran›n kutusunun kapa¤› aç›lm›flt›r. MKP aç›s›ndan ideolojik erozyonun getirdi¤i inkarc›l›¤›n dura¤› da belirsizdir. Ve bundan hareketle, flunlar›; “... Kafkasya’da “Türk-‹slam dünyas› birli¤i” motifleriyle bat› emperyalizmine tutum al›p, milliyetçi çizgi Sovyetleri do¤al olarak kayg›land›rd›. Sovyetlerin devletler aras› antlaflmalar› bu kayg›lardan muaf de¤il.” ( agb, sf. 136) söyleyebiliyorlar. MKP’li revizyonistlerin referans ald›¤› yer “Roy” ve Roy’un an›lar›na dayanarak “S›rlar”› yazan “Gazi Mustafa Kemal”in Y. Küçük’ü olmas›n! Troçkistlerin ve kimi küçük burjuva düflüncelerin Lenin ve Stalin’e getirdikleri elefltirileri, “MLM” bak›fl aç›s› olarak piyasaya sürmeye çal›flan küçük burjuva MKP teorisyenleri, devrim s›ras›nda Bolfleviklerin emperyalist kuflatmaya karfl› izledi¤i takti¤in “yanl›fl” oldu¤unu ileri sürerek, emperyalistlerin ve gericilerin devrimi bo¤ma u¤rafllar›n› gözard› etmekte bir sak›nca görmüyorlar. “Avrupa merkezci görüfl aç›s›, bafl›ndan beri dünya komünist hareketinin önemli bir problemiydi.” (agb, sf. 127) “... Bafl›ndan beri” dedikleri, Marksizmin ilk ortaya ç›k›fl›ndan beri anlam›ndan baflka bir anlama gelmeyen bu cümlede ortaya konulan çok aç›k. Marksizmi “Avrupa Merkezci” olarak suçlamakt›r. Ülkemizde Çetin Altan’dan tutun da Attila ‹lhan ve “Özgür Üniversite Forumu” dergisinde yazan baz› yazarlara kadar olan kesimin Marksizme yönelttikleri elefltiriler de böyledir. Ayr›ca, uluslararas› alanda da bu yönlü burjuva elefltiriler eksik de¤ildir. ‹flte bir burjuva demokrat ay-

d›n›n benzer görüflleri: “... Enternasyonal Marfl›’›ndaki ‘Esirler Dünyas›’, XX. yy’da ‘aya¤a kalkm›flt›’; yüzy›l›n temel çeliflkisi, her ne kadar Liberalizm’le Sosyalizm, Bat› Bloku ile Do¤u Bloku aras›nda görünüyorsa da, asl›nda Mazlumlar’la (Sömürge Halklar›) Zalimler (Emperyalizm) aras›ndayd›; baflat çeliflki buydu! E¤er Karl Marks ve Friedrich Engels, - Modern Sosyalizm’in bu iki ‘baba’s›bunu görememifl; o yüzden, ‹flçi s›n›f› ile burjuvazi aras›ndaki çeliflkinin a¤›r basaca¤›n› söylemiflse; bu onlar›n, dünyay› Avrupa’dan ibaret sayan, ‘Avrupa/merkezci’ görüfllerindendi!”(Attila ‹lhan, Cumhuriyet Gazetesi, 4. Nisan 2003, Avrupa Bas›m›. aç A.‹) MKP teorisyenleri ile A. ‹lhan’› bu konuda ayn› güzergahta buluflturan fley, ikincisinin Marksizme inanmamas›, birincisinin ise ikincilerden etkilenmesi ve eklektizme düflmesidir. Ve bu yaklafl›m onlar›, Marksizmi, kimi küçük burjuva ayd›nlar› gibi “Avrupa Merkezci” olarak suçlamaya kadar götürmüfltür. Bunlar›n, “Marks-Engels’in teorisi bilimseldi” demeleri ise, kendilerine oportünist manevra alan› açmak içindir. ‹flte ispat›: “Komüntern’in ilk kurulufl y›llar›na kadar, Avrupa merkezli devrim beklentisi devam etmiflti. Sömürge ve yar›-sömürgelerin dünya devrimi için stratejik önemi yeterince görülememiflti. Beklenen devrim gelmeyince önemsenmiflti. Fakat bu, Mao gibi bilinçli bir önemseme, nitel bir ilerleme de¤ildi.” (agb, sf. 135 –abç-) Marks ve Engels Avrupa’dan neden devrim beklediyse, Lenin’de 1905’lerden sonra ad›m


ad›m o gerekçelerle bekledi. O süreçte bir baflka yerden devrim beklemenin bir emaresi olmad›¤› gibi, devrimin koflular› da henüz olgunlaflmam›flt›. Esas olarak, 1917 Ekim Devrimi’nden sonra sömürge ve yar›-sömürgelerde iflçi partileri do¤du ve devrimci mücadeleler geliflmeye bafllad›. Lenin bunu net olarak belirtir. Bu yaklafl›m “Avrupa merkezci” bir yaklafl›m de¤il, o günün nesnel koflullar›n›n bir ürünüdür. MKP teorisyenlerinin “Mao gibi bilinçli bir önemseme, nitel bir ilerleme de¤ildi” demeleri ise, hem Lenin yoldafl›n görüflleri ve Ekim Devrimi’nin do¤urdu¤u uluslararas› rolü inkar etmek ve üzerinde atlamak, hem de verili koflullardan hareket etmeyen ve Lenin ile Mao’yu karfl› karfl›ya getiren sol oportünist, inkarc› bir yaklafl›md›r. Bunlar›n s›k s›k Mao’ya “yeni yeni nitel” yak›flt›rmas›nda bulunmas›, sonradan dönmelerin marifetleri oldu¤unu belirtmifltik. Oysa, Mao 1926’lardan itibaren Marksizmle ilgili yaz›lar yazmaya bafllam›flt›r. Ya da bu tarihten sonra yazd›klar› Mao’nun eserlerinde yer alacak niteliktedir. Lenin’in ulusal sorun ve sömürgeler sorununa yaklafl›m› aç›k oldu¤u gibi, Mao’da ondan esinlenmesi de aç›kt›r. Yine bu “büyük teorisyenlerden” bir inci daha: “Marks, Engels, görece refah›n ‹ngiliz iflçi hareketindeki etkisini, “proletaryan›n sat›n almak” sözleriyle tahlil etmifllerdi. Lenin bu fikri derinlefltirdi. Mao nitel olarak daha da ileriye gitti.” (agb, sf. 134 –abç-) Nedense, Lenin, Marksizme “katk›” yap›yor ya da “ilerletiyor”, ama Mao, “nitel” olarak ileri götürüyor. Sonradan dönmelerin marifetleridir bunlar.

Marksizmin bilimsel ustalar›n› karfl› karfl›ya getirme, birini di¤erinden daha üstün gösterme çabalar›. Bunlar›n söz konusu “belgeleri”nde, Lenin “katk›” yapm›flt›r, Mao ise onu “nitel olarak ileriye” götürmüfltür. Mao, hep “nitel” katk› yap›yor, di¤erleri ise sadece “katk›” yap›yor. Lenin’in bu tür sonradan dönmeler –Plehanov- için aktard›¤› bir Rus atasözünü bizde buraya aktaral›m: “Tanr›ya dua etmeye zorland›klar›nda yere o kadar gayretli e¤ilen insanlar vard›r ki, al›nlar›n› parçalarlar.” Bu sonradan görme ve dönme “teorisyenler”, böyle yapmakla Mao’yu yücelttiklerini san›yorlar. Tersine onu küçültmeye çal›fl›yorlar. Ayn› Lin Biao’nun Mao’ya yapt›klar› gibi. Ve Mao, Lin Biao’nun kendisiyle ilgili abart› sözlerine karfl› flunlar› söylemiflti: “çabuk gö¤e ç›kar›lanlar, çabuk yere düflerler.” Bunlar›n Mao’ya karfl› yapt›klar› da Lin Biao vari gibi bir fley desek yeridir. ‹flçi s›n›f› hareketiyle ilgili Lenin’in Marksizme katk›lar› bilinen bir gerçek. ‹flçi s›n›f› aristokrasisi ile ilgili Mao Lenin’i tekrarlam›flt›r. Bu konuda Marksizme çok özel ve yeni bir katk›s› olmam›flt›r. Maoizm derken, her fleyi yerli yerinden kullanmak en do¤rusudur. Tersi bir durum, Mao’yu ML normlardan uzaklaflt›rmak olur. MKP teorisyenleri de, Mao’yu ML ilkelerden uzaklaflt›rmaya çal›fl›yorlar. Subjektivizmin abart› dünyas›nda dolaflan MKP’nin çok bilgili” teorisyenleri “nitel aflma” sözünü çok sevmifl gözüküyorlar. Lenin ve Stalin’de ise bu konularla ilgili “nitel” yok, katk› ve daha ileriye tafl›ma var. Stalin, Leninizm konusunda flunlar› söylüyor: “Tam gerçek fludur ki, Leni-

nizm, yaln›z Marksizmi canland›rmakla kalmad›, Marksizmi, kapitalizmin ve proletaryan›n s›n›f mücadelesinin yeni koflullar› içinde gelifltirerek, ileriye bir ad›m att›. “Öyleyse Leninizm nedir?” sorusunu sorduktan sonra, Leninizm’i flöyle tan›ml›yor; “Leninizm, emperyalizm ve proletarya devrimi ça¤›n›n Marksizmidir. Daha tam söylemek gerekirse, Leninizm, genel olarak proleter devrimin teori ve takti¤i, özel olarak proletarya diktatörlü¤ünün teori ve takti¤idir. ...” “‹flte bundan dolay› Leninizm, Marksizmin yeni koflullarda geliflmesidir” (Stalin, Leninizm’in sorunlar›, sf. 10-11, Sol yay›nlar›) ‹flte, soruna ve Marksizm’e katk›ya Stalin gibi yaklaflmak gerekiyor. Çok abart›l› fleyler, abart›lan› yüceltmez, onu iflçi s›n›f› ve ezilen halklar›n gözünde küçük düflürür. Yukar›da da söylemifltik, ideolojik erozyonun son dura¤› neresi olacak, belli de¤il. Dogmatik, düz bir mant›kla hareket edenlerin, o günün somut koflullar›n› bilince ç›kararak hareket etmeleri de söz konusu olam›yor. “MLM” ideolojisine sahip ç›kt›¤›n› söyleyen küçük-burjuva MKP’de her türlü anti-MLM ak›m›n MLM getirdi¤i elefltirilerden etkilenmekten kendini kurtaram›yor. Ayr›ca bu konuda, Lenin, SE, C.6, sf.127’de –‹nter yay.bak›labilir. E¤er bunlar da yetmez ve çevirilerde yanl›fll›klar var deniyorsa, Almanca Cilt 27, sf.113 ve Cilt 24, sf. 70’den de bak›labilir. Kaypakkaya’n›n parti ismiyle ilgili Lenin’den aktard›¤› al›nt› ise, SE, C. 6, sf. 127, ‹nter yay›nlar›’nda vard›r.

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

49


50

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

PRACHANDA ‹LE NEPAL HALK SAVAfiININ BUGÜNKÜ DURUMU ÜZER‹NE

Halk Savafl› Nepal halk› için kurtuluflun, özgürlü¤ün, bar›fl›n, ilerlemenin bayra¤› ve yaflam yolu olmufltur. Saflardan birisi öldü¤ü zaman Nepalli kitlelerin büyük o¤ullar› ve k›zlar›, ülkenin ve halk›n kurtuluflu için savaflmak üzere s›raya girmektedir. Nepalli kitleler, kendini adama, ba¤l›l›k, cesaret ve fedakarl›kla kurtulufllar› için düflüncenin spesifik halkas›n›n bir biçimi olarak Prachanda Yolu’nu gelifltirdi. Yedi y›ll›k süreçte, Halk Kurtulufl Ordusu “Prachanda Yolu”nun özel askeri strateji ve taktiklerini gelifltirdi ve iflte bunun için de Halk Savafl›n›n zaferi kesindir.

Aç›klama: Bilindi¤i üzere Nepal Komünist Partisi (Maoist) ile Nepal gerici devleti aras›nda süren görüflmeler ve ateflkes, bir süre önce tamamen bozulmufltu. Bu konuda Maoist Haber Bülteni’nin 15 Eylül 2003 tarihli 4. say›s›nda NKP(M) Genel Sekreteri Yoldafl Prachanda ile yap›lan afla¤›daki röportaj, Nepal’deki Halk Savafl›n›n bugünkü durumunu ve ateflkes ve görüflme sürecinin nas›l bozuldu¤unu daha yak›ndan kavrayabilmek aç›s›ndan önem tafl›yor. Yoldafl, ateflkesin ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndan, ülkedeki politik ve askeri durumu nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Bunu biraz açar m›s›n›z lütfen? Eski devletin halk›n kendi gelece¤i üzerinde s›n›rs›zca karar verme hakk›n› kabul etmeyi reddetmesinden sonra, ülke bir kez daha politik ve askeri bir yüzleflmeye do¤ru yol al›yor. Partimizin ve halk›n, bar›flç›l ve ileri dönük politik bir çözüme ulaflmak için harcad›¤› ciddi çaba, yabanc› emper-

yalist müdahale ve eski devletin ulusal teslimiyetçi tutumu yüzünden baflar›s›z oldu. Böylece gerçek egemenlik, ülkenin özgürlü¤ü ve halk›n bar›fl ve ilerleme arzusunun, emperyalistlerin yetifltirdi¤i ve besledi¤i bu gerici feodal devlete karfl› kararl› bir savafl vermeksizin baflar›ya ulaflamayaca¤› aç›k hale geldi. Yaln›zca do¤ru bir fikir olan nesnel gereklili¤in anlafl›lmas›yla bugünün politik ve askeri pozisyonu yarat›labilir. Say›s›z gerçekler ve olaylar, eski feodal devletin kitlelerden politik ve askeri olarak koptu¤unu a盤a ç›karm›flt›r. Eski devletin politik ve askeri olarak varl›¤›n› yabanc› emperyalist güçlerin esas olarak da Amerikan emperyalistlerinin ideolojik ve askeri deste¤i ile sürdürdü¤ü bir gerçektir. Bugün yaln›zca Nepalli kitleler için de¤il, tüm dünya için de aç›kt›r ki; eski devletin iktidar makam›ndaki tüm makyaj de¤ifliklikleri: stratejik planlama, e¤itim, kraliyet ordusunun araç gereç ve fiziksel ihtiyaçlar›n›n


gelifltirilmesi, emperyalistlerin kontrolü alt›nda ve onlar›n direktifleri ile olmaktad›r. Bu gerçekli¤i dikkate alarak eski feodal devleti, emperyalist güçlerin kuklas›, sözde kraliyet ordusunu ise kraliyet Amerikan ordusu olarak adland›r›yoruz. Bu sonuç Amerikan büyükelçisinin son aç›klamas›yla daha da sa¤lamlaflm›flt›r. Büyükelçi, “e¤er içerdeki ordu birleflirse aç›k ve d›flar›dan askeri bir müdahaleye gerek kalmayacak” diyerek Amerika’n›n Nepal’de süren müdahalesini gözler önüne sermifltir. Yukar›daki gerçekler; Nepal’de bir iç savafl fleklinde varolan politik ve askeri çat›flma, eninde sonunda emperyalist güçlere karfl› sürdürülen ulusal bir savaflt›r. Ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›ndan sonraki politik ve askeri durum, iç savafl ve ulusal kurtulufl savafl›n›n birbirine geçti¤i spesifik bir duruma do¤ru gelifliyor. Tarihin bu hassas an›nda, Nepalli tüm yurtsever halk, ulusal ba¤›ms›zl›k

ve demokrasi u¤runa birleflmelidir. Dünyada kitlelerin birlik ve direnifline karfl› dayanacak hiçbir güç yoktur. Ateflkesin ve görüflmelerin bozulmas›n›n arkas›ndaki ana sebepler nelerdir? Yönetici devlet sizi ateflkesi tek tarafl› olarak bozmakla suçluyor. Gerçeklik nedir? Ateflkes ve diyalog yönteminin ana hedefi ileri dönük çözümü oluflturmak ve bar›flç›l yollarla ülkenin temel problemlerini çözmekti. Yedi y›ll›k iç savafl›n arka plan›nda, politik bir çözüm olarak gerileme ve statüko önermek, asl›nda yönetici s›n›f›n problemlerin derinli¤ini anlayamad›¤›n› yans›tmaktad›r. Bunu biz, kesin bar›fl için ve politik çözüm olmaks›z›n veya bir anlam› olmayacak bir görüflme u¤runa görüflme yöntemi içine girmeden önce netlefltirmifltik. Bu yüzden halk›n egemenli¤ini sa¤layabilmek için görüflmelerin 1. raundunda sorumluluk duygusuyla en alt seviyede bir gündem ve esneklik sunduk. Fa-

Sözde Konsept Yaz›s›yla eski devlet taraf›ndan yap›lan bu aptalca ve savafl k›flk›rt›c› istek, asl›nda yabanc› emperyalist güçler, esas olarak da Amerikan emperyalistleri taraf›ndan dikte edilmiflti. Bu gerçek bir dizi olayla a盤a ç›kt›. Bundan dolay› bu, ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndaki ilk ve en önemli sebebidir. kat eski devlet, görüflmeleri politik krizi çözme arac› olarak de¤il, kendi gerici devletini sa¤lamlaflt›rma f›rsat› olarak kulland›. Ancak bizim tutarl› ›srar›m›z ve bask›m›zdan sonra, eski devlet görüflmelerin 3. raundunda “Konsept Yaz›s›” sundu. Ancak bu, onlar›n feodal bask›c›

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

51


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

52 politikalar›n› yo¤unlaflt›rmaktan baflka bir amaç tafl›mad›klar›n› aç›kça ortaya ç›kard›. Onlar yaln›zca bizim halk›n gerçek egemenli¤ini sa¤lamak için bilimsel ve demokratik bir metot olarak anayasal kongre önerimizi reddetmekle kalmad›lar; utanmazca Halk Kurtulufl Ordusunun silahlar›n› teslim etmesini bu suretle aptalca bizden onlardan önce teslim olmam›z› istediler. Sözde Konsept Yaz›s›yla eski devlet taraf›ndan yap›lan bu aptalca ve savafl k›flk›rt›c› istek, asl›nda yabanc› emperyalist güçler, esas olarak da Amerikan emperyalistleri taraf›ndan dikte edilmiflti. Bu gerçek bir dizi olayla a盤a ç›kt›. Bundan dolay› bu, ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndaki ilk ve en önemli sebebidir. Ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndaki ikinci hassas ve önemli neden, gerçekte kraliyet Amerikan ordusu haline gelen sözde kraliyet ordusunun davran›fllar›d›r. Feodal saray ve emperyalist güçlerin hizmetindeki paral› grup, asl›nda hiçbir zaman ateflkesi ve davran›fl kodunu uygulamad›. Ateflkes ilan›, görev yapmadaki bask›c› tarz›nda ve emperyalizmin direktifleri alt›nda savafl haz›rl›¤›nda hiçbir de¤ifliklik getirmedi. Ateflkesin ruhuna ve davran›fl koduna karfl› keyfi kontroller, tutuklamalar, yurtsever ve devrimci savaflç›lar›n katledilmesi, devriyeler, istihbarat toplama gibi faaliyetler bu dönemde yükselmeye bafllad›. Ayn› zamanda, görüflmelerin 3. raundu sürerken, 19 kadro ve kitlemizin yakaland›ktan sonra vahflice katledildi¤i olay yafland›. Biz, kraliyet ordusunun bu tür tav›rlar›n› fliddetle protesto etti¤imizde bile, eski devlet onlar› korumak için yaln›zca

gizli anlaflmalar yapt›. Bu yüzden eski devlet için görüflmelerin anti demokratik faaliyetlerinin gizlenmesi ve zaman kazanmak için bir hile anlam›na geldi¤i aç›kt›r. Ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndaki üçüncü neden; Halk Savafl›n›n gerçek gücünü ve son yedi y›lda kazand›¤› politik gücü anlayamayan

Ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›n›n ard›ndaki üçüncü neden; Halk Savafl›n›n gerçek gücünü ve son yedi y›lda kazand›¤› politik gücü anlayamayan gerici s›n›f›n s›n›f bak›fl›d›r. Bizler, ülkemiz için bar›flç›l ve ileri dönük bir çözüm sa¤lamak üzere tarihi sorumluluk duygusuyla görüflme yöntemine girmifltik. Fakat gerici s›n›flar›n (eski devletteki güçten k›r›nt› koparmak için mücadele eden) çeflitli klikleri bafllang›çtan beri kendi ç›karlar› aç›s›ndan, hakk›m›zda her çeflit uydurma haberler yay›yorlard›. gerici s›n›f›n s›n›f bak›fl›d›r. Bizler, ülkemiz için bar›flç›l ve ileri dönük bir çözüm sa¤lamak üzere tarihi sorumluluk duygusuyla görüflme yöntemine girmifltik. Fakat gerici s›n›flar›n (eski devletteki güçten k›r›nt› koparmak için mücadele eden) çeflitli klikleri bafllang›çtan beri kendi ç›karlar› aç›s›ndan, hakk›-

m›zda her çeflit uydurma haberler yay›yorlard›. Bu tür propagandalar›n aras›nda en dikkat çekenleri flunlard›: “Maoistlerle saray güçleri aras›nda gizli ittifak var”, “Parlamenter politik partileri ortadan kald›rmak için iki silahl› güç aras›nda gizli anlaflma var”, “Art›k aç›k bir parti olarak Maoist Parti’nin savafla dönmesi mümkün de¤ildir”, “Geçici hükümet Maoist Parti liderli¤inde di¤er politik gruplar› d›flar›da b›rakarak kurulacak” vb. Büyük parlamenter gruplar›n dahi tenezzül etti¤i bu iftira kampanyas› bir yanda, gerici s›n›fsal bak›fl›n Partimizin ideolojik, politik ve askeri özelliklerini ve gücünü hiçbir zaman anlayamayaca¤›n› kabul ettirdi; di¤er yandan görüflmelerde y›k›c› bir rol oynad›. Yukar›da sayd›¤›m üç ana sebebi de¤erlendiren herkes, ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›ndan kimin sorumlu oldu¤unu anlayabilir. Sizin de ifade etti¤iniz gibi, Amerika ve birçok di¤er ülke modern silah ve cephane takviye ederek, onlara ekonomik ve lojistik destek sa¤layarak, e¤itim ve stratejik yön vererek kraliyet ordusuna yard›m ediyor. Dünyadaki ülkelerin hiçbirisinin size yard›mc› olmad›¤› böyle bir durumda, halk ordunuzun bu savafl› kazanaca¤›na nas›l inanabiliyorsunuz? Dünya emperyalist güçlerinin, sözde kraliyet ordusuna aç›ktan ilgi ve destek göstererek yapt›klar› müdahale, onun içindeki en ufak feodal ulusalc›l›k k›r›nt›s›n› da ortadan kald›rd› ve onu kraliyet Amerikan ordusuna çevirdi. Sözde kraliyet ordusunun kraliyet Amerikan ordusuna bozulmas›, halk ordusunun baflar›s› için nesnel ve bilimsel temeldir. Yaln›zca ulusal teslimi-


yetçilerin icazetçileri veya savafl›n do¤as›n›, yasalar›n› ve tarihini kavrayamayanlar bu tür do¤rular› da kavrayamazlar. Halk Savafl›, emperyalist müdahaleye ve uluslar›n› ipotek eden hainlere karfl› savaflan yurtsever ve demokratik güçlerin bayra¤› haline gelmifltir. Ve zafer, bu tarihi gerçekte yatmaktad›r. Halk Savafl› Nepal halk› için kurtuluflun, özgürlü¤ün, bar›fl›n, ilerlemenin bayra¤› ve yaflam yolu olmufltur. Saflardan birisi öldü¤ü zaman Nepalli kitlelerin büyük o¤ullar› ve k›zlar›, ülkenin ve halk›n kurtuluflu için savaflmak üzere s›raya girmektedir. Nepalli kitleler, kendini adama, ba¤l›l›k, cesaret ve fedakarl›kla kurtulufllar› için düflüncenin spesifik halkas›n›n bir biçimi olarak Prachanda Yolu’nu gelifltirdi. Yedi y›ll›k süreçte, Halk Kurtulufl Ordusu “Prachanda Yolu”nun özel aske-

savafl, yabanc› ülkelerden gelen hiçbir yard›m sözkonusu olmadan yürütülmektedir. Di¤er yandan “kraliyet ordusu” taraf›ndan yabanc› emperyalist ülkelerin deste¤i ve idaresi ile Nepalli kitlelere karfl› yürütülen savafl haks›z savaflt›r. Tarihte, her zaman ve her yerde, haks›z savafl ezen yönetici az›nl›k s›n›f taraf›ndan yürütülürken, hakl› savafl ise halk›n temsilcileri taraf›ndan yürütülür. Ezen s›n›f›n haks›z savafl›, silahlar›n ve teknolojinin gücü üzerinden yürütülürken, ezilen s›n›flar›n hakl› savafl› do¤ru ideolojinin gücü ve halk›n iflbirli¤i ile yürütülür. Haks›z savafl üzerinde galip gelecek olan›n eninde sonunda hakl› savafl olaca¤› tarihsel olarak kan›tlanm›fl bilimsel bir gerçektir. Yedi y›l önce Halk Savafl›n›n bafllang›ç sürecinde 2 veya 4 güçsüz silaha bile sahip de¤ilken Halk Savafl›n›n böylesi bir

ri strateji ve taktiklerini gelifltirdi ve iflte bunun için de Halk Savafl›n›n zaferi kesindir. Tarihten günümüze verilen tüm savafllar hakl› veya haks›z savafllar kategorisine girerler. Bugünkü koflullarda, Partimizin liderli¤i alt›nda yürütülen Halk Savafl›, hakl› bir savaflt›r; çünkü ulusal egemenli¤ini ve özgürlü¤ünü kazanmak için halk taraf›ndan yürütülmektedir. Ve bu

düzeye ilerlemesinin ard›ndaki yasa budur. Savafl›n yürütülmesi yönteminde, silahl› polisten birkaç silah ele geçirmeyi baflard›k. fiu an kraliyet ordusundan otomatik silahlar› kald›ran silahlar bunlard›r. Böylece George Bush taraf›ndan Nepal halk›na bask› yapmak için gönderilen silahlar, emperyalizme karfl› yönelecek Nepal halk›n›n eline ulaflacakt›r.

Askeri örgüt aç›s›ndan, yedi y›l önce askeri biçimin bafllang›ç döneminde yaln›zca birkaç silahl› grup ve milis gücümüz vard›. Bugün Do¤u ve Bat› bölgesi oluflumlar› dizeyine ulafl›lm›flt›r. 7 y›ll›k süreç içinde 2 bölge, 7 tugay ve 19 taburun oluflturulmas›, Nepal Halk Savafl›n›n özelliklerini yans›tmaktad›r. Benzer flekilde, yüz bin güçlü halk milisinin oluflturulmas› Nepal Halk Savafl›n›n bir baflka özelli¤idir. Yüz binlerce insan›n s›n›f, kast, ulusal, dinsel, cinsiyet sorunlar› etraf›nda Halk Savafl›na seferber edilmesi, bu savafl› kazanmak için güçlü bir zemin sa¤lamaktad›r. Kesinlikle, halk savafl›ndaki bu büyük ilerleme o kadar kolay elde edilmedi. Bunun için Nepal halk›n›n alt› binden fazla yüce o¤ullar› ve k›zlar› k›ymetli yaflamlar›n› feda ettiler. Binlercesi, düflman kamplar›n›n karanl›k hücrelerinde ortaça¤ uygulamalar›yla yüz yüze. Yüzlerce kad›n kraliyet Amerikan ordusunun ellerinde barbarca tecavüze ve iflkenceye u¤rad›. Bugün hiç kimse Nepalli kitlelerin kan› ile oynayarak feodal de¤erleri korumay› ve eski devletin makam›n› iflgal etmeyi hayal etmeye bile cüret edemez. fiimdi hiç kimse, bu tarihsel yönelimi durduramayacak. Nepal halk› yaln›zca kralc› güçlerin de¤il, parlamenter güçlerin oynad›¤› kirli oyunlar›n fark›ndad›r. Ayn› flekilde onlar flimdi, Amerikan emperyalizmin ve di¤er emperyalist güçlerin gücünü abartarak halk›n bilincinde korku yaratmaya çal›flan gerici ve revizyonist korkaklar›n ahlaks›z oyunlar›n› da biliyorlar. Bunlara bak›l›rsa, Amerika Irak’a kocaman ordusunu yerlefltirmesine ra¤men Irakl› kitleleri de içine almak için yapt›¤› dizayn›n bafla-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

53


PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

54

r›s›z olmas›ndan sonra bile Irak’ta bafllat›lan halk savafl› yoktur. Böylesi bir zeminde Nepal halk›n›n içinde oldu¤u bir Halk Savafl›n›n Amerikal›lar taraf›ndan silahlarla kontrol alt›na al›naca¤›n› ummak zavall› bir rüyad›r. Emperyalistler ve gerici yöneticilerden destek almasa da, bugün dünya halklar› Nepal’deki Halk Savafl›na her gün daha fazla seslerini ve desteklerini vermektedirler. Nepal Halk Savafl›n›n fikirleri ve yapt›klar› çürümüfl ve faflist emperyalist dünya düzenine yeni bir alternatif sistem olarak ba¤›ms›z flekilde durmaya bafllamaktad›r. Ateflkes ve görüflmelerin bozulmas›ndan sonraki mevcut askeri strateji ve taktikleri somut olarak anlatabilir misiniz? Ateflkesin son bulmas›ndan sonraki olaylar› nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Partinin tüm askeri strateji ve taktiklerinin detaylar›n› hemen söylemek güvenlik aç›s›n-

dan mümkün de¤il. Tüm askeri strateji ve taktikler, bugünkü stratejik denge aflamas›ndan stratejik sald›r›ya geçifl için haz›rl›¤›n hedeflerine dayanmaktad›r. Taktiksel aç›dan, varolan halk ordusu; düflman›n nabz›n› ölçme, onu yorma ve merkezileflmifl sald›r›ya zemin haz›rlamak için ilk olarak ve merkezileflmemifl direniflle ilerliyor. Halk Kurtulufl Ordusu’nun bu hedefine destek olmak için ulusal ve uluslararas› kitle seferberli¤i bafllat›lmaktad›r. Ateflkesin bozulmas›ndan flimdiye kadarki olaylar›n incelenmesi üzerine Halk Kurtulufl Ordusu’nun olumlu sonuçlar›yla küçük ama stratejik yerlere sald›r› bafllatabilece¤i aç›kça söylenebilir. fiehirlerde ve Terai bölgesinde s›n›rda gündüz vakti, baflar›l› ve cesur komando sald›r›lar›; da¤l›k bölgelerde ve köylerde düflman›n büyük askeri birliklerine karfl› hareketli savafl ve çeflitli pusu yöntemlerinde düflmanla

sürekli çarp›flma, düflman› yorma teknikleridir. Sözde Savunma Bakanl›¤› taraf›ndan bafllat›lan kas›tl› dezenformasyonun aksine Halk Kurtulufl Ordusu, direniflin daha çok bafllar›nda askeri araç ve gereçlerin sakland›¤› büyük bir gizli yer buldu. Örne¤in, Rolpha’da Halk Kurtulufl Ordusu, 150 civar›nda personeli olan düflman› kuflatarak 8’ini öldürdü ve di¤er 15-16’s›n› yaralad›. Ayn› zamanda çok say›da M-16 silah› cephanesi ve lojistik malzeme ele geçirmeyi baflard›lar. Bu olayda 4 Halk Kurtulufl Ordusu savaflç›s› da yaflam›n› yitirdi. Fakat ayn› olay Savunma Bakanl›¤› taraf›ndan tam aksi yönde propaganda edildi. Konu bafll›¤›m›z› de¤ifltirmeme izin verin! Mevcut uluslararas› durumla Nepal Halk Savafl› aras›ndaki iliflkilere nas›l bak›yorsunuz? fiehirli ayd›nlar›n mevcut uluslararas› durumda Halk Savafl›n›n bafla-


55

r›l› olmas›n›n çok zor oldu¤u konusundaki kuflkular›n› nas›l gidereceksiniz? Bu, birçok insan›n devrimin gereklili¤i diyalektik gerçekli¤ini ve ka¤›ttan kaplanlar› gerçek kaplan olarak kabul etmelerine neden olan mevcut düflmanca uluslararas› durum içindeki olumlu durumu kavrayamamas›n›n sonucudur. 11 Eylül olay› sonras› Amerikan emperyalizmi sözde terörizme karfl› topyekün savafl ilan etti. Terörizmle savafl ad›na, ilk önce Afganistan’a ard›ndan Irak’a sald›rarak, etki alan›n› sa¤lamlaflt›rmak için stratejik bir plan yapt› ve flimdi de tüm dünyadaki ulusal kurtulufl, demokratik ve sosyalist hareketlere sald›r›yor. Amerikan emperyalizmi kendini dünyay› medenilefltirecek Mesih olarak ilan ederek, üçüncü dünya ülkeleri halklar›na kendi orman kanunlar›n› empoze ediyor. 11 Eylül olay›, tüm dünya halklar›n›n kan›n› ve al›nterini daha ac›mas›zca sömürmek için bir bahane sa¤lad›; çünkü yavafl ekonomik geliflme ve büyüyen iflsizlik problemi alt›nda sallan›yordu. “Gericiler

bir tafl›, ancak kendi ayaklar›na düflürmek için kald›r›rlar” özdeyifline uygun olarak, 11 Eylül sonras› uygulad›¤› strateji, kendi bo¤azlar›n› s›kma durumuna geldi. Afganistan’da ve Irak’ta geri çekilme olas›l›¤› olmaks›z›n bir batakl›¤a yakaland›lar. ‹srail ve Filistin aras›ndaki derin çeliflkiyi çözmek için ileri sürdükleri bar›fl›n sözde Yol Haritas› tamamen bozuldu. Ayn› flekilde, Hindistan ve Pakistan’› dengeleme maskesi alt›nda, iki ülkenin de pazarlar›n› ele geçirmek için bu iki ülkeye uygulad›¤› çifte standart asl›nda Amerika ile Hindistan aras›ndaki çeliflkiyi derinlefltirdi. Amerika’n›n, Çin’in bir parças› olan Tibet’te kar›fl›kl›k yaratma stratejisi koskoca Çin’i çok daha hassas yapmakta. Nepal’deki Halk Savafl›n› bast›rma ad›na silah yard›m› yapma ve böylece Hindistan ve Çin’i stratejik olarak kuflatma biçimindeki Amerikan manevras›, Nepal’in komflular› olan bu iki ülkeyi gittikçe daha çok rahats›z etmektedir. Yaln›zca bunlar da de¤il, ülkede yürüttü¤ü askeri manevra Rusya, Almanya ve Fransa ve di¤er

Avrupa ülkeleri gibi emperyalist ülkelerle aras›nda büyüyen bir çeliflki yaratmaktad›r. Emperyalist ülkelerle ezilen uluslar aras›ndaki temel çeliflki, tüm çeliflkilerin merkezi, günbegün patlama noktas›na gelmektedir. Tüm bunlar› yak›ndan gözlemledi¤imizde 11 Eylül sonras› elveriflsiz olan dünya flartlar›n›n nas›l elveriflli hale geldi¤i ortaya ç›kar. Dünyadaki bu çeliflkileri tan›yarak, Nepal Halk Savafl›n›n zaferi için uygun durum kullan›lmaya bafllanabilir. Bizler bugünün küresel durumunun yaln›zca Nepal Halk Savafl›n›n zaferini mümkün k›lmad›¤›n›; ayn› zamanda da onun dünya çap›ndaki önem ve itibar›na yeni boyutlar ekledi¤ine inan›yoruz. Bir süre önce Politbüro üyesi Yoldafl Chandra Prasad Gajurel’in (Yoldafl Gaurav) Hindistan güvenlik güçlerince Çenya havaalan›nda Avrupa’ya giderken tutukland›¤›n› aç›klad›n›z. Onun serbest b›rak›lmas› için ne gibi ad›mlar att›n›z? Politbüro üyemiz Say›n C.P Gajurel, Partimizin karar›na gö-

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

RR Kampüsünde bir kitle toplant›s›-13 fiubat 2003


56 lü¤üne düflkün Nepal halk›na bak›fl›n› da a盤a ç›karacak. Sonuç olarak, tüm demokratik örgütlerden, ayd›nlardan ve Nepal, Hindistan ve dünyan›n di¤er ülkelerindeki kitlelerden, Yoldafl Gajurel’in koflulsuz serbest b›rak›lmas› için seslerini yükseltmelerini rica ediyoruz. Yeniden ateflkes ve görüflmeler konusuna geri dönelim! Genel Sekreter Yoldafl, ateflkes ve görüflmelerin sona erdi¤ini ilan ederken, halk›n ç›karlar› için kap›lar› kapatmad›¤›n›z› ifade ettiniz. Gelecekte eski devletle görüflme olas›l›¤›n› nas›l görüyorsunuz? Savafl ve görüflmelerin bir arada yürümesi mümkün mü? Biz asla kimseyle görüflme

kalaca¤›m›z› ifade ettik. Fakat eski devlet bizimle ayn› fikirde de¤il. Öyleyse görüflme için geriye ne kald›? Eski devletle görüflme sorunu, onun hareketlerine ba¤l› olacak. Hala görüflme olas›l›¤›n›n olabilece¤i, halka kendi gelece¤ini belirleme hakk›n› vermeye haz›rlanmalar›n› sa¤lad›. Fakat bu yaln›zca kuramsal bir sorun. fiu an için böyle bir olas›l›k sona ermifltir. Bu arada, görüflmelerin yaln›zca ateflkes ilan›ndan sonra yap›lmas›n›n gerekli olmad›¤›n› aç›kl›¤a kavuflturmak gerekiyor. Görüflme çeflitli partilerle ve eski devletle savafl›n ortas›nda da yap›labilir. Temel nokta, ülkenin hakimiyeti halk›n temel ç›karlar› ve istekleri, ve de¤iflimin

Geçmiflte oldu¤u gibi, Gaurav’›n Nepal eski devletine teslim edilmesi tehlikesi var. Böyle bir durumda, Nepal’de, Hindistan’da ve dünya çap›nda Onun serbest b›rak›lmas›n› istemek önemli hale gelmekte. Onun serbest b›rak›lmas›, Nepal’e iade edilmesi veya yasal ifllemlerinin Hindistan’da sürdürülmesi Hindistan’›n, özgür-

kap›lar›n› kapamad›k ve gelecekte de böyle yapmayaca¤›z. Bizim direndi¤imiz konu, halk›n ç›karlar›na karfl› gizli anlaflma yapmak için görüflme yapma u¤runa masaya oturmak. Nepal’de üç köfleli politik çeliflki var. Bu yüzden biz, kendi kaderlerini tayin etmeleri için halka mutlak yetki verilmesini önerdik ve halk›n karar›na ba¤l›

gereklili¤i üzerinde asla uzlaflamayaca¤›m›zd›r. Nepal tarihinde ilk kez tüm toplumu çalkalayan, altüst eden ve dönüfltüren bu flanl› Halk Savafl›n›n tarihi öneminin kavranmas› ve anlafl›lmas› önemlidir. Emperyalist güçleri arkas›na alarak halk› yönetece¤ini hayal edenlerle görüflme yapmak mümkün de¤ildir.

PART‹ZAN 51/ A¤ustos-Eylül-Ekim 2003

re politikalar›m›z›n propagandas›n› yapmak üzere Avrupa’ya illegal yollardan gidiyordu. Fakat Çenya havaalan›nda tutukland›. Gajurel’in tutuklanma haberi Karargaha ulafl›r ulaflmaz, onun nerede oldu¤unu aç›kl›¤a kavuflturmak için Hindistan’a bir demeç yay›nland› ve ayn› zamanda uluslararas› kanallara bir baflvuru yap›ld›. Elde edilen tüm bilgiler, Yoldafl Gaurav’›n Parti politikas› ruhuna uygun olarak ifade verdi¤i idi. Gajurel’in serbest b›rak›lmas› sorusuna göre Hindistan hükümeti taraf›ndan flimdiye kadar serbest b›rak›lmad›. Bu arada Nepal eski devleti Hindistan hükümetine Yoldafl Gaurav’›n iade edilmesi için bask› yap›yor.


Dünya proletaryas›n›n ve ezilen halklar›n ölümsüz önderi

MAO ZEDUNG’U

Aram›zdan ayr›l›fl›n›n 27. y›ldönümünde

Sayg›yla an›yoruz

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 51  

Partizan Sayı 51  

Advertisement