Page 1


Gıda Işınlanması alanında Gamma-Pak, Çerkezköy’deki tesisinde sizlere hizmet sunmaya devam etmektedir.

Işınlanma Tesisi:

Merkez:

Organize Sanayi Bölgesi Gazi Osmanpaşa Mah. Sabancı C. No:6 59500 Çerkezköy - Tekirdağ/Türkiye Telefon: 90 (282) 726 57 90 Faks: 90(282) 726 51 78

Üretmen İş Merkezi Topcular Kışla C. No:89 A Blok Kat:1 No: 232 34055 Rami İSTANBUL Telefon: 90 (212) 567 63 55 Faks: 90 (282) 726 51 78


sayımızda tekrar buluştuğumuz sevgili okurlar, merhaba! Hepimizin büyük bir heyecanla adım attığı üniversite hayatında karşılaştığımız zorlukları göğüslememizde bizi bir adım öne taşıyan, hayallerimize ve hedeflerimize ulaşmamızda bize büyük kapılar aralayan Yıldız İşletme Kulübü ailesinin birer ferdi olarak çok büyük bir şans yakaladık. Ekip ruhunun, arkadaşlığın, fedakarlığın ve özverinin değerini çok genç yaşta bize öğreten Yıldız İşletme Kulübü’nün bu yıl 20. yaşını kutluyoruz. Kulübümüz için böylesine önemli bir senede Profil dergisinin yeni sayısının sorumluluğunu üstlendiğimiz için oldukça gururluyuz. Ufkunuzu genişletmek ve yaşamınızda karşınıza çıkabilecek her şeye farklı bir açıdan bakmanızı sağlamak için ekip olarak büyük fedakarlıklarda bulunarak dergimizi adına yakışır bir şekilde bir kez daha hazırladık. Amacınız doğrultusunda varış noktanıza doğru ilerlerken her biri için büyük emek verdiğimiz etkinliklerimizden, alanında uzman isimlerle yaptığımız röportajlara; sene içerisinde gerçekleştirdiğimiz eğlenceli söyleşilerden, hazırlarken ekipçe büyük keyif aldığımız yazılara kadar ilgi çekici birçok durakla karşılaşacaksınız. Yeni sayımızda içinizdeki kıvılcımın alevlenmesini sağlayacak girişimcilik hikayeleriyle, sanki oradaymışsınız gibi hissedeceğiniz gezi yazılarıyla ve her birinizde merak uyandıracak hayat hikayeleriyle sizi buluşturmayı amaçladık. Okurken bizimle aynı heyecanı duyacağınıza emin olduğumuz 17. sayımıza geçerken bu serüvende bizi yalnız bırakmayan ekip arkadaşlarımıza, 19. Dönem Yönetim Kurulu’na, dergimizin hazırlanmasında büyük rol oynayan Basın & Yayın Departmanı’na, hayalini kurduğumuz her ayrıntının yetenekleri ve yaratıcılıklarıyla hayata geçmesini sağlayan Grafik & Tasarım Departmanı’na teşekkürü bir borç biliriz. Okuyarak ve yazarak her zaman daha iyiye ulaşmanız umuduyla, keyifli okumalar!

Tugba Akçay

Profil Dergisi Editörü

Profil Dergisi Editörü

(

Alara Aslan


İÇİNDEKİLER 60 Öğrencilikten İş Hayatına

6 6 Yılın Yıldızları 12 Just in Case 16 CV’ni Güncelle 20 İşletme ve Ekonomi Zirvesi

24 Digital Z 28 Bizbize Söyşeşiler

30 Cem Yılmaz Söyleşisi 31

35 Sosyal Sorumlukuk Projeleri

38 MeetWork

62 Elif Berker Röportajı 66 Nevzat Aydın Röportajı

70 40 Adele Kariyer Panayırı 44 Prof. Dr. Bahri Şahin Röportajı 48

74 Elis Yılmaz Röportajı 76

Bir Hayata

48

80

Demografik Devrim - Evrim Kuran

82 Cathédrale Notre Dame de Paris

84 Emre Ulusoy Röportajı 88 Yapay Zeka 90

Ekrem İmamoğlu Sığdırılmış Başarı Tülin Özen Röportajı Öyküsü: Bohemian Röportajı

52 Kraliyet Yıldızları - Dinçer Güner

54

Yenal Gökyıldırım Tanışma Toplantıları Röportajı Tanışma Etkinliği

58 32 Mahmut Orhan Ayaküstü Kariyer Röportajı

Rhapsody

43

94 Özgürlükler Şehri: Amsterdam

96 Sina Afra Röportajı 100 Virginia Woolf


120 Chernobyl 1986

102 102 İlyas Yalçıntaş Röportajı

122 Deniz Duygu Röportajı 124 Ersay Üner Röportajı

104 FinalFour’19

126 Acun Ilıcalı Röportajı

106 Deren Öztürk Röportajı

128 Midilli Adası

110

132 Espor Nedir?

2019’un En İyi Yazılım Programlama Dilleri

112 Dr. Üstün Ezer Röportajı

134 Game Of Thrones’a Veda 138 Coco Chanel

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

134 140 Kaan Kural Röportajı 142 Kripto Para Nedir? 144 Orhan Veli Kanık 146 Sinema Rekorları 148 Orta AvrupaBalkanlar

116 Home Office’in Avantajları ve Dezavantajları

152 İnsanlığa Mektup

118 Pinhani Röportajı

154 2019’un Yaşattıkları

120

İŞLETME KULÜBÜ

Profil Editör Alara Aslan Tuğba Akçay Görsel Yönetmen Özgür Şen Berkan Arıkan Reklam & Sponsor Batuhan Buğra Gümüş Betül Eyüpoğlu Buse Damla Sarı Ecem Şimşek Ece Soylu Eda Bayrakcı Eda Özkan Elif Türk Emre Kolukısaoğlu Hande Yıldırım Furkan Bilgin İlknur Bozdoğan Kutay Coşkun Maşat Atdayev Tuba Sarıhan İmtiyaz Sahibi Doğukan Tekman Baskı Kültür Sanat Basımevi 0212 674 00 21


6 | Prof il’17


ETKİNLİK

Yıldız İşletme Kulübü tarafından 10 Ocak 2019’da düzenlenen ve bu yıl 17. kez gerçekleştirilen, “Türkiye’nin En Prestijli Öğrenci Ödülleri” olarak anılan Altınyıldız Classics Yılın Yıldızları Ödül Töreni’ne 500 Yıldızlı öğrenci ve birçok davetli katıldı. Yılın Yıldızları, 35.000 Yıldızlı öğrencinin oylarıyla seçilen ünlü isimleri Davutpaşa Kampüsü Kongre ve Kültür Merkezi’nde ağırladı.

Prof il’17 | 7


ETKİNLİK

2018’İN YILDIZLARI IŞIKLARIYLA DAVUTPAŞA’YI AYDINLATTI! Yıldız İşletme Kulübü tarafından 10 Ocak 2019’da düzenlenen ve bu yıl 17. kez gerçekleştirilen, “Türkiye’nin En Prestijli Öğrenci Ödülleri” olarak anılan AltınYıldız Classics Yılın Yıldızları Ödül Töreni’ne 500 Yıldızlı öğrenci ve birçok davetli katıldı. Yılın Yıldızları, 35.000 Yıldızlı öğrencinin oylarıyla seçilen ünlü isimleri Davutpaşa Kampüsü Kongre ve Kültür Merkezi’nde ağırladı.

Altınyıldız Classics sponsorluğunda bu yıl 17. kez düzenlenen gece maNga ve Ayşe Begüm Onbaşı’nın sahne performansıyla başladı. Geceye Burak Özçivit, Acun Ilıcalı, Şebnem Ferah, Kenan Doğulu, Cansu Dere, Mahmut Orhan, maNga gibi birçok ünlü isim katıldı. Gecenin sunuculuğunu yapan Jess Molho ve Mutlu Ulusoy Yıldız İşletme Kulübü’nün amatör ruhla profesyonel işler başardığının altını çizdi.

Altınyıldız Classics Yılın Yıldızları Ödül Töreni, Yıldız İşletme Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Gür’ün konuşmasıyla başladı. Konuşmasında İşletme Kulübü ailesi olarak iş ve kariyer alanında yaptıkları etkinliklerin yanı sıra Yılın Yıldızları Ödül Töreni’nin bu yıl 17. kez gerçekleştirmenin haklı gururunu yaşadıklarını belirterek katılımcılara ve Yıldız İşletme Kulübü ailesine teşekkürlerini sundu. Ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin, tüm davetlileri ve basın mensubunu selamlayarak konuşmasına başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin 107 yıllık bir çınar olduğu ve şu ana kadar 130.000 mezun verdiğinin altını çizerek çalışmalara özveri ve azimle devam edildiğinden, şu anda da hayata geçirilmekte olan proje ve faaliyetler olduğundan bahsetti. Konuşmasına Yıldız İşletme Kulübü’ne tebriklerini sunarak devam eden Şahin, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir teknik üniversite olmasına rağmen sosyal alanda da çok gelişmiş olduğunu belirtip ülkeyi geliştirecek yıldızlar yetiştirmeye devam edeceğini söyleyerek konuşmasını noktaladı.

8 | Prof il’17


ETKİNLİK

2018 Yılının En Beğenilen Müzik Grubu seçilen maNga, müzikle kendilerini ifade ettiklerini belirterek başladıkları konuşmalarında nisanda çıkacak yeni albümleri için bu ödülün bir motivasyon kaynağı olduğunu ve uğur getirmesini isteyerek konuşmasına son verdi. Ardından canlı performansıyla geceye muhteşem bir başlangıç yaptı. 2018 Yılının En Beğenilen İş Adamı seçilen Nevzat Aydın, “Farklı organizasyonlarda farklı ödüller alıyoruz ama öğrencilerden hem de köklü bir üniversitede okuyan öğrencilerden ödül almak bana çok gurur verdi.” dedi ve öğrencilere teşekkürlerini iletti. Alkışlarla sahneye çıkan Şebnem Ferah, ödülün Yıldız İşletme Kulübü’nden aldığı ilk ödül olmadığını söyledi. Sahnenin hala onun için bir şeyler ifade ettiğini belirten Şebnem Ferah, “Emeklerinize teşekkür ediyorum. Buraya gelmekten çok fazla keyif alıyorum çünkü genç arkadaşlarımın fazlasıyla tutkulu olduğunu düşünüyorum.” dedi. “O yüzden herkese çok teşekkür ederim.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. 2018 Yılının En Beğenilen Kanalı olan TV8 adına ödülü Acun Ilıcalı aldı. “Bu ödül törenine daha önce de katıldım ve bunlar benim motivasyonum oluyor.” dedi. Sözlerine, “Benim size ne yararım olacak diye sorarsanız, okumayın arkadaşlar. Şaka bir yana ben bugünlere geldiysem üniversitedeki arkadaşlıklarımın büyük katkısı var. Umarım seneye de burada olur, bu ödül törenine katılırım. Gerçekten bu işi Yıldız İşletme Kulübü çok iyi biliyor.” dedi ve teşekkürlerini iletti. 2018 Yılının En Beğenilen Dizi Oyuncusu Cansu Dere, “Ödül ve hissettirdiğiniz duygular için gerçekten çok teşekkür ederim.” dedi ve Şahsiyet’i yarattıkları için Hakan Günday ve Onur Saylak’a teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı. 2018 Yılının En Beğenilen Erkek Şarkıcısı Kenan Doğulu seçildi. “Öğretmek ve bu işe devam etmek istiyorum. Bu ödülü albümdeki arkadaşlarım için alıyorum.” diyen Doğulu, “Tekdüzelik müzikte yaygınlaştı ve bu beni üzen bir durum. Ben farklı işler yapmak istiyorum.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Prof il’17 | 9


ETKİNLİK

10 | Prof il’17

10 | Prof il’17


ETKİNLİK

İŞTE 2018 YILININ YILDIZLARI! Dergi: KAFA DJ: Mahmut ORHAN Kitap: Leyla ile Mecnun-Burak AKSAK İş Kadını: Oya ECZACIBAŞI İş Adamı: Nevzat AYDIN Erkek Şarkıcı: Kenan DOĞULU Kadın Şarkıcı: Şebnem FERAH Müzik Grubu: maNga Ekonomist: Gökhan ŞEN Erkek Tiyatro Oyuncusu: Genco ERKAL Kadın Tiyatro Oyuncusu: Tuba ÜNSAL Tiyatro Oyunu: Martı Sinema Filmi: Müslüm Erkek Sinema Oyuncusu: Burak ÖZÇİVİT Kadın Sinema Oyuncusu: Hazar ERGÜÇLÜ Erkek Dizi Film Oyuncusu: Kıvanç TATLITUĞ Dizi Film: Çukur Dizi Film Müziği: Toygar IŞIKLI-Çukur

Kadın Dizi Film Oyuncusu: Cansu DERE Show Programı: Oğuzhan Uğur’la P!NÇ Spor Programı: beIN FİNAL Haber Spikeri: Cem ÖĞRETİR Sporcu: Osman ÇAKMAK Kültür Sanat Programı:  Güneri Civaoğlu Şeffaf ODA TV Kanalı: TV8 Şirket: Yıldız Holding Reklam Filmi: Lipton-Konuşalım Artık Gazete: Hürriyet Sabah Haber Programı: Mesut Yar ile Bugün Sosyal Sorumluluk Projesi: İş Bankası81 İlde 81 Orman  Sivil Toplum Kuruluşu: TEMA Radyo Programı: Gazoz Ağacı Şarkı: Yanlış-Tuğçe KANDEMİR

Prof il’17 | 11


Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü tarafından daha önce 11 kere düzenlenen Ekmek Arası Kariyer etkinliği, iki yıldır yenilenen ismiyle ve inovatif uygulamalarıyla düzenlenmektedir. Öncü firmaların vaka analizleri ve işe alım simülasyonları ile 6-7-8 Kasım tarihlerinde Conrad İstanbul’da gerçekleşmiştir.


ETKİNLİK

COCA COLA

ING BANK

Just in Case’in ilk gününün birinci oturumu Coca Cola İnsan Kaynakları Uzmanı Semih Köseoğlu’nun kendisinden ve özgeçmişinden bahsetmesiyle başladı. Vaka çalışmalarının kişilerin belli durumlardaki davranış biçimlerini kavramaya yaradığını söyleyen Semih Bey; etkileme-ikna, zaman yönetimi, analitik düşünme, takım çalışması ve iletişimin önemini vurguladı. Katılımcılar takımlara bölündüler. Sunum zamanının gelmesiyle ekipler sırayla ellerindeki verileri açıklamaya başladılar ve soru sorup eleştirilerini yaptılar. Münazaranın bitmesiyle Semih Bey ve Begüm Hanım katılımcılara aslında beklediklerinin doğru iletişim olduğunu vurguladılar. Yapılan kurgunun geçen yılki işe alımlarda kullanılan kurgu olduğunu belirten Semih Bey, teşekkür ederek konuşmasını bitirdi. Günün ilk oturumu Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Oturum, ING Bank ekibinin kendini tanıtmasıyla başladı. ING Bank’ın yenilikçi bir banka olduğunu, günümüz teknolojisine ayak uydurduğunu ve ekip olarak rekabetten çok “Nasıl ortaklık yapabiliriz?” sorusu üzerine düşündükleri söylendi. Yapılacak çalışmanın 1 saat süreceği söylendi ve 4 ekip oluşturuldu. Katılımcılar belirlenen problem üzerinde çalıştılar. Verilen sürenin bitmesinin ardından Doğuşcan Bey kısa bir konuşma yaptı. İş hayatında da buradaki gibi farklı insanlarla mutabık kalınacağına ve yine buradaki gibi kısıtlı zamanda çalışılacağına değinmesinin ardından şirketin çalışmalarından örnekler verdi. Bugün yapılanın daha kapsamlısını kendilerinin 6 ayda yaptıklarını söyledi ve üzerinde çalıştıkları “Taksit Maksit” ve “Taşınmatik” adındaki 2 projeyi anlattı. ING Bank oturumu Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

GİTTİGİDİYOR

UNILEVER

TRENDYOL

GittiGidiyor oturumu, Dijital Pazarlama Müdürü Burak Arslan’ın sunumuyla başladı. Arslan, “Tutkuyla yapmadığınız bir işi yapmayın. Sadece gerçekten isteyin ve cesur olun.” diyerek mülakat örneğini başlattı. Amacın kişinin stres anında neler yaptığını görmek olduğunu ve ideal mülakat süresinin 30 dakika olduğuna değindi. “Mülakatta karşınızdaki kişi ne kadar üst düzey ise sizi o kadar zorlayacaktır. Genel bir anlatım sunmanız yeterlidir.” diyerek tavsiyeler verdi. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

İkinci günün birinci oturumu, Unilever’in katılımıyla gerçekleşti. Konuşmacılar sunumlarında Unilever’in kategorilerinden, 2020 yılındaki planlarından ve şirketin işleyişinden bahsetti. Unilever bünyesindeki markalar hakkında bilinmedik ve ilgi çekici bilgiler aktarıldıktan sonra konuşmacılar, katılımcıları gruplara ayırıp bir konu başlığı altında sunum çalışması yapmalarını istediler. Birinci olan gruba “Harvard Business Review’’ sayfasında bir yıllık üyelik hediye edildi. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Trendyol İnsan Kaynakları Uzmanı Büşra Saburlu, beş kişilik bir ekiple başlayan Trendyol’un hikayesine ve güçlü yatırımcılarla büyüdüğüne değinerek sunumuna başladı. Teknoloji ile her zaman her yerde en iyi alışveriş deneyimini yaratmak mantığıyla yola çıktıklarını ve takım çalışmalarına önem verdiklerini belirtti. “Mobilde lider şirket olarak görüyoruz kendimizi, bizim için önemli olan müşteri artışı.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. İkinci günün ikinci oturumu, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Prof il’17 | 13


ETKİNLİK

NESTLE

TÜRK TRAKTÖR

Nestle oturumu Neslihan Hanım’ın şirket hakkında genel bilgiler vermesiyle başladı. Nestle’nin yedi bin çalışanıyla şu anda 191 ülkede “Daha iyi ve sağlıklı hayat” mottosuyla var olduğu ve her gün bir milyar Nestle ürünü tüketildiği için gurur duyduklarını belirtti. “Her ay bir gün evcil hayvanlarımızla birlikte ofiste çalışıyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri ve müşteri memnuniyeti bizim için önemli.” diyerek sunumunu sonlandırdı. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

İnsan Kaynakları Uzmanı Elif Ecertaştan Türk Traktör’ün Türkiye’de Ar-Ge birimine sahip ilk şirket olduğunu belirtti. 2015’ten 2020’ye doğru açılan yelpazede şirketlerin beklentilerinde yaratıcılığın daha üst seviyede yer aldığını ama değişiklik gösterebileceğini, “Ar-Ge’de yaratıcılık üst planda olmalı, insan kaynaklarında ise duygusallığın daha fazla olması gerekir ve bunlar şirketlerin beklediği yetkinliktir.” sözleriyle özetledi. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

DENİZBANK

MAVİ

DenizBank oturumunda üniversite öğrencilerini üç gruba ayrıldı. Vaka hakkında bilgiler verildikten sonra analiz başladı. Her gruba sunum için onar dakika verildi. Sunumların hepsini başarılı bulduklarını söyleyen yöneticiler en etkili ve fark yaratan grubu seçerek tebrik etti. DenizBank olarak çeşitli staj imkanlarına sahip olduklarını, oldukça keyifli bir gün geçirdiklerini ve burada olmaktan mutluluk duyduklarını belirttiler. DenizBank oturumu Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Son günün ikinci oturumu Mavi’nin katılımıyla gerçekleşti. Öğrencilere “Bir aplikasyon çıkarıyorsunuz ve satışlar yapıyorsunuz. Detaylarıyla bir sunum hazırlamanız istendi. Ne yaparsınız?” sorusu yöneltildi ve ardından vaka analizine başlandı. Sonrasında gruplar analizlerini sundu. Mavi ekibi, “Sunumlarınız yaratıcılık konusunda tatmin edici olsa da gerçeklerden biraz uzak kalıyor, sayısal veriler de kullanmalısınız.” diyerek oturumu sonlandırdı. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimi ile sona erdi.

14 | Prof il’17


ETKİNLİK

DOĞUŞ Günün üçüncü oturumu Doğuş Otomotiv İnsan Kaynakları Müdürü Cihan Bicioğlu’nun sunumuyla başladı. “İş hayatında biz bilinci ile hareket etmek yaptığınız işi geliştirmek açısından çok önemli. Bizim için önemli olan müşterilerimize araç satmak değil mümkün olduğu kadar deneyim sağlamaktır. Ayrıca bir şirketin sosyal anlamda ne gibi çalışmalar yürüttüğü de çok önemli. Staj ve Erasmus yapın, farklı kültüler farklı bakış açıları demektir.” diyerek katılımcılara tavsiyeler verdi. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

B/S/H Just in Case’in son oturumunda BSH İnsan Kaynakları Genel Müdürü Melin Yürüten sunumuna şirkette işe alımdan sorumlu olduğu bilgisini vererek başladı. “Meslekler bölümlerden bağımsızlaşmaya başladı. İçinizi dolduran stajlar yapın.” dedi, ardından işe alım simülasyonuna geçildi. “Özgeçmiş oluştururken çok fazla dataya sahip değil, kısa ve net dataları olan CVler oluşturmaya çalışın. Çalışanlarımızdan çok yönlü olmalarını bekliyoruz.” diyerek konuşmasına son verdi. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Prof il’17 | 15


Yıldız İşletme Kulübü’nün bu yıl 13. kez düzenlediği CV’ni Güncelle etkinliği, yoğun katılımla gerçekleşti. 29–30 Kasım tarihlerinde Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen etkinlik, firmaların üst düzey yöneticilerinin katıldığı oturumlarla gerçekleşti.


ETKİNLİK

YENİ VİZYONLARA HER ZAMAN AÇIK OLMALIYIZ

KONFOR ALANINIZDAN ÇIKIN!

ONLINE BİR ROBIN HOOD

CV’ni Güncelle etkinliğinin ilk oturumu, Kiğılı’nın CEO’su Hilal Suerdem’in katılımıyla başladı. Konuşmasında eğitim hayatından bahseden Suerdem, daha önce başka bir sektörde çalıştığını fakat hayatındaki bir dönüm noktasından sonra işini bırakarak tekstil sektörüne adım attığını ve ilk işine o zamanlar yeni açılan bir alışveriş merkezinde satış danışmanı olarak başladığını aktardı. İnsanlarla iyi diyaloglar içinde olabilmenin, dikkatli olmanın hizmet sektöründe çok önemli iki konu olduğunun üzerinde durdu. Marka olarak hedeflerinin yurt dışında da erkek giyimde bir numara olmak olduğuna ve artık “Made of Turkey” değil “Brand of Turkey” unvanıyla ilerlemek istediklerine dikkat çekti. Öğrencilerden gelen soruları da içtenlikle yanıtlayan Suerdem, şirketlerin “Tecrübeli çalışanlar istiyorum.” demesinin kolay olduğunu, önemli olanın tecrübesiz birini alıp yetiştirmek ve başarılı hale getirmek olduğunu söyleyerek sözlerini noktaladı. Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle oturum sona erdi.

Birinci günün ikinci oturumunda BMW Genel Müdürü Uğur Sakarya, CV’ni Güncelle’deydi. Konuşmasına eğitim hayatından bahsederek başlayan Sakarya, kariyerindeki adımların hiçbirinin rastlantı değil, planlı adımlar olduğunu aktardı. Öğrencilere de bir akıntıya kapılıp gitmekten ziyade kendi kariyerlerini kendilerinin belirlemesini tavsiye etti. Belirli bir süre imalat sektöründe çalıştıktan sonra satış-pazarlama ve yönetim alanlarına geçtiğini anlatarak konuşmasına devam eden Sakarya, katılımcılara ilk iş yıllarında konum değiştirmenin çok faydalı olduğunu ve bunun portföylerini de çeşitlendirdiğini söyledi. Hedeflerini başarmak isteyenlerin konfor alanlarını bozmaları gerektiğini ve cesaretli olarak risk almalarını tavsiye etti. “Konumunuz, unvanınız hatta geliriniz çok iyi olsa dahi ufak ölçekli şirketlerde uzun yıllar kalmayın. Mutlaka küresel veya Türkiye çapında ölçeği olan şirketlere transfer olun.” diyerek sözlerini sonlandırdı. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Etkinliğin ilk gününün üçüncü oturumunda Askıda Ne Var? CEO’su Oğuzhan Canım, CV’ni Güncellede’ydi. Konuşmasına “Askıda Ne Var?” projesinin okuduğu bir gazete haberinin onu etkilemesiyle başladığını ve projeyi Osmanlı’daki askı tekniğiyle entegre edip öğrenciler için oluşturulmuş bir sosyal girişime dönüştürdüğünü söyleyerek başlayan Oğuzhan Canım, projeye hiçbir sponsorları olmaksızın giriştiklerini ve tabir-i caizse online bir Robin Hood gibi çalıştıklarından da bahsetti. Öğrencilere sorduğu “Aylık -1257 lirayla neler yapamıyorsunuz?” sorusunun yarattığı büyük etkileşimle bu projenin bugünlere geldiğini anlatan Oğuzhan Canım, bu vesileyle de sık sık iletişimin gücünün üzerinde durdu. Katılımcılara önemli olanın kendilerine ne kattıkları olduğunu söyleyen Oğuzhan Canım, konuşmasını birilerinin hayatına dokunma duygusunun çok güzel ve değerli olduğunu söyleyerek noktaladı. Teşekkürünün ardından Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle oturum sona erdi.

Prof il’17 | 17


ETKİNLİK

KENDİNİZİN FARKINDA OLUN

GÖKÇE YILDIRIM SÖYLEŞİSİ

OKURKEN DE ÇALIŞIN

İlk günün dördüncü oturumunda Koçtaş’ın İnsan Kaynakları Direktörü Aylin Yazgan İyicik öğrencilerle buluştu. Konuşmasına Koçtaş’ı tanıtarak başlayan Yazgan, Koçtaş’ın en önemli işveren mottosunun “Gücümüz Sensin!” olduğunu söyledi. Öğrencilere iş hayatı hakkında da tavsiyeler veren Aylin Yazgan, öğrencilere özellikle kendilerinin farkında olmaları gerektiğini, ne isteyip ne istemediklerinin tahlillerini iyi yapmaları gerektiğini belirtti. Başarısızlıklarına hep fırsat olarak bakmaya çalıştığını ve başarısızlıklar karşısında “Ben neden başarısız oldum?” demek yerine “Ben buradan ne öğrendim?” şeklinde yaklaşılması gerektiğini belirtti. İdealist olsanız da yoğun iş temposunda hayatın aktığını fark etmek gerektiğini ve arada bir soluklanmanın motivasyonumuzu arttıracağını söyledi. Koçtaş İşe Alım Müdürü ile de iş görüşmesi simülasyonu yaptırarak öğrencilere bir iş görüşmesi esnasında neler yaşayabileceklerini gösterdi. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle oturum sona erdi.

CV’ni Güncelle’nin ilk gününün son oturumunda Gökçe Yıldırım CV’ni Güncelle’deydi. Konuşmasına influencer olma yolunda yaşadıklarından bahsederek başlayan Yıldırım, influencer olarak günümüzde ne kadar fazla insana ulaştığını söyledi. Influencerlığın sadece giyinip poz vermek olmaması gerektiğinden, bu yüzden sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Iğdır’da bir köy okulunu ziyaret ettiğinden bahseden Gökçe Yıldırım, aslında sosyal medyaya karşı olduğunu ve sosyal medyayı bırakma yolunda olduğunu çünkü sosyal medyanın zaman zaman insanın vicdanını körelten bir mecra olduğunu sözlerine ekledi. Özellikle üniversite yıllarını güzel geçirmenin öneminden bahsetti. Sonrasında oturuma YouTuber Şeyda Erdoğan da katılarak katılımcılara sürpriz yaptı. Katılımcılara sık sık istedikleri şeyi yapmaktan asla vazgeçmemelerini tavsiye eden Şeyda Erdoğan ve Gökçe Yıldırım ile keyifli bir söyleşiye imza atıldı. Oturum, Basın&Yayın Koordinatörleri Buse Damla Sarı ve Gönül Ecem Candemir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Etkinliğin ikinci gününün ilk oturumunda Kuveyt Türk İnsan Kaynakları Grup Müdürü Semih Sel, CV’ni Güncelle’de katılımcılarla buluştu. Semih Sel konuşmasına kendi özgeçmişini anlatarak başladı. Okul hayatından bahsetmesinin ardından sunumuna Kuveyt Türk’ten, Kuveyt Türk’ün hangi bölümlerden oluştuğundan, nasıl istihdam yapıldığından ve çeşitli eğitimler verildiğinden bahsederek devam etti. Ayrıca “Bankada Kampüs” programıyla öğrencilerin kendini geliştirebileceğini söyledi. Sel, “Okul hayatındaki öğrenmenin yanı sıra iş hayatında öğrenmeye yönelik de mutlaka zaman ayırmanız ve odaklanmanız gerektiğini düşünüyorum.” diyerek okul zamanında da çalışmanın önemini ve gerekliliğini belirtti. Konuşmasında Yıldız Teknik’in onlar için öncelikli üniversitelerden biri olduğundan bahsetti. Son olarak da iletişim becerisine vurgu yaparak dijital becerilerin önemini belirterek konuşmasını bitirdi. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

18 | Prof il’17


ETKİNLİK

BASİT DÜŞÜNÜN

BAŞARININ SIRRI: SAMİMİYET VE ÇALIŞMAK

ÖĞREN, YÖNET, KAZAN!

İkinci günün ikinci oturumunda Kariyer.net Yöneticisi Bahtiyar Gençero, CV’ni Güncelle’deydi. Konuşmasına özgeçmişini anlatarak başladı. Hazırlığın önemini “Hazırlıkta ne yapıyorsanız yabancı dilde geleceğiniz o şekilde şekilleniyor.” diyerek vurguladı. “İş hayatında yazılımsız bir dünya göremiyorum.” diyerek bu konuda eğitim almanın gerekliliğinden söz etti. Hedef belirlemenin öneminden, hedef belirlerken nelere dikkat edilmesi gerektiğinden de bahseden Bahtiyar Gençero, çevrenin önemini vurgulayarak kulüplerde görev almayı da önerdi. Ayrıca özgeçmişin güncelliği ve referansın önemini de söyledi. Yabancı dilin önemini yeniden vurgulayarak, mülakata gitmeden önce ve mülakat esnasında neler yapılması gerektiğini söyleyerek devam etti. “Ne iş yaparsanız yapın basiti düşünebiliyorsanız, görebiliyorsanız, merdivenleri on beşer on beşer çıkarsanız.” diyerek basit düşünmenin önemini vurguladı ve konuşmasına son verdi. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgeleri takdimiyle sona erdi.

Etkinliğin ikinci gününün üçüncü oturumunda EnerjiSA CFO’su Arzu Ergene Yıldızlı öğrencilerle buluştu. Kendisinin de Yıldızlı olmasından duyduğu gururla konuşmasına başlayan Ergene, iş hayatı için yabancı dilin gerekliliğinden bahsetti. İş görüşmesi esnasında yapılacaklar üzerinde durarak tavsiyeler verdi. Artık şirketlerin rahat bir havaya büründüğünü ama hala kıyafete özen gösterilmesi gerektiğini savundu. “Bazen insanlar iş görüşmesine geliyor ama şirketin ne yaptığından bir haber oluyor.” diyerek görüşmelerde iş bilincine sahip olmanın önemini vurguladı. Hem işte hem gerçek hayatta laubalilikle samimiyet arasındaki çizgiyi kaçırmamanın öneminden bahsetti. Hayattaki sosyal katılımın kişinin hem sosyal hayatını hem de kariyerini etkilediğini söyledi. “Yaşama saygı duyarak güzel bir gelecek için enerji üretiyoruz.” mottosuyla Sabancı Grup’ta çalışırken samimiyetin önemini belirterek konuşmasını sonlandırdı. Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle oturum sona erdi.

CV’ni Güncelle etkinliğinin son oturumunda P&G Satın Alma Grup Müdürü Gürhan Uysal katılımcılarla bir araya geldi. P&G’deki rahat çalışma ortamından bahseden Uysal, esnek çalışma saatleriyle çalışanın mutluluğunu ve konforunu sağlamanın en önemli şeylerden ikisi olduğuna değindi. Etik değerlerine saygılı, çeşitliklere ayrımcılık yapılmayan, cinsiyet eşitliği sağlayan, çevreye duyarlı, sürdürülebilir ürünler sağlayan P&G’de işin değil kariyerin planlamasının önemsendiğini vurguladı. “Öğrencilere verebileceğim en büyük tavsiye: Sevdiğiniz işe sahip olun, her zaman tutkuyla çalışın ve dört kolla sarılın. Bunun için önce arayın. ‘Bu hayatta ne yapmak beni mutlu eder?’ diye kendinize sorun. Sonrası zaten çöpsüz üzüm.” dedi. Çalışanlarının büyük bir çoğunluğunu yeni mezun ve genç kesimden seçen şirketin “Öğren, yönet, kazan!” mottosuyla öğrenmenin hiçbir zaman durmadığını söyleyerek konuşmasını sonlandırdı. Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Elif Özge Kurtgişi’nin fidan bağış belgesi takdimiyle oturum sona erdi.

Prof il’17 | 19


Yıldız İşletme Kulübü’nün bu yıl üçüncüsünü düzenlediği İşletme ve Ekonomi Zirvesi etkinliği, 20-21-22 Şubat tarihlerinde Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Etkinlik, ekonomi alanındaki firmaların katılımıyla üç günde toplam dokuz oturumla gerçekleşti.


ETKİNLİK

PROF. DR. KENAN AYDIN

NURİ KAZMİRCİ

Konuşmasına Yıldız İşletme Kulübü’nün yaptığı işler sayesinde yaşadığı gururdan bahsederek başlayan Prof. Dr. Kenan Aydın, kulübün insanların kişisel gelişimine katkıda bulunduğunu belirtti. Sözlerine “Sadece alan derslerine önem vermek yerine farklı seminerlerle çok yönlü gelişmemizi sağlamalıyız.’’ diyerek devam eden Aydın, kendilerinin de öğrencilerin farklı alanlarda ve fakültelerde ders alması için çabaladıklarını vurguladı. Öğrencilere “Cebinizde yüksek lisans, doktora, yabancı dil gibi biletleriniz olsun ki fırsat treni geçerken onu kaçırmayın.’’ diyerek tavsiyede bulundu. Oturum, Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Etkinliğin ilk gününün ikinci oturumu, Nuri Kazmirci’nin konuşmasıyla başladı. Ardından ekibini anlatırken güzel işler yaptıklarını belirtti. Sunumuna öğrencilere Tadım’ın tanıtım filmini izleterek başladı. Dünyanın dört bir yanına yayılmış olmalarının en büyük nedeninin herhangi bir ülkeye girerken ülkenin ticaret yöntemine uyum sağlamaları olduğunu belirtti. Şirketin Avrupa’da büyümesinde 3 yıldır olan Euroleauge sponsorluğunun etkili olduğunu söyleyen Kazmirci, konuşmasını “Şirket olarak kendimize ayırdığımız değerli vakitler var.’’ cümlesiyle sonlandırdı. Oturum, Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

SEKTÖRDE EN ÖNEMLİ İKİ UNSUR: DİSİPLİN VE STRES İlk günün üçüncü oturumunda Tacirler Yatırım A.Ş. Genel Müdürü Okan Alpay bizimleydi. Tacirler Portföy Yönetimi A.Ş. hakkında bilgilendirme yaptı. Türkiye’de rahat emeklilik hayatının doğru birikim ve tasarrufla mümkün olacağını belirtti. “Geleceğimizi fonlamamız önem taşıyor. Ne kadar erken başlarsak, o kadar büyük yol alırız.” diyerek geleceği düşünerek hareket etmek gerektiğini vurguladı. Portföy yönetiminde dikkat edilmesi gereken unsurların başında riski vurguladı ve tüm yatırımlarda riski gözetmek gerektiğini belirtti. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Emre Kolukısaoğlu’nun fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

MUSTAFA AKYOL İlk günün dördüncü oturumunda Tacirler Yatırım A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akyol İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. “VİOP Türev Araçların Kullanılması ile Kur Riskinin Yönetilmesi” başlıklı sunumunu katılımcılara sundu. Hazineyi “risklerin yönetilmesi” olarak tanımladı. “Şirketlerin varlığını sürdürebilmesi için nakit yönetimi yapması gerekir. Şirketler zarar ettikleri için değil, nakit yönetimleri doğru olmadığı için batarlar.” derken dünyadaki büyük şirketlerden örnekler verdi. Katılımcılara deneme hesabı açmayı ve öğrendikleri bilgileri sınamalarını önerdi. Oturum, Proje Liderleri Berfin Cihangir ve Emre Kolukısaoğlu’nun fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Prof il’17 | 21


ETKİNLİK

ELİNİZİ TAŞIN ALTINA KOYUN İkinci günün ilk oturumunda JCI Türkiye Motivasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Beyza Birand Ünverdi, “JCI Nedir?” konulu eğitimini vereceği sunumuyla konuşmasına başladı. İş dünyasının birçok alanında aktif rol oynamayı bir avantaj olarak gören Ünverdi, organizasyon sektöründe müşteri odaklı ve kalite anlayışı ile hizmet vermekte olduklarını vurguladı. Bugün burada olduğu için İşletme Kulübü’ne teşekkür ederken hem iş dünyasından isimlere hem de Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde öğrencilere sunumlar yapmanın kendisini geliştirdiğini ve dinamik tuttuğuna değindi. Günün ilk oturumu Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

BASİT DÜŞÜNÜN İkinci günün ikinci oturumunda TAMPF Genel Sekreteri Burak Ünaldı İşletme ve Ekonomi Zirvesi’nde katılımcılarla buluştu. Açılış konuşmasında eğitimlerinin sektörün ilgisinin en yüksek olduğu destek ve teşvikler konusunda düzenlendiğini, bundan sonra eğitim serisinin sektörün ihtiyaç ve taleplerine göre düzenli olarak süreceğini belirtti. İlerlemede özgürlüğün ve yaratıcılığın öneminden, eğitimde buna fırsat verilirse bir adım öne çıkabileceğimizden bahseden Ünaldı, ABD’nin uzun yıllardır bu prensibi benimsediğine değindi. Sunumun sonunda katılımcılardan gelen soruları yanıtlayarak teşekkür etti. Oturum, Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

VAHAP TAŞTAN İkinci gün ikinci oturumda Yatırım Danışmanlığı Yönetmen Yardımcısı Vahap Taştan İşletme ve Ekonomi Zirvesi’ndeydi. Vahap Taştan, konuşmasına Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümünden mezun ve hala okulumuzda doktora öğrencisi olmasından mutluluk duyduğunu belirterek başladı. Taştan, son dönemin güncel konularından olan gıda fiyatlarının artmasına ve enflasyonda baz etkisine değindi. Finans sektöründe kariyer düşünen öğrencilere KAP ve TUİK’i takip etmeleri ve 3. sınıf başlar başlamaz lisans sınavlarına girmeleri gerektiği gibi tavsiyeleri aktarıp konuşmasına son verdi. Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdim etmesiyle oturum sona erdi.

22 | Prof il’17


ETKİNLİK

ÖZLEM BAYRAKTAR GÖKŞEN İkinci günün son oturumunda Ekonomist Özlem Bayraktar Gökşen sunumuna Tacirler Yatırım Şirketi’nin anlatıldığı videoyla başladı. Daha sonra -Türkiye’nin en büyük riski- enflasyondan neden korktuklarını şu sözlerle aktardı: “Enflasyonun olduğu bir ekonomide sağlıklı bir üretim, tüketim ve yatırım kararları alamıyoruz. Rekabetçi bir ekonomi istiyoruz fakat enflasyonun olduğu bir ülkede bunu gerçekleştiremiyoruz.” Enflasyonun düşmesi için para politikası ve maliye politikasının eş zamanlı çalışması gerektiğini söyleyen Gökşen, gelecekte bizleri neler beklediğinden bahsederek konuşmasını sonlandırdı. Oturum, Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

ATEŞEN AYBARS Etkinliğin son gününün birinci oturumunda Risk Yönetimi Danışmanı Ateşan Aybars, sunumu eşliğinde konuşmasına başladı. Yurt dışındaki tecrübelerinin ardından Türkiye’ye dönerek teknik analiz ve risk yönetimi seminerleri verdiğinden ve çeşitli finansal kuruluş ve bankalara yatırım ve risk yönetimi danışmanlığı yaptığından söz etti. Önemli televizyon kanallarında yaptığı ekonomi programlarından ve şimdilerde üstlendiği fon yönetimi danışmanlığına kadar tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Aybars’ın öğrencilerle deneyimlerini paylaştığı ve tavsiyelerini verdiği üçüncü günün ilk oturumu Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

KEREM AKSOY İşletme ve Ekonomi Zirvesi’nin üçüncü gününün son oturumu Borsa İstanbul Piyasalar Ürün Geliştirme Direktörlüğü Yöneticisi Kerem Aksoy’un sunumuyla gerçekleşti. Aksoy, türev ürün kullanımının küresel ekonomide risk yönetimi için çok önemli olduğunu vurguladı. Devamında öğrencilerden gelen soruları yanıtlayan Aksoy, geleceğe yönelik kariyer planlamaları yaparken oldukça dikkatle tek bir rota üzerinden ilerlemek gerektiğini vurguladı. İş başvuruları ve yapılan mülakatlar hakkında öğrencilere faydalı bilgiler verdi. Teşekkürlerinin ardından sonlandırdığı son günün ikinci oturumu Proje Liderleri Emre Kolukısaoğlu ve Berfin Cihangir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Prof il’17 | 23


Yıldız İşletme Kulübü, bu yıl 3. kez düzenlediği Digital Z etkinliğiyle dijital dünyanın önde gelen isimlerini 13-14-15 Mart’ta Davutpaşa Kampüsü Elektrik Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda ağırladı. Üç günde toplam 12 keyifli oturumla gerçekleşen etkinlikte ilk gün, Reynmen söyleşisi ile noktalandı.


ETKİNLİK

MELEK PULATKONAK

SERKAN UYGUR

EMRE AKSOY

Birinci günün ilk oturumunda TurkishWIN BinYaprak Kurucusu Melek Pulatkonak Dijital Z’de katılımcılarla buluştu. “Yurdışına çıkmak hayalimdi. Bu yüzden girişimci oldum. Ardından TED ile tanıştım ve konferanslarına gitmeye başladım. Kadınların iş hayatında istediklerini yapabilmeleri için bir hareket başlatmak istedim. Bir network oluşsun ve kadınlar birbirlerine destek olsun istedik. Üye sayımız on bin kişi ve %15’i erkek. BinYaprak’ın TurkishWIN’den farkı ise katılımın ücretsiz olması.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Oturum, fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

İlk günün ikinci oturumunda Marketing & Sales Analysis Danışmanı Serkan Uygur Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileriyle buluştu. Şu anda kendi internet sitesini yönetmekte olduğundan, bu platformda pazarlama iletişimi, nöromarketing, satış yönetimi gibi konularda makaleler yazdığından ve öğrencilere çeşitli eğitimler verdiğinden bahsetti. Ayrıca workshop eğitimleri ve konferanslarla bilgilerini taze tuttuğunu söyleyen Uygur konuşmasına son verdi. Oturum, Proje Liderleri Berat Kelat ve Hande Yıldırım’ın fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Birinci günün üçüncü oturumunda Fenerbahçe Espor Genel Menajeri Emre Aksoy Digital Z’deydi. Konuşmasında Z kuşağına ulaşmak için Esporun gerekliliğinden bahseden Emre Aksoy, “Bir Esporcunun günlük hayatı şöyle akıyor: Uyanıyorlar, spor yapıyorlar, solo queue‘da vakit geçiriyorlar.” dedi. Espor takımımız kurulurken Fenerbahçe yöneticileri şunları söyledi: “Fenerbahçemiz 100 yıl sonra dünyada forma satmak istiyorsa Espor bunun çıkış noktasıdır.” diyerek konuşmasına son verdi. Oturum, Proje Liderleri’nin fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

HAKAN ÜNLÜ

ONUR KEMAL KOÇ

METİN CHERASI

İkinci günün ilk oturumunda ESET Türkiye Dağıtıcı Kanalı ve Saha Grup Müdürü Hakan Ünlü Digital Z’deydi. Konuşmasına siber güvenlikten bahsederek başladı. “Teknoloji bize birçok şey kattı mı? Evet, ama aslında birçok şey de götürdü. Artık bazı meslekler yapılmıyor çünkü yerine yapay zekaya sahip aletler çalışıyor. “Teknolojiye ayak uydurmalı mıyım?” sorusunu bir kenara bırakıp hayatımızı kolaylaştıran yönlerine odaklanmalıyız. Öğrencilere tavsiyem de mutlaka hobiler edinin.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Oturum, fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Digital Z’nin ikinci gününün ikinci oturumunda Microsoft İş Geliştirme Yöneticisi Onur Kemal Koç, Yıldızlılarla buluştu. Sözlerine “Okumayı asla bırakmayın, kendinizi geliştirin. Genel kültürünüzün iş hayatında nasıl işe yaradığını görünce siz de şaşıracaksınız.” diyerek başlayan Onur Kemal Koç, başarısının arkasındaki temel faktörün genç yaşta sektöre girmek olduğunu söyledi. “Kulüp etkinlikleri gerçekten çok geliştirici.” diyerek öğrencilere tasiyelerde bulundu. Oturum, Proje Liderleri Hande Yıldırım ve Berat Kelat’ın fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

İkinci günün üçüncü oturumunda Arçelik Dijital Strateji ve Pazarlama Direktörü Metin Cherasi Digital Z’deydi. Arçelik, Beko, Grundig markalarının dijital strateji ve performansını yönetmenin yanı sıra markaların tüm dijital platformlardaki planlamasından sorumlu olduğundan, daha önce LH TBWA’de dijitalden sorumlu Başkan yardımcılığı görevlerini üstlenmesinin onu geliştirdiğinden, doğru pozisyonu bulana kadar yer değiştirmemiz gerektiğinden bahsetti. Oturum, Proje Liderleri Berat Kelat ve Hande Yıldırım’ın fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Prof il’17 | 25


ETKİNLİK

ERKUT GÜNDÜZ

EMRAH ALP CORA

MUSTAFA İÇİL

İkinci günün son oturumunda Media Markt E-ticaret Direktörü Erkut Gündüz Dijital Z’deydi. “Media Markt, 50 yılı aşkın süredir Avrupa’da edindiği tecrübeyi, 10 yıldır Türkiye’de tüketicileriyle bir araya getiren elektronik perakende şirketidir.” dedi. Hangi pozisyonda oluyorsak olalım amacımız önce sorumlu olduğumuz kişilerin hayatını kolaylaştırmak ve katma değer yaratmak arzusunda olmak olduğu sürece aranan kişi olacağız.” diyerek sözlerini noktaladı. Oturum, Proje Liderleri Berat Kelat ve Hande Yıldırım’ın fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Digital Z’nin üçüncü gün birinci oturumunda Alibaba.com’un COO’su Emrah Alp Cora katılımcılarla buluştu. Cora, Alibaba. com’un kuruluş hikayesinden bahsetti. “1999 yılında kurulan bir websitesi Alibaba.com’un amacı kobilerin yurdışına kolayca açılabilmelerini sağlamak ve ihracatı arttırmaktı. Şu anda hedefimize ulaşmış bulunmaktayız. Ayrıca Türkiye’de alıcı ve satıcıyı buluşturan en büyük dijital platform olma gururuna sahibiz.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Günün ilk oturumu Proje Liderlerinin fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Üçüncü günün son oturumunda Strateji ve İnovasyon Danışmanı Mustafa İçil katılımcılarla buluştu. Şu an işleri birlikte yürütmeye çalıştığından, iş hayatının yanında konferans, eğitim ve etkinliklerde marka yönetimi, stratejik planlama ve pazarlama teknikleri üzerine seminer verdiğinden bahsetti. Ayrıca önceki yıllarda Windows, Google, Apple gibi çeşitli şirketlerde pazarlama müdürü olmasının ona getirilerine değindi. Oturumun sonunda soruları cevaplandıran Mustafa İçil’e Proje Liderleri Berat Kelat ve Hande Yıldırım tarafından fidan bağış belgesi takdim edildi.

REYNMEN VE ATİLLA ÖZTÜRK İlk günün üçüncü oturumunda Sosyal Medya Fenomeni Reynmen Digital Z’deydi. “YouTube farklı imaja bürünecek fakat televizyonun bende karşılığı yok. Şu an Youtube’dan televizyona kaymak benim için geri gitmek olur. Sosyal medya hızlı bir yer.” diyerek konuşmasına başlayan Reynmen, “Derdim Olsun” şarkısının klibinin çalıntı olmadığından, bir fikirden esinlendiğinden bahsetti. “Derdim Olsun ile fenomen olmadım. 5 milyon takipçim vardı, şarkıyla bir milyon daha geldi. Burası şov dünyası, YouTube’da içerik üretmeye devam edeceğim. Sosyal medya bir tercihtir.” diyerek sözlerini sonlandırdı. Oturum, fidan bağış belgesinin takdim edilmesiyle sona erdi.

GÖKHAN BARIŞKAN

TUNA CANATAR

Üçüncü günün üçüncü oturumunda Seoinno Kurucusu ve JCI İstanbul Başkan Yardımcısı Gökhan Barışkan katılımcılarla buluştu. Kariyer hayatına Yazılım Geliştirici olarak başladığından ama girişimci olmak istediğinden bahsetti. Şu an sektöre yeni girenler ve uzmanlar için kitaplar yayınladığına değindi. Boş zamanlarında Genel Sekreteri olduğu JCI İstanbul (Genç Girişimci ve Liderler Derneği İstanbul Şubesi) için çalışmalar yaptığını söyledi. Oturum, Proje Liderlerinin fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Son günün son oturumunda LEGO Türkiye, Yunanistan ve İsrail Pazarlama Direktörü Tuna Canatar bizlerleydi. Konuşmasına dijital pazarlamanın önemine vurgu yaparak başlayan Canatar, iş hayatında kadınların önemine değindi. Çalışma hayatı boyunca eşinden aldığı destekten bahsetti. Lego’nun 1932’de Ole Kirk Kristiansen tarafından kurulan ve temelinde LEGO parçası yatan şirket, önde gelen oyun malzemesi üreticilerinden biri olduğunu söyleyerek konuşmasını sonlandırdı. Oturum, fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

26 | Prof il’17


Sadece iş ve kariyer alanında değil, düzenlediği eğlenceli etkinliklerle de adından sıkça söz ettiren Yıldız İşletme Kulübü, bu yıl Biz Bize Söyleşiler kapsamında birçok ünlü ismi okulumuz öğrencileriyle buluşturdu. Basın &Yayın departmanı bünyesinde gerçekleştirilen Biz Bize Söyleşiler’e ilgi oldukça yoğundu.


ETKİNLİK

SÖZ DİZİSİ EKİBİ Yıldız İşletme Kulübü, yeni dönemin açılışını güzel bir söyleşiyle yaptı. Son zamanların en revaçtaki dizilerinden “Söz”ün başrol oyuncuları Aytaç Şaşmaz ve Görkem Sevindik söyleşi için Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileriyle Davutpaşa Kampüsü Kongre ve Kültür Merkezi’nde bir araya geldi. Asker odaklı dizilerinin bu kadar revaçta olduğu bir dönemde Söz’ün nasıl fark yarattığının sorulmasıyla başlayan söyleşide Aytaç Şaşmaz, “Bu bir takım oyunu ve biz çok iyi bir takımız.” cevabını verdi. Genç oyuncular, diziye başlamadan önce role hazırlandıkları sıkı bir kampa girdiklerine değindi. Asker rolünü canlandırmak için çok çaba sarf ettiklerine vurgu yaparak bordo bereli komutanlarla birlikte çalıştıklarından da söz ettiler. Dizinin dramatik sahnelerinden ötürü çok kez uyuyamadığını belirten Aytaç Şaşmaz, böyle bir yapımın içinde olmaktan ötürü çok mutlu olduğunu da sözlerine ekledi. Keyifli söyleşi, Basın&Yayın Koordinatörleri Buse Damla Sarı ve Gönül Ecem Candemir’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

YANIMDA KAL FİLM EKİBİ

EMİR CAN İĞREK

Yıldız İşletme Kulübü’nün “Biz Bize Söyleşiler” etkinliği kapsamında Yanımda Kal filminin başrol oyuncuları Çağlar Ertuğrul ile Meriç Aral, filmin yapımcısı Şebnem Aşkın ve filmin yönetmeni Mustafa Uğur Yağcıoğlu Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeydi. Şebnem Aşkın, film için başrol oyuncularının nasıl seçildiğine yönelik gelen soruya “Fazilet Hanım ve Kızları’nda Çağlar Ertuğrul’u izlemiştim ve onu o kadar beğenmiştim ki onunla görüşmemizden sonra senaryoyu başka bir aktör okumadı bile. Meriç ise zaten oyunculuğunu çok beğendiğim biriydi ve kabul etmesi beni çok mutlu etti.” şeklinde cevap verdi. Yanımda Kal filminin yanında Türk film endüstrisine dair de samimi açıklamalarda bulunan Çağlar Ertuğrul ise kısa bir süre önce Los Angeles’a oyunculuk eğitimi almak için gittiğinden ve her gün kendini geliştirmek için çaba içinde oluşunun kendine çok şey kattığından bahsetti. Keyifli ve eğlenceli söyleşi, Basın&Yayın Koordinatörleri Buse Damla Sarı ve Gönül Ecem Candemir’in Yanımda Kal ekibine fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

17 Aralık’ta gerçekleşen Biz Bize Söyleşiler etkinliğinin ikinci oturumunda eski bir Yıldızlı olan Emir Can İğrek bizimleydi. Kendisinden bahsederek konuşmasına başlayan İğrek, mühendislik eğitimini sürdürürken aslında mühendis olamayacağını, kendisinin daha duygusal bir insan olduğunu anladığını ve o dönemde hayatında kendisini motive edecek bir şey olmaması üzerine kendini motive etmek için bir şarkı yazdığından bahsetti. Ruh işçiliğini “Müzik, ses ve duygu üretmektir.” olarak tanımlayan genç şarkıcı, kendisini tatmin edecek şeyin yıllarca çizgisinden çıkmadan ruh işçiliği yapmak olduğunu söyledi. Kendisinin başarı kıstasının şarkısının rekorlar kırmasından ziyade ona eşlik edenlerin gözlerindeki parıltıyı görmek olduğunu da sözlerine ekleyen Emir Can İğrek, aynı zamanda en sevilen şarkılarını da söyleyerek Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerine keyifli anlar yaşattı. Söyleşi, Basın&Yayın Koordinatörleri Buse Damla Sarı ve Gönül Ecem Candemir’in Emircan İğrek’e fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Prof il’17 | 29


ETKİNLİK

C EM

Y IL M AZ

SORU - CEVAP

Ünlü komedyen Cem Yılmaz, 25 Şubat 2019’da Davutpaşa Kampüsü Kültür ve Kongre Merkezi’nde Yıldızlılarla buluştu. Hazırlıklarına devam ettiği yeni film serisi Karakomik Filmler kapsamında Arçelik ve Yıldız İşletme Kulübü işbirliği ile gerçekleşen söyleşiye katılım oldukça yoğundu. Söyleşi, Yılmaz’ın filmlerinden bahsetmesiyle başladı. Rol arkadaşlarıyla çekimler esnasında yaşadığı anılarından söz etmesinin ardından öğrencilerle soru-cevap yaparak izleyenlere keyifli anlar yaşattı. Soru-cevap esnasında sorularını beğendiği öğrencilere Arçelik’ten kahve makinesi hediye eden komedyen, seyircileri kahkahaya boğdu. Renkli söyleşi, Yıldız İşletme Kulübü Başkan Yardımcısı Mirza Çelik’in fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

30 | Prof il’17


ETKİNLİK

YILDIZ İŞLETME KULÜBÜ TANIŞMA TOPLANTILARI Yıldız İşletme Kulübü, 18 Ekim Perşembe günü Davutpaşa Kampüsü Elektrik-Elektronik Fakültesi Konferans Salonu’nda 2 oturum şeklinde düzenlediği Tanışma Toplantıları ile bünyesine yeni katılan üyelerle tanıştı. İlginin yoğun olduğu toplantılarda kulüp işleyişi, departmanlar ve etkinlikler hakkında bilgi verildi. Yıldız İşletme Kulübü’nün eski Yönetim Kurulu Üyeleri de toplantıyı ilgiyle karşıladı. Eski yönetimlerle tanışan yeni üyelerin heyecanı gözlerinden okundu. Toplantıların sonunda üyeler, aktif olmak istedikleri departmanlara kayıt yaptırdı.

GELENEKSEL TANIŞMA ETKİNLİĞİ Her yıl geleneksel olarak yeni üyelerin kulüple tanışması amacıyla düzenlenen tanışma etkinliğinde bu yılki durak, Grand Pera’ydı. 19 Ekim Cuma akşamı gerçekleşen etkinliğe ilgi oldukça fazlaydı. Melis Kar’ın da katılımıyla dansın ve müziğin birleşmesiyle herkesin doyasıya eğlendiği bir İstanbul gecesi yaşandı.

17. GELENEKSEL YILIN YILDIZLARI FASILI Bu yıl Altınyıldız Classics sponsorluğunda gerçekleşen Türkiye’nin En Prestijli Öğrenci Ödülleri Yılın Yıldızları sonrası etkinliğin yorgunluğunu atmak için tören ekibiyle gerçekleştirilen Yılın Yıldızları Fasılı, bu yıl da çok eğlenceli anlara şahit oldu. Taksim Lipsos Restaurant’ta gerçekleşen fasıl, her yıl olduğu gibi bu yıl da “Yıldızların Altında” şarkısıyla başladı.

Prof il’17 | 31


Yıldız İşletme Kulübü tarafından her yıl düzenlenen Ayaküstü Kariyer etkinliği, öncü firmaların ofislerine ve fabrikalarına öğrencileri götürerek şirket işleyişinin yakından izlenmesini sağlamaktadır. Bu yıl da etkinlik kapsamında sene içerisinde toplamda 5 teknik gezi düzenlenmiştir.


ETKİNLİK

ING BANK GENEL MERKEZİ Senenin ilk etkinliği 9 Kasım’da ING Bank Genel Merkezi’nde gerçekleşti. İşe Alım Yönetmeni Doğuşcan Oto’nun ve katılımcıların kendini tanıtmasının ardından sunumdan beklenilenler hakkında konuşulup kaynaşmak için bir oyun oynandı. Sonrasında ofis ve departman ziyaretleri gerçekleştirildi. Ofis gezisi sonrası geçilen yemekte çalışanların masalarına dağılarak sohbet etme şansı elde edildi. Ofisteki serbest zamanın ardından sunumda ING Bank’taki çalışma kültüründen, iş ve staj alımlarda dikkat edilen hususlardan bahsedildi. Çalışma şekillerinde yaptıkları değişiklerle aldıkları olumlu sonuçlara değindikten sonra oynatılan Kahoot oyunuyla hediyeler dağıtıldı ve gün noktalandı.

SAHİBİNDEN.COM GENEL MERKEZİ Dönemin ikinci Ayaküstü Kariyer etkinliği, 4 Aralık Salı günü sahibinden.com Genel Merkezi’ne yapılan geziyle gerçekleşti. Sunum sahibinden.com Çalışan Deneyimi İş Ortağı Serpil Sönmez Özbekoğlu`nun kendisini tanıtması ile başladı. Ardından “sahibinden.com nasıl ortaya çıktı?” sorusundan yola çıkarak başarılı bir girişim için yapılması gerekenlerden bahsetti. İhtiyacı doğru tespit etmenin ve pazarlama stratejisini doğru yapmanın öneminin girişimler üzerindeki etkisi hakkında katılımcılar bilgilendirildi. sahibinden.com’un tanıtılmasıyla iş ve staj fırsatları hakkında bilgi edinildi. Katılımcılar, ofisi gezerken her departmanın çalışma ortamını görme fırsatı buldu. Aktivitelerin yapıldığı alanlar gezilirken sahibinden.com’un yürütmüş olduğu sosyal sorumluluk projelerine de değinildi.

Prof il’17 | 33


ETKİNLİK

TÜRK TRAKTÖR ERENLER FABRİKASI

YEMEKSEPETİ PARK

İlk dönemin son Ayaküstü Kariyer etkinliği olan gezi, 7 Aralık Cuma günü Sakarya Türk Traktör Erenler Fabrikası’nda gerçekleşti. Giriş öncesi önlemler alınarak fabrika içerisindeki kurallardan bahsedildi. Türk Traktör İnsan Kaynakları Müdürü Pınar Demirölmez, firmanın tarihçesini özetleyerek anlattıktan sonra firmanın kendi bünyesinde bulundurduğu sosyal kulüplerden de bahsetti. Demirölmez, Türk Traktör ’ün özenle yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerine değinmeyi de ihmal etmedi. İş ve staj fırsatlarından da bahsedildikten sonra fabrika gezildi. Yemekhanede yemek yendikten sonra alanın içindeki eğlence alanına geçildi. Gün, Türk Traktör Kalite Müdürü Taşkın Bağcı’nın firma hakkındaki sunumuyla noktalandı.

Senenin dördüncü Ayaküstü Kariyer etkinliğinde Yıldız İşletme Kulübü, 8 Mayıs Çarşamba günü Yemeksepeti Park’taydı. İnsan Kaynakları departmanının öncülüğünde keyifli ofis turuna başlandı. Öğrenciler her departmanı ayrı ayrı gezerken birebir çalışanlarla fikir alışverişi yapma fırsatı buldu. İçerisinde dinlenme, uyku ve oyun odalarından çeşitli restoran ve kafelere kadar her detayının çalışanlar için düşünüldüğü ofis ayrıntılı bir biçimde gezildi. Çalışanların konforu ve maksimum verim hedeflenerek tasarlanan ofiste her ayrıntı dikkat çekti. Hızlı toplantı odalarının ardından merkezde 7/24 hizmet veren çağrı merkezi de ziyaret edildikten sonra staj programlarından bahsedildi ve Yemeksepeti Park turu sona erdi.

GENERAL MOBILE Senenin son gezisi, General Mobile Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Sunumuna kendisini tanıtarak başlayan Özkan İçel, ürünlerin depolanmasından satış ve pazarlamasına kadar olan aşamaları öğrencilere anlattı. Alanında uzman mühendislerle yapılan Ar-Ge çalışmalarına ve bu sayede çıkan yeni ürünlere sözlerinde yer veren İçel, Türkiye’de fiyat performans oranına verilen önemden dolayı buna yönelik ürünler çıkarmaya çalıştıklarından bahsetti. Ardından “Şirket olarak birlikte oldukça vakit geçirmemiz daha verimli çalışabilmemizi sağlıyor.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Sunum sonrasında Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileri ile fabrikada adım adım telefon yapım aşamaları ve bu sırada kullanılan malzemeler incelendi ve etkinlik noktalandı.

34 | Prof il’17


ETKİNLİK

Sosyal Sorumluluk Projeleri ile

YILDIZ İŞLETME KULÜBÜ HAYVAN BARINAĞI ZİYARETİ

İŞARET DİLİ EĞİTİMİ

PAYLAŞIM KUTUSU

17 Kasım günü Yıldız İşletme Kulübü Sosyal Sorumluluk Departmanı Yedikule Hayvan Barınağı’ndaki bakıma muhtaç patili dostlarla buluştu. Yıldız İşletme Kulübü tarafından getirilen mamalar ve ihtiyaca yönelik malzeme, barınak yönetimine iletildi. Sevgiye ve bakıma muhtaç hayvanlarla geçirilen vakit görülmeye değerdi.

Yedinci yılında 120 saat sürecek sertifikalı işaret dili eğitimi, Yıldız Kampüsü’nde İşaret Dili Eğitmeni Sevil Sönmez tarafından her hafta dersler olacak şekilde verildi. Sosyal hayatta farkındalık yaratmayı, eşitsizlikleri aşmayı ve engellileri topluma kazandırmayı amaçlayan İşaret Dili Eğitimi’nde, eğitimi başarıyla tamamlayan katılımcılara MEB onaylı sertifika verildi.

“Paylaşım Kutusu” projesi, yardıma muhtaç insanların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bu yıl da hayata geçirildi. Yıldız öğrencileri; yardıma muhtaç insanlar için kullanmadıkları kitap, kıyafet ve oyuncakları paylaşım kutusundaki bölmelere yerleştirdi. Eşyalar, Sosyal Sorumluluk Departmanı koordinatörlüğünde İBB’ye bağışlandı.

KAPAK KUTUSU

KARANLIKTA/ SESSİZLİKTE DİYALOG

FİDAN BAĞIŞI

Yıldız İşletme Kulübü tarafından “Kapak Kutusu” projesi, bu sene Sosyal Sorumluluk Departmanı tarafından ilk defa hayata geçirildi. Kapak kutusunun üzerine keyifli sorular koyularak insanlara sosyal sorumluluk bilinci çekici kılındı. Kapak kutusu belirli bir doluluğa ulaştığında toplanan kapaklar Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ne bağışlandı.

1 Aralık ve 22 Aralık tarihlerinde gerçekleşen Karanlıkta Diyalog ve Sessizlikte Diyalog etkinliklerinde Sosyal Sorumluluk Departmanı olarak belirli süreliğine körlük ve sağırlık deneyimi yaşanarak sosyal sorumluluk bilinci yayılmış oldu. Bu deneyimi yaşamak isteyen herkes, Gayrettepe metro durağındaki alt geçitte burayı ziyaret edebilir.

Yıldız İşletme Kulübü olarak düzenlenen tüm etkinlik konuşmacıları adına TEMA’ya bir fidan bağışlandı. Çalışma, her konuşmacı tarafından takdirle karşılandı. Fidan bağışlarının yanı sıra diğer öğrenci kulüpleriyle iş birliği yapılarak İzmir’de çıkan orman yangını için “Fidan Challenge” kapsamında TEMA vakfına 100 adet fidan bağışlandı.

Prof il’17 | 35


ETKİNLİK

Köprülü Ayşe Güven İlkokulu ve Ortaokulu Ziyareti Bakırköy Belediyesi aracılığıyla 1 Mart 2019 tarihinde Yıldız İşletme Kulübü üyeleri, Antalya’da bulunan Ayşe Güven İlk ve Ortaokulu’nu ziyaret etti. Antalya’ya gidilmeden önce sponsorlar aracılığıyla yardım için toplanan kırtasiye malzemeleri, futbol ve basketbol topları, çeşitli oyuncaklar ve kulübümüzün tanıtım ürünleri paketlenip öğrenciler için hazırlandı. Önceki gün başlayan keyifli yolculuğun ardından üyelerimiz ders saatinde Ayşe Güven Ortaokulu’na giriş yaptı. Okul öğrencileri, dans gösterileriyle Yıldız İşletme Kulübü’nü karşıladı. Ayşe Güven İlk ve Ortaokulu müdürü ve öğretmenleri tarafından hazırlanan ikramlar eşliğinde Yıldız İşletme Kulübü’ne teşekkürlerini sundu. Kısa görüşmenin ardından kulüp üyeleri, öğretmenler eşliğinde okulda hazırlanan öğlen yemeğini yedi. Öğrenciler derslerindeyken üyelerimiz öğrenciler için getirdikleri hediyeleri özenle hazırladı. Gruplar halinde sınıflara giren üyelerimizi gören öğrencilerin heyecanları yüzlerinden okunuyordu. Sarf edilen çaba ve yapılan uzun yolculuk gözlerindeki mutluluğa değerdi. Sınıflardaki öğretmenlerin desteğiyle öğrenciler üyelerimize ayak uydurdu ve hediyeler dağıtılırken keyifle sohbet edildi. Teneffüs zamanının gelmesi ile bahçeye koşturan öğrencilere eşlik eden üyelerimiz, birlikte oyunlar oynayarak vakit geçirdi. Bahçenin bir bölümüne üyelerimizin kurduğu yüz boyama köşesine ilgi, özellikle küçük sınıflar tarafından, oldukça yoğundu. Öğrenciler ile bol bol fotoğraf çektiren üyelerimiz; şarkılar eşliğinde futbol, voleybol ve yakan top oynanmasının ardından tüm öğrencilerle vedalaştı. Öğrencilerin “Tekrar gelin!” şeklindeki ısrarları ile duygu dolu anlar yaşandı. Teker teker öğrencilerle vedalaşmanın ardından keyifli geçen okul ziyaretimiz noktalandı.

36 | Prof il’17


ETKİNLİK

İlhami Faydagör İlkokulu Ziyareti Yıldız İşletme Kulübü’nün 25 Nisan 2019‘da bu yıl ikinci kez düzenlenen Kardeş Okul Etkinliği’nde, İlhami Faydagör İlkokulu’nun anaokulu ziyaret edildi. Üyelerimizi büyük sevinç ve heyecanla karşılayan anaokulu öğrencileriyle tanışmak için iki gruba ayrılan üyelerimiz, çocuklarla keyifli ve eğlenceli vakit geçirdi. Üyelerimiz yaptıkları maketleri öğrencilere hediye etti ve öğrencilerle birlikte el işi faaliyetleri yaptılar. Anaokulu öğrencilerinin ilgisini en çok gitar getirip şarkı söyleyen üyelerimiz çekti. Birlikte şarkı söylemekten oldukça keyif alan öğrencilerle üyelerimize katılan yüz boyama sanatçısı eşliğinde yüz boyama etkinliği gerçekleştirildi. Gün sonunda yine şarkılar eşliğinde okula veda edildi.

Prof il’17 | 37


Yıldız İşletme Kulübü tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen MeetWork için Türkiye’nin birçok şehrinin en başarılı öğrenci kulüpleri bir araya geldi. Kulüplerin temsilcilerinin tanışmaları ve fikir alışverişi yapmaları amacıyla düzenlenen etkinlik, birçok markanın da katılımıyla gerçekleştirildi.


ETKİNLİK

27 Ağustos Salı günü Mentha Nova’da Türkiye’nin önde gelen 17 iş ve kariyer kulübü buluştu. 10 farklı şehirden 17 öğrenci kulübünün temsilcileri sene içerisinde gerçekleştirdikleri etkinliklerden bahsederek birbirleriyle fikir alışverişi yapma fırsatı buldular. Önümüzdeki yıl için planlarını birbiriyle paylaşma fırsatı bulan kulüp temsilcileri, deneyimlerini paylaşırken yaratılan samimi havada tanışıp kaynaşma fırsatı buldu. Yıldız İşletme Kulübü’nün dördüncü kez gerçekleştirerek kulüpleri tek bir çatı altında buluşturduğu MeetWork, kulüpler arasında bir köprü görevi görerek gelecek için planlar yapılmasını sağladı. Benzer projelerde faaliyetler yürüten kulüpler, gelecek yıl için birçok projede beraber hareket etme ve işbirliklerine imza atma kararı aldı. Yıldız İşletme Kulübü’nün her sene daha iyiye taşımayı hedeflediği etkinlik gerek Yıldız İşletme Kulübü’nün geçmiş temsilcileri gerekse katılımcılar tarafından büyük beğeni topladı. Beklentiyi karşılayan etkinlikte her kulübün kendi işleyişinden, çalışmalarından ve misyonundan bahsedilerek bilgi alışverişi sağlandı. Öğrencilerin her sene olduğu gibi fikir alışverişinin yanı sıra doyasıya eğlenerek geçirdiği MeetWork’ün her sene olduğu gibi gelecek yıllarda da kulüplerin yer almak istediği bir organizasyon olması bekleniyor.

Prof il’17 | 39


ETKİNLİK

Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü’nün kariyer odaklı en büyük etkinliği olan Kariyer Panayırı, 26-27-28 Mart tarihlerinde Davutpaşa Kampüsü Taş Bina önünde 1200 metrekarelik bir çadırda kurumsal firmalar, ürün ve medya sponsorları ile sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla panayır havasında gerçekleşti. Öğrenciler, öncü firmaların staj ve iş imkanlarını yakalamanın yanında sosyal aktivitelerle keyifli zaman geçirdi. Farklı üniversitelerden öğrencilerin de yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, üç gün boyunca birçok katılımcıya ev sahipliği yaptı.

KATILIMCI FİRMALAR

SPONSOR FİRMALAR

Platin katılımcı olarak Türk Hava Yolları’nın, Altın katılımcı olarak MetGlobal’in, Gümüş Katılımcı olarak TEI, Netlog Logistics, YEO Electrical Automation, EnerjiSA’nın bulunduğu; Autoliv, Decathlon,Turkish Technic, ETS Tur, Zingat, Orma, Kale Kilit, Türkiye Hastanesi, MNG Kargo, İŞKUR, Pubstory, TİSAN, ASELSAN, Petrol Ofisi, Bimed, AkEnerji, Asseco, Çimtaş, Allianz, Altınyıldız Classics, Karadeniz Holding, Teksan, Gülaylar Group, Çelik Halat, Intellica, Gelecek Varlık, GRS Soft, Farplas, Bilişim, Pariyer, Medyasoft, Türkiye Finans, Deloitte, FEV, Yıldız Holding, AK Sigorta, TPI Composite, Johnson Controls, AKKİM, Loreal, AKKA, Gizem Frit, British English, Atölye Games, British Time, Dialogue gibi öncü firmaların katılımıyla öğrenciler iş ve staj başvuruları yakalama fırsatı buldu.

Ürün sponsorları olarak Nescafe, Redbull, Toybox, Frankenstein Korku Evi, Bee Pizza, Penguen, GAGOZ, Filtr Café, Cafelux, Aymis Çorba, VR Games, Mutlu Makarna, Tavuk Dünyası, Lokma Plus, Pioneer DJ, Lokmacı Emin, Meydan Künefe; medya sponsorları olarak Kampüs Etkinlikleri, Stuvent, YTÜ Kampüs, Youthall, Üniaktivite etkinliğe destek verdi.

40 | Prof il’17

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI Kızılay, LÖSEV, JCI ve Darüşşafaka Cemiyeti Kariyer Panayırı’nda kendilerini tanıtarak ve yaptıkları etkinliklerden bahsederek etkinliğe katılım sağladılar. Sosyal sorumluluk bilincini oluşturmak amacıyla Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldiler.


ETKİNLİK

:

Sina Ozer

Sosyal medya platformlarında çektiği videolar ile ün kazanıp televizyon dünyasında gençlik dizileriyle yıldızı parlayan Sina Özer, Kariyer Panayırı’nın ilk gününün ilk söyleşisinde bizimleydi. Henüz “youtuber” ve“influencer” gibi terimlerin popüler olmadığı dönemde çektiği videolarla yoğun beğeni toplayarak kariyerinin başlayışına değindi. Ardından oynadığı reklam filmleri ve Hamdi Alkan ile yolunun kesişmesi vasıtasıyla oldukça zorlu olarak tanımladığı televizyon dünyasına giriş yaptığından bahsetti. Kariyerinde şu anda bulunduğu noktaya gelirken psikolojik olarak yaşadığı zorlukları “Ancak kendimi ve anksiyete problemlerimi aştıktan sonra oyunculukla ilgili sınırlarımı zorlayıp başarılı olabildim.” diyerek açıkladı. Söyleşinin sonlarına gelindiğinde rol aldığı yeni internet dizisi 4N1K ve ekip arkadaşları hakkında sorulara cevap verdi. Birinci günün ilk söyleşisi Basın&Yayın Koordinatörü Buse Damla Sarı’nın fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

n e g r e S i c e v e D

İlk günün ikinci söyleşisinde Instagram ve Twitter’a yüklediği videolar ile tanınan Sergen Deveci bizimleydi. Kariyerine radyo programcılığı ile başlamasının ardından Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nda oyunculuk şansı bulmasıyla hayatının değiştiğinden bahsetti. Orada kendini geliştirmesinin ardından konservatuar okumak adına İstanbul’a taşındığından ve kendini geliştirmek adına daha çok çalıştığından söz etti. Sosyal medyaya yüklediği ve hepimizin onu tanıdığı videolarının çekim aşamalarıyla ilgili eğlenceli anılarını katılımcılarla paylaştı. Şu sıralar stand-up gösterileri hazırlayıp sunarak Deveci, yaptığı işten keyif aldığını ve bu yolda en büyük desteği ailesinden ve arkadaşlarından gördüğünü aktardı. Etkinliğin ilk gününün ikinci söyleşisi Basın&Yayın Koordinatörü Buse Damla Sarı’nın fidan bağış belgesi takdim etmesiyle sona erdi.

Prof il’17 | 41


ETKİNLİK

Norm Ender

Kariyer Panayırı’nın ikinci gününün ilk söyleşisinde Norm Ender bizimleydi. Kendi çıkış şarkısı olan “Eksik Etek” ile ilgili o dönemdeki başarılarından söz eden başarılı sanatçı, “Yapılan yeni işlerin ve isimlerin başarılı olup olmamaları önemli değil, önemli olan yalnızca Türkçe rapin gelişmesidir.” diyerek görüşlerini belirtti. Ardından en merak edilen konulardan biri olan rap dünyasında yaşanan polemiklere değindi. “Sahnenin sizin bilmediğiniz bir kesiminde sıra dışı bir örgütlenme var.” diyerek Türkçe rap dünyasında hep var olacağını ve kendi kitlesinin onun hep yanında olduğunu, ailesinin sürekli geliştiğini vurguladı. “Benim değişmem söz konusu değil, esneme payım çok düşük.” açıklamasıyla sevenlerinden yoğun alkış topladı. Günün ilk söyleşisi Norm Ender’in teşekkürlerinin ardından Basın&Yayın Koordinatörümüz Buse Damla Sarı’nın fidan bağış belgesi takdimiyle sona erdi.

Allame

Etkinliğimizin ikinci gününün ikinci söyleşisinde Allame bizimleydi. Söyleşiye yeni nesil Türkçe rapin gelişimini “Müzik gelişen bir oluşum, zaten gelişmeli de.” sözleriyle değerlendirdi. TRT Çocuk animasyonlarında yer alarak kendini geliştiren Allame, kendi klipleri ile harmanlayarak yakaladığı başarılı çizgisinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Yaşanan polemikler sorulduğunda “Diğerleriyle ilgilenmek yerine yalnızca işime odaklanıyorum.” cevabını verdi. Yeni albüm sorularına ise “Yeni albüm çıkarmak aslında yeni bir hikayeyi sizlere anlatmak, bence bu kolay bir iş değil. Bir süre daha sizlere tekli çalışmalar sunmayı planlıyorum.” yanıtını verdi. “Rap müziğin kimyasında kendini anlatmak var.” diyerek sözlerini sonlandırdı. Etkinliğin son söyleşisi Basın&Yayın Koordinatörü Buse Damla Sarı’nın fidan bağış belgesi takdimi ile sona erdi.

42 | Prof il’17


ETKİNLİK

Yıldız Teknik Üniversitesi’nin en büyük öğrenci kariyer etkinliği olan Kariyer Panayırı, İşletme Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleşen kapanış konserleriyle adına yakışır bir final yaptı. Konser alanının canlanmasıyla Bant ve 163, performanslarını sergilediler. Ardından Yıldız İşletme Kulübü’nün ilk kez gerçekleştirdiği maNga konseri, yaklaşık 3 bin Yıldızlıya keyifli anlar yaşattı. Öğrencilerin eğlendiği konserin ardından DJ Berk Kirtiş sahne aldı. Etkinlik boyunca keyifli anlar yaşanan Kariyer Panayırı’nda öğrenciler, eğlenceye doydu.

Prof il’17 | 43


RÖPORTAJ

Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

Bize kendinizden ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Yıldız Teknik Üniversitesi yolculuğumda bu yıl 40. yılımı doldurdum. Yıldız Teknik Üniversitesi’ne 1979’da asistan olarak girmiştim, aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi’nde doktoramı yapıyordum. Lisans eğitimimi ise Makine Mühendisliği alanında Gazi Üniversitesi’nde aldım. Farklı üniversitelerde okumanın avantajları oluyor, bilginiz dahilinde değerlendirmeleriniz doğru sonuçlanıyor fakat Yıldız Teknik Üniversitesi’nin yeri bende ayrıdır. 1979 yılında 24 yaşında genç bir araştırmacı olarak Makine Fakültesi’nde Öğretim Elemanı görevime başladım. 1986’da bölüm olarak kurulmuş Gemi İnşaatı’na Yardımcı Doçent olarak atandım. 33-34 sene boyunca bu bölümde Profesörlüğe kadar yükseldim ve en sonunda Gemi İnşaatı bölü-

44 | Prof il’17

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

münü fakülte olarak yapılandırdık. Bu fakültede 7 sene boyunca Kurucu Dekanlık görevini sürdürdüm. Bugün Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi, Türkiye’nin en gözde fakültelerinden biri ve dünya üniversiteleri sıralamasında bölümler anlamında 41. sırada yerini almıştır. Sadece Gemi İnşaatı ve Denizcilik’te değil, okulumuz 26 bölümüyle üniversite sıralamasına girmiş köklü bir üniversitedir.

2000 kişilik bir yurt yaptırıyoruz. Bildiğiniz gibi TeknoParkımız mevcut fakat Yıldız Teknik Üniversitesi’nin sosyal alanda da çalışmalar yürütebileceği SosyoPark’ı da kurmak istiyoruz. Üniversitemizin ve ülkemizin buna ihtiyacı var. Akademik başarıların yanına sosyal başarılar eklememiz şart. Daha fazla sosyal alan hedefimizi gerçekleştirerek bu konuda da yol kat edeceğimize inanıyoruz.

Yıldız Teknik Üniversitesi’ nde üçüncü yılınızı tamamladınız. Bu süreçte gerçekleştirdiklerinizi ve planlarınızı öğrenebilir miyiz?

Üniversitemiz öğrencilerinin Erasmus başarılarından söz etmek mümkün. Yıldız Teknik Üniversitesi’ni uluslararası anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

En önemlisi üst yönetime karşı bir güven oluşturduk. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde huzur ve barışı sağladık ve onu fabrika ayarlarına geri döndürdük. Kütüphanemizi genişlettik ve akıllı raylı sistemi getirdik. Şimdi de Yıldızlı kızlarımızın kalacağı

Erasmus ve Erasmus+’da Yıldız Teknik Üniversitesi olarak ülkemiz üniversiteleri arasında ikinci sırada bulunuyoruz. Sadece öğrencilerimizi değil akademisyenlerimizi de gönderiyoruz ki Yıldız Teknik Üniversitesi’ni ulus-


RÖPORTAJ

lararası platforma taşıyabilsinler. Yabancı öğrencilerimizin sayısı şu an 2000’e ulaşmış durumda. Silikon Vadisi’nde şu an Yıldız Teknik Üniversitesi’nin bir şirketi var. TeknoPark’ta başarılı olmuş firmaları oraya taşıyoruz. Fikirlerini ve projelerini orada pazarlama imkanı buluyorlar. Tüm bunlar üniversitemizi uluslararası seviyeye taşımak adına önem arz ediyor.

Bize kendi öğrencilik yıllarınızdan ve o dönemki imkanlarınızdan bahseder misiniz? Şu an yürüttüğünüz çalışmalarınızda da bunları göz önünde bulunduruyor musunuz?

Bizim yıllarımızdaki öğrencilikle şu dönemki öğrencilikler arasında oldukça büyük fark var. Bizim zamanımızda imkansızlık çoktu. Hesap makinesiyle üniversitenin son yıllarında tanıştık. Öncesinde trigonometri hesabı yapmak için Eski Mısırlıların kullandığı bir cetvel kullanıyorduk. Bu cetveli kullanabilmek için bile eğitim almamız gerekiyordu. Mesela ben doktora yaparken bile bilgisayar yoktu, henüz Türkiye’ye gelmemişti. Doktora yaparken İngiltere’den bir makale istemiştim ve 6 ayda gelmişti. Artık böyle durumlar söz konusu bile değil. Bu sizin için büyük bir kolaylık. İstediğiniz zaman istediğiniz bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Teknolojinin geliştiği bu dönemin gençleri olarak çok şanslısınız. Benimle ilgili güzel bir anı da mevcut. Öğrencilik yıllarımda Yıldız Kampüsümüzde Mimarlık Fakültesi önünde çektirdiğim bir fotoğrafım var. Fotoğrafta eski rektörlük binası da gözüküyor. İnsan “Nereden nereye?” diye düşünmeden edemiyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi mezunları için yapılan çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Profesyonel ve titiz bir çalışma sonrası Mezunlar Platformu’nu kurduk. Şu an hayatta olan yaklaşık 80 bin mezun Yıldızlımız var. Mezunlar Platformu’nda 10.000 kişi kayıtlı. Ulaşabildiğimiz maksimum sayıya ulaşabilmek hedeflerimiz arasında. Platformda bir firmanın ismini girdiğiniz zaman bünyesinde kaç Yıldızlı bulunuyor görebiliyorsunuz. İş olanakları kapsamında mezunlarımızın şirketlerinde yeni mezun Yıldızlılara öncelik vermesinde ön ayak oluyoruz. Profesyonel yürüttüğümüz projemize mezunlarımızdan destek bekliyoruz. Üniversitemizi ayakta tutacak olanlar yine mezunlarımızdır.

Sizce iş hayatında bir Yıldızlı olmanın ayrıcalıkları nelerdir?

Yıldız Teknik Üniversitesi köklü ve tarihi bir kurum. Köklü üniversitelerde eğitim görmek ayrıcalıklı bir durum çünkü piyasada üç kuşağı da görmek kaliteyi arttırıyor. Yıldız’dan mezun olup da işsiz kalan yok denecek kadar az. Genelde iş beğenmiyorlarsa bu durumla karşı karşıya kalıyorlar. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin piyasa değeri oldukça yüksek. Bu da öğrencilerimize güven veriyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Beşiktaş’taki Yıldız Kampüsü’nün taşınması oldukça gündemde. Konuyla ilgili öğrencilerinizi bilgilendirmeniz mümkün mü? Beşiktaş Yıldız Kampüsü, Yıldız Teknik Üniversitesi’ne aittir. Hedeflerimiz arasında Makine ve Mimarlık Fakültelerini Davutpaşa’ya, Sanat Tasarım Fakültesini ise Yıldız Kampüsü’ne taşımak var. Laboratuvar anlamında Makine Fakültesinin daha fazla

Prof il’17 | 45


RÖPORTAJ

projeler etrafında hedeflerimiz doğrultusunda bir araya getirmek oldukça önem taşıyor. Hedeflere bu şekilde çok daha hızlı ulaşabiliriz. Türkiye’deki üniversitelerin bilimsel yönden geliştirilmesi gerekmektedir. Daha kaliteli akademisyenler ve daha kaliteli öğrencilerle mümkün. Akademisyenlerimizi seçerken mevcut akademisyenlerimizin ortalamasının üzerinde bir başarı sağlarsa Yıldız Teknik Üniversite’sinde eksik gördüğünüz, biz onlarla çalışıyoruz. Bu yeniliği yaparak akademisyen kalitesini değiştirmek istediğiniz artırmayı hedefliyoruz. Bir diğer durumlar var mı? hedefimiz de uluslararası anlamHer üniversitede olduğu gibi da tanınmış bilim insanlarını eksiklerimiz mevcut. İmkanlabünyemize dahil etmek istiyoruz. rımız var, onları aktive edip bu Sadece öğrenciler açısından değil eksiklikleri gidermemiz lazım. akademisyenlerimiz açısından da Yıldız Teknik Üniversitesi hem üniversitemizi uluslararası bir seülkemizde hem de dünyada viyeye getirmek için çabalarımız mühendislik alanlarında çok sürüyor. Son yıllarda bu durumu iyi bir yerde. Bizim hedefimiz hızlandırdık. Siber Güvenlik diğer alanlarda da aynı başarıyı Araştırma Merkezi yapım aşamaelde etmektir. Bunun için temel sında. Davutpaşa Kampüsümüz bilimleri biraz daha uygulamaya yönlendirmek istiyoruz. Üniversi- için bilişim ağını oluşturduk. Bütemizin bütün paydaşlarını büyük tün kampüste fiber optik kablolar yenilendi. Bilişim kapasitemiz ve hızımız yılsonuna kadar 100 kat artacak. Önümüzdeki 30 yılı garanti altına almış bulunuyoruz. Veri Merkezi’ni oluşturma aşamasındayız. Hem kampüsümüze hem Teknopark’a hizmet edecek. Vizyoner hedeflerimize paydaşlarımızın ayak uydurması sıkıntısı var. Bunu aşmaya çalışıyoruz. Paydaşlarımız ilerlemeyi gördükçe daha fazla adapte oluyor. Üniversitemizde hocalarımızın dahil olduğu 14 bilim kümesi var. Bu kümeleri önce TeknoPark sonra sanayii ile eşleştirdik. Üniversite, hem kendi projelerine hem dışarıya katkı sağlayabiliyor. Bu sayede daha büyük projeleri gerçeğe dönüştürme fırsatımız oluyor. Bu eksiklikleri son yıllarda tamamlama gayretindeyiz. imkanının olması bizim için çok daha önemli. Yine Yıldız Kampüsümüzde Cumhurbaşkanlığımıza devredilen kısımlar var fakat onlar zaten devletimizin kullandığı binalar ve öğrencilerimizin kullanımına açık değil. Fakültelerimizin taşınması konusu da oldukça uzun vadeli bir plan. Üzerinde sürekli çalışıyoruz.

46 | Prof il’17

“Yıldız Teknik Üniversitesi Öğrencisi” profilini nasıl tanımlarsınız?

Ortalama %10’luk dilimden öğrenci alan bir kurumuz. Türkiye ortalamasına baktığımız zaman başarı seviyesi oldukça yüksek. Bizim öğrencilerimiz şimdi çok daha sosyal. Her platformda kendilerini gösterebiliyorlar, rahatlar ve özgüvenleri oldukça yüksek. Kulüplerimizin bunda büyük etkisi var. Eskiden sadece ders çalışılırken öğrencilerimiz artık kulüplerin önemini anladı. Tüm öğrencilerimiz bir kulüpte aktif üye olmaya çalışıyor. Sosyal medyanın etkisiyle ülkenin sıkıntılarıyla çok daha ilgililer. Orayı kullanarak bize çok rahat erişebiliyor, takdir edebiliyorlar. Öğrenci profilimiz dolayısıyla üniversitemizin de başarı ivmesi yüksek. Bu durum dışarıdan da takdir görüyor. Geleceğimiz parlak diye düşünüyorum. Mühendislik alanında iddialıyız. İlk üç, bazen


RÖPORTAJ

ilk dördün içindeyiz. Piyasada tutunma ve tanınma açısından ben ilk iki sırada olduğumuzu düşünüyorum. Yıldızlılarda son yıllarda aidiyet duygusu artmaya başladı. İş dünyasında birbirlerine sahip çıktıklarını görmek çok değerli. Aynı zamanda hedefimiz yatay büyümeyi azaltıp derinliği artırmak. Havacılık Elektroniği bölümümüzü bu sene Uygulamalı Bilimler Fakültemizin bünyesinde açtık. Gelecek sene “Yapay Zeka” bölümümüze öğrencilerimizi kabul ediyor olacağız. Geleceği iyi okuyup hangi meslekler prim yapacaksa ona odaklanmamız şart.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nin kulüp çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Konuyla ilgili geçtiğimiz yıl müstakil bir kulüp binası projesinden bahsetmiştiniz. Projeyi değerlendirmeniz mümkün mü? renciler için de kulüplerimiz bir Üniversitemiz kulüplerinden oldukça memnunuz. 70’in üzerinde kulüp mevcut. Bazı kulüplerimiz oldukça faal ve başarılı. Bunlardan birisi de İşletme Kulübü. Biz gayretli olan kulüplerimize büyümeleri ve gelişmeleri için koşulsuz destek veriyoruz. Çalışanı desteklemek benim tarzımdır. Öğrencilerle bir arada olmaktan da büyük mutluluk duyuyorum. 40 senelik bir tecrübeyi size aktarmaya çalışıyorum. Tüm kulüplerimize çalışmaları halinde destek veriyoruz. Her düşünceden insana açık olarak bir sinerji yakalamalarını istiyoruz. Kulüplerle her yıl iki kez toplantı yapıyoruz. Bu görüşmeleri özele indirerek daha fazla verim almayı hedefliyoruz. Kulüplerimiz bizden destek isterken onlardan tek talebimiz faaliyetlerini bir rapor haline getirmeleri. Yeni öğ-

motivasyon kaynağı. Kulüplerimize ne kadar destek verirsek geri dönüşü o kadar yararlı oluyor. Gelişmemize katkı sağlayan kulüplerimizi en önemli paydaşımız olarak görüyoruz. Desteklerimize devam edeceğiz. Diğer soruyla ilgili de 2000 kişilik bir kız yurdu projemiz başladı. Kulüp binası projemizi eski kız yurdu durumuna gelecek binanın bölgesine konumlandırdık. Gençlik Akademisi’nin içerisinde kulüp ofisleri ve atölyeleri olacak. Yer altından geçitler planladığımız ofislerimizin projeleri hazır. Mevcut kütüphanemizin iki katı büyüklüğünde yeni bir kütüphane de yapılacak. Raylı sistem projemiz 17 proje içerisinde birinci oldu. Otonom raylı sistem projemiz için bütçe çıktı, devletimizle birlikte bu konuda hızlanmak istiyoruz. Hepsini hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Yaklaşık 39.000 öğrencinin rektörü olarak öğrencilerinize neler söylemek istersiniz?

Yıldızlı olmak bir ayrıcalıktır. Bütün öğrencilerimizin okullarına sahip çıkmalarını istiyoruz. Bunun değerini bilsinler, kulüplerimizdeki faaliyetlerini biraz daha artırsınlar. Şu anda mezunlarımızın sektörlerde gösterdikleri performans oldukça yüksek. Yıldız Teknik Üniversitesi yabancı dil problemine de uyguladığı yeni programla çözüm getirmiş durumdadır. Öğrencilerimiz lütfen hazırlık yıllarında sıkılmasınlar. Emek göstererek öğrendikleri yabancı dilin meyvelerini bölümlerinde toplayacaklar. 108 yıllık büyük bir ailenin parçası olduklarını bilsinler. Okulumuz öğrencisi olmanın gururunu her alanda yaşasınlar. Size çok teşekkür ediyorum.

Prof il’17 | 47


RÖPORTAJ

RÖPORTAJI

Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

“Bir insan yaptığı işi rüyasında görmüyorsa başarılı olamaz.” Sizi yakından tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden ve eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

Trabzon’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimini Trabzon’da tamamladım. 1987 yılından bu yana İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdim, yine aynı üniversitede insan kaynakları konusunda master yaptım. Üniversitede okurken aile şirketimizde iş hayatına atıldım. Genç yaşta başladığım bu mesleğimi, 2009 yılına kadar sürdürdüm. Konut projeleri yapıyorduk. Ben sadece konut yapıp satma peşinde olmadım; yaptığımız konutların daha yaşanır olmasını, kentin bir parçası olmasını hedefledim. Bu hedef de beni daha huzurlu

48 | Prof il’17

ve mutlu bir kent üzerinde kafa yormaya yöneltti. Beş yıl boyunca Beylikdüzü İlçe Başkanı olarak pek çok yeniliğe imza attık. Mahalle evlerimizle, sokak organizasyonlarımızla, kurduğumuz kadrolarla, ürettiğimiz projelerle bütün hemşerilerimize ulaşmanın yollarını açtık. Ortak akıl ve ortak üretimle 2015 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’na aday oldum. Beş yıllık Beylikdüzü Belediye Başkanlığım süresince de yine ilçeme en iyi hizmeti götürmenin çabası içinde oldum. Hiç kimseyi, ama hiç kimseyi, düşüncesi, ırkı, mezhebi, inancı nedeniyle ayırmadan herkese eşit hizmet ilkesi ile hareket etmek en büyük amacımdı. Sonuçta da halkın teveccühünü kazandık diyebilirim. Oradaki referanslarımız

beni partimin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına taşıdı. Beni bu göreve layık gören ve tüm destek verenlere teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüm beni bu göreve seçen 4 milyon 800 bin İstanbulluya, 16 milyon İstanbullu hemşerime. Şimdi ben de siz sevgili öğrencilerimizle ve akademi dünyasının bütün değerli üyeleri ile birlikte 16 milyon İstanbullu’ya hizmet için elimden geldiğince, gücüm yettiğince, yorulmadan çalışıyorum. Bütün amacım, herkese en iyi hizmeti vermek, İstanbul’u dünyanın en huzurlu ve mutlu yaşanan kentleri arasına sokmak. İstanbul’umuz, dünyanın en gelişmiş kentlerinden biri olmayı hak ediyor. Bunu başarmak için hep beraber el birliği içinde çalışacağız.


RÖPORTAJ

Gençler hakkındaki düşünceleriniz oldukça değerli. Sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Gençler bizim geleceğimizdir. Bunu klasik bir söylem olarak dile getirmiyorum; itiraf edeyim, kendimi de hala genç görüyorum, “Gençlimiz var.” demekten keyif alıyorum. Kardeşlerim gördüğüm gençlerimizi, ülkemizi gelecekte çok daha güçlü yerlere taşıyacak sorumlulukta bireyler olarak görüyorum. Gençlerin en iyi şekilde bu geleceğe hazırlanması, eğitimlerini en güçlü şekilde, çok donanım kazanmış olarak tamamlamasını önemsiyorum. Gençlerin gelişiminde ve eğitiminde elimden geleni yapmayı öncelikli görevlerim arasında sayıyorum. Her zaman gençlere verdiğim önemi dile getirdim, onların enerjilerinden yararlanacağımı söyledim. Şimdi de önemli sorumluluk üstlenmiş biri olarak, sözlerimin arkasında duracağımı belirteyim. Gençlerin İstanbul’da, okullarına, kütüphanelere, diledikleri mekanlara daha rahat, daha hızlı varması için ulaşım kartlarının ücretini 85 liradan 40 liraya düşürdük. Sadece bununla yetinmeyeceğiz elbet; gençlik meclisimizi daha etkin kılacağım, gençlerin kullandığı kütüphanelere çok sayıda yenilerini ekleyeceğim. Saraçhane Belediye binamızda İstanbul’un en büyük kütüphanesini açmanın adımlarını atıyoruz. Projelerimiz sürüyor, gençlerle hem daha çok iş yapacağız hem de onlara daha çok hizmet vereceğiz. Gençlerin eğitimleri için belediye olarak yapabileceğimiz ne varsa seferberlik anlayışıyla hareket edeceğimizden hiç şüpheniz olmasın.

Aile yaşantınız oldukça ilgi görüyor. Birbirine saygılı, sevgi dolu ve mutlu gözüküyorsunuz. İyi bir aile kurmanın sırrı sizce nedir? Bu tabloya nasıl ulaştınız?

Ben kendimi şanslı bir ailede yetişmiş olarak görürüm. Mutlu bir çocukluk yaşadım, çok seviliyordum. Büyük dedem ve dedemler bütün sevgilerini gösterir ve benimle çok ilgilenirlerdi. Babam da kendisini, gerektiği oranda gösterirdi. Bana daha küçükken sorumluluk verdiler. Annem çalışkan, çocuklarının üzerine titreyen ve evini yöneten bir Anadolu kadınıydı. Ailemin bir diğer güzel yanı da hemen hemen her fikirden, siyasi görüşten bireyi vardı. Aralarında hiçbir zaman çatışma olmazdı ve birbirine saygı gösterirdi. Bir de ilkokuldan itibaren çok farklı kesimlerin çocukları ile aynı sıralarda buluştum, farklı kültürlerimiz olsa da daha o günlerden birbirimize saygılı olmayı öğrendim. Sanırım bütün bunlar benim yetişmemde etkili noktaları oluşturdu. Okul hayatım nedeniyle kent ve köy çocuğu olmayı bir arada yaşadım. Bunlar güzel avantajlardı. O yıllarda, hayal

kurmayı, okumayı, hele de dergileri okumayı çok sevdim, içselleştirdim. Çok şanslıydım doğrusu; mutlu, çalışkan, okumayı seven biri olmuştum çünkü. Çok güzel bir evlilik yaptım, eşim ve üç çocuğumla güzel bir iletişim kurduk, güzel bir aile olduk. Eşim, çocuklarının üzerine titreyen özverili bir anne. Benim yoğun mesaimin yarattığı boşluğu hissettirmemeye çalışıyor. Doğrusu, bu yoğun trafiğe rağmen benim de çocuklarımla iletişimim çok güzel ve yoğun duygular yaşıyor, paylaşımlarda bulunuyoruz. Onlarla sohbetlerim, geçirdiğim her an büyük mutluluk nedeni. Espri güçleri, olgunlukları ile zaman zaman bana da örnek oluyorlar, zaman zaman beni de düşündürtüyorlar. Onları dinledikçe bu şehrimizin gençlerini daha iyi anlıyor, dünyaya bakışlarını daha iyi kavrıyorum. Bu kentin bir tek gencini diğerinden ayrı görmemekte en büyük rehberim işte bu yaşadıklarım oluyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı göreviniz süresince ileriye dönük planlarınız neler?

Prof il’17 | 49


RÖPORTAJ

Güzel İstanbul’umuza en iyi hizmeti yapmak, onu dünyanın en önemli, en bilinen, en çok ziyaret edilen, hemşerilerimin en mutlu yaşadığı bir kent yapmaktır. Bütün enerjimle buna çalışacağım. Bu kentin bebeklerinin, çocuklarının, gençlerinin, annelerinin, yaşlılarının her bireyinin bizden beklentisi budur, bizim niyetimiz de budur. Başaracağız, başarmak zorundayız çünkü yapacağımız her şeyi de birlikte yapacağız. Bu kentte mutlu yaşama seviyesini yükseltmek için ne gerekiyorsa, birlikte üretip, birlikte gerçekleştireceğiz. Gücümüz ve yapabilmeye inancımızın kaynağı da bu anlayışımızdadır. Kentimizin çok önemli ve öncelikli sorunları mevcut. Yoksulluk, ulaşım, trafik, yeşil alanlar, kreşler gibi konularda çok güçlü kadrolarla çalışıyoruz. Hep birlikte en kısa sürede projelerimizi hayata geçirip bütün bu sorunları mümkün olduğunca hafifleteceğiz. Bu çerçevede metro çalışmalarımız, başta ulaşım ve gıda destekleri olmak üzere yoksullara yönelik aldığımız ve alacağımız kararlar, kentin her yöresinde nefes alacak yaşam vadileri oluşturmak öncelik kazanıyor. Arkadaşlarımızla hızla ve yoğun çalışıyoruz. Bunların görünürlüğü de bir süre sonra hissedilmeye başlayacaktır.

bu kentin insanları ile buluştuğumda, onlar için çalışmaya başladığımda bütün o yorgunluğum gidiyor, kendimi yeniden ve en yüksek düzeyde enerji ile dolmuş hissediyorum. Hemşerilerimle göz göze gelmek, onların yüreğindeki pırıltıyı hissetmek benim mutluluğum, sevincim. Çocukların yüzündeki sevgiyi, gençlerin coşkusunu, elleri açık annelerin dua etmelerini gördükçe, “Bundan öte daha ne istersiniz ki?” diyorum. Ben bunları bütün samimiyeti ile hissediyorum, o zaman yeni bir enerji ile işe dönüyorum; çünkü bu sevginin karşılığını vermek için can atıyorum.

İstanbul, inanın dünyanın en özel kentlerinin başında geliyor. Üç imparatorluğa başkentlik yapması dahi onun ne kadar önemli bir kent olduğunu yeterince anlatır. Ayrıca dünyada iki kıta üzerine kurulu tek kent, bir yanımız Avrupa’da bir yanımız Asya’da. Dünyanın en önemli kültür varlıkları bu kentte. Yıllardır insanlığa ev sahipliği yapan bu müstesna İstanbul’umuzun bir diğer değeri 16 milyon insanla var olmasıdır. İşte 16 milyonla birlikte bu güzel kente yeni güzellikler katmak hepimizin üstüne düşen büyük bir sorumluluk. En büyük hayalim de bu kente yaşayan herkesin mutluluğunu artırmak. Yapılan bazı araştırmalara göre, İstanbul’da Yoğun çalışma temponuzdaki çalışma prensiplerinizi, yaşayan insanımızın yüzde 60’a disiplininizi öğrenmek iste- yakını, fırsatını bulsa kenti terk edeceklerini söylüyorlar; oysa bu riz. Bu konuda öğrencilere kenti çok sevdiklerini iyi biliyone önerebilirsiniz? Her konuya önyargısız yaklaşmalı ruz. Bu insanların mutsuzluğunu mutluluğa dönüştürmek için öncelikle ve bilgiye sahip olmabüyük bir heyecanla çalışıyorum, lı. Eğer bilgiye sahip değilseniz, çalışmaya da devam edeceğim. öğrenmeyi ve dinlemeyi bilmeİstanbul’u hak ettiği dünyanın en lisiniz. Hepimizin her zaman güzel kentleri arasına sokmak en herkesten öğrenceği bir şeylerin olduğunu unutmamamız gerekir. önemli önceliğimiz. Bu bir eksiklik veya bilgisizlik olarak görülemez. Bilgiye ulaşmak, öğrenmek, bileni dinlemek aslında nimettir ve bunların hakkını vermeliyiz. Bilgi ile donandıktan sonra çözüm kolaylaşır, Sizi hep enerjisi yüksek ve çalışırken görüyoruz. Yoğun üretim için yol alınır. Bizim gibi halka hizmet tempo ile geçen süreçte için seçilmiş insanlaryorulduğunuz anlar, umutsanız, yapacağınız her suzluğa kapıldığınız anlar oldu mu? Olduysa o zaman- şeyde halkın yararını en öne koymalısınız. lar en çok kimin desteğini

aldınız ve kendinizi tekrar nasıl motive ettiniz?

Bedenen her insan yorulur, benim de böylesi anlarım elbet oluyor ancak inanın sokağa çıkıp

50 | Prof il’17

İstanbul sizin için ne ifade ediyor? İstanbul için en büyük hayaliniz nedir?


RÖPORTAJ

Aman siz sevgili gençler, sakın bu tür kültürel, sanatsal etkinlikleri ihmal etmeyin, fırsat buldukça katılın ve birbirinizi de teşvik edin.

Oldukça yoğun bir tempodan çıkmanızın ardından hız kesmeden çalışmalarınıza başladınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduktan sonraki süreçte çalışmalarınız nasıl ilerliyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak öğrenci kulüpleri ve topluluklarının çalışmaları hakkında düşünceleriniz neler? Konu hakkında gelecekte planladığınız çalışmalar bulunuyor mu?

nına daha pek çoğunu katacağız. Bunun da ötesinde göreceksiniz gençlere yönelik daha pek çok icraata imza atacağız ve bunları da yine gençlerle, onların aklını kullanarak yapacağız.

tim. Siyasi hayatım boyunca ve belediye başkanlığım süresince bu ilkeye göre yol aldım. Gençlerin eğitim ve öğrenimlerini daha güçlü kılmak için merkezler oluşturmayı, kütüphaneler açmayı, sanatsal, kültürel, sportif etkinlikler düzenlemeyi hep önde tuttum. Onları daha güçlü kılmak, geleceğe daha donamlı hazırlanmaları için açılan kurslar, verilen eğitimlerin yanında moral ve motivasyonlarını artırmak için de etkinlikler düzenlemeyi önemsiyorum. Gerek öğrenci kulüpleri, gerek spor kulüpleri olsun, gençlerin içinde yer aldığı, alması gereken tüm etkinlikler önemsenecek, hızla icraat sürecine girilecek. Belediye binamızda kuracağımız kütüphanenin ya-

Spor yapmayı çok seviyorum, gençliğimde kalecilik yaptım. Ancak siyasete atıldıktan sonra, ciddi bir zaman sorunu yaşadım. Yine de futbol başta olmak üzere sporla ilgimi sürdürüyorum. Yine kitap okumak en büyük zevkim. Ancak, kampanya sürecinden beri istediğim kadar okuyamıyorum, baş ucumda biriken kitaplarımın sayısı giderek artıyor. Umuyorum ki en kısa sürede eskisi kadar olmasa da keyfimce kitap okumaya zaman ayırabileceğim. Evet, kültür ve sanata ilgim de yüksek. Konserlere gidiyorum, çok da keyif alıyorum. Müzikle, sanatla iç içe olmak insanı zenginleştiriyor, orada binlerce hemşehrimle aynı duyguyu paylaşmaktan zevk alıyorum.

Bütün bu koşturmaca içinÖğrencilerin iyi bir eğitim alması, de düzenli olarak yaptığınız bir hobiniz var mı? Hayathayatın içinde daha güçlü adımtan en çok keyif aldığınız larla ilerlemesi için elimizden anlar nelerdir? geleni yapacağımızı söylemiş-

Sizin sorularımızı yanıtlarken daha bir ay olmamıştı başkanlık görevime başlayalı ama yoğun bir tempoda yürüdüğümüzü düşünüyorum. Bu süreçte pek çok karar aldık, projelerle ilgili talimatlar verdik. Ancak takdir edersiniz ki yeni bir kadro kurmak, yeni görevlendirmeler yapmak gerekiyor. Bu arada seçilmemiz nedeniyle sadece İstanbul’dan veya Türkiye’den değil, dünyanın her yanından konukları da ağırlamak durumundayız. Bütün bunları yapmak için uzun zaman ayırmak şart.

Son olarak çoğunluğunu okulumuz öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okurlarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle bizi izlemelerini, yanlışımız olursa uyarmalarını, kente sahip çıkmalarını isterim. Bu kenti hep birlikte daha güzel yapacaksak, ona özen göstermek de hepimizin sorumluğunda olacak. Birbirimize saygı göstererek; inanç, siyasi görüş, etnik kimlik, mezhep, yaşam tarzı farkı gözetmeksizin etrafımıza baktığımızda sadece kentimizi değil, ülkemizi de güzelleştirdiğimizi fark edeceğiz. O zaman göreceğiz ki her şey daha güzel olmuş.

Prof il’17 | 51


ARAŞTIRMA

KRALİYET YILDIZLARI

Dinçer Güner Astrolog, Yazar

52 | Prof il’17

Yaşadığımız evrene dünya üzerinden baktığımızda, milyarlarca yıldız görürüz. Bu yıldızlardan dört tanesi var ki aralarında en özel olanlarıdır. Gökyüzünde dört yönün (doğu-batı-kuzey-güney) bekçiliğini yapmaktadırlar. Bu dört yıldıza “Gökyüzü Koruyucuları” denir. Bu dört yön birçok mitolojik hikaye içinde cennete açılan kapı olarak bilinmektedirler. Cennetin kapılarının bekçiliğini yapan bu yıldızlara “Kraliyet Yıldızları” adı verilmektedir. “Kraliyet Yıldızları” MÖ 3000 yılında Perslerden gelen bir bilgidir. Kraliyet Yıldızları, çok büyük başarıları bir pazarlıkla verir. Pazarlık edilen konunun dışına çıkılırsa en kötücül etkileri ortaya çıkar. Kraliyet Yıldızları, önceki dönemlerde yön bulmak için kullanılmaktalardı ve dünyadaki olayları yönettiklerine inanılıyordu. Büyük felaketler, atılımlar ve tarihsel olaylar, bu yıldızlarla tahmin edildi. Yıldızlar iyicil hizalandığında elverişli koşullar takip edilir, olumlu gelişmeler beklenirdi. Negatif olarak hizalandıklarında, felaket tahmin edilirdi. Bu yıldızlar Aldebaran (Boğanın Gözü), Antares (Akrebin Kalbi), Regulus (Aslanın Kalbi), Fomalhaut (Balığın Ağzı) olarak isimlendirilmektedirler.


ARAŞTIRMA

Aldebaran

Antares

Bu yıldızların ilki 9 derece İkizler burcunda yer alan Aldebaran’dır. Gökyüzünün doğu kapısının bekçisidir. İlkbaharı temsil eder. Mars karakterinde bir yıldız olduğundan dolayı askeri başarıyı, savaşmayı, güç, onur, şöhret, kişinin kendi kendini yok etmesi veya ölümcül bir hastalıktan dolayı ölmeyi gösterir. Aldebaran, dürüstlükle ilişkili bir yıldızdır. Dürüstlükten ödün verildiği anda hayati tehlike, statü ve mevki kaybını gündeme getirir.

Batının nöbetçisi olan yıldız ise Antares’tir Sonbaharı temsil eder. 9 derece Yay burcunda yer alır. Çok ağır bir çalışma sonucunda gelen başarıyı, başarı konusunda saplantılı olmayı, ün ve yüksek pozisyona gelmeye işaret eder. Bu yıldızın pazarlığı aşırılıktır. Eğer ki kişi abartılı davranır, hayatında aşırılıklar yer alırsa kalp problemleri, statüden düşme, büyük kazalar ve yangın tehlikesini göstermektedir.

Regulus

Formalhaut

Kuzeyin nöbetçisi 29 derece Aslan burcunda yer alan Regulus Yıldızı’dır. Yaz dönemini temsil eder. Bu yıldız da öç ve intikam duygusu ile hareket edilmediği sürece kişiye gelecek mutlak başarı ve zenginliğe işaret eder. Kişinin adeta bir yıldız gibi parlamasını sağlar. Ne zaman ki intikam ve öç devreye girer işte o zaman güçten düşme, hastalıklarla mücadele etme, boğularak ölme gibi deneyimler ortaya çıkar.

Güneyin nöbetçisi ise 3 derece Balık burcunda yer alan Fomalhaut’tur. Kış dönemini temsil eder. Bu yıldız kişiye mistik güçler, ideallerini gerçekleştirme gücü, büyülü bir karizma verir. Yalnız çıkarcılık devreye girdiği anda elindeki tüm başarıyı kaybetme, elindeki her şeyi maddi-manevi kaybetmeyi getirir. Doğum haritalarınızda bu derecelerde bir gezegeniniz, yükseleniniz var ise Kraliyet Yıldızları’ndan etkileniyorsunuzdur.

Prof il’17 | 53


RÖPORTAJ

YENAL GÖKYILDIRIM Röportajı

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden ve eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

Lisans eğitimimi 1990 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde tamamladıktan sonra yine aynı üniversiteden MBA derecesi aldım. Philips Elektronik’te 14 yıl boyunca İstanbul, Dubai, Viyana ve Amsterdam’da çeşitli üst düzey görevlerde bulunduktan sonra şirketin genel merkezinde Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan Sorumlu Başkan olarak görev yaptım. 2011 yılında Türkiye’ye döndüğümde CEO olarak Doğan Online’da göreve başladım ve ardından LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürlüğü görevini üstlendim. Eylül 2015’ten bu yana MediaMarkt Türkiye’de İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapmaktayım.

Siz de bir Yıldız mezunu-

54 | Prof il’17

sunuz. O zamanlar eğitim, sosyal olanaklar gibi konularda okulumuzdan memnun muydunuz, yoksa geliştirilmeye açık yönleri olduğunu mu düşünüyordunuz?

Okulumuz her zaman eğitimin yanında öğrencilerinin sosyal bir paylaşım ortamı içinde olmasına özen göstermiştir. Pek çok farklı kulüp ile (fotoğrafçılık, dağcılık vs.) öğrencilerin ders dışında da bir arada olmalarına olanak tanımıştır. Bu açıdan Yıldız mezunu olmaktan gurur duyarım.

Okulumuzda MBA eğitimi almışsınız. Bu konuyu da değerlendirmenizi isteriz.

Gerek mühendislik, gerekse de sosyal bilimler konusunda oldukça uzmanlaşmış kadrolarıyla eğitim vermeye özen gösteren okulumuzda, mühendislik eğitimimin ardından MBA yüksek lisansı yapma fırsatım oldu. Bu-

rada da zengin akademik içeriğin yanında gerçek hayat örnekleriyle dolu bir eğitim programımız oldu. Derslerimize özel sektörde çalışmış, çalışmakta olan hocalarımızın katılımıyla iş dünyasının ihtiyaçlarını birinci elden dinledik, öğrendik. Eğitimlerin yanı sıra düzenlenen konferanslarda da iş dünyasının ve kamu kuruluşlarının önemli isimleriyle tanışıp tecrübelerinden faydalandık. Okulum aracılığıyla tanıştığım ve bende iz bırakan birçok isim oldu. İshak Alaton, zamanın İzmit belediye başkanı Sefa Sirmen ilk aklıma gelenlerden.

MediaMarkt İcra Kurulu Başkanı olmadan önce birçok kurumsal şirkette de üst düzey yöneticilik yapmışsınız. Bunun size ne gibi yararları oldu? Her şirket farklı bir kültür, her sektör ayrı öğrenme fırsatları sunmakta. Ben de turizm, en-


RÖPORTAJ

düstri, elektronik ürünler, e-ticaret ve perakende sektörlerini kapsayan geniş kariyerimde hem farklı ülke kültürleriyle tanışıp çalışma (Japon, Amerikan, Singapur, Hollanda ve Alman) hem de bu sektörlerin ihtiyaçlarını anlayarak iş yapış modelimi şekillendirme fırsatı buldum. Böylece zaman içinde her bir kültürün ve sektörün müşteri yaklaşımlarını anlayarak doğru sentezi oluşturabildim.

MediaMarkt İcra Kurulu Başkanlığı göreviniz haricinde de İsveç ve Yunanistan’dan sorumlu Doğu Bölgesi Operasyon Başkanısınız. Uluslararası arenada göreviniz tam olarak nedir? Uluslararası arenadaki görevim, tüm operasyonel kararların alındığı ve merkezi stratejinin farklı ülkelerde etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak. Açık

yüreklilikle ifade etmem gerekirse, elbette bu atama benim için bir gurur vesilesi oldu; ama daha çok, MediaMarkt Türkiye Ailesi ve ülkem adına büyük onur duydum. Bunun bir nedeni de, MediaMarktSaturn’un Grup İcra Kurulu üyeliğine getirilen ilk Türk olmam. Türkiye’de büyük bir dönüşümü başarıyla gerçekleştirdik ve o dönüşümün meyvelerini almaya başladık. Zaten Türkiye’de bu değişim ve dönüşümü başardığımız için grubumuz da Yunanistan, İsveç ve Polonya’da böyle bir görevlendirmeyi uygun gördü.

MediaMarkt’ın ileriye dönük hedeflerinde neler var?

MediaMarkt Türkiye üç yıl üst üste, MediaMarkt Saturn Grubu’nun en hızlı büyüyen pazarı haline geldi ve bu öncülüğü dördüncü yılda da sürdürmeye kararlıyız. Bu başarıyı Türkiye’de uyguladığımız müşteri odaklı iş modelinin yanı sıra, dijitalleşme hızına ve bu alandaki yatırımlarımıza borçluyuz. Yatırım yapmaya, mağaza açmaya, büyümeye ve istihdama katkı sunmaya devam edeceğiz. Müşteriyi merkeze

koymaktan vazgeçmiyoruz, bu alanda Avrupa’daki diğer MediaMarkt ülkelerine de örnek olan “Müşteri Memnuniyeti Yol Haritası” projemiz ve yeni sadakat programı MediaMarkt CLUB’a odaklanacağız. Hedefimizin arasında bir yandan Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, İsveç ve Polonya operasyonlarının tüm sevk ve idaresini gerçekleştirirken, bir yandan da şirketimizin pazar paylarını artırmak ve teknolojik altyapıyı güçlendirmek gibi stratejik gelişmeleri sağlamak var.

Pazardaki rakiplerinize karşı nasıl bir strateji izliyorsunuz? Sizce sizi öne çıkaran yönleriniz neler? Avrupa’nın en büyük elektronik perakendecisi olarak Türkiye pazarına 2007 yılında girdik ve her yıl Türkiye pazarının iki katı oranında büyüyoruz. Türkiye’de organize perakendede lider bir firma olarak şunu söyleyebilirim ki Ağustos ayı itibarıyla ülke çapında 76 mağazayla, 200 bin metrekare toplam alanla en geniş satış alanı olan elektronik perakendeciyiz. Aynı zamanda

Prof il’17 | 55


RÖPORTAJ

tüketicilerimize 2 binden fazla çalışanımızla hizmet veriyor ve yılda 150 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyoruz. Tabii yeni mağaza açılışlarımızın yanı sıra, mevcut mağazalarımızı da müşterilerimize daha iyi bir deneyim için yeniliyoruz. Yani sadece mağaza açmıyoruz ve mağaza yenilemiyoruz. MediaMarkt olarak biz işimize sürekli yatırım yapan şirketlerden biriyiz. Tüketiciyi merkeze koyarak ilerlemeye devam ediyoruz. Günümüzde tüketici, istediği ürünü, istediği yerden, istediği zamanda almak istiyor. Bu da bizim çok kanallı stratejimizi destekliyor. Bu alanda da yatırımlarımıza devam ettik ve karşılığını aldık. Kuvvetli mağaza, güçlü e-ticaret…

İş hayatınız dışında kalan zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hobileri olan bir insanım, yelken, organik sebze yetiştirme ve dijital fotoğrafçılıkla ilgileniyorum. Arkadaşlarımla zaman geçirmek ve düzenli olarak spor yapmak da yoğun tempomu dengelemek için yaptığım aktiviteler. Haftada iki gün yürümek ve iki gün de pilates yapabilmek için kendimi zorluyorum ve hedeflerimi tutturdukça motive oluyorum.

Yatırımlarımız; servis ve hizmetlerimizden, tedarik zinciri yönetimimize, e-ticaret kanalımızdan müşterimize dokunduğumuz her alana yayılıyor. Bununla beraber alt yapımızı da her geçen gün güçlendirmeye devam ediyoruz ve müşteri ilişkileri yönetimi, satış ve servis süreçlerimizi de büyük bir hızla dijitalleştiriyo20 yılı aşan kariyer haruz. yatınızda keşke şunu da Bu çalışmalarımızın sonucunda ise sadece kendi rakiplerimizin olduğu zincir elektronik market olarak ifade ettiğimiz TSS pazarının değil; tüketici elektroniği satan tüm oyuncuların bulunduğu toplam panel markete kıyasla da daha fazla büyüdüğümüzü söyleyebilirim. Üstelik bu büyümeyi tüm kategorilerde rakiplerimizden daha iyi performans göstererek sağladık. Sektörümüzde 21 alt kategoride de aynı şekilde hem pazarın hem rakiplerimizin üzerinde büyüdük.

56 | Prof il’17

söylediğiyle yaptığının bir olduğu şekilde davranabilmek, detaylara önem gösterip detayda boğulmamayı bilmek ve hep uzun vadeli plan yapıp ertesi gün de yaptığı bu uzun vadeli planı değiştirme cesaretiyle hareket etmek…

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına ne söylemek istersiniz? Kariyerin bir serüven olduğunu unutmadan her anından faydalanmayı bilmek ve buna göre hareket etmek lazım. Hayatın bir denge içinde geçmesi gerekyapsaydım dediğiniz oldu mu? Bu süreçte varsa eğer tiğini, iş, aile, dostlar, kendiniz, pişmanlıklarınızı öğrenmek hobileriniz arasında paylaştırmayı bilmeniz gerekiyor. Kendiisteriz? Çok keyifle geçirdiğim ve pek çok nize kısa ve orta vadeli planlar hayalimi gerçekleştirebildiğim bir yaparak hayattan ne bekliyorsanız o doğrultuda adım atmakariyer yolculuğundayım ve işin nızı öneririm. Sonunda John güzel tarafı yolculuk hala devam Lenon’un şarkısında söylediği ediyor. gibi; “Life is what happens to Çalışma hayatınızda benim- you while you are making other plans” yani, plansız yaşamayasediğiniz ilkeler neler? cağız ama planlarımız hayata İlk etapta hep çalışmak, çok geçmediğinde hayal kırıklığına çalışmak diyeceğim. İyi ekip uğramadan yolumuza devam kurup doğru delegasyonu yapaedeceğiz. bilmek “walk to talk” dedikleri


RÖPORTAJ

Elif Balçık elifbalck12@gmail.com

Sadece ülkemizde değil, dünyada da birçok insana kendinizi dinletebilmeniz çok zor. Kendinizi bu konuda nasıl geliştirdiniz?

15-16 yaşlarımdayken bu işe başladığımda hayallerimi hep bu yönde kurdum. Çok büyük hayaller kurdum. Her sabah uyandığımda bu hayaller beni işime daha çok bağladı. Çok çalıştım ve bugünlere gelmemin en büyük sebeplerinden biri kesinlikle çok çalışmam oldu.

DJ’lik mesleğinin ülkemizdeki gelişimi tam olarak ne boyutta sizce?

DJ’liğin ülkemizde son üç senedir çok değiştiğini fark ediyorum. Aldığım mesajlardan, olumlu yorumlardan yeni neslin bu mesleğe karşı daha bir hevesli ve

58 | Prof il’17

istekli olduğunu düşünüyorum. Bence birkaç sene içinde ülkemizdeki elektronik müzik algısı el birliğiyle çok daha güzel bir noktaya gelecek. Bizim tüm çabamız bu yönde en azından.

Müziğe adım attığınızda ilham kaynağınız veya örnek aldığınız biri var mıydı? Açıkçası ilham kaynağım yaptığım işlerdi, parçalardı. Her sabah mutlu uyanmama sebep olan en büyük faktörlerden biridir diyebilirim. Tabii ki bunun yanında ailem ve çevremdeki dostlarım. Onlara baktıkça işime daha sıkı sarılmam gerektiğini hatırlıyorum.

Genç yaşlardan itibaren müziğin içinde olmak sizi nasıl etkiledi?

Keşke daha erken yaşta başlasaydım diyorum. Genç yaşta müziğe ilgi duymam DJ’lik ve prodüksiyon konusunda bana çok büyük avantaj sağladı. Zamanım vardı ve bu alanlarda kendimi geliştirmek için çok çalıştım. Artık çok küçük yaşa düştü bu sınır, genç yaşta başlamak bence çok avantajlı oluyor çünkü 20’li yaşlardan sonra gençler vakit ayırmakta zorlanıyor; sonuçta okul giriyor devreye, sürdürecekleri bir hayat giriyor ve müzik için gerekli zamanı ayıramıyorlar.

Exit Fest’te Martin Garrix ve David Guetta’nın arasında çalmak ve dünyaca ünlü başarılı DJlerle aynı platformu paylaşmak ve Türkiye’yi temsil etmek nasıl bir duygu?


RÖPORTAJ Martin Garrix ve David Guetta ile aynı sahnede yer almak bu işe başladığım ilk günden beri kurduğum hayallerden biriydi. Dünyanın en iyi ilk 5 DJ’i arasında gösterilen isimler. 2018’in yazında Sırbistan’da Exit Fest’te bu iki isim arasında çalmak çok heyecan vericiydi ve inanılmaz bir tecrübe kattı bana. Büyüleyici bir gece ve unutmayacağım bir performanstı.

“Feel”, “Save Me”, “Sixdays” gibi milyonlarca tıklanan ve hit olan parçalar çıkarttınız. Önümüzdeki parçalarda bizleri neler bekliyor?

Normalde her sene 1 parça çıkarırdım. 2019’da daha fazla çalışmalarla karşınızda olacağım. Yeni yıl bol müzikli geçecek. Yayınlamayı beklediğim parçalar var, sürprizleri beklemede kalın.

Ülkemizde elektronik müzik alanında işini başarıyla yapanlardansınız. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen, ilerde DJ’lik yapacak genç arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nelerdir? Nasıl fark yaratabilirler? İlk olarak çok çalışmaları gerekiyor. Zaten onlar iyi işler başardıkça insanlar başarılı olanları keşfediyor. Ben hep şunu söylüyorum: “Sadece müzik yapmakla olmuyor. Elektronik müzikte

başarılı olmak istiyorlarsa bu ruhu hayatlarına da yansıtmaları gerekiyor. Spor yapmaları, iyi konuşmaları, iyi giyinmeleri, pozitif ve aktif bir kişilik olmaları gerekiyor. İçine kapanık, sosyal açıdan aktif olmayan birinin yaptığı iyi işleri insanlara ulaştırmakta problem yaşayacaklarını düşünüyorum. 2019’da Sibourne ailesi olarak her ay 10 gencimize de seminer vereceğiz ve bunlar ücretsiz programlar olacak. Bu yıl biz de gençlerimize elimizden geldiğince bu işin püf noktalarını sağlıklı bir şekilde vermeye çalışacağız, çabalayacağız.

İnsanlar Mahmut Orhan’ı beğeniyor ve severek dinliyor. Peki Mahmut Orhan ne dinler? Ben her tarz müziği dinliyorum. Tabii keyif için genelde daha düşük tempolu deephouse, düşündürücü melodik ve enstrümental parçaları tercih ediyorum.

Mahmut Orhan için yaşlanmayan parça var mıdır?

Var tabii. Robin S.-“Show Me Love” kariyerimin başladığı günden bugüne hala şarkı listemdedir ve hala çalarım. 15-16 yaşlarımda da en sevdiğim parçaydı ve hala öyle, yeri apayrıdır bende.

Müzik hayatınızda dönüm noktası olan olay ya da durum nedir?

Buna kesinlikle İstanbul’a yerleşmem diyebilirim. İstanbul çok büyük bir pazar. Kariyer konusunda en avantajlı şehir. Fırsatları da değerlendirebilmek mühim tabii.

Sahne dışındaki Mahmut Orhan kimdir? Boş zamanlarında neler yapar?

Müzik dışında oyun oynamak ve evcil hayvanlarımla ilgilenmek en büyük hobim. Boş zamanlarımda köpeğimle ve kedimle stüdyomda, evimde vakit geçirmeyi seviyorum. Köpeğim Riko’yla ormanda koşmayı çok seviyorum mesela. Elimden geldiğince vakit ayırıyorum bu aktivitelere.

Bazı insanlar belirli üne kavuştuktan sonra değişebiliyor. Sizi değiştirmeyen şey nedir?

Bizi değiştirmeyen şey tamamen değerlerimiz. Biz değiştikten sonra ya da birileri sizi etki altına alıp değiştirdikten sonra veya kendi benliğinizi kaybettikten sonra bence o duruşun ve şöhretin hiçbir anlamı kalmıyor.

Son olarak Profil dergisi okuyucularına ne söylemek istersiniz?

Bizi takipte kalın, bu sene sizleri güzel sürprizler bekliyor olacak. Müziğin hayatınızdan eksik olmaması dileğiyle. Sizleri seviyoruz, sevgiyle kalın!

Prof il’17 | 59


KARİYER

Ecem Şimşek ecem.simsek@yildizik.com

20’li Yaşlarda Kariyer Yapmanın Etkili Yolları Öğrencilikten iş hayatına adım adım ilerlediğimiz bu yaşlar aynı zamanda kariyerimizi de şekillendirmeye başladığımız dönemlerdir. Bu dönemlerde verdiğimiz kararlar, aldığımız riskler ve kurduğumuz arkadaşlık ilişkileri; ileride nasıl bir yol izleyeceğimizin bir göstergesi niteliğindedir. “Acaba ileride nasıl bir iş yaşantım olacak?” ya da “Kendi işimin patronu olabilecek miyim?” gibi soruları kara kara düşünmek yerine hayallerimizi hayata geçirecek adımlar atmak bizi başarıya ulaştıracaktır.

Denemekten Kaçınmamak

Dünyayı Dolaşın

Doğru yolu bulabilmede en doğru yaklaşımlardan biri de denemekten vazgeçmemek. Mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakmak önünüzü açacak adım olacaktır çünkü insan mükemmeli ararken kendisini farkında olmadan kısıtlar ve aslında ona gelecekte mükemmeli getirecek fırsatı belki sadece bu yüzden kaçırır. Bu sebeple basit düşünmek ve hata yapmaktan korkmamak bizi geliştirir. Tecrübeler en büyük öğreticilerdir. Tecrübeyi de sürekli yeni şeyler deneyerek ve cesur olarak kazanabilirsiniz. Yani bu yaşlarda size en büyük yol gösterici kazandığınız tecrübeler, bu sebeple hiçbir zaman denemekten kaçınmayın.

İş hayatına atıldığınızda dünyayı dolaşmak şimdiki kadar kolay olmayacak. Öğrencilik; yeni kültürler tanımak, farklı insanlarla iletişime geçmek ve olup bitenleri gözlemlemek için en verimli dönem çünkü gelişmekte olan fikirlerinizi, düşüncelerinizi, bakış açınızı değiştirecek olguları ancak yeni şeyler görerek belirleyebilirsiniz. Bunun yolu da sınırlarınızın dışına çıkmaktan geçiyor. Vizyon sahibi olmanızda, olaylara farklı bakış açılarıyla yaklaşabilmenizde yeni kültürler tanımanın etkisi çok büyük. Bu sebeple öğrencilik hayatınızı olabildiğince gezerek geçirin ve mümkünse dil öğrenmeye daha fazla önem verin.

60 | Prof il’17


KARİYER

Vizyon Sahibi Olabilmek

Arkadaşlarını İyi Seç

Nereye gitmek istediğini bilmeyen insanlar genelde yerinde sayar. Öncelikle kendinize bir hedef belirlemeniz gerekiyor. Hedefinizi belirlemede en etkili yollardan biri de hayal kurmak. Böylece hedefinize odaklanarak karşınıza çıkan fırsatları değerlendirme konusunda daha atik olursunuz. Ayrıca başarılı olmak için hayatınızı yıllara göre planlamanız gerektiğini söyleyen yönetici koçu Cherylyn Harley LeBon, 30’lu ve 40’lı yaşlarınızda nerede olmak istediğinizi belirlerseniz kariyerinize doğru bir şekilde yön verebileceğinizin altını çiziyor. LeBon bu konuda pek de haksız sayılmaz. Eğer kafanızda belirli bir planlama olursa, kendinize hangi dönemde neler katmanız gerektiğinin bilincinde olursunuz ve sizi hedeflediğiniz kariyere götürür. Emin olun ki gelecekte kendinizi nerede görmek istediğinizi kafanızda görselleştirmek, 20’li yaşlarınızın daha verimli ve keyifli geçmesini de sağlayacaktır.

Hiç yakın arkadaşlarınızla birbirinize benzemeye başladığınızı fark ettiniz mi? Kaliforniya ve Yale Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre iki yabancıyla karşılaştırıldığında arkadaş olan iki kişinin genleri daha fazla benzerlik gösteriyor! Bu sebeple bizimle birlikte tüm zorluklara göğüs gerebilecek ve içimizdeki en iyiyi ortaya çıkarmamıza yardım edecek bir arkadaşı seçmek sandığınızdan çok daha kritik. Powerwomen TV CEO’su Amy Palmer, “20”li yaşlarımda en büyük dersi takıldığım insanları inceleyerek aldım çünkü içinde bulunduğunuz çember, sizin kim olduğunuzu tanımlayan en önemli verilerden biridir.” diyor. Arkadaşlarınız zamanlarını ve becerilerini akıllıca kullanıyor mu? En basitinden hayattaki rollerini seçip gerçekten kim olmaya karar verdiler mi? Unutmayın ki 20’li yaşlarınızda elde ettiğiniz arkadaşlıklar ömrünüz boyunca sizi şekillendirmeye devam edecek.

Rol Modelini Belirle

Multidisipliner Olmak

İnsan, bir kişiyi ilham alarak hayalini geliştirir. Kendimizden bir parça gördüğümüz zaman daha çok çalışırız. Detayları yakalamada kabiliyet kazanarak kendimizi ileriye taşıyacak adımlar atmada daha başarılı oluruz. Kendinize rol model olarak birini belirlemeniz, izleyeceğiniz yoldan geçmiş olan kişinin tecrübelerinden yararlanarak kendi yolunuzu şekillendirmenizde etkili olacaktır.

Rekabetin arttığı şu zamanlarda artık tek bir ilgi alanına sahip olmak yetmiyor. Farklı ilgi alanlarına sahip olmak, çok okumak ve her konuya yorum getirebilmek büyük önem taşıyor. Artık iş hayatında akademik başarıyla kişisel bilgi birikimi birbirinden bağımsız düşünülemez halde. Bir adım daha önde olup fark yaratabilmek istiyorsanız çok yönlü düşünebilme yetisine de sahip olmanız gerekiyor.

ÖRKAM Üniversitemizin Öğrenci Rehberlik ve Kariyer Merkezi’nden(ÖRKAM) ise mezun ve öğrencilerimize iş ve staj imkanı sunmak isteyen firmaların ilanlarına ulaşabilirsiniz. ÖRKAM hizmetleri koçluk ve mentorluk programları, kariyer danışmanlığı ve akademik kariyer olanakları, iş hukuku, işçi hakları üzerine birebir ve grup çalışmaları, eğitim ve seminerler ile gerçekleştirilmektedir.

Prof il’17 | 61


RÖPORTAJ

Elif Berker R Ö P O R TA J I Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

Yves Rocher markasının doğuşunun etkileyici bir öyküsü olduğunu biliyoruz, okurlarımız için kısaca bahseder misiniz?

Marka, Yves Rocher’in doğduğu Bretagne’deki La Gacilly kasabasında kuruluyor. Yves Rocher, doğduğu topraklardaki doğanın zenginliğini kadınların güzelliğine kaynak olarak kullanmak isteyen bir kimyager. Dolayısıyla bu hayalini gerçekleştirmenin peşinde koşuyor ve sonunda da başarılı oluyor. İlk önce bir krem üretiyor. Ürettiği bu krem ile gazeteye bir ilan veriyor ve satmaya başlıyor. Günümüzde 4000’den fazla olan mağazalarımızın ilkini 1969’da Paris’te açıyor. Markanın üretim ve 90 ülkeye dağıtım süreci kasabada bulunan fabrikalarda gerçekleşiyor. Kasabada bir proje mağazası, ekolojik otel ve 1100’den fazla bitki çeşidinin yetiştirildiği botanik bahçelerimiz bulunuyor. Rocher’in doğduğu ev yine orada müze haline getirilmiş durumda.

62 | Prof il’17

Bize kendinizden ve bugüne kadar olan kariyer yolculuğunuzdan biraz bahseder misiniz? Bahsederim tabii, 1974 doğumluyum. İlkokuldan sonra Saint Michel’de okudum yani bir Fransız Lisesi mezunuyum. Ardından Marmara Üniversitesi’nde İşletme bölümüne girdim. Okulumun bursuyla Amerika’ya gitmemin ardından ve University of Wisconsin’den başarıyla mezun oldum. Amerika’da 3 yıl otelcilik sektöründe daha çok finans alanında çalıştım. Türkiye’ye dönme arzumu hiçbir zaman kıramadım ve geriye dönüp denemeyi tercih ettim. Loreal Türkiye’de işe başladım. 3 yıl çalıştıktan sonra genel yapıyla çok ilgili olmam ve projelerdeki desteğim sayesinde yöneticimiz beni pazarlamaya davet etti. Pazarlamada ürün müdürlüğü yaptım. 2 yılın ardından esas hayalim olan satış departmanına geçtim. Bunun üzerine Zincir Mağazalar Müdürü olarak görev aldım. Bir buçuk yıl içe-

risinde Ulusal Zincir Mağazalar Müdürü ardından Satış Direktörü oldum en sonunda da 10. yılımı tamamladığım Loreal‘den ayrıldım. O esnada Loreal’deki yöneticim Yves Rocher’ye geçmişti, operasyonu devralmam için ondan teklif aldım. 2010 yılında burası küçücük bir şirketti ve yaklaşık 20 mağazamız vardı. Oradan başladık ve bugün Yves Rocher Türkiye olarak 240 mağazalık bir zincir haline geldik. Aile olarak da büyüme gösterdik. O zamanlar merkez ofiste 17 kişilik bir ekipken şu an 70 kişiyiz. Yine sahada 100 kişi vardı şu an merkez ofis artı saha olarak 850 kişiyi aştık.

Yves Rocher Türkiye, sektörde mevcut birçok marka varken 2010 yılından itibaren hızlı bir büyüme gösterdi. Türkiye’deki tüketiciler tarafından benimsenmenizin ve başarınızın sebepleri sizce nelerdir? Aslında Yves Rocher, 2000 yılından beri Türkiye’de vardı. 20


RÖPORTAJ

bu çok ulvi bulduğum çok saygı duyduğum yaşam prensibi marka bünyesinde ciddi anlamda hayat buluyor. Üretim merkezlerimizin her biri kuşlar için korunaklı bir yaşam alanı, çevre sertifikalarının hepsine sahip, su tüketiminin azaltılması, plastik tüketiminin azalması için her yıl bir sürü proje yapılıyor. Marka olarak çalışanlarımızın da mutluluğunu önemsiyoruz. Değerlerine çok inandığım ve savunduğum için burada olmayı bir ayrıcalık olarak görüyorum.

mağazayla silik bir varlık gösterdiği dönemde Türkiye’den bir aile markanın sorumluluğu almış ve markayı büyütmeye çalışıyormuş. Yves Rocher’nin Türkiye kozmetik pazarına yüzde yüz Fransız sermayesiyle girdiği yıl olması açısından biz 2010’u bir milat olarak kabul ediyoruz. Elimizde olan muhteşem markayı tüketiciye daha doğru yansıtmak adına gerekeni yaptık. Bence Türk tüketicisinin kalbini kazanan markanın kendi değerleri. Markadan biraz önce bahsettim.Botanik bahçesi, fabrikaları, dağıtım ağıyla birlikte öyle bir marka ki aslında kozmetik piyasasında bir başka eşi yok. Yves Rocher’nin felsefesinde güzelliği demokratikleştirmek var. Maksimum insana sürdürülebilir bir biçimde nasıl ulaşırız sorusunun peşinden gittik ve Türkiye’de de tam bunu yaptık. Tüketicilerimizin bizde bulduğu fiyat ve fayda dengesi gerçekten iyi. Hem benim hayalim hem de Yves Rocher’nin hayali, ikisi çok güzel yerlerde ör-

tüşüyor. O, nasıl bütün kadınlara güzelliği ulaşabilir kılmayı hayal ettiyse benim de hedefim bütün Türkiye’nin markası olmaktı. Bu fiyat konumlanması ve duruş buna çok uygundu.

Yves Rocher, çevreye duyarlı bir marka olarak biliniyor. Hayvanlar üzerinde test ve nesli risk altında olan bitkilerin kozmetikte kullanılıyor olması hakkında markanın ve sizin düşünceleriniz neler?

Hem dünyada hem de Türkiye’de Yves Rocher markasını ve bünyesinde bir yönetici olmayı nasıl tanımlarsınız?

Markanın felsefesini ve benimsediği fikirleri seviyorum. Bizim markamız tüketiciye çok yüksek kalitede etkin ürünler sunmayı hedefliyor. Bunu yaparken de maksimumda doğal içeriği ve bitkilerin gücünden faydalanmayı merkeze koyuyor. Markanın “Act Beautiful” diye bir felsefesi var, hem kendin için hem doğa için iyi şeyler yap demek. Doğal olmayanlardan biraz uzaklaş, doğayı korumaya çalış. Yves Rocher ’de bir yönetici olmanın yanı sıra Yves Rocher’in bir parçası olmak çok kıymetli çünkü

Prof il’17 | 63


RÖPORTAJ

Bizde çok net, değişmez bir bitki yasası var. Ürünlerimizde hiçbir şekilde GDO’lu bitkiler kullanmıyoruz. Hem toprağın sürdürülebilirliği için hem de yetiştirdiğimiz bitkinin bize en fazla fayda vereceği biçim olduğu için organik tarımı tercih ediyoruz. Nesli tükenmekte olan bitkileri de kullanmıyoruz. Araştırmacılarımız kullandığımız bir bitkinin neslinin tehlikeye girmesi halinde hemen muadil arayışına girerek markayı ona yönlendiriyor. Hayvansal boyutuna gelince de ürünlerimizde hayvansal içerik kesinlikle yok. Avrupa’da 1989’da hayvanlar üzerinde test yapmayı bırakan ilk markayız. Bu sebeple SPA adlı bir hayvan koruma örgütü tarafından altın madalya ile ödüllendirilmiş bulunuyoruz. Her iki konuda da duyarlılığımız benim çok gururla bahsettiğim konular.

Yves Rocher bir Fransız markası. Bu durum sizin pazarlama stratejinizi etkiliyor mu?

Fransız bir marka olmak kozmetik sektöründe uzmanlığın, kalitenin bir simgesi gibi. Fransız olmanın yanı sıra bitki yasamızdan tutun kendi üretim tesislerimizdeki prensiplerimize kadar markanın sahip olduklarını kalitemize borçluyuz. Algı olarak kozmetik sektöründe olup Fransız olmak her zaman olumlu bir izlenim uyandırıyor. Buna dayanarak ismimizdeki “Fransa” ibaresini de kullanmayı tercih ediyoruz.

Gelecekle ilgili Yves Rocher Türkiye’nin sektörde ve sahada hedefleri nelerdir? Yves Rocher, Türkiye’de bir numaralı kendi ürünlerini satan

64 | Prof il’17

kozmetik perakende zinciri. Bunu kimseye kaptırmaya niyetimiz yok, kaldı ki en yakın rakibimiz bile bizden çok çok gerilerde. Önümüzdeki 3 yıldan bahsedecek olursak 10 ile daha girerek 65 illik bir dağılım hedefliyoruz. Önümüzdeki yıllarda 240 olan mağaza sayımızı artırmayı hedefliyoruz. Yatırım anlamında mağaza açmanın dışında mevcut mağazaları da yenilemek gerekiyor. Bir kampüs ekibimiz var ve bu ekiple bütün önemli üniversitelerde var olmayı hedefliyoruz. Markanın gelişimi açısından Türkiye’de pazar olarak hem önemli olmamız hem de yakaladığımız çizgiyi korumamız öncelikli amacımız olacaktır.

Peki, iş temponuzdan günlük hayatınız nasıl etkileniyor?

Açıkçası her şeyi birlikte yürütmek oldukça zor. Gerçekten siz de göreceksiniz özel hayatı sürdürmek, yalnız yaşamak ve evlenmenin de ötesinde çocuk sahibi olduktan sonra zorlaşıyor. İnsan üniversiteyi bitirme sürecini hayatının en zorlu dönemi olarak görse de fiziksel olarak yorgunluk hem işi hem evi hem de çocukları bir arada götürmeye çalışınca gerçekten hissediliyor. Benim şansım ise iş yerinde çok mutluyum Buraya geldiğimde işe gelmenin gerginliğinden ziyade beni arkadaşlarımın ya da ailemin yanına gelmenin huzuru kaplıyor. Birçok açıdan buradan beslendiğim için böylesine yoğun çalışmak bana

zor gelmiyor. Şirkette aile ortamını sağlamak için ekibimizin her bir üyesi büyük özveri gösterdi. Bu da bizim için büyük şans.

Son olarak Profil dergisi okurlarına kariyer planlama ve iş dünyası hakkında verebileceğiniz tavsiyeleriniz nelerdir?

Bence iş dünyasında ne yapmak istediğinize karar vermek çok zor. Meslek seçtiğimiz, üniversiteye başladığımız o yaş dolayısıyla ne istediğimizi çok iyi bilmiyoruz. Ben yine şanslıydım İşletme okuduğum için çünkü daha esnek bir bölümdü. Bol bol staj yapsın arkadaşlar bunu söyleyebilirim, iş hayatını bir kez deneyimledikten sonra keyif aldıkları şeyleri keşfedebilirler. Hayat uzun, tutkularının peşinden gitsinler ve yapmak istedikleri şeye samimiyetle emek harcasınlar çünkü iş hayatında hiçbir samimi çaba boşa gitmiyor. Kesinlikle tutkuyla istedikleri şeyin peşinden gitsinler. Çabaları asla boşa gitmez, başarı da kendiliğinden gelir.


RÖPORTAJ

Bir Yemek

(

. Imparatorlugu

RÖPORTAJI Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com


RÖPORTAJ

Eğitim hayatınız nasıldı, nasıl bir öğrenciydiniz? Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? 1999’da Boğaziçi Üniversitesi Okul dönemimde sürekli okul birincisi olan bir çocuk değildim ama çalışkan ve fark yaratabilen bir öğrenciydim. Ön plana çıkan özelliğim sınıf başkanı olmamdan dolayı liderlikti diyebilirim. Biraz da sorgulayan ve olaylara farklı pencerelerden bakmayı seven çok yönlü bakış açım da araştırma odaklı olmamı sağladı.

Silikon Vadisi’nde bulunduğunuzu öğrendik, orayı nasıl tanımlarsınız? Size neler kattı?

Silikon Vadisi’nde gerçekten dünyanın teknoloji merkezinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Dünyadaki en yeni teknoloji fikirleri burada geliştiriliyor ve burada hayata geçiyor. Yemeksepeti fikri de buradaki gözlemlerimin sonucunda ortaya çıkmıştı.

Öğrencilerin çok fazla kullandığı Yemeksepeti.com fikri nasıl doğdu? Bu fikri milyonlarca dolarlık bir şirkete nasıl dönüştürdünüz? Bu yolda karşılaştığınız zorlukları, edindiğiniz deneyimleri bizimle paylaşır mısınız?

Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Aynı yıl, ABD’de University of San Francisco’dan MBA derecemi almak üzere Silikon Vadisi’ne gittim. Orada E-ticaretin doğuşunu, başarıya ulaşan ve başarısız olan projeleri görme ve inceleme fırsatını yakaladım. Bu sırada Türkiye’de internet üzerinden yemek siparişi verilebilecek bir platform yaratma fikri ortaya çıktı. İnsanların tek bir noktadan şehirdeki tüm restoranları görebileceği bir sitenin çok elverişli ve faydalı olacağını düşündüm. Ayrıca buna telefonda sipariş verme zorluklarını da ekleyince proje iyice kafamda oturdu. 2000 yılında Türkiye’ye geri dönerek Boğaziçi Üniversitesi’nden arkadaşım olan Melih Ödemiş’e projeyi anlattım. Fikir onun da kafasına yattı. Daha sonra da diğer ortaklarımız ile konuştuk, bize dahil oldu ve ilk olarak 2001 yılının ocak ayında online olarak sitemizi kurduk. Kurulduğumuz yıl olan 2001’den 2006 yılına kadar hiç para kazanmadık fakat E-ticarete duyulan güven arttıkça biz de, Türkiye içindeki pozisyonuzmuzu sağlamlaştırdık.

Yemeksepeti’ni sizin de dahil olduğunuz 4 kişilik bir ekiple kurdunuz. Ekip çalışmasının avantajları ve dezavantajları nelerdir? Çalışma arkadaşlarınızda önem verdiğiniz özellikler nelerdir?

Doğru ekibi bir araya getirmek çok kritik bir konu. Girişimciliğin tek kadrolu bir iş olmadığını da aklınızdan çıkartmayın. Girişiminizin en başından itibaren doğru insanlarla yol alın. Bir projeyi yoktan var edecek ve onu başarıya taşıyacak olan ekiptir. “Eğer bir odadaki en zeki kişi sensen, yanlış odadasın demektir.” sözü size yol göstersin. Sizinle birlikte çalışan insanların çevrelerinden farklılaşan, şahsına münhasır kişilikler olması sizi başarıya taşıyan, diğerlerinden ayıran, karakter sahibi bir şirket yapıyor. Çalışanlarınızın tutkulu, öğrenmeye ve yeni fikirlere açık insanlar olmaları sizin de başarınızı bir adım öteye götürüyor.

Tüm dünyada “home-office” popülerliği artarken uyku odaları, oyun odaları, spor salonu bulunan yoga ve pilates yapılabilen

Prof il’17 | 67


RÖPORTAJ

alanlara sahip olan, dünyanın en pahalı sandalyelerinin bulunduğu ve daha birçok özgün özelliğiyle Yemeksepeti Park’ı oldukça merak ediyoruz. Böyle bir ofis kurma fikri aklınıza nasıl geldi? Hayaliniz miydi? Bu konfor içinde çalışanlarınızla büyük işler yapmayı nasıl başardınız?

Yemeksepeti olarak yalnızca mesai tamamlamayı bekleyen değil, ofiste kaldığı süre boyunca orada olmaktan mutluluk duyan bir çalışan profili görmeyi hedefliyoruz. Ben evden çalışmaya inanmıyorum ama ev rahatlığında ofiste çalışmaya inanıyorum. Hem bir önceki ofisimiz Yemeksepeti Kampüs hem de mevcut ofisimiz Yemeksepeti Park “ev rahatlığında ofis” felsefesi ile tasarlandı. Yemeksepeti Park’ta çalışanlarımıza farklı, eğlenceli ve sıra dışı bir çalışma ortamı sunmak istedik. Yemeksepeti Park’ı dizayn ederken ana çıkış noktamız kurum kültürümüzün en önemli parçası olan şeffaflığı ve dinamizmi çalışanlarımızın ofis ortamında hissetmelerini sağlamaktı. Böylece şirket kültürümüzün özünde yatan açık kapı politikasını çalışanlarımıza sadece söylemek ve göstermekle yetinmeyip bunun içselleştirilmesini de arzuladık. Yemeksepeti’nde hiyerarşik bir yapıdan ziyade yatay bir organi-

zasyon sisteminde çalışıyoruz. Çalışanlarımız her kademeden yöneticiyle iletişim kurabiliyor, farklı ekiplerle rahatça iş birliği yapabiliyor. Ortak çalışma alanları yanı sıra sosyal alanlar da bu dinamik kurguyu destekliyor. Çalışanlarımız çalışma saatleri dışında da beraber keyifle zaman geçiriyor. Böylece çok daha iyi fikirler ortaya çıkıyor.

Yemeksepeti.com 2015 yılında 589 milyon dolar karşılığında dünyanın en büyük yemek şirketlerinden Delivery Hero’ya satıldı. Yemeksepeti’ni satmaya neden ve nasıl karar verdiniz? Şu an bu kararınızdan memnun musunuz? Aslında Yemeksepeti için daha önce masaya oturduğumuz firmalar da olmuştu. Ancak biz doğru zamanda, doğru değerlemeyle ve doğru partnerle el sıkışmak istediğimizi biliyorduk ve bekledik. Delivery Hero ile de uzun süredir tanışıyorduk ve onlar performansımızı yıllardır takip ediyorlardı. Delivery Hero halihazırda agresif bir büyüme stratejisini hayata geçirmekteydi ve diyaloğumuzu yoğunlaştırdık. Gelecek hedeflerimizin, kurum kültürümüzün ve iş yapış şeklimizin çok iyi uyuştuğunu gördük. Karşılıklı olarak birbirimizden beklentilerimiz çok netti. Normal satış görüşmelerinden çok daha kısa süren, yalnızca birkaç aylık bir sürecin sonunda el sıkıştık. Delivery Hero bizim için şirketi sattığımız bir firmanın ötesinde, ortak hedeflere birlikte ilerlediğimiz doğru bir iş ortağı oldu. Sonraki süreçte de doğru bir karar verdiğimizden bir kez daha emin olduk. Bunun yanı sıra, satışın hemen ardından elbette çok büyük bir heyecan ve gurur yaşadık. Başarımızı ekiple paylaştık. Satıştan aldığım en büyük haz da ekibin gözündeki gururu görmekti. Bu duygusal tatminin bizim için yeri ayrı.

Bir röportajınızda tecrübenin gereğinden fazla önemsendiğini, gençlerin fikirlerine daima açık olduğunuzu belirtmişsiniz, peki işe alımda dikkat ettiğiniz özellikler nelerdir?

Aramıza dahil olmasını istediğimiz potansiyel çalışma arkadaşlarımızın teknik yetkinlikleri tabii ki çok önemli bir faktör fakat bunun da ötesinde takımımıza

68 | Prof il’17


RÖPORTAJ

Yeni nesil sosyalleşme konusundaki beklentilerinde son derece haklı. Önceki kuşakların böyle talepleri yoktu diye bu beklentileri görmezden gelmek gibi bir duruş söz konusu olamaz bence. Bu jenerasyon uzun süre aynı işi yapmak istemiyor, çabuk sıkılıyor ve çok sık iş değiştiriyor haliyle aidiyet duygusu da daha zor oluşuyor. Bunların ışığında bu kuşağın ihtiyaçlarını değerlendirip buna göre bir yaşam ve çalışma alanı oluşturmak bize daha doğru geldi. Çalışma ortamı, çalışan verimliliğini en çok etkileyen değişkenler arasında. Kurum kültürünü yansıtan, çalışan odaklı tasarlanmış ofisler bugün tüm markaların dikkate alması gereken bir parametreye dönüştü. Biz, kurum kültürümüz gereği çalışanlarımızın sadece iş yapmaları için değil, sosyalleşebilmeleri için de ofisten yararlanmalarını arzuluyoruz.

Sizce geleceğin mesleği ne? gerçekten uyum sağlayabileceğini düşündüğümüz kişilere öncelik veriyoruz. Yemeksepeti ailesine katılacak kişilerin mutlaka öğrenmeye açık, meraklı, yaratıcı, adaptasyon kabiliyeti ile vizyon ve öngörü potansiyeli yüksek kişiler olmasını tercih ediyoruz.

Başarılı bir girişimcide bulunması gereken özellikler nelerdir? Sizce girişimcilik karakter özellikleriyle mi ortaya çıkar yoksa çok çalışarak, tecrübe kazanarak sonradan elde edilebilir mi?

Bir girişimci için çevresini gözlemlemek, fikir alışverişi yapmak, farklı düşünceleri anlamaya çalışmak ve iş dünyasının nasıl işlediğini bilmek önemlidir. Bunları profesyonel hayatta edinebilirsiniz. Öte yandan genç, tecrübesiz ama kafasında bir ideali olan kişi, 15 sene kurumsal firmalarda çalışmış ve “Ben artık girişimci olacağım.” diye karar verip girişimci olmaya başlamış birine göre daha başarılı olabilir çünkü girişimcilik insanın içinden gelir. Kafanızdaki ideali hayata geçirmek için birçok şeyden vazgeçmeniz; hırsınızı ve tutkunuzu kaybetmeden fikrinize tutunmanız ve sabırlı olmanız gerekiyor.

Yine bir röportajınızdan edindiğim bilgiye göre benim ve bu dergiyi okuyacak olan arkadaşlarımın dahil olduğu Z kuşağının aynı işi yapmaktan bir süre sonra sıkıldığını söylemişsiniz. Sizce bunun nedeni nedir ve bunun önüne nasıl geçebiliriz?

Önümüzdeki 10 yılda dijitalleşme alanında çok heyecan verici işlerin çıktığını göreceğiz. Özellikle kişiselleştirilmiş pazarlamanın ve içerik pazarlamasının internet tabanlı yeme-içme sektörü projeleri üzerinde etkili olduğunu izleyeceğiz. Bugüne bakacak olursak, dijital pazarlama, mobil pazarlama uzmanlığı ve iş geliştirme uzmanlığı geliyor. Bunun yanı sıra E-ticaretle popüler olan pozisyonların başında, E-ticaret temel bilgisine sahip yazılımcı, tasarımcı, müşteri hizmetleri gibi pozisyonlar da farklı deneyimleri gerektiren işler arasında yer alıyor.

Yeni fikirler üretirken, başarılara imza atarken zihninizin arka planında daima örnek aldığınız bir idol var mı?

İlham aldığım kişilerin başında Steve Jobs geliyor.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeniz veya tavsiyeleriniz nelerdir?

İçinizdeki tutkuyu takip etmek başarının en büyük anahtarı. Tavsiye olarak ise şunları söyleyebilirim: Risk alın, hayallerinizin peşinden koşun, kendinize büyük hedefler koyun ve daima gelişime açık olun. Fikirlerinizi olabildiğince çok kişiyle paylaşın ve geri bildirim alın. Yanlış yapmaktan korkmayın, hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenin. Engellerin çözümünün, ararsanız mutlaka olduğunu unutmayın.

Prof il’17 | 69


BAŞARI HİKAYESİ

“İnsanlar annemin karnından Chasing Pavements’ı söyleyerek çıktığımı sanıyorlar.” Ecem Şimşek ecem.simsek@yildizik.com Adele Laurie Blue Adkins, 1988 yılının 5 Mayıs günü Londra’da, annesinin karnından şarkı söyleyerek değil ağlayarak çıktı elbette. Adele’in annesi Penny Adkins, kızını doğurduğunda on sekiz yaşındaymış ya da Adele’in deyişiyle “on sekiz buçuk”. Adele, Penny’nin ilk ve tek çocuğu. Penny’nin ailesi çocuklarına kendi ayakları üzerinde durma özgüvenini zor bir yoldan öğretmiş. Penny’nin hamileliği sırasında hatta doğumuna pek bir şey kalmamışken öz annesi ve babası Penny’yi kapıya koymuş. Bu durum Penny’i hırslı bir kişiliğe bürümüş. Görünüşe göre de bu bağımsızlık, dayanıklılık ve hırs Penny’den Adele’e de geçmiş. Adele’in ebeveynleri Mark Evans ve Penny, Adele üç yaşındayken ayrılmış. Durum böyle olunca Adele’in deyişiyle, Evans aile fotoğraflarında pek

70 | Prof il’17

yer almamış. Mark Evans’ın, kızının hayatındaki yeri biraz tartışmalı. “Bence bir sorun yok. Kendimi bir şeyleri kaçırmış gibi hissetmiyorum. Bazı insanlar tek ebeveynli bir aileden gelmiş olmalarını fazla büyütüyorlar ama benim babasız büyüyen o kadar çok arkadaşım var ki.” diyor. Aralarındaki baba-kız ilişkisinin sadece Adele’in 3 yaşına kadar sürmesine rağmen Evans, kızının müzikal beğenilerinde biraz kendi payı da olduğunu iddia ediyor. “Akşam kanepede uzanıp Adele’i kucağıma alır; Ella Fitzgerald, Louis Armstrong, Bob Dylan ve Nina Simone gibi sevdiğim şarkıcıları dinletirdim.” diye anlatıyor. Hatta kızlarının göbek adı olan Blue’yu da, kendisinin blues müziğine duyduğu tutkudan dolayı koyduğunu söylüyor. Anlaşılan baba kız arasında sevgi dolu hatıralar da olmuş.


BAŞARI HİKAYESİ

Evans, Penny ile ayrıldıktan sonra memleketi Galler’e dönmüş, babasının bir panayır yerinde açtığı kafede çalışmaya başlamış. “Adele dördüncü yaş gününden sonraki yaz kalmak için bana gelmişti. İkinci el dükkanından aldığı küçük bir akustik gitarı vardı, yanından ayırmıyordu. Dediğine göre o gitarla, benim plağımda dinlediğimiz blues şarkılarını kendi kendine çalmayı öğreniyormuş.” Evans, Adele’i her görüşünde müzikal yeteneklerinin hızla gelişmekte olduğunu takip etmiş. “Birkaç yıl içinde hem çalıp hem söylemeye başlamıştı bile. Henüz yedi yaşındayken bu kızda yetenek var diye düşünmüştüm. Bir gün büyük bir yıldız olacağını anlamıştım.” Hatta Adele’i şarkı söylerken duyan bir müzik prodüktörü de kızın ses rengini çok beğenmiş. Henüz küçücük bir çocukken şiir yazmaya başlayan Adele, müzikal becerileri kadar şarkı sözlerindeki yeteneğini de geliştiriyormuş. Adele’in yetiştirilmesinde en büyük çabayı harcayan ise Evans’ın babası. “Dedem, annemi çok sevdiği için, babamın artık hayatında olup olmamasına aldırmadan kızları gibi sahiplenmişler onu.” diye anlatıyor Adele büyük bir sevgi ve minnetle. “Sanırım Adele’in en önemli rol modeli babamdı.” diyor Evans da ama bu hisler karşılıklı. Evans’ın babası John da adeta torununa tapıyormuş. “İkisi baş başa öyle çok vakit geçiriyorlardı ki Adele yazları çoğunlukla ailemin yanında kalıyordu ve babam onunla sohbet edip oyunlar oynuyor, etrafı gezdiriyordu. Bu sebeple Adele’in gözünde dedesinin yeri çok ayrı.

istiyorsam klarnet çalmayı öğrenmem gerekiyordu. Öyle şeyler işte. Sonunda bıraktım orayı.” O sıralar içinde bulunduğu kötümserliği, “Gelecek pek de aydınlık görünmüyordu.” diye anlatıyor ancak müzik sayesinde, gittikçe artan şarkı söyleme arzusu sayesinde ayakta kalabilmiş. “Elime mikrofonu aldığım anda ki o zaman 14 yaşında falandım, bu işi yapmak istediğimi anlamıştım.” diye hatırlıyor. “Çoğu insan kaydedilmiş sesini dinlemekten hoşlanmaz ama ben o anda öyle heyecanlanmıştım ki sesimin nasıl çıktığını, neye benzediğini bile umursamamıştım.” Hemen sonra yazıldığı okul onun için büyük bir şans olmuş, orada yeni yeni filizlenmeye başlayan yaratıcılığını gerektiği şekilde besleyen bir ortam bulmuş. BRIT’e girmesi onun için büyük bir dönüm noktası. “Oraya başlar başlamaz bütün hayatım değişti.” diye anlatıyor kendisi de. Adele’i 2011’deki Amerika turnesi sırasında bir kenara çekip müzik piyasasında tarih yazdığını söylemişler çünkü “21” albümü 10 hafta gibi rekor bir süre 1 numara kaldı ve Adele bu başarısını kutlarken kime teşekkür edeceğini gayet iyi biliyordu. “Hep BRIT Okulu’nun sayesinde.” diye anlatıyor. “Hatırladıkça hala özlediğim o harika yer sayesinde.”

GENÇLİK YILLARI Adele şöhret öncesi yıllarında, para kazanmak için çeşitli işlerde çalışmış ve bu deneyimlerin, sevdiğimiz bu şimdinin Adele’in oluşumunda katkısı büyük olmuş. Biraz da bu sayede, hayranlarının da yaşadığı inişli çıkışlı hayattan uzak, şımarık bir şöhret yaratığına dönüşmemiş hiçbir zaman. Bir yandan eğitim hayatında yolunda gitmeyen şeyler oluyormuş. Görsel sanatlar ve medya üzerine uzmanlaşmış bir okulun, ruhuna uygun düşmesi beklenirken tam tersi olmuş; Adele orayı hiç sevmemiş, dersleri asmaya başlamış. “Her şeye laf edip duruyordum, sürekli de okulu kırıyordum.” Okuldaki müzik derslerini ise şöyle anlatıyor: “Zorluk çıkarıp duruyorlardı. Şarkı söylemek

Prof il’17 | 71


BAŞARI HİKAYESİ

Hayatının dönüm noktalarından biri olarak gördüğü bu okul, Adele için çok farklı bir konumda. “Çoğu insan gençken kendini kapana kısılmış gibi hisseder ama ben yaşadığımı BRIT’teyken anlıyordum. Orada bize açık fikirli olmayı öğrettiler, kendi müziklerimizi bestelememiz için cesaret verdiler. Bunu bazılarımız ciddiye aldı, bazılarımız almadı. Bense çok ciddiye aldım.” diyor. Tabii bu okulların gözde yerler haline gelmelerinde Adele’in de önemli bir yeri var. Adele ve Amy Winehouse gibi isimlerin.

Adele’in arkadaşları kaydedilen demoları ayrıca “My Space” adlı bir sayfaya da koyuyormuş. Belli bir süreden sonra Adele’in hiç görüşmediği müzik şirketleri bile o demoları dinleyip Adele’i mail yağmuruna tutuyormuş ama hala böylesine büyük bir sayfayla anlaşma imzalayabileceğini düşünmüyormuş. Anlaşılan, 2004’ün aralık ayında My Space sayfasını açarken bunun, hayatını tamamen değiştirebileceğinin farkında değilmiş. Yani Adele için kariyerine bir noktada internetle başlamış da diyebiliriz.

“Başarı denilen şeyden hoşlanmazsam bırakır giderim.”

Kısa bir süre içinde birçok şirketten teklif gelmesi üzerine “Kime inanacağımı, kimin gerçek kimin sahte olduğunu bilmiyordum.” diyor. Hatta XL Recordings ile ilk görüşmesine bir arkadaşı ile gitmeyi tercih etmiş. XL Recordings görüşmede büyük bir şirket olduğunu Adele’e kanıtlayınca bu sefer şirket için bir sonraki adım, demolardaki sesin gerçek olup olmadığını anlamak için bir konser ayarlamak olmuş. Adele’in kanlı canlı yaptığı performanstan sonra imzalar hemen atılmış tabii. “Eğer sanatçı sizi, şarkı sözlerindeki her bir kelimeye inandırabiliyorsa büyük bir sanatçıdır. Adele bize şarkının her kelimesini inandırdı.”

Adele 16 yaşına geldiğinde, şarkıcılık hayalleri önceki belirsizliğinden kurtulup bir amaç haline gelmiş. Onu yıldızlığa götüren yoldaki ilk adımı ise bir okul projesi olan ses kayıt derslerinde demolar kaydetmesi. Kaydettiği demoları bir süre sonra müzik şirketleriyle paylaşmasıyla birlikte hayatı hızla ve kökten değişmiş. Kaydettiği demolar sayesinde müthiş bir prodüksiyon şirketi olan XL Recordings’in bünyesine katılmayı başarmış. “Kalite ve özgünlük, artı biraz da sanatçının uzun ömürlü olacağına dair bir sezgi.” üzerine kurulu bu şirkette “gelecek vadeden” bir sanatçı olarak yer almak Adele için paha biçilemez bir duygu.

Şarkılarının zamanın en popüler dizilerinde ve filmlerinde yer almaya başlaması, henüz başında olduğu kariyer hayatında inanılmaz itici bir güç olmuş. Zamanla medyanın ilgisinin artması Adele için bir endişe kaynağı olmaya başlamış. Göz önünde olmak hem çok güzelken hem de bir o kadar rahatsız etmeye başlamış. Kendisi hakkında söylenen övgü dolu iddialı sözlerden sonra insanların ona sırtını dönmesinden korkuyormuş. Üstüne bir de Brit Ödülleri’ni kazanması bu endişesini artırmış ama hiçbir kibre sahip olmadığı için gelen kötü yorumların sayısı sınırlı kalmış. O dönemler intihar etmeyi bile düşünmüş. İçine düştüğü çaresizlik bu kadar büyükmüş. Adele’in ilk albümü olan 19, hüzünlü şarkılarla dolu. Aşk acısı temasından sıyrılan bir iki parça var ama albümün genel havası hüzünlü. “Bütün şarkılarım biraz hüzünlü biraz da melodram yüklü çünkü insanın mutluyken beste yapmaya zamanı olmuyor.” Öyle ki albüme, müzik listelerinde uzun zamandır görülmeyen bir romantizm ve onun

72 | Prof il’17


BAŞARI HİKAYESİ

yeni bir turneye daha çıkılacağını ilan etmiş. Daha ilk albümünden yakaladığı bu başarısı gerçekten takdir edilmeli.

“Yavaş ama emin adımlarla ilerliyorum.” Adele 21. doğum gününü unutulmayacak bir şekilde geçirmiş. Bir insanın hayatında kilometre taşı denilecek bir yaş gününü kutlamasının ardından ikinci albümüne “21” adını vermiş. Bu albümün gelişmesine bu sefer yaşanan bir aşkın katkısı olmuş. Tek bildiğimiz sevgilisinin Adele’den yaşça büyük olması olan bu kişinin Adele’in hayatına kattıkları çok büyük. “Bana başka bir bakış açısıyla bakmamı öğretti.” diyor hakkında. Bu eski sevgilinin Adele’in hayatı üzerindeki etkisi çok büyük. Adele 2011 yılında, bir sonraki büyük televizyon sansasyonu sırasında şarkılarını yine onun için söyleyecek, yine onu düşünecek.

getirdiği dertler hakim. Adele’in bu albüme “19” adını vermesinin sebebi, yaşını fazlasıyla yansıtmasıymış. İlk albüm isimlerine önem verilmesini düşünen Adele, bu konuda hassas davranarak ilk albümüne kendinden yansımalara yer vermiş. Kariyerinin henüz başlarındayken iki Grammy birden almasını, “İnanılmaz bir şeydi, bu zafer sarhoşluğundan ayılmam uzun zamanımı aldı.” diyor. Ödül töreninden sonra ilk isteği hemen annesini aramak olmuş. Eğer olur da kazanamazsam diye ödül törenine annesi gelsin istememiş. “Evden izlesin beni, en azından kokumu duyar ve yanında hisseder.” “Törenden sonra aradığımda hüngür hüngür ağlıyordu.” Gerçekten bu tarifsiz bir mutluluk. Adele’in müzik endüstrisinde zirveye çıkana kadar kat ettiği yolu düşünüp gururlanmak ikisinin de hakkı.

Adele, ekim 2011’de, onu Amerika turnesini iptal etmeye kadar götüren inatçı bir hastalıkla birlikte o zamana kadarki kariyerinin en büyük sorunuyla karşı karşıya geldi. Sorun onu bir süredir rahatsız etmekte olan ses teli kanamasıydı. Doktorlar en azından yıl sonuna kadarki programını boşaltması gerektiğinde ısrar edince İngiltere’deki gösterilerini de iptal etmek zorunda kaldı. O sıralar yaptığı bir açıklamada, bu mecburi iptallerin onu yıktığını söylüyor ve “İstirahat edip tamamen iyileşmezsem sesimi sonsuza kadar kaybedebilirim,” diye de ekliyor. Neyse ki ameliyatı başarılı sonuçlanıyor ve Adele o dönemleri “2011 benim için fazlasıyla çalkantılı bir yıl oldu. Hem çok parlak hem çok heyecanlı hem de duygusal olarak fırtınalarla dolu bir yıldı.” olarak değerlendiriyor.

Ve 3. albüm olan “25” de geliyor. “21, bir ayrılık albümüydü, 25 ise bir barışma. Kaybedilen zamanla barışma. Yaptıklarımla ve yapamadıklarımla.” Verdiği 4 yıllık aradan sonra olgun ve iyileşmiş bir halde yepyeni bir Adele zçıkıyor karşımıza. Adele’e bundan sonra ne yapacağı sorulduğunda, “İlk İkinciyle üçüncü albüm arasındaki uzun sessizliiş, gidip kot pantolonumu giyeceğim, sonra da mena- ğinin en büyük nedeni ailesiydi elbette. “Oğlum jerimle ve dostlarımla çıkıp eğleneceğiz.” diyor ve bu 18 aylık olana kadar müzikal anlamda hiçbir şeye tam da ona yakışacak samimi bir kutlama şekli. girişmedim. Bir süre yaratıcı bir şeyler yapmaya konsantre olamayacağımı anlamam çok sürmedi, Aldığı ödüllerle kazandığı çifte başarısı sayesinde ben de insanların zamanını boşa harcamak isteAmerikan medyasının ilgisi de katlanarak artmış. medim, hazır olana kadar beklemeye karar verAdele’in şirketi Grammylerin ardından Amerika’da dim.” diyor.

Prof il’17 | 73


RÖPORTAJ

Elif Türk elif.turk@yildizik.com

Sizi tanımak isteriz. Bize biraz kendinizden ve eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

Antalya’da lise döneminde Matematik Olimpiyatları’nda elde ettiğim bölgesel başarıların ardından Bilkent Üniversitesi Matematik bölümünü tam burslu kazandım. Üniversite döneminde kulüplerin ekiplerinde yer aldım. Çeşitli girişimcilik yarışmalarında kazandığım ödüller sayesinde Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nde hızlandırılmış Executive MBA programlarına katılarak yöneticilik ve girişimcilik alanındaki pratik bilgimi aldığım eğitimlerle pekiştirdim. 2016 yılında Capital tarafından “30 Yaş Altı Kendi İşini Kurmuş En Başarılı Girişimci” ve “Türkiye’de Kendi İşini Kurmuş ve Gelecek Vaad Eden Kadın Girişimci” seçildim. Şu anda Youthall’da pazarlamadan sorumlu yönetici ortak olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Aynı zamanda evliyim. Boş zamanlarımda bulmaca çözmek ve masa tenisi oynamak vazgeçilmezlerim.

74 | Prof il’17

Youthall’u kurma hikayeniz nasıl başladı?

Öğrenci kulüplerinde yer aldığım dönemde çeşitli kanallar üzerinden başvurduğum staj ilanlarına herhangi bir geri bildirim alamayınca okul arkadaşım Emre Aykan ile 2014 yılında ilk girişimim Stajim.net’i kurduk. 2,5 yıllık staj ilan platformu Stajim.net macerasının ardından Türkiye’de genç yeteneklerin şirketleri hakkında bilgi sahibi olabilecekleri, şirket kültürünü, projeleri ve çalışanları tanıyıp iş ve staj ilanlarına başvuru yapabilecekleri bir platformun eksikliğini fark edince isim ve konseptimizi kökten değiştirdik. Bu değişimle beraber “Youthall” markası doğdu. Bugün Türkiye’nin ilk ve tek dijital işveren markası platformu Youthall markası ile yolumuza devam ediyoruz.

Kendi işinizi yapmaya nasıl ne zaman karar verdiniz? Bu konuda destekçileriniz var mıydı? 2014 yılının sonlarında okul arkadaşım ve ortağım Emre ile

Stajim.net’i kurduk. Stajim.net, staj yapacak yer aramamız ve kendi yetkinliklerimize uygun bir yer bulamamamız üzerine ortaya çıktı. Aslında tamamen ihtiyaçtan da doğmuş oldu diyebiliriz. Stajim.net’i kurmadan önce Türkiye’de yaşayan çoğu genç gibi bizim de idealimizde kurumsal bir şirkette iyi bir pozisyonda çalışmak vardı. Türkiye’de insanlar genelde 20’li yaşlarda kendi işini kurmayı düşünmüyor. Daha ilerleyen yaşlarda kurumsal şirketlerde belirli üst düzey noktalara gelip deneyim ve network kazandıktan sonra kurumsal hayattan sıkılıp “Artık kendi işimi kurmalıyım.” diye düşünerek hareket ediyor. Bu yönüyle bizim hikayemiz Türkiye ekosisteminde oldukça farklı. İş fikrimize olan güvenimiz, iyi giden metriklerimiz ve en önemlisi de deli cesaretimiz, girişimci ruhumuz da denebilir, bizi fikrimizi ticarileştirmeye yöneltti. İşin başlarında Bilkent Üniversitesi Cyberpark ve Koç Üniversitesi KWORKS Girişimcilik Hızlandırma Merkezi’nden ve Paris’te bulunan


RÖPORTAJ

Dünya’nın en büyük girişimcilik kampüsü Station F’in Founders Programı’ndan destek aldık.

İş hayatında kadın olarak yer almanın zorlukları var mı? Sizce bunlar neler?

Muhtemelen 10 yıl sonra bu soruya vereceğim cevap çok daha farklı olacak. Şu an çocuk sahibi değilim. Özel hayatım ve iş hayatımda yaptıklarımı destekleyen bir partnerim var. Beni iş hayatında kadın olarak yer almak şu an etkilemiyor, hatta pozitif ayrımcılık sayesinde ekstra ilgi gördüğüm yerler bile oluyor ama eminim çocuk sahibi olduğum zaman pek çok hemcinsim gibi ben de ev-iş dengesini sağlamaya çalışırken iş hayatında kadın olmak zor cevabını vereceğim.

Kendi girişimlerini yapmak isteyenlere ne gibi tavsiyeler vermek istersiniz?

Bir yenilik yaptığınızda insanların size deli gözüyle bakmasına hazırlıklı olun. İnsanların fikrinizin aptalca olduğunu söylemesine izin vermeyin. (İşe ilk başladığımızda bizimle ilgili yapılan haberlerin altında bu iş batar yazanlar vardı, devam ediyoruz.) Eğer bir şeyle ilgili gerçekten tutkuluysanız, onu yapmanın bir yolunu bulun. Girişimcilik tutku olmadan yapılacak bir iş değil. Tutkunuz motivasyonunuz olsun.

Youthall’un şu anki pozisyonundan memnun musunuz?

Teknolojinin hızla gelişmesini ve yeni trendleri fazlasıyla takip eden bir şirketiz. Sürekli olarak yaptığımız işte yeni projeler üretiyoruz ve hayata geçiriyoruz. Her yıl yepyeni marka işbirlikleri ile büyümeye devam ediyoruz.

Youthall’un gelişiminden memnunum. Dünyada çok trend olsa da Türkiye’de yeni yeni değeri fark edilen bir alanda öncü olduğumuz için de işin gidebileceği noktaları öngörüyorum ve bu nedenle Youthall’un gelecekteki gelişimi konusunda son derece heyecanlıyım.

Bu girişimde esinlendiğiniz fikirler, beğendiğiniz girişimciler var mıydı?

Kendi girişimimi kurarken esinlendiğim girişimci olmadı fakat bulunduğu konum ve özellikle bir teknoloji şirketinde kadın CEO olması nedeniyle Yahoo’nun CEO’su Marissa Mayer benim sıklıkla takip ettiğim biri ve beğendiğim bir yönetici.

Startup’ın günümüzdeki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

5 yıl önce “startup”, “melek yatırımcılık”, “exit” vb. kavramlar çok aşina olunan kavramlar değildi. Son dönemde Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin, bu konulara bakış açısının arttığını ve gençlerin girişimci olmak istediklerini görüyorum. Bu beni fazlasıyla mutlu ediyor, umarım beraber daha çok geliştirebiliriz.

Son olarak Profil dergisi okurlarına kariyer planlama ve iş dünyası hakkında verebileceğiniz tavsiyeleriniz nelerdir?

Öğrencilerin birçoğunun çoğu zaman toplum baskısından kaynaklı kendi idealleri ve tutkularının peşinden koşamadıklarını ve aynı zamanda okudukları bölümlerden de bir

haber olduklarını gözlemliyorum. Maalesef üniversiteler kafası bir hayli karışık, “Mezun olunca ne yapacağım?” diye düşünen öğrencilerle dolu. Bu hayli üzücü olmakla beraber, katıldığım etkinliklerde bu efsaneleşmiş mitleri yıkmaya çalışıyorum. Bu kafa karışıklığından kurtulmak için mezun olmadan önce üniversite döneminde okudukları alan üzerine minimum bir staj yapmalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle büyük kurumsal yerlerde staj kovalayıp sürekli neden reddediliyorum diye düşünmek yerine vizyoner girişimlerde o işin gerçekten bir parçası olarak staj yapmak benim gözümde çok değerli. Etkinliklere katılmalarını, tecrübeli insanları dinlemelerini, yeni insanlarla tanışıp network kurmayı ve yönetmeyi öğrenmelerini ve okumalarını (ders kitapları ya da instagram postları hariç) öneriyorum. En büyük tavsiyemse en az bir defa youthall.com’u ziyaret etmeleri, kariyerlerini şekillendirebilecekleri tüm ipuçlarına bu platformdan erişebilirler.

Prof il’17 | 75


BAŞARI HİKAYESİ

76 | Prof il’17


BAŞARI HİKAYESİ

İlknur Bozdoğan ilknur.bozdogan@yildizik.com 1970 yılında Londra’da müzik kariyerine başlayan Queen; din, dil, ırk fark etmeksizin insanların sevgisini kazanmış, dillere pelesenk olmuş şarkılarıyla müzik tarihine adını efsane olarak yazdırmıştır. Koca bir stadyum dolusu insanı bir araya getirip ortak bir değerde buluşturmak onları unutulmaz kılmıştır. Grubun başarılı oluşu kadar yaşam hikayesi de dikkat çeker. Zorlukları, engelleri hep birlikte aşmış, mükemmeliyetçiliği benimsemiş bir solistin grubun kariyerine yön verişi, hikayelerinin temelini oluşturur. Okul yıllarında 4 üniversite öğrencisinin kurduğu bir grup, ileride rock tarihine damgasını vuracağından habersiz kendilerince konserler veriyordu.

İçlerinden sadece bir tanesi yıldız olup parlayacaklarından, dünyada ses getireceklerinden emindi: Freddie Mercury. O geleceği için adımlarını şimdiden atmaya başlayan, her şeyi kafasında planlayan ve kendine oldukça güvenen bir grafik tasarım öğrencisiydi. Üniversitede yakın arkadaşı Tim Staffell’in müzik grubu olan Smile’ı izlemeye gider, dinlemeyi çok severdi. Bu grupta yer alıp gelecek zamanda neler yapacaklarının planlarını kafasında kurmuştu bile. Freddie her zaman birlikte çalışacağı kişilerin niteliklerini düşünürdü. O, mükemmeliyetçiliği aradığı için çevresindekilerin de ona göre mükemmel insanlar olmalarını beklerdi. Birlikte çalışacağı kişilerin sadece müzisyen değil, şov yapabilme yetenekleri de olmalıydı. Tim’in Smile

Prof il’17 | 77


BAŞARI HİKAYESİ

grubundan ayrılışını fırsat bilerek diğer grup üyelerine planlarından bahsederek onları ikna etmeyi başarmıştı. Gelecek planlarına yönelik en büyük adımı attıktan sonra gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecekti. Grubu tamamladıkları gibi çalışmalara başladılar. Grubun isminin yaratıcısı elbette tahmin edilebildiği gibi Freddie. Ancak ondan böyle iddialı ve ihtişamlı bir fikir çıkabilirdi. Diğer grup üyeleri bu isimle birlikte büyük bir sorumluluk aldıklarının farkındaydılar fakat Freddie kendinden ve grubundan çok emindi. Onun amacı müzik dünyasında “kraliçe” gibi davranarak insanlara özel olduklarını hissettirmekti. Böylece “Farrokhn Bulsara” olan ismini “Freddie Mercury” olarak değiştirdi çünkü bu isim daha sahne adı ve akılda kalıcıydı. Amacı her zaman gösteriş olmuştu ve bu sayede gözleri üstüne çekebilmişti. Adları duyulana kadar yerel konserlerde cover yaparak sahne aldılar. Keşfedilmeye başladıklarında artık kendi albümlerini çıkarmaya başlamışlardı. İlk albüm 1973 yılında geldi. Şarkıları artık Londra sokaklarında çalınıyordu. Gittikçe daha fazla tanınmaya, sahne şovlarıyla gönüllerde, akıllarda yer etmeye başlamışlardı bile. Hız kesmek nedir bilmeden çalışıyorlardı. Aynı yıl içerisinde üçüncü albümün kayıtları da yaparak dünyada pek de rastlanamayan bir şeyi başarmışlardı. Freddie’nin de istediği buydu

zaten. Şov, gösteri, şan, şöhret, hayranlık, mükemmellik… Zamanla daha çok gelişiyor, ilerliyorlardı. Bu sırada rock tarihinin en iyi şarkısı Bohemian Rhapsody geldi. Bu şarkıyı Freddie yazmıştı ama şarkı altı dakikaydı ve şarkının garipliğini hiçbir prodüktör kabul etmedi, şarkıyı yayınlamak istemediler çünkü alışılmışın dışında bir eserdi. Kimse bu şarkının tutacağından emin değildi, yanlış yatırımlarda bulunmak istemiyorlardı. Şarkı hem eski stili yansıtıyordu hem de yeni bir akım yaratacak kıvamdaydı. Azimlerinden, isteklerinden asla vazgeçmek istemeyen Queen grubu sonunda şarkıyı yayınlayacak bir radyo programı buldu ve şarkı yayınlandığı gibi listelerde birinci sırada yerini aldı. Başarı da tam olarak işte böyle kalıplara sığmamak değil miydi? Queen artık dünya çapında bir gruptu ve yaptıklarıyla kendini sevdirmişti. Turnelere çıkıyorlar, insanların onlara yaklaşımlarından, duydukları hayranlıktan besleniyorlardı. İlgi, ilgi, ilgi daha çok ilgi… 70’lerin sonlarında şu an bile açıp dinlediğimizde, söylediğimizde tüylerimizi diken diken eden o iki şarkıyı da albümlerine eklediler: We Will Rock You, We Are The Champions. Queen grubu kariyerlerinde önemli adımları atarken müzik stillerini değiştirdikleri, her kesime her döneme hitap etmeye çalıştıkları için eleştiri yağmuruna tutuldu. Oysaki Freddie 80’ler müzik anlayışını önceden sezip yön vermiştir. İnsanların yenilikleri kabullenmesi çok zordur. Freddie sürekli yeni tarzlar deniyor ve bunu herkesten önce en iyi şekilde yapıyordu. Zaman zaman grup içerisinde de kabullenilemeyen bu yenilikler onları fikir ayrılığına götürdü. Ayrılığa düşmelerinin bir diğer sebebi ise Freddie’nin solo olarak çalışma isteğiydi. Ben merkezli bir yapısı olması onu bu düşünceye itmişti. Bu dönemde Freddie HIV virüsü (AIDS) kaptığını öğrendi. Bu hastalık onu günden güne yoruyor, olumsuz etkiler yaratıyordu. O yine yılmayıp dillere pelesenk olmuş bir diğer şarkısını da kaydetti, en iyi şekilde: Show Must Go On. Kimseye söylemek, belli etmek istemiyordu. Acınmak en son isteye-

78 | Prof il’17


BAŞARI HİKAYESİ

ceği şeydi. O, güçlü ve parlak bir rol model olarak hatırlanmak istedi. Motivasyon düşürüp ümitsizliğe kapılmayı sevmezdi. 1985 yılında Etiyopya’da süren açlığa yardım amaçlı düzenlenen Live Aid konseri teklifi geldi ve bu konser ayrılığa düşen grubu canlandırarak birleştiren güzel bir konser oldu. Queen grubu Wembley Stadyumu’ndaki 72.000 kişilik bir kalabalığı şarkılarıyla coşturdu. Durumu gittikçe ağırlaşan Freddie son bestelerini de tüm gücüyle kaydedip 1991 yılında hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde de Bohemian Rhapsody şarkısının tekrar yayınlanıp gelirinin AIDS hastalarına bağışlanmasını vasiyet etmişti.

lerin nasıl ortaya çıktığını kanıtlar durumdaydı. Bir solist olarak Freddie’nin mükemmeli arayan çalışmaları, çabaları insanları etkilemiş, onları dünya starı konumuna taşımıştı. Bu filmin adının esinlendiği “Bohemian Rhapsody” şarkısının kayıt dönemindeki titizlik, tek bir hatayı kabul etmeyen tutum şarkıyı zirveye taşımıştır. Grubun çalışma prensibini en iyi yansıtan şarkı olması filmin adını da oluşturdu. Live Aid’de yaptıkları muhteşem gösteri ile son bulan filmin IMDB’si 8,5 ile oldukça başarılıdır. Filmi izlediğinizde o konserde keşke ben de olsaydım diyeceksiniz!

Ölümü ardından önemli bir değer bırakmış ünlü kişilerin biyografisinin yansıtıldığı film akımından Queen de faydalandı. Queen grubunun solisti olan Freddie Mercury baskın karakter olarak dikkatleri çekse de filmde hem Freddie’nin hayatı hem de grubun işleyiş öyküsü dengeli bir şekilde izleyiciye aktarıldı. Bohemian Rhapsody’nin yönetmenliğini Bryan Singer yaptı, senaryo ise Anthony McCarten ve Peter Morgan imzası taşıdı. Freddie’yi canlandıran Mr. Robot dizisinin başrolü Rami Malek’in Freddie’ye aşırı benzetilmesi filme damgasını vurdu. Aslında Malek’in işi oldukça zordu. Freddie gibi güçlü, tutkulu, azimli olmak zorundaydı ama bir yandan da kırılgan, melankolik, içine kapanık olmalıydı. Bu durum psikolojik olarak onu zorlamış olmalıydı. Filmin giriş kısmında grubun bir araya gelme hikayesi basitçe ele alınmıştır. Tesadüfler sonucu karşılaşılmış ve gruptan birinin ayrılması Mercury için fırsat olmuş olarak gösterilmiştir. Filmde bazı durumların tam netliğiyle yansıtılmamasının nedeni; Freddie’nin geride bırakmak istediği mükemmel ve ihtişamlıymış gibi sürdürdüğü hayatıydı. Hastalığa yakalandığında bile bundan kimseye bahsetmeyip son kalan gücüyle yeni şarkı kayıtları yapmış, ölümünden yaklaşık birkaç gün önce hastalığının haberini vermişti. Ailesi oldukça muhafazakar ve dinlerine bağlı oldukları için özelikle de babası Freddie’nin istediği olan şan ve şöhrete karşıydı. Freddie ise istedikleri karşısında kimseyi gözü görmeyen, korkusuz, cesur biriydi. Filmde yansıtılan kusursuz ve beraberlik çalışmaları böyle güzel eser-

Prof il’17 | 79


ARAŞTIRMA

.

DEMOGRAFIK . DEVRIM Evrim Kuran Dünya nüfusu 7,5 milyarı geçti, yaş ortalaması ise 30’un üzerinde. Dünya nüfusu değişiyor ve günümüzde yaşayan kuşak sayısı artıyor. Yaşanan bu değişimi “Demografik Devrim” olarak adlandırıyorum. Demografik Devrim; birlikte yaşayacak, öğrenecek, birlikte tüketici ve öğrenci olmayı deneyimleyecek birbirinden çok farklı kuşakların aynı ortamda bulunacağı anlamına geliyor. Yaş ortalamaları yükselecek ve insan ömrü uzayacak. Dolayısıyla bizim bir kurumda çalışma süremiz de uzayacak. Yeni bir iş anlayışı ve yaşam kodu olmak zorunda. 2080’li yıllarda dünya 10 milyarlık küresel bir köy halini alacak ve bu 10 milyar insan içerisinde çok farklı kuşaklar birlikte yaşayacak. Yaşanan bu değişimde öğrencileri 21. yüzyılın mesleklerine hazırlayabilmek adına eğitimcilere ve kural koyuculara büyük görevler düşüyor.

80 | Prof il’17

2000 yılından bu yana kuşaklarla, gençlerle ilgili; son 7 yılda ise “Türkiye’nin Y Kuşağı İçin En Çekici İşverenler ve Y Kuşağının İş Dünyasından Beklentisi” üzerine kapsamlı araştırmalar yürütüyoruz. Son araştırmalarımızın sonuçlarına baktığımızda gençler, iş dünyasına “Beni geliştir, gelişimime destek ol ve lider olarak ilham ver.” diyor. Dolayısıyla şirketlerin eskisi gibi çok çekici markalar, prestijli büyük ve dev yapılar olmaları, finansal güçlerinin iyi olması artık yeterli unsur değil. Gençler, kendilerini ifade edebilecekleri, geliştirebilecekleri, ilerleyebilecekleri, nefes alabilecekleri ortamlar arıyor. Şirketlerin anlamlı bir amacının olması, liderliğe önem verilmesi ve şirketin çalışanlarına ilham olması yıllar geçtikçe Türkiye’de daha önemli hale geliyor. Dünyanın 61 ülkesinde araştırma yapıyoruz. Dolayısıyla başka

ülkelerle Türkiye’yi de karşılaştırma imkanına sahibiz. Dünyanın gelişmiş ekonomilerinde meslek ve şirket seçiminde iş güvencesi önemli bir unsur olarak görülürken Türkiye’de hala “iş güvencesi” çok önemli bir kriter. Gelişmiş ekonomilerde yaşayan gençler meslek seçiminde yaratıcılıklarını kullanabilecekleri, kendilerini görev zenginliği ve çeşitliliği içinde bulabilecekleri alanlara yöneliyorlar. Yaratıcılık ve pazarlama zekalarını, keyifli içerik üretme yeteneklerini geliştirecekleri firmalar onlara daha çekici geliyor. Girişimcilik onlar için ulaşılacak bir hedef konumunda. Türkiye’de her yıl 50.000’e yakın Y kuşağı insanla gerçekleştirdiğimiz araştırmamız, her yıl artan biçimde Türkiye’nin genç yeteneklerinin istihdamdaki ana meselesinin güvenlik ihtiyacı olduğunu ortaya koyuyor. Bu sebeple Türkiye’de son birkaç yıldır kamu kurumlarına ve


ARAŞTIRMA

daha az rekabet gerektirdiği varsayılan işlere olan ilgi artıyor. Bir diğer yandan da uluslararası fırsatlar sunan kurumlarda kariyer yapma ilgisi ve beklentisi de artmakta. İlginç bir karşılaştırmadan bahsedeyim size: Eğitim sisteminin mükemmelliği ile hepimizin ilgi odağı olan Finlandiya’da gençlerin şirketlerden eğitim ve gelişime dair beklentileri bizdekinin yarısı kadar. Bizde ise okuldan yeni çağ yetkinlikleri ile mezun olma olasılığının düşüklüğünü bilen gençler şirketlere “Lütfen beni eğit.” diyor. Ayrıca öngörülebilir kariyer yolunda çalışana saygı ve yaratıcı, dinamik bir iş ortamı da beklentileri arasında. Türkiye, OECD ülkeleri arasında eğitim veya iş ortamında olmayan gençler sıralamasında şampiyon. Dolayısıyla gençlik istihdamı gibi çok ciddi bir meselesi olan bir ülkede işveren markalarına yatırım yapan, anlamlı bir çalışma yaşamı hakkında sözler veren kurumlar sadece ticari varoluşlarını sürdürebilmek için bu yatırımları yapmıyorlar; belki farkında değiller ama bence gençlik istihdamına katkı koyarak çok da kutsal bir iş yapıyorlar. İşveren markası dediğimiz kavram esasında organizasyonel kültürün yeni çağda yeniden tanımlanmış hali. En yalın haliyle, kurumlar tüketicilerine ve tüketici markalarına verdikleri önemi ya da müşterilerine ve kurumsal markalarına verdikleri önemi, çalışanlarına ve işveren markalarına da verirlerse içerde ve dışarda uyumlu mesajları olur. Özü sözü bir hale gelirler. Daha itibarlı olurlar ve yetenek kıtlığının böylesi arttığı bir dönemde kültürel dokularına en uygun çalışanlara daha kısa sürede, daha az sancılı biçimde erişirler.

İşveren de yaratıcı ve dinamik gençler aradığını söylüyor ama her fırsatta onları kurallara uymaya davet etmekten de geri durmuyor. Çağ geçişinin sancılarına paralel olarak işverenler sektör fark etmeksizin hızla değişen şartlara dayanıklı ve çok çalışan gençler istiyorlar. İşverenlerin hala üniversite kriterleri var. Belirli üniversiteleri tercih ediyorlar ve mutlaka yabancı dil şartı da var. Esneklik, sentez, bağlantısallık ve kuvvetli empati; iş yaşamının yeni kodları. Bunlar olmadan yeni çağda sadece iş yaşamında değil evde de mutlu olmak kolay değil. Esas konu olumlu çalışan deneyimi tasarlayabilmekte ve çalışma yaşamını daha az ızdıraplı hale getirebilmek. BCG’nin dünya çapında yaptığı iş yaşamında mutluluk sağlayan faktörler araştırmasının sonuçları kurdum. İlk sırada işinin takdir edilmesi, ikinci sırada iş arkadaşlarınla iyi ilişkiler olması ve üçüncü sırada iyi yaşam dengesi var. Mutlu çalışan, diğer mutlu çalışanlara örnek teşkil ediyor ve sonuç mutlu müşteriler oluyor.

Y kuşağı demografik devrim yolunda taşları yerinden ilk oynatan kuşak olarak sahnesindeki yerini aldı. Z kuşağı da Y kuşağının araladığı kapılardan girecek olan şanslı bir kuşak. Y kuşağının sorgulamak suretiyle yerinden oynatmaya başladığı geleneksel sistemler, umarım ki Z kuşağına daha hazırlıklı hale gelecek. Bu iki kuşağın dev bir küresel köyün dijital vatandaşları olmak gibi ortak özellikleri var elbette. Ama Z kuşağı bence yaşam tarzı ve hayatı ele alış biçimi ile belirgin farklılıklarla geliyor. Tüketimde, iletişimde, yaşamsal beklentilerde daha sade, daha sakin, daha net bir kuşak bekliyorum. Z jenerasyonu henüz yetişkin değil, kendi içeriklerini yaratma fırsatı isteyen ve bu sebeple artık sunduklarımızın tüketicisi değil türeticisi olmayı talep eden yepyeni bir kuşak yetişiyor. Y kuşağı döneminin tüketici merkezliliğinden sonra Z kuşağı ile “bağlam merkezli” dönem başlıyor. Bu durum müdürleri, öğretmenleri, fikir liderlerini, markaları, şirketleri sahnedeki bilge kişilik olmak yerine kolaylaştırıcı bir rehber olmaya zorlayacak. Yani, eğitimden tüketime, üretimden iletişime kadar her süreçte hegemonyanın ezberleri bozulacak ve fark yaratmak değil de birlikte değer yaratmaya odaklanılacak. Stajyer ve çalışan olarak yavaş yavaş iş hayatına girmeye başlayan ve öğrenmenin sorumluluğunu alan bir kuşak olan Z kuşağı için bizlere düşen sistematik olarak bunlara izin vermemiz olacaktır. Hem ebeveyn hem de eğitimciler olarak bu çocukların öğrenme ortamlarını dizayn etmelerine izin vermemiz, kendilerini keşfetmelerini ve sorumluluk almalarını sağlamamız önemli.

Prof il’17 | 81


GÜNDEM

Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

82 | Prof il’17


GÜNDEM

850 Yıllık Tarih Kül Oldu! Paris’teki Seine Nehri kıyısında bulunan 12. ve 14. yüzyıllar arasında inşa edilen Fransa’nın ve Hristiyanlığın en önemli sembollerinden biri olan Notre Dame Katedrali, 15 Nisan’da çıkan yangın sonucu tüm dünyanın gözü önünde alevlere teslim oldu. Önemli toplumsal olaylara şahitlik etmiş 850 yıllık tarihi yapı, aynı zamanda birçok filme de konuk olmuştu. Beauty and the Beast, Midnight in Paris, The Three Musketeers, Before Sunset, Ratatouille, Van Helsing, Amelie, Bitter Moon, The Hunchback of Notre Dame filmlerinde yer alan insanlığın ortak mirasının yangın haberi, tüm insanlığı üzüntüye boğdu. Paris’in en ünlü tarihi eserlerinden olan Notre Dame Katedrali, her yıl yaklaşık 13 milyon turisti ağırlamaktaydı. Fransız Gotik Mimarisine ait bir başyapıt! Papa Alexander III tarafından 1163’te temeli atılan katedral, ilk gotik katedrallerden birisi olma özelliğini taşımaktadır. İçerisindeki heykeller ve işlemeli camlar ortaçağ Roma mimarisinin en değerli örneklerindendir. Başta Fransız Devrimi dönemi olmak üzere defalarca zarar gören katedralde günümüze kadar birçok kez restorasyon çalışması gerçekleştirilmiştir. Victor Hugo’nun 1831 tarihli “Notre Dame’ın Kamburu” eseriyle ölümsüzleştirilen ve Meryem Ana’ya ithaf edilen yapı, toplam 5 bin 500 metrekarelik bir alanda yer almaktadır. Napolyon’un imparator ilan edilmesine tanıklık etmesinin yanı sıra Vatikan’ın “Hristiyanlığın Fransa’daki sembolü” olarak tanımladığı yapı, Paris Başpiskoposluğu’na da ev sahipliği yapmaktaydı. 8,5 saatlik kabus Tarihler 15 Nisan 2019’u gösterdiğinde görkemli katedralin çatısında yangın başladı. Saat 18.50’de başlayan alevlerin yapının tamamını sarması fazla zaman almazken eş zamanlı olarak yangına müdahale planlanıyordu. Yapının ve içerisindeki tarihi eserlerin tahliye esnasında zarar görmemesi için itfaiye ekiplerinin ayrıca hassasiyet gösteriyor olması işleri oldukça zorlaştırmaktaydı. Tüm dünyanın gözleri Paris’e dönerken Seine Nehri çevresindeki Ile De la Site adasındaki bazı yerleşim yerleri aceleyle tahliye edildi. Şaşkınlık ve üzüntü devam ederken Paris itfaiyesi, yangının söndürülüp söndürülemeyeceğinden emin olamadıklarını duyurdu.

Emmanuel Macron, başta kule olmak üzere inşa çalışmalarının beş yıl içerisinde bitmesini hedeflediklerini dile getirdi.

400 itfaiyeci müdahale etti! Yaklaşık 400 itfaiyecinin hem içeriden hem de dışarıdan büyük özenle müdahale ettiği kurtarma çalışmalarının her aşaması büyük titizlikle yürütüldü. İtfaiye Sözcüsü Gabriel Plus, gözlerin Paris itfaiyesine çevrildiği esnada “Yangın tamamen kontrol altına alındı ve neredeyse tamamı söndürüldü.” açıklamasını yaptı. Plus, çalışmaların gece boyu devam edeceğini de belirtti. Yoğun çalışma sayesinde kuzey çan kulesi ile ana bina kurtarılabilmişti. Tüm dünyayı hayrete düşüren yangında katedrade bulunan sanat eserlerini kurtarma işlemini de yine itfaiyeciler gerçekleştirdi. Zarar gören tarihi eserlerin bulunduğu da bildirilirken kurtarılabilen eserler yüreklere biraz olsun su serpmişti. Yerel saat 03.20’yi gösterdiğinde yangının kontrol altına alınmasının ardından gece boyu oluşan hasar, tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmişti.

İnsanlık seferber oldu! Henüz yangının kontrol altına alınabileceğinden bile emin olunamazken Fransa’daki varlıklı aileler, şirketler ve devlet adamları başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından bağışlar toplanmaya başlandı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Savaş tam olarak kazanılmasa da en kötüsü yaşanmadı.” açıklamasını yaparken katedralin yeniden yapılandırılması için ulusal bir kampanyanın başlatılacağını sözlerine ekledi. Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Ile-deKule tamamen yangına teslim oldu! Çalışmalar büyük bir titizlikle devam ettirilirken kor- France Bölge Başkanı Valerie Pecresse, Fransa’nın kulan oldu ve alevler katedralin 96 metre uzunluğun- önde gelen milyonerlerinden François-Henri Pinault ve Marc Ladreit’in yanı sıra Louis Vuitton, L’oreal daki en büyük kulesini teslim aldı. Yangının ilerleyen ve Bouyges gibi Fransa’nın önemli markalarından saatlerinde büyük kule, çevredekilerin gözyaşları eşliğinde devrildi. Kulenin yıkılma görüntüsü hem ba- toplam 700 milyon avroluk bağış toplandı. Fransa’nın tarihi eserlerini korumakla yükümlü Miras Vakfı’nın sında hem de sosyal medyada dakikalar içerisinde en topladığı 2 milyon avroluk bağışın yanı sıra Vatikan, çok paylaşılan görüntü oldu. 9 saat sonunda kontrol Ukrayna, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri de altına alınabilen yangın sonunda katedral kullanılarestorasyonun gerçekleştirilebilmesi için Fransa’nın maz hale geldi. Alevlerin ancak gece 03.20’de kontrol altına alınabildiği korku dolu gece sonrası tüm dünya- yanında olacaklarına dair açıklamalar yaptı. Yangının çıkış sebebinin yapıda gerçekleştirilen bakım ve onadaki insanların içinden geçen hüzün ortaktı. Fransa, rım çalışmaları olduğu düşünülse de gerçek nedenin yangında yıkılan çan kulesinin yeniden inşası için dünya genelinden mimarları, tasarımlarını gönderme- bulunması için yapılacak araştırmada 50 uzman kişi ye davet edeceğini açıkladı. Fransa Cumhurbaşkanı görev alacak.

Prof il’17 | 83


RÖPORTAJ

EMRE ULUSOY RÖPORTAJI

Betül Eyüpoğlu betul.eyupoglu@yildizik.com

dönemde bir başka girişim için yöneticilik yaptığım kurumsal şirketi bıraktım. İkinci işim ise yine bir uygulama üzerineydi. Bu İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ’den mezun oldum. proje sürecinde şu anki ortağım Gökhan ile tanıştık. Gökhan’ın Koç Üniversitesi’nde MBA yaptım. ABD’de 2 yıl yaşadıktan son- da yazılım şirketi vardı. Onunla ra ülkeye döndüm ve 12 yıl kadar birlikte 1-2 sene geçirdik ve kendimizi geliştirerek çevre edinkurumsal hayat tecrübem oldu. Türk Telekom, Avea gibi yerlerde meye başladık. Bu süre içinde dijital alanda çalıştım ama her za- takımımızla da çalıştık ve piyasaman içimde bir girişimcilik ruhu da Gökhan ve Emre ikilisi oluşmaya başladı. Birkaç girişimin vardı. Bir gün kendi işimi kuraardından Amerika’dan bir telefon rım diye düşünürken bir baktım geldi. Diğer işimde yatırımcı olan ki bu mecra içerisinde 12 sene geçmiş. En sonunda dayanamayıp arkadaşım ve beraberinde Oscar bir girişim başlattım. Bir ayakkabı ödüllü bir yapımcı. İşin buradan sonrası gerçeküstü bir hal alıyor sitesi kurdum. Dijital ayakkabı tabii. “Oscar neresi biz neresi?” sitelerinin yeni çıktığı zamandiye soruyor insan. “Cep telefolarda “Markfesta” adında. O iş olmadı. Türkiye’de klasikleşen bir nunda gerçekleşecek bir yarışma durum aslında; bir bakkal dükka- yapmak istiyoruz.” dediler. Sonrasında “Kabul eder misin?” diye nı açınca yanına bir sürü bakkal sordular. Ben ilk anlattıklarında açılır ve piyasa büyür. Sonraki

Bize Emre Ulusoy aslında kimdir biraz bahsedebilir misiniz?

84 | Prof il’17

anlamadım, biz yazılımcıyız ne stüdyosu diye düşündüm. Sonra kendi aramızda değerlendirmeye başladık. Gökhan sosyal ağlar işinde olduğu için potansiyelini gördü ve desteklemeye başladı. Londra’ya gidip görüştükten sonra başlamaya karar verdik. İsim konusunda hayatımızdan esinlendik aslında. Ben hep “hadi” derim ve her şeyin hızlı olmasını isterim. Hepsi bu fikrin ittirmesi aslında. Bence insanları aksiyona sürükleyen bir kelime.

İlk yayın süreci nasıl ilerledi? Bu projede zorlandığınız anlar oldu mu?

2017 kasımda kodlamaya başladık. Mart ayında Kaan Sekban ile ilk yarışmamızı yaptık. 6800 kişinin katılımıyla çok güzel geçti ve sonrasında gidip kutlamamızı yaptık. Ertesi gün yayın yaptığı-


RÖPORTAJ

mızda oyun çöktü. Ardından her yapışımızda oyun tekrar çöktü. Sonrasında yarışmayı durdurduk ve Turkcell veri merkezine giderek oradaki mühendislerle 2 ay kadar çalıştık. 9 Haziran’da tekrar yayına başladık ve zaman içinde gelişmeye, daha çok tanınmaya başladık. Öncesinde kutlamaya gittiğimiz başarıların hepsi bir günde olmaya başladı. En büyük başarımız ise yılbaşında 1 milyon kişiye Hadi oynatmak oldu. Ocak ayından sonra oyunu segmentlere bölmeye karar verdik. Böylece 7’den 70’e herkesin ilgisini çekebilecek birçok kategori oluşmuş oldu.

Bu startup’a başlarken amacınız neydi? Hedeflediğinize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Amacımız aslında ses getirecek bir şey yapmanın yanında sabah gelirken, akşam dönerken mutlu olacağım bir işi yapmaktı. Temel hedefiniz bu olursa yaptığınız işlerde de daima başarılı olursunuz. Böylelikle yaptığımızdan sürekli mutlu olmaya ve yaptığımız işle mutlu etmeye çalışıyoruz. Uygulamanın amacı da buydu. Hedefimiz ise Hadi’yi geliştirmek ve yükseltmek. Hadi ile eğlenirken öğrenmeyi amaçlıyoruz. Uzun süre bu aile ortamının devamlılığını istiyoruz bu yüzden hedefimiz bir nokta değil hep daha ilerisi.

Bu girişimde esinlendiğiniz, fikirlerini beğendiğiniz girişimciler var mı?

Bu sektörde ilgili olmaksızın tüm yeni işler için cesaret eden, başarılı başarısız insanlara saygı duyuyorum; özellikle de işim dolayısıyla dijital alandaki isimlere. Bununla birlikte sevdiği işi yapan

ve işe fayda sağlayan herkesi beğeniyorum.

Hadi’ye başlarken insanların size güvenmesini ve sürekli Hadi’yi oynamasını nasıl sağladığınızı düşünüyorsunuz? Öncelikle biz dürüst bir şirketiz. Ben tüm işlerimde temelin güvenilir olmaktan geçtiğini düşünüyorum. Haliyle yatırımcılar da güvenilir insanlarla çalışmak istiyor ve en başından beri bu güveni koruyoruz. Hadi’nin her bir yayınında tepede yazan oyuncu sayısı doğru oluyor ve biz sürekli dürüstlükle ilerliyoruz.

olduğundan bu konuda avantajını gördüğüm noktalar oldu. Kendin bir şeye sahip olmaya başladığında profesyonelliği etrafa yaymaya başlıyorsun.

Şu an ulaştığınız noktadan memnun musunuz? Hadi ne şekilde ve hangi yöne gidiyor? Memnun olmamak mümkün değil tabii. Müthiş bir uçuş

Girişimciliğin günümüzdeki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Girişimcilik enteresan bir şekilde dijital alanla bağdaşlaştırılıyor ama aslında bakkal açan bir insan da girişimcidir benim gözümde. Kendi alanım için söyleyecek olursam bu iş Türkiye’de çok zor. Sebebi ise sermayenin olmaması. Paranın olmayışı negatif yönde etkiliyor. Bu yüzden az parayla başlanacak işler seçilmeli. Küçük ama sağlam atılan adımlar her zaman daha iyidir. Canını dişine takıp çalışmaktan geçiyor aslında olay. Ne kadar emek verirsen yatırımcıların o kadar ilgisini çekiyorsun. Çok ciddi bir fedakarlık ve sabır gerektiriyor. Aynı zamanda geniş bir “network” oluşturmak çok önemli. Benim kurumsal hayat deneyimim

Prof il’17 | 85


RÖPORTAJ

ortak olmak evlilik gibi aslında. Bu nedenle zor bir şey olmasının yanında herkesin birbirine saygı duyması oldukça önemli. O uyumu yakalamak çok zor ve aslında yatırımcının güvendiği ve ışık gördüğü olay bu uyumda saklı. Biz de güzel bir harmoni içerisindeyiz.

Hadi’nin mevcut sponsorları ve ödüllendirme yapılan bütçe, insanların oyuna rağbetiyle mi oluştu? İlk dönemlerde yatırımcılarımızın sayesinde sağlanıyor. Bunun bir kısmı oyun bütçesi olarak ayrılıyor. İkinci dönemde ise çalışmaya başladığımız sponsorlar ile devam ediyoruz.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeniz veya tavsiyeleriniz nelerdir?

ve ardından güzel bir başarı oldu. Bir sonraki adım çok heyecanlandırıyor beni. Bilinen Hadiler devam edecek; bunun yanında yepyeni oyunlar ve şovlar olacak. Televizyonda yıllardır gördüğümüz şovların küçük versiyonlarını telefona taşıyacağız. Bunun yanında çok yakın zamanda yurt dışına açılıyoruz. Arap ülkelerine oyunumuzu taşıyacağız. Ülkeyi ilk defa burada söylüyorum. Güzel projeler bizi bekliyor.

Aplikasyona eş değer seviyede yapımlar çıktığında Hadi’nin bu ortamda değer kaybedebileceğini düşünüyor musunuz?

Bir yapımın benzerlerinin çıkması aslında doğru işi yaptığımızı gösteriyor bence. Benzerlerinin yapılmaması daha kötü olurdu.

86 | Prof il’17

Tavsiye derken naçizane bildiğim şeyleri söylemek iyi olabilir. Öncelikle korkmamak lazım. Batınca aslında çok şey öğrendiğini fark ediyor insan. İşin içinden çıkınca bu daha da keyifli oluyor. İş hayatındaki dalgalanmalardan korkmayıp her konuda cesur olmak lazım. Bir işe başlamadan önce planlı olmanın önemini Önümüzdeki süreçte hedef- kavramalıyız. Çevre edinirken lediğiniz farklı projeler var aslında kendinize yatırım yaptımı? ğınızın farkına varın. Girişimcilik Şu an için sadece Hadi’ye konaslında hayatta ne yapacağını çok santreyiz. Yenilik katmak ve geliş- iyi bilen insanların cesaret etmesi tirmek adına uğraşıyoruz. gereken bir olay. Ben 35 yaşında tam olarak ne istediğimi öğrenBir girişimcilik işinde ortak dim ve şimdi olduğum yerden olmak işi zorlaştırıyor mu? çok memnunum. Hayatta ne isBireysel işlerinizle karşılaş- tediğini bulmak için biraz zaman tırınca ne gibi farklar görü- ve özveri gerekiyor. Bu zamanı yorsunuz? kendinize vermekten çekinmeyin. Dijital alanda tüm işlerim orBence en önemlisi denemekten taklık üzerineydi. Girişimcilikte asla korkmayın.

Şöyle düşünelim pazar büyüyor ve benzer aplikasyonlar tanıtım yaparken aslında bu olayı ilk başlatan Hadi de üye kazanıyor. Tabii ki burdan sonrası önemli. Kim, nasıl yeni bir şey yapacak ve ne şekilde ilerleyecek bunları göreceğiz.


ŞİŞLİ ve BEŞİKTAŞ

KIZ ÖĞRENCİ YURTLARI yakamozyurtlari.com.tr

Yakamoz Yurtları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet göstermektedir.


ARAŞTIRMA

Furkan Bilgin furkan.bilgin@yildizik.com Yapay zeka, son dönemde hem dünyamızda hem de ülkemizde çokça konuşulmaya başlandı. 1950’lı yıllarda ortaya çıkan “yapay zeka” fikri, o zamanlar sadece problem çözme ve sembolik yöntemler üzerineydi. 1960’larda ABD bu işe el attı ve ABD Savunma Bakanı temel insan mantığını taklit etmek için bilgisayar eğitimi almaya başladı. Geçmiş dönemin teknolojisi ile yavaş bir şekilde gelişen yapay zeka kavramı; günümüzde Google ve Facebook gibi dev şirketlerin de devreye girmesiyle artık hepimizin hayatını derinden etkileyecek derecede gelişiyor. Peki, bu kadar çok konuşulan ve hayatımızın merkezine oturan yapay zeka nedir? Yapay zeka için “Hiçbir canlı organizma içeriği olmayan, tamamen canlı olmayan araçlarla meydana getirilen fakat buna rağmen insan benzeri davranışlar sergileyebilen makineler.” tanımı yapılabilir. Bu davranışlar bütününü sergileyen cihazlara genel olarak “robot” da denilebilir. Birçok filme konu olan yapay zeka; genellikle kötü, dünyayı ele geçiren zararlı robotlar olarak tasvir edilse de çağımızda hayatı kolaylaştıran en büyük etmenlerden biri olduğu söylenebilir. Şimdi birbirinden farklı alanlarda kullanılan yapay zekanın gelecekte insanlığa yarar sağlayabilecek kullanım alanlarını sıralayacağım.

88 | Prof il’17

SAĞLIK

Yapay zekanın en çok yarar sağlayacak, gelecekte birçok çözümü beraberinde getirecek en güçlü kullanım alanı sağlık olarak öngörülüyor. Yapay zeka ve sağlık sektörü birlikte incelendiğinde günümüzün en büyük eksiği, hastaya ait bilgilerin elde edilmesi konusunda yaşanıyor. Oysa her hastadan yıllık, aylık, günlük ve hatta saatlik bilgiler alınabilse, hastanın durumu yapay zeka ile gerçek zamanlı olarak analiz edilebilir ve hastalık durumunda ya da periyodik dönemde, elde edilen bilgilerle tedavi süreci daha doğru zamanda ve daha koordine bir yapıda sağlanabilir. Bu yönde yapılan çalışmalara Google’ın doktor asistan görevi gerçekleştirebilen yapay zeka çalışmasını örnek gösterebiliriz.

SESLİ ASİSTANLAR

Telefonunuz, tabletiniz, hoparlörünüz veya internete bağlı başka bir cihazınız kişisel birer yardımcılardır. En yaygın olarak Amazon’un Alexa, Microsoft’un Cortana ve Google’ın Asistan’ı ve Apple’ın Siri’si karşımıza çıkıyor. Uzmanlara göre gelecekte Alexa ve Google Home gibi sesle çalışan mekanizmaların kişisel asistanlık görevini daha da geliştirerek ve doğal dilde diyaloglar oluşturarak kişisel ihtiyaçlarımızı karşıladıklarını görebileceğiz. Yapay zekanın makine öğreniminde daha iyi

seviyelere gelmesiyle bu sistemler doğal konuşma yapısını çok daha iyi anlayacaklar.

PERAKENDE

Doğru stratejiler kullanıldığında yapay zeka, perakende sektörü için büyük bir araç ve kaynak. Günümüzde perakende sektöründe müşteri etkileşimi araçlarının birçoğu yapay zeka teknolojileri ile destekleniyor ve bu araçlarda akıllı müşteri deneyimi tercih edilerek yönetiliyor. Gelecekte ise perakendeciler, makine öğreniminin geliştirilmesiyle müşteri ve markaya karşılıklı yarar sağlayan etkileşimleri organize edecek en büyük kaynağın yapay zeka ol-


ARAŞTIRMA

verilmesini sağlayabilirsiniz. Geliştirilebilir olan çevrimiçi sohbet için yapay zekanın ilerde insandan farkı olmayacak şekilde konuşmalar yapabileceği öngörülmektedir. Daha birçok alanda kendini gösteren yapay zeka genelde korkulan bir yazılım olsa da yapay zekanın etkinlik gösterebilmesi için yüksek teknolojinin yanı sıra alanında uzman bilgisayar bilimcilerinin varlığı da gerekiyor. Yani, insan gibi hareket edebilen karmaşık makineler yaratmanın ilk adımı da aslında insan çalışması.

duğunu öngörüyor. Çalışmalarını bu alanda geliştirmeye devam eden firmaların daha başarılı olacağı şimdiden rahatlıkla görülebiliyor.

ÇEVRİMİÇİ SOHBET

Günümüzde çevrimiçi sohbet, pazarlamacıların üzerine çalıştığı ve yatırım yaptığı alanlardan biridir çünkü çevrimiçi sohbet ile müşterilerinize kişiselleştirilmiş bir deneyim sunarsınız. Müşterilerin çoğu aklındaki soruları size sorarken şirketiniz bünyesinde sohbet için yeni bir departman oluşturmak yerine yapay zekadan yararlanıp müşterilerinizin sorduğu sorulara otomatik cevap

Bu anlamda yapay zekadan korkulması oldukça ironik. Bu teknolojinin dünya varlığını bitirecek kadar korkunç senaryolara sebep olacağına dair kıyamet teorileri kuruladursun, dünyanın her yerinde gelecekteki insan yaşamına dair milyarlarca dolarlık araştırmalar da yapılmaya devam ediliyor. Yapay zekanın insan gibi davranışlar sergileyebilmesi için öncelikle bir algoritma oluşturulması gerekiyor. Bu algoritmanın temel mantığı ise yapay zekanın otomatik olarak öğrenebilmesi. Bir makinenin insan benzeri davranışlar gösterebilmesi için devamlı öğrenmeye devam etmesi gerekiyor. Bu öğrenmenin farklı çeşitleri var. Makine öğrenme, derin öğrenme ve bilişsel süreçler yapay zekanın insan gibi davranabilmesinde önemli roller oynuyor.

Yapay zeka hakkında birbirinden farklı yorumlar ve konuşmalar bulabilirsiniz. Bunlara örnek olarak Tesla’nın kurucusu ve CEO’su Elon Musk, yapay zekadaki gelişmelerden endişe duyduğunu belirtmişti. Ünlü fizikçi StephenHawking, “Yapay zeka, insanlığın son buluşu olacak.” diyerek yapay zekanın insanlığın sonunu getireceğini ima etmişti. Facebook kurucusu Mark Zuckerberg ise “Bu konuyla ilgili görüşlerim gayet net. İyimserim. Hayırcıları ve kıyamet senaryosu uyduranları anlamıyorum. Gerçekten olumsuz ve bazı yönlerden de sorumsuz buluyorum.” diyerek herkesin olumsuz baktığı yapay zeka hakkında olumlu yorum yaptı.

GELECEKTE NELER MÜMKÜN?

Nükleer felaketleri, trafik kazalarını önleyebilir ve sel, deprem, heyelan gibi doğal afetlerden sonra yapılan çalışmalarda insanların hayatlarını kurtarabilir. Doğuştan veya sonradan herhangi bir uzvunu kaybetmiş insanların hayatları mekanik uzuvlarla kolaylaşabilir. İklim değişikliklerinin etkilerini değiştirebilir, maksimum veya minimum oynamalar yapabilecek bilgisayarlar tasarlanabilir. Az bildiğimiz okyanus bölgeleri ve uzayın derinlikleri hakkında bize sağlıklı bilgiler verilebilir. İlerleyen dönemde insanların birbirleriyle iletişim kurmak yerine günlük işlerini yapan yapay zekaya sahip robotlar ile arkadaş oldukları bile görülebilir.

Prof il’17 | 89


RÖPORTAJ

Sena Nur Onuk senanuronuk@gmail.com

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. İlk soru olarak öğrencilik yıllarınızda nasıl bir öğrenciydiniz? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

ve kendini geliştirebiliyorsan onu yapmak zorundasın bence. Bu sana ayrılmış bir zaman ve bu zamanı kendin için iyi değerlendirmen gerekiyor. Sonrasında üniversiteye geçtim ama tiyatro, dans ve müzikle ilgileniyordum Üniversiteyi İTÜ’de okudum. Li- artık. Dolayısıyla İTÜ’de derslere sede genel olarak derslerim iyiydi, girmek yerine daha çok kulüplerüniversitede de lisedeki gibiydim de faaliyet gösteriyordum. Orada aslında. Başarılı bir öğrenciydim da merak ettiğim derslere girdim yani. Çalışmayı çok fazla seven ve hepsini geçtim ama merak bir öğrenci değildim. Hemen he- edip ilgilenmediğim hiçbir dersi men tüm ödevleri yapardım ama geçmedim, girmedim zaten. Sonfazladan çalışmazdım. Lise sonda rasında zaten tiyatro bölümüne üniversite sınavı için bile fazla ça- geçtim. Aktiftim, kulüp faaliyetlelışmadım. İşime geldiği kadarını rinde bulunuyordum, öğretmenyapardım ama sevdiğim derslerle lerin sevdiği bir öğrenciydim. gerçekten ilgileniyordum. Not almayı, ya da sınavlarda çok baİTÜ Elektrik Mühendisliği’ni şarılı olmayı değil de yeni şeyleri 3. sınıfta bırakıp konservaöğrenmeyi çok seviyordum. Ben- tuara geçmişsiniz. Bu kararı ce çoğu öğrenci böyle yapmıyor alma sebebiniz neydi? Bu ve bunun çok yanlış olduğunu ve kararı alırken sizin oyuncuonlara zarar verdiğini düşünüyo- luğa ilgi duymanızı sağlarum. O sırada bilgi edinebiliyoryan bir idolünüz var mıydı? san, bir şeyler öğrenebiliyorsan Hayır, idolüm olmadı. İTÜ’de

90 | Prof il’17

devam etmeyecektim, tiyatro bölümlerine girmek için de yaşım geçiyordu çünkü tiyatro bölümüne girişlerde yaş sınırı var. Dolayısıyla bırakmam gerekiyordu. Bıraktım tiyatro sınavlarına girdim.

Daha önce bir grubun vokalliğini yapmışsınız. Kariyerinize yön verirken şarkıcılık yerine oyunculuğa yönelme sebebiniz neydi?

Şarkıcılık hiçbir zaman yapmadım. Şarkı söylemek zorunda kaldım çünkü dişi sese ihtiyaçları vardı, etraflarındaki insan da bendim. Dolayısıyla kadın vokal bulunana kadar ben yaptım. Sonra çok iyi bir vokalimiz oldu zaten sonra da bıraktım.

Eğer oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz? Elektrik mühendisliği yapar mıydınız? Yine mühendislik yapabilirdim ama elektrik mühendisliği mi


RÖPORTAJ

olurdu bilemiyorum. Araştırmaya devam edebileceğim bir meslek seçerdim herhalde. Elektrik mühendisliği piyasaya bağlı gelişen bir mesle aslında; fikir olarak da okurken de öyle geçiyor ama ben araştırabileceğim konulara yönelmeyi tercih ederdim. Fen bilimleri üzerinde bir şeye devam ederdim kesin eğer öyle bir bölüm kazansaydım. Piyasaya hizmet verme fikri çok hoş değildi ama bilimle uğraşmak her zaman hoştu.

“Konservatuara geçmeseydim şu an hayatım nasıl olurdu?” diye hiç düşündünüz mü? Düşünmedim, yine iyi olurdu diye düşünüyorum. Sevdiğim işi yapıyorum. İyi ve kötü yanları var. Bu ülke koşullarında yapıyor olmanın avantajları ve dezavantajları var. Eminim ki bu işi yapmasaydım yaptığım işte de hemen hemen aynı avantajlar ve dezavantajlar olacaktı ama ben-

olacağını düşünüyorum. Piyasa kendi koşullarını dayatır insana ve bunlar her zaman insancıl koşullar değildir ya da insanlık adına doğru ve pozitif koşullar değildir. Bunlarla hep bir sürCanlandırdığınız roller tüşme halinde oluyor insan ama arasında en sevdiğiniz ve “Keşke yapmasaydım, çok pişkendinize yakın bulduğumanım!” dediğim bir şey yok. Bir nuz hangisiydi? koşul vardır ki yapman gerekmişHiçbiri bana yakın değildi, tuhaf tir. O sırada dolayısıyla o koşullar tuhaf insanlar. En sevdiğim yok, yüzünden bir şey yapmak gerehepsini çok seviyorum. Hepsine kiyorsa daha sonra geri dönüp benden sonraki hayatlarında bol pişman olmana gerek yok ama şans diliyorum. hırslarınla ve zaaflarınla yaptığın Canlandırırken en zorlandı- bir şey varsa ve orada değiştirğınız sahne veya rol hangi- men gereken bir şey varsa orada kendini kontrol etmen gerek. siydi? Ben çok hırslarımla ya da başarı Öyle bir durum yoktu, hepsinde heyecanıyla hareket etmedim eşit zorlandım diye düşünüyobugüne kadar, öyle olsaydı törpürum. Biri birinden daha zor diye bir sahne hatırlamıyorum. Davut- lemek isterdim ve ona pişmanlık derdim. paşa civarı çekilen sahne varsa o en zorudur herhalde.

ce mutlu olacağım yerde, mutlu olacağım insanlarla iş yapardım. Bunun biraz benim karakterimle alakalı olduğunu düşünüyorum.

“Keşke bu projede ben de rol alsaydım!” dediğiniz bir proje oldu mu? Yok galiba. Bir sürü güzel iş var. Bunu düşünmem lazım.

“Meleğin Düşüşü” ilk sinema filminiz ve bu film birçok ödül kazandı. İlk sinema filminizin bu kadar başarıya ulaşmasını bekliyor muydunuz? Bu durum size neler hissettirdi?

Yıllardır bu sektörün içinde- Ben farkında bile değildim, kendi işimi yapıyordum. O işi yaparken siniz, hiç pişmanlığınız ödül alacak mı, başarılı olacak mı oldu mu? Yaptığım hatalar elbet vardır ama pişmanlık olarak görmüyorum. Kesin oradan bir şey öğrenip düzelterek devam etmişimdir ya da kesin “Bu benim karakterimden dolayı yaptığım bir hata ve o yönümü değiştirmeliyim.” demişimdir ama o yönümden de memnunsam değiştirmiyorum genel olarak. Bu iş sadece senin kararlarınla gitmiyor. Piyasanın da kendi kararları ve şartları var. Onlarla her zaman uyuşmak zorunda değilsin, her zaman onlarla mutlu olmak zorunda da değilsin. Sizin yaptığınız işlerde de böyle

diye yapmıyorsun. Yalnızca sevdiğin için yapıyorsun. Dolayısıyla ben farkında bile değildim filmin yarışmalara katılacağından, festival denen bir şey olduğundan, herkesin beni oyuncu olarak tanıyacağından. Oyunculuk başka bir şey, ünlü olmak başka bir şey. Oyunculuk yapmak da başka bir şey, ünlü olmaya çalışmak da başka bir şey. Filmin güzel olması için elimden gelen her şeyi yaptım; ne kadar acı çektiğimi ben biliyorum ama benim ödül almayan bir sürü filmim de var. Onlar için de aynı şeyleri yaptım.

Prof il’17 | 91


RÖPORTAJ

Yakın zamanda tekrar televizyona dönmeyi düşünüyor musunuz? Evet, yakın zamanda televizyona geri dönmeyi düşünüyorum.

Kösem Sultan’da oynamıştınız. Dönem dizisiyle günümüz dizileri arasında rol almanın farkları sizce neler?

Dönem dizisinde oynarken dönemi hayal etmek çok daha zor. Bambaşka bir koşul hayal etmen gerekiyor, yaşadığın dünya gibi düşünemiyorsun. Çok benzeyen yanları da var tabii ki ama davranış olarak ilişki biçimi olarak bir saray hiyerarşisi, bir saray dili; bunları öğrenmen gerekiyor. Oyunculuk olarak yeniden bambaşka şeyler öğrenmen gerekiyor dönem dizisinde oynarken ama onun dışında giydiğin kıyafetler çok rahatsız, kafanda taçla dolaşı- bunları gerçekten yapan insanım. yorsun falan gibi birtakım sıkıntı- Ben gerçekten o boş zamanlarda yapılan şeyleri yapan insanım. lı detayları var.

Ufak Tefek Cinayetler’de “Arzu” karakterini canlandırmasaydınız hangi karakteri canlandırmak isterdiniz?

Hiçbirini. Arzu’nun yeri o kadar ayrı ki diğerlerini bilmiyorum, onları başkaları canlandırdı. Yani senaryoyu ilk okuduğum halinden de farklılar şu an, o karakterler öyle mi olacaktı bilmiyorum.

Günlük yaşamınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Günlük hayatımda spor yapmaktan hoşlanırım, kitap okumak ve film izlemekten hoşlanırım. Üstelik herkes bunu söyler ama ben gerçekten çok fazla spor yapıp çok fazla film izleyip çok fazla kitap okuyorum. Herkes aynı şeyleri söylüyor ama ben

92 | Prof il’17

Son olarak Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Cesur olmalarını söyleyebilirim. Hayal kurmayı öğrenmelerini söyleyebilirim çünkü sanırım benim dönemimle şimdiki dönem arasındaki en büyük fark hayal kurmadaki eksiklik. Biz çok daha fazla hayal kuruyorduk çünkü çok daha fazla şeyi hayal etmek zorunda kalıyorduk. Siz daha az zorunda kalıyorsunuz ama daha az zorunda kalınca daha iyi bir şey olmuyor diye düşünüyorum. Biz bir sürü konuda çok daha heyecanlıydık. Yapacağımız meslekle ilgili, aşkla ilgili, hayatla ilgili çok daha heyecanlıydık. Şimdi her şeyi biliyorsunuz, her şey elinizin altında ama hayal kurmakla ilgili o melekler zayıflamış oluyor.

Onun için bence bütün bunların arasından hayal kurmayı bilerek çıkmak lazım, kendiniz için. Büyük bir şeyden de bahsetmiyorum ama hayal kurmak iyi bir şey. Çalışmak da iyi bir şey çünkü o hayali gerçekleştirmeye çalışırken kendini hem insani olarak geliştiriyorsun hem de becerilerin gelişiyor. Hayaller genelde hem kendin için hem insanlık için pozitif şeyler oluyor. Eğer sadece başarı için yaparsan ne insanlık ne kendin için iyi bir şey yapmış oluyorsun. Hayalin için yaparsan iyi şeyler yapmış oluyorsun ve güzel şeyler bırakıyor oluyorsun. Bence bu yüzden hayal kurmaya çalışmak lazım. Benim hayalim Oscar almak değildi. Yaptığım işle ilgili küçük küçük şeyler hayal ettim. Çok büyük bir şeyden bahsetmiyorum, kendilerini hafifletecek hayaller kursunlar sadece.


GEZİ YAZISI

Elif Doğa Aslan elifdogaaslan@gmail.com

Özgürlükler şehri olarak da bilinen Amsterdam, yılda yaklaşık 3,5 milyon turist ağırlamaktadır. Zengin bir tarihe ve yetmiş beşten fazla müzeye sahip olan Amsterdam, kanal turları ve mimarisi ile ziyaretçilerine görsel bir şölen sunar. Ayrıca çok fazla kültüre ev sahipliği yapması Amsterdam’ı en ilginç metropollerden biri yapıyor. Şehirde sanata verilen değer ve sayısız eser sanatseverleri büyülüyor. Bu yazımda Hollanda’nın “cazibe merkezi” haline gelmiş Amsterdam’da görülmesi gereken yerlerden bahsedeceğim.

Kanallar Tarihi boyunca sel ile mücadele etmiş olan Hollanda, bu soruna birbirine bağlı kanallar açarak çözüm bulmaya çalışmıştır. Merkezi birbirine köprüler ile bağlanmış 19 adacıktan oluşan Amsterdam ismi de Amsterdam Nehri üzerindeki bent(dam) anlamına geliyor. Kanal üzerindeki evlerin dar oluşu ve neredeyse bütün yapıların birbirine yapışık olması dikkat çeken bir diğer durum. Hatta dünyanın en dar evi olan Singel 7, burada bulunuyor. Şehirde su seviyesinin düşmesi ile ahşap kazıkların çürümesi sonucu zeminde bozulmalar meydana gelmiş. Kanal evlerinin çoğunun yamuk olmasının sebebi olan bu durum, Hollanda’nın kendine has mimarisinin temellerini oluşturmuş.

94 | Prof il’17

Dam Meydanı ve Madame Tussauds Dam Meydanı’na uğramayacağınız bir Amsterdam gezisi mümkün değil. Şehrin merkezi olan Dam Meydanı, tipik bir kuzey Avrupa şehri meydanlarından. Çevresinde tarihi yapılar, turistik mağazalar, müzeler olduğu kadar bol bol kafe ve restoran bulunuyor. Meydanın kendine has bir kuralı var: Trafikte birinci öncelikli olanlar bisikletliler. Bu kuralın çıkmasında, devlet başkanı da dahil olmak üzere tüm halkın şehir içi ulaşımında bisikleti yoğun olarak kullanması etkili olmuş. Yaya kaldırımından otoyola geçebilmek için bisiklet yolunu atlatmak gerekiyor ve bu dar yolda da öncelik bisikletlilerde olduğu için biraz beklemeniz gerekebilir. Dam Meydanı’nın en önemli müzelerinden biri olan Madamme Tussauds Müzesi’nde bilim kurgu karakterlerinin, dünya liderlerinin ve daha birçok ünlünün balmumu heykeli bulunuyor. İçeriye girdiğinize ET karakteri sizi karşılıyor. Ayrıca içeride yapabileceğiniz birçok etkinlik var. Adele ile stüdyo kaydı yapmak, Charlie Chaplin ile pandomim odasında kısa film çekmek, podyumda ünlü modacıların önünde tasarım kıyafetlerle yürümek, fotoğraflarınızı Van Gogh tablosuna çevirmek ve Thor’un çekicini kaldırmayı denemek bunların sadece bir kısmı.


GEZİ YAZISI Heineken Experience Dünyaca bilinen bira firması Heineken’nin çeşitli sunumlarını gerçekleştirdiği ünlü interaktif müzesidir. Ana temasının, Heineken’in tarihçesi üzerine kurulu olduğu bu müzede 18 yaşından büyük ziyaretçiler için bir tadım barı bulunuyor. Heineken’in tarihi üzerine sanal gerçeklik turlarının yapılabildiği Heineken Experience’ın en dikkat çekici noktalarından biri de mini bira fabrikası ve bakır bira fıçılarıyla dolu yük beygirlerinin görülebileceği ahır gezisidir.

Amsterdam Kraliyet Sarayı Amsterdam’ın kalbi Dam Meydanı’nda bulunan Amsterdam Kraliyet Sarayı, Hollanda’nın üç sarayından biridir. Belediye Binası olarak inşa edilen bu yapı Kral Louis Bonaparte tarafından 1808 yılında Amsterdam Kraliyet Sarayı’na dönüştürülmüştür. Kraliyet Sarayı içerisinde yer alan koltuklar, avizeler, saatler ve daha birçok mobilya; Napoleon Bonaparte’ın burayı kendi sarayı ilan ettiği yıldan kalmadır.

Elmas Müzesi (The Diamond Museum)

Amsterdam’da Ne Yenir, Ne İçilir?

Diamond Müzesi, her şeyin fotoğrafını çekmenin serbest olduğu nadir müzelerden birisi. Lüks bir ev şeklinde döşenmiş bu müzenin ilk katında pırlanta tarihini anlatan 5 dakikalık bir film izleniyor. Daha sonra çalışanlar tarafından elmas kesimleri hakkında bilgi veriliyor. Ayrıca bazı çalışanlar Türkçe bildiği için bu bilgileri Türkçe aktarabiliyor. Üst katta Marilyn’in “Diamonds Are Girl’s Best Friend” şarkısı eşliğinde gezerken göz alıcı kraliyet takılarını, Starry Night Tablosu’nun gerçek pırlantalar ile yapılmış replikasını, hatta elmas görünümlü bir tenis raketini görebilirsiniz.

Hollanda, Hollanda mutfağı olarak adlandırılabilecek pek zengin bir mutfak kültürüne sahip değildir fakat Amsterdam’ın genel yemek kültürüne et ve patatesin hakim olduğunu söyleyebiliriz. Tadına mutlaka bakmanız gereken peynirler de bu kültürün önemli bir parçası. Neredeyse her sokakta görebileceğiniz peynir dükkanlarında sınırsız peynir tadımı yapabilir ve beğendiğiniz peynirleri satın alabilirsiniz. Ayrıca leziz Hollanda çikolatalarını da turistik bölgelerde bulunan yüzlerce dükkandan deneyimleyebilirsiniz. Dünyanın en iyi çikolata dükkanlarından biri sayılan Puccini Bonboni, Amsterdam’da el yapımı çikolata tatma keyfini kafe ortamında yaşayabilme imkanı sunuyor.

Van Gogh Müzesi Hollanda diyince Van Gogh’tan bahsetmemek imkansız. “I Heart Amsterdam” yazısının yanındaki bu müze, otuzlu yaşlarından sonra başladığı resim sanatına 900’den fazla eser veren ancak hayattayken yalnızca bir resmini satabilen ünlü usta Van Gogh’a adanmış. Beş katlı ana bina ve yan binadan oluşan müze, Van Gogh’un 200 civarı resmini ve 500 kadar taslak çizimlerinden oluşan ana koleksiyonunu, ayrıca kardeşi Theo’nun Van Gogh’a yazdığı yüzlerce mektubu ve aynı dönemde yaşamış bazı sanatçıların birçok eserini içeriyor.

Amsterdam’da; 16. yüzyıldan bugüne kadın çantalarının sergilendiği dünyanın en büyük çanta ve cüzdan müzesi, edebiyatla ilgilenenlerin mutlaka görmek isteyeceği Anne Frank’ın evi, 2. Dünya Savaşı’nın olağandışı hikayelerini öğrenebileceğiniz Hollanda’nın en iyi tarihi müzesi sayılan Hollanda Direniş Müzesi, birçok turisti kendisine çekmektedir. Amsterdam’dan ayrılırken yol boyunca yel değirmenleri size eşlik etmekte ve şehir sizi yemyeşil bir manzarayla uğurlamaktadır.

Prof il’17 | 95


RÖPORTAJ

Eda Bayrakcı eda.bayrakci@yildizik.com

Bize biraz kendinizden, öğrencilik yıllarınızdan ve girişimci olma hikayenizden bahsedebilir misiniz?

Babam diplomat olduğu için öğrencilik yıllarımın büyük bir dönemi yurtdışında geçti. Münster Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra danışmanlık şirketi olan KPMG’de çalışmaya başladım. Meslek hayatımın 12 yılı orada geçti. 150’den fazla projenin içinde bulundum, bunların arasında en çok sevdiğim ve keyif aldıklarımın şirket satın alma projeleri olduğunu fark ettim. Partner olduktan sonra KPMG’den ayrıldım. İş hayatımdaki ikinci durağım ise eBay oldu. eBay’de Almanya’daki stratejiden, Avrupa’daki şirket satın almalarından ve iş geliştirmeden sorumluydum. eBay bünyesinde GittiGidiyor’un satın alınmasında etkin oldum ve daha sonra GittiGidiyor Yönetim Kurulu Üyesi ve eBay Türkiye temsilcisi olarak Türkiye’ye taşın-

96 | Prof il’17

dım. eBay sayesinde tanıştığım bir girişimcinin verdiği ilhamla girişimci olmaya karar verdim ve sonrasında hayatım değişti. 2008 yılında Türkiye’nin ilk online fashion sitesi olan Markafoni’yi kurdum. Markafoni dışında Zizigo, MissPera, Modnakasta, Brands Exclusive, BrandsGalaxy ve Brandmarka gibi toplamda 20 dijital girişimin kurucusu oldum. Şu an en iyi girişimim Tiko.es yurtdışında çok hızlı büyüyen bir PropTech girişimi.

Girişimcilik Vakfı kariyerinizden önce eBay ve GittiGidiyor.com gibi büyük şirketlerde çalıştınız ve oldukça başarılı bir girişim olan Markafoni’yi kurdunuz. Bu uzun yolculuğun en çok hangi aşamasında zorlandınız? Markafoni’yi kurmak iş hayatımdaki en güzel karardı. Markafoni ile beraber girişimcilik dönemim başladı. 2011 yılında Türk inter-

net tarihinin en büyük satışlarından biri olarak; Markafoni grubunun çoğunluğunu Güney Afrikalı Naspers’a sattık. Türkiye’nin ilk online moda sitesi olan markafoni.com, Markafoni bünyesinde kurulan ilk E-ticaret şirketiydi. Devleşmesinin en temel unsurlarından biri buydu. Markafoni dünya E-ticaret trendlerini yakından takip edip pazarın ihtiyaçlarına etkili şekilde cevap veren girişimleri saptadı ve bu konuda başarılı çalışmalara imza atarak büyümeye devam etti. Değişime açık olmak ve şirketlerin yenilenmesi, girişimciliğin de olmazsa olmazlarından. Biz her zaman hayallerimizi yeniledik. En başta en büyük E-ticaret sitelerinden biri olacağımızı ve bu kadar hızlı yayılacağımızı tahmin etmiyorduk. Türkiye dışına açılan ilk E-ticaret sitesi olacağımızı da hayal etmiyorduk. 2,5 sene gibi bir sürede “exit” yapacağını da düşünmüyorduk. Gelişmeler doğrultusunda hayallerimiz de büyüdü.


RÖPORTAJ

ci gençlerin önünü açmak adına bu vakfı hayata geçirdik. Türkiye’de büyük ve kapsamlı değişimi yaratacak unsur eğitimin yanı sıra girişimciliktir.

Dünyada bazı şeylerin değişmesini isteyen, hayattaki başlıca amaçları ilham almak ve ilham kaynağı olmak olan öğrencileri bir araya getirdiğiniz Girişimcilik Vakfı’na başvuru sayıları her sene katlanarak artıyor. İlk başladığınızda bu kadar dikkat çekeceğini düşünüyor muydunuz? Bu kadar fazla insanın hayatına dokunmanız hakkında ne düşünüyorsunuz?

2014’te üniversite bitirip girişimci olmak istediğini Peki, Girişimcilik Vakfı söyleyen genç oranı yüzde 5 idi. hikayesi tam olarak nerede Bugün bu oran yüzde 13’e yükve nasıl başlıyor? Bu girişim seldi. Bizim hedefimiz bu oranı henüz plan aşamasındayyüzde 30’lara kadar çıkarabilmek. ken sizi heyecanlandıran Biz girişim sayısını artırmayı deyönleri nelerdi? ğil, girişimcilik kültürünü ülke2014’te kurucuları arasında oldu- mize yerleştirmeyi amaçlıyoruz. ğum Girişimcilik Vakfı, en önem- Girişimcilik kültürünü yaygınli inisiyatiflerimden biri. Gençle- laştırmak, üniversite gençlerine rin girişimcilik kültürüyle erken ilham vermek ve gençlerin kendi yaşta tanışması ve benimsemesi yollarından giderek iz bırakmalaher şeyden önemli. Girişimcilik rını sağlamak amacıyla beş yıldır Vakfı’nın ana amacı Türkiye’de düzenlediğimiz Fellow Progragirişimciliğin yaygınlaşması olup mı, geçtiğimiz yıl önceki yılların bunun için Türkiye’de girişimcilik rekorunu kırarak toplam 112 bin ve liderlik açısından en yatkın ve başvuru aldı. Daha fazla öğrencien yetenekli gençlerin bulunması nin hayatına dokunmanın guruve desteklenmesidir. Türkiye’de runu yaşıyoruz. girişimcilik konusunda son yıllarda bir uyanış, diriliş yaşanıyor Bize Fellow Programı’nın fakat altyapı eksiklikleri nedeniy- içeriğinden bahseder mile ülkemiz kendisinden beklenen siniz? Özellikle yurtdışı gelişimi gösteremiyor. Biz de bu gezileri büyük ilgi görüyor gelişimi hızlandırmak ve girişim- olmalı. Ayrıca Fellowup’lar-

la, sponsor şirketlerdeki projelere katılımlar ve staj fırsatlarıyla öğrencilere geniş network sağlayan programa öğrencilerin geri dönüşleri neler oluyor, öğrenmek isteriz.

Fellow Programı’nda 17-24 yaşları arasındaki gençlerle birlikte çalışıyoruz. Programın amacı girişimci genç liderleri desteklemek olduğu için fikre değil, insana özellikle gençlere yatırım yapıyoruz. İlham vermeyi, yaptıkları işin dünyayı değiştirebileceğini, “geri verme” kültürünü ve networkingi daha girişimcinin somut bir fikri yokken anlatmalıyız ki, girişimci benliğinin vazgeçilmez bir parçası olsun. İki yıl süren programa her üniversite ve bölümden öğrenciler, birinci sınıf dahil olmak üzere istedikleri her sene başvurabiliyorlar. Hedefimiz girişimcilik ve liderlik potansiyeli olan gençleri seçebilmek. Program tamamen ilhama dayanıyor. Fellow Programı’na katılma fırsatını yakalayan gençler, program dahilinde ulusal ve uluslararası bir ağın parçası oluyorlar. Her iki ayda bir rol model alabilecekleri başarılı girişimcilerle bir araya gelerek onların hikayelerinden ilham alan başarılı gençler, üniversitelerinde de girişim elçileri olarak görev yapma şansını elde ediyor.

Forbes dergisi tarafından “Türkiye’nin En Büyük Zihinleri” ödülüne layık görülen 38 kişiden biri olduğunuzu biliyoruz. Bu başarıyı size getiren faktörler nelerdir? Muhtemelen Markafoni, Girişimcilik Vakfı, Espor gibi birçok ilkin içinde olmam bu başarıyı getirdi.

Prof il’17 | 97


RÖPORTAJ

Bilimsel ve popüler dergilerde Türkçe, İngilizce ve Almanca makalelerinizin yayınlandığını biliyoruz. Dünyaya hitap etmede farklı diller biliyor olmanın önemini bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Biz gençlerin en çok sıkıntı çektiği konulardan biri de zaman yönetimi. Siz birçok işi aynı anda yaparken zamanınızı nasıl yönetiyorsunuz? Bize verebileceğiniz öneriler nelerdir?

Ben bundan besleniyorum. Odaklanmayı sevmem, eskiden odaklanmak her derde derman diye anlatılırdı. Ben şu an Avrupa’da Tiko’nun büyümesini yönetiyorum, Girişimcilik Vakfı ile aynı heyecanla uğraşıyorum, Fenerbahçe Futbol A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi olarak her hafta düzenli olarak kulüpteyim ve Espor takımlarını yönetiyorum. Tabii ki her şeyden önemlisi ailem… Birbirinden farklı alanlar ama hepsi Çalışma hayatınızda benim- zevk veriyor. Beş dil biliyorum ama tabii ki bazılarını kullanmadıkça geri plana itiyorum. Sonuçta diller bir pencere gibi, sizi yeni dünyalara sokabiliyor. Örneğin ben bir romanı eğer biliyorsam orjinal dilinde okumaya çalışırım. Satırlardaki ruhu daha iyi yakalayabiliyorum. Onun dışında bu sene İspanyolca öğrenmeye Tiko sayesinde başladım.

sediğiniz ilkeler nelerdir? Size ilham olan isim veya isimleri öğrenebilir miyiz?

Çok basit; bir, patron olduğunuzda herkese karşı eşit mesafede durmak ve davranışlarınızı ve kararlarınızı “değerler” üzerinden kurgulamak. Uzun vadede vicdanınız rahat bir şekilde uyumanızı sağlıyor ve çevrenize aynı değerler üzerinden hareket eden insanları topluyor. Diğerleri de eleniyor.

98 | Prof il’17

ve risk almak, girişimcilik için en önemli unsurların başında geliyor. Girişim dünyasında başarıyı yakalamanın yolu, kişinin sürekli öğrenmeye açık, yenilikçi, meraklı, disiplinli ve sorumluluk üstlenmesinden geçer. Tüm şartlar altında bir girişimci merakını koruyarak yeni şeyler öğrenmekten ve bu doğrultuda yenilikleri hayata geçirme arzusundan vazgeçmemelidir.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeniz veya tavsiyeleriniz nelerdir?

Hızla değişen ve ayak uydurmamiz gereken global bir dünyada yaşıyoruz. Öğrenciler ne alanda çalışıyor olurlarsa olsunlar Çalışma hayatı dışında Sina dünyayı takip etmeleri, farklı disiplinlerden beslenmeleri kişisel Afra nasıl biridir? Boş zagelişimleri için oldukça önemli. manlarında neler yapmayı Girişimcilik özelinde baktığımızsever? da bile başarılı girişimciler sanatSürekli bir şeylerle uğraşır. Boş la, sporla, kültürel aktivitelerle zamanı sevmez. Can sıkıntısı haşır neşir olan, dünyaya farklı tanımaz. pencerelerden bakabilen, hayattan zevk almayı bilen insanlar. Başarılı bir girişimcide buYaşadığınız toplumda farklı bir lunması gereken özellikler şey söyleyebilmek için dünyada sizce nelerdir? İlham veren rol modelleri görmek neler yapılıyor onu görebilmek, gündemi takip ediyor olmak ve bunun dışında yaşadığın çevreyi iyi analiz edebiliyor olmak lazım. Tabii bir yandan da çok rekabetçi bir dünyanın içinde yer bulmaya ve dahası iz bırakmaya çabalamalısınız. Başarılı olmak ve iz bırakmak için daha mücadeleci olmaları gerektiğini ve hayattaki tutkularını, yeteneklerini, güçlü yanlarını keşfetmeleri ve geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir başarı, ne girişimcilik ekosisteminde ne de başka sektörlerde altın tepside sunularak elde edilmedi.


BİYOGRAFİ

Eda Özkan eda.ozkan@yildizik.com Virginia, 25 Ocak 1882’de Julia Duckworth ile Leslie Stephen çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Sir Leslie Stephen, Victoria devrinin tanınmış yazarlarındandı. Julia’nın ve Leslie’nin birbirlerinden önce birer evliliği daha olmuştu. Leslie’nin ilk eşinden olan kızı Laura zihinsel engelliydi ama anlaşılmamıştı. 5 yıl sonra eşi tekrar hamileydi ve bir kasılma sırasında bebeği aniden öldü. O gün Leslie’nin doğum günüydü ve Leslie bir daha doğum günü kutlamadı. Leslie’nin eşi olan Harriet’in annesi akıl hastasıydı ve kalıtsal olarak Leslie’nin kızı da anneannesinden bu hastalığı almıştı. Kızı Laura, 20 yaşında akıl hastanesine kapatılmıştı. Virginia’nın annesi Julia’nın ilk evliliği sorunlu değildi. Kaderdir ki Julia 24 yaşında ve üçüncü çocuklarına hamileyken eşi ansızın hayatını kaybetti. Julia hoş ve güzel bir kadındı. Leslie ise uzun ve gür sakallarıyla çok dikkat çekici bir erkekti. Birbirlerine komşu olan bu iki kişi, birbirlerinden hoşlandı ve hemen ardından da evlendi. Beş çocukları oldu. Virginia, yaşadığı dönemin koşullarından mütevellit eğitimini aile içerisinde almak durumunda kaldı. O dönemde erkeklerin okula gidişi daha önemliydi. Victoria’nın aile yapısını gözlemleyecek ve sindirecek fazla zamanı olmuştu. En basitinden evde bulunan üvey erkek kardeşleri ile yaşadıkları bile, bize ulaşan sözlerine öncülük etti. Ergen yaşlara geldiğinde üvey erkek kardeşinin asla istemediği hareketlerine şahit oldu. Gün gelip de bu olayı

100 | Prof il’17

yazmak istediğinde kendisini açıklamak için şöyle bir cümle kullanmıştı Virginia: “Durmadan dalga yapan, kaba saba bir balinayla aynı akvaryuma hapsedilmiş talihsiz bir küçük balık.” Aile hayatında her şey yolunda görünüyordu. İyi bir ev yaşantısına sahipti Virginia. Derken taşıdığı yüklere dayanamayan Virginia’nın annesi, ansızın hayata veda etti. Virginia derin bir yasa büründü ve sessizlik yemini etmişçesine bir kenara çekildi. Bu sessizlik yeminin ortasında Virginia yaşamının son yılında bir kez daha hatırına getireceği o çirkin günü yaşadı. Üvey abisinin uygunsuz davranışlarına maruz kaldı ve bu utancı bir ömür yüreğinde sakladı. Virginia, yazar olmaya karar vermişti. Victoria devrinde yaşıyorlardı. Bu dönemde İngiltere için kadın ikinci plandaydı ve kız çocukları okula gönderilmezdi. Haliyle Virginia ve kız kardeşleri de okula gidemedi. Babaları onlara kendi kütüphanesinde eğitim verdi. Virginia şanslıydı çünkü dönemine rağmen kendisini geliştirmeyi ancak böylece başarabilmişti. O kütüphane, Virginia’nın yazılarını hayata geçirmeye başladığı ilk yerdi ve onun için önemi hep çok büyük oldu. Tüm bunlar sayesinde 13 yaşındayken bir gazetede kısa hikayeleri yayınlandı. Victoria, devrinde sürdürülen yaşam koşullarına karşıydı. Yazıları yaşadığı döneme ve haksızlıklara karşı duracak şekilde oldu ve hayatı boyunca muhakkak bu dönemin izlerini eserlerinde yansıttı. Anne Julia’nın ölümünün ardından mahvolan aile,


BİYOGRAFİ Virginia’nın üvey kız kardeşi Stella’nın evliliğiyle canlandı ancak Stella üç ay sonra apandisitten ölünce ortam yine karardı. Baba Leslie, kendini Julia’nın ölümünden sonra toparlayamadı. Yaşlılık ve mutsuzluk zirvedeydi. Virginia 22 yaşındayken baba da hayata veda etti. Hem öğretmen hem baba hem dayanak olan bir adamın gidişi, Virginia’yı felakete sürükledi. Babasından iki yıl sonra çok sevdiği ve hayran olduğu abisi Thoby de öldüğünde Virginia daha da yıkıldı. Artık yapayalnızdı. Bütün bu ölümler ve yaşadığı tacizler Virginia’yı kolay incinir bir kadına dönüştürmüştü. Akıl hastalıkları ve ruhani sancılar baş gösterir olmuştu.

ile tanıştı. Leonard’ı sevmiyordu ama diğer kadınlar gibi sadece evlenmek istiyordu. Bunu Leonard’a anlattı ve Leonard teklifinde ısrarcı olunca evlendiler. Virginia aslında en doğru kararı vermişti. Bunu da yıllar geçtikçe anlayacaktı çünkü Leonard ona bir kocadan fazlası olacaktı. Virginia, onu geri kalan ömründe idare edecek, her şeyine koşacak ve bakımını sağlayacak o kişiyi bulmuştu. Leonard, daha sonra çalışanlar tarafından Virginia ilk kitabını çıkarmak isterken yaşadığı buhranları bildiğinden işe koyuldu. Virginia için bir basımevi kurdu. Böylece Virginia yazdığı kitapları yayımlatabilir, Leonard’ın desteğiyle de beğenilmeme korkusunu aşabilirdi.

Ve intihar girişimi… Virginia intihar etti. Bu ilki ama son olmayacaktı. Aslında amacı dikkat çekmekti çünkü atladığı pencere zemine çok yakındı. Babanın ölümü ile Bloomsbury’ye taşınan aile için bu durum, güzel bir başlangıç olacaktı. Burada birçok ünlü edebiyatçı ve cinsel konularda özgür davranan bir grup entelektüel bulunuyordu. Gruptakilerin birçoğu da eşcinseldi. Bu grupta John Maynard Keynes, Lytton Strachey, Roger Fry, Duncan Grant gibi ünlü isimler vardı. Virginia, işte bu grup içinden Lytton Strachey ile nişanlandı ancak bu nişanlılık kısa bir süre sonra bitti. Virginia’nın ruhsal sorunları tekrar baş gösterdi ve bakımevine yattı. Buradan çıkınca Leonard Woolf

Virginia, evliliklerinin 1. yılında tekrar intihar etti, şanslıydı ki kurtuldu. Artık bakımevleri yetmiyordu ve tımarhaneye kapatılması gerekliydi. Ama kocası ona bakmayı tercih etti. Kitaplarında yaşadığı şeylerin etkisiyle çok cesur içerikler barındırdı. Üstelik kitaplarından birinde, aşık olduğu kadın Vita Sackwille West’e ithaf ettiği bir yazı bile mevcuttu. Bu aşk karşılıklıydı. Leonard bunu sezinlese de kabullenmişti. İntihara bu denli meyli olan bir kadının nasıl öleceği en başından belliydi aslında. Virginia, 1941’de kocasına bir mektup bıraktı. Evinin yakınındaki ırmağa gitti, ceplerini taşlarla doldurdu ve kendini serin sulara saldı. Mektupta yazan son sözleri ise şunlar oldu:

“En sevdiğim, ız gibi hissediyorum. Ve sanki mış cak aya tam atla leri gün ç kun kor u B . ğim rece Yine deli a başlıyorum ve konsantre olamıyorum. may duy r esle S . eğim eyec rem çevi i ger anı zam en gid ana verebileceğin en büyük mutluluğu Bu yüzden yapmam gereken şeyi yapıyorum. B insanın birlikte daha mutlu olabileceğini ki İ tın. yap leri şey ağı yac ama yap enin ims K verdin. orum, senin hayatını mahvediyorum, bensiz sanmıyorum. Ben artık savaşamayacağım. Biliy gün yazamıyorum. Okuyadüz ru doğ bile u tub mek bu n orsu rüy Gö sın. cak daha mutlu ola borçlu olduğumu söylemek isterim. Bana a san ğu lulu mut ün büt aki tımd aya H m. oru mıy ek istiyorum, -aslında herkes biliyor– eğer karşı inanılmaz sabırlısın ve iyisin. Şunu söylem Her şey beni terk edip gitti, ama n. rdu olu sen bu , olsa cek bile tara kur an umd dur biri beni bu ı mahvetmeyeceğim. Kimse seninle mutlu atın hay n seni tık Ar dı. kal imle ben hep iğin iyil n seni olduğumuz kadar mutlu olamazdı. V.”

Prof il’17 | 101


RÖPORTAJ

İ LY A S ya l ç ı n ta ş Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

Bize biraz müzisyen olma yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Lise dönemlerimde gitarı elime aldım ve bir daha bırakamadım. Müzik benim için güzel olan her şeye kaçış, kendime ait bir evren yaratmaktı. Zaman ilerledikçe profesyonel olarak müzik yapmaya başladım. X-Factor’e katılana kadar uzun bir süre mekanlarda canlı sahne aldım. Belki çok kazanmıyordum ama sonuçta sevdiğim işi yapıyordum ve bütün o performanslar beni bugüne hazırladı. Canlı sahne deneyimi olmadan, özellikle de konserin hala önemini koruduğu Türk müzik endüstrisinde başarılı olunabileceğine inanmıyorum. Bu bakımdan yolculuğum beni şu anki kariyerime iyi hazırladı.

Sizi bir yarışmada “İncir” şarkısıyla tanıdık. Yarışmaya katılırken bu noktalara geleceğinizi tahmin ediyor muydunuz? Beklediğim ve uğruna yıllarca çalıştığım ivmeyi yakalayacağıma inanıyordum ama müzik ve genel olarak eğlence sektöründe neyin nasıl gideceğini önceden anlamak mümkün

102 | Prof il’17

değil. İçimde kesinlikle iyi şeylerin olacağına dair bir inanç vardı çünkü her şeyden önce kendime inanıyordum.

Türkiye’de müzik sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Türkçe rap şu sıralar oldukça gündemde. Yeni şarkılarınızda belki de bir düet çalışmasıyla rap müziğe yer vermeyi planlıyor musunuz?

Rap müzik bu kadar yükselmişken sektör değerlendirmesi yapmak açısından iyi bir örnek. Türkiye’de müzik sektörü trendler üzerinden ilerliyor. Müzikal kaliteden ziyade çok dinlenmek ve trendlere ayak uydurmak ön planda olduğu için yapılan işlerin kalitesi tartışmalı. Genç rapçilerin yaşı kadar kariyeri olan insanların daha geniş kitlelere ulaşmak için işin kalitesinden ödün vererek işbirliği yaptıklarını görüyoruz. Bu çok üzücü bir durum. Müzisyenin kendine has artistik bir vizyonu olmalı ve iki müzisyen bu vizyonun çatısı altında bir araya gelerek üretmeli. Böyle bir etkileşim yaşarsam zaten bir düet kaçınılmaz ancak sırf yapmış olmak için rap düeti yapmam.


RÖPORTAJ

haline göre yapıyor. Tercih şansım olduğunda eğer melankoliksem evde takılırım, sosyalleşmem ancak işim gereği her zaman böyle bir lüksüm yok. İçe kapanmak, melankoli yapmak eğer ünlüyseniz bir lüks!

Müziğe yönelmeseydiniz kariyer anlamında hangi alanda ilerliyor olurdunuz?

Şu ana kadar çalışırken en keyif aldığınız isim kimdi? Henüz fırsat bulamayıp çalışmak hayaliniz olan bir isim var mı?

Hayallerini gerçekleştirmek ve hayatlarını onları mutlu edecek şekilde yaşamak için her yolu denesinler. Karşılarına çıkan zorluklar yüzünden asla pes etmesinler.

Belki bu şekilde değil de başka bir şekilde yine müzik yapıyor olurdum.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okurlarına tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Gelecekle ilgili hedefleriniz neler? Yapmakta olduğunuz bir albüm var mı, yoksa şu anda olduğu gibi sizi tekli çalışmalarla mı göreceğiz?

Kesinlikle Aytaç Kart ve Febyo Taşel. İlk albümümün tüm aranjeleri Febyo Taşel’e ait. Onun çalışması sayesinde Temmuz ayında yeni teklim “Kirli albüm hala dinlenen bir klasik Kadeh” yayınlanacak. 2019 sonu- haline geldi. Lise yıllarından beri tanıdığım Aytaç ile de na doğru yeni albüm geliyor. bugüne kadar “Şehrin Yolu”, “Yağmur” ve Temmuz’da Peki, sizi dinleyen birçok yayınlanacak “Kirli Kadeh” insan varken siz arabada, için birlikte çalıştık. Kimyasporda ya da yürüyüşte neler dinlemekten hoşlanır- mız tuttuğu ve vizyonumuz ortak olduğu için sınız? birlikte hep iyi işler Elektronik müzik ve rock müzik çıkarıyoruz. dinlerim. Son zamanlarda bu yüzden kayıtlı çalışmalarımda Şarkı sözlerinizi daha elektronik altyapılar ve sahne çalışmalarımda rock müzik yazarken neyağırlıklı performans sergiliyoruz. den ilham alı-

Dışarıdan bakıldığında oldukça duygusal, melankolik bir imajınız var. Özel hayatınızda sanıldığı gibi içine kapanık mı yoksa dışa dönük bir insan mısınız? Herkeste olduğu gibi benim de iniş ve çıkışlarım var. Belli bir yaştan sonra insan ne zaman hangi ruh halinde olabileceğini kestiremiyor, programını ruh

yorsunuz, beste yaparken sizi besleyen şeyler nelerdir? İnsan hikayeleri benim için çok önemli. Hiç beklenmedik bir his veya bir anı bende yeni bir şarkı sözü ya da beste olarak canlanabiliyor.

Prof il’17 | 103


SPOR

Kutay Coşkun kutay.coskun@yildizik.com Basketbol, popüleritesi günden güne artan bir spordur. Günümüzde daha çok Amerika Birleşik Devletleri’nde takip edilse de basketbolu ABD’nin sporu olarak görmek yanlış bir algı yaratacaktır. Aslında baskebol dünyanın dört bir yanından izleyici bulan bir spor dalıdır. İzleyenlere heyecanı ve tutkuyu dibine kadar yaşatır. Tüm bunlara rağmen ne yazık ki futbolun gölgesinde kalmıştır.

:

Kısa bir giriş yazısından sonra yazının başlığında yer verdiğimiz asıl konumuza dönelim. 2019 senesi Türk basketbolu için çok önemli bir seneydi. Neden derseniz, 2019 yılında Euroleauge turnuvasının yarı finalinde iki farklı Türk takımı bizi temsil etti ve tarihe bir not düşüldü. Kupa ülkemize gelmese de Final Four’da iki farklı Türk takımı görmek bizleri gerçek anlamda gururlandırdı. Tüm ülkede deyim yerindeyse bayram havası yaşandı. Aslında bakılırsa 16 takımın mücadele ettiği Euroleague turnuvasında, üç temsilcimizin ikisi yarı finale adını yazdırınca bu kadar sevinmemizin gayet normal olduğu anlaşılabiliyor. Bu başarı basketbola bakış açımızı da olumlu olarak etkilemiş olsa gerek çünkü yeni bir basketbol ekolünün oluşmasını destekledi ve bu olay sporun sadece futboldan ibaret olmadığını anlamamızı sağladı. Bu başarı sadece Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes’e ait değil; bu başarı tüm takımlarımızın, tüm ülkemizin, doğru yönetimin başarısı. Bütün kulüplerimiz bu şekilde doğru

104 | Prof il’17

yatırımı yaptığında çok daha başarılı olacağımızdan kimsenin şüphesi yok. Örnek alınması gereken takımlar: Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes. Kendi içimizdeki egodan ve kibirden uzaklaşıp bu kulüplerimizin yönetimini örnek alırsak daha nice kupalar, şampiyonluklar elde edeceğimizden şüphemiz yok. Final Four’dan da bahsedecek olursak öncelikle bu turnuvayı anlatalım. 16 farklı takımın mücadele ettiği ve normal sezon içerisinde her takımın birbirleriyle bir kez kendi sahasında, bir kez de rakip sahada karşılaştığı ve belli bir puanlama sistemi olan bir lig diyebiliriz. Bu karşılaşmalar bittiği zaman play-off ’lar başlıyor. Puan durumunda ilk 8 sırada bulunan takımlar birinci ile sekizinci, ikinci ile yedinci, üçüncü ile altıncı ve dördüncü ile beşinci olmak üzere eşleşiyorlar. Bu eşleşen takımlar puantajda önde olan takım saha avantajını elde edecek şekilde mücadele ediyorlar ve toplam 3 galibiyete ulaşan takım “Final Four” diye tabir ettiğimiz yarı finale adını yazdırmış oluyor. Final Four’a katılmaya hak kazanan takımlar turnuva öncesinde belirlenen şehirde mücadele ediyorlar. Final Four’da tek maçlı eleme sistemiyle birbiriyle eşleşen takımlar tek maçla adını finale yazdırıyorlar. Rakibine mağlup olan takımlarsa üçüncülük maçına çıkıyorlar. Finalde ise yine tek maç olacak şekilde oynanıyor. O maçın galibi o sene Avrupa’nın en büyüğü oluyor.


Toslayanlar kantinde sıraya girmez çünkü onlar sıra dışıdır Sen de kantinden Tosla Kart’ını al, uygulamayla eşleştir, sen de tosla.

Macgal kantinlerinde %5 indirim

İki kahve hediye

9:41 AM

Gönder

Bu konser efsane olacak

Paranın sosyal hali.

GÖNDER

Tosla hizmetlerinden ve avantajlardan faydalanabilmeniz için Tosla uygulamasını indirmeniz ve kullanıcı sözleşmesini onaylamanız gerekmektedir.

tosla.com

Nilay ile 100,00 TL tosla. İşlem ücreti yok!

%100


RÖPORTAJ

DEREN ÖZTÜRK RÖPORTAJI Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

Eğitim hayatınız nasıldı, nasıl bir öğrenciydiniz? Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Eyüboğlu Lisesi mezunuyum. Sonrasında Koç Üniversitesi İşletme bölümünü kazandım. Öğrencilik yıllarıma baktığımda kendimle ilgili en net söyleyebileceğim şey her zaman hedeflerim olduğuydu. Lisedeyken bu, Koç Üniversitesi’nde İşletme okumaktı. Kozmetikle ilgili bir şeyler yapmak üniversitesinin birinci sınıfından itibaren hayalimde olan bir şeydi. Kendime hep “Ben Loreal’de staj yapmak istiyorum.” dedim ve sonrasında Loreal’de staja başladım. Ayrıca üniversite döneminde aktif bir öğrenciydim. Derslerde verilen bilgi teorik ve maalesef kısıtlı; günlük hayatta bunlarla çok fazla karşılaşmıyoruz. Bu nedenle okulda düzenlenen etkinliklerde yer aldım. Konuşmacıların hep satır aralarını yakalardım. O dönemki pazarlama yöneticilerini dinle-

106 | Prof il’17

yerek kendilerini bugüne nasıl getirdiklerini öğrendim. Kendimi iyi beslemişim ki şu an karşıma çıkan her insanda tespitlerim doğru çıkıyor. Zaman içinde kendine bir sürü şey katarak bir noktaya ilerliyorsun. Benim ve ileride sizin en büyük artınız geçmiş nesle göre kendimizi çok genç yaşta geliştirmeye başlamamız.

İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca bildiğinizi öğrendik. Dillere özel bir ilgi alanınız var mı? Bu dilleri nasıl öğrendiniz ve size ne gibi yararları oldu?

İlkokulla birlikte İngilizce öğrenmeye başladım. Okulumuzda ikinci yabancı dil seçmeliydi. Almanca, Fransızca ve İtalyanca arasından İtalyanca’yı seçmiştim. Okuldaki arkadaşlarımın birçoğu Almanca ve Fransızca’ya yöneldiler. Bense biraz daha az kişinin tercihi olduğu için İtalyanca’ya yöneldim. Onun da şöyle bir

avantajı oldu: İtalyanca’yı seçen o kadar az kişiydik ki derslerimiz özel ders kıvamında geçiyordu. Bu da tabii ki İtalyancamı oldukça geliştirdi. İspanyolca ise tamamen hobi odaklı öğrendiğim bir dildi.

Araştırmalarımıza sonucu babanızın kimya mühendisi olduğunu öğrendik. Bu durum meslek seçiminizi etkiledi mi?

Babam kimya mühendisi ve kurmuş olduğu bir aile şirketimiz var. Aslında bugün COSMED’in kurulmasının sebeplerinden biri de babam çünkü kendi işi çok erkek egemen bir sektör. Sanayi kimyasalları üretiyor ve fabrikalara satıyoruz. Doğal olarak erkek egemen bir alanda bizim iki kız kardeş olarak çalışmamıza çok zor gözüyle baktığı için babam hep alternatif bir iş alanı aramaktaydı. Benim de bir yurtdışı seyahatim sonrası Paris’te kişiye özel kozmetik ürünler üreten


RÖPORTAJ

bir aromaterapi mağazasını çok beğenmemle “Biz de böyle bir şey yapabilir miyiz?” fikriyle babama gittim. Babam da olumlu karşıladı ve “Ben işin teknik kısmındayım, işin yönetimsel kısmıyla ilgili bir alana kendini yönlendirirsen aile şirketimizi daha da büyütebiliriz.” dedi. Ama tabi ki burada sadece babam etkili olmadı. Ben kendimi hep ekip yönetme, strateji geliştirme, marka yaratma konularına yakın hissediyordum. İşin yönetimsel tarafında bulunacağımın farkında olarak başladım. İyi ki bu alana yönlendirmiş beni babam.

Biraz da COSMED’ten bahsedelim. COSMED ile hikayeniz nasıl başladı ve nasıl devam ediyor?

Dediğim gibi ben 16 yaşımda kozmetik fikriyle babama gittiğimde “Kozmetik sektörünü araştır gel bakalım.” dedi. Ben babamı öncelikle kozmetikte ikna etmek için uğraştım. Gerçekten bir dönem ödevi hazırlar gibi Türkiye’deki kozmetik sektörü, oyuncular, pazarın büyüklüğü, pazarın potansiyeli, “Markamız ne şekilde olmalı?” gibi konularla ilgili çok kapsamlı bir çalışma yapmıştım çünkü bir kozmetik markası çıkarırken bunu nerede konumlandırdığınız çok önemli. Watsons, Gratis’lerde satan bir marka da olabilirsiniz; Migros’u da hedefleyebilirsiniz. Doğrudan satış tercih edebilirsiniz ya da bizim olduğumuz gibi bir eczane markası olabilirsiniz. COSMED hikayesindeki en stratejik karar COSMED’in nerede konumlanacağıydı. Düşünsenize market segmentli bir şampuan markası olsak çok daha büyük güçlerle rekabet etmemiz gerekecekti. Bunları düşünürken aynı zaman-

da üniversite sınavına da hazırlanıyordum. Ayrıca bir pazar araştırma firmasıyla da çalışıyorduk. Daha sonra ben üniversiteye girdiğimde COSMED’le ilgili bir Ar-Ge ekibi kuruldu. Ardından yönetim kadrosu kuruldu. Markayla ilgili çalışmalara başlandı. Ben o süreçte stajyer olarak gelip gidiyor, fikirlerimi belirtiyordum. Üniversiteden mezun olduktan sonraki gün resmi olarak işe başladım. Her şeyi COSMED’le beraber öğrendim, onunla birlikte büyüdüm diyebiliriz. Şu an geri dönüp baktığımda bir sürü zorluk yaşadığımı görüyorum ama onlar seni öyle bir güçlendiriyor ki hepsinin üstesinden gelecek düzeye geliyorsun.

Bireysel markalaşma süreci “farklılık” ile ön plana çıkıyor. Peki iş hayatında farklılaşmak için ne yapmamız gerekiyor?

şünüp harekete geçiyoruz. Aynı şekilde üniversitelere gittiğimizde bir şeyleri öyle farklı anlatmam lazım ki sizde bazı şeyleri harekete geçirebileyim. Geçtiğimiz sene Eskişehir’de bir konuşmam vardı. 20 konuşmacı vardı ve “Tüm konuşmacılar arasında bizi etkileyen üç konuşmacıdan biri de sizdiniz.” geri dönüşünü aldım öğrencilerden. Her zaman kendini çok iyi biliyor olmak ve iyi bir gözlemci olmak çok önemli. Sonrası da çok iyi çalışmaktan geçiyor.

COSMED marka olarak Türk ve dünya sektöründe nerede? İleriye dönük ne gibi hedefleri var ve markanızı önümüzdeki 5 yıl içinde nerede görüyorsunuz? COSMED bugün Türkiye genelinde 1250 eczanede aynı

Üniversitede aynı sıralarda oturan, aynı amfiyi dolduran bir sürü öğrenciydik. Kaç tanemiz marka yarattı? Kariyerinde kendi girişimini kurarak ilerledi? COSMED Deren’den bağımsız değil. Deren denilince de akla ilk COSMED gelmeli. Önüme bir beyaz kağıt alıp kocaman bir “Deren” yazarım. Deren ne yapar? Deren’in yarattığı markanın başarılı olması için önce ekibini ikna etmesi lazım. Öncelikle bunlar gibi kendimi planlarım. COSMED’i de aynı şekilde. Mesela yılbaşı dönemlerinde influencerlara birçok hediye gönderiliyor. Ekibim ve ben de bu işi yaparken “Bize yüzlerce hediye gelse hangisi aklımızda kalırdı?” diye dü-

Prof il’17 | 107


RÖPORTAJ

zamanda Watsons mağazalarında satılan, 1000’in üzerinde dermatolog tarafından tavsiye edilen bir dermokozmetik markası. Bu zamanlara gelmek çok büyük bir özveri gerektiriyor. 1000’in üzerinde dermatolog tarafından tavsiye ediliyor olmak bizim için çok prestijli bir şey. 10. yıldaki hedefimiz ihracat. Son 3 yıldır ciddi şekilde ihracat ile ilgili fuarlara katılıp firmalarla iletişime geçiyoruz. Bizim için en doğru partneri bulmak çok önemli. Hedefimizde COSMED’i dünya markası olarak görmek var. Ülkemizden vatandaşlarımız yurtdışına çıktığında COSMED’i görsünler ve gururlansınlar istiyoruz.

İş hayatında ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Herhangi bir zorlukla karşılaştığınızda başa çıkma yöntemleriniz neler?

Bence iş hayatındaki en büyük zorluk güven. Bu sıkıntı da gittikçe sizi insan sarrafı yapıyor; besliyor, büyütüyor. Hiçbir zaman hiç kimseye bir işi tam anlamıyla vermiyorum. Kontrol mekanizmasını öyle bir kurdum ki sistemde hiçbir şey aksamadan ilerliyor. Hiç kimse sizin hayaliniz için sizin kadar tutkuyla çalışamaz. Bu yüzden herkesin üstünde herkesi kontrol eden bir pozisyonda kalmayı tercih ediyorum.

Çalışma hayatınızda benimsediğiniz ilkeler neler? Başarılı bir iş kadını, başarıBence en önemli şey dürüstlüklı bir eş ve başarılı bir anne tür. Söz verilip de tutulmadığında olmak oldukça zor olmalı. sizin bir sonraki adımınız, bir Bunun sırrı nedir ve bunlar sonraki yılınız olmayabilir. Bir de için ne gibi fedakarlıklarda çok çalışmak. İşe başladığımda bulunuyorsunuz? 21 yaşındaydım ve benden büyük kişilerin güvenini kazanmak için çok çalışmam, her zaman üstüne koyuyor olmam lazımdı.

Her şeye vakit ayırmaya çalışıyorum. Anne, eş, iş kadını kimliklerinin farkına vararak hayatı sürdürmek lazım.

İş hayatında kendinize örnek aldığınız iş insanları var mı? Varsa sebepleriyle söyler misiniz?

İş hayatında veya özel hayatta hepimizin zaman zaman motivasyonu düşüyor. Motivasyonunuzu geri kazanmak için neler yapıyorsunuz, enerjinizi nasıl yükseltiyorsunuz?

Babam çünkü birine kızsa bile o kişi sonunda babama teşekkür eder. İnsanlara hoşgörü ile yaklaşır. Ben de hep babamı dinlerim. İlk başladığımda günde bir saat babamın odasında oturur, onun çalışanlarıyla iletişimini izlerdim. Onun dışında iş hayatındaki başarılı insanların hayatlarını araştırırım. Otobiyografilerini okurum. Türkiye’deki markaları araştırmaya daha çok özen gösteririm çünkü dünya bütçeleri daha farklı. Bizde geleneksellik var, aile bağları var. Bunlar girişimlerimizde bizi besleyecek şeyler.

Girişimcilik atılımında bulunan bir kadının izlemesi gereken yollar nelerdir?

108 | Prof il’17

Bir kere en önce çok iyi araştırma yapması gerekiyor. Aslında girişimcilikte çok fazla kadın erkek ayrımı yapmıyorum. Kadınları destekleyen çok fazla fon var. Sadece erkeklerin rakamlarla daha yakından ilgili olduğuna dair yanlış bir algı var. Kadınların daha duygusal bakıyor olmaları aksine bence büyük bir artı çünkü çok yönlü bakabiliyoruz. Bence kadınların kendilerini korkutmadan büyük bir cesaretle her alanda hareket etmeleri gerekiyor.

Gittiğim bir sinema filmiyle bile toparlanan bir insanımdır. Arkadaşlarla kahve, sohbet iş dünyasından birileriyle bir yemek bile benim motivasyonumu geri getirebilir. Çok tıkandığımız, bunaldığımız şeyin içinden çıkıp kafa dağıtarak motivasyonumu geri kazanıyorum.

Son olarak çoğunluğunu Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeniz veya tavsiyeleriniz nelerdir? Hep hayal kurun.


Işınlama Tesisi:

Head Office: Üretmen İş Merkezi Topçular Kışla Caddesi

Org. San. Bölg. Gazi Osmanpaşa Mah. Sabancı C. No:6 59500 Çerkezköy-Tekirdağ/TÜRKİYE

No:89 A Blok Kat:1 No: 232 34055 Rami İSTANBUL Tel: +90 (212) 567 63 55 Faks: +90 (212) 577 65 89 www.uretmen.com

Tel: +90 (282) 726 57 90 Faks: +90 (282) 726 51 78


ARAŞTIRMA

Maşat Atdayev masat.atdayev@yildizik.com

110 | Prof il’17


ARAŞTIRMA

Gelişen dünyaya ayak uydurmaya çalışan teknoloji, hızla ilerlemeye devam ediyor. Bu nedenle birçok sektörde işverenler için sadece yabancı dil bilmek maalesef yeterli olmuyor. Teknolojinin yeni çağında programlama dilleri bilmek oldukça önem kazanmış durumda fakat programlama dünyasına yeni adım atanlar nereden başlayacaklarına veya hangi dilde kariyer yapmak istediklerine karar vermekte zorlanıyorlar. En popüler programlama dili hangisidir? Herhangi bir programlama dilinin görevi nedir? Hangi programlama dili en çok gelir sağlar? Bu gibi sorulara yanıt vermek için hangi alanda uzmanlaşmak ve kendinizi geliştirmek istediğinizi bilmeniz gerekmektedir. İlk önce dünyanın en popüler ve en çok gelir sağlayan programlama dillerini incelemeye başlayabiliriz. 2019’daki en iyi 5 programlama dili:

Java

Sun Microsystems mühendisi James Gosling tarafından 1996 yılında geliştirilmeye başlanmış. Java, platformdan bağımsız çalışan, yüksek hızlı, güvenli, basit, nesne tabanlı, dinamik bir programlama dilidir. Herhangi bir platformda yazılan yazılımı başka bir sanal platformda çalıştırır. Web tarayıcısı ve erişilebilir web hizmetleriyle çalışacak programlar oluşturur. Çevrimiçi anketler, mağazalar, HTML formlarını işler ve daha fazlası için sunucu tarafından uygulamaları geliştirir. Üst seviyedeki uygulamaları ve hizmetleri yaratmak için Java dili ile birleştirilir. Cep telefonları, mikro denetçiler, sensörler, tüketici ürünler ve neredeyse tüm elektronik aygıtlar için Java dili sayesinde güvenli ve verimli uygulamalar yazılabilir.

C

Yüksek seviyeli, genel amaçlar için kullanılan bir yazılım dilidir. Dennis Ritche ve Brian Kernighan tarafından Bell Labs’da 1972 yılında geliştirilmiştir. Genellikle Firmware ve taşınabilir uygulamalar geliştirmek için kullanılır. Günümüzde hala en çok tercih edilen programlama dillerinden biridir. C programlama dili kullanılarak geliştirilen en önemli yazılım Unix işletim sistemidir.

Python

Nesne yönelimli, etkileşimli ve yüksek seviyeli bir dildir. 90’lı yılların başında Guido Van Rossum tarafından Amsterdam’da geliştirilmeye başlanan

bir programlama dilidir. Python Rossum’un çok sevdiği “Monthy Python” isimli komedi grubunun sergilediği gösteriden esinlidir. Pek çok yazılım diline göre Python öğrenmek daha kolaydır. Bir yazılım dili makine mantığına ne kadar yakın olursa makine üzerinde o kadar hızlı çalışır fakat makine mantığına yaklaşmak insan mantığından uzaklaştırır ve haliyle dili öğrenmek daha zor hale gelir ancak bir programlama dili ne kadar makine mantığından uzaklaşıp insan mantığına yaklaşırsa o kadar yüksek seviyeli olur ve Python bu yüzden yüksek seviye bir dildir.

C++

Yüksek seviyeli, nesne yönelimli ve genel maksatlı bir programlama dilidir. 1979 yılında Bjarne Stroustrup tarafından Bell Labs’da geliştirilmiştir. Bjarne bu programlama dilini öğrenciyken geliştirmiştir. Kullandığı programlama dillerini yeterli bulmayan Stroustrup, kendi programlama dilini oluşturmuş ve bu dil bilgisayar tarihinin en önemli dillerinden biri olarak seçilmiştir. Ayrıca C++ dili en işlevsel hibrit programlama dillerinden biridir. Söz konusu performans ise C++ daima ilk seçimlerden biridir çünkü diğer programlama dillerine göre daha fazla güncellenen bir yazılım dilidir. C++ yazılım dilini geliştiriciler tarafından özel yazılımlar, uygulamalar, sürücü yazılımları ve gömülü firmware yazılımlar üretilmektedir. Bilgisayarda kullanılan birçok donanımlar C++ programlama dili sayesinde hazırlanmıştır.

Visual Basic.NET

Asıl amacı başlangıç aşamasında olan programcılara yardımcı olabilmek ve kolay program hazırlamaya teşvik edici bir programlama dili olmasıdır. Bu dili kullanan ne kadar çok kullanıcı olursa Microsoft’un işletim sistemleri için o kadar çok yazılım geliştirilecek ve Windows sürümlerini diğer işletim sistemlerinden daha önde olacaktı. Nitekim Windows, Visual Basic.NET yardımıyla büyük ölçüde hedefe ulaşmıştır. Bu programlama dili yazılıma yeni başlayan öğrenciler için ilk seçenek olacaktır çünkü dilin mantığını anlamak hem çok kolaydır, hem de istediğiniz yazılımları meydana getirmek için çok fazla çaba harcamanıza gerek yoktur. Visual Basic’in ilk sürümü 6 farklı alt sürüm ile yayınlandıktan sonra 6.0 sürümü 1998 Yılında yayınlandı ve 6.0 sürümünden sonra Microsoft Visual Basic’i NET platformuna taşıma kararı aldı. Bu yüzden Visual Basic, Visual Basic.NET olarak isimlendirildi.

Prof il’17 | 111


RÖPORTAJ

Elif Türk elif.turk@yildizik.com

Neden doktor olmayı seçtiniz? Dr. Üstün Ezer kimdir?

LÖSEV’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Üstün Ezer, LÖSEV ailesinin şirin babası, çocuk uzmanı ve çocuk kan hastalıkları(Pediatrik Hematolog) uzmanıdır. 1958 yılında Kayseri’de doğdum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Kastamonu’da mecburi hizmet, Kırklareli’nde askerlik yaptım. Diyarbakır’da 3 sene proje yürüttüm. Baba tarafım Hatay, anne tarafım Tekirdağlı. “Siz nerelisiniz?” diye soranlara; ben Türkiyeliyim derim. Ne memleket ne de din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan benim için herkes birdir. İnsan olması yeterlidir. Bu da LÖSEV’in “Önce İnsan” görüşü ile paraleldir. Küçüklüğümden beri doktor olmak istiyordum; bu hikaye böyle başladı.

şeyler ile uğraşır, nasıl faydalı olurum diye düşünür ve hep bir çaba içerisinde olurdum. Tıp Fakültesi’nde okurken de hep aynı ilkeler doğrultusunda ilerledim. Lösemili çocukların ve ailelerinin yaşadıklarını, sıkıntılarını da gördüm. Türkiye’de oldukça önemli bir açık olan pediatrik hematoloji alanında ihtisas yaptım. Türkiye’de çok fazla çocuk kan hastalıkları uzmanı yoktu, hala da yok. Ben başından beri bireysel değil, toplumsal çözümleri savunarak tüm lösemili çocuklar için çabaladım ve çabalıyorum.

LÖSEV’i kurma süreciniz nasıl gelişti?

1998 senesinde bir avuç idealist insanla birlikte LÖSEV’i kurduk. Ankara’da tedavisini sürdürdüğümüz 30-35 çocukla birlikte, iki doktor ve iki lösemili çocuğun babasıyla el ele vererek bu vakfı Diğer doktorlar gibi mesle- hayata geçirdik. Amaçlarımız ortaktı; o sıralarda çok yüksek ğinizde rekabete girmeyip neden lösemili çocuklar için olan lösemiden ölümleri azaltmak, parası olmadığı için ölüme umut olmayı seçtiniz? terk edilen yavrularımızı yaşatÇocukluğumdan beri hep bir

112 | Prof il’17

mak, Türkiye’deki lösemili çocuklara da Avrupa ve Amerika’daki imkanları sağlamak ve anne ile babalarının eziyet çekmesini engellemekti.

LÖSEV’in amaçları nelerdir? Tüm Türkiye’deki lösemi ve kanser tedavisi gören çocuklara hayat veren LÖSEV, 20 yıldır ülkemizin en çalışkan ve güvenilir sivil toplum kuruluşlarının önderidir. Bugüne kadar Ankara merkezimizden yürüttüğümüz ve Türkiye’ye yayılan çalışmalarımızla çocuklarda, lösemi ve kanser konusunda büyük çözümleri hayata geçireceğimize inanıyor, maddi güçlükler içindeki binlerce lösemi tedavisi gören çocuk ve yetişkin hastalarımıza yardımlarımızı aralıksız ulaştırmak amacıyla tüm gücümüzle çalışmaya devam etmekteyiz.

LÖSANTE nasıl kuruldu?

2000 yılında açtığımız LÖSANTE oluşumu bizim göz bebeğimiz ve tedavideki %90 başarı oranları ile Onkoloji Kenti Hastanemizin


RÖPORTAJ

de en önemli referansıdır. Yüzlerce yavrumuz bu hastanede, tamamen ücretsiz bir şekilde tam sağlığına kavuşmuştur. Yeni hastanemiz yatak kapasitesi olarak çok daha büyük kapasitede; yetişkinlere de hizmet veriyor. Sadece lösemi değil genel olarak diğer branşlarda da hizmet veren bir onkoloji hastanesi. Hastanemizde tüm hastalarımız kadın doğum ve yeni doğan servisinden kardiyolojiye, fizik tedaviden alerjiye, radyasyon onkolojisinden genel cerrahi ve patolojiye kadar tüm bölümlerin ortak konsültasyonu ve bilim konseyleri tarafından izleniyor; doğru tanı ve tedavi alıyor.

Lösemili çocuklar sizin için ne ifade ediyor?

Çocuklarımız için “Maske Kapatamaz Yüzlerindeki Gülümsemeyi” diyerek birlikte el ele verip lösemi ve kanserle mücadele eden çocuklarımızın ve ailelerinin günlerine gülümseyiş, yarınlarına umut olmaya çalışıyoruz. Yavrularımız yalnızca anne ve babalarının değil, bizim de çocuklarımızdır. Onlar her şeyin en güzeline en iyisine layıktırlar. Biz onları saraylarda yaşatmakta ve onların tüm hayallerini gerçekleştirmekte kararlıyız.

adına istiyorum, bunu insanlık ve lösemiden kaybettiğimiz yavrularımız adına rica ediyorum. Hepinizi çok seviyorum ve önemsiyorum. Bütün çocuklarımı tek tek öpüyorum ve anne babaları ile Allah’a emanet ediyorum.

LÖSEV’i kurmuş olmasaydınız hayatınızda başka ne gibi şeyler yapmak isterdiniz? Yine insanların hayatına dokunan bir mesleği mi tercih ederdiniz? Kurulduğumuz günden bugüne kadar çok yol aldık. Önce bir hastane, sonra bir konak ve okul, daha sonra da kocaman bir köy yaptık. 30 çocukla başladığımız yolculukta bugün tam 35 bin hastaya ulaştık. Küçük bir dernekten kocaman bir dünya markası yarattık.

Dünyanın kanser konusunda en önde gelen kuruluşları arasındayız. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın lösemi konusundaki tek danışmanıyız. Doktor olduğumda en büyük prensibim doktorla hasta arasında para ilişkisi olmasın, hiçbir çocuk parası olmadığı için ölmesin, anne babaları yoksul oldukları için hor görülmesindi. Lösemili aileler biricik çocuklarını tedavi ettirirlerken, ateş düştüğü yeri yakmasın isterdim. LÖSEV’de biliyorsunuz; hastanemiz de, okulumuz da, köyümüz de tamamen ücretsizdir. Ailelere verdiğimiz maddi ve manevi sosyal desteklerle onların acısını paylaşıyoruz. Aradan parayı çıkarttık. Ben isteyerek ve severek buradayım, insanların hayatına dokunan bir meslek de hep benimle olurdu.

Lösemili ailelere ne demek istersiniz?

LÖSEV’i sadece yardım veren bir kuruluş gibi görmeyip yakından tanımaları, tanıtmaları ve daha fazla çocuğu yaşatmak için ellerinden gelenin fazlasını yapmalarını istiyorum. Bunu ne kendim ne de LÖSEV

Prof il’17 | 113


RÖPORTAJ

Türkiye’de LÖSEV’in konu- gençlerimizin destekleri artmıştır. ilerliyoruz; onların yarınlarına umut olmak için çalışıyoruz. Bu munu nasıl değerlendiriyor- İlk kurulduğumuz yıllarda bir mücadelede sizin de yanımızda avuç gönüllümüzün desteğini sunuz? LÖSEV halkın sivil toplum kuruluşu ve onların destekleri sayesinde çalışmalarını sürdürüyor. Ailelere, yetişkin hastalarımıza ve çocuklarımıza bağışçılarımızın destekleri ile yardımlarımızı iletiyoruz. Pek çok bağımsız araştırma ve ankete göre her zaman “Türkiye’nin En Güvenilir Sivil Toplum Kuruluşu” unvanını al-

alırken, bugün 5 milyona yakın gönüllü ve bağışçımızla kocaman bir aile kurduk. Sürekli kalıcı projeler ve eserler üreterek herkesin umut ve yaşam kaynağı olduk. Biz LÖSEV olarak 20. yılımızda rengarenk ve çok daha yenilikçi bir bakış açısıyla tüm toplumu ve dünyayı kucaklamak için yola devam ediyoruz. Bütün çocukla-

olmanız bize güç ve mutluluk verecektir çünkü 20 yıldır, bizim hayatımız çocuklarımız. Eğer hala LÖSEV gönüllüsü değilseniz resmi internet sitemizden (www. losev.org.tr) kaydınızı yapabilirsiniz ve bu sayede tüm duyurularımız, yardım çağrılarımız ve ebültenlerimiz size güncel olarak iletilecektir.

dık. Elimizden gelenin en iyisini yaptıkça ve şeffaf çalıştıkça Türk halkının güvenini ve desteğini kazandık. Bizler de bugüne dek lösemili çocuklarımızı yalnız bırakmayan siz gönül dostlarımıza inanıyor ve güveniyoruz.

rımızı önemseyerek %100 başarı ile yaşatmaya kararlıyız. Önce lösemili çocuklar sonra da tüm kanserli çocuklar için çıktık yola. Son olarak yetişkin onkoloji hastalarımızı da kattık aramıza. Zengin fakir, doğulu batılı, senden ya da benden demeden 75 milyonu kucaklamaya, kardeşlik türküleri söylemeye bu yolda omuz omuza yürümeye kararlıyız. Siz de bu mucizevi ülküye daha çok destek vererek daha fazla çocuğumuzun iyileşmesini ve annelerinin gülümsemesini sağlayabilirsiniz. Tüm çocuklarımızın, hastalarımızın gülümsemelerini maskeler kapatmasın diye el ele, yan yana

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeniz veya tavsiyeleriniz nelerdir?

Gençlerin sivil toplum kuruluşlarına olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda atılması gereken temel adımlar sizce neler? Gençlerimiz öncelikle sivil toplum kuruluşları hakkında bilgiye sahip olmalılar. Sivil toplum kuruluşları topluma destek için kurulmuştur. Geçmiş yıllara oranla

114 | Prof il’17

Değerli okuyucularımıza çocuklarımızı hayata bağlarken verdiğimiz bu mücadeleye ortak oldukları için binlerce çocuğumuz ve aileleri adına gönülden teşekkür ediyor; onların sıcacık yardım ellerini yanı başımızda hissetmekten büyük mutluluk duyduğumuzu bilmelerini istiyoruz. Sevgili öğrencilerden eğer hala LÖSEV gönüllüsü değiller ise çocuklarımıza destek olmak için ailemize katılmalarını rica ediyoruz.


KREDi KARTINIZ HANGi BANKADAN OLURSA OLSUN

MAXIMUM MOBiL’i iNDiRiN, iSTANBULKART’INIZA KOLAYCA YÜKLEME YAPIN. Üstelik 31 Aralk’a kadar yüklemelerde ek ücret ödemeyin.

Maximum Mobil uygulamas üzerinden gerçekleştirilecek İstanbulkart yüklemelerinden 31 Aralk 2019 tarihine kadar ek ücret alnmayacaktr. Türkiye İş Bankas A.Ş. yalnzca ödeme işlemine araclk etmektedir.


KARİYER

En basit tanımıyla “evde/evden çalışma” anlamına gelen home office çalışma tarzı 1970’lerden bu yana gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için uygulama alanı hızla yaygınlaşan bir çalışma şeklidir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle kişilerin bilgisayar ve telefon kullanarak işlerini nitelikli yönetimsel seviyeye taşıyabiliyor oluşu, işveren ve çalışanlar için yeni bir akımın benimsenmesine yol açmıştır. Günümüzde özellikle yeni kurulan girişimi için evden çalışıp işlerini ilerletmeyi planlayan “freelancer”ların sayısı oldukça artmış durumdadır. Büyük şehirlerde işe gidip gelirken yaşanan trafik sorunu, zaman ve enerji kaybı gibi problemlerin önüne geçse de “home office” çalışmak bahsedildiği kadar verimli mi yoksa yeni bir dönem modası mı? Gelin hep birlikte inceleyelim.

HOME OFFICE ÇALIŞMANIN AVANTAJLARI Esnek Çalışma Saatleri “Artık pazartesi günleri saat 08.00’de iş başı yapmanıza gerek kalmayacak.” dersek bütün çalışanların yüzünü güldürmüş oluruz herhalde. Bu çalışma tarzında istediğiniz saatte uyanıp istediğiniz zaman diliminde işbaşı yapma özgürlüğüne sahipsiniz. Çalışırken vereceğiniz molalar da tamamen sizin insiyatifinizde fakat home office çalışma tarzına geçmeden önce günün hangi saatinde verimli çalışabildiğinizi keşfetmiş olmanız gerek; aksi takdirde çalışma takviminizi aksatabilirsiniz. Ofis hayatında çalışıyormuş gibi planlı ve programlı olmak, bu gibi başarısızlıkları önlemenizde püf nokta olabilir.

116 | Prof il’17

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

Hayalinizdeki Ofisi Yaratın Ev rahatlığında bir kanepede çalışmak yerine küçük bir odayı tamamen kendinize ait bir ofise dönüştürmek veriminizi arttıracaktır. Böylelikle birlikte yaşadığınız insanları ve televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurları çalışırken etrafınızdan uzaklaştırmış olursunuz. Özellikle büyük şirketlerde çalışma arkadaşlarınızla birlikte çalışırken telefon görüşmelerinden ve mola vermelerinden etkileniyorsanız evde çalışarak konsantrasyonunuzu koruyabilirsiniz. Sabah uyandığınızda kahvenizi yapıp saniyeler içinde ofisinize ulaşabiliyor olmak zaman tasarrufu konusunda da size oldukça yarar sağlayacaktır. Ayrıca dekorasyonunu kendiniz yaptığınız bir ofiste çalışırken kim daha fazla motive olmaz ki?

Harcamalarda Azalma ve Zaman Tasarrufu Zamandan tasarruf ederken para biriktiriyor olabilmek hepimizin hayali olsa gerek. Şehirdeki ofisinize ulaşmak için harcayacağınız ulaşım masrafları, gün içinde karşılamanız gereken yemek masrafları, ofis araç gereçleri ve ofis kirası gibi harcamaların tümünden home office çalışma tarzıyla kurtulabilir ya da en aza indirgeyebilirsiniz. Evde çalışırken trafikte harcayacağınız zamanı işiniz bittikten sonra kendinize vakit ayırarak veya sevdiklerinizle zaman geçirerek de değerlendirebilirsiniz. Trafikte yaşanması muhtemel stresten uzak kalmış bir zihin ve beden, yorgunluğunuzu ortadan kaldıracak, çalışma isteğinizi geri getirerek veriminizi arttıracaktır.


HOME OFFICE ÇALIŞMANIN DEZAVANTAJLARI Dikkat Dağıtıcı Unsurlar ve Rutin Oluşturma Zorluğu Esnek çalışma saatleri nedeniyle sahip olduğunuz avantaj ve rahatlık, bir noktada sizi çıkmaza sürükleyebilir. Evde dikkat dağıtıcı unsurların fazla oluşu, ev işlerini yapma zorunluluğu ve iş hayatında yapmanız gerekenler birbirine karıştığında boğulduğunuzu hissedebilirsiniz. Bu yüzden disiplininizi koruyarak daima programlı olmalı, evinizde kendinize ait ve dikkat dağıtacak şeylerin bulunmadığı bir ofis yaratmalısınız. Birlikte yaşadığınız bireylerden çalışma saatlerinize saygı göstermelerini ve sizi rahatsız etmemelerini de rica edebilirsiniz. Ayrıca günlük olarak iş planı yapmak, işlerinizi yetiştirebilmek ve takibini yapmak adına size fayda sağlayacaktır. Plan dahilinde işleri önem sırasına göre hallederek bu tarz problemlerin üstesinden gelebilirsiniz.

Sosyal Hayattan Kopmak Uzun süre evden çıkmadan çalışmak sizi bir süre sonra bunalıma sokabilir. Bunu önlemek adına bazı günler bilgisayarınızı alıp şehrinizdeki bir kafede çayınızı yudumlarken çalışabilir, park ve bahçe gibi yerlerde de çalışmayı deneyebilirsiniz. Farklı ortamlarda çalışmak üretkenliğinizi arttıracak, sosyalliğinizi geri kazanmanıza yardımcı olacaktır. Aynı evi paylaştığınız kişilerle olan iletişimizini bir süre sonra aksatıyor olabilirsiniz ki onlar da haklı olarak bu durumdan rahatsız olabilirler. Bunun için programınızı çok iyi yaparak işlerinizi hallediyorken ailenizi ihmal etmenin önüne geçebilirsiniz. Ayrıca evde çalışırken molalarınızda dışarı çıkıp yürüyüş yapmak, evcil hayvanınız varsa onunla zaman geçirmek de iş stresini ve yorgunluğunu bir süreliğine de olsa azaltacaktır.

İletişimsizlik ve Koordinasyon Zayıflığı Kendi işinizi yapmıyorsanız veya ekip arkadaşlarınızla çalışıyorsanız mesafe uzaklığı görevlerinizi yerine getirmede sizi sekteye uğratabilir. Bu gibi durumlarda sürekli iletişimde olmak, bilgi paylaşımı yapılacağı zaman ekipteki arkadaşlarınızın her zaman ulaşılabilir olmasını sağlamak oldukça önemlidir. Ortak karar verilmesi gereken durumlarda bir saat dilimi belirleyip sosyal mecralarda buluşabilirsiniz. Tüm ekibin yapılan işlerden haberdar olması daha hızlı bir ilerlemeye yol açıp gereksiz zaman kaybı yaşanmasını ve aynı işi birden fazla kişinin yapmasını önleyebilir. Ayrıca periyodunu ekipçe belirdeğiniz tarihlerde yan yana gelip toplantı yapmak, sosyalliği arttırıp iletişimde kalmanızı kolaylaştıracaktır. Çalışma presipleri kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bu nedenle home office çalışma tarzına uygun kişiler, dezavantajlarını göz önünde bulundurarak uygulamaya geçebilirler. Deneme yanılma yoluyla kendi çalışma stilimizi keşfedip üretken olabilmek umuduyla, iyi çalışmalar!

Prof il’17 | 117


RÖPORTAJ

Batuhan Buğra Gümüş batuhan.gumus@yildizik.com

Unutamadığınız bir konser anınız var mı?

Bir aralar Mehmet Erdem’in “Herkes Aynı Hayatta” isimli şarkısı bizim zannediliyordu nedense. Hatta konserlerde bu şarkıyı isteyenler oluyordu. Bodrum’da verdiğimiz bir konsere Mehmet Erdem bizi izlemeye gelmişti ve yanında ekipteki gitaristi de vardı, biz de ikisini sahneye davet edip hep beraber “Herkes Aynı Hayatta”yı çalmıştık.

Enstrüman çalmak mı yoksa şarkı söylemek mi daha keyifli? Neden?

Kesinlikle enstrüman çalmak daha keyifli. Sorumluluk daha az, hasta olsanız da icranızı şarkı söylemek kadar etkilemiyor. Sahnenin bir kenarında kendi kendinize takılabilirsiniz hatta enstrüman çalarken ekip arkadaşınızla sohbet bile edebilirsiniz. Maalesef şarkı söylerken bunların hiçbiri mümkün değil.

118 | Prof il’17

Elif Şahin eliifsahiinn.1@gmail.com

Kavak Yelleri dizisi ile büyük bir çıkış yakaladınız. Bu şarkılar dizi için miydi yoksa var olan duygularınızın bir ürünü müydü? Kavak Yelleri’nde yer alan şarkılar bizim 2006 yılında, yani diziden yaklaşık 1 yıl önce yayınladığımız ilk albümümüzden. Dizi için bu şarkıların çeşitli versiyonları yapıldı ama dizi için herhangi bir şarkı yazılmadı.

dinliyoruz. Pinhani’ye yakın olan müzikler ise kesişim kümemizi oluşturuyor; Bülent Ortaçgil, Bulutsuzluk Özlemi bunlara örnek verilebilir.

Sadece bir albüm dinleyecek olsanız bu hangi albüm olurdu?

Hami: Napalm Death - From Enslavement to Obliteration Eray: Run DMC - Get on Down Sinan: Müslüm Gürses - YüreFarklı tarzda söylemek iste- ğimden Vurdun Beni Selim: Krzysztof Penderecki diğiniz şarkılar oldu mu hiç? Seven Gates of Jerusalem Oluyor ve geçtiğimiz sene bunu bir türkü albümüne dönüştürme Sizce Pinhani’nin üzerine şansımız oldu. Konserlerimizde yapışan bir şarkı var mı? çaldığımız, çoğu anonim olan Yani sizce, “Pinhani” diyintürküleri bir albümde toplayıp ce herkesin aklına geldiğini yayınladık.

Dinlemekten en keyif aldığınız sanatçılar kimler?

Aslında grupta herkesin farklı müzik zevkleri var. Hepimiz farklı tarzlarda farklı sanatçıları

düşündüğünüz bir şarkı var mı? Hele Bi Gel. Grubun adını söyleyince “Kimdi onlar ya?’’ diyen insanlara Hele Bi Gel’i mırıldanırsanız “Haa, tamam.’’ derler.


RÖPORTAJ

parçası sayılır. Birbirine saygılı, birbirini iyi tanıyan ve geçinmek için çaba gösteren insanlar bir araya geldiğinde bu çok da zor değil. Her şeyden önce arkadaş olabildiğiniz insanlarla müzik yapmak en doğrusu, yoksa hiç tadı kalmıyor.

Sizi müzik yapmaya yönlendiren ne oldu?

Sahneye çıkmadan önce yaptığınız rutinleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Belli bir rutinimiz yok. Genelde birlikte bir yemek yiyoruz, vaktimiz varsa ve İstanbul dışındaysak şehirde bir tur atıyoruz. Bazen de kuliste misafirlerimizi ağırlıyoruz.

Hepimiz ailelerimizden az veya çok müzikle ilgili destek gördük ve lise çağlarında çeşitli enstrümanlar çalarak başladık. Diğer lise arkadaşlarımızdan farklı olarak hobimizi tutku haline getirdik ve hiç bırakmadık.

“Pinhani” isminin anlamı ve bunu seçmenizin sebebi nedir?

Pinhani grubun kurucuları Sinan ve Zeynep’in dedelerinin şiir

yazarken kullandığı mahlas. Farsça’da “gizli” anlamına geliyor.

Sürekli değişen bu müzik dünyasını eleştirdiğiniz oluyor mu? Oluyorsa da ne tür eleştirilerde bulunuyorsunuz?

Yapılan müziklerden ziyade sistemin işleyişini bazen eleştirdiğimiz oluyor. Çok güzel müzik yapan insanlar var ve bu insanlardan dinleyicinin haberinin olmasını engelleyen bir işleyiş var. Halbuki müzik endüstrisi denen şeyin tek işlevinin bu olması lazım.

Okuyucularımıza ve dinleyicilerinize bir tavsiye verecek olsanız, nasıl bir tavsiye verirdiniz? Bol bol müzik dinleyin ve hep yeni şeyler keşfetmeye çalışın.

“Sevmekten Usanmam” ve “Kendinden Usandırma” birbirine bağlı parçalar mı? Çıkış hikayelerini paylaşabilir misiniz?

“Sevmekten Usanmam” hayatına girmek istediğiniz biri için yazılmış bir şarkı, “Kendinden Usandırma” ise yılların verdiği yorgunluğa rağmen ayakta tutulan bir ilişkiyi anlatıyor. Fiiller aynı olsa da özneler aynı olmak zorunda değil tabii. İki şarkı iki farklı hikayeyi de anlatıyor olabilir, nasıl baktığınıza bağlı.

Bu kadar uzun bir süre birlikte olmanız çok güzel. Bunu nasıl başardınız? Aslında yıllar içinde bazı kadro değişiklikleri oldu ama ayrılanlar da hala bizim için ekibin bir

Prof il’17 | 119


SİNEMA

Betül Eyüpoğlu betul.eyupoglu@yildizik.com

20. Yüzyılın En Büyük Nükleer Felaketi

HBO’nun Yeni Mini Dizisi: Chernobyl

Dünya geliştikçe ve insan nüfusu arttıkça bilim adı altında bazı kaynaklar bulunmaya başlandı. Bilim ilerledikçe bu kaynaklar içinde nükleer enerji en çok istenen şey oldu. Dünyada bir güç unsuru haline gelmesiyle tehlikesini beraberinde getirdi. Bu üretim, doğa ve insanlık için başlarda masum gibi gözükse de en küçük hatada çevresine verebileceği hasarlar tüm kazandırdıklarını yok edecek kadar güçlüydü. Bu hataların birinin yaşandığı ve tüm dünyaya kötü bir örnek olan santral: Çernobil

Dizi, HBO tarafından yayınlanan mini bir tarihi dram dizisidir. Senaristliğini Craig Mazin’in yaptığı dizi, 6 Mayıs 2019 tarihinde yayınlanmıştır. Beş bölümden oluşan dizi her bir kısmında bir film ustalığında çekilen sahneler barındırır. Çoğu insan dizinin konusuna odaklansa da aslında asıl alkışı hak eden filmin çekildiği açılar, renkler ve seçilen müziklerin kalitesidir. “Neden sakin olsun ki?” diye sorabilirsiniz sonuçta çünkü dizi bize büyük bir kaosu anlatıyor. İzledikçe yavaş yavaş yükselen gerilimle birlikte dizideki tüm akış da hareketleniyor. Çernobil patlaması, aslında birçok insanın kulak aşinalığı olan bir konu. Ülkemizi ve Avrupa’yı etkisi altına alan bir felaketin hikayesi. Dizide patlama sonrası görülen en dikkat çekici şey olayın hafife alınması ve üstünün kapatılması oluyor. Reaktör çekirdeğinin asla patlayamayacağını dile getiren bilim adamları bunu küçük bir yangın olarak nitelendirse de bu durum binlerce insanın ölmesine neden oluyor. Dizi aslında bu noktada farklı bir fikir atıyor ortaya: “İnsanların hırsı bunca felakete yol açabilir.” Olaylar dizinin genelinde bu fikir üzerine gelişiyor. Dizi, Vasily Ignatenko üzerinden anlatılıyor. Her şeyden habersiz bir kurtarma ekibinde reaktörü söndürmek için gelenler arasında olan Vasily, tarihte de gerçek hikayesi olan bir karakter. İtfayecilerin her biri süreç boyunca 1 katrilyon gama ışınına maruz kalıyor. Aşırı radyasyon sebebiyle kurtarma ekibindeki diğer insanlar gibi 2 hafta sonra hayatını kaybediyor. Dizinin çoğu karakterin tarihten alınmış gerçek kişiler olmasının yanı sıra en önemli karakterlerden biri de Ulana Khomyuk’tur. Bu karakter, dizide patlamaya karşı savaşan tüm bilim adamlarını temsil etmektedir. Şehir gerçekte yaşananlara paralel olarak dizide

Çernobil, 1986 yılında Ukrayna’da bulunan Sovyetler Birliği’ne ait bir nükleer santraldir. Bu santral, döneminde Sovyetler Birliği’nin en büyük ve güzel projesi olarak anılmıştır. Devlet adamlarının da gözdesi haline gelen santraldeki dördüncü reaktörün bir gece patlamasıyla değişen bu durum, dünyanın en büyük felaketi olarak adlandırılan bir olaya sebep olmuştur. Anlaşılması uzun süren başlarda kontrol altına alınmak istenen patlama ardında büyük bir yangına sebep olmuştur. Dumanlar etrafa yayılarak kısa sürede bölgeyi büyük bir radyason akımıyla baş başa bırakmıştır. Radyasyon nedeniyle santralde çalışan herkes 1-2 sene içinde kanserden hayatını kaybetmiştir. Bölgenin savunmasız hale gelmesi ardından bölge tahliye edilmiş ve bölgede yaşam tam anlamıyla bitmiştir. Patlama sırasında yangını durdurmaya çalışan itfayecilerin su müdahalesi yapması durumu daha da kötüleştirmiştir. İtfaiyecilerin müdahalesinin ardından santraldeki radyasyon yayılımı kum, kil, kurşun gibi maddelerle kapatılarak durdurulmuştur. Binlerce insanın hayatına mal olan ve etkileri hala görülebilen bu facianın nedeni ise yıllar geçse de gizemini hala korumaktadır.

120 | Prof il’17


SİNEMA

de gittikçe yayılan radyasyon etkisiyle 36 saat sonra tahliye ediliyor. Bu süreçte hayvanların insanların yanında götürülmesi yasaklanıyor ve 4. bölümde tüm hayvanlar için öldürülme emri veriliyor. Bu olaydan sonra bölgede canlı yaşamı sona eriyor. 1. bölümde köprüde çekilen bir sahnede insanların felaketten habersiz bir şekilde reaktörden çıkan parçaları kar sanıp mutlu ve neşeli bir şekilde eğlenmeleri oldukça dikkat çekiyor. Reaktörden çıkan parçaların insanları mest ederek kar hissi vermesi ve mutlu, neşeli bir şekilde görülmesi değişik ayrıntılardan oluyor, işin çarpıcı boyutu ise o köprüde olan tüm insanlar süreç içinde hayatını kaybediyor. Bu sebeple köprüye “Ölüm Köprüsü” adı veriliyor. Dizinin konusu tüm dünyada büyük ilgi gördü. Yayınladığı günden beri ilginç detaylarıyla insanları büyülese de en dikkat çekici noktalardan biri karakterlerin tarihteki kişiliklerle benzerliğine çokça önem verilmesi. Bunun yanında dizi, IMDB’nin “Top 250 TV Shows” listesinde ilk sıralarda. Başarısı su götürmez bir gerçek, peki herkes için öyle mi? Dizi bildiğimiz gibi Amerikan yapımı ve Rusları anlatıyor. Özellikle Ruslar olmak üzere bazı insanlar tarafından diziye tepki gösterilmiş. Dizide gerçeklik çoğu kişiye göre başarılı olarak yansıtılsa da bu tarz tepkilerle karşılaşmak da mümkün. Çernobil’in ülkemizde çok fazla ilgiyle karşılaşması sonrası insanlar nükleer enerji konusunda bilinçlenmeye ve Çernobil’in etkilerini ülkemiz açısından araştırmaya başladı. Özellikle Karadeniz bölgesini etkisi altına alan ve bölgede doğan çocukların sağlık problemleri yaşamasına sebep olan radyasyon için maalesef o zamanlar fazla önlem alınmadı. Bu durum geleceğe ışık tutmak açısından bir örnek olarak gösterilebilir. Felaketi anlamak yarın doğacak sorunlara olan yaklaşımımızı belirler. Yavaşça yükselen gerilimi ve karakterlerinin tarihteki insanlara özenle benzetilerek seçilmesi yapımın kaliteli yanlarından. Dizide de söylendiği gibi “Söylediğimiz her yalan bizi gerçeğe borçlandırır. O borç da eninde sonunda ödenir.” Devlet adamlarının hırsı uğruna büyük bir felaketin görmezden gelinmesi dizinin bu repliği ile açıklanabilir. Bugünlerde dizinin insanların

ufkunu açmasıyla da gündeme gelen şehir, bölgeye çokça ziyaret alıyor. Bu klasik gezilerden biraz farklı tabii, görülecek yerlerin zamanı donduran ve doğayla bütünleşen bir yanı var. Bu durum, kaderine terk edilen bir şehrin hikayesi aslında. Şehre giden insanlar, bu ilginç rotayı keşfetmek için bir rehbere ihtiyaç duyuyor. Devlet bünyesinde korunduğu için bireysel girişler pek tercih edilen bir durum olmuyor. Bunun yanında şehirde efsaneleşen “Geiger” cihazı da geziler esnasında insanlarda çokça görülen ve tercih edilen bir alet. Bu sayede tur boyunca gittiğiniz her yerin radyasyonunu ölçme imkanı buluyorsunuz. Bazı insanlar için hala korkutucu bir yanı olsa da harika bir deneyim olduğu da açıkça ortada. Aslında şehrin radyasyon seviyesinin normal oranların bir seviye üzerinde olması da insanların temkinli olmasının nedeni. Şehre girerken uzun kollu şeyler giyilmesi, kapalı ayakkabı giyilmesi gibi detaylar olabilecek bir tehlikeyi de ortadan kaldırıyor. Şehrin bu büyülü atmosferi diziyi anlayıp her noktasına parmak basıldığını görünce daha da anlam kazanıyor.

Prof il’17 | 121


RÖPORTAJ

Tuba Sarıhan tuba.sarihan@yildizik.com

Türkiye’nin ilk ve tek kadın odaklı yatırım platformu olan Arya’nın kurucu ortaklığını yapmadan önce neler yapıyordunuz? Bize biraz geçmişinizden bahseder misiniz?

İş hayatıma 4 büyük denetim ve danışmanlık şirketlerinden biri olan Ernst & Young’da başladım. Burada 4 sene finans, otomotiv, medya şirketlerinin süreç ve finansal denetimlerini yaptım. Proje bazlı ve değişik ekiplerle çalışmak farklı şirketleri tanımak ve finansallarından şirketin işleyişlerini analiz etmek çok hoşuma gitti. Sonrasında İşletme yüksek lisansımı yapmak üzere ayrıldım ve Koç Üniversitesi’nde tam burslu MBA yaptım. Bu sırada bir proje sayesinde tanıştığım bir sosyal girişimciyle ortak oldum ve 26 yaşımda ilk şirketimi kurdum.

öğretti. Girişimcilik tecrübem ise teoriyi pratiğe dökmemi ve ticareti öğretti. Neyi iyi yaptığınızı ve nasıl çalışmaktan keyif aldığınızı, nasıl öğrendiğinizi ve beslendiğinizi, kısaca nasıl bir şey aradığınızı bilirseniz, onu bulmak daha kolay oluyor. Dolayısıyla attığınız her adım sizi daha doğru bir yere götürüyor.

Siz yetişirken ilham aldığınız biri var mıydı?

Küçüklüğümden beri hep büyük amaçlar için çalışan insanlar beni çok etkilemiştir. Örneğin Jane Goodall idolümdü. “Şempanzelerle Hayatım” adlı kitabını okumuştuk. İnanılmaz bir kararlılıkla bu hayvanlar hakkında araştırma yapmak ve farkındalık yaratmak için hayatını ormanlarda geçirmiştir. Dünyada pozitif bir etki Arya’dan önceki işlerinizde- yaratmak, gördüğü bir yanlışı çözemese de doğru ki deneyimleriniz sizi nasıl yönde etki yaratmak için etkiledi? hayatını adamış bir kadın Kurumsal tecrübem bana süreç ve 85 yaşında hala bunun yönetimi ve ne tarz işlerde iyi olduğumu, finansal okur yazarlığı için çalışıyor.

122 | Prof il’17

Öğrenciyken çalıştınız mı ve girişimcilik konusuna o zamanlardan ilginiz var mıydı?

13-14 yaşımda komşuların arabalarını yıkardım, arada bir kendimden küçük çocuklara bakardım. Annemler de teşvik ederlerdi. Babam mühendisliği bırakan bir iş adamıydı. Ne mühendis ne de girişimci olmak isterdim. Üniversitede bir ders almıştım ama çok bilinçli olarak değil. Benim okuduğum ve mezun olduğum zaman hala büyük bir uluslararası firmada çalışmaktı beklenti. Ben de öyle yaptım.


RÖPORTAJ

Arya Kadın Yatırım Platformu ile kadın girişimcileri ve gençleri destekleyip kadın girişimcilerle yatırımcıları bir araya getiriyorsunuz. Bütün bunları yapmaktaki amacınız nelerdir?

Aslında kurucumuz Ahu Serter’in bir fırsat görmesiyle ve ardından tanışmamızla başladı. Kadın lideriğindeki şirketlerin sadece erkeklerden oluşan şirketlere nazaran daha iyi performans göstermesine rağmen daha az yatırım aldıklarını gördük. Ayrıca kadın girişimcilerin şirketlerini büyütmedeki en büyük engelinin de finansal kaynaklara erişim olduğunu da gördük. Böylesine problemler aynı zamanda bir fırsattır. Eğer insanlara kadına yatırım yaptırıp daha iyi getiriler sağlayabilirsek bu döngüyü kırmayı başarabiliriz diyerek yola çıktık. Tabii ki geleceğin başarılı, vizyoner girişimcileri de bugünün gençleri. O yüzden şimdiden onların büyük düşünmesini sağlamak ve opsiyonlarını göstermek misyonumuzun bir uzantısı.

paylaşıyoruz. İsteyenler de komitede aktif organizasyon rolü alabiliyor, bir nevi girişimciliği deneyimleyebiliyor.

motivasyonum genelde içsel faktörlerden geliyor. Ayrıca da isimden ve sayesinde sürekli öğrenmek ve yenilenmek beni çok motive ediyor.

Tecrübelerinize dayanarak girişimcilikteki başarı için Sizce kimler girişimci olmaen kritik unsurları neler ola- lı, kimler ise girişimcilikten rak görüyorsunuz? uzak durmalılar? Aksiyon almak ve harekete geçmek bence girişimciliğin olmazsa olmazı. Birçok kişi güzel fikirler üretiyor veya ürettiğini sanıyor ancak teorinizi test etmeden müşteriye ve paydaşlara sunmadan onun iyi olup olmadığını aslında bilemezsiniz. Sadece bilgisayar başından yapılacak bir şey değil girişimcilik. Bunun haricinde iyi bir ekip kurmak ve büyük düşünmek de çok önemli. Hep dediğim bir şey var: “Çok çalışmak, doğru zamanlama ve biraz şans olmazsa olmaz.”

Rahatına düşkün, belirsizlik ve insanla uğraşmayı sevmeyen başarısızlığa tahammülü olmayanlar girişimci olmasın derim. İyi bir sanatçı veya oyuncu gibi, ilk “evet”i duymadan önce çok kez “hayır”a tahammül edebilen ve yine de vazgeçmeyenler girişimciliğe uygun kişiler diyebilirim.

Son olarak çoğunluğunu öğrenci kitlesinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Herkes girişimci olmalı diye bir

Kariyer hayatınızda sizi mo- şey yok. Dışarıdan gözüktüğü gibi tive eden faktörler nelerdir? “cool” bir şey de kesinlikle değil. Birçok girişimci gibi benim de içten yanmalı bir yapım var. Yani

Çok kan, ter ve gözyaşı isteyen bir seçim.

Arya’daki eğitimlerden ve etkinliklerinizden kısaca bahseder misiniz? Onlardan nasıl haberdar olabiliz?

Eğitimlerimiz online ve offline olarak genelde girişimcilere yönelik oluyor. network.aryawomen. com sitesinden ücretsiz Network üyesi olduğunuzda size aylık bültenler gelmeye başlayacak. Her ayın ilk cuması, o ayki etkinlikler ve fırsatlardan böylece haberdar olabilirsiniz. Ayrıca info@ aryawomen.com adresine mail atarak “Arya Gençleri’ne katılmak istiyorum.” derseniz sizi gençlik komitemizin mailing grubuna dahil edebiliriz. Burada da gençlere özel duyuru ve staj imkanları

Prof il’17 | 123


RÖPORTAJ

Eda Bayrakcı eda.bayrakci@yildizik.com

Müzik tutkunuz uğruna 14 yaşında Konya’dan İstanbul’a geldiğinizi biliyoruz. 14 yaşında bir çocukken şu an popüler olan şarkıların birçoğunda emeği geçen biri olmanıza kadar geçen süreci kısaca anlatır mısınız?

Öncelikle asıl ben teşekkür ederim. Sizin gibi öğrenci arkadaşlarla bir araya gelip sohbet etmek çok keyifli. Bu serüveni anlatacak olursam 13 yaşında müzik tutkusu başladı. Konya’da istediklerimi gerçekleştiremeyeceğimi anlayarak İstanbul’a hayalimin peşinden gitmeye karar verdim. İstanbul’da ilk başta “Regata” adında bir mekanda çalışmaya başladım. O dönemde hiç abartısız akşam üzeri başka bir mekan, sonra farklı tarzda çalan yan mekan, sonrasında ise sabaha kadar farklı 5 sahne ve tarzda mekanda çalışmışım. Düşünsenize ne kadar zenginsiniz. Her tarz ve müzikten sahne alabileceğin mekanlara giriyorsun. O dönemde hiç bıkmadan uyumadan çaldım ve hayat beni çok değerli isimlerle bir araya getirerek müziğimin oluşmasını sağladı.

Hayallerinizin peşinde koşarken yaşadığınız zorluklar nelerdi ve bunlarla nasıl başa çıktınız?

Zorluklar tabii ki oldu ama hiçbir zaman neden bunlar oluyor diye bakmadım ve her zaman hep daha fazla çalıştım. Bir gün yoluna gireceğini biliyordum aslında bu tamamen hayata teslim olmak ile ilgili bir durum.

Birçok farklı kategoriden birçok şarkıcının eserinde imzanız var. Farklı alanlarda şarkı yazmanın, bestelemenin ve aranje etmenin zorlukları var mı?

Hiç yok. Yukarıda da bahsettiğim gibi çok renkli ve skalası geniş repertuvarım, bestelerim, aranjelerim var. Ben bu şekilde olmasından yana çok keyifli ve mutluyum.

124 | Prof il’17


RÖPORTAJ

Uzun yıllar söz yazarlığı yaptıktan sonra ilk kez Demet Akalın’la düetinizde ve sonrasında da kendi çıkardığınız albümle sesinizi duyurdunuz. Müzik dünyasına girdiğinizde şarkı söylemek hep aklınızda olan bir şey miydi? Aslında bu durum da hiç aklımda yoktu. Böyle bir şeyi düşünseydim bundan önce albüm ve single çalışmalarını çoktan çıkarırdım. Herkes bir şeyler beklerken ben de yorumcu kimliğimle sektöre giriş yaptıktan sonra yine hayatın verdiği hediyeleri değerlendirerek ikinci projem “Tatlım Tatlım” şarkısını çıkardım ve sonrasında bir albüm geldi. Yine evren beni bu duruma hazırladı diyebilirim. Bazen akışına bırakmak gerekiyor galiba.

Mayıs ayında müzikseverlerle buluşturduğunuz ilk albümünüz “Nokta” için sizi tebrik ederiz. Hazırlık süreci nasıl gelişti? Albüm ismini nasıl aldı?

Çok teşekkür ederim. Yeni bir izlenim yakalamak istiyordum aslında. Bir beklenti vardı ve o beklentiyi bir şekilde karşılamam gerekiyordu. “Tatlım Tatlım” şarkısından sonra “Nokta” albümündeki “Selam” şarkısı çıktı ve tüm ekip “Hadi hemen çıkaralım bu şarkıyı!” dedi ama benim aradığım tam da bu değildi. “Selam”, “Nokta” albümünün kalesi olacak ve bu kale etrafında farklı şarkılar da olsa hepsi aynı ruhu taşıyacaktı. Sırasıyla diğer şarkılar çıktı. “Nokta” şarkısının yapacağım zamanı bekliyordum, gelecekti farkındaydım. Bu süreç esnasında ara verdiğim bir gün “Sosyal medyada yeni bir ‘beat’ nasıl yapılır?” diye düşünerek çekip paylaşayım derken “Nokta” şarkısı oluşmaya başladı. Albümün ruhunu en iyi anlatan şarkı olduğu için de aynı ismi taşıdı.

ve biraz zaman geçer herhalde diye düşünüyordum. “Şapkanı önüne koy, düşün.” dedim kendi kendime. Sıfır beklenti ama algılayacak insanların güzel şeyler düşüneceğini biliyordum. Ve beklediğimden çok hızlı gelişti o süreç. Demek ki doğru bir şey yapmışım. Bu beni çok mutlu ediyor. Dinleyen herkese buradan sizin aracılığınız ile de ayrıca teşekkür ederim.

Müzikten arta kalan vaktinizde neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Müzik benim yaşam biçimim. Bunun haricinde biraz durmaya ihtiyacım olduğu zamanlarda şehir dışında kafamı dinlemek için gittiğim birkaç yer var oralara düzenli olarak gitmeyi çok severim.

Türkiye’de pop müzik piyasasını nasıl değerlendiriyorsunuz, bulunduğu konumdan memnun musunuz?

Bence çok güzel bir yerde. Ne kadar zengin olursak o kadar hem bizlere hem de dinleyicilere keyif verir. Giderek daha da gelişmesini umuyorum.

Sizle ilgili herkesin hemfikir olduğu başka bir konu da yaşınızdan genç gösterdiğiniz. Spor, sağlıklı beslenme gibi konularla aranız nasıl?

Ben de öyle görüyorum. O kadar mutlu oluyorum ki. Aslında bu şekilde görünmek bizim elimizde. Aynı zamanda bir yandan da genç hissettiğim için dışa yansıyor. Sağlıklı beslenmeyi seviyorum. Böyle olunca insan kendisini daha pozitif ve zinde hissediyor.

Son olarak çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle buradan sizin vesileniz ile tüm okuyucu öğrenci arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Çok keyifliydi. Üniversiteler ve siz gençler bizim için çok önemlisiniz. Umarım bir gün bir araya geliriz. İstedikleri şeylerin arkasında durup bunun için vazgeçmeden ve yorulmadan hayallerini gerçekleştirmek adına çalışsınlar ve çok araştırsınlar. Sevgiler.

Gelen tepkiler nasıldı, albümün gidişatından memnun musunuz? Bu kadar kısa sürede anlaşılmasını beklemiyordum çünkü yeni bir şey yaptım

Prof il’17 | 125


RÖPORTAJ

Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

Türkiye’de neredeyse herkes tarafından tanınan bir isimsiniz fakat bilmediğimiz yönleri, çocukluğu ve eğitim hayatıyla Acun Ilıcalı’yı bize biraz anlatabilir misiniz? Bunu çok uzun anlatmaya kalkarsam bir kitap olacağı için ben çok kısa özetini anlatayım. Farkında olmasam da öğrencilik hayatım aslında parlak başlamış. Edirne’de Kadıköy Anadolu Lisesi’ni kazanan tek öğrenciydim. Okula erken başlamak ve anne özlemi yaşamış olmam gibi sebeplerden lisede başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim. Bunlara rağmen hiç sene kaybetmedim. Ardından İstanbul Üniversitesi’ni birkaç kere kazandım fakat o yıllarda başımdan geçenler ve hayatın benimle erken tanışmış olması üniversiteye devam etmemi engelledi.

TV8’in Türkiye’de bu derece başarılı olmasını neye bağlıyorsunuz? Sizce kanal ve ekip olarak dışarıdan çizdiğiniz “aile” imajının bunda etkisi var mı? TV8’deki en büyük başarımız daha önce başka kanallarda elde

126 | Prof il’17

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

ettiğimiz başarıyı TV8’e taşıyarak macera yaşamamış olmamız. Biz ayaklarımız yere sağlam basarak TV8’i alıp ondan sonra projeleri oraya taşıdık. Benim ve ekibim için gurur verici bir olay. Dünya tarihinde muhabir olan birinin böyle bir süre içerisinde büyük bir kanal sahibi olduğu hiç görülmemiş. Ekip olarak çok önemli bir başarıyı elde ettiğimizi düşünüyorum. En önemli konu insanları eğlendirmeye ve mutlu etmeye yönelik bir felsefemiz var. Bunu ilk günden beri koruyoruz. Sanki insanlar rahatlamak için bizi tercih ediyor gibi hissediyorum.

Survivor’un kendisi kadar ilgi çeken diğer bir yanı da sezon sonu hazırladığınız kamera arkası ekip videoları. İnsanlara işin mutfağını gösteriyor olmanın avantajları sizce neler? O videolardan sonra Twitter’da yüzlerce tweet görüyorum her sene: “Ah orada olsaydım!”, “Ben niye orada çalışmıyorum?” diye. Bu bizim için tabii ki gurur verici bir olay. Günde sokakta karşılaştığım en az 3-4 kişiden “Şirkette

çalışabilir miyim?” diye teklifler alıyorum. Ne güzel ki insanlara kendimizi böyle güzel ifade edebilmişiz.

Yeni projelere adım atarken genelde temkinli mi yaklaşıyorsunuz yoksa akışına mı bırakıyorsunuz? İş hayatında asla tahammül edemem dediğiniz bir durum var mı?

Evet, güzel bir soru. Yeni projeye girerken projeye gözümüz kapalı girmiyoruz tabii ki, öncesinde kendimiz bu gördüğünüz masada projeyi olgunlaştırıyoruz. Burası bizim beyin takımımızın kafa yorduğu masa. Burada bir şeye ikna oluyoruz, ardından risk alıyoruz ama bu riskler mantıklı oluyor. Takımımda 7-8 çok yakın çalışma arkadaşım var. Onların fikirlerine, pozitifliklerine dikkat ediyorum. Kendi başıma karar alıp uyguladığım, onlara karşı çıktığım çok nadirdir. “MasterChef ” bunlardan biridir ve çok mutluyum. Gerekli cevabı seyircilerimiz verdi. İş hayatında tahammül edemediğim şey ise işin finalini göremeyip o iş net bir şekilde bitiremeyen arkadaşlarla


RÖPORTAJ çalışma şansım yok. Birisine bir iş verdiğim zaman onun sonucunu almak zorundayım. Benim arkadaşım ancak ben de o işi yapamayacaksam o işi yapamayabilir. Becerilerime sahip olan insanlarla çalışmak zorundayım.

“Acun Firarda” döneminde şu anda bulunduğunuz konumun hayalini kuruyor muydunuz?

Uzağından, yanından, çaprazından hayalini kuramadığım bir dönemdi. “Acun Firarda” programında dünyayı dolaşıp programın keyfini çıkarıyorduk, dünyanın dört bir insanlarla tanışıyorduk. Gelecekle ilgili plan yapmıyorduk. Gençlere de tavsiyem: Hayal kurup net bir hayalin peşinde koşmaya kalkmayın çünkü kurduğunuz hayal belki de sizin için doğru bir hayal olmayabilir. O dönemde bana “Ne hayali kurarsın?” diye sorsaydınız asla “Televizyon sahibi olmak.” diyemezdim. Şartlar öyle gelişti ve ben televizyon sahibi oldum. Şu andaki vizyonumla o zamanki vizyonum aynı değil. O işteki vizyonumla hayal kursaydım böyle yerlere gelemeyecektim demek ki. Bu yüzden hayallerin kısa dönemli hayaller olmasından yanayım.

oldu. Gerçekten çok enteresan bir gündü benim için. Motosikletle gittim bir de, çok da keyifliydi. Ne şanslıyım ki popülariteyle sevYorulduğum anda direk uyurum. giyi birlikte yaşayan insanlardan biriyim. Bu ikisini de çok uçlarda Zaten bu, birinin yanında çalışyaşıyorum diyebilirim. Geçen maya müsait bir özellik değil. O Çeşme’de bir mekana gidelim deyüzden kendi patronum oldum dik. 600 kişiyle de fotoğraf çektirdiyebiliriz. Ben kendi tarzımla diğimi hatırlıyorum. “Bu güzel bir başkasına rahatsızlık verebilirim şey mi?” derseniz bence çok güzel çünkü sıra dışı bir tarzım var. Hobilerimden bahsedecek olursa bir şey. Tıpkı emeğimizin karşılığı gibi, bizim sevenlerimiz onlar. futbola karşı büyük sempatim Şöyle bir lüksüm de var, çok var. Zaten biliyorsunuz futbol muhabirliğinden buralara geldim. daralıyorsam gitmeyebiliyorum oraya. Gidiyorsam da o ilgiyle Buz hokeyi seviyorum, her sene buluşacağımı bilerek gidiyorum. Amerika’da finalleri seyretmeye Bu konuda nankörlük etmem çok gidiyorum. NBA’e karşı ayrı bir sempatim var. Bireysel olarak di- haksızlık olur. Seyircilerimiz beni yorsanız da ayak tenisi oynamayı seviyorlar sağ olsunlar, ben de reyting alıyorum ve bunun karçok seviyorum. şılığını vermek zorundayım diye düşünüyorum. Türk halkının sizi ekranlar-

Yorulduğunuz ya da motivasyonunuzu kaybettiğiniz zamanlarda ne yaparsınız? Hobileriniz nelerdir?

da görmek istemesini ve Son olarak çoğunluğunu yaşantınızla ilgilenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu Tam formülü çözememekle Profil dergisi okuyucularına birlikte 6-7 yıldır yıl bazında ne tavsiye etmek istersiniz? Türkiye’nin en çok konuşulan insanıyım. Bunun sebebini bulamadım çünkü garip bir tip de değilim; bana sıra dışı demezsiniz mesela. Şu bir gerçek ki herkesin “Abi nasılsın?” diyebileceği bir adamım aslında. Örneğin dün Kapalıçarşı’ya gitme denemem

Yıldız Teknik Üniversitesi çok başarılı bir üniversite, ödül töreninize defalarca geldim; ödül töreniniz de çok güzel oluyor sadece süresi biraz uzun diyebilirim. Açıkçası kampüsünüz de televizyon programı olabilecek derecede karmaşık bir yerde. Öyle bir konumda bu kadar önemli bir ödül töreni yapmak ve öylesine bir kitleyi orada buluşturabilmek bence çok büyük bir başarı. Her sene beni de ağırlıyorsunuz ben mutluluk duyuyorum. Üniversiteli arkadaşların sevgisini en masum sevgi olarak değerlendiriyorum. O sevginin ne kadar kaliteli bir sevgi olduğunu görebiliyorum. Her üniversite kendi çapında kaliteli öğrencilerden oluşuyor ama ödül töreninde gördüğüm kadarıyla okulunuzda pırıl pırıl öğrenciler var. Kulübünüzü ve sizi tebrik ediyorum.

Prof il’17 | 127


GEZİ YAZISI

Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

zi ısıtan ada halkı, kulağa tanıdık gelen meSakinliğin içinde muhteşem bir gün batımı, içini sı… Midilli adasını kısaca özetlemenin en lodiler, lezzetli mezeler ve muhteşem bir Ege hava karşısında, Yunanistan’ın en büyük üçüncü güzel yolu buydu sanırım. Lesvos, Ayvalık’ın tam z o kadar çok yer var ki ister üç gün ister on adası olma özelliğini taşıyor. Gezip görebileceğini im vapurda dönüş yolculuğu başladığında gün gezin, sizin için asla yeterli olmayacak. Emin hesap yapıyor olacaksınız. rotayı bir daha ne zaman Midilli’ye çeviririm diye

Midilli, kenyısından ayrılmanızla Vapurla Ege Denizi kı üz yerleşim şlayacaktır. Gördüğün ba e ey rm ste gö i sin mimadi ne. Vapur yanaşırken ile yt M zi ke er m ın an yeri, ad apon Kilisesi. ınız yapı, Agios Ther risine hayran kalacağ idilli Eski sizi dar sokaklarıyla M Birkaç sokak sonra da onlarda dinellikle akşamüstü balk Öz . or lıy rşı ka sı rşı kkanÇa Türk restoranları ve dü ı, lk ha a ad len ki çe e ecek. lenmey ç yabancılık çektirmey hi e siz r fla na es tan larını kapa -Yunan ı bir saat olması Türk Midilli ve Ayvalık aras a halkının ını sağlamış. Ayrıca ad as m aş yn ka ri rle ltü kü esi doğalkullanmayı tercih etm let ik os ot m k ço an hiçbir arabad l oynuyor. Lesvos’un ro li em ön da ın as nm lığın koru kün değil. kaya rastlamanız müm yerinde global bir mar ına sürdürüsının bozulmaması ad pı ya l re ltü kü ın an Ad yemişçikendi kafelerini, kuru la ha ın lk ha , m tu tu zilecek len bu etmesini sağlıyor. Ge cih ter i in ler tik bu da lerini ya önce ilk işiniz için tura başlamadan çok fazla yer olduğu rim. temin etmek olsun de ızı an rit ha en zd ke er m

128 | Prof il’17


GEZİ YAZISI

a yolculuAdanın en kuzeyine doğru yaklaşık 2 saatlik arab ç kasağunun ardından sizi görkemli kalesiyle eski bir yama balık ilir, gireb ze deni bası olan Molivos karşılıyor. Kasabada taş arili mim restoranlarında yemek yemeyi ya da muhteşem edebilirsiniz. evlerin bulunduğu dar sokakları gezmeyi tercih ettiğinizde Bu turistik kasaba, dar ve yokuşlu yollarını takip vos KaleMoli olan ek sizi muhteşem manzarasıyla büyüleyec Çanakçıkıp si’ne götürecek. Kale turunun ardından zirveye çıkarmanızı kale açıklarının ve eşsiz Ege manzarasının keyfini en canlantavsiye ederim. Tabii özlediğinizde anılarınızı yenid de. dırmak için bol bol fotoğraf çekmenizi

Siz hiç 20 milyon yaşındaki bir ağaca dokundunuz mu? Sıradaki durağımız adanın en batısındaki kasaba olan Sigri. Kasabayı en özel kılan şey ise Fosil Taşlaşmış Orman Müzesi. Bariyerlerle çevrili, halen birçok arkeolojik kazı alanının bulunduğu virajlı yolu takip ettiğinizde müzeye varmış olacaksınız. Müzede dünyanın en yaşlı ağaçlarının kalıntılarının yanı sıra mükemmel korunmuş kök, meyve, yaprak ve tohum fosilleri de görebilirsiniz. Müzenin küçük kafeteryasında kasabaya özgü ballı yoğurdu denemeyi ihmal etmeyin. Başta ilginç bir lezzet gibi gelse de deneyen birçok insan gibi lezzetini özleyeceğinizden eminim.

e Molivos’tan güneybatıya doğru kıyıyı takip ettiğinizd olan a kasab etkileneceğinizden emin olduğum bir diğer görebildiPetra sizi karşılıyor. Evet, kasabanın her yerinden ine kurulu ğiniz “Panagias tis Glikofilousas” kayasının üzer basamağın 141 ğınız Çıktı o muazzam yapı aslında bir kilise. otantik bu rak sonunda siz de kilisenin bahçesinden baka siniz. kasabanın ve deniz manzarasının tadını çıkarabilir ine özgü Yeniden merkeze döndüğünüzde kasabanın kend tavanızı yapm erişi küçük çarşısından hediyelik eşya alışv k olara n yoğu siye ederim. Turistlerin konaklamak için de işli. elver tercih ettiği Petra, denize girmek için de oldukça

Prof il’17 | 129


GEZİ YAZISI

ğe adanşirin kasabanın en dikkat çeken özelliği, baş mele İsmini Türkçe’deki “manda” kelimesinden alan bu k birço a astırd Bayramı’nda binlerce ziyaretçi alan man mış olan Taksiarhis Manastırı’dır. Her yıl Paskalya emekt astırı, 140 ibadethanenin merkezi olarak bilin görkemli etkinlik düzenlenmektedir. Taksiarhis Man ir. manastır, adanın en önemli ziyaret yerlerinden birid dir. Günümüzdeki son halini 1870 yıllarında alan i likler etkin yır pana dığı astıra binlerce ziyaretçinin katıl Her yıl, Paskalya Bayramı’nın ikinci haftasında man tek lan kurtu sağ et eden rahiplere saldırır. Saldırıdan yapılmaktadır. Efsaneye göre korsanlar bölgede ibad ve yapar. İkonanın yapılışının ardından etrafına kilise rahip, ölen rahiplerin kanıyla Taksiarhis’in ikonasını zin güzelasını güzel olduğunu düşünürseniz bu sizin içini ikon s iarhi Taks göre, ışa İnan r. edili inşa astır man ının sizi zin kötü olduğunu gösterir. Manastırın tarihi yapıs liğini, kötü olduğunu düşünürseniz bu sizin içini h terci da ayı hediyelik eşya bölümünden alışveriş yapm etkileyeceğinden şüpheniz olmasın. Bahçesindeki edebilirsiniz.

Denize girmek, yerel içecekleri denemek ve gün batımını seyretmek için adada tercih edebileceğiniz en doğru noktadasınız! Uzun sahil şeridine sırasıyla dizilmiş ahşap iskeleli mekanları denize girmek için değerlendirmenizin ardından otantik kahvehanelerinde akşam üstü kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Geçmişte birçok şaire ve filozofa ev sahipliği yapmış kasabanın en dikkat çeken figürü ise yazdığı lirik şiirlerin neredeyse tamamını kadınlara adayan, milattan önce 600’lü yıllarda yaşayan Yunan şairi Sappho’nun heykeli. O kadar önemli bir karakter ki memleketi olan Eressos’u etkilemesinin dışında adaya “Lesvos” isminin verilmesi de bu hikayeye dayanıyor. Kayalık tepeleri ve volkanik arazisiyle meşhur bölgede ayrıca adanın antik dönemlerinden kalma yerleşim alanlarını da ziyaret edebilirsiniz.

130 | Prof il’17

n a bulunan büyük koyu Adanın en iç tarafınd ajpl , denize girmek için merkezi olan Kalloni . arıyla güzel bir tercih ları ve balık restoranl anm r bi em ise muhteş Asıl dikkat çeken yanı hip sa a ns ğişik bir ambiya zaraya ve oldukça de a ad Manastırı. Girişte or Ayos İgnatios Kutsal ı ağ rahibelerin karşılayac yaşayan rahiplerin ve ee onların size eşlik ed manastırı gezerken yin ci ki çe i inde oldukça ilg ceği bu yapının içeris zırhlara ve geçmişte tablolardan kılıçlara, i lara kadar birçok tarih kullanılan günlük eşya e ız. Ayrıca büyük kilis eserle karşılaşacaksın tır as an kebilirsiniz. M çanının fotoğrafını çe n birçok bölümünü cin kuralları gereği yapını geziyor olacaksınız. siyet ayrımı yaparak


SPOR

Batuhan Buğra Gümüş batuhan.gumus@yildizik.com

Espor Nedir?

En basit tabir ile bilgisayar, mobil veya konsol üzerinden rekabete dayalı türlü oyunların oynandığı spor türüdür. 1980’li yıllarda video oyunlarının piyasaya çıkışı ve arcade oyun makinelerinin (Evet, atariler!) yaygınlaşması ile “En çok skoru kim yapacak?” rekabeti üzerine kurulan bu spor dalı, günümüzde birkaç yüz milyon izleyici kitlesi ve milyon dolarlık ödül havuzlarıyla özellikle genç kesimin ilgisini ve sevgisini üzerine toplamıştır.

Peki, Espor gerçek bir spor mudur?

Aslında Espor’u fiziksel spordan ayıran tek şey bilgisayar, mobil ya da konsol üzerinden oynanıyor olmasıdır. Bunun dışında her sporda olduğu gibi oyuncular arasındaki rekabetten; oyuncuların zekasından, pratikliğinden, tecrübesinden ve reflekslerinden beslenir. Çevremizden “Bilgisayardan spor mu yapılır? En fazla oyun olur.” sözlerini çok sık duyuyor ve bir müddet daha duyacak olsak da bu durum bizce insanların hala dijitalleşen dünyanın farkında olmamalarından kaynaklanıyor. Ön yargılarımızı bir kenara koyup resme geniş çerçeveden baktığımızda görüyoruz ki Espor artık 15-25 yaş aralığındaki gençlerin takip ettiği, gerçek ve profesyonel oyuncuların yer aldığı ve bu oyuncuların yaşantılarının örnek alındığı bir durumda. Tıpkı futbol ve basketbol gibi.

Nasıl Esporcu olunur?

“Nasıl Esporcu olurum?” diyorsanız eğer gerekli evrakları elde etmek çok kolay. T.C. kimlik numarası beyanı, sağlık raporu, doldurulmuş tescil fişi ve iki adet vesikalık resme sahip olmanız yetiyor. Bu evrakları hazırlayıp bulunduğunuz ildeki Gençlik ve Spor Bakanlığı Müdürlüğü’ne teslim ediyorsunuz ve artık resmi olarak profesyonel oyuncusunuz! İşlemlerin bu derece kolaylıkla gerçekleşmesinden dolayı ülkemizden birçok yetenekli Esporcu çıkıyor. En çok kazanan en popüler Türk Esporculara örnek verecek olursak; League of Legends: Holyphoenix, Naru, Thaldrin, Fabulous, CS GO: XANTARES, TuGuX, Paz, Woxic gibi oyuncuları örnek verebiliriz. Tabii ki bu bahsettiğimiz oyuncular dünya çapında turnuvalara katılıp popüler olan oyunculardır.

Ülkemizde Espor’un Durumu

2014 yılından itibaren resmi lisans vermeye başladığımız ülkemizdeki oyuncu sayısı 2018 sonu itibariyle yaklaşık 4 milyon kişi olarak belirlendi. Bu sayının ve genç nüfusumuzun fazlalığını göz önünde bulundurduğumuzda “Riot Games” gibi büyük oyun şirketlerinin bu potansiyel durumu değerlendirmeye devam edeceğini ve ülkemizden nice başarılı Espor oyuncularının çıkacağını söylemek pek de hayal olmaz. Ülkemizdeki büyük ve başarılı spor kulüplerinden olan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Bursaspor’un da Espor takımları olduğunu ve Hakan Baş gibi isimlerin bu sektöre ciddi yatırımlar yapmaya başladıklarını da belirtmekte fayda var.

132 | Prof il’17


SPOR

Counter-Strike: Global Offensive, serisinin 12 yıl önce satışa çıktığı zaman öncülük ettiği takım bazlı aksiyon oynanışını geliştiriyor. CS: GO yeni haritalar, karakterler ve silahların yanı sıra klasik CS içeriğinin(de dust, vb.) güncellenmiş sürümlerini sunuyor. Ek olarak CS: GO yeni oyun modları, eşleştirme, sıralama listeleri ve daha fazlasını da marka tarihinde ilk kez oyunculara lanse ediyor. CS: GO yıllardır Espor sahnesinin en çok takip edilen oyunlarından biri. Her yıl yüzlerce profesyonel ve yarı profesyonel takım şanslarını turnuvalarda deniyor. Bu turnuvalar dışında farklı platformlarda da oyuncular mücadele edebiliyor. CS: GO ülkemizde bizi temsil eden birçok başarılı, profesyonel takımımız bulunmaktadır. Bunlardan en bilinenleri Space Soldiers ve Beşiktaş Espor’dur. Ayrıca bu oyunda dünyaca ünlü bir Esporcuya, XANTARES’e, sahibiz.

İçinde 3 adet arenanın bulunduğu ve değişik oyun modları üzerinden üçer veya beşer kişilik takımların birbirlerine karşı genellikle el-göz koordinasyonu üzerine olan yeteneklerini sergilediği rekabete dayalı stratejik MOBA türü oyundur. Türkiye’de gittikçe popülerleşen Espor’un en çok ilgi duyulan oyunu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle ki League of Legends Türkiye Ligi’nin birbirinden tanınmış sponsorları var. Aralarında Vodafone, Vestel, Ülker, Turkcell’in de yer aldığı bu sponsorlar Vodafone Freezone Şampiyonluk Ligi’ne destek veriyor. Bunların yanında bir de takımların isim sponsoru olan Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Bursaspor da var. Bu nedenle Espor pazarına son yıllarda çok fazla miktarda yatırım yapılıyor. Bu yatırımlar da ödül havuzlarının çok büyük rakamlara ulaşmasına neden olurken oyuncuların milyoner olmasına imkan tanıyor!

2004 yılının sonlarında Blizzard firması tarafından geliştirilen bir MMORPG, çok oyunculu çevrimiçi rol yapma oyunudur. Yıl içerisinde gerçekleştirilen turnuvalarında ödül havuzu 100.000 dolara kadar ulaşıyor! World of Warcraft, dünya üzerinde milyonlarca oyuncunun bir araya geldiği kendilerine özgü sınıfları, ırkları ve kabiliyetleri ile beraber görevler yaptıkları, kendilerine belirli bazı meslekler seçip zanaatkarlık yaptıkları, kısacası bilgisayarda oluşturulmuş alternatif sanal dünyada yaşadıkları bir oyun türüdür. Dünyanın en çok oynanan oyunlarının arasındadır. Hatta bu oyun hakkında oyunseverler arasında “Oyun dünyasının Star Wars’ı” gibi bir tabir de kullanılır.

Prof il’17 | 133


Game of Thrones, favori karakterlerimizi öldürmesi ile ünlü bir seri. Bunun yanı sıra serinin bir başka özelliği de izleyiciye iyi ve kötü karakter kavramını yeniden sorgulatıyor hatta bu kavramları neredeyse ortadan kaldırıyor oluşu. Serinin yazarı George R.R. Martin’e göre sadece siyah veya beyaz yok, griler de hayatın bir parçası. Örnek olarak Game of Thrones finali ile alakalı teorileri izleyenler bilir ki aslında Daenerys Targaryen seri boyunca seyircinin en sevdiği kötü karakterdir. Nitekim kendisinin kötü yanlarına 8. sezonda hepimiz şahit olduk. Çok sevgili Khaleesi’mizin deliriş süreci oldukça aniydi fakat olanları biliyoruz. Hatta final sezonu o kadar acele bitirildiğini hissettirdi ki Game of Thrones severler tarafından yeniden çekilsin diye bir imza kampanyası bile başlatıldı!

134 | Prof il’17

Aslında 8. sezon pek çok karakter gelişimini tersyüz eden bir sezondu. Hatta hayranlar ağır eleştirilerde bulunarak senaristlerin son sezonla beraber bütün karakter gelişimlerini çöp ettiklerini söylediler. İnsaflı davranmak gerekirse Arya, Sansa, Tyrion ve hatta belki Theon gibi karakterlerin, gelişim süreçlerine paralel şekilde sezonu bitirdiği söylenebilir. Öte yandan Jaime ve Jon için aynı şeyleri söylemek zor. Peki, bu evrende başrol kim? Macalester College matematik profesörü Andrew J. Beveridge ve öğrencisi Jie Shan “ağ bilimi” isimli bilimsel yaklaşımla Game of Thrones serisinin başrolünü hesapladı. Yapılan hesaplamaya göre zekasıyla hepimizin gönlünde taht kuran Tyrion Lannister aslında serinin


SİNEMA

Ece Soylu ece.soylu@yildizik.com esas karakteri! Araştırmaya göre Tyrion’ın hemen ardındansa Sansa Stark, Daenerys Targaryen ve Jon Snow geliyor. “Küçük Şeytan” olarak da bilinen Tyrion, herkesin ona saygı duymasını sağlayacak başarılara ve zekaya sahip olsa da son sezonda onu hata üstüne hata yaparken görüyoruz. Tabii ki bütün bu hataları duygusal kararlarına borçlu çünkü ailesini ne olursa olsun seviyor. Yine olsa yine yaparmış gibi bir hali var ama en azından hatalarının farkına varıp ders çıkarıyor. Tıpkı diğer zeki insanların yaptığı gibi. Kendisi zaten senaryoda bütün Westeros’u etkileyecek kararlar alan bir karakter. Bütün seri boyunca asıl savaşın kaderini Baelish, Varys, Tyrion gibi isimlerin belirlediği konusunda hemfikir olanların sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Her defasında Diyar’a hizmet ettiğini belirten Varys’in kendi rolü hakkındaki görüşü ise şöyle: “Fırtınalar gelir gider, dalgalar vurur, büyük balık küçük balığı yutar ve ben kürek çekmeye devam ederim.”

Tyrion, aynı zamanda hafiften delirmeye başlamış ve bir evladını daha kaybetmiş Daenerys’ten korkuyordu. “Bir adamın gerçekten cesur olabileceği tek andır korktuğu an.” Eddard Stark’a ait bu sözü doğrularcasına Tyrion, korkusuna rağmen Jaime’yi serbest bırakıyor. Korkusuna rağmen yanlışa boyun eğmeyip istifa ediyor. Hepimizin bildiği gibi Tyrion Lannister çok okuyan politikadan ve espriden anlayan tarihe meraklı ve stratejik zekası yüksek olan biri. Tabii bunda kendisini hiç sevmeyen babası Tywin Lannister’ın da payı var. Tywin, Jaime’e dersler vermek isterken, o dersleri sadece Jaime dikkate almıyordu fakat Tyrion ve Cersei dikkatle dinliyordu. Bu dersler her ikisini de taht oyunları esnasında güçlü yapacaktı. Her ne kadar Cersei pek sevilmese de ailesi için gücü elinde tutmaya çalıştı ve bunu zekasıyla yaptı. Tywin, iyi bir politikacıydı. Ekonomik olarak güçlü oluşu onu Yedi Krallık için kilit bir isim yapıyordu.

Prof il’17 | 135


SİNEMA

Genç Robert Baratheon, Deli Kral’a savaş ilan ettiğinde tarafını belli etmede temkinli davrandı ve bir tarafın diğer bir tarafa olan üstünlüğü açıkça belli olana kadar bu tavrını sürdürdü. Sonunda Robert üstünlüğü ele geçirince Targaryenlar’a olan sadakatini kanıtlamak ister gibi askerlerini sözde yardıma yolladı. Şehrin kapıları Lannister askerlerine açılınca ise gerçek tarafını belli etti ve Kral’ın ailesini öldürdü. Kral Muhafızı olan oğlu Jaime ise Deli Kral Aerys Targaryen’ı öldürdü ve “Kral Katili” lakabını aldı. Daha sonra tahta geçen Robert ile kızı Cersei’i evlendirerek gücünü artırdı. Tüm bu hareketleri onu iyi bir baba veya onurlu bir adam yapmaz fakat iyi bir politikacı yapar. Zaten onurlu adamlar bu evrende çok yaşamıyor. Buna da en iyi örnek Ned Stark oluyor şüphesiz. Ancak Ned Stark’ı sadece onuru değil, aynı zamanda politikadan anlamayan ve asker olmak için yetiştirilmiş biri oluşu da öldürdü. Ned Stark, lord olmak için

136 | Prof il’17

yetiştirilmemişti. Bu onu kötü bir lord yapmamıştı, halkı onu çok seviyordu. Ancak o taht oyunu oynayabilecek biri değildi ve tam da bu yüzden oyunun ilk dakikalarında elendi. Yine de onun ölümü Stark çocuklarının güçlü bireyler olmasını sağladı. Dağılan Stark hanedanlığının varisleri kendi kaderlerini çizerken bilhassa Sansa ve Arya kendilerini çok iyi yetiştirdiler. Ağabeyleri Robb ise yanında kendisine destek ve yardımcı olacak bir anneye sahipti ve Robb attığı her adımda “Babam olsa ne yapardı?” diye sorarak hareket ediyordu. Bu onun kısa hükümdarlığında, henüz toy oluşundan kaynaklı olsa da kendi yolunu çizmesinde geride kalmasına sebep oldu ancak her ne olursa olsun Robb Stark kısa zamanda çok iyi bir lider olmayı öğrendi. Sansa ise seri boyunca en çok gelişimi gösteren karakter diyebiliriz. Aynı zamanda Arya, Brienne, Cersei ve Daenerys gibi isimlerle birlikte, erkeklerin siyaset yaptığı bir dünyada


SİNEMA

kendilerine biçilen rolleri uygun bulmayıp daha fazlasına cüret eden kadınlardan biridir. Prens Joffrey ile evlenmek ve kraliçe olmak için çıktığı yolda başına gelmeyen kalmayan Joffrey dışında neredeyse herkesle siyasi amaçlı evlenmek zorunda kalan; manipülasyonlara, tecavüze ve türlü işkencelere maruz kalan Sansa her hatasından ders çıkararak güçlü bir karaktere sahip oldu. Onu iyi bir lider yapan şeyse tahttan vazgeçebilecek kadar ona bağımlı olmayışıydı. Bunu da Jon’u “Demir Taht”a oturtmak için yaptığı hamlelerden ve final bölümündeki “Kuzey özgürlüğünü kazandı ama kralını kaybetti.” sözünden anlayabiliyoruz. Sansa’nın bahsettiği Kuzey’in kaybettiği kral, Jon ise sezon boyunca ortalama iki cümleden fazla bir şey söyleyemeden diziye veda etti. Kraliçesine bağlı olduğunu ve ona ihanet etmeyeceğini defalarca söylerken kimi ikna etmeye çalışıyordu? Kendini mi? Sonuç olarak Jon diziyi başladığı yerde bitirdi. Duvar’a geri dönüşü izleyicileri üzse de bu kez oraya Özgür Halk ile beraber, en azından annesinin ve hatta babasının, en önemlisi kendisinin kim olduğunu bilerek döndü. Bu bilgilerle ve ellerinde çok sevdiği Daenerys’in kanıyla, yaptığının doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu bilemeden yaşamaya mahkum edildi. Söz konusu Game of Thrones olunca kimse Jon ve Daenerys’in evli, mutlu, ejderhalı bir birlikteliğe ve Demir Taht’a sahip olabileceğini düşünmüyordu. Fakat böylesine bir veda hepimizi üzdü. Taht ise Jon, Daenerys, Tyrion, Arya derken Üç Gözlü Kuzgun Bran’e kaldı. Kimsenin gözü arkada kalmadı ama herkesin favori finali de bu değildi. Zaten bu dizi başından beri aynı anda herkesi mutlu edebilen bir dizi değildi.

Herkesin hakkında konuştuğu, izlemeyenin ayıplandığı Game of Thrones dizisi, iyi ya da kötü, bitti. Kitabın nasıl sona ereceğini bilemesek de en sevilen karakterlerden Jon ve Daenerys açısından buruk biten diziden geriye izletilen finalden daha kabul edilebilir final teorileri ve pek çok anlamlı söz kaldı. İşte o perde arkasından dünyayı yöneten zeki adamlardan birer akıl dolu söz: “Kaos... Bir çukur değildir. Kaos bir merdivendir. Bu merdivene tırmanmaya çalışan birçok düşer ve tekrar deneyemez. Bu düşüş onları pes ettirir. Bazıları ise, tırmanma şansları olsa da reddederler. Krallığa sadık kalırlar. Ya da tanrılara. Ya da aşka. Hepsi boş hayallere kapılmıştır. Tek gerçek merdivendir. Tek çare ise oraya tırmanmaktır.” -Petyr Baelish “Nereden geldiğini, kim olduğunu asla unutma, çünkü etrafındaki kimse unutmaz bunu. Kendi gerçeğini güce çevir. Böylece hakkındaki gerçek asla zayıf noktan olmaz. Gerçeğin senin zırhın olsun ki, kimse seni o gerçeği kullanarak incitemesin.” -Tyrion Lannister “Güç, insanın olduğuna inandığı yerdedir.” -Lord Varys

Prof il’17 | 137


BİYOGRAFİ

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

Efsanevi moda ikonası, Gabrielle Bonheur Chanel. Bir devri kapatıp modaya yeni bir soluk getiren Fransız modacı; dünyaca ünlü “Chanel” markasının kurucusu ve tasarımcısı. Kadınlara özgürlüğü giydirmek istedi ve dar korselere veda etti; kadınları pantolonla tanıştırdı. İşte öncü olmaktan asla çekinmeyen, yeteneğiyle devleşen, TIME dergisine göre 20. yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden olan Coco Chanel’in başarılı ve çarpıcı hayat hikayesi…

ondan sahneye çıkıp şarkı söylemesini ister ve Gabrielle istemeyerek de olsa sahneye çıkar.“Quiqu’avu Coco dans l’Trocadero?” (Coco’yu, Trocadero’da kim gördü?) şarkısını söyler. Sonrasında alkışlar eşliğinde “Bir daha Coco!” tezahüratları… Gabeielle sahneden iner inmez Etienne ona sarılır ve “Co-co Co-co” diye fısıldar. “Sen benim için bundan sonra Coco olacaksın.” Böylelikle Chanel, “Coco” ön adını o günden itibaren kullanmaya başlar.

Ağustos 1883’te Fransa’nın Saumur şehrinde fakir bir ailenin 7 çocuğundan biri olarak doğdu. Henüz 12 yaşındayken annesini amansız bir hastalık olan tüberkülozdan kaybetti. Annesinin ölümünden sonra babası, 2 kız kardeşiyle birlikte Gabrielle’yi yetimhaneye bıraktı. Katolik manastırındaki sıkı disipline en fazla 6 yıl katlanabilen Gabrielle, 18’ine basar basmaz Katolik kızların kaldığı Fransa’nın Aubenzie şehrinde bir evde yaşamaya başladı. Yetimhanede kaldığı yıllarda bakıcılardan dikiş dikmeyi öğrendi ve Aubenzie’de kendisini iyice geliştirdi. Sonrasında Fransız subaylarının kıyafetlerini dikmek üzere bir terzinin yanında işe başladı. İşte burada hayatının dönüm noktalarından biriyle karşı karşıyaydı çünkü ilk aşkıyla tanıştı: Fransız subay ve milyoner Etienne Balsan. Bir gün Etienne, Gabrielle’yi Fransız subayların sıklıkla gittiği Cafe Chantant’a götürür. Dans, kahkahalar, subaylar, şarkı söyleyen kadınlar… Gabrielle ilk defa böyle bir ortamda bulunmaktadır. Etienne

Coco, metresi olarak üç yıl boyunca Etienne’nin şatosunda kaldı. Sıkça düzenlenen partiler, gösterişli kadınlar, elmaslar ve inciler onun için lüksün tanımıydı. 1908 yılındaki bir partide Etienne’nin arkadaşı Arthur Edward Boy ile tanıştı. Arthur İngiliz üst sınıfına ait aristokrat bir aileden geliyordu. O gece Etienne’yi arkalarında bırakarak Paris’e gittiler. Arthur’un yardımıyla Paris’te ilk dükkanını açan Chanel, tasarladığı şapkaları satmaya başladı. Tiyatro oyuncusu Gabrielle Dorziat’ın şapkalarını kullanması ve Arthur’un düzenlediği bir partide Prenses Victoria’nın küçük bir kırmızı şapka satın alması üzerine Chanel’in ismi daha geniş kitlelere yayıldı. 1910 yılına gelindiğinde Chanel’in 21 tane şapka dükkanı bulunuyordu. 1913 yılında Deauville’de bir butik açan Chanel, kadınların içinde rahat edebileceği spor kıyafetlere yöneldi. Şapkalar, kazaklar, tüvit ceketler ve markanın simgesi haline gelmiş siyah mini elbiseyi burada tasarladı. Zamanla kendi elit çevresinde

138 | Prof il’17


BİYOGRAFİ

tanınmaya başladı ve dönemin ünlü dergisi Harper’s Bazaar’da müşterilerinin en çok tercih ettiği markalar listesinde yerini aldı. Chanel bu yıllarda bütün bu başarıları kucaklarken özel hayatında hayal kırıklığına uğruyordu. Arthur’un Chanel’e hiçbir zaman dürüst olmaması, birlikteliklerinin dokuzuncu yılında aniden Aristokrat bir İngiliz kadınla evlenmesi Coco’yu yaralasa da bağlarını koparamadı. Arthur’un araba kazasıyla hayatını kaybettiği gün bile onu yalnız bırakmayan Chanel, Arthur Edward Boy için şu sözleri sarf etmiştir: “Onun ölümü benim için büyük bir şok oldu. Chapel’i kaybettiğim gün her şeyimi kaybettim. Hayatta gelebilecek tüm mutluluklarımı da kaybettiğimi söylemek zorundayım.” Chanel, 1921 yılında parfüm alanında da söz sahibi olmak istedi ve Ernest Burn’e bir ile beş arasında ve yirmi ile yirmi dört arasında iki seri hazırlattı. Chanel’in beşi tercih etmesiyle artık dünya yeni bir parfüme merhaba demişti: Efsanevi No:5. Chanel beş rakamının uğurlu olduğu inancıyla parfümün adını belirlemiş, önemli defilelerini 5 Şubat ve 5 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirmiştir. Marilyn Monroe’nun bir röportaj sırasında kendisine sorulan “Uyumak için ne yaparsınız?” sorusuna “Bir damla Chanel No:5 koklamam yeterli.” şeklinde cevap vermesiyle parfümün ünü geniş kitlelere yayıldı. Tarihler 1925’yi gösterirken Coco bir gün arkadaşı Vera Bate Lombardi’nin düzenlediği partiye davet edildi ve burada Westminster Dükü ile tanıştı. Birliktelikleri boyunca Dük, Coco’ya pahalı mücevherler, değerli sanat eserleri ve Londra’da bir ev armağan etmesine rağmen ayrılmalarını uzun sürmedi. Coco zamanın en

gözde erkeklerinin metresi olmasına rağmen hiçbir zaman evlenmedi.“Bir erkeğe bir kuşa yaslanacağımdan daha fazla yaslanmak istemedim.” demiştir. Westminster Dükü ile neden evlenmediği ve düşes olmadığı sorulduğunda ise “Bugüne kadar birkaç tane Westminster Düşesi olmuştur ancak dünyada bir tane Chanel vardır.” demiştir. 1934’de 4.000 kişinin istihdam ettiği Chanel mağazası, İkinci Dünya Savaşı döneminde farklı modacıların ön plana çıkması, Coco’nun Hollywood için tasarladığı kıyafetlerin beğenilmemesi üzerine ün kaybetmiştir. Ayrıca Chanel’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Alman Subayı ile yakın ilişkisi olması ülkesi ve vatandaşları tarafından hoş karşılanmamış, bu yüzden sorguya çekilmiş, hatta Fransa’daki tüm mağazalarını kapatmak zorunda kalmıştır. Sonrasında ise ülkesine ihanet ettiği dedikodularına katlanamayan Chanel Fransa’yı terk etmiş, İsviçre’ye yerleşmiş fakat savaşın bitiminden sonra Paris’e ve moda dünyasına geri dönmüştür. 5 Şubat 1954’te 70 yaşındayken yeni koleksiyonunu sergilemiş ve koleksiyonu “Koketliğin Dönüşü” şeklinde adlandırmıştır. Audrey Hepburn’ün “Tiffany’de Kahvaltı” filmindeki siyah elbiseli ve inci kolyeli hali Chanel’in eseri, 1930’lu yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniformaları Chanel’in tasarımıdır. Matem rengi sayılan siyahı modanın vazgeçilmezi ilan etmesiyle, erkeklere ait tüvit kumaştan kadınlar için takım elbise yaratmasıyla, No:5 parfümü, zincir saplı çantası, inci kolyesi ve babetleriyle tüm dünyaya damga vurmuştur. Dev modacı Chanel, 10 Ocak 1971’de Paris’te 88 yaşında ölmüştür.

Prof il’17 | 139


RÖPORTAJ

KAAN KURAL RÖPORTA JI

Baran Demirci demircibaran28@gmail.com

Yorumcu olmaya nasıl karar verdiniz? Fırsatlar sizi buraya mı sürükledi yoksa hedefiniz bu muydu? Basketbol benim en büyük tutkum. Derslerden arta kalan vaktimi izlemeye ve takip etmeye ayırıyordum ama aklımda bu yoktu. Ben tam mezun olurken Fast Break dergisi el değiştirmişti ve yeni bir ekip kuruluyordu. Ben de bu sırada Boğaziçi Üniversitesi spor kulübüne basketbol ve NBA ile alakalı yazılar yazıyorum. Yiğiter Uluğ benim yazılarımı görmüş ve benimle tanışmak istemiş. Biraz konuştuk bana Fast Break Yazı İşleri Müdürlüğü teklif etti. Kazancı cazip gelince ben de kabul ettim. Ondan sonra da süreç devam etti.

Türkiye Basketbolu hakkında ne düşünüyorsunuz?

İyi bir yerdeyiz. Bazen kendimize kızsak da gerçekten iyi bir yerdeyiz. Kendimize kızma sebebimiz ise daha iyi olabilme potansiyelimiz. NBA’e bizden fazla oyuncu gönderen sadece 5 ülke var. Ulus-

140 | Prof il’17

Kutay Coşkun kutay.coskun@yildizik.com

lararası turnuvalarda ilk 20’ye genel olarak giriyoruz. Kadın voleybolu dışında hiçbir dalda bu başarıya erişemedik şu ana kadar. Organizasyonel ve yetiştirme sorunlarımız var ama buna rağmen üst düzey bir ülkeyiz.

Futbola gösterilen ilgi ve basketbola gösterilen ilgilerin gelen başarı ile ters orantılı olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu kültür meselesi biraz da. En başarılı sporlarımız halter ve güreş ama neden izlenmiyor? İnsanlar ne ile büyüdüyse onu izlerler. Başarılı olmak bir ölçüt ama bunu ana sebep olarak sayamayız. İngiltere de hiç fena olmayan bir basketbol takımına sahip ama bu onlarda ilgi yaratmıyor. Ülke DNA’sı ile de alakalı çoğu zaman. Oran şu an 75-15 ise piyasa sen 10 yıl her şeyi doğru yapsan bile 65-25 olacaktır en fazla.

Milli Basketbol Takımımızı 2019 Dünya Kupası’nda nerede görüyorsunuz?

Çok potansiyelli bir takımız ve tarihimizde ilk kez stratejik olarak herkesten öndeyiz. Ben şahsen ilk 6 bekliyorum ilk 8 garanti olur ama ilk dörtte iyi bir çeyrek final eşleşmesi olabilir.

NBA’de forma giyen Türk oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ersan artık veteran oldu. Rolünü değiştirdi ve 5 numaraya geçti. Ersan çok disiplinli bir oyuncu bugün 32 takımın hepsinde aktif olarak oynar. Yeni gelenler yer bulmaya çalışıyorlar şu an. Cedi beni yanılttı, ben Cedi’nin bir takımın 9. oyuncusu falan olacağını sanıyordum ama o tamamlayıcı olmayı başardı ve kendini geliştirdi. Furkan’ın durumu biraz farklı, Furkan çaylak sezonunda sakatlandığı için kişisel gelişimini tamamlayamadı ve şu an çok ince. İnce olunca üstüne çok gidiyorlar onun ve bu onu çok zorluyor, yeteneklerini gösteremiyor. En yeteneklimiz o ama fiziğini geliştirdiğinde bunu gösterebilir ancak.


RÖPORTAJ

Espora geçişiniz şaşırtıcı oldu. Tekliften önce LoL ile ilgileniyor muydunuz? Anlatım masasında çok kısa sürede çok iyi işler başardınız iyi adapte oldunuz. İnsanlar gerçekten şaşırdı. İlginiz tekliften sonra mı başladı?

Hayır ilgilenmiyordum. Ben zaten oyun oynamayı seven biriyim hala oynarım. MOBA oynamıyordum. Bir gün DP’nin Dünya Şampiyonası’na gittiği sezonda bir programa katılmıştım kendi izlenimlerimi belirtmek için ve orada bana teklif geldi. Ücret çok cazip geldi ve kabul ettim. Onlardan vakit istedim, kendim çalışıp öğrenip o şekilde anlatmaya başlamak için ve sınav çalışır gibi çalıştım izledim, okudum ve oynadım. Her şey bu şekilde oldu.

Esporun geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Dijital dünyanın gelişimi ile Espor da gelişimini hızla sürdü-

recektir. Türkiye’de de çok büyük bir dijital talep ve ilgi var. Bu talep devam ettiği sürece dijital dünyanın gelişmesine bağlı olarak eğlence sektörü de canlanacaktır. Basketbol gibi en üst düzey değiliz ama bir altında çok iyi işler başarıyoruz.

Şimdi biraz konuyu değiştirelim. Türk dizi tarihinde sükse yapan Acemi Cadı dizisinde rol aldınız. Daha sonra sizi hiç ekranlarda göremedik. İleride düşünüyor musunuz?

Ben oyuncu değilim. Yapımcısı tanıdığımdı ve bana teklif aldım. Bölüm başı az süre alıyordum o küçük bir tecrübeydi, bir daha da teklif gelmedi zaten.

Boş vakitlerinizde başka neler yaparsınız?

Oyun oynamayı çok seviyorum. Kitap okuyorum daha çok. Biraz ev kuşuyumdur.

Twitter’da çok aktifsiniz fakat Instagram kullanmıyorsunuz, neden?

Ben fotoğraf çekilmeyi sevmem. Instagram’ın amacı fotoğraf paylaşmak. Twitter kullanma sebe-

bim bilgi alışverişinde bulunmak insanlarla.

NBA’de 1. sıra draftı için 3 büyük aday var ve bu sırayı alan takım çok yüksek ihtimalle gelecekte bir süperstar olacak olan Zion Williamson’u kadrosuna katacak. Sizce bu draftın en büyük adayı kim ve hangi takıma gitse daha çok fayda sağlar? Şimdi üçünün de %14 şansı var diye bir şey söyleyemiyorum o yüzden ama ihtiyaç konusunda Phoenix’in daha az ihtiyacı var diyebiliriz. Onların 4 numaraları var çünkü.

Yorumladığınız maçlar arasında en unutamadığınız maç hangisi?

Net 2013 finalleri 6. maçı. En az 20 tane hikayesi var o maçın öyle maç bir daha gelmez.

Okuyucularının çoğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Profil dergisi okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Her şeyin altında bir şey aramasınlar. Bunu biraz azaltsınlar.

Prof il’17 | 141


EKONOMİ

Ahmet Yolu ahmettyolu@gmail.com Kripto para bildiğimiz para birimleri; euro, dolar, Türk lirası gibi bir para sistemidir. Bu sistemin diğer sistemlerden tek farkı; internet aracılığıyla kullanılmasıdır. Kripto paralar, hiçbir merkezi otoriteye ya da aracı kuruma bağlı olmayan sanal paralardır. Belirli şifreler kullanılarak yerleştirildiği sanal cüzdanlardan yine şifreler aracılığıyla çıkarılıp kullanıldığı için bu adı taşırlar. Kişiler ve kurumlar tıpkı gerçek parayla yaptıkları gibi harcama yapabilir ya da para kabul edebilir. Kripto paranın oluşturulma amacı; belli kriptografi prensipleri sayesinde yapılan bir işlem ile dijital bilgi değişimi sağlamaktır. Kripto paradan söz ederken “kriptoloji” kavramına da değinmekte fayda var. Kriptoloji, bir şifreleme bilimidir. Kriptoloji ile gizli veriler farklı bir yöntem kullanılarak şifrelenir. Kripto para güvenlik açısından kriptoloji bilimini kullanan dijital bir para birimidir. İlk kripto para 2009 yılında Satoshi Nakamoto tarafından bulunan bitcoindir. Bitcoinin ardından ise birçok alternatif kripto para ortaya çıkmıştır. Günümüzde allternatif kripto paralarının sayısı 1000’in üzerindedir. Bunlardan birkaçı ise oldukça ilginçtir. Örneğin; PutinCoin(PUT), Rusya devlet başkanı Putin ve halkına saygı göstermek amacıyla kurulmuş bir para birimidir. TrumpCoin(TRUMP), ABD Başkanı Trump ve Amerika’yı yeniden büyük yapmak için kurulmuş bir para birimidir. Uselless Ethereum Token(UET) ise herhalde kripto paranın gereksiz olduğunu düşünen birileri tarafından kurulmuş olabilir.

Bitcoin Nedir? Avantaj ve Dezavantajları Nelerdir?

Kısaltması BTC olan Bitcoin, herhangi bir merkez bankası, resmi kuruluş, vs. ile ilişiği olmayan elektronik bir para birimidir. Burada sahibi olmayan, herhangi bir durumda hesap sorulabilecek bir muhatap bulunmayan paralardan bahsediyoruz. Mantığını anlamak için altın veya gümüş alıyor gibi düşünebilirsiniz. Bitcoin aynen altın ve gümüşe benzer şekilde, bir gün tükenecek ve daha fazla üretilemeyecek bir maden gibi tasarlanmış.

142 | Prof il’17

Avantajları: Vergi yoktur. Enflasyon riski yoktur. Güvenli ve basittir. Taşınması kolaydır. Çökme riski yok denecek kadar azdır. Dezavantajları: Enflasyonun olmaması deflasyona yol açabilir. Yani arz bittikten sonra mevcut paralar aşırı değerlenebilir. Spekülatiftir, değeri aniden düşebilir ve yükselebilir. Kaybetmesi kolaydır. Kaybettiğimiz bitcoinleri geri almak için kullanabileceğimiz bir mekanizma yoktur. Harcama alanı darlığı halen küçük bir kitle tarafından kullanılmaktadır. Teknoloji, teknolojinin yeniliği birçok rakibi de beraberinde getirecektir. Bitcoin Nasıl Alınır? Bitcoin alabilmek için ilk yapılması gereken şey, bir bitcoin cüzdan sahibi olmaktır. “Bitcoin Cüzdan” adı altında birçok uygulama bulunmaktadır. Bu uygulamaların yüklenmelerinden sonra kişiye özel açık anahtar(public key) ve özel anahtar(private key) verilir. Özel anahtar tıpkı adı gibi kişiye özeldir, gizli anahtar olarak da adlandırılabilir. Açık anahtar, bitcoin adreslerini; gizli anahtar ise bitcoin cüzdanını oluşturur. En basit şekilde göndericinin alıcıya bitcoin gönderebilmesi için gerekli olan adres açık anahtar olarak tanımlanabilir. Cüzdanlardaki gizli anahtarlar banka şifreleriyle eş değerdir. Bundan dolayı güvenli ortamlarda saklanması ve hiç kimseyle paylaşılmaması gerekir. Bitcoin cüzdanına sahip olduktan sonra yerli ve yabancı bazı platformlar sayesinde bitcoin almak mümkündür. Bu platformların hizmetleri arasında kredi kartı ile havale, EFT gibi olanaklar da bulunur. Bitcoin alabilmek için öncelikli olarak yapılması gereken işlem, Türkiye’de bulunan veya bu işlemler için kullanılan platformların birinde kendinize ait bir hesap açmaktır. Açılan hesaba para gönderdikten sonra bitcoin satın alınabilir. Aralık 2017 verilerine göre de Türkiye, bitcoin işlemlerinde altıncı sıradadır.


BİYOGRAFİ

Elif Türk elif.turk@yildizik.com Babası İzmir tüccarlarından Fehmi Bey’in oğlu müzisyen Veli Bey, annesi de Beykoz’un ileri gelenlerinden tüccar Hacı Ahmet Bey’in kızı Fatma Nigar Hanım’dı. Nigar Hanım’ın ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Orhan Veli’nin çocukluğu Beykoz, Beşiktaş ve Cihangir’de geçti. Edebiyatın zihninde yoğrulması daha çok küçük yaşlarda oldu. İlkokul döneminde edebiyata ilgi duymaya başlayan Orhan Veli’nin, bu dönemde “Çocuk Dünyası” isimli dergide ilk hikayesi basıldı. Sadece edebiyat değil diğer sanatlara da ilgisi vardı. Küçükken sahne kurar, komşularına Moliere’nin oyunlarını, kız kardeşinin arkadaşlarına Hacivat-Karagöz oynardı. Garip akımını beraber omuzlayacağı, Türk Edebiyatı’nda kalıcı izler bırakacağı arkadaşları ile tanışması da bu dönemlere rastlar. Ortaokul döneminde 7. sınıf öğrencisiyken Oktay Rıfat ile tanışır. Bundan birkaç yıl sonra halk evlerinde bir müsamere sırasında Melih Cevdet Anday ile yolları kesişir. İyi ki de kesişir bu üç adam. Bizim kendimizden izler bulacağımız şiirleriyle kah gülüp kah üzüleceğimiz zamanların mimarlarıdırlar. Belki de edebiyatta bu kadar iyi olmasının bir sebebi de lisede öğretmeninin Ahmet Hamdi olmasıdır. Ne güzel şans ama! Bir diğer şansı da kalem arkadaşlarıyla aynı sırayı paylaşıp edebiyata gerçek adımlarını atmışlardır.

GARİP AKIMININ BAŞLANGICI Orhan Veli bir konuşmasında şöyle der: “Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyalar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni imkanlar arayalım dedik.” Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim. Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Eve ekmekle tuz götürmeyi Böyle havalarda unuttum;

144 | Prof il’17

Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti; Beni bu güzel havalar mahvetti. Bunun için ilk başta yıllardır vazgeçemediğimiz ölçüyle uyağı şiirden atar. Geleneğe başkaldırır. Edebi sanatlara sırt çevirir. Şairaneliğe karşı çıkar. Süsten, karmaşıklıktan, zeka oyunlarından vazgeçer. Şairin artık yüksek zümreden kişilerin zevkine değil, çoğunluğa seslenmesini ister. Orhan Veli halktan kişileri, küçük insanları, işçileri şiirlerinde anlatmayı sever. Bence bir şair o zaman halka mal olur. Onlardan biridir ve hislerine tercüman olur. Bir düşünelim divan edebiyatı gibi anlamadığımız birçok


BİYOGRAFİ

kelime, abartıdan başka bir şey olmayan süslü konular hangimizin hayatına yön verir? Şiirde kendimizden bir şeyler bulmalıyız. Şiir yüreğimize dokunmalı: “Ben bunu gördüm, yaşadım.” demeliyiz. Ciğerci Kedisi Uyuşamayız yollarımız ayrı; Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin, kalaylı kapta Benimki aslan ağzında; Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik. Ama seninki de kolay değil, kardeşim; Kolay değil hani, Böyle kuyruk sallamak tanrının günü... Ciğercinin kedisi ise şöyle karşılık verir: Açlıktan bahsediyorsun; Demek ki sen komünistsin. Demek bütün binaları yakan sensin. İstanbul’dakileri sen, Ankara’dakileri sen, Sen ne domuzsun sen!

ORHAN VELİ ÇİZELİM Garipçi şiire yeni bir imaj katan, kendine has üslubu ile şiirleriyle kalbimize dokunan 36 yılllık yaşamına zihinlerde kalacak birçok eser sığdıran büyük üstat desek yanlış olmaz. Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olduğu gibi kitaplarında kullandığı sözlerlerle de hala bize ışık tutan isimlerden biri. Birkaç örnek verelim; Biliyorum, kolay değil yaşamak; ama işte bir ölünün hala yatağı sıcak, birinin saati işliyor kolunda. Yaşamak kolay değil ya kardeşler ölmek de kolay değil; kolay değil bu dünyadan ayrılmak.

Ömrünün son yıllarını Rusya’da geçiren şairimiz, çocukluğunda patatese benzetilmekten mi esinlenmiştir bilinmez ama 1956 yılının haziran ayında, Peredelkino’da Yazar Evleri Sitesi’nde bulunan evinde Bulgaristan’dan gelen dostu Fahri Erdinç’e şunları söylemiştir: “Size bir şey söyleyeyim mi, artık beni karikatürize etmek çok kolay. Bir patates al eline; yukarıdan iki kürdan batır, iki de aşağıdan, tamam!” 1955 yılında Budapeşte’deki Kent Radyo’sunda bir konuşma yapan Nazım Hikmet, çok seyahat ettiğini söyler. Bunun üzerine şaire sorarlar: “Acaba bu sık seyahatleriniz sırasında yanınızda bulundurduğunuz kitaplar nelerdir?” Nazım’ın yanıtı çok açıktır: “Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz.” Konuşma ilerleyince Nazım’dan birkaç Orhan Veli şiiri okumasını isterler. İlk olarak çok sevdiğini vurguladığı Sere Serpe’yi okur. Şiiri bitince şu yorumu yapar: “Ne güzel Türkçe, sonra nasıl İstanbul, nasıl İstanbul kızı...” Sonra Delikli Şiir, Vatan İçin ve Cevap’ı okur. Son olarak “Bir tane daha okuyayım, doyum olmuyor ki.” der ve Gelirli Şiir’i okur. ÖLÜMSÜZ ORHAN VELİ

Orhan Veli 10 Kasım 1950 tarihinde bir hafta için geldiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından yaralandı. Bu trajik olaydan iki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşıÖyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın. Sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa nın evinde yemek yerden fenalaşan Kanık, hastaneye hıçkırıklara dönüştürememiş olsun. kaldırıldı. Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı ancak Ankara’da düştüğü belediye çukuru nedeniyle beyinde damar çatlamasıyla beyin kanaSiyah akar Zonguldak’ın deresi. Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası. ması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam komaya giren Garip akımının büyük şairi, Cerrahpaşa Edebiyatımızda önemli birçok isim de Orhan Veli’yi Hastanesi’nde hayata veda etti. Elbette unutulmadı. anlatmıştır: Şiirleri, edebi kişiliği, önderliğindeki Garip akımının bünyesinde bulundurduğu arkadaşlarıyla edebiSait Faik bir yazısında Orhan Veli’yi sözcüklerle şöyle yatımızda birinci yeniler dönemiyle bıraktığı izler tasvir eder: “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, yüzyıllar geçse de unutulmayacaktır. Bulunduğumuz kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş dönemde Orhan Veliler var mı bilmiyorum fakat bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik olması dileğiyle. Orhan Veli’yi özlemle ve rahmetle bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli…” anıyoruz.

Prof il’17 | 145


SİNEMA Batuhan Buğra Gümüş batuhan.gumus@yildizik.com

Rekabet, insanlık var olduğundan beri yeryüzünde olan bir kavram. Müzikten spora, sanattan edebiyata kadar her alanda bir rekabet ile karşılaşıyoruz. Messi ve Ronaldo’suyla, Micheal Jordan ve Lebron James’iyle, Nadal ve Federer’iyle… Özellikle bir tanesi var ki son zamanlarda tüm dünyanın gündeminde: Avengers: End Game ve Avatar! Sinema dalında birçok karşılaştırma kategorisi mevcut. İzlenme, IMBD, gişe hasılatı gibi başlıklar altında filmlerin yarışmasını izliyoruz. Gündemimizde olan mücadele ise dünya geneli gişe hasılatı kategorisinde gerçekleşiyor. Tüm zamanların en iyi hasılat yapmış olan 25 filmine baktığımızda karşımıza çıkan isimler hem oyuncu kadrosu hem de yönetmenleri bakımından neden listede olduğunu kanıtlar nitelikte. Hepsi Yüzüklerin Efendisi’nden Transformers filmlerine, Hızlı ve Öfkeli serisinden Harry Potter ve Jurassic World’e kadar hepimizin izlemekten sıkılmayacağı büyük başyapıtlar!

10. Frozen-Walt Disney

Listenin 10. sırasında Walt Disney Animation Studio tarafından

146 | Prof il’17

üretilen bilgisayar animasyonlu müzikalimiz Frozen(Karlar Ülkesi) yer alıyor. 2014 yılında vizyona giren filmin yönetmenliğini ve başrolünü Jennifer Lee üstleniyor. Animasyon filmi olmasına rağmen her yaştan izleyici bulan eser yaklaşık 1,3 milyar dolarlık hasılat elde etmiş!

9. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Seri filmlere sıkça rastladığımız bu listede 9. sırayı yine bir başka serinin filmi olan Harry Potter ve Ölüm Yadigarları-Bölüm 2 elinde bulunduruyor. J.K. Rowling’in aynı isimli kitabından uyarlanan bu film, serisinin sekizinci filmi olmasının yanında 1,3 milyar dolarlık geliri ile listede güzel bir yer edinmiş.

7. Fast&Furious 7

7. sırada ise Vin Diesel’li, Paul Walker’lı, Dwayne Johnson’lı “Şampiyonlar Ligi” kadrosuyla Fast&Furious 7 bulunuyor. Ünlü oyuncu Paul Walker’ın film çekimleri devam ederken araba kazası sonucu hayatını kaybetmesiyle filmin çıkıp çıkmayacağı konusunda büyük soru işaretleri ortaya çıksa da yapıt, serinin en güzel filmleri arasında yerini alarak 1,5 milyar dolarlık hasılat yapmayı başardı.

6. The Avengers-Marvel

Listede 6. sırada Marvel’ın dominantlığının diğer örneğini görüyoruz. Yenilmez kahramanlarımızın ilk filmi olan The Avengers, IMDB’den aldığı 8,1 puan ile harika bir gişe dönemi geçiriyor ve yapımcılarına 1,4 milyar dolar kazandırıyor. Çizgi romanlarda sıkça 8. Avengers: Age of Ultron gördüğümüz Marvel kahramanla-Marvel rının son derece ünlü oyuncuların 8. sıraya geldiğimizde karşımıza canlandırmalarıyla beyaz perdeye Avengers: Age of Ultron çıkıyor. taşınmış olması şüphesiz bu baSerinin 2015 yılında yayınlanan şarının en büyük kaynaklarından ikinci filminde, tüm “Yenilmezler” biri. karakterlerini bir araya getirerek 1,4 milyar dolarlık gişe hasılatına 5. Jurrassic World ulaşan filmin yönetmenliğini Joss İnsan hep kendi gözleriyle görmeWhedon üstleniyor. diği şeyleri merak eder, değil mi?


SİNEMA

Efsaneler de bu yüzden yüzyıllardır anlatılır ve üzerinde hayaller kurulur. Özellikle evren ve dünyamız hakkında anlatılanlar bizleri büyüler durur. Dinazorların tekrar hayata döndürülmesi ve genlerinin karıştırılıp yeni türlerin oluşturulması çabasından doğan olayların işlendiği Jurassic World, listenin 5. sırasında yer alıyor. Chriss Pratt’ın mükemmel oyunculuğu ve Colin Trevorrow’un yönetmenliğinde sinema severleri kendine bağlayan Hollywood filmi 1,67 milyar dolarlık hasılat yapmıştır.

Kronolojik sıraya göre 4-5-6-108-1-2-3-7-9 şeklinde izleyicilerin beğenisine sunulan seri 2 milyar doların üzerinde hasılat yaparak yediden yetmişe herkesin ilgisini çekmeyi başardı.

3. Titanic

Son 3 filme geldiğimizde karşımıza 100 yıldan uzun bir süre önce gerçekleşmiş olan bir hikaye çıkıyor. 1513 kişinin hayatını kaybettiği, “Titanic” adlı geminin Atlas Okyanusu’nda buz dağına çarparak batması sonucu gerçekleşen olayı beyaz perdeye aktaran Hollywood’un gelmiş 4. Star Wars geçmiş en iyi yönetmenlerinden Işın kılıçlarından, uzayda yapıJames Cameron’un gemiyle aynı lan savaşlara; cumhuriyet rejimi ismi verdiği filmi 1997 yılında savunucularından işgalci kötü sinema salonlarını kasıp kavuradamlara kadar gerçek ve hayali olguları bir arada karşımıza çıkar- muş. 2,2 milyar dolara yaklaşan hasılatı ile tüm zamanların en tan listenin 4. sırasındaki filmiçok gişe hasılatı yapan 3. filmi mizi içeren Star Wars serisi, 1977 olan Titanic, Leonardo DiCapyılında çekilmeye başlandı. 2005 yılına kadar altı film ile hayran rio ve Kate Winslet’in muazzam kitlesini sevindiren yapımcılarımız oyunculuğunu akıllara kazıyor. da bu 6 filmin üzerine 4 adet film daha çıkararak hikayeyi daha da 2. Avatar zengin hale getirdi. Bu noktada Üç adet Marvel yapımı filmin kafaları karıştırabilecek bir şeybulunduğu ilk 10 sıralamasıler var çünkü 1977’de sinemalara nın ikinci sırasında ise Titanic çıkan film aslında serinin 4. filmi! filminin yapımcısı, Oscar ödüllü

James Cameron’un Avatar filmibulunuyor. 2009 yılında gösterime giren filmi hem yazıp hem yöneten başarılı yönetmen, şüphesiz ki neden bu ödülleri aldığını gözler önüne seriyor. Uzun yıllar listenin zirvesindeki yerini koruyan ve bazı kesimlerce asla devrilmeyecek bir kral olduğu iddia edilen film sene ortasında bu özelliğini kaybetti. Uzun süre birincilik tahtını koruyan Avatar’ın bu saltanatı, 2019 senesinde bitmiş durumda.

1. Avengers: Endgame

Bu yılın nisan ayında bizimle buluşan ve serinin önceki filminde evrenin yarısının yok olmasına çözüm bulmaya çalışan Avengers, zaman yolculuğu ve takım oyunu ile Thanos’u yenmeyi başarıyor. Bu büyük başarı ise Marvel’ın Phase 3 aşamasını bitiren Avengers: End Game filmini listede 1. sıraya yerleştiriyor. Ayrıca Avengers: End Game’in kesilmiş sahneleri eklenerek tekrar vizyona girmesi işe yaramış gözüküyor. Bu hamle sonucu sıralamanın değişmesi Marvel’in birincilik koltuğuna oturmak için ne kadar doğru bir stratejiyle ilerlediğinin de bir kanıtı.

Prof il’17 | 147


GEZİ YAZISI

ORTA AVRUPA

Eda Bayrakcı eda.bayrakci@yildizik.com

geçmeniz neredeyse imkansız. Meydandaki eserler ve sokak sanatçılarının çaldığı müzikler ruhunuzu dinlendirdikten sonra vücudunuzu da dinlendirmek “Altın Şehir”, “Masal Şehri”, “Şehirlerin Anası” ve “Avrupa’nın Kalbi” gibi lakaplarla anılan Prag, övgü- isterseniz çevredeki birçok kafe ve restoran arasında leri hak etmiyor sayılmaz. 2. Dünya Savaşı’nda pek seçim yapabilirsiniz. Oturduğunuz sırada Prag’ın zarar görmediği için tarihi dokularını hala koruyor geleneksel tatlılarından Trdelnik’i da denemeyi diyebilirim. Ulaşım ağı geniş ve günün her saatinde unutmayın. Hem oldukça da ucuz! olsa da Prag adım adım keşfedilecek, mistik havası içinde kaybolunacak bir şehir. Kesinlikle görülme- Kendi içinde bir şehir olarak da nitelendirebileceğimiz Prag Kalesi, içinde saray ve bahçeler, 4000 esersi gerektiğini düşündüğüm güzelliklere Old Town lik bir resim galerisi, kuleler ve birçok hediyelik eşya Meydanı’nı anlatmak ile başlamak istiyorum. satan dükkan bulunduruyor. Old Town’dan kaleye Dünyanın çalışan en eski saati olan ve turistlerin bü- gitmek için tarihi Charles Köprüsü’nü kullanırsanız yük ilgi duyduğu Astronomik Saat, yapıldığı dönem- üzerinde bulunan heykeller sayesinde de yol boyunca da kendinizi “Masal Şehri”nde hissedebilirsiniz. de şehrin merkezi olarak kabul edilmiş. Saat başı farklı aksiyonlar sergileyen dört figüre sahip olan bu saate ne zaman baksanız altında büyük bir turist Son olarak da dikkatleri üstüne çeken dans eden topluluğu olduğunu göreceksiniz. Siz de bu kalaba- evden bahsetmek istiyorum. Hollywood’un 1930’lu lığın arasına karışıp bu gösteriye tanık olabilirsiniz. yıllardaki ünlü dans eden çifti Fred Astaire ve Ginger Rogers’ı andırdığı için bu ismi alan eve uğramayı Meydan, birçok görkemli tapınağa da ev sahipliği yapıyor. İhtişamlı yapıları sayesinde büyülenmeden ve burada bir fotoğraf çektirmeyi unutmayın derim.

PRAG

148 | Prof il’17


GEZİ YAZISI

BUDAPEŞTE Budapeşte, Tuna Nehri’nin ikiye ayırdığı Buda ve Peşte şehirlerinin Zincir Köprüsü ile birleşmesi sayesinde oluşmuş bir şehirdir. Şehrin en güzel manzarasının görüldüğü yer olan Buda Kalesi gidilecek yerler listenizde yer alabilir. İçinde Macaristan Ulusal Galerisi, Budapeşte Tarih Müzesi ve Ulusal Szechenyi Kütüphanesi’ni de bulundurmasından dolayı kaleye geldiğinizde göz doyurucu yapılara tanık olacaksınız. Şehrin diğer yapıları savaştan tahrip olsa da Buda Kalesi ve çevresindeki binalar dokunulmadan günümüze kadar gelebilmiştir. Kale ile aralarında 10 dakika yürüme mesafesi bulunan Matthias Kilisesi de görkemiyle dikkat çeken tapınaklardan. Macar krallarının taç giyme törenleri burada yapılmış olduğundan tarihi önemi de büyük. Kilisenin yanında yer alan Balıkçılar Tabyası’na da uğrarsanız keyifli bir rota oluşturmuş olursunuz. İsmi eskiden burayı savunan balıkçılara saygıdan konulan eser, 7 kuleye sahip ve bu kuleler 869’da Macaristan olarak bilinen yere yerleşen 7 kabileyi temsil ediyor. Macarların Avrupa’ya gelişinin 1000. yılında inşa edilen ve Macaristan tarihinde önemli rol oynamış insanların heykelleriyle donatılmış Milenyum Anıtı ile ünlü. Budapeşte’de her turistin gittiği kaplıcalardan en ünlülerinden biri de Széchenyi Termal Hamamı. Tarihi binası ile sizi sadece şifalı sularından faydalandırırken göz zevkinize de hitap ediyor.

VİYANA “Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri” listelerinde hep üst sıralarda yer alan hatta 2018 yılında 1. seçilen Viyana kentini de Orta Avrupa turumuza katmazsak olmaz. Adım başı müzelere, tarihi binalara rastladığımız Viyana, sanat ve tarih meraklılarını memnun edecek. Şehirde birçok katedral olmasına rağmen Viyana’nın sembollerinden biri St. Stephens Katedrali olmuştur. Şehrin merkezinde olduğu için ister istemez yolunuz buraya düşecektir. Paskalya veya Noel dönemi öncesine denk gelirseniz bilet alıp katedralin içindeki konserlere katılabilirsiniz. Yaklaşık 700 yılda ev sahipliği yaptığı her imparatorun bir şeyler kattığı Hofburg Sarayı birçok dönemin de izlerini taşıyor. Sarayın her bölümü turistlere açık olmasa da Sisi Müzesi, İmparatorluk Evleri ve Gümüş Koleksiyonu bölümleri ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. Sigmund Freud’un kendi isimli müzesini gezmek size tarihin tozlu raflarında birkaç tur attıracak. Hastaları için bekleme odası bozulmadan müzeye dönüştürülmüş yani girdiğinizde gördüğünüz kırmızı koltuk Freud’un hastalarını ağırladığı o koltuk! El yazması notlarının olduğu kitaplık ve duvarda asılı duran ödülleri de müzede karşılaşacağınız eşyalarından.

Prof il’17 | 149


GEZİ YAZISI

BALKANLAR Ece Soylu ece.soylu@yildizik.com

VARNA Avrupa’nın doğusunda, Karadeniz’in batısında, Türkiyemize komşu bir ülke olan Bulgaristan; Balkanların karışık Trak, Slav, Türk, Bizans kültürüne sahip ve bu kültürüne sahip çıkan bir ülke. Ülkenin Karadeniz kıyı şeridinde yer alan şehri olan Varna, büyük bir Türk nüfusuna ev sahipliği yapmasının yanında yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan plajlara, mimari yapılara ve doğal güzelliklere sahip Bulgaristan’ın en büyük üçüncü şehri. Şehre Kırklareli’ne komşu il Burgaz’dan giderken hemen Varna il sınırındaki “Chudnite Skali” yani Görkemli Kayalar ile başlangıç yapılıyor. Kayalar doğal olduğu kadar adı gibi görkemli fakat eğer tırmanmayacaksanız fotoğraf çektirip yolunuza devam edebilirsiniz. Şehre giriş yaptığınız andan itibaren komünizm döneminden kalma eski apartmanlar ve binalar kafanızı karıştırmasın. Bu binaların ortak özelliği ise tek tip olmaları ve balkonlarının iç tarafta kalıyor oluşu. Şehrin plajlarında tertemiz berrak deniz ile kumsalın tadını çıkarabilir ve Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında yüzebilirsiniz.

150 | Prof il’17

Uygun fiyatlara sahip restoranlarda Türk ve Bulgar mutfağının birbiri içinde harmanlanmış en güzel yemeklerini yiyebilir, oldukça canlı gece hayatının tadını çıkarabilirsiniz. Aynı zamanda gösterişli Ortodoks ve Osmanlı mimarisinin izlerini takip edebilir; şehirde bulunan kiliselere, camilere, sinagoglara, müzelere ve diğer tarihi yapılara rehber eşliğinde gezi düzenleyebilirsiniz. Özellikle şehrin sembolü haline gelmiş olan Varna Katedrali ve hemen karşısındaki Opera Binası mutlaka görülmeli. Bunun yanı sıra Varna’ya gelmişken tarihi Roma hamamlarını ve Yunan Mahallesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Gezi sırasında ise dikkatinizi şehrin göbeğindeki hatır sayılır büyüklükteki park çekebilir. Park büyük ve oldukça yaşlı ağaçlardan oluşan eski ve hemen hemen her Avrupa şehrinde görülebilecek tarzda bir park. Gölgesinde serin serin gezebildiğiniz ağaçların yanı sıra içerisinde heykeller, çocuk parkları, mini konser alanları, bisiklet yolları ve evcil hayvanlarınız ile huzur içinde oynayabileceğiniz özel alanlar bulunmakta. Şehrin göbeğindeki bu küçük cennet durup nefes almak, sevdiklerinizle keyifli vakit geçirmek için inanılmaz güzel bir mekan.


GEZİ YAZISI

OHRİD UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Ohrid, Balkanlarda tercih edilen turistik kentlerin başında geliyor. Şehrin manzarasını yüksekten izleme fırsatı sunan Ohrid Kalesi, çıkarken verdiği zahmete kesinlikle değiyor. Gölde yapabileceğiniz bir başka aktivite de sandal kiralayıp gezmek. Ayrıca göl kenarındaki bir mekanda akşam yemeği yemek size eşsiz bir gün batımı izleme fırsatı sunacaktır. Şehrin içine daldığınızda ara sokaklardaki Safranbolu’yu andıran evleri, camileri, şehir mimarisi 500 yıl egemenlik sürmüş Osmanlı’nın izlerini taşıyor. Sokaklarda gezerken rastlayacağınız bir başka şey de 12. ve 13. yüzyıllardaki gibi kağıt üretimi yapan bir dükkan. Bu dükkana uğrayıp tarihten birkaç anı daha katabilirsiniz kendinize. Şehirdeki kilise sayısı tam bilinmese de Evliya Çelebi’nin dediğine göre burada “Yılın her gününe bir kilise düşer.” Ohrid’den Bitola şehrine yola çıktığınızda Sveti Naum Manastırı’na yolunuz düşecektir. Aziz Naum’un mezarının yer aldığı kilise, orijinalinin temelleri üzerine eklemeler yapılarak inşa edilmiş. Evinize dönerken hediye fikri arıyorsanız şehir size birçok alternatif sunuyor. Ohrid Çarşısı’ndan bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

BÜKREŞ Bulgaristan’a ve Tuna Nehri’ne komşu şehir Bükreş, Romanya’nın en büyük ve en modern şehri; aynı zamanda başkenti. Rumenler ve Romanlar’ın isim olarak birbirine karıştırılmasından dolayı söylemekte fayda var; Romanya’da toplam 620 bine yakın “çingene” yani Roman azınlık vatandaşı yaşıyor. Gerek mimari yapısı gerek refah seviyesi ile Bükreş, “Doğunun Paris’i” olarak anılmaktadır. Ülkenin resmi dini olmaması caddelere ve sokaklara da yansımış olmalı ki şehri gezerken gotik Katolik eserler ve şatafatlı Ortodoks eserler her yeri kaplıyor. Rumen halkının batıl inançları ve özellikle cadılara duyulan inançlarının da etkisiyle şehirde gezerken kendinizi masallar diyarında hissedebilirsiniz. Devasa Parlamento Binası önünde fotoğraf çekilebilir, Calea Victorieri’nde bulunan Ulusal Tarih Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Herastrau Parkı’nda ise yürüyüş ve tekne turu yapılabilir. Bunun yanı sıra Romanya’da olmayı güzel kılan şeylerden biri de Dracula Efsanesi. Bran şehrinde bulunan Dracula Şatosu gece bir başka ihtişamlı görünüyor. Aynı zamanda Türk mutfağına yakın olan Rumen mutfağını tadabilir ve sevdiklerinize hediyelik eşya alabilirsiniz.

Prof il’17 | 151


DENEME

.

)

Insanlıga Mektup Merhaba insan! Bir mektubum var sana, anlatmam gereken bazı şeyler var. Çoktandır içimde tutuyorum, belki uyanırsın diye. Evet, uyandın fakat çok şey kaçırdım. Günaydın ey insan! Bugün de ölümle sınandın. Ayşe, Ahmet, Ceren, Özge… Sahi, ne diye sesleneyim size? İnsanlık alıp başını giderken çok uzaklara, sizi de katıp götürdü yanında. Peki ya ne uğruna? Sevgili olmayan insan… Gidişat iyi değil. Zaman ilerledikçe sanki biz geriliyoruz. Bu kadar kötü olmayı nasıl başardık? Sevgileri bile yarına bıraktık. Artık kimselerin vakti kalmadı, durup ince şeyleri düşünmeye. Sen hissetmesen de benim sırtıma yüktür bu gidişat. Boynumda ağır vebaldir. Öfkeliyim sana evet, ama sen gibi bağırıp çağırmayacağım. Hoş, dinleyecek kadar yürekli değilsin. Sakın inkar etme, görüyorum, bir selam almaktan bile acizsin. Belki de mesele kendinle bile yüzleşmemendir, aynalara bile bakamıyorsundur belki kim bilir? Madem öyle, bir ayna alırım ben de elime. Otururum bir sokak çocuğunun yanına, hani o yüzüne bakmadığın. Es geçemezsin bu sefer, bırakmam. Vakit, yüzleşme vaktidir! Varoluşunun derinlerinde unuttuğun iyilik tohumlarını vicdan suyuyla yeşert artık. Yeşert ki sana “Sevgili İnsan!’’ diye hitap edebileyim. Öyle bir yere sürüklenmişiz ki, öyle bir güya “insanlık” ki bu, bir kadın kesiyor kara saçlarını, kara talihini kesip atmak umuduyla. Kaldır o saçları yerden, kanı yerde kalan onca masum kadın hatırına… Sessiz dostlarımı da es geçemem. Bunu en güzel, bir sokak köpeği olup karşına çıkarak yaparım. Dilim susmuş, duygularım gözlerimde, bir durup baksan ya gözlerime. Yine acıtabilir misin canımı? Başımı okşasan halbuki geçecek öfken. İnsan olmayı bile ben mi öğreteyim sana, insan? Bir kitaba bile öfkelisin. Yırtma, karalama, karaladığın geleceğindir, yapma işte. Oku. Öğren artık. Oku ki ırk savaşına girişecek kadar kararmış kalbin aydınlansın. Rengin kalbinden parlasın, teninden değil! Yerlere tükürme. Yerlere tüküren adamlar çiçekleri sulamıyor! Kendini bile sulamıyor ki. İçinde unuttuğun o tohumlar vardı ya bahsettiğim, iyilik tohumları, sulama vaktidir. Yeşereceğiz!

:

İşte tam bu noktada mutlak karanlık yoktur. Her şey gibi bu da bir yanılsamadır. Neden tedirgin bu insanlık, neden kasvetle dolu? Bir dur demeli, ışık yakmalı artık, gönlün en derinlerine… Üzülme sen ey çocuk! Gözlerindeki mitolojik anlatıya kabil kaldım. Senin için karnıma fideler diktim, umutlar yeşertsin diye ağıtına. Ulaşsın da göklere, yeşersin tüm insanlık adına. İyilik diyorum, ey insan! Denize atma, balıklara yem değildir. Taşı umudu, değirmene koşar gibi. Savrula savrula dokun tüm olmazlara. Başını okşamadığın çocukların ahı değil, kahkahası dolsun kesene. Düşeni kaldır, sarıl sımsıkı, bas insanlığı yaraya. Mektubum ulaştıysa sizlere, yazın en üst köşeye, “Görülmüştür.”

152 | Prof il’17

Eda Ozkan


GÜNDEM

2019’UN YAŞATTIKLARI Alara Aslan alara.aslan@yildizik.com

PLASTİK TÜKETİMİNE SON 1 Ocak 2019 itibariyle ülkemizde plastik poşetler ücretli satılmaya başlandı. Çevre kirliliğini önlemek adına atılan bu adımla ilk 6 ayda plastik poşet tüketiminde %78,4’lük bir azalma sağlandı. Vatandaşlar açısından belirli bir bilgi ve farkındalık seviyesi oluşturulduğu; toplumda bez çanta, file gibi çok kullanımlık taşıma ekipmanlarının kullanımının yaygınlaştığı ifade edildi.

YEŞİLÇAM’IN BÜYÜK KAYBI Türk sinemasının ve tiyatrosunun duayen ismi Ayşen Gruda, 23 Ocak’ta bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Yeşilçam’ın birçok filminde Kemal Sunal, Şener Şen ve İlyas Salman gibi önemli isimlerle rol alan usta sanatçı, kanser tedavisi görmekteydi.

154 | Prof il’17

Tuğba Akçay tugba.akcay@yildizik.com

NASA’DAN “İSMİNİ MARS’A GÖNDERELİM!” PROJESİ Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin(NASA) Mars görevi için başlattığı proje sosyal medyada büyük ilgi çekti. “İsmini Mars’a Gönder” projesine katılımda bulunan ülkeler arasında Türkiye 1., Rusya ise 21. sırada yer aldı. Başvuru yapanların isimleri Mars’a gönderilecek insansız izci aracında bulunan çiplere yazılacak.

İNSANLIĞIN ORTAK MİRASI KÜL OLDU! Fransa’nın başkenti Paris’te 850 yıllık tarihi Notre Dame Katedrali’nde yangın çıktı. Katedralin çatısının tamamen çöktüğü ve kulesinin yıkıldığı açıklandı. Yangın 8,5 saat sonra söndürülebildi. Tarihi yapının restoresi için büyük bir bağış toplandı.

FENERBAHÇE’NİN EFSANESİ CAN BARTU HAYATINI KAYBETTİ Türk futbolunun ve Fenerbahçe’nin tarihine geçen “Sinyor” lakaplı Can Bartu, 83 yaşında hayatını kaybetti. Fenerbahçe’de hem basketbol hem de futbol takımında forma giymeyi başaran ve kariyerinde birçok başarıya imza atan Can Bartu’nun ölümü sevenlerini üzüntüye boğdu.

ERCÜMEN’DEN BİR İLK DAHA Serbest dalış dünya rekortmeni Şahika Ercümen, 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında gittiği “Beyaz Kıta”da ilk dalışını yaparak tarihe geçti. Soğuğa karşı koruyucusu olmayan elbise kullanmayı tercih eden Ercümen’in dalışı sırasında hava sıcaklığı eksi 15, su sıcaklığı ise sıfır derece olarak ölçüldü.


GÜNDEM

TÜRK BASKETBOLUNDA BÜYÜK GURUR YOUTUBE’DA İLK KEZ 100 MİLYON ABONE T-Series, Hindistan’ın en büyük müzik üreticisi konumunda ve firmanın YouTube kanalı da büyük takipçi sayısına ulaştı. PewDiePie’ı abone sayısında geride bırakan kanal, YouTube tarihinin 100 milyon aboneyi geçen ilk kanalı oldu.

Türk Basketbol tarihinde bir ilk! Turkish Airlines Euroleauge Final Four’da ilk kez iki türk takımı yarı finale kaldı. Temsilcilerimizden Anadolu Efes, turnuvayı üçüncü olarak tamamlarken bir diğer temsilcimiz Fenerbahçe dördüncülük koltuğuna oturdu. Basketbol severlerin büyük heyecanla takip ettiği karşılaşmalar, ülkemize büyük gurur yaşattı.

UEFA SÜPER KUPA FİNALİ İSTANBUL’DA! OSCARLAR SAHİPLERİNİ BULDU Sinema dünyasının en prestijli ödülleri olan Oscar, 25 Şubat 2019’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. En İyi Film Oscarı Green Book’un olurken en çok Oscar kazanan film 4 dalda ödüle layık görülen Bohemian Rhapsody oldu.

Türkiye’nin UEFA organizasyonlarındaki 3. ev sahipliğini gerçekleştirdiği UEFA Süper Kupa finalinde Liverpool ve Chelsea İstanbul’da karşı karşıya geldi. Beşiktaş Vodafone Park Stadyumu’nda oynanan maçı Fransız kadın hakem Stephanie Frappart yönetti. Frappart, bu finalde ilk kez düdük çalan kadın hakem olarak tarihe geçti.

USTA OYUNCU ERDOĞAN SICAK HAYATINI KAYBETTİ! Oynadığı dizi ve filmlerle ekranların sıkı takipçisi pek çok insanın yakından tanıdığı Erdoğan Sıcak, hayatını kaybetti. KOAH ile mücadele eden usta sanatçı, 12 Şubat’ta tedavi gördüğü hastanede 79 yaşında hayata gözlerini yumdu.

CARRIE FISHER’IN ÖLÜMÜNDEN SONRA STAR WARS’A DÖNÜŞÜ 27 Aralık 2016’da hayatını kaybeden oyuncu Carrie Fisher, 20 Aralık’ta vizyona girmesi beklenen Star Wars 9’da seyirciyle buluşacak. Star Wars serisinde canlandırdığı “Prenses Leia” karakteriyle tanınan Fisher’ın ölümünden önce çekilen sahneler, serinin devam filminde ilk kez gösterilecek.

Prof il’17 | 155


r u n to s u cce s s www.koraykimya.com

Profile for ozgursenn

Profil'17  

Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü Profil Dergisi 17. Sayı 2019

Profil'17  

Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü Profil Dergisi 17. Sayı 2019

Profile for ozgursenn
Advertisement