Issuu on Google+

Cumhuriyet Edebiyat ı Genel Özellikler- Ak ımlar- Şairler- Yazarlar *Aruz ölçüsü bı rak ı lm ış t ı r. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullan ı lm ışt ır. * Dilde sadeleşme hareketi başar ıya ula şm ış ve İstanbul Türkçesi esas al ı nmaya başlanm ışt ı r. * Edebiyat ı m ı z İstanbul ayd ınlar ı n ı n tekelinden kurtulmaya ba şlanm ışt ır. Anadolu’dan ayd ı n yetişmeye başlam ışt ı r. * Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerle şmi ştir. * Uluslar aras ı düzeyde sanatç ı yetişmiştir. * Tiyatro ve deneme alan ı nda büyük geli şmeler gösterilmi ştir. * Bu dönemden itibaren farkl ı edebi toplulukla r ortaya ç ıkmaya başlam ışt ı r

BEŞ HECEC İ LER * Hecenin beş şairi ad ıyla da an ı lan bu sanatç ılar milli edebiyat ak ım ından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanm ışlard ı r. * Şiirde sade ve özentisiz olmay ı ve süsten uzak olmay ı tercih etmi şlerdir. * Beş hececiler şiire birinci dünya sava şı ve milli mücadele döneminde başlam ış lard ı r. * Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanm ışlar daha sonra heceye geçmişlerdir. * Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanl ı kla r ve yi ğitlik gibi temalar ı işlemişlerdir. * Hece vezni ile serbest müstezat yazmay ı da denediler. * M ısra kümelerinde dörtlük esasına bağl ı kalmad ı lar yeni yeni biçimler arad ı lar. * Nesir cümlesini şiire aktard ı lar ve düzyaz ıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.

* Beş hececiler şu sanatç ı lardan oluşmuştur: Faruk Nafiz Çaml ı bel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon

YED İ MEŞALEC İ LER * 1928’de kurulmu ştur. * Heceyi geliştirmek amac ıyla ortaya çıkm ışt ır. * “Canl ı l ı k, samimiyet ve daima yenilik” slogan ıyla hareket etmi şlerdir. * Varlaine, Mallerma gibi Frans ız şairleri örnek alm ışlard ı r. * Anadolu’yu yurtseverlik anlay ışıyla anlatmay ı dü şünmü şlerdir; ancak pek başar ı l ı olamam ış lard ı r. * Bunlar: Sabri Esat Siyavu şgil, Ziya Osman Saba, Ya şar Nabi Nay ır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray.

GAR İ PÇ İ LER ( I. YEN İ C İ LER * Cumhuriyet dönemi Türk edebiyat ın ı n belki de bütün Türk edebiyat ın ın en farkl ı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer alm ışlard ı r. * 1940 yıl ı na kadar gelen bütün şiir anlay ışına kar şı ç ıkan Orhan Veli, Oktay Rı fat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortakla şa “Garip” dergisini çıkar ı p bu ak ı m ı başlatm ışlard ı r. * Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir. * Şiir fikirleri aşı lamak işin kullan ı lmamal ı . * Şiirde anlam düz verilmeli. * Her konu şiire girebilmeli * Her insan şiirin konusu olabilmeli. * Şiirde söz ustal ığı , laf cambazl ığı na gerek yoktur.

* Şiirde önemli olan bütün güzelli ğidir.

MAV İ C İ LER * Atilla İ lhan’ ı n 1952–1956 yıllar ı nda ç ıkard ığı derginin ad ı olan “MAV İ” nin etraf ı nda toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatç ılar ı oluşturdu ğu guruptur.Bu sanatç ı lar, Garip Ak ım ı'na ve Orhan Veli’ye kar şı çıkm ış, şairane bir sanat anlay ışı n ı n temsilcisi olmu şlar.

*Daha sonra mavi dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçti ve Atilla İ lhan’ ı n savunduğu toplumsal geçekçili ğin (sosyal realizm) sözcüsü oldu.Dergi Nisan 1956’da çıkan 36. say ıdan sonra (son mavi) kapat ıld ı.

* Garip ak ı m ı na tepki olarak çıkm ışt ı r.

* Şiirin basit olamayaca ğı n ı zengin benzetmeli, içli, derin olmas ı gerektiğ ini savunmuşlard ı r.

İ K İ NC İ YEN İ C İ LER * 1950’lerde “Garip” ak ı m ı na tepki olarak ç ıkm ışt ır. * Şiirin düşürüldü ğü basitli ğe son vermek amac ıyla ortaya ç ıkm ışt ır. * Cemal Süreyya, İ lhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai Karakoç bu ak ı m ı n öncüleridir. * Sözcüklerin anlam ı değil söylenişi önemlidir. * Her şey insanla başlar insanla biter.

* Şiirin kendine göre bir dili olmal ı. * Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayr ılmal ı. * Önemli olan kelimelerin anlamla r ı değil, şairin ona yükledi ği anlamla rd ı r.

CUMHUR İ YET DÖNEM İ EDEB İ YATI GENEL AÇIKLAMA Cumhuriyetin ilan ı ndan sonra edebiyat ım ız, çağda ş anlay ışlar doğrultusunda gelişmesini başar ıyla sürdürmü ştür. Cumhuriyetin ilk yıllar ı nda “Beş Hececiler” olarak adland ı r ı lan şairler toplulu ğu, en parlak dönemlerini yaşamaktayd ı. Yine bu y ıllarda Kurtulu ş Sava şı’n ın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu’ya bir yönelim ba şlar.

Bu dönemin özelliklerini şöyle sıralayabilir iz:

1- Yaz ı diliyle konuşma dili aras ındaki fark ortadan kalkm ış dildeki sadeleşme çabalar ı aral ı ks ız olarak sürmü ştür.

2- Edebiyat ı m ız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanm ış gerçekçi bir anlay ış güdülmüştür.

3- Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü alm ış, şiirlerde de günlük konu şma dili kullan ı lm ış t ı r. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestle şmesi sağlanm ışt ı r.

4- Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli geli şmeler olmu ştur.

5- Cumhuriyetin kurulu şuyla 1940 ( İkinci Dünya Sava şı) y ıllar ı aras ında

eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat ak ım ın ın etkisinde tam anlam ıyla “yerli” ve “halka doğru” ; veya Bat ı’n ın, özellikle Frans ı z edebiyat ı n ı n etkisinde ki şisel yollar ı nda yürümü şlerdir.

Yine bu dönemde (1928) ortaya ç ıkan “Yedi Meşaleciler”, “Beş Hececiler” gerçeklere dayanmayan “memleket edebiyat ı” anlay ışına sahip olmakla suçlam ış lard ı r. Amaçlar ı “canl ı, samimim ve gerçekçi olmak” şeklinde açı klam ış lard ı r. “Yedi Meşaleciler” ad ın ı almalar ı n ı n nedeni ise “Yedi Meşale” adl ı derginin etraf ı nda toplanm ış olmalar ı ve bu adla ortak bir yapı t yayınlamalar ı d ı r.

Bu sanatç ı lar şunlard ı (Yedi Meşaleciler):

Vasfi Mahir KOCATÜRK Ziya Osman SABA Sabri Esat SİYAVU ŞG İ L Cevdet Kudret SOLOK Yaşar Nabi NAYIR Kenan Hulusi KORAY Muammer Lütfi BAHŞİ

1940 SONRASI EDEB İ YATI İ kinci Dünya Savaşı sonras ında “insan”, “yaşam” ve “dünya” aras ı nda güvenilir olmay ı gerektirir; yeni ortaya ç ıkan dünya görüşleri; sanat anlay ışım ızda köklü değişikliklere yol açar.

Hikaye, roman ve tiyatro eserlerinde “yurt” ve “köy” sorunlar ına yönelim

başlad ı .

1940 yıl ı nda Orhan Veli Kan ı k, Melik Cevdet Anday, Oktay R ıfat Horozcu, “Garip” adl ı bir şiir kitab ı yay ınlayarak yeni bir hareketi ba şlatt ılar. Buna “I. YEN İ Şİİ R HAREKET İ ” ad ı verildi. Amaçlar ı, şiirde iç ahengi yakalamt ı r. D ış ahenk ögesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatlar ı n şiir için zararl ı bulmu şlar ve şiirin kayna ğın ın bilinçalt ı olmas ı gerektiğ ini savunmuşlard ı r. “Şiir halka seslenmelidir” anlay ışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak alm ışlard ı r.

Daha sonralar ı ortaya çıkan ve “ İK İ NC İ YEN İ LER” ad ı verilen şairler ise “şiir için sanat ” anlay ışı na dayanan, sürrealizmden daha a şır ı bir soyutlama anlay ışı n ı sürdürmü şlerdir. Bu sanatç ı lardan baz ılar ı şunlard ı r: İ lhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan.

1940’tan Sonraki Türk Edebiyat ı nda Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal)Gerçekçiler: Bu ak ı m ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydal ı olmak istiyordu. İ lk ürünleri, Anadolu köy romanc ıl ığı d ır. Konular ı: i şçi- ırgat hayat ı ,s ın ı f çat ışmalar ı ,grev-lokavt gibi durumlar, toprak- su kavgalar ı...

Toplumsal Gerçekçiler Önemli Temsilcileri:

Kemal Tahir: Konular ı n ı cezaevi yaşant ılar ı ndan , Kurtulu ş Sava şı’ndan, eşkıya menk ıbelerinden ald ı. Gerçek bir Anadolu roman ı olu şturdu. Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana ...

Orhan Kemal:Hayat ı na girmi ş yüzlerce ki şinin kader ve direni şlerini yazd ı. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelli ğidir. Eserleri :Roman: Murtaza, Han ı m ı n Çiftli ği...Tiyatro:72.Ko ğuş...

Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insan ı n ı n hayat sava şlar ı n ı şiirli bir dille yazd ı. Tezli roman ı savunur. Folklor unsurlar ı ve güçlü do ğa tasvirleri görülür. Eserleri: Roman: İ nce Memet, Yer Demir Gök Bak ı r, Teneke...

Fakir Baykurt: İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayat ın ı yazm ışt ır. Eserleri: Roman: Y ılanlar ı n Öcü, T ı rpan, Kara Ahmet Destan ı...Hikaye: Can Parası

T İ YATRO Vedat Nedim Tör (Kör) Turgut Özakman (Duvarla r ı n ötesi, Sar ı P ınar) Güngör Dilmen (Midas’ ın Kulaklar ı ) Sermet Çağan (Ayak Bacak Fabrikas ı ) Cevat Fehmi Başkut (Paydos, Buzlar Çözülmeden, Harputta Bir Amerikal ı)

Deneme ve Eleştiri

Nurullah Ataç : Deneme, eleştiri yazd ı. Çeviriler yapt ı. Türkçe’nin özle şmesi için yılmadan savaşt ı. Yeni bir dil ve anlat ı m biçimi yaratt ı. Eserleri:Günlerin Getirdi ği, Okuruma Mektuplar... [COLOR="red"]

Suut Kemal Yetkin:[/COLOR] Edebiyat ın çeşitli konular ı nda özlü ve aç ık bir anlat ı mla yazd ı. Eserleri:Denemeler, Edebiyat Konuşmalar ı ...

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyat ında Deneme

Deneme dilinde çeşitli bilim, felsefe ve sanat dallar ı na ait terimlere yer vermekten ziyade halk çoğunlu ğunun ortak günlük konu şma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabas ı hâkimdir. Denemede bilimsel yazı lardaki kuruluk ve şematiklik bulunmaz. Dü şünce, şiirsel, ak ıc ı, samimî bir üslûpla sunulur. Bu bak ımdan deneme yaz ılar ı n ın geni ş halk yığınlar ı nca kolayca ve rahatl ı kla okunabilme özelli ği vard ır. Deneme yazar ı yazısın ı yazarken bir anlamda kendi kendisiyle diyalog içindedir. Kendi zihinsel âleminde düşünce temrinleri yapar.

Nurullah Ataç bu konuda şöyle der: "Yaz ı dilinin konu şma dilinden ba şka olması n ı isteyen dar görüşlüler dilediklerince tef insinler, devrik tümce giriyor, girdiyaz ı diline. Ben iste diğ im için değil, çağım ız istediği için.

Genci de ona gidiyor, yaşl ısı da. Yaşsızlar vard ı r, yaşsız, çağsız, tats ız tuzsuz, olu gibi yaşayanlar, bir onlar gitmiyor, gidemiyor konu şma diline. Konuşma dili, devrik tümce, yar ın ın canl ı, güzel ışıkl ı Turkçesi. Onun geldiğ ini göremeyen ler, sezemeyenler kendilerine ağlas ınlar!" (Nurullah Ataç, Günce, TDK Yay ınlar ı , Ankara 1972, s. 306). Tanzimattabir süre gazete ve dergilerde "musahabe" üstbaşl ığı alt ı nda deneme benzeri yaz ılar yazı lm ışt ı r. Ahmet Haş im Bize Göre (1928), Gurebahane- i Laklakan (1928); Refik Halit Karay Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), ilk Ad ım (1941), Uç Nesil Uç Hayat (1943), Makyajl ı Kad ın (1943), Tanr ıya Şikâyet (1944); Falih R ı fk ı Atay Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İ nanç (1965), Pazar Konuşmalar ı (1966), Kurtulu ş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplar ı n ı saymak mümkündür.

Sanat ve Edebiyat Konulu Denemeler Sanat ve edebiyat konulu denemelerin çoğu sistematik olmayan öznel birer eleştiri yaz ısı niteli ğ indedir. Onun için Türk edebiyat ında deneme ile eleştiri birbirinden ayr ı lmayacak ölçüde iç içe geçmi ş gibidir. Bizim burada deneme olarak ald ığı m ız pek çok örnek, ayn ı zamanda birer eleştiri yaz ıs ı olarak da görülebilir.

Şiir Bu bölümde yer alan denemeler, bütünüyle olmasa da a ğırl ıkl ı olarak şiir türüyle il gili olan ürünlerdir; birkaç örnek: Mehmet Salihoğlu Gun I şığına Ç ıkt ı kça (1975); Cemal Süreya Şapkam Dolu Çiçekle (1976); Oktay Akbal Önce Şiir Vard ı;

İsmet Özel Şiir Okuma K ı lavuzu (1980); Enis Batur Şiir ve Cinayet (1979)... Manzum- Mensur Kar ışı k Edebî Türlerle ilgili Denemeler Sanat ve edebiyat konulu deneme eserlerinin çoğu, şiir, hikâye, roman gibi değişik türleri içeren çal ışmalardan oluşmaktad ı r. Vedat Günyol Dile Gelseler (1966); De nemeler Eleştiriler (1964); Ahmet Hamdi Tanp ı nar Edebiyat Üzerine Makaleler (1969); Peyami Safa Sanat Edebiyat Tenkit (1970); Bedri Rahmi Delifi şek (1975); Mehmet Kaplan Buyuk Türkiye Rüyas ı (1969); Oktay Akbal Konumuz Edebiyat (1968), Yaz mak Yaşamak (1972), Istinye Sular ı (1973), Vatan Mahzun Ben Mahzun (1983)... Yedi Meş'aleciler aras ında yer alm ış olan Cevdet Kudret Bir Bak ı ma (1977); Memet Fuat Düşünceye Sayg ı (1968), Ça ğın ı Görebilmek (1982), Unutulmu ş Yaz ı lar (1986), Ko-nuşanToplum (1996), Da ğlarda Yüre ğim (1996), Özgünlük Avı (1996)... Şiiriyle tan ınm ış olan Sezai Karakoç Edebiyat Yaz ı lar ı I, II, II I, (1982), (1986), (1996); Hilmi Yavuz Denemeler Kar şı Denemeler (1988), Yaz ın Üzerine (1987); Suut Kemal Yetkin Edebi yat Konuşmalar ı (1944), Edebiyat Üzerine (1952), Günlerin Götürdü ğü (1958); Nihad Sami Banarl ı Şiir ve Edebiyat Sohbetleri (1982); Fethi Naci insan Tükenmez (1956), Ede biyat Yaz ı lar ı (1976); Nermi Uygur insan Açısından Edebiyat (1969); Adalet Ağaoğlu Başka Kar şı la şmalar (1997); Mehmet Kemal Denemeler Elemeler (1997); Melih Cevdet Anday Yiten Soz (1992).

Dil Konulu Denemeler Bu konuda yaz ı lm ış denemeler; dil felsefesi, dilin güncel sorunlar ı, eski dil, yeni dil, uydurmac ı l ı k, öztürkçecilik, yaşayan dil, halk ın konu şma dili, kültür dili gibi tartış malar ı ele al ı n ı r. Dilin sadeli ği; günlük hayatta, sosyal ilişkilerde ve sanat eserlerin deki önemini ele almaktad ı rla r. •

[COLOR="red"]Öz Türkçecilik Ak ım ın ı Savunanlar :[/COLOR] Bu

düşünceyi savunan başl ıca yazarlar ve eserleri şunlard ı r : Suat Yakup Baydur Dil ve Kultur (1952), Sebati Ataman'in, Dil Ç ıkmaz ı (1981); Emin Özdemir Oz Türkçe Üzerine (1969); Berke Vardar Dil Devrimi Ustune (1977) ve Tahsin Yücel'in Tart ışmalar (1994)...

Milletin Canl ı Konuşma Dilini Savunanlar :

Mehmet Kaplan Kultur ve Dil (1982); Nihad Sami Banarl ı Turkçenin S ırlar ı (1972); Peyami Safa Osmanl ıca -Türkçe - Uydurmaca (1970); Necmettin Hac ıeminoğlu Turkçenin Karanl ı k Günleri (1972); Ahmet Bican Ercilasun Dilde Birlik (1984)...

Dili Felsefî ve Kültürel Boyutuyla İrdeleyenler :

Nermi Uygur Dilin Gucu (1962); Aydı n Köksal Dil ile Ekin (1980); M.Bedri Gültekin Turkçenin Dunu ve Yar ın ı (1983)...

Felsefe Konulu Denemeler Bu gruba giren denemeler, genellikle felsefe eğitimi görmü ş ve bu alanda çal ış an bi lim adamlar ı taraf ı ndan yaz ılmaktad ı r. Nurettin Topçu Kültür ve Medeniyet (1970), İradenin Davas ı (1968); Nusret H ı z ı r Felsefe Yaz ı lan (1976, Türk Dil Kurumu 1977 De neme Ödülü), Geride Kalanlar (1987); İsmail Tunal ı Denemeler (1980)...

Şehir Konulu Denemeler Günümüzde Türk edebiyat ı nda ilk örnekleri şehrengizlerdir. İlk şehrengiz XVI. yüzyı lda Mesihî taraf ı ndan yaz ılm ışt ır. Kimi denemeciler, gezip gördükleri, yaşad ı klar ı şehirlerin tarihi, kültürü, gelenekleri, mimarîsi... üzerindeki görüşlerini kaleme alm ışlard ı r: Yahya Kemal Beyatl ı Aziz istanbul (1964); Nihad Sami Banarl ı istanbul'a Dair (1986); Samiha Ayverdi istanbul Geceleri (1971); Mitat Enç Uzun Çar şı n ın Ulular ı (1997 Antep'i anlat ı r); Hilmi Yavuz Şehirlerin iskeleti (1988), Beşir Ayvazoğlu Şehir Fotoğraflar ı (1997); Cengiz Bektaş Mimarl ı kta Eleştiri (1967)... Sosyal ve Siyasî Konulu Denemeler Siyasetçiler, gazeteciler, siyaset üzerine gözlemci ve izleyici olarak dü şünce üretenler hem güncel hem de evrensel nitelikli siyasal ve sosyal konularla ilgili düşüncelerini, kimi zaman, deneme türünde yazm ışlard ı r: Oktay Akbal Atatürk Yaşad ı m ı (1975);

Vedat Nedim Tör Kemalizmin Dram ı (1979); Nadir Nadi Atatürk ilkeleri Işı ğında Uyarmalar (1961), Olur Şey Değil (1981), Ben Atatürkçü Değilim (1982); Seyfettin Bulut Gençliğin Aray ışlar ı (1996); Hülya Yakut Üstünda ğ Sezgiler (1996)...

Psikoloji Konulu Denemeler Psikoloji biliminin verileri ışığında insanlar ı n gündelik ruhsal sorunlar ı yla ilgili düşünceler i şlenir. Bu tür çal ışmalar Doğan Cüceloğlu insan insana, Sefa Saygı l ı Strese Son (1996); Suna Tanaltay Sevdikçe, Çocuklar Ağlamas ın, Gençlik Sevgidir, Ben Sev giyim, Yaşam Nehri.

Kad ı n Konulu Denemeler: Özellikle kad ı n yazarlar, feminizm ak ım ın ın da etkisiyle kad ınlar ın sorunlar ı n ı , sosyal ve siyasî haklar ı n ı dile getiren denemeler yazmaktad ı rlar. Duygu Asena Kad ı n ı n Ad ı Yok (1987); Esra Nuray Sezer Bir Genç K ız Yetişiyor (1997); Gülay Atasoy Aile Huzuru (1994)...

Kar ışı k Konulu Denemeler Tarih, kültür, gündelik hayat, sanat, uygarl ı k gibi alanlara ait de ği şik pek çok konuda deneme yaz ı labilir: Ahmet Haş im Bize Göre, Gurabahane- i Laklakan;

Ahmet Hamdi Tanp ı nar Yaşad ığım Gibi; Cemil Meriç Bu Ülke (1974), Ma ğaradakiler (1978), K ırk Ambar (1980); Selahattin Batu (1905-1973) İnsan ve Sanat (1945); Ali Nihad Tarlan Kuğular (1970); Salah Birsel Kendimle Konuşmalar (1969), Salah Bey Tarihi, 1001 Gece Denemeleri; Enis Batur Alternatif Ayd ınlar (1985), Saatsiz Maarif Takvimi (1995)... Sabahattin Eyüboğlu Mavi ve Kara (1961), Sanat Üstüne Denemeler (1974); Ruşen Eşref Ünayd ı n Ayr ı l ı klar (1923), Boğaziçi Yak ından (1938); Yakup Kadri Karaoosmanoğlu Erenlerin Ba ğından (1922), Okun Ucundan (1940), Ergenekon (1929), Alp Da ğlar ı ndan (1942); Cevdet Kudret Benim Oğlum Bina Okur (1983); Azra Erhat Sevgi Yönetimi (1978); Nermi Uygur Güneşle (1969) Yaşama Felsefesi (1981), Kültür Kuram ı (1984)... Ferit Edgü Ders Notlar ı (1978. 1979 Türk Dil Kurumu deneme ödülü), Yazmak Eylemi (1980); Yusuf Çotuksöken Denemenin K ıy ılar ı nda (1992); Doğan H ı zlan Güncelin Çağr ıs ı (1997); Ahmet Altan Geceyar ıs ı Şark ı lar ı (1996);

Ahmet Tu r an Alkan, Yatağı na K ı rg ın I r m ak l a r (1998)...

1960'l ı Y ı lla rda Tü rk Şii r i

1960’l ı yıllara gelindi ğ inde İ kinci Yeniler şiir kitaplarını yayımlamayı sürdürdükleri gibi, daha önceki yıllarda şiirlerini yayımlayan Behçet Necatigil , Atilla İ lhan , Melih Cevdet , Oktay Rifat , Naz ı m Hikmet , Faz ı l Hüsnü

Dağ larca ve Ceyhun At ıf Kansu da bu yıllarda yeni şiir kitaplarını yayımlamışlardır. Kırmızı Uçurtma Ceviz ağaçlarının arasından Güneşo Eti işi araba Çekerken ikindi Tanrıçayı

Gün batısı yatağına Çıkıverdi bir kırmızı uçurtma Kâğıttan, yelden ve sevinçten. Çocuğun kulağı ikindide Yel geliyor mu? Yel nereden gelir? Yaz altını zerdalilerde Birikti durdu ceviz yapraklarının iyodunda Birden hışırdadı gökyüzü elişisi Bir yaprak düştü ve başladı yel. Yel bir yiğitlemedir kavaklara Ceviz dallarına bir okşama Omuz başlarına bir güzelleme Ve çıkıverdi bir uçurtma İki kanatlı gök kapısını açıp birdenbire Sevinçleme. Karıncalar içgüdüyle biriktirirler Yaz otlarından aşlarını Ve arıların biriktirdiği bal Bir içgüdü gizeğidir çiçeklerden Sen ey kırmızı uçurtma Bir düş birikimisin yaz göğüne. Ve bir kara omcada Alaca buğulu bir salkım üzüm Kızarır güneşin koyağında Yarın bir kızdır, büyür İkindi yelinin tarlasında Kırmızı gelinciğinde uçurtmanın. Ceyhun Atuf Kansu Bu yıllarda şiirlerini yayımlayan şairlerden biri,1940toplumcu şairler kuşağının en gençlerinden olan Ahmet Arif ’tir. Yankılar uyandıran,

halk şiiri , hece şiiri ve aruz la yazılmışşiirlerin söyleyiş özelliklerinin bir arada bulunduğu şiirlerini Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabında toplayarak yayımlamıştır.

1960'lı yılların toplumcu şarileri kimlerdir? Ahmet Arif ’le birlikte, Mutlu Olmak Varken adı altında bütün şiirlerini bir arada yayımlayan A. Kadir de toplumcu şairler kuşağının 60’lı yıllardaki temsilcisi olarak yer alır. A. Kadir’e toplumsal temaları işleyen şairler olarak Hasan Hüseyin ’le, Şükran Kurdakul ’u ekleyebiliriz. Hasan Hüseyin önce, kullandığı dil ve şiir dünyası nı algılaması bakımından Atilla İ lhan ’ın etkisinde kalmışsa da giderek kendi söyleşyişini bulmuş, Kavel, Kızılırmak, Temmuz Bildirisi adlı şiir kitaplarıyla toplumcu şiirde yeni örnekler vermiştir. Hasan Hüseyin bu üç kitabına Kızılkuğu, Ağlasın Ay Şafağı, Oğlak, Acıyı Bal Eyledik, Kelepçenini Karasında Bir Ak Güvercin... gibi kitaplarıyla yetmişli ve seksenli yıllara geçmiştir. Şükran Kurdakul da, şiirimizin geleneksel biçimleriyle yazdığı toplumsal şiirlerini topladığı Nice Kaygılardan Sonra, İzmir’in İçinde Amerikan Neferi, Giderayak, Halk Orduları kitaplarıyla altmışlı yılların şairleri arasına katılıp günümüze değin gelmiştir. 1960’lı y ıllar ın sonunda, yetmişli yılların başında İkinci Yeni hareketine tepkiler gösterilmeye başlandığıgibi,yeni toplumcu şairlerle karşılaşıyoruz. Bu yılların genç kuşağıolarak Metin Demirtaş , İsmet Özel , Süreyya Berfe, Ataol Behramoğlu ve Özkan Mert’i görüyoruz. Şiir kitaplarını aynı yıllarda yayımlayan bu şairler arasında İkinci Yenilere karşı çıkanlar Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, Özkan Mert ve İsmet Özel olmuştur.

İ kinci Yeni Akımına karşı çıkan şairler kimlerdir? Bir Gün Mutlaka adlı kitabıyla adını duyuran Ataol Behramoğlu , Yolculuk, Özlem ve Kavga Şiirleri, Ne Yağmur Ne Şiirler, İyi Bir Vatandaş Aranıyor, Kızıma Mektuplar, Eski Nisan, Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum, Bebeklerin Ulusu Yok, Yaşayan Bir Şiir kitaplarıyla günümüze gelmiştir. Süreyya Berfe şiirlerini Gün Ola, Savrulan, Hayat ile Şiir, Ufkun Dışında adlı dört kitapta toplamıştır. Daha önce yayımladığıGeceleyin Bir Koşu’dan sonra yetmişli yılların yazarları arasına Evet İsyan’la katılan İsmet Özel, bu kitabına Cinayetler Kitabı, ilk üç kitabını bir arada bastırdığı Şiirler, Celladıma Gülümserken, Erbain’i (4 kitabı bir arada) eklemiş-tir. Kitaplarını yetmişli yıllarda yayımlayarak Cumhuriyet dönemi şiirinde yer alan ve yankı uyandıran şairler olarak da Can Yücel , Ali

Püsküllüoğlu , Eray Canberk , Özdemir İnce , Ahmet Oktay , Hilmi Yavuz , Gülten Ak ın , Refik Durbaş , Sennur Sezer ve Nihat Behram dikkati çekerler. Şiirimizde toplumsal yergiye güncelleştirerek canlılık kazandıran, kullandığı kendine özgü sözcüklerle yarattığı yeni bir gülmeceyi lirizmle birleştiren Can Yücel ilk şiir kitabı Yazma’yı 1950’deyayımlamakla birlikte onu izleyen Sevgi Duvarı’nı yetmişli yılların başında yayımlayarak bu yılların şairleri arasına katılmıştır. Bu kitaplarını izleyerek şiirlerini on kitapta toplamıştır. Şiir kitaplarını ellili yıllarda yayımlamaya başlayarak Unutma Onları’yla bu yılların şairleri arasına katılan ve şiirlerini topluca Babadat’ta yayımlayan Ali Püsküllü- oğlu ; ilk şiir kitaplarını yine ellili yıllar ın sonlarına doğru yayımlamaya başlaya-rak, Kırmızı Karanfil, Ağıtlar ve Türküler, Seyran Destanı ile yetmişli yıllarda dikkatleri çekip, bütün şiirlerini Toplu Şiirler’de bir arada yayımlayan Gülten Akın; Kiraz Zamanı ile bu yılların şairleri arasına katılıp, Toplu Şiirler, Uykusuzluk ve Mavi Hayy’la günümüze gelen Özdemir İnce ; şiirlerini altmışlı yılların sonlarına doğru yayımla-maya başlayarak, Sürgün adlı kitabıyla yetmişli yılların sonlarında şiirlerini okuyuculara sunup, Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi, Kara Bir Zamana Alınlık, Yol Üstündeki Semender, Ağıtlar ve Övgülerle günümüze gelen Ahmet Oktay ; Bedrettin Üzerine Şiirler ve Doğu Şiirleri’ yle yetmişli yıllarda tanınıp , II Cilt Toplu Şiirler, Gülün Ustası Yoktur , Erguvan Sözleri’yle günümüzde de şiirlerini yayımlamayı sürdüren Hilmi Yavuz , şiirimizi gerek biçim gereksesöyleyiş özellikleri ve temalar bakımından İkinci Yeniler’in şiirlerinden tamamen sıyırarak toplumcu görüşe yönelmişlerdir. Aralarında Hilmi Yavuz, uyak düzeni, kullandığı sözcükler ve benzetmeler, söz dizimi

yönünden Divan Şiiri ni yeniden canlandırma denilebilecek özgün şiirler yazmıştır. Bu şairlerle birlikte,1960’lı yılların başında, Gecekondu adlı kitabıyla adını duyurup ona Yasak'ı ekleyen Sennur Sezer, toplumsal konulara değinen bir şair olarak görünürken, 70’li yılların şairleri arasına katıldığıDirenç’te topladıklarında ve onu izleyen şiirlerinde yalın bir söyleyişle içten uygularla yazdığışiirlerini yayımlamıştır.

1970'li Yıllarda Türk Şiiri 70’li yılların başında Kuytu Sular’la şiirlerini tanıtan Eray Canberk , şiirlerinde ele aldığı kişisel ya da toplumsal temaları içten bir duyarlılıkla diline de özen göstererek yazmıştır. Yüreğinin Burkulduğu Zaman’la seksenli yıllara geçen Canberk Eskimiş Yalnızlığa ve Ebrular’la günümüze gelmiştir.

1970'li yılların toplumcu şairleri kimlerdir? Refik Durbaş’la Nihat Behram bu yılların toplumcu şairleri olarak görülüyorlar. Refik Durbaş 70’li yılların sonunda yayımladığıSiyah Bir Acıda kitabıyla bu yılların yazarları arasına girmiş, Çırak Aranıyor ve Menzil’le günümüze gelmiştir. Şiirlerinde 12 Mart olaylarını yansıtan bir şair olarak dikkati çeken Nihat Behram, Hayatımız Üzerine Şiirler’ le adını duyurduktan sonra, şiir yazmayı sürdürmüş, Yeniden Kendi Şehrim’le günümüze gelmiştir. 70’li yılların şairleri arasında, Akdeniz, Mor, Dört Kişiydiler Bir de Ben, Yeryüzünün Yü-reği, Yerdeli Gökdeli, Zeytinli Fırın Sokağı, Güz Ey, Fide adlı kitaplarıyla toplayan Cengiz Bektaş ’ı Sihiyadan Nara’ya, Dünyaya Bakış, Bir Nisan Akşamında kitaplarıyla Ergun Evren’i eklemek gerekir. İnanç Çiçekleri Her yanımız çiçek -Sevmek-çiçekleri Yaşamayı sevmek Çalışmayı sevmek Sevmek işimizi Elimizin usumuzun emeğini Dolu dolu Yüreğimiz titreyerek Sevmek işimiz Bizden olanı Dosdoğru sevmek "Dostuna dost düşmanına düşman" Olmayı bilerek İşimiz sevmek Yerimizi yurdumuzu Suda yelde ateşte Sevmek birliğimizi ( Cengiz Bektaş )

1980'li Yıllarda Türk Şiiri 1980’li yıllara geldiğimizde, bu yılların genç şairleri olarak ilk dikkati çekenler Yaşar Miraç, Ozan Telli, Abdülkadir Bulut ve Ahmet Ada oluyor. Bu şairlerin özelliği halk şiirinden, dilinden ve kültüründen yararlanmalarıdır. Yaşar Miraç, Trabzonlu Deli-kanlı, Ozan Telli, Şahince adlı şiir kitaplarını bu yılların başında yayımlayarak geniş bir okuyucu kitlesini etkileyip, aynı çizgide yazdıkları şiirlerini yayımlamayı sür-dürmüşlerdir. Ahmet Ada Taş Plak Gazeller’le günümüze geldiği gibi, Abdülkadir Bulut’un şiirleri ölümünden sonra Ülkemin Şiir Atlası adıyla yayımlanmıştır. 80’li yıllarda genelde, değişik bakış açılarıyla toplumun acılarını yansıtmakla birlik te, değişik temalara değinen yer yer alaysılama ve gülmeceyi kullanan şairler olarak, Abdülkadir Budak, Ali Cengizhan, Metin Altıok, Ahmet Telli, İsmail Uyaroğlu, Ahmet Erhan, Güven Turan, Tuğrul Tanyol, Erdoğan Alkan, NeşeYaşın, Nurer Uğurlu, Adnan Özer, Hüseyin Yurttaş, Gültekin Emre, Enis Batur, Hüseyin Atabaş, Metin Demirtaş, Şükrü Erbaş, Salih Bolat, Enver Ercan en çok dikkati çeken şairler arasında yer alıyorlar.

1990'lı Yıllarda Türk Şiiri 90’lı yıllarda bu şairlere kendilerinden söz ettirenler olarak Turgay Kantürk, Gülsüm Akyüz, Metin Cengiz, Sina Akyol, Sunay Akın, Hulki Aktunç, Güngör Tekçe, Akgün Akova, Muzaffer Erdost, Ali Asker Barut, Melisa Gürpınar, Ersin Salman gibi adlar eklenmiştir. Kuş Çiçek Geldi mi desem geceyarısı Gelecek mi desem

Ay ışığıçağların sevgisidir ulaşır Sana dek mi desem

Özlemden kim ölmüşsekorkunç değil Son solukları kelebek mi desem

Yüz bin parlasalar da seni anlatır hep Yıldızlar tek mi desem

Kuşmu desem yalnızlığıma şimdi Çiçek mi desem

Faz ı l Hüsnü Dağlarca

Özet Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki şiirde Milli edebiyat döneminin şairleri etkilidir. Kurtuluş Savaşının acıları, yeni kurulan devletin sorumlulukları şiirde kendini lirik bir idealizm olarak gösterir. Şiirde zamana dikkat çekilir, içerik zenginleşirken dış yapı özellikleri yavaş yavaş bırakılır. Önce serbest müstezat la bozulan şiir dizesinde kırılmalar çoğalır. Konular toplumsallaştıkça şiir ; ölçü, uyak gibi ögelerden kurtulur. Cumhuriyet döneminin ilk topluluğu Yedi Meşaleciler 'dir. Amaçları şiiri tek düzelikten kurtarmaktır, fakat Ziya Osman Saba dışındakiler pek başarılı olamamışlardır. Cahit Sıtk ı Taranc ı ile Faz ı l Hüsnü Dağlarca çok kendilerine özgüdürler. Cumhuriyet döneminin ikinci topluluğu; Orhan Veli, Oktay Rıfat ile Melih Cevdet Anday'dan oluşan Birinci Yeniler (Garipçiler )dir. Şiirden ölçü , uyak atılır. Şiir diline konuşma dilinin yakınlığı getirilir. Konunun da şairane olması gerekmez, sokaktaki adam şiire girer. Garip etkisi bugünkü şiirimizde bile görülür. 1950'lerden sonra toplumsal konulardan uzaklaşan şairler imgeye ya da alaylamaya yönelirler. Cumhuriyet döneminin üçüncü topluluğu İ kinci Yeniler 'dir. Birinci Yeniler karşıt olarak yeniden dış yapıda biçime, konuda seçiciliğe ve anlatımda şairaneliğe yönelirler. 1960'lı yıllarda Naz ı m Hikmet 'in kitaplarının yayınlanmasıyla yeni bir toplumcu şair kuşağı yetişir. Can Yücel şiirin lirizmi içine gülmeceyi sokmayı başarır.

1. Giriş - Roman Cumhuriyet dönemi yazarları hemen hemen 1940'lı yıllarda yetişmeye başladıkları için 1923-1940arasında daha önceki yıllardan bu yıllara geçen yazarları görüyoruz. Ancak bu yazarlardan kimileri kendi dönemlerindeki sanat anlayışını sürdürdüklerinden, onlara Cumhuriyet dönemi yazarları arasında yer veremiyoruz. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Rahmi bu yazarlar arasında adları ilk akla gelenlerdir. Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun roman örneklerini bu yıllarda veren yazarları ise bu dönemin ilk yıllarının yazarları olarak değerlendirebiliriz.

2. Cumhuriyetin İlk Yılları Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yazarlar, genellikle topluma eğilmişler, birtakım gerçekleri aktarmak istemişlerdir. Aralarında, sorunlara çözüm getirmeye çalışanlar ya da eleştirenler olmakla birlikte, gerçekçilik, daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini yansıtmak, sergilemek çizgisinde kalmıştır. Bu yılların üç önemli yazarı Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin'dir. Bu üç yazar, Tanzimat döneminde başlayan köye ve Anadolu'ya yönelmeyi, açılmayı bilinçli olarak geliştirmişlerdir. Aralarında Anadolu'yu çocukluğundan başlayarak tanıyan Reşat Nuri (1883-1957), en çok Anadolu'nun bilinmezlik içinde oluşundan etkilenmiştir. Çalıkuşu, Kan Davası, Yeşil Gece,Acımak, Kavak Yelleri onun Anadolu'ya ilgili romanlarıdır. Anadolu'nun değişik sorunlarıyla birlikte toplumu ilgilendiren değişik sorunlara da değinen yazar, Kızılcık Dalları, Miskinler Tekkesi ile Son Sığınak'ta bu konuları ele almıştır. Gizli El, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Acımak ise eğitimle birlikte toplumdan aileye yöneldiği zamanlardır. Birçok yazar gibi istibdat yıllarından etkilenen Reşat Nuri, Damga, Harabelerin Çiçeği, Gökyüzü zamanlarında da bu konuya değinmiştir. Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi ile Bir Kadın Düşmanı'nda ise bireysel konular ele alınmıştır. Genelde topluma yönelik bir yazar olan Reşat Nuri, Türkçe'yi özen göstererek kullanmıştır. Yakup Kadri (1889-1974) ve Halide Edip (1884-1964) Anadolu'yu savaş yıllarında tanımışlardır. İlk dikkati çeken roman Ziya Gökalp'in etkisiyle yazdığıYeni Turan olan Halide Edip Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye adlı romanlarıyla Anadolu'ya açılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Anadolu'nun çeşitli sorunlarını yansıtan bu iki romandan sonra, Zeyno'nun Oğlu'yla Doğu Anadolu'ya Diyarbakır'a değin uzanır. Dönen Ayna'da ise Anadolu'yu, köylü ve İstanbul'lu karşılaştırmasını buluruz. Halide Edip'le bütünleşmiş olan Sinekli Bakkal ve Tatarcık da töre romanları olarak dikkati çekerler. Romanlarının baş kişilerini genellikle, güçlü, sırasında erkeklere egemen olan kadınlardan seçen Halide Edip'in değişik konulu romanları; Handan, Seviye Talip, Kalp Ağrısı, Zeyno'nun Oğlu, Yolpalas Cinayeti, Sonsuz

Panayır, Dönen Ayna, Hayat Parçaları, Çaresiz, Kerim Usta'nın Oğlu, Son Eseri ve Akile Hanım Sokağı'dır. Yakup Kadri'nin, Anadolu'ya açılışının ürünü Yaban'dır. Olaylarının, Eskişehir, Kütahya, Simav dolaylarında geçtiği romanda Milli Mücadele yıllarının Anadolu'su verilirken, köyün ve köylünün durumu yansıtılır. Yaban'ı izleyerek Ankara'da da Milli Mücadele yılları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sı verilerek bir kalkınışın öyküsü anlatılır. Yakup Kadri'nin romanlarında genellikle toplumun geçirdiği tarihsel evreleri buluruz. En son yayımlanan roman olmakla birlikte Hep O Şarkı, Abdülmecit, Abdülaziz, V. Murat dönemleriyle Abdülhamit döneminin yirmi yılını vererek, Kiralık Konak romanının temelini oluşturur. Kiralık Konak romanında yazar, Tanzimat döneminden başlayarak, kuşaklar arasındaki çatışmayı veriyor ve çöküşü sergiliyor. İzleyen romanlarda Cumhuriyet dönemine gelindiğini görüyoruz. Bir Sürgün ve Hüküm Gecesi'nde II. Abdülhamit dönemini, Sodom ve Gomore'de İstanbul'un işgal yıllarının, Panaromalar (Panaroma I, Panaroma II)'da Cumhuriyet'in ilanından 1952'ye değin geçen yılların değerlendirilmesi yapılmıştır. Nev Bahar ise tekkelerin yozlaşmasını yansıtır. Bu yılların anılması gereken öteki yazarları olarak; daha çok aşkı ve kadınları konu alan Yezidin Kızı, 2000Yılın Sevgilisi, Bu Bizim Hayatımız, Nilgün .... gibi romanlarıyla tanıman Refik Halit Karay (1888-1965), konularını halkın yaşayışından alan romanlar yazan, Bir Şoförün Gizli Defteri, Yayla Kızı, Dikmen Yıldızı romanlarıyla tanınan Aka Gündüz (1886-1958); psikolojik romanın olgun örneklerini veren, SözdeKızlar, Fatih-Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Yalnızız romanlarıyla dikkati çeken Peyami Safa (1899-1961); toplum sorunlarıyla uğraşan yazarlar arasında yer alan, Çulluk, Çoban Yıldızı, Ak Saçlı GençKız, Su Sinekleri romanlarıyla ün kazanan Mahmut Yesari (1895-1945); kahramancılık duygularını ve ulusal duyguları bir aşk öyküsüyle birlikte işleyerek, okuyucularının duygularını iki yönde etkileyip, özellikle Dağları Bekleyen Kız, Allah'a Ismarladık romanları çok okunan Esat Mahmut Karakurt (1902-1977); toplumsal konuları gülmece yoluyla okuyucularına yansıtan, Meşhedi ile Devr-i Âlem, Beyaz Şemsiyeli, Kundakçı, Şakir Efendi'nin Gelini en çok tanınan romanları olan Ercüment Ekrem Talu (1888-1956) sayılabilir. Bu yılların kadın yazarları olarak da şairliğiyle ün kazanan Halide Nusret Zorlutuna (1901-1984) Küller, Gül'ün Babası Kim, Büyükanne, Aydınlık Kapı .... gibi romanlarıyla, yine şairliğiyle tanınan Şükufe Nihal (Başar) (1896-1973)'i Renksiz Izdırap, Yakut Kayalar, Çöl Güneşi, Yalnız Dönüyorum ... romanlarıyla; roman yazarı olarak tanınan ve en çok Münevver, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Nedret romanlarıyla tanınan Güzide Sabri (Aygün) (1886-1946) ileAydemir, Pervaneler romanlarıyla Müfide Ferit Tek (1892-1971) sayılabilir. Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki gözlemedayanan gerçekliğin, 1930-1940yılları arasında toplumcu gerçekçiliğe yönelmeye başladığını görüyoruz. Sadri Ertem (1898-1943) ve Sabahattin Ali (1906-1948) toplumcu gerçekçiliği bilinçli bir biçimde savunan, 1950'den sonra yetişen yazarlara öncülük eden yazarlar olarak görünüyorlar. Sadri Ertem, adını kamuoyuna duyuran ilk romanı Çıkrıklar'da önemli bir konuya değinmiştir. Yazar, romanında bir yandan Avrupa'dan ucuz malların gelişi, öte yandan endüstride başlayan gelişme nedeniyle çıkrıkların, dokuma tezgâhlarının durmasının yarattığı işsizlik sonucu köyden kente başlayan göçü ele almıştır. Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları'nda ise Tanzimat döneminde kendini gösteren, toplumumuzdaki sarsıntıların başlangıcına inilir. Sabahattin Ali'nin ilk romanı olan Kuyucaklı Yusuf, kasaba romanı örneği olarak da ilklik taşır. Yazar, romanında bir kasabanın toplumsal yapısını, aşk öyküsüyle süsleyerek verir. Kuyucaklı Yusuf'ı uzleyerek yayımlanan İçimizdeki Şeytan'da II. Dünya Savaşıöncesi İstanbul'da aydınlar arasındaki değişik yönlerde yapılan tartışmaları, Kürk Mantolu Madonna'da da bir aydının çevresi ve ailesiyle olan uyuşmazlığı, bu uyuşmazlığın nedenleri verilir. Bu yıllarda romanımıza değişik konuların girdiğini görüyoruz. Değişik konuları ele alan yazarlardan biri olan Memduh Şevket Esendal (18831952), ilk romanı olan Miras'ta II. Abdülhamit döneminde İstanbul'da yaşayan bir paşa ailesinin yaşamını ele alırken Ayaşlı ile Kiracıları'nda ve tamamlanmamışromanı olan Vassaf Bey'de Cumhuriyet'in ilânından sonra, 1930'lu yılların Ankara'sında yeni bir yaşamın başlayışını yansıtan; Mithat Cemal Kuntay (1885-1956) tek romanı olan Üç İstanbul'da Abdülhamit'in istibdat yönetiminin son yıllarından başlayarak, II. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ile Mütareke yıllarının İstanbul'unu verir. Bu yılların öteki yazarlarının da genel olarak romanlarında II. Abdülhamit döneminden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllara değin geçen süreyi konu edindikleri görülüyor. Kıvırcık Paşa,Sülün Bey'in Hatıraları, PembeMaşlaklı Hanım romanlarıyla Sermet Muhtar Alus (1887-1952); Toprak Kokusu, Despot, Yolgeçen Hanı, Ağlama Duvarı ile Reşat Enis Aygen (1901-1984); Sultan Hamit Düşerken, Kıskanmak ve Eve Düşen Yıldırım'la Nahit Sırrı Örik (1895-1960) bu yılları değişik yönlerden yansıtan yazarlar olarak görünürler. Osman Cemal Kaygılı (1890-1945) ise Çingeneler adlı romanıyla edebiyatımızda ilk kez İstanbul'da sur dışı mahallelerdeki yaşayışı, özellikle çingenelerin yaşayışını vermiştir. Daha çok aşk romanlarıyla tanınan Kerime Nadir (1917-1984) ile Mükerrem Kamil Su (1900- ) bu yılların kadın yazarları olarak yer alırlar.

3. 1940'lı Yıllar 1940'lı yıllara gelindiğinde, ilk romanların İkinci Dünya Savaşıyıllarında yayımlamaya başlayan yazarlarda toplumsal kaygının ağırlık kazandığı, toplumsal konuların çeşitlendiği dikkati çekiyor. Konuların çeşitlenmesinde; katılmayıp sıkıntısını çektiğimiz savaş, yeni siyasal dönem, yazarlarını yeni konulara eğilmeye yöneltmiş, özellikle edebiyatımızda "köy edebiyatı" olarak adlanıdırılan ve 1970'edeğin genişleyerek süren köy ve köylünün sorunlarına eğilen yazarlarıda bu yıllarda yetişmişlerdir. İlk romanlarını bu yıllarda yayımlayan topluma yönelik gerçekçi yazarlar olarak Cevdet Kudret Solok (1907-1992), Kemal Bilbaşar (1910-1983), Samim Kocagöz (1916-1993) ve Faik Baysal (1918) günümüzden Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) ile, Abdülhak Şinasi Hisar (1888-1963) geçmişle olan ilişkileri yönünden değişiklik gösterirler. Halikarnas Balıkçısı (1886-1973) da Cumhuriyet dönemi romanına ilk kez deniz insanlarıının getirişiyle dikkati çeker. Cevdet Kudret, Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlarını taşıyan üç romanında, romanın başkişisini eksen olarak, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşıve izleyen yılların bir pamaromasını çizer. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve hemen bu yılları izleyen Şeyh Sait isyanı sırasında Doğu Anadolu'yu ele alan Cemo(1966) ve Memo (1968) romanlarıyla tanınan Kemal Bilbaşar, Kölelik Dönemeci'nde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki Kaynarca Antlaşması'ndan sonraki yıllara döner. Bedoş,II. Meşrutiyet'in ilanı, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, İstanbul'un işgali, arkasından Kurtuluş Savaşı'nın kazanılışı yıllarını kapsar. İlk romanı Denizin Çağrısı'nda da yoksul bir öğretmenin yaşamı anlatılır. Değişik toplumsal konuları ele aldığı öteki romanları, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü ve Zühre Ninem'dir. Samim Kocagöz, daha çok kendi memleketi olan Sökeyöresini ele aldığı romanlarıyla dikkati çeker. Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikayesi, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz bu özelliği taşıyan romanlarıdır. Kalpaklılar ve Doludizgin, Kurtuluş Savaşı'nın ponoromasını çizen romanlar olarak dikkati

çekerler. İzmir'in İçinde ve Tartışma ise 27 Mayıs 1960'a 12 Mart 1971'egeliş nedenlerini ele alışlarıyla bu konulara değinmedeilklik taşırlar. Faik Baysal, ilk romanı Sarduvan' da bir köy romanı yazarı gürünümündedir. Onu izleyen Rezil Dünya ve Drina'da Son Gün ise II. Dünya Savaşı yıllarını kapsayan romanlarıdır. Bu romanlarına Ateşi Yakanlar eklenmiştir. Roman yazma yönteminde değişiklik yapmaya başlayan ilk yazarımız olan Ahmet Hamdi Tanpınar, romanlarında insana ve zamana önem vermiştir. Mahur Beste, Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, bireyden hareketle, hemen hemen Tanzimat döneminden başlayarak, Milli Mücadele yıllarını da içine alan romanlardır. Huzur romanı yöntem bakımından bilinç akışının ilk uygulanış özelliğini taşır. Tanpınar için önemli olan geçmişte sahip olduğumuz kültür ve sanat değerleridir. Abdülhak Şinasi Hisar ise Fahim Bey ve Biz, Çamlıca'daki Eniştemiz, Ali Niyazi Bey'in Alafrangalığı ve Şeyhliği romanlarında, kendisinin de tad alarak yaşadığı, geçmişte kalan yaşayışa duyduğu özlemi dile getirir. Halikarnas Balıkçısı, ilk romanı Aganta Burina Burinata'da küçük yaşta başlayan deniz tutkusunu dile getirirken, Uluç Ali ve Turgut Reis'te Osmanlı İmparatorluğu'nu denizlerde sınırlarını genişletmek için yaptığı savaşları anlatır.

4. 1950'li Yıllar 1950'li yıllara gelindiğinde İkinci Dünya Savaşıyıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başladıkları görülüyor.

Yaşar Kemal (1922), Orhan Kemal (1914-1970), Fakir Baykurt (1929), Talip Apaydın (1926), Kemal Tahir (1910-1973) bu konuların önde gelen yazarları olarak yer alırlar. 1950-1960yılları olarak, İlhan Tanus (1907), Necati Cumalı (1921), Tarık Dursun K. (1931), Oktay Akbal (1923), Tarık Buğra (1918-1996), Aziz Nesin (1915-1996), Attila İlhan (1925) ve Cengiz Dağcı (1920) sayılabilirler. Köy çıkışlı yazarlar arasında adı ilk akla gelen Yaşar Kemal, ilk romanı Teneke ile Çukurova'yı yazmaya başlamışonu, alışılmış eşkiya tipini değiştiren İnce Memed I, II, III, IV izlemiştir. Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu (Dağın Öte Yüzü I, II, III), Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf (Akçasazın Ağaları I, II), Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı, Kanun Sesi (Kimsecik I, II, III), Yılanı Öldürseler, Höyükteki Nar Ağacı; Çukurova ile çevresini doğası, yaşam koşulları ve insanıyla anlattığı romanlarıdır. Yazar bu romanlarında özellikle yöre dilini kullanmaya özen göstermiştir. Binboğalar Efsanesi ve Ağrıdağı Efsanesi'yle destansı roman örnekleri veren Yaşar Kemal, Çakırcalı Efe'de Batı Anadolu'ya yönelmiştir. Gözlemlerine dayanarak Çukurova'yı yazarken bir yandan da 1951'de İstanbul'da içine girdiği yeni çevreyi, bu çevrede yaşayan insanları, sorunlarını gözlemlemeyi sürdürmüş, bu gözlemlerin sonucu olarak, İstanbul ve çevresini yansıtan Deniz Küstü, Al Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar Da Gitti romanları ortaya çıkmıştır. Son romanı Fırat Suyu Kan Akıyor Bir Baksana (Bir Ada Hikayesi I) ile yeni bir çizgide görünüyor. Yine Adana yöresinden olan Orhan Kemal de romanlarında yaşadığıyöreyi yansıtmıştır. Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile ve Dünya Evi romanlarını büyük ölçüde yazarın yaşamından çizgilerle oluşmuştur. Daha çok geçim sıkıntısı çeken insanların yaşayışına eğilen yazarın Gurbet Kuşları, Bereketli Toprakları Üzerinde, Kanlı Topraklar Murtaza, bu konuyu ele aldığı romanlarıdır. Eskici ve Oğulları, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği'nde ise yoksulluğun aile yaşayışını etkileyişi ele alınmıştır. Romanlarında konu çeşitliliği görülen yazar; Bir Filiz Vardı, Küçücük, Yalancı Dünya, Sokaklardan Bir Kız'da genç kızların değişik nedenlerle içine düştükleri kötü durumları ele almıştır. Romanımıza yeni bir konu olarak giren cezaevinin Orhan Kemal'in Suçlu ve 72. Koğuşromanlarında ele alındığını görüyoruz. Müfettişler Müfettişi ve Üç Kağıtçı'da da yönetimin, siyasal ortamın eleştirisini buluyoruz. Köy enstitüsü çıkışlı iki yazarımız Talip Apaydın ile Fakir Baykurt da kendi yörelerini yazan roman yazarlarımız olarak görünüyorlar. Talip Apaydın'ın romanlarını Polatlı, Eskişehir, Beypazarı yörelerinde ve çevre köylerinde geçer. Sarı Traktör romanıyla tanınan yazar bu romanında köylerde başlayan traktör tutkusunu ele almıştır. Tarla sulama sorununa değindiği Yarbükü, topkak sorununu yansıttığı Ortakçılar (Ortakçının Oğlu), köylünün para bulmak içien kapıldığı boş inançlara yer verdiği Define, Emmioğlu, tütünle uğraşanların yorgunluklarını yansıtan Tütün Yorgunu, köyden kente göçü işlediği Kente İndi İdris, bir çobanın sıkıntılı yaşayışını veren Yoz Davar, köye ve köylüye yönelik değişik sorunları veren romanlarıdır. Vatan Dediler, Toz Duman İçinde ise Kurtuluş Savaşı'na yönelik konularıyla değişiklik gösterirler. Doğduğu yer olan Burdur yöresini romanlarının bir bölümünde yansıtan Fakir Baykurt Yılanların Öcü romanıyla ün kazanmıştır. Köylü muhtar

ilişkisini ele aldığı Yılanların Öcü'nü izleyen Irazca'nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı bir Irazca üçlemesi oluştururlar. Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı, Tırpan ise Ankara yöresinde geçen romanlarıdır. Bu üç romanı arasında Tırpan, konusu bakımından dikkati çeken bu romanda istemediği zengin bir köy ağasıyla zorla evlendirilen genç kız, alışılagelindi- ği gibi kendisini aşmaz. Tırpanla, evlendiği erkeği öldürür. Köygöçüren'de köylünün yoksulluğu, köylü kentli karşılaştırılması yapılırken, Onuncu Köy' de köylüyü kalkındırma ele alınır. Yüksek Fırınlar ve Koca Ren ise yazarın Almanya'da yazdığıromanları. Kemal Tahir'in köye yönelik romanları, cezaevinde yattığı Çankırı ve Çorum yöresinde geçer. İlk iki romanı Sağırdere ile Körduman, bir köydelikanlısının iş bulmak amacıyla kente gelişini ve oradaki yaşantısını anlatan romanlar olarak birbirlerini tamamlarlar. Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu, Büyük Mal adlı romanlar değişik dönemlerde ağalık kurumunu ele aldığı, ağalığın gelişmesini sergilediği romanlarıdır. Ağa-işçi ilişkisinin ele alındığı a ğalığın değişik bir biçimde verildiği romanı da Kelleci Mehmet'tir. Kemal Tahir'in öteki iki romanı Bazkırdaki Çekirdek'le Rahmet Yolları Kesti'dir. Orhan Kemal'den sonra cezaevini Kemal Tahir'in üç romanında görüyoruz. Yazarın ölümünden sonra yayımlanan bu üç romanı; Namusçular, Dam Ağası ve Kadınlar Koğuşu'dur. Romanlarının bir bölümünde tarihe yönelen yazarın, ilk romanı Devlet Ana'dır. XIII. yüzyıl Anadolu'sunu ele aldığı bu romanı izleyen Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yorgun Savaşçı, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı, Hür Şehrin İnsanları tarihsel olaylar bakımından birbirlerini izlerler. Bu romanlarda XVI. yüzyıldan başlayarak, Cumhuriyet döneminin otuzlu yıllarına gelinir. Son romanı Bir mülkiyet Kalesi'nde de kendi yetişme koşullarını ve babasının çevresinde oluşan aile yaşamını verir. Sunullah Arısoy, Karapülçek adlı tek romanıyla köy romanı yazarlarının arasına katılmıştır. Romanında köyde eğitim ve öğretim sorununa değinir. Bize altı roman bırakan İlhan Tarus'un Var Olmak, Hükümet Meydanı, Vatan Tutkusu adlı romanları hazırlık döneminden başlayarak Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcını konu alırlar. Yeşilkaya Savcısı ile Duru Göl değişik konulu iki romanıdır. Yeşilkaya Savcısı, Cumhuriyet'in ilk yıllar ında genç bir savcının yöresi sırasında karşılaştığıgüçlükleri yansıtırken, Duru Göl'de Demokrat Parti yönetimindeki yıllarda karşılaşılan olumsuzluklar üzerinde durulur. Orhan Hançerlioğlu Anadolu'yla birlikte, kent insanının sorunlarına da eğilen bir yazar olarak görünür. İlk iki romanı olan Karanlık Dünya ile Ekilmemiş Topraklar Anadolu'nun sorunlarıyla ilgili romanlarıdır. Kent insanının sorunlarını ele aldığı, İstanbul'da geçen romanlarından ilke Büyük Balıklar'dır. Onu izleyerek Oyun, Kutu Kutu İçinde, Yedinci Gün İstanbul'u eksen alarak kent insanının değişik sorunlarına değindiği romanlarıdır. Bu yıllarda kasaba romanının başarılı örneklerini veren bir yazarımız da Necati Cumalı'dır. Romanlarının korularını kendi yerleşim yeri olan Urla çevresinden almıştır. Bir üçlü oluşturan Tütün Zamanı, Acı Tütün, Yağmurlar ve Topraklar'ın ikinci baskısı Zeliş adıyla yapılmıştır. Bu üç romanında tütün ekicilerinin ve tütün işçilerinin sıkıntılarını yaşam koşullarını, iki gencin binrbirlerine duyduklar ı güçlü sevgiyle renklendirerek verir. Aşk Da Gezer'de ise kasabadan kente dönerek, tiyatro çevresinin sonlarının yaşantılarını, aşklarını, tutkularını yansıtır. Son romanı Viran Dağlar'dır. Daha değişik konulara değinen yazarlardan, Tarık Dursun K. ilk romanı olan Ali Rıza Bey Aile Evi'nden başlayarak İnsan Kurdu, Sabah Olunca, Denizin Kanı, Alçaktan Uçan Güvercin'de emekçilerin yaşayışları ve geçim sıkıntıları üzerinde durmuştur. Kopuk Takımı'yla, Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü'nde Almanya'ya başlayan göçü ele almıştır. Daha sonra yazdığıBağışla Onları ve Ağaçlar Gibi Ayakta ise tiyatro sanatçılarının yaşayışlarına yönelik romanlardır. Toplumsal konulu romanlarına Kurşun Ata Ata'yı eklemek gerekir. Bu yazarlar arasında bireye ve tarihe yönelen bir yazar olarak Tarık Buğra'yı görüyoruz. Yazar ilk romanı Siyah Kehribar'da aydın ve sanatçı insanın, yaşamda umduğunu bulamamak yüzünden içine düştüğü çıkmazı ve başkaldırışını verir. Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara'da romanlarıyla da Kurtuluş Savaşı'nı yazan yazarlar arasına katılır. Bu iki romanı tamamlayan Firavun İmanı Sakarya Savaşı'ndan yararlanan çıkarcılarla yiğitlik gösterenlerin ele alındığı romanıdır. Osmancık'ta ise Osmanlı devletinin kuruluşuna döner. Gençliğim Eyvah ve İbiş'in Rüyası daha değişik konulu romanlarıdır. İbiş'in Rüyası'nda ünlü tiyatro sanatçımız Naşit'in yaşamından bir kesit buluyoruz. Tarık Buğra gibi, bireye yönelen bir roman yazar da Oktay Akbal'dır. Garipler Sokağı, Suçumuz İnsan Olmak ve İnsan Bir Ormandır, Düş Ekmeği adlarını taşıyan dört romanı olan Akbal ilk romanında İkinci dünya Savaşıyıllarında Fatih semtinde orta halli insanların yaşadığıbir sokağı, orada yaşayanlarla birlikte anlatır. Suçumuz İnsan Olmak'la, İnsan Bir Orman'dır da ise değişik biçimde evlilik konusuna değinmiştir. Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemezadlı romanlarıyla 1950-1960yılları romanı yazarları arasına katılan Attila İlhan, bu romanlarında kent isnanının yaşayışına, soranlarına eğilmiştir. Bu iki romanını izleyerek yayımlanan Kurtlar Sofrası, yazıldığı 1954-1961yılları arasındaki çalkantıları, ülkeyi 1960'a götüren olayları kapsar. Aynanın İçindekiler dizisini oluşturan Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Der Saadet ve Sabah Ezanları'nda ise Balkan Savaşı, Birinci Dünya sAvaşı ve Kurtuluş Savaşı'na değin geriye döner. Gerek kurgusu gereksekonusu ile en değişik romanı, cinselliği değişik bir biçimde ele aldığı Fena Halde Leman'dır. 1950-1960yılları arasında Aziz Nesin bir gülmece ustası olarak ayrı yer alır. Gülmeceyeyönelişi daha çok geçim koşullarına bağlayan Nesrin, romanlarında değişik konulara değinmiştir. Beğendiği konulardan biri, Kadın Olan Erkeğin Hatıraları ve Erkek Sabahat romanlarında işledği kadın-erkek ilişkileridir. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Tek Yol, Surname, Saçkıran cezaevini anlattığı romanlarıdır. Daha değişik konulu zamanlar olarak, çocuk eğitiminin ve kimi değer yargılarının eleştirildiği, Şimdiki Çocuklar Harika; insanların birbirlerini aldatmalar ın ın, daha verilerin sürüp gideceğini ele aldığı Zübük, sosyete olarak geçinenlerin iç yüzünü verdiği Tatlı Betüş, futbolun kitleleri nasıl kendine bağladığını verdiği Gol Kralı'nı görüyoruz. Bu yılların yazarları arasında Cengiz Dağcı Türkiye dışındaki Türklerle ilgili romanlarıyla tanınmıştır. Romanlarında kendisinin de katıldığıİkinci Dünya Savaşıyıllarında Kırım Türklerinin çektikleri sıkıntıyı, onlara yapılan eziyetleri dile getiren yazar, genelde özyaşam öyküsel romanlar yazmıştır. Birbirini tamamlayan iki romanı olan Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam'la tanınan Dağcı, bu romanlarını izleyerek Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, O Topraklar Bizimdi, Kolkoz'da Hayat, Dönüş, Genç Timuçin, Badem Dalında Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak, Anneme Mektuplar romanlarını yazmıştır. Bu yılların yazarları arasında, Yabancılar'la bir kasaba romanı örneği veren, Kaçaklar'da kent yaşayışında yeni kuşağıele alan Kemal Bekir'i sayabiliriz. 1997'de yayınladığı Kanlı Düğün'le yeniden kasabaya dönmüştür.

5. 1960'lı Yıllar 1960'lı yıllara değin toplumcu genç, gerçekliğin gittikçe ağır bastığıromanımızda, bu yıllardan sonra ele alınan konulardaki çeşitlenmeyle birlikte, roman yazma yönteminde de bir değişme,gelişme göze çarpar. 1960'tan başlayarak geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçları, yazarların üzerinde durup ele aldığı konular olarak görülür. 1960-1970yılları arasında dikkati çeken yazarlar olarak, Hasan İzzettin Dinamo (1909-...... ),

Mehmet Seyda (1919-1976), Rıfat Ilgaz (1911-1982), Yusuf Atılgan (1921-1989), Yaman Koray (1934), Nezihe Meriç (1925), Emine Işınsu (1938), Peride Celal (1915)'i sayabiliriz. Hasan İzzettin Dinamo, sekiz ciltlik Kutsal İsyan'la tanınmıştır. Birinci Dünya Savaşa'ndan başlayarak Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bu romanı, yedi ciltlik Kutsal Barış tamamlar. Bu romanda da düşmanın İzmir'de denize dökülmesinden başlayarak Atatürk'ün ölümüne değin geçen dönemi buluruz. Türk Kelebeği ile Savaşve Açlar, savaşyıllarını daha değişik yönden ele alan iki romanıdır. Türk Kelebeği savaşı, esir düşenler yönünden ele alırken, Savaşve Açlar, Birinci Dünya Savaşıve öncesinde, zenginlerin daha zengin olup yoksulları sömürüşünü ele almıştır. Savaşve Açlar'ı izleyerek yayınlanan Öksüz Musa, Açlık, Musa'nın Mapusanesi, Koyun Baba, Musa'nın GeceKondusu, yazarın babasını ve ağabeyi'ni yitirdikten sonra yaşamının evrelerini veren romanlardır. Romanlarda yazarın yaşamıyla birlikte toplumun geçirdiği evreleri de buluruz. Mehmet Seyda'nın bir üçlü oluşturan Bir Gün Büyüyeceksin, Yaş Ağaç ve Cinsel Oyun adlı romanları bir aile romanı niteliği taşır. Bu romanlarda içinde Aile ve Yakın çevredeki çekişmelerin çocuğun yetişmesini etkileyişi ele alınmıştır. Yine aile romanı niteliği taşıyan bir romanı da Ne Ekersen'dir. Yanar Taş'la, İhtiyar Gençlik daha değişik konuda görünürler. Yanar Taş, askerliğini yaptığı Zonguldak ve dolaylarındaki izlenimlerine dayanırken, 1932-1933yıllarını kapsayan İhtiyar Gençlik, ideolojik akımların etkisini konu alır. Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlarını taşıyan iki romanıyla bu yılların yazarları arasında yer alan Yusuf Atılgan'ın iki romanı da toplumsal eleştiriye dayanır. Aylak Adam'da Büyük kent aydınının tedirginliği, Anayurt Otelin'de de bir kasaba otelinde katiplik yapan ve yaşamındaki tekdüzelikten bunalan gencin yaşayışıyer alır. Yaman Koray'ı, Halikarnas Balıkçısı'nın başlattığı, konusunu denizden, deniz insanlarından alan roman yazma eğilimini sürdüren bir yazar olarak görüyoruz. Denizi, doğa güzellikleriyle sevdiren, denizle iç içe olan balıkçılar, deniz kıyısında yaşayan köylülerin yaşamlarını veren yazar, Deniz Ağacı, Gelin Taşı, Mola adlı romanlarında Erdek ve Kapıdağ yöresini vermiştir. Büyük Orfoz'da ise Marmaris'e geçmiş, bireye yönelmiştir. Sığırcıklar ve Badanalı Yüzler'de karaya dönen Yaman Koray, Sığırcıklar'da yine Erdek'te ve Zeytin bahçelerinde çalışan işleri günlük yaşayışlarını, çalışma koşullarını verir. Badanalı Yüzler, haftanın belli olmayan dört gününde, değişik kişiler arasındaki olaylar, konuşmalarla düzenlenmiş bir romandır. Bu yıllarda gülmece yazarı olarak tanınan Rıfat Ilgaz, ilk üç yapıtı Hababam Sınıfı, Bizim Koğuş(Pijamalılar), Meşrutiyet Kıraathanesi adlı romanlarına kendi yaşadığıçevreyi ve olayları konu olarak almıştır. Gülmeceromanlarından sonra yazdığıKaradenizin Kıyıcığında, Halime Kaptan, Karartma Geceleri, Sarı Yazma ve Yıldız Karayel yine kendi yaşayışından izler taşıyan toplumcu-gerçekçi romanlarıdır. Toplumcu gerçekçi romanlarına Apartman Çocukları'nı ekleyebiliriz. Kadın yazarlardan Emine Işınsu, Küçük Dünya adlı romanıyla adını duyurmuş, Azap Toprakları, Tutsak, Çiçekler Büyür adlı romanlarıyla dış Türklere yönelmiştir. Azap Toprakları'nda Batı Trakya'da yaşayan Türklerin, Tutsaklar'da Kerkük Türklerinin, Çiçekler Büyür'de de DeliormanRodop Türkleri'nin çektikleri sıkıntılar dile getirilir. Sancı ve Canbaz romanlarıyla Türkiye'ye dönen yazar, Sancı'da 1970yıllar ındaki öğrenci olaylarını, Cambaz'da toplumsal ve ekonomik değişimler geçiren Türkiye'nin sorunlarla dolu bir dönemini kendi siyasal görüşleri açısından değerlendirir. Nezihe Meriç, Korsan Çıkmazı ile bu yılların yazarları arasında yer almıştır. Romanda, 1970'li yıllarda daha yoğunlaşan, kadının ekonomik ve cinsel yönden erkeklerin baskısından kurtulma sorununa değinmiştir. Uzun bir aradan sonra yazdığıikinci romanı Alagün Çocukları adını taşır. Romanlarında daha çok burjuvaziyi eleştiren Peride Celal, "yazı hayatında ikinci başlangıç" dediği roman yazarlığına Üç Kadının Romanı ile başlamıştır. Gecenin Ucundaki Işık, Güz Şarkısı adlı romanlarıyla 1960-70 yılları yazarları arasında tanınmış, Evli Bir Kadının Günlüğünden, Üç Yirmidört Saat, Kurtlar adlı romanlarıyla 1990'lı yıllara gelmiştir. Son romanı Bir Hanımefendi'nin Ölümü'dür (1995).

6. 1970'li Yıllar 1970-1980yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülüyor. Yazan sayısındaki artışla birlikte, romanlarda ele alınan konularda çeşitlenme, yazanların toplum sorunlarına eğilişteki artış gözeçarpıyor. Bir yandan köy ve köylü sorunları sürerken, bir yandan da yazarların sıkıntısını çektikleri 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alınıyor. Belgelere dayanarak yazılan tarihsel romanlarla birlikte Almanya'ya göçün değişik bir yanıyla girdiği romanlar görülüyor. Türkiye'den Almanya'ya getirilen çocukların dil sorunları, anne babalarının iş yaşamlarında karşılaştıkları sorunları, sıla özlemi, Alman topluluğuna uyum sağlamada çekilen sıkıntılar yazarların üzerinde durdukları konular oluyor. Bu yılların dikkat çeken yazarları olarak; Abbas Sayar (1923-1986), Erol Toy (1936), Bekir Yıldız (1933-1998),

Muzaffer İzgü (1933), Oğuz Atay (1934-1977), Ümit Kaftancıoğlu (1935-1980), Selim İleri (1949), Melih Cevdet Anday (1915), Erdal Öz(1935), Demir Özlü (1935), Çetin Altan (1926), Oktay Rıfat (1914-1988), Vedat Türkali (1919), Ferit Edgü (1936), Necati Tosuner (1944) ve kadın yazarlarımızdan Adalet Ağaoğlu (1929), Sevgi Soysal (1936-1976), Güney Dal (1944), Pınar Kür (1943)'ü sayabiliriz.

Abbas Sayar, 1970-1980yılları yazarlarının sanatı toplumdan soyutlamayanlar arasında yer alır. İlk romanı Yılkı Atı'nda, yılkılığa bırakılmış bir atın öyküsünü anlatan Abbas Sayar, Çelo ve Can Şenliği'nde değişik açılardan köy yaşayışını, Dik Bayır'da da köy yaşayışıyla birlikte, köyden kente ve Almanya'ya göçü ele alır. Yine toplumsal konulu bir başka romanı da Tarlabaşı Salkım Saçak'tır. Erol Toy bu yılların belgelere dayalı olarak tarihe yönelen yazarı özelliğini taşır. İlk romanı iki ciltlik Toprak Acıkınca, Kurtuluş Savaşı'nı Batı Anadolu'da verilen mücadeleyle yansıtırken, topraksız köylünün geçim sıkıntılarına değinir. İkinci romanı, yine iki ciltlik Azap Ortakları, Timur-Yıldırım çatışmasından sonra beyliklerin içine düştüğü bunalımı yansıtır. Belgesel konulu romanlarına Kuzgunlar Ve Leşler, Zor oyunu ile Yitik Ülkü'yü ekleyebiliriz. Kuzgunlar ve Leşler, beylikleri, Türkmenlerin yaşayışlarını, törelerini, beyliklerin sarayla olan ilişkilerini; Zoroyunu 1938'de Atatürk'ün ölümünden başlayarak 1977seçimlerine değin geçirilen evreyi, Yitik Ülkü'de Mustafa Reşit Paşa'nın Paris'e gidişinden, Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçişine kadar ki dönemi yansıtır. Tarihsel konulu romanlarının dışında kalanlardan Gözbağı1928'den başlayarak 1970'edeğin Türkiye'deki işçi hareketlerini, İmparator, Türkiye'de egemen sınıfın gelişimini; Kördüğün, 1960'tan sonra yaşanan toplumsal, siyasal bunalımı, Acı Para, EgeBölgesinde bir kasaba yaşantısını verir. Son Seçim ve Doruktaki Öfke ise Toprak Acıkınca'dan sonra köylünün değişik sosyal yapısını ele aldığı romanlarıdır. Tutunamayanlar adlı romanıyla roman yazarlığında bir atılım yapan OğuzAtay, bu romanıyla değişik bir psikolojik roman örneği vermiştir. Genelde küçük burjuvanın düşünce biçimi ve davranışlarının eleştirildiği roman yer yer ironik bir anlatımla sürdürülür. Romanda, başkişinin niçin tutunamayanlardan biri olduğunu ve kendini öldürdüğünü öğreniyoruz. Aynı çizgide olan ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar'dan sonra yayınladığı Bir Bilim Adamının Romanı ise Prof.Mustafa İnan'ın yaşam öyküsünü anlatan başarılı bir yaşam öyküsü romanı örneğidir. Ümit Kaftancıoğlu'nun toplumsal konulu iki romanı vardır. Yelatan ve Tüfekliler. Yelatan'da değişik sorunlarıyla köylünün yaşamını dile getirirken, Tüfekliler'de devletin eğitim ve öğretime, öğretmenlere karşı ilgisizliğine değinmiştir.

Türkler Almanya'da ve Halkalı Köle romanlarıyla bu yılların yazarları arasına katılan Bekir Yıldız, ilk romanında Almanya'da geçirdiği dört yıldaki gözlemlerine dayanarak, orada çalışan işçilerin sorunlarını, Alman'lardaki yabancı düşmanlığını gözler önüne serer. Halkalı Köle'de ise evlilik kurumunun eleştirilecek yanlarını ortaya koyar, Bu romanlarına seksenli yıllarda Aile Savaşları, Kerbela ve Darbe eklenmiştir. Her GeceBodrum romanıyla kendini tanıtan Selim İleri, bu romanıyla bir anlık roman örneği vermiş ve bilinç akışını kullanmıştır. Kişisel güncelerine dayanarak yazdığıbu romanını izleyerek Ölüm İlişkileri ve Cehennen Kraliçesi yayınlanır. Kişilerin ön planda olduğu bu romanlardan sonra yayınladığı Bir Akşamın Alacası'nın "siyasi bir söylev" olduğunu belirleyen yazar, Mavi Kanatlarınla Benim Olsaydın ve Cemil Şevket Bey, Aynalı Dolaba, İki El Rovelver adlı romanlarıyla günümüze gelmiştir. Melih Cevdet, Erdal Öz, Çetin Altan, Oktay Rifat 12 Mart öncesi ve sonrası olaylara değinen yazarlar olarak dikkati çekerler. Melih Cevdet, II.Abdülhamit döneminden kalma bir ailedeki maddi ve manevi çöküşü veren ilk romanı Aylaklar'dan sonra yazdığıGizli Emir'de 12 Mart öncesi yaşanan tedirginliği, yazarları, şairler, sanatçılar, ressamlar çevresinde geliştirmiştir. İlgi uyandıran bu romanlarına İsa'nın Güncesi ve Raziye eklenmiştir. Çetin Altan, Büyük Gözaltı ve Bir Avuç Gökyüzü romanlarında 12 Mart sonrasındaki tutuklamalar üzerinde durur. Toplumsal eleştirilere yöneldiği öteki romanları, Küçük Bahçe ve Viski'dir. Oktay Rifat, Bir Kadının Penceresi romanında kadın açısından cinsellik sorununu ele alırken, dolaylı olarak 12 Mart'a değinmiştir. Bu romanı izleyen Danaburnu ile Boğaziçinde Bir Kral Lear'de de cinsellik sorunlarına değinen bir yazar olarak görünür. Erdal Öz, özellikle Yaralısın'da yaşadığıolayların bir yansımasını verir. Romanda yalnızca okuduğu kitaplar yüzünden tutuklanan bir gencin tutukluluk günleri ve cezaevinin durumu sergilenir. İki önemli romanı da Gülünün Solduğu Akşam ve Odalarda'dır. Vedat Türkali ise Bir Gün Tek Başına adlı romanında 27 Mayıs 1960'tan önce devrimi hazırlayan olaylar ve toplumdaki çalkantıları vermiştir. Mavi Karanlık, Yeşilçam Dedikleri, Türkiye romanlarıyla da değişik toplumsal konulara değinen bir yazarımızdır. Ferit Edgü, sonradan Hakkari'de Bir Mevsim adıyla birleştirilen Kimse ve O romanlarında bu yıllarda yeniden köy konusuna dönen bir yazar olarak görünür. Romanlarda, Hakkari'nin bir dağ köyü olan Pinkemis'te tek başına köylülerle bir arada kalan öğretmenden hareket ederek; köy gerçeklerini sergilediği gibi, aydın-köylü ilişkisinde iletişim sağlanabileceğini ortaya koymuştur. Bu yıllarda Almanya'ya göçü değişik yönleriyle konu edinen yazarlar arasında yer alan Güney Dal, İş Sürgünleri, E 5 romanlarıyla adını duyurmuş, daha sonra Memeleri Büyüyen İşçi, Buzul Döneminden Haberler adlı romanlarını yayınlamıştır. Almanya'ya göçe Fethi Savaşçı, Almanlar Bizi Sevmedi; Necati Tosuner, Sancı Sancı; Özdemir Başargan, Gurbet Sonra romanlarıyla katıldılar. Bu yılların gülmece yazarı ise Muzaffer İzgü'dür. Daha çok öyküye yönelen yazarın, gözlemlerine dayanarak yazdığıüç romanı vardır. Gecekondu, İlyas Efendi ve Halo Dayı. İlk romanı olan Gecekondu'da, Güney Anadolu kentlerinden birinde gecekondu halkının yoksul yaşantısını verir. İlyas Efendi, bir nüfus memurunun para-sızlık yüzünden çektiği sıkıntıyı yansıtır. Halo Dayı da köyden kente göçü konu alan bir romanıdır. Gülmecenin işlevinin güldürmek değil, olaya parmak basmak olduğu görüşünü romanlarına yansıtmıştır. Kadın yazarlarımız olarak da Sevgi Soysal, Adalet Ağaoğlu ve Pınar Kür dikkati çekerler. Sevgi Soysal, Yürümek, Yenişehir'de Bir ÖğleVakti, Şafak adlı üç romanıyla anılmak-tadır. Yürümek, bir kadınla bir erkekten hareket edilerek kadınlık sorunlarının ele alındığı bir romandır. Yenişehir'de Bir ÖğleVakti'nde 27 Mayıs 1960'a yakın bir tarihte Yenişehir'de öğle vakti bir kavağın devrilişini anlatılırken bir dönem Türkiye'sinin panaroması çizilir. Şafak ise 12 Mart olayını ve 12 Mart'a götüren olayları süzgeçten geçiren bir romandır. Tamamlayamadığıson roması Hoş Geldin Ölüm'dür. Romanlarında bir şeyden hareket ederek tarihsel ve toplumsal koşullar içinde genele geçen Adalet Ağaoğlu, bilinç akışı yönteminin olgun örneklerini vermiştir. Ölmeye Yatmak, Bir Düğün Gecesi, Yaz Sonu ve Hayır adlı romanları 1930'lu yıllardan günümüze gelerek, aydın

kişilerin sorunlarını ve bunalımlarını veren romanlardır. Fikrimin İnce Gülü ise, işçilerin sorunlarını, Almanya'ya göçü ele aldığıromanıdır. Son romanı, kendisinin "oda romanı" olarak adlandırdığı Ruh Üşümesi. Bu roman kendisinin de belirttiği gibi, erotizmin Türkçe'yle estetik bir biçimde anla tılması denemesidir. Ağırlığı kadın sorunlarına veren Pınar Kür, Küçük Oyuncu, Asılacak Kadın, Yarın Yarın, Bir Cinayet Romanı, Bitmeyen Aşk romanlarıyla yankı uyandırmıştır. Romanlarında değişik yönden kadınların karşılaştıkları sorunları ele alırken, aşkı da değişik biçimde verişiyle dikkati çeker. 1970-80 yılları arasındaki yazarlara, romanlarında köy konusunu sürdüren Ömer Polat, Sara Göl, Mahmudo İle Hazel, Dilan; Yusuf Ziya Bahadırlı, Güllüceli Kazım, Güllüce'yi Sel Aldı, Gemileri Yakmak, Gecenin Karanlığında, Açılan Kapılar, Titanikte Dans romanlarıyla katılırlar. Değişik toplumsal konulara değinen yazarlar arasında; İdamlıklar, Ter Adamları, Linç, Patrona, Dimitrof Geçiyor romanlarıyla Kerim Korcan'ı; Asya, Yağmur Sıcağı, Cadı Fırtınası romanlarıyla Demirtaş Ceyhun'u; Bir Uzun Sonbahar, Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları, Bir Yaz Mevsimi Romansı, Tatlı Bir Eylül romanlarıyla Demir Özlü'yü; Gurbet Yavrum, Alnında Mavi Kuşlar, GençKız ve Ölüm, Mavi Maske romanlarıyla Aysel Özakın'ı; 47 liler, Berlin'in Nar Çiçeği romanlarıyla Füruzan'ı; Ankara'da Ölüm, Aziz Sofi, Fetva Yokuşu, SavaşGünlüğü, Siyah Perdeli Evler romanlarıyla Durali Yılmaz'ı; Eşiktekiler, Aşamalar, Sendika, Garip Bir Dava, Bir Feministin Doğuya Yakın Portresi, Ad Semud Medyen, Yol romanlarıyla Afet Ilgaz'ı; Öfke, Umut Zamanı, Acının Askerleri, Kalanlar ve Gidenler, Ve O Güzel Kadının Çocukları, Baraka, Ateş Uykusu romanlarıyla Burhan Gürel'i sayabiliriz.

7. 1980'li Yıllar 1980-90 yılları arasında, en çok dikkati çeken adlar olarak Orhan Pamuk (1952), Ahmet Altan (1950), Mehmet Eroğlu (1948), Ahmet Yurdakul (1954), Latife Tekin ve Ayla Kutlu (1938) görünüyorlar.

Cevdet Bey ve Oğulları romanıyla 80'li yılların başında adını duyuran Orhan Pamuk, bu romanında bir aileden hareket ederek, 1900'lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye'nin toplumsal yaşamından kesitler verir. Bu romanını izleyerek yayımlanan Sessiz Ev'le, Beyaz Kale birbirinin devamı iki roman niteliği taşırlar. Sessiz Ev, teknik yönden de değişiklik gösteren bir romandır. Romanda, değişik karakterde üç kardeşin babaannelerinin evinde geçirdikleri bir haftada yaşanan olaylar anlatılırken, kişilerden hareket edilerek Tanzimat dönemine değin geri dönülmüş-tür. Beyaz Kale, üç kardeşten biri olan tarih araştırmacısı Faruk Danvenoğlu'nun bir arşivde bulduğu XVII. yüzyılla ilgili yazmanın metninden ortaya çıkmıştır. Değişik bir yöntemle yazılan Kara Kitap'ın konusu daha değişiktir. Romanda eşini yitiren bir erkeğin, onu bulmak için gösterdiği çabayı izlerken, yazarın kültür birikimini yansı-tan geniş ansiklopedik bilgi buluyor, insanın kişiliğini oluşturamayış nedenlerinin irdelenişini görüyoruz. Yeni Hayat romanında da okuduğu bir kitaptan çarpıcı biçimde etkilenecek, kitapta umut veren yaşamı bulmak için sürekli otobüs yolculuğu yapan roman kişisinin bakışaçısıyla toplumdaki hızlı değişmeveriliyor. Dört Mevsim Sonbahar'la dikkatleri çeken Ahmet Altan, özyaşamöyküsü romanı özelliği taşıyan yapıtında, bir roman yazarının gösterdiği çabayı, çektiği sıkıntıyı, içine düştüğü umarsızlıkları gösterirken, yakın çevresinden oluşturduğu roman kişilikleri arasındaki ilişkileri ve 12 Eylül 1980öncesi olaylarından kesitler verir. romana çekicilik veren, anlık olayların çokluğu ve ironidir. Yine 12 Eylül öncesi ideolojik olayların verildiği Sudaki İz'de de ironi sürerken inancın insan üzerindeki etkisinin boyutları sergilenir. Roman okurken birbirini izleyen, ancak aralarında ilgi yokmuş gibi görünen olaylar sonuçta bir bütünlük oluşturur. Yalnızlığın Özel Tarihi, mutsuz insanların mutluluğu

arayışını veren bir roman olarak görünüyor. Büyük bir zevksizlik yaşayan roman kişilerinden biriyle İttihat ve Terakki'ye kadar inen yazar, insanların yaşamındaki acıları, yıkılışları veriyor. Son roman Kılıç Yarası Gibi'de zaman bakımından daha geriye, yirminci yüzyıl başlarında Osmanlı dönemine değin iniyor. Şeyh Yusuf efendi'nin düğünü ve Ermenilerin Osmanlı Banka-sı'nı basmalarıyla başlayan romanda, Şeyh Yusuf Efendi ailesiyle Reşit Paşaailesi arasındaki ilişkilerle bir dönem yansıtılıyor. Romanlarında, özellikle yetmişli yılların gençliğini sorgulayan tutumuyla dikkatleri çeken Mehmet Eroğlu ilk romanı Issızlığın Ortasında'da 12 Mart 1971öncesi ortaya çıkan eylemci genç tipi üzerinde dururken, yetmişkuşağını başarısızlığa sürükleyen nedenleri veriyor. Romandaki kişilerin yaşamlarını sürdürmeleri bakımından Issızlığın Ortasında'nın devamı olan GeçKalmış Ölü'de insanların alın yazılarına egemen olmak için gösterdikleri çabayı, insanı tanımlaştırma eğilimi üzerinde duruyor. Aynı temayı, insan ilişkileri açısından ele aldığı üçüncü zamanı Yarım Kalan Yürüyüş'de yetmişli yıllardaki öğrenci olaylarına dayalı bir romanıdır. Değişik kurgu yöntemiyle de dikkati çeken bu romanda olaylar, roman kişilerinin izlenimleri olarak okuyucuya sunulmuştur. Eroğlu'nun daha değişik bir içerik ve kurguyla yazdığıroman Adını Unutan Adam'dır. Yazar, bu romanını İsrail-Filistin mücadelesine dayandırmıştır. romanda Filistinli dostlarına katılan İsrailli bir gencin yakalandıktan sonraki tutumu ve yaşamı verilir. Romanda düşsel bir bakışaçısı ve kurgu egemendir. Son romanı Yürek Sürgünü'dür. 1980'li yılların köy kökenli kadın yazarı olarak dikkati çeken Latife Tekin, gerçeği fanstatik ögelerle birlikte verdiği Sevgili Arsız Ölüm romanıyla tanınmıştır. Köyden kente göçü anlattığı bu romanında köylülerin geleneksel yapılarını, kentte içine düştükleri çıkmazları gözler önüne serer. Bu romanını izleyen Benci Kürtün Çöp Masalları da benzer konudadır. Romanda kırsal kesim insanlarının kente yerleşme mücadeleleriyle birlikte, çarpık kentleşmeüzerinde durulur. GeceDersleri'nde 12 Eylül öncesi olaylara değinen Tekin, romanın kurgusuyla da ilgi çekmiştir. Belli bir olaylar dizisi olmayan roman, baş kişisinin bakışaçısıyla ve mektup türünden geniş ölçüde yararlanılarak düzenlenmiştir. Buzdan Kılıçlar'la, Aşk İşaretleri'nde yeniden kentin kenar semtlerine döndüğünü görüyoruz. Buzdan Kılıçlar'la yoksul insanların para kazanmak için gösterdikleri çabaya, kent yaşamına uyum sağlayabilmek için karşılaştıkları sorunlara değinirken simgesel kişiler ve anlatımlar sürdürdüğü Aşk İşaretleri'nde bir kenar mahallede yaşayan dört gencin kendilerinden büyük birine kapılıp, yaşamı ve dünyayı anlamak için giriştikleri serüveni anlatıyor. Latife Tekin'in masalsı anlatımı da romanlarına ayrı bir özellik veriyor. 1980'li yazarlar arasında Kaçışromanlarıyla Ayla Kutlu, kadın sorunlarından çok kadını yazan bir roman yazarı olarak dikkati çeker. Romanlarında kadınların eksik ve yanlış algıladıklarını yansıtmayı amaçlamıştır. Kadınları bu yönden ele alırken siyasal yaşamımızda geçirilen evrelerden de uzak kalmadığıdikkati çekiyor. Bu bağlamda; Kaçış'ta Demokrat Parti'nin başka son dönemini; Islak Güneş'te çok partili dönemin başlangıcını; Cadı Ağacı'nda 1971öncesini, Tutsaklar'da 1971olayını ve duruşmaları buluyoruz. Bir Göçmen Kuştu O'da Osmanlı'nın sonlarına değin inerek Cumhuriyet dönemine gelen yazar, Kadın Destanı'nda, Galgamışdestanı'nın bir ögesinden hareket ederek daha gerilere gitmiştir. Bu romanın ilgi çeken yanı, geleneksel destan biçimi kullanılarak, koşuk biçiminde yazılmış olmasıdır. Şiirsel bir dille yazılan romanda, kadına bakış politikası irdelenip, günümüz kadınlarına değin gelen sorunlar söz konusu edilmiştir. 1980-90 arası yıllarda yapıtlarını yayımlayarak romanımızı konu çeşitliliği ve kurgu değişikliği yönünden zenginleştiren, tanıyabildiğimiz roman yazarları olarak; Kahramanlar Ölmeli, Yorgun Çanlar, Karsa'nın Seyir Defteri romanlarıyla Ahmek Yurdakul'u; Balık İzlerinin Sesi, İki Yeşil Su samuru, Kumral Ada Mavi Tuna romanlarıyla Buket Uzuner'i; Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk'la Tezel Özlü Kıral'ı; Dağın Öte Yüzü'yle Erendiz Atasü'yü; Pasifik Günleri, Orplue, Deniz Kenarında Pazartesi, Aşık Papağan Barı romanlarıyla Nazlı Eray'ı; GeçBaşlayan Yargılama, Korugan, Kiracı, Teslim Ol Küçük, Vidalar romanlarıyla Sulhi Dölek'i; Korkma İnsancık Korkma ile Turgut Özakman'ı; Kardelen, Turnalar, Gökyüzüne Akan Irmak, Yediveren romanlarıyla Öner Yağcı'yı; Mutfak Çıkmazı, Peygamber'in Son BeşGünü, Bıyık Söylencesi'yle Tahsin Yücel'i; Bin ÇağYangını, Son İki Eylül'le Hulki Aktunç'u; Yaseminler Tüter mi Hâlâ, İşkenceci, PaslanmışNesih, Viva La Monte Yaşasın Ölüm), "Nuke" Türkiye romanlarıyla Alev Alatlı'yı; Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları'yla Leyla Erbil'i; Dalyan, Yalnız mısın, Soğuk Tüylü Manto romanlarıyla Güven Turan'ı sayabiliriz.

8. 1990'lı Yıllar 1990'lı yılların en ilgi çeken yazarları Boğazkesen'le Nedim Gürsel; Engereğin Gözündeki Kamaşma'yla Zülfü Livaneli; Meyyalı ile Hıfzı Topuz

oldular. Belgeleri, anılara dayanarak yazdıkları romanlarında, tarihimizde oldukça geriye dönüyorlar. Nedim Gürsel, içinde yaşadığıgünler ve olaylarla; geçmişi bir arada verdiği Boğazkesen'de Fatih'in İstanbul'u alışını yansıtırken, onu padişah olmasının yanı sıra, özel yaşamıyla bir insan olarak değerlendirişiyle de dikkati çekiyor. Zülfü Livaneli, romanında saraylarda çevrilen entrikaları, valide sultanların egemenliğini veriyor. Hıfzı Topuz da Pertevniyal Valide Sultan'ın anılarından yola çıkarak Abdülaziz ve Abdülmecit dönemlerini yine saraya yakın çevrelerle veriyor. Bu yazarların yanısıra; Ölü Erkek Kuşlar, Yeni Yalan Zamanlar, Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm romanlarıyla İnci Aral; Kedi Mektupları, Hiçbir yere Dönüş'le Oya Baydar; çingenelerin yaşayışını gözlemlerine dayanarak yazdığıAğır Roman ve Fındık Sekiz'le Metin Kaçan; Bir Düş müydü O İzmir'le Dinçer Sümer; Bağdat Yollarında'yla Güneli Gün; Saç'la Aydın Hatipoğlu; Adı Aylin 'le AyşeKulin; Kabuk Adam'la Aslı Erdoğan; Geniş Mavi Bir Gök'le Işıl Özgentürk adlarını duyuran ve ilgi gören yazarlar olarak görünüyorlar. 1980sonrası yazarlarıyla ilgili bir genelleme yaparsak, ilk önemli nokta, romanımızın klasik yapısından uzaklaştırılarak, yeni bir kurgu kazanması oluyor. Daha çok bireyden hareket ederek topluma, toplumu ilgilendiren olaylara yönelen yazarlar, insanı birey olarak ve toplum içindeki yeriyle vermekte başarılı olmuşlardır. Ayrıca, romanlarda simgesel anlatım ve kurguya yer verilmesi de roman yazarlığında yeni bir aşamadır. Bireye önem verilmesi, romanda genellikle birinci kişi anlatımının kullanılarak yazarın aradan çekilmesine yol açmıştır. Bu yıllarda 12 Mart'ın ele alınması sürerken, 12 Eylül romana girmiştir. Yazarların daha çok 12 Eylül öncesi ideolojik olaylar üzerinde durdukları görülüyor. Yazarların ele aldıkları ilgi çeken bir konuda belgelere dayanılarak yazılan tarihe yönelmedir. Osmanlı dönemini, değişik yüzyıllarda saray yaşayışıve saraya yakın çevrelerle ele alma eğiliminde aldıkları görülüyor. Dikkati çeken bir başka nokta da 80'li yıllarda din içerikli romanların sayısındaki artma oluyor. 1967'de Minyeli Abdullah romanlarıyla dikkati çeken Hekimoğlu İsmail'e bu yıllarda Mehmet Göktaş, Vahap Akbaş, Mehmet Uyar, Raif Cilasun, Nurullah Genç gibi adlar eklenmiştir. Ünitemizin başından beri adı geçen yazarların çoğunun romanlarının değişik Batı dillerine çevrilmesi ve ilgi görmesi, romanımızdaki gelişmenin gerek ele alınan konu, gereksekurgu bakımından ulaştığı ölçüyü gösteriyor.

Özet Milli Edebiyat döneminden Cumhuriyet dönemine geçerek olgun roman örneklerini bu yıllarda veren yazarları bu dönemin ilk yıllar ının yazarları olarak değerlendirilir. Yazarlar toplum gerçekleri yansıtmaya, sorunlarına çözüm getirmeye çalışırlar, fakat daha çok gördüklerini, gözlemlediklerini yansıtmak çizgisinde kalırlar. 1930-1940yılları arasında yazarlar toplum gerçeklerini, II. Abdülhamit döneminden başlayıp, Birinci Dünya Savaşıyıllarını konu olarak işlerler. 1940'lı yıllarda romanlarda İkinci Dünya Savaşıyıllarında konularda toplumsal kaygı ağırlık kazanır, toplumsal konular çeşitlenir. Edebiyatımızda "köy edebiyatı" başlar, köy ve köylünün sorunları dile getirilir. 1950'li yıllarda İkinci Dünya Savaşıyıllar ında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başlarlar. 1960'lı yıllarda toplumcu genç yazarlar konuları çeşitlendirirler, geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçlar ele alınır. 1970-1980yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülüyor. Konu türlerinde artış görülür, yazarların sıkıntısını çektikleri 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alınır. Belgelere dayanarak yazılan tarihsel romanlarla birlikte Almanya'ya göçün değişik bir yanıyla girdiği romanlar görülüyor. Türkiye'den Almanya'ya getirilen çocukların dil sorunları, anne babalarının iş yaşamlarında karşılaştıkları sorunları, sıla özlemi , Alman topluluğuna uyum sağlamada çekilen sıkıntılar anlatılır. 1980-90 yılları arasında aileden hareket ederek, 1900'lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye'nin toplumsal yaşamından kesitler verilir. Özyaşam öyküsü romanı özelliği taşıyan romanlar yazılır. 12 Eylül 1980öncesi olaylarından kesitler verilir. Yetmişli yılların gençliğini sorgulanır. İnsanların alın yazılarına egemen olmak için gösterdikleri çaba, köyden kente gö ç ile köylülerin kentte içine düştükleri çıkmazlar, kadın sorunları anlatılır. Roman klasik yapısından uzaklaştırılır, yeni bir kurgu kazandırılır. Yazarlar, belgelere dayanarak tarihe yönelir. Din içerikli romanların sayısındaki artma oluyor. Günümüzde Türk romanların değişik Batı dillerine çevrilmesi Türk romanındaki gelişmenin ölçüsünü gösterir.

1. Tiyatro

Cumhuriyet dönemi nin ilk yılları oyun yazarları daha çok tarihimize ve efsanelerimize yönelerek ulusçuluğu aşılayan düşünceler üzerinde durmuşlar, toplumsal sorunları, değer yargılarının değişmesini ve ruhsal çelişkileri vermeye çalışmışlardır. Bu konular arasında ruhsal çatışma ve çelişkilerin ağırlıkta olduğu gözeçarpar.

Duygulu sözler, heyecan verici şiirsel konuşmalarla bir acıklı oyun havasında yazılan bu oyunlarda, kişinin psikolojik durumu yansıtılmaya çalışılmıştır. Oyunlarında, kişilerdeki ruhsal çatışmayı ilk ele alan yazarlarımızdan biri, bir önceki kuşaktan bu yıllara geçen Halit Fahri Ozansoy'dur. Sönen Kandiller adlı oyununda aşırı duygulu, heyecanlı, bunalımları olan kişileri incelerken bir yandan da bu durumda oluşlarının nedenlerini psikolojik yönden açıklamaya çalışır. Halit Fahri'yle birlikte, Vedat Nedim Tör , Necip Faz ı l , Naz ı m Hikmet de kişilerdeki ruhsal bunalım ve çatışmaların değişik nedenleri üzerinde durmuşlardır. Bu kuşağın yazarlarının ayrıca toplumumuzdaki değer yargılarının değişmesi sonucu ortaya çıkan sorunlarla da ilgilendikleri görülüyor. Üzerinde en çok durulan sorunlardan biri, Tanzimat dönemi nden başlayarak aydınların ve yazarların önemle üzerinde durdukları konu, yüzeyde kalan, taklitçilikten öteye geçmeyen Batılılaşma, bu yüzden kişilerin bayağılaşması, ikincisi de sermaye gücünün toplumun çeşitli kurumlarını ve insanları nasıl değiştirdiğidir. Oyunların bir bölüğünde yanlış Batılılaşmanın ortaya çıkardığı sorunlar sergilenirken, bir bölüğünde de gerçek Batı uygarlığının nasıl anlaşılması gerektiği ortaya konmuştur. Daha önce adı geçen üç yazarımız bu konulara da değinirken, onlara İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Reşat Nuri ,

Sabahattin Ali , Nahit Sırrı eklenmiştir. 2. 1950'ye Kadar Türk Tiyatrosu Cumhuriyetin onuncu yılına değin Türk yurdunu, Türk ulusunu sevmek biçiminde gelişen ülkücülük de oyunlara konu olmuş, yazarlar bu duyguları aşılamak için kimi zaman efsanelere, kimi zamanda masal lara yönelmişlerdir. Bu oyunlardan Faruk Nafiz 'in manzum olarak yazdığıAkın, Türklerdeki herşeyden üstün olan yurt sevgisini verirken, Özyurt Türk'lerinin adaletini, sanat sevgisini, yerleştikleri yerleri bayındır bir duruma getirmek için gösterdikleri çabaları ortaya koymaya çalışır. 1930'lu yılların Türk Tiyatrosu'nun özellikleri nelerdir?

YaHYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/sairler/yasar_nabi_nayir.html" şar Nabi 'nin Mete; BehHYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/sairler/behcet_kemal_caglar.html"çet Kemal 'in Çoban ve Atilla; Necip Fazıl'ın Sabır Taşıadlı oyunları Türk'lerin erdemleri ve uygarlığını yansıtmak amacını taşırlar. Kardeş kavgaları yüzünden yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun acıklı durumu Yaşar Nabi'nin İnkılap Çocukları'nda ele alınırken hareket noktası Anadolu olmak üzere Türk gücünün övülüşünü de Necip Fazıl'ın Tohum; Faruk Nafiz'in manzum olarak yazdığıKahraman adlı oyununda buluyoruz. Bu yılların yazarları arasında Selahattin Batu, mitoloji ye ve masala yönelişiyle dikkati çeker. Güzel Helena, Oğuzata, Kerem ile Aslı onun mitolojiden yararlanarak yazdığıoyunlardır. Bu oyunlarda daha çok evrensel değerler üzerinde durmuştur. Oyunlarda ele alınan konulara göre bir genelleme yaparsak Cumhuriyetin ilk yirmi yılında, kişi ve toplumsal sorunları birlikte ele alınmıştır diyebiliriz. 1940'lı yıllara geldiğimizde üzerinde durulabilecek üç yazar görüyoruz. Bunlar Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkurt ve Ahmet Muhip Dıranas'tır. Çözülen aile yapısına çözüm olarak sağlam temellere dayalı aile tezi savunulur. Bu yazarların en çok ele aldıkları konunun aile yapısıyla ilgili olduğu gözeçarpıyor. Değer yargılarının değişmesinin ve ekonomik koşulların aileyi etkileyişi üzerinde durulmuş, maddi değere önem verdikleri için yanlış yolda giden aileler yanında, yoksul ancak sağlam temellere oturmuş, düzgün bir yaşayışıolan aileler verilmiştir. Aile konusunun yanında yine Batılılaşmanın yanlış anlaşılması konusunun da sürdürüldüğü görülüyor. 1940'lı y ıllarda Türk tiyatrosunda geleneksel Türk Tiyatrosu'nun izleri görülür. Ahmet Kutsi Tecer , bu konuları, geleneksel Türk tiyatrosundan da yararlanarak, Köşebaşı, Bir Pazar Günü, Satılık Ev adlı oyunlarında ele almıştır. Köroğlu ise, hak ve adalet kavramını bir Türk efsanesinden yararlanarak ortaya koyduğu oyunudur.

Ahmet Muhip DHYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/ahmet_muhip_diranas.html" ıranas , toplumumuzdaki geleneksel, ataerkil ailenin, değişen ve modernleşen değerler karşısında ortadan kalktığını ortaya koyduğu Gölgeler adlı oyunuyla tanınmıştır. Bu üç yazar arasında en çok oyunu olan Cevat Fehmi BaHYPERL I NK

"http://www.turkceciler.com/yazarla r/cevat_fehmi_baskut.html" şkurt 'tur. Yazar, ahlâk yönünden ele alarak, değişen toplumumuzdaki paranın gücü ve bu gücün bireylere yaptığı baskı üzerinde durmuştur. Bu sorunları daha çok, büyük kentlerde ve taşra ilçelerindeki yaşam üzerinde durarak yansıtmıştır. Konuyu ahlak yönünden ele alışı kişilerine de yansıyarak, ülkücü, meslek sahibi olan kişilerle, bilgisiz ve çıkarcı olanlar karşılaştırılmıştır. Yer yer fantaziden de yararlanan yazarın en çok tanınan oyunları arasında Büyük Şehir, Küçük Şehir, Paydos,Sana Rey Veriyorum, Tablodaki Adam, Buzlar Çözülmeden, Hepimiz Birimiz İçin ve Ölen Hangisi'ni sayabiliriz. 3. 1950-1970 Arasında Türk Tiyatrosu 1950-60 yılları arasında roman yazarlarında olduğu gibi oyun yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlenme gözeçarpıyor. Yine toplum sorunları ön planda olmakla birlikte yazarların toplum sorunlarına değişik hareket noktalarından yöneldikleri görülüyor. Kimi yazarlar bireyden toplum sorunlarına geçerken, kimileri olaydan ve durumlardan hareket ederek toplumsal sorunlara yöneliyorlar. Kimi yazarlar da evrensel sorunlar üzerinde durup, bu yoldan topluma gidiyorlar. 1950'li yılların tiyatrosunda köy sorunlarına eğilme görülür. Bireyden topluma giden yazarlar olarak Oktay Rifat, Melih Cevdet, Haldun Taner, Nazım Kurşunlu, Orhan Asena, Çetin Altan, Refik Erduran, Turgut Özakman ve Nezihe Meriç'i görüyoruz. Bu yazarlar oyunlarının çoğunda kişideki ruhsal baskıları, tedirginlikleri, iç çatışma ve bunalımları toplumsal koşullara bağlarlar.

Oktay Rifat ilk oyunu olan Kadınlar Arasında da, büyük kentleri ele alarak, bu kentlerdeki toplum düzensizliğinin, ahlak çöküntüsünün aile üzerindeki etkisini gösterirken hareket noktası kişidir. Onu izleyen oyunlarından Oyun İçinde Oyun, Birinci Dünya Savaşıbaşlamadan hemen önce İstanbul'dan bir kesiti ele alarak değer yargılarındaki değişmeyi, Batılılaşma çabasında olan ancak bir sentezeulaşamadığıiçin yüzeyde bir Batılılaşmayla züppeleşen ve ona karşı yine sentezeulaşamadığıiçin kendisini yenileyemeyen iki kişiyi karşılaştırarak verir. Çil Horoz ve Zabit Fatma'nın Kuzusu'nda da kişilerden hareket eden yazar, Yağmur Sıkıntısı'nda aile yapısı içinde, toplumdaki bozuk düzeni yansıtır. Sorunlar bireyden topluma yönelir. Melih Cevdet 'in bireyden topluma yönelen iki başarılı oyunu İçerdekiler ile Mikadonun Çöpleri'dir. İçerdekiler, tutuklanmış bir öğretmenden hareket ederek özgürlüğü kısıtlanmış, ancak kişiliğini özgürlüğe kavuşturmuş bir insanla dışarıda dolaşmalarına karşın toplumun belli kalıplarından kurtulamayarak özgülüklerini tadamayan insanları karşılaştırır. Bireyi hareket noktası olarak alan Haldun Taner Fazilet Eczanesi ve Huzur Çıkmazı adlı oyunlarında değişen toplum koşulları karşısında bağnazca düşünceleri yüzünden yanlış bir ahlak düşüncesiyle yaşamdaki değişikliklere karşı çıkanları verir. Nazım Kurşunlu daha değişik konulara değinmiştir. Branda Bezi adlı oyununda, kendilerine başlarını sokacak bir ev yapma çabasında olan yoksul insanların karşılaştıkları güçlükleri yansıtırken, Çığ'da kız kaçırma sorununa değinmiştir. Bu oyununda yine kişilerden hareket ederek, töreler ve alışkanlıklar yüzünden hemen hemen yaşam hakkını yitirmiş olan genç kız ve kadınların değişik sorunlarına bu arada evlenme sorununa değinir. Merdiven'de yine bireyden, özellikle küçük memurdan hareket ederek toplumdaki aksaklıkları yansıtmıştır. Dumanlıda Telaki Var'da ise yaşlı bir istasyon şefinin genç bir kadına duyduğu kıskançlıktan hareket ederek, kişisel duyguları işlemiştir. Bireyden topluma yönelen yazarlardan biri olan Orhan Asena 'nın tarihten yararlandığını görüyoruz. Hürrem Sultan, Tohum ve Toprak, Atçalı Kel Mehmet, Şeyh Bedrettin onun tarihsel olaylardan ve kişilerden hareket ederek dönemini verdiği oyunlardır. Bunlarla birlikte tarihe yönelmeden toplum gerçeklerine yöneldiği

iki oyunu olarak da Kocaoğlan ve Öç'ü görüyoruz. Oyunlarında köy sorunlarını da ele alan Necati CumalHYPERL I NK

"http://www.turkceciler.com/sairler/necati_cumali.html"ı , Mine'de kadını bir mal gibi kullanan ve bunu doğal sayan bir çevrenin yaşamını vermiştir. Bununla birlikte Yeni Çıkan Şarkılar, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol adlı oyunları ise toplum sorunlarından çok bireyin iç dünyasını verir. Çetin Altan ilk iki oyununda aileden hareket etmiştir. Çemberler'de ailenin yoksulluğun ve dar bir yaşayış çemberi yüzünden aile bireyleri arasındaki çözülme, birbirinden kaçışüzerinde durulmuştur. Yazar oyunda, bireyin direnme gücünü aşan yaşam koşulları karşısında kaçışa yöneleceğini belirtir ve bireyin özgürlüğünü savunur. İkinci oyunu Tahtaravalli'de ise insanın maddi değerler karşısındaki durumunu yine aile sınırı içinde işler. Beybaba, Suçlular ve Mor Defter'de de insanın huzursuzluğa ve yalnızlığa itilişinin çeşitli nedenleri üzerinde durmuştur. Refik Erduran 'ın bireyden çevreye ve topluma doğru genişleyen oyunları arasında en tanınanı Cengiz Hanın Bisikleti' dir. Yazar bu oyunda eski yaşayışbiçiminden kurtulamadığıhalde kurtulmak için çaba gösteren bir erkeğin tutumundan hareket ederek Batılılaşmanın yanlış anlaşıldığını savunur. Karayar Köprüsü, Büyük Jüstünyen, Uçurtmanın Zinciri adlı oyunlarında ise üstün yetenekleri olan kişilerin topluma karşı olan sorumlulukları üzerinde durur. Kendisinin de içinde bulunduğu konu olarak dürüst bir gazete cinin patronunca sömürülmesini İkinci Baskı adlı oyununda ele almıştır. Tiyatromuz için yeni bir konu olan gazeteciliğin oyuna yansımasını Sevgi Sanlı'nın Dilsizlerin Dili ve Recep Bilginer 'in Gazeteciden Dost adlı oyunlarında da görüyoruz. Toplum dışına sürülmüş kişilerin toplumla uyuşmazlığını veren yazarlardan biri olan Turgut

HYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/yazarla r/turgut_ozakman.html"Özakman , bu kuşağın yazarları arasında, aşağılık duygusunu toplumsal koşullar açısından inceleyişiyle dikkati çeker. Güneşte On Kişi, Ocak, Paramparça, Komşularımız bu konuyu aile yaşayışıçerçevesinde verdiği oyunlarıdır.İlk oyunu olan PenbeEvin Kaderi'nde ve Kaneviçe'de kuşaklar arasındaki kopuşu, yabancılaşmayı ele alan yazar, Duvarların Ötesinde adlı oyununda, toplumun suçlu insanları bir kenara itişini eleştirerek onlara daha uygarca davranmak gerektiğini savunur. Bireylerden toplum sorunlarına giden kimi yazarların olaylar ve durumlardan da toplum sorunlarına eğildikleri görüldüğü gibi doğrudan doğruya olaylardan toplum sorunlarına giden yazarların oyunlarıyla da karşılaşıyoruz. Turgut Özakman, Haldun Taner, Orhan Asena, Refik Erduran ve Çetin Altan bireylerden olaylara geçerken; Orhan Kemal, Oktay Rifat, Rıfat Ilgaz, RecepBilginer, Cahit Atay ile Oktay Arayıcı olaydan hareket eden yazarlar olarak yer alıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun yanlışları irdelenir.

Turgut HYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/yazarla r/turgut_ozakman.html"Özakman 'ın, Reşat Nuri Güntekin'in Değirmen adlı romanından değişik-likler yaparak oyunlaştırdığıSarıpınar 1914bu konudaki en başarılı oyunudur. Osmanlı İmparatorluğu'nda, İstanbul'da oturan yöneticilerle Anadolu'daki kopukluğu ortaya koymaya çalıştığı bu oyunu izleyerek aynı çizgideki ikinci oyunu da Ulusal Kolej Disiplin Kurulu'dur. Devlet kurumlarıyla halk arasındaki kopukluğu Orhan Asena, Sağırlar Sövüşmesi adlı oyununda bu kopukluğu yansıtırken, Hacivat Politikacı'da bu kopmuşluğu halkın kötüye kullanışını ve politikacının çıkarcılığını vurgular. Fadik Kız adlı oyununda ise bir kızın toplumumuzun çeşitli aşamalarında nasıl sömürüldüğünü ortaya koyar. Haldun Taner , Lütfen Dokunmayın adlı oyununda ilk olarak bireyden olaylara geçmeyebaşlamıştır. Devlet otoritesinin güçsüzlüğü ve politikacılar, Haldun Taner'i de ilgilendiren bir konu olmuştur. Günün Adamı'nda, devlet adamlarına dayanarak büyük vurgunlar vuranların açık gözlülüklerini belirtirken devletteki düzensizliği eleştirir. Keşanlı Ali Destanı'nda da devlet otoritesi olmayan bir toplumda özellikle yoksul çevrenin çektiği sıkıntıyı gözler önüne serer. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım ile Eşeğin Gölgesi olaylara daha değişik açıdan bakan iki oyunudur. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım'da Türkiye'de geçimini güçlükle sağlayan kişilerin yıllar süren sömürülüşlerini güldürü havasında verirken, Eşeğin Gölgesi'nde hayali bir ülkede sermaye patronlarının üstünlüğünü sergiler. Refik Erduran , Ayı Masalı ve Direkler Arasında'da iki değişik konuyu ele almıştır. Ayı Masalı'nda

sınıflanmış bir toplumun çeşitli sorunlarını, Direkler Arasında adlı oyunuyla ise kadının çarşaflı gezdiği zamanlardan günümüze değin gelen bir takım sorunlara ve alışkanlıklara değinir. Çetin Altan , yakından izlediği politikacıların çalışmalarını Komisyon adlı oyununda eleştirir daha da ileri giderek taşlar. Bu dönem tiyatrolarında olaydan hareketle toplum sorunları incelenir. Romanlarında da toplumsal sorunlara ağırlık veren Orhan Kemal , roman ve öykülerini oyunlaştırarak tiyatro alanına girmiştir. Sanatçının toplumsal bir kaygı taşıması gerektiği düşüncesinde olan Orhan Kemal, toplum sorunlarını, olayları ön plana alarak verme yoluna gitmiştir. Üç ayrı konuyu ele aldığı oyunlarından İspinozlar, yoksul bir göçmen ailesiyle, zengin ancak görgüsüz bir ailenin karşılaştırılmasıdır. 72. Koğuş, bir cezaevi koğuşundan hareket ederek, insanları suça itenin toplum düzeni olduğu düşüncesini ortaya koymaya çalışır. Kardeş Payı'nın konusu ise kimi romanlarında da üzerinde durduğu Anadolu'dan büyük kentlere çalışmaya giden işçilerin sömürülüşüdür. Cahit Atay ve Oktay Arayıcı birer oyunlarında birbirine yakın konulara değinmiş-lerdir. Cahit Atay Geristanda Var Bir Polis adlı oyununda yönetimdeki yozlaşmaya ayak uyduramayan dürüst bir polisin içine düştüğü, onun sürülmeye değin götüren durumları verir. Oktay Arayıcı ise Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası adlı oyununda bir başkomiserin kendi kendisini nasıl yok ettiğini veriyor. Ele alınan başkomiser, sürekli olarak yasalara uyulmasından söz eden ancak farkına varmadan kendisi yasaları çiğneyen, dar ahlak anlayışıyla hareket eden ve çevresinde olanlarla ilgilenmeyen bir kişidir. Bu durumuna bilgisizliği ve bilinçsizliği de eklenince yok olup gider. Eğitimi eleştiren, yol gösterici oyunlar yazılır. Rıfat Ilgaz, değişik durumlarıyla filme de alınan Hababam Sınıfı'nda, bir okul sınıfından hareket ederek, toplumdaki düzensizlikleri ve değer yargılarını verir. Recep Bilginer , devlet-vatandaş ilişkilerinde devleti değil, vatandaşı sorumlu tutan bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Ben Devletim adlı oyununda, yönetimde yüksek düzeydeki yöneticilerle kurulan ilişkilerde, vatandaşın haksızlık yapmadan ve hakkını çiğnetmeden haksızlıkla savaşması gerektiğini ortaya koymaya çalışır. Evrensel konular da ihmal edilmez. Topluma yönelik oyunlar yazan yazarların üçüncü grubunu oluşturanlar ise evrensel konulardan hareket ederek toplumu değerlendirenlerdir. Bu grupta Orhan Asena dışında önceki gruplara girmeyen yazarlarla karşılaşıyoruz. Bu yazarların başında Aziz Nesin geliyor. Aziz Nesin Biraz Gelir misiniz?, Bir Şey Yap Met, Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı, Tut Elimden Rovni, Çiçu ve Hadi Öldürsene Canikom adlı oyunlarında evrensel konuları işlemiştir. Değş i ik konuları ele alan yazarın birbirine benzer konulu iki oyununu görüyoruz. Biraz Gelir misiniz? Ve Bir Şey Yap Met adlı oyunlarında, toplumda küçük insan gözüyle bakılanların kendilerini kabul ettirip başkalarına yararlı oluşlarını veriyor. Aziz Nesin'i Şahap Sıtkı İlter, Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal ve Suat Taşer izlerler. Şahap Sıtkı ve Behçet Necatigil sanatçı yaşamından kesitler vermişlerdir. Şahap Sıtkı Ayrı Dünyalar adlı oyununda sanatçının evlilikle aile yaşamı ile bağdaşamayışıve nedenleri üzerinde dururken Behçet Necatigil ise Kutularda Sinek'te kafasını ve hayal gücünü zorlamadan birşeyler yaratmaya çalışan bir sanatçıyla, sanata ticaret hesaplarını karıştıran bir tüccar eleştiriciyi karşılaştırır. Yine Necatigil, Artt ırma Salonu adlı oyununda daha değişik bir konuya değinmiştir. Bu oyunda satacak hiçbir şeyi olmayan bir öğrencinin "umut"unu açık artt ırmaya çıkardığını görüyoruz. Ancak "umut" bir genç kızın kendisinin "umut" olduğunu söylemesi üzerine alıcı bulur. Alıcılar bir eşya olarak gördükleri genç kıza yüksek fiyatlar verirler. Genç kızın, namuslu bir genç kız olduğunun anlaşılması açık arttırmayı durdurur. Tiyatroda, aile sorunları da ele alınır. Sabahattin Kudret Aksal 'ın üç oyunu ise evlilik ve aile ile ilgilidir. Bunlardan Bir Odada Üç Ayna bir aileyi kuruluşundan ele alarak, yeni kuşaklar yetiştirmesini ve dağılıp yok oluşunu verir. Tersine Dönen Şemsiye evli bir erkeğin, kendisini bekar olarak tanıttığı bir genç kıza yaklaşmasını, durumu fark eden karısının boşanma davası açması üzerine tekrar evine dönüşünü, bir ailenin geçirebileceği sarsıntılardan biri olarak verir. Kahvede Şenlik Var'da ise evliliğin bir çıkar anlaşması durumuna getirilişini görüyoruz. Aksal'ın ilk oyunu Şakacı aynı çevrede yaşayan bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerini, çatışmalarını verip, bu ilişki ve çatışmaların hangi koşullar altında çözülüp, gevşeyebileceğini gösterir. Aksal'ın yönetime ilişkin bir oyun yazdığını da görüyoruz. Kral Üşümesi adlı oyununda yöneten-yönetilen ilişkileri üzerinde duruyor.

Suat Taşer, Turgut Özakman ve Tarık Buğra birer oyunlarıyla bu yazarlara katılırlar. Suat Taşer, Aşk ve Barış'ta genel düzeyde insanlar arasındaki barış ve sevgi ülküsünü ele alır. Özakman atom bombalarının ve yok edici silahların insanları tehdit edişini Tufan adlı oyununda yansıtır. TarHYPERL I NK

"http://www.turkceciler.com/tarik_bugra.html" ık Bu ğra 'nın Ayakta Durmak İstiyorum'unda da özgürlükleri için savaşan insanları buluyoruz. 1950-1970yılları arasında romanlarda olduğu gibi oyunlarda da çeşitli sorunlarıyla köyün konu olarak alındığını görüyoruz. Ağaların köylüyü sömürüşü ve onlar üzerindeki baskıları, köy kadınlarının durumu, kan davası, köy yaşayışındaki değer çatışmaları oyunlara konu oluyor. Ağa-köylü ilişkisinde ağaların yanlış tutumları eleştirilir. Oyunlardaki ağalar, genellikle romanlarda olduğu gibi, köylünün elindekini avucundakini alan, kötü niyetli, köylüye eziyet eden, devletle olan ilişkileri kendi çıkarlarına göre ayarlayan kişiler olarak görülürler. Devlet gücünü kendilerinden yana çekmeyi de başarırlar. Henüz bilinçlenmemiş olan köylü ise yapılan baskıya ve sömürülüşüne karşı koymayı düşünmez. Kimi oyunlarda da yeni yeni bilinçlenmeye ağaya, muhtara baş kaldırmaya başlamışlardır. Cahit Atay, Pusuda adlı bir perdelik oyununda, bir köy ağasının göz koyduğu kızı, kızın öldürtülmesini, sevdiği gence kaptırmamak için, o gencin saf bir köylüye verir. Ana Hanım Kız Hanım'da ise bilinçsiz ve saf bir köylünün, ağa sözüne kanarak tek güvencesi olan ineği ile eşeğini elden çıkarışının izliyoruz. Necati Cumalı, Susuz Yaz'da ağa ile köylü arasındaki su sorununu ortaya koyup, bu sorunu köylünün yararına çözümlemeye çalışanların hapsebile girebileceklerini belirtiyor. Yine yaygın olan ağanın, köylünün toprağını sömürüş teması Fakir Baykurt 'un aynı adlı romanından oyunlaştırılan Yılanların Öcü'nde ele alınıyor. Zeki Özturanlı'nın Batak Gölü adlı oyunu yine romanlara da konu olan ağa ile köylü arasındaki balık avlama yüzünden çıkan çatışmayı ve köylünün yenilgisini anlatır. Ağa-köylü çatışmasını veren oyunlar arasında Nazım Kurşunlu'nun Toprağın Kurbanları'nı, Hidayet Sayın'ın Küçük Devler ve PenbeKadın'ını sayabiliriz. PenbeKadın'ı öbür oyunlardan ayıran özelliği, bir köylü kadınının tek başına ağanın baskısına direnişini vermesidir. Yazar, aynı zamanda köyde hükümetin temsilcisi olan muhtarın çıkarı için haksız, ancak güçlü olandan yana olduğunu da ortaya koyuyor. Sabahattin Engin'in oyununda ise değişik bir ağayla karşılaşıyoruz. Orda Bir Köy Var Uzakta'da, önceki oyunlarda gördüğümüz, köylüye baskı yapan, onu sömüren ağa yerine, iyi yürekli, hemen hemen yazarın idealinde yaratt ığı bir ağayla karşılaşıyoruz. Köy kadınının sorunları tiyatro aracılığı ile topluma duyurulur. Köy oyunlarının bir kısmı da, köy kadınının değişik sorunlarını yansıtıyorlar. Üzerinde durulan sorunlar olarak, köy kadınının özgürlüğünün çok kısıtlı oluşu, kadının bir mal gibi satılabildiği, genç kızların en iyi para verenle evlendirilmesi, kuma, erkek çocuk anası olmadıkça kendisini çevreye kabul ettiremeyişi, kadınların erkeklerden çok çalışmakla birlikte hiçbir konuda düşüncelerinin alınmayışıgözeçarpıyor. Değş i ik köy sorunlarıyla birlikte, köy kadınlarının sorunları üzerinde de en çok Cahit Atay'ın durduğunu görüyoruz. Ana Hanım Kız Hanım'la birlikte, Sultan Gelin, Yangın Memet, Kerpiç Memet adlı oyunları genç kızların evlenme sorunlarıyla, yaşama hakkı hemen hemen elinden alınan kadını konu edindiği oyunlarıdır. Necati Cumalı, Derya Gülü ve Nalınlar'da, RecepBilginer İsyancılar'da, Turan OflazoHYPERL I NK

"http://www.turkceciler.com/yazarla r/turan_oflazoglu.html" ğlu Keziban'da benzer konuları ele almışlardır. GHYPERL INK "http://www.turkceciler.com/yazarla r/gungor_dilmen.html"üngör Dilmen ise Kurban adlı oyununda kuma sorununa değinir. Nazım Kurşunlu da Çığ'da kız kaçırma sorununu ele almıştır. Köylerde kimi zaman kuşaktan kuşağa geçen kan davası da oyun yazarlarının üzerinde durdukları bir konu olmuştur. Bu konuyu ele alan oyunlar olarak Necati Cumalı'nın Ezik Otlar'ını, Ali Yürük'ün Çatallı Köy'ünü sayabiliriz. Dini yanlış anlama eleştirilir. Köy yaşayışını ele alan oyunlarda konu ne olursa olsun köylünün bilgisizliğinden kaynaklanan, dinde tutuculuğun yaygınlaşmasına dikkatlerin çekildiği görülüyor. Bu oyunların bir bölüğünde köylülerdeki ermişliğe inanış yansıtılıyor. Cahit Atay'ın Ermiş Memet'i, YaHYPERLI NK

"http://www.turkceciler.com/yasar_kemal.html" şar Kemal 'in Yer Demir Gök Bakır adlı romanından uyarlanan Uzun Dere'si; Hidayet Sayın'ın Topuzlu'su ermişlik konusuna değinen önemli oyunlar arasında yer alıyorlar. Turan OflazoHYPERLI NK

"http://www.turkceciler.com/yazarla r/turan_oflazoglu.html" ğlu 'nun Allahın Dediği Olur; Talip Apaydın'ın Bir Yol; Bekir Büyükarkın'ın da Keçiler adlı oyunları dinin sömürülüşünü yansıtan oyunlar arasında görünüyorlar. Fikret Otyam'ın Mayın; Yaşar Kemal'in Teneke; Sedat Veyis Örnek'in Manda Gözü adlı oyunları da değişik yönden köylüdeki değer yargılarının değişmesini verir. Bu yılların politik eğilimli yazarları, genellikle toplumdaki bozuklukların toplumun bilinçsiz oluşundan ve bireyin sorumsuzluğundan ileri geldiği düşüncesindedirler. Bu yazarların bir bölüğü, toplum düzensizlikleri, dünya siyaseti ve içine düşülen bunalımların nedenlerine eğilirken bir bölüğü de insanlık sorunlarına genel bir yöneliş gösterirler. Kimi yazarlar da efsane ya da tarihe dayanarak çağın eleştirisini yapmışlardır . Birinci gruptaki konulara eğilen yazarlar olarak Güngör Dilmen, Sermet Çağan, Adalet Ağaoğlu, Kerim Korcan, Güner Sümer, Başar Sabuncu ve Vasıf Öngören'i sayabiliriz.

GHYPERL INK "http://www.turkceciler.com/yazarla r/gungor_dilmen.html"üngör Dilmen , Ayak Parmakları, Canlı Maymun Lokantası; Sermet Çağan, Ayak Bacak Fabrikası ve Öyle Bir Oyun; Adalet AHYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/adalet_agaoglu.html" ğao ğlu Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Tombala, Bir Sessiz Adam; Kerim Korcan Linç; Güner Sümer, Yarın Cumartesi, Bozuk Düzen; Başar Sabuncu, Şerefiye, Çark, Zenberek; Vasıf Öngören Asiye Nasıl Kurtulur adlı oyunlarında bu konulara değinmişlerdir. Efsane ya da tarihe dayanarak çağın eleştirisini yapan yazarlara bir göz att ığımızda yankılar uyandıran Midas'ın Kulakları, Midas'ın Altınları, Akad'ın Yayı, İttihat ve Terakki oyunlarıyla Güngör Dilmen başta geliyor. Onunla birlikte Turan Oflazoğlu'nun Deli İbrahim, Dördüncü Murat ve Sokrates Savunuyor adlı oyunları önem taşıyor. Bu yazarlara Erol Toy, Pir Sultan Abdal ve Parti Pehlivanı; İsmet Küntay da Tozlu Çizmeler adlı oyunlarıyla katılmışlardır. 1950-1970yılları arasındaki yazarlardan Yıldırım Keskin İnsansızlar, Sedat Veyis Örnek Pirinçler Yeşerecek, Başar Sabuncu Kargalar'la, genel olarak insanlık sorunlarına değinenler olarak dikkati çekmişlerdir. 4. 1970'ten Sonra Türk Tiyatrosu 1970'ten sonra yayımlanan roman ve öykü sayısında görülen artış, oyunda da kendini gösteriyor. Oyunlara konu olarak, önceki yıllardan gelenlere Kurtuluş Savaşı, işçilerin sorunları, 12 Mart ve Türkiye dışındaki olaylar ekleniyor. Kurtuluş Savaşı'na değinen yazarlar ve oyunlar olarak, Erol Toy'un, Parti Pehlivanı'nı, İsmet Küntay'ın Tozlu Çizmeleri'ni; Ergin Orbey'in Birinci Kurtuluştan'ını; Erol Toy'un İpteki'ni; Lale Oraloğlu'nun Yıl 1921'ini, Fazıl Hayati Çorbacıoğlu'nun Erkek Satı'sını sayabiliriz. Bu oyunlarda Birinci Dünya Savaşı'ndan başlayarak, işgal altında İstanbul, Çerkez Etem olayı, Kurtuluş Savaşı, Milli Mücadele sonrası durum, Kubilay olayı öncesi artan konu olarak ele alınıyor. 12 Mart olayları da, Adalet AHYPERLINK

"http://www.turkceciler.com/adalet_agaoglu.html" ğaoğlu 'nun, Kendini Yazan Şarkı,Cengiz Gündoğdu'nun, Karar 71; Necati CumalHYPERL I NK "http://www.turkceciler.com/sairler/necati_cumali.html"ı 'nın, Yürüyen Geceyi Dinle; Uğur Mumcu'nun anı kitabından uyarlanan Sakıncalı Piyade ve Macit Koper'in Sabotaj adlı oyunlarında öncesi, sonrasıyla ele alınmıştır. Bu yıllarda oyunlarda ele alınan değişik bir konu da işçilerin sorunları oluyor. Çoğu gerçek bir olaya dayanan, ayrıca belgesel nitelik taşıyan oyunlar arasında Ömer Polat'ın, 1975'te 804İşçi; Hüsamettin Çetinkaya'nın Hatboyu Şantiye; İsmet Küntay'ın 403.Kilometre; Haşmet Zeybek'in, Alpagut Olayı; Ali Taygun'un, Fabrikalardan'ı; Bilgesu Erenus'un Nereye Payidar ile Ortak'ını sayabiliriz. Cumhuriyet dönemi yazarlarının bir bölüğünün de Türkiye dışındaki olaylarla ilgilenerek bu olayları konu alan oyunlar yazdıkları görülüyor. Bu yazarlar arasında da, Şili'de Av ile Ölü Kentin Nabzı adlı oyunlarıyla Orhan Asena; Gün Dönerken'le Yavuzer Çetinkaya; Şahları da Vururlar 'la Ferhan Şensoy; Marangoz'la Çetin Erginel önem taşıyorlar. Konusunu tarihten alan oyunlar yazılır. Bu yıllarda, daha önceki yıllardan gelen Turan Oflazoğlu'nun IV. Murat, Kösem Sultan, GençOsman, Orhan Asena'nın Ya Devlet BaşaYa Kuzgun Leşeoyunları, tarihsel konulu oyunlar olarak önem taşırken Adnan Giz,

Ömür Satan Hüsam Çelebi, Küçük Esma Sultan, Sokullu Ne Yapmalıydı adlı oyunlarıyla dikkati çekmiştir. Bu yılların tarihsel konulu oyunlar yazan yazarları arasında, Fazıl Hayati Çorbacıoğlu ( Koca Sinan), Mehmet Akın (Hikaye-i Mahmut Bedrettin) yer alırlar. Tarihsel konulu oyunlar yazanlarla birlikte değişik konulu oyunlarıyla dikkati çeken yazarlar olarak OHYPERLI NK "http://www.turkceciler.com/yazarla r/oguz_atay.html" ğuz Atay , Nezihe Araz, Sadık Şendil, Oktay Arayıcı, Dinçer Sümer, Ülker Köksal, Başar Sabuncu, Tar ı k Buğra , Vasfi Uçkan, Muzaffer İzgü, İsmet Küntay, Lale Oraloğlu, Sevgi Soysal, Refik Erduran , Yıldırım Keskin, Murathan Mungan, Macit Koper, Mehmet Keskinoğlu ... gibi adları sayabiliriz. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından başlayarak oyun yazarlarının ele aldıkları konular gözden geçirilince roman ve öykü yazarlarıyla aralarında bir koşutluk dikkati çekiyor. Roman yazarlarının üzerinde durdukları konuları, sahneye koydukları oyunlarında ele alan yazarlar, iletilerini topluma canlı olarak veriyorlar. Özet Cumhuriyetin ilk yıllarında ulusçuluk yönü ağır basan idealist oyunlar yazılır. 1930'lu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış nedenleri, Anadolu'daki uyanış, mitoloji ve evrensel konular işlenir. 1940'lı yıllarda aile yapısı, idealizm ile paranın güçü arasındaki çatışmalar ele alınır. 1950-1970'li yıllarda yazar sayısı artar. Buna koşut olarak konu çeşitlenir. Kimi yazarlar birey sorunlarından toplumsal sorunlara geçiş yaparken; kimi yazarlar toplumsal sorunlardan kişiye inerler, bir üçüncü küme evrensel sorunları ele alır. Eğitim ve sorunları ön plana çıkar. Kuşaklar arası ve kentli köylü arası eğitim farkından doğan çatışmalar işlenir. Ebeveyn-çocuk, kadın-erkek, ağaç-köylü, imam-muhtar-öğretmen ilişkileri işlenir. Böylecetoplumdaki bozuklukların temelinde; bireyin bilinçsizliğinin, bilinçli olanların da sorumluluktan kaçmalarının yattığı vurgulanır. 1970'ten sonra 12 Mart olayı buna bağlı olarak Türk tarihini yeniden gözden geçirme, işçi sorunları, Almanya'ya gidenlerin kültür çatışmaları, Almanya'da yetişmekte olan birinci, ikinci kuşak sorunları işlenir.

makale Makale, belirli bir konuda, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak ve kanıtlamak için yazılan yazı türüne denir. Gazete dergi ve internette yayınlanır. Ayrıca herhangi gerçeği açıklığa kavuşturmak, bir konuda görüş ve tezler ortaya koymak ve bir hipotezi savunmak, desteklemek için yazılmış olan yazılara da makale denir. Makale yazarken aşağaıdaki kriterler önemlidir: -Anlatımda sade ve belirli bir formata uygun olursa daha iyi olur. -Somut özellikler ön plandadır. -Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlamak icap eder. -Makele yazarken belirli bir konu yoktur. Yazar her konuda yazabilir. -Gazeteedergi ve internette yayımlanır. Ayrıca bilimsel standartlarda makale yazmak çok önemlidir. Örneğin çok önemli bir hipotezi ispatlasanız dahi eğer bu bilimsel makale formatına uygun değilse hiç bir bilimsel yayında itibar görmez hatta yayınlanmaz. Bu sebeple akademik kariyer sahibi insanlar makalelerini belirli bir formata uygun kalarak yazmak zorundadır. Bu okuyanların işini kolaylaştırır. Akademik bilgi düzeyi ve yazılan hipotezin doğruluğu ile ilgili makale arasında bilimsel bilgi düzeyi açısından direk bir bağlantı olmasa da, bilimsel

makale yazma alışkanlığınız ve formata uygunluğunuz karşı tarafın sizi değerlendirmesinde rol oynayabilir. Akademik süreçde bilimsel dünyaya sunulan bir bilgi demetinin başarısı ,anlaşılır bir düzeydeki dille ve formatına uygun bir biçimde karşı tarafın yargı gücüne sunulmuş olma özellikleri ile doğru orantılıdır.

gezi yazısı Gezi (Seyahat) Eskiden gezi yazılarına seyahatname, seyahat yazıları denirdi. Gezip gören insana da seyyah denirdi. Bugün gezen gören kimseye gezgin, onların gezip gördükleri yerleri anlattıkları yazılara da gezi yazıları denmektedir. Gezi yazılarında verilen bilgiler doğru ve gerçek olmalıdır. Bu bakımdan gezi yazıları tarih, coğrafya, edebiyat, toplum bilimi vb. bakımından yararlı kaynaklardır. En eski ve uzun bir geçmişi olan yazı türünün önemli ve tanınmış iki ismi Venedikli Gezgin Marco Polo ile Arap gezgin İbni Batuta' dır. Bizim edebiyatımızda ilk gezi kitabı ünlü denizcilerimizden Seydi Ali Reis' in Miratül-Memalik (Ülkelerin Aynası) adlı eseridir. Edebiyatımızın gezi türünde en önemli eseri ünlü gezginimiz Evliyâ Çelebi 'nin Seyahatnâme ( Tarih-i seyyah) adını taşıyan on ciltlik eseridir. Bu eser dünyada, bu türde yazılmış bütün eserlerle boy ölçüşebilecek mükemmelliğe sahiptir. Gezi yazılarının yazılışlarına göre çeşitleri bu türün mektup, anı ve röportajla benzerliklerini de ortaya koyar. Gezi yazıları ister mektup, ister anı şeklinde yazılsın isterse gezilen yerlerdeki insanlarla röportaj yapılsın mutlaka, bütün gezi yazılarında edebi bir özellik, ilginç bir yaklaşım, farklı bir gözlem gücü bulunmalıdır. Gezi yazılarında her zaman, her yerlerde görülen şeylerden değil de farklı, özgün şeylerden bahsetmeli, karşılaştırmalardan faydalanmalı, örnekler vermelidir. Gezi yazıları belli bir plan dâhilinde yazılır. Genellikle yazıya gezinin başlandığıgünden başlanır ve dönüş gününe kadarki zamanı içine alan olaylar anlatılır. Ancak tersi bir sıralama yapmakta mümkündür veya gezide görülen en önemli özellikler belirlenip önemsizden önemliye doğru bir sıralamaya gidilir. Gezi yazısında görülenler genellikle birinci kişinin ağzından yani gezenin ağzından anlatılır. Gezi yazılarının dili sade ve yalın olmalıdır. “Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri) Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlatt ığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayışbiçimlerini ve yaratt ıklar ı kültür

eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmuruna tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanıbaşımıza getirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır. Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığıda olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür. Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yerleri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır. Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir? Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röportajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür. Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir? • Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler… • Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır. • Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlatt ığı, önceki anlatt ıklarıyla çelişmemelidir. • Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir. • Resim kullanılmalıdır. Eskiden gezi notlarının kaleme alındığı eserlere “seyahatname” deniyordu. Modern zamanlarda ise Türkçe bir sözcük olan “gezi” terimi tercih edildi. Gezi yazısı, bir kişinin ya da grubun yurdun değişik bölgelerine ya da başka ülkelere değişik amaçlarla yaptıkları gezilerde gözleyip izlediklerini, tespitlerini, ele geçirdikleri bilgi ve bulguları, oralarla ilgili duygu ve düşüncelerini anlattıkları yayınlara denir. Gezi yazarı gezip gördüğü yerlerin hem kendisi hem de okuyucular için tarihî ve coğrafî açıdan ilgi çeken yönlerini, özelliklerini, kültürel, jeolojik güzelliklerini, halkının gelenek, görenek, töre ve âdetlerini akıcı, ilgi çekici ve etkili bir üslûpla kaleme döker. Gezi yazıları genellikle mensur ise de manzum olanlar da vardır. Gezi yazarları, gözlem ve izlenimlerini daha çok tasvîrî bir üslûpla kaleme alırlar. Bazı yazarlar, olay ve olguları olduğu gibi aktarırken, bazıları

günlük, mektup , röportaj gibi türlere ait tekniklerle yazma yöntemini tercih ederler. Dünya edebiyatının en önemli seyahatnameleri arasında 13. yüzyılda yayımlanmış Marko Polo’nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi ve 14. yüzyılda yaşamışArap gezgin İbni Batuta’nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen Seyahatnamesi yer alır. Türk edebiyatının ilk seyahatname eserleri arasında Farsça yazılan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Acâibü’lLetâif adlı eseriyle Ali Ekber Hatâî’nin 1515'te yazdığıHıtâînâme adlı eseri sayılabilir. Seydî Ali Reis (ö.1562) Mir’atü’lMemâlik (1557) adlı seyahatnamesinde Belücistan, Hindistan, Afganistan, Buhara, Maveraünnehir’le ilgili gözlemlerini ve yaşadığıolayları anlatmıştır. III. Sultan Murat (15751575) döneminde Tokatlı İbrahim oğlu Ahmet, Acâibnamei Hindistan adlı eserinde Kabil, Hindistan, Basra, Yemen, Hicaz izlenimlerini aktarır. Trabzonlu Mehmet Aşık’ın (1555?) Menâzıru’lAvâlim adındaki eseri de gezi edebiyatının önemli eserlerindendir. Türk edebiyatının en önemli seyahatname eserlerinden biri Evliya Çelebi’nin (16111682)10 ciltlik seyahatnamesidir. Evliya Çelebi , 40 yıllık gezilerinden elde ettiği coğrafî, etnografik, tarihî, kültürel pek çok bilgiyi akıcı ve mübalâğalı bir üslûpla kaleme almıştır. Türk edebiyatında “seyahatname” adıyla birçok eser yazıldığı gibi, adı “seyahatname” olmadığıhâlde bu türe özgü özellikler gösteren başka eserler de vardır. Pirî Reis’in Bahriye adlı eseri buna bir örnektir. İlk seyahatnameler, genellikle başka ülkelerde elçi olarak gönderilen devlet memurlarının gittikleri ülkenin yaşama biçimi, kültürel özellikleri, sosyal ilişkileri, giyim kuşamları, sokakları, şehircilikleri, bürokrasileri ve başka özellikleri hakkında Türk okuyucusu için aktardıkları ilgi çekici bilgilerden oluşmaktadır. Kimi yazarlar, gittikleri ülkelerden gönderdikleri mektuplarda bulundukları ülke ile ilgili bazı bilgiler de vermişlerdir. Sultanların sefer sırasında konaklar arası mesafeleri gösteren menâzil kitapları, her gün yapılan işleri anlatan rûznâmeler de gezi türüne ilişkin bilgiler içermektedirler. Haydar Çelebi Rûznâmesi buna örnek olarak gösterilebilir. Keçecizade İzzet Molla (17851829)sürgüne gönderildiği Keşan ve İstanbul’a dönüş izlenimlerini MihnetKeşan (1269) adlı eserinde anlatır. Ömer Lütfi, Ümit Burnu Seyahatnamesi’nde dört yıl din bilgisi hocası olarak kaldığı Ümit Burnu ve havalisini değişik yönleriyle tanıtır. Türk edebiyatında modern zamanlarda da yurt içine, İslâm dünyasına, Batıya ve başka ülkelere yapılmış pek çok gezinin notları yayımlanmıştır. Gezi Türünün Gelişimi Gezi türünün uzun bir geçmişi vardır. Bu günkü tanımına ve niteliğine tam uymasa da çok eski çağlarda gezi türünden sayılabilecek örneklerin bulunduğu bilinmektedir. Eski Yunanistan’dan başlayarak günümüze kadar çeşitli ülkelerden birçok gezgin, elçi, şair ve yazar gezip gördükleri yerleri anlatan eserler meydana getirmişlerdir.

Başka ülkelere yapılan yolculuklarla ilgili ilk gezi yazılarına örnek olmak üzere M.S. 448'de Hun hükümdarı Atilla’ya gönderilen elçilik heyetinde görevli tarihçi Priskosun eseri ile M.S. 568de Kilikyalı Zemarkhos’un Göktürkler ülkesinde Bizans İmparatorluğu elçisi iken tuttuğu notları gösterebiliriz. İranlı şair ve din adamı Nasır Hüsrev ‘in hac maksadıyla yaptığı Mekke gezisini ve bu arada Mısır ve Anadolu’nun doğusunda gördüklerini anlatan ’sefername’ adlı eserini de ilk gezi kitapları arasında sayabiliriz. Gezi türünün ilk önemli eselerini verenlerin başında şüphesiz Venedikli ünlü gezgin Marco Polo ile yine ünlü Arap gezgini İbn-i Batuta’yı anmamız gerekir. Marco Polo, Yakın Doğu ve Orta Asya ülkelerini kapsayan uzun bir yolculuğa çıkmışve bu yolculuğunda gezip gördüğü yerleri anlatan bir eser yazmıştır. Birçok dile çevrilen bu eser gezi edebiyatının ilk klasik örneklerinden biri sayılır. Arap gezgini İbn Batuta da Anadolu, Harezm, Maveraünnehir ve Horasan’ı dolaşarak oralarda yaşayan Türklerin teknik ve toplumsal özelliklerini anlatan bir kitap yazmıştır. Önceleri daha çok tarihçilerin ilgi gösterdikleri bu eserler, sonradan edebiyatçıların da dikkatini çekmiştir. Ele alınan konular, kullanılan dil, yazarların gözlem ve anlatım özellikleri bakımından gezi yazı ve kitapları artık edebiyatın bir kolu, bir başka deyişle bir yazı türü özelliği kazanmıştır. Gezi Yazılarının Çeşitleri Gezi yazılarını, yolculuk yapılan yer bakımından ikiye ayırmak mümkündür: yurtiçi gezi yazıları ve yurt dışı gezi yazıları’ Yurtiçi gezi yazıları, bir yazarın herhangi bir amaçla kendi ülkesinde yaptığı bir yolculuk sırasında gezip gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlattığı yazılardır. Bu tür gezi yazılarına, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notlarını gösterebiliriz. Yurtdışı gezi yazıları ise bir yazarın kendi ülkesi dışında yaptığı gezi ve incelemelerinin bir ürünüdür. Bu tür gezi yazısına da Falih Rıfkı Atay’ın Deniz Aşırı adlı eseri örnek olarak gösterebiliriz. Gezi yazılarını, gezi türünde eser veren kimselerin durumları bakımından da ikiye ayırabiliriz: uğraşları yazarlık olan kimselerin kalemlerinden çıkan gezi yazıları, uğraşları yazarlık olmayan kimselerin ortaya koyduğu gezi yazıları. Yazarlığı bir meslek olarak benimsemiş kimselerin eserlerinde gezilen görülen yerler, değinilen konular, insanlarla ilgili gözlemler yazı sanatının birçok özelliğini yansıtan renkli bir dille anlatılır. İkinci kategoriye giren yazılar, genellikle yazarlıkla ilgili olmayan, fakat yurt içinde veya dışında bazı yerleri görmek üzere geziye çıkanların veya geçici görevlerle yabancı bir ülkede oturanların kaleme aldıkları yazılardır. Bu gibi kimselerin eserlerinde anlatım kuru ve renksiz olabilir. Ancak bu tür eserlerde bazen çok ilginç gözlemlere, sağlam bilgilere ve mantıklı yorumlara rastlayabiliriz. Örneğin ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in Bahriye adlı kitabı bu bakımdan ilginçtir. Bu kitap Akdeniz’i çevreleyen karalar, ormanlar, dağlar, kentler üzerinde verdiği bilgilerle hem bir deniz atlası, hem de bir gezi kitabı niteliği taşır. Gezi yazılarını amaç ve yazılış bakımından da üçe ayırmak mümkündür: günü gününe alınmış notlara

dayalı gezi yazıları, mektup biçiminde yazılan gezi yazıları ve bir ülkeyi daha nesnel ve derinlemesine tanıtmayı amaçlayan gezi yazıları. Kimi yazarlar, gezip gördükleri yerleri günü gününe veya aralıklı olarak tuttuklar ı notlarla anlat ırlar. Bu gibi gezi yazıları çoğu kez anı türünün de özelliklerini taşır. Bu çeşit gezi yazılarına Burhan Arpad’ın Gezi Günlüğü adlı eseri örnek olabilir. Kimi yazarlar da gezi izlenimlerini belli aralıklarla arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda anlatırlar. Bu gibi gezi yazılarında mektup türünün hemen hemen her özelliğini görebiliriz. Bu çeşit gezi yazılarına Celaleddin Ezine’nin Amerika Mektupları örnek olarak gösterebiliriz. Üçüncü tür gezi yazıları, yazarın kişisel gözlemleri yanında daha başka bilgi ve belgelere dayalı tasvir ve yorumları içerir. Örneğin Falih Rıfkı Atay’ın gezi kitapları genellikle bu biçimde yazılmış eserlerdir. Türk Edebiyatında Gezi Yazıları Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir. Eser Portekizlilere karşı savaşırken Hint denizinde fırtınaya yakalanıp Gücerat’ta karaya çıkan Seydi Ali Reis’in Hindistan, Afganistan, Buhara ve Maveraünnehir yoluyla Edirne’ye dönüşü sırasında başından geçen serüvenleri kapsar. Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihannüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmışve eserinde gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir. Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır. Bu yerler arasında Bursa, İzmir, Trabzon gibi şehirlerimiz yanında Avusturya, Hicaz, Mısır, Habeşistan ve Dağıstan gibi yabancı ülkeler de bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. Yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır. XVII. yy’da Hac yolculuklarını anlatan bir takım gezi kitapları ile birlikte Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerine gönderilen elçilerimizi yazdıkları ’sefaretname’leri de birer gezi eseri sayabiliriz. Bu eserler arasında gezi türünün özelliklerini en belirgin biçimde taşıyanı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi’dir. Yazar bu eserinde Lale Devri’nde Fransa’da elçilik yaparken gördüklerini tatl ı bir dille anlatmıştır. Edebiyatımızda gezi türünden yazılara ilginin artt ığını daha çok XIX. yy’da görüyoruz. Bir takım denizcilerimizin, ülke dışındaki Müslümanların eğitilmesi için görevlendirilmiş din adamlarımızın ve gezginlerimizin görevle ve ya kendi istekleri ile gezip gördükleri yerleri anlatan eserlerini burada anmak gerekir. Bu eserlerde Orta Asya, Uzak Doğu, Afrika, Güney Amerika üzerinde ilginç gözlem ve izlenimlere dayalı bilgiler sergilenmiş bulunmaktadır. Tanzimat’tan Sonraki Gelişmeler XIX. yy’nin sonlarında yayımlanan ve gerçek bir gezi yazısı niteliği taşıyan eser Ahmet Mithat Efendi’nin

Avrupa’da Bir Cevelan adlı kitabı olmuştur. Yazar bu eserinde İstanbul’dan Stockholm’e kadar yaptığı tren yolculuğuna ve dönüşünde uğradığıbirçok Avrupa kentlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini anlatır. Ali bey’in Seyahat Jurnali adlı kitabı da bu yüzyılın önemli gezi eserleri arasında sayılır. 1908'den sonra gezi türünden eserlerin sayısında önemli bir gelişme görülmektedir. Bunda okur sayısının artışı yanında yabancı gezi kitaplarının Türkçeye çevrilmesinin etkisi büyük olmuştur. Bu dönemin tanınmışşair ve yazarlarından Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda Suriye ve Irak’tan söz eden Afak-ı Irak ve bir Avrupa gezisinde gördüklerini yansıtan Avrupa Mektupları adlı eserlerini Türkçe gezi türünün başarılı örnekleri arasında gösterebiliriz. Cumhuriyet Döneminde ve Günümüzde Gezi Yazıları Cumhuriyet döneminde edebiyatımızda gezi türünde nicelik ve nitelik yönünden büyük bir ilerleme sağlanmıştır. Bu dönemin tanınmış gezi yazarları arasında önce Falih Rıfkı Atay’ı anmamız gerekir. Atay’ın Denizaşırı, Taymıs Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Gezerek Gördüklerim ele alınan konular ile gerek gözlem gerekseanlatım ustalığı bakımından ilginç ve değerli eserlerdir. Cumhuriyet döneminde gezi türünde eser veren diğer yazarlar arasında İstanbul’dan Londra’ya Şileple Yolculuk ve Akdenizde Bir Yaz Gezintisi adlı kitaplarıyla Saik Sabri Duran’ı, Finlandiya adlı kitabıyla Şükufe Nihal’i, Bir Vagon Penceresinden ve Ankara-Bükreş adlı kitaplarıyla Sadri Ertem’i, Tuna’dan Batıya ve Anadolu Notları adlı iki ciltlik kitabıyla Reşat Nuri Güntekin’i, Anadolu Manzaraları adlı kitabıyla Hikmet Birand’ı, Gezi Günlüğü ve Avusturya Günlüğü adlı kitaplarıyla Burhan Arpad’ı sayabiliriz. Son yıllarda gezi edebiyatımız yeni eserlerde daha da zenginleşmiştir. Yabancı ülkelerle kültürel ilişkilerin artması ve bireysel gezi imkanlarının çoğalması sonucu olarak bu türde eser yazanları sayısında da bir artış görülmektedir. Günümüz yazarları arasında gezi yazı ve kitaparıyla ün yapmışolanlar arasında Mavi Yolculuk ve Mavi Anadolu isimli eserleriyle Azra Erhat’ı, DüşsemYollara Yollara adlı eseriyle Haldun Taner’i, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan adlı eseriyle Melih Cevdet Anday’ı, Sam Amcanın Evinde ve Bir Garip Ada adlı eserleriyle Badii Faik Akın’ı, Canım Anadolu adlı eseriyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu, Şu Bizim Rumeli adlı eseriyle Yılmaz Çetiner’i ve Almanya Beyleri İle Portekiz’in Bahçeleri adlı eseriyle Nevzat Üstün’ü sayabiliriz.

ANI (HATIRAT) Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığıdevrede şahidi olduğu ya da duyduğu olayları edebî değer taşıyan bir dille anlattığı yazılara anı (hatırat) denir. Bir başka deyişle, özümüzde bir iz bıraktığı için unutulmayan ve anılmaya değer bulduğumuz olayları anlatan yazı türüdür. Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu, ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır. Anıların önde gelen özelliği, yazarının hayatının belli bir kesitini alması ve çok sonra yazıya dökülmesidir. İçlerinde anı türünün özelliği bulunabilecek seyahatname, sefaretname, muhtıra, tezkire, menkabe, günlük,

otobiyografi ve tarih türleri ile anı türünü karıştırmamak gerekir. Bu türlerin her birinin yazılış gayeleri ayrıdır. Ortak özellikleri ise yaşanmışolaylar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik, onları birbirinin yerine koyma sebebi olamaz. Anıların, tarihî gerçeklerin açıklanması sırasında, önemli yardımları dokunur. Anı; tarih değilse de, tarihe yardımcıdır. Devirlerin özelliklerini anlatan anılar, o devrin tarihini yazacaklar için önemli birer belge niteliğindedir. Bundan ötürü, anı yazarı, anılarını yansıtırken tarihî gerçeklerin bozulmamasına çok dikkat etmelidir. Anı (Hatırat) ile günlük, en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrıl ığı günlüklerin yaşanırken, anıların ise hayatta ya da ömrün sonunda kaleme alınmalarıdır. Her ne sebeple kaleme alınırsa alınsın anı türünde dürüstlük, samimiyet ve sorumluluk duygusu ön plânda tutulmalıdır. Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya günü gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan olaylar zinciri, plâna göre düzenlenmelidir. Anı yazılırken süslü sanatlı bir anlatımdan kaçınmalı; açık, sade ve akıcı bir üslûp kullanılmalıdır. Duygu ve düşünceler, içtenlikle gerçeği yansıtmalıdır. Anılar, ya günü gününe tutulan notlar hâlinde ya da sonradan hatırlanmak suretiyle yazılır. Batı edebiyatında en ünlü anı yazarları; Sain-Simon (1675-1755) ve Rousseau Bat ı edebiyat ı ndaki ünlü anı yazarları ve eserleri şunlardır: Sain-Simon - "Hatıralar" Rousseau - "İ tiraflar" Türk edebiyatı ndaki anı eserlerine örnekler ise şunlardır:

Ziya Paşa - "Defter-i A'mâl" Muallim Naci - "Ömer'in Çocukluğu" Ahmet Rasim - "Falaka" ve "Muharrir, Şair, Edip" Halit Ziya UŞAKLIG İ L - "Kırk Yıl" ve "Saray ve Ötesi" Hüseyin Cahit YALÇIN -"Edebî Hatıralar" Falih R ıfk ı ATAY - "Çankaya" ve "Zeytindağı" Anılar, genellikle aşağıdaki nedenlerden dolayı yazılır: (1) Geçmişi bir kez daha yaşamak ve yazma alışkanlığı kazanmak. (2) Anıları unutulmaktan kurtarmak. (3) Yok olup gitmesini gözealamadığımız bir gerçeğekalıcılık kazandırmak. (4) Anıyı oluşturan olayı, durumu, yerleri, kişileri söz konusu edip, başkalarının bilgisine, yararına sunmak. (5) Kamuoyu önünde aklanmaya çalışmak, pişmanlığı dile getirip içini boşaltmak, günah çıkarmak. (6) Gelecek kuşaklara geçmişten sonuçlar çıkarıp sunmak. (7) Gerektiği zaman bir eleştiride bulunmak. (8) İnsanoğlunun; yaşantılarını, deneyimlerini başkalarıyla paylaşmak gereğini duymak. (S. SARICA- M. GÜNDÜZ,Güzel Konuşma Yazma, s. 375) Açıklama-2/ Anı ( Hatıra ) Türü Bir kimsenin, özellikle tanınmış kişilerin yaşadıkları dönemde gördükleri ya da yaşadıkları ilginç olayları gözlemlerine ve bilgilerine dayanarak anlattıkları yazı türüdür. Tanınmış sanatçı, siyasetçi, ve bilim adamlarının yazdığıanılar onların yaşayışlarını, yaşadıkları dönemdeki önemli olayları anlatması bakımından önemlidir. Anı ( Hatıra ) Türü Özellikleri : 1 – Yaşanmakta olanı değil, yaşanmışbir konuyu anlatır. 2 – İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır 3 - Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar. 4 – Tanınmış, bilim, sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve araştırmalarını anlatır.

5 – Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar. 6 – Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir. Anı ( Hatıra ) Türü Tarihsel Gelişmi Batıda en çok yaygın bir tür olup ilk örneğini eski Yunan sanatçısı Ksenophon’un “Anabasis” adlı eseriyle vermiştir. Eflatun’un birçok eseri bu türdendir. 18. yüzyılda J. J. Rouseau’nun “ İtiraflar” Goldoni’nin “İyilik Sever Somurtkan”, Goethe’nin “Şiir ve Gerçek Andre Gide’nin “Jurnaller “bu alanda önemli eserlerdir. 19. yüzyılda Frans ız edebiyat ı nda : Victor Hugo’nun”Gördüklerim”, Stendhal'ın “Bencillik Anılar, Verlaine’nin “ İtiraflar Rus yazar Tolstoy’un İtidafım” 20. yüzylda dünyanın her ülkesinde çok sayıda edebiyatçı bu türde eserler vermeye devam etmektedir. Bizde, 7. yüzyıla ait “Göktürk Yazıtları” bu türün ilk örneği sayılmaktadır. 16. yüzyılda Hindistan’da bir imparatorluk kurmuş olan Babür Şah’ın yazdığı“Babürname” , 17. yüzyı l da Ebul Gazi Bahadır Han’ın yazdığı“Şecere-i Türk” , Katip Çelebi ve Naima’nın bir çok eseri bu türün örneklerindendir. Eski edebiyatta anı özelliği taşıyan “vakainameler, gazavatnameler, sefaretnameler bu türün örnekleri sayılmaktadır. Edebi tür anlamında anı ise bizde Tanzimat dönemi nde başlamıştir. Önceleri Ebuziya Tevfik ve Ali Suavi çıkardıkları gazetelerde anılarını yayınlarlar Daha sonra ; Akif Paşa’nın “Tabsıra” Nam ı k Kema l’in “Magaza Mektupları” ,

Ziya Paşa ’nın “Defter-i Amel” Ahmet Mithat Efendi ’nin “Menfa” Muallim Naci ’nin “Ömer’in Çocukluğu” Servet-i Fünun Döneminde; Ahmet Rasim ’in “Eşkal-i Zaman”, “Falaka” “ Maharir “,”Şair “

Halit Ziya ’nın “Kırk Yıl”, Saray ve Ötesi Hüseyin Cahit Yalç ı n ’ın : “ Edebi Hatıralar”. Son Dönem Edebiyatında; Yakup Kadri : “Zoraki Diplomat, Vatan Yolunda , Gençlik ve Edebiyat Hatıraları”

Ruşen Eşref Ünayd ı n : “ Atatürk’ü Özleyiş” Falih R ıfk ı Atay : “Çankaya” Halide Edip : “Türk’ün Ateşle İmtihanı” Yahya Kemal : “ Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım “ Yusuf Ziya Ortaç “ Porteler,” Bizim Yokuş” Ahmet Hamdi Tanp ı nar : “ Kerkük Anıları” Samet Ağaoğlu : “ Babamın Arkadaşları” Salah Birsel : “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu” Halikarnas Bal ı kç ıs ı : “ Mavi Sürgün” Oktay R ı fat : “Şair Dostlarım” Ayrıca, son dönemde, Celal Bayar, İsmet İnönü, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay gibi siyasi kişilerin yazdıkları anılar, yakın tarihimizi aydınlatması bakımından önemli eserlerdir.

ANI İLE GÜNLÜĞÜNBENZERVE FARKLI YANLARI 1 – Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür .2- Günlük yaşanırken anı ise yaşandıktan sonra yazılır 3 - Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen Anlık duygu ve düşünceler hakimdir. 4 - Anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebiliriz Günlükler ise kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.

Açıklama-3 / Anı (Hatıra) Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığıdevrede şahidi olduğu veya duyduğu olayları anlattığı yazıların ortak adı.

Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu, ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır. Hatıratın en önde gelen özelliği yazarının hayatının belli bir kesitini de alması ve çok sonra yazıya dökülmesidir. içlerinde hatıra özelliği bulunabilecek seyahatname, sefaret-nâme, muhtıra, tezkire, menkıbe, günlük, mektup, otobiyografi ve tarih türleri ile karıştırılmamaları gerekir. Bu türlerin her birinin kaleme alınış gayeleri ayrıdır. Ortak özellikleri ise yaşanmışolaylar üzerine kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik, onları birbirinin yerine koyma sebebi olamaz. Hatırat ile günlük en çok karıştırılan iki türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin yaşarken, hatırat ın ise yaşandıktan sonra kaleme alınmalarıdır. Hatıralarını anlatacak olanlar gördüklerini, duyduklarını ve bildiklerini tam bir tarafsızlıkla ortaya koymalıdırlar. Ancak hatıraların kaleme alınışında çoğu zaman yazarın tercihi öne çıkar. Çoğu hatıra yazarı anlattıklarında kendini merkez olarak alır. Hatıralar aradan uzun zaman geçtikten sonra kaleme alındıklarından, yazarlar ancak hafızalarında kalanları yazıya dökebilirler. Bu arada yanlış hatırlanan birçok bilgi de hatıralar arasına girebilir. Hatta yazarlar, günün şartlarına göre hatıralarını değiştirebilir, onlara yeni yorumlar getirebilirler. Hatıra yazarlarının doğru olanı dile getirebilmek kaygısı ile kaleme aldığı devrelerle ilgili çeşitli belge, mektup günlük dergi ve gazeteler den faydalanabileceği de unutulmamalıdır. Hatıra yazarları, hatıralarını kaleme alırlarken kendi bakışaçılarını daima esasalırlar. Olaylar, kişiler ve üzerinde kalem oynatılan her durum, yazarın eğilimlerine göre yeniden ifade bulur. Aynı olaylar etrafında başka başka kişiler tarafından kaleme alınmış hatıralar karşılaştırılacak olursa, bu özellik açık bir şekilde kendisini gösterir. Hatıralarını yazanlar bunları meydana geldikleri zamanın imkânları ile değil, olup bitenleri erişmiş oldukları yani ve tecrübeli bakış açısından dile getirirler. Bundan dolayıdır ki hatıralar hep yazıldıkları andan bakılarak kaleme alınırlar. Bu bakımdan hatıraların mutlaka gerçeği anlattığı söylenemezve onlara sağlam tarihî belgeler olarak bakılamaz. Hatırat yayımlamanın çeşitli amaçlan vardır, insanlar, hayat tecrübelerinin başkalarına örnek olabileceğini düşünerek, bizzat yaşanılıp görülen olaylara açıklık ve yeni boyutlar kazandırmak iddiası ile; her dalda sanatkâr, devlet adamı, asker, politikacı ve bu gibilerin biyografilerini tamamlayacak bilgiler vermek üzere-, toplumdaki değişmelerle unutulmaya yüz tutmuş hayat tarzını ve toplum değerlerini tanıtma ve yaşatma gayesi ile; tarih ve kamu oyu karşısında hesaplaşmak, bir nevi günah çıkarmak maksadıyla, gelecek kuşaklara ders vermek için; özlediği mazisine dönüp mutlu olabilmek için ve daha başka sebeplerle hatıralar kaleme alınabilir. Her ne sebeple kaleme alınırsa alınsın hatıralarda dürüstlük, samimiyet ve sorumluluk duygusu ön planda tutulmalıdır. Tarihe, topluma, sanata şekil ya yön vermiş kimselerin hayatı daima insanların ilgisini çekmiştir. Hatıralar, bu konularda ve daha başka sahalarda isim yapmış insanlar üzerinde umumî bilgilerden daha özel bilgiler verir. Bu özelliğinden dolayı hatıralara daima ilgi duyulmuştur. Hatırat yazıları genel mânâda edebiyat sahası içinde kabul edilirler. Ancak onların edebiyat dünyası içindeki ve edebî eserler arasındaki yerini tayin eden dilleridir. Açık, anlaşılır, sade ve canlı bir dil ile yazılan hatırat kitapları olduğu gibi çeşitli söz ve mânâ sanatlar ı ile yüklü hatırat kitaplar ı da vardır.

Hatırat türü için tercih edilen açık, sade, anlaşılır, objektif ve canlı bir üslûpla yazılmış olmalar ıdır

FIKRA Fıkra : Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya da yazılı hikâyelerdir. Bu özlü hikâyeler tek başına olabildiği gibi, sözün gelişine uygun her hangi bir yazı içinde de düşünceyi daha çekici hâlde ifade etmek amacıyla kullanılır. Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait her hangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan düz yazılara Fıkra denir. (K.GARİPOĞLU,Kompozisyon Bilgileri, s.239) Fıkraların başlıca özellikleri; hareketli, ilgi çekici olması, savunulan bir düşünceyi içine almasından başka bir devrin, bir insanın, belli bir zamanın ya da sınıfın özelliklerini, siyasî, sosyal vb. günlük her türlü olay ve sorunları canlandırmasıdır. Türk edebiyatı nda fıkra, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilk gazetelerle (İlk özel gazete 1860 yılında yayın hayatına giren "Tercüman-ı Ahvâl" dir.) birlikte görüldü. Başlangıçta sadecesiyasî ve sosyal konular etrafında yazılan fıkralar, zaman içinde sınırlarını genişletmiş, bugün sanattan spora, ekonomiden siyasete kadar toplumun günlük bütün sorunlarını kuşatmıştır. Fıkralar: (1) Gazete fıkraları, (2) Küçük hikâye niteliğindeki nükteli ve güldürü fıkraları, olmak üzere iki türlüdür. (1) Gazete fıkraları: Genellikle, günlük gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan bu tür fıkralarda ortaya konan sorunlar kısa, yalın ve akıcı bir üslûpla anlatılır. Okuyucunun ilgisini sürekli olarak canlı tutabilmek için, fıkra yazarlarının konularında tekrarlara düşmemesi, kapsamlı bir kavrayış gücüne, derin bir kültür zenginliğine ve geçmişle günlük olayları kaynaştırabilme ustalığına sahip olması gerekir. Basit, bazen sözü edilmeyen bir mekân, anlamlı bir düşünce, karakteri canlandıracak kısa ve hareketli bir konuşma, dikkati çeken bir olay, fıkralar için yeterli malzemedir. Bugün için art ık, gazete fıkra yazarlarının, istatistikî bilgilere de yer vererek, bilimsel bir yöntemle çalıştıklarını görüyoruz. Fıkra yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir: (1) Konu; okuyucunun duygu, düşünce ve zekâsını okşayan günlük olaylardan (= aktüaliteden) seçilmelidir. (2) Yazının plânı hazırlanmalıdır. (3) Gerekiyorsa, başkalarına ait deyişler saptanmalıdır. (4) Anlatımın açık, fakat ustalıklı olmasına dikkat edilmelidir. (5) Yazı, gereksiz yere uzatılmamalı; elden geldiğince kısa tutulmalıdır. (K. GARİPOĞLU,Kompozisyon Bilgileri, s. 240) (H.F. GÖZLER,Örnekleriyle Türkçe ve Edebiyat Bilgileri, s. 499) (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 546-549) Makale ile gazete fıkra yazıları arasındaki en önemli fark: Makale; daha uzun yazılır, kesin bir yargı ve kanıtlamaya gider. Buna karşılık, fıkra; kısa, etkili ve dokunaklı bir sonuca varmak amacını güder. Gazete ve dergilerin fıkra yazarları; günlük olayları, özel bir görüşle inceleyip eleştirerek ya ciddî ya da güldürücü bir dille, sohbet biçiminde okuyucularına düşüncelerini aktarırlar. Gazete ve dergi fıkralarında plân: Fıkrada da tıpkı makaledeki gibi, (a) Giriş : Davayı ortaya koyma, (b) Gelişme:Konuyu açma ve çeşitli örneklerle açıklama, (c) Sonuç : Olumlu ya da olumsuz bir sonuca bağlama bölümleri yer alır. Fıkra; kısa ve öz yazıldığından

yargılamaya, ispatlamaya ve ayrıntılara girilmez. Kısa, özlü, içinde derin anlamlar taşıyan bir fıkra yazabilmek ve bunu zevkle okutabilmek için yazarın, konuyu iyi kavrayıp ilginç noktaları gösterebilmesi, gereksiz sözlere yer vermemesi, duygu ve düşüncelerini inandırıcı, etkileyici ve akıcı bir dille anlatabilmesi gerekmektedir


Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı