Page 1

ozgurgenclik.org

RÖPORTAJ Kıvılcım ARAT LGBTİ+ Yasaklanamaz!

TARİH Politeknik Direnişi

sayı:

29

süreli gençlik yayını fiyat: 3 TL

ÖZGÜRLÜK

*Özgürlük Felsefesi *Özgür Eğitim *Özgür Kadın *Özgürlük ve Kimlik

TEKTİPLEŞME ÖZGÜRLEŞ! DÜNYA

Kudüs’ün Zarraf Kadar Değeri Yok Mu? 1


ozgurgenclik.org

İÇİNDEKİLER 24-32

Merhaba, Emperyalist dengelerin değiştiği, yıllardır geçerli denklem olan tek kutuplu dünyanın dağılmasına tanıklık ediyoruz. ABD, AB ve Rusya, Çin blokları arasında yaşanan hegemonya savaşları Ortadoğu’da olduğu kadar Dünya’nın her yerini bir biçimi ile etkiliyor. Evet, en başta söylediğimiz gibi Dünya’nın değişimine tanıklık ediyoruz. Sadece tanıklık etmekle kalmıyor ona müdahale ediyoruz. Fransa’da, ABD’de, Hindistan’da, Türkiye’de emekçiler, gençler, kadınlar özgürlük için sokaklara dökülüyor. Türkiye’ de yaşanan devlet terörüne rağmen işgal karşıtı hareketin geliştiği, 8 Mart ve Newroz’un binlerle karşılandığı, Dünya’da sokakların özgürlük talebi ile dolduğu, emperyalist dengelerin her an darmadağın olabileceği bir dönemde sizlere bir kez daha MERHABA diyoruz. Bu sayımızda;

DOSYA:

68 Hareketini 50. yılında dosya konumuz olarak belirledik. Dünya’da gelişen 68 hareketini ve Türkiye’nin 68’inin karakterini inceledik, 68 kuşağından Ziya Ulusoy ile Röportaj gerçekleştirdik.

50. YILINDA 68 HAREKETİ

8

EKOLOJİ: SOSYALİZM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR İNSANİ KALKINMA

LGBTİ+ : YAŞAMIN TÜM RENKLERİ

14-15 20-21

18 SİNEMA: SİSTEMİ SOYMAK; LA CASA DE PAPEL

Dünya dengelerinin yerinden oynadığı, denklemlerin anlık değiştiği bir süreçten geçiyoruz. Bu dengesizlik durumu ise en net Ortadoğu’dan okunuyor. Bölge ve emperyalist güçlerin son durumunu Ortadoğu köşemize taşırken, son dönemde ABD’nin özel hedefi haline gelen İran’ı ve İran’daki ayaklanmayı Dünya sayfamıza taşıdık. Türkiye’de devlet terörünün en üst safhalara ulaştığı bir dönemden geçerken Genç Yapıcılar köşesinde Rüzgarı Tersine Çevirmek ile değişen koşulları ve mücadeleyi konu alırken, kuram sayfamıza ise umutsuzluk ve yılgınlığın çokça karşımıza çıktığı bu dönemde mutlu devrimciliği tartıştık. Kadın sayfamıza ise bu sene İspanya merkezli başlayan “biz durursak hayat durur” diyen kadın grevlerini sizlerle buluşturduk. 24 Nisan’a, soykırımın bir yıl dönümüne daha yaklaşırken teslim alınamayan direnişi Musa Dağı’nı tarih sayfamıza taşıyoruz. Sinema köşemizde sistemi çıplak bırakan, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi ahlaki normların arka planını sorgulamaya sebep olan bir “soygun” dizisi yer alıyor; La Casa De Papel

DÜNYA: İRAN ÇIKMAZI

Gündem | Bahar Direniş Özgürlük…………………………………………..3-4 Kadın | Biz Durursak Dünya Durur …………………………………………..5 Kadın | Perspektif …………………………………………………………………….6-7 LGBTİ+ | Yaşamın Tüm Renkleri ……………………………………………..8 Edebiyat | İkircikli Bir Ütopya:Mülksüzler………………………………..9 Kuram | Enternasyonalizm ………………………………………………………10-11 Tarih | Musa Dağı’nın Direnişi …………………………………………………12-13 Ekoloji | Sosyalizm ve Sürdürülebilir İnsani Kalkınma…………….14-15 Ortadoğu | Savaşın Denklemi ………………………………………………..16-17 Sinemagraf | Sistemi Soymak: La Casa De Papel……………………18 Müzik | Sesin Hayat Kazanmış Hali; Dengbej………………………….19 Dünya | İran Çıkmazı ………………………………………………………………..20-21 Perspektif | Özgürlük İçin 1 Mayıs’a………………………………………….22-23 Dosya | 50. Yılında 68 Hareketi ………………………………………………..24-33 Kuram | Mutlu Devrimcilik ……………………………………………………….34-35 Genç Yapıcılar | Rüzgarı Tersine Çevirmek ………………………………..36-37 Portre | Adanmış Bir Ömür: Zabel Yesayan …………………………….38 Kolektifimize yazılarınız veya çizimlerinizle katkı sunmak isterseniz ozgurgenclikkolektifi@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz. 2

Kitlesel, umut dolu 8 Mart ve Newroz’un ardından, bahar ile birlikte umudu ve direnişi büyüten bir 1 Mayıs’a hazırlanıyoruz. Bir sonraki sayıya kadar direnç ve umutla kalmanız dileğiyle… Özgür Gençlik Dergi Kolektifi Varyos Yayıncılık adına İmtiyaz Sahibi ve Yazıişleri Müdürü: Şengül Güneş Bali Yönetim Yeri: Aksaray Mahallesi. Müezzin Sok. İlhan Apt. No:12/1 Daire: 7 Fatih/İSTANBUL Tel-Faks: (0212) 529 06 75 Yayın Türü: Yaygın Süreli Basıldığı Yer: Ceylan Matbaa Adres: Güven İş Merkezi B Blok No:318 Topkapı/İstanbul Tel: (0212) 544 66 34 Ocak/Şubat / 2018 sayısı

http://ozgurgenclik.net/ @ozgurgencliknet


GÜNDEM

ozgurgenclik.org

Bahar Direniş Özgürlük Birleşik mücadelenin örgütlenmesi, şovenizmin geriletilmesi ve devrimci saflardan sökülüp atılması gençliğin gelecek dönem mücadele başlıklarından birisi olacaktır. Dünya kapitalizminin uzun süredir derinleşmekte olan krizi, günlük yaşam içerisinde daha net biçimiyle hissedilmeye başladı. Dünyanın her yerinde devlet-halk ve zengin-yoksul çelişkisi derinleşiyor. Sömürü düzeni ve baskıcı rejimlere karşı dünyanın her yerinde irili ufaklı, dağınık-parçalı olmak suretiyle gösteriler düzenleniyor. Sömürüye dayalı kapitalist dünya düzeni insanların ihtiyaçlarına ve taleplerine cevap olamamakla birlikte insanlığa iyi bir gelecek vadetmiyor, doğayı talan edip dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirerek ekolojik dengeyi altüst ediyor. Kapitalist emperyalist devletler ve onların iş birlikçileri Ortadoğu ve bir dizi bölgeyi savaş sahası olarak görüyor ve oturdukları yerden savaş çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor. Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor ve saflaşmalar yeniden belirleniyor. ABD, NATO ve AB ülkeleriyle arasındaki çelişkileri yönetmek ve ilişkilerini yeniden düzenlemek istiyor. Bunu da savaş sahasında ki denklemler ve çıkarlar üzerinden örgütlemeyi hedefliyor. AB ülkeleri ve Rusya arasında yaşanan son –diplomatların sınır dışı edilmesi- gelişmelerle gerilim her geçen gün tırmanıyor. Emper-

yalist devletler ve onların iş birlikçileriyle birlikte bölgesel gerici devletlerin çıkarları, ezilenlerin çıkarlarıyla karşı karşıya geliyor. Dünya savaşının ön cephesi haline gelen Ortadoğu -özellikle Suriye’de- her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Elbette Türkiye’de bu denklemin içinde ve faşist iktidar kendine de pay düşürebilmenin peşinde. Türk devleti çok ciddi bir beka sorunu yaşamakta ve geleceğini kestirememekte. Bu nedenle hem uluslararası düzeyde hem de bölgesel düzeyde ittifaklar arayışını sürdürmektedir. Bu ittifak arayışı ve çıkar ortaklığı Türk devletinin uzun süredir derinleşerek sürmekte olan yönetememe krizini de perçinlemektedir. Başkanlık hayalleri ve 2023 hedefiyle taş üstünde taş bırakmayan faşist diktatör, bırakalım 2023’ü,iktidarını kaybetme kaygısına düşmüş durumda, 2019’a kitlenmiş ve yardım eli aramaktadır. Tırmandırdığı Kürt düşmanlığı ve buna paralel olarak gelişen şovenizm, aynı zamanda kendisinden olmayanı yok etme ve her muhalif sesi susturma çabası içerisinde yarattığı faşist devlet terörü diktatörü kurtaramayacaktır. 3

Siyaset ve ekonominin müthiş hareketliliği içerisinde ezilenler ve egemenler arasında geçen çetin mücadelelerle dolu bir sonbaharı geride bıraktık, baharı meydanlarda karşıladık. Son söyleyeceğimizi başta söyleyeyim, önümüzdeki dönemin mücadelesi, Türkiye-Kürdistan coğrafyası başta olmak üzere Ortadoğu ve bölge halklarının baharını örgütlenmenin mücadelesi olacaktır.

Ezilenlerin Sözü Bitmedi! Geride bıraktığımız sonbahar buna işaret etmektedir. 11 Şubat’ta defalarca yapılan GBT uygulamaları, yüzlerce gözaltı, türlü tehditler ve engellemelere rağmen binlerce kişiyle Ankara’da gerçekleştirilen HDP Kongresi, rüzgarı ezilenler cephesinden estirmeye başlayan önemli anlardan birisi oldu. HDP Kongresi politikada kitlelere güvenmenin önemini hatırlatırken, aynı zamanda Kürdistan’ı yerle bir eden faşist Türk Devletine Kürt Halkının teslim olmadığının kanıtı niteliğindeydi ve Efrin direnişi de coğrafyamızdan verilen en güçlü selamlamalardan birisiydi. Peşi sıra başlayan 8 Mart çalışmalarıyla kadınlar sokağı tuttu, 8 Mart gününde ise binlerce kadın meydanlarda buluştu,


ozgurgenclik.org

yürüyüşler gerçekleştirdi. 2017 baharının ilk günlerinde olduğu gibi, 2018 baharının ilk günlerinde de OHAL’i delip sokakları özgürleştiren kadınlar oldu. 50’den fazla noktada yakılan Newroz ateşi ve coşkulu İstanbul, Amed , Wan ,Mardin kutlamalarıyla Efrin direnişinin selamlanması Efrin halkının çağrısına yakışır bir cevap olurken, diktatöre ve onun sömürgeci savaşına karşı da yine Bakur’dan yükselen güçlü bir ses oldu. Geçtiğimiz haftalarda Boğaziçi’nde Efrin işgalini kutlamak maksadıyla lokum dağıtmaya çalışan faşist çetelerin standı “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” diyerek kaldırtan üniversitelilerin ideolojik değeri özel bir yerde duran cesur eylemi, arkasından gelişen gözaltı terörü ve Erdoğan’ın “O komünist, vatan haini gençlere okuma izni vermeyeceğiz” açıklamaları, faşist diktatörlüğün gençliğin mücadelesini ezmek ve iradesizleştirmek konusunda kararlı olduğunu ve bir o kadar da korktuğunu göstermektedir. Erdoğan’ın bu açıklaması koca bir demagoji olmakla birlikte, üniversitelerde sürdürülen tüm akademik-demokratik mücadelenin taleplerini ve bu kapsamda yürütülen faaliyeti hedefleştirmekte ve terörize etmektedir. O, üniversiteleri kendisine tehdit olarak görmekte ve gelişebilecek bir hareketi engellemeye çalışmaktadır.

Türk Devleti’nin bekası titriyor “Hedef 2023” sloganını dilinden düşürmeyen Saray/Erdoğan iktidarı, bırakalım 2023’ü, 2019’u görüp göremeyeceğinden emin değil. Çeşitli algı yönetme yöntemlerinin kullanımı ve yandaş medyanın iktidarın sözcüsü gibi çalıştırılmasıyla her ne kadar ‘güçlü devlet’ profili “tüm dünyaya” gösterilmeye çalışılsa da, devletin bir beka sorunu yaşadığı aşikar. Bu sorunu çözmek için ise devletin metodu yine aynı; politik özgürlüklerin gasbı ve toplumsal muhalefetin bastırılması, aynı zamanda ‘milli’ yalanı ile donatılmış sömürgeci savaşla tüm sağsol (CHP-TÜSİAD vb) burjuva siyasi partilerin ve devlet içerisinde konumlanmış klikleri bir araya getirilmesidir. Buradan hareketle değerlendirecek olursak, Türk Devleti Efrin işgaliyle birlikte Rojava Devrimi’ni boğmak, Kürtlerin kazanımlarını elinden almak ve aynı zamanda Türkiye’de faşist devlet terörü ile toplumsal muhalefe-

güçlendirilmesi ekseninde tartışmalar sürüyor. Toplumsal mücadelenin gelişmesi ve rejimin geriletilmesi konusu etrafında yapılan tartışmalarda, HDP’yi ve genel itibarı ile Kürt halkının özgürlük mücadelesini görmeyen, onun mücadele özneleri ile yan yana gelmekten kaçınan ve şovenizmin gizli veya açık etkisinden kurtulamayan hiçbir “birleşik mücadele” tartışması veya ittifak pratiği, hedeflenen sonucu alamayacaktır. Rejimin kendi geleceği bakımında en büyük tehdit olarak gördüğü hareket, halkların birleşik demokratik cephesi olan HDP’dir. Anti-faşist ve anti-şovenist karakterli ittifakların güçlendirilmesi yönünde emek harcanmalı ve bu eksende pratikMilli İttifak’ın Hüsranı ler örgütlenmelidir. Birleşik mücadelenin örgütlenmesi, şovenizmin gerileDerinleşmeye devam eden krizi aşma- tilmesi ve devrimci saflardan sökülüp nın bir yöntemi olarak AKP/Erdoğan atılması gençliğin gelecek dönem mürejimi, ”yerli-milli ittifak” arayışı içe- cadele başlıklarından birisi olacaktır. risine girdi. 15 Temmuz’dan sonrası yedeklediği MHP ile anlaşarak ve bir- Başaracağız! likteliği resmiyete taşıyarak “Cumhur İttifakı” nı oluşturdu. Peşinden bir Kapitalist sömürü düzeni ve onun fadizi burjuva siyasetçi ve siyasi par- şist diktatörlüklerine karşı milyonlar ti ile görüşen Erdoğan Milli Cephe- dünyanın her yerinde adalet, eşitlik ve yi geliştirmeye çalışsa da beklediği özgürlük sloganını yükseltmeye dedüzeyde bir ittifak yaratamadı. BBP vam ediyor. Coğrafyamızda da rejimin ittifaka katılacağını açıkladı ancak yarattığı çelişkiler, ezilenlerin mücadeSaadet Partisi’nin ittifaka katılmama- lesini birbirine daha fazla yakınlaştırısı ve AKP’yi hedef alan açıklamalar yor. Devlet ile halk arasında derinleşen yapması, kurulması hedeflenen milli çelişkileriyle ezilenlerin mücadelesi cephenin Erdoğan açısından gelecek gelişiyor. Farklı mücadele başlıklarıvadetmediği ve çözüm olmayacağı or- nın buluşturulması tarihsel önem taşıtada. İttifakı kabul etmeyen SP’nin, makta olup, Faşist iktidar, milyonların AKP’nin 2019 seçimlerini görme ve öfkesinde boğulmaya mahkumdur ve kazanma konusunda tereddütleri ol- bundan kaçamayacaktır. Diktatörün duğunu, hatta AKP’nin kaybetme ih- korkularını büyütmek ve ezilenlerin timalinin yüksek olduğunu düşünerek mücadelesini zafere ulaştırmak görehareket ettiğini ve bu nedenle ittifaka vi gençliğin omuzlarında durmaktayanaşmadığını gösteriyor. Belli ki SP, dır. Rejimin topyekun saldırılarına, en seçimlerin kaybedileceğini düşünüyor geniş kitleleri bir araya getirerek, anve batan gemiye binmek istemiyor, ti-şovenist ve anti-faşist direniş hattını kendi geleceğinin hesaplarını yapıyor. kurarak yolu açmanın tam zamanıdır! Yerli-milli ittifak diktatör için beka savaşında yeni bir eşik. Faşist diktatör, sadece toplumsal muhalefeti sindirmeye ve susturmaya çalışmıyor, aynı zamanda düzen içi muhalefeti de kendisine yedeklemeye çalışıyor, toplumsal muhalefeti tümden tasfiye ederek hiçbir cephenden kendisine muhalif bir sesin yükselmesini istemiyor. ti bastırarak, kendisine hareket marjı yaratmanın çabası içindedir. Tüm bu taktik planların bağlı olduğu strateji tek adam rejiminin inşası ve “Türk Devlet bekasının” güvence altına alınmasıdır. “Efrin’i 3 günde alırız.” diyerek işgale koyulup iki ay boyunca yol kat etmekte zorlanan ve sadece hava saldırılarıyla açmaya çalıştığı alanlarda eli kanlı politik İslamcı faşist çetelerle ilerlemeye çalışan Türk devleti ve onun faşist iktidarı için tüm meseleler artık aynı sonucu yaratma potansiyeli taşımaktadır. Daha net bir ifadeyle söylemek gerekirse, devrimci durum diye tariflediğimiz yönetememe krizi derinleşerek devam etmektedir.

Ezilenlerin ittifağı Milli-yerli ittifak tartışmaları egemenler cephesinden sürerken, ezilenler cephesinde de birleşik mücadelenin 4


KADIN

ozgurgenclik.org

Biz Durursak Hayat Durur

Gizem Altunöz

Kadınların Grevleri, sokak eylemleri ve toplu etkinlikleri ortak bir paydada kadın devrimine hizmet eder ve bu durum son yıllarda azımsanmayacak ölçüde gelişip üzerine koyarak ilerliyor. Bu yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü onlarca ülkede binlerce kadının katılımı ile gerçekleşti. Kadınlar sokaklarda hep bir ağızdan cinsiyetçiliğe, eşitsizliğe ,gericiliğe, tacize ve tecavüze karşı meydanlardaydı. Bu yıl ki eylemler kitleselliği bakımından da dikkat çekiciydi. Belki de bu kitlesellik bakımından 8 Mart eylemlerine hiç şüphesiz damga vuran ülke, “Evde de işte de çalışmıyoruz; hayatı durduruyoruz!” sloganı ile tüm kadınları greve çağıran İspanya oldu.

lenmiş oldu. İspanya’nın dünya kadınlarına vermiş oldukları bu güçlü eylem ve bizlere vermek istediği mesajda net bir biçimde örgütlü kadın gücünün bir yansımasıdır. Sadece İspanya özelinde bir mesaj değildi elbette bu dünyanın her yerinde kadınlar hayatlarının her alanında şu ve ya bu biçimde öteki oluyor cinsiyetçi uygulamalara maruz kalıyor ucuz iş gücü olarak kullanılmanın yanında birde taciz ve tecavüz riski ile yaşamak zorunda bırakılıyor. Bu sekiz martta tüm dünyada kadınların kitlesel biçimde sokakları doldurması da yaşaMilyonlarca kadının katıldığı bu grev dıkları bu ötekileştirilme halinin öfke için ülke genelindeki kadın örgütle- ile buluşmasıdır. rinin aylarca süren yoğun ve titiz bir çalışmasıyla örgütlemiş ve birçok sivil Elbette ki 8 Mart bu patlamanın dile toplum kuruluşundan da destek almış- getirileceği ve sonrasında da en getır. Her ne kadar devlet nezdinde hoş niş kitlelere ulaşacağı yerdir. İspanya karşılanmayıp engellenmeye çalışılsa da sergilenen grev pratiğinin altında da 8 Mart günü İspanya da kadınlar yatan etkenler de kadınların ve LGBMadrid, Barcelona, Sevilla, Gasteiz Tİ+’ların nefret söylemleri, savaş ve ve Bilbao’da binlerden milyonlara çı- ekonomik krizlerden dolaylı veya dokan kadın katılımı ile 24 saat aralıksız laysız biçimlerde en çok etkilenen kesüren sokak eylemleri ile devam etti. simler haline gelmeleridir. Kimi çevreEylemler sadece büyük kentlerle kal- lerce ‘neredeyse bir devrim’ şeklinde mayıp küçük kasabalara kadar yayıldı. tanımlanan eylemler sadece İspanFabrikalar, sağlık, eğitim, medya alanı ya’daki kadın hareketi için değil, dününiversite ve liselerde binlerce kadın yada kadın hareketinin refleks kabiligün boyu süren eylemlerde birbirinden yeti ve toplumsal alandaki tuttuğu yeri renkli dövizleri ve sloganları ile alanları gözler önüne serdi. doldurdular. Türkiye ve Kürdistan bakımından da Bu eylemlerde açığa çıkan ve dikkat bu 8 Mart’ta benzer şeyler söylemek çeken en önemli slogansa kadınsız mümkün; kadın hareketinin gelişen sidevrim olmaz sloganıydı. Ülke gene- yasi meselelerde verdikleri hızlı ve geri linde yapılan anketlerde %80 gibi bir adım atmaktan uzak tutumun özelçoğunluğun grevi desteklediği sonucu likle OHAL koşullarının uygulamaçıkarken sokakta verilen güçlü mesaj da olduğu şu dönemde sokağı en iyi ve görüntülerden de bu rakam tasdik- kullanan ve bu konuda irade gösteren 5

kesim kadınlardır. Özellikle artık geleneksel hale gelen ve binlerce kadını yan yana getiren gece yürüyüşlerinde açığa çıkan güç doğru politik akıl ile buluştuğu takdirde neredeyse devrim demekten çok daha fazlasını bizlere gösterecektir. Kadınların örgütlü gücü ve birlikte hareket etme fikri her geçen sene katlanarak artıyor ve bu durumda beraberinde daha güçlü söz ve eylem birlikteliklerini getiriyor. Gerek İspanya’da olsun gerek dünyanın herhangi bir başka ülkesinde olsun kadınların iradesini ortaya koydukları grevler, sokak eylemleri ve toplu etkinlikleri ortak bir paydada kadın devrimine hizmet eder ve bu durum son yıllarda azımsanmayacak ölçüde gelişip üzerine koyarak ilerliyor. Sokağa hızlı çıkma halinin İspanya benzeri hayatın akışını etkileyecek şekilde eylemselliklerle perçimlenmesi çok daha başka bir hareketliliği de beraberinde getirir. Çünkü İspanya örneği bize net bir biçimde kadınların ortak bir dil tutturmaları ortak ezilmişliklerinin bu dilin kurulmasındaki yeri önemlidir ve bu ortaklıkla birbirinin diğerini sürüklediği bir hal almıştır. Dünyanın her yerinde her gün kadınlar birbirlerinden öğrenerek, birbirlerinden güç alarak ilerliyor ve her bir kadının koyduğu tuğla bir diğerinin eklemesiyle son halini alıyor. Birlikte elbetteki daha güçlüyüz ve artık rüzgar bizden taraf essin diye beklemiyoruz istediğimizde fırtınayı biz kopartabiliriz.


ozgurgenclik.org

KADIN PERSPEKTİF

Kadınlar Her Yerde Özgür Genç Kadınlar, 8 Mart ve Newroz’da özgürlüğü için sokakları dolduran genç kadınların enerjisi ve dinamizmini ‘’Özgürlük için Direnişe’’ şiarıyla öreceği çalışmayla 1 Mayıs alanlarına taşımaya kilitlenmelidir. Saray’ı iktidarını kaybetme korkusu sarmış durumda. Bu sebeple temelini tekçiliğin, cinsiyet eşitsizliğinin, özgürlük düşmanlığının oluşturduğu yeni bir toplum inşa etmeye çalışmaktadır. Öyle ki hayalini kurduğu ve kendi diktatörlüğünü sağlama alacak bu topluma erişebilmek adına muhalif olduğunu düşündüğü her kesime, özgürlük diyen her sese saldırmayı görev edinmiştir. Tutuklamalar, gözaltılar, işgal girişimi, yaptığı pervasızca açıklamalar ile kaos ortamını-gerilimi yükseltmek üzerine politika kurmaktan başka çıkış yolu kalmayan saray ‘’yerli-milli ittifaklar’’ ile ayakta kalmaya çalışmaktadır.

politikasını cinsiyet eşitsizliği üzerinden kuruyor. Eğitim sistemi kız çocuklarına geleceksizlikten başka bir şey vadetmezken ‘’kocaya itaat’’ konuları

işlenerek cinsiyetçi boyutu derinleşMevcut iktidar/Saray kendi temelleri- tiriliyor. Medya, diziler ve televizyon ni erkek egemenliği üzerinden güçlen- programları yoluyla ‘’makbul kadın’’ dirmek, sürdürmek için kendi cinsel profili sunmakta kadına şiddet meş6

rulaştırılmaktadır. Yargı tacizci, tecavüzcü, katleden erkeği iyi hal indirimleriyle ödüllendirirken yaşamak için özsavunmasını alan kadınları cezalandırıyor ve Nevin Yıldırım’a müebbet hapis veriyor. Fakat kadını nesne olarak gören ‘’kadın erkek eşitliğine zaten inanmayan’’ iktidara karşın sokağın direnişin öznesi olan kadınlar gerçeği var. Saray’ın tüm bu saldırılarının en fazla odağında olan ve buna karşı en güçlü muhalefeti sokakta örende kadınlardı. OHAL’in ilanından bugüne inşası için kollarını sıvadığı diktatörlüğü temellerinden sarsan, varlık-yokluk sebebi olan erkek egemen yapısına çomak sokan kadınlar oldu. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında kadınlar 8 Mart’ta sokakları doldurdular. İstanbul’da gece yürüyüşünde binlerce kadın yürüdü.


ozgurgenclik.org

Ankara’da ve Çorlu’da müdahaleye rağmen sokağı zorlayan kadınların iradesiydi. Amed’den Hopa’ya genç kadınlar sokakları doldurdular. Peki ne söylediler? En çok göze çarpan ‘’özgürlük’’ talebiydi. Kadınlar bugün her şeyden çok özgürlükleri için sokaktalar. 21 Mart Newroz’da da aynı şekilde genç kadınların yoğun katılımıyla ‘barış ve özgürlük’ talepleri yinelendi. Bu temelde sokakları dolduran kadınların özelde de genç kadınların dinamizmini ve özgürlük etrafında şekillenen söz ve eylemini üreteceği araçlar yaratmak temel önceliğimiz olmalıdır. Genç kadınların erkek egemen sistemle olan çelişkilerini daha örgütlü düzeyde ele alacağı, örgütlü mücadeleyle buluşturabileceği potansiyelinin varolduğu bakış açısıyla hareket etmeliyiz. Buradan doğru önümüzde genç kadın kitleleriyle buluşabileceğimiz ilk durak olan 1 Mayıs’a odaklanmalıyız.

Özgürlük için Direnişe

1 Mayıs günü de renkli genç kadınların taleplerini görünür kılan görselliklerde Özgür Genç Kadınlar, 8 Mart ve olan kortejler oluşturulmalıdır. Newroz’da özgürlüğü için sokakları dolduran genç kadınların enerjisi ve dinamizmini ‘’Özgürlük için Direni- Kadınlar Sahnede şe’’ şiarıyla öreceği çalışmayla 1 Mayıs alanlarına taşımaya kilitlenmelidir. Geçtiğimiz günlerde Meclis’te bir tiDaha önce ki pratiklerimizden hare- yatro gösteriminde kadın oyuncular ketle anket çalışması kadınlarla bire- sahneye çıkarılmadı. Kadınlar; erkek bir iletişim kurmada iyi bir araç olarak egemenliğinin, yaşamına bedenine önümüzde duruyor. Kadınlarla aynı za- emeğine dönük her türlü hak gaspının manda 1 Mayıs’a dair konuşabileceği- ve saldırısının karşısında sahnedeydi. miz kahve buluşmaları, kahvaltı etkin- Bizim sahnemiz sokaklardır! Uzun likleri yapılarak bir araya gelinebilir. zamandır sokakta sahnedeyiz. MecliBu süreçte kadınların birlikte paylaşım sinizin evinizin zindanlarınızın duvardayanışma kültürünü geliştirirken aynı larına sığmayız. Yarın sahnemiz 1 Mazamanda üretebilecekleri atölye çalış- yıstır! Direnişimiz isyanımızla orada maları (beden tanıma atölyeleri,kadın olacağız. Sende gel! paylaşım atölyeleri) verimli olacaktır. Özsavunma dersleri örgütlenebilir. Bu süreçte yan yana gelinen her genç kadını 1 Mayıs’a katmak hedeflenmelidir.

7


ozgurgenclik.org

LGBTİ+ Eda Cansu

Yaşamın tüm renkleri; LGBTİ+ Bayrağı

Bayrak bugün onurun, umudun, farklılığın bir sembolü olarak kullanılmaktadır. Her bir renkler içimize umudun tohumlarını ekmektedir. Toplum nezdinde, ezilenler içerisinde belki de en az dikkat çeken bireyler; LGBTİ+’lar. Hayatın içinde hayata karşı iki üç kat daha fazla mücadele etmek zorunda kalan LGBTİ+ bireylerin simgesi; Gökkuşağı bayrağı.

bayrağın üretim aşamasında fabrikada sıcak pembe rengi bulunmadığı, rengin kaynağı oldukça zor bulunduğu, istenilen renk elde edilemediği için ilk olarak pembe renk çıkarılmıştır. Yedi renk kalan bayrakta simetriyi sağlamak için turkuaz renginin de çıkarılİnsan hakları aktivisti ve sanatçı Gil- masına karar verilmiştir. bert Baker 1970’li yılların sonlarına doğru LGBTİ+ haklarını ve Vietnam Bugün kullanılan bayrak tasarlanmaSavaşı’nı protesto etmek amacıyla dü- dan önce LGBTİ+ mücadelesini temsil zenlenen eylemlerde kullanılmak için eden başka semboller de kullanılmışçeşitli posterler ve bayraklar tasarla- tır. Hitler faşizminin Nazi kamplarınmaya başlamıştır. Gey hakları akti- da gey bireyleri belirtmek amacıyla kivisti ve ilk açık gey politikacı Harvey şiler pembe üçgen şeklinde bir sembol Milk’in teşvik etmesi ile 40 yıl önce ile işaretlenirlerdi. Lezbiyen ve diğer Baker tarafından tasarlanan ilk LGB- bireyler için ise siyah üçgen şeklindeki Tİ+ bayrağında sekiz renk bulunmak- sembol aynı amaçla kullanılırdı. Uygutaydı. Baker’ın farklı renklerden oluşan lanan bu yönteme bir tepki olarak yaFlag of the Races’den (Irklar Bayrağı) şam ve özgürlük kazanımları giderek esinlendiği düşünülmektedir. Yaşamı, artarken LGBTİ+ bireyler tarafından doğayı, cinselliği, insan ruhunu, sa- bu sembollerin bu kazanımları belirtnatı, ahenk, iyileştirmeyi, günışığının mek, vurgulamak amacıyla kendi semsembolik anlamı olarak kırmızı, yeşil, bolleri şeklinde kullanılmaya başlandı. pembe, mor, turkuaz, indigo, turuncu Bir çeşit meydan okuma şeklinde kulve sarı renkleri olarak seçilmiştir. Ta- lanılan semboller Nazi faşizmini hatırsarlanan bayrak 1978 yılında Gay Free- lattığı için yeni bir temsiliyet arayışına dom Day Parade alanlarında dalgalan- yol açmıştır. Lambda, labrys, eflatun mıştır. Baker bayrak hakkında “Doğal gergedan ve bunlar gibi semboller de bir bayrak, gökyüzünden.” sözlerini zamanla ortaya çıkmıştır. Baker bayrakullanılmış. Bugün sanatı temsil eden ğı tasarlanmadan önce “Güzel bir şey turkuaz yerine mavi renk kullanılırken lazım, bizden doğan bir şey” söylemiycinselliği ve ahengi temsil eden pembe le LGBTİ+ bireylerinin özgünlüğünü ve indigo renkleri bu LGBTİ+ bayra- tanımlamıştır. ğında yer almamaktadır. Tasarlanan 8

Biseksüel bireyleri özel olarak temsil etmek adına 1998 yılında Michael Page tarafından heteroseksüelliği temsilen mavi, eşcinselliği temsilen pembe ve ortalarında biseksüelliği temsilen bu renklerin karışımı olan mor renginin kullanıldığı bir bayrak tasarlanmıştır. Bunlar dışında aynı bayrak, deri kullanılarak farklı bayraklar da tasarlanmıştır. Bugüne kadar ki en uzun gökkuşağı bayrağı olan bir mil uzunluğundaki LGBTİ+ bayrağı, LGBTİ+ mücadelesinde gey kurtuluş hareketi adına önemli bir yeri olan Greenwich Köyü’ndeki 1969 Stonewall isyanlarının 25. yıl dönümünde New York sokaklarında dalgalandırıldıktan sonra tüm insanlar tarafından LGBTİ+ bayrağı ile LGBTİ+ bireyleri ve mücadeleleri bütünleşmiş oldu. Tasarımından neredeyse 35 yıl sonra 24-26 Haziran 2015 tarihinde gökkuşağı bayrağı ilk defa bir parlamento binasında, İngiltere Parlamentosu’nda dalgalanmıştır. Bayrak bugün onurun, umudun, farklılığın bir sembolü olarak kullanılmaktadır. Her bir renkler içimize umudun tohumlarını ekmektedir. Baker’ın deyimi ile “Bayraklar, iktidarı ilan etmek üzere.”.


EDEBİYAT

ozgurgenclik.org

İkircikli Bir Ütopya: Mülksüzler

Dilan Bingöl

Devrim ya bireyin ruhundadır, ya da hiçbir yerde değildir. Ya herkes için ya da hiçbir şey içindir. Eğer herhangi bir şekilde sonu var gibi görünüyorsa, gerçek anlamda hiç başlamayacaktır. Mülksüzler, Geçtiğimiz ocak ayında hayata veda eden Ursula K. Le Guin’in anarşist ütopya üzerine yazdığı kitabıdır. Kendisine Hugo ve Nebula olmak üzere bilimkurgu-fantezi alanında iki büyük ödülü getiren kitap, edebiyat dünyasında önemli kapitalist sistem eleştirilerinden biri olarak görülmektedir. Kitapta adı geçen iki farklı gezegen görürüz: Anarres ve Urras. Urras, elverişli, yüzyıllar boyunca insan soyunun yaşadığı, Anarres ise yaşamın sadece iki yüzyıl öncesinde Odo liderliğinde komüncüler tarafından getirildiği kurak ve az nüfuslu bir gezegendir. İkisi arasında kimi zaman gidip gelen bir yük gemisinden başka, bu iki dünya devrimden bu yana birbirinden kopuk yaşamıştır. Hikaye de Anarres’ten ilk defa bir insanın Urras’a yola çıkacak olmasıyla başlar. Romanın en belirgin konusu devlet kurumunun insan topluluklarındaki rolüdür denebilir. Anarres’te komünar bir toplum düzeninin sosyal yaşamı, eğitimi ve ekonomik işleri nasıl ördüğünü görürüz. Farklı olarak Urras’ta ise devlet yönetimlerinin (A-Io ve Thu) insanlığı savaşa sürükleyen varlığı

Anarres’teki yapıya tamamiyle tezattır. Birbirinin antitezi olarak kurgulanmış bu iki dünya bize iki sistemi de düşündürüp sorgulatacak bir fırsat sunar. Mülkiyetçi, sömüren devletçi düzenin olmadığı devrim ülkesi Anarres’e de bazı noktalarda eleştirileri olan kitap, devrimin araçtan daha çok bir amaç olduğunu içinde geçen “Devrim ya bireyin ruhundadır, ya da hiçbir yerde değildir. Ya herkes için ya da hiçbir şey içindir. Eğer herhangi bir şekilde sonu var gibi görünüyorsa, gerçek anlamda hiç başlamayacaktır.” cümleleriyle ifade edecektir.

miş bu karakter, anarşist bir ütopya ve totaliter distopya arasında dile gelecek bir fırsat bulmuştur böylelikle.

Mülksüzler’i önemli ve özel bir yapıt kılan yanı onun ütopik görülen bir dünyayı gerçeklikle iç içe getirebilmiş ifadesidir. Öyle ki bu gerçekliğin fazla içine girer; zayıf yanlarını öngörür. Odo ve felsefesinin kurduğu katıksız devrimci düzenin bile yozlaşabildiği noktalara ışık tutar. Devrimci ruhla kurulmuş Anarres’te kimileri için devrim artık bir amaç değildir; amaç kendilerini ait gördükleri bu düzende reddedilmemektir. Bir yerde Anarres artık Kitaptaki politik kurgunun yanısıra o kadar özgür değildir. güçlü karakter kurgusu ve başka içerikler de göze çarpar. Yazar bilimsel ve Mülksüzler amaçlar, insan doğası ve felsefik görüşlere sık sık yer vermiştir. iradesi üzerine bir keşiftir denebilir. Çoğu zaman da feminist savaşıma dair Kitap boyunca okuyanı yaşam, dünya vurguları vardır. Ataerkil ve mükiyetçi ve evren üzerine bir yolculuğa çıkarır. A-Io ile cinsel eşitlik ve özgürlüğün Kitap size kimi zaman farklı ideolojibulunduğu Anarres arasında kitapta deki karakterlerinin tartışmalarında, yer yer geçen kıyaslamalar görürüz. kimi zamansa derin alt metinleriyle Baş karakter Shevek ve diğer karakter- ideal toplumu sorgulatır. Anarşizmin ler ağzından kitap boyunca tüm bu ko- var olduğu bir toplum düzeninde, sünulara değinilir. Shevek için var olduğu rekliliğini ve fonksiyonlarını düşündüdünyaya ayak uyduramayan bir fizikçi ren, yazarının ağzıyla ikircikli bir ütopve karmaşık bir karakter olarak bahse- yanın anlatıldığı Mülksüzler, bize yeni den yazar onu bir süre aklında taşımış pencereler açacak, okunması gereken ve Mülksüzler’de yaşatmıştır. Ertelen- bir kitaptır. 9


ozgurgenclik.org

KURAM Deniz Bahçeci

Enternasyonalizm

Sermayenin egemenliği enternasyonaldir. Bu nedenle tüm ülkelerin işçilerinin kurtuluş mücadelesi de ancak, işçilerin uluslararası sermayeye karşı ortak mücadelesi olduğunda başarılı olabilir. Kapitalizmin krizleri derinleşiyor, coğrafyamızda ve dünyada ekonomik, toplumsal ve siyasi bunalımlar artıyor. Kapitalizm kriz durumunu yeni krizler yaratarak, varolan krizleri derinleştirerek aşmaya çalışıyor. Faşist iktidar ve liderler derinleşen krizlerini aşmak için şovenizmi, ırkçılığı, militarizmi ve göçmen karşıtlığını bir araç olarak kullanılıyor. Böylelikle savaş politikalarını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Dünyanın dört bir yanında devlet-halk çelişkisi ekseninde şekillenen sınıfsal, ulusal, mezhepsel, cinsel çelişkiler toplumsal öfkeyi büyütüyor. Baas rejimine karşı Muhammed Buazizi’nin kendini yakması ile başlayıp Ortadoğu’da birçok bölgeye sıçrayan isyanlar ve patlak veren Arap Baharı, ABD’de ekonomik kriz, işsizlik ve adaletsizliklere karşı yeni bir yaşam sloganı ile başlayan ve Avrupa’ya kadar yayılan “işgal hareketi’’, Latin Amerika’da gelişen öğrenci-gençlik isyanları, yakın bir zaman diliminde Hindistan’da hükümetin tarım politikalarına karşı on binlerce çiftçinin talepleri için binlerce kilometre katetmeleri… Kapitalizmin yaşadığı kriz hali ekonomik, politik ve ideolojik açmazların ve çelişkilerin toplamından oluşuyor. Bu yüzden kriz, belli bir döneme ait değil

yapısal bir karakter taşıyor. Dünyanın bir çok bölgesinde faşist, baskıcı, gerici rejimlere karşı gelişen kitle hareketleri bu krizin yapısal nitelikteki temel çelişkilerinin iç içe geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu durum devlet-halk çelişkisi ekseninde ulusal, cinsel, toplumsal, ekonomik vb. bir dizi açmazın

“Sermayenin egemenliği enternasyonaldir. Bu nedenle tüm ülkelerin işçilerinin kurtuluş mücadelesi de ancak, işçilerin uluslararası sermayeye karşı ortak mücadelesi olduğunda başarılı olabilir.”

Kapitalizm, emperyalist küreselleşme çağında üretimi uluslararasılaştırmıştır. Bir meta üretilirken tek bir merkezde üretilmiyor, birçok ülke ve bölgeye dağılıyor. Örneğin bir telefonun tüm parçaları başka ülkelerde üretiliyor, parçalar tek bir merkezde birleştirilip pazara öyle sunuluyor. Üretim tarzının dünyasallaşması/uluslararasılaşması aynı meta üzerinde bir çok işçinin ortak emeğinin yani iş gücünün olmasına neden oluyor. Bir üretim merkezindeki ya da fabrikadaki bir grev dünyanın bir ucundaki fabrikayı ve işçileri de doğrudan etkiliyor. Sömürü sisteminin temsilcisi olan burjuvaziye karşı proletaryanın ve ezilenlerinin enternasyonal mücadelesi bugün daha yakıcı ve zokimi zaman örgütlü kimi zaman ken- runlu bir ihtiyaç olarak kendini dayadiliğinden olan toplumsal patlamalar- tıyor. la da dışa vuruyor. Ekonomik talepler üzerinden gelişen bir halk ayaklanması Komünistlerin en kaba tabiri ile nikısa bir süre sonra kimi ulusal taleple- hai amaçları dünya devrimini örgütrin öne çıktığı, rejim/iktidar karşıtı bir lemektir. Enternasyonalizm bu fikrin pozisyona evriliyor, bu hareketler böl- somutlaştığı bir kavramdır. Dünyanın tüm proleterlerinin ve ezilenlerinin gesel ve kıtasal çapta yayılıyor. 10


ozgurgenclik.org

mücadelesi ancak nihai bir kurtuluşu ve zaferi getirebilir. Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz, cins eşitlikçi bir dünya yaratmanın en temel ön koşulu enternasyonalizmi ilkesel olarak benimsemek ve pratikleştirmektir. Tarih bir çok kez, farklı ulusa mensup işçi sınıfı ve ezilenleri bir araya getirmiştir. Enternasyonal mücadele ruhu sınırları aşarak mücadeleyi büyütmüştür. Paris’te 1871 yılında burjuvaziye karşı Komünarların savaşımı, Madrid’te Franko faşizmine karşı enternasyonal tugayların direnişi, Hitler faşizmine karşı komünistlerin Stalingrad

savunması, ABD işgali ve sömürgeciliğine karşı Vietnam direnişi, emperyalizm ve siyonizme karşı Filistin halkının direnişi ve daha başkaları, örnek tarihsel enternasyonalist eylemlerdir.

çarpışan Deniz Gezmiş ve yüzlerce Türkiyeli devrimciyi binlerce kilometre öteye götüren yine aynı enternasyonalist bilinç ve dayanışma ruhudur. Bugün ise Kobane’yi savunurken, Rojava Devrimi’ni inşa ederken, Efrin için direnirken farklı ulus, mezhep inanç ve inançsızlığa mensup bir çok enternasyonalist devrimciyi orada savaşmaya ve mücadele etmeye götüren inanç, kararlılık tarihsel bir bilinç ve öğretiden gelmektedir.

Dayanışma ruhu enternasyonel mücadeleyi eyleme dönüştürmüş, ete kemiğe büründürmüştür. Başkasının yüzüne atılan tokadı kendi yüzüne atılmış hisseden Che Guevera bu bilinçle Küba devrimine katılmıştır. Ondandır ki ölümsüzleştiği Bolivaya dağlarına gidişini, devrimi başka coğrafyalara Emperyalistlerin bölgesel çaptaki sataşıyabilme isteği ve azmi ile açıkla- vaşları, kirli politikaları halkların birmıştır. Filistin halkı ile omuz omuza leşik mücadelesinin zeminini genişletiyor. Rojava’daki demokratik halkçı devrim halkların birleşik mücadelesi ve enternasyonalist devrimcilerin savaşımı ile kazanılmıştır. Ve nasıl ki Ekim devrimi 20. Yüzyılın devrimler çağını başlattıysa Rojava Devrimi de kuşkusuz tarihsel bakımında böyle bir anlam ve değer taşımaktadır. Bir çok farlı ülkeden Kobane direnişine katılan binlerce savaşçı Rojava’da Enternasyonalizmin nasıl pratikleştiğini ve vücut bulduğunu gösteriyor. Dün Madrid’de, Stalingrad’daki dayanışma ruhu ve enternasyonalist bilinç bugün Kobane’de ve Efrin’de yaşıyor.

‘’ Kışlalarına yaklaşıyorlardı ya, birden marş söylemeye başladılar ve yeryüzünde ilk defa olarak savaş düzeninde yürüyen her ulustan karmakarışık bir sürü adam, enternasyonal’i bir ağızdan söylemiş oluyordu. Onların dil sorunu yoktu, dünyayı yaratan ellerinden tanırlardı birbirlerini. No pasaran sır değildi onlar için. Ve hangi dilde verilirse verilsin anlarlardı “hücum!” komutunu. Yüzlerini bile görmedikleri İspanya işçi ve köylüleri için aynı kahramanlık ve sadelikte öldü onlar. Öldüler haykırarak! diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir! No Pasaran! ” Dün Stalingrad’da bugün Kobane ve Efrin’de bizimkiler hep aynı kararlılıkla dövüşür!

11


ozgurgenclik.org

TARİH Alev Özkiraz

Musa Dağı’nın Direnişi

“Her halükarda ben artık bittim; siz gidip düşmana karşı direnin. Mutlaka kazanacağımızdan asla kuşku duymayın. Zafer bizimdir” Konukevidir dünya, şarkıcılar hep yolda Konuktur halklar, durmadan gelip gider Bilge evladını bağrına basar toprak ana Mahvolur cahil ırklar, eriyip söner. Ezilenler dindirmedikçe mücadelesini kurtuluş mümkündür. Mümkünü gerçekleştiren direniştir Musa Dağ Direnişi. 19. yüzyılın henüz ortalarındayken başlayan katliamlar, bir süreden sonra periyodikleşir ve 20. Yüzyılın başlarındayken önce Adana’da, sonra da Anadolu’nun ve İstanbul’un çeşitli nahiyelerinde, devlet eliyle soykırıma varır. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın süre gittiği dönemde, Antakya’da yaşayan Ermenilere yönelik soykırım sesleri duyulmaya başlanır.

sında tartışır ve şu söylemi oluşturur; ‘’ Bir soykırıma daha müsaade etmeyeceğiz, özyönetim gücümüzü geliştirip direneceğiz. Sonunda ne olursa olsun, gücümüzü direnişten alıp yol alacağız; dağın ardındaki gerçeğe.’’ Ellerinde ki tüm yatırımlarını, paralarını, yiyeceklerini savunmaya hazır hale getirmişlerdir. Ellerinde çocuklarının elleri yol alırlar Musa Dağ’ına doğru. Hükümet ciddiye almaz direnişçileri, öncesinde çevre köylerde dahi arama yapılmıştır. Çünkü herhangi bir savunma aletine rastlanmamıştır. Dönemin hükümeti iki değerlendirme yapar kendi aralarında; Birincisi, direnirlerse bunun onlar için avantaj olduğunu düşünürler ki bu aynı zamanda askeri gücünü savaştaki ülkelere kanıtlamaktır. İkincisi ise, böyle bir şeyin mümkün olmayacağını öngörüsündedirler.

olarak ve mevsimin yaz olması sebebiyle kazanmaya müsaittir. Kazanılmaması durumu ise mühim değildir. Bir tehcire daha müsaade etmeyecekler ve sonuna kadar savaşacaklardır. Önemli olan onurlarını ve emek vererek güzelleştirdikleri evleridir. Bu hayatın, kardeşliğin bozulmasına izin vermeyeceklerdir.

Direnişin ilk zamanlarında Osmanlı Ordusu’nu şaşırtacak mücadele sergilerler. Nihayet ciddiye alınırlar, öngörüler, öngörü olmakla kalır. Şaşkınlık içinde durmadan saldırılır. Direnişi bırakma çağrısı yapılır, tehditler savrulur, çaresiz bırakmak için ellerinde ne imkân varsa denenir. Fakat karşılarında haklı mücadelelerini kazanma arzusuyla kendini donatmış bir kitle vardır. Elbette hiçbir şey Meselenin devlet söylemi ile bakıldıkolay kazanılmaz, şansa bırakılmadan ğında tehcir olmadığı, Ermenilerin, sergilenen bir direnişte, zorlukların askerlerin ve çetelerin eliyle katledildiolacağı hesaplanmıştır çünkü. Barutği haberi tüm ülkede yankılanır. Nisan Elbette bu iki öngörüyü direnişçilerde ları yağmurun gazabına uğrar, yiyecek sonrasında yaşanan katliamlar ürkütü- kendi aralarında değerlendirir fakat sıkıntısını zor koşullarda tamamlanır, cüdür. Haziran’ın başlangıcı ile tehcir direnmekten başka çarenin olmayageceleri uyumadan geçirilir. Kanlı kararının Musa Dağlı Ermenilere de cağının da bilincini oluşturmuşlardır ayın bazı gecelerinde direnişte önemli sirayet etmesi üzerine, kitle kendi ara- çoktan. Üstelik Musa Dağ’ı konum rol oynayan yoldaşlarını kaybederler. 12


ozgurgenclik.org

Bırakıp gidenler olur, başka kurtuluş yolu arayanlar, umutsuzluğa düşenler… Dev bir orduyla baş etmek kolay değildir elbet, kolay olmadığını bilerek silahlanmışlardır. Düşmanın güçlü silahlarına karşı kendi yetersiz silahlarıyla. Bu savaşın en önemli özelliği ise kadınların mücadele saflarında yer almasıdır. Elleri ilk defa silah tutmuşlardır. Birçok işi aynı zamanda yapmak durumunda kalmıştır çoğu zaman. Yorgunluk bilmeden, kulaklarında yıldızların sesini eksik etmeden ve hiçbir zaman umudunu yitirmeden baş koymuşlardır bu yola. Ellerinde iki haftalık yiyecek stoğu kalan ve dağları kuşatma altında Musa Dağlılar kaçışın deniz yoluyla olabileceğini biliyordu. Günler geçti ve bir yelkenli bile görülemedi. Bayrakların üzerine İngilizce yazılı ‘’Hristiyanlar darda: İmdat’’ yazıldı.

yardım ister. ‘’Sizden rica ediyoruz, açlıktan ölmemize ve yok oluşumuza göz yummayın. Henüz geç değilken hayatlarımızı ve onurlarımızı kurtarın.’’ diyerek sonlandırır mektuplardan birini. Sona yaklaşılmıştır artık, ölüm ardı sıra gelirken ve inanç hala tazeyken kazanılmasını mümkün kılan sözler fısıldanır yeryüzüne. Çatışmalardan birinde yaralanan bir savaşçı ‘’Size yalvarıyorum, benimle meşgul olmayın, her halükarda ben artık bittim; siz gidip düşmana karşı direnin. Mutlaka kazanacağımızdan asla kuşku duymayın. Zafer bizimdir’’ sözleriyle yaşamı sonlanır.

Sonuç tahmin ettiğimiz gibi olmuştur, çoğumuzun bilmediği bu direniş kazanılmıştır. Direnişçilerin sadece silahlanarak değil, aynı zamanda akıllarını ve ruhlarını ortaya koyması sonucunda zafere ulaşılmıştır. Musa Deniz yoluyla müttefiklerin eline mek- Dağ Direniş’ini salt dini duygulara tuplar ulaştırmaya çalışan direnişçiler, bağlayanlar da vardır elbette. Fakat uzun uzun mektuplar yazar. Bunları hiçbir zafer sadece bir duyguyla kaise aralarında seçtikleri iyi denizciler zanılmaz. Birçok duygunun önünüze aracılığıyla başarmaya çalışırlar. Böl- konması ile başlar edinilen zafer. Her genin ve direnişin panoramasını çıka- şeyini kaybedecek bir halkın diğer ran direnişçiler, müttefik devletlerden seçeneği var olmuştur; ‘’Kazanmak.’’

13

Günümüze uyarlamak çok uzak değil, ezilmiş tüm halkların asimile edilmesini isteyen bir devletle karşı karşıyayız. Musa Dağ Direniş’i ve diğer tüm direnişlerin bize öğrettiği şey ise; faşizm, zorbalık, yok etme politikası arttıkça ister buna devrimci şiddet diyin isterseniz de onurunu hiçe saymamak diyin, karşınızdaki düşmanın şiddetinden daha fazlasını uygulamalısınız. Dört bine yakın Ermeni kurtuluşunu kendi elleriyle gerçekleştirmiştir. Kurtuluşu bir başkasında görmek ise yıkılmanın en güzel yoludur. Bu kadar çok imkansızlığın içinde zaferi mümkün kılan Ermeni halkının devrimci duruşunu hiçe saymadan ve güçlerini yücelterek okumalıyız bu direnişi. Ezilen halkların ezgileri acı doludur fakat her acının bir hikayesi vardır. Tıpkı Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların ezgileri gibi. Zaferlerimizi acılı ezgilerle taçlandırmak ise asıl görevimizdir. Musa Dağ Direniş’i sahip olduğumuz tüm gerçekliği ortaya koymuştur. Bu gerçeği kavramak ise devrimci bir onurdur.


ozgurgenclik.org

EKOLOJİ John Bellamy Foster

Sosyalizm ve Sürdürülebilir İnsani Kalkınma

Bugün çevre ülkelerde yeşermekte olan adil ve sürdürülebilir bir toplum mücadelesinde toplumsal ilişkileri devrimcileştirme girişimleri bir şekilde ileri kapitalist dünyadaki ekolojik ve toplumsal devrim hareketlerinde karşılık bulmadıkça ihtiyaç duyulan küresel ekolojik devrim için çok az gerçek umut kalacaktır. *Bu makale Monthly Review tarafın- şak içinde. Dünyanın en büyük gücü dan Türkçe’ye çevirilmiştir. tarafından üretilen küresel bir güvensizlik atmosferinde nükleer silahlar İnsanlığın eşitlikçi ve evrensel kal- yayılmaya devam etmektedir. Ortadokınmasına aynı bağlılık Marx için de ğu’da, dünya petrolleri üzerinde jeopogeçerlidir. Birbirlerine bağlı üreticiler litik denetim sağlama kaygısıyla savaş toplumunun evrimi insan yabancılaş- sürerken fosil yakıtlar ve başka endüstmasının olumlu anlamda aşılmasıyla riyel üretim formlarından kaynaklanan doğru orantılı olmalıydı. Hedef, çok karbon emisyonları küresel ısınmayı yönlü bir insani kalkınmaydı. Aynen, artırmaktadır. Bugün azalmakta olan “tarihin insan doğasının aralıksız dö- dünya petrol kaynaklarına temel bir nüşümünden başka bir şey olmaması” alternatif olarak önerilen bioyakıtlar gibi, “beş duyunun yaptığı ekim tüm dünya açlığını artırmaktan başka işe geçmiş tarihin çalışmasıdır.” Bu ne- yaramamaktadır. Su kaynakları küresel denle, sosyalizm insanın duyusal ka- şirketler tarafından tekelleştirilmekpasitelerinin ve onların geniş kapsamlı tedir. İnsani ihtiyaçlar her yanda göz gelişiminin ışığında “duyuların tam ardı edilmektedir: dünya nüfusunun olarak serbest bırakılması” anlamına çoğunluğunun maruz kaldığı aşırı bir gelir. “Tam anlamıyla gelişmiş bir na- yoksunluk biçiminde ya da zengin ültüralizm olan komünizm” diye yazar kelerde, üretimi aşarak denetimli tüMarx, “hümanizme eşittir ve tam anla- ketim boyutuna ulaşan ve hayat boyu mıyla gelişmiş bir hümanizm olarak da yabancılaştırıcı ücretli çalışmaya mahnatüralizme eşittir.” kum eden tahayyül edilebilecek en yoğun kendine yabancılaşma biçiminde. Bu devrimci, hümanist-natüralist gö- Hayat giderek artan oranlarda gerçek rüş ile bugünün başat mekanik-sömü- ihtiyaçlardan ayrı bir yapay istekler rücü gerçekliği arasındaki tezat daha karmaşasına dönüşmektedir. keskin olamazdı. Şu anda tarihin potansiyel olarak en tehlikeli emperyalist Ana akım çevreciler, ekolojik sorunları gelişme süreci içindeyiz. Gezegendeki neredeyse tamamen üç mekanik strahayatın tamamen mahvolması için iki teji ile çözmek peşindedir: Teknolojik yol var -ya küresel nükleer katliam ile yöntemler, piyasayı doğanın tüm bianında ya da iklim değişimi ve diğer çimlerine uyarlama, neredeyse evrençevresel tahribatlar sonucu bir kaç ku- sel bir sömürünün ve doğal habitatların 14

yıkımının hakim olduğu bir dünyada korunmalı adacıklar tabir edilen yerler yaratmak. Bunun karşısında, eleştirel insan ekolojistlerinden oluşan bir azınlık temel toplumsal ilişkilerimizin değiştirilmesi ihtiyacını anlamaktadırlar. Somut değişim modelleri peşine düşen en sorumlu ekolojistlerin bazıları da yönelim olarak hem ekolojik hem de sosyalist (piyasa güçlerinden ziyade büyük oranda toplumsal planlamaya yönelen anlamında) devletlere odaklanmaktadırlar. Kuşkusuz, sistemin merkezinde de umutlarımızı canlı tutacak güçlü çevreci hareketler vardır. Ancak güçlü sosyalist hareketlerden ve devrimci bir duruştan koparılmış olan bu hareketler, başat birikim sistemine adapte olma ön kabulüyle sınırlanmakta ve bu nedenle ekolojik mücadeleye girişememektedir. Öte yandan, ekoloji ve toplum bağlamında devrimci stratejiler ve hareketler çevre ülkelerde, kapitalist sistemin zayıf halkalarında ve uçlarında tarihsel dünya güçlerini oluşturmaktadır. Bu radikal ekolojik değişim sürecinin küresel Güney’in bazı bölgelerinde görüldüğü kadarıyla yalnızca birkaç örneğine değinebilirim. Chavez yönetimindeki Venezüella, Bolivar çember-


ozgurgenclik.org

leri, komünal konseyleri ve işçilerin fabrikalar üzerindeki hakimiyetlerin artması gibi gelişmelerle yeni devrimci toplumsal ilişkileri geliştirmekle kalmamış, Istvan Meszaros’un üretim ve mal değiş-tokuşunda yeni bir “sosyalist zaman muhasebesi” olarak adlandırdığı bazı önemli girişimlerde bulunmuştur. Amerikalar için Bolivarcı Alternatif (ALBA) dahilindeki bu yeni temel vurgu komünal değiş tokuş, yani değerlerden ziyade etkinliklerin değiş tokuşu üzerinedir. Piyasanın bütün bir ekonominin önceliklerini belirlemesine izin vermek yerine kaynakların ve kapasitelerin en çok ihtiyaç duyanlara ve nüfusun çoğunluğuna bölüştürülmesi için planlama yapılmaktadır. Buradaki hedef toplumdaki en acil bireysel ve kolektif ihtiyaçları özellikle de fiziksel olanları belirlemek ve bu sayede insanın doğayla ilişkisi sorununu ele almaktır. Bu, sürdürülebilir bir toplum yaratmanın en mutlak ön koşuludur. Kırsal bölgelerde de yeşil Venezüella tarımına yönelik hazırlayıcı girişimler sergilenmektedir.

konularında daha radikal uygulamalar olasılığına işaret etmektedir. Curitiba, McKibben’a göre, “birinci dünyanın kalabalıklaşan ve çürüyen şehirleri için olduğu kadar üçüncü dünyanın büyümekte olan şehirleri için de iyi bir örnektir.” Hindistan’daki Kerala, yoksul bir devletin ya da bölgenin, gerçek sosyalist planlamayla canlandırılması halinde, eğitim, sağlık ve temel çevresel koşullarda sınırsız insani potansiyellere ulaşılabileceğini göstermiştir. Kerala’da, yine McKibben’a göre, “Sol, gezegende ‘sürdürülebilir kalkınma’yı gerçek anlamda hayata geçirmeye oldukça yaklaşan ‘yeni demokratik inisiyatifler’ kurgulamıştır.”

Kuşku yok ki, bunlar günümüzün temel umut adacıklarıdır. Bu şehirler, toplumsal ilişkilerde ve insan metabolizmasının doğayla ilişkisinde kırılgan yeni deneyler ortaya koymuştur. Bunlar, hâlâ kapsamlı sistem tarafından yukarıdan dayatılan sınıfsal ve sömürgeci savaşlarla karşı karşıyadır. Gezegen, bir bütün olarak, sermayenin ve onun dünyayı yabancılaştırmasının etkisi alBolivya’da, yerli halkların ihtiyaçlarıyla tındadır. Dört bir yanda, artık biyosfer ve su ve hidrokarbon gibi temel kay- seviyesine yükselmiş olan metabolik nakların denetimiyle şekillenmiş sos- çatlak örneklerine rastlayabiliriz. yalist bir dalganın yükselişi (şu anda baltalanmış olsa da) farklı bir tür kal- Bugün çevre ülkelerde yeşermekte kınma umudu sağlamaktadır. Brezil- olan adil ve sürdürülebilir bir toplum ya’daki Curitiba ve Porto Alegre şehir- mücadelesinde toplumsal ilişkileri leri kentsel alan yönetimi ve taşımacılık devrimcileştirme girişimleri bir şekilde

15

ileri kapitalist dünyadaki ekolojik ve toplumsal devrim hareketlerinde karşılık bulmadıkça ihtiyaç duyulan küresel ekolojik devrim için çok az gerçek umut kalacaktır. Nihai ekolojik yıkımı gerçek anlamda önleme olasılığı yalnızca gezegen üzerindeki baskının asıl ortaya çıktığı sistemin merkezinde gerçekleşecek köklü değişimler sayesinde belirebilir. Bu, kimileri için imkansız bir hedef olabilir. Ancak, artık bir devrimci değişim ekonomi politiği kadar bir devrimci değişim ekolojisi olduğunu da görmek önemlidir. Çevre ülkelerde farklı devrimci çatlaklarda sürdürülebilir insani kalkınma girişimlerinin yeşermesi hem dünyanın yabancılaştırılmasına hem de insanın kendine yabancılaşmasına karşı evrensel bir kalkışmanın ilk ayağı olarak görülebilir. Eğer başarılabilirse, böyle bir kalkışma tek bir hedefe sahip olacaktır: Doğayla metabolik ilişkilerini akılcı yollarla düzenleyen bir üreticiler toplumunun yaratılması ve bu sayede yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda değil gelecek kuşakların ve bir bütün olarak hayatın ihtiyaçları doğrultusunda da çalışılmasıdır. Bugün sosyalizme geçiş ile ekolojik bir topluma geçiş aynı şeydir.


ozgurgenclik.org

ORTADOĞU Fırat Durmaz

Ortadoğu’da Savaşın Denklemi

Şovenizm ile birlikte iktidarını bir süre daha sürdürme gayretine giren AKP için bu savaş dış politikadan çok iç politikada önem taşıyor. Rusya’nın kendisine emperyalist sistemde alan açma hamleleri şiddetini artırarak devam ediyor. Gürcistan ve Ukrayna hamleleri Rusya’nın bu stratejisini sahaya döktüğü ilk anlardı. Bugün ise bu gerilimin Ortadoğu özellikle de Suriye’de cisimleşen bir hegemonya savaşına dönüştüğünü görüyoruz. Suriye’de yaşanan vekalet savaşları ve her gün değişen dengeleri, salt “Ortadoğu’daki” emperyalist rekabet diye okumak Rusya-Çin ve ABD-AB arasındaki çelişkiyi eksik tariflemek olur. Çin ve Rusya ABD’nin dünyadaki hegemonyasına son vermek, oyuna ayrı bir blok olarak dahil olmak istiyor. Bu stratejinin sahada politik-askeri kısmını Rusya üstlenirken, ekonomik kısmını ise Çin üstleniyor. ABD’nin Kuzey Kore üzerinden Çin’i de gördüğü ekonomik yaptırımına karşılık olarak ABD ürünlerine 3 milyar dolar vergilendirmeyi gündeme getirdi. Çin’in bu yaptırımının, soğuk savaşı hatırlatan diplomat krizinin üzerine gelmesi tabi ki tesadüf değil. İngiltere’de öldürülen eski bir Rus ajanı ile başlayan kriz kısa sürede “Avusturya-Macaristan veliahtı” klişesine döndü. 60’ı ABD’den olmak üzere 26 ülkeden 153 Rus diplomat sınır dışı edildi. NATO’dan gönderilen 7 diplomatla bu sayı 160’ı buluyor. Soğuk Savaş’ta dahi olmayan bu diplomatik

tecrit hamlesi durumun AB-ABD açı- ğını gösteriyor. Ortadoğu ve Dünya’da sından katlanılamaz bir boyut aldığına ABD’nin başlattığı topyekün gerilim işaret ediyor. siyasetinin bir sonucu olarak emperyalist bir savaş sürpriz olmayacaktır. Suriye’de halen Rusya’nın hegemonya- Trump’ın başkan olur olmaz ifade ettisını kıramayan ABD, diplomat krizin- ği “duvar” siyasetinin savaş ve ekonoden de anlaşılacağı üzere sahaya yeni mik krizin derinleşmesi gibi sonuçlar oyuncular almaya hazırlanıyor. Fran- getireceği herkes tarafından değerlensa’nın Afrin’den bu yana açıklamalarla dirilmişti. Ekonomik buhranı fırsabaşlayan süreci sahaya girmesi ile de- ta çevirme gayreti içinde olan Çin ve vam etti. Rusya’nın dengesini bozmayı Rusya bloğunu göz önüne aldığımızbaşaramayan Batı, kartları yırtmayı ve da krizin derinleşmesi ve Emperyalist yeniden oyun kurmayı deneyecek gibi Savaş olasılığı daha ciddi ve somut bir gözüküyor. Trump’ın “biraz da başka- sonuç olarak beliriyor. ları uğraşsın” çıkışı gerçeği yansıtmıyor değil. ABD gün geçtikçe dağılan Bu ilişkiler ekseninde Erdoğan-Putin hegemonyasını toparlamak için daha ittifakında sona gelinebilir veya daha agresif bir politik hat inşasına geçtiği stratejik bir ortaklık doğabilir. Bir kabinede yaşanan revizyonlardan da NATO üyesi olan Türkiye, Rusya ile hissediliyor. Görev değişikliklerinin girdiği ittifakı zaman zaman çatlaklar ortak noktası ise emperyalist savaşlar- yaşasa bile NATO çizgisinden uzak da deneyim sahibi olan ve savaş yanlı- tutmaya çalıştı. Fakat bugün Rusya’ya sı söylemler ile öne çıkan, işkencelere karşı AB-ABD ekseninin başlattığı isimleri karışmış insanlardan oluşma- karşı rüzgar Türkiye’nin yönünü desı. ğiştirebilir. Türkiye’nin sömürgecilik ve işgal iştahı, Suriye’de de bu eksenABD’nin işgalci İsrail ile yaptığı Ku- den hiç çıkmadan devam etme arzusu, düs çıkışı ve Filistin’e tekrar saldırıla- Esad göz önüne alınıp Rusya’nın Surirın artması, İran ile nükleer anlaşma- ye politikası da dikkate alınırsa bu ittinın iptali, Türkiye’yi tekrar bir ittifak fakı koparacak halka olabilir. Kaldı ki gücü haline getirmek için onun işgal son yapılan S-400 açıklaması ve ABD ve ilhak politikalarına göz yumması; ile Münbiç için kurulan komisyon, ABD’nin tekrar saldırı pozisyonu aldı- ABD’nin Türkiye’yi tekrar müttefik16


ozgurgenclik.org

leştirme çabaları Türkiye’deki eğilime yönelik ipuçları verir vaziyette fakat Rusya’nın stratejik ittifakları Molla ve Esad rejimi açısından uzun vadede işgalci Türk devleti ile aynı yolun yolcusu olmalarının maddi zemininin zayıf olduğu bir gerçek olarak karşımızda dursa da bugüne kadar gelişen ittifakın da zayıf, her an yıkılabilecek bir zemin üzerine kurulduğunu unutmamak gerekir. Bölgenin eski sömürgecisi olarak Fransa’nın oyuna girip söylemini YPG’ye destek olmak üzerinden kurması Afrin’nin ardından YPG ile ilişkileri tekrar geliştirme çabası olmasının yanında İran’ın merkezinde olduğu yeni savaş hattının vazgeçilmezi olmasından kaynaklanıyor. Fransa’nın Münbiç ve Tel Abyad’a konumlanması sonrasında yapılan açılamalardan mesajı alan Türkiye ise S-400 anlaşmasını öne çekip Rusya ile yakınlığını derinleştirmek ile tehdit ediyor. Putin, ABD’nin yeni stratejik hamlelerine henüz sahada bir yanıt vermedi fakat ABD’nin yeni oyuncular ve savaş stratejisi karşısında Türkiye’yi, Rusya-İran hattında tutmayı önemseyeceği görülüyor.

Afrin Kobane, Afrin Rojavadır Politik İslamcı Faşist rejim, başlattığı işgal hareketi ile Afrin’e girdi. Bir haftada işgal hayalleri kuran sömürgeci Saray diktatörlüğü, ÖSO çeteleri, ağır silahları ile birlikte 2 ayı aşkın bir direnişle karşılaştı. Sömürgeci ve işgalci karakterini içeride tutuklama gözaltı furyası ile örtbas etmeye çalışsa da, Afrin’deki yağma, katliam, insanlık suçları tüm Dünya’ya yansıdı.

Türkiye, ABD-Rusya ikili ilişkileri bağlamında bölgede kendisine alan açabilmişti. Bunun bir devamı olarak Afrin’e de bir işgal hareketi başlattı. Bu hareketin Türkiye tarafından önemi şüphesiz iç politikada yaptığı Cumhur ittifakından bağımsız değil. Milliyetçi-şoven ittifakın bir diğer üyesi de ÖSO çeteleri oldu. Şovenizm ile birlikte iktidarını bir süre daha sürdürme gayretine giren AKP için bu savaş dışarıdan çok iç politikada önem taşıyor. Kafatasçı ittifaka can suyununu bu işgal ve sömürge hareketi ile veriyor. Kanla diktatörlüğünü meşrulaştırmak istiyor. Bunun için savaştan çok savaşın propagandası öne çıkıyor. Sanatçılar, basın hatta çocuklar bile bu işgal ve katliam projesinin figüranı haline getiriliyor. Dış politikada birincil ve en acil hedef Rojava ve Kürt Halkı’nın kazanımlarını yok etmek olmakla birlikte pastadan pay alabilmek sömürge hevesi uzun süredir gözlerini diktiği Afrin’e, Erdoğan’ı yöneltti. Afrin halkı 2 ayı aşkın süredir, ağır silahlarla donatılmış çetelere, savaş uçaklarına karşı tarihe geçecek bir direniş sergiledi. Emperyalist kuvvetlerin sessiz kalarak destek oldukları bu işgal hareketi karşısında gösterilen direniş sadece Afrin ile sınırlı kalmadı, Avrupa’ nın bir çok yerinde protestolar düzenlendi. Öyle ki o sıralar Türkiye ile silah anlaşması yapan Almanya bir ara protestoları dahi yasakladı. Türkiye’de ise Saray ve çetesi AKP, Afrin kelimesini kullanana dahi gözaltı emri verdi. Basın açıklamaları yasaklandı, sosyal medyada Afrin paylaşımları tutuklanma gerekçesi haline getirildi. Yoğun ablukaya rağmen gerçekleştirilen HDP Kongresi, Newroz gibi

17

kitlesel buluşmaların gerçekleşmesi bir yana dursun bu buluşmaların kitle bakımından ana gündemi Afrin oldu. Polis tarafından uygulanan abluka, gözaltılar Kürt Halkı’nın iradesini kıramadı aksine sınanan irade bilenmeye başladı. Çekilme ile DSG’nin açıklamasında olduğu gibi bir yenilgi değil yeni bir biçime, yeni bir aşamaya geçiştir. Direniş güçlerinin Afrin ve çevresindeki mevzileri savunmaya odaklı cephe savaşı, Afrin’e girmek için bütün askeri ve teknolojik imkanlarını seferber eden sömürgeci işgal ordusuna karşı yürütülecek gerilla savaşına bıraktı yerini. Afrin’de devrimci halk savaşının bu yeni biçimiyle süreceği ilan edildi. Şüphesiz 2 ay verilen direniş Ortadoğu’daki tüm akbabaların hesabını bozduğu kadar şimdi geçilen yeni aşamadaki ısrar ve istikrar Türk Devleti’ne Afrin’i dar edecektir. Faşist saray diktatörlüğünün Rojava’dan Başur’a doğru genişletmeyi tasarladığı sömürgeci işgale karşı mücadele, kuşkusuz ki Türkiye ve Kürdistan’da politik özgürlükten yana tüm anti-faşist ve anti-sömürgeci güçlerin başlıca görevi olmaya devam ediyor. Öyle ki, Erdoğan’ın tekçi faşist şeflik sistemine barikat olabilme başarısı, bu tarihsel anda, işgale ve savaşa karşı direniş alevlerinin Türkiye ve Bakur Kürdistan’a yayılmasında düğümleniyor. Erdoğan liderliğindeki AKP-MHP blokunun ve faşist saray cephesinin dağıtılmasında, onların sömürgeci işgal planının yenilgiye uğratılması kritik bir eşik teşkil ediyor.


ozgurgenclik.org

SİNEMA Ozan Aydın

Sistemi Soymak; La Casa De Papel

“2011 yılında Avrupa Merkez Bankası, hiç yoktan 171 milyar euro yarattı. 2013’de 145 milyar yarattı. Para nereye gitti biliyor musun? Bankalara. Doğrudan en zenginlere. Kimse Avrupa Merkez Bankası hırsız dedi mi?” Sezon finalinde fazladan üretilip bankalara aktarılan paralardan bahsedip doğru-yanlış, iyi-kötü, yöneten-yönetilen arasındaki keskin çizgileri bulanıklaştıran, ezber bozan bir dizi; LA CASA DE PAPEL. Dizide bir soygun planı ve bu planı uygulayacak ekip vardır. Planın sahibi Profesör kod adlı dahi ve şahsına münhasır, İspanya Kraliyet Darphane Müzesini soymak üzere, her biri farklı konularda yetenekli, sekiz suçlu ile bir ekip kurar. Planın klasik bir soygundan farkı, içeri girip paraları alıp kaçmaktan ibaret olmamasıdır. Ekip, darphane çalışanlarını ve ziyaretçileri rehin alıp, günlerce binada kalarak kendi paralarını basacaktır. Rehineler polisin operasyon yapmasına engel olurken, soyguncuların elindeki en büyük koz; okul gezisiyle darphane müzesine gelecek olan, İngiliz Büyükelçisinin kızı olur. Profesör ekip üyelerini, plan için gerekli olan sahte para basımından, yazılımcısına kadar çeşitli yeteneklerdeki bireylerden belirler.

süre boyunca kırsaldaki eski bir evde kalan ekip üyeleri, birbirlerinin gerçek kimliği hakkında hiçbir şey öğrenmez. Kendi isimleri yerine, birbirlerine şehir isimleriyle hitap ederler. Profesör’ün en katı kuralı ise; kişisel ilişkinin kesinlikle yasak olmasıdır. Dali maskeleri ve kırmızı tulumları ile darphaneye girmeyi başaran ekip, para dolu çantalarla kaçmaya çalışır. Olay yerine gelen polisler ateş açınca çatışma çıkar. Soyguncular kapana kısılıp binaya girerler ve sivilleri rehin alırlar. Ancak bu tamamen bir aldatmacadır. Güvenlik güçleri soyguncuların kapana kısılan soyguncularla rehinelerin hayatı için için pazarlık yaparken, ekibin numarasız takip edilemeyen paraları basabilecek vakti olacaktır.

Ünlü ressam Salvador Dali’nin, aykırı kişiliği, ahlaki normlara olan tepkisinin maskeleştiği, bir düzen eleştirisi olan dizide tulumlarının renginin kırmızı seçilmesi de tesadüf değildir. La Casa de Papel, gerçekten de hem ekonomik düzeni ve kapitalizmin yarattığı Seçilen tüm üyelerin farklı bir hikayesi ahlaki sorunları, “neyin? kime göre? vardır. Hemen hemen hepsi illegal bir ne şekilde?” iyi veya kötü olduğunu şekilde hayatlarına devam eden, illegal sorularıyla irdeler. yollarla hayatlarını sürdüren bireylerdir. Şehir isimlerinin de bu yaşamlara Para basan üretim aracı “halkın” eliuygun seçildiği düşünülebilir. ne geçer. Darphanenin ele geçirilmeEkip toplandıktan sonra beş ay bo- sinden itibaren, soyguncuların plana yunca soygun üzerine çalışılır. Tüm adapte oluşları, hazırlık süreçleri ve detaylar dikkatlice gözden geçirilir. Bu birbirleriyle olan ilişkileri son bölüme 18

kadar flashbacklerle anlatılır. Profesörün her detayı düşünerek, en kötü olasılıklara karşı hazırladığı alternatif çözümleri belli noktalarda devreye girer. Ekip, bir taraftan rehinelerle tansiyonu dengede tutmaya çalışırken diğer taraftan ara vermeksizin para basımı yapar. Bu sırada profesör, teknolojinin yardımıyla müzedeki kameralardan her an onları izler ve ekip adına irtibata geçtiği güvenlik görevlileriyle pazarlığı sürdürür. Zekice attığı adımlarla medyayı yönlendirmeyi çok iyi başaran profesör, durumu zor araçları ile kontrol altına almayı amaçlayan devlet otoritesini köşeye kıstırır. Sadece silahın değil silahın yanında bir çok aracın bir orkestra gibi kullanıldığında ortaya çıkan essiz bir konsere benzetilir soygun. Profesör’ün bir idealin etrafında şekillenen hayatı flashbacklerde yine Tokyo’nun anlatımıyla ortaya konulur. Soygundan önceki son akşamda, tek dostu olan Berlin’le konuşmasında kim olduklarını ve aslında soygun planının, ceplerine para koyup hayatlarını lüks içinde geçirmekten ibaret olmadığı seyirciye açıklanır. Direnişin kendisi, İtalya’da partizanlarla birlikte faşistlere karşı savaşmış olan dedesinden ona miras kalan gelenekle, Bella Ciao eşliğinde yükselir.


MÜZİK

ozgurgenclik.org

Sesin Hayat Kazanmış Hali; Dengbej

Ferhat Harun Pehlivan

Dengbêjlik böylesine güzel, böylesine gerçek, böylesine tarih kokuyor. Bu kokuyu almak, nefesi nehirlere dökmek gibidir. Her döktüğün nefes bir gelecek olup akıp duracak. Dengbêj, Kürtçe’de deng (ses) ile bêj (söz) kelimelerinden oluşmuştur. Kürt halkı tarihi boyunca kültürünü sözle icra etmiş. Söze ve sese yaslamış sırtını. Seslerini sarıp kararmış sayfalara, tarihe öyle göndermiş. Dengbêj kelime manası olarak sese biçim, hayat, renk veren anlamındadır. Dengbêjlerin seslerini kullanarak yarattıkları yapıtlara “kılam” denir. Kürt halkı Tarihlerini yazılı aktarma olanağı bulamamışlardır. Bundan dolayı kültürünü sonraki kuşaklara aktarma işini de; sözler ve anlatıcılar üstlenmiştir. Bunun nedenlerini irdelediğimiz zaman ise karşımıza çıkan ana tema ise korkudur. İki yüz yıl önce Bağdat Valisi’nin, yazı ve edebiyatla haşır neşir olan Kürtleri yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği söyleniyor. Bu korkunun, yazılı edebiyatla aralarında bir mesafeye yol açmasının yanı sıra; yazılı edebiyatın gelişmesini de engellemesi bu alanda ciddi bir boşluk doğurmuştur. Bunu aşmanın yollarını aramaya çalışmışlardır. Dengbêjlerin yaşamı gezmek ve anlatmak. Yaşananları anlamak, anlatmak, onların hikâyesini anlatırken türküsünü söylemek. Bir halkın açlığını, yaşadıkları acıları anlatmak…

Zor, evet. Hem de çok zor. Savaşları ve savaşlardan arta kalan acıları, kurşun geçmiş tenin geride bıraktıklarını, yaralı sokakları, ıssız yurtları, köyleri, kimsesiz kalan yolları… Kahramanlıkları... İhanetleri... Bir kara haber vermek ne anlam taşır, yüreği türkülerle ve hikâyelerle dolu bir dengbêj için? Kılamın yüreğine sığınır, sırtını ona yaslar, öyle söyler söyleyeceğini. Denbejlik kültüründe Kadınlar erkekler kadar özgür değillerdi. Kadınların hayatları feodal zihniyet üzerinden şekilleniyordu. Bu zihniyet kadının sanata, müziğe olan yetkinliğine karşı savaş açmış durumdaydı. Bu feodal zihniyete karşı duruş sergileyen sanata gönül veren birçok kadın dengbêj var olmuştur. Bunlardan biri de güzelliğiyle, sesiyle tüm insanları büyüleyen Meryem Xan’dır. Hayatına ya müzik ya evlilik denilerek karşısına iki seçenek sunulan, müziği bütün yüreğiyle seçen bir sanatçıdır kendisi. Sayısızca eser bıraktı ardında ve Mezopotamya’nın unutulmayan kadın dengbêjleri arasında yerini aldı.

gbêji olarak anılan Sûsika Simo’dur. Çevredeki insanların onu sırf kadın diye dengbêj kimliğini almaması için yaptıkları engellemelere rağmen o da Mezopotamya’nın unutulmaz kadın dengbêjleri arasında yer aldı. Bir diğer kadın dengbêj ise Amed’in güzel kadını Ayşe Şan var. Kadife sesli baba evinde kurulan dengbêj divanlarında büyüyüp çok sayıda sürgüne maruz kalan bir hayatı vardı onun da. Kürtler üzerine kurulan baskıcı zihniyete karşı durmuş, Kürdistan’ı birçok alanda tanıtmıştır. Dillere destan Qederê parçasında Kürdistanı ve Kürt Halkı’nın yaşadıklarından duyduğu hüznü dile getirmiştir.

Dengbêjlik böylesine güzel, böylesine gerçek, böylesine tarih kokuyor. Bu kokuyu almak, nefesi nehirlere dökmek gibidir. Her döktüğün nefes bir gelecek olup akıp duracak. Unutulmayacak, dile getirilecek ve kirlenmeyecektir. Onların kurdukları divanlarına yine gideceğiz ve yine onların sözlerine sırtımızı yaslayıp koca bir halkın tarihini öğreneceğiz. Biliyoruz dengbêjler hiç susmazlar, dillerine kelepçe Bir başka kadın dengbêj ise Gula Go- vurulsa bile, onlar iniltileriyle anlatırvende (halayların gülü) diye hitap lar hikayelerini. edilen Sovyetler Birliği’nde yaşayan Kürtler içerisinde ilk Kürt kadın den19


ozgurgenclik.org

DÜNYA Yusuf Akdağ

İran Çıkmazı

İran sadece kendi ülkesinde değil tüm Ortadoğu’da hegemonya kurmaya çalışmakta. Bazı ülkelerde direk siyasi hareketlerde bazı yerlerde ise paramiliter örgütlerle etkin olmaya çalışıyor. Batı yakasında Asyanın kuzeyinde Rusya’nın doğusunda Afganistan ve Pakistan Batı tarafında ise Türkiye Irak olan 3000 yıllık bir devlet. Tarihi boyunca egemen olduğu ve işgal ettiği topraklarda hakim olmuş kökleri M.Ö 3000’lere dayanan bir tarihe sahip bu ülke. 1979 öncesi şahlıkla yönetilen ve Amerika’nın bir zamanlar bölgedeki jandarması gibi konumlanan ancak Fransa’da sürgünden dönen Humeyni’nin yanına Kürtleri ve İran Komünist Partisi’nin (TUDEH) de desteğini alarak şahı devirmiş ve varolan siyasal sistemi totaliter sistem olarak değiştirip bugün adlandırdığımız Molla rejimi olarak devam ettirdi. Halkın destek verdiği bu değişiklikten beklentisi demokratik çoğulcu bir rejim ve iktidarın kurulması beklenirken, Politik islamcı bir diktatörlük kuruldu. İran Humeyni iktidarı ile birlikte sömürgeci ve yayılmacı politikası ile birlikte Ortadoğu’da büyük bir etki ve nüfuz alanına sahip olmuş,dünya ve bölge devletleriyle ABD, Avrupa ve kendi etkisi altına aldığı ülkelere de savaş açmış, Irak ile yapmış olduğu

savaşta milyonlarca insanın hayatını nuçlanması demokrasinin özgürlüğün olmadığı bir ülke olmasından dolayı kaybetmesine sebep olmuştu. çok fazla gün yüzüne çıkarılamıyor. Azerilerin, Kürtlerin ve Farsların yo- Ülkedeki başlıca yasaklara bakıldığı ğun yaşadığı -bunlar haricinde başka zaman Alkol kullanımı, kadınlara kıhalklarında yaşadığı- eyaletlere bölü- yafet erkeklere şort, yüksek işsizlik nen dini olarak ‘Şii’ mezhepçiliğinin oranı, sosyal medya ağlarının yasak olağır bastığı bir yer. Halkın Humeyni ması, düşük eğitim kalitesi, yönetimin iktidarından sonra sık sık sokaklara aynı sınıf arasına paylaşılması bunlara çıkan ekonomik ve siyasi sebeplerden bazı örnekler. dolayı gösterilerin yapıldığı hızla poliİşçi ve yoksul kesiminin İran üzerindetize olabilen bir toplum. ki ambargodan varolan yüksek enflasİran sadece kendi ülkesinde değil tüm yondan dolayı ülkede yaşayan on gençOrtadoğu’da hegemonya kurmaya ça- ten dördünün işsiz gezmesi Rejimin lışmakta. Bazı ülkelerde direk siyasi elinde olan sermayesini de savaş polihareketlerde bazı yerlerde ise parami- tikasına harcaması, mollalar ve diğer liter örgütlerle etkin olmaya çalışıyor. üst tabaka sınıfın zenginliklerini kendi Lübnan ve çevresinde etkin ve siyasi aralarında bölüşmesi de olayların başbir güç olan hizbullahı destekliyor yine lıca bazı nedenleri. aynı şekilde Irakta kurulan Haşd-i Şabii milislerinin de İran tarafından yön- 28 Aralık gecesi İran’ın dini olarak kutsal sayılan Meşhed kentinde başlayan lendirildiği bilinmekte. gösteriler hızla diğer eyalet ve şehirleMeşhed Ayaklanması rine de yayıldı. Bölge ve dünya kamuoyuna bu kadar hızlı yayılmasının bu Baskıcı zorba Molla rejimi halktan seferki sebebi şüphesiz başladığı yer gelen reform taleplerine karşı kayıtsız. ve bütün ülkede ayaklanmaya hızla Halkın büyük bir kısmı yönetimden dönüşmesinden kaynaklı olması. Ekorahatsız. Ancak en ufak muhalefetin nomik sorunlar, kişisel ve toplumsal tutuklama işkence yada gözaltılarla so- özgürlükler konusunda halkın istekle20


ozgurgenclik.org

ri gösterilere yön verse de temel sorun rejim sorunudur. Yine gösterilerin herhangi bir siyasi örgüt yada kuruluş tarafından değil doğruca halk tarafından örgütlenip yayılması önceki gösteriler ile arasında bir fark.

ka saldırdığı bir anda çekilen ve elini yumruk haline getirerek kaçan bir kadın gösterilerde kadınların etkisini gösteriyor. İran’da toplumsal anlamda kadına dayatılan yasaklamalar ve toplumdan izole etme çabaları islami molla rejiminin ezdiği bedeni üzerinde Protestolara karşı yine öne sürülen bir kurmak istediği baskıyı söz söyleme diğer unsur Besic Milisleri. Humeyni haklarının engellendiği bir ortamda tarafından kuruldular. Paramiliter bir eylemsellikleriyle almaya çalışıyorlar. örgüt, tamamen sivil ve gündelik yaşamlarını askeri değil bir sivil olarak İran Rojhılat Kürtler geçiriyorlar. Maaşları devlet tarafından ödeniyor. Halka acımasızca saldıran İran tarihi bakımından, Kürtlerle aynı bu örgüt devlet tarafından da özel ya- coğrafyayı paylaşmış bir toplum. Yüzsalarla korunuyor ya da göz yumulu- yıllardır bazen dostane ilişkiler geliştirilmiş bazen de savaşılmış. Şah İsmail yor. döneminden sonra sünni osmanlıya İran’da Kadınlar karşı bazen de koz olarak kullanılmış. Dağınık ve coğrafik olarak bir arada İran’da kadın ile erkek eşitliği arasında yaşamayan kürtler ise kah savaşmış 1979 İslam devriminden sonra büyük kah dostluk ilişkileri kurarak Fars haluçurumlar açıldı. Humeyni iktidarı kıyla bu topraklarda yüzyıllardır yaşaönce bir takım çalışma yasalarını de- yıp gelen bir toplum. ğiştirerek kadınlara bir çok alanda çalışmayı yasaklattı. Evlilik yaşını 18’den En son 1946 yılında Qazi Muhammed 13’e düşürdü. İslami rejime uygun tarafından Mahabad Kürt cumhuriyeti olarak örtünme yasağı getirdi bu ya- kurulmuş. Bir yıl sonra ise İran tarafınsanın hayata geçmesi için sokaklarda dan yıkılmıştı. O günden bugüne kürtkontrol yapan ahlak polislerini kurdu. ler sürekli olarak İran’a karşı bir direTüm bunlara rağmen İran’da kadınlar niş içinde. İran ise kürt bölgelerinde toplumsal eylemlerde yine en önlerde uyguladığı faşizan politikalar ile burahayata politikaya yön verebilecek ka- daki halk hareketini bastırmak istiyor. dar etkililer. İran içinde başlayan toplumsal olarak hızla bu bölgeye de sıçrıyor. Öyle ki 29 Beyaz çarşamba olarak başlayan ve aralık olaylarının en fazla bu bölgede hızla yayılan başörtü eylemi Tahran’ın yankı bulması rejimin burada Besic meşhur caddesinde gösteriler sırasın- Milisleri ve Devrim Muhafızları ile birda bir kadının sopanın ucuna taktığı likte olayları sert bir şekilde durdurbeyaz başörtüsü gösterilerin simgesi maya çalışması olayı ortaya koyuyor. haline geldi. Yine rejim güçlerinin hal-

21

İranı Ne Bekliyor? Ortadoğu’da Arap baharı ile birlikte savaşın sıçramadığı neredeyse çok az ülke kaldı. Genellikle vekalet savaşları olarak devam eden bu savaş IŞİD’in varlığını ilan etmesiyle birlikte sünni-şii mezhep çatışmaları üzerinden şekillenmekte.Emperyalist ülkelerin de bu oyuna dahil olarak harladığı bu savaşın Sünni bloğunu; Suud, BAE, Katar, Türkiye. Şii bloğunu ise; İran,Suriye, kısmi olarak Irak çekiyor. Suriye’de Esad rejimini destekleyerek Suriye’de büyük bir nüfuz alanına sahip Yemen’de kanlı bir şekilde tam bir insani vahşetin yaşandığı yerde ise Şii Husileri destekliyor. Lübnan’da İsrail’e karşı Hizbullahı destekleyerek savaşı dışta sürdürerek kendi ülke sınırlarından uzak tutmaya çalışıyor. Şuda iyi bilinmekte ki komşunun yanan tarlasını harlayan İran kendi içinde anti-demokratik yöntemlerle halkı bastırsa da Arap baharının gelip kendisine de uğrayacağını biliyor. Şimdilik sadece sırasını bekleyen İran halk isyanı İran halklarının geliştireceği toplumsal muhalefet ve ayaklanma ile yerle yeksan olacağı da bilinmelidir. Tarihin hiçbir döneminde bu tarz devletlerin uzun süre ayakta kalamayacağı bir sır değil. İran ise Ortadoğu’yu karıştırarak sadece kendi iktidarının ömrünü uzatmaya çalışmakta. Suriye Irak’ta bitecek isyanın bir diğer adresi kuşkusuz İran gibi görünüyor.


ozgurgenclik.org

PERSPEKTİF

Özgürlük Sen Neredeysen Orada Özgürlük sloganı etrafında öreceğimiz 1 Mayıs çalışması, bütün bir sene yürüttüğümüz faaliyetin bir sonucu olarak kendisini meydanlarda gösterecektir. Özgürlük mücadele ile kazanılır! Faşist rejim ideolojik ve zor aygıtlarıyla yürüttüğü baskı ve “yasal” düzenlemelerle toplumun dokusunu değiştirmeye çalışırken, biat etmeyeni ortadan kaldırmayı hedefliyor ve saldırgan tutumuyla faşist politikalarını amansızca sürdürüyor. Günü kurtarmaya odaklanmış, muhalif bir ses duymak istemeyen, istemediği bir gelişmeyi siyasi operasyonla durdurma ve hareketi yaratan öznenin iradesini görünür biçimde kırmaya çalışarak toplumu korkutmaya ve “dokunan yanar” duygusunu örgütlemeye çalışıyor. Tüm bunları planlarken, aynı zamanda kendine hareket alanı yaratarak nefes alabileceği duraklar arayan Saray/Erdoğan rejiminin cenderesinde baharı karşılıyor ve sert bir sonbaharı ardımızda bırakıyoruz. AKP ve MHP ortaklığı ile kurularak “cumhur ittifakı” adını alan “yerlimilli ittifak” ile ayakta kalmaya çalışan faşist diktatör, milli cepheyi geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. MHP’nin, BBP’ nin ve bir dizi burjuva partinin kendisini kurtarmaya yetmeyeceğinin farkında olan Erdoğan, sadece siyasi partiler ve kurumlar değil, aynı zamanda futbolcular, yandaş gazeteci, yazar ve oyuncuları da bu milli cepheye katmak, bu vesileyle ideolojik hegemonyasını genişletmek ve toplumda

“Güçlü İktidar” algısı yaratmanın gayretinde. Adına her ne derlerse desinler, insanların yaşamlarında daha sıcak biçimlerde hissedilen çelişkiler çözülmedikçe kurdukları hiçbir ittifak onları hedeflerine ulaştıramayacak ve Pirus zaferinden başka bir şey kazandırmayacaktır. Tıpkı başkanlık referandumunda olduğu gibi! Rejimin kuşatması altında gençlik mücadelesi de gelişiyor. Her gün daha fazla politikleşen, “memlekette ne oluyor” sorusunu kendi kendine soran ve sorgulamaya başlayan gençlerin sayısı artıyor. Liselerde, üniversitelerde, emekçi semtlerde ve iş yerlerinde gençlik üzerindeki baskı ve sömürüyü her geçen gün daha fazla hissetmeye başlıyor. Rejime biat eden ülkücü-faşistler Erdoğan’a yetmiyor, yetemez de! Diktatör daha fazlasını istiyor ve gençliği kuşatıyor, onun öncülerini işlevsizleştirmeye çalışarak ve hedefleştirerek kitlelerden yalıtmaya çalışıyor ve şovenizmin ile kitleleri etkileyerek gençliğin çelişkilerinin üzerini örtmeye çalışıyor. Rejim sadece gençliğin değil tüm toplumun üstüne gölge gibi çökmeye çalışıyor. Bu baskı ortamında durumu kabul etmeyen, biat etmek istemeyen, geleceksizliğe itiraz eden, mutlu olmayan ve ihtiyaçlarına-taleplerine cevap bulamayan gençlerin sayısı birikerek artıyor. Ortalık üniversite mezunu işsizler, üniversiteli genç işçi22

ler, liseyi bırakmak zorunda kalan ve dört dönüp iş arayan gençlerle dolup taşıyor. Bu geleceksizliğin ve dayatılan zincirlere mahkum yaşamın mimarı olan sermaye ve faşist iktidarına öfke her geçen gün gelişiyor.

Gençliğin Öfkesi Birikiyor! Rejim ile çelişkileri gelişerek derinleşen milyonlarca gencin varlığı dahi, gençlik mücadelesinin elini güçlendiren bir yerde durmaktadır. Bu durum hem rejimin yayılma alanı ve onun diktasını daraltır, hem de gençliğin devrimci mücadelesinin gelişim zeminini/sahasını genişletir. Bu gelişen zeminde geniş gençlik kitleleri ile temas kurmak, onların devrimci mücadeleye katılmasını sağlamak sosyalist gençlerin gelecek dönem başlıca hedefleri arasında olmalıdır. Sosyalist Gençler siyasi gelişmelere ilişkin söz söylerken, özellikle örgütlemeyi hedeflediğimiz gençlerin olduğu alanlardan söylemeyi hedeflemelidir. Bu hedefe bağlı olarak, sosyalist gençler kitlelerle ilişkisini kuvvetlendirmeli ve bu havuzun içerisinde kendisini ve gençlik mücadelesini genişletecek-geliştirecek taze kuvvetler bulmaya yönelmelidir. Bunu başarabilmesi için bilgiye sahip olmalıdır. Bahsettiğimiz bu milyonlarca genç nerede, ne yapıyor? Bu insanların çelişkileri neler? Rejimle karşı karşıya gelirken, hangi çelişkisine tutunarak


ozgurgenclik.org

itirazını yükseltiyor? Bu nedenle sosyalist gençlik faaliyetinin bulunduğu lise, üniversite ve emekçi semtlerde fizibilite çalışmalarını daha güçlü ve somut yapmak, değişen durumu gözlemlemek, kitle profilini anlamak ve temel çelişkiyi yakalamak, gençlerin yaşam alanlarının tespiti, buralarda daha görünür olmak ve faaliyetini bu alanlarda özel ve özgün biçimlerde örgütleme görevini önüne koymalıdır. En yakın örnekler olarak 8 Mart’a ve 21 Mart’ta Türkiye-Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında yapılan etkinliklere genç kadın ve erkeklerin katılımının yoğun olduğunu görüyoruz. Gençliğin politika ile ilişkisinin geliştiği mevcut durumda sosyalist gençlik, bu gençlerle temas kurmayı, gençlik kuvvetleri ve kitlesi içerisinde anti-faşist ve anti-şovenist çizgiyi örgütlemeyi, örgütlülük düzeyini yükseltmeyi ve bir nehir olan gençlik kitleleri içerisine kök salmayı hedeflemelidir. Geride bıraktığımız dönemde hem politikanın ihtiyacı olarak hem de örgütsel ihtiyaçlarımız doğrultusunda liselilerle buluşmayı, liselerde örgütlülük düzeyimizi arttırmayı hedeflemiş ve bu kapsamda kampanya örgütlemiştik. Sürekli olarak devletin hedefi halinde olmamız ve periyodikleşen polis operasyonlarıyla karşı karşıya kalmamıza rağmen esas olarak üç büyük kentte örgütleme perspektifi ile başladığımız kampanyada birçok liseli ile temasa geçmeyi başardık. Temasa geçen liselilerin örgütlülük düzeylerinin geliştirilmesi ve dokunduğumuz tüm liselilerin 1 Mayıs’a taşınması kısa vadeli temel hedefimiz olmalıdır. Başta da bahsettiğimiz gibi, 8 Mart ve 21 Mart’ta açığa çıkan bariz bir gençlik potansiyeli mevcuttur. Şimdi önemli

olan nokta, burada açığa çıkan enerji- likte ayağa kalkmalıdır! Sesinin ulaştığı, elinin değdiği herkesi kortejinde nin 1 Mayıs’a taşınmasıdır. buluşturmaya kitlenmelidir. Komiteler Gençlik Özgürlük İstiyor! ve alt komisyonlar kurmak, temas halinde olduğu herkesi 1 Mayıs faaliyetDeğişik kültürlerde yetişmiş ve birbi- lerine katmak konusunda daha sonuç rinden farklı yaşam tarzlarına sahip, alıcı yöntemler mutlaka düşünmelidir. farklı çelişkileriyle rejimle karşı karşı- Belirlenen pilot bölgelerde çalışmaya gelen geniş gençlik kitlelerinin or- lar yoğunlaştırılmalı,1 Mayıs öncesi tak potada buluşturacağımız yer, öz- geleneksel kitle buluşmaları (piknik, gürlüğün kazanılması mücadelesidir. kahvaltı vb.) örgütlenmeli, tüm gelişLiselerde okutulan kitaplardan, din- meler ve faaliyetler 1 Mayıs gündemi selleştirilmiş müfredattan tutalım kılık ile buluşturulmalıdır. Üniversiteler ve kıyafete, üniversitelerde yönetmelikten liseler yapılan günlük planlamalarla tutalım düşünce ve ifade özgürlüğü kuşatılmalı, hedeflediğimiz alanlarda hakkına, iş yerlerinde inanç ve ulusal 07.00/23.00 parolası ile çalışmalıdır. kimliğine kadar her şeye müdahale Yaratıcı ve renkli çalışmalar örgütleediliyor, gençliğin emeği sömürülüyor mek, kent merkezleri ve gençliğin yove tek tip bir profil yaratılmaya çalışı- ğun olduğu yerlerde sosyalist gençliği lıyor. Bu baskıcı, inkarcı ve kimliksiz- daha görünür kılmak ve ajitasyon çaleştirici rejime karşı buluşulabilecek lışmalarımızı güçlendirmek için 1 Maortak payda özgürlüktür. Söz, eylem, yıs uygun bir zemin yaratmaktadır. toplanma ve örgütlenme hakkımızın gasp edildiği, yandaş ve kayyum rek- Geliyoruz! törlerin işbirliği ile açılan soruşturmalar ve uzaklaştırmalar, “okuma hakkı- Diktatör hayatımızın her alanına mümızın elimizden alınması”, üretimde dahale etmeye ve bizi iradesizleştiremeğimizin sömürülmesi gibi devlet meye çalışıyor ama başaramıyor. Batarafından yapılan hak gasplarına ve şaramayacak da! Gençliğin özgürlük yıllardır yürüttüğümüz mücadeleler yürüyüşü tutuklamalar ve baskılarla sonucu elde ettiğimiz kazanımları- durdurulamaz. Gençlik mücadelemızın ve özgürlüklerimizin elimizden si önüne kurulan bentleri aşarak yine alınmasına karşı “inadına özgürlük” meydanlarda sözünü söylüyor, diktademek, özgürlük mücadelesini daha töre biat etmiyor ve “bitmedi daha!” geniş kitlelerle buluşturup büyütmek, diyor. 50 yıl önce tarih yazarak 68’i diktatöre karşı mücadelede gelecek yaratanların izinden yürüyenler, şimdönem sloganımız, dilimizde pelesenk di kendi tarihlerini yazıyor. Zaman özgürlüğümüzü kazanmak için daha olacaktır. fazla emek harcamanın, daha fazla Özgürlük için 1 Mayıs’a! kenetlenmenin, gençliğin yıkıcı/yaratıcı gücüne güvenmenin ve bir adım Özgürlük sloganı etrafında öreceği- öne değil en öne atılmanın zamanıdır. miz 1 Mayıs çalışması, bütün bir sene Devrimin ihtiyacı budur ve özgürlük yürüttüğümüz faaliyetin bir sonucu mücadele ile kazanılır! olarak kendisini meydanlarda gösterecektir. Sosyalist gençlik, 1 Mayıs ile bir-

23


ozgurgenclik.org

DOSYA *68 Üniversiteler Sığmıyor! *Türkiye’de 68 Rüzgarı *71 Devrimci Kopuşu *Röpörtaj:Ziya ULUSOY 24


DOSYA

ozgurgenclik.org

68 Kuşağı Üniversitelere Sığmıyor! Toplumsal düzendeki eşitsizlikleri düzeltmek, insanca ve halkça bir düzen kurmak isteyen direnişçilerin ortak özellikleri şüphesiz, kendileri için bir şey istemiyor oluşlarıydı. Kurtuluş için girişilen eylemler insanlık içindi. 1968 Kuşağı Hareketleri, dünya ülkelerinin birçoğunda başlamış ve günümüze ışık tutmuş bir başkaldırı tarihidir. Sadece üniversitelerle sınırlı kalmamış; belli noktalarda halk ve işçi direnişlerine dönüşmüştür. Yaşanan faşist olaylara, savaşa ve cinayetlere karşı üniversite gençliği, bir direniş tarihinin önderi olmuştur. 68 Kuşağı Hareketleri ABD’nin Vietnam’ı işgal etmesine tepki olarak başladığı bilinse de, temelinde ekonomik çöküntüler, işsizlik ve eğitimde kötüleme yatar. Birçok ülkede de 68 Kuşağı Hareketlerinin başlaması tesadüfi değildir. Dönemin koşulları ve olaylar, 68 Hareketlerinin yaşandığı her ülkede kendi temel sorunları ve isyanıyla başlamıştır.

Direniş Her Yerde Amerika’da; Muhammed Ali, Martin Luther King’in gibi isimlerinde aralarında bulunduğu ve Ernesto Che Guavera’nın Bolivya Dağlarında öldürülmesiyle üniversiteli gençler bir başkaldırının ateşini yaktılar. Yaşanan ekonomik sıkıntılar ve son olarak ABD’nin Vietnam’a girmesiyle kitleler sokaklara döküldü ve bu direniş baş-

ta Avrupa olmak üzere birçok ülkede kendini gösterdi. Yaşanan vahşet ve kıyımın Amerika televizyonlarında bir show olarak sergilenmesi ile sömürünün farkında olan San Francisco’da bulunan Berkley Üniversitesi’nde ki öğrencilerin başlattığı ayaklanma yayılmaya başladı. Birçok siyah öğrenci zorunlu askerliğe karşı protestolar başlattı. Yayılan ve büyüyen 68 Kuşağı Hareketlerinde, giderek daha da ‘radikalleşmesini’ sağladı. Avrupa’da; Almanya, Fransa, İtalya öğrenci hareketlerinin büyüdüğü ülkeler oldu. Özellikle Fransa’daki öğrenci ve işçi hareketleri özel olarak ele alınmalıdır. 1967’de bir üniversiteli gencin hayatını kaybetmesi ve dünyada yaşanan olaylara karşı daha fazla sessiz kalmayan üniversiteli gençler, sadece kendi alanlarıyla sınırlı kalmadan işçilerle birlikte bir ayaklanma sergilemiştir. Üniversiteli gençlerin, üniversitede ki otoriteye ve geleneksel ahlak kurallarına karşı çıkmasıyla ayaklanma büyümeye başladı. 300 öğrencinin arkadaşlarının hayatını kaybetmesine tepki olarak başlattıkları eylemler ile Fransa’da 68 Hareketleri’nin ilk adımını atmıştı. 25

2-3 Mayıs 1968 yılında Sorbonne ve Nanterre Üniversitesi’ndeki öğrenciler, eski eğitim yöntemleri kullanılmasını ileri sürerek üniversitelerde gerçekleştirilmek istenen reformlara karşı direnişe geçtiler. Sonrasında diğer üniversitelerde boykota destek vermeye başladı. 6 Mayıs’ta 20.000 öğrencinin katılmış olduğu eylemde polis barikatları direnişçiler tarafından yerle bir ediliyordu. Bütün bu baskı ve şiddete karşı kara mizah kullanmaktan çekinmeyen gençler ‘Tüm İktidar Hayal Gücüne’ sloganlarıyla meydanları dolduruyordu. Başladıkları bu direniş sürecinde liselilerde onlara katılmaya başladı. Polisin orantısız saldırıları sonucunda, işçiler kitleler halinde üniversiteli gençlere destek için bir araya geldi. 13 Mayıs’ta üniversiteli gençlerle dayanışmak için işçilerle ortak eylem düzenlendi. Eyleme bir milyondan fazla kişi katıldı ve hareketlenme üniversiteli gençlerin olmaktan çıktı. Bu süreçte Fransa, tarihinde yaşadığı en büyük genel greve şahit oldu. İşçi sınıfı da direnişte kendi sözünü söylemeye başlamış ve mücadeleyi büyütmüştü. 14 Mayıs’ta 13 bin işçiyle başlayan grev, 22 Mayıs’tan sonra dokuz milyona ulaştı.


ozgurgenclik.org

Dokuz milyon işçi, bir buçuk ay bo- en etkilisi Fransa olmuştu. Fransa’da yunca dünya tarihinde sürmüş en ge- başlayan hareketler dünyanın birçok niş çaplı genel grevi gerçekleştirdi. yerinde domino taşı etkisi yarattı. Bu etki ile birlikte öğrenciler ve işçiler yöAlmanya’da ise 68 rüzgarına dahil ol- neticilere baş kaldırmıştı. Yaşanılan masındaki en güçlü sebep kuşkusuz olaylara daha fazla tepkisiz kalamaNazi geçmişidir. Alman gençler ken- yan hükümetler ya zor araçlarını ya da dilerini yeniden yaratmak, onlara da- uzlaşmayı tercih etmişlerdi. ABD’de yatılan normlara ve cinsiyet rollerine sözde ayrımcılığın kaldırılacağına karşı bir ‘alt üst’ oluşu hedefliyorlardı. dair sözler veriliyordu. Ancak yıllarca Yıllarca dayatılan Prusya geleneği ve bu ayrımcılık sessiz bir biçimde deNazi faşizmine karşı kominler oluş- vam etmiştir. Dünya’da kadın-erkek turarak bir araya geliyorlardı. Gençler eşitliği ilkesi ve feminizm düşüncesi onları çerçeveleyip etrafını sarmakta yükselişe geçti. Üniversite öğrencileolan duvara karşı direnişe geçmişler- rinin talepleri belli noktalarda kabul di. Rudi Dutschke bu direnişin en çok edildi ve uygulanmaya başlandı. bilinen ismi oldu. 68 Rüzgarı Domino Taşı Etkisi ABD, Avrupa, Japonya ve Türkiye’de 1968 yılı şüphesiz 20. yüzyılın gördü- yaşanan 68 Kuşağı Hareketlerinin orğünü en büyük direniş tarihi oldu. 68 tak özelliği ‘uluslararası’ olmasıdır. yılında yaşanan ve hareketlerin gücü- Dünyanın birden fazla ülkesi ve şehnü gösteren bazı olaylar şunlardır; rinde gençlerin ayaklanmasını tam Roma Üniversitesi’nin öğrenciler ta- olarak açıklamak zor. 68 Kuşağı adalet rafından işgal edilmesi. ve eşitlik idealini taşıyordu. Buradaki Nisan ayında Martin Luther King’in temeli; sömürü, adaletsizlik, eşitsizlik Memfis’te öldürülmesi ve ardından ve ekonomik sorunlar olarak görmek başlayan eylemler. mümkün. ABD’de başlayıp özel olaABD’nin Vietnam’ı işgali üzerine bir- rak Fransa’da etkin bir biçimde görçok eyalette protesto gösterilerinin düğümüz bu rüzgar dünyayı yerinden düzenlenmesi. sarsmıştı. Birçok devlet yöneticisi bu Fransa’da Sorbonne Üniveristesi’nde direnişlerden korkarak kendi ülkeleribaşlayan eylemlerin tüm Fransa’ya ni terk etmişlerdi. yayılması, daha fazla sosyal hakkın talep edilmesi. Toplumsal düzendeki eşitsizlikleri 68 yılında birçok ülkede görülen di- düzeltmek, insanca ve halkça bir düreniş hareketlerinin en önemlisi ve zen kurmak isteyen direnişçilerin or-

26

tak özellikleri şüphesiz, kendileri için bir şey istemiyor oluşlarıydı. Kurtuluş için girişilen eylemler insanlık içindi. Bu direniş sürecinde birçok genç ve işçi bu uğurda yaşamını yitirmişti. Hareketlerin bu kadar özel ve hala daha hatırlanıyor olmasının bir diğer nedeni de kullanılan dil ve mizahtır. Fransa başta olmak üzere yazılamalar döneme ve sonrasında gelen devrimci üniversiteli kuşağa ilham kaynağı olmuştur. Kullanılan yazılamalardan bazıları; ‘ Yasaklamak Yasaktır!, Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Vardır!, Sıkılmak Karşı Devrimciliktir!’ sadece birer örneğidir. Bu yazılamalar ile gençlik sorunlarını kendi mizahi dilleriyle haykırmışlardır. 68 Kuşağı Hareketleri, yarattığı altüst oluşlar ile hala daha geleceğe direniş ruhunu aktarmaya devam ediyor. Kuşkusuz 68 rüzgarı dokunduğu her ülkede büyük bir tarih yazmıştır. Direnişin sadece üniversitelerde sınırlı kalmadığını; sokakların, fabrikaların, meydanların direnişçilere ve halka ait olduğunu göstermiştir. 68 Kuşağının 50. yılında, bu hareketin önemini ve etkisini anlamanın değeri daha çok artıyor. 68’den geriye kalan sadece duvar yazıları ve anlatılan hikayeler değil. Ruhu ve isyanı hala sokaklarda dolaşmaya devam ediyor. Bunun en basit örneği 2013 yılında yaşadığımız Gezi Direnişi’dir. Her zaman gözlerimizde duracaktır o yazılama; ‘Gerçekçi Ol İmkansızı İste’.


DOSYA

ozgurgenclik.org

Türkiye’de 68 Rüzgarı Daha önceki devrimci dalgaların 1968’de kendini tekrar eden yönlerini de, eski dalgalara göre 1968’de yeni olan boyutları da dikkatle incelemek, bize gelecekte devrimin dünya çapında ve Türkiye’de yürüyeceği yol konusunda son derecede değerli bir bilgi hazinesi sağlayacaktır. Dar anlamıyla 1968 Türkiye’ye Fransa’dan bir ay sonra geldi. Mayıs 68’de Paris öğrenci eylemleri ve tarihin gördüğü en büyük genel grevle sarsılmıştı. Haziran 68’de sıra Türkiye üniversitelerinindi. Başta İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) olmak üzere, Türkiye’nin üniversiteleri Haziran ayında büyük bir boykot ve işgal dalgası yaşıyordu. Bunu Temmuz’da ABD Donanması’nın 6. Filosu’na bağlı askerlerin Dolmabahçe’den denize dökülmesi izledi. Eylül ayında Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) Devrimci Eğitim şurası düzenlendi. Ekim ise Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) boykot ayıydı. Ama 1968, aynı zamanda Türkiye’de 1960’lı yılların başında ilk kıpırtıları görülen, 1960’lı yılların ikinci yarısında emekçi sınıfların ve ezilenlerin neredeyse tamamının hareketlendiği bir mücadelenin parçasıydı. Bu geniş anlamıyla 1968 ancak 12 Mart askeri müdahalesi döneminde yaşanan mücadelelerle sona erecekti. 1968, Türkiye’de sosyalizmin tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Bugün hepimiz doğrudan veya dolaylı olarak 1968’in çocuklarıyız. Bu topraklarda belirli dönemler hariç tutulacak olursa, çoğu zaman gençlik

kitlelerinin önemli bir kısmı sistem karşıtı olmuştur. Ancak örgütlü ve kitlesel bir karşı duruş, sonuçları da göz önüne alındığında, ilk olarak 1960 yılında Amerikancı Menderes hükümetinin devrilmesinde rol oynayan öğrenci eylemleridir. Bu eylem aniliği ve belirli illerle sınırlılığı göz önüne alındığında daha sonraki çıkışların yanında cılızdır; ama onlara açmış olduğu yolsa epey büyük olmuştur. Bu yüzden bir dönemin sonunu getirmiş olması -en azından tek başına olmasa da kimi toplumsal güçlerle birlikte hareket ederek- sonunu getirmiş olması, onu bugün için bile önemli kılmaktadır. Ancak yukarı da bahsetmiş olduğumuz asıl “dönemeç” 68 süreci olmuştur. Sadece Türkiye için değil aynı zamanda bütün dünya için sarsıntıları uzun süre hissedilmeye devam edecek olan bir tarihtir 1968. Çünkü yaklaşık olarak bu tarihle başladığını kabul edebileceğimiz süreçte başta kapitalist devletlerin metropollerinde yaşayan gençler olmak üzere bütün dünyada büyük gençlik kitleleri kapitalist-emperyalist hegemonyanın varlığını sorgulamaya başlamış, boyunduruğu kırmanın yollarını aramış ve bu doğrultuda pek çoğu ciddi eylemliliklerin içine girmişlerdir. Türkiye’de de yaşananların üç aşağı beş yukarı bu dizgiyi takip ettiğini söylemek mümkündür. 27

1961 Anayasasının “özgürlükçü” ortamı ve yine bu ortama bağlı olarak parlamentoya girmeyi başarmış Türkiye İşçi Partisinin varlığı ve ağırlıklı olarak TİP’e yakın duran gençlik dernek/insiyatiflerinin giderek yaygınlaşması, (örneğin Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) kurulması; ki bu federasyon adını daha sonra Dev-Genç olarak değiştirecekti), yine aynı dönemde Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kurulması ve kuruluşunun hemen ardından burjuvaziye karşı çok hacimli ve örgütlü sendikal faaliyetlere girişebilmiş olması 68’e giden yolda deyim yerindeyse taşları döşemeyi epey kolaylaştırmıştı. Ancak Avrupa’daki ile aynı olmayan pek çok şey de vardı Türkiye’de. Kendi aleyhindeki gelişmeleri önceden sezerek bunlara yanıt üretme konusunda yadsınamaz bir yeteneği olan Türkiye burjuvazisi, gelişen gençlik ve sınıf muhalefetinin hem birbirine ulaşması hem de ayrı ayrı da olsa sindirilmesi için uzun eğimli bir programı uygulamaya koydu. İlk adımlardan birisi doğrudan faşist bir örgütlenme olan MHP’nin kur(dur)ulması ve ilerici devrimci işçi ve öğrencilerden başlayarak büyük bir kıyım operasyonunun başlatılması için düğmeye basılması oldu. Bu dönemde yaşanan pek çok toplumsal ve siyasal


ozgurgenclik.org

olay olsa da özellikle faşist MHP’nin kurulması ve aktif olarak halka yönelik terör eylemlerine girişmesi yeni yeni kabuğunu kırarak toplumsallaşmaya başlayan üniversiteli gençlik hareketinin ilerideki dönemlere yönelik tercih ve eğilimlerini doğrudan etkileyecekti. Aynı şekilde uluslararası alanda Amerikan emperyalizmine karşı üçüncü dünya ve çevre ülkelerde başlamış olan ulusal kurtuluşçu-anti emperyalist hareketlerin eylemsel ve teorik anlayışları/farklılıkları da gerek gençlik alanında yaşanan bölünmelerin gerekse bu bölünen parçaların izlemeye çalıştıkları hattın ortaya çıkışında çok ciddi bir etkide bulunacaktı. İçte bir askeri darbenin gelişine zemin hazırlamak üzere kotarılan kontrgerilla eylemlilikleri, dıştaysa özellikle bir tarafta Çin, diğer tarafta hemen hemen bütünsel bir sosyalist sistem olmak üzere yaratılan birbirine zıt sosyalist ülkeler görüntüsü, bu zıtlığı temel alan yeni örgütlerin çıkmasına neden olmuştur. Ancak bu yapılanmaları da gençlik/ öğrenci hareketinden bağımsız düşünmek imkansızdır. Öyle ki en önde gelen THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) ve THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) gibi örgütlerin kurucu kadrolarının ezici çoğunluğu üniversitelilerden oluşuyordu ve hiç kuşkusuz filizlendikleri yer öğrenci hareketinin içiydi.

İşgaller İle Gelişen Gençlik Hareketi

ortaya çıkan eylem için de doğrudan demokrasi uygulaması, 1968 öğrenci hareketinin de benimsediği yaklaşım olacaktı. “Forum”lar bütün öğrenci kitlesini bir araya getirerek hareketin gidişatı üzerine herkesin özgürce sözünü söylediği ana karar organları oldu. Bunların yanı sıra çeşitli “boykot ve işgal komiteleri” günbegün yürütülecek işleri üstleniyordu. Bu komiteler bir “işgal komiteleri konseyi” yoluyla merkezileştiriliyordu. Burada bir bakıma bir öğrenci sovyetleri yapısı olduğu bile söylenebilir. İşgal boyunca bu komiteler ve konsey beslenmeden kültür ve propagandaya, Üniversite Reform Taslağı üzerine çalışmadan savunmaya her türlü işlevi üstlenecek, yani işgal sırasında üniversiteler çapında bir ikinci iktidar odağı olacaktı.

Türkiye’de öğrenci hareketi, özellikle 1965 yılından itibaren ciddi bir kabarma gösteriyordu. Bunun temelinde çeşitli etkenler yatıyordu. 27 Mayıs öncesinde Menderes hükümetine karşı isyan eden öğrencilerin, özellikle de 28 Nisan gösterilerinde öldürülen öğrencilerin anısı daha tazeydi. 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin oyların % 3’ünü alarak meclise Türkiye tarihinde ilk kez sosyalizm adına 15 milletvekili ile girmesi toplumun ilerici bütün insanlarında muazzam bir heyecan uyandırmıştı. 1965 aynı zamanda, sosyalist öğrencilerin sol Kemalizmin etkisi altındaki örgütlerin (TMGT, TMTF) içinden ayrışarak Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda (FKF) örgütlenmeye yöneldikleri yıldı. Gençlik sosyalizmle gün geçtikçe sıkı ilişki kuruyordu. Üç hafta süren boykot ve işgal, ilerici Fransa Mayıs 68 olayları işte bu ortam- öğretim üyelerinin de desteğiyle öğrencilerin üniversite reformu konusundada patlayıcı bir etki yarattı. ki taleplerinin dikkate alınacağı konuHaziran ayında Türkiye’nin çeşitli sunda güvenceler verilmesi sonucunda üniversitelerinde öğrenciler demokra- kaldırıldı. Haziran’daki dalgayı Ekim tik-özerk üniversite talepleriyle boy- ayında ODTÜ’deki boykot izledi. Yıl kota gidiyorlar ve başta İstanbul Üni- sonuna doğru, bugün artık varolmaversitesi ve İTÜ olmak üzere çeşitli yan, devlete bağlı “yüksek okullar”da fakülteleri işgal ediyorlardı. Bu işgaller ve sayısı artmakta olan özel yüksek sırasında belki de en önemli gelişme okullarda da öğrenciler radikalleşti ve öğrenci hareketinin örgütlenme tarzın- eylemlere girişti. Özel okulların devletda görülecekti. Dünya çapında işçi ha- leştirilmesi bu okulların öğrencilerinin reketinde çeşitli devrimci durumlarda ve bütün öğrenci hareketinin taleple-

28


ozgurgenclik.org

pan Robert Kommer, 1968 sonunda Türkiye’ye büyükelçi tayin edilmişti. Vietnam halkının ABD emperyalizmine karşı verdiği mücadeleyi çok önemseyen öğrenciler, ilk günden itibaren bu tayini protesto etmeye başladılar. Ocak 1969’da Kommer ODTÜ rektörünü ziyarete gittiğinde büyükelçinin makam aracını ters çevirerek yaktılar.

68’de Karşı Devrim

ri arasına girdi. Nihayet, askeri okul (harp okulları) öğrencileri de kervana katılmaya başladılar. 27 Mayıs’ta sol Kemalist cephede yer alan harp okulu öğrencileri arasında artık sosyalist fikirler de etkili olmaya başlamıştı. Üniversite reformu, ilerici öğretim üyelerinin iyi niyetli çabalarına rağmen zamana yayılarak hasır altı edildi. Bu, öğrenci hareketinde giderek üniversitede bir değişikliğin yerine toplumda bir büyük dönüşümün gerekli olduğu fikrinin yayılmasına yol açtı. Eylül ayında TÖS’ün resmi eğitim şuralarına alternatif olarak düzenlediği Devrimci Eğitim şurası’na FKF de katıldı. Çıkan sonuç çarpıcıydı: şura, daha önce hakim olan “Eğitimde Devrim” şiarının yerine yeni bir slogan benimsemişti: “Devrim İçin Eğitim”! Haziran boykot ve işgali işçi sınıfı üzerinde de etkiler bırakmıştır. Temmuz ayının başında Derby lastik fabrikasının işçileri de fabrikalarını işgal etmişler, öğrencilerin de destek olduğu bu eylem bir hafta sonra başarıyla sonuçlanmıştır. Benzer bir deneyim yıl sonuna doğru Kavel’de de yaşanmıştır.

68’in Anti-Emperyalist Karakteri Türkiye 1968’ine aynı zamanda anti-emperyalist kitle eylemleri damgasını vurmuştur. Türkiye’nin 1952’de NATO’ya katılmasından ve Kore Sa-

vaşı’nda ABD’nin yardakçılığını yapmasından sonra ABD Donanması’nın Akdeniz’deki 6. Filosuna bağlı gemiler 50’li yıllardan itibaren ikmal ve askerlere eğlenme olanağı sağlamak amacıyla İstanbul’a ziyaretler yapmaya başladı. Menderes döneminde hâkim olan ABD hayranı havada gayet iyi karşılanan ABD askerleri, 1960’lı yılların toplumsal mücadele ortamında gittikçe daha fazla tepki çekmeye başladı. 6. Filo’nun İstanbul’a gelişi, her defasında büyüyen protestolara ve gezmek eğlenmek için izinlerini karada geçiren ABD’li askerlere sataşmalara sahne olmaya başladı. 17 Temmuz 1968 günü, öğrenciler İTÜ yurtlarında, Dolmabahçe önüne demirlemiş 6. Filo’ya karşı eylemleri hazırlamak için toplantı halindeyken polis yurdu bastı. Birçok öğrenciyi yaraladı ve bu öğrenciler arasında bulunan Vedat Demircioğlu’nu da pencereden aşağı attı. Demircioğlu bir hafta sonra kuşağının polis tarafından katledilen ilk öğrencisi olarak hayata gözlerini yumacaktı. Öğrenciler kızgınlık içinde Dolmabahçe’ye inerek ABD’li askerleri denize döktüler. Bu, 6. Filo’nun İstanbul limanına demirlemesinde sonun başlangıcı olacaktı.

Türkiye İşçi Partisi’nin 1965 seçim başarısı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) 1967’de Türkİş’in sınıf işbirlikçi sendikacılığına bir alternatif olarak doğması, FKF’nin kurulması ve gençliğin yüzünü sosyalist harekete dönmesi, Türkiye hâkim sınıflarını ürkütmüş ve bu hareketi engelleme yolunda bir takım önlemler almaya itmiştir. Burada iki ayaklı bir önleyici strateji söz konusudur. Bir yandan, “Ortanın Solu” çizgisi ve Ecevit aracılığıyla, yükselen işçi ve ezilenler hareketini CHP’ye kanalize etmek, bir yandan da faşist hareketin ve onun sokak çetelerinin güçlendirilmesi. 1968, anlamlı biçimde, aynı zamanda bu faşist çetelerin de yoğun biçimde örgütlenmeye başladığı yıl olmuştur. MHP yönetimindeki ilk “komando kampları” tam da 1968 yılında düzenlenmiş, faşist gençler burada ideolojik eğitimin yanı sıra dövüş teknikleri ve silah kullanma konusunda eğitim görmüşlerdir. Bu tarihten itibaren solcu gençlere aralıksız saldıracak bu faşist çeteler, 1970’li yıllarda derin devletle işbirliği içinde işledikleri kitlesel cinayetlerle Türkiye’yi örtülü bir iç savaş ortamına sürükleyeceklerdir.

Anlamlı biçimde karşı-devrimin en kanlı tepkisi yine 6. Filo’nun protesto edildiği bir günde patlak vermiştir. Başarılı Temmuz eyleminden sonra 1969 Şubat ayında 6. Filo yine İstanbul’a gelince devrimci gençler bir hafta boyunca eylemler düzenlemiş, bunu 16 Şubat günü Taksim Meydanı’nda bir kitle eylemiyle taçlandırmak istemişlerdir. İslamcı ve faşist bir güruh öğle namazından sonra Taksim’i basarak polisin işbirliğiyle gençliğe saldırmış ve iki kişiyi öldürüp birçok öğrenciyi Öğrenci hareketinin anti-emperya- de yaralamıştır. list eylemlerinde Dolmabahçe olayına benzer bir iz bırakacak bir başka Dünya çapında devrimci dinamiklere olay Ocak 1969’da Ankara’da yaşandı. yol açan çelişkilerin ne kadar zengin ABD’nin Vietnam Savaşı’nda bir özel ve çeşitli olduğunu ortaya koyar. Vietharp görevlisi olarak önemli işler ya- nam’daki ulusal bağımsızlık ve yoksul köylü mücadeleleri sorunundan Fran29


ozgurgenclik.org

sa’da gelişmiş kapitalist toplumlarda yaşanan günlük hayat sorunlarına kadar sayısız çelişkiyi somut biçimde cisimleştirir. Daha önceki devrimci dalgaların 1968’de kendini tekrar eden yönlerini de, eski dalgalara göre 1968’de yeni olan boyutları da dikkatle incelemek, bize gelecekte devrimin dünya çapında ve Türkiye’de yürüyeceği yol konusunda son derecede değerli bir bilgi hazinesi sağlayacaktır. Elbette dünyanın o günden bu yana kat ettiği yolu da hesaba katarak. 1968 hiç kuşkusuz kendini tekrarlamayacaktır. Ama 21. yüzyılın yeni dalgasının 1968’den alacak çok dersi olacaktır.

71 Devrimci Kopuşu Komünistler, ‘71 Devrimci Hareketi’ni Türkiye’nin reformist geleneğinden devrimci bir kopuş olarak değerlendirmişlerdir. Bu kopuşa asıl anlamını veren, sadece kent veya kırda silahlı eylemler yapılması değildir elbette. Kopuşun asıl anlamı, devrimci hareketin ideolojik-politik çizgide gerçekleştirdiği sıçramadır. Devlet, sistem tarifleyip öncekinden farklı olarak zor araçları ile bağı çerçevesinde politik, askeri ve örgütsel kopuştur aslında. Kapitalizmin temel noktalardan reddi konusunda radikal, devrimci bir ideo-

lojik-politik tutum geliştirebilmesinin Reformizmden devrimci kopuşun sağyolunu açmıştır ki, kopuşa asıl anlamı- lanmasına önderlik eden kadroların, nı veren de budur. Mahirler, Denizler, Kaypakkaya’lar ve onların yoldaşlarının devrimci kişilik60’lı yıllar sosyal uyanışın yaygınlaştı- lerinde içselleştirdikleri üstün nitelikğı, toplumsal muhalefetin hızla geli- ler de, Türkiye devrimci hareketine şip kabardığı bir dönemdir. İşçi sınıfı, ‘71’den miras kalan önemli kazanımkentin ve kırın emekçileri, Türkiye ta- lardır. Her yönüyle düzeni cepheden rihinde ilk defa bu dönemde, bu kadar karşıya alan devrimci bir duruş, düzekitlesel bir şekilde eylem alanlarında, nin cellâtları karşısında hiçbir koşulda grevlerde, direnişlerde, toprak işgalle- eğilmeme, tereddütsüz bir şekilde darinde sözünü söylemeye, sola, sosya- vaya adanma, devrimci dayanışma ve lizme yakınlaşmaya başlamıştır. siper yoldaşlığı konusunda pürüzsüz bir içtenlik, devrimci örgüt ve pratiğe Mücadele alanlarında işçi sınıfı ve olduğu kadar teoriye, düşünsel gelişim emekçiler olduğu halde, dönemin sos- ve üretime önem veren bir devrimci yalist olma iddiasında olan akımlarının kadro prototipi. çizgileri, büyük ölçüde orta sınıf aydınları tarafından belirlenmiştir. TİP, ‘71 devrimci akımlarının ideolojik-poYÖN, MDD, dönemin öne çıkan sol litik çizgilerini, pratik eylem tarzlarını akımlarıdır. Ancak bu akımların hiçbi- burada tartışmak gerekmiyor. Zira bu ri, devrimci iktidar perspektifi bir yana, alanda düşülen yanlışlar veya acemilikdüzeni cepheden karşıya alabilecek bir ler, devrimci harekete miras bırakılan çizgiyi temsil edebilecek durumda de- seçkin devrimci kadro örneğinin değeğildi. ‘71 Devrimci Hareketi, döneme rini hiçbir koşulda eksiltmez. Önemli egemen olan reformist cendereyi kır- olan reformizmden gerçekleşen devmış, bu devrimci kopuş sayesinde radi- rimci kopuşun bu erken döneminde kal devrimci akımlar oluşturabilmiştir. bile bu üstünlüklerin devrimci kişilikBurjuva sosyalizmi olarak tanımladığı- ler üretmiş olmasıdır. Örnek alınması, mız TİP, YÖN, MDD ise, 1974’ten son- yaşatılması, yeniden ve daha ileriden ra devrimci akımların güçlenmesiyle yaratılması gereken yön de budur. esas olarak dönemini kapatmıştır.

30


ozgurgenclik.org

DOSYA

68 Kuşağı Devrimci Önderleri

Taylan Özgür

Yusuf Aslan

İbrahim Kaypakkaya

1947 yılında dünyaya gelmiştir. 68 Kuşağı önderlerinden ve THKO kurucularındandır. 1969 yılında ‘’Vietnam Kasabı’’ olarak bilinen ve Ankara’ya ABD Büyükelçisi olarak atanan Robert William Komer’in makam aracının yakılması eyleminde öncülük edenlerin her biri yakalanarak katledilmiştir. Bu önderler arasında ilk katledilen Taylan Özgür olmuştur. Polis baskınında katledilen Özgür’ün katili hala bulunamamıştır.

Yusuf Arslan 1947 yılında Yozgat’ta doğdu. İlkokul ve lise döneminde anti-komünist eğitim sistemi ve çevresinde büyümüş olması, ODTÜ’ü işgalinin lideri olmasına engel olamadı. 68 Hareketlerinde en çok yaşanan ve unutulmayan üniversite işgallerinin önderliğini yaptı. 1970 yılında THKO’nun kurucu liderlerinden oldu. Deniz Gezmiş ile Nurhak Dağları’na, gerilla gruplarına katılmaya giderken, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde vurularak yakalandı. Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan ile yargılanarak, 1972’nin 6 Mayıs’ında idam edildi.

İbrahim Kaypakkaya 1948 yılında Çorum’da doğdu. Devrimci düşünceleri ilkokul çağlarında oluşmaya başladı. İstanbul Üniversitesi’ne başladığı sırada Sosyalist düşünceyi benimsedi. 6. Filo karşıtı eylemlerde en ön saflarda olan Kaypakkaya yine devrimci faaliyetleri gerekçesi ile okuldan atıldı. Doğu Perinçek ve çevresini karşı devrimci ilan etti ve PDA’dan ayrıldı. Sonrasında TKP/ML-TİKKO’yu kurdu. 1972 senesinde Türkiye İşçi Köylü Partisi’ni (TİKKO) ve Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist (TKP-ML) örgütünü kurdu. 1973 yılında Diyarbakır Cezaevinde ağır işkence sonucu ölümsüzleşti.

Mahir Çayan

Deniz Gezmiş

Hüseyin İnan

1948 yılında Samsun’da doğdu. Politik bir ailede büyüyen Çayan, devrimcilikle ilk kez ailesi ile tanıştı. Sırasıyla İstanbul ve Ankara Üniversitesi’nde okumaya başlayan Çayan, bu süreçte 6. Filo eylemlerinde aktif bir şekilde yer aldı. 1970 senesinde Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga ile THKP-C’yi kurdu. Deniz Gezmiş ve yoldaşları için verilen idam kararını durdurmak için İngiliz ve Kanadalı teknisyenleri kaçıran Mahir ve dokuz yoldaşı Niksar’ın Kızıldere Köyünde ordu tarafından katledildiler.

Ankara’nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947’de doğdu. 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Gezmiş, 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kurdu. 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesine önderlik etti. 1969 Haziran’ında Filistin’e giderek Eylül’e kadar Filistin gerilla kamplarında kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı. Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de idam edildi. 31

Hüseyin İnan, 1949’da Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Bozhöyük köyünde doğdu. 1966’da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü’ne kayıt oldu. İllegal ve dar örgütçülük fikri etrafında çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme fikrini geliştirmeye çalıştı. Özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini İnan’ın attığı bu grup daha sonra, THKO’nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı. 14 Ekim 1969’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün El Fetih kamplarına gitti ve orada İsrail’e karşı savaştı. 24 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, 9 Kasım 1971’de Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’la birlikte idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972’de idam edildi.


ozgurgenclik.org

DOSYA Ziya Ulusoy

Geleneğini 68 Kuşağından Alan Gençlik

68 Kuşağı, onlara sunulan burjuva imkanlara karşı yeni bir dünya yaratmak istiyordu. Dünya çapında Emperyalist, faşist saldırılara karşı özgürlük talep ediyorlardı. Türkiye’deki 68 Hareketi’ne değin- 68 Kuşağını gençlik hareketi olarak meden önce Dünya’yı etkisi altına nitelendiriyorsunuz. Sizce en karakalan 68 fırtınasını hazırlayan koşullar teristik özelliği neydi? nelerdir? 68 Kuşağı Hareketleri, Avrupa ve ABD İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşına merkezli bir gençlik hareketiydi. Dalkarşı verilen mücadeleyi; ‘devrimle- ganın başladığı yerde (Fransa) işçileri rin büyük zaferine’ dönüştüren büyük de harekete geçirdi. Emperyalist salmücadele emperyalist sömürüye çok dırılara devrimci kitleler ve işçi kitleler büyük bir darbe vurmuştu. Devamında ile birlikte karşı büyük bir devrimci emperyalist sömürgecilik aşağı yuka- dayanışma hareketi olarak dönüştü. rı dünyada zafer kazanılmak üzeriydi. Emperyalizmin barbarlığına, savaşFakat sömürgecilikte ısrar eden ve em- larına ve işgallerine karşı ABD, Franperyalizmin dünya egemenliğini ele sa ve kısmen Alman gençleri bunlara geçiren ABD, Fransa ile Vietnam işga- karşı birlik olmuştu. En karakteristik lini sürdürünce kendilerine bağlı yeni özelliği, işçi ve gençlik hareketlerinin sömürge ülkelerini faşist darbeleriyle birlikte mücadele etmesidir. Emperyaiktidarını sürdüremeyince; buna karşı lizme, sömürüye, faşist işgallere karşı dünya çapında anti-emperyalist, an- devrimci bir duruştu. ti-sömürgeci, anti-faşist devrimler ve devrimci dalgalar oluştu. Bu devrimci Özgürlük talebi 68 Kuşağı Hareketdalga nispeten ekonomi yoluyla kitle- leri içinde nerede duruyordu? leri pasifize edebileceklerini düşündükleri emperyalist ülkelerdeki genç- 68 Kuşağı, onlara sunulan burjuva imleri dahi çok güçlü bir şekilde etkiledi. kanlara karşı yeni bir dünya yaratmak Üniversite gençliği o dönem saflarını istiyordu. Dünya çapında Emperyalist, sömürge ülkelerindeki devrimci müca- faşist saldırılara karşı özgürlük talep deleye yönlendir. Onlara verilebilecek ediyorlardı. Yeni bir dünya yaratma isolan burjuva olanakları itip, Vietnam teği, gerici baskılara karşı özgün talepDevrimini savunan, kitle eylemlerinde lerini içeriyordu. Dünyadan bir örnek yer alan, faşist eylemlere karşı ayakta vermek gerekirse; Pakistan’da bir dönem gençlik hareketi çok büyümüştü duran bir gençlik hareketi oluştu. 32

ve bu hareketi bastıramayacağını anlayan hükümet 2 bin öğrenci katletmişti. Başlı başına anti-faşist mücadele idi. Bangladeş devrimci mücadelesi daha güçlü bir şekilde devam etti ve Bangladeş Ulusal Kurtuluş devrimi gerçekleşti.

Türkiye’deki 68 hareketini daha önceki öğrenci hareketine nasıl bir etkisi oldu? Türkiye’de İşçi sınıfının kitleselliği daha genişken öğrenci kitleleri daha dardı. Demirel döneminde faşist eylemlere karşı büyük mücadeleler vererek Haziran 68’de üniversiteleri işgal ettiler. 68’de ben lisedeydim ve onun devamında 70 yılında üniversiteye başladım. 68 Hareketlerinin izleri hala devam ediyordu. Genel talebin devamı hala faşist hareketlerin son bulması ve anayasal hakları kazanmaktı. Devrimci gençler faşist hareketlerle 68’de mücadele etmeye başladı. Daha sonrasında hızla bu mücadele büyümüştür. Abdullah gül gibi isimlerin faşist çetelerine karşı mücadele ederek üniversite işgali 68 haziranında gerçekleşti. On binlerce genç ile birlikte üniversite işgali gerçekleşti. 10 binlerce gencin


ozgurgenclik.org

işgal hareketine geçti ve yeni devrim- mücadeleye devam ettiler. Bu gençlik 68 Gençlik hareketinin içinden geci radikal bir parti olarak DEV-GÜÇ’ü hareketinde marksizmi savunuyorlardı len biri olarak bugünkü gençlik hakurdular. ve bu liderler dünyada yaşanan gençlik reketini nasıl değerlendiriyorsunuz? hareketini genişlettiler ve omuzlarında Önerileriniz nedir? 68 kuşağı neyi talep ediyordu? taşıdılar. Gezi Ayaklanması yakın dönem tarihin60 anayasasında yer alan Demokratik de en kitlesel eylemidir ve bu anlamda Üniversite haklarını istemeleriyle baş- O dönem Filistin’de olduğu gibi bu- çok önemlidir. Laik ve alevi kesimle, layan bir talepti. Anayasal hakkın dahil gün de devrimci gençler Rojava’yı genç, işçi, öğrenci kitleleri etkilemiş olsa bunun uygulanması hükümet elin- savunmaya ve inşa etmeye gittiler. ve katılım sağlamıştır. Muhalif kesimdeydi. Haklarını almak isteyen gençler Siz DGH’ın Filistin ve Rojava pratiği- leri de etkilemiştir ama 68’e göre daha bu durumu sorgulamaya başlıyorlar ve ni nasıl değerlendiriyorsunuz? kısıtlıydı. 68 hareketi ise daha sınırsızhaklarını kullanmak isteyen devrimci dı. Anti-emperyalist mücadele denilgençlik taleplerini sokaklarda göster- Tahran meydanını milyonlar işgal etti- diğinde daha büyük tepki alıyorduk. meye başladılar. Pratik bir talep olarak ğinde işgalcilerden biriyle sohbet etme Muhafazakar sınıfı kökünden getirida faşist saldırılardan ve faşistlerden fırsatım olmuştu. Aklıma şu geldi; yordu. İdeolojik olarak gelişme yönleri kurtulmak vardı. 68’den sonrada çatış- ‘’Mısır’da 68’den bir şeyler kalmış ol- bizden yanaydı. Şunu söyleyeyim, gezi malar ve mücadele daha çok büyüdü. saydı mutlaka devrimci bir hareket ge- ayaklanması sınırlılığına rağmen kitleVe bunun sonucunda üniversitelerden liştirebilirdi.’’ Yani geleneklerin böyle selliği çok önemliydi. Şovenizme karşı faşist eylemleri püskürtmüş oldular. bir anlamı vardır. 68 Kuşağı Hareket- çok büyük bir birleşmeydi. Suruçta leri enternasyonalist ve devrimci bir şehit düşenler Rojava Devrimine katı68 Hareketinden sonra kurulan Dev- gelenek yaratmıştır. Kürt Devrimine lanlar çok önemlidirler.Gerek türkiye, rimci örgütlerin yansıması nelerdi? katılmada bu gelenekten geliyordur. O Rojava ve Efrine karşı işgale ve savaşa dönemde İsrail siyonizmine karşı dev- karşı mücadele yürütenler, Erdoğana ABD ve Japonya’daki öğrenci hareket- rim yapmak istiyorlardı ve bu girişim karşı sömürgeci faşizme karşı -bellerinden farklı olarak Türkiye’deki 68 radikal bir girişimdi. Kaynağını biz ki de geçmiş faşist politakalara karşı hareketine önderlik eden öğrenciler burada bir devrim yapacağız ve orada daha ağır olan- çok önemli bir duruş marksizm ve sosyalizm ideolojilerini da bulunmalıyız diyerek almıştır. Ben- ve iradedir. Bu mücadeleler faşizmi yebenimsiyorlardı. Bu mücadeleyi bü- ce kürdistan hareketi de 68 yıllarının nilgiye uğratmanın devrimci karşı koyütüp geliştirmeye çalışırken bunun getirdiği marksist devrimci bir hareket yuşudur. Bu mücadelede 68 kuşağının sosyalist bir mücadele olduğunun far- olarak kaynağını buradan alır. Rojava ışığını ve iradesini almak çok önemlikındaydılar. Bir devrim yapmanın ve Devrimi’ne katılmaktır. Bölge halkları dir. Rojava Devrimi’ni, Kürt halkının bunu sosyalist bir devrim olarak yarat- buradan öğrenme ve katılma birleşik özgürlük mücadelesinde, Newrozda mayı hedefliyorlardı. Mücadelelerin- devrimleri birleştirmede daha etkili kitlelerin toplaması gibi iradelerden de temel olarak bu ideolojiyi entegre olacaktır. Rojava Devrimi’ne katılmak gücümüzü almaya devam edelim. ederek devamlılığını sağlamışlardır. bu gelenekten gelmektedir. Oradan Yani diğer ‘’ülkelerdeki gibi biz yap- öğrenmek ve katılmak devrim için tık oldu’’ demek yerine 68’den sonrada daha etkili olacaktır.

33


ozgurgenclik.org

KURAM Ali Saymazlar

Mutlu Devrimcilik

Yaşamımız boyunca karşılaştığımız sorunlardan sevinçle çıkabilmemizin yegane yolu az önce bahsedilen yolda yürürken yolda yürümenin güzelliklerinin farkında olmanın yanı sıra girdiğimiz etkileşimlerdeki etkileme gücümüzün düzeyi ile ilgili. Başlarken, uzunca düzene ayaklarını basan insan tarifi yapmayacağım. Kuşkusuz bunun bir çok yönü olabilir. Daha çok ilk aşamada ilgileneceğimiz şey kendini hayattaki karşılaşmalara kapatan ve bu yalıtma pratiği üzerinden hayatının kontrolünü ele aldığını düşünen kendi belirlenim ve kararları altında yaşadığı yanılsamasına düşen insanlar. Kast edilen hepimizin çokça duyduğu; sevdiği insanla görüşüp sevmediği insanı hayatından çıkarırım diyen , mutlu bir yaşam sürebilmek için, onu olumsuz olarak etkileyen durumlardan kaçmaya çalışan insanlar. Kuşkusuz karşılaşmalardan kaçmanın imkanının olmaması bir yana, gerçekten mutlu bir yasam sürmenin yolu bu mudur? Bu soru burada dursun ve devam edelim. İçine doğduğumuz dünya hep bir amaçlılık ekseninde tarif ediliyor ve kendimizi hep bir amaçlılık ekseninde inşa ediyoruz. Kuşkusuz ‘’Ne için yaşıyorum?’’ sorusunun bir devrimci için cevabı olmalı. Fakat üzerinde durmak istenilen şey salt bir ne için yaşadığı sorusuna verilen soyut devrim, mücadele gibi cevaplar değil mutlu olmak ve kavga ikiliğini nasıl anlamlandıracağımız ve bir araya getireceğimizdir. Birçokları ne için yaşıyorum sorusuna verilen yanıt mümkün bilme biçimle-

riyle birlikte çıkan mümkün eyleme pratikleri ve mevcut normalliklerin dışına çıkmadan ‘güvenli bölge’ de kalarak kendini koruma adına oluşturulan bir yaşam. Çünkü bu uygun zeminde kalmak şiddete maruz kalmanın önüne az çok geçiyor. Bu zemine biraz daha yakından bakalım. Böyle bir zemin esasen düzenin insana yüklediği amaçlılık içerisinde bir oraya bir buraya koşturması. Peki soralım o zaman, mesaiye yetişmek için koşuşturan bir insan usulca esen rüzgarın farkına nasıl varabilir. Dünyaya borsadaki matematiksel yükselme alçalma eğrileriyle bakan biri her gün yanından geçip gittiği çiçek veren ağacın güzelliğini fark edebilir mi? Müzisyen john Cage hiçbir sesin olmadığı Sessiz Parça, 4’33’’ isimli üç bölümlük parçasını yorumlarken şöyle der ‘’İşin özünü kaçırdılar. Sessizlik diye bir şey yoktur. Dinlemeyi bilmedikleri için sessizlik zannettikleri şey rastlantısal seslerle doluydu. Birinci bölümde dışarıda ortalığı birbirine katan rüzgarın sesini duyabiliyordunuz. İkinci bölümde yağmur damlaları belli bir düzenle dama vurmaya başladı; üçüncü bölümde ise insanların konuşurken veya salonu terk ederken çıkardıkları birbirinden ilginç sesler vardı. (Kostelanetz,1988,s.80)’’ Ca34

ge’e göre kitaplarından birinin başlığı olan ‘Sessizlik’; bizi çevreleyen seslere kendimizi yeniden açmamızı, gerçek yaşamımızı yepyeni bir şekilde deneyimlemeye başlamamızın, keşfe hazır olmamızın ön koşuludur. Burada sessizlik derken ifade edilen şey kelimenin gerçek anlamıyla sessizlik değildir kuskusuz. Bizi kuşatan tüm gürültüden, kirlilikten kurtulabilmektir. Bu gürültünün cenderesi bencillikten tutalım da aklımızı zihnimizi bombardımana tutan sürekli bir enformasyon akısına kadar genişletilebilir. Bunu bilinen örneklerden ziyade hayatımızı birçok yönden fethetmiş ama daha az dikkatimizi çeken İnstagram örneğiyle açalım biraz. Birçoğumuz İnstagramda hatırı sayılır bir vakit geçiriyoruz. Geçen giden kayıp vakti ve sağlımızı bir kenara bırakacak olursak İnstagram ve ondan sürekli gelen enformasyon akışının zihnimizde yarattığı gürültüyü bir düşünelim; Bir sürü reklamın sürekli bize doğru akışı, isteklerimizin arzularımız sürekli denetimi ve yönlendirilmesi, üzerine konuşulacak zeminin basklarının hayatı olması vb. Hayata tam buradan bakan biri için sessizliğin ve boşluğun getirdiği yaratıcılıktan faydalanma imkanı var mıdır? Psikoanalist Bion ;‘’merakımız giderildiği için öğrenme imka-


ozgurgenclik.org

nımızın kalmadığı’’ (Bion,1970,s.29) durumlardan bahsederken benzer bir şeye işaret etmektedir. Hem Bion’da hem Cage için ‘’ yüzeysel memnuniyetten ve sahte anlamadan uzak durmak önemlidir; keşfi olabildiğince ileri götürmek gerekir. (Abella,2011,s.180)’’ Ayrıca her ikisi de aynı endişeyi paylaşır; ‘’Fazla hızlı, fazla yüzeysel, dolayısıyla da fazla kısmi olan ve sonuçta yalanın aptallaştırıcı eş değerlerini üreten anlamlardan nasıl kaçınılır? ‘’ Kısacası diyebiliriz ki hakikatın dışına çıkan fazla çabuk ve fazla yüzeysel anlamaları reddedip mutluluğun ‘’emek verdikçe ödüllendiren bilgeliğinden (Balanuye,2016,s.10)’’ faydalanmamız gerekir. Çok tipik birkaç örnek verebiliriz. Kendini yenileyemediğimizi ve üretemediğimizi çokça düşündüğümüz anlar olmuştur. Bu üretememe halinin bahsi geçen anlamda sessizliği yaratma imkanlarını kendi elimizle ortadan kaldırıyor oluşumuzla, bununla birlikte kendimizi çok fazla emek vermeden gelen yüzeysel bilginin sularına bırakıyor oluşumuzla, dağıtılan bir bildiriyle dahi birlikte gelecek olan merak ve öğrenme duygusuna kendimizi kapatıyor oluşumuzla ve bu zeminden uzaklaşmayla ne kadar ilişkisi var? Ortaya birkaç soru daha atalım: Sahilde martıların sesini dinlemeyen biri martılarla ilgili şiir yazabilir mi, yaratımda bulunabilir mi? Soruyu bir de şöyle soralım: Hangi devrimci faaliyeti icra ediyor olursak olalım, onunla yüzeysel olarak ilişkilenmek ve derinlikten uzaklaş-

mak mı yoksa yaptığımız işi gerçekten dinleyip onunla buluşmak mı? Yolda yürürken kendini bu misyon içinde kuran insanın yaptığı gibi, bu misyonun peşinden kederli bir duruşu mu, yoksa yolda olmanın güzelliğinin farkına varmayı mı seçeceğiz? Dağıtılan bir bildiriyi salt devrime katkısından ölçüp büyük amaçlar ekseninden tartışıp mı ilişki kuracağız yoksa onunla birlikte bir insanla sohbet etmemizin kattığı güzellikle mutlu mu olacağız? Bütün bir ömrümüzü para gibi Aristotales’in deyişiyle ‘’araçsal değeri olan şeyler’’ için mi harcayacağız? Gelecek kaygısıyla hareket edip emekli olmak için bir omur çalışarak mı yaşayacağız? Şairin deyişiyle ‘’bir ömür karşılığı bir ömür yanı’’. Yoksa kendinden istendik mutluluk için mi? Bu sorulardan sonra bu sorularla birlikte tekrar zorunlu karşılaşmalara dönecek olursak, bu karşılaşmaların yarattığı etkileri ‘’sevinçte çoğaltmanın(ece,2016,s12)’’ yolu haline nasıl getireceğiz? Yaşamımız boyunca karşılaştığımız sorunlardan sevinçle çıkabilmemizin yegane yolu az önce bahsedilen yolda yürürken yolda yürümenin güzelliklerinin farkında olmanın yanı sıra girdiğimiz etkileşimlerdeki etkileme gücümüzün düzeyi ile ilgili. Sonuçta bizler ‘‘Çevremizdeki her şeyi kendi ölçümüzde etkileme gücüne sahip ve çevremizdeki her şeyden kendi ölçüsünde de etkilenmeye açığız. (Balanuye,2016,s.106) Burada kendi ölçümüzde etkileme gücü derken anlatılmak istenen çabamızın gücü, yaratıcılığı ve

35

çeşitliliği ekseninde açığa çıkan şeydir. Önümüzde fazla bir seçeneğimiz yok. Ya bu çeşitli karşılaşmaların insafına kendimizi bırakacağız ya da bu etkileşimde etkilenenden çok etkileyen olacağız. Kendimizi yetmezliklerimizle, yapamadıklarımızla mı tarifleyeceğiz yoksa kendimizi çoğaltmanın yollarını mı arayacağız? Burada bir yol açması açısından Spinoza’nın etkin duygulanmak ve edilgin duygulanmak diye tarif edebileceğimiz yaklaşımını hatırlamakta fayda var. Spinoza etkin duygularla eylememizin özgürlük alanımızı açacağını ifade eder. Tabi bu özgürlük alanı açılırken bize etki eden şeylerin nedenlerini bilemeyi ona göre bu karşılaşmalara yaklaşmamızı söyler. ‘’Sonsuz karşılaşmalar ve etkileşimler evreninde hangi nedenlerin etkileriyle eylediğimizi kavradığımız ölçüde bu etkilenişlerden ne ölçüde keder ne ölçüde sevinçle çıkabileceğimizi biliriz. Etkileşimlerden sevinç devşirmeyi başardığımız ölçüde kalma yolunda gücümüz artar.(Balanuye,2016,s.110)’’. Kısaca ifade etmek gerekirse ilk olarak kişinin doğru bir yargılama, doğru bir değerlendirme ve doğru bir eylemde bulunabilme imkanı kişinin kendisiyle ilişkisi ve kendini yeniden inşa etmesi, kendi bilinci, söylemi ve pratiğiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmesi, zorunlu karşılaşmalar ve bunlara bağlı etkileşimlerden kaçınmanın tersine karşılaşmaları olabildiğince çeşitlendirmesi ve bunlara bağlı etkileşimlerin kaynağı olabilmesi ve daha etkin olup etkileşimlerini anlamlandırabilmesidir.


ozgurgenclik.org

GENÇ YAPICILAR

Rüzgarı Tersine Çevirmek Toplumsal muhalefetin ve devrimci mücadelenin, önderler ve kadrolara olan ihtiyacına yanıt olma kaygısı ile hareket etmeden, böyle bir iddiayı önüne koymadan ve sınırsız devrimciliğe cüret edecek adımlar atmadan, devrimci mücadelenin önderleri ve kadroları yaratılamaz. Türkiye ve Kürdistan’da devrimci mücadele, rejimle yaşanan büyük çarpışmalar içerisinden bazen zafer bazen yenilgi çıkarak ve tarihi eşiklerden geçerek varlığını sürdürdü, coğrafyada kökleşti. Bu çarpışmalar farklı dönemlerde, farklı siyasi öznelerle, farklı araç-yöntemlerle ve farklı siyasi koşullarda gerçekleşti. Bu farklı tarihsel anlarda büyük mücadelelerle sınanan; işkence, tutsaklık, şehadet vb. düzeylerde ödenen bedeller üzerinden güç alarak yükselen devrimci mücadelenin farklı dönemlerinden geriye kalan benzer yanlar vardır. Devrimci mücadelenin tarihine böyle baktığımızda, her dönemin kendi önderlerini ve kadrolarını yarattığını görürüz. Ve her dönemin kendi devrimci önderlerini ve kadrolarını yarattığını düşünerek hareket edeceksek, politik islamcı faşist diktatörlüğün kuşatması altında yürüdüğümüz bu sürecin de kendi devrimci önderlerini ve kadrolarını yaratacağını, hatta yaratmaya ihtiyacı olduğunu görmek zor olmayacaktır. Burada önemli olan, dönemin “kendi kadrolarını yaratma eyleminin” kendiliğinden gelişen bir olgu olmadığı, bunun ideolojik-politik mücade-

lenin ve etkin müdahalenin bir ürünü olarak geliştiğini görmek gerekir.Toplumsal muhalefetin ve devrimci mücadelenin, önderler ve kadrolara olan ihtiyacına yanıt olmanın mücadelesini örgütlemeden, böyle bir iddiayı önüne koymadan ve sınırsız devrimciliğe cüret edecek adımlar atmadan, devrimci mücadelenin önderleri ve kadroları yaratılamaz.

Denizlere Çıkar Sokaklar Türkiye’de 68 Gençlik hareketine ve 71 devrimci atılımına dönüp baktığımızda kendi önderlerini yarattığını görebiliriz. Deniz, Mahir ve İbo’yu önderleştiren; devrime olan inançları,devrim fikri ve devrimci mücadelenin hayatlarında durduğu yer, kendilerini orta koyuşları, adanmışlık ve kopuş üzerine inşa edilen yaşamları ve devrimci eylemleri olmuştur. Teslim olsaydı Kızıldere’de Mahir, işkencede sır verseydi İbo yahut darağacında af dileseydi Deniz, bugün gençlik önderleri diye anılır mıydı? İç savaşın tırmandırıldığı süreçlerden geçerken 68, bir adım öne çıkıp gençliğin sorunlarını sokakla buluşturma görevini omuzlarına almasaydı devrimci genç36

lik önderleri, güç alabileceğimiz değerler haline dönüşebilirler miydi? Hiç şüphesiz, onların devrimci mücadeleye önderlik edecek nitelikleri vardı ancak onları bugün “gençlik önderleri” yapan, hayatın onları sınadığı en keskin anda ortaya koydukları eylemleridir. Ve elbette 50 yıl önce gerçekleştirdikleri bu devrimci eylemleri, dönemin politik ve ideolojik ihtiyaçlarından bağımsız gerçekleştirmediler. Ve bugüne baktığımız zaman da, komünist gençlerin önünde de benzer ve hatta aciliyeti daha şiddetli görevler ve ihtiyaçlar durmaktadır. Her bir genç devrimci, yaslandığımız ve güç aldığımız 68’i iyi okumalı, kendisini devrimin kadrosu düzeyine getirecek ve önderleştirebilecek yaşam pratiğini örgütlemeli ve devrimci eyleme göz dikmelidir. Faşist diktatörlük katliamla, gözaltı terörü ve tutuklamalarla sınıyorsa eğer bugün bizi, onun gayesini boşa düşürecek bir hattan yürüyecek, onun amansız saldırıları ve kuşatması karşısında yılmayacak, bilakis ona meydan okuyacak direnişçi ve cüretkar bir gelişim hattında yürüyebilmek gerekir. Bu direnişçi hattın gelişme noktası ideolojik olarak çelikleşme ve eylemine güvenmektir!


ozgurgenclik.org

Günlük siyasi faaliyet başta olmak üzere, yapılan tüm kitle eylemleri ve anti-faşist gösterilerin binlerce gencin sözünü sokakla buluşturmak olduğunu, eylemimizin geniş gençlik kitlelerine umut ve moral-motivasyon taşıdığını, devrimci saflara yeni katılan gençlerin kadrolaşması ve hareketle bütünleşmesini sağladığı, aynı zamanda komünist gençler ile kitleler arasında güven duygusunu kuvvetlendirdiğini unutmamak gerekir.

İrade Güven Meşruiyet “Devrim kitlelerin eseridir” sözünün altına bir kez daha çizmek ve iyi kavramak gerekir. Devrimi kitlelerin eseri olarak ortaya koyan bir devrimci, o kitleye güvenmek zorundadır. Kitlelere güvenin olmadığı bir yerde, kitlelerle bağ kurulmaz ve kitle faaliyeti örgütlenemez. Faşist diktatörlüğün baskı ve kuşatması altında hedefleştirilen ve marijinalize edilerek kitlelerle bağı koparılmaya çalışılan siyasi öznelere kitle akışının her dönem olduğu biçimde olmasını beklememek gerekir. Siyasi atmosferin görece daha “yumuşak” olduğu dönemler ile sürecin “sertleştiği” anlar arasında muhakkak bir fark vardır. Ancak bu, toplumun mevcut faşist uygulamaları kabul ettiği ve sindiği anlamına gelmez. Gözaltı, tutuklama, katliam, ihraç vb. saldırı yöntemleri ile devlet tüm toplumu hareketsizleştirmeye çalışır ve bu atmosferde kitleler örgütlü mücadeleden uzak tutulmaya çalışılır. Kitlelerin siyasi öznelerden uzaklaştırılması, ideolojik-politik olarak rejim tarafından kazanıldığı anlamına gelmez. 90’lar Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında “karanlık günler” diye anılır ama 1995 Gazi Ayaklanması, o siyasi atmosfer içerisinde gelişmiştir.

Gezi ayaklanmasının olduğu 2013’de halkçı-demokratik iktidarın olduğu ve politik özgürlüklerin yaşandığı değil yine faşist AKP iktidarı ve onun diktatörlüğü mevcuttu. Başkanlık referandumunun olduğu 2016’da Hayır’ına sahip çıkarken insanlar memlekette OHAL vardı. İran’da geçtiğimiz aylarda, idam cezasının yürürlükte olduğu rejimde emekçiler sokaklardaydı. Baskının arttığı anlarda böylesi pratiklerin geliştiği de göz ardı edilmemelidir. İçinden geçtiğimiz sert sürece rağmen devrimci saflara katılan insanların da, bu kitleler arasından sıyrılıp geldiğini, devrimin yeni kadrolarının da bu kitle içerisinden yetiştiğini görmek gerekir. İşte bu nedenle kitlelerin gücüne güvenmek, onların neler yapabileceğini kestirebilmek ve potansiyel gücünü kavramak gerekir. Milyonlarca gencin özlem ve taleplerini sokakla buluşturmaya çalışan ve yaşamını bu kavganın etkin bir öznesi haline getirmeye çalışan öncüleriz. Bu nedenle her türlü saldırıyı ve zorlaşan-ağırlaşan süreci göğüsleyebilecek bir irade; devrimci mücadelenin zorunluluğu ve haklılığına inanç; süreci örgütleyebilecek akıl açıklığı, güç ve motivasyona sahip olmalıyız.

Saatini Devrime Ayarla Devrim, soyut bir olgu değil, bir alt-üst oluş, yıkma ve yaratma mücadelesi, bilimsel bir gerçekliktir. Ve bu yüzden hayatımızın her anında onu hissedebiliriz. ”Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde” sözü tam bir gerçeği yansıtmaktadır. Onu ya hissedersiniz, ya da hissetmezsiniz! Devrimin kadroları yaşamlarının her anında devrimi hissetmelidir. Devrimci mücadelenin

37

ihtiyacı ne ise, yaşamını ona göre örgütlemeyi hedeflemelidir. Yaşamını devrimin ihtiyaçlarına göre örgütlemeyen, devrimci görev ve sorumlulukları küçümseyen,değersizleştiren ve öteleyen kadrolar devrimi hissedemezler, devrimi örgütleyemezler. Dünya kapitalizminin krizlerinden, çürümüşlüğünden ve devrimin günceliğinden söz ediyorsak, ona çok yakın olduğumuzun da farkında olmalı ve buna göre kendimizi örgütlemeliyiz. Kitle motivasyonunu güçlü tutan, onun devrime ve devrimin değerlerine olan inancını kuvvetlendiren kadrolar olmalı önüne görev olarak koymalı, böyle kadrolar yetiştirmeliyiz. Diktatörlüğün üstümüze adeta akınlar düzenlediği bu süreçte; umutsuz, karamsar, kitlelere ve onun devrimci eylemine güvenmeyen, donuk, hareketsiz, asık suratlı ve edilgen, kolektif ortamlardan uzaklaşmış ve apolitikleşmiş kadrolar, kesinlikle devrimin kadroları olamazlar, öncüsü olduklarını iddia ettikleri o kitlelere önderlik edemezler! Motivasyonumuz,enerjimiz,inancımız ve coşkumuzla içine girdiğimiz tüm ortamların havasını değiştirmeli ve umutsuzluğu bertaraf etmeliyiz. Umutsuzlaşan ve kaygıları derinleşenlere güç olmak, onlara omuz vermek ve yalnız olmadıklarını hissettirmek gerekir. Örgüt iş birliği olduğu kadar bir duygu ortaklığını da gerektirir. Aynı akıl açıklığı ve duygu ortaklığına erişmek için alanımızda bulunan tüm yoldaşlarımızla daha derinlikli ilişkiler kurmalı ve kitle ilişkilerimizin de bu güçlü örgütlülük düzeyinden etkilenmesini sağlamalıyız.


ozgurgenclik.org

PORTRE Derya Yılmaz

Adanmış Bir Ömür; Zabel Yesayan

24 Nisan 1915’te birçok Ermeni aydın ve politikacının Jon Türkler’in talimatıyla tutuklanarak öldürüldüklerinde, Zabel aynı kaderi paylaşmamak için Bulgaristan’a kaçtı. 1917’de Bakü’de katliamdan kaçan Ermeni mültecilere ve yetimlere yardım etmek için çalışıyordu. 5 Şubat 1878’de Üsküdar’da dünyaya gelen Zabel Yesayan, eğitimine Üsküdar’daki Surp Haç Ermeni Mektebi’nde başladı. Zabel’in düşüncelerini şekillendiren, edebiyatla ilgilenmesine öncülük eden Ermeni Halkı’nın mücadelesi için yürüdüğü yolda ışık olan babası Mıgırdıç Houhannesyan’dır. Kızının duygu ve düşünce dünyasını zenginleştiren Houhannesyan, ileriki dönemlerde edebiyata yönelecek Zabel’in en önemli dayanağıydı. 1890’lı yıllara gelindiğinde yaşanan isyanlar siyasi karışıklıklar ve katliamlar sebebiyle Osmanlı, Ermeniler için yaşanması çekilmez yılardı. Tüm bu yaşananlar sonucunda Zabel babasının teşvikiyle Aralık 1895’te Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde ve College De France’de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü. Böylece üniversiteye giden sayılı Ermeni kadınlardan bir tanesi oldu. Paris’e gidişinden beş yıl sonra İstanbul’da tanışmış olduğu ressam Dikran Yaseyan ile evlendi. Bu evlilikten Sofi isminde bir kızı ve Hrand isminde bir oğlu dünyaya geldi. 1902 senesinde Zabel Yesayan ve ailesi Zabel’in doğduğu topraklara yani İstanbul’a geri döndü. Yesayan edebi hayatında önemli bir yer tutan ‘Bekleme Odası’ isimli eserini 1903’te yayımlandı.

litikleşmeye başlıyordu. O yıllarda Tasnak Sutyan Partisine üye olmuştu ama partinin sosyalist ilkelerden uzak olduğunu düşünen Yesayan partiden ayrıldı. Zabel Yesayan aynı dönemde yaşadığı Zabel Asadur gibi yazarların tersine Feminizm’den uzak kalmıştır ve uzun bir dönem Feminizm üzerine yazılar yazmamıştır. Yesayan’ı kadınlar hakkında düşünmeye teşvik eden ise yine babası olmuştur. Yazdığı otobiyografisinde babasının yönlendirmesini şu paragrafla dile getirmiştir; ‘’Bir akşam babam bana bir gazetenin ilk sayısını getirdi ve bundan sonra bu gazeteyi düzenli olarak okumamı öğütledi. Babamın abone olduğu bu gazete Houhannes Şahnazayan’ın çıkardığı günlük Hayrenik’ti. Babam beni kadınların özgürleşmesi konusunda yazmaya yönlendiriyordu. Bu sorunun ancak kadınların erkeklerle eşit eğitim almalarıyla çözüleceği fikrindeydi. Bana tezlerini aktarıyordu ben de yazıyordum.’’ Yesayan, bu konuda babasının aksine kadının özgürleşmesini sadece eğitimin değiştirmesinde değil, bütün olarak sistemin değişmesi koşuluna bağlıyordu.

1909 senesinin Nisan ayında Adana’da yaşanan Ermeni Katliamları, Zebel’i bir kez daha haklı çıkarttı. Olayları incelemek ve kişilerle birebir görüşmek için patrikhanenin isteğiyle AdaYesayan’ın realist tutumundan dola- na’ya giden aydınlar arasında yer aldı. yı dili her geçen gün biraz daha po- Adana’da üç ay kalan Zabel, yaşanan 38

durumu ve mağdurların anlattıklarını ‘Yıkıntılar Arasında’ romanını 1911 senesinde yayımladı. Zabel’in 1909’da Adana’da yaşanan katliamla ilgili sözleri şunlardır; ‘’Ne bu anlatılanlar, ne o küller içinde debelenen Ermeniler, ne dehşetin sarhoşluğunu üzerinden atamamış gözlerinde acı ve şaşkınlık okunan yetimler, ne kayıplarının acısıyla kıvranan dullar, ne de kolu bacağı kesilenlerin kanlı-sancılı yaraları… Bunların hiçbiri yetmez. O cehennem günlerinde yaşananların karanlık ve gerçek derinliğini tam olarak kavramamıza.’’ 24 Nisan 1915’te birçok Ermeni aydın ve politikacının Jon Türkler’in talimatıyla tutuklanarak öldürüldüklerinde, Zabel aynı kaderi paylaşmamak için Bulgaristan’a kaçtı. 1917’de Bakü’de katliamdan kaçan Ermeni mültecilere ve yetimlere yardım etmek için çalışıyordu. 1918’de Kilikya, İskenderiye, Beyrut ve birçok farklı şehrine dağılmış Ermeni yetimlere yardım etmek için Bakü’den ayrılmak zorunda kaldı. 1921 senesinde Paris’e döndü. Ermeni dergisi olan ‘’Yerevan’’ (Erivan) dergisinde editör olarak çalışmaya başladı. Zabel Yesayan 1923 senesinde editörlüğünü yaptığı dergide edebiyatın önemini şu satırlarla belirtti; ‘’Edebiyatı, dört bir yana dağılmış halkımızı bir arada tutacak en güçlü bağ olarak görmenin ve buna göre hareket etmenin zamanı geldi.’’ Ölümüne dair net bir bilgi bulunmayan Yesayan’ın sürgün edildiği Sibirya’da öldüğü düşünülmektedir.


ozgurgenclik.org

39


ozgurgenclik.org

䴀䄀䠀、刀 윀䄀夀䄀一

、䈀刀䄀䠀、䴀 䬀䄀夀倀䄀䬀䬀夀䄀

40

䐀䔀一、娀 䜀䔀娀䴀、币

Özgür Gençlik 30. Sayı  

Gençliğin 23 yıldır sosyalist sesi

Özgür Gençlik 30. Sayı  

Gençliğin 23 yıldır sosyalist sesi

Advertisement