Page 1

İSTANBUL TARİHİ YARIMADA VAKIF HAMAMLARININ GELİŞİMİ VE GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA BÖLÜM 1 GİRİŞ 1.1

Literatür Özet

Koruma alanın önemli problematik konuları arasında literatür ve sağlam kaynaklar oluşturma zorunluluğu gelir. Geçmiş kaynakların yetersizliği ve mevcut olanlarının da konuyu yeteri derecede açıklığa kavuşturabilecek nitelikte sahih ve sarih kaynaklar olmayışı, literatür taramayı bir kat daha zorlaştırıyor. Hele de bu yapılar hamamlar gibi içerisine girilmesi ve de çalışılması ortam şartları ile mahremiyet haklarının nispeten daha zor aşıldığı sıhhi yapılardan oluşuyorsa ikincil kaynakların geniş bir literatürüne kapı aralanmış oluyor demektir. Öncelikli olarak bu paragraftaki, kültürümüzdeki sözel geleneğe ait aşağıdaki yazılı kaynaklara ek olarak bahsedeceğimiz kişisel olarak düzenlenen gezi ve yapı ziyaretleriyle eser üzerinden ve kişi mülakatları ile alan çevresinin araştırılması tarzında bir literatür dili oluşturduğu da ifade bulmalıdır. Özellikle gelir getiren yapıların bazen kendine has özelliklerinin literatüre yansıması olarak içeriğinin birincil kaynaklar olarak görülebilecek nitelikte olmasına elveren yıkanma edimini deneyimleyen yerli ve yabancı gezgin ve müşterileri sayabiliriz. Özellikle yerli kaynak olarak Evliya Çelebi’nin Seyehatnamesi ve Ayvansarâyî’nin Hadikatü’l Cevâmi’sini baş sıraya koyabiliriz. Hamamları isimsiz olarak biraz da kaba ve hayali tanımlayanların yanında, hamam kültürünü anlatan mimari içeriğe girmiş betimlemelere de rastlarız. Dönemin ilk vakanüvisti Naima’dan son vakanüvist Abdurrahman Şeref Bey’e, tarihçi Tursun Bey ve Hoca Sadettin’den Gelibolulu Mustafa Âlî ve Mustafa Nuri Paşa’ya kadar hamamların inşası ile geçirdiği doğal değişim hakkında az çok malumat edinilebilir. Afetlerle gelen yıkımlar bi’tarafa, sosyal ve devlet nizamına ait tespitleri arasında geçirdikleri vakıf sisteminin bozulmakta olan durumunun paralelize bir şekilde bu abideler üzerinden nasıl okunabileceğini bizlere anımsatır. Ayrıca eserlere ait kitabe ve vakfiyeler üzerinden de bu gözlemlere yardımcı olabilecek bilgiler edinilebilmektedir.


Bunlar yanında çeşitli kurumlardan Vakıflar ve Devlet Arşivleri özgün belgeler sunmakla beraber yapıları da ilgilendiren Osmanlıca Türkçe matbu Dustur ve Kanunların şekillendirdiği yasal ortamın tanıklığına şahit olarak başvurabiliyoruz. Yine

Evkaf

Nezareti ve Vakıflar Müdürlüğü ile Vilayet ve Şehremanetlerinin (Belediylerin) İstanbul’u da ilgilendiren çeşitli kitap, mecmua, dergi, risale ve periyodikleriyle yıllıkları da önemli katkılar içermekte. Ayrıca çeşitli mimari ve sosyal kültüre ait kitap ve risalelerden bazen dönem ve yapılarıyla ilgili bilgiler de sağlanabilmektedir. Dönemin Servet-i Fünun, Mecmua-i Funun Dergileri ve İkdam, Sabah, Saadet, Tercüman-ı Hakikat gibi gazetelerin yangın, yıkım, alım satım, kiralama, altyapı tesisleri gibi ilgili yayınları özellikle 1894 depremi sonrası oluşan yapı ahvalinden verdiği haberler literatürde önemli bir söz söylemektedir. Ayıca KTVKK Arşivleri ile Arkeoloji Müzesi Encümen Arşivleri, Topkapı Sarayı Müzesi ve Arşivleri, Yıldız Albümleri, çeşitli yerli yabancı Alman, Fransız Enstitülerinin yanı sıra İBB, IRCICA, İSAM, SALT GALATA, İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Devlet, Millet Kütüphaneleri vs. gibi birçokları da sanal ortamdan erişilebilen portalden de taramaya açık yardımcı kaynaklar literatüre girmiş gösterilebilir. Bununla beraber özel ve tüzel kişilere ait efemerik materyal konusunda kişisel arşivlerden de kaynak sağlanması mümkün olmuştur. Daha yakın zamanlara gelindikçe çalışmaların profesyonel bazda bahsedilebileceği matbu akademik çalışmaların derli toplu ilkinden ancak 1921’de Avusturya’lı bir yabancı olan Heinrich Glück’e ait “Die Bader Konstantinopels” adlı kitap olarak söz edebiliriz. Sonra 1927 tarihli Klingharth’ın “Türkische Bader”i ve Aru’nu 1949 tarihli “Türk Hamamları Etüdü”nü gösterebiliriz. Arada küçük makallerle birlikte en son toplu bir yayın 1995 tarihli Mehmet Nermi Haskan’ın 237 hamam içeren “İstanbul Hamamları” kitabıdır.


1.2

Tezin Amacı

Bu çalışma İstanbul’un ulusal ve evrensel değerlerini vakıf eserler aracılığıyla ortaya koymayı, her biri anıt olan ve İstanbul’u geliştiren, yaşam zenginliği katan vakıf kültür mirasının korunmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. 1924 yılında 424 sayılı Kanunla birlikte kurulan Vakıflar Genel Müdürlüğü, köklü bir geçmişi bulunan vakıf kurumunun ve bu kurum aracılığı ile inşa edilmiş anıtsal nitelikli kültür varlığı mirasımızın günümüzdeki temsilcisidir. 23.07.1983 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürülüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3386/2 ile değişik 7’nci maddesinde; “Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde veya denetiminde bulunan mazbut ve mülhak vakıflara ait taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan cami, türbe, kervansaray, medrese, han, hamam, mescit, zaviye, mevlevihane, çeşme ve benzeri kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi ” görevinin koruma kurulu kararı alındıktan sonra, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılacağı belirtilmiştir. Kentin var olan yöresel, fiziksel ve tarihsel özelliklerinin kent gelişiminin ayrılmaz bir parçası, bütünü olarak değerlendirilmesi kentin çok boyutlu, bilimsel ve çağdaş bir tanımının yapılması ve denetlenebilmesi ile mümkün olabilecektir. İstanbul kentinin Tarihi Yarımada kısmının gelecekte alacağı şeklin stratejilerinin geliştirilebilmesi için kentin geçmişten kalan tarihi kent mekânlarının ait oldukları dönemin koşullarında nasıl şekillendiğinin irdelenmesi ve belirleyici özelliklerinin kent bütünü içinde tanımlanması gerekmektedir. Bu amaçla kentin kendine özgü bir yapıda şekillenmesinde önemli rolü olan vakıf hamam kültür varlıklarının ortaya çıkma nedenleri, biçimi, gündelik yaşama ve kentin fiziksel oluşumuna etkileri incelenecektir. Çalışma, geçmişten günümüze kalanlarla gelecek arasında kurulabilecek sürekliliğin kurgusunu yapabilmeyi ve tarihi kent mekânlarının kent yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesini hedeflemektedir.


1.3

Hipotez

Geçmişten günümüze

kültür varlıklarımızın başat öğelerinden olan hamam

kültürümüzün ortaya çıkmasındaki en büyük görev vakıf anlayışının bir hayat biçimi haline gelmiş olmasıdır. Dolayısıyla vakıf sistemindeki bozulmalarında bu kültür varlıklarımızın korunmasındaki tersine yıkımı getirdiğini hipotez olarak varsayabiliriz. Osmanlı devlet düzenindeki bozulmalarla beraber yaşan geri çekilme ve toprak kayıpları bir takım dış gelirlerin düşmesine sebep olmuş ve içerideki masrafların karşılanabilmesi için ilk müracaat kaynaklarından biri maalesef vakıflar olmuştur. Vakıf gelirlerinin başka işler için kullanılması zamanla yıpranan vakıfların bakım ve onarımının yapılamamasına ve yıkımına yahut elden ucuz baha çıkmasına sebep olmuştur. Özellikle 19. Yüzyılın hemen başlarından itibaren gittikçe merkezileşen ve hantallaşan devlet yapısı yerelden yönetimle pratik olarak çözülebilecek işlerde bürokrasinin araya girmesi ve aracı kişi ve kurumların ihmal ve suiistimalleriyle sonuçlanmıştır. Geçmişten gelen lonca ve buna bağlı gedik sisteminin icar ve malikiyet sorunlarına dönüşmesi vakıflarında değişim ve dönüşüm sürecini şekillendirmiştir. Tarihi Yarımada vakıf hamamlar İcare-i mu’accele ve icare-i mü’eccele (peşin kira ve aylık/yıllık -dönemlikkira) gibi vakfiyelerinin de dışına taşan akitlerle gedik sisteminin uzun vade elinde kaldı. Zamanla özel mülkiyete dönüşümün temelini atacak elden ele uzun vadeli devredilme sisteminin günün şartlarına göre uyarlanamaması nedeni ile taraflar arasındaki sıkıntı vakıfların aleyhine gelişmeye başladı. Bu arada bazı doğal afetlerin de yıkıcı etkisiyle birleşen açmazlar da günün şartlarına eklenince çare gösterilen bu zafiyetleri savuşturucu vakıf eserlerin yavaş yavaş irat elde etmek bahanesiyle özel mülkiyete terkine dönüştü. 20. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise artık İstanbul’un su, elektrik ve ısıtmayla beraber değişen ve bununla paralel diğer teknik-teknolojik altyapı ile üst örtüdeki gelişmeler evlere yavaş yavaş banyoların girmesiyle sonuçlandı. Şüphesiz banyo kültürünün geriletici bir etkisi hamamlar üzerinde ekonomik baskı yaratacaktı. İstanbul’un artan nüfusu da buna eklenince artık eskisi kadar getirisi olmamaya başlayan vakıf hamamlar da daha ticari mantıkla düşünülmeye başlanmıştı. Toplumsal ve idari kadrolarda da henüz kültür varlıklarını korumaya dönük anlayışın yerli yerine oturmayışı özellikle


1940’larda toplu satış taleplerini daha da cazipleştirdi. 1950 ve 1960‘lara gelindiğinde ise köyden kente göçün getirdiği hızlı kalkınmaya paralel artan ekonomik talep baskısı yollarda da kendini göstermiş ve vakıf eserler dikkat edilmeden yollara kaybedilmiştir. Böylelikle çoğu yıkılan veya özel mülk olan aslı vakıf hamamların değişim dönüşüm süreçleri bugün çok azı dışında ya yıkılmış, ya özgün değil ya da hamam olarak kullanılmamakta. Bir vakıf sistemi içerisinde yapılış amaçları doğrultusunda ancak korunabilecek bu kültür varlıklarının tekrar asıl amaç ve işlevleri doğrultusunda değerlendirilmeleri, onların gelecek nesiller ile kurabilecekleri ilişkinin en sağlıklı şeklinin bir göstergesi durumundadır. Bu vakıf kurumu içerisine alınabilecek sistemin kurucusu, koruyucusu ve kollayıcısı durumundaki akarların hem vakıfları hem kendilerinin elzem bir vakıf şartıdır.

Literatur amac hipotez25 12 2017  
Literatur amac hipotez25 12 2017  
Advertisement