Issuu on Google+


İÇİNDEKİLER

3

Önsöz

5

Genel Tur Haritası

6

İstanbul - Büyükderbent

10

Büyükderbent - Göynük

23

Göynük - Sülüklügöl

37

Sülüklügöl - Abant

46

Abant - Bolu

50

Bolu - Yedigöller

58

Yedigöller - Düzce


ÖNSÖZ

2011 yılının Ekim sonunda Abant gölü ve Yedi gölleri kapsayan bir bisiklet turu yapıp sonbaharın güzelliklerini gözlemleyip fotoğraflamayı amaçlamıştım ama hava şartları nedeniyle iptal etmek zorunda kalmıştım. Bu turu 2012 yılının Mayıs ayında yapmaya karar verip kış boyunca internette araştırma yapıp şekillendirdim. Sonunda tura İstanbuldan başlayıp Sakarya gölünden sonra Göynük üzerinden Çubuk gölü, Sünnet gölü, Sülüklü göl, Karamurat gölü, Abant gölü, Gölköy Baraj gölü, Gölcük, Yedigöller ve Hasanlar Baraj gölünü gördükten sonra Düzcede bitirmeyi kararlaştırdım. Bu kadar çok gölü göreceğimiz içinde tura Göller Turu adını verdim. Bu turdan bizler çok keyif aldık. Eminim sizde keyif alacaksınız. Turu bisikletle, motosikletle, araba ile veya otostop ve treking karışımı şeklinde gerçekleştirebilirsiniz. Yörenin son baharda kızılın ve sarının her tonunu görerek, ilkbaharda yeşilllikler ve iliklerinizi ısıtan güneş altında ayrı keyifler yaşarsınız. Orhan KILIÇ 24 Kasım 2013 Pazar, İstanbul


GENEL TUR


R HARİTASI


İSTANBUL - BÜYÜKDERBENT 12 Mayıs 2012 Cumartesi Geçen yıl Ekim ayında gerçekleştirmeyi planladığım turu hava şartları nedeni ile Mayıs ayına ertelemeye karar vermiştim. Tura Kaçkarda zorluklara birlikte göğüs gerdiğimiz Uğur ile sevgili Erdal katılmaya karar verdiler. Uğur’u cezbeden turun memleketi olan Göynükten geçecek olmasıydı. Erdal ise daha önce düzenlediğim turlardaki fotoğrafları izleyip iç geçirdiğinden bu sefer o karelerde

maceranın içinde yer almak istedi. Erdal annesini hava alanına bırakacağı için Derbent’e araba ile gelecek ve tura Derbentten başlayacak. Hafta boyunca hava tahminleri turun yağışlı bir havada gerçekleşeceğini bildirdikleri için Erdal’a yağmura yakalanırsak yoldan bizi almasını söyledim. Sabah 07:00 de Samatya hastanesinin önündeki otobüs durağında Uğurla buluşmak için yola çıktım. Durağa gelmeden birisinin seslendiğini duyup durdum. Uğur ara sokaktan çıktı.


Eminönündeki Kadıköy iskelesine geldiğimizde karşıya geçmek üzere geminin gelmesini bekleyen bizden başka da bisikletliler vardı. Arkadaşlar Büyükçekmece Bisiklet Kulübündenmiş. O kulüpten tanıdığım genç arkadaşlarım var. Arkadaşlardan birisi ile kısa bir sohbet yaptık. Delta Bisikletin Anka-

ra yarışına katılmak için gidiyormuş. Rotamızı öğreninde Boludan Bileciğe bu rotanın bir kısmını tersten yaptığını ve çok keyif aldığını söyleyince ne kadar isabetli bir tercih yaptığıma bir kez daha karar verdim. Umarım bizde aynı keyfi, hatta daha fazlasını alırız. Kahvaltımızı gemide yaptık.

Kadıköyde gemiden indik. Tur buradan başlıyordu, buda bu günkü yol haritamız. http://www.mapmyride.com/tr/kosekoy-kocaeli/istanbul-b-y-kderbent-route-62754564


Sahil yoluna ulaştığımızda bisiklet yolunda sürmeye başladık. Guruplar oluşturan yol bisikletçileri yanımızdan peş peşe geçip gittiler. Gerek refah seviyesinin daha yüksek olması, gerekse bisiklet yollarının benim yaşadığım yakaya göre fonksiyonel olması ndeniyle bu yakada bisiklete ilginin daha fazla olduğu kesin. Uğurla keyifle pedal çevirirken yanımıza gelen yol bisikletli birisi Kemal yok mu diye sordu. Kendisi ile tanıştık, adı Sedat Gökçekti. Sedat’ı forumdan ve blogumun izleyicisi olmasından dolayı sanal ortamdan tanıyorum. Bir süre birlikte sohbet ederek yola devam ettik. Sedat yanından geçen arkadaşları ile antrenman turu yapmak için izin istedi. Bir fotoğraf çektirelim öyle gidersin dedim. Fotoğrafın ardından Sedat guruba yetişebilmek için hızla yanımızdan uzaklaştı. Tuzlada bisiklet yolunu bitirip D 100 kara yoluna çıkıp yoğun trafiğin yanından yola devam edip Gebzeye geldik. Uğurun derdi gelişi ile 1 kişi artan Gebzenin nüfus bilgisini düzeltmek. Yol güzel ama trafik nedeniyle keyif vermiyor. Kavşaklarda dikkatli olmak gerekiyor. Arada bir kısa ve yumuşak yokuşlarla kademe kademe yükseliyoruz. Fazla zorlanmadan Tavşancıl kavşağına geldik. Ballıkayalara gitmek isteyenlerin buradan sağa sapması gerekiyor. Dilovasına harika duygular içinde adeta süzülerek indik. Yolun devamında Körfezde bir benzincide su molası, İzmit girişindeki Kipada ise yemek molası verip Erdala yerimizi söyledik. Evde insan var beni beklemeyin siz benden önce varacaksınız dedi. Şimdilik tren seferleri durdurulduğundan kullanılmayan İzmit tren garına geldiğimizde telefonum çaldı. Arayan Antalyadan dostum Ömer Yıldızdı. İstanbula gelmiş beni arıyordu. Kendisi ile görüşemediğime çok üzüldüm. Nedense bu tür işler hep olmadık anı kollar. Örneğin gün boyu çalmayan telefonum ellerim kirliyken veya merdiven tepesine çıktığımda çalar.


Makinemi alan Uğur ben telefonla konuşurken durmadan fotoğraf çekip duruyor. Bir türlü rahat durmuyor.

Eve geldiğimizde Erdal henüz gelememişti. Gün sonunda yaptığımız yol 127 km.

Ve pedal çevirme süremiz 6 saat 7 dakika. Yarın Erdalın da katılımı ile 3 silahşörler edası ile birlikte pedal çevireceğiz.


BÜYÜKDERBENT - GÖYNÜK

13 Mayıs 2012 Pazar Dün kat ettiğimiz parkur turun son gün kat edeceğimiz parkurdan sonraki en kolay gün olmasına karşın erken kalkıp bir an önce yola çıkma düşüncesi ile yattık. Turun ilk gününü ıslanmadan tamamlamıştık ama gece boyunca yağan şiddetli yağışın sesi ile sık, sık uyandım. Yağmurun sesini ve gök gürültülerini duydukça umutsuzluğa kapılıp yarın da buradayız sabah erken kalkmama gerek yok diye düşündüm. Sabah kalktığımda hava açıktı. Bulutlar adeta bizim önümüzü açmak için bütün yüklerini gece bırakmışlardı. Benimde temennim yağmur yağacaksa gece yağması yönündeydi. Kahvaltımızı yapıp bir an önce yola çıkmak için hazırlıklara koyulduk. Artık yola çıkmaya hazırız.


Bu günkü yol haritamız. http://www.mapmyride.com/tr/goynuk-bolu/b-y-kderbent-g-yn-k-route-62636070

Bu günkü turda Geyveden sonra ciddi rampalar bizi bekliyor. Tura başlamadan Mapmyride da hazırladığım haritaların tırmanış bilgilerini PDF formatına çevirip telefonuma yükledim. Böylece hangi kilometrede kaç kilometrelik, hangi eğimde, hangi yükseklikten hangi yüksekliğe tırmanış yapacağımı görebiliyorum. Bu turdaki birinci gölümüz olan Sapancayı görmek üzere sakin ve sessiz yolda keyifle

göl kıyısına doğru pedal çevirmeye başladık. Sapanca gölü kenarına geldik. Hava puslu olduğundan karşı kıyı net olarak seçilemiyor. Sakaryaya geldik ama şehir merkezine girmeden Bilecik yönüne devam edeceğiz. Yolda yeteri kadar emniyet şeridi var ve belli etmeden hafifçe yükseldiğimiz bu yolda bisiklet sürmek çok keyifliydi ama ilerideki kara bulutlar bizi tehdit ediyor. Bendeki hava durumu programına göre sabah 09:00


da çisenti, 14:00 te ise 1 saatlik sağnak yağış görünüyor. Tıpkı bir gün önce olduğu gibi tahminlerin yanılmasını umuyor ve diliyoruz. Bu yolda rahat bir sürüşle 50. kilometreyi geçip Ali Fuat Paşaya yaklaştık. Benzin istasyonunda ilk molamızı verdik. Uğurda açlık belirtileri başladı. Yolda gelirken 9 kilometre

sonra bir tesiste 15. kuruluş yılı nedeniyle indirimli yemek reklamı görmüştüm Uğura 5 kilometre daha dişini sıkmasını söyledim ve yola çıktık. Bundaki amacım yağmur başlamadan olabildiğince yol alıp yağmurun dinmesini beklerken de yemeğimizi yemek. Yeniden yola koyulduk.


Moladan çıktıktan birkaç yüz metre sonra gördüğümüz yol tabelası sağa sapacağımızı işaret ediyordu. Bu durumda indirimli yemek fırsatı başka bahara kaldı. Bendeki notlara göre 11 km uzunluğunda bir yokuşa başlamak üzereydik ve yokuş karşıda göründü. Yokuş başında karşımıza çıkan tabelada Taraklı 35, göynük 64 kilometre olarak görünüyordu. 11 kilometrelik yokuş az sonra şaşırtıcı biçimde bitti ve iniş başladı. Sağa ayrılan yol Geyveye gidiyordu. Geyve yolun hemen kenarında ve buradan sapıp Geyveye girerseniz ilerideki çıkıştan yeniden bu yola bağlanabiliyorsunuz. Sapaktan biraz içeri girip tabelayı görüntüledim. O arada Uğur ile Erdal da sapağa geldiler. Geyveye uğrayalım mı dedim ama arkadaşlarım devam edelim deyince Geyveyi uzaktan görüntülemekle yetindim. Geyve kavşağında yol tek gidiş ve gelişe döndü ama trafik çok az olduğundan herhan-

gi bir rahatsızlık yaşamıyoruz. Nihayet önümüze çıkan tırmanma şeridi işareti beklediğimiz yokuşun müjdesini verdi. Erdalın ayağı ağrımaya başladı, siz beni beklemeyin devam edin ileride buluşuruz dedi. Herkes kendi temposuna göre yokuşu çıkacak. Biraz yükseldikten sonra kıvrılarak yükselen yolu görüntülemek için durdum. Taraklıya 25 kilometre yolumuz kaldı yani bu yola saptığımızdan beri 10 kilometre yol almışız. Bende kilometre sayacı olmadığından yokuşun kaçıncı kilometresinde olduğumu bilmiyorum. Fotoğrafı çekerken yağmurda başladı ama fazla şiddetli olmadığından yağmurluk giymeden devam etmeye karar verdim. Nasılsa yağmurluk giysem bu sefer de terden ıslanacaktım. Hava iyice karardı ve az sonra da yağmur hızlandı ama inat ettim yağmurluğumu giymeyeceğim. Bu gün yağmurdan sırıl sıklam olmak istiyorum. Allahtan yağmur kısa süre sonra yeniden yavaşladı.


Yokuşun sonuna doğru Uğur yetişti. Erdalı beklemek için yol kenarındaki kapalı durağa girmiştik ki Uğur 700 metre aşağıda Tarzan Alinin alabalık tesisi varmış Erdalı orada bekleyelim dedi ve yola çıktık. Tam bu sırada telefonum çaldı arayan Erdaldı ben sizi geçtim devam edin dedi. Nasıl yani uçmadın ya

deyince yolda durumunu gören bir panelvan şoförünün ters istikamete gitmesine rağmen dönüp kendisini alıp az ilerideki alabalık tesisine indirdiğini söyledi. Bu arada da yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Bu gün bütün dileklerim kabul oluyor, yokuş aşağı hızla inip lokantaya ulaştık.


Lokantaya geldiğimizde çantamdan kuru giysi ve havlu çıkarıp tuvalette kurulanıp üstümü değiştirdim. Üstümden çıkanları sıkıp sandalyenin arkasına astım. Biz kiremitte pişirilmiş nefis kaşarlı alabalıklarımızı yerken yağmur da durdu. 1,5 - 2 saatlik molanın ardından nasılsa üzerimde kurur düşüncesi ile yeniden ıslak giysilerimi giydim ve yola çıktık. Az ileride harika bir iniş bizi bekliyordu yokuşun ortalarında gördüğüm güzelliklere daha fazla dayanamayıp fotoğraf çekmek için durdum. Her yer göz alabildiğine yeşil. Şehrin gürültüsünden, beton yığınından ve pis havasından kurtulduğum için çok mutluyum. Yanımdan hızla geçen Uğur 68 kilometre diye bağırarak hızını söyledi. Çocuklar gibi şendik. Taraklı sapağında durdum. Uğurda geldi bir çay içip Erdalı beklemeye karar verdik.


Yol Taraklının içinden geçiyor diye düşündüğümden tepeden Taraklının fotoğrafını çekmedim. İçeri girelim önerime Uğur sıcak bakmadı. Maalesef sizlere Taraklı ile ilgili görüntü sunamıyorum. Aslında bunun nedeni birazda bezginlik. Bu günkü yol benim notlarımda 103 km görünüyordu. Ali Fuat Paşadan saptıktan sonra karşımıza çıkan tabeladan yolun 129 km yi bulacağını öğrendik. Uzun bir aradan sonra yüklü bisikletler ile o yokuşu çıkmamız, yağmurdan ıslanmamız, ilerideki kara bulutlar ve daha önümüzde 3,5 km lik daha sert bir rampa ile Göynük e girecek olmamız bitse de dinlensek havasına girmemize neden oldu. Hepimiz yorulduk. Yol kenarında çay içtiğimiz bu küçük fakat şirin ve son derece bakımlı tesiste alabalık dahil yemekte yiyebiliyorsunuz. İşletmecisi temiz yüzlü genç bir arkadaş. Dışarıdaki verandanın direğine çocukluğumda kullandığımız gaz lambaları ile süslemiş. İçeride ayrıca yöresel ürünlerde satılıyor.

Bala benzettiğimiz çam reçelinden almadığımıza sonradan çok pişman olduk. Çamın küçük kozalaklarından ve yeni sürgün veren uç yapraklarından yapıyorlarmış. Yolunuz buradan geçerse yemeğinizi burada yiyecek şekilde zamanınızı ayarlamanızı öneririm. Çaydan sonra bir an evvel Göynük e ulaşabilmek için yola çıktık. Göynük e artık 10 km kadar yolumuz kalmıştı. Uğur ile birlikte bir kavşakta durduk az ilerideki bir evin önündeki insanların çay teklifine ise çok sevindim. Çayın ardından ben Erdalı beklemeye karar verip Uğuru Göynükte evinde kalacağımız tanıdığını bulmaya yolladım. Biraz sonra da Erdal geldi. Erdalda dinlendikten sonra yeniden yoldaydık. Yol düz olmasına rağmen pedallara basamıyorum. Nedense bu gün çok yoruldum. Gitmiyor adeta yerde sürünüyorum. Nihayet yokuş göründü ama tabela yokuşun 7 km olduğunu gösteriyor. Bu bilgi moralimi daha da bozdu. Bu yokuş bu performansla nasıl bitecek


bilmiyorum. Aklımdan inip yürümek bile geçiyor. Bu ruh hali ile yavaş yavaş pedal çevirirken yanımdan geçen eski model yeşil bir jip az ileride durdu. Acaba Erdalı mı aldılar düşüncesi ile jipin yanına gelip durdum. İçinde sürücü ile annesi vardı. Arkadaş bir otomotiv firmasında kalite kontrol bölümünde çalışmış. Bende zamanında otomotiv yan sanayinde çalıştığımdan sohbet bir süre bu eksende sürdü sonra turlar hakkında konuştuk. Jipin arkasındaki boruya tutun yokuşun başına kadar seni çıkarayım teklifinde bulundu, kabul etmedim. Arkadaki arkadaşımızı alsaydınız keşke dedim. Bazen insanın basireti bağlanıyor her halde istese de yardım edemiyor. Bu arada yokuşun 5 km olduğunu öğrendim. Tutunma teklifini yeniden geri çevirdim. Arkadaşlarım pedal çevirip emek harcayarak ter dökerken benim kolay yoldan tepeye ulaşmamın onlara karşı bir saygısızlık olacağını düşündüm. Üstelik bu yola kimse beni zorla çıkarmadı, kendi isteğimle bu rota-

yı seçtim. Daha sonra teklifi geri çevirdiğimi söylediğim Uğur abi ne diye kendine eziyet ediyorsun ben olsam tutunurdum dedi. Jip gitti bende o kısa soluklanmadan kazandığım enerji ile yeniden pedallara yüklendim. Uğur aradı Göynükte tanıdığını bulmuş. Otelde kalacağımızı söyledi. Tanıdığı Suatın tavuk çiftliğine gittiğini dönüşte Erdalın eşyalarını alıp yükünü hafifleteceğini söyledi. Sonunda yokuşun sonuna doğru Göynük göründü. Göynük dağların arasındaki bir çukura kurulmuş. Bu fotoğrafı çektikten sonra yolun kenarında duran arabadan başını dışarı çıkaran bir genç eşyalarımı vermemi söyledi. Teşekkür edip yokuş az ileride bitiyor dedim. Erdalın eşyaları arabadaydı. Sonunda kabus bitti ve Göynük e geldim. Yolun solundaki durakta oturup Erdalı beklemeye başladım. Duraktaki iki gençle her zamanki zor olmuyor mu, yorulmuyor musun sohbeti yaparken Erdal geldi.


O da benim gibi çok yorulmuş. Göynükte yeni yapılan binalarda eskilere benzer mimaride yapılıyorlar. Göynük girişinden dik bir yokuşla aşağı inerken ertesi gün bu yokuşu yeniden çıkacağız diye kara kara düşünmeye başlamıştım. Sonradan bizim gideceğimiz yolun Göynük ün içinden geçen yol olduğunu öğrenip rahatladım. İnişin sonundaki kısa çıkışla göynük merkezine ulaştık. Kalacağımız otele giderken neredeyse gördüğüm her evi fotoğraflıyordum. Eski bir konağın tadilatla butik otele dönüştürüldüğü Akşemsettinoğlu konağına yerleşip duşumuzu aldık ve Göynük'ü gezmeye başladık. İlk durağımız ilçenin tepesinde bulunan ve Osmanlı zamanından kalan zafer kulesi. Yürüyerek yokuş çıkmak meğer ne kadar zevkliymiş. Uğur çok yorulduğunu söyleyip kuleye çıkan sokağın başında kaldı. Bunun bir nedeni de Göynüklü olması diye düşünüyorum. Kulenin yanına geldiğimizde kapısının kilitli olduğunu gördük. Ev sahibimiz


Suat Bey daha önce serbest olduğunu ama yıpranıp tahrip edildiği gerekçesi ile kapatıldığını söyledi. Buradan Göynük ün hemen hemen tamamını görebiliyorsunuz. Aşağı indiğimizde Uğuru bir sandığın üzerine oturmuş bizi beklerken bulduk. İlk kez gülümsemiyordu, onunda çok yorulduğu

yüzünden belli oluyordu. Göynük gezisine devam ettik. Yöresel ev yemekleri yapan çok hoş bir lokantada Göynük yemeklerinin tadına baktık ve çok beğendik. Ardından çay içmek için bir çay bahçesine gittik. Tavan işlemesindeki güzelliğe ve sanata dikkatinizi çekerim.


Göynükte özgün mimari dışında bina yapmak yasaklandığından tarihi Göynük ziyor ve göze hoş geliyor. Büyük kentlerdeki herkesin kafasına göre yaptırdığ gece ışıklandırılması kasabaya ayrı bir hava katıyor.


k evleri mimarisi bu gün de varlığını sürdürüyor. Evlerin hepsi birbirine benğı çarpık yapılaşmaya burada rastlanmıyor. Meydandaki binaların bazılarının


Karnımız doyunca biraz kendimize gelmişiz. Az sonra telefonum çaldı arayan annemdi. Neredesin diye sordu. Göynükteyim. Gölcükte misin ne işin var Gölcükte? Yok anne Göynükteyim, Göynükte. Ne işin var Göynükte? Bisiklet turundayım. Allah akıl fikir versin sana, sen ne biçim bir evlatsın, senin annen, ailen, çocukların yok mu? Bu gün anneler günü eller bile aradı anneler günümü kutladı sen aramadın. Evladım var mı yok mu belli değil. Annem haklıydı sabah yola çıkarken aklımdaydı ama yorgunluktan unutmuşum. İçimden anne boş ver sen Kapitalistlerin uydurduğu günleri, Kapitalizmin oyununa gelme demek geldi içimden ama diyemedim. İçini döken annem rahatlayıp turla ilgili

sorular sordu. Ne zaman döneceksin? Kaç gün sürecek gibi. Sonunda işi tatlıya bağlayıp telefonu kapattım. Göynükte yaşayanlar tarımdan ellerini iyice çekmişler. Burada tavuk yetiştiriciliği ön planda ve herkesin işi olduğunu öğrendik. Burada gelir düzeyi yüksektir onun için halk turizme önem vermiyormuş. Göynükte bir film çekilmiş yapımcılar figüran bulamadıklarından dışarıdan otobüsle figüran getirmiş. Kimse dönüp artistlere bakmadı bile diyor Suat Bey. Bu gün yaptığımız toplam yol 120 km. Pedal çevirme süresi 7 saat 6 dakika. Yarınki yol daha kısa ve sürekli iniş görünüyor. Nihayet rahat bir gün geçireceğiz. Erdalın ağrıları sürüyor tura devam edip etmeyeceğine sabahki durumuna göre karar verecek.


GÖYNÜK - SÜLÜKLÜGÖL 14 Mayıs 2012 Pazartesi

Sabah kalkıp konağın içinde birkaç fotoğraf çektim. Konakta kalan birkaç kişiden başka kimse yani yönetici, servis elemanı yok. Bize dış kapının bir anahtarını verdiler girip çıkabilmemiz için ve bu insanda kendi evinde konaklıyormuş duygusu veriyor. Görevliler Göynük merkezdeki ana oteldeler. Eşyalarımızı alıp otelin önüne çıktık. Bisikletlerimizi yükleyip kahvaltı için otele doğru yola çıktık. Hava sısliydi ve Göynükte sokaklar boştu. Göynükte bu gün pazar kurulmuştu ama bizim alışveriş yapacak durumumuz yor. Zamanım olsa pazarı gezip yöreye ait neler

satılıyor görmek isterim. Kahvaltı sonrası Erdal su alıp banka ATM sinden para çekti ve hafif yokuşta sağ ayağımla pedala yüklenip hareket ettim ama o anda sağ dizimde ciddi bir ağrı başladı. Yolda geçeceğini umarak devam ettim. Erdal sadece Çubuk ve Sünnet göllerine çıkacağız sonrasında sürekli ineceğiz bilgisini benden alıp yola devam etmeye karar verdi. Kaldığımız otelin işletmecisi turizm gönüllüsü, doğa aşığı Zeynel Beye bizlere gösterdiği ilgi için çok teşekkür ederim. Göynük mutlaka gidilmesi, görülmesi gereken çok güzel bir yer. Bir hafta sonu Göynük'e gidin ve insanların gözlerinin


ışıltısını, ne kadar güzel güldüklerini, hangi kapıyı çalsanız sofraya kabul edilip ağırlanacağınızı, asla sokakta kalmayıp mutlaka birisinin sizi eve alıp altınıza mis gibi kokan sakız gibi çarşaf serilmiş bir yatak sereceğini

gözlerinizle görün. Göynük yöresel yemeklerinden tatmadan asla dönmeyin. Bu günkü yol haritamız: http://www.mapmyride.com/tr/goynuk-bolu/ goynuk-suluklugol-route-71537352


Göynükten çıkarken yola fazla dik olmayan güzel bir yokuşla başladık. Yaklaşık 6 km sonra Çubuk gölü sapağına geldik. Burada yer yer daha sert bir yokuş çıkacağız. Yol son derece sakin ve doğayla iç içe. Bir tarafımızda yol kenarında berrak bir su akarken diğer tarafta ise bir dere akıyor. Kuş seslerini söylemeye gerek yok. Birkaç küçük çaplı kö-


pek saldırısını Uğurun kararlı tutumu sayesinde kolayca atlattık. Yanınızda Uğur varsa

sizin köpekleri düşünüp tedirgin olmanıza gerek yok. Köpekler sizi düşünüp tedirgin


olsunlar. Yaklaşık 13 km sonra Çubuk gölüne geldik. Yolun en sert kısmı göle yaklaştığınızda aniden yükselen yerdi. Biz fotoğraf çekerken Erdal da geldi. Karşıda görünen yapılar yel değirmenleri. Bu yapılar bir kaç yıl önce çekilen bir dizi nedeni ile yapılmış ve dizi tutmayıp yayından kaldırılınca da burada bırakılmış. Göle ayrı bir hava vermişler. Yalnız galiba bu yapılarda yaşayanlar var çünkü bacası tütüyor. Dünkü yağmurdan sonra gözümüz bulutlarda. Her an yağmura yakalanmaktan tedirginiz. Fazla zaman kaybetmeyip sünnet gölüne gitmek için geri döndük. Dana sonra internette araştırma yaparken buradan

Sülüklü Göle yol olduğunu öğrendim ama eğer buradan Sülüklügöle gitmeye karar verirseniz yanınızda mutlaka GPS cihazı olsun ve mutlaka Çubuk köyünde yaşayanlardan bu konuda bilgi alın. Çubuk köyü sapağından Mudurnu yoluna çıkıp az ilerledikten sonra karşımıza bir doğa oteli çıktı. Az önceki bulutlar yerlerini yakıcı bir güneşe bıraktı. Dizimdeki ağrı devam etse de doğada olmaktan mutluyum. Tekrar yükselmeye başladık ama ne gam çevre o kadar güzel ki her şeyi unuttum. Ve sonunda Hacıayaz geçidine ulaştım. Bu fotoğrafı sevgili Serkan'a ithaf ediyorum. Tabela Sünnet gölünü 16 km olarak gösteri-


yor ve buradan daha da yükseleceğiz. Uğurda geldi. Erdalı biraz daha bekledikten sonra geçitte sert esen rüzgardan üşümeye başladım. Uğur sen devam et dedi. Beni bu yokuşlu yolda Erdalın 16 km yolu nasıl alacağı düşündürüyor. Dizinin daha da kötüleşmesinden korkuyorum. Ben hareket ederken Erdal da geliyordu. Biraz sonra onlarda peşimden gelecekler.

Çok hafif bir yokuşla 1200 metreye ulaştığımda yol aniden alçaldı. Kozcağız köyünün Köstebek mahallesine geldim. Köyde insan görünmüyordu. Tesadüfen rastladığım yaşlı bir kadın karşıdaki tepeye çıkıp sola baktığımda gölü görebileceğimi söyledi. Önümde bir yokuş daha beni bekliyordu. Henüz yokuş bitmedi ama çıktığım yolu görüntülemek için durdum.

Yokuş bittiğinde 1290 metredeydim. Bundan sonra karşımda iniş var ama birde bu yoldan dönmek düşüncesi insanın canını sıkıyor. Sol tarafta henüz göl görünmüyordu ama birkaç metre bile gidemeden gölü gördüm. Bir an önce göle kavuşmak için kendimi yokuş aşağıya saldım. Sünnet köyü sapağında sol tarafa göle ayrılan yola sapmamla yol bozuldu. Çamurda buradan geçmek zor olur. Sonunda göle ulaştım. Gölün kenarında bir otel var. Burada konaklamanız, yemek yemeniz ve yan taraftaki masalarda piknik yapmanız mümkün. Etraf

pırıl pırıl. Manzara bir tablo kadar muhteşem. Saat öğleni geçiyordu. Uğur ve Erdal gelince yemek için otelin lokantasına girdik. Önceki gün yolda alabalık yediğimizden menüdeki alabalık ile hararet yapacağı için köfte ve sucuğu da eleyince geriye tavuk seçeneği kaldı. Menüde her biri 13 TL idi. Biz yola çıkarken Uğuru kasa yapıp 50 şer TL verdik harcamaları Uğur yapıyor, para bitince haber verecek yeniden kasaya para vereceğiz. Tavup pirzola, salata ve içecekten olan yemekle karnımızı doyurduk. Tavuk pirzolanın şimdiye kadar yediğimiz en iyi ve lezzetli pirzo-


la olduğu konusunda fikir birliğine vardık. Yolunuz düşerse mutlaka yiyin. Mekanda ilginç şişelere doldurulmuş turşularla dekor oluşturulmuştu. Otel işletmecisinden başka bir yol olduğunu öğrendik. Asfalt olan bu yoldan yokuş aşağı inerek 4 km sonra Göynük Bolu asfaltına çıktık. Sülüklügöl için alışveriş yapmak üzere yoldaki bir bakkalda durduk. Meteoroloji biz İstanbuldan yola çıkmadan Salı günü için 8 saat sağnak yağış uyarısı yapıyorlardı. Onun için yanımıza 2 günlük yiyecek ve ekmek alacağız. Bakkalda beyaz peynir olmadığını öğrenince malzemeyi Taşkestiden almaya karar verdik. Mudurnu yoluna çıkınca sola dönüp Akyazı istikametinde devam ettik. Yol iniş olmasına rağmen karşıdan esen rüzgar nedeni ile pedal çevirerek bile güçlükle ilerleyebiliyoruz. Rüzgara dönüştede aynı ilgiyi bekliyoruz diyorum.


Sünnet Gölünden ayrılmadan önce son bir fotoğraf.

Taşkesti girişinde Erdalı beklemek için durduk. Erdalın gelmesi ile hep birlikte Taskestiye girdik. Gideceğimiz yönde kara bulutlar var. Yağmur geliyor durmadan devam etmeyelim dedim. Gerekirse burada çadır kurarız. Beyaz peynir, kaşar peyniri, zeytin ve ekmek aldığımız market sahibine Sülüklügöle gideceğimizi söylediğimizde çok dik bir rampası var bu bisikletlerle çıkmanız zor ayrıca orada şimdi sis vardır deyince karşımızdaki karaltının sis olduğunu anlayıp rahatladım. Bu günkü 3 göl olan Karamurat gölünü görüp son gölümüz olan Sülüklü gölde konaklamak için yola çıktık. Herkes kendi temposunda sisin arasında Kara Murat a doğru tırmanmaya başladık. Buranın insanlarıyla konuştuğumuzda ağız birliği etmişcesine çingen mahallesinden geçeceksiniz diye yolu tarif ediyorlardı. Sonunda bunun nedenini anladık. Burası Romen vatandaşların yaşadığı bir mahalleydi. Evlerin çoğu terk edildiklerinden boştu. Yaşanı-


lanlarsa çok bakımsızdılar. Uğur yaşlı bir Romene yolu sordu. Doğru yoldaydık ama adam Sülüklügöle çok dik bir yokuşla çıkıldığını ve oraya bisiklet ile çıkamayacağımızı söyledi. Benim hazırladığım haritaya göre bu yokuştan sonra başka yokuş yoktu. Nereden çıkmıştı bu yokuş. Uğur abi ne yapacağız çıkamazsınız diyor deyince boş ver sen onları, abartıyorlar çıkarız dedim. Sis etkisini daha da arttırdı. Karamurat köyüne ayrılan yolun kavşağında yokuş bitti. Göz açıp kapayıncaya kadar aşağı indim. Hızla giderken son anda Sülüklügöl tabelası dikkatimi çekti. Uğur ile Erdalın geçip gitme ihtimaline karşı durup beklemeye başladım. Uğur telefon etti. Karamurat kavşağını geçmiş, aşağıda beklediğimi söyledim. Bir süre sonra Uğur geldi. Abi yokuş 9 km biliyorsun Kaçkarda bu mesafeyi 1 günde çıkabiliyorduk hava kararmadan nasıl çıkacağız dedi. Merak etme çıkarız dedim. Erdalı aradık çıkışı bitirmiş oda geliyordu.

Erdalda geldikten bir süre sonra hareket ettik. Başlangıç çok dikti. Birkaç pedaldan sonra pes edip bende indim ve bisikleti itmeye başladım. Az sonra diklik azaldı ve yeniden bisiklete bindim. Başka yol olmadığı için yukarıda buluşmak üzere herkes kendi başına çıkmaya başladı. Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı ben arabaların lastik izlerinin çok oldu-

Burada iri salyangozlar yağmurla ortaya çıkmışlar. Bir gün bu salyangozu haşlayıp tadına bakmak istiyorum. Eminim çok güzeldir.


ğu soldaki yoldan devam ettim. Uğur arayıp yolu sordu soldan devam et dedim. Ben yanlış yola girdiysem onlarında aynı yanlışa ortak olmaları kaçınılmaz. Yol toprak ve eğim fazla ama şimdilik çıkabiliyorum. Yanımızda bir dere akıyor. Kendimi Barhaldan Yaylalara gidiyor gibi hissettim. Kısa fotoğraf molaları ile soluklanıyorum. Girişteki tabelasından 2 km ileride olduğunu öğrendiğim balık çiftiğini geçtim. Bir süre sonra gözüme giren terlerimi silmek isterken dengemi kaybedip düşmekten son anda kurtuldum. Biraz daha sürmeyi denedikten sonra pes edip indim. Gözlerim kararıyor, başım dönüyordu. Yanıma kek, tatlı gibi yiyecekler almadığım için kendime çok kızdım. Enerjim bitmişti ve yanımda balık konservesinden başka bir şey yoktu. Önümde 4 km kadar yol kaldığını düşünüyorum. Durup kaslarımı soğutmaktansa yürüyüp bisikleti itmeye karar verdim. Yola devam ettim. İleride bir çeşme-

nin yanında bir düzlük ve sola dönen bir yol vardı. Her ihtimale karşı yanlış yola sapmamaları için 3 taşı üst üste koyup yolu işaretledim. Geçen yıl Kaçkardan bu işaretlere alışık olan Uğur bunun anlamını bilir. Yol dahada bozuldu ve dikleşti. Burada yürüyerek bisikleti itmek bile çok zordu. Sürekli altimetreye bakıp yokuşun nerede biteceğini tahmin etmeye çalışıyorum. 400 metre yükseklikten başlayan tırmanışımız devam ediyor. Hedefe ulaşmadan durmamaya karar verdim. Arada kısa su molaları dışında bisikletimi itmeye devam ettim. Üzerimdeki naylon yağmurlukta çok su kaybetmeme neden oluyordu. Geçte olsa yağmurluğu çıkardım. Sonunda Sülüklügöl tabelası göründü ama yokuş 1.5 - 2 km daha devam etti. Sisler arasında sonunda göle geldim. Altimetrem 1090 metreyi gösteriyordu. Bisikletimi bir ağaca dayayıp göl kenarına çadırımı kurmaya indim. Böylece Uğur bisikleti görüp yerimi tahmin edecekti. Gölün karşı kıyısını sisten hayal meyal görebiliyor-


dum. İşimi bitirip eşyalarımı yerleştirirken Uğur geldi. Hava sisinde etkisi ile iyice kararmıştı. Abi alıp başını gidiyorsun aşağıda çeşmenin yanında kamp kurup yarın buraya çıkıp inebilirdik diye sitem etti. Derenin yolla aynı hizada aktığı yerden su almak için boş pet şişe ve çaydanlığı alıp Uğurun yanından ayrıldım. Amacım Erdalıda bulmak. Çakallar uluyordu. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum ama epey sonra karşıdan gelen ışık hüzmesi ile rahatladım. Gelen Erdaldı. Ne kadar var dedi fazla değil dedim cesaretini kırmamak için. Çok yorgundu. telefonunu düşürdüğünü fark edip yolun başına dönüp tekrar geri çıkmış. Yolda dereden suyu doldurdum. Bisikletimi dayadığım ağacı tarif ettim ve arka ışığı yakıp kolay bulmasına yardımcı olacağımı söyleyip yola devam ettim. Akşam yemeğini çorba ve makarna ile yapıp hemen yattık.

Çok yorgunduk. Yatarken sis dağılmış, gök yüzü yıldız dolmuştu. Bu güne kadar en çok zorlandığımız günü tamamlamış olduk. Umarım yarın sabah yağmur yağmaz yola devam ederiz. Bu gün yaptığımız yol: 88 km. Pedal çevirme süremiz: 7 saat 31 dakika.. Yolun son kısmı maalesef haritalarda olmadığından hazırladığım harita Tavşansuyuna kadarmış. Son 9 km yi buradaki çok sert eğimi göremediğimden bu kısım hepimiz için bir sürpriz oldu. Bu parkur yarısına kadar bisiklet ile çıkmaya uygun sonrası bırakın yüklü bisikleti boş bisikletle bile çok zor. Çeşme göremedik. Biz atıklarımızı bir poşete koyup çöp bidonuna bıraktık. Belki bidonun yanındaki çöpler vahşi hayvanlar tarafından bidondan çıkarılıp etrafa saçılmış olabilir.


SÜLÜKLÜGÖL - ABANT

Gece boyunca sık sık uyandım. Yan yattığımda bacak eklemimdeki kaslar ağrıyor. SabaGece duş bile almadan yemekten sonra heha karşı şiddetli rüzgar çıktı. Tamam dedim men yattık. Sabah erken kalkıp Abanta erken bununla beraber beklenen yağmurda başlar bir saatte ulaşmayı amaçlıyoruz. Haritayı ha- biz bu gün buradayız. 05:30 da kalktığımda zırlarken Mudurnu üzerinden Abanta gitmeyi rüzgar durmuştu ve gök yüzü açıktı. Göl kıyısında biraz yürüdüm. Günün aydınhedeflemiştim. Taşkestide Abantın 26 km ileride olduğunu gösteren tabela sayesinde bu lanması ile Gölün muhteşem manzarası iyice yoluda alternatiflerimiz arasında düşünmeye ortaya çıktı. Karşımızdaki ağaçlarla kaplı dağ başladık. Eğer Mudurnu üzerinden gidersek adeta dev bir sinema perdesini andırıyordu. Ağaçların sudaki yansıması sanki sizi içine yol uzayacak buna karşın eğim azalacaktı. Taşkestiden Abanta gitmek istersek yol kısa- alıp yutacakmış gibi görünüyordu. Adeta 3 lacak ve eğim artacaktı. Üstelik birisi asfalt- boyutlu film gibi. ken diğeri toprak yoldu. Belkide Sülüklügö- Döndüğümde Erdal ile Uğurda kalkmıştı. lün yolu gibiydi. Hemen kahvaltımızı yapıp yola çıkmak isti15 Mayıs 2012 Salı


yoruz. Yağış olasılığı bizleri endişelendiriyor. Burada mahsur kalıp bir gece daha geçirmek istemiyoruz. Abanta kısa yoldan yani Taşkesti üzerinden gitmeyi kararlaştırdık. En azından Erdalın sakatlığının artması durumunda yürüyerek bile ulaşması mümkün olacak. Erdal Boludan dönmeyi kararlaştırdı. Yolda kopma ihtimalimize karşı herkese birer tane uskumru konservesi verdim. Yarımşar da ekmek paylaştık. Bunun ne ağacı olduğunu bilmiyorum ama çiçekleri çok güzel. Kahvaltıdan sonra hep birlikte hatıra fotoğrafı çektirdik. Erdal Çaymakçur üzerinde çektiğim benzer fotoğrafta makinenin önümüzde duran ota odaklanıp bizi flu çekmesini anımsatıp dikkat etmemi söyledi. Çadırlarımızı, eşyalarımızı toplayıp bisikletlerimize yüklemek için yola çıkardık. Gider ayak gözüm hala gölün muhteşem manzarasında. Sonbaharda burada ayrı bir renk cümbüşü olur. Dünküne göre moralimiz yüksek ve dinlen-

miş durumdayız. Yola çıkmaya hazırız. Erdal dün gece yolda gözlüğünü ve bisikletin elciklerinden birisini düşürdüğünü fark etti. Bu o anda yaşadığımız zorlukların ne derece yüksek olduğunu çok iyi gösteriyor. Normal şartta insan düşen elciği anında hisseder.


Buda bu günkü yol haritamız. http://www.mapmyride.com/tr/mudurnu-bolu/suluklugol-abant-route-94447055 Harita üzerinde Taşkestiden bir süre sonrası ile Abant girişi arasındaki yol gösterilmediğinden bu aradaki çizgiyi rast gele çizdim. Harita size genel bir bilgi vermek için hazırlanmıştır. Önce düz başlayan yol daha sonra dik bir inişe dönüştü. Gerek taşlardan kayıp düşmemek için, gerekse ağır yükün hoplamasıyla bagajın zarar görmesini engellemek için frenle iniyoruz ama avuçlarımda müthiş bir ağrı var. Bir süre sonra


Erdal gözlüğünü görüp almak için durdu. Avuçlarımdaki acıya dayanamayıp daha hızlı inmek için yanından geçmek isterken heybeleri hesaba katmadığımdan heybelerimiz birbirine çarptı ve Erdalın bisikletinin düşmesine neden olmuşum. Yola devam ettim. Avuçlarım ağrımayacak kadar freni sıkarak inmeye başladım. Bacaklarım buz gibiydi. Bunu hissediyordum. Eğimin azaldığı birkaç yerde pedal çevirince sağ dizimde dayanılmaz ağrı yeniden ortaya çıktı. Bu çok can sıkıcı bir durum. Gürcistan turunu nasıl tamamlayacağımı düşünmeye başladım. Ana yola çıkınca durup arkadaşlarımı bekle-

dim. Toplandıktan sonra Karamurat gölünde veya Taşkestide buluşmak üzere yola çıktık. 6 km lik rampayı tırmanmaya başladık. Tepeye ulaşmama az kaldı. Bu arada rampayı çıkmaya başladıktan bir süre sonra dizimdeki ağrının durduğunu fark ettim. Umarım ısınma ile ilgili bir problemdir. 6 km de 340 metre yükselerek Kara Murat Gölüne geldim. Dün adeta yüz görümlüğü istercesine sisin ardına saklanıp bizeden gizlenen göl bu gün bütün güzelliğini cömertçe sergiliyordu. 1 gün gecikmeyle de olsa 5. gölümüzü de gördük. Biraz bekledikten sonra Uğurda geldi. Birlik-

te Taşkestiye doğru pedal çevirmeye başladık. Taşkestiye kadar ineceğiz. Taşkestide kahveye karargah kurup Erdalı beklerken çaylarımızı içtik. Erdalda gelip dinlendikten sonra hadi dedim geç kalmayalım yolcu yolunda gerek. Taşkestinin içinden geçip dış mahalledeki yayla evlerini andıran evlerin arasında ilerlemeye başladık. Uğura kendimi Olgunlarda

hissettim dedim. Yol çaktırmadan hafifçe yükseliyordu, ne kadar yükseğe çıkarsak son bölümde çıkacağımız yükseklik azalacak. Bu şekilde mutlu mesut giderken yol ikiye ayrıldı. Sağ taraftaki yolda Gölcük 4 km yazıyordu. Soldaki tabelada ise pek çok köyün ismi vardı. Sağdaki yol düz devam ediyordu ama topraktı. Soldaki yol ise asfalttı ama


duvar gibi yükseliyordu. Uğurla asfalt yoldan devam etmeye karar verip dik yokuşla mücadeleye giriştik. İleride karşılaştığım çobana yola devam ederken nefes nefese güçlükle Abanta buradan mı gidiliyor diye sordum. Önce diğer yoldan dedi, sonra buradan diye cevap verdi.

Yokuş sanki hiç bitmeyecek gibi geldi. Bir yandan da kendi kendime olsun Abant ile aramızdaki fark azalıyor diye teselli buluyorum. Sonunda yokuş bitti, düz yolda devam edip bir yaylaya geldim. İleride kısa bir yokuşla yol devam ediyordu.


Gökören köyü sapağına geldiğimde gözüme kestirdiğim bir ağaç gölgesinde yemek için mola verdim. Nereye otursam derken Uğur geldi. Buralarda bir çeşme varmış oraya gidelim dedi. Bir kadına sorduk az aşağıda olduğunu söyledi. Bisikletlere atladık git git çeşme yok. Sonunda birisine daha sorduk oda az aşağıda dedi. Nihayet çeşmeyi bulduk. Köylerde sokakta insan bulmakta başka bir problem oluyor. Çeşmenin yanındaki bir sapakta tabelada Abant Güney yazıyordu. Uğura buradan gideceğiz dedim. Taşkestiden beri 13 - 14 km yol gelmiştik yani yolun yarısı bitmişti. Çeşme başında konservelerimizi açtık. çeşmeden doldurduğum pet şişedeki buz gibi suya Kaçkar turundan kalan Tang toz içecekten koyup içeceğimizi de hazırladım. Uğurla birlikte karnımızı doyurduk. Yola çıkmadan Uğur konserve kutusunu Erdala işaret olarak yola koymuştu ki Erdal geliyor dedi. Önümüzden geçen kamyonetin kasasında Erdal önümüzden geçti. Kamyonet geçtikten sonra Uğur eşyalarımızı alsanıza diye bağırdı ama şoför durmadan yoluna devam etti. Bu iyi olmuştu en azından Erdal kendisini kurtarmıştı. Uğura baş başa kaldık fazla kasmadan devam edelim dedim. Erdalın bindiği kamyonet tabeladaki güney yoldan değil diğer yoldan gittiği için bizde peşinden gittik. Dik bir inişle bir anda 65 metre indik ve asfalt yol yandan gelen toprak yolla birleşip toprak olarak devam etti. Yandan gelen yolda Gölcük 4 km diye tabela vardı. Demek diğer tarafta Gölcük tabelasından girseydik toprak yoldan buraya ulaşacaktık ve o kadar yokuşu çıkmak zorunda kalmayacaktık. Buradan itibaren Abanta yükselişte başlıyor. 865 metredeyiz ve yaklaşık 1450 metreye çıkacağız. Karşıdan tomruk yüklü traktörler geliyorlar. Arkadaki romörkteki ikinci kişi yokuşta romorkün frenlerine kumanda ediyor. Araç geçtikten sonra ortalığı keskin bir balata kokusu kaplıyor. Bir ara arkamızdan bir traktör sesi duyuldu. Uğur abi traktör geliyor binelim dedi. Ben-


de bir yandan pedal çevirirken diğer yandan durdurabilirsen bineriz dedim. Sonra motor sesi uzaklaştı. Uğur saptı dedi. Bu noktadan sonra Uğur daha yavaş çıkmaya başladı aramızdaki fark açıldı ve birbirimizi görmez olduk. Bunun nedenini sonra öğrendim Uğur tomruk götüren bir traktörcüyle dönüşte bizi alması için anlaşmış. Km göstergem olmadığından nerede olduğumu ne kadar daha çıkacağımı bilmiyorum. Bende sık sık altimetreme bakıp çıktığım eğime göre tahminde bulunmaya çalışıyorum. Yokuş sertleşti tahminime göre %10 eğim var. Zirvenin 100 metre altındayım. Bu şekilde devam ederse 1 km yolum var diye hesaplamalar yapıyorum. Bir ara eğim azaldı tahminim %5 lik bir eğimi çıkıyorum. 1400 metre yükseklikteyim. Önümdeki yolu 800 metre olarak tahmin ediyorum. Bu şekilde ilerlerken arkamdan traktör sesi duyuldu. Ses gittikçe yaklaştı yolun iyice kenarına yanaştım. Yanımdan geçen traktörün kasasındaki

Göle yaklaştığımızda kışın kullanılan kızaklı faytonları gördük. Hafta arası olduğundan yol kenarında bekleyen gezinti faytonuna Uğur bisikletini koştu.


Uğur gülerek abi az kaldı yokuş ileride bitiyormuş dedi. Bende öyle tahmin ediyordum ve yokuş sağa doğru dönerek biraz ilerleyince bitti. Asfaltta başladı. Kısa bir inişten sonra Uğurun yanına geldim. Önümüzde Abant yaylası uzanıyordu. Abantta kamp yeri sorduğumuz genç bize az önce gördüğümüz yaylayı önerdi. Boşuna 20 TL vermeyin diyerek. Uğur dün gece eğimli arazide kaymaktan uyuyamadım deyip kendine uygun bir yer seçti. Erdalla ben de az yukarıya yan yana çadırlarımızı kurduk. Biz fotoğraf çekip oyalanırken ileriden kara bulutlar belirdi, gök gürlemeye başladı. Tam çadırlarımızı kurmuştuk ki sağnak yağmur başladı. Bisikletteki çantaları kapmamla kendimi çadıra atmam bir oldu. Dışarıda göz gözü görmüyordu. Fırtınadan çadır adeta yere yatıyordu. Bir süre sonra yağmur durunca yeniden dışarı çıkıp çeşmenin yanına gittik. Su çok soğuktu ama 2 gündür yıkanmamıştık. Ter, toz ve


Kamp yerimizin görünüşü. tuzdan kendimizden iğrenir hale gelmiştik. Çaresiz titreyerek suyun altına girdik, giysilerimizi yıkadık. Temizlik faslından sonra yemeğimizi hazırlamaya başladık. Menü çorba ve makarna. Hava yeniden bulutlanmaya başladı. Mudurnu tarafından hava kararırken göl tarafında güneş parlıyordu. Yemekten sonra hava yeniden karardı ve yağmur yeniden başlayınca çadırlarımıza girip erkenden yattık. Bu gün çok şanslıydık. Az farkla ıslanmaktan kurtulmuştuk.Bu gün 52 km pedal çevirdim.


ABANT - BOLU

16 Mayıs 2012 Çarşamba Gece soğuktu. İlk kez bu gece kısa kollu tişörtümün yerine uzun kolu termal içliğimi ve uzun kollu tişörtümü giydim. Sabah kalktığımda hava güneşliydi. Ben çadırımın fermuarını açarken başka bir fermuar sesi daha duydum. Erdal da kalkıyordu. Ardından Uğurda çadırından çıktı. Sanki hepimiz birbirimizi bekliyormuşuz. Bu gün günler sonra şehirde konaklayacağız, canımız ne isterse yiyeceğiz. Benim canım Sülüklü göl çıkışından beri fena halde tatlı istiyor. Dün Taşkestide yediğim dondurma beni kesmedi. Tavşansuyunda çeşme başında yere düşmüş henüz tam olmamış yamru yumru minicik erik tanesini görünce de ekşi erik çekmişti canım ki, ekşi meyveyi hiç sevmem. Erdal çayı hazırlarken Uğurla birlikte yürüyüşe çıktık. Abant sakin ve sessiz, insana huzur veriyor. Su samurlarının yaşam alanına tahtadan yürüyüş yolu yapmışlardı ama biz samur göremedik. Yürüyüşün ardından kahvaltımızı yapmak için çadırların yanına döndük. Erdal ile Uğur toparlanmak için hummalı bir çalışmaya başladılar. Mutfak malzemesi

bende olduğu için en son ben hazırlanıyorum onun için hiç acelem yok. Arkadaşlar gelin çay hazır dedim. Tamam diyorlar ama gelen giden yok. Her ikisi de çadırlarının içinde kıpır kıpır toparlanıyorlar. Birimiz hazırlanmasak hiç birimiz gidemeyiz ve ben henüz hiç hazırlık yapmadım onun için gelinde şu kahvaltı işini aradan çıkaralım dedim. Sonunda geldiler. Kahvaltıdan sonra bende toplanmaya başladım. Hava yeniden kararmaya başladı. Ben havanın açmasını beklemekten yanayım hatta gerekirse burada bir gece daha kalalım arzusundayım. Uğur ile Erdal ise bir an önce Boluya gitmekten yanalar. Boluda Gölcük e de gideceğiz ve haritaya göre Gölcük yolunun son 6,5 km si yokuş. Arkadaşlarıma cep telefonundaki hazırladığım PDF dosyasına bakıp bilgi veridim. Bu yokuşta 6,5 km de 400 metre yükseleceğiz. Yokuşun dikliğini kıyaslayabilmeleri için Karamurat gölüne giderken 6 km de 325 km yükselmiştik dedim. Önce Boluda bir otele yerleşip eşyalarımızı bıraktıktan sonra Gölcük e boş bisikletlerle gitmeye karar verdik.


Bu günkü yol haritamız: http://www.mapmyride.com/tr/bolu-bolu/ abant-bolu-route-149797039 Bu arada hava yeniden karardı. Ne diyorsunuz çadırları sökelim mi diye başımı çadırdan çıkardığımda çadırların çoktan sökülüp bisikletlere yüklendiğini gördüm. Ardından

yeniden sağnak yağış başlayınca hepimiz benim çadırımda yağışın durmasını bekledik. Büyük çadır kullanmanın faydası böylece ortaya çıktı. Yağış kısa sürdü. Hemen çadırımı toplayıp bisikletime yükledim ve yola çıktık. Bu görüntünün hastasıyım.


Abant Taksim Otelinin karşısındaki seyir terasında son fotoğraflarımızı çektirdik. Ardından Boluya doğru yola çıktık. Erdal Boluda bizden ayrılıp otobüsle Sapancaya dönecek. Hava şartları uygun olursa Uğurla tura devam edeceğiz. Abanttan harika bir inişle yola devam ettik. Arada bir pedal çevirdiğimde sağ dizim ağrıyor, canım çok yanıyor. Abant yolunu tamamlayıp D100 kara yoluna çıktık ve az ilerideki yokuşu çıkıp Bolu tabelasına ulaştık. Erdal ağrılarına rağmen gerçekten büyük iş başarıp turu buraya kadar sürdürdü. En büyük korkum olmayacak bir yerde kalmasıydı. Ben kısa süreli diz ağrımdan dolayı neler çektiğini az çok hissediyorum. Boluya geldik. Tabelada gideceğimiz Gölcük tabelası var. Kıbrısçık tabelası ise bana sevgili arkadaşım Bayramı anımsatıyor. Bir ara telefon edip hatırını sormak geçiyor aklımdan ama sonra vaz geçiyorum. Boluda öğretmen evinde yer bulamayınca hemen arkasındaki Orman İşletmesinin misafirhanesine yerleştik. Burada konaklama fiyatı kişi başı 40 TL. Öğretmen evlerine göre pahalı üstelik kahvaltı da yok. Sağ olsun Satılmış bey bize indirim yapıp 100 TL aldı. 20 TL ye de yemek yersiniz dedi. Yemek içinde Bolu içindeki A&Yemek adlı bir yeri tavsiye etti. Burada sadece 1 gecelik yer var. Yarın ayrılmak zorundayız. Duşlarımızı aldıktan sonra yemeğe gitmek için misafirhaneden ayrıldık. Bu arada arkadaşlarım Gölcük e gitmekten vazgeçtiler. Ben gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım ama sonra tekrar beliren bulutlar ve ağıran bacak adelelerim yüzünden bende vazgeçtim. Yemeklerimizi yiyip karnımızı doyurduktan sonra hava iyice kararıp rüzgar çıktı, yağmur geliyordu. Hızla BİM e gidip Yedigöller için alışveriş yaptık ve misafir haneye döndük. Ardından uzun sürecek çok şiddetli yağmur başladı. Camdan yağmuru seyrederken iyi ki Gölcük e gitmemişim diye düşünürken yüzümü tebessüm kapladı.


Bolu merkezdeki eski yapılar koruma altında ve yeniye kurban edilmemeleri çok güzel.

Akşam yemeğini yakından aldığımız kızarmış tavuğu Satılmış beyi de davet edip yedik. Yağmurun bu gece deli gibi yağıp bütün yükünü toprağa bırakmasını istiyorum. Yarın hava yağmasın ki rahat bir yolculuk yapalım.


BOLU - YEDİGÖLLER 17 Mayıs Perşembe Sabah erken kalktık. Bu gün önümüzde 42 kilometrelik zorlu bir yol var. Aklımda kaldığına göre uzun bir çıkışın ardından 5 km lik inişle Yedigöllere gelmemiz lazım. Başarsoftun haritası maalesef burada da çuvalladığı için elimde 42 km lik mesafe dışında bir bilgi

yok. Haritaya göre ise bu yol 20 km. Hava açık yağacak gibi durmuyor. Bulutlar taşıdıkları bütün su damlalarını toprağa bırakıp sütü sağılıp kurumuş memeler gibi küçülmüşler. Kahvaltımız Sülüklügölden beri aynı. Beyaz peynir, kaşar peyniri, zeytin ve çay. Bu gün çay demlemekle uğraşmadık. Misafirhanenin çay ocağını kullandık. Kahvaltıdan sonra bisikletler yüklendi, yola çıkmaya hazırız. Satılmış bey bizi uğurlamak için kapıya çıktı. Telefon numarasını verip başınıza bir şey gelip araç bulamazsınız arayın bende Kartal araba var gelip alırım dedi. Kendisine sıcak ilgisi için çok teşekkür ediyoruz. Bu günkü yol haritamız. Başarsoftun haritasında gösterilen Yedigöllerin yeri yanlış. Doğrusu benim çizdiğim haritadaki. http://www.mapmyride.com/tr/bolu-bolu/bolu-yedigoller-route-149794107

Erdal yolun tamamının çıkış olmadığını öğrenince gelmeye karar verdi. Gördüğü güzelliklerden sonra göreceklerinden mahrum kalıp fotoğraflarla yetinmek istemiyor. Hele

birde kamyon bulursam yolda sizden önce giderim diyor ama hafta arası o ıssız yolda bu sefer hiç şansın yok dedim. Öğle yemeği için çantamda kalan küçük uskumru konservesini


ve 1 dilim köy ekmeğini Erdala verdim. Büyük uskumru konservesini ben aldım. Uğurla birlikte gideceğiz ve balığı paylaşacağız. Satılmış Bey ile vedalaşıp yola koyulduk. Dodurga Caddesinden Çömlekçiler Caddesine geçip otoyol viyadüğünün altından geçtikten sonra şehrin kenar mahallesini de arkamızda bırakıp doğanın koynuna daldık. Tam Allah manzaraya bak ne kadar da güzel geziyoruz derken sabah sabah karşımıza çıkan kısa fakat dik yokuş nefeslerimizi kesti. Bu sabah dizim yine ağrıyor. Bu iş artık iyice canımı sıkıyor. Yokuşun ardından yol yeniden düzeldi ve şehrin dış mahalleleri karşıladı bizi. Burada neredeyse her evde 2 köpek var ve köpekler çılgın gibi havlayıp saldırıyorlar. Allahtan hepsi bağlı yoksa ya bu hayvanlar bu kadar saldırmazlardı veya biz bisikletleri bırakıp kaçardık. Gerçi Uğur bu konuda tedbirli. Çubuk gölüne giderken bir tavuk çiftliğinden çıkıp havlayan köpek sürüsünden arkadan gelen Erdalı korumak için biber gazını çekmiş, yerden topladığı taşları formasının eteğine doldurmuştu. Fasıl köyüne geldiğimizde yanlış yöne gitmemek için bizi karşılayan beyefendiye yolu sorduk. Çay teklifini yolumuz uzun çayımızı yeni içtik diyerek teşekkür ettik. Artık dış mahallenin dış mahalleleri de arkamızda kaldı ve ilk Yedigöller tabelası ile karşılaştık., doğru yolda olduğumuzu görüp rahatladık. Biraz daha ilerledikten sonra Boludan gelen Yedigöllerin ana yoluna çıktık. 9. km yi henüz geçmiştik ki Erdal Orman İşletmesine ait bir aracı durdurup kasaya yerleşmiş. Yanımızdan geçerken Yedigöllerde görüşürüz diye seslendi. Bu bizimde işimize geliyordu hem Erdalı merak etmeyecektik hemde bizden önce gideceğinden çadırını kurup bizi bekleyecekti. Uğura baş başa kaldık fazla kasmaya gerek yok düşük tempoda bol molayla tırmanalım dedim ve pedalları çevirdik. Yedigöller yolu Sülüklügöl yolundan daha düzenli her kavşakta yön tabelası var, yanlış


yola sapmanız imkansız. 10. km den sonra asfalt bitti, artık yol toprak. Bir yaylaya geldik. Burada tek tük evler var. Doğu Karadeniz yaylalarına benziyor. Şansımıza havada çok güzel. Yokuşu çıkarak 13. km de Orman İşletmesinin binasına geldik. Burası aynı zamanda Milli Parkın başlangıç noktasıydı. Girişteki yön levhasında Yedigöllere 30 km kaldığı yazıyordu. Binanın önünde yerleri süpüren görevliye bu yolun geçeceğimiz en yüksek noktası kaç metre diye sordum. O sırada duran İşletmeye ait pikaptan inenleri gösterip onlar daha iyi bilir dedi. Aynı soruyu inenlere de sordum. Birisi 850 metre dedi. iyi ama benim altimetrem şu anda 1250 metreyi gösteriyor deyince diğeri 1850 metre dedi. Bir diğeri 1648 metre dedi. Bir başkası 1744 metre dedi. son ikisi iddialaşmaya başladılar. 1648 metre diyen ağır bastı. Bende 1650 metre diyelim dedim. Bundan sonra 1650 metreye göre kendimi şartlandırdım. Buradan dik bir yokuşla birkaç km indik. Benim daha önce hazırladığım haritaya göre Yedigöller yokuşun sonundaki soldaki sapaktaydı. O yolun devamında ise Düzceye gidiliyordu. Bu sapağı Erdal fotoğraflamış. Yol yeniden dikleşti. Yokuşlar bir türlü bitmek bilmiyor. Arada bir iniyoruz ve inerken üzerimize rüzgarlıklarımızı giyiyoruz. Çıkarken tekrar rüzgarlıkları çıkarıyoruz. Üşütüp hasta olmak istemiyoruz. Değişik yapraklı çam ağaçları var. Yine bir yokuşu çıkarken arkamızdan yaklaşan motor sesinden bir traktörün geldiğini anlayan Uğur abi ben tutunacağım dedi. Traktör bize yaklaştığında hızını arttıran Uğur önüme geçti ve gelen traktöre hamle yaptı ama tutunamadı. 2. hamlesinde de başarısız olan Uğur 3. de tutunmayı başardı. Traktör köşeyi dönüp gözden kaybolurken ben arkalarından baka kaldım. 1615 metrede tek başıma kalmıştım. Artık dilediğim gibi çıkabilirdim. Hızlı gittin beklemedin, yavaş geldin beklettin diyecek kimse yoktu.


1750 metrede tepeye ulaştım. Uğur sadece bir kaç km için beni yalnız bırakmıştı. Uğurun dediğine göre bu nokta 27. km de. Milli parka girdiğimizden beri her 5 km de karşımıza çıkan mesafe levhası burada da karşıma çıktı. Yedigöllere 15 km yolum kalmıştı ve bundan sonrası sürekli inişti. Rüzgarlığımı giyip inişe hazırlandım. Burada soldaki tek katlı bir yapının bahçesinde Uğuru tepeye çeken traktörü görüp içindeki iki kişi ile selamlaştım. Traktör römorkunda bir sandal taşıyordu. Burada göl yok havuz yok ne yapacaklar bu sandalı anlamadım. herhalde bahçe dekoru yapıp içine çiçek ekecekler. Burası aynı zamanda Gölcük Yaylası oluyor. Bir süre indikten sonra karşıma yol açma çalışmasından kalan yol kenarındaki kar kütlesi çıktı. Yolun diğer tarafında ise obruk oluşmuştu. Su obruğu oyup altından akıyordu. Yol tekrar ağaçların arasında gidiyor. Kapankaya seyir terasına geldiğimde Uğurun bisikletini gördüm. Ağaç dallarından yapılan dar bir merdivenle tırmanılıyor. Bazı yerlerde ağaç kökleri doğal merdiven oluşturmuş. Seyir terasına geldiğimde Uğur tepedeydi. Manzara harika. Buradan 3 göl görülebiliyor. Fotoğraf çekerken Uğura vay be biriniz kamyonete atladınız, diğeriniz traktöre tutundunuz beni dağ başında yalnız bırakıp gittiniz diye sitem ettim. Uğur sen bizi Sülüklü göle giderken hiç bilmediğimiz ıssız yolda sisin içinde tek başımıza bırakıp giderken iyiydi, şimdi anladın mı yalnız kalmanın ne demek olduğunu diyerek lafın altında kalmadı. İyi ama ben sizin gibi teknolojinin gücünden yararlanarak değil kendi gücümle gittim dedim. Tabi bunların hepsi espriydi yoksa neden yalnız kalayım ki en azından ağaçlar, çiçekler, böcekler, bülbüller beni hiç yalnız bırakmadılar. Seyir terasından az yukarıda bir tabela çok ilginçti. Tabelada Türksel çeker yazıyordu. Seyir terasında Vodafone da çekiyor. Hatta Aveada çekiyor. Uğur Erdalı aramış az aşa-


İnce göl

ğıda baz istasyonunun yanındaymış. Bende Düzceden İbrahim Öz ü arayıp dönüş yolu hakkında bilgi aldım. Terastan aşağı inip Erdalla buluşmak için pedal çevirdik. Erdalı bindiği kamyonetten Milli Park girişinde indirmişler. İleride bir araca daha binip tepeye ulaşmış. Sadece 10 km araç kullanmışımdır diyor başka bir şey demiyor. Bende Erdalcığım niye üzülüyorsun pek çok kişi araca biniyor fotoğraflarını da yayınlıyor, hem bende Uludağdan inerken kamyonete binmiştim diyorum ama kendisini ikna edemiyorum. Olsun ben senin kamyonette fotoğrafını çekip yayınlamadım diyor. Erdaldan izin çıkmadığı için kamyonet üstündeki fotoğraflarını yayınlamıyorum. Son 5 km de çok dik bir yokuştan inerek Yedigöllere geldik. Bu taraftan Boluya yüklü bisiklet ile gidecekler en az 5 km bisikleti itmeye hazır olsunlar. Girişte bizi İncegöl karşıladı. Nazlıgöl ve Sazlıgölü gezmeyi sonraya bırakarak yokuştan aşağı inerek kamp alanını bulmak için yola devam ettik. Kamp alanını bulmak için inerken Pisagor ağacı levhasını görüp ağaçların arasına daldık. İki ayrı kök havada birleşmişler. ve latin alfabesindeki pisagor harfini çağrıştıran bir görüntü oluşturmuşlardı. Bisikletlerimizin yanına dönüp inişe devam ettik. Derin gölün yanında kamp alanını bulduk. Çadırları kurduktan sonra ton balığı, Tang içecek ve yoğurttan oluşan menü ile açlığımızı giderdik. Her birimiz ayrı yöne doğru ormanın içine daldık. Yolun üzerine devrilen ağacın altından geçip devam ettim. Şelale yazan tabelayı takip ettim. Şelalenin hemen sol üst tarafında dilek çeşmesi vardı. Dilekte bulunup sudan içtim ama bir sorun vardı, 7 çeşmeden 1 tanesi akmıyordu bu durumda ne olacak bilmiyorum. Burada nereye baksanız bir şelale var. Buda gülen kayalar ama ben baktım baktım gülen bir taraf bulamadım. Buradan yukarıya doğru devam edip geldiğimiz yola çıkmak istedim ama başaramayın-


ca geri döndüm. Geldiğim yolu bulamayıp kayboldum. Su sesini takip ederek düşe kalka sonunda yolu buldum. Kamp alanımızın tam karşısına gelip Deringölün kenarında yürüyüşe başladım. Deringölden Seringöle geçtim. Seringölden de hemen üstündeki Büyükgöle geçtim. Bu akşamki menümüz oldukça zengin. Dana döner, makarna, barbunya pilaki, yoğurt ve içecek olarak Tang, ardından da çay. Kaçkardan aldığımız Tangler bu akşam bitti. Yemekte sohbet anında Erdal bana Orhan abi şunu anladım ki inatçı bir insansın kafana koyduğunu yapıyorsun dedi. Uğur onu sen bana sor Kaçkarda boşuna Orhan abinin katır inadı tuttu demiyordum diye söze giriyor. Evet inatçı ve dik kafalıyım. İnatçı olmasam ne işim var bu yaşımda dağ tepelerinde bitmek bilmeyen bezdirici yokuşlarda. Yemekten sonra çay içerken birisinin elinde led ampullü el feneri olan 3 kişi yanımıza geldiler ve makbuz keseceğiz dediler. Tamam dedik. Ne kadar kalacaksınız kaçta gideceksiniz şeklinde sorular sordular. 1 gece kalıp yarın gideceğiz dedik. Kaçta gideceksiniz dediler, mümkün olduğunca erken dedik. Kimlik istediler hiç olmazsa bir kişininkini verin dediler. Erdalın çadırının yanındayız ama Erdal kimliğini Sapancada unutmuş. Ben getireyim diyerek ayağa kalkıp çadırıma doğru yürümeye başladım. Tamam yarın çıkışta keseriz makbuzu şimdi sizi uğraştırmayalım dediler. Adamlara yolu sordum 6 km sonra sola ayrılan Yığılca yönüne gideceksiniz dediler. Yayla tepeye kadar yokuş çıkacakmışız ve sonrası yokuş aşağı ve düzmüş. Yokuşu atlatırsak işin zor kısmını bitirmiş olacağız. Yolda iş makinelerinin çalıştığını da öğrendik. İyi geceler deyip uzaklaştılar. Az sonra bizde yattık. Bir ara sıcaktan uyandım. Ben Abant gibi soğuk olur diye giyinmiştim ama burası Abanttan alçak olduğundan, hatta Bolu ile aynı yükseklikte olduğundan daha sıcak. Uzun kollu tişortumu ve uzun kollu termal içliğimi çıkarıp kısa kollu tişortumu giyor-

Derin Göl


dum ki silah sesleri duydum. Silah seri şekilde ateşlenmiyordu ama ard arda 8 den fazla mermi sıktılar. Ulan vurulacağım bok yoluna gideceğim diye telaşlanıp acele ile tişortu giyop uyku tulumunun içinde yattım. Ardından elektro saz eşliğinde nağmeler ormanın sesizliğinde yayıldı. Belli ki ses teyp veya CD den geliyordu. Dinleyenlerde eşlik ediyorlardı. Konser Mihriban şarkısı ile başladı. Sarı saçlarını deli gönlüme, Bağlamışım çözülmüyor Mihriban sevdiğim. Ayrılıktan zor belleme ölümü, ölümü, Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim, Mihriban diye devam ediyor. özellikle Mihriban kısmında birkaç kişi birden hançerelerini paralarcasına yırtınıyorlar. Peşinden başka şarkılara geçiyorlar, uyumak mümkün değil. Ben yaz sıcağında ormanı kampı hiç sevmem. gelen görgüsüzler ya sabaha kadar konuşur, ya şakır şukur okey oynayıp şak şuk tavla atar veya müziği yüksek perdeden açıp geceyi bana zehir ederler. İşin kötüsü taktım mı kafama uyuyamam. Bunlarda ormanın sessizliğini bozup uykuyu bana zehir ediyorlar. Hayır gidip konuşacağım ama olmaz ya adamlar buyur iki kadehte sen at derlerse bende kendimi koroda bulacağım diye korkuyorum. Birkaç şarkı sonra adamlar 2. tura geçtiler, avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. Herhalde orman çalışanları alem yapıyor olmalılar. 2. tur yine Mihribanla başladı. Mihriban derken bir öncekine göre daha iştahlı ve gür söylüyorlar. Bunların hepsi ya aynı Mihribana veya tesadüfen başka Mihribanlara sevdalı olmalılar. Bu yetenekli arkadaşlar herhalde Yedigöller Türk Sanat Musikisi Korosunda görevliler. 2. Turdaki Mihribanda bir tanesi ara müziklerde eletro saz solo çekerek bütün hünerlerini sergilerken tiey, tiey, tiey diye tempo tutmaya başlayınca koptum. Kalkıp gidip o arkadaşla tiey, tiey, tiey diye halay çekesim geldi. Şimdiye kadar bu şarkıyı okuyanlar neden bu tempoyu eklemeyi akıl edememişler. Birkaç şarkı sonra Dönülmez akşamın ufkundayım vakit çok geç diye-


rek konseri bitirdiler. Repertuar bu kadar mı uygun seçilir kendilerini kutluyorum. Vaktin çok geç olduğunu sonunda kendileri de idrak ettiler. Orman yeniden sessizliğe gömüldü, uyumuşum. Bu gün yaptığımız yol: 43 km.


YEDİGÖLLER - DÜZCE 18 Mayıs 2012 Cuma Sabah aynı anda kalktık. Uğur hemen eşyalarını toparlamaya başladı. Ne o Uğur bu gün karne alacak öğrenciler gibi heyecanlısın erkenden kalktın dedim. Sen benim ne zaman geç kalktığımı gördün diye yanıt verdi. Hakikaten yol arkadaşlarım sabah kalkma ve yola çıkma konusunda hiç zorluk çıkarmadılar. Sadece Sülüklü gölde erken kalkıp 1 saat dolaştıktan sonra koğuş nöbetçisi ses tonunda sabah oldu arkadaşlar kalkın artık demiştim ve anında çadırların fermuar sesi duyulmuştu. Aslında hepimiz heyecanlıyız bir yandan eve dönecek olmamız diğer yandan ise bu güzelliklerden uzaklaşacak olmamız bizleri buruk bir heyecana sürüklüyor. Bir an önce yola çıkmak için hemen kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıda, geçen gün Eminle görüştüğümde söylediği çok güzel turlar düzenliyorsun ama günlük 120 - 130 km bol yokuşlu etaplar seçiyorsun üstelik yüklü bisikletle, etapları kısaltsan daha kolay yollar seçsen katılım çok daha fazla olur demişti. Uğura bunu söyleyip bu tur bize 100 TL ye mal oldu gelecek yıl bu turu ücretli olarak geniş kapsamlı düzenleyelim, örneğin bu işi 200 TL ye Göynükte otelde konaklama ve araç desteği ile üstelik sponsorsuz olarak yapabiliriz. İnsanlar sadece bisiklete binip turun keyfini çıkarır dedim. Erdal beni neden dışlıyorsun abi bende sizinle birlikte pedal çevirip zorluklara göğüs germedim mi dedi. Erdalcığım elbette seni dışlama gibi bir düşüncem yok ama Uğurla evlerimiz yakın olduğu için daha sıkı iş birliği içinde oluruz diye düşündüm dedim. Tur düzenleyen hiç kimse lütfen üzerine alınma-


sın. Hepsine sonsuz saygımız var bizimkisi sadece kamp alanında vakit geçirmek için yapılmış espri. Tur organizasyonu gibi bir düşüncemiz yok. En azından şimdilik. Girdiğimiz kapının ters yönündeki kapıdan çıkacağız bu gün. Yedigöllerde bu yolu ilk kez kullanacağım. Kapıya doğru giderken bizim çadır kurduğumuz yerin tam karşısındaki tepede 3 araç ve 3 çadır gördük belkide bizim meşhur koro bunlardı. Şimdi bende gidip tiey, tiey, tiey desem ne derler acaba? Arkadaşlardan izin isteyip son bir görüntü

almak için Büyükgöle gittim. Seyir terasındaki piknik masasının üzerindeki 2 boş bira şişesi acaba gece konser veren korodan mı kalmıştı? Çıkış kapısına geldiğimizde kimsecikler yoktu. Dün gece makbuz kesme işini sabah bırakan görevliler erken gideceğimizi öğrenince bize jest yapmışlardı. Bu günkü yol haritamız: http://www.mapmyride.com/tr/bolu-bolu/yedigoller-duzce-route-52495800 Kapıdan çıkınca toprak yol başladı.

Bu taraftaki tabelanın yanında fotoğraf çektirmeyi teklif ettim. Girişteki tabelanın üst tarafı kırıldığından Yedigöller ibaresi yoktu. Yola devam ettik. Dünden beri başımıza musallat olan tasmalı köpek bu gün de peşimizi bırakmıyor. Uğur bak ne vefalı hayvan akşam yarım tabak makarna verdim bu gün arkamızdan ayrılmıyor dedi. Yolda gelirken karşılaştığımız köpekleri hatırlatıp eğer köpekler saldırırsa bende senin arkana gizleneceğim dedim. Yedigöllerden beri sürekli iniyoruz. Arada bir pedal çevirdiğimde sağ dizim yine sızlıyor. İstanbula gidip dinlenince umarım geçer. Kamp yerinden 6,5 km sonra Yığılca yol ayrımına geldik. Yol toprak ve iş makinelerinin palet izleri var yeni düzeltilmiş. Şu andaki haliyle yağışlı havada bu yolu kullanmak pek

akıl karı değil. Bir süre sonra yol kenarında duran iş makinelerini gördük. İşçiler henüz iş başı yapmamışlardı. İleride yol dikleşmeye başlayınca Uğurla ikimiz devam ettik Erdal biraz daha geride kaldı. Yokuş çok dik değil ama nefes aldırmadan devam ediyordu. Bir süre bu şekilde gidip arada kısa su molası verdik. İlginçtir bu günde yokuş çıkmaya başladıktan bir süre sonra dizimdeki ağrı geçti. Tanrının beni yokuş çıkmaya mahkum ettiğine artık iyice inanmaya başladım. Uğur ben yürüyeceğim dedi nasılsa binsekte 5 km hızla çıkıyoruz. Kendi kendime binerek 5 km ile gidiyorsak iterek 3 km ile çıkarız en iyisi binerek çıkmak hem bunlar bana Gürcistan turunda kazanç olarak dönecek deyip devam ettim. Az ileride yol daha da dikleşin-


ce acaba inip yürüsem mi diye düşünmeye başladım. Her dönemeçte dönünce ineceğim deyip devam ettim. Acaba ben mazoşist miyim? Erdal bir akşam Orhan abi dikkat ettim sen hiç Egeye gitmiyorsun Karadenize gittin, Akdenize gittin, Trakyaya gittin, Kaçkara gittin ama Egeye gitmedin dedi. Karar verdim Gürcistan turundan sonra yokuşlu, tepeli, dağlı turları bırakıyorum. Bende insanlar gibi deniz kıyılarında dolaşıp kumsallarda güneşlenip denize gireceğim. Kararımı duyan Erdal ve Uğur şimdiden gelecek yılki tur için rezervasyonlarını yaptırdılar. Erdal birde Kıbrıs turu yapsak deyince tamam dedim gelecek yıl Mayıs ayında Kıbrıs'a rakı turu yapalım, daha sonrada Ukrayna'ya kalkan balığı turu yaparız dedim. Böylece gelecek yılın resmi olmayan tur takvimini de belirlenmiş olduk. İleride Yaylatepe köyü göründü. Yaylatepe köyünde yokuşun biteceğini öğrendiğimden köy girişinde çimento karan gence köyün adını sorup öğrenince yokuş ileride görünen burunda mı bitiyor diye sordum. Hayır bir burun daha var dedi. O buruna çok var mı dedim bayağı var diye hiçte duymak istemediğim cevabı verdi. Yeniden yola devam ettim. Köyden yaklaşık 3 km sonra nihayet yokuş bitti. 500 metrede başlayan tırmanışım 1240 metrede sona erdi. Yokuş Yedigöllerden çıktıktan 19 km sonra bitti. Yokuşun uzunluğu 12,5 km. Uğurla Erdal'ı beklemeye karar verdik. Üşütmemek için rüzgarlıklarımızı giydik. Erdal'ın gelmesinin 1.5 - 2 saat süreceğini tahmin ettim ama Erdal tahminimden önce geldi. Yine kamyonete bindi diyeceğim ama yolda buraya gelene kadar yanımızdan sadece bir Broadway geçti ki ona binmesi mümkün değil. Yeniden yola çıktık. Yol buradan itibaren mıcır olarak devam ettiğinden özellikle inişlerde dikkatli olmamız gerekiyor ama inişin cazibesine kapılıp bir süre sonra süratimi arttırarak aldım başımı gittim. Uğurda peşime takıldı. Önümüze bir köy daha çıktı. Ne fatura umurumda, ne haftanın hangi günü


Mengen köyü. Ahçıları ile ünlü Bolunun ilçesi Mengenle karıştırmayın olduğu, nede ayın kaçı olduğu. Tek derdim bisikletim, yol arkadaşlarım ve yağmurun yağıp yağmayacağı. Bir de parasız yaşamayı becerebilsek o zaman çok daha iyi olacak her şeyden elimi eteğimi çekeceğim. Kendimi çok mutlu hissediyorum doğada, canım hiç tek kelime etmeden birbirimizi delen bakışlarla yok saydığımızı düşünüyorum. Yoldaki hiç tanımadığım insanlar bana oğlumdan daha yakınlar. En azından sohbet ediyorlar bir şeyler ikram etmeye çalışıyorlar. Yollar bana mutluluk veriyor. Adam yıllarca yurt dışında çalıştıktan sonra memleketine dönmüş. Buraların geçim kaynağı fındıkmış. Göynük tarafında tavukçuluk yapıyorlar burada yapan yok mu diye sordu Uğur ya bir ya iki kişi yapıyormuş. Buraların ulaşımı zor dedi adam. Kışın buraya 3 metre kar yağdı, yolu açmak için kar kürüme aracı geldi dedi. Köyün adı Mengenmiş. Ahçıları ile ünlü Bolunun ilçesi Mengenle karıştırmayın sakın. Yolu sorduğumda 20 metre sonra mıcır bitiyor sıcak asfalt başlıyor dedi. Kendisine teşekkür edip ayrıldık. Köpekle de bu köyde vedalaştık. Aşağıdaki vadide akan Mengen deresine paralel gidiyorduk. Mengen köyünden sonra yol gerek asfalt kalitesi ile, gerekse doğası ile gerçekten çok güzeldi.

dönüp eve gitmek istemiyor. Bu düşünceler içindeyken Bir köye geldim. Yol kenarındaki bahçede çalışan bir adamla selamlaştık ve sohbete başladık.. Durup sohbete başladık. Aynı ev içinde yaşayan oğlumla gün gelip haftalarca karşılaşmadığımı, karşılaşsak bile


Yandaki fotoğrafı gören Serap şu hale bak yükünden bisiklet görünmüyor dedi. Sonra Uğurun bisikletini görünce millet 2 tıngır eşya bağlayıp yola çıkmış o eşyalarla onlar işlerini halledebiliyorsa sen neden bu kadar çok şey yüklüyorsun? Burada da her işinde olduğu gibi abartmışsın, kendine hiç acımıyorsun dedi. Aslında bir bakıma haklı. Yanıma aldığım giysilerin en az yarısını kullanmadığımı eve gelince anladım. Bu günkü yolu nedense çok sevdim. Tur boyunca en çok keyif aldığım etap oldu. Belki son gün olması, belki çıkıştan sonra sürekli iniş olması olabilir. Belkide ilk kez havanın bu denli güneşli olup yağmur korkusu olmaması olabilir. Yeşillikler arasında sakin bir yolda pedal çeviriyoruz. Aşağıda akan dere çok güzel görünüyor. Arada bir kısa rampalarla karşılaşıyoruz ama bunlar keyfimizi bozmuyor aksine zevkle sürüyoruz bisikletlerimizi rampalara. Bu nasıl keyifli bir yoldur böyle keşke geri dönüp yeniden geçecek zamanımız olsaydı. Yığılcaya gelip girişte Erdalı beklemeye başladık. Yolun kenarına dizilmiş bu arabalar ilgimizi çekti. Yanımıza gelen bir gençle biraz sohbet ettik. Bu araçlara pat pat diyorlar ve plakaları yok, trafiğe kayıtlı değilmişler. Aslında trafiğe çıkmaları da yasak ama göz yumuluyormuş. Yığılcanın içine girmeleri yasak olduğundan burada park etmişler. 5 tona kadar fındık taşıyabiliyorlarmış. Yenisi 12.00, kullanılmışı 7 - 8 bin liraymış. Bu araçlar ön tekerleğin kilitlenmesi neticesinde devrilerek pek çok ölümlü kazaya neden olmuşlar. Yığılcada öğle yemeği yiyeceğiz. Uğur acaba yöresel yemek mi yesek diyor. Erdal gelince oda yemek yiyelim dedi. Bende ekmek alıp kalan peynirleri bitirelim dedim. Erdal amma yaptın Orhan abi artık yemek yemek istiyorum deyince şaka yaptım hadi gidip bir lokanta bulalım dedim. Uğurla peş peşe bakınarak giderken arkadan Erdalın bakın kermes varmış diye sesi du-


yuldu. Döndük Yığılca Müftülüğünün köylerdeki kuran kurslarına yardım için düzenlediği kermesin afişini gördük. İçeri girdik genellikle poğaça, tatlı, pasta, börek vardı. Birazda kısır, yaprak sarma ve soğuk mantı. Erdal 2 gündür medeniyet görmediğinden her gördüğünü aldı ama sonunda bir kısmını yiyemedi. Bu yiyecekler hayal ettiğimiz yiyecekler değildi, beslenmemiz için gereksinim duyduklarımız hiç değildi. Mecburen yaprak sarma, börek, ev baklavası ve meyveli pasta alıp yedim. Yemekten sonra Yığılcanın çıkışında benzin istasyonunda ihtiyaç molası verdik. iş yeri sahibinin karısı çok konuşkan bir hanımdı. Gençlerin çalışmaya başka şehirlere gitmesinden dolayı Yığılcanın her geçen gün nüfusunun azaldığını söyledi. Gelin buraya yerleşin nüfusumuz artsın dedi. Hayat ucuz mu diye sordum ucuz dedi. O zaman düşüneyim deyince bizim arsalardan birini ücretsiz verelim üzerine ev yap geç otur yeter ki gelin dedi.İlk kez böyle bir teklifle karşılaştım.


Molanın ardından hoş sohbeti bitirip müsaade istedik. Düzceye 40 km yolumuz kaldı. Melen deresi artık bir baraj gölü ile birleşiyor. Burası Hasanlar baraj gölü. Böylece bir göl daha görmüş olduk tur sona ererken. Baraj gölünü geride bırakıp bir kaç köyü geçtik. Bunlardan birisi de Gürcüçiftlikti. Artık Düzceye iyice yaklaştık. Toplanmak için yeniden durup bakkaldan maden suyu içtik. Burada Nizamettin beyi yeniden aradım Bulvara gelince haber verin dedi. Az sonra bulvardaydık. Birkaç km sonra arkadaşlarımız bizi karşıladılar. İbrahim beyin öncülüğünde yola devam edip Öztürk bisiklete gittik ve tur burada sona erdi. Eşi rahatsız olan Uğur buradan otobüsle dönecek, Erdal ise Sapancaya devam edecek. Ben Düzceli dostlarımızın misafiri olarak 1 gece burada kalacağım. Hediye olarak verilen yeleklerle fotoğraf çektirdik. Bu fotoğraftan sonra Uğuru Nizamettin Bey


otogara götürüp İstanbula yolcu etti. Erdal biraz daha oturup Sapancaya doğru pedal çevirmeye başladı. Beni sağolsunlar dostlarımız Öğretmen Evinde misafir ettiler. Uğur İstanbulda otogardan eve kadar biraz ıslanmış, Erdal ise benzinciye sığınarak yağmurdan kurtulmuş. Bu günkü pedal çevirdiğimiz mesafe 85 km.



Göller Turu