Issuu on Google+

Ö Z E L

O P T İ M E D

H A S T A N E S İ

Özel Optimed Hastanesinin hasta, refakatçi ve ziyaretçileri için hazırladığı ücretsiz yayınıdır, alabilirsiniz. Dergimizi Online okumak için www.optimedya.net

S A Ğ L I K

D E R G İ S İ

S AY I : 7 O C A K - Ş U B AT- M A R T 2 0 1 2

Acil Kardiyoloji Hastalıkları Ses Kısıklığı Bir Hastalık mıdır? Uyku Hastalıkları İhmale Gelmez Kadın, Toplumda Hak Ettiği Yeri İstiyor Kültürlerin, Dillerin ve Dinlerin Buluşma Noktası: SELÇUK

Kadınlar Karpal Tunel Sendromuna Dikkat Etmeli Vücudunuzdaki Eğriliklere Dikkat Edin Astımınız mı Var? Pembe Diziler Kadınların Gündelik Yaşantısının Bir Parçası Haline Geldi Keyif Maddeleri Keyfinizi Kaçırmasın


Ö Z E L

O P T İ M E D

H A S T A N E S İ

S A Ğ L I K

D E R G İ S İ

Yıl:3 Sayı:7 Ocak-Şubat-Mart 2012 İmtiyaz Sahibi Optimed Sağlık Hizmetleri San. Tic. A.Ş. adına OP. DR. AYHAN AKBIYIK OP. DR. AYHAN ARSLAN Yayın Adı Optimedya Özel Optimed Hastanesi Sağlık Dergisi

Başhekim’den

Yayın Kurulu OP. DR. AYHAN ARSLAN DERYA ZENGİN NAZLI DURSUN NURGÜZEL UÇAR SELDA KARACALAR YILDIZ BAYIR

3 6 14 16 24 30 32 36 40

YAPIM

42

Pembe Diziler Kadınların Gündelik Yaşantısının Bir Parçası Haline Geldi

46 49

Kültürün, Dillerin ve Dinlerin Buluşma Noktası: SELÇUK

YÖNETİM ÖZEL OPTİMED HASTANESİ Atatürk Cad. No:118 Çerkezköy - Tekirdağ T: 0282 726 05 55 F: 0282 726 55 21 info@optimedhastanesi.com www.optimedhastanesi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ELÇİN SÜLEYMANOĞLU

Editör SARE KUŞ Grafik Tasarım BİLAL AKGÜL www.bilalakgul.com

Acil Kardiyoloji Hastalıkları Ses Kısıklığı Bir Hastalık mıdır? Diyabetliler Doğru Yaşam Tarzıyla Sorunsuz Yaşayabilir Uyku Hastalıkları İhmale Gelmez Astımınız mı Var? Kadınlar Karpal Tunel Sendromuna Dikkat Etmeli Vücudunuzdaki Eğriliklere Dikkat Edin Kadın, Toplumda Hak Ettiği Yeri İstiyor

Keyif Maddeler Keyfinizi Kaçırmasın

Baskı: Hat Baskı Sanatları

Litros Yolu 2.Mat.Sit. ZA5 Topkapı - İST. T: 0212 612 75 96

Yayın Türü: Yerel Süreli / Üç ayda bir ISSN: 1309-9337 Dergide yer alan içeriklerin hiçbiri profesyonel danışmanlık, teşhis, tedavi veya tavsiye yerine geçmez. Dergimizde sözü geçen herhangi bir belirti veya rahatsızlığın tehşisi ve tedavisi için mutlaka konuyla ilgili nitelikli bir hekime veya resmi sağlık kuruluşlarına danışın.

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

1


2

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


Merhaba, Optimedya Dergisi’nin yedinci, 2012’nin ilk sayısında sizlerle tekrar buluşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Optimed Ailesi olarak dolu dolu 4 yılı geride bıraktık. Sizlerle birlikte güvenimiz, gururumuz, başarımız artarak çoğaldı. Bu sayımızda da yine birbirinden güzel, keyif verici, bilgilendirici; söyleşiler, konular ve fotoğraf kareleri bulacaksınız. Çok hareketli ve hızlı geçen bugünlerde, yeni yılın heyecan ve coşkusuyla, yeni projeler için çalışıyoruz. Çerkezköy’de hastanemizin olduğu alana bitişik, daha büyük yeni bir blok inşaatı için projelerimiz hazır, Sağlık Bakanlığı’ndan start için izin bekliyoruz. Bu blokta daha önce ilçemizde, hatta Trakya’da kurulmamış yeni hizmet alanları kurguladık, örneğin kanser merkezi, hiperbarik oksijen ünitesi, nükleer tıp ünitesi, organ nakli merkezi, erişkin ve çocuk kalp cerrahisi ünitesi, iş kazaları için el ve plastik cerrahisi merkezi vb. Çorlu’da da geçen yıl hizmete açtığımız, siz çok kıymetli bölge halkımızın kısa zamanda olumlu talep ve takdiriyle, bize daha büyük ve daha kapsamlı bir sağlık üssü oluşturmak için ümit gösteren cerrahi tıp merkezimizi de, Trakya’nın en kapsamlı, en modern ve en büyük hastanesine dönüştürme çalışmalarımız başladı, bununla ilgili yer seçimi konusunda sona yaklaştık. Bu sayımıza denk düşen, biz sağlık dünyası için büyük anlam ifade eden, çok özel bir gün ve o günü kapsayan hafta var: 14 Mart, Tıp Bayramı ve Sağlık Haftası. Kısaca tarihçesini sizlerle paylaşmak istiyorum: 14 Mart 1827’de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhanenin, Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. Okulun kuruluş günü olan 14 Mart, “Tıp Bayramı” olarak kutlanmaktadır. İlk kutlama, 1919 yılının 14 Mart’ında işgal altındaki İstanbul’da gerçekleşmiştir. O gün, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermişti. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamıştır. Bu vesile ile insanı yaşatmayı ve insanın acısını azaltmayı, insanlığa daha nitelikli bir yaşam sunmayı amaç edinen; bu kutsal, saygın ve onurlu mesleği büyük özveriyle yerine getiren tıp çalışanlarımızın, insan yaşamına saygıyı ifade eden 14 Mart Tıp Bayramını kutluyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu sayımızda onlarla ilgili daha fazla konu bulacaksınız, varlığımızı en çok borçlu olduğumuz annelerimize ve eşlerimize sağlıklı, mutlu, rahat edebilecekleri bir ömür diliyorum. Mart ayının üçüncü haftasını da, Dünya Yaşlılar Haftası olarak kutluyoruz, tüm büyüklerimizin ellerinden öpüyor, sağlıklı, uzun bir ömür diliyorum. Umarım, Optimedya’yı okurken sizler de aynı coşkuyu, heyecanı ve keyfi alırsınız. Bir sonraki sayıda buluşmak üzere, sağlıklı olun, güvende kalın. Sevgi ve saygılarımla, Op. Dr. Ayhan ARSLAN Genel Müdür / Başhekim

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

3


Tekirdağ Birinci Basamak Eğitim Günleri’nin 8.si 18 Şubat 2012 tarihinde Çorlu Silverside Otel’de gerçekleşti. 1. Basamak Eğitim günlerinin sabah ki oturumuna Çorlu Özel Optimed Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr. Kaan Uzunca “İşyerinde Kas İskelet Sistemi Hastalıkları ve Ergonomik Riskler” konusuyla konuşmacı olarak katıldı. Özel Optimed Hastanesi sponsorluğunda “Uyku ve İşçi Sağlığı” konulu Uydu Sempozyumu yapıldı. Sempozyumda Özel Optimed Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz “Uykuda Hareket Bozukluklarına” ait video görüntülerini, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Remzi Altın “Uyku Hastalıkları ve İşçi Sağlığı” konusunda, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Recep Alp “Sırkadiyen ritm ve Vardiyalı Çalışma” konusunda bilgi aktardılar. Sempozyum sonunda katılımlarından dolayı tüm konuşmacılara hastanemiz tarafından teşekkür plaketi takdim edildi. •

4

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER...

1. Basamak Eğitim Günleri Gerçekleştirildi

Optimed Ortopedi Toplantısına Ev Sahipliği Yaptı Özel Optimed Hastanesi sponsorluğun da düzenlenen ve Trakya bölgesindeki hastanelerde görev yapan Ortopedi Uzmanları, ortopedi ile ilgili eğitim ve vaka değerlendirme yapmak için City Hotel’de toplandı. Toplantıya Prof. Dr. Erol YANLIZ, Prof. Dr. Kenan SARIDOĞAN, Yrd. Doç. Dr. Mert ÇİFTDEMİR olmak üzere Trakya’da görev yapan 25 Ortopedi Uzmanı katıldı. Toplantıya Prof. Dr. Erol Yalnız Bey’in Spinal Stenos konulu bilgilendirme ile başlandı. Ardından diğer Ortopedi uzmanlarının karşılaşmış olduğu vakalar toplantıda tartışıldı. Ortopedi ile ilgili karşılaşılan sorunlar ve çözüm yolları tartışıldı. Özel Optimed Hastanesi Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Recep ÇALIŞKAN bu toplantıya ev sahipliği yapmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. •


Çorlu Özel Optimed Tıp Merkezi, Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında düzenlediği eğitimlerin birincisini, Çorlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Personeline verdi. Çorlu Özel Optimed Tıp Merkezi İdari İşler Sorumlusu Ahmet Erdem’in kurum içi iletişim konulu eğitimine, Zabıta Müdürlüğü bünyesinde görevli yetmiş personel katıldı. Zabıta Müdürü Birol Uçar ve büro personelinin de katıldığı eğitim seminerinde, Belediye personelinin kurum içinde ve vatandaşlarla daha iyi, etkili iletişim kurabilmesi için gerekli olan bilgiler, uygulamalı örneklerle anlatıldı. Çorlu Özel Optimed Tıp Merkez İdari İşler Sorumlusu Ahmet Erdem, “İletişim nedir? Kurum İçi İle-

AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER...

Zabıta Personeline İletişim Eğitimi

tişim, Beden Dili, Yüz yüze İletişim” gibi konuları uygulamalı örneklerle anlattı. Eğitim süresi boyunca, insanlarla kurulan ilişkilerde ve toplumsal yaşamda iyi ve etkili iletişimin yaşam başarısını da beraberinde getireceğini belirterek, yapılması gerekenleri ve kaçınılması gereken yanlışları örneklerle anlattı. Kurum İçi İletişim eğitimin ardından değerlendirmelerde bulunan Zabıta Müdürü Birol Uçar, “Çorlu Belediye Zabıta Müdürlüğü olarak personelimizin bilgilenip bilinçlenmesine büyük önem veriyoruz. Kurum içi iletişim eğitiminin, vatandaşlarla kurulan iletişim ve diyaloglarda, personelimiz için son derece faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamdaki eğitimlerimiz bundan sonra da devam edecek,” diye konuştu. •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

5


Acil Kardiyoloji Hastalıkları

ANİ ÖLÜM NEDİR? Ani ölüm; şikâyetler ile ölüm arasında geçen sürenin bir saatten az olduğu doğal (kaza, intihar, cinayet olmaksızın) ve beklenmedik ölümlerdir. Ani ölüm, tüm dünyada ciddi bir problem olmaya devam etmektedir. Çünkü ani ölüm, hastalar hastaneye veya bir sağlık kurumuna gelemeden olmaktadır. Yalnızca ABD’de yılda 335.000 kişi ani ölümle kaybedilmektedir.

1955 Balıkesir doğumlu Ankara Tıp Fakültesi mezunu Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ekrem Coşkun Pınar 3,5 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

6

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

• Ani ölüm, tüm ölümlerin %12’sidir. • Hastalıklarından olan ölümlerin yarısı ani ölüm şeklinde olmaktadır. • Ölümü, sık görülen kanserlerden olan ölümlerin toplamından daha fazla ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle kanserden bile önemli bir sağlık sorunudur. • Ani ölümlerin %80’i koroner damar hastalıkları sonucu gelişmektedir. • Kalbi besleyen damarlarda daralma ya da tıkanmanın ilk belirtisi, hastaların %20’sinde ani ölüm şeklinde olmaktadır. • Ölümü ileri yaşlarda daha sık görülse de her yaşta, hatta çocuklarda bile görülebilir. • Birçok ülkede genç ölümlerinin (20-30 yaş arası bireyler) en sık rastlanan sebebi ani kalp ölümüdür ve trafik kazasından olan ölümlerden daha sıktır. • Ailesel hastalıklar ani ölümle sonuçlanmaktadır. Bu nedenle yakın akrabalarını beklenmedik bir ani ölümle kaybedenler muhakkak bu açıdan değerlendirilmelidir. • Gezici acil sağlık birimleri ani ölüm gelişen bireylerin bir kısmını yeniden yaşama döndürebilmektedir. • Yerleştirilebilir (implante edilebilen) defibrilatörler, ani ölüm


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

7


açısından yüksek riskli hastalarda, ölüme neden olan ritim bozukluğunu düzelterek ani ölümü önleyebilmektedir. Kalp ve damar sistemi hastalıkları, ölümün tüm dünyada ve ülkemizdeki en önemli nedenidir. Bu hastaların yaklaşık yarısında ölüm ani ölüm şeklinde gerçekleşmektedir. Bu ölümlerin en önemli nedeni kalbi besleyen damarlarda daralmalar ve tıkanıklıklar sonucu gelişen koroner arter hastalığına bağlı gelişen ölümcül aritmilerdir. Yapılan çalışmalarda ani kalp ölümünün %80 oranında kalbi besleyen damarlardaki darlıklar ve tıkanmalar nedeniyle oluştuğu saptanmıştır. Hastalığının yanı sıra diğer yapısal kalp hastalıkları da ani ölüme neden olabilmektedir. Ani kalp ölümünün engellenmesi, en başta koroner damar hastalıklarının engellenmesi ile mümkündür. Sigara, kolesterol yüksekliği ve tansiyon yüksekliği, kalp

Kalp ve damar sistemi hastalıkları, ölümün tüm dünyada ve ülkemizdeki en önemli nedenidir.

8

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

hastalığına neden olan ve önlenebilir ya da tedavi edilebilir risk faktörleridir. Bazı nadir geçişli hastalıklar, sağlıklı bireylerde ani ölüme neden olabilmektedir. Bu açıdan yüksek riskli hastalar çeşitli tanısal yöntemlerle saptanabilmektedir. Özellikle yakın akrabalarını beklenmedik kaybedenlerin bir kardiyoloji merkezinde değerlendirilmeleri gerekir. Günümüzde ciddi kalp hastalıkları olan bireylerde çeşitli tetkiklerle ani ölüm riski belirlenebilmektedir. Ölümcül aritmiler tedavi edilerek ani ölüm önlenebilmektedir. Bu yöntemle son yıllarda dünyada birçok hayat kurtarılmıştır.

BAYILMA (SENKOP) NEDİR? Beyin kan akımının önemli ölçüde ve geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici şuur ve duruş (postür) kaybı olarak tanımlanır. Yani hastanın bayılma sırasında şuuru kaybolduğundan olup biteni hatırlayamaz, duruş kaybı olduğundan düşer ve hatta bu arada çarpmaya bağlı yaralanmalar olabilir. Hasta düştüğü zaman, yer çekimi kanı beyinden daha fazla aşağıya çekemez, beynin kanlanması düzelir ve bilinç yerine gelir. Yani düşmeye bağlı yaralanma ve buna ait problemler olmazsa senkop sonrasında hasta tam olarak kendine gelir.


Bir hastalık değildir. Altta yatan bir nedenin görünen yüzüdür. Senkop, kalbe bağlı veya kalp dışı nedenlerden oluşur. Senkoplu hastalar, hastaneye yatan hastaların %6’sını, acil servise gelenlerin ise %3’ünü oluşturmaktadır.

Kalbe Bağlı Sık Görülenler Nedenler Aritmiler: Ritim bozukluğu demektir. Aritmilerde, kalbin çalışmasında düzensizlik, yavaş çalışma hızlı

Beyin dokusu, üç dakikadan fazla oksijensiz kalması halinde ölmeye başlar ve geri dönüşü olmayan bir biçimde beyin hasarı gelişir. çalışma olabilir. Senkopun kalbe bağlı önde gelen nedenidir. Senkopla birlikte görülen en sık aritmiler, ventriküler taşikardi ve kalp bloklarıdır. Yapısal kalp hastalığı (örn: kardiyomiyopati veya kalp yetmezliği) sebebiyle ortaya çıkan anormal kalp ritimleri nedeniyle de senkop oluşabilir. Kalp bloğu: En sık atrioventriküler düğüme ait bloklarda senkop görülür (AV bloklar). AV bloklarda AV düğümde iletim bozukluğu olur. Sinüs düğümünden çıkan uyarının aşağıya, yani ventriküllere geçişinde aksamalar vardır (1. derece ve 2. derece AV blok) veya uyarıların hiçbiri aşağıya geçemez (3. derece AV blok veya AV tam blok). Sonuç olarak bloğun derecesine bağlı olarak değişen derecelerde kalp hızında yavaşlamalar oluşur. Hipotansiyon: Kan basıncının düşük olmasıdır. Değişik nedenlerle oluşur. En sık nedenlerden biri ortostatik hipotansiyondur. Ortostatik hipotansiyonda, pozisyondaki ani değişiklik (uzun bir süre yatar durumda kalma ve arkasından aniden ayağa kalkma) ile kan basıncında önemli düşme oluşur. Kalp kapak hastalıkları: Kalp kapaklarında önemli darlık oluştuğunda kalpten beyine giden kan akımı en sık görülen aort darlığıdır. Daha seyrek olarak, pulmoner kapağın darlığı nedeniyle de oluşabilir. Kalp kasının yeteri kadar kanlanmaması (kardiyak iskemi): En sık nedeni aterosklerozdur. Hipertrofik kardiyomiyopati: Kalp kasındaki kas liflerinin anormal büyümesiyle karakterizedir. Bu anormal büyüme, çoğu vakada, interventriküler septumun (sol ve sağ ventrikülleri birbirinden ayıran kas yapısı) kalınlaşması ve sertleşmesi ile sonuçlanır. Kasın sertliği nedeniyle ventriküller düzgün olarak gevşeyemez. Hipertrofik kardiyomiyopatili hastalar, arit-

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

9


Ani ölüm, tüm dünyada ciddi bir problem olmaya devam etmektedir. miler nedeniyle veya septumda büyüyen kasların, kanın kalpten çıkışına engel oluşturması nedeniyle bayılabilirler.

Senkop Çeşitleri Nelerdir? Altta yatan nedene göre ayrılan birçok senkop türü vardır. Buna karşın, senkopun kendisi bir hastalık değildir. Nedenlerin kaynağı her zaman tam anlaşılamasa da farklı türdeki senkop türleri bu nedenleri temsil etmektedir: Anginanın oluşturduğu senkop: Angina pectoris sonucu gelişen bayılma nöbetleridir. Angina, koroner arter hastalığı nedeniyle kalp kasına yeterli oksijen ulaştırılamaması sonucu oluşan bir tür göğüs ağrısıdır. Karotis sinus senkopu: Beyine kan götüren önemli bir damar olan ve boyunda bulunan karotis arterin ikiye ayrıldığı yere karotis sinüs denir. Burası basıya uğrarsa kalp hızında yavaşlama ve/veya kan basıncında düşme olur. Bu çoğunlukla bir probleme neden olmaz (karotis sinüs hipersensitivitesi) ve bunun sonunda ani bilinç kaybı olabilir. Hassas olan kişilerde başı yana çevirme, boyna sıkı takı takma veya boynu sıkan kıyafetler giyme nedeniyle senkop oluşabilir. Defekasyon senkopu: Barsak hareketleri sırasında veya dışkılama sırasında meydana gelen bayılma nöbetleridir. Histerik senkop: Histeri, ani endişe, heyecan veya stres nedeniyle olan senkoptur. Öksürük senkopu: Takiben ortaya çıkan ani bilinç kaybıdır. Laringeal senkop ise kısa sürelidir ve boğazda gıcık ve öksürük sonrası olur. Miksiyon senkopu: İşeme sırasında oluşan ani bilinç kaybıdır. Sıklıkla gece idrarını yapmak için uyanan erkeklerde görülür. Nedeni bilinmemektedir. Yutkunma senkopu: Yutmaya eşlik eden senkoptur. Kalp ve yemek borusu hastalıklarıyla ilişkili olabilir, ancak sağlıklı bireylerde de görülebilir. Sebebi bilinmeyen senkop: İsminden de anlaşıldığı gibi nedeni bilinmeyen senkopu ifade eder. Bu vakaların çoğunda, senkop atağı bir kez olur ve hasta ataktan hemen toparlanır ve uzun dönemde bir problem çıkmaz.

10

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Senkopa Eşlik Eden Diğer Belirtiler • • • • •

Çarpıntı (hızlı, güçlü, küt küt, kalp atışı) Baş dönmesi Soğukluk Şaşkınlık, genellikle tuhaf hissetme Terleme

Doktorun Fark Edebileceği Bulgular • • • •

Düşük kan basıncı (hipotansiyon) Düşük kan şekeri (hipoglisemi) Düşük nabız hızı Solukluk

Senkop (bayılma) Tanı Yöntemleri Nelerdir? Senkopu teşhis etmeye yönelik en önemli adım eksiksiz bir tıbbi hikaye ve takiben fizik muayenedir. Hasta senkop atağı hakkında ayrıntılı olarak irdelenmeli ve başka senkop atakları hakkında da, herhangi bir kalp hastalığı olup olmadığının doktor tarafından bilinmesi de kalp hastalığı ile yakın ilişkili olması bakımından oldukça önemlidir. Bu bilgi, doktora hangi tür testlerin isteneceği konusunda yardımcı olacaktır. Tanıyı koyabilmek için doktor bir takım testler isteyebilir, bunlar: Eğik masa testi: Damarlarında genişleme sonucu kan basıncında ani düşme olması ve buna bağlı gelişen senkopları ayırt etmek için değerli bir testtir. Eğik masa testi, eğim verilebilen bir masaya yatırılır, takiben masa dik konuma getirilir. Aşırı kan basıncı düşmesi ve/veya nabız düşmesi anormal cevabı gösterir. Ekokardiyogram: Kalp fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılır. Bayılmasına yol açabilecek altta yatan nedenleri ortaya çıkarabilir. Holter monitor: Bazen üç güne kadar süreyle kalp ritminin izlenmesidir. Hasta günlük rutin işleri ve yaşantısına devam ederken sürekli olarak kalbin elektriksel aktivitesi kaydedilir. Ritim bozukluklarına bağlı senkop tanısında değerlidir. Event recorder: Aritmileri nadir oluyorsa Holter monitor ile saptamak zor olabilir. Bu nedenle doktor hastadan, olay kaydedici (event recorder) adı verilen daha farklı taşınabilir bir cihaz takmasını isteyebilir. Kalbin elektriksel aktivitesini sürekli kaydetmez. Sadece hasta şikâyeti olduğunda veya belirti hissettiğinde bir düğmeye basarak kayıt alır. Bu kaydediciler haftalar veya aylar boyunca kullanılabilir.


Elektrofizyolojik çalışma (EPS): Kateterlerin ven ya da arterlere yerleştirilip kalbin elektriksel aktivitesinin incelendiği bir işlemdir. Bu incelemeler, özellikle hızlı (takikardi) veya yavaş (bradikardi) kalp ritimlerinin teşhisinde yararlıdır. Belirttiğim gibi, bilinç kaybı, nörolojik hastalıklar (özellikle epilepsi) nedeniyle de olabilir. Bu durumda bayılmanın neden kaynaklandığını bulmak zor olabilir. Bayılmanın nörolojik nedenlerinin değerlendirilmesinde kullanılacak bazı testler şunlardır: • Bilgisayarlı tomografi (BT) • Magnetik rezonans görüntüleme (MR)

Senkop (bayılma) Tedavisi ve Önlenmesi Senkop tedavisi; hastanın şikayetlerine ve altta yatan nedene göre değişmektedir. Defalık bir olaydır ve ancak altta yatan neden kalp damar hastalıklarına veya diğer başka hastalıklarla bağlantılı ise bu nedenler tedavi edilir. Bradikardi sıklıkla kalıcı pil takılması ile tedavi edilir. Eğer bir ilaç tedavisi bradikardiye neden oluyorsa, bu yan etkiye yol açmayan farklı bir ilaçla değiştirilebilir. Takikardi ise birkaç şekilde tedavi edilebilir: • İlaçlar • Ablasyon: kalbin elektrik sisteminin değerlendirilmesinin yanı sıra, sorumlu dokunun saptanması ve bu alanın dondurma veya yakma ile ortadan kaldırılması. • Takılabilir defibrilatörler (ICD): Şok yapabilen kalp pilleridir. Aritmileri tespit eder ve bunları elektrik şokuyla sonlandırır. Aort darlığı önemli ise kapak değiştirilir. Hipertrofik kardiyomiyopati, ilaçlarla ve bazen de ICD ile tedavi edilir. Hasta senkopa neden olan olayları biliyorsa bunlardan uzak durmalıdır. Hastada senkop öncesi ön belirtiler oluyorsa hemen yere uzanıp bacaklarını yükseğe kaldırmalıdır, böylelikle senkop önlenebilir. Su kaybından dirençli vakalar, ilaçla tedavi edilebilir. Kan damarlarını daraltan ve/veya kan hacmini artıran ilaçları içerir. Tedavide beta-blokerler ve bazı antidepresan ilaçlar da kullanılabilir.

Senkop Geçiren Hastalar Ne Yapmalıdır? Hasta veya hasta yakını acil olarak tıbbi yardım ekibini aramalıdır: • • • •

Öncesinde belirti olmadan ani bayılma, Kalp hastalığı öyküsü varlığı, Ailede ani ölüm hikayesi varlığı, Göğüs ağrısıyla birlikte senkop,

Solunumun durması durumunda hastaya müdahale üç dakika içinde yapılmalıdır. • Epilepsi nöbeti, • Kuvvet kaybı (veya azalması) veya konuşma problemi ile birlikte senkop,

Aşağıdakilerin Varlığında En Kısa Zamanda Kalp Uzmanına Danışılmalıdır • • • •

Genç hasta Atak öncesi uyku, sıcaklık hissi ve bulantı olması İşeme ve dışkılama ile birlikte senkop Aşırı yorgunluk, uzun süre ayakta durma, ağrı veya kan görmeyle bayılma

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

11


Senkop tedavisi hastanın şikayetlerine ve altta yatan nedene göre değişmektedir. YENİDEN CANLANDIRMA (CARDİOPULMONER RESUSİTASYON) NEDİR? Kalbin çalışmasının ve/veya solunum işinin durmasının sonucu müdahale edilmediği takdirde ölmesi kaçınılmaz kişileri yeniden hayata döndürmek için yapılması gereken acil müdahaledir.

Neden Önemlidir? • Hastane dışı kalp durmalarından olan ölümlerin %75-80’i evde olmaktadır. • Ani kalp durmasından olan ölümlerin %95’i hasta hastaneye ulaşamadan olur. Bu durumda “yeniden canlandırma” işlemini biliyorsanız sevdiklerinizi yaşatabilme şansınız olur. • Ani kalp durmasından olan ölümler kader değildir. Ne kadar fazla insan yeniden canlandırmayı biliyorsa o kadar insan ölümden kurtulur. Solunumun durmasının çeşitli nedenleri vardır; kalp krizi, boğulma, elektrik çarpması, vb. Kalbin ve/veya solunumun durması halinde; dokulara yaşamaları için gereken oksijen taşınamaz ve dokulardaki hücreler ölmeye başlar. Vücudumuzda oksijensizliğe en hassas olan doku beyindir. Beyin dokusu, üç dakikadan fazla oksijensiz kalması halinde ölmeye başlar ve geri dönüşü olmayan bir biçimde beyin hasarı gelişir. Beyne oksijen gelişi üç dakikadan daha uzun bir sürede gecikirse beyin dokusu değişen derecelerde harap olduğu için bilinç kısmen veya hiç yerine gelemez (bitkisel hayat). Solunumun durması durumunda hastaya müdahale üç dakika içinde yapılmalıdır. Önce durumun acil olup almadığını değerlendirmemiz gerekir; kalp çalışıyor mu, solunum var mı? Çoğu durumda kalp önce durur ve oksijensizlikten dolayı etkileneceği için solunum da ardından durur. Kalp durmasında hasta hareketsizdir, bilinç tamamen kapalıdır; uyaranlara, seslenmelere cevap vermez. En önemlisi büyük damarlardan (boyunda karotis (şah damarı), bilekteki atardamar) nabız alınmaz. Hastanın hareketsiz halini psikolojik bayılmalar (histeri, sinirsel bayılma), sara (epilepsi) gibi bayılmalardan mutlaka ayırt etmek gerekir. Bu durumlarda kalp çalışır ve hasta nefes alır. Canlan-

12

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

dırma işlemi üç basamaktan oluşur; bunlar akılda kolay kalması yönünden ABC olarak bilinir. Bunlar şunlardır; A: Airway (hava yolu) B: Breathing (solunum) C: Circulation (dolaşım yani kalp) A: (Airway) Hava yolu: Burada hava yolunun açık olup olmadığı kontrol edilir. Yani akciğerlerle ağız arasında havanın geçişine engel olan bir cisim var mı? Bunu için işaret parmağı hastanın ağzına sokularak yabancı cisim olup olmadığı kontrol edilir. Dilin kendisi de arkaya doğru kayarak solunum yolunu engelleyebilir. Bunun için hastayı sırtı yere gelecek şekilde yatırdıktan sonra kurtarıcı bir eli ile hastanın alnına hafifçe bastırırken diğer elle de çene yukarıya doğru kaldırılmaya çalışılır. Böylece dil öne doğru gelir ve solunum yolunu tıkaması engellenir. Bilinçsiz durumda olan hastanın dili, arkaya kayarak solunum yolunu kapatabilir. Bunun için kurtarıcı, bir eli ile hastanın alnına hafifçe bastırırken diğer elle de çene yukarıya doğru kaldırılmaya çalışmalıdır. B: (Breathing) Solunum: Göğüs kafesinin solunumla hareket edip etmediğini veya kulağımızı hastanın ağzına yaklaştırarak nefes alıp almadığını hissederek anlayabiliriz. Solunum yoksa suni solunuma geçilmeli. Önce ambu ile yapay O2 yüklenir. Hasta entübe edilerek oksijen saturasyonu normal hale getirilmeye çalışılır. C: (Circulation) Dolaşım: Kalp çalışıyor mu? Oskültasyon ile nabız kontrolü ile (corotis) anlaşılır. Kalp çalışmıyorsa kardiyak EKG monitorizasyonu ile birlikte masaja başlanır. Bu sert zeminde göğüs orta kısmındaki kemiğin (siternum)1/3 alt kısmına kemik 3-5 cm aşağı çökecek şekilde dakikada yüz defa olacak şekilde tekrarlanmalıdır. Çocuklarda ve bebeklerde ise kalp masajı tek elle yapılır ve göğüs kafesi 2,5-4 cm aşağı inmesi yeterlidir. Bu tedbirlerin yanı sıra medikal supportun bilinçli olarak yeterli dozda ve zamanında yapılması şarttır. Medical support (destek) için kullanılacak ilaçların hasta müdahalesinde el altından bulunması hem ekip hem hasta için hayati öneme haizdir. Bu nedenle özellikle mavi kod ekibi, teçhizatı ve ilaçları daima hazır bulunmalı, hızlı ve bilinçli müdahaleyi yapabilecek eğitim ve tecrübede olmalıdır. •


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

13


Ses Kısıklığı Bir Hastalık mıdır? Her türlü normalden farklı ses oluşumuna, ses kısıklığı adı verilir. Genellikle sesin azalması veya hiç çıkmaması olarak düşünülmektedir. Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses bozulmalarını bu grupta sayabiliriz. Gırtlaktan daha aşağı seviyelerdeki rahatsızlıklar sesin cılız ve zayıf çıkmasına neden olurken, gırtlağın kendisi ile ilgili hastalıklar da sert, tırmalayıcı ve kısık ses oluşumuna yol açar. Ağız boşluğu ve dil hastalıkları ise ses boğuk, burundan ve “ağızda sıcak patates varmışçasına” çıkmasına neden olur.

Muayene ve Tetkikler Uzun Sürer mi?

1969 Kars doğumlu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Kulak Burun Boğaz uzmanımız Op. Dr. Kamil Yüceer 14 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

KBB uzmanı tarafından burun ve boğaz muayenelerinden sonra gırtlak endoskopik olarak kolayca değerlendirilecektir. Şüpheli durumda biyopsi ve patolojik değerlendirme, gerekiyorsa radyolojik inceleme yapılacaktır. Tümör şüphesinde boyun ayrıntılı bir biçimde incelenecektir. Tedavinin doğru yapılması için gırtlak ve boynun eksiksiz değerlendirilmesi zorunludur.

Ses Kısıklığı Uzun Süre Devam Ediyorsa Kanser Şüphesi Var mıdır? Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalıyız ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmeliyiz.

14

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalıyız ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmeliyiz. Özellikle sigara içen, 50 yaşını aşmış ve iki haftadan uzun süreli ses kısıklığı olan erkek hastaların mutlaka hekime başvurmaları ve dikkatli bir gırtlak muayenesinden geçmeleri şarttır. Çünkü gırtlak kanserinin ilk ve en önemli işareti ses kısıklığı olup erken evrede saptandığında yüzde 100’e yakın oranda tedavi edilebilmektedir.

Tedavisi Nasıl Gerçekleştirilir? Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığının kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir. En basiti olarak ses istirahatı, ilaç kullanımları olurken, tümör olgularında onkolojik prensipler doğrultusunda doğru cerrahi yönteminin uygulanması önemlidir.

Nelere Dikkat Etmeliyiz? • Sigara ve alkolden uzak durmaya gayret edilmelidir. (Sigaranın akciğer ve gırtlak kanseri üzerindeki rolü çok önemlidir.) • Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılmalıdır. • Diyaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşmaya özen gösterilmelidir. • Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılmalıdır. • Bol su içilmelidir. • Mideden asit kaçağı olan (reflü) hastalar; akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol almamalı, midesini dolduracak kadar yemek yememeli, yemek yiyip hemen yatmamalı, yüksek yastıkta uyumamalıdır. • Bulunulan ortamın nemi ve ısısının uygun olması da dikkat edilmelidir. Kısacası, gırtlak kanserini özetlersek; nadir olarak ilk başta kan tükürme, ağrı olabilir. İlerleyen evrelerde nefes darlığı ve yutma güçlüğü görülebilir. Tanısı endoskopik olarak görüldükten sonra alınan biopsi ile konulur. Gırtlak kıkırdaktan oluştuğu için damarlanması azdır ve bu sebeple gırtlak kanseri erken dönemlerde yakalanırsa yayılma göstermeden tam tedavi edilebilir. Erken evrelerde ışın tedavisi uygulanabilir. Tedavisi cerrahidir. Vakaların çoğunluğu tam iyileşir ve hastalık tekrar etmez. •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

15


Diyabetliler Doğru Yaşam Tarzıyla Sorunsuz Yaşayabilir

Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insulin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumumda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir. Diyabeti olmayan bir birey kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde 200 mg/dl’nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması diyabetin varlığını gösterir. Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri(AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker(pre-diyabet) sinyalidir.

Tip 1 Diyabet Nedir? 1949 Kıbrıs doğumlu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu İç Hastalıkları uzmanımız Uzm. Dr. Özalp Asil Özel Optimed Tıp Merkezi’nde hizmetinizde.

İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan Tip 1 diyabet, sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıktığı için “ Juvenil Diyabet” adını da alır. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Hastalar, mutlak veya göreceli bir insülin yetersizliği olduğundan ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet, İnsüline Bağımlı Diyabet (İn sulin Dependent Diabetes Mellitua=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir.

Tip 1 Diyabet Neden Olur? Sağlıklı bireylerde vücudu dışarıdan gelen yabancı etkenlere karşı

16

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


Genellikle yapılan yanlış, insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya beş dakika sonra yemek yenilmesidir. korumakta görevli bir bağışıklık sistemi bulunur. Bu sistemin virüs, aşılanma, fizik veya psişik stres gibi herhangi bir nedenle normalden sapması sonucu kendi hücrelerini yabancı olarak algılaması, onlara saldırması ve tahrip etmesiyle meydana gelen hastalıklara “otoimmün hastalıklar” denir. Tip 1 diyabet de otoimmün hastalıklar grubuna dahildir. Bilinmeyen bir nedenle harekete geçen bağışıklık sistemi, insülin yapımını üstlenen pankreas beta hücrelerini tahrip etmektedir. Bu tahribat %80‘in üzerine ulaştığında hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Tip 1 Diyabet İçin Kimler Daha Yüksek Risk Taşır? Anne, baba kardeş gibi birinci derecede yakın akrabalarında Tip 1 diyabet olanlarda, çok sayıda Tip 2 diyabetli yakını olanlarda, gebelik sırasında diyabet ortaya çıkan kadınlarda daha yüksektir.

Kan Şekeri Sürekli Yüksek Seyrederse Hangi Belirtiler Olur? • Çok idrar yapmak, sık idrara çıkmak • Çok su içmek • Zayıflamak

Tip 1 Diyabette Tedavi Nasıl Olmalıdır? Tip 1 diyabetin tedavisinde değişmez kural insülin enjeksiyonudur. Bu tip şeker hastalığında insülin kullanmak bir zorunluluktur ve hayat kurtarıcıdır. Tedavinin diğer temel taşları ise sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve eğitimdir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam sürdürmesi için gereken bakımı hayat biçimi haline getirmelidir.

İnsülin Tedavisi Nasıl Yapılır? İnsülin protein yapısında bir hormon olduğundan midede sindirilir. Bu nedenle ağız yoluyla hap şeklinde kullanılamaz; sadece enjeksiyon tarzında kullanılabilir. Günümüzde insüline benzer yapıda, saflaştırılmış preparatlar kullanılmaktadır. Günlük insülin ihtiyacı hastanın, boy, ağırlık, yaş, gıda tüketimi ve aktivite düzeyine göre değişir. Ayrıca araya giren başka bir hastalık, stres ya da ilaçlar insülin dozunu etkileyebilir. İnsülinin saklama koşulları +4 derece/+8 derecedir. Teknolojik gelişmeler ve yapılan araştırmalar sonucunda insülinin klasik enjektörlerin yanı sıra kalem enjektörler ve insülin pompası ile

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

17


Tip 1 diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı uygulayarak, düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. de yapılabilmesi sağlanmıştır.

Tip 1 Diyabette Acil Sorunlar Nelerdir? Tip 1 diyabetli kişi bilimsel ve sağlıklı bir beslenme programı uygulayarak, düzenli egzersiz yaparak ve uygun insülin tedavisi ile sorunsuz bir yaşam sürdürebilir. Ancak insülini uygun teknikle, yeterli dozda ve zamanında yapmayan, beslenme tedavisine uyum sağlayamayan ve aşırı karbonhidrat tüketen ya da egzersiz yapmayı aksatan diyabetlilerde kan şekeri yükselebilir. Bunun aksine insülini aşırı dozda kullanan ya da önerilen besinleri özellikle de karbonhidrat içeren besinleri zamanında ve yeterince tüketmeyen, alkol kullanan veya aşırı egzersiz yapan diyabetlilerde kan şekeri aniden ve hızla düşebilir.

Kan Şekeri Düştüğünde Ne Yapılmalıdır? Kan şekerinin düşmesi de yükselmesi gibi acil müdahale gerektiren önemli bir durumdur. Bu nedenle diyabetli kişi bir kolye, bilezik ya da saat kayışında diyabet kimliği taşımalıdır. Diyabetli kişinin bir öğün ya da ara öğün geciktirmesi ya da her zamankinden fazla hareket yaparak fazla enerji harcaması sonucunda oluşabilecek hipoglisemi durumunda diyabetli bireyde terleme, titreme, renk solukluğu, sinirlik, huzursuzluk fark edilir. Gerekli önlemler alınmazsa uyum güçlüğü sonra da şuur kaybı oluşabilir. Hipoglisemide yapılması gereken tedavi şekli diyabetli kişide gözlenen belirtilere göre değişir. Belirtilerin hafif olduğu durumlarda 5-6 adet kesme şekeri bir bardak ılık suda eritilip içirilir ya da bir büyük çay bardağı şekerli meyve suyu verilebilir. İyileşme belirtileri görülmezse iki çay kaşığı dolusu şeker ya da 5-6 adet kesme şeker az miktarda suda eritilip küçük yudumlar halinde içirilmelidir. Şuur kaybının olduğu hipoglisemide ise ağızdan şeker veya şekerli su verilemez. Bu durumda kas içine glukagon enjeksiyonu gereklidir ve bu iğnenin yapılması hayati önem taşır.

18

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Kan Şekeri Yükseldiğinde Neler Yapılmalıdır? Sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, çok su içme, ciltte kuruma ve yaralarda geç iyileşme, halsizlik, yorgunluk ve zayıflama belirtileri olan diyabetlide kan şekeri yüksek demektir. Bu durumda yapılması gerekenler, kullanılan insülinin son kullanım tarihinin, dozunun, uygulama tekniğinin doğru olup olmadığının araştırılmasıdır. Bol su içildiği, önerilen insülin rejimine ve beslenme planına uyumun tam olmasına rağmen hiperglisemi sürüyorsa diyabetli birey derhal doktoruna başvurmalıdır.

Tip 2 Diyabet Nedir? Herkeste, her yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir. Ailesinde diyabetli olanlar, şişman kişiler, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar, stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir. Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.

Tip 2 Diyabetin Belirtileri Nelerdir? Tip 2 diyabeti olan ve kan şekeri yüksek olan kişilerde; • • • • • • • •

Sık idrara çıkma Ağız kuruluğu Çok su içme Açlık hissi Cilt yaralarının geç iyileşmesi Kuru ve kaşıntılı bir cilt Sık sık enfeksiyon gelişmesi Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma görülür. Ancak bu belirtiler zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar.

Tip 2 Diyabet Tedavisinin Esasları Nelerdir? Birinci basamak tedavi planında medikal beslenme tedavisi yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulanmaya koyulması yer almaktadır. Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetlilerde kan şekerini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir. Ağızdan


Gizli Şeker(Pre-Diyabet) Nedir? Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır. Diyabet önleme programına katılan pre-diyabetiklerin %11’inde diyabet gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip diyabete adaylık durumudur. Pre-diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde ise 2-4 kat fazladır. Pre-diyabetli bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli olmayı önleyebilir ve geciktirebilir.

Pre-Diyabet Tedavisi Nasıl Yapılır? Bireysel bir beslenme tedavisi ve haftanın beş günü günde 30 dakika düzenli yürüyüş şeklinde yapılan egzersiz programı sonucunda, vücut ağırlığının ılımlı olarak azalması (% 5-10) ile pre-diabetten diyabete geçiş önlenebilmekte veya geçiktirilebilmektedir. Eğer pre-diabetiniz varsa pre-diyabeti olmayanlara kıyasla kalp hastalığı veya inme riskiniz %50 artmıştır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini (sigara içmek, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi) bilmeniz gerekmektedir. Eğer risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahipseniz bu faktörlerin tedavi edilmesi de son derece önemlidir şeker düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece önemlidir.

Tip 2 Diyabette Hangi Durumlarda İnsülin Tedavisi Gerekmektedir? • Beslenme planına uyum sağlamasına, egzersiz yapmasına ve aldığı ilaçlara rağmen kan şekeri yüksek seyreden diyabetlilere, • Ameliyat olacak hastalara • Ameliyat döneminde • Gebeliği esnasında diyabet tanısı konan ve hamilelikte kan şekeri kontrolü sağlanmayan kadınlara • Ağır bir infeksiyon geçirirken iyileşmeyen kişilere • Ayak yarası olan diyabetlilere • Diyabete bağlı komplikasyonların gelişmeye başladığı diyabetlilere mutlaka insülin tedavisi uygulanmalıdır.

Kimlerin Pre-Diyabet Tanısı İçin Test Yaptırması Gereklidir? Şişman ve 45 yaşın üstünde iseniz pre-diabetli olup olmadığınızı öğrenmek için test yaptırmanız gereklidir. Eğer vücut ağırlığınız normal ise ve 45 yaş civarında iseniz testi yaptırmanın sizin için uygunluğunu doktorunuza danışınız. 45 yaşından genç erişkinlerde ve şişman bireylerde diyabet ve pre-diyabet yönünden risk faktörlerinin varlığı araştırılır. Bu risk faktörleri: yüksek tansiyon, düşük HDLkolesterol düzeyi, yüksek trigliserid düzeyi, ailede diyabet varlığı, gestasyonel diyabet, 4,5 kg üzerinde bebek doğumu öyküsü olmasıdır.

Ne Sıklıkla Testi Yaptırmak Gerekir? Pre-diyabet saptanmamış olmasına karşın risk faktörlerine sahipseniz her üç yılda bir test yaptırmalısınız. Eğer pre-diyabet varsa Tip 2 diyabetin tespiti için her 1-2 yılda bir test yaptırmanız gerekir.

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

19


n

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir? Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını sağlamak diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması komplikasyonların gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak için son derece önemlidir. İyi bir diyabet kontrolü, kan şekeri seviyenizi mümkün olduğunca normale en yakın tutmak anlamına gelir. Bu durum, aşağıdakilerin yapılmasıyla sağlanabilir. Sağlıklı Beslenme: Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme tedavisinin verilmesi önemlidir. Diyabetli kişilerle diğer kişilerin besinlere olan gereksinimi aynıdır. Her insanın enerji, karbonhidrat, protein, yağ, lif, vitamin, mineral gereksinimi vardır. Bir kişide diyabetin olması bu gereksinimler-

Alışveriş yaparken almayı düşündüğünüz yiyeceğin ambalajında bulunan ‘içindekiler’ kısmını mutlaka okuyunuz.

20

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

den birini veya birkaçını azaltması veya arttırması anlamına gelmez. Egzersiz: Egzersiz, vücudunuzun glikozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan şekeri kontrolünü sağlar. Ayrıca, şişman tip 2 diyabetli kişilerin kilo kaybetmesine yardımcı olur. İlaç/İnsülin: İnsülin, besinlerle kana geçen şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan ve böylece kan şekeri yükselmelerini önleyen bir hormondur. Tip 1 diyabetli kişilerin yaşamak için insüline gereksinimi vardır. İnsülin bağımlılık, alışkanlık yapacak bir madde değildir. İnsülin yaşam için elzemdir. Vücut insulin yapmıyor ise dışarıdan enjeksiyon yolu ile vücuttaki eksikliği yerine koymak gerekir. Tip 2 diyabetli kişilerin kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline gereksinimleri olabilir Yukarıdaki maddelerin tümü arasında bir denge tutturmak önemlidir. Bu dengenin oluşması için diyabetli birey mutlaka diyabet ve tedavisi konusunda eğitim almalıdır.

Öğün Sıklığı Ne Olmalı? Gün içinde yemeniz gereken öğün sayısı diyabetinizin tipine, aldığınız medikal tedaviye, fiziksel aktivite düzeyinize ve o andaki kan şekeri düzeyinize bağlı olarak değişir. İnsülin kullanan tip 1 ve tip 2


diyabetlilerin sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün olmak üzere altı öğün beslenmesi gerekir. Genellikle yapılan yanlış, insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya beş dakika sonra yemek yenilmesidir. Bu tarz hatalar öğünden sonra kan şekerinin yükselmesine neden olur. Yapılan bir diğer yanlış ise açlık hissi oluşmadığı için ara öğünlerin yapılmaması veya ara öğünde yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılmasıdır. İnsülin kullanan bir kişide ara öğünün yapılmaması, bir ara öğünün atlanması veya yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılması şeklinde yapılan uygulamalar kan şekerinin düşmesine neden olur. Tip 2 diyabetlilerin iki -üç saat aralıklarla beslenmesi gerekir. Bir gün içinde yenilmesi gereken yiyecekleri gün boyunca yayarak sık ve az yemek yeme alınan öğünden sonra kan şekerinin daha az yükselmesini sağlar. Öğünlerde yenilen yiyeceklerin porsiyon ölçüsünü azaltarak, küçük öğünler halinde yemek yenilmesi fazla kalori alınmasını önleyerek ve açlığı kontrol altına alarak hem kan şekeri kontrolünü sağlar hem de kilo alımını önler. Ayrıca kan kolesterol düzeyindeki yükselmeyi de azaltır.

Ara Öğünlerde Ne Yenilenilir? Ara öğünler için yapılacak seçim insülin veya oral antidiyabetik ilaç kullanan kişiler için farklıdır. Ancak her iki tedavide 10-15 gram karbonhidrat içeren bir yiyecek yemenizi öneririz. Yiyecek seçiminde değişim listelerinden veya diyabet beslenme piramidinden faydalanabilirsiniz. Ara öğünler için yapacağınız en iyi seçim ekmek veya ekmek yerine yenilebilecek yiyecekler grubudur. Örneğin 2 galeta veya 4-5 adet şekersiz kepekli bisküvi, bir bardak dolusu yağsız patlamış mısır, yarım poğaça, vb. Bu grup yiyeceklerin yanına düşük yağlı süt, yoğurt, ayran veya peynir gibi protein içeren bir yiyecek ilave ederek ara öğünü kuvvetlendirebilirsiniz. Taze meyve ve sebzede iyi bir seçim olabilir. Ancak insülin kullanan kişilerin ara öğünde sadece meyve yemeleri her zaman için iyi bir seçim olmayabilir. Ara öğünde tek başına meyve yenilmesinin o andaki kan şekeri düzeyine bağlı olarak öğlen yemeğine doğru oluşabilecek bir hipoglisemi riski yaratabileceği unutulmamalıdır. Diyabetliler genellikle ara öğün saatinde evde ol-

Ara öğünler için hazırlıklı olmayı unutmayın. Yanınızda-çantanızda, arabanızda, işyerinde masanızın çekmecesinde daima yiyebileceğiniz uygun yiyecekler bulundurun. madıkları için bir şey yiyemediklerinden yakınırlar. Ara öğünler için hazırlıklı olmayı unutmayın. Yanınızda-çantanızda, arabanızda, işyerinde masanızın çekmecesinde-daima yiyebileceğiniz uygun yiyecekler bulundurun.

Hangi Yiyecekleri Miktarını Kısıtlamadan Yiyebilirim? OCAK-ŞUBAT-MART 2012

21


Herhangi bir yiyeceği gereğinden fazla yemeyi düşünmeyin. Sağlıklı beslenmenin anahtarı dengedir. Vücudunuz için gerekli olan yiyeceklerin zaman ve miktar olarak belirli bir denge içinde alınması hiperglisemi ve hipoglisemiyi önleyerek, kan şekeri kontrolünü sağlayacak kan şekerinin kontrol altına alınması da kısa ve uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önleyecek veya geciktirecektir. Yağsız sütün içindeki yağ miktarı azdır ancak kalorisi vardır. Diyet ürünlerinde şeker olmayabilir ancak içinde bulunan un, yağ veya meyve şekeri kan şekeri ve kan yağlarının kontrol altına alınması için uygun olmayabilir. Eğer yediğiniz yiyeceğin porsiyonunu kontrol edebilirseniz sevdiğiniz birçok yiyecek dahil olmak üzere çeşitli yiyecekleri yiyebilirsiniz.

Şeker ve Şeker İçeren Yiyecekler Yenilebilir mi? Kan şekerinin kaynağı, çeşitli yiyeceklerde bulunan karbonhidrat adı verilen besin öğesidir. Karbonhidrat içeren yiyecekler sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma ve tatlılar gibi), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle yiyecekler kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlı yiyecekler (basit karbonhidratlar) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten karbonhidratlı yiyecekler (kompleks karbonhidratlar) olmak üzere iki gruba ayrılır. Şeker ve şeker içeren yiyecekler vücuda enerji verir ancak bu tür yiyeceklerin yenilmesi kan şekeri kontrolünü bozar. Sofra şekeri, reçel, bal, marmelat, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvi, çikolata, helva gibi yiyeceklerin içindeki karbonhidrat basit karbonhidrattır yani kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler. Ayrıca başta diş çürüğü olmak üzere, şişmanlık, kalp hastalığı, barsak hastalıkları gibi birçok sağlık sorununun oluşmasına neden olurlar. Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi kompleks karbonhidratlardan karşılayarak kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlayabilirsiniz. Yediğimiz sebze, meyve, ekmek, pilav, makarna, çorba, kuru baklagiller gibi çeşitli yiyeceklerin içindeki karbonhidratlar yani kompleks karbonhidratlar, vü-

22

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

cudumuzda şekere yani glikoza dönüşür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların şekere parçalanma hızı yavaş olduğundan kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükseltirler. Alışveriş yaparken almayı düşündüğünüz yiyeceğin ambalajında bulunan ‘içindekiler’ kısmını mutlaka okuyunuz. İçinde glikoz, sukroz, şeker bulunan yiyecekleri satın almadan önce marka ve çeşit olarak not ediniz ve sizin için uygun olup olmadığını öğrenmek için mutlaka diyetisyeninize danışınız.

Sağlıklı Beslenmek İçin Hangi Yiyeceklerin Yenilmesi Gerekir? Diyabeti olan birçok kişi beslenme planını uygulamak için aile ile yemek yeme zamanını ve birlikte yedikleri yemek çeşidini değiştirmekte, kendisi için ayrı yemek hazırlamaktadır. Oysa günümüzde diyabeti olan ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme prensipleri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Beslenme planı ile bireysel özelliklere göre değişen enerji ve besin öğesi ihtiyacının yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak şekilde, çeşitli yiyeceklerden karşılanması sağlanır. Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir. Sağlıklı beslenme için aşağıdaki besin öğelerini içeren yiyeceklerin yeterli miktarlarda ve öğün içinde dengeli bir şekilde alınması gerekmektedir. Karbonhidrat: Tahıllar, un ve undan yapılmış yiyecekler, kuru baklagiller, patates, sebze ve meyveler, süt, yoğurt. Protein: Et, yumurta, peynir, süt, yoğurt Yağ: Yağ ve et, yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi yağ içeren yiyecekler Vitamin ve Mineral: Sebze ve meyveler başta olmak üzere tüm yiyecekler Posa: Sebze, meyve, tam taneli tahıllar.

Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir? Diyabette, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı diyabetli bireyin hayatı boyunca uygulayabileceği en ideal beslenme programını oluşturarak; • Kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak


• Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi akut komplikasyonları önlemek • İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve korumaktır. Yukarıdaki amaçlara ulaşabilmek için Tip 1 diyabetli bireye; • Bireysel özelliklerine, günlük yaşam planına, beslenme alışkanlıklarına ve insülin tedavi şemasına uygun yeterli miktarda ve uygun zamanda yemek yemesi • Kan şekeri kontrolü için gereksinimine uygun miktarlarda karbonhidrat içeren besinleri tüketmesi • Besin tüketiminde çeşitliliği sağlaması • Besinlerle alınan posa miktarını arttırması • Basit şekerleri (toz ve kesme şeker, bal, tatlı, meyve suyu v.s.) diyetisyen kontrolünde tüketmesi önerilir.

Egzersizde Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir? Diyabet esnasında kişiye uygun olan egzersiz tipi ve programı uygulanmalıdır. Egzersize başlarken süre kısa tutulmalı (günde 5-10 dakikayla başlanmalı) ve giderek arttırılmalıdır. Egzersiz her gün düzenli olarak yapılmalı, egzersiz sırasında pamuklu çoraplar tercih edilmelidir. Egzersiz esnasında aktif

olarak çalışacak kasların olduğu bölgelere insülin yapılmamalı, aç karnına egzersize başlanmamalıdır. Egzersiz sırasında meydana gelebilecek kan şekeri düşmelerine karşı dikkatli olunmalı ve kan şekeri ölçülmelidir. Egzersiz sırasında oluşabilecek hipoglisemi riskine karşın mutlaka basit şeker içeren besinler; (Kesme şeker, şeker tableti veya meyve suyu v.s.) bulundurmaya dikkat etmelidir.

Evde Kan Şekeri Takibi Nasıl Yapılmalıdır? Haftanın belirli günlerinde kan şekerinizi ölçmeniz doktorunuza kan şekeri düzeninizin iyi gidip gitmediği ve insülin dozlarında yapılması gerekli değişiklikler hakkında bilgi verir. Ölçümler diyetisyeninizin beslenme tedavisini ayarlaması ve yediğiniz besinlerin kan şekerinize etkisi konusunda size bilgi vermesi açısından da önem taşır. Tip 1 diyabetlilerin kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği ile gece öğününden önce olmak üzere günde dört kez veya farklı günlerde farklı öğünlerde öğün öncesi ve öğünden iki saat sonra glukometre (kan şekeri ölçüm cihazı) ile kan şekeri ölçümü yapması gerekir. Bu ölçümün haftada kaç kez yapılması gerektiği doktorunuz/ diyetisyeniniz tarafından belirlenir. Hastalığınıza ve yaşam şartlarınıza en uygun kan şekeri ölçüm programının hazırlanmasında sağlık ekibinizden yardım alabilirsiniz. •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

23


Uyku Hastalıkları İhmale Gelmez

Bugün uykuyla ilgili 80’den fazla hastalık tanımlanmış durumdadır. Bu hastalıkların bazıları uykusuzluğa, bazıları aşırı uyku haline yol açıyor. Diğer bir kısmı uykuda arzu edilmeyen solunum bozukluğu (horlama, uyku apnesi) dolaşım bozukluğu, motor aktivitelere (uyurgezerlik, rüya sırasında hareketler, gece terörü, diş gıcırdatma, REM uykusu davranış bozukluğu, uykuda konuşma, kâbuslar vb.) neden oluyor ve “parasomniler” başlığı altında inceleniyor.

Parasomniler Parasomniler uyku sırasında ani olarak ortaya çıkan beklenmedik olaylardır. Merkez sinir sisteminin olgunlaşmasındaki bir aksamayı düşündürdüğü söylenmişse de psikolojik etkenler de parasomni oluşumunda önemli rol oynar. Çocuklarda erişkinlerden daha sık görülür. Ailesel özellik gösterebilirler. 1969 Çanakkale doğumlu Gülhane Askeri Tıp Akademisi mezunu Nöroloji Uzmanımız Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz 2 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde

24

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Pavor Noktürna ya da Gece Terörü Gecenin genellikle birinci yarısında nonREM döneminde görülür. Çocuklarda yaygındır. Çocuk yaş grubunda her yaşta görülebilirse de yaş arttıkça sıklığı azalır. Aniden bağırma ya da ağlamayla başlayan bir nöbet şeklindedir. Genellikle birkaç dakika sürer. Çarpıntı sık nefes alıp vermeler olabilir. Bu sıradaki uyandırılma


ve rahatlatma çabaları boşunadır. Nöbet bittiğinde çocuk susar ve tekrar uyumaya devam eder. Uyandığında olup bitenleri hatırlayamaz. Tedavisi için bir uzmana başvurulması gerekir.

REM Uykusu Davranış Bozukluğu Uykunun REM döneminde kalp, solunum ve göz kasları dışındaki tüm kaslarda atoni (kas gerginliğinin ortadan kalkması) olur. REM uyku sırasında rüyalar görürüz. Bu sırada rüya içeriğine bağlı olarak düşme, atlama, koşma ve buna benzer hareketler olsa da bu atoni nedeniyle rüya içeriğine bedenimiz eşlik etmemiş olur. Bu sayede yataktan düşmekten ya da şiddet ve tehlikeli durumlardan korunmuş oluruz. REM uykusu davranış bozukluğunda ise olması gereken atoni olmaz ve hasta rüya içeriğine bağlı olarak şiddet davranışı gösterebilir. Örneğin rüyasında birisiyle boğuşurken yatakta eşini boğmaya kalkabilir. REM uykusu davranış bozukluğu bazen tek başına olabilir. Bazen de Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı ya da başka türlü nörolojik hastalıklarda ortaya çıkabilir. Kesin tanı uyku çalışmasıyla konur. Tedavinin bir uzman tarafından yürütülmesi gerekir.

Uyurgezerlik ve Uykuda Konuşma Çocuklarda oldukça yaygındır. Ancak her yaşta görülebilir. Erişkinlerde genellikle psikiyatrik bozuklukla ya da organik-nörolojik bir hastalıkla birlikte olabilir. Erkeklerde daha yaygındır. Uyurgezerlik sırasında kişinin gözleri açıktır ancak bilinçli bir görme yoktur. Yataktan kalkıp oturmak ve bu sırada konuşmak şeklinde olabileceği gibi odadan çıkmak, dolaşmak hatta mutfakta yemek yemek gibi davranışlar olabilir. Tüm bunlar sırasında kişi aslında derin uykudadır. Bu sırada hastalar kendilerine ya da çevredekilere karşı şiddet davranışı gösterebilirler. Tedavisi bir uzman tarafından yürütülmelidir.

Diş Gıcırdatma Diş gıcırdatma sık olarak görülür. Her yaş grubunda ortaya çıkabilir. Psikososyal etkenlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Gündüz bunaltısının gece uykuda görülmesi şeklinde yorumlanabilir. Dişlerde ve çene ekleminde sorun oluşmasına neden olabilir. Sık ve şiddetli olduğu durumlarda bir uzmandan yardım alınmalıdır.

Kâbuslar İnsanlar yaşamları boyunca kâbus görebilirler. Ancak sık tekrarlayan kâbuslar dikkate alınmalıdır.

Uyku hastalıkları günlük aktivitenizi ve sosyal yaşantınızı bozmasının yanı sıra; çok daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Kâbus bozukluğu genellikle bir psikolojik sorun ya da psikiyatrik bozuklukla birliktedir. Depresyonda, diğer duygu durum bozukluklarında, anksiyete bozukluklarında, psikolojik travmalar sonrası ve disosiyatif bozukluklarda tekrarlayan kâbuslar görülebilir. Tek başına olduğunda tedavisi ayrıdır. Bir uzmanla görüşülmesi gerekir.

Uyku-Apne Sendromu Belirtileri; • Gündüz uyuklama, • Şiddetli horlama, • Uyku sırasında solunum duraklamasının başkaları tarafından gözlenmesi, • Solunum güçlüğü ile uyanma, • Ağız kuruluğu ve boğaz ağrısı ile uyanma, • Sabah baş ağrıları,

Nedenleri Uyku apnesi boğazdaki kasların havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşemesi sonucunda oluşur. Bu kaslar yumuşak damağa, küçük dile, yutağa ve dile aittir. Bu kaslar gevşediğinde nefes alma sırasında hava yolu daralır ve bir süre için solunum durur. Bunun sonucunda kandaki oksijen miktarı azalır, beyin bu azalmayı algılar ve uyku derinliğini azaltarak hava yolunun tekrar açılmasını sağlamaya çalışır. Uyku derinliğinin azalmasını takiben bazı kişilerde bir iki kısa derin nefes alma ile bazı kişilerde ise şiddetli horlama ve yutkunma sesleri ile solunum tekrar başlatılır. Bu durum bütün gece saatte 20-30 kere tekrarlayabilir. Bu derecede uyku apnesi olduğunda derin uykuya geçmek hiç mümkün olmaz, kişi bütün uykusunu solunum çabası içinde geçirir ve gündüz uyuma ihtiyacı duyar. Uyku apnesi olan kişiler genellikle uykularının bölündüğünün farkında değildir ve iyi uyuduklarını zannederler.

Huzursuz Bacak Sendromu Nedir? Toplumda sık olmakla birlikte gerçek sıklığının daha da fazla olduğuna inanılmaktadır. Hastaların hekime başvururken bu hastalıktan haberdar olmaları

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

25


Gece terörü aniden bağırma ya da ağlamayla başlayan bir nöbet şeklindedir. ortaya çıkar, %5 oranında da demir eksikliği, şeker hastalığı, üremi, vitamin B12 eksikliği, kalsiyum veya magnesium eksikliği, bel fıtığı, bacak varisleri nedeni ile de ortaya çıkabilmektedir. Bacaklardaki bu hisler nedeni ile gece uyumak için yatağa girildiğinde bu rahatsız edici hislerden dolayı uykuya dalmanın zorlaşmasıdır. Gece içinde uyanıldığında da benzer hisler nedeni ile tekrar uykuya dalmak zorlaşır. Uzun dönemde ise süreğen uykusuzluğa ve buna bağlı yorgunluk, dikkat ve konsantrasyonda azalma ve kişilik değişikliklerine neden olabilir.

Uykuda Periyodik Kol ve Bacak Hareketleri Nedir? Gece uyku sırasında ortaya çıkan bacaklar veya kollarda tekrarlayıcı, istemsiz hareketler olarak tanımlanır. Bu hareketler nedeni ile kişi derin uykudan yüzeysel uykuya geçer ya da tamamen uyanabilir. Bu hareketler ve uykudan uyanıldığı kişi tarafından genellikle fark edilmez. Gece uykusu kalitesiz ve bölünmüş olarak uyunduğu için uzun dönemde uykusuzluk, yorgunluk, sinirlilik, halsizlik, gündüz artmış uykululuk, kişilik değişiklikleri gibi belirtiler görülür. ve hekimlerin de bu rahatsızlığın yaygınlığın farkında olmaları önemlidir. Huzursuz bacak sendromu olan kişiler genellikle yatağa girip hareketsiz kaldıklarında bacaklarında fark ettikleri ancak tam olarak da tarif edemedikleri rahatsız edici hislerden yakınırlar. Bu hisler kişiler tarafından “baldırlarım ağrıyor”, “bacaklarıma derinden bir şeyler batıyor”, “yanıyor”, “uyuşuyor”, “bacaklarımla böcekler yürüyor”, “küçük bıçaklar saplanıyor” gibi çok farklı şekillerde tarif edilir. Bu hislerin ortak özelliği istirahat halinde ortaya çıkıp, hareket ile kaybolmalarıdır. Bu nedenle bu hisler sadece yatarken değil gün içinde özellikle uzun süre hareketsiz kalındığında da (televizyon, sinema seyrederken, seyahat sırasında) ortaya çıkar ve kişi bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı duyar. Huzursuz bacak sendromu kalıtsal geçişi olan bir durumdur. %95 oranında sebebi belirsiz olarak

26

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Uykuda periyodik bacak ve kol hareketleri huzursuz bacak sendromu, obstrüktif uyku apne sendromu gibi diğer uyku bozuklukları ile birlikte görülebilir.

Narkolepsi Nedir? Başlıca belirtileri gündüz artmış uykululuk ve karşı konulamayan uyku ataklarıdır. Yeterli bir gece uykusundan sonra bile bu belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerden başka yaşanan herhangi bir duygu (gülme, kızma veya korku gibi) sonrasında ortaya çıkabilen ani kas güçsüzlüğü atakları (katapleksi) olabilir ve bu nedenle kişi eğer ayaktaysa yere düşebilir. Eşlik edebilen başka bir belirti de “uyku paralizisi”dir. Uykuya dalma ya da uyanma sırasında oluşan geçici konuşamama veya vücudunu hareket ettirememe durumudur. Bazı kişiler uykuya dalarken ya da uyanırken canlı ve genellikle korkutucu rüya benzeri durumlardan (hipnogojik / hipnopompik halüsinasyonlar) yakınırlar. Narkolepsinin belirtileri genellikle ergenlik ve erken erişkin dönemde başlar.


Uyku Hastalıklarının Tanısı Nasıl Konulur? Uyku hastalıklarının tanısının konabilmesi için hastaların uyku laboratuarında en az bir gece yatırılarak, uyku sırasında birçok parametrenin incelenmesi gerekir. Hasta gece boyunca video ile izlenip görüntüsü kaydedilir. Ayrıca hastanın ne zaman uyanık, ne zaman uykuda olduğunun, uykunun hangi dönemlerinde bulunduğunun ve bunların gece içindeki oranlarının belirlenmesi için elektroansefalografi yapılır. Göz hareketleri, çene ve bacaklardan kas aktivitesi kayıtları; solunum olaylarının belirlenebilmesi için de ağız- burun solunumu, göğüs ve karnın solunum eforu, kan parsiyel oksijen basıncı, kalp atımı gibi birçok parametre, baş ve vücuda yerleştirilen elektrot, kemer ve diğer elektrotlarla kaydedilir. Şüphelenilen hastalığın tipine göre bu parametrelere başkaları da eklenebilir. Bazı hastalar, tanı konduktan sonra tedavi için ikinci bir gece daha yatabilirler. Örneğin uyku-apne sendromu olan hastalar, ikinci gece tedavide kullanılan ve burundan verdiği pozitif basınçlı hava ile solunum yollarını açık tutan nasal CPAP aletinin titrasyonu ile uyurlar.

Uykunuzu Test Edin! • Haftada 2-3 gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorum. • Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde ba-

Diş gıcırdatma gündüz bunaltısının gece uykuda görülmesi şeklinde yorumlanabilir.

• • • • • • • • • • • •

caklarımda isimlendiremediğim bir huzursuzluk hissediyorum. Yatakta sürekli bacaklarımı hareket ettirmek zorunda kalıyorum. Yeterli süre uyumama rağmen gün içinde yorgun ve uykulu oluyorum. Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanıyorum. Horlamamın yan odalardan duyulacak kadar şiddetli olduğu söyleniyor. Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor. Gece içinde en az bir kez tuvalete gitmek zorunda kalıyorum. Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor. Sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanıyorum. Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalabiliyorum. Uykululuk nedeniyle eskisi kadar uzun süre araba kullanamıyorum. Çok sık rüya görüyorum. Geceleri uykudan bağırarak ve korku ile uyandığım ve saldırgan hareketlerim olduğu söyleniyor.

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

27


Yukarıdaki sorulardan üç veya daha fazlasına evet cevabı veriyorsanız, bir uyku hastalığınız olabilir. Uyku hastalıkları günlük aktivitenizi ve sosyal yaşantınızı bozmasının yanı sıra; çok daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir.

Uyku Laboratuarında Neler Yapılıyor? Uyku esnasındaki aktiviteler (beyin dalgaları, kas hareketleri ve göz hareketleri, ağız ve burundan solunum, horlama, kalp hızı ve ritmi, bacak hareketleri) elektrotların başa ve cilde yapıştırılmasıyla kaydedilir. Bu elektrotlar hiçbir batırma, acı verme işlemi yapılmadan sadece yapıştırılır. Hastada elektrikle ilgili hiç bir temas olmaz. Solunum hareketlerini ölçmek için göğse ve karın çevresine elastik bantlar konulur. Bunların hiç biri acı veren rahatsız edici işlemler değildir.

28

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Uyku Laboratuarında Nasıl Uyunur? Uyku laboratuarımızda, yatak odası, hastanın ev ortamını aratmayacak görünüşte, banyosu ve tuvaleti içinde olarak hazırlanmıştır. Teknik aletler ve uyku teknisyeni ayrı bir odada bulunur. Siz rahatlıkla sağa, sola dönebilir, tuvalete kalkabilirsiniz. Uyku teknisyeni sizi devamlı izlemektedir. Gece boyunca uyku sırasındaki beyin dalgaları ve vücut fonksiyonları yandaki odada teknisyen tarafından kaydedilip ölçülecektir.

Uyku Testinden Sonra Neler Yapılır? Doktorunuz, testten sonra bütün gece kaydedilen ölçümleri inceleyip değerlendirecektir. Eğer uyku bozukluğu bulunursa, gereken tedavi uygulanacaktır. Test sonuçlarını ve planlanan tedaviye tam anlamanız için doktorunuzla yüz yüze görüşmeniz en iyisidir. •


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

29


Astımınız mı Var?

Astım, her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayan müzmin bir hastalıktır. Hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar halinde gelen bir hastalıktır. Ataklar dışında hasta normaldir. Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman, koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir mukus (balgam) salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın akciğerlere girip çıkması engeller. 1976 Mardin doğumlu Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu İç Hastalıkları uzmanımız Uzm. Dr. Hasan Yardım Çerkezköy ‘de hizmetinizde.

30

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Astım Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Astımın başlıca belirtileri; nefes darlığı, hırıltılı solunum, kuru vasıfta bir öksürük ve göğüste baskı hissidir. Bu belirtiler elbette sadece astım hastalığında görülmez, ancak bu belirtilerin tekrar-


layıcı nitelikte olması, genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkması, kendiliğinden veya ilaçlarla düzelmesi, mevsimsel farklılıklar göstermesi astıma özgüdür. Belirtmemiz gereken diğer önemli bir nokta ise hastaların ataklar dışında kendilerini iyi hissetmelidir. Astım belirtilerini ortaya çıkaran etkenlere tetikleyiciler denir. Astım belirtilerini tetikleyen faktörler her hasta için farklı olabilir. Bu nedenle hastalar kendilerini rahatsız eden bu etkenleri iyi bilmeli ve mümkün olduğunca onlardan uzak durmalıdır. Astımda sık görülen tetikleyiciler; üst solunum yolu enfeksiyonları, allerjenler, sigara, hava kirliliği, ilaçlar, besin maddeleri, reflü, stres ve egzersizdir.

Astım Hastalığının Tedavisi Nasıl Yapılır? Astım tedavisinin amacı hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihaba bağlı daralmanın giderilmesi ve hastanın rahat nefes almasının sağlanmasıdır.

Tedaviden beklentiler; • Belirtileri kontrol altına almak ve bunu sürdürmek • Egzersiz dahil normal aktivite düzeyini sürdürmek • Akciğer fonksiyonlarını olabildiğince normal düzeyde tutmak • Atakları önlemek • Astım ilaçlarının istenmeyen etkilerini önlemek

Bu hedeflere ulaşabilmek için; • Hasta/hekim iş birliğinin geliştirilmesi • Tetikleyici faktörlerin belirlenmesi (toz, duman, koku...) ve temasın azaltılması • Astım kontrolünün değerlendirilmesi ve ilaç tedavisi Astım ilaçları kontrol edici ilaçlar ve nefes açıcı ilaçlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Astımın başlıca belirtileri; nefes darlığı, hırıltılı solunum, kuru vasıfta bir öksürük ve göğüste baskı hissidir. ğunda bazıları düzenli kullanılırlar. Beta agonistler, antikolinerjik ilaçlar ve teofilin bu gruptandır. Tüm bu astım ilaçları önerilen dozlarda ve sürede kullanıldıklarında güvenli ve yan etkileri az olan tedavilerdir. Önemli bir kısmı solunum yoluyla alınırlar, bu nedenle başka ilaçlarla etkileşim açısından daha az risk oluştururlar.

Astım Atağı (Krizi) Nedir ve Nasıl Anlaşılır? Astım belirtilerinin ortaya çıkması veya varken daha artması ve bunlara solunum testlerinde bozulmanın eşlik etmesi astım atağıdır. Atakların çok büyük bir kısmı yavaş ilerler ve günler içinde gelişir. Hastaların çok azında ise ani başlangıçlı ataklar ortaya çıkar, hava yollarında ani daralma olabilir. 1. Düzenli hekim kontrolüne gidilir, verilen ilaçlar düzenli alınırsa atakları (krizleri) tamamen önlemek mümkündür. 2. Hekim tarafından, verilen dozda inhalasyon (nefesle) yolu ile alınan ilaçlar güvenlidir. 3. Tetikleyici faktörlerden (toz, duman, koku...) uzaklaşmayan ve düzenli hekim kontrolünde olmayan hastalar ölümcül ataklar geçirebilirler. •

Kontrol edici ilaçlar: Hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihabı kontrol altına alırlar. Bu ilaçlar hastayı hemen rahatlatmazlar, bu nedenle kısa dönemde etkilerini fark edilmez, ancak uzun dönemde yararı görülür. Bu nedenle bu ilaçların düzenli kullanılması gerekir. Kortizon içeren ilaçlar, uzun etkili beta2 agonistler, lökotrien sistemini etkileyen ilaçlar, teofilin ve antiIgE bu gruptaki ilaçlardır. Nefes açıcı ilaçlar: Kullandığınızda hızla etki ederek havayolundaki kasları gevşeten ve buna bağlı nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissi gibi belirtileri gideren ilaçlardır. Bazıları gerek oldu-

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

31


Kadınlar Karpal Tunel Sendromuna Dikkat Etmeli Karpal Tunel Sendromu, üst ekstremitedeki en yaygın tuzak nöropatisidir. Tuzak nöropatisi, omurilikten çıkan periferik sinirlerin ekstremitelere giderken yakınındaki anatomik yapılardaki oluşan basılar nedeniyle gelişen bir nevi periferik sinir yaralanmalarıdır. Median sinir ( N. Medianus ), bilek çizgisinin hemen altında “Karpal Tunel” içindeki seyrinde basıya uğrar. Genellikle orta yaşlı insanlarda görülür. Kadınlarda rastlanma oranı erkeklere nazaran dört katı fazladır. Vakaların yarısında tutulum her iki eldedir.

Karpal Tunel Sendromunun Nedenleri Nelerdir?

1962 Bulgaristan doğumlu Uludağ Üniversitesi Tıp mezunu Ortopedi uzmanımız Op. Dr. Recep Çalışkan 16 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

32

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

1. Travma: Çoğunlukla meslek veya hobi ile ilişkili olabilir. • El veya bileğin sürekli tekrarlayan hareketinde. Örneğin marangozlar • Alet veya diğer nesnelerin tekrarlanan kuvvetli yakalanması veya sıkıştırılması. • El veya bileğin kaba pozisyonları, bilek ekstansiyonu, ulnar deviasyon veya özellikle zorlu bilek fleksiyonu. • Karpal tunel üzerine direkt basınç. • Vibrasyon yapan el aletlerinin kullanımı. 2. Sistemik Durumlar • Diabetes Mellütis • Hipotiroidizm


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

33


34

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


• Akromegali • Romatoid Artrit • Gut • Aşırı şişmanlık • Lokal travma • Gebelik sırasında geçici olarak görülebilir. 3. Ön kolda A - V diyaliz şantı olan hastalarda karpal tunel sendromu olasılığı fazladır.

Bulgu ve Belirtiler Nelerdir? Karpal Tunel Sendromunda fizik muayenede çok fazla bir şey tespit edilemeyeceği için daha çok hastanın anamnezi ( hikayesi ) ve şikayetleri değerlendirilmelidir. Duyu bozuklukları: Karakteristik olarak hastalar geceleyin “uyuşuk el” ile uyanırlar ve el sallayarak veya sarkıtılarak veya parmakları ovalayarak hafifletmeye çabalarlar. Uyuşukluk, baş parmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının yarısını kapsar. Ayrıca avuç içinde yukarıda sayılan parmaklar ile el bileği eklemi arasında kalan alanda da duyu bozuklukları hissedilir. Bazı vakalarda uyuşukluk, koldan omuza kadar yayılabilir. Elde kuvvetsizlik: Özellikle el sıkma esnasında hissedilir. Tenar adalelerde erime: Karpal tunelin pek çok hekim tarafından biliniyor olmasından dolayı, adalelerde erime başlamadan teşhis edildiği için pek rastlanan bir belirti değildir. Phalen Testi: 30 - 60 saniye süre ile bileğin tam fleksiyonu ( içe bükülmesi ) ağrı ve duyu bozukluklarını artırır/ortaya çıkartır. % 80 vakada pozitiftir.

Kadınlar Karpal Tunel Sendromunun kadınlarda rastlanma oranı erkeklere nazaran dört katı fazladır. da EMG’nin normal olabileceği unutulmamalıdır. Laboratuvar testleri etiyolojinin karanlık olduğu durumlarda önerilir. Örn. Kan şekeri diyabeti ekarte etmek için, tiroit hormon seviyeleri hipotroidi yönünden araştırılmalıdır.

Nasıl Tedavi Edilir? Cerrahi Olmayan Tedavi: Kısa süreli, hafif tutulum gösteren vakalar için önerilir. • İstirahat • Non-steroid anti-enflamatuvar ilaçlar • Nötral pozisyon sargıları: Tutulum hafif veya orta dereceli olduğu zaman % 50 vakada iyileşme sağlar. Hasta ağır elişi çalışmasına dönmediği sürece iyi sonuç verir. Nüks sıktır. • Steroid enjeksiyonu: 15 ay içinde % 30 vakada nüks olabilir. Tekrarlayan enjeksiyonlar mümkündür. Cerrahi Tedavi: Cerrahi olmayan tedaviye dirençli vakalar için veya ciddi duyu kaybı ve tenar adalede atrofinin mevcut olduğu vakalar için uygulanır. Karpal tunel iki taraflı ise genelde daha ağrılı olan el opere edilir. •

Tinel Bulgusu: Karpal tunel üzerine hafifçe vurmak ile median sinir dağılımında parastezi ve ağrı; vakaların % 60’ında pozitiftir. İskemik test etme: Tansiyon aletinin manşonu ön kola yerleştirilir 30 - 60 saniye süre ile şişirilir bu esnada ağrı ve duyu kusurları oluşursa test pozitif olarak değerlendirilir. Karpal tunel sendromu en çok servikal radikülopati dediğimiz boyundan kaynaklanan sinir kökleri ile ilgili rahatsızlıklarla karışabilir. Örn. Boyun fıtıkları. Servikal radikülopatilerde şikayetler boyun hareketi ile artar istirahatla geçer.

Nasıl Teşhis Edilir? Klinik muayenede yukarıda değinilen Phalen testi ve Tinel bulgusu fikir vermekle beraber kesin teşhis EMG ile konur. Ancak yine de % 31’e kadar vaka-

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

35


Vücudunuzdaki Eğriliklere Dikkat Edin

Skolyoz omurganın eğrilme deformitesidir. Normal bir omurganın yandan bakıldığında fizyolojik eğrilikleri vardır, ancak ön-arka planda olan bir eğrilik patolojiktir. Bu eğriliğe aynı zamanda rotasyon (dönme) da eşlik edebilir. Teşhisinde; X-Ray’de Cobb’s açısı, postür analizi, kısalık testleri, eklem hareket açıklığı, kas testleri, solunum ve gibozite değerlendirmesi kullanılır. Skolyoz en geniş haliyle iki şekilde sınıflandırılmıştır; Yapısal (kas, kemik ve sinir yapılarda değişikliğe sebep olan) ve yapısal olmayan (fonksiyonel) skolyoz.

Yapısal Skolyoz

Yazı, Fizyoterapist Serap ODUNCİ

36

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

• İdiopatik skolyoz: En sık görülen skolyozdur. Kesin nedeni belli değildir. Yaş gruplarına ve değişik klinik özelliklerine göre; İnfantil {0-3yaş arası (kendiliğinden gerileyen ya da ilerleyici tarzda)} ve Juvenil (3-10 yaş) ve Adolesan (10 yaş üzeri) olarak değerlendirilir. • Konjenital skolyoz: (Vertebral (Örn. Hemivertebra) veya ekstravertebral (Örn. Kosta füzyonları) orijinli olabilir) • Nöromüsküler skolyoz: (Nöropatik ( serebral paralizi) veya myopatik ( Progressif müsküler distrofi) olabilir.) • Metabolik hastalıklar(raşitizm v.s) • Romatizmal hastalıklar


• Post-travmatik deformiteler (kırık veya kırıklı çıkık sekeli ya da yanık sekeli gibi)

Fonksiyonel Skolyoz • Postural (duruş bozukluklarından kaynaklanan) skolyoz • Sinir kökü basıları (bel fıtığı, tümörler v.s) sonrası • Bacak eşitsizlikleri • Kalça eklemi hastalıkları • Kemik enfeksiyonları Tedavi edilmeyen fonksiyonel skolyozlar, zamanla yapısal hale gelebilir. O nedenle yakın takibi gerekir. Skolyoz yaş, cinsiyet ve eğriliğin derecesine göre ilerleyebilir. Özellikle yapısal skolyozda ergenliğe geçiş döneminde büyümenin hızlı olmasıyla eğriliğin derecesi daha çabuk ilerler. Kız ve erkeklerde eşit oranda görülmekle beraber kız çocuklarda daha fazla ilerleme görülür. Bazı vakalarda kaburgaların yer değişikliğiyle akciğer solunum kapasitesi değişebilir; buna bağlı solunum sıkıntısı, akciğer enfeksiyonları, kronik ağrı ve fiziksel görüntüye bağlı psikolojik problemler ortaya çıkabilir.

Nasıl Fark Edilir? • Bir omuz diğerinden daha yüksektir. • Kürek kemiklerinden biri daha dışarıya ve arkaya doğru çıkıntılıdır. • Kaburgalar tek taraflı daha yüksektir. • Gövde bir tarafa doğru eğik durur. • Kollar vücut yanında aşağıya uzatılmış pozisyondayken bir kol gövdeden daha uzaktır.

Kız ve erkeklerde eşit oranda görülmekle beraber kız çocuklarda daha fazla ilerleme görülür. ğerlendirilmiş ve solunum üzerine odaklaştığı için çok güvenilir bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Eğriliğin yönüne ve kişiye özel uygulanan bu yoğunlaştırılmış egzersiz tedavisinde amaç kişiyi kendi skolyozu konusunda eğitmek, eğriliğin derecesinin artışını engellemek-azaltmak, kişinin asimetrik duruşunu düzeltmek, günlük yaşam aktiviteleri sırasında düzgün postürü korumasını öğretmektir. Bu tekniğin uygulandığı merkezlerde hastalar,4-6 hafta günde 4 saatlik yoğunlaştırılmış egzersiz tedavilerine katılır. Bu egzersiz tekniği 3 boyutlu skolyoz tekniğinin eğitimini alan fizyoterapistler tarafından uygulanır.

Korse Ergenlik döneminde omurgada çok hızlı değişiklikler meydana gelebilir. Bu çabuk büyüme dönemine genç kişiler uyum sağlayamamaktadır ve fiziksel bir

Skolyozda Tedavi Nasıldır? Skolyoz tedavisi; gözlem, egzersiz, rehabilitasyon, korseleme ve cerrahiyi içerir. Hastanın yaşı, eğriliğin derecesi, eğriliğin yeri ve eğrilikteki ilerleme durumu tedaviyi şekillendirir.

Rehabilitasyon Yapısal skolyoz ile fonksiyonel skolyozun egzersiz tedavileri farklıdır, o nedenle iyi değerlendirme yapılmalıdır. İdiopatik skolyozda fizyoterapi ve korseleme en etkili konservatif tedavidir. Özellikle, 1921 yılından beri Almanya’da kullanılan Mrs. Kathrine Sctroth’un üç boyutlu skolyoz tedavisi, birçok ülke ve tıbbi otoriteler tarafından de-

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

37


stabiliteye ihtiyaçları vardır. Cobb’s açısı 30 dereceden fazla hastalarda korse yararlıdır. Son yıllarda geliştirilen Cheneau korse ile iyi sonuçlar alınmaktadır. Kişinin hızlı büyümesi sebebiyle korsenin sık sık kontrol edilmesi gerekir. Korse çok kısa veya çok dar ise, hem yumuşak dokuya hem de iskelet yapıya zarar verebilir.

Cerrahi Cobb’s açısının 50 derecenin üzerinde olduğu, konservatif tedavilere rağmen eğriliğin ilerlemesinin durdurulamadığı vakalarda cerrahi düşünülür. Ameliyatlarda plak ve vidalarla sabitleme, dondurma, destekleme, teknikleri kullanılır. Dolayısıyla omurganın hareketliği azaltılmış ya da kaybedilmiş olacaktır. Elde edilecek kazanımlar ve sağlayacağı yarar iyi değerlendirilmelidir. Skolyoz tedavisi ekip çalışmasıyla başarı ile uygulanır. Her hastalıkta olduğu gibi erken tanı çok önemlidir. Ergenlik çağındaki çocukların omurgalarının mutlaka muayene edilmesi, eğriliklerin gözlem-

Ergenlik çağındaki çocukların omurgalarının mutlaka muayene edilmesi, eğriliklerin gözlemlenmesi gerekmektedir. Spot: Yüzme, basketbol ve voleybol düzgün postür gelişimi için en iyi sporlardır. lenmesi gerekmektedir. Düzenli tedavi ile eğriliğin ve cerrahi ihtiyacının azaltılması önemlidir. Tedavi öncesinde ve sonrasında hastanın fotoğrafları çekilerek ve gerektiğinde tekrar röntgen ile düzenli takipleri yapılmalıdır.

Fonksiyonel Skolyoz Nasıl Engellenebilir? Bacak eşitsizliklerinde; hasta, ayağına basabilmek için gövdeyi bir tarafa eğerek yürür. Bu durumlarda gerekli taban-topuk takviyesi kullanılmalıdır. Lumbal disk hernilerinde (bel fıtığı) ağrıdan kaçış pozisyonu olarak hastada sağa ya da sola eğilerek yürüme görülebilir ya da diğer şekliyle beldeki skolyoz omurların yapısının bozulmasına sebep olabilir. Hastalıkların doğru zamanda tedavisi, bunlara bağlı oluşabilecek ikincil hastalıkları da engelleyecektir. Uzun süre bilgisayar kullanan yazı yazan kişiler (özellikle çocuklar) mouse ya da kalem kullandıkları kolu diğer kollarına göre farklı pozisyonladıkları için, omurgalarında kifoz (sırtta kamburlaşma) ile beraber skolyoza da sebep olabilirler. Doğru duruş pozisyonlarını ve bunları korumayı öğrenmeleri gerekir. Ağır olmasa bile kolda, sırtta taşınan yükler omurgaya-kollara eşit olarak dağıtılmalıdır. Masa başı çalışırken, televizyon izlerken, bilgisayar kullanırken, ders dinlerken düzgün duruş devam ettirilmeli, gerekli takviyeler (masa-sandalye ergonomisi, sırt-bel desteği, ayak altına tabure v.s) kullanılmalı, aynı pozisyonda uzun süre kalmaktan kaçınılmalıdır. Yüzme, basketbol ve voleybol düzgün postür gelişimi için en iyi sporlardır. Yanlış duruştan dolayı omurga kaslarında oluşan zayıflığın engellenmesi için düzenli fiziksel aktivite gerekir. Özellikle yüzme oldukça yararlıdır. •

38

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

39


Kadın, Toplumda Hak Ettiği Yeri İstiyor Hemen hemen tüm basın ve yayın organlarında işlenerek zihnimize kazınan özel bir gün, bizim günümüz, Dünya Kadınlar Günü... Birçok kadının elinde kırmızı karanfiller göreceğimiz, kadınların kendini “Değerli” hissedeceği ve erkeklerin “Bizim niye günümüz yok ki?” gibi soruların dile getirileceği bir gün. Dergimizin bu sayısında yıllardır kutlanan günün amacını merak eden, fakat araştırmamış okuyucular için biraz tarihçesinden bahsetmek istedim.

Kadınlar Gününün Tarihçesi

Yazı, Canan SOYAK

40

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde başlar. O yıllarda 40.000 işçinin konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında insanlık dışı çalışma koşullarına ve ücretlerinin düşük olmasına karşı başlattığı grev polisin saldırısıyla kanlı biter ve saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verir. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan iki Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününü “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını önerir.


Kadın hakları hareketinin özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan “Kadınlar Günü” önerisi oy birliği ile kabul edilir. 1975 yılında “Dünya Kadınlar Yılı”nı ilan eden Birleşmiş Milletler örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırır. Böylece 8 Mart, kadınların yüzyıllardır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi. Eminim böyle acıklı ve anlamlı bir günün bu kadar içinin boşaltılarak ve basitleştirilerek lanse edilmesi hiç kimsenin hoşuna gitmemiştir. Fakat içinde bulunduğumuz modern çağın getirisidir bu… Özendirir, kolaylaştırır, fakat hızlıca tüketime yönlendirir. Okumayan ve araştırmayan bir toplum olduğumuz için de bize medya aracılığı ile dikte edilenlerle sınırlı kalırız. Olayların süslü başlıklarını görür içeriğine inmeyi pek fazla düşünmeyiz.

Modern Kadın İstismarı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (A.S) “Kamil İmana sahip Müslüman ahlâken güzel olandır. En hayırlı mü’min de eşine karşı ahlâkı en iyi olandır.” Kadınlar konusunda “Allah’tan korkun. Çünkü sizler onları Allah’ın emanetiyle aldınız” buyuruyor. Müslüman toplumların çoğuna baktığımızda ise eşinin emaneti, kıymetlisi olan kadının ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü ve hatta örf ve adetlerle dini hükümleri birbirine karıştıranların kurbanı olduğunu, dışlandığını ve arka planda bırakıldığını görüyoruz. Peki ya kadını ön planda tutmak adına yapıldığı iddia edilen, ancak neredeyse tüm ürünlerin kadın öne sürülerek satış yöntemlerini şekillendiren ve bu şekilde de kadını cinsel obje olarak gösteren modern zamandaki “Kadın İstismarlarına” ne demeli? Bisküvi, dondurma, cipslerden tutun da tuvalet kâğıdına kadar örneğini görüyoruz. Ayrıca kadın mankenlerin araçların üzerine serildiği otomobil galerilerinde otomobillerden çok mankenin fotoğrafının çekilmesi ise değinilecek başlı başına bir konu… Ayrıca kanayan bir yara olan, içinde darp ve hakaretin yoğun bir şekilde yaşandığı Kadına Şiddet vakalarına baktığımızda ise, eğitim, kültür, sosyal ve ekonomik değerleri birbirinden çok farklı ailelerde yaşandığını görmek inanılır gibi değil. Kendimizi, geçmişimizi, şöyle bir gözden geçirip, Türk kadının İslamiyet öncesi ve sonrası ne kadar kıymetli olduğunu, Cumhuriyetten sonra ise ve-

16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırılmıştır. rilen eşitlik, kıyafet özgürlüğü ve seçme seçilme hakkı ile tarihte nasıl rol oynadığını fark etmemiz ve buna layık bir çizgi ile toplumu şekillendirmemiz gerekiyor aslında…

Günümüzde Kadınlar Oysaki şöyle bir gözlem yapmaya kalktığımızda; bir tarafta, iş yaşamında başarılı olabilmek, bazen de konumunu koruyabilmek için aşağılanmak zorunda bile kalan ve bu kadar emeğinin sonucunda çocuklarına ve eşine zaman ayıramamanın verdiği vicdan azabıyla mücadelesine devam eden çalışan kadınlar... Bir tarafta, gün boyunca evin işleri ile bunalıp, kendine bile zaman ayıramayan, “Çocuklarla uğraşmaktan psikolojim bozuldu” diyerek danışman kapılarını aşındıran ya da ondan bile habersiz mutsuz ev kadınları... Bir yanda zamana ayak uydurabilmek, kendini özel ve güzelleştirerek toplum ve eşi gözünde yüceltmeye çalışan modern giyimli hanımlar, bir yanda “Dişiliğime değil kişiliğime bakın” fikrini zihinlere yerleştirmeye çalışan tesettürlü hanımlar. Hepsinin de mücadelesi aynı. Toplumda hak ettiği yerde ve değerde olabilmek! Gazi Mustafa Kemal Atatürk anlatmaya çalıştığım bu mücadelenin ne kadar haklı ve gerekli olduğunu, bunun için ise nelere dikkat etmemiz gerektiğini her zamanki geniş ufku ile aşağıdaki sözlerle özetlemiştir. “Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.” Bize düşen de “Ne de olsa yuvayı dişi kuş yapar.” diyerek; mücadeleye devam etmektir! Sonuçta toplumu şekillendiren yine annelerdir, yine kadınlardır. Sorumluluk ne kadar büyük olsa da… •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

41


Pembe Diziler Kadınların Gündelik Yaşantısının Bir Parçası Haline Geldi Yazar, Yıldız BAYIR

Televizyon kadınların gündelik hayatlarının büyük bir bölümüne egemen olan bir araç haline gelmiş ve boş zamanlarının bir parçası olmuştur. Kadın izleyiciler pembe dizilere, diğer program türlerine göre daha fazla zaman ayırmaya başlamışlardır. Aşk, sevgi, gurur, gözyaşı ve entrikaları barındıran pembe diziler kadın izleyici kitlesinin ilgi odağı haline gelmiştir. Bu dizilere büyük ilgi gösteren kadınlar, bu diziler yoluyla televizyonu daha fazla izleyerek, sorunlarından uzaklaşmakta, dinlenmekte ve vakit geçirmektedir. Kadınların, pembe dizilere ilgi duymalarının merkezinde yer alan sebep; kişisel dünyalarına dalmış olmalarıdır. Bu durumda pembe dizilerin ev ortamında geçmesinin, bu dizilerde güçlü kadınların başrollerde olmasının etkisi de bulunmaktadır. Kadınlar için önemli olan hayatlarında üstlendikleri görevlerin pembe dizilerde onaylanma ve değerlendirilme biçimidir. Pembe dizilerdeki karakterlerin çoğunluğu, gündelik yaşamlarında sorunlarla boğuşmak zorunda kalan kadınlardır. Dizi içinde bu sorunların çözümü ya da tartışılması kadın izleyiciler için tanıma ve özdeşleşme noktaları sağlar. Pembe diziler kadının hayatının başlıca koşuluna, “bekleyiş”e keyif katar. Kadınlar beklemekten haz alırlar, yaşamları zaten bekleyişlerden oluşmaktadır. Bu nedenle pembe dizlerin

42

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


sürekli şekilde uzatılan bir gelişme bölümünün olması onları rahatsız etmez, tam tersine anlatı yapısı onların hayat tarzıyla paralellik gösterdiğinden haz duyarlar.

Pembe Dizilerde Aile Kavramı Pembe dizilerdeki kadın karakterler bir tür ideal anne olarak oluşturulur. Anne bilgeliğe sahip, ailesinin tüm üyelerinin çatışmalarının üstesinden gelebilecek yapıya sahip ve kendisi için hiçbir isteği ve talebi olmayan bir kişi olarak sunulur. Pembe diziler, kadınları en yüksek hedeflerinin kendi ailelerini bir arada ve mutlu görmek olduğuna ikna ederken, onları bu ideali gerçekleştiremedikleri ve aile içinde bir uyum sağlayamadıkları için teselli eder. Pembe dizilerde, ideal bir aile yerine sürekli olarak karışıklık içindeki bir aile sergilenir. Bu durum ile izleyicilerin, kendi ailelerinde ortaya çıkan bir soruna ve kötülüğe, hoşgörü ve anlayışla yaklaşmaları sağlanır.

Kadınlar için önemli olan hayatlarında üstlendikleri görevlerin pembe dizilerde onaylanma ve değerlendirilme biçimidir.

Pembe dizilerde kötü kadın karakteri önem taşımaktadır. Kötülük, geleneksel dişil zayıflığı güç kaynağına dönüştürebilmektedir. Kötü sürekli olarak öteki karakterleri tamamen çaresiz hale getiren olayları yaratacak şekilde davranır. Bir annenin kötülük için çocuklarının hayatlarını yönlendirmeye veya onların evliliklerini bozmaya çalışması; hamile kadının, hiç olmazsa bir süre için gebeliğini, kocasını elde tutabilmek adına kullanması; kadının sağlığında meydana gelen bir problemi, örneğin felç kalmasını kocasının onu terk etmesini önlemek amacıyla hareket etmesi vb. kötülerin başvurduğu yollardır.

Kadınlar Arasındaki Dayanışma Kötüler, kendi güçsüzlüklerini avantaja dönüştürerek, dikkatlice entrikalar yapar, ancak tam zaferi ulaşacakken engellenir. İzleyici kötüyle rahatça özdeşleşmez kötüyü kendi ideal benliğinin negatif imgesi olarak küçümser. Pembe diziler, izleyici kadınların öfkelerini, kendi zavallılığını kabullenmeyi reddeden ve kendi çıkarlarını gözeten bir kadın karaktere yöneltir. Kötüler yok olmaz. Eğer bir kötü ıslah olsa bile onun yerine yeni bir kötü gelir. Pembe dizilerde bu kötüler aracılığıyla, kadının öfkesi yine kadının öfkesine yöneltilir ve böylece sonsuz bir dönüşüm yaratılır. Geleneksel olarak, pembe diziler kadınlar arasındaki dayanışma duygusuna önem vermektedir. Zaman zaman bir kadın karakterin davranışını diğer kadınlar onaylamasalar da onu anlamaya çalışmaktadırlar. Kadınlar arasındaki dostluk vurgulanmakta ve kadınlar birbirleriyle sohbet ederken sıkça gösterilmektedir.

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

43


Kadının yaşamı, onun birçok kişi ile ilgilenmesini zorunlu kılar. Kadın, eğer tüm enerjisini tek bir işte yoğunlaştırırsa, çeşitli sorunlar ortaya çıkar. Örneğin bebeğin mamasının unutulması gibi. Ev içi yaşamda bölünen kadın için pembe dizinin bitmesi veya reklamlarla kesilmesi bir taraftan rahatsız ediciyken, diğer taraftan haz vericidir. Çünkü kadın sona ermeyen bir diziyi seyrediyor olmanın rahatlığını yaşar hem de evin küçük sorunlarıyla ilgilenme fırsatı yakalar. Pembe diziler onların gündelik yaşantısının bir parçası olarak, rutinleri arasına girmekte, kadın izleyiciler gündelik işlerini ve sorumluluklarını bu dizilerin yayın saatine göre düzenlemektedirler. Kadın izleyiciler, pembe diziler aracılığıyla kendilerine ev ortamı içerisinde yer ve zaman bulmaktadır.

Ataerkil Pembe Diziler Pembe dizilerde, olayların kadın bakış açısıyla verildiği gibi bir izlenim olmasına karşın, erkek egemen kültürün kabul ettirilmesine yönelik konular da işlenmektedir. Kadınlar en güçlü kişiler olabilirler, ancak işlevlerinin, erkek karaktere seçenekler sunmak, onun denetimine meydan okumak ve onun gücünü engellemek olması anlamlıdır. Bir yandan ahlak açısından sorgulanması, öte yandan da kadınların denetim altına girmeyi kabul etmemesi nedeniyle erkeğin gücünün eksiksiz ya da sorunlu, hiçbir biçimde onaylanamayacağının ortaya konulması yüzünden ataerkil pembe diziler kadın izleyicilere keyif vermektedir. Pembe dizi dünyası, kadınlara birden fazla keyfi

44

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

Pembe dizilerde, olayların kadın bakış açısıyla verildiği gibi bir izlenim olmasına karşın, erkek egemen kültürün kabul ettirilmesine yönelik konular da işlenmektedir. yaşatmaktadır. Bu dünyadaki zevkler: arkadaşlık ilişkisinden alınan zevk, annelikten alınan zevk, birliktelikten alınan zevk ve işten alınan zevktir. Pembe diziler hakkında konuşmak, sohbet konusu yapmak da kadınlar için ayrı bir zevktir. Pembe diziler kadınları merkez alan bir program türü olarak, kadını özel hissettirmektedir. Çünkü sadece onlar için hazırlanmış gibidir. Bu nedenle diğer aile bireylerinin çok da fazla ilgisini çekmemektedir. Böylelikle kadın yalnız kalabilme ve istediği gibi televizyon seyredebilme özgürlüğüne kavuşabilmektedir. Kadınların gündelik yaşantısının bir parçası haline gelen pembe diziler aracılığıyla, kadınlar kendilerine ev ortamı içerisinde yer ve zaman bulmakta, bu diziler aracılığıyla ailesel sorunlardan, ev işlerinin yoğunluğundan kaçmakta, sadece kendilerine ait zaman yaratmaya çalışmaktadırlar. Ev kadınları en azından dizi süresince yemek, temizlik, ütü gibi gündelik ev işlerinden uzaklaşmakta, kendilerine ait özel alanda haz almaktadırlar. •


OCAK-ŞUBAT-MART 2012

45


Kültürlerin, Dillerin ve Dinlerin Buluşma Noktası:

SELÇUK Bu sayıda rotamızı Ege Bölgesi’nin buram buram kültür ve sanat kokan Selçuk’a çeviriyoruz. Festivallerin yaşandığı bu bölgede gezi yaparken geçmiş dönemlerde yaşanmış coşkuyu hissedebilirsiniz. Ilıman iklimi, pırıl pırıl denizi ve kumsalıyla sizi kendisine hayran bırakacaktır.

46

Yazı, Su Özgür OCAK-ŞUBAT-MART 2012


Nereleri Gezelim?

Efes Harabeleri ilk durağınız olabilecek güzellik ve görkemdedir. Efes Harabelerine ilk girişte karşılaşılan kalıntılar Vedius Gymnasium’ a ait kalıntılardır. Vedius Gymnasium M.S. II. Yüzyılda Vedius Antonius adına zengin bir Efesli tarafından yaptırılmıştır. Doğudaki avlusu, ortada yer alan tören salonu, soyunma odası ve hamamları ile dönemin özelliklerini karekterize eden sportif ve kültürel eğitimin yapıldığı görkemli bir yapıdır. Vedius Gymnasium’dan sonra harabelere doğru sol tarafta Stadyum vardır. Sportif tüm yarışların, oyunların, olimpiyat düzenlemelerinin, araba yarışlarının yapıldığı Stadyum, döneminin sportif ve kültürel bütün ihtiyaçları karşılanmaktaydı. Efes harabelerinin en güzel yapılarından biri olan Tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve bir süre öncesine kadar Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılabilmiştir. 25000 kişilik tiyatronun ilk kez Helenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşasına başlandığı, İmparator Trianus M.S.98-117 döneminde tamamlandığı bilinmektedir. Efeslilerin ilk yerleşimlerinin Artemis Tapınağı’nın bulunduğu yerde olduğu bilinmektedir. Daha sonra bir depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma imparatoru yardımı ile Efesliler tapınağı yeniden ve daha gösterişli inşa ederler. Dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen Efes Artemis Tapınağı’nın bugün sadece temel kalıntıları bulunmaktadır. Yedi Uyuyanlar M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri, dini bir merkez hüviyetindedir. Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi dini olarak kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır. Uyandıklarında Hıristiyanlık resmi din olmuştur. Bu mucize olay üzerine, öldükten sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina yaptırıldığı sanılmaktadır. Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır.

Bülbül Dağı üzerinde Hz. Meryem’in Evi olan Meryem Ana Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca ‘’Panaya Kapulu’’ olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S. 4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Hz. Meryem’in bulunduğu söylenen bu yere Hıristiyanlarca haç şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Ayasuluk Tepesinde St. Jean Bazilikası’nın batı yamacında bulunan İsa Bey Cami bir Selçuklu Dönemi yapısıdır. İsabey Hamamı ise İsabey Camisi ile birlikte yapılmıştır. Klasik Türk hamamının bütün özelliklerini taşır. Bütün mekanlar kubbelidir. Kubbe kasnağını taşıyan stalaktitleri benzerlerinin en güzelidir. Selçuk’a 7 km uzaklıktaki Şirince Köyü geçen yüzyıldaki kentsel dokusunu aynen korumuştur. Meyve, şarap ve geleneksel nefis yemekleri, otantik yapı ve yaşantısı ile bir nostalji köyüdür. Ne Yenir?

Yörenin en özgün lezzeti çöp şiştir. Ayrıca Selçuk’un kurutulmuş incirinin tadına bakmayı unutmayın. Şirince’de köylülerin evlerinde ürettikleri meyve şaraplarının son derece lezzetli yanı sıra zeytinyağı da satın alabilirsiniz. Aynı zamanda doğallığın tadına varacağınız mandalina, şeftali ve zeytin de bulabilir sevdiklerinize götürebilirsiniz. Bu Güzelliğe Nasıl Giderim

Karayolunu tercih edenler için Türkiye’nin hemen her yerine düzenli otobüs seferleri vardır. İzmir’e her yarım saatte bir otobüs ve minibüs seferleri de bulunur. Burası merkez olmak üzere Pamukkale (Hierapolis), Milet, Priene ve Didim’e günübirlik gidip gelmek de mümkündür. Efes Harabelerine, Selçuk-Kuşadası ve Selçuk-Pamucak minibüsleriyle veya taksi ile Meryemana Kilisesine sadece taksi ile gidilebilir. Demiryolunu tercih edenler, trenle önce İzmir’e oradan da 75 km’lik yolculukla Selçuk’a ulaşabilirler. Havayolu ile zamandan kazanmak isteyenler Adnan Menderes Havaalanı’na inebilirsiniz. Hatta küçük uçaklar için Efes Antik Kentinin yanına havaalanı bulunmaktadır. •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

47


48

OCAK-ŞUBAT-MART 2012


Keyif Maddeleri Keyfinizi Kaçırmasın

Yazı, Ferda DEMİRBAŞ

Yurdumuzda alkollü içki ve uyuşturucu madde kullanmaya karşı olanlar 5 Mart 1920 tarihinde Hilâli Ahdar Derneği’ni kurarlar. Hilâl ay, ahdar ise yeşil anlamındadır. Hilâli Ahdar, daha sonra Yeşilay adını alır. Yeşilay Derneği’nin kuruluş tarihini içine alan 1-7 Mart arası ülkemizde Yeşilay Haftası olarak kutlanır. Yeşilay Haftasında alkollü içkilerin, uyuşturucuların topluma, aileye, bireye zararları anlatılır.

kalp, akciğer gibi organlar içki ve uyuşturucudan etkilenir. Ülser, siroz, felç gibi hastalıkların nedeni uyuşturucu ve alkollü içkilerdir.

Uyuşturucu denilince esrar, afyon, kokain, LSD gibi uyuşturma özelliği olan maddeler akla gelir. Alkollü içecekler ise içildiğinde insanı sarhoş eden her tür içkilerdir. Alkollü içki veya uyuşturucu alanlar önce rahatlık, baş dönmesi duyar, sonra sarhoş olurlar. Sarhoşlar doğru düşünüp karar veremezler. Kolay suç işlerler, içkili iken araç sürenler taşıt kazalarına neden olurlar.

Ülkemizde uyuşturucu maddelerin yapımı, satışı, kullanılması, taşınması, bulundurulması yasaktır. Bu yasağa uymayanlar suç işlemiş olur. Suç işleyenlere ağır hapis cezaları uygulanır. Uyuşturucu maddelerin bir bölümü ilaç yapımında kullanılır. Bu amaçla bazı uyuşturucu maddelerin hükümet belirli koşullarla izin verir.

Uyuşturucu ve Alkol Sağlığa Zararlıdır Alkollü içkiler, uyuşturucular insanda zamanla alışkanlık yaratır. Alkol almayı alışkanlık haline getirenlere alkolik denir. Alkolikler kazançlarını içkiye verirler. Çevrelerini rahatsız ederler. Bu yüzden alkolikler toplum içinde sevilmezler, sayılmazlar. İçki ve uyuşturucu kullanımı aile düzenini bozar. Uyuşturucu ve alkollü içkiler sağlığa da zararlıdır. Vücudumuzda önemli görevler yapan beyin, mide,

Sigara toplumumuzda kullanımı yaygın olan bir keyif maddesidir. Sigara iştahı keser, sindirimi güçleştirir, dişleri sarartır, ülsere sebep olur. Akciğerde bronşları doldurur, öksürmeye yol açar. Sigaranın kansere de neden olduğu ileri sürülüyor.

Topluma, aileye, bireye zararlı olan içki ve uyuşturucuların kullanımını eğitim yoluyla engellemek için kurulan Yeşilay Derneği’nin simgesi; beyaz üstünde yeşil bir aydır. Yeşilay Derneği Genel Merkezi, Yeşilay adlı aylık bir dergi yayınlıyor. Bu dergi düzenli olarak alkollü içkilerin, uyuşturucuların, sigaranın topluma ve sağlığa olan zararlarıyla ilgili yayın yapıyor. Yeşilay Haftası boyunca öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Kötülüklerin anası olan uyuşturucu ve alkollü içkilerden uzak duralım. •

OCAK-ŞUBAT-MART 2012

49



OPTİMEDYA SAYI 7 OCAK/ŞUBAT/MART