Issuu on Google+

Ö Z E L

O P T İ M E D

H A S T A N E S İ

Özel Optimed Hastanesinin hasta, refakatçi ve ziyaretçileri için hazırladığı ücretsiz yayınıdır, alabilirsiniz. Dergimizi Online okumak için www.optimedya.net

S A Ğ L I K

D E R G İ S İ

S AY I : 5 T E M M U Z - A Ğ U S T O S - E Y L Ü L 2 0 1 1

Çorlu Tıp Merkezi’miz

Hizmetinizde

Prostat Büyümesi Gökhan Tepe ile Röportaj

Prematüre Bebeğim Çocuğum Grip Olursa

Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS) Nedir? Okul Öncesi Çocuğunuzun Beslenmesine Dikkat Edin Laboratuvarımız Anne Karnındaki Bebek Hisseder Öğrenir Hatırlar Kalıcı Makyaj Nedir? Günün En Önemli Öğünü Sabah Kahvaltısıdır


Ö Z E L

O P T İ M E D

H A S T A N E S İ

S A Ğ L I K

D E R G İ S İ

Yıl:2 Sayı:5 Temmuz-Ağustos-Eylül 2011 İmtiyaz Sahibi Optimed Sağlık Hizmetleri San. Tic. A.Ş. adına OP. DR. AYHAN AKBIYIK OP. DR. AYHAN ARSLAN Yayın Adı Optimedya Özel Optimed Hastanesi Sağlık Dergisi

YÖNETİM ÖZEL OPTİMED HASTANESİ Atatürk Cad. No:118 Çerkezköy - Tekirdağ T: 0282 726 05 55 F: 0282 726 55 21 info@optimedhastanesi.com www.optimedhastanesi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ELÇİN SÜLEYMANOĞLU Yayın Kurulu OP. DR. AYHAN ARSLAN DERYA ZENGİN NAZLI DURSUN NURGÜZEL UÇAR SELDA KARACALAR YASEMİN ALTIN ERSEÇKİN YILDIZ BAYIR

YAPIM Editör SARE KUŞ Grafik Tasarım BİLAL AKGÜL www.bilalakgul.com Baskı: Hat Baskı Sanatları

Litros Yolu 2.Mat.Sit. ZA5 Topkapı - İST. T: 0212 612 75 96

Yayın Türü: Yerel Süreli / Üç ayda bir ISSN: 1309-9337

6 10 14 16 20 22 26 30 32 36 38 40 44 46 47 48 52 54 56 59 62

Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS) Nedir? Kronik Ağrı Sendromu Fibromiyalji Okul Öncesi Çocuğunuzun Beslenmesine Dikkat Edin Safra Kesesi Hastaları Sık-Sık ve Azar Azar Beslenmeli Günün En Önemli Öğünü Sabah Kahvaltısıdır Çocuğum Grip Olursa Radyoloji Tıbbın En Hızlı İlerleyen Dalı Prostat Büyümesi Çorlu Tıp Merkezi’miz Hizmetinizde Prematüre Bebeğim İş Hayatınıza Duygularınızı Karıştırıyor musunuz? Anne Karnındaki Bebek Hisseder Öğrenir Hatırlar Teknoloji Her Alanda Hızla ve Değişerek Gelişiyor Laboratuvarımız Kalıcı Makyaj Nedir? Eğitim ve Yönetimde İletişim Engellerine Takılmayın Başarıya Giden Yol Hırslı Olmaktan Geçer Voiding Sistoüretrografi’ye Neden İhtiyacım Var? Alkol Vücutta Bütün Sistemlerde Zararlı Tesirlerini Gösterir Gazilere Selam Gökhan Tepe ile Röportaj

Dergide yer alan içeriklerin hiçbiri profesyonel danışmanlık, teşhis, tedavi veya tavsiye yerine geçmez. Dergimizde sözü geçen herhangi bir belirti veya rahatsızlığın tehşisi ve tedavisi için mutlaka konuyla ilgili nitelikli bir hekime veya resmi sağlık kuruluşlarına danışın.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

1


REKLAM ÇORLU TANITIM

2

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Merhaba Sevgili Optimedya Okurları... Bu sayımızda da sizlerle buluşmanın büyük sevincini ve gururunu yaşamaktayız. Optimed Hastanesi olarak kuruluşumuzun dördüncü yılını geride bırakırken, bu kadar az bir zamana çok şeyler sığdırmanın sevincini yaşamaktayız. Bu başarıda Optimed Hastanesinin tüm çalışanları ve siz değerli Trakya’da yaşayan halkımızın büyük katkısı vardır. Optimed Ailesi olarak amacımız, bu çıtayı mümkün olduğunca yukarı çıkarmak ve sizlere en iyi sağlık hizmetini sunmaktır. Çok daha iyi hizmet verebilmek için kendimize sürekli yüksek hedefler koyuyoruz. Çerkezköy’de bulunan hastanemize ilaveten, Çorlu’da da Optimed Tıp Merkezimizle ilgili hazırlıklarımızı bitirdik ve muhtemelen bu sayı elinize ulaştığında hasta kabul ediyor olacağız. Böylece Çorlu bölgesine de sizlerin takdir ettiği Optimed kalitesini ve sağlık ışığını yaymak istiyoruz. İlerleyen sayfalarda Tıp Merkezi ile ilgili daha fazla bilgi görecek ve görsellerini bulacaksınız. Acilinden ameliyathanesine, doğumhanesinden fizik tedavi ünitesine, laboratuarından endoskopi ünitesine kadar, modern, ergononomik, hijyenik, kapsamlı bir sağlık kuruluşu oluşturduk; arkasında Optimed Hastanesinin destek ve güveni ile; Çorlu’da, yerinde ve gerektiğinde. Sağlık alanında Trakya’da güvenilir, günün teknolojilerini kullanan ve her zaman daha iyisini hedefleyen misyonumuzla sizlerle birlikte büyümeye ve gelişmeye devam etmek istiyoruz. Çerkezköy’deki hastanemiz de, daha da büyüdü. Özellikle yoğun bakım yatak sayılarımızı, hem erişkin hem yenidoğan için artırdık. Poliklinik sayıları, hekim ve branş bazında çoğaldı. Fizik tedavi ünitemiz büyüdü. Bunlarla yetinmeyeceğiz, çok kısa bir zamanda hastanemizin yanında, mevcut binadan daha da büyük bir bina inşa ederek, içinde kalp cerrahisi, dializ vb üniteler de olan, daha nezih, ferah, geniş bir mekanda kalite ve kapasitemizin artacağı sözünü veriyoruz. Hedefimiz OPTİMED’i Trakya’nın en güçlü, donanımlı, tercih edilir, güvenilir özel hastanesi konumunda, liderliği kaptırmadan sürdürmek ve daha ileri gitmektir. Dergimizi keyif ve beğeni ile takip etmenizi umuyor, sağlıklı ve mutlu günler diliyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

Op. Dr. Ayhan ARSLAN Genel Müdür / Başhekim

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

3


Özel Optimed Hastanesi olarak bundan bir yıl önce sosyal sorumluluk projesi olarak başlatmış olduğumuz bölgemizde bulunan okullara ve firmalara verdiğimiz sağlık eğitimlerine ilave olarak, “Kurumlara Motivasyon Eğitimi” projesini geliştirdik. Bu Proje kapsamında Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesin de bulunan Deva Holding, tüm çalışanlarına genel iletişim ve motivasyon eğitimi düzenledi. Eğitimi hastane yöneticilerimizden, aynı zamanda İletişim ve Motivasyon Eğitmeni Ahmet ERDEM verdi. Eğitimde iletişimden, motivasyona, algılarımızdan düşünceye birçok konuya yer verildi. Eğitim sonunda çalışanların neşeli halleri dikkat çekti. •

4

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER...

Özel Optimed Hastanesi ve Deva Holding İşbirliği ile İletişim Eğitimi Gerçekleştirdi

Kuruluşumuzun Dördüncü Yılını Kokteyle Kutladık Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi çalışanları olarak dördüncü kuruluş yılımızı kokteylle kutladık. City Hotel’de gerçekleştirilen kutlamada hastanemiz Başhekimi Op. Dr. Ayhan ARSLAN, 2011 yılının atılım yılı olacağını dile getirirken, çalışanların katkılarının büyük olduğunu ve hedefin Trakya’nın en büyük ve en donanımlı özel hastanesi konumuna gelmek olduğunu ifade etti. Çerkezköy’de bulunan hastanemize ilaveten Çorlu Optimed Tıp Merkezinin çalışmalarının da hızla devam ettiğini dile getiren Arslan, hastanemizin sadece ISO 9001-2008 Kalite Yönetim Sistemi’nde değil, aynı zamanda Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler sınıflandırma kriterlerinde de iyi bir yere geldiğini hatırlatarak çalışanlarımıza teşekkürlerini iletirken, yeni ve daha büyük başarılara birlikte imza atma dileğiyle konuşmasını sonlandırdı. Bir araya gelen hastanemiz yönetimi ve çalışanları olarak dördüncü yılımızı keyifli bir şekilde kutladık. •


Kuruluşumuzun dördüncü yılı ile beraber hastanemizde yeni bir uygulama başlatarak hastanemizden on kez ayaktan ve iki kez yatarak hizmet alan hastalarımıza işlemlerinde kolaylık ve indirim imkanı sağlayacak olan Card Optimed ‘i sunduk. Bu uygulamayı dört yıldır bizi tercih eden, bizlere güvenen hastalarımıza teşekkür etmek amacıyla başlattık. •

AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER... AKTİVİTELER...AKTİVİTELER...

Sadık Hasta Card Optimed

Kitap İlaçtır, Hastaya Bir Kitap da Sen Ver Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi olarak yatarak tedavi gören hastalarımız ve refakatçileri kurduğumuz kitaplıktan yararlanabilecekler. Hastanemizde yatan hastalarımız ve refakatçileri kitaplığımızdan istedikleri kitabı alıp okuyabilecekler. “Kitap ilaçtır, hastaya bir kitap da sen ver” sloganıyla başlattığımız kampanya ile büyük bir toplumsal sorumluluk projesini hayata geçiriyor ve kitap okuyan bir topluma kavuşma yolunda katkımız olsun istedik. Özel Optimed Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ayhan ARSLAN; “Bilinçli bireyler olmanın, soran, tartışan ve demokratik değerlere sahip çıkan toplumsal yapıya ulaşmanın anahtarı kitap, her yaştaki insanın başucunda bulunması gerekir. Kitap okuma alışkanlığı kazanan insanlarımız, Ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarma hedeflerinin dinamiklerini oluşturur. Bu düşünceden hareketle, Özel Optimed Hastanesi olarak bizler de hastanemizde belirli bir süre yatarak tedavi gören hastalarımızı hem hastane ortamının yarattığı gerginliklerden uzaklaştırmak, hem de okuma alışkanlığını yaygınlaştırmaya katkı sağlamak istedik. Bunu Hastane olarak toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak düşündük ve çok olumlu geribildirimler aldık. Yatan hastalarımız, hastanemizdeki tedavileri süresince kitaplığımızdan yararlanabileceklerini ifade etti. •

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

5


Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS) Nedir?

Yazı, Medine Bayrak Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS) bazı kişilerde üst solunum yolları kaslarının daha fazla gevşemesi ve solunum yollarını tıkaması nedeni ile uykuda soluk alımının en az 10 saniye süre tam olarak durması (apne) veya hava akımında %50 azalma (hipopne) ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Horlama solunumun tekrar başladığının göstergesi olarak ortaya çıkar. Nefes durmasının sonucunda araousal dediğimiz bazen kişinin fark edemediği kadar kısa süreli uyanıklıklar olmakta, kişi gece boyunca nefes almak için efor sarf etmektedir. Dolayısıyla bu durum ertesi gün dinlenmemiş, yorgun ve halsiz olmasına, gün içinde uyku ataklarına, kişinin olur olmaz zamanlarda ve yerlerde uyumalarına neden olmaktadır. Günümüzde uyku laboratuvarlarında POLİSOMNOGRAFİ tetkiki ile OSAS teşhisi konmakta ve tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. 1969 Çanakkale doğumlu Gülhane Askeri Tıp Akademisi mezunu Nöroloji Uzmanımız Uzm. Dr. Nurdoğan Yavuz 2 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

6

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Osas’ta Tedavi Seçenekleri Risk Faktörlerine Yönelik Tedavi 1. Kilo Verme Obezite OSAS’da en önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle santral obezite üst solunum yolu açıklığını daraltarak, hem de abdominal yağ birikimi ile solunum paternini etkileyerek OSAS’a eğilimi arttırmaktadır. Zayıflayan OSASlılarda apnelerin ve uyku bölünmelerinin azaldığı, oksinejazasyonun ve gündüz uykululuğunun düzeldiği bilindiği için hastalar mutlaka kilo vermeye yönlendirilmelidir.


2. Yatış Pozisyonu Yatış pozisyonuna geçildiğinde yer çekiminin de etkisine bağlı olarak hem apneli hem de normal hastalarda farenks açıklığı daralır. Bu daralma sırt üstü pozisyonda lateral yatış pozisyonuna göre daha fazladır. Ayrıca sırtüstü pozisyonda dil arkaya kayarak pasajın daha da daralmasına neden olur. Bu yüzden pek çok hastanın apneleri sırt üstü pozisyonda artar. Bu yüzden hastalara lateral pozisyonda yatması önerilir. 3. Alkol ve sedatiflerden sakınma 4. Eşlik eden hastalıkların tedavisi 5. Trafik ve iş kazaları konusunda uyarma OSAS’ın klasik semptomlarından biri olan gündüz aşırı uyku hali trafik ve iş kazalarının iyi bilinen bir nedenidir ve osas lı hastaların bu konularda uyarılması gerekmektedir. Osaslılar kötü sürücülerdir ve normal popülasyona kıyasla 2-7 kat daha fazla trafik kazalarına neden oldukları saptanmıştır. Ayrıca bu tanılı hastaların yol açtığı iş kazalarının önlenebilmesi amacı ile yakıcı, ezici, kesici cihazların kullanıldığı dikkat gerektiren işlerde çalışmamaları gerektiği vurgulanmaktadır 6. Medikal Tedavi 7. Spesifik Tedavi 8. CPAP /BPAP Tedavisi (CPAP sürekli pozitif hava yolu basıncı tedavisi CPAP portatif bir cihazdır ve yüksek devirli bir jeneratör içerir. Bu jeneratör sayesinde sıkıştırılmış haldeki oda havası pompalanarak hava akımı oluşturulur. Bir çeşit körük sistemi oluşturan cpap cihazı düşük dirençli bir hortum ve hortumun ucundaki maske aracılığı ile hastanın üst solunum yollarına sürekli pozitif basınçlı hava verir. Bu basınç 2-20 cm H2O arasında değişecek şekilde ayarlanabilir.

CPAP Tedavisi’nin Uygulanması Hastaya uygulanacak basıncın belirlenmesi için yapılan uygulamaya CPAP TİTRASYONU denir. Cpap titrasyonu uyku laboratuvarında; tüm gece (full night) manuel titrasyon, yarı gece (split night) manuel titrasyon ve otomatik titrasyon (autoCPAP, autoset) şeklinde uygulanabilir. Uygulamada konforu etkileyen en önemli faktörlerden biride maskedir. Hastanın yüz yapısında en uygun, en konforlu maske tipinin seçilmesi gereklidir. Maskelerin nazal, oral, oro- nazal ve burun yastıkları (nazal pillows) gibi değişik alternatifleri vardır. En çok tercih edilen nazal maskedir.

OSASlı kişi gece boyunca nefes almak için efor sarf etmektedir. Uygun maske seçimi yapıldıktan sonra uygulamaya geçilmelidir. Hastaya uyanıkken birkaç saat CPAP alıştırması yapılır. Ağzını kapalı tutup burundan sakin ve normal soluk alıp vermesi öğretilir. Bu alıştırma hastanın uyumunu arttıracaktır. CPAP titrasyonunda amaç; yan etkiler ortaya çıkmadan etkili olacak en düşük basıncı bulmaktır. Cpap tedavisinde beklenen etkiler; • Apne ve hipopnelerin ortadan kaldırılması, • Gece boyunca yeterli oksihemoglobin satürasyonunun sağlanması, • Arousalların yok edilip uyku devamlılığının sağlanması, • Uyku yapısının (uyku evrelerinin dağılımı ve sürelerinin) düzeltilmesidir.

BPAP (Bifazik hava yolu basıncı) Tedavisi BPAP ilk seçenek tedavi yöntemi değildir. Pozitif basınca karşı ekspirasyon zorluğu (özellikle koah gibi

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

7


kronik akciğer hastalarında) veya başka nedenle CPAP ı tolere edemeyen hastalarda denenmelidir. CPAP intoleransında BPAP tedavisine geçmek için yeniden polisomnografi eşliğinde BPAP la basınç titrasyonu yapılmalıdır. Bazı merkezlerde CPAP titrasyonu yapılmış ve genellikle 12 cm H2O ve üstü titrasyon basıncı saptanmış olgularda BPAP tedavisine geçilmektedir.

Ağız İçi Araç Tedavisi Ağız içi araçlar (AİA) olarak bilinen bu tedavi seçeneğinin amacı, uyku sırasında ağız içine yerleştirilen bir takım araçlarla ÜSY yapılarının pozisyonunu değiştirip hava yolunu genişletmek kas fonksiyonları üzerine etki ederek rezistansı düşürmek ve ÜSY’nun kollabe olmasına engel olmaktır. Bu protezlerin tedavi etkinliği konusunda genel olarak konuşmak gerekirse, konunun hala tartışmalı olduğu söylenebilir.

Cerrahi Tedavi OSAS’ın en spesifik ve en etkin tedavisi CPAP tedavisi olmakla birlikte, obstrüksiyonun yerinin tam olarak saptanabildiği olgularda cerrahi tedavi uygulanabilir. OSAS’lı olgularda cerrahinin yerinin esas olarak “Düzeltici Cerrahi” şeklinde olmasıdır. Ağır cerrahi uygulamalar hiçbir tedavi seçeneğine yanıt alınamayan az sayıdaki olgular ile sınırlı kalmalıdır.

8

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

Kombine Tedavi • Hastaya öncelikle genel önlemlerden AİA (ağız içi araç) tedavisine, CPAP tedavisinden cerrahi tedaviye kadar tüm tedavi seçenekleri yan etkileri ve sonuçları ile birlikte açıklanmalıdır. • Tedavi uygulanan hastaların bir uyku laboratuarı veya merkezinde düzenli takibi, hasta ve eşinin eğitimi son derece önemlidir. Yalnızca horlamanın kesilmesi tedavi yanıtı açısından yeterli değildir. • Hastalığın ağırlığı ne olursa olsun tüm olgulara genel önlemler uygulanmalıdır. • Ağız içi araç tedavisi genellikle basit horlaması veya hafif dereceli OSAS’ı olan olgularda bir tedavi seçeneği olabilir. • OSAS’lı olgularda cerrahinin yeri esas olarak düzeltici cerrahi şeklinde olmalıdır. Henüz uzun süreli sonuçları olmamakla birlikte radyofrekans yöntemi bu hastaların tedavisinde gelecek vaat etmektedir. Ağır cerrahi uygulamalar hiçbir tedavi seçeneğine yanıt alınamayan az sayıdaki olgular ile sınırlı kalmalıdır • CPAP tedavisinin OSAS ta en spesifik tedavi olduğu unutulmamalıdır. Bir diğer deyişle CPAP OSAS’ ın altın standart tedavi yöntemidir. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

9


Kronik Ağrı Sendromu Fibromiyalji Yazı, Uzm. Dr. Mustafa Yıldız Hızlı ve tempolu bir yaşam sürülen günümüzde, bir yandan hayatımızı kolaylaştırıp bize zaman kazandırırken diğer yandan insan üzerinde sinsi bir tehdit oluşturmaktadır. İnsan vücudu hareket etmek üzere yaratılmıştır. Hareket etmeyen bedende kısa veya uzun dönemde problemler ortaya çıkar. Bu problemlerin en başında obezite (şişmanlık) gelir. Bununla birlikte vücudun oynak yerleri olan eklemlerde, vücudun en önemli destek dokularından olan kaslarda ve sonuç olarak iç organların fonksiyonlarında problemler ortaya çıkar. Ortaya giderek şişmanlayan, eklemlerin hareketlerinde kısıtlılığı olan, kaslarında ağrı tarif eden kondisyonsuz, yorgun, halsiz, isteksiz, hantal bir kişi çıkar.

1975 İstanbul doğumlu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu uzmanımız Uzm. Dr. Mustafa Yıldız 4 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

Bu kişiler genç veya yaşlı olabilir. Yaşın ilerlemesi durdurulamaz. Ama “ihtiyar” gibi görünmek veya yaşamak yerine zinde, sağlıklı, hareketli ve dolayısı ile kendinden mutlu “yaş”lanmak pekala mümkündür. Bu da düzenli yapılan egzersizler ve uygun diyet ile beslenme zemininde uygulanan fizik tedavi programları ile mümkündür. Yukarıda bahsedilen halsiz, isteksiz, yorgun kişilerin büyük bir çoğunluğu zamanlarının önemli bir kısmını doktor doktor dolaşarak geçirirler. Basit ağrı kesiciler ile hayatlarını sürdüren bu kişiler uzun dönemde şikayetlerinden kurtulamadıkları için müzminleşen bu şikayetlerle yaşamaya devam ederler. Bu yazı onların sorularına yanıt verebilmek amacı ile ele alınmıştır.

Fibromiyalji Sendromu Nedir? Fibromiyalji Sendromu, yaygın vücut ağrıları ve halsizlik ile kendini gösteren bir kronik ağrı sendromudur. En belirgin özelliği yaygın kas ağrılarıdır. Hayat kalitesinde belirgin düşüşe neden olur. Hastaların yaygın vücut ağrılarının yanı sıra halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uyku bozukluğu ve dolayısı ile “sabah yorgun uyanma”

10

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011


ve “tutukluk” şikayetleri mevcuttur. Hastalar, yorgunluk nedeni ile işe konsantre olmada güçlük çekerler. “Sabah yorgun kalkıyorum” diyen hasta, gün boyu da aynı isteksizlik ve yorgunluk hissi ile bir şey yapmak istemez. Mevsim değişiklikleri ve özellikle soğuk ile şikayetlerde artış olur. İş gücü kaybı ve hayat kalitesinde düşüşe neden olur. Bu grup hastalar, kaynağı teşhis edilemeyen ağrı şikayetleri nedeni ile çeşitli branşların doktorlarına başvururlar, daha sık operasyon geçirirler. Ancak doğru teşhis edilemediğinde, şikayetler ağrı kesici ilaçlar ile geçiştirildiğinde sorun tam olarak giderilemez. Hastaların şikayetleri kısa bir süre azalmış veya geçmiş gibi gözükse de, bir süre sonra nükseder.

Ne Sıklıkta Ve Kimlerde Görülür? Görülme sıklığı kadınlarda %3-4, erkeklerde %0,5 olarak bildirilmiştir. Hastaların %70-80 kadarı kadınlardır. Her yaş grubunda (çocuklar dahil) görülebildiği gibi, en sık 30-50 yaş grubunda rastlanmaktadır. Bir romatolojik hastalığı olanlar (romatoid artrit), enfeksiyöz bir hastalığı olanlar (viral veya bakteriyel hastalıklar) veya psikiyatrik hastalığı olanlar (major depresyon gibi) fibromiyalji sendromu açısından risk taşırlar.

Hangi Faktörler Şikayetleri Artırır Veya Başlatır? Fibromiyalji Sendormu’nda, hastaların şikayetleri gel-git şeklindedir. Bazen hiç şikayetleri olmazken, bazı dönemlerde şikayetleri artar. Fibromiyalji Sendromu’nun ortaya çıkmasını tetikleyen viral bir enfeksiyon, fiziksel veya duygusal bir travma (STRES), soğuk ve nemli hava, mevsim değişiklikleri, yüksek çalışma temposu, gürültü, ilaç değişiklikleri gibi bazı nedenler mevcuttur. Hastalar sıcak uygulama, masaj, hafif egzersizler ve tatil yapma ile rahatladıklarını ifade ederler.

Belirtiler ve Bulgular Nelerdir? Vücudun alt ve/veya üst yarısında ağrılar mevcuttur. Ağrılar, vücudun daha çok kullanılan boyun ve bel bölgelerinde belirgindir. Bu hastalarda tipik olarak, boyun, sırt bölgesindeki ağrılara baş ağrısı da eşlik eder. Mide ağrısı, ağrılı adet dönemleri, nefes almada zorlanma hissi, çarpıntı, zaman zaman ellerde terleme, titreme, uyuşma, karıncalanma ve şişlik hissi, gözlerde ve ağızda kuruluk hissi hastaların şikayetleri arasında yer alır.

Fibromiyalji Sendromu, yaygın vücut ağrıları ve halsizlik ile kendini gösteren bir kronik ağrı sendromudur. Nasıl Tanı Konur? Fibromiyalji sendromunda kan tetkikleri ve radyolojik incelemeler normal sonuçlar verir. Ancak altta yatan başka hastalıklara da eşlik edebilir (romatoid artrit, lupus gibi). Laboratuar sonuçlarında anormal değerler söz konusu olduğunda mutlaka altta yatan patoloji araştırılmalıdır. Yukarıda bahsedilen şikayetler ve bulgulara ek olarak, vücudun belli bölgelerine (önceden tanımlanmış 18 hassas nokta) bası uygulandığında ağrı ortaya çıkar ki en az 11 bölgede ağrının tespit edilmesi tanı koydurucudur.

Hangi Hastalıklarla Örtüşebilir? Fibromiyalji sendromu, depresyon, migren, kronik yorgunluk sendromu veya miyofasyal ağrı sendromu gibi hastalıklarla örtüşebilir. Bunlardan birinin

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

11


Ağrılar, vücudun daha çok kullanılan boyun ve bel bölgelerinde belirgindir.

• Kişiye özel fiziksel egzersiz programı düzenlenmelidir.

varlığı fibromiyalji sendromunun yok olduğu anlamına gelmez. Yani bir arada da olabilirler. Örneğin yapılan çalışmalar, fibromiyalji hastalarının % 25’de depresyon, % 50’de de migren gözlendiğini ortaya koymuştur.

• Stres faktörleri ile başa çıkma veya dayanma gücünü artırmaya yönelik faktörler üzerinde durulmalıdır.

Tedavisi Nasıldır? Bu sendromun tedavisi için multidisipliner bir program düzenlenmelidir. Bu program içinde, ilaç tedavisinin yanı sıra, egzersiz, masaj, fizik tedavi gibi komplementer tedaviler ve diyetin düzenlenmesi yer alır. Gerektiğinde psikiyatrik destek verilmelidir. Tedavi, ağrıyı ve yorgunluğu azaltmak, depresif semptomları gidermek ve diğer semptomları en aza indirmek amacı ile düzenlenir. Burada azalmış fiziksel aktivite ve artmış ağrı kısır döngüsünü kırmak amaçlanır. Tek bir standart tedavi yolu yoktur. • Kişi fibromiyalji sendromu hakkında bilgilendirilmelidir.

12

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

• Uyku problemi çözülmelidir. • Ağrı ve katılık çözülmelidir; kişinin rahatlaması ve gevşemesi için gerektiğinde fiziksel ajanlar ve relaksasyon teknikleri kullanılmalıdır.

• Önerilen ilaç tedavisi, ağrı ve uyku problemine yönelik olmalıdır. Dolayısı ile ağrı kesici ilaçlar, tedavi için yetersizdir. Tedavide, uygun doz ve sürede, doktor kontrolünde antidepresan ilaçlar kullanılmalıdır. Fibromiyalji Sendromu olan kişiler uzun süreli hareketsizlik nedeni ile yetersiz olduklarından, egzersiz programına yoğun şekilde başlamamalıdır. Ancak, zamanla istenen hedefe yavaş yavaş ulaşılabilir. Hedef, haftada en az 3 gün yarım saatten az olmamak kaydı ile yürüme, bisiklete binme veya yüzme gibi sporları devamlı yapabiliyor olmaktır. Egzersiz programından önce ısınma ve sonrasında soğuma egzersizleri yapılmalıdır. Böylece spor yaralanmalarından korunma sağlanır. Yapılan egzersizler hastanın kaslarında güçlenme yaparak, oturma veya ayakta durma sırasındaki duruşunu düzeltir. Bu da kasların dengeli çalışması anlamına gelir. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

13


Okul Öncesi Çocuğunuzun Beslenmesine Dikkat Edin Yazı, Diyetisyen Sezgin Düzen Okul öncesi dönem insan hayatının en önemli dönemlerinden biridir. Bu dönemde içinde bulunulan çevre, alınan uyarılar, çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal yönden büyüme ve gelişiminde önemli yere sahiptir. Yeterli ve dengeli beslenme insan yaşamı boyunca yalnız fizyolojik gereksinimin giderilmesi için değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik gereksinimlerin giderilmesinde de önemli bir yer tutar. Araştırmalar yetersiz ve dengesiz beslenmiş çocukların hem fiziksel hem de zeka yönünden geri olduklarını ortaya koymuştur. Okul öncesi dönem çocuğu yemeğini tek başına yiyebilir. Ancak çalışmalar, beş yaşa kadar da çocukların kendi başlarına yemek yiyememelerinin normal olduğunu göstermektedir.

1986 Midyat doğumlu Haliç Üniversitesi Beslenme ve Diyetik Bölümü mezunu Dyt. Sezgin Düzen Çerkezköy’de hizmetinizde.

Çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesinde anne babanın tutarlılığı ve ona iyi örnek olması en temel koşuldur. Okul öncesi dönem çocuğu taklitçidir. Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit eder. Çocuğun aile ile masada oturması uygun beslenme alışkanlığı kazanması için büyük önem taşır. Okul öncesi dönem çocuğu, besinlere karşı belirli ve kesin tavırlar koymaya başlar. Bu yaş grubu çocuklar besin grupları içinde en az sebzeleri severler. Aile çocuğun sevmediği yemekleri sofraya koyarak onun görmesini ve öğrenmesini sağladığı sürece, çocuk ileri yaşlarda bu yemekleri severek yiyecektir. Tekrar tekrar aynı yemeği gören çocuk genellikle bir süre sonra kendiliğinden yemeği tatmak ister. Okul öncesi dönem çocuklarına yemek konusunda ısrarlı davranmak onların yemeği tümden reddetmesine yol açabilir. Okul öncesi dönem çocukları günlük protein gereksiniminin yarıdan

14

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Vitaminler için en iyi kaynakların sebze ve meyveler olduğu unutulmamalıdır. fazlası et, süt, yumurta gibi iyi kalite proteinden sağlanmalıdır. Çocukların zihinsel ve bilişsel becerilerini güçlendirmek için omega-3 yağ asitlerinin zengin kaynağı olan balığı haftada en az bir öğün yer vermek gerekir. Vitaminlerin yetersiz alınmaları vücutta çeşitli bozuklukların ve hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Her vitamin eksikliğinin ortaya koyduğu tablo farklıdır. Bazı öğünlerin atlanması, geçiştirilmesi, tek yönlü ya da saflaştırılmış besinlerle beslenme durumunda vitaminler yeterince karşılanmaz. Vitaminlerin fazla alınmalarının zararlı etkileri göz önüne

alınarak hiçbir zaman doktor ve diyetisyene danışmadan fazla vitamin tüketilmemelidir. Vitaminler için en iyi kaynakların sebze ve meyveler olduğu unutulmamalıdır. Çocuklar için en önemli mineraller kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum yetmezliğinde raşitizm, demir yetmezliğinde kansızlık oluşur. En iyi kalsiyum kaynakları, süt, peynir, yoğurt, fındık, fıstık gibi kuruyemişler ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Demirden zengin besinler et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kuruyemişler, yağlı tohumlar, pekmez ve kuru meyvelerdir. •

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

15


Safra Kesesi Hastaları Sık-Sık ve Azar Azar Beslenmeli

Yazı, Op. Dr. Tahir Sarıçam Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir. Karaciğer tarafından üretilen sarı-yeşil renkli safrayı depolar. Yemekten sonra safra kesesi safrayı ince bağırsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur. Safra taşları; safra kesesi içinde oluşan kolesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.

Safra Kesesi Taşları Niçin Oluşur? Bazı safra bileşikleri (kolesterol gibi) safrada kolaylıkla çözünmez. Bileşikler çok fazla olduğu zaman çökerek sert kristaller oluştururlar. Bu yapılar birleşip yapışarak ileride safra taşlarını oluştururlar.

Tüm Safra Kesesi Taşları Aynı Mıdır? 1966 Samsun doğumlu Gülhane Askeri Tıp Akademisi mezunu Genel Cerrahi Uzmanımız Opr. Dr. Tahir Sarıçam 3 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

Farklı safra taşları tipleri vardır. Safra bileşimindeki çökelmeye yatkın maddelere bağlıdır. Keza, taşların büyüklükleri ve şekli çeşitlidir. Safra taşlarının %90’ı kolesterol safra taşlarıdır. Diğerleri bilirubin safra taşlarıdır.

Kimlerde Safra Taşı Sık Olarak Görülür? Genellikle sarışın ve kumral tenli, kırk yaşını geçmiş, kilolu, çok doğum yapmış kadınlarda görülür.

Safra Taşlarının Belirtileri Nelerdir? Hiçbir belirti vermeyebilir. (Yaklaşık safra taşlarının % 80’nini oluşturur. Sessiz safra taşı adı verilir.) Belirtileri arasında; şiddetli karın ağrısı, bulantı-kusma (özellikle yağlı bir yemekten sonra) oluşur. Safra taşı kese dışına çıkıp safra yollarına düşmüşse; bu belirti-

16

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


lere üşüme titreme, ateş, sarılık eklenebilir. Gaz ve hazımsızlık safra kesesi taşı ve safra kesesi hastalığı belirtisi değildir ama birlikte görülebilir.

Tanı Nasıl Konur? Ultrasonografi ile kolayca tanı konulur. Genellikle başka bir problem araştırılırken tespit edilir.

Tedavisi Nasıldır? Sessiz taşlara tedavi gerekmeyebilir. Hekim takibi ve gerekirse cerrahi uygulanır. Belirtiler görülen, enfeksiyon gelişen, hele hele sarılığa yol açmış safra kesesi taşları mutlaka alınmalıdır. Tedavinin iki yöntemi vardır. 1. Açık safra kesesi ameliyatı Karında nispeten geniş bir kesi yapmak gerekir. Hastanede 5-7 gün kalmayı gerektirebilir. 2. Laparoskopik Kolesistektomi Laparoskopik cerrahi safra kesesi ameliyatlarında gold standart (Altın Standart) olarak anılan ilk seçilmesi gereken tedavi yöntemidir. Genel anestezi altında karın duvarına açılan iki adet 1 cm, iki adet 0.5 cm delikten özel aletler girilerek yapılan ameliyat 15 dk ile 180 dk arasında ortalama 45 dakika sürmektedir. Ameliyat sırasında safra ka-

nalı ve safra kesesinin atar damarı kliplerle bağlanıp kesilmekte ve safra kesesi içindeki taşlarla birlikte tamamen çıkarılmaktadır. Hasta ameliyat sonrası anestezi etkisi geçtikten sonra (6-8 saat) yürüyebilmekte ve ağızdan gıda alımına başlanabilmektedir. Genellikle bir gün yatırılan hastalar ertesi gün taburcu edilmekte yaklaşık üç gün içinde günlük hayatlarına devam edebilmektedirler.

Safra Kesesi Hastalıklarında Diyet Kronik ve akut safra kesesi iltihabında (kolesistit), uygulanan beslenme programı tek başına hastalığın iyileşmesini sağlamasa da, hastaların sürekli yakındığı sindirim güçlüğünü ve ağrıları önleyebilir. Sakıncalı gıdaların alınması safra kesesinin aşırı derecede kasılmasına ve buna bağlı olarak ağrılara yol açabilir. Bütün besinler safra kesesinin aynı ölçüde kasılmasına yol açmaz. Şekerli besinlerin böyle bir etkisi yokken, proteinler ve orta derecede yağ-

Sindirimi zor olan yağda kızarmış yiyeceklerin azaltılması ya da kısıtlanması yararlıdır.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

17


lı besinler bu açıdan son derece etkilidir. Sindirim güçlüğü de bu duruma bağlanabilir. İltihaplanan ve uyarılan safra kesesinden ve safra kanallarından kaynaklanan sinirsel uyanlar, bulantı ve kusmalara neden olarak midenin normal çalışmasını engeller. Bağırsaklardaki sindirim açısından, yağların parçalayıcı enzimler tarafından işlenerek emilebilmesi için mutlaka safra gereklidir. Safranın bağırsağa akışının azalması ya da durması yağların sindirimini de engeller. Bütün bu nedenler göz önünde tutulursa, safra kesesi hastalarının yemeklerinden yağların çıkarılması gerektiği sonucuna varılabilir. Ne var ki, uygulamalar yağsız besinlerdeki tat kaybının yapıları nedeniyle zaten iştahsız olan bu hastalarda yetersiz ve dengesiz beslenme gibi önemli bir tehlikeye yol açtığını, bu nedenle yağ yasağının çok katı uygulanmaması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca, yağların besinlerden tümüyle çıkarılmasını sakıncalı kılan iki neden daha vardır. Yağlar safra akımım hızlandırdığından, safra kesesinde göllenme ve birikmenin, bunun sonucunda iltihabın artmasını önler; ayrıca, birçok safra kesesi hastası normal düzeyde yağ içeren besinleri kolayca sindirebilir. Bu değerlendirmelerden yola çıkarak, uygun bir beslenme programı ile belirtilerin önlenebileceği kabul edilebilir. Günümüzde beslenme uzmanları, yendikten sonra bazı belirtilerin ortaya çıkmasına ya da ağırlaşmasına neden olan besinler dışında herhangi bir sınırlandırma yapmama eğilimindedir. Bu nedenle, tereyağı gibi taze yağlar yeğlenerek yağ kullanımı kısıtlanır. Zeytinyağı safra kesesinin kasılmasını şiddetle uyarır. Bu nedenle, hasta belirtilerin ilk ortaya çıktığı zaman kendisini rahatsız eden zeytinyağı miktarını belirleyerek, bu miktarın üzerine çıkmamalıdır. Koyun, ördek, kaz, domuz ve sığır etlerindeki yağlardan da kaçınmalıdır. Bu nedenle, etleri pişirmeden önce yağlı bölümlerinden iyice ayırmak gerekir. Safra kesesinde aşırı derecede kasılmaya yol açarak safra kesesi koliğine neden olduğu bilinen yumurta da sınırlanmalı, çok az alındığında bile yakınmalar ortaya çıkıyorsa tümüyle yasaklanmalıdır. Buna karşılık hasta iyi uyum gösteriyorsa yumurta (yağda kızartılarak pişirilmemek koşuluyla) son derece iyi bir besin kaynağıdır. Genel olarak, sindirimi zor olan yağda kızarmış yiyeceklerin azaltılması ya da kısıtlanması yararlıdır. Sıvı yağlar besinlere hayvansal yağlardan daha az geçtiğinden, yeğlenebilir. Ayrıca, yağlar ne kadar hafif ateşte pişerse besinlerle o kadar çok birleşir. Oysa harlı ateşte hızla pişirildiğinde besinlerin yüzeyinde

18

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

koruyucu bir kabuk oluşur, bu da yağın besinin içine girmesini önler. Bazı yağlı balıklar (örneğin somon, ringa, sardalye) yenmemelidir; yağsız balıklar ise az zeytinyağı ya da erimiş tereyağında pişirilerek yenebilir. Kuruyemişler dışında her tür meyve yenebilir. Sebzelerden ıspanak, kuru fasulye, bezelye ve mercimeğin sindirimi güçtür. Ayrıca safra kesesi hastalarına sık-sık ve azar azar beslenme önerilir. Öğün araları uzarsa safra koyulaşarak keseye zarar verir. Bu hastaların beslenmesinde dikkat edilmesi gereken başka bir nokta ise hastanın kilosudur. Zayıf ve şişman hastalar uygun diyetlerle normal kiloya getirilmelidir. Son olarak safra yapımını azaltan karbonhidratlar kısıtlanmamalı, buna karşılık, doku yıkımını önleyen vitamin ve minerallere ağırlık verilmelidir. Kabızlık varsa bol posalı yiyecekler ve iltihabın azaltılması için bol sıvı önerilir. •

Sakıncalı gıdaların alınması safra kesesinin aşırı derecede kasılmasına ve buna bağlı olarak ağrılara yol açabilir.


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

19


Günün En Önemli Öğünü Sabah Kahvaltısıdır

Yazı, Diyetisyen Sezgin Düzen

Kahvaltı yapmayan çocuklarda çalışma ve öğrenme yeteneği düşer, okul başarısı azalır.

Ramazan ayını geride bıraktık. Ramazanla birlikte beslenme alışkanlıklarımızda bazı değişiklikler olmuştur. Bunların en önemlisi kahvaltıdır. En son yediğimiz akşam yemeği ile sabah arasında uzun bir zaman geçmektedir. Bu süre zarfında vücudumuz kandaki bütün besinleri kullanır. Uyandığımızda kan şekeri düzeyimiz iyice düşmüş olacaktır. Vücudumuzun düzenli çalışabilmesi için kan şekeri düzeyinin düzenli bir seviyede olması gerekmektedir. Kahvaltı yapılmadığı zaman kan şekerimiz düşer buna bağlı baş ağrısı, yorgunluk, dikkat eksikliği oluşacaktır. Ayrıca kahvaltı yapılmadığı zaman gece yavaşlayan metabolizmamız aynı hızda devam edecek ve sonraki öğünlerde alınan besinler kilo almamıza neden olacaktır.

Kahvaltıda Neler Tüketmeliyiz? Süt, yumurta, peynir, yoğurt gibi gıdaların protein içeriği yüksek olduğundan düşen kan şekerimizi dengeler, açlık ve dikkat eksikliğinin önüne geçer. Özellikle okul çağındaki çocuklar gün aşırı bir haşlanmış yumurta tüketmelidir. Vitaminlerden zengin olan meyve ve sebzeler (elma, portakal, domates, salatalık, maydanoz, biber) beslenmemizde yer almalıdır. Böylelikle tüketilen diğer besinlerin daha da yararlı olur ve vücudumuzda kullanılabilirliğini arttırmış oluruz.

20

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Sabah kahvaltısında mutlaka karbonhidrat içeren tam buğday, tam tahıl, çavdar ekmeklerinden 2-3 dilim olmalıdır. Kahvaltıda içilen çay besinlerin yararlılığını azaltacağından daha çok ıhlamur, süt veya meyve suları içilmelidir. Ama illaki çay içilecekse çok açık olmasına dikkat edilmelidir.

Sağlıklı Kahvaltı Örnekleri • Bir su bardağı süt veya açık çay • Bir ince dilim beyaz peynir • 5-6 adet yeşil zeytin • 2-3 dilim ekmek • Bir su bardağı sütle karıştırılmış 1 kase kahvaltılık tahıl ürünü (mısır gevreği, müsli, yulaf ezmesi) • Bir çay bardağı meyve suyu • Bir su bardağı süt veya açık çay • 1-2 tatlı kaşığı pekmez, reçel, bal • 4-5 ceviz içi • 2 dilim ekmek • 1 orta boy elma

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

21


Çocuğum Grip Olursa Yazı, Uzm. Dr. Ali Başkent

Grip, etkeni influenza virüsü olan, ateş, titreme, öksürük ve baş ağrısı belirtileri ile seyreden bir hastalıktır. Oldukça bulaşıcı bir hastalık olup, üst solunum yollarını etkiler. Bazen kulak ve sinüs enfeksiyonlarına da neden olabilir. Virüs her yıl genetik yapı değiştirdiğinden bağışıklık bırakmaz, dünya çapında enfeksiyonlara yol açabilir. Grip birçok insanda bir-iki hafta içerisinde kendiliğinden düzelir ancak bebekler ve beş yaş altındaki çocuklarda, 65 yaş üzeri kişilerde, diabet ve astım gibi kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyreder.

Soğuk Algınlığı İle Grip Arasındaki Farklar

1964 İstanbul doğumlu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzmanımız Uzm. Dr. Ali Başkent 16 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

Aslında her ikisi de birçok yönlerden birbirine benzer ancak grip zatürree gibi daha ileri sağlık problemlerine yol açabilir. Soğuk algınlığında genellikle burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşırma belirtileri vardır. Gripte ise burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşırma bazen görülmekle beraber; ateş, ağır öksürük, baş ağrısı, genel vücut ağrısı ve yorgunluk sıklıkla görülür.

Grip Sezonu Ne Zamandır? Grip sezonu genellikle Ekim ile Nisan ayları arasıdır. Vakalar genellikle kış ortasında iki üç haftalık bir dönemde artış gösterir.

Grip Nasıl Bulaşır? Grip ya hasta olan kişinin hapşırması veya öksürmesi sırasında ağzından veya burnundan çıkan damlacıkların diğer kişi tarafından

22

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Grip sezonu genellikle Ekim ile Nisan ayları arasıdır. hava yoluyla solunması sonucu, ya da direkt temas denilen öpme, hasta olan kişinin kaşığını, çatalını, havlusunu kullanma gibi yollarla bulaşır. Bulaşmadan bir ya da üç gün sonra belirtiler başlar. Genellikle çocuklar, erişkinlerden daha uzun süre hasta kalır. Virüs her yıl genetik yapısını değiştirdiğinden, hastalığın ağırlığı her sene farklılık gösterir; bazı seneler daha ağır seyreder.

Gribin Belirtileri Nelerdir? Grip virüsüne binlerce insan maruz kalsa da bazısı çok hafif atlatmasına rağmen bazılarında ağır seyreder. Tipik olarak grip ateş ve ağrıyla başlar, ateş genellikle yüksektir, daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, yorgunluk, baş ağrısı, öksürük takip eder.

Bazı hastalarda bulantı kusma da olabilir. Üç ile altı gün içerisinde belirtiler düzelmeye başlar ancak öksürük ve yorgunluk birkaç hafta daha devam edebilir.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır? • Belirtiler uzun süre geçmesine rağmen düzelmiyorsa (burun akıntısı on günden uzun sürmüş, koyu ve sarı bir renk almışsa) • Üç günden fazla yüksek ateş devam ediyorsa, • Solunum sıkıntısı başlamışsa, • Çocuğun bilinç durumunda değişiklikler görülüyorsa, • Grip belirtileri düzeldikten sonra tekrar ateş ve öksürük başlamışsa, • Çocuk yeterince sıvı alamıyorsa, dehidratasyon denilen vücutta sıvı kaybı bulguları başlamışsa, (idrar yapımında azalma, ağladığında gözyaşı olmaması, ağızda kuruluk, uyuklama hali)

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

23


Teşhis Teşhis genellikle klinik bulgulara göre konulur. Burun ve boğazdan alınacak sürüntü örneğinde virüsü tespit eden yöntemler de vardır ancak her zaman bu yöntemlere başvurulmaz. Eğer akciğer enfeksiyonundan şüphe ediliyorsa akciğer filmi istenir.

Tedavi Gripte en iyi tedavi destekleyici tedavidir. Ağrılar ve ateş için ağrı kesici ve ateş düşürücüler verilir. Ancak unutulmaması gerekir ki, grip olan çocuklara aspirin verildiğinde Reye sendromu denilen ölümcül olabilen bir durum oluşabilir, bu yüzden grip olduğunu düşündüğünüz çocuğunuza aspirin vermekten kaçınmalısınız. Bol sıvı alınması gereklidir. Çocuğun evde istirahat etmesi; hastalığı başka çocuklara bulaştırmaması açısından okula veya kreşe gönderilmemesi tavsiye edilir. Buhar makinesi oda havasını nemlendirip çocuğun nefes almasını kolaylaştırmak için aralıklarla kullanılabilir. Belirtileri azaltmak için doktor tavsiyesi ile antibiyotik içermeyen soğuk algınlığı ilaçları kullanılabilir. Burnun açık tutulması ve burna yerleşen virüsleri azaltmak açısından serum fizyolojik tedavisi oldukça önemlidir. Piyasada damlılıklar içerisinde veya serum şişesinde satılan formları vardır. Günde üç-dört kere damlalıkla burun pasajını iyice açacak şekilde, özellikle uyku ve beslenme öncesi uygulanması tavsiye edilir. Serum fizyolojik uygulamasından sonra küçük bebeklerde plastik burun temizleyicilerle, büyük çocuklarda hınkırma ile burnun temizlenmesi de faydalı olur. Grip virüsüne karşı kullanılabilecek bazı özel ilaçlar da vardır. Bunlar hastalık süresini kısaltıp belirtilerin daha kısa sürede düzelmesini sağlar. Hastalık belirtilerinin görüldüğü ilk 48 saatlik dönemde başlanırlarsa etkili olurlar. Ancak doktor tarafından gerekli görülen ağır vakalarda kullanılmalıdırlar. Her grip vakası için tavsiye edilen bir tedavi şekli değildir.

Gripten Nasıl Korunmalı? Gripten korunmanın en etkin yolu aşılanmadır. Aşı için en iyi zaman Ekim ve Kasım aylarıdır. Aşı, gribe neden olmaz fakat aşıdan sonra birkaç gün hafif ateş, halsizlik ve boğaz ağrısı hissedilebilir. İlk kez aşı olan 9 yaş altı çocuklarda birer ay arayla iki doz aşı yapılır, daha sonraki yıllarda tek doz aşı yeterlidir. Aşı; ya o sene için gribi tamamen önler ya da geçirilse bile daha hafif geçirilmesini sağlar.

24

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Aşıyı özellikle şu grup kimselerin yaptırması tavsiye edilir: • 65 yaş üzeri kişiler, • Diabet, astım, kalp, böbrek, kan hastalığı gibi kronik hastalığı bulunanlar, • Altı ay ile iki yaş arasındaki çocuklar, (altı aydan küçük çocuklar için aşı formu bulunmamaktadır) • Uzun süreli aspirin kullanmak zorunda olan çocuklar, • Savunma sistemi bozukluğu olanlar, • Sağlık çalışanları. Yumurta alerjisi olanlar, hamile bayanlar, yüksek ateşi olanlar doktorları ile görüşmeden aşı yaptırmamalıdırlar.

Genel önlemler: • Ellerin sık sık yıkanması, • Hasta olan kişilerden mümkün olduğunca uzak durulması, • Büyük çocuklar için hapşırırken ve öksürürken ağız yolunun kapanması, • Genel hijyen kurallarına dikkat edilmesi (kaşık çatal, tabak, bardak, havlu vb. kullanımı).

Yanlış Uygulamalar Gribin etkeni virüs olduğu için antibiyotiklerin tedavide hiçbir faydası yoktur. Hatta gereksiz antibiyotik kullanımı toplumdaki antibiyotik direncini arttırarak birçok hastalığın daha ağır geçirilmesine neden olabilir. Bazı durumlarda gripli hastalarda sonradan ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gelişebilir. Bu durumlarda antibiyotikler ancak doktor tavsiyesiyle kullanılabilir. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

25


Radyoloji Tıbbın En Hızlı İlerleyen Dalı

Yazı, Fatma Sevilmiş Radyoloji Teknisyeni

Genel anlamda X ışınları, ses dalgaları veya radyo dalgaları gibi değişik ışın ve yöntemleri kullanarak teşhis ve tedavi hizmetleri veren tıp dalıdır. Yaklaşık 20-30 yıl öncesine kadar sadece röntgen cihazlarıyla verilen bu hizmet, artık çok çeşitli ve gelişmiş aletler kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Teknolojideki baş döndürücü gelişmeler ile tıbbın en hızlı ilerleyen dalı olduğu söylenebilir. Günümüzde tanısal ve girişimsel radyoloji olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

Tanısal Radyoloji

1975 İstanbul doğumlu Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzmanımız Uzm. Dr. Hüseyin Hakan Sezer 4 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

Röntgen (X-ray), Ultrasonografi (US), Bilgisayarlı Tomografi (BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) gibi tüm görüntüleme yöntemlerini kapsar ve isminden de anlaşılacağı üzere tanıya odaklıdır. Direkt röntgen, skopi, BT ve anjiyo cihazları, X ışını içerirler ve zararlı yan etkileri vardır. Bu cihazlara girecek gebelerin, bebeklerin, riskli hasta grupların uyarılması, mümkünse diğer yöntemlerle tetkikinin yapılması gerekmektedir. US ve Renkli Doppler US, ses dalgaları ile çalışmakta olup zararlı ışın içermezler. Kemik ve havanın engellemediği tüm dokular değerlendirilebilir. En çok karın organları ile yumuşak doku kısımları ve damarlar değerlendirilir. MR, radyo dalgaları ile çalışır. Bilinen zararlı etkisi yoktur. Özellikle yumuşak dokuların değerlendirilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir. Kemik dansitometre, X ışını ile çalışmakla beraber ışın dozu göz ardı edilebilecek düzeydedir. Mamografi de X ışını ile çalışmakta olup doz miktarı görece olarak az olmakla beraber fazla ve gereksiz tetkiklerden uzak durulması gerekmektedir.

26

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Direkt Röntgen: X ışını ile dokuları görüntüleyen bir tanı yöntemidir. Birçok radyoloji merkezi artık yarı ya da tam dijital sisteme geçmiş durumdadır. Dijital sistemin daha düşük radyasyon, daha düşük tekrar çekim oranı, yüksek görüntü kalitesi, dijital arşivleme ve dijital görüntü transferi gibi avantajları mevcuttur. Kemik ve akciğerde halen birinci basamak görüntüleme yöntemidir. Bunun yanında daha birçok çeşitli direkt film ile vücut kısımları görüntülenebilir. Mamografi: Yüksek çözünürlükte ve düşük dozda X ışını ile çalışan, meme görüntülemede kullanılan özel bir röntgen cihazıdır. Kullanımındaki öncelikli amaç, erken meme kanserinin teşhis edilmesidir. Meme kanserini henüz kitle oluşmadan başlangıç evresinde saptayabildiği için rutin tarama tetkiki olarak kullanılmaktadır. Meme kanseri taraması için hiçbir şikayeti olmayan kadınların dahi kırk yaşından sonra yılda bir kez mamografi incelemesi yaptırması önerilmektedir. Ayrıca memede ele ge-

len bir kitlenin iyi veya kötü huylu olup olmadığını belirlemede de yardımcı olur. Mamografi çekiminin yapılacağı gün deodorant, pudra, vücut yağı, kol altı veya göğüslere sürülen herhangi bir losyon kullanılmaması, tek parçadan oluşan elbise yerine alt ve üst kısmı ayrı iki parçadan oluşan kıyafet tercih edilmesi çekimi kolaylaştıracak, görüntü kalitesini artıracaktır. Ultrasonografi: İnsan kulağının duymadığı yüksek frekanslı ses dalgaları ile görüntü oluşturan zararsız, pratik bir incelemedir. Başta gebeler ve bebekler dahil olmak üzere tüm hastalarda rahatlıkla kullanılabilir ve güvenlidir. Safra kesesi, karaciğer, dalak, pankreas, böbrekler, idrar torbası, rahim, yumurtalıklar, testisler, tiroid, tükürük bezleri, meme, kalça, göz, hamilelerde anne karnındaki bebeğin gelişimi ayrıntılı olarak incelenebilmektedir. Bunun dışında vücutta ses dalgalarının geçişine hava ve kemik engeli olmayan tüm organ ve anatomik yapılarla ilişkili rahatsızlıkların teşhisinde de sıklıkla kullanılmaktadır.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

27


Ultrasonografi başta gebeler ve bebekler dahil olmak üzere tüm hastalarda rahatlıkla kullanılabilir ve güvenlidir. Renkli Doppler US: Damarlardaki kan akımı incelenerek damarsal yapılardaki pıhtılaşma, damar tıkanıklıkları, anevrizma ve varis gibi hastalıklar teşhis edilebilir. Ayrıca karaciğeri ve böbreği besleyen damarlar, boyun damarları, gebelerde anneye ve fetüse ait damarlar, erkeklerde testislerin toplardamarları, gözü besleyen damarlar ve vücudun herhangi bir bölgesinde oluşan bir kitlenin damarlanması incelenebilir. Hamilelerde anne karnındaki bebeğin gelişimi ve sağlık durumu hakkında değerli bilgiler verir. Hazırlık için tetkik bölgesine göre bazı farklılıklar vardır. Karın bölgesi incelemelerinde erişkinlerde sekiz saat açlık süresi gereklidir. Su alımında bir kısıtlamaya gerek yoktur. Mesane, kadın hastalarda yumurtalıklar ve rahim ile erkek hastalarda prostat bezinin incelenmesi için idrar kesesinin dolu olması gerekir. İncelenecek bölgeye ve tetkik türüne uygun kıyafet seçimi yardımcı personel ve hekime kolaylık sağlaması açısından önemlidir. BT (Bilgisayarlı Tomografi): X ışınlarının gelişmiş bilgisayar sistemi ile vücudu kesitsel görüntülediği bu yöntemin çek kesitli modelleri daha hızlı ve kaliteli görüntü oluşturmaktadır. Artık kalp anjiyosu, fonksiyonel görüntüler, sanal endoskopik incelemeler ve üç boyutlu görüntüler oluşturularak daha hızlı ve doğru tanı imkanı oluşmuştur. Acil olgularda, travmalarda, tüm vücut taramalarında MR’a göre daha üstündür. Birkaç saniye içinde incelemenin tamamlanması önemli bir avantajıdır.

28

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

MR (Manyetik Rezonans): Radyo dalgaları ile manyetik alan oluşturarak insan vücudundaki organ ve dokuları ayrıntılı görüntüleyen bir yöntemdir. Radyasyon kullanılmadığı için hastaya bir zararı yoktur. İnsan vücudunda beyin, omurilik, kaslar, bağ dokuları, eklemler ve yumuşak dokularda mükemmel görüntü oluşturur. Sportif yaralanmaların en iyi görüntüleme yöntemidir. Damarların gösterilmesinde, fetal incelemelerde, sinir liflerinin gösterilmesinde, beyindeki bazı metabolitlerin ölçümünde, beyin fonksiyonlarının değerlendirilmesinde son derece etkili bir yöntemdir. Kalbin incelemesinde geleceği oldukça parlak görünmektedir. Kemik Dansitometre (Kemik Yoğunluk Ölçümü): Kemiklerin yoğunluğunu ölçen bir sistemdir. Bu yöntemle halk arasında kemik erimesi denen osteoporozun varlığı ve derecesi saptanır. Osteoporozun en sık nedeni menopozdur. Bu yüzden menopoza giren her kadının kemik yoğunluğu testini yaptırması ve üç yılda bir kontrol ettirmesi gereklidir. Girişimsel Radyoloji: Radyolojik yöntemler eşliğinde yapılan tanı koydurucu ya da tedavi edici girişimleri kapsar. Cerrahi yöntemler ile tedavi edilemeyen veya ameliyat edilmesi riskli olan hastalar için alternatif tedavi yöntemleri sunan, yeni ve gelişmekte olan bir radyoloji dalıdır. Pek çok işlemin hasta yatışı gerektirmemesi, çoğunlukla genel anestezi uygulanmaması, cerrahiye kıyasla ağrı ve riskin düşük, iyileşme süresinin daha kısa olması ve çoğunlukla işlemi cerrahiye göre daha ucuz olması gibi avantajlara sahiptir. Genel olarak beyin baloncukları (anevrizma) ve damar yumaklarının (AVM) tıkanması; damar darlıklarının açılması; tümörü besleyen damarların tıkanması; ani inme nedeniyle başvuran hastalarda damar açıcı tedavi; beslenme, ilaç tedavisi veya diyaliz amacıyla kateterler takılması; karaciğere yayılan tümörlerin karaciğer damarlarına girilerek tedavi edilmesi; rahim içerisindeki miyomların kasık damarından girilerek besleyici damarlarının tıkanması yoluyla küçültülmesi; kötü huylu tümörlerin radyofrekans dalgaları ile yakılması; tıkanıklıklarda safra yollarının açılması; kistlerin tedavisi; her türlü biyopsi işlemleri girişimsel radyolojik yöntemlerle yapılan tedavi yöntemdir. Taş Kırma-ESWL ESWL (Extracorporeal Shock Wave Lithotripsy: Vücut dışından şok dalgalarıyla taş kırma günümüzde böbrek taşlarının tedavisinde en sık ve güvenle kullanılan tedavi yöntemidir. Bu yöntem vücut dışından gönderilen şok dalgalarının taşa çarparak onu kırması esasına dayanan ve açık cerrahinin aksine çevre dokulara zarar ver-


meden çalışır. Burada taşlar kum taneleri gibi parçalanırlar ve idrarla kolaylıkla atılabilecek hal alırlar. ESWL böbrek taşlarının cerrahiye gerek kalmadan ortadan kaldırılmasına olanak sağlayan, cerrahiye göre daha konforlu, daha risksiz ve daha ucuz bir tedavi yöntemidir. Nekahet dönemi cerrahiyle kıyaslanmayacak derecede kısadır.

Taş Nasıl Kırılıyor? ESWL (taş kırma) cihazları yüksek basınçlı şok dalgaları üretirler. Bu şok dalgaları hastanın cildine iletildikten sonra hastanın yumuşak dokularından zarar vermeden geçerler. Böbreği de geçen şok dalgaları bir x-ray ya da ultrason yardımı ile odaklandırıldıkları yani hedeflendirildikleri böbrek taşına çarparlar. Taş sınırında enerji açığa çıkar ve bu taşı genleştirir ve bu da taşın kenarlarında küçük çatlamalara sebep olur. Aynı etki şok dalgası taştan çıkarken de oluşur. Etkili şoklarda çatlaklar açılıp kapanarak, büyük çatlaklar içinde küçük çatlaklar oluşur. Tekrarlanan şok dalgalarının sonucunda taş böbreklerden çıkıp, üreterlerden kolaylıkla geçebilecek ve idrarla rahatlıkla atılabilecek boyutta küçük parçalar haline ufalanmış olur.

ESWL İşlemi Nasıl Uygulanır? Hasta ESWL cihazının yatak benzeri masasına ya-

tar ve yatış şekli bu masanın ortasında yer alan su yastığının taşın bulunduğu bölgeye denk gelecek şekilde ayarlanır. Şok dalgaları bu su yastığının içerisinden hastanın vücuduna gönderilecektir. Hasta ESWL masasına yerleştirildikten sonra bir x-ray cihazı ya da ultrasonografi yardımı ile taş belirlenir ve şok dalgalarının taşa tam isabet edeceği şekilde odaklama yapılır. İşlem başlatıldığında cihaz otomatik olarak taşı hedefleyecek ve şok dalgaları sürekli olarak taşa isabet edecektir. Bu işlem taşın tamamen kırıldığı görüldüğünde veya işlemi gerçekleştiren doktorun belirlediği maksimum şok sayısında ulaştığında sonlandırılacaktır. İşlem genellikle 45 dakika ile 1 saat arasında sürmektedir.

ESWL İşlemi Ağrılı Mıdır? ESWL tedavisi hastaneye yatmaksızın gerçekleştirilir. Anesteziye çocuk hastalar dışında nadiren gerek duyulmaktadır. İşlem sırasında hastanın hissettiği şok dalgalarının ciltten geçerken yarattığı hafif batmalardan ibarettir. Yeni kuşak ESWL cihazlarında işlem oldukça ağrısız ve konforludur. Ve ayrıca işlem sırasında şok dalgalarının yarattığı güçlü bir ses duyulur. İşlem sırasında ağrı hissedilmesi durumunda bir ağrı kesici uygulamasının ardından işleme devam edilebilmektedir. Tedavi sonrasında tedavi bölgesinde hassasiyet ve morarma görülmesi normaldir. Ağrı için birkaç gün ağrı kesiciler kullanılabilir. •

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2011

29


Prostat Büyümesi Yazı, Op. Dr. Hakan Çakıcı Prostat her erkekte bulunan ve idrar torbasının çıkışında yer alan bir organdır. Halk arasında prostatın sadece yaşlı erkeklerde olduğu ve sonradan oluştuğu gibi bir kanı mevcuttur, bu tamamen yanlış bir bilgidir. Tıpkı karaciğer, böbrek ve diğer organlarımız gibi doğuştan itibaren var olan bir organımızdır. Prostat bir salgı bezidir ve meni içeriğine katılan birtakım salgılar yapar ve spermin canlılığının korunmasında rol oynar. Erkek cinsel sağlığı ve üreme konusunda önemli bir organdır.

Prostat Büyümesi Nedir?

1979 Ankara doğumlu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzmanımız Opr. Dr. Hakan Çakıcı Özel Optimed’de hizmetinizde.

Prostat bezinin ağırlığı genç yetişkinlerde 18-20 gramdır. İlerleyen yaşla beraber vücuttaki hormonal değişimlerinde etkisiyle prostat dokusu büyümeye başlar ve idrar torbasının çıkışında yer aldığı için idrar kanallarına da baskı yapar. Bunun sonucunda zor idrar yapma, kesik kesik işeme gibi sık gördüğümüz bulgular ortaya çıkar. Prostat büyümesi selim (iyi huylu) büyüme şeklinde olabildiği gibi kanser (kötü huylu) şeklinde de olabilir. Toplumda sık görülen selim büyümedir.

Prostat büyümesi ne tür şikayetler yapar? • • • • • • • • •

30

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Sık idrara çıkma, İdrara başlarken bir süre bekleme, Kesik kesik idrar yapma, İdrar yaparken zorlanma hissi, İdrarın çatallı ve dağınık biçimde çıkması, İdrarı tam olarak boşaltamama hissi, Ani idrar sıkışmaları olması, İdrar yaparken akımın çok ince olması, Geceleri iki ya da daha fazla sayıda idrara çıkma ihtiyacı.


gr prostatı olan bir hasta için ilaç tedavisi uygun iken yine 60 gr prostatı olan başka bir hasta için ameliyat gerekebilir.

Prostat Büyümesini Önlemek İçin Ne Yapabilirim?

Normal Prostat

Büyümüş Prostat

Prostat Büyümesi Nasıl Teşhis Edilir? Tüm bu şikayetler değerlendirildikten sonra makattan parmakla muayene yapılır. Hem kanser olup olmadığını bir dereceye kadar değerlendirmek hem de prostatın ne kadar büyüdüğünü değerlendirmek açısından bu muayene önemlidir. Kan tahlilleri (PSA ve rutin tahliller) yapılır. Ultrasonografi ile prostat büyüklüğünün ölçümü ve böbreklerin değerlendirilmesi yapılır. İdrar akım hızının ölçümü ile kişinin idrar probleminin ne derecede olduğu anlaşılır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında kanser şüphesi mevcutsa prostat biopsisi yapılabilir.

Prostat Büyümesi Nasıl Tedavi Edilir? Selim (iyi huylu) prostat büyümesinde tedavi medikal tedavi ve cerrahi tedavi şeklinde ikiye ayrılır. Medikal tedavi için kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur ve uygun hastalarda güvenli bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak günümüzde artan sayıda bitkisel kökenli olarak tarif edilen ve satışı yapılan ürünler mevcuttur. Başvurduğunuz ve sizi değerlendiren üroloji uzmanına danışmadan bu tür ürünler kullanmamanız tavsiye edilmektedir. Cerrahi tedavi ise temel olarak açık yöntem ve kapalı yöntemler şeklinde tarif edilebilir. Açık yöntem genel olarak 80 gr ve üzeri prostatlarda tercih edilen bir yöntemdir. Bu ağırlığın altındaki prostatlarda ise kapalı yöntemler tercih edilir. Günümüzde kapalı yöntem olarak TUR adını verdiğimiz ameliyat tüm dünyada bilimsel olarak kabul görmüş altın standart yöntemdir. Teknolojik gelişimle beraber farklı yöntemler de (lazer, mikrodalga thermoterapy… vb) tarif edilmiştir ancak bu yöntemler uzun dönem sonuçlarının henüz yeterli olmaması sebebi ile TUR ameliyatının yerini alacak altın standart yöntem olarak kabul edilmemektedir. (Türk üroloji derneği resmi internet sitesi uroturk.org.tr /halk için bilgiler linkinden bu konudaki resmi açıklamaya ulaşabilirsiniz.) Tedavi her hasta için kişisel değerlendirilmelidir; 60

Prostat büyümesini önlemek için yapılacak belirli bir bitkisel tedavi şekli olmasa da doğal beslenmenin her türlü hastalığa olduğu gibi prostat kanserine ve iyi huylu prostat büyümesine de iyi geldiği belirtilmektedir. Belirli özel bir gıdanın tüketilmesinden ziyade sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye ağırlık verilmesi önerilmektedir. Batı usulü fast-food tarzı beslenmenin prostat kanseri riskini artırdığı iddia edilmektedir. Sigara ve alkol kullanımının kısıtlanması da prostat büyümesi ve ilgili problemlerin azaltılmasında yardımcı olacaktır. •

Prostat büyümesi selim (iyi huylu) büyüme şeklinde olabildiği gibi kanser (kötü huylu) şeklinde de olabilir. Toplumda sık görülen selim büyümedir.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

31


Çorlu Tıp Merkezi’miz Hizmetinizde Özel Optimed Hastanesi hasta memnuniyetini ve etik değerleri ön planda tutarak profesyonel ve güvenilir bir ekiple uluslararası kalite standartlarında hizmet sunmaya Çorlu Tıp Merkezi’nde devam ediyor. Sağlık sektöründe hastalar ve çalışanlar tarafından tercih edilen lider kuruluş olarak daha fazla hastaya hizmet verme arzusuyla Çorlu Tıp Merkezi’nde de sağlığınız güvende. Birçok tıbbi birimimiz, doktor ve sağlık çalışanlarımızla sizlere hizmet verecek olmanın heyecanını yaşıyoruz.

Çorlu Tıp Merkezi’nde Yararlanabileceğiniz Tıbbi Birimler Anestezi ve Reanimasyon Anesteziyoloji ve Reanimasyon Bölümü hasta bakım ve tedavi hizmeti dahilinde her türlü cerrahi girişim için tüm yaş gruplarında girişim öncesi tıbbi değerlendirme, girişim sırasında ve sonrasında ağrı tedavisi ile birlikte anestezi uygulaması gerçekleştirmektedir.

iç organ sistemleri ile ilgili incelemeleri yapar. Bu sisteme ait organların fonksiyon bozukluklarıyla ilgili teşhis ve tedavi hizmetini verir. Bunun yanı sıra sağlık hizmeti verdiği her bireyin kendisini hastalıklardan koruması için alınması gereken önlemler konusunda bilinçlendirir ve yönlendirir.

Verilen hizmet girişim öncesi tıbbi değerlendirmeyle, girişim esnasında ve sonrasında ağrı tedavisi dahilinde yaşamsal sorunlarla baş etmeyi içerir. Cerrahi, tanısal veya tedavi edici girişimlerde analjezi, günübirlik cerrahi anestezisi, ağrısız doğum, bebekler ve çocuklarda anestezi bölümünün özel ilgi alanı içerisindedir.

Genel dahiliye tıbbın tüm klinik branşlarına temel teşkil eden bir branştır. Sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunun problemleri iç hastalıkları bölümünün ilgi alanına girmektedir. Üst ve alt solunum yolu hastalıkları, hiper tansiyon, mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi çok geniş bir skalayı kapsar.

Dahiliye (İç Hastalıkları)

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Acil Dahiliye, Göğüs Hastalıkları, Enfeksiyon ve Check-up ve koruyucu hekimlik olmak üzere dört bölüme ayrılır. İç hastalıkları departmanı bireylerin

Bazı egzersizler, elektrik akımı, sıcak ya da soğuk uygulaması, çeşitli dalgalarla hastaların tedavisine fizik tedavi denir.

32

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Fizik Tedavide çeşitli cihazlara başvurulur. Ağrı tedavisinde gergin, derin yapışıklıkları açmak için ultrason, kas güçlendirici cihazlar, magnetoterapi, ozon tedavisi, traksiyon, mezoterapi bu cihazlar ve yöntemlerden bazılarıdır. Eklemlerinizde ağrı, kireçlenme, bel tutulması, boyun ağrısı, sırt ağrısı gibi rahatsızlıklarda fizik tedavi ve rehabilitasyon sayesinde kurtulabilirsiniz. Fizik tedavinin kelime anlamı onarmaktır. Yani eklem ve yumuşak dokuları etkileyen aletlerle çeşitli rahatsızlıkları tedavi etme. Herhangi bir kaza sonrası işlevini yitiren bedenin çeşitli bölgeleri ya da organlarının tekrar eski işlevini kazanmasını sağlamak amacıyla fizik tedavi uygulanır. Fizik tedavi dışarıdan uygulanan bir yöntemdir. Amaç; ağrıyı azaltmak ve eklem hareket açıklığın�� korumaktır. Böylelikle günlük yaşamın kolaylaştırılması hedeflenir. Engelli kişileri topluma kazandırmak için uygulanan tedavilerin tümüne ise rehabilitasyon denir. Rehabilitasyon tedavisi ekibinde fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi kişiler yer alır. Fizik tedavi ile ilgili şunları bilmelisiniz; Fizik tedavi seanslar halinde yapılır. 1-1.5 saatlik toplam 15-20 seans uygulanır. Rehabilitasyon ise daha uzun bir

Genel Cerrahi Genel Cerrahi Bölümü, ilgi alanın genişliği nedeni ile birçok branş ile iş birliği içinde ve eş güdümlü olarak çalışmaktadır. Genel Cerrahi hastaları için tanı, ameliyat ve sonraki tedavi aşamalarının planlanmasında Laboratuar, Radyoloji/Girişimsel Radyoloji, Patoloji ile iş birliği içinde çalışılmaktadır. Genel Cerrahi hastalarının tedavisinde en önemli aşamalardan biri de ameliyat sonrasında hastanın en kısa sürede eski yaşamına dönecek hale gelmesidir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Tıp Merkezimizin kadın hastalıkları ve doğum bölümünde amaç toplumun temelini oluşturan kadınlara en üst düzeyde sağlıklı yaşam sunmaktır. Bu amaçla birinci hedefimiz anneleri ve anne adaylarını hastalıklardan korumak ve bu konuda danışmalık hizmeti vermektir. Her türlü Jinekolojik ameliyat doğum ve müdahaleler tecrübeli kadın doğum uzmanlarımız tarafından yapılmaktadır. Ayrıca Tıp Merkezimizde Ağrısız Doğum (Epidural Anestezi) başarı ile gerçekleşmektedir.

Kulak Burun Boğaz

süreçtir, yıllar alabilir. Fizik tedavi gören bir hastada eklem kısıtlılığı mevcutsa fizyoterapistin yaptırdığı bazı hareketler sorunlu bölgede hafif ağrıya sebep olabilir. Fizik tedavi sadece ağrı tedavisinde değil, bozulan kas mekanizmasının düzeltilmesinde de kullanılır.

Kulak Burun Boğaz Bölümü, ilgi alanın genişliği nedeni ile birçok branş ile iş birliği içinde ve eş güdümlü olarak çalışmaktadır Kulak Burun Boğaz hastaları için tanı, ameliyat ve sonraki tedavi aşamalarının planlanmasında Laboratuar, Radyoloji/Girişimsel Radyoloji, Patoloji ile iş birliği içinde çalışılmaktadır. Kulak Burun Boğaz hastalarının tedavisinde en önemli aşamalardan biri de ameliyat sonrasında hastanın en kısa sürede eski yaşamına dönecek hale gelmesidir. Bu da Çocuk Hastalıkları ve Dahili-

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

33


ye bölümü ile yakın iş birliği içinde çalışılarak gerçekleştirilmektedir.

Acil Servis Özel Optimed Tıp Merkezi poliklinik hizmetlerinin yanı sıra, doğumdan günübirlik cerrahi müdahaleye kadar geniş bir yelpazede tıbbın tüm branşlarında hizmet veriyor. Konforlu ve ferah bir şekilde tasarlanmış polikliniklerde, hastalar muayenenin yanı sıra gerekli laboratuar ve radyolojik incelemeleri de yaptırabiliyor. Merkezde 7 gün 24 saat çalışan bir acil servis bulunuyor. Bu servis, bir hastane acil servisinde olması gereken tüm özelliklere sahip.

Radyoloji Radyoloji bölümü radyolojik cihazlara sahip olup tüm radyolojik işlemler yapılmaktadır. Radyoloji bölümünü, hasta ve doktorların tanı ve tedavi amaçlı tüm taleplerini karşılayabilecek teknik donanıma sahiptir. Personel işlemler sırasında hastaların rahat etmesini sağlama konusunda maksimum özeni göstermektedir.

Üroloji Üroloji erkek ve kadında üriner sistem ve erkekte genital ve üreme sistemi hastalıkları ve bozuklukları ile ilgilenen cerrahi bir branştır. Ürolojinin ilgi alanında yer alan organlar böbrekler, böbreküstü bezleri, üreterler, mesane (idrar torbası), prostat, üretra (idrarın mesaneden vücut dışına atıldığı tubuler yapı) testisler, meninin taşındığı ve depolandığı organlar (epididimler, vasdeferens, vesiküla seminalisler) ve penistir. Üro-

loglar çeşitli genitoüriner kanserli hastalarla da ilgilenirler. Bunlar içinde sık rastlananlar böbrek hücreli kanserler (böbrekte), değişici hücreli kanserler (mesane, üreter ve böbreklerde), prostat kanseri ve testis kanseridir. Ürologları ilgilendiren sık rastlanan iyi huylu hastalıklar ise işeme disfonksiyonları (iyi huylu prostat büyümesi, mesane çıkımı darlıkları üretra darlıkları, çeşitli idrar kaçırma problemleri, intersitisiyel sistit nörojen mesane, idrar yapamama), komplike ve komplike olmayan üriner enfeksiyonlar, taşlar (böbrek, üreter, mesane taşları), üst üriner sistem tıkanıklıkları, erkeklerde kısırlık, hayalarda ağrı ve genital bölge travmaları, üriner sistem travmaları ve kanamaları, erkekte seksüel disfonksiyonlar ve ereksiyon bozuklukları ve sünnet’te ürologlarca yapılmaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Genel Pediatride 0-16 yaş çocuklarının tüm takipleriyle beraber tüm hastalıklarını kapsayan tıbbi sorunlarında hizmet verilmektedir. Sağlam çocuk takipleri sistem kontrolleri, büyüme gelişme takibi, aşı uygulamalarını içermektedir. Poliklinik hizmetleri 09-18 arasındadır. 24 saat uzman pediatristlerimiz acil serviste hizmete devam etmektedirler. Bölümümüzde yatarak tedavi çocukların her türlü ihtiyaçları ve ailenin rahatı gözetilerek hazırlanmış odalarda yapılmaktadır. •

34

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

35


Prematüre Bebeğim Yazı, Melek Kaya Eğitim Hemşiresi-YDYBSH

Normal bir gebelik 38 - 40 hafta ya da 280 gün sürer. Eğer 37 haftadan önce doğum gerçekleşirse bebek prematüre kabul edilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre her yıl ortalama 1.3 milyon bebek doğuyor. Bunların yaklaşık 100 bini prematüre olarak dünyaya geliyor. Prematüre doğan bebekler ne kadar prematüre doğduklarına göre farklılıklar gösterirler. Bazıları sadece biraz prematüredir ve kısa bir süre hastanede kaldıktan sonra anne-babaları ile evlerine dönerler. Diğerleri aşırı derecede prematüredirler ve hastanede aylarca kalmak zorunda kalırlar. Prematüre doğan bebelerin karşı karşıya kalabileceği problemleri bilmek için önce bebeğin ne kadar prematüre olduğu bilinmelidir. Prematüre bebekler gebelik yaşına göre üç gruba ayrılmaktadır: 1. Grup: İleri derecede (24-31 hafta) 2. Grup: Orta derecede (32-35 hafta) 3. Grup: Sınırda (36-37 hafta) Prematüre bebeklerin üçte ikisi sınırda preterm bebeklerdir. Ana rahminden birkaç hafta önce çıkmak bir takım gelişme basmaklarını atlamak anlamına gelir. 3638 haftalardan sonra olan doğumlarda genellikle sıcaklığın korunamaması, oksijen ihtiyacı ve bir-

36

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

takım beslenme sorunları bulunabilir. Ama daha önce doğan bebeklerin daha çok yardıma ihtiyaç vardır. Erken doğan bebeklerin barsak hareketleri düzensiz ve yavaş olduğundan uzun süre mideden beslenmezler. Bu bebekler burunlarından ya da ağızlarından takılan bir tüple beslenmek zorunda kalabilirler. Hatta nefes almasına yardımcı olacak bir takım cihazlar da gerekebilir. Prematüre bebeğin solunum sistemi, beyindeki sinir hücreleri, nefes alış verişini düzenleyen merkez, sindirim ve bağışıklık sistemleri tam olarak olgunlaşmamış olabilir.

Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri Yenidoğan yoğun bakım üniteleri çok erken doğan, çok küçük veya zamanında doğmuş ama hasta bebeklere bakmak ve tedavi etmek konusunda uzman birimlerdir. Yoğun bakım ünitesindeki tedavilerde bu organların gelişimi sağlanmaya çalışılır. Bu kritik dönemdeki bakım, tam teşekküllü bir hastanede sağlanmadığı takdirde körlük, sağırlık, hareket bozuklukları, zeka ve algılama sorunları yaşanabilir. Solunum problemi olan bebeklerin oksijen ihtiyacı ölçülür ve gerekli hava ince ayarlar yapılarak sağlanır. Oksijen değeri ayarlandıktan sonra kanül diye adlandırılan ince bir boruyla bebeğe burun deliklerinden oksijen verilebilir. Eğer bebek nefes alamı-


yorsa bu durumda solunum desteği için solunum makinesine yani ventilatöre bağlanabilir. Isı, erken doğan bebeğin bakımında çok önemlidir. Isısını korumak, bebeğe enerjisini en iyi şekilde kullanmasını sağlar. Bebekleri ısı kaybından koruma ve anne karnındaki benzer bir çevre yaratmak amacıyla kuvöz bakımı verilir. Bebeğin rahat görülebilmesi için şeffaf şekilde kapatılan bu cihaz sadece ısınması için değil, aynı zamanda bebeğin etrafında dolaşan havanın nem oranının da kontrolünü sağlar. Bu da cilt yoluyla nem kaybetmesini önler.

Süreç Yıpratıcı Olabilir Erken doğan bebeklere mümkün olduğu kadar az dokunularak bakım verilir. Bu yüzden monitör diye adlandırılan ekranlarla bebekleri çok sıkı gözlem altında tutmak gerekir. Bebeğin dakikadaki kalp atım sayısı, solunum sayısı, oksijenlenme oranı, ısı ve tansiyon gibi pek çok değeri sürekli ölçülür. Bunlar çok hassas ölçüm yapan aletlerdir. Prematüre bebeklerin uzun süre yoğun bakımda kalmaları gerekebilir. Bebek ne kadar erken doğduysa ve doğum ağırlığı ne kadar küçükse bu süre o kadar uzun olur. Anne-baba ile bebeğin uzun süre ayrı kalmaları, tıbbi sorunlar ve bebeği kaybetme korkusu nedeniyle bu dönem psikolojik açıdan çok yıpratıcı geçebilir.

Erken doğan bebeğin ilk aşısı annesinden aldığı ilk günlerdeki süttür. ilk günlerdeki süttür. Bu süt bağışıklık sistemini ilk günden geliştirir. Böylece zararlı mikropların barsaklardan geçerek bebeği hasta etmeleri engellenir. Anne sütü alan bebeklerin enfeksiyon geçirme riskleri azalır. Bebek daha erken taburcu olur. Eğer bir bebek oda ısısında vücut ısısını koruyabiliyorsa, ağızdan beslenip tartı alabiliyorsa ve solunumu tamamen doğal ise o zaman bebeğin çoktan eve gitme vakti gelmiştir. Temel olarak yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ekiplerin yaptıkları birçok işlem bebeğin yaşamının belli dönemlerinde ortaya çıkan bir takım sorunlarına cevap vermeyi hedeflemektedir. Ancak tüm son model cihazlar ve yüksek teknolojik donanımlar kadar yenidoğan yoğun bakım ekibi de son derece önemlidir. Hekiminden hemşiresine, hasta danışmanından temizlik görevlisine kadar ekipte herkesin görevi hayatidir. Birlikte yardımlaşarak çalışan ve herkesin kendi sorumluluğunu bildiği bir ortamda çalışmak, bebeğin sağlıklı gelişimini elde etmek için en önemli unsurdur. •

Bebekleri erken doğduğunda anneler ve babalar bir duygu seli yaşarlar. Herkes farklı şekillerde tepki gösterebilir. Erken doğum yapan anneler bu süreçte daha yoğun duygular yaşayabilirler. Ağlayabilir, iştahları kesilebilir ve çok duygusal davranabilirler. Başka dönemlerde göstermedikleri tepkileri olabilir. Bazı durumlarda babaların kendilerini bebeklerine fazla bağlanmamış hissetmeleri oldukça normaldir. Fakat babanın vereceği sevgi ve bakımda erken doğan bebeğin gelişiminde büyük farklar yaratır.

Anne Sütü İlk Aşısıdır Çok erken doğan bebekler ilk bir iki hafta büyümezler. Barsakları beslenmeyi kabul ettikçe büyümeleri düzene girer. Günlük tartı alımları ve kayıpları çok önemlidir. Haftalık kilosunun, boyunun ve başının büyümesine bakılmalıdır. Haftalık ölçümlerle büyümesi kaydedilir. Bebek, sağlığı düzeldikçe solunum cihazından ayrılır, mide yoluyla beslenme sağlanarak tedavileri azaltılır ve burada anne sütünün önemi ortaya çıkar. Erken doğan bebeğin ilk aşısı annesinden aldığı

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

37


İş Hayatınıza Duygularınızı Karıştırıyor musunuz? Duyguları nasıl yönetebileceğimiz sorusunun altını çizmek istiyorum çünkü yapılması gereken bastırmak, yok saymak değildir. Bu konuda çok farklı yöntemler önerilebilir. Bu konuda Daniel Goleman’ın duygu tanımından hareket ederek bir yöntem önereceğim. Goleman duyguyu şöyle tanımlamış; “Bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi.” Bir arkadaşımın yaşadığı günlük bir olayı onun ağzından sizinle paylaşmak isterim.

Yazı, Eray Beceren

Kurumsal duyguları ön planda tutmak, kuruluşun gelişmesi için hayatsal değer taşır.

38

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Yoğun bir iş gününün ortalarında yöneticimin acil istediği bir bilgiyi bulabilmek için iş arkadaşım Faruk ile ortak kullandığımız klasörü dolaptaki yerinde bulamamıştım. İçimden “Uf Faruk her zaman böyle yaparsın, bir kere olsun şu klasörü işin bitince yerine koy!” diye söylenerek klasörü Faruk’un masasında aradım. Ne klasör vardı, ne de Faruk… Yöneticim bilgi bekliyor, ben yavaş yavaş geriliyor, ne yapabileceğimi bilemeden sağa sola bakıyordum. Ofis arkadaşlarım Faruk’un alelacele ofisten çıktığını söylüyorlardı. Çıldırma noktasına gelmiştim neredeyse. Tam bu anda Faruk sırıtarak açık ofisimizin girişinde göründü. Onu görünce kendimi ona saldırmaktan zor alıkoydum. Konuşmasına fırsat vermeden laflarımı olanca şiddetiyle ona sıraladım. “Ne biçim adamsın sen? Bir kere olsun aldığın şu klasörü yerine koy. Ne hale düştüğümü biliyor musun? …” gibi, gibi… Bu olay için duygu tanımına dönecek olursak; Bir his: Hayal kırıklığı ve değersizlik hissettim. Bu hisse özgü belirli düşünceler: Faruk sadece kendini düşünüyor, o klasörü birlikte kullandığımızı önemsemiyor. Psikolojik ve biyolojik haller: Hayal kırıklığı değersizlik hali kızgınlık ve öfkeye doğru değişti. Sıcak bastı, dişlerimi kendimi sıktığım an-


ları hatırlıyorum. Bir dizi hareket eğilimi: Yukarıda sıraladığım sözleri hiç konuşma hakkı bırakmadan iş arkadaşıma sıraladım. Sıraladığım sözler genelleme ve suçlama içeriyordu. Olayın devamı şöyle; Faruk söylediklerimi büyük bir soğukkanlılıkla dinledi ve sözüm bitince bana klasörü göstererek “Birlikte hazırladığımız projenin son halini acil olarak görmek istedi, klasörü kaptım ve çok acil çıktım ofisten. Genel Müdür birkaç sorudan sonra projemizin kabul edildiğini söyledi.” Hintli Filozof J. Krishnamurti şöyle diyor “Değerlendirme yapmadan gözlem yapmak insan aklının doruk noktasıdır.” Gözlem yapmadan değerlendirme yapmamıza sebep olan duygu “Bu hisse özgü belirli düşünceler”dir. Bu düşünceler, yaşam boyu biriktirdiğimiz değerler, inançlar, beklentiler ve duyguların yönlendirmesiyle oluşmaktadır. Sonuç olarak; “Bu hisse özgü belirli düşünceler”in farkına varır, bunları yönlendirebilir, dinleyip, gözlem yaparsak “psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi” farklı olabilir.

Kurumların Duygularının Farkına Varmak Bir kurum; yaşayan bir organizma olarak tarif edilebilir. Kurumlar da tıpkı insanlar gibi duygusal ve

sosyal hayata sahiptirler. Bu düşünce ile Kurum duygularına baktığımızda… Kurumsal duygular –yıkıcı ya da dinamik- bulaşıcıdır. Yıkıcı olanlar bir virüs gibi yayılır. Duygusal olarak zeki kuruluşlar, şirketin iyiliği için duygularını yönetirler. Bunu “şirketin çıkarları” için de diyebiliriz. Yüksek duygusal zekaya sahip kuruluşlar, dinamik duyguların onlara yardım edeceğini ve çalışanlarını geliştireceğinden emindirler. Kurumsal duyguları ön planda tutmak, kuruluşun gelişmesi için hayatsal değer taşır. Bu da şirketlere negatif durumlarla baş etme gücü verir. Hızlı değişim zamanlarında; esneklik ve uygunluk şirketin hayatta kalabilmesi için hayatidir. Bu duygular şirkete böyle durumlarda enerji sağlar. Genellikle ve özellikle kurumsal değişim zamanlarında, yönetim için yıkıcı duyguların farkında olmak ve onları bertaraf etmek kaçınılmazdır. Çünkü bunlar; takım ruhunun, bireyselliğin ve kurumsal üretimin düşmanlarıdır. Küresel iklimde ki burada bireysel ve entelektüel sermayeler esastır. Şirketler için en iyi adamları çekmek ve tutmak hayati anlam taşımaktadırlar. Kurum bütün olarak yeterli kendini kontrolden yoksunsa, yıkıcı duygulara kolayca yenilir ve piyasadaki insan sermayesini, hayatta kalmak ve başarmak adına gerektiği gibi değerlendiremez. Bu, hem yönetim hem de çalışanlar için çok büyük önem taşımaktadır. •

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

39


Anne Karnındaki Bebek Hisseder Öğrenir Hatırlar Acaba bebek, doğumu takip eden dakikalar, saatler, günler ve haftalar esnasında görüyor mu, duyuyor mu? Eskiden cevap olarak “hayır” veya “çok az şey’’ diye söylenirdi. Modern psikoloji ise bunun yanlış olduğunu söylemektedir. Zira duyu sistemleri ve idrak etmeyle alâkalı organizasyon kapasiteleri başlangıçtan itibaren fonksiyonel olup yetişkinlerde olduğu gibi gelişmiştir.

Yazı, Yasemin Altın Erseçkin

Psikologlar bu küçük canlıyı, gerçekten idrak etme yönüyle oldukça zengin, duyu ve duygu kapasitesi son derece gelişmiş olarak değerlendirmektedirler.

40

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

İlim, böylece bebeği ayrı bir Lazda yeniden keşfetmiş oluyor. Son zamanlara kadar bebeğin, fonsiyorr görmeye henüz hazır olmayan herediter vasıfları taşıyan bir çanta şeklinde dünyaya geldiği düşünülürdü. Psişik sistemi, seneler sonra genetik potansiyele göre hareket edecek şekilde başlangıçta her şeyden habersiz ve tesirsizdir. İlk aylardaki psişik hayatın sanki amniyon kesesi içinde olduğu gibi sessiz ve sakin ve bir bakıma fötus hayatının dışarıda devamı olduğu zannedilirdi. Bazı ebeveynler de çocuk ancak konuşmaya başladıktan sonra onunla alakalanırlar. Bu düşüncelerin bugün tamamen geçersiz olduğunu görüyoruz. Zira perde kalkar kalkmaz sahne başlamaktadır. Psikologlar bu küçük canlıyı, gerçekten idrak etme yönüyle oldukça zengin, duyu ve duygu kapasitesi son derece gelişmiş olarak değerlendirmektedirler. Son zamanlarda fark edilen bu fakülteler, küçük canlı daha hayat sahnesine çıkmadan anne karnındayken çalışmaya başlamaktadır. Fötus (anne karnındaki bebek) hisseder, öğrenir, hatırlar. Dışarıdan verilen sesleri hafızasına kaydeder. Tecrübi olarak, doğmadan önce verilen sesleri bebeğin tanıdığı ispatlanmıştır.

Bebeklerin Geniş Bir Davranış Yelpazesi Vardır Araştırıcılar, bebek davranışlarının kompleks dilini inceleyerek, dünyaya gelişte bebeğin iç alemini keşfedebildiler. Bir bakıma dünya ile diyalogu demek olan davranış, insanın çevresiyle münasebetini ifade eden işaretler sistemidir. Dikkatli bir gözle ince-


lenen küçük bir bebeğin davranışlarının çok çeşitli olduğu, cevap verdiği uyarıların hususi yerlerine uygun, bazı reaksiyonlarının aynen yetişkinlerdeki gibi olduğu gözlenir. Dolayısıyla yeni doğan bebek, mental olarak inaktif bir yaratık olarak görülürse bütün bunların izahı mümkün olmaz. Dr. Brazleton’a göre hayatın daha ilk dakikalarından itibaren bebeğin gözle görülür geniş, düzenli bir davranış yelpazesi vardır ve çevresi ile yakın bir münasebet içindedir. Erkenden başını ve bakışını sese doğru çevirir, annesinin sesini ve yüzünü tanır ve bunları başka ses ve yüzlere tercih eder. Mimikleri okumayı bilir, annesinden duyduğu şeyle yüz ifadesi aynı değilse bunu derhal fark edebilir. Dış dünya ile tesirle bir münasebeti gösteren bu davranış şekilleri, doğumdan önce insan beyninde oldukça gelişmiş göromotris bir organizasyonun ifadesidir. Her bir duruma oldukça uygun cevaplar ve reaksiyonlar elde edebilmek için, bebek değişik uyarıları birbirinden ayırt edebilecek kapasiteye sahip olmalıdır ve belli bir hadiseyi zaman içinde değişik durumlarda tanıyabilmelidir. Bu da mükemmel bir beyin çalışmasıyla halledilmektedir. Alınan mesajları entegre etme, analiz etme ve uygun reaksiyonları açığa çıkarmak gerekir. İdrak etme; görme, işitme vs. ile alakalı mesajı sadece kaydetmekten ibaret değildir. Duyu sistemi sayesinde uyarıyı kodlama, ondan bilgi çıkarma, uyarının, eşyanın ve kişinin iç görüntüsünü oluşturma işlemleri de idrak içinde yer almaktadır.

gılayacak şekilde sınıflandırırız. Objektif olarak noktalar, insanın dışında rastgele haldedir, fakat idrak hadisesi, zihin için bunları bir organizasyon içine sokar. Böylece beş duyuyla idrak ettiğimiz dünya ve içindekiler ne kadar değişken ve hareketli olurlarsa olsunlar bizim için artık tanınan şeyler olarak kalırlar. Zaten böyle olmasaydı, öğrenme ve buna bağlı medeniyet, neticede insan—kâinat arası münasebetleri kavrama mümkün olmazdı

İdrak Etme Hemen Başlıyor Bütün duyu hadiselerinde bebek, gelişmiş, organize bir iç yapıya sahiptir. Başını ses kaynağına çevirdiği zaman sadece sesi işitmekle kalmaz, esas sese karışan diğer sesleri ayırt eder, sesin yönünü tayin eder ve neticede cevabını o tarafa yöneltir. Yani dünyaya, tamamen lâzım olan cihazlarla gelir. Daha doğrusu gönderilir. Çünkü anne karnındayken dışarıda neler olup biteceğini bilip kendini ona göre hazırlaması mümkün olmadığına göre hem bebeği, hem de dış âlemi bilen bir sırlı El’in bu mükemmel mekanizmaları ayarladığını anlıyoruz. Zira basit

Yeni doğan, doğuştan gelen kapasitesiyle, insan sesine karşı hususi bir alaka gösterir.

Bütün bunlar, alınan verileri duyu organlarıyla toplamak, tanımak ve gruplandırmak olan kompleks enformatik hadiselerden meydana gelir. Tanıma, çevredeki şartlar ne olursa olsun, dıştaki eşyayı tanıyabilme ve diğer eşyalardan ayırt edebilme kabiliyetidir. Sınıflandırma, fizyolojik bir fonksiyon olup, çevreyi düzene koyma, eşyaları, kafa içinde daha önce oluşturulan vasıflarına göre sınıflandırmadan ibarettir. Eşyanın psişik aktivite sahasına takdiminden önce daha birçok hadise meydana gelir. Hissi malumat toplanınca, ortadan kaldırma, süzme, ilâve etme, değiştirme ve yorumlama gibi tamamlayıcı bir seri organizasyona tabi tutulur. Bunlar ve diğer vasıtalar noksansız bir şekilde çalışır ve neticede idrak işlemi olmuş olur. İdrak etmenin büyük vasıflarından biri de organizasyondur. Basit bir misâl verilecek olursa, bir levha üzerine gelişigüzel dağılmış birçok nokta gösterilsin. Bunları mental olarak, değişik geometri şekillerine göre ya sıra, ya kolon, ya da çizgi olarak al-

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

41


bir ev yaparken bile tabiat şartlarını dikkate alarak soğuk olan bölgelerde başka, sıcak olan bölgelerde daha başka vasıflarla evi donatıyoruz. Bebekte de idrak etme sisteminin temel mekanizmalarının yerinde ve duyu kapasitelerinin fonksiyonlarının derhal uyum sağladıklarını görüyoruz. Eskiden idrak ve alakalı sistemlerin sıfırdan itibaren yavaş yavaş geliştiği zannedilirdi. Fakat şimdi hiçbir görüş, bu evolüsyon türü gelişme teorilerini kabul etmemektedir. Artık hayatın başlangıcında idrak etmenin iç organizasyonunun çoktan tamamlanmış olduğu ispat edilmiştir. Bu sahada da evolüsyon teorisi tarihe karışmıştır. Eski teorilerin tersine, bebeğin hatta prematürelerin doğuştan görmeye başladığı tespit edilmiştir. Görme keskinliği henüz zayıftır, fakat ilk dört ay içinde süratle gelişir. 3,5 aylıkken farklı mesafeleri ayırt etme kabiliyeti olan “akomodasyon vizüel” tamamen gelişmiştir. Şüphesiz hayatın ilk haftalarında, nörosensoriyel sistem en iyi duruma ulaşmamıştır. Fakat bu durum, bebeğin etrafını çeviren saha ve eşyaları idrak etmesine mani değildir. 48 saatlik bir bebek, hareketsiz ışık kaynağı uyarılarına cevap verir. Çok kısa süre sonra, hareket eden cisimlerin durumlarını da idrak edebilir. Kendisine verilen- birçok uyaran arasında, öncelikle daha çok malumat taşıyan uyaranla alakalanır. Bebekler, dört aylıkken renkleri ve bütün ve bütünün parçalarını yetişkinler gibi ayırt edebilirler. Farklı açılarda kendilerine gösterilen aynı eşyayı tanıyabilirler. Bu da mükemmel olarak gelişmiş analiz kabiliyetini gösterir. Böylece bebek çevresindeki şekil, renk, örgü ve yer mefhumlarını hareketlerine göre idrak edebilir. Bir tüpün içine girip çıkan bir maddeyi takip edebilir, tüpün içindeyken tekrar çıkacağını kavrar ki bu beynin analiz gücünü gösterir.

Yeni Doğmuş Bir Bebek Duyabilir İşitme sistemi de doğuştan oldukça fonksiyonel haldedir. Derhal çevresindeki sesleri ayırt edebilir, lokalizasyonlarını yapabilir. Daha anne karnındayken gürültüleri duyar, hatta reaksiyon gösterir. Hayatın ilk senesinde, ses şiddeti ve frekansı hakkındaki idrak kapasitesi yetişkininkine çok yakındır. Yeni doğan, doğuştan gelen kapasitesiyle, insan sesine karşı hususi bir alaka gösterir. Daha ilk saatlerde, annesinin sesini diğerlerinden ayırır. Fakat biz, görme, duyma, dokunma, koku veya tat gibi duyuların bile geçen hadiseleri yakalamaya yetmediği ve çok değişik başka duyuların da bulunduğu bir kâinatta yaşıyoruz.

42

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Bu duyular birbirinin destekçisidir. Aynı bir eşyayı sadece gören çocuk, başka defa benzer eşyaya sadece dokunsa onun önceden gördüğü eşyanın aynısı olduğunu anlar. Çocuklar, daha ilk günlerde emdikleri memeyi de diğer memelerden ayırt edebilirler ve gözleriyle de bunu tanırlar. Çocuk, doğuştan görme ve diğer duyularla birlikte anne karnında ağrı, sıcak, soğuk ve basınç gibi duyu sistemleri, fötüsa kendi fizik varlığı hakkında bilgi vermeye başlamışlardır. Tekrar başa dönersek, gelişen teknik ve araştırmalara ve edinilen bilgilere rağmen, çocuk nasıl duyar, nasıl görür, nasıl taklit eder şekildeki sorulara yine de tam mânâsıyla cevap verilebilmiş değildir. Bütün bunlar, çözüm bekleyen binlerce, milyonlarca hadiseden sadece birkaçıdır. Şüphesiz ilim ve teknik geliştikçe, insan vücudunun yapısını, organların ve sistemlerin çalışma prensiplerini ve davranışlarını daha iyi anlamaya başladık. Bilhassa bilgisayar çağında bulunmamız, programlama, bilgileri depo etme ve sonra kullanma vasıflarını, aynı vasıflara sahip insan beynini kavramaya başlamamızı sağladı. Bütün bunlardan sonra, belli gayeler için programlanan bu mükemmel bünyeyi, program dışında çalıştırırsak neticesi ne olur? Hiç düşündük mü acaba? Çok çok ileri hedeflere odaklanmış bu sistemi çocukların elindeki oyuncaklara çevirip onlar gibi kullanırsak bunun hesabı sorulmaz mı? Yoksa bu kadar plân, program ve sistemler herhalde günübirlik ve basit hesaplar için yapılmamıştır. Kâinat ve insan dev “bilgisayarlarının “ katalog ve dillerini anlamaya ve araştırmaya değer kanaati her geçen gün olanca ağırlığıyla kendini, düşünebilen insanlara hissettirmektedir. Ne mutlu kavrayabilenlere. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

43


Teknoloji Her Alanda Hızla ve Değişerek Gelişiyor Teknolojinin hızına yetişmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu durum yeni icatların da kısa sürede eskiyip kullanım dışı kalmasıyla sonuçlanıyor. 20 yıl önce birer mucize gibi gelen teknolojilere şimdi elini süren dahi yok. Bu hızın geldiği nokta birkaç yıl önce hayatımıza girmiş teknolojileri bile kısa zamanda devre dışı bırakacak gibi görünüyor. Teknoloji her alanda hızla ve değişerek sınırsızca gelişiyor.

Yazı, Volkan Tokadcı

Görüntüleme teknolojilerinde yaşanan değişimler, baş döndürücü durumda.

44

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Gelişen teknoloji ile günümüzde nerdeyse her evde bilgisayar ve büyük çoğunluğunda internet mevcut, istenildiğinde çok yararlı olan internet, kötü ve bilinçsiz kullanıldığında bir o kadar da zararlı olabiliyor. En önemlisi de gelişme ve ergenlik çağında olan çocuklar için, gerekli önlemler alınmadığında. Örneğin filtreler veya şifreler konulmadığında çocuklar, internetin sonsuz dünyasında kaybolabiliyorlar ve bunun sonucunda telafisi çok zor durumlar doğurabiliyor. Bizim çocukluğumuza gelince, sadece çizgi filmlerde ya da bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz şeylerdi, o dönemlerden hatırladığım jetgiller adında bir çizgi film vardı. Çizgi filmde karşılıklı görüntülü konuşulabilinen, uçan arabaların, robotların, yürüyen yolların ve bir kapsülle yenilen yemeklerin olduğu filmdeki hayal gücü aslında çok uzak şeyler değilmiş. 3G’nin hayatımıza girmesiyle birlikte, cep telefonları ile çok uzaktaki akrabalarınızla dostlarınızla bile karşılıklı görüntülü konuşmak çok basit hale geldi. Daha önceleri kocaman tırlarla yapılan televizyon canlı yayınları bile artık küçük 3G cihazlar ile mümkün oldu. Ülkemizde de teknoloji yönünden bir takım olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle telekominikasyon (haberleşme) alanında dünya standartlarını yakalamış durumdadır. Fakat bu gelişme üretime dönüşmemiştir. Uluslararası teknoloji ve bilgi alışverişi de hep usta-çırak ilişkisindeki gibi önemli noktalar yani üretim


teknolojisindeki püf noktalar hep gizli kalmış veya alınamamıştır. Tıptaki değişim süreci de “koruyucu tıp” ve “erken teşhis”i öne çıkarıyor. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve yaşlı nüfusun artması, bu değişimi biraz da zorunlu hale getiriyor. Bunun sebebi, tedavi süreçlerinin son derece pahalı hale gelmesi. Gelişmiş ülke ekonomileri bile sağlık giderlerini karşılamada zorlanıyor. Tıptaki değişim sürecinden önce, iyi haberleri öğrenmek istediğinize eminim. Onun için önceliği iyi haberlere vermekte yarar var.

Kanser Düşmanı Aşı Son yıllarda “menenjit” aşısının, “rota virüs” aşısının yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz. Yaşlıların sağlığını önemli ölçüde tehdit eden “Zona” virüsü ve “Pnömökok zatürreesi”ne karşı aşı geliştirilmesi de mükemmel başarılar oldu. Hepatit A ve B aşıları da önemli hizmetlerdir. Kanser önleyici aşı konusundaki başarılı imzalardan biri zaten atıldı. “Rahim ağzı kanseri”ne karşı geliştirilen (ve neredeyse yüzde 100’e yakın koruma sağlayan) aşı, önemli bir gelişme ve güçlü bir umut oldu.

Teşhis Teknolojisi Görüntüleme teknolojilerinde yaşanan değişimler, baş döndürücü durumda. “Anjiyosuz Anjiyo” da denilen, bilgisayarlı tomografi tekniği ile 3-5 dakikalık bir sürede çok güvenli sonuçlar alınabilen teknoloji bunlardan biri. Bu teknoloji koroner kalp hastalıklarının erkenden tanınmasında önemli bir işlev görecek gibi görünüyor. Sanal kolonoskopi de başarılı adımlardan biri olarak gösteriliyor. Öyle görünüyor ki yakın gelecekte üç boyutlu tomografiler hizmete girecek. Moleküler teşhisi esas alarak kanser tanısını çok erken dönemde koyabilmeyi sağlayan “PET” yöntemini de yazmamak olmaz.

Kan analizlerinde de bilgisayar destekli teknolojilerin kullanımına ağırlık veren gelişmeler var. “Çip ağırlıklı analizler”in biyokimyasal teşhisleri daha kullanışlı, ucuz ve güvenilir hale getirebileceği düşünülüyor. Bu teknoloji kullanıma girdiğinde aynı anda yüzlerce tarama testini bir-iki damla kandan hem de çok ucuz maliyetlerle yapmak olanaklı hale gelecek.

Erken Teşhis Neden Önemli? Tıpta yeni gelişmelerin yoğun olduğu alanlardan biri de “erken teşhis” konusu. İşte bu nedenle imkanı olan herkes taramalar yaptırarak hastalıkları daha başlangıç dönemlerinde öğrenmeye çalışıyor. Bir akciğer tümörünü henüz bir iki milim yani toplu iğne başı büyüklüğündeyken teşhis etmekle bir düğme iriliğine, bir santim büyüklüğe ulaştığında teşhis etmek arasında dağlar kadar fark var. Mesela toplu iğne büyüklüğündeki bir tümör kitlesinde diyelim ki 1000 kadar hücre varsa bu sayı, düğme büyüklüğünde bir akciğer tümöründe milyonları buluyor. İşte bu nedenle bütün mesele vücudunuzda gelişen patolojik süreçleri mümkün olduğu kadar erken tanımlamaktan geçiyor. Dileğimiz ülkemizin de biran evvel kendi içindeki kısır çekişmelerden uzak teknoloji üreten ve satan ileri, medeni ülkeler arasında yerini almasıdır. •

Gen Analizleri Biyokimya alanında da güzel gelişmeler var. Örneğin DNA analizleri ve buna bağlı olarak bazı hastalıkların önceden öğrenilebilir hale gelmesi, yakın geleceğin önemli umutları arasında. Ünlü “HapMap Projesi” işte bu DNA kaynaklı beklentiler üzerine kurulu uluslararası bir çalışma. Bu çalışma arzulandığı gibi giderse gelecekte kimlerin hangi kanserlere, hatta ne tür damar hastalıklarına yakalanacaklarını belirlemek mümkün hale gelecek. Genetik analizler sayesinde pek çok hastalığa neredeyse bebek daha anne karnındayken teşhis koymak mümkün olacak.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

45


Laboratuvarımız Hastanemizin laboratuarı kaliteden ödün vermeden, en son teknolojik cihazlar konusunda son derece deneyimli, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından izleyen seçkin uzman kadrosuyla hastalarımızın memnuniyetini esas alarak çalışan ve en gelişmiş tıbbi sistemleri kullanmaktadır. Biyokimya, mikrobiyoloji (bakteriyoloji, seroloji, parazitoloji, mikoloji, kültür - antibiyogram), toksikoloji, hormon, tümör tanımlayıcıları ve alerji testleri çalışılmaktadır. - Yaz okulları, iş yerleri, kreşler ve spor komplekslerinden kendi mekanlarında kan ve diğer numuneler alınmakta ve işgücü kaybı olmadan hızlı ve güvenilir olarak çalışılmaktadır. - Laboratuarımızda tüm testler; en son teknolojik cihazlarla yapılmaktadır. Sonuçlarımız otomatik olarak el değmeden hastanemiz otomasyon sistemine girilmekte ve hatasız, en doğru şekilde tüm klinik ve polikliniklerimize otomasyon ağı üzerinden aktarılmaktadır. - Kalite kontrollü; laboratuar çalışmalarında, doğru ve güvenilir neticeler elde edilebilmesi için mutlaka gerekli olan bir uygulamadır. Bir laboratuarın kendi çalışmalarında, aynı numunede her zaman aynı test sonucunu bulması amacıyla günlük olarak tüm testlerin internal kalite kontrolü ve kalibrasyonları yapılmaktadır. Eksternal kalite kontrol uygulamalarında ise, hastanemiz laboratuarı bir uluslararası akredite olmuş merkezi laboratuardan, içeriği bilinmeyen, değişik konsantrasyonlardaki numuneler laboratuarımıza her ay düzenli olarak gönderilmekte ve laboratuarımızda bu numuneleri kendilerine gelen hasta örneği gibi çalışarak, elde ettikleri neticeleri merkeze rapor etmektedirler. Merkez, bütün katılımcı laboratuarların rapor ettikleri neticeleri inceleyerek eksternal kalite kontrolü yönünden onaylar veya reddeder. Laboratuarımızda söz konusu internal ve eksternal kalite kontrol programları titizlikle uygulanmaktadır. •

46

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

1962 İstanbul doğumlu Gülhane Askeri Tıp Akademisi mezunu Uzmanımız Uzm. Dr. Arif Fidan 4 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

1944 Balıkesir doğumlu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzmanımız Uzm. Dr. Gönül Uysal 3 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

Laboratuar Test Grupları - Biyokimya

- Hormon

- Mikrobiyoloji

- Allerji

- Patoloji

- İmmunoloji

- Sitoloji


Kalıcı Makyaj Nedir? Yazı, Meryem Emir Kalıcı makyaj veya doğru ismiyle ‘’Mikro Pigmenr uygulaması’’ mikro, steril ve tek kullanımlık bir iğne ile doğal ve mineral renklerin deri yüzeyinin hemen altına aşılanması işlemidir.

Mikri Pigmentasyon Hangi Durumlarda Kullanılır? • Kısa bir kaşı uzatmak,

• Dudak daha iyi tanımlayabilir, • Düzensiz dudak çevresini düzeltebilir, • Ruj ve parlatıcının akmasına mani olabilir, • Dolgun dudaklar sağlayabilir, Kalıcı Dudak Renk ve Çevre Çizgisi • Dudak şekli vurgulayabilir veya değiştirebilir.

• Belirgin olmayan veya hiç var olmayan kaşları çizmek, • Dudak çizgilerini düzeltmek, • Göz çizgisini yukarı kaldırmak, • Sadece daimi makyajlı görüntüsünü vermek,

Kalıcı Makyajın Etkileri Nelerdir? Kaş Şekillendirme Uygulaması • Uzun bir suratı daha oval gösterebilir, • Yuvarlak bir suratı daha dar gösterebilir, • Bitişik gözleri daha ayrık gösterebilir, • Ayrık gözleri daha bitişik gösterebilir, • Şekilli gözlere vurgu verebilir, Kalıcı Kaş Uygulaması • Seyrelmiş kaşları gür gösterebilir, • Bozuk kaş şekli kaş yayı vurgulanarak güzelleştirebilir, • Kaşların yoğunluğu artırılabilir, • Tıbbi bir nedenle kaşı dökünenlere yeni kaş yapabilir, Kalıcı Eye-Lıner Uygulaması • Fazla büyük kaşları normalleştirebilir, • Bitişik gözleri daha ayrık gösterebilir, • Küçük gözleri daha büyük gösterebilir, • İddiasız gözleri daha egzotik gösterebilir, Kalıcı Dudak Şekillendirme Uygulaması

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

47


Eğitim ve Yönetimde İletişim Engellerine Takılmayın Klasik tarz eğitim ve yönetim modelindeki tepeden inme ve buyurma biçimindeki yaklaşımların, eğitici, öğretici ve yöneticilerle eğitilen, öğretilen ve yönetilenler arasında tek boyutlu ve verimsiz ilişkilere yol açtığı bilinen bir gerçektir.

Yazı, Selda Karacalar

Bu tarz yaklaşımın iki taraf arasında duygudaşlığı ortadan kaldırması, eğitim ve öğretimi kısır bir döngüye sokarak özümseme ve uygulamadan uzaklaştırıp zoraki benimsetme ve talimata dönüştürmesi nedeniylede yapılacak ya da yapılması gerekenleri rutine, sıkıcı uygulamalara ve zaman zamanda eziyete ve hatta eğiten ve yöneten uygulayıcılar açısından da işkence olarak algılanmasına yol açar. Gönüllülük, katılımcılık temelinde ve empati eksenindeki uygulamalar verilmek isteneni algılama ve uygulamayı kolaylaştıracağı gibi, öğrenmeyi, işi-görevi zevke, verimliliğe ve olumlu sonucun elde edilmesiyle de süreklilik arz eden, üreten, motivasyonu arttıran ve pekiştiren uygulamalar olacaktır. Bu uygulamalar eğitim, öğretim ve işi-görevi-yapılması gereken değil olması gereken, talimat yerine benimseme ve isteğe dayalı uygulamaların yanı sıra zoru kolay kılar. İşte bu noktada öğretme ve yönetmede sağlıklı ilişki kurmak, yeterliliği arttırmak ve geliştirmek, üretmek için iletişimdeki engellerin neler olduğunu bilmek, bunları uygulamak ve aynı perspektifte uyumu sağlamaktır.

Emretme-Yönetme Buyurgan, dayatmacı “Yapman gerekir! , yapacaksın! , yapmak zorundasın! Görevindir!” söylemleri korku ya da direnç oluşturur. Kişi bu durumda sürece özgür iradesini ve yaratıcılığını koyamadığı için istenilen sonuç elde edilse de geliştirilemediği i için süreç kısır bir döngüde seyredecek ve isteklendirmeden uzakla-

48

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Öğretme ve yönetmede sağlıklı ilişki kurmak, yeterliliği arttırmak ve geliştirmek, üretmek için iletişimdeki engellerin neler olduğunu bilmek, bunları uygulamak ve aynı perspektifte uyumu sağlamaktır. şacaktır. Kişinin yapısına bağlı olarak direncin oluşması halinde, söylenenin aksini yapmak ya da metot dışı uygulamalar olacaktır. İki tarafın direnmesi durumunda da asi davranış ve çatışmalar olacaktır.

Uyarma –Tehdit Etme “Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin.” Benzeri uyarı ve tehditler korkuyla birlikte boyun eğme yaratacağından verimsiz sonuçlar oluşturur; yine gücenme, kızgınlık ve uygunsuz asi davranışlara yol açar.

Akıl – öğüt Verme “Bu sorumluluğun yapmalıydın. Sorumluluğunu bilmen gerekir! “ ya da “ Böyle yapmak gerekir!” tarzında dayatmacı yaklaşımlar kişide aşağılık kompleksine yol açmakla birlikte suçluluk duyguları yaratır ve kişiyi edilgen kılar. Bazı durumlarda kişinin içinde bulunduğu durumu daha şiddetle savunmasına yol açabilir: “Doğrular yalnız senin bildiklerin mi? Kim demiş?” gibi…

Yargılama Suçlama “Zaten beceriksizin birisin! Ne kadar tembelsin! Doğru olgun bir kişi gibi düşünmüyorsun.” Empati kuramayan eğitimci ve idarecilerin ya da yönetim becerisi ve yetkinliği olmayanların sıklıkla başvurduğu bu yaklaşım karşısındaki kişide yetersizlik, aptallık ve yanlış anlaşılma anlamına gelir. Artık kişi azarlanma ve eleştirilme endişesiyle iletişimi kesecektir. Genellikle çocuklar ve çalışanlar bu tür yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılar: “Ben işe yaramaz, tembel biriyim.” ya da “Siz de o kadar mükemmel değilsiniz.” tarzında savunmaya geçer.

Alay Etme Ad Takma “Mızmız etme, ne kadar sulu gözsün, aptal! Geri zekâlı! Ufaklık, koca bebek!” Kişinin kendini önemsiz hissetmesi ve artık sevilmediği, istenmediğini düşünmesine neden olur. Kişinin motivasyonunu düşürür, kendini küçük görür ve olumsuz etkilenir. Çoğu kez de karşılık verme isteği uyandırır.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

49


Güven Vermek, Teselli Etmeye Çalışmak “Canını sıkma, çok da önemli değil. Aldırma düzelir. Haydi biraz neşelen.” şeklinde yaklaşımlar, kişinin kendini anlatamamış ve anlaşılmamış hissetmesine neden olur. İçten içe ve dışa vurulmayan kızgınlık ve öfke duygusuna yol açar: “Sana göre hava hoş. Nasılsa sen sorumlu değilsin. Tabii, senden hesap sorulmayacak…” Genellikle mesaj:”Kendini kötü hissetmen doğru değil.” biçiminde algılanır.

İşi Alaya Vurma, Konuyu Değiştirme “Mademki biliyorsun da neden en iyisini yapmıyorsun? Dünyayı sen de yönetebilirsin! Havalar ne kadar soğudu değil mi? Dışarıda çok güzel bir dünya var. Daha güzel şeylerden konuşalım.” Kişi alay edildiğinden ve önemsenmediğinden emindir, bu gibi durumlarda motivasyon iyice düşecek, verilen görevi önemsemeyip savsaklayacaktır. Bundan sonra yapılacaklar ipin koptuğu yere kadardır.

Sınama Sorgulama “Ödevini –görevini- yaptın mı? Müşteriyi ziyaret et-

50

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

tin mi? Seni sinemada görmüşler! Annen-eşin, arkadaşın aradı… Gitmemişsin!” benzeri ifade ve yaklaşımlar tamamen güvensizlik uyandırır. Kişi sadece kendisinin izlendiğini artık kendisine güvenilmediğini, orada fazladan biri olduğunu düşünmektedir. Bu durumda mazeret, yalan ve farklı arayışlar sonucu kişi kaybedilme noktasına gelecektir.

Yorumlama Analiz Etme “Yanlış yapıyorsun; doğrusu budur benim yaptığım gibidir! Ben olsam böyle yapardım.” Kişinin akıl yürütmesini, doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü saptamasını engeller, çünkü nasılsa kendisinin yerine düşünen, değerlendiren birileri vardır; kişinin üretkenliği önlenir.

Taciz ve Şiddet Uygulama İletişimin önündeki en büyük engeldir, onarılmaz sonuçları olur. Kişi sindirilmiştir, korku egemendir. Tamamen verimsiz ve üretici olmayan bir faaliyet söz konusudur. Güvensizlik ve iletişimsizliğin yanı sıra eşyaya, kişiye, işyerine zarar verme, yalan, çalma ve karşılık verme duyguları gelişebilir. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

51


Başarıya Giden Yol Hırslı Olmaktan Geçer Yazı, Selda Karacalar Başarıya giden yol hırslı olmaktan geçer. İş ki biz hırs yapabileceğimiz konuları belirleyebilelim ve ideallerimizin peşinden istekle koşabilelim. Okumaktan keyif alacağınızı düşünerek sizi bu başarı hikayeleriyle baş başa bırakıyorum.

Bir Marka Hikayesi Müşteri odaklı olmak! Şimdi gelin sizinle bir hayal kuralım. 1900’lu yıllarda ülkelerin birinde yıllar boyu uğraşarak çok güzel ve kaliteli bir otomobil üretiyorsunuz. Kaliteden taviz vermeden seri üretimi gerçekleştiriyorsunuz. Otomobilinizin ünü neredeyse tüm dünyaya yayılıyor. Müthiş satışlar gerçekleşiyor. Bayilerinizin siparişlerini yetiştirmekte zorlanıyorsunuz. Kendi adınızı taşıyan otomobille gurur duyuyorsunuz. Bu da sizin en tabii hakkınız; arabayı A’dan Z’ye düşünüp tasarlayan, üreten sizsiniz çünkü. Bir gün aldığınız beklenmedik bir haber sizi hayrete düşürüyor; komşu ülkelerden hem de kültürü size çok yakın olan birindeki bayiiniz arabanızı satmaktan vazgeçtiğini bildiriyor. En büyük satışlarınızı gerçekleştiren bayiiniz bu ve görünürde hiçbir problem de yok. İşte bu en başarılı bayiinizin kararını değiştirmek için harcadığınız gayretler hiçbir sonuç vermiyor, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Atlıyorsunuz trene, o bayiinin ayağına kadar gidiyorsunuz. Herkes gururunuzu ayaklar altına aldığınız bu davranışı pek de hoş karşılamıyor. Bayiinizle uzun süren müzakerelerden de bir netice çıkmıyor. Son bir cümle olarak kendisine “Bay filan, siz bizim gerçekten saygı duyduğumuz bir müşterimizsiniz. Sizi kaybetmemek için ne isterseniz yapmaya hazırım” diyorsunuz. Bayiinizin isteği şu “Araba-

52

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

nıza biricik kızımın ismini verirseniz bayiliğe devam ederim” diyor. Şimdi düşünün, o zaman için yirminci yüzyıla neredeyse “otomobil çağı” dedirtecek muhteşem eserinizden kendi adınızı söküp atarak bayiinizin küçük kızının adini vereceksiniz. Bunu yapabilir miydiniz? Bu kadar müşteri odaklı olabilir miydiniz? İşte bu; hepimizin bildiği Mercedes otomobillerinin hikayesidir. Almanya’nın sembollerinden sayılan otomobilin üreticisi Bay Gottlieb Daimler, “DaimlerBenz” markasıyla ünlenen otomobilin ismini Avusturyalı müşterisinin küçük kızı “Mercedes”in ismiyle değiştiriyor. Sonrası malum. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Almanya’da bir kasaba Herzogenerauch’ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar; Adolph ve Rudolph Dassler. Savaş sonrası Adolph, Rudolph’a artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı imalathane açacağını söyler. Rudolph şaşkındır. Ufacık kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar. Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. İki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küsmüşlerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıl dargınlardır. Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch’tadır. Adolph Dassler’in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph’un ki ise PUMA’dır. •


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

53


Voiding Sistoüretrografi’ye Neden İhtiyacım Var? Voiding Sistoüretrografi (VSUG) mesane ve alt üriner sistemin değerlendirilmesi için kullanılan bir X-ışını ile görüntüleme yöntemi olup mesaneye bir sonda ile verilen kontrast madde aracılığıyla, işeme sırasında idrar yollarının görüntülenmesidir.

Voiding Sistoüretrografi’ye Neden İhtiyacım Var?

1959 Talafer doğumlu Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzmanımız Opr. Dr. Mehmet Yasin Mecdel 2 yıldır Çerkezköy’de hizmetinizde.

54

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Çocuklarda üriner sistem infeksiyonunu takiben vezikoüreteral reflü şüphesi varlığında VSUG incelemesine gerek duyulmaktadır. İdrar böbreklerde yapılarak üreterler aracılığı ile mesanede toplanır. Mesane tümü ile dolu iken bir kapakçık mekanizması ile idrarın zararlı etkilerine karşı böbrekler korunur. İşeme ile mesaneden üretra sayesinde idrar dışarı atılır. Bazı çocuklarda kapakçıktaki veya üreterlerdeki anomaliye bağlı olarak üreterler içerisindeki idrarda geri akım oluşur ki bu durum vezikoüreteral reflü olarak tanımlanır. Orta dereceli kaçaklarda, idrar üreterlerin alt seviyelerine kadar kaçabilirken; ciddi olgularda böbreklere kadar çıkmakta ve böbreklerde şişmeye sebep olabilmektedir. Vezikoüreteral reflü genellikle doğumdan itibaren bulunmakla beraber mesane çıkışında darlık, mesanenin yetersiz boşalımı, çok yüksek basınçla işeme ve üriner sistem enfeksiyonları da reflünün diğer sebepleri arasında sayılabilir. Reflü sıklıkla üriner sistem enfeksiyonu ile birlikte görülmekte olup bu oran yeni doğanlar ile 1 yaş altı bebeklerde %40, 1 yaş üstü çocuklarda ise %25’tir.

Voiding Sistoüretrografi İçin Çocuğum Nasıl Hazırlanmalı? VSUG, X-ışını kullanan bir görüntüleme yöntemi olduğu için metal cisimler görüntüyü etkileyebilir. Bu nedenle çocuğunuzun metal düğme ya da fermuar içeren giysiler giymemesi gerekmektedir. Başka bir hazırlık yapılmasına gerek yoktur. Çocuğun inceleme sırasında işerken de görüntülenmesi gerektiğinden sakinleştirici ilaçlar kullanılmamaktadır. İnceleme öncesi çocuğunuzu çekim hakkında bilgilendirmeniz, çekimin çok daha rahat


gerçekleşmesini sağlamakta ve gereksiz korkulara engel olmaktadır. Bu inceleme olası bir enfeksiyonun böbreklere taşınmaması için aktif idrar yolu enfeksiyonu varlığında yapılmamaktadır. Bu nedenle tetkik öncesinde idrar kültürü yaptırılması gerekir. Kültürde mikrobik üreme varsa enfeksiyon tedavi edildikten sonra inceleme yapılmalıdır. Kültür temiz ise herhangi bir sakınca yoktur.

Voiding Sistoüretrografi Nasıl Yapılır? Radyoloji teknisyeni çocuğunuzu inceleme masasına yerleştirdikten sonra çocuğun hareketini engelleyici araçlar kullanabileceği gibi sizden de çocuğu tutma konusunda yardım isteyebilir. Kontrast madde verilmeden önce mesane boşken bir film çekilir. Daha sonra üroloji doktoru özel bir sıvıyla çocuğunuzun cinsel organını temizler ve mikropsuz bir ortam sağladıktan sonra ince bir kateteri (ince, esnek bir tüp) idrar yolundan geçirerek mesaneye yerleştirir. Tüpün ucu kontrast madde içeren bir torbaya bağlanarak yerçekiminin etkisiyle mesane tamamen dolana kadar beklenir. Mesane dolarken mesaneden üst idrar yollarına kaçış olup olmadığına bakılarak çeşitli filmler çekilir. Mesane tamamen dolduğunda sonda çıkartılır ve çocuk idrarını yaparken seri filmler çekilir. İşeme sona erdiğinde mesanede idrar kalıp kalmadığını görebilmek için bir film daha çekilerek işlem sonlandırılır. İşlem ağrısız olmakla beraber küçük çocuklar hareketleri engellendiğinde ağlayabilmektedirler. Kateter takılmadan önce çocuğunuzun cinsel bölgesi mikroplardan arındırmak için özel bir sıvıyla temizlenir. Bu sıvı soğukluk hissi oluşturabilir. Kateterin takılması ve mesanenin kontrast madde ile doldurulması ağrısız olmakla beraber bazı çocuklar rahatsızlık hissedebilirler. Çocuğunuzun korkmaması ve sakinleşmesi için, radyasyona maruz kalabileceğinizden kurşun önlük giyme şartı ile çekim süresince yanında kalabilirsiniz. Tüm işlemler, yaklaşık 15 dakikada tamamlanır.

İşlemden Sonra Ne Olacak? Tetkikiniz tamamlandıktan sonra uzman hekimimiz tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilecek ve gerekli tanısal bilgileri içerdiğini düşünürse incelemeyi sonlandıracak ya da gerekli gördüğü takdirde ilave incelemeler yapacaktır. Çekimden bir gün sonra filmlerinizi ve bulgularınızı içeren raporunuzu Tıbbi Görüntüleme ve Girişimsel Radyoloji Merkezi bankosundan alacaksınız. Çekim sonrasında yapılması gereken özel bir şey yoktur. İncelemeden sonra çocuğunuz, herhangi bir kısıtlama olmaksızın normal günlük aktivitelerinize devam edebilir ve

her şeyi yiyip içebilir. Bu tetkiki isteyen hekiminize, film ve sonuçlarını mutlaka göstermeniz gerektiğini unutmayınız.

Bu Tetkikin Çocuğuma Ne Faydası Var? VSUG, hekimlerinize kalıcı böbrek hasarına yol açabilecek idrar yolu hastalıkları hakkında ayrıntılı bilgi vererek doğru tanıya ulaştırmada ve sizin için en iyi tedavinin planlanmasında yardımcı olacaktır. VSUG, genellikle idrar yolu patolojilerine bağlı oluşan reflünün tanısında ve gerekli tedavinin belirlenmesinde yeterli bilgi sağlamaktadır. Bu sayede çoğu zaman tanısal cerrahi yöntemlerin uygulanmasına gerek kalmamaktadır.

VSUG’nin Yan Etkileri Nelerdir? İşlem sırasında hasta az miktarda radyasyon alır. 5 ile 10 yaş arasındaki çocuklarda bu incelemeye bağlı maruz kalınan efektif radyasyon dozu yaklaşık 1.6 mSv olup ortalama bir insanın 6 ayda maruz kaldığı doğal arka plan radyasyonuna eşdeğerdir. Yenidoğanlarda efektif radyasyon dozu yaklaşık 0.8 mSv olup ortalama bir insanın 3 ayda maruz kaldığı doğal arka plan radyasyonuna eşdeğerdir. Ancak bu tetkiklerin faydası, az miktardaki radyasyonun zararları yanında çok fazladır. Çok ender olarak kullanılan kontrast maddeye karşı alerjik reaksiyonlar gelişebilir. İşlem sırasında mümkün olan durumlarda cinsel organlar kurşun önlükle korunarak çocuklarınızın güvenliği için azami özen gösterilmektedir. Çocuğunun yanında çekim sırasında bulunmak isteyen annelerin gebe olma olasılığı varsa mutlaka radyoloji hekiminize danışmaları gerekmektedir.

Hekiminizi Aramanız Gereken Durumlar İncelemeden sonra herhangi bir alerjik reaksiyon gelişmişse mutlaka hekiminizi arayınız.

Neler Yapmam Gerekir? Randevu: Gereklidir. Diyet Kısıtlaması: Özellik yok. Hasta Hazırlığı: Özellik yok. İncelemeyi Engelleyen Durumlar: Herhangi bir bariumlu ya da iyot kontrastlı (özellikle IVP) işlemler, incelemeden önce yapılmalıdır. Kontrendikasyonlar: Gebelik, üretral darlık, posterior üretral valv. Kontrast: İyotlu kontrast madde Ortalama İşlem Süresi: 20-40 dakika Transport: Özellik yok. İşlem Sonrası Bilgiler: Hasta normal günlük aktivitesine devam edebilir. • Voiding Sistoüretrografi-MCUG

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

55


Alkol Vücutta Bütün Sistemlerde Zararlı Tesirlerini Gösterir Yazı, Yasemin Altın Erseçkin

Bileşiminde çeşitli derecelerde alkol bulunan ve umumiyetle meyvelerden ve hububattan yapılıp içildiği zaman geçici bir keyif ve sarhoşluk veren, zamanla vücuda zararlı (toksik) tesirler yapan ve birçok insanda alışkanlık meydana getiren maddeler içki sınıfına girer. Bunların başlıca tesirli maddeleri etil alkol (C2H5 OH) dür. Alkol, sağladığı kaloriler kasların çalışması için harcanmadığına göre, bir gıda sayılamaz. Alkolün kandaki birikimi önemlidir. 100 cc. kanda alkol oranı 100 mg’ı bulduğu anda sarhoşluğun subjektif belirtileri başlar. 150 mg biriktiğinde akut alkolizm tablosu söz konusudur ve 200 mg’da şahıs hafıza kontrolünü kaybeder, 300 mg da komaya düşer. 500 mg alkol oranı ölüme sebep olur. Trafik kazaları ile alkol birikimi nispeti arasında sıkı bir alaka mevcuttur. Umumiyetle alkol alındıktan sonra vücutta en aşağı yedi saat kalır. Alkolün oksidasyonu ile beliren ara maddeler zehirlenme belirtilerinde rol oynar. Alkol vücutta bütün sistemlerde zararlı tesirlerini gösterir. Dolaşım, sindirim, sinir, duyu sistemlerindeki tesir mekanizmaları ve neticeleri bugün kesin olarak bilinmektedir.

Ruh sağlığı açısından psikiyatri kitaplarında ayrı bir başlığı teşkil eden alkol ve buna bağlı psikozlar bu sahada da işin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.

56

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Dolaşım sisteminde, kalpte yağlanma yanında arteriyoskleroz denilen damar elastikiyetinin kaybolması, cidarların daralmasına yol açan sebeplerden biridir. Neticede etrafa yeterince kan gidemez. Yürürken bacaklarda ağrı, çabuk yorulma, ayakların ısınamaması, çok üşüme gibi durumlar meydana gelir. Alkolün çok içildiği memleketlerde alkol koması, hastaneye getirilen komalı hastaların % 50’sini teşkil eder.

Siroz’un Gelişmesine Yol Açar Alkolün bugün karaciğerde hasar yaptığı kesin olarak ispat edilmiştir. Siroz teşekkülündeki sebeplerin de başında gelir. Sirozlular arasında alkol kullananlar % 52- 86 arasında değişir. Alkol kullananlarda siroz olma ihtimali kullanmayanlara göre 6,8 defa


daha yüksektir. Bir memlekette içki sarfiyatı azalınca sirozdan ölümler de azalır. Alkol, beslenme bozukluğuna sebep olarak siroz gelişmesine yol açar. Kalorisinin büyük bir kısmını alkolden temin ettiği için yemek yiyemez. Alkol, aynı zamanda diğer zararlı maddelere karşı karaciğerin direncini düşürür. Kendisi de direk olarak karaciğere toksik (zehirli) tesir yapar. Vücudun metabolizma kazam denilen karaciğer böylesine bozulunca buna bağlı olarak protein, yağ ve karbonhidratların metabolizması da bozularak kişi iyice zayıflar, karnında su toplanır. Sarılık gelişir ve varisler meydana gelir. Nihayet hasta komaya girer, pis kokudan yanına yaklaşılmaz. Esasen bu safhada yapılacak bir şey de olmadığından ölümü beklenir.

bu da pankreas ifrazını doğurur. Ayrıca hem alkol, hem de asit on iki parmak bağırsağına gelince pankreas kanalı ağzında daralma yaparlar. Böylece bir yandan pankreas salgısı artar, bir yandan da kanaldan salgı akamadığı için kana karışma ve etrafa yayılma başlar. Ağrı, bulantı, kusma ve şokla hasta kaybedilebilir.

Alkol uğradığı her yere adeta damgasını vurur. Midede gastrite sebep olur. Bu müzminleşince mide kanserinin gelişmesi daha da kolaylaşır. Pankreasta “akut pankreatit” diye bilinen aktive olmuş pankreas enzimlerinin bu organın normal kanallarından etraf dokulara ve kan dolaşımına geçmesiyle çok çabuk olarak şahsın ölümüne kadar gidebilen tabloyu oluşturur. Bunu da şu şekilde yapar: Midede asit sekresyonuna sebep olur. Asit ise on iki parmak bağırsağından “sekretin’ adli bir maddeyi çıkarır ve

Duyu sistemindeki çoğu hastalıkların sebeplerinde de alkol ilk sıraları alır. İşitme organına tesiriyle hem işitme hem denge bozulur ve bu ilerde kalıcı bir hale dönüşür. Boğazda devamlı bir tahriş hissi kişiyi çok rahatsız eder. Göz siniri tutulunca görme bozuklukları başlar. Dokunma, tat alma gibi hisler zayıflar. Kişi, maharet isteyen işleri eskisi gibi rahatlıkla yapamaz. Her ferdin olduğu gibi özellikle pilotlar ve operatörlerin alkol almaması devamlı söylenen bir durumdur.

Sinir Sistemini de Etkiler Sinir sisteminde “polinöropati” denilen sinirlerin fonksiyon yapmasını engelleyen hastalığa sebep olur. Vücudun alt taraflarında duyu bozuklukları ve kramplar görülür, sonra kas zaafı ortaya çıkar. Refleksler azalır, durum vücudun üst taraflarına da sirayet eder, ödem ve morarma oluşur. Ülserler açılır, tırnak ve kıl büyümesi durur.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

57


Asosyal Nesillerin Yetişmesine Sebep Olabilir Ruh sağlığı açısından psikiyatri kitaplarında ayrı bir başlığı teşkil eden alkol ve buna bağlı psikozlar (dengesiz davranış halleri) bu sahada da işin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Alkol alınmasıyla iradenin elden çıkışı ve neticede kazalar, yaralamalar, yaralanmalar... Karakter değişiklikleri, ölme veya öldürmeler, daha da beteri insanlık vasıflarından uzak alkolik olarak hayat sürdürme. Tabii işin diğer bir yönü de aileyi huzursuzluklar ve bunun cemiyete sirayeti ile şefkatten yoksun (asosyal) denilen davranış, kusurlu nesillerin yetişmesi. Ve sadece bu yönüyle kendinden başka diğer insanların hürriyetlerine engel olma hali, cemiyetin yaşanmaz duruma gelmesi. Ekonomik yönden de boşa giden paralar ve bunları güya üretmeye yönelik yatırımlar... En zengin toplumlarda bile açlık ve sefaletten kıvranan kişiler karşısında her şeyiyle sıhhate zararlı bu alanda milyonlarca paranın harcanması gerçekten çok gülünç. Bir insanın basit bir hastalığından dolayı o kadar personel günlerce meşgul olup tekniğin bütün gelişmelerini seferber ederken sıhhatin köküne kibrit suyu döken böyle bir konuda devletin yardımı, bu işin reklâmı, bütün resmi, gayri resmi toplantılarda baş köşede alkolün bulunması gerçekten çok gülünç. Hem insan sağlığına zararlı ve hem de neticesinde cemiyetteki hastalıklı kişilerin artmasına ve cemiyetin tüm olarak hastalanmasına ve bu uğurda boşa

58

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

akıtılan paraların miktarına başka ne denilebilir? Netice olarak bu kadar tehlikeleri yanında hakkında en ufak bir beraat nişanesi bulunmayan alkolün vücuda girişine nasıl ve kim ruhsat verebilir? Bunun temeli iradeye dayandığından sadece mücerret içki yasakları bu işin önüne geçememektedir. Esasen bu gibi durumlarda insanın vicdanında bir yasakçı bulunmalıdır ki buna engel olabilsin. Fransa, Norveç ve İsveç gibi Avrupa Devletlerinde ve Amerika’da içki her kesimde olduğu gibi askerler arasında da yaygın olduğu için ciddi bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun önüne geçilebilmesi için çeşitli yasaklamalar asla bu işe çare olamamıştır. Özel olarak toplantılar düzenlenmiş fakat esas mesele kavranamadığı için afişler ve pankartlarla yetinilmiştir. Enteresan olan bir durum, bir askeri birliğin giriş kapısına çok büyük harflerle “içki öldürür” ibaresi yazılmış, ertesi gün altına askerler “asker ölümden korkmaz” diye cevap vermişlerdir. İşin latifesi bir yana, o halde vicdana yasakçı oturtma nasıl olacaktır? Bunu nereden öğreneceğiz? Herhalde vicdan, içimize koyan, yasakçıyı da koymuştur. Bu yasakçıyı koyanın dilinden anlayabilmek için Elçisine (S.A.V) kulak verelim. Kendisine içkinin bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığı sorulduğunda “o, hastalığın kendisidir” buyurmuşlardır. Bu taraf her yönüyle dinlenir ve riayet edilirse; zamanında sözünü dinleyenlerin yaptığı gibi sokaklardan günlerce dökülen alkol akıp gidecek ve cemiyet de bu kötülükten temizlenmiş olacaktır. •


Gazilere Selam Türk tarihinde İslam öncesi ve sonrası şehitlik ve gazilik mertebesi vardır. Bu mertebeye kavuşmak için Türk ulusu ve her bireyin vazgeçilmez bir anlamı ve önemi olan vatanı, milleti, bayrağı, milli marşı, soydaşları ve kutsal değerleri için savaşır.

Yazı, Öznur Koç

Gazilik; devletine saygılı, asil, vakarlı, ahlak ve fazilet sahibi, kendisine sahip çıkan devletine şükran borçlu, devlet düşmanları ile aynı safta olmayan, çevresi ile barışık, gazilik unvanına sarılarak kendisine menfaat sağlamayan, kimseye el açmayan, yalvarmayan, siyasi tercihini gazilik unvanı ile karıştırmayan, Atatürk sevgisi, vatan ve ay yıldızlı bayrak sevgisi ile dolu olan bir ulusal değerdir. Gazilik unvanı devlet tarafından verilir. Türk tarihi bunun en büyük örneğini Atatürk’ün önderliğinde verilen “Kurtuluş Savaşı”nda yaşamıştır. “Ya İstiklal Ya Ölüm!” demiştir. l. Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda, Kore Savaşı’nda ve Kıbrıs Barış Harekatı’nda birçok askerimiz şehit oldu, bir kısmı da gazi olarak geri döndü. Devletimiz bir yasa ile şehit yakınlarına “Övünç Madalyası” vererek şehitlik maaşı bağlar. Gazilere de madalya ile aylık maaş verir ve tedavi, ulaşım gibi hizmetlerde ücretsiz olanaklar tanır. Türk ulusu için, “şehitler nurlanmış” ve “gaziler onurlanmış” şahıslar demektir. Bunların en başında da 19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ile alan vatanın kurtarıcısı ve kurucusu Başkomutan, Gazi, Mareşal ve Ulusal Önder Mustafa Kemal Atatürk gelmektedir. 2002 senesinde çıkartılan yasa ile 19 Eylül günü Gaziler Günü olarak kabul edilmiştir. Pek kısa bir zaman sonra milletçe bu bayramı kutlayacağız. Gaziler bu vatan ve ulus için çarpışmış, bu yüzden de GAZİLİK unvanı ile onurlandırılmışlardır. Gazilik alınıp satılan, devredilen bir unvan olmayıp, ömür boyu taşınılacak bir değerdir.

2002 senesinde çıkartılan yasa ile 19 Eylül günü Gaziler Günü olarak kabul edilmiştir.

Gazimiz bu unvanı alırken neler yaşandığını şöyle ifade ediyor; “Süngünün ucunda merminin vızıltısında, torpilin, torpidonun, bombanın dehşetin içinde bulunduk. Sıkıntılı korkulu günler geçirdik ama hep vatan dedik. Yüksünmedik. Zaman zaman korkular sarsa da çevremizi aklımıza vatan geldiğinde tüm korkularımız silindi. Acı çektik, ulusumuz gözümüzün önüne geldi ve acılarımızı unuttuk. Kollarımız arasında şehit olan arkadaşlarımızı, astlarımızı, komutanlarımızı kucakladık. Zaman geldi Şehitlerin açıkgözlerini ellerimizle kapattık. Kefen olduk. Biz Gaziler şimdi bir ulusal bir değer olmanın gururu içindeyiz. Onurlu ve guruluyuz…” D��ş düşmanlara ve onların içteki iş birlikçilerine karşı şerefle vatanını korumuş, mücadele etmiş ve Gazi olmuş tüm gazilerimizin gaziler gününü kutluyor, onlara saygı ve selamlarımızı sunuyoruz. •

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

59


Özel Optimed Hastanesi’nde Ameliyatlarınız Güvende

Yazı, Hasan Coşkun

KBB branşımızda Termal Welding cihazımız ile kansız, ağrısız tonsilektomi (bademciklerin alınması) ameliyatları yapılmaktadır.

60

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

Özel Optimed Hastanesi olarak 18 Temmuz 2007 yılında Op. Dr. Nevzat KOÇ’un ilk ameliyatı ile ameliyathane mesaisi başladı. 24 saat profesyonel ekiple üç büyük ameliyatın aynı anda yapılabildiği hepafiltreli, günümüz teknolojisine uyumlu, modern ekipmanlarla donanımlı üç ameliyat salonu bulunmaktadır. Ameliyat öncesinde hastalarımız Anestezi Uzmanımız tarafından muayene edilip anestezi yöntemine Anestezi Uzmanımız karar vermektedir. Belden aşağı bölgelerde ve kolunuzdan ameliyat olacaksa genelde rejyonel anestezi yöntemleri (epidural anestezi, spinal anestezi, RİVA) uygulanmaktadır. Bu sayede hastalarımız ameliyattan sonra rahat bir dönem geçirmekte olup isteyen hastalarımıza serviste PCA (ağrı pompası) denilen cihazlarla hastalarımızın taburcu olana kadar ağrı duymamaları sağlanmaktadır. KBB branşımızda Termal Welding cihazımız ile kansız, ağrısız tonsilektomi (bademciklerin alınması) ameliyatları yapılmaktadır. Kulak zarı onarımı (gromet, mringoplasti, timponaplasti, masteidektomy) deviasyon, nazal polip, endoskopik sinüs cerrahisi, nazal fraktür ve baş boyun cerrahisi ameliyatları yapılmaktadır. Genel cerrahi branşımızda meme hastalıkları cerrahisi, kolorektal cerrahi, endokrin cerrahisi, hepato-pankreato-biliyer cerrahisi, sindirim sistemi cerrahisi, onkolojik cerrahi, laporoskopik cerrahi ve periferik cerrahi ameliyatları yapılmaktadır. Göz hastalıklarında glokom cerrahisi, FAKO yöntemiyle katarakt cerrahisi , vitrektomy ve şaşılık cerrahisi ameliyatları yapılmaktadır. Kadın hastalıklarında sezaryen, histerektomi, over kisti, myomektomi, histereskopi, onkolojik cerrahi, laporoskopik tüplügasyan ameliyatları yapılmaktadır. Ortopedi ve Travmatoloji branşında ortopedik travmalar, kırık cerrahisi, artroskopik cerrahi, kalça ve diz protezleri, sinir sıkışmaları cerrahisi, tendon kesilmeleri ve yaralanmaları ameliyatları yapılmaktadır. Üroloji branşımızda kapalı böbrek taşı, kapalı üreter taşı, açık prostat cerrahisi, böbrek tümör cerrahisi, orşiektomi, sünnet, hipospadios, kapalı prostat cerrahisi, sistoskopi, üreteneskopi, mikroskopik varikosel cerrahisi, hidrosel, mesane tümörü ameliyatları yapılmaktadır. Modern güvenilir şartlara sahip olan merkezi sterilizasyon ünitemizle ameliyatta kullanılan malzemeleriniz steril edilmektedir. Trakya’nın en modern şartlarında ameliyat olan hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimizle; Unutmayın Ameliyatlarınız GÜVEN’de ...


ru De lü kalp dokto ün n e ın n ya aDün bozulmuş, ar ı as ab ar ın Bakey’ Tamirci e götürmüş. basını tamir ış ve De aputunu açm k ın ın as ab ar rek: Bakey’e döne deyracağım nere so y şe ir b e - “Siz pıyoruz. aynı işleri ya se ben ve siz kaputu mdi itina ile şi n e b la se in Me ışta problem ak b ir b ım açacağ ğım, kaunu anlayaca nerde olduğ gereizleyeceğim, m te rı la k çı pak ı demotor yağın , rı la lo ab k kirse gerekli , hatta çok ğiştireceğim yenisini karıp yerine çı ru to o m e oluis esenize nasıl yl ö S !!. ım ağ takac kazanıilyon dolarlar yorda siz m e kurşun a ben meteliğ am uz un rs yo atıyorum?” cinin e Bakey tamir D e n ri e üz Bunun miş: iş ve şöyle de kulağına eğilm r çalışıhepsini moto - “Bunların !!!” ayı desenize yorken yapm

Dünya feminis tler ko Deleges ngr i Hanım efendi k esinde, Amerik “Geçen ürsüye an yılın ka gelmiş rarların Eve gid ı aynen er gitm ez koca uygulad -”Bunda m ım. a : n sonra t emiz ça di çama maşır is şırını ke te ndin yık dedim. a. İşte m rsen kena kine ord İlk gün a..” birşey g örmedim görmed im. . İkinci gü nin başın Üçüncü gün b ir baktım n birşey da sade ce kend , makin benimkil i çamaş eeri de y ır la ık r ıy ını değil or.” Alman D , elegesi söz alm gereğin ış ce koca . Ben de ma: kararım - “Bund ız an böyle temiz t yorsan abakta kendi b ulaşığın Birinci g ı kendin yemek istiün birşe yıka” de y görme dim.. şey gör dim. İkin medim. Üçüncü ci gün b nin başın gün bak irda sade tım, ma ce kend nim bula k in ein şıklarım ı da yıkıy inkileri değil, b Üçüncü e o r .” konuşm acı bizd şimiz; “ en Türkiye ’ye döne , feminist kar gereğin der ce koca dönmez mla kon k a r a r -”Bunda ım u ştum. O n böyle na dedim ız yemek kendin ki: yemek pişirme n gere is t iy o r s kecek. orada..” İşte m an, utfak Birinci g ün gün birş birşey görmedim ey görm . İkinci edim. Ü sol gözü çüncü g m biraz ün açılır gib hafifte i oldu, n görme ye başla dım...

nnesine; Temel a naim ben “Anneciğ a gelyay sıl dün ş. e sormu iy dim” d e; Trafik p Annesi d olisi Tem mat a y el, sarışın la s ürücüyü “Baban ıbir baya r durdurur la ık t s a n y ve ehliye Kadın ça şeker u t dan önce t u n ini sorar k t a s ir ın b ı a k i . uca k ın başlar; mızın alt bah bir baktık ancak uz ğına alıp aramaya a s . u r n , e r k ağmen bir süre geç sin” d koydu mesine türlü ara ya gelmiş a y n T d ü m ığ e a d m ı ş ş e n k e l a y se b i l e b k e u le lamaz. mekten tem sız bir if bunalır v zerine ının ala ığ e d t Bunun ü s e s a y abıry le l kadına sö n evve Mah “Hanfend ar ve ylenir: y o k r yatmada e a i, aradığ avuç şek kar ki her kasa llenin b ınızı bula anlaşılıyo tına bir a madığınız b b e r . Üzerin ir n ı b , h c a g b u i d a n l d ö u S zin olduğ e kendi üşm le ış. B m s yatar. a b u resminiü r ş eyi göste çırp ş. Baş rıncala edin lütf receksin eytan ş n ı l a tarafı ka n a ç a e iz n.” , acele koşu maya. mış emel; “H afı silkeKadın bu Hem p k ş gören t r a ç ır uyarı üz öyl en kald a, ne ”Eli erine te kısa bir diyorki ağıya am te di ni ver, üler: ş laşlanır a s ü n re sonra a d n y iş e o ve i e lk l ğ a i e “ b s h r n e b a ü v le h y in i a b ç a uldum” d le çığlık ver” ğırm Ama bab i k iy a ın t e s ıp ı r şlar çantasın yaj aynas ada yapa daki mak . t .” m ın .. ü ı r T o r e ıy e m l el’e uzat ü li nayı cidd dayanm ır. Teme Tam uzatm ni bir iyetle in l a y ı y c e g le o n üp kibar r ve kad boğ öz gör rmuş. bir ifade ına döuluy e y le g konuşur: ö “ orm Buyrun b Hoc r e uş elgenizi a hanfendi. lerim, po Yah seslen ki Öz lis olduğ u! O miş: u n uzu söyle ür dibilm d u v r d e u r m r azdım.” seydiniz e m diye z. ”Elim eyi i al bağ “ ırsa nıza . Derleyen, Uğur Yuvarlak TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

61


GÖKHAN TEPE Beklenen An Geldi Artık Aşk Sahnede

Müzik kariyerine on beş yılda altı albüm ve bir single sığdıran her albümüyle birbirinden özel şarkılara imza atan Gökhan Tepe altıncı albümü “Aşk Sahnede” ile müzikseverlerle buluştu. Geçtiğimiz günlerde çıkış şarkısı “Kırmızı Halı”yı dinleyicilerle paylaşan Gökhan Tepe albümü çıkmadan en çok dinlenenler arasında üst sıralarda yerini almayı başardı. İşte yeni albümü ve tüm yönleriyle onu daha yakından tanıyoruz... Röportaj, Zehra Güler

62

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


Müzik kariyerinizde on beşinci yılınızı dolduruyorsunuz. 1996 yılında “Çöz Beni” adlı albümünüzle sizi tanımıştık. Bu serüven nasıl başladı? 90’lı yılların başında besteler yapmaya başladım. O yıllarda kendi albümü oluşturacak kadar bestem vardı. İlk albüm Erdem Kınay ile ortak geliştirdiğimiz bir projeydi. Gelişim stüdyolarında Uğur Başar’ın desteğini de alarak albümü tamamlamayı başardık. Akabinde Ulus Müzik ile yapılan anlaşmayla müzik dünyasına giriş yaptım.

Pop müzik erkek sanatçıları arasında akla ilk gelen isimlerdensiniz. Pop müzik liderliği hedefinize ulaşmak için sizce gerekli olan neler var? Hedefim sürekli ve kaliteli üretim. İşime olan saygım ve özverim gün geçtikçe artıyor. Acelem yok ama hedefim bir gün mutlaka liderlik.

Özlem Tekin ve Burhan Öcal ile “Maçolar” dizisinde oyunculuk anlamında büyük basarı elde ettiniz. Böyle müzisyenlerle film projesinde yer almayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Maçolar dizisiyle ilgili neler düşünüyorsunuz? Maçolar anlaşmazlıklar sonucu erken bitti. Keyifli bir projeydi benim için. Tabii ki müzisyen arkadaşlarımla yeni bir projede birlikte olmak eğlenceli olur.

Biz yine müziğe dönelim yeni albümü tanıyabilir miyiz? Kimlerle çalıştınız? Hangi şarkılara yer verdiniz? Kendi besteleriniz var mı? Benim için çok kıymetli bir albüm oldu. On beşinci sanat yılımda dinleyenlerime çok özel bir albüm sunduğumu düşünüyorum. Bu albümde çok sevdiğim söz yazarı ve besteci arkadaşlarımla çalıştım. Bunlardan biri “Yalan Olur” diğeri de “Yardan Ayrı” isimli şarkıların bestecisi Serdar Aslan. Serdar’la “Vur” albümünde çalışmıştım. “Çok Özlüyorum Seni” isimli şarkısını seslendirdim ve klip çektik. O yıl en çok dinlenenler arasında yer aldı. Ayrıca sevgili arkadaşım aynı zamanda radyo programcısı olan Şebnem Sungur’la da çalışmalarımız oldu. Bu albümden önce single çalışması yaptığımız bestesi benim olan ve albümde de yer verdiğim “Birkaç Beden Önce” isimli şarkıyla, “Azıcık Aşk” ve “Söz” isimli şarkılarımın sözleri de kendisine ait. Şebnem’le iyi bir ikili olduk, onun sözlerini yazdığı ve benim bestelediğim birçok şarkımız oldu, hatta bunlardan iki tanesi Ebru Gündeş’in son albümünde yer aldı. “Aşk Sahnede” albümümde aynı zamanda Serdar Aslan’ın ağabeyi Zafer Aslan’ın da “Cevapsız Aramalı” isimli şarkısı da yer alıyor. “Kırmızı Halı” ve “Zor Aşık” isimli şarkıların da söz ve besteleri bana ait.

”Kırmızı Halı” adlı şarkıyı çıkış parçası olarak seçme gerekçeniz nedir peki? Eğlenceli bir çalışma olduğu için yaza özel hazırladık. Albümün geri kalanında oldukça duygusal ve yarı hareketli çalışmalar da var.

Klip çalışmalarınızdan söz eder misiniz? Hangi şarkılara klip gelecek? Albümde ilk olarak “Kırmızı Halı”ya klip çektik. Mustafa Uslu’nun yönettiği klipte eğlenceli, keyifli ve gülen bir Gökhan Tepe oldu. Klip sıcak yaz aylarında uzun bir süre müzik kanallarında yayınlandı. Albümün ikinci klibini ise “Yalan Olur” isimli duygusal şarkıya çektik. Henüz çok yeni bir çalışma oldu. Devrin Usta yönetti klibi. Tamamen şarkıyı ve benim yorumumu ön plana çıkartan sade ama çok keyifli bir klip oldu. Bu klipte sahne performansımı ön plana çıkarttık. Şarkının ruhunu çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bundan sonraki klip için tam bir karar vermedim ama kış aylarına uygun olacağını düşündüğüm “Söz” isimli şarkıya çekmeyi planlıyorum.

Bu albümünüzü diğerlerinden özel kılan neler var? Kendi albümlerim için soruyorsanız eğer, yorumlarım ve şarkı seçimleri açısından diğerlerinden çok ayıramam. Ancak Gökhan Tepe olarak bu albümde daha enerjik, daha pozitif ve daha doğal bir ben var.

Bu yoğun tempoda özel hayat nasıl gidiyor? Evlilik veya baba olma gibi planlar var mı ufukta? Özel hayatım her zaman olduğu gibi düzgün bir şekilde devam ediyor. Evlilik planlarım var tabiî ki ama zaman açısından bir şey söyleyemem.

Türk toplumunda aileler oğullarının müziğe olan ilgisinin gençlik döneminde geçici bir heves olduğunu düşünür. Siz bunu meslek olarak belirlerken neler söylediler? Annem ve babam benim konservatuara girmemde büyük rol oynadılar. Çok destek verdiler. Benim müziğe olan yatkınlığım küçük yaşlarda başladığından onlar da bunun bilincindeydiler ve ilkokuldan sonra konservatuara devam ettim. İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Müziği bölümünü bitirdim. Sonra da Haliç Üniversitesinde yüksek lisans yaptım.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Günümüz şartlarında bizim gibi göz önünde olan kişilerin mutlaka kullanması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Facebook ve Twitter beni takip eden yüz binlerce kişiyle daha kolay iletişim sağlamama yardımcı oluyor. Tek bir konuda çok sıkıntı yaşadım o da o mecralardaki fake isimlerdi. Ama insanlarla birebir iletişime geçtiğimizde artık fake sayfalarda azalmaya başladı. Şu an facebook da 300 bine yakın takip edenim var Gokhan Tepe adıyla kullanıyorum. Twitter’a da biraz daha geç giriş yaptım orada da “GokhanTepeMusic” adıyla yazıyorum. Gökhan Tepe adına fake kişilerle yazışan ya da onlara mesaj atanları özellikle uyarmak isterim orijinal sayfalarım bunlar. Ya da www.gokhantepe.com’dan da direk o adreslere ulaşabilirler.

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

63


64

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011


TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2011

65



OPTİMEDYA SAYI 5 TEMMUZ/AĞUSTOS/EYLÜL