Page 1

Uรงurumlar

1


Uรงurumlar

2


Uรงurumlar

ลžiir 3


Uçurumlar Başlık Biline Asi(me) Ana'ma Aşkımız ve İstemimiz En Güzel Şiir Benimkidir İnsanlık Suçu Şaşkınlığın Nedeni 2 Şaşkın Sen ve Ben Sorma Bir Hayal 01 Merak Namuslu Kızım Pes Yani Saklambaç Oyunu Özet Ölüm Merdiveni Çelişki 02 Renk Hırsızlarına Orada da Var Çirkef Seçenek Derdim Tanrı Var Lades Tanışıklık Yoldaşça Bir Gelincik İnsana Kimi Şair ve Okurlara Namussuz Eşim Asi Ay Kız Dur(ma) Gel Sen Neyimsin Uçurumlar Üşüyor Yaşam Sensin Seninim Papatya Falı Eğer Sen Gelince

Sayfa Numarası 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50-54

4


Uçurumlar

Önsöz Yerine Emperyalizm, tek tek veya topluca silahlı saldırılarına ve provokatif eylemlerine hız kesmeden devam ederken, özellikle 1990'ların ikinci yarısından sonra "kültürel" saldırılarını yoğunlaştırmış, günümüzde de ayyuka çıkarmış durumdadır. Bu kültürel saldırıların zemini, adına "medya" denilen devasa yapının üstünde durmakta ve "ahlak"(!) çığırtkanlığı adı altında küresel boyutta yoğun bir dinsel propaganda ve pezevenkliği meşrulaştıran yayınlar yapmaktadır. Öyle olmasaydı altmış sekiz ülkede aynı anda başlayan "Evlilik programları" ve benzeri yayınlar yapılmaz, sağlıktan eğitime, felsefeden siyasete kadar mide bulandırıcı boyutta bir "bilgi(sizlik) kirliliği" yaşamın tüm alanlarında yaşanmazdı. Bu kadar saldırıdan, edebiyatın şahdamarlarından olan şiirin kirlenmemesi düşünülemeyeceğinden, yıllar önce kaleme aldığım "Devrimci Bilinç ve Şiir" isimli makalemi hoşgörünüzle buraya ekliyorum.

5


Uçurumlar

Onur Çağlar

Devrimci Bilinç ve Şiir Kökeni insanın toplumsal üretimine bağlı olan ve objektif dünyayı ve kendini anlamasına aktif olarak katılan zihinsel süreçlerin toplamı olarak tanımlanan bilinç, karanlık yolumuzu aydınlatan elimizdeki en büyük fenerdir. Kendini sürekli yenileyen ve çevresinin de yenilenmesini sağlayan en yetkin bilinç, sırtını bilime dayayan ve her bir göz kırpmasından bir yıldız yaratan devrimci bilinçtir; çünkü dogmatik değildir, mekanik değildir, durağan değildir; durmaksızın devinimdedir. Bana göre şiir, özlü bir biçimde oluşturulmuş komünal sözcüklerin ideolojik / felsefi sözcüsünden başka bir şey değildir ama bu "sözcülük" artistik ve estetik olmak zorundadır. Devrimci bilinç ile şiir arasındaki ilişki ise sıradan diyalektik ilişkinin çok ötesindedir. Binlerce yılın tozlarını bir rüzgâr gibi dağıtır, “cevheri” açığa çıkarır, “hayranlık duyulası” entrikaları ve kahramanlık destanlarını bir ayna gibi yansıtır, güneşe ateş ve kızıl-

6


Uçurumlar

lık katar, göğü baştan aşağı maviye boyar devrimci bilinç... Şiir ise bu durumu mümkün olabilen en gelişmiş ve en özlü haliyle yansıtır, yansıtmaya çalışır. Bu anlamıyla sorgulamaların da şahı olarak bütün imgelere, betimlemelere, bütün ses ve müziklere ferman çıkartan sadece devrimci bilinçtir ve der ki: “Bulduğum, ortaya çıkardığım bu güzellikleri temizle, giyindir, kuşandır; onları komünal yaşamla nitelendir ve kitlelere sun! ”Yani, “Anla, kavra ve kavrat”! Şiir kitlelere sunulunca hareketlilik başlar: Saldırılar, sorular, öneriler, kararlar, tebrikler, yergiler, vb. gerçekleşen bir hareketliliktir bu... Bundan da kolayca anlaşılacağı üzere şiirin çeşitli boyutlarda hareketlendirici yeteneği vardır. Üretilen bu şiirin diğer şiirleri şu veya bu boyutta etkilemesi veya beklenilen düzeyde etkilemesi için bilincin, ama özellikle de devrimci bilincin “kendi döşünü” şöyle baştanbaşa yarması ve şiiri oradan çıkarması şarttır! Keramet beklentisine tolerans tanımaz şiir, buruşturup çöpe atar bu beklentiyi. Burjuva eskisi, gerici “âlim şiir hazretleri”nin filizlenmiş devrimci bilge şiire, halkın bağrından bir çığ gibi kopup gelen bu şiire ürpererek bakması bir tesadüf değildir; diyalektik yasa, “Yeni, eskiyi yıkar!” diye öğretmektedir. Korkusunun asıl nedeni bu olduğu için hezeyanlar içinde bağırır: “Terör! ” Bir Pablo Neruda nasıl doğdu? Louis Aragon’a devrimci şiirler yazdıran nedir ya da kendisini “bireycilikle” suçlayanlara, “150 000 000 bu dizelerin yazarı uyaklar koşan ateş mahalleden mahalleye.....“ diye yanıt veren Vladimir Mayakovski’yi bu derece toplumsallaştıran ne? Dünyanın gözbebeği Nazım Hikmet niye hâlâ vatan haini(!)? 09 Aralık 2005

7


Uรงurumlar

8


Uçurumlar

Biline

Kıldan ince, kılıçtan keskin bir sabır tutuyor beni. Koparırsanız, kıyameti koparırsınız; ve siz de yanarsınız bu cehennemde. Biline!

9


Uçurumlar

Asi(me Ana'ma) Güneşin sofrasındayken yumruklarımız sımsıkıydı Senin yerine de haykırdım şiarlarımızı Senin yerine de hazzını duyumsadım Senin yerine de baktım bin yıl ötelere Dün iki kişiydim Lac Léman sahilinde

10


Uçurumlar

Aşkımız ve İstemimiz

kelebek kanadı kadar renkli ve narin orkide kadar güzel okyanuslar kadar derin dağlar kadar yüce güneş kadar aydınlık tüm hazinelerden daha değerlidir aşk

bağımsızlık savaşı kadar neşeli özgürlük kadar mutlu isyan gibi dirençli eşitlik gibi dürüsttür bizde aşk ve bundan dolayı “biz ince bel, elâ göz, sütun bacak için sevmedik güzelim gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda” *

* Nazım Hikmet 11


Uçurumlar

En Güzel Şiir Benimkidir Senin şiirin ya tutup başımızdan sokarak karanlıklara "yuvamızı yapar" karanlıklarla ya felâket tellallığı! Ağlatarak kan getirir gözlerimizden! Pornolaşmış aşka rükû paraya secde eder senin şiirin.

Ölüme beşik kertmesi yaşama sevdalıdır benim şiirim. Yürek teridir her biri... Benim şiirim türkü söyler imgeleriyle, katar katar erdem katar dizeleriyle, umut eker kıtalarıyla, ve çılgınca sevişir güneşle, ay doğar her gece!

Bak, sen bile nasıl da gülümsedin şiirime. Haksız mıyım?

12


Uçurumlar

İnsanlık Suçu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 5: Hiç kimseye, işkence ya da zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. *****

İnsanlık suçu işlemek Şimdilerde de pek rağbet oysa! Kim bilir kimler çığlık çığlığadır "güvenlikler" içinde? Ey insan, "Neyime gerek!" deme! Cesaret ve bilincimizle Engel olalım şu vahşete!

13


Uçurumlar

Şaşkınlığın Nedeni 2 Nazım Hikmet memleket Memleket Nazım Hikmet Nazım Hikmet memleketten sürüldü Sürülmesi gerekenler memlekette Ve üstelik Demokles’in kılıcı gibi Sallanıyorlar tepemizde

-Tövbe tövbeeee

14


Uçurumlar

Şaşkın Be hey Şaşkın Elbise fırçasını Memeli hayvan diye tanımlarsan Süt vereceğini mi sanırsın Be hey Şaşkın Eskimiş şaklabanlıkları Ciddi bir eda ile anlatırsan Kabul edeceğimi mi sanırsın Be hey Şaşkın Ölmüş bir insana Aşı yaparsan Canlanacağını mı sanırsın Be hey Şaşkın Dinamitlerin parçaladığı kayayı Kafanla kıracağını mı sanırsın Dur Dur hele dur Dur dur dur Bak buna inanabilirim işte Örümcek ağından saçlarınla Allah için kafan Kalın mı kalın Ah be Şaşkın ah Yani diyorsun ki Minareden at beni İn aşağı tut beni Hah hah haaa Hah hah haaa Hem burnunun ucunu göremiyorsun Hem de miyopluğunla övünürken Beni nasıl da güldürüyorsun Vallahi sen bir ömürsün Şaşkın Billahi sen bir ömürsün

15


Uçurumlar

Sen ve Ben On binlerce ton toprağı Sen saldın ulan, sen saldın! Madenlerin göçüğünde Ben kaldım ulan, ben kaldım! Yapı malzemelerinden Sen çaldın ulan, sen çaldın! Depremlerin enkazında Ben öldüm ulan, ben öldüm! Madımak’ta Maraş’ta Sen yaktın ulan, sen yaktın! Kurduğun darağacından Ben sarktım ulan, ben sarktım! Vatanımı ite-kurda Sen sattın ulan, sen sattın! Açtığın tüm yaraları Ben sardım ulan, ben sardım! Hedef olarak karşımda Sen varsın ulan, sen varsın! Mavzerde bir yağlı kurşun Ben varım ulan, ben varım!

16


Uçurumlar

Sorma Yağmur bile ıslanmış sırılsıklam olmuş gök, bulut ve yer! Hani “Bardaktan boşalırcasına” deriz ya, bu öyle değil azizim; bu barajdan boşalırcasına! Bir rezil yağmur ki, sorma! Ayazın ilikleri donmuş ayazdan, dermanı bile kalmamış esmeye! Ve kutuplardan yardım istiyor kutuplara rahmet okutarak! Bir rezil soğuk ki, sorma! Yüce yüce dağlar kalkan olmuşlar ama engelleyemiyorlar çakan şimşekleri devletin zamı gibi doğanın döşüne saplanan! Bir rezil hava ki, sorma! Yeryüzünün yüzü yanıyor kül oluyor da ne yağmur söndürebiliyor ne de ayaz dondurabiliyor! Ve bir zulüm deryasında yüzüyor insanlık! Bir faşizm ki, sorma!

- Elbet her akşamın bir de sabahı var!

17


Uçurumlar

Bir Hayal 01

senin zavallılıklardan kaçma isteğinle benden kaçan gücüm buluştuğunda bir yerlerde; örneğin fırçanın ucundan damlayan bir Haziran kırmızısında, ya da saçlarına ak düşmüş sırt sırta veren dağlarda, ya da kuş cıvıltılarının yükünden kamburlaşmış bulutlarda, ya da ne bileyim işte, yıldızlara basamak olmuş gökkuşağında birleştiği zaman, bizi hiç ilgilendirmese soygunlar, soysuzluklar, ikiyüzlülükler; kendi sevdamıza gömülsek, gömülsek, gömülsek...

gecekondu gecelerinden süzülen bir türkü gibi süzülsek sözlerin arasına, dalsak... çıkarsak eteklerini, ceketlerini, çıkarsak tüm giysilerini sözlerin, atsak şapkasını da bir kenara! öyle ki, bulamasa bir incir yaprağı bile ve kalsalar dilden üryan! yüklesek dillerimizi tarladaki buğday tanesine, soru işaretlerimizden ter kokusu yayılsa, yayılsa, yayılsa...

18


Uçurumlar

Merak Acaba bu dĂźnyada hangi yol iki metrelik bezden daha uzundur

19


Uçurumlar

Namuslu Kızım (-Hadi oğlum, çükünü bir göster. -Kızım örtsene sağını solunu! -Hadi oğlum bir küfür et anasına avradına. -Kızım memelerin belli oluyor; sutyen takmadın mı? -Erkeğin malı meydandadır.)

sırıtma kırıtma dokunma öpüşme sevişme onu yapma bunu yapma sağa bakma sola bakma yüreğin korkak beynin orospu vücudun bakire olsun!

20


Uçurumlar

Pes Yani Ey düşünce; Meğer sen Ne cezalara kadirmişsin böyle!

21


Uçurumlar

Saklambaç Oyunu Bir, iki, üç: Sayması çok güç! Önüm, arkam, sağım, solum “Made in Fascism”! -Heeyy Özgürlüük! Neredesiinn?

22


Uçurumlar

Özet Ve duru bir gök için savaşmak vahşetle... Budur bütün hikâye!

23


Uçurumlar

Ölüm Merdiveni Faşizmin ve sosyalizmin kimliğidir Bu merdivenler! Her merdiven bir tarih, Her merdiven bir çığlık, Her merdiven tarihin çığlığı… Duyuyor musunuz?

24


Uçurumlar

Çelişki 02

Yazıyoruz Şair çokluğunda Şiir yokluğunda

25


Uçurumlar

Renk Hırsızlarına Renkli rüyalar diliyoruz birbirimize... Ama karabasanlarla uyanarak kömür karası bir korkuyla “Merhaba!” diyoruz güne!

Rüyalarımızdan renkleri çalanlar: -Elma!

26


Uçurumlar

Orada da Var Bütün dinler ve kitapları cennet vaat ediyor sevaba fazla sahip olanlara! Ve rivayet odur ki; hizmet edecekmiş erkeklere huriler, sonsuza kadar! - Bakıyorum da ataerkil anlayış orada da var!

Bütün dinler ve kitapları cehennem vaat ediyor günaha fazla sahip olanlara! Ve rivayet odur ki; işkence yapacakmış zebaniler, sonsuza kadar! - Zulmün ve vahşetin olduğu yerde halka ayaklanmasını söylemeyen alçağın tekidir! (*)

(*) Fransız Devrimi’nin önderlerinden Jean Paul Marat

27


Uçurumlar

Çirkef Çiğ süt emdikleri için riyakârlıktır karakterleri... Ezik kompleksin fetişistleri!

28


Uçurumlar

Seçenek ya yatağına sığmayan deli-coşkun bir çocuk misali ırmak olmak gerek sulamak için ovayı ya da bir aşık yağmur olmak gerek yağarak cömertçe çöllerin kızgın kumuna yeşertmek için doğayı

29


Uçurumlar

Derdim Yaklaşırsam yanına gülün eğer Koklamam için eğilmemi söyler Oysa derdim koklamak değil Güle dikeni göstermektir

30


Uçurumlar

Tanrı Var Vallahi de tanrı var, Billahi de var... Mil çeksin tanrı gözlerime yalanım varsa eğer!

Şu dağ şu deniz şu gökyüzü...

31


Uçurumlar

Lades Gökkuşağından ağzıyla mutluluktan gülümseyince gökyüzü güneşe aşık olurum. Bile bile lâdes!

32


Uçurumlar

Tanışıklık 02 Zifiriliğin dalgaları arasında Yüzerken en aydınlık hayallerle Gelip gizlice Tüm sevecenliği ve karşı konulmaz albenisiyle Sarılarak öpünce Seviştim kendisiyle renkli renkli Delice Böyle tanıştım güneşle

33


Uçurumlar

Yoldaşça Güzel bir ülke şu İsviçre. Yolları sarmaş-dolaş olmuş bir sevgi yumağı ve arabaları bir devrimci kortej disiplininde protesto yürüyüşündeler! El ele, omuz omuza!

Güzel bir ülke şu İsviçre. Bir genç kız gibi saçlarını arkadan bağlayan dağları gülümseme yarışındalar birbirleriyle bembeyaz dişleriyle! Proleterce meydan okuyor gökteki “elektriğe” masmavi gölden gözleriyle!

Güzel bir ülke şu İsviçre. Enternasyonalist binaları sanki çalışmaktan yorgun düşmüşler de oturmuşlar bir kahvede -örneğin Nestle-Orbe’dasohbet ediyorlar yudumlayarak kahvelerini yorgunluk gideriyorlar yoldaşça!

Güzel bir ülke şu İsviçre, güzel bir ülke...

34


Uçurumlar

Bir Gelincik İnsan’a gelinciklerin üzerindeki sevgiyi anlayabilsek doğum yapar ışıklarımız aydınlanır tüm yarınlar neşelenir tüm evren

35


Uçurumlar

Kimi Şair ve Okurlara Yazıyorum ben bir şeyler Ne ipe gelir ne sapa Okuyan da anlamıyor Ne dile gelir ne lafa Desinleredir yorumum Ne ilgi vardır ne bilgi Kendimedir yoruluşum Ne kalem vardır ne silgi Elif bende bir mertektir Kutlamalar cinselliktir Şiir... Şeyy... Ehmm... Şiir… Ben ne diyordum ki yaa?!

36


Uçurumlar

Namussuz Eşim Bakireydi. Benimle evlenmeden az öncesine kadar namusluydu eşim... Ama “gerdek gecesi”nde Namusunu parçalamak oldu ilk işim! İşte o zamandan beri benimledir bu namussuz eşim!

37


Uรงurumlar

38


Uçurumlar

Asi Ne yüreğim laf anlıyor Ne patlayan tomurcuklara bıçak işliyor Ya hüzün türkülerinin ezgilerinde Ya bir kır çiçeğinin duru renginde çıkıyorsun karşıma Her anım seninle dopdolu Duygularımı hiç sorma İsyan ikliminde zapt olunur mu

39


Uçurumlar

Ay Kız 1 (Kör kuyu diplerinde yaşasam bin yıl ışıksız Kar yağsa düşlerime mevsimsiz gecelerde Dünyanın tüm tiranları ferman çıkarsa katlime Kelebek rüzgârıdır Azrail vız gelir ölüm vız) 2 (Tarihten sökülüp gelen acı bir yel esince Bir hesap yaptım kendimce Önce donakaldım ve sonra dedim ki Sevdanın doğasında varmış yanmak Hem de inceden inceye)

Bir bakışa yüreğimi sürgün ederken Kerem’in sazında Aslı’ya ağıt oldum Kays’ı Leyla’ya götüren çöldü bedenim Eros’un yayında ok Vicdanlarda darü'l-mukame* oldum Benden bana kaçışın çare değil Bak Bir dizelik uzağımdasın De haydi be Ay Kız De haydi

*Sonsuzca kalınacak yer.

40


Uçurumlar

Dur(ma)! Daha yeni başlamış bir sevda dağı karesi... Ki, En onmaz çığlıklara gönüllü çığ bendim; Başka türlü sevemezdim! Dur! Sesin çıkmasın, dinle önce! Yalnızlığa çivilediğin yüreğin sesini dinle! O yürek ki, Sensizlikten Çıldırmanın eşiğinde! Dur! Bu cinayet zihnine demir atar! Yaşamın boyunca dalgalanırsın; Rotasızlaşır, İklimsizleşirsin! Ruhum seni izler, korkarsın! O korku ki, Vicdan girişinde bir kıvrım olarak Her zaman olacaktır! Bir isyan silsilesidir dudaklarıma teyellenen. Sevdamı yangın göğsünde yaşarken Çok gördüm terlediğini ayazların. Kırağılı gecelerde öperken dudaklarını, Kalbime yapışan kar lekelerine gülümsedim. Yokluğunun isyan koparan eşkıyalığına Serimi siper ettim. Dur! Öldürme! İntihara niyetlenen kelebeğin Belliydi volkanlarda kozasını deleceği. Yolculuk başladı; acılar azığım, direncim sevdam. Son bakışım gözlerine olsun isterdim. Yapamadım. Durma, Öldür!

41


Uçurumlar

Gel Seni ne zaman görsem Işıkta eriyen bir gölge gibi Eriyip gidiyor kaygılarım Şafak bakışlarım kuşatıyor ufukları Yüreğim bir deli Yüreğim bir sel Yüreğim bir deli sel gibi coşup Parçalıyor kayaları

42


Uçurumlar

Sen Neyimsin? Gülünce _____ Patlıyor tomurcuklar _____ Gül kokusuyla doluyor ruhum _____ Baharlar uçuşuyor havada Bakınca _____ Dört yandan güneş doğuyor _____ Türkü söyletiyor dalgalarına denizler _____ Halaya duruyor Ağustos böcekleri Kaş çatınca _____ Döküyor yapraklarını ağaçlar _____ Ay bulutları çekiyor gözlerine _____ Hüzün çöküyor yüreğime Susunca _____ Karakış üşüşüyor ciğerlerime _____ Bakışlarım donuklaşıyor _____ Ölüyorum Söyle Ay Kız söyle Sen Neyimsin?

43


Uçurumlar

Uçurumlar Sesimi sesine kattım, sessizlikle karşılaştım. Ömrümü ömrüne kattım; ölüm düştü payıma! Yağmuru esirgenen toprak, Güneşi çalınan bir baharım artık! Oysa denizlere yol alan ırmaktı yolculuğum, Yurdunda yurtsuzlardı yurt bellediğim, Kızıl şafaklara kilitlenmiş gözlerdi umudum! Denizde dalga, Tarlada başak, Gözde umut Ve çatal dilli bir hançer! Dalgakıran, başakkıran, umutkıran Ve unutamadığım mutluluklar, Yorulmayı tattıramayan yollar Devasa bir armağan bıraktı: Uçurumlar!

44


Uçurumlar

Üşüyor Ha deyince kasırga yaratan gözler kapalı şimdi! Dile hançer değdi, dil lal, Dile yalan değdi, dil sahtekâr! "Ötesi yok!"tu; işte, yine yok! -Derlediği sevgisini salarken gökyüzüne Ezilecek canı mı kaldı sanıyorsun Gökkubbe devrilse üstüne? Ha Nuh Tufanı, Ha ruhunun gümanı... Tüm yürekler küskün şimdi! Yargısız infazların tarihi oldu ruhu. Biliyorsun kaç kez yüreğinden asılırken Darağaçlarının selama durduğunu. Bir kadeh ihanet de senin elinden içmişse Ve soğumamış cesedinin üstüne mutluluk sofrası kuruyorsan Şanındandır, bu mutluluk sana yaraşır! Ha toprak altı, Ha toprak üstü... Tüm mevsimler zemheri şimdi!

45


Uçurumlar

Yaşam Sensin Güneş gözlerin Sen gökyüzüsün Kırpma gözünü Yaşam durmasın

46


Uçurumlar

Seninim Ay gibi yüzünü gördüm, hayran olup da baktım; Zemzemden şelale oldum, gül yüreğine aktım. Bundan sonra benim değil, senindir artık canım; Kapıldı yüreğim sana, deli mavi sevdalım.

47


Uçurumlar

Papatya Falı

Koşarken kırlarda el ele, aldım bir papatya elime; bakıp yarimin gözlerine, daldım derinlerine:

"Seviyoruumm, Seviyoorr, Seviyoruumm, Seviyoorr..."

48


Uçurumlar

Eğer Çoğumuzun anla(ma)dığı gibi, sadece sevdiğimizle cinsel ilişkiyse; oku, ey okur! Sevdiğime aşkımı sundum kerelerce tepeden tırnağa ihanet! Ve sevdiğime ihanet ettim kerelerce sırtı bana dönükken bile tepeden tırnağa aşk!

49


Uçurumlar

Sen Gelince Sen gelinceye kadar kuruydu dallarım. Ne yapraklarıma türkü söyleten rüzgarım ne sevdaya kucak açan gölgem vardı! Bedenim dışarıda, köküm toprakta, köküm bir ahtapot; kucaklamış bedenimi çekiyordu toprağa! Son iki yaprağım; yani direncim ve yüreğim lapa lapa yağan bir kar tanesi gibi salınarak düşerken toprağa korkak bir sabrım, pusulasını yitirmiş aklım, kendini yiyerek bitirmiş öfkem. ve bin bir çeşidiyle acılarım vardı ayakta sen gelinceye kadar.

Kurşun... Bulut... Sen gelinceye kadar kurşundan bulutlar gözkapağımdı; aralamak ne mümkün! Dağlar güçsüzlüğümdü, havam kirli, iklimim soğuk, depremim yoktu, ve püskürtemiyordu yanardağlarım kır çiçeklerimi. Gülüşlerimde akrep kaderi, yılgınlık hükümranlık oluşturmuş bakışlarımda ve el yordamıyla arıyordu rengini gökyüzüm sen gelinceye kadar.

50


Uçurumlar

Şimşek mızrap oldu vurdu döşüme; yapraklarım ezgilerin en güzeliyle titreşiyor, dilime yapıştı orman yeşili bir türkü serçe diliyle söylenen ve tutabilene aşk olsun genişleyen gölgemi! Bulutlarım aralandı; yağdım her bitkinin köküne cömertçe. Sabrım Spartaküs yiğitliğini kuşandı aklımın elinde prizma gibi pusulalar öfkemin adresi net direncim şahin yüreğim kartal oldu, uçtu semalara sen gelince.

Acı... Acılar... Ah, acılarım... Ahh gölge gibi izleyerek beni yalnız bırakmayan acılarım... Kıpırdayamayan acılarıma yük olan felçli acılarım... Kawa’nın demiri dövmesi gibi dövdü işlemesi gibi işledi kendini direndikçe kahramanlaştı kahramanlaştıkça direndi acılarım sen gelince.

51


Uçurumlar

Sen gelince uçurumlarımın derinliğindeki kan kokuları dağıldı, yükseldi senin maviliğinden seher buğuları. Dağlarım ovalaştı. Akarsularım bir ana gibi nasıl da kucaklıyor hayatı!

Sen gelinceye kadar kınımda kör, kınımda sağır, kınımda dilsiz bir kılıçtım; sıyırdın, bir şövalye gibi çıkardın beni kınımdan gösterdin keskinliğimi adına yaşam denilen savaşa! Şimdi her sabah yeniden doğan bebek yüzlü bir güneşim, bahar ateşi kokulu gelinciklerim var. Tellere takılan uçurtmalarıma ağlıyorum gülerek, cam kırıyorum sapanımla, azar işitiyorum annemden asıyorum okulumu, ve bir güzel sopa yiyorum laf attığım kızın babasının şikayeti üzerine babamdan! Çocuksu bağırtılarımla dolup taştı gök kubbe!

52


Uçurumlar

Sen gelince bir hal oldu baharıma; renkler ev sahibi oldu renksiz umutlarıma. Menekşemin bilge moru daha mor şimdi. Deryalar bir göze gibi gülümün sevgisi karşısında Sığmıyor; tabulara ve tüm acılara diz çöktürüyor karanfilimin kızıl direngenliği. Nasıl da yakışıyor papatyamın beyazlığına riyasız yaşam rehberliği!

Sen gelince duymaya başladım her sesi. Karasabana düşen gün ışığı ağırlığını nasıl ki hissediyorsa toprak hissediyor ve duyuyorum bereketli bir toprak gibi artık. Bakışlarımla bile ulaşamazken, ellerimle yıldız indiriyorum yer yüzüne her sözünle. Sen... Sen gelinceye kadar... Sen... Sen gelince... Sen evine geldin kadınım! Yüreğime hoş geldin baharım, sefalar getirdin...

53


Uçurumlar

Savaşların alıp başını gittiği, yaşam koşullarının dayanılmaz bir noktaya ulaştığı bir dönemde, benim Sivas'ta doğup İstanbul'da büyümüş olmamı bilmenin kimseye yarar sağlayacağını düşünmüyorum. Henüz lise öğrencisiyken evlendirildiğim(iz)de, yaşım(ız) tutmadığı için "resmi nikâh”ı birkaç sene beklediğimiz de kimsenin işine yaramaz. Birkaç kez gözaltına alınmam, izleyen günlerde tutuklanmam da kimsenin...

Henüz minicik bir ilkokul öğrencisiyken mahallemiz birden bire ıssızlaşmaya, insansızlaşmaya başladı. Sonradan bunun nedeninin "Sıkıyönetim" olduğunu, asker ve polis "amcalarımın" köşe-bucak "anarşit-şaki" aradığını öğrenmiştim babamdan. Tren istasyonlarında bu "anarşit-şaki"lerin "Aranıyor!" afişinde resimlerini gördüğüm zaman, "Demek ki 'anarşit' bunlarmış!" diye düşündüm "anarşit"in ne anlama geldiğini bilmeden.

Devrimci önderlerden Deniz Gezmiş'in ismini sık sık duyuyordum ama Mahir Çayan'ın ismini ilk kez İstanbul-Maltepe'de Sibel Erkan'ı rehine alma eylemi sırasında duydum. Çocuktum; ne olup bittiğini bilmiyor, anlayamıyordum. İbrahim Kaypakkaya'yı ise, çok sonraları duydum.

Devrimci mücadele ile tanıştıktan sonra her şey "puzzle" gibi yerine oturmaya başladı: Resim gittikçe netleşiyor, netleşen resim beni yeni alanlara yönlendiriyor, dur-durak bilmeden ne bulursam okumamı ve araştırmamı hızlandırıyordu. Önceleri faşizmi teorik olarak "ezberledim", sonra da aktif pratiğin içinde yaşayarak öğrendim!

İşçi olarak başlayan çalışma hayatım, yine bir işçi olarak devam ediyor.

Eşim ve çocuklarımla birlikte İsviçre'de yaşıyorum.

54


Uรงurumlar

55

Uçurumlar (şiir)  

İkinci şiir kitabım