Page 1

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 1


Marmara Depremi Suni miydi? Grip Olmayın Sağ Giren Hasta Çıkıyor AIDS Bir Biyolojik Silahtır Dört Yaz Önce Ne Yaptığınızı Biliyoruz Domuz Gribi Biyolojik Bir Silahtır Büyük Gözaltı Gerçekliği Anlaşılan “Komplo” Teorileri

003-005 006-016 017-031 032-037 038-076 077-084 085-099 100-130

Kapak Tasarım: Onur Çağlar

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 2


Marmara Depremi Suni miydi?

Marmara Depreminden Bir kare 17 Ağustos 1999 depreminin ardından çeşitli senaryolar yazıldı. En çok dikkat çekeni ise Feature Times’da yayınlanan bir araştırma oldu. Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yerkabuğundaki değişimleri izleye-

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 3


rek büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilimadamı Nicola Tesla tarafından geliştirilen bu düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli" tekniğini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle, çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine sıra geldi. Bu araştırmalar Amerika' da HAARP ve diğer askeri tesislerin kumanda merkezlerinde yürütülüyordu. Bu arada, Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyeOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 4


sine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Ve gün geldi bu sistem Türkiye'de denenmek istendi. ABD'nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrailli uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük üssüne getirilerek oradaki yeraltı ve denizaltı korunaklarına kuruldu. Gece saat tam 03:00 da düğmeye basılacaktı. 1-2 dakika içinde de oluşturdukları enerjiyle Marmara'nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama 45 saniye süren deprem, beklenenin 10 bin kat üstünde bir güçle meydana geldi. Kaynak: http://haber.mynet.com/dunyayi....aliz14

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 5


İlaç Mafyasının Doktorlarını Tanımadan Grip Olmayın

Son günlerde gazetelerde Domuz Gribi korkusunun abartıldığı yönünde haberler okuyorsunuz. Avrupa'daki hükümetler, yaratılan histeri içinde

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 6


nüfuslarının iki katı oranında alım yaptıkları aşılardan kurtulmanın yollarını arıyorlar. Milletler, ülkelerinin stratejik köşelerine yerleştirilmiş küstah cahillerin dezenformasyonu sayesinde bir hastalık histerisine sürüklenirken; ülkemizde bu histeri şovundan bizzat Bakan ağzı ile yaratılan panik havası ile payını aldı. Aşının kim tarafından ithal edildiği, bu işten kimlerin ne kadar pay aldığı soruları havada kalırken; Tayyip Erdoğan'ın kendi bakanına karşı çıkışı bu rant paylaşımında sorunlar yaşandığının göstergesi olarak algılandı. Bu konu ile ilgili haberlerimizi daha önce okudunuz. Domuz gribi histerisinin arka planındaki küresel güçleri daha iyi deşifre etmek adına Küresel İlaç Mafyası'nın nasıl çalıştığını ayrıntılandırmak gerekiyor. Domuz Gribi konusunda küresel ilaç mafyasının nasıl çalıştığı konusunu deştiğinizde karşınıza kilit bir kaç doktorun ismi çıkıyor.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 7


Tanıştıralım...

En önemlilerinden biri, Profesör Albert Osterhaus 2009 yılının başlarında Hollanda Parlamentosu; Dünya Sağlık Örgütü'nün kilit danışmanlarından olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu ilaç histerisi üzerinden kar eden büyük ilaç şirketlerinin de danışmanlığını yapan bu şaibeli doktor hakkında finansal yolsuzlukları ve çıkar çatışması nedeniyle soruşturma yaptı. Bu soruşturma konusunda uluslararası basında kayda değer hiç bir haber yapılmadı. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 8


Osterhaus ilk olarak 2003 yılında Hong Kong'da baş gösteren SARS salgını sırasında küresel pandemik furyasının merkezinde yer almıştı. Bugün Dünya Sağlık Örgütü Başkanı olan ve kendisinin domuz gribi aşısı olmadığını geçenlerde itiraf eden Margaret Chan'da o sırada Hong Kong'da yerel bir sağlık görevlisiydi. Osterhaus; 1997 yılında Hong Kong'da kuşlarla direk teması olan bir kızın ölmesi üzerine, H5N1 kuş virüsünün ölümcül bir versiyonunun sahneye çıktığı yolunda Avrupa'da lobi çalışmalarına başladı ve kuş virüsünün hayvandan insana bulaşabildiğini kanıtladığını iddia etti. Osterhaus yaydığı bu korku senaryolarını bilimsel bir temele oturtmak için Rotterdam'daki Erasmus üniversitesinde laboratuarında kuş dışkısı biriktirmeye ve üzerinde çalışmaya başladı. Senenin belli dönemlerinde Avrupa'daki kuşların %30'unun bu virüsün taşıyıcı olduğunu iddia ettiği ve Asya'dan Avrupa'ya göçen kuşların bu hastalığı taşıyabileceğini öne sürdü.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 9


Bütün bu paranoyayı yayarken Osterhaus'un bir bilim adamı olarak unuttuğu temel bir gerçek vardı: Kuşlar doğudan batıya değil, kuzeyden güneye göçer. 2003 yılında Hollanda'da bir veteriner virüsten hastalanıp ölünce Osterhaus istediği fırsatı yakaladı ve Hollanda hükümetini milyonlarca tavuğu telef etmeye ikna etti. Hâlbuki Hollanda'da bu veteriner dışında kimse hayatını kaybetmemişti ve Osterhaus bu temel gerçeği bile yürüttüğü propagandanın merkezine yerleştirdi: Ona göre başka kimsenin ölmemesinin sebebi önlem olarak o kadar tavuğun katledilmesiydi. O dönemlerde bizde yaşanan sahneleri ve telef edilen on binlerce kümes hayvanını hatırlayın. Osterhaus 100.000 kuş boku örneği üzerinde yaptığı inceleme sonrasında, tek bir örnekte bile H5N1 virüsüne rastlanmadığı gerçeğini ise 2006 Mayıs ayında gerçekleştirilen Hayvan Sağlığı için Dünya Organizasyonu Kongresi'nde itiraf etmek zorunda kaldı. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 10


http://polskaweb.eu/vater-d....45.html Öngörüldüğü üzere kuş gribi ile alakalı dünyada hiç bir kitlesel ölüm vakası yaşanmamıştı fakat dünya hükümetlerinin aşı stoklamaları sonrasında milyarlarca doları cebe indiren Roche ve GlaxoSmithKline gibi firmalar ve danışmanları yeni ufuklara yelken açtılar. Osterhaus ve mensubu olduğu ilaç mafyasının bir sonraki furya için imdadına Meksika'da küçük bir köy olan La Gloria yetişti. Bu küçük köy, ABD'li Smithfield Farms tarafından işletilen dünyanın en büyük domuz çiftliklerinden birine ev sahipliği yapıyordu ve buranın köylüleri bu işletmeyi yaşadıkları solunum yolları problemleri nedeni ile defalarca protesto etmişlerdi. Nisan 2009'da, bu köyde bir küçük çocuğun domuz gribi olarak adlandırılan H1N1 virüsü ile hastalandığı haberi üzerine, Dünya Sağlık Örgütü bizim bakanları aratmayan bir açıklama yaparak, uluslararası düzeyde kamusal sağlık acil durumundan söz etti. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 11


Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Margaret Chan 11 Haziran 2009'da meşhur açıklamasını yaptı ve pandemik alarmı açısından en yüksek seviye sayılan 6. derecede alarm açıklaması yaptı. İlginç olan Chan'ın aynı açıklama bünyesinde, bu virüsü kapanların çoğunluğunun, bir ilaca ihtiyaç duymadan, az bir belirti göstererek hızla iyileştiklerini belirtmesi idi. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı'nın 6. derecede alarm ilan etmesinden hemen önce, örgütünün 6. derece alarm verilmesi için gerekli olan şartlarda yumuşatmaya gittiğinin ortaya çıkması bu açıklama üzerindeki şaibeleri arttırdı. Dünya Sağlık Örgütü, yeni pandemik tanımını 2009 Nisan ayında açıkladı. Eski tanıma göre bir virüsün pandemik olarak tanımlanabilmesi için; hızla yayılan, bağışıklık kazanılmamış ve yüksek hastalanma ve öldürme oranlarına sahip bir virüs olması gerekiyordu. Yapılan yeni tanımla birlikte, yüksek hastalanma ve öldürme oranları şartı kaldırıldı.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 12


Chan; dünya kamuoyunda endişe yaratan bu açıklamayı, Dünya Sağlık Örgütü'ne danışmanlık yapan ve aralarında Osterhaus'un da bulunduğu Stratejik Danışmanlık Uzmanlar Grubu'nun tavsiyesi üzerine yapmıştı. Osterhaus'un bir diğer önemli özelliği, amacını epidemik ve pandemik grip salgınlarının etkilerine karşı savaşmak olarak açıklayan Grip Üzerine Avrupa Bilimsel Çalışma Grubu'nun başkanlığını yapması (European Scientific Working Group on Influenza - ESWI) Kendisine bağımsız bir grup havası vermeye çalışan ESWI'nın finansörleri arasında ise, grip aşılarının satışından milyar dolarlar kazanan Novartis, Roche, Baxter, MedImmune, GlaxoSmithKline ve Pasteur gibi firmalar bulunuyor. JP Morgan'ın tahminlerine göre bu firmaların ESWI'nın finansörleri arasında yer alan bu ilaç firmalarının yaşatılan grip paranoyası sonucu Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 13


kazançlarının 7.5-10 milyar dolar arası olması bekleniyor. Osterhaus'un da üyesi olduğu, WHO’ya danışmanlık yapan Uzmanlar Grubu'nun başkanlığını ise İngiltere'li bilim adamı Prof. David Salisbury yapıyor. Bu bilim adamı İngiltere’deki sağlıkla ilgili sivil toplum örgütleri tarafından aşılar ile çocuk otizmi arasındaki bağlantıyı saklamakla suçlanmıştı. Salisbury 28 Eylül 2009 yılında yaptığı açıklamada, aşılarda kullanılan Thiomersal maddesinin kullanılması ile ilgili bir risk bulunmadığı yolunda bilim camiasında net bir görüş olduğunu beyan etmişti. İngiltere'de kullanılan H1N1 aşısı GlaxoSmithKline tarafından üretiliyor ve cıva tabanlı Thiomersal'ı içeriyor. Aşılardaki Thiomersal maddesinin çocuklarda otizm yarattığı yolunda artan deliller üzerine, 1999 yılında ABD Pediatrik Akademisi ve ABD Kamusal Sağlık Müdürlüğü bu maddenin aşılardan kaldırılması çağrısında bulunmuştu.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 14


(Swine flu vaccine to contain axed additive, London Evening Standard, 28 Eylül 2009.) WHO'ya danışmanlık yapan ve pandemik açıklamasının yapılmasını tavsiye eden Uzmanlar Grubu'nun bir diğer üyesi olan Dr. Arnold Monto ise aynı zamanda MedImmune, Glaxo ve ViroPharma şirketlerinin danışmanlığını yapıyor. WHO'nun son on sene içinde özel şirketlerle girdiği özel sponsorluk anlaşmaları sonucunda; dünya milletleri için kamusal bir görev üstlenmesi gereken bu kurum bugün Birleşmiş Milletler'den sağlanan bütçesinin iki katını, yaptığı açıklamalardan kar eden ilaç şirketlerinden sağlıyor. Grip üzerine çalışan bağımsız bilim adamlarından oluşan Cochrane İşbirliği grubu üyesi Dr. Tom Jefferson Der Spiegel dergisine verdiği demeçte bakın neler diyor: "Dünya Sağlık Örgütü, virologlar ve büyük ilaç şirketleri... Bunlar beklenen salgın üzerinden çalışan bir makina inşa ettiler. Çok para, güç, etki Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 15


alanları ve koca kurumlar bu makinaya bağlı. Ve bu makinayı çalıştırmaya bu grip virüslerinden birinin bir mutasyonu yetti." Dünya Sağlık Örgütü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları ile, dünya milletleri üzerinden yaratılan salgın korkusunun merkezinde yer alıyor. Bu örgütün ana finansörleri arasında yer alan ilaç mafyası üyelerinin Türkiye'deki etkisi de göz önüne alındığında domuz virüsünün, bazı domuzlardan insanlara yayılmaya çalışan bir korku virüsü olduğu netleşiyor. Siz siz olun, bu doktorları ve patronlarını tanımadan grip virüsü kapmayın. Kaynak: http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8505

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 16


Sağ Giren Hasta Çıkıyor: Tekeller İşbaşında

“Yöntem doktor Knock de Jules Romains’i ihya etmişti: Muayenehanesine giren her sağlam insan oradan hasta olarak çıkıyordu ve iyileşmek için her türlü ödemeye razıydı. Aynı onun gibi, şimdilerde hasta pazarının sınırına ulaşan bazı ilaç firmaları artık sağlıklı insanlara yöneliyorlar, böylece büyümenin yolunu buluyorlar ve bu amaçla çok ‘ileri’ reklam teknikleri kullanıyorlar. Bundan 30 yıl kadar önce, dünyanın en büyük ilaç firmalarından birinin yöneticisi şöyle ‘aydınlatıcı’ bir tespit yapmıştı: Artık emekliye ayOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 17


rılma yaşına gelmiş ama hala dinamik Merck şirketinin genel müdürü Henry Gadsden, Fortune dergisine verdiği bir demeçte: Firmasının “sadece hastalara ilaç satmasının rahatsız edici olduğunu, bu durumu aşmak gerektiğini” söylemişti. Ona göre şirketi Merck de aynı sakız üreticisi ve pazarlayıcısı Wrigley gibi “sağlıklı insanlara da ilaç satmayı hayal ettiğini” söylemişti. Eğer bunu başarırsa, Merck “herkese ilaç satabilecekti...” Görünen o ki, aradan üç on yıl geçtikten sonra artık Henry Gadsden’in rüyası gerçek olmuş sayılır. Şimdilerde en büyük ilaç firmalarının pazarlama stratejileri saldırgan bir tarzda sağlıklı insanları hedef alıyor. Günlük yaşamın tüm iniş-çıkışları artık tedaviye muhtaç psikolojik bozukluk kategorisine dâhil ediliyor. Sıradan şikâyetler acil müdahale gerektiren korkunç hastalıklar olarak sunuluyor ve giOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 18


derek daha çok insan hasta kategorisine dâhil ediliyor. Bu gün finansal portesi 500 milyar dolara varan ilaç endüstrisi en temel duygularımızı, sıradan psikolojik sıkıntılarımızı, ölümü, vb. sömürüyor. Sonuç itibariyle de insan tanımını değiştiriyor. Artık dev ilaç firmaları mümkün olduğu durumlarda insanların hayatını kurtarmak ve acılarını dindirmekle kendilerini sınırlamıyorlar. Sadece ihtiyaç sahiplerine ilaç satmakla yetinmiyorlar. Wall Street’de geçerli akıl gereği, herhangi bir sağlık sorunu olmayan birine “sen hastasın” demek çok iyi kazandırıyor. Kalkınmış ülkelerde insanların atalarından daha iyi, daha uzun ve daha dinamik bir yaşam sürdüğü koşullarda, yoğun reklam kampanyaları, sağlığından birazcık kaygı duyanları gerçek hastalar durumuna getiriyor. Artık basit, sıradan şikâyetler öldürücü hastalıklar gibi muamele görüyor. O kadar ki, mesele Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 19


çekingenlik bir “ sosyal anksiyete bozukluğu” saylıyor, kadınlarda adet öncesi tansiyon, önemli ve sorun olarak algılanıyor. Ufak bir psikolojik veya bedensel sorun hemen önemli bir hastalık sayılıp tedaviye girişiliyor. Bu tür ilaç satışı pratikleri de esas itibariyle dünya ilaç firmalarının odaklandığı ABD’de gerçekleşiyor. Aslında bu ülke dünya nüfusunun %5’den azına sahip ama tüm dünya’da yazılan reçetelerin %50’sini temsil ediyor. Son 6 yılda sağlık harcamaları tarihte görülmemiş boyutlara ulaşarak yaklaşık yüzde yüzlük bir artış kaydetti ve bu devasa artış sadece ilaç fiyatlarının yükseltilmesinden kaynaklanmıyor, hekimlerin daha çok ilaç yazmalarının da bir sonucu. Manhattan’ın göbeğindeki bürosundaki M. Vince Perry, dünya ilaç pazarlamasının zirvesini temsil ediyor. Bir reklam uzmanı olan Bay Perry ilaç satışında uzmanlaşıyor. İlaç firmalarıyla ortak yürüttüğü çalışmalarla yeni hastalıklar icat ediOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 20


yor: “Bir sağlık durumunu hastalık kategorisine dâhil etmek!” Şaşırtıcı başlığını taşıyan makalesinde, firmaların sıradan psikolojik sorunları nasıl psiko-patolojik (psikolojik hastalık) vakalar kategorisine dâhil ettiklerinin ipuçlarını veriyor [1]. Kimi zaman pek bilinmeyen bir sağlık durumu müthiş bir ilgi odağı haline getiriliyor; kimi zaman da çok eskiden beri bilinen bir hastalık türü yeniden tanımlanıp yeni bir ad verilerek ilk defa “keşfedilmiş “ gibi sunuluyor. Nihayet, hiçbir şey yoksa da hiç yoktan exnihilo bir hastalık türü icat ediliyor. Mesela Bay Perry’nin gözde hastalıklardan bazıları: Erkeklerde “sertleşme bozukluğu”, “Yetişkinlerde dikkat yetersizliği” ve daha önce sözünü ettiğimiz kadınlarda görülen adet öncesi bitkinlik sendromu... Bunlar o kadar tartışmalıdır ki, uzmanlar bunların uydurma olduğunda hemfikir... Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 21


Bay Perry tam bir gözü peklikle ilaç firmalarının Viagra ve Prozac gibi ilaçları sadece tanımlayıp kataloga dâhil etmekle yetinmediklerini, bu tür ilaçlara nasıl pazar oluşturduklarını da açıklıyor. İlaç sanayi pazarlama sorumlularının sopasıyla, ilaç firmaları, Bay Perry gibi reklamcılar bir masanın etrafında oturup “hastalık ve sağlık durumuna dair yeni fikirler geliştiriyorlar”. Amaç ilaç firmalarının dünyanın her yerindeki müşterilerinin ‘şeyleri yeni bir gözle görmesini ve algılamalarını sağlamaktır. Amaç her zaman ilaç satışlarını azami düzeye çıkaracak şekilde sağlık durumuyla ilaçlar arasında bağ kurmaktır. İlaç sektöründeki çokuluslu şirketlerin bu şekilde yeni hastalıklar icat etmesi birçoklarına garip gelebilir ama bu söz konusu sektörde çok yaygın ve geçer akçe sayılan bir şey. Yakın zamanda Business İnsight yöneticilerine gönderilen bir rapor, yeni hastalıklar pazarını oluşturmanın, milyarlarca dolarlık kazanç anlaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 22


mına geldiği kaydediliyordu. Bu raporun en yetkin stratejistlerinden birine göre, insanlar sıkıntılarını önemsiz bir şeymiş gibi görmekten vazgeçmelidirler. “Bu güne kadar önemsiz sayıp geçiştirdikleri ‘durumun’ aslında acil mücadele gerektiren önemli bir tıbbî sorun olduğuna inandırılmalıdırlar”. Yeni, kârlı pazarların açılmasından duyulan memnuniyet ifade edildikten sonra, ilaç sanayicinin büyük umutlar vaat eden finansal geleceğine dair de şöyle deniyor: “Gelecek yıllar, şirketlerin de desteğiyle yeni hastalıklar icat etmeye tanıklık edecektir...” Şüphesiz sağlık ile hastalık tanımına dair bir sorunu var ve aradaki marj veri iken hasta ile hasta olmayan arasındaki sınırı tespit etmek kolay değildir. Zira, normali anormalden ayıran sınır oldukça Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 23


esnektir ve bir ülkeden bir diğerine değişebildiği gibi bir dönemden diğerine de değişmektedir. Fakat ortada gayet açık olan bir şey var: Bir hastalığın tanımı ne kadar genişletilirse, o tanıma dâhil edilecek potansiyel hasta sayısı da o kadar artacaktır. Tabii ilaç üretenlerin pazarı da o kadar genişleyecektir. Bazı durumlarda hastalıkları kataloga dâhil eden sağlık uzmanları aynı zamanda ilaç sanayi tarafından da maaşa bağlanmış durumda. Tabii hastalık tanımı ve kataloga dâhil edilen hastalık sayısı ne kadar çoksa, ne kadar genişse sanayi de o ölçüde zenginleşecektir... Bu uzmanlara göre yaşlı Amerikalıların %90’ı yüksek tansiyondan şikâyetçi; Amerikalıların yarıya yakını FDS denilen (Kadınsal Seksüel Bozukluktan] şikâyetçi; 40 milyon Amerikalı’nın da yüksek kolesterolden tedavi görmesi gerekiyor. Manşetlik haber peşinde koşan medyanın da yarOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 24


dımıyla, son keşfedilen bir hastalığın herkeste görüldüğü ama vaktinde gerekli ilaçlar alınırsa iyileşeceği görüşü sürekli pompalanıyor. Sağlık sorununa alternatif çözüm, alternatif yaklaşım ve anlayış ve alternatif tedavi yöntemleri, daha tedavi aşamasına gelmeden hastalıkları önleme veya azaltma olasılıkları bilinçli olarak arka plana itilip, savsaklanıyor. Tabii, asıl amaç akıl almaz bir tempoyla ilaçlara müşteri bulma olunca... Fakat sadece prestijlerinden yararlanmak için uzmanlara yüklüce paralar ödenmiyor; birçok gözlemciye göre hekimlerle de çok yakın ilişki ve işbirliği söz konusu... Eğer hastalıkların tanımı genişletilirse, bu sözde hastalıkların sebepleri de o derecede dar tutulmak zorundadır. Bu tür bir pazarlamacılar dünyasında kalp-damar hastalığı gibi bir sağlık sorunu çok önemsenir; zira, iyi bir kâr alanıdır, bu yüzden de cep dürbünüyle izlenir.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 25


Yaşlılarda kalça kırığını önlemeye yönelik tedaviyle, sağlıklı yaşlı kadınlardaki kemik erimesi durumu birbirine karıştırılıyor. Bireysel sıkıntının ekseri beyindeki serotonin eksikliğinden kaynaklandığı varsayılıyor... Olayın bir boyutu üzerinde yoğunlaşmak, diğer veçhelerin, dahası en önemli veçhilelerin gözden kaçırılmasıyla sonuçlanabiliyor. Tabii, bunun bedeli de bireye ve topluma ödetiliyor. Eğer asıl amaç, sağlıklı insanların kullandığı anti-kolesterol ilaçları üretip-satmak değil de, mesela tütün zehirlenmesine karşı önlemler, insanların daha çok fiziki aktivite yapmasının koşullarını oluşturmak, ya da daha dengeli beslenmelerini sağlayacak bir gıda rejimi oluşturmak olsaydı, öncelikler, yöntemler, araçlar farklı olsaydı, sonuç da farklı olurdu. Hastalıkları “satmak” farklı pazarlama yöntemlerine göre yapılıyor ama en yaygın olanı insanlardaki korkuyu kullanmaktır.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 26


Mesela menopoz döneminde kadınlara hormon satmak için kalp krizi riski öne sürülüyor. Çocuklarda görülen en küçük depresyonun intiharla sonuçlanabileceği korkusu kullanılarak anne ve babalara ilaç satılıyor. Ömür boyu kullanılan, otomatik reçeteye tâbi anti- kolesterol ilaçları satmak için de vakitsiz (prematüre) ölüm korkusu işleniyor... Oysa çoğu zaman şifa niyetine kullanılan ilaçların kendisi bir dizi hastalığın peydahlanmasıyla sonuçlanıyor. Kadınlarda hormon tedavisi [THS] kalp krizi riskini artırıyor, anti-depresörler de gençlerde intihar düşüncesini artırıyor. Hiç değilse çok başarılı olduğu söylenen bir antikolesterol sonuçta “hastaların” ölümüne neden olduğu için piyasadan çekildi. Bir başka durumda da sıradan bağırsak sorunu için kullanılan

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 27


bir ilaç öyle bir kabızlığa sebep oldu ki, sonuçta “hastalar” öldü. Bu tür durumlarda denetimden sorumlu kamu otoriteleri, ilaç firmalarının kârlarını korumayı kamu sağlığına yeğliyorlar. ABD’de 1990’lı yılların sonlarından itibaren sağlık alanında reklam mevzuatının yumuşatılmasıyla birlikte, herkese ilaç satmak üzere çok güçlü bir pazarlama saldırısı başlatıldı. Artık her gün onlarca ilaç reklam spotu yayınlanıyor. Aynı şey Yeni Zelandalı televizyon seyircileri için de geçerli. İlaç lobisi başka yerlerde de aynı şeyi yapmak üzere harekete hazır bekliyor. Otuz yıl kadar önce Ivan Illich adında ileri görüşlü biri, bizzat mevcut sağlık sisteminin yaşamı medikalleştirip, insanların acıya ve ölüm gerçeğine karşı koyma, onlarla yüzleşme yeteneklerini yok edip, tüm yurttaşları çantada keklik ‘hastalara’ dönüştürdüğünü haykırmıştı.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 28


Illich, mevcut sağlık sistemini eleştirirken söyle diyordu:

Ivan Illich “Henüz hasta olmayan insanlar hakkında söz söylemeye kimin hakkı var? Biraz beklense kenOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 29


diliğinden iyileşecek insanlara hemen ve telaşla hasta etiketi yapıştırmaya hakları var mı? Öyleleri de var ki, teyzeleri veya amcaları tarafından yapılan tedavi hekimlerinkinden daha az etkili değil...” [2] Yakın zamanlarda bir tıp dergisi başyazarı olan Bayan Lynn Payer, “ Hastalık Satmak” dediği bir süreçten söz ediyordu. Buna göre hekimler ve ilaç şirketleri hastalıkların tanımını durmadan genişletmeliydi ki, daha çok hastaları olsun ve tabii daha çok ilaç satabilsinler... [3] Çokuluslu ilaç tekelleri sağlık sistemi üzerindeki baskılarını ve etkilerini artırdıkça ve çılgın pazarlamacılar taifesi de bu amaçla seferber oldukça, yukarıdaki sözlerin ne kadar önem kazandığını anlamak zor olmayacak... 1. Vince Perry, “The art of branding a condition”. Medical Marketing and Media, Londres, mai 2003. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 30


2. Ivan Illich, Némésis médicale, Seuil, Paris, 1975. 3. Lyn Payer, Disease- Mongers: How Doctors , Drug Companies and Insurer Are Making You Feel Sick. John Wiley and Sons, New York , 1994. * Gazeteci. Sağlık uzmanı (British Medical journal, The Lancet, The Hew Englanda Journal of Medicine.) * İlaç politikası araştırmacısı,(Université de Victoria, Canada) Bu yazı, yazarların ortak eseri : “How Drug Companies Are Turning Us All into Patients, Allen and Unwin, Crows Nest (Australie). 2005.” den alınmıştır. Çeviren: Dr. Kubilay Eryılmaz Kaynak: acikistihbarat.com

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 31


AIDS Bir Biyolojik Silahtır

AIDS Virüsü Geçtiğimiz on yıllar içinde hükümetlerin insanlar üzerinde biyolojik silahlar denediği bilinen bir gerçek. ABD’nin kendi vatandaşları üzerinde radyasyon denemeleri yaptığına dair de birçok kanıt bulunuyor. İnsanların haberi ve onayı olmadan bu tür deneyler yapıldığını gösteren 500’ün üzerinde belge bulunmaktadır.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 32


AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün insan yapımı olabileceği olasılığı bundan on yıl öncesine kadar düşünülmüyordu. Ancak, ABD Savunma Bakanlığı (Department of Defense – DOD) kayıtlarında, 1969 yılında Dr. Robert MacMahan adlı Pentagon yöneticisinin, insanın bağışıklık sistemine zarar veren bir virüs üretilmesini istediğini bugün biliyoruz. Bir diğer kanıt da eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın 1969 yılında ABD Kongresi’nden AIDS benzeri virüslerin geliştirilmesi için 10 milyon dolar istemiş olmasıdır. Kissinger ayrıca CIA’e “Pandora’nın Kutusu”nda saklı olanlara benzer virüslerin üretilmesi talimatını vermiş, proje MKNAOMI olarak adlandırılmıştır.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 33


ABD’nin biyolojik savaşlar ve toplu öldürümler için virüsler üretmesi 1949 yılında başlamıştır. Bu virüslerin üretilme nedeni, Henry Kissinger’ın Ulusal Güvenlik konuşmasında belirttiği gibi, üçüncü dünya ülkelerindeki nüfus artışının ABD’nin güvenliğine ve çıkarlarına zarar verebilecek olmasıdır. ABD içinde de, beyaz Amerikalılar hariç diğer ırklardan insanların sayısının azaltılması, ırksal ayrım yapabilen bir virüsün üretilmesi için bir gerekçe oluşturmuştur. Aynı düşünceye göre, eşcinseller de ABD “yaşam tarzı”na aykırı düştükleri için yok edilmesinde yarar olan insanlardır. 1962 yılında AIDS’in atası sayılabilecek “Özel Virüs” (Special Virus) üretilmiştir. Bu virüs insandan ve maymundan alınan virüslerin birleştirilmesiyle üretilmiştir. AIDS virüsünün insana ve maymuna aynı zamanda bulaşabilmesi, onun laboratuarda üretildiğinin en büyük kanıtıdır. Çünkü özel olarak üzerinde çalışılmayan hiçbir virüs, canlı türleri arasında yayılmaz. 1969 yılında ABD Kongresi’nden alınan 10 milyon dolar ile beraber çalışmalara devam edilmiş ve Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 34


1974 yılında HIV virüsü Fort Detrick Özel Operasyonlar Bölümü’nde üretilmiştir. Virüsün ilk denemeleri 1974’ten başlayarak Afrika’da yapılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Afrika’da yürüttüğü çiçek hastalığına karşı aşı kampanyasında kullanılan aşılar AIDS virüsü taşıyordu. Bu, ileride milyonlarca Afrikalı’nın AIDS olmasına yol açacak bir çalışmaydı. Diğer bir deneme 1978-1981 yılları arasında ABD’de gönüllü eşcinseller üzerinde yapılmıştır. Bu tarihler arasında eşcinsellere Hepatit-B virüsüne karşı geliştirilen bir aşı çalışması yapılacağı ve gönüllüler arandığı duyurulmuştur. New York’ta 1083, San Francisco da 7000 gönüllü eşcinsel erkek üzerinde virüs aşı adı altında uygulanmıştır. İlk AIDS tanısı, aşı çalışması başladıktan üç ay sonra New York Kan Merkezi’nde bir erkek eşcinsele konmuştur. 1980 Mart’ında benzeri aşı çalışmaları Los Angeles, San Francisco, St. Louis, Denver ve Chicago’da sürdürülmüştür. 1985 yılında ilk HIV testinin geliştirilmesiyle beraber bu aşı çalışmasına katı-

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 35


lan erkek eşcinsellerin %20’sinin AIDS hastası olduğu ortaya çıkmıştır. Basın ve televizyonlar AIDS’in kaynağını araştırmaya girişmişler, ancak kendilerine verilen yanlış bilgilerle yönlendirilmişlerdir. 1950 yılında İngiltere Manchester’da ve 1969 yılında St. Louis’te ilk AIDS vakalarının görüldüğü bilgisinin CIA tarafından uydurulmuş yalanlar olduğu daha sonra ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda CIA tarafından AIDS’in Afrika kökenli olduğu yalanı da uydurulmuştur. Bir diğer yalan da AIDS’in bir maymun türü olan yeşil maymundan insana geçtiğidir. Bugüne kadar maymundan insana geçen başka hiçbir virüs türü görülmemiştir. ABD soğukkanlılıkla bütün dünyada insanları benzer çalışmalarla öldürmeye devam etmektedir. Ebola virüsünün de benzeri bir hikâyesi vardır. Bütün bu çalışmaların nedeni ise “üstün” ulusal çıkarlar ve ırkların kontrol altına alınmasıdır. Buradan tüm AIDS hastalarını, ölen milyonlarca insanın anısına ABD hükümeti ve Pentagon hakkında dava açmaya ve sorumluları yargılatOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 36


maya davet ediyorum. Böyle davalar açılmalı ki bu tür çalışmalar yapanlar yargılansın ve hesap versinler. İnsanlık tarihinin bir yüz karasını temizlemeye davettir bu... Kaynaklar: http://aidsbiowar.com/page1.htm http://tetrahedron.org/articles/aidscoverups/aids_coverups.html http://truedemocracy.net/td4/49-aids.html http://www.thewatcherfiles.com/cooper/aids.htm http://en.wikipedia.org/wiki/Project_MKNAOMI http://bsnorrell.tripod.com/id33.html http://www.frankolsonproject.org/Articles/BaltS un/BuriedSecrets.html http://www.heart7.net/history-of-humanexperimentation.html

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 37


Dört Yaz Önce Ne Yaptığınızı Biliyoruz

Bir MHD (Magneto Hydro Dynamic) Jeneratörü (Sosyal ve siyasal çözülmenin işaret fişeği ‘Deprem’e farklı bir bakış) "Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme, volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz.”

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 38


ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi'nde "Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta böyle diyordu. E®= (Ip/2π)*(4L/r3)*(Cos Ø) Yukarıdaki denklem; fay hatlarını harekete geçirebilecek kadar güç üretebilen MHD jeneratörlerinin yarattığı elektrik alanını ifade eder. Bu yazıyı okumayı bitirdiğinizde; çok daha fazlasını ifade edecek. Raporun Özeti Büyük felaketler büyük çözülme süreçlerinin işaret fişeğidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermeni depremi felaketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaşanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaşanan devletin çözülme sürecinin işaret fişeği ise; 17 Ağustos 1999 Gölcük depremidir. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 39


Toplumun gözü önünde devlet ordusundan politikacına bütün mekanizmaları ile küçük düşürülürken; sivil toplum örgütlerinin gücü kutsanmıştır. Deprem sonrasında; çöken bir ekonomi için itici güç olması gereken inşaat sektörü ise; "katil müteahhitler" imajı ile inşa edilen bir meşrutiyet zemini üzerinden altı ay süre ile durdurulmuş ve bu sürede Türkiye'nin yaşayacağı derin ekonomik krizlerin temeli atılmıştır. Bu rapor; 17 Ağustos depremi ile daha önce duymadığınız, duyamadığınız veya duymuş olsanız bile medyanın "mantık perdelemesi" sayesinde algılayamadığınız bazı ayrıntıları bir araya getirerek; "Deprem Dosyası'nın "toplumsal hezeyan", "zemin etüdü/rant ilişkisi" ve "duyarsız devlet/duyarsız toplum" perspektifinde farklı bir boyutta açmakta ve şu kritik iddiayı ortaya koymaktadır: 17 Ağustos Depremi'nin doğal olmayan yollarla gerçekleşmiş olma ihtimali; incelenmeye değecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin elinde; diğer devletlerin elinde "tektonik silah" teknoloOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 40


jisinin bulunduğuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" gerçekleştirildiği bilinmesine rağmen konunun üstü kapatılmıştır. Bu rapor; depremin 4. yıldönümünde, duymaktan sıkıldığınız perspektifin ötesinde bir perspektifle konuyu daha önce duymadığınız veriler ve unsurlarla destekleyerek yeniden gündeme getirmeyi hedeflemektedir. Başına geçirilen çuvalın hesabını soramayanların; olası bir deprem saldırısına karşılık verebileceğini düşünecek kadar saf beklentilere sahip olmak ise tamamen bizim kusurumuzdur; okuyucularımızdan özür dileriz. Dört Yaz Önce Neler Olduğundan Emin Olma Gereği 17 Ağustos 2001'de; yani on binlerce canımızı alan depremin ikinci yıldönümünde, ABD Büyükelçiliği'nin fakslarına yurdun dört bir yanından yüzlerce fax geldi. Faxın üzerinde; o sıralarda Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 41


popüler olan bir ABD filminin ismine atfen sadece şu sözler yazılı idi: "We Know What You Did Two Summers Ago" Bir grup üniversiteli öğrencinin, geçen yaz işledikleri ve üstünü örttüklerini zannettikleri bir cinayetin, gizli bir el tarafından tekrar önlerine getirilmesini konu alan "We Know What You Did Last Summer" filmine gönderme yapan bu mesajın kaynağının neresi olduğunu ABD Büyükelçiliği'nin bulmaya çalıştığını ama bulamadığını biliyoruz. Neticede karşısına Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki faks ofisleri çıktı ve bir kaç birim nezdinde yaptığı sondaj, “Bilmiyoruz, bizim alakamız yok!” cevabı ile karşılaştı. Bu küçük ama etkili eylem tabii ki medyada yer almadı, alması da istenmiyordu. Amaç; bir zanlının yüzüne hiç beklenmediği anda “Senin suçlu olduğunu biliyoruz!” dediği anda verdiği tepkilere bakarak, gerçekten suçlu olup olmadığını test etmeye yönelik bir psikolojik test yapmaktı. ABD'lilerin bu testten geçip geçmediklerini öğOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 42


renemedik; öğrendiğimiz, eylem sonrası yaptıkları sondajın CIA kadrolarından beklenmeyecek kadar amatör düzeyde olduğu idi. İşte bu eylemden iki, depremden ise dört sene sonra; "Deprem Dosyası"'nın kapağının yeniden aralandığına dair sesler geliyor. Birilerinin önüne "yazmaları için" yeniden "sarı zarflar içinde kapsamlı ve odaklı literatür tarama çalışmaları" konuyor. Geçenlerde bunlardan bir tanesi bizim de önümüze geldi. Sağolsunlar; bizi de unutmamışlar. Kendilerine dosyada sundukları bilgilerin çoğunun zaten bizim tarafından üç sene önce yine benzer bir zarf içinde ilgili birimlere sunulduğunu, hatta o zarfta bulunmayan bilgilerin bizde olduğunu söyledik ve şu soruyu sorduk: "O gün bu dosya ile ilgilenmeyip; daha doğrusu ilgilenip gibi yapıp klasör sektörüne katkı yapanların ne oldu da aklı başına geldi?". Sorumuza net bir cevap alamadık. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 43


Böyle bir durumda Açık İstihbarat olarak "Deprem Dosyası"'nı bir de biz aralayalım ve günışığına çıkmamış hususları dikkatinize sunalım dedik . Konuyu aşağıdaki başlıklar altında kategorilendirmenin; 17 Ağustos depremini bir "magazin" ve "toplumsal paranoya" haline getiren dezenformatif güçlerin elinden "komplo teorisi" silahını almak için yararlı olacağını düşünüyoruz. a) Bilinmeyenler - Veriler ve Sorular b) Bilimsel Gerçekler - Tesla; Magneto Hydro Dynamics ve Tektonik Silah Gerçeği, c) Tetikçisi Belirsiz; Tetiklediği Belirli (17 Ağustosun diğer depremlerle benzerliği) d) Tektonik Silahın varlığına dair ek kanıtlar f) Açık İstihbarat olarak tezimiz. Bunları Biliyor muydunuz? Depremle ilgili o kadar yazıldı, çizildi ve Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 44


Internet'te bu konu ile ilgili o kadar yazı dolaştı ki; deprem öncesinde, sırasında ve sonrasın da artık birçok bilgiyi, okuyucuların bir şekilde duyduğunu varsayıyoruz. Aşağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaşası içinde gözlerden kaçan veya üzerine yeteri kadar odaklanmayan ve en önemlisi önümüzdeki bilmeceyi çözmede kritik olduğunu bildiğimiz bilgileri ve soruları dikkatinize sunuyoruz: Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11.00 civarında bozuldu. Çalışanlar, elektronik sistemleri bozulurken havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu, bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi. Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin "doğal" olduğu tezi ilk Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 45


başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek: Physical Review; Volume 65, "Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation"). Halkın yanıltıldığı nokta bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölümde okuyabilirsiniz. Söz konusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu. Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 46


şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkâr etme noktasına geldi. Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen, depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu. Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler. Bu gözlem; "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla'nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldüOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 47


rücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsunuz daha bir anlam kazanır. Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yer aldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Hâlbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmayan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi. Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlendirdi? Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin deOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 48


nizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar : Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi? Denendiyse bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dâhilinde miydi? Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi? Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir? (MHD Jeneratörünün ne olduğunu merak edenler; Bilimsel Temeller başlıklı maddeyi okuyabilirler). O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilimadamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkâm kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia ÜniOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 49


versitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silahların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti. İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi? Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse, İsrail'li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut? Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi? Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 50


"Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı? Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı? Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yeralmıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni var mı? Bilimsel Gerçekler Depremin hemen sonrasında; "kontrol dışı teorileri" kontrol altına almak için bir "mantık perdelemesine" gidildi ve tabi bu operasyonun tarafları bir yanda "bilim adına" konuşan "profesörler";

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 51


diğer tarafta "saçmalayan" komplo teorisyenleri olarak belirlendi. Sonuç belliydi. Bu noktada sizlere cep telefonlarının ilk çıktığı dönemlerdeki tartışmaları hatırlatırız. Tansu Çiller'i örtülü ödenek üzerinden dolandırdığı iddia edilen Selçuk Parsadan'ın yerinin cep telefonu üzerinden tespit edilmesinin ardından kamuoyunda "cep telefonları dinlenebilir mi?" tartışması yaşanmıştı ve bu konuda "uzmanlar" panel üzerine panel düzenlemeye başlamışlardı. Bu uzmanlar arasında Zeynel Abidin Erdem gibi Türkiye'de cep telefonu pazarının öncülerinden bir isimde vardı ve kendisi çıktığı panellerde "cep telefonlarının asla dinlenemeyeceği" yolunda "garanti" veriyordu. Teknolojiden biraz anlayan herkes, bu "garanti"nin ne kadar saçma olduğunun farkına varsa da; "zıplayan frekanlars yüzünden mümkün değil" gibi olayı derinlemesine kavramayan her zihne mantıklı gelen açıklamalarla toplum bir süre uyutuldu. Bugün geldiğimiz noktada; cep telefonlarının dinlenmekle kalmayıp, istenildiği zaman patlatılabildiğini bile Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 52


biliyoruz ve en acısı; bu izleme teknolojisini yadırgamıyor ve kabullenmiş durumdayız. Deprem üzerine tartışmalar da; benzer bir seyir izledi ama tabi olayın hassasiyeti nedeniyle; "deprem silahı" teknolojisinin varlığı henüz kamuoyunun önüne serilmiş değil. Bu noktada söz konusu teknolojinin ismini ve öncüsünü ayrıntılı olarak koymamız gerekiyor: Magnetohydrodynamics, Teleforce, Telegeodynamics ve Tesla bu doğrultuda bilmemiz gereken başlangıç kavramları. 1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilimadamı Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 53


beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilim adamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. (Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlardan üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan J.P. Morgan'ın hoşuna gitmedi ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına sağladığı finansmanı kesti) Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkca göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir. Merak edenler bu dahi bilimadamı hakkında

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 54


daha fazla bilgiyi çeşitli kaynaklardan edinebilirler. Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce" enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics" herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden, zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması. 1934 yılında New York gazeteleri 78. yaş gününde Tesla'nın, kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra, Tesla'nın 79. doğum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollü depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 55


Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş 1900'’lerin başında ABD Basınında yer almaya başlamıştı bile. Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar. Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD). Bu dal "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir. MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki;

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 56


bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük. Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle: "MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler" Araştırmanın katılımcıları: Moskova Yüksek Yoğunluklu Enerji Araştırma Merkezi NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow; Shizuoka Institute of Science and Technology, Fukuoaka/ Japonya Textron Systems / ABD University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü Araştırma, MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 57


incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde. Elimizde bir başka araştırmanın metni, Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek, fay hattına sahip kayalar üzerinde etkili deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi" gibi başlıklara kadar birçok ilginç alt başlığa sahip. Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilimadamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 58


Gürcistan dâhil birçok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı. Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilim adamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor. Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetikledikleri Belli Depremler 7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "YerKüre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş(kaza ile veya kasten) depremler" idi. Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diğer bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 59


cak kadar ilginç özellikler arzediyor. İlginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin kendilerinin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleri. Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim. 1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının Düşündürdükleri : 1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaşta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgârları esmeye başladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşti. İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 60


Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşüldü. Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başladı 1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (ikiyüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı. 28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi. Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğu mavi bir şimşek olarak çakmaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 61


sına müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarımküre şeklinde bir ışıma belirdi. Yarımküre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düğmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi. 8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara, radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi: "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi. 17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi. 7 Nisan 1995'te Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübün'de düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi:

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 62


"Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık mevcut ya da birileri yerkabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir" 1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine soktu. Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inşa ettiği yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuştu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmişti.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 63


Yukarıda temel hatları ile vermeye çalıştığımız olaylar dizisi Kobe depremini öncesi ve sonrası ile ele almaktadır. 1988 Ermenistan Depremi ve düşündürdükleri Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak şehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediğimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz: Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan’a; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını korumaya aldılar. Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar : "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi"

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 64


Deprem bölgesine iki saat önce ulaşan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri ne zaman söylenmişti acaba? Diğer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" duyurdu. Türk kamuoyuna böyle bir yalan söylenme bile gereği duyulmadı. "Deprem Dede" bu anlamda görevini fazlası ile yaptı. Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek değil; iki ayrı sarsıntı yaşandı. Gölcük depremini yaşayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha şiddetli bir sarsıntının gerçekleştiğini gördüler. Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 65


nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi? Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komünist Parti kongresinde, bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın Savunma Bakanı Marshhal Yazov arasında şu konuşma geçti: Ermeni Delege: Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felaket alanına ne zaman geldiniz? Patlamadan önce mi, sonra mı? Yazov: Patlamadan iki saat sonra. “Patlama”yı kabul ettiğini fark eden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor. Ermeni Delege: Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl başardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 66


Bu noktada konuşmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov, Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi. Başta da belirttiğimiz gibi büyük çözülme süreçlerinin işaretidir; büyük felaketler. Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüşünün ikinci işaret fişeği idi. Sovyetlerin çözülüşü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin başlattığı Karabağ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek, Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu. Papua Yeni Gine'deki Tsunami'den İlginç Bir Ayrıntı 17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve on binlerin ölümü ile sonuçlanan tsunami felaketinden kurtulanlar; üzerlerine geOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 67


len denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylediler. Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felaket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "Kayalara sürterek yandılar!" gibi garip açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Balıkçılarımızın ağlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getiremediler. Deprem Silahı Teknolojisine Dair Ek Kanıtlar Deprem sonrası yaşanan tartışmalarda; depremin doğal olmayan sebeplerden olabileceğini söyleyen herkes "komplo teorisi" çamuru ile bulandı ve medya bu kişileri bir grup kaçkın olarak göstermeyi başardı. Bu konularda Aydoğan Vatandaş gibi bir kaç yazar dışında kalem oynatıp, fikir yürüten olmadı ve konu "kontrolsuz teorileri" saha dışına çıkarmaya yarayan "komplo teorisi" silahı ile bertaraf edildi.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 68


O günlerde "deprem silahı" ve "tektonik silah" gibi kavramlara gülünüyordu. Hâlbuki depremden hemen sonra, ABD Savunma Bakanı Cohen'in 1997 Nisan ayında; ABD'nin Georgia Üniversitesi'nde "Terörizm, Kitlesel İmha Silahları ve ABD Stratejisi" başlıklı konferansta yaptığı açış konuşması çok açık olarak deprem silahı gerçeğini itiraf ediyordu. (Bkz. Raporun girişinde Cohen'in konuşmasından yapılan alıntı) Resmi yetkililerin de bilgisine sunulan bu açık kanıt tozlu raflara konuldu ve "deprem silahından" söz edenleri komplocu olmakla suçlayan basın nedense ABD Savunma Bakanı'nın ağzından yapılan bu resmi itirafı hiç görmedi. Günümüze geldiğinizde, yukarıda "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında açıkladığımız bilimsel temellerin ve gerçeklerin ötesinde tektonik silahların varlığını kanıtlayan birçok örneğe sahibiz. İşte birkaçı:

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 69


Rusya'daki Moscow News gazetesi 1996 Aralık ayından yayınladığı bir haberde; Rusya'nın tektonik silah geliştirmek yolunda bir araştırma programı yürüttüğünü ve "Mercury" ve "Volcano" başlıklı bu programların 1987 yılında başlayıp, 1992 yılında sonlandırıldığını yazdı: ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı şunu öngörmektedir: Uzayın işbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması ve ABD'nin uzaya silah platformları yerleştirilmesinin önlenmesi ve aşağıdaki silah sistemlerinin yasaklanmasına yönelik harekete geçmesi: * Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları * Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails) * Yüksek irtifa çok düşük frekans silahları * Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar * Lazer silah sistemleri * Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silahlar

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 70


(Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin başlığı ve açıklaması: Başlık: Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik Değişim Yaratma Açıklama: MHD jeneratörlerinin (MHD jeneratörü ile neyi kastettiğimizi anlamak için "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölüme bakınız) silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkili bir MHD savunması kurulduğu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür. Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze; uçak) içinde geçtiği takdirde düşmesine yol açacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleştirdiğinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düşündüOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 71


ğümüz çok ötesinde bir tehdit içerdiğini söylememize gerek var mı bilmiyoruz. İçindeki özel kuvvet askerleri ile birlikte uçan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduğunu; duymayacağını, duysa da hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiğimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı. Açık İstihbarat Olarak Tezimiz Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doğru ve sağlıklı şekilde dile getirmeye zorluyor. Açık İstihbarat olarak biliyoruz ki; 1) Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli başlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır. 2) Türk Devleti, aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 72


itibaren çalışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da başlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkânı bulmuşlardır. 3) Türk Devleti, bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere ve dolayısı ile 17 Ağustos depreminde inandırıcı olasılıklardan birinin "tektonik silah" teknolojisi olduğunu bilecek birikime sahiptir. Sorun; bilgi eksikliği değil; böyle bir olasılığı; doğru ya da yanlış, araştırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon eksikliğidir. 4) Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduğunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifşa edilmesi gerektiğini savunmuyoruz. Savunduğumuz; bu konunun olası Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 73


sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliğinde, medya tarafından başarı ile engellenmiştir) Açık İstihbarat olarak elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki: a) 17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felaketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir b) Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleşiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin şu veya bu boyutunun olduğunun bilinmesi yukarıda belirttiğimiz inceleme gereğini daha da arttırmaktadır. c) Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 74


dığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diğer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiği benzerlik dikkate alındığında; 17 Ağustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun işaret fişeği olması ciddi bir olasılıktır. Deprem sonrasında; bölgede yaşanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriş kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle bağlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleştirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Kısacası 17 Ağustos'ta Gölcük'te gerçekleştirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaşamakta olduğu istikrarsızlık girdabının fitilini ateşleyecek; fiziki, sosyal ve siyasi bir çöküşü hızlandırmış olması ihtimali ciddi bir olasılıktır ve sadece yaşayan değil; kaybettiğimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doğal vatandaşlık hakkıdır.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 75


Depremin dördüncü yıldönümünde; bu ülkenin vatansever kadrolarının ve kamuoyunun dikkatine sunulur. Açık İstihbarat [1]17 Ağustos’ta enkazın altında önce seslerine, sonra cesetlerine ulaştığımız iki kardeş; Eda ve Hümeyra’nın şahsında depremde kaybettiklerimize ithaf olunur. Kaynak: http://www.acikistihbarat.com/JeoKr...zel-deprem.doc

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 76


Domuz Gribi Biyolojik Bir Silahtır

"Evet, Domuz Gribi bir biyolojik silahtır!" "Mekanik silahlar, tank, top gibi savaş silahları bundan sonra kullanılmayacak! Peki o zaman ne olacak derseniz, bundan sonra virüsler aracılığı ile biyolojik savaşlar olacak!" Gündemden düşmeyen virüsler hakkında tüm gerçekler… Mik-

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 77


robiyoloji uzmanı Emekli Tabip Binbaşı Doktor Domuz Gribi’ni yorumluyor. "Evet, Domuz Gribi bir biyolojik silahtır!"

Dr. Salim Calp Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı Nükleer Biyolojik Kimya Okulu`nda 1985-87 yılları arasında biyolojik harp dersleri veren ve halen Konya`da özel tıbbi tahlil laboratuarı işleten Mikrobiyoloji uzmanı Emekli Tabip Binbaşı Dr. Salim Calp “iyibilgi”ye özel açıklamalar yaptı. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 78


Calp, “Bundan sonraki savaşlar nükleer ve biyolojik savaşlar olacak. Bir ülke öldürücü yapay bir virüs geliştirip, kendi insanlarını bu virüse karşı dayanıklı hale getirip, ele geçirmek istediği ülke topraklarına virüs yayabilir. O ülkedeki veya kendi ülkesi dışında dünyadaki tüm insanlığı yok etmek ve dünyayı ele geçirmek için uğraşabilir” dedi. İşte kuş, kene, fare ve domuzlardan yayılan virüsler biyolojik silah mı sorusunun cevapları, işte Dr Salim Calp’in açıklamaları: “Mekanik silahlar, tank, top gibi savaş silahları bundan sonra kullanılmayacak! Bundan sonraki savaşlar nükleer biyolojik savaşlar olacak. Virüsü nasıl yaydığını tespit etmek mümkün değil! Hollywood filmlerinde bu tür felaket senaryolarından yüzlercesi yer alıyor… Bu bir mesaj bile olabilir!” ABD, İngiltere, Belçika, Hollanda gibi ülkeler gelecekleri için güvenli topraklar arıyor!

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 79


“Buzulların erimesi ile önümüzdeki yıllarda İngiltere, Belçika, Hollanda gibi ülkeler sular altında kalacak. Bu herkesin bildiği bir konu! Peki bunu bilen ülkeler boş durur mu? İnsanlar artık gelecekleri için güvenli topraklar arıyor, yüksek rakımlı yerlerde ve göz koyduğu topraklara da, durup dururken top, tüfek gibi silahlarla saldırmaları da mümkün olmadığına göre, havadan, karadan veya denizden yapay bir virüs yayabilirler. Veya göz koydukları ülkeye saldırmak için bahane üretebilirler! Afganistan ve Irak’ın bulunduğu coğrafyayı düşünün, ABD’deki ikiz kule saldırılarını hatırlayın, ardından gelişen olaylar kimin lehine oldu?” Virüs deneme amaçlı da yayılabilir. “Yapay bir virüs yapılırken çeşitli deneyler yapılır, virüslerin yapıları zamanla değişikliğe uğrar ve teşhis edilmesi güçleşir. Teşhis edilmesi güçleştikçe de korunmak imkânsız hale gelir! İşte biyolojik harp silahı üreten ülkeler ürettikleri biyolojik silahın gücünü denemek için de virüs yaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 80


yabilirler.” “İşte son yıllarda sık sık ortaya çıkan, insan, hayvan ve bitki canlı hayatını tehdit eden, Kuş Gribi, Kırım Kongo, Hanta, Domuz Gribi virüslerin de deneme amaçlı yayıldığı da düşünülebilir.” Tespit etmek çok güç! “Biyolojik silahlar hava, deniz veya karayolu ile herhangi bir ülkeye rahatlıkla bulaştırılabilir. Bunları tespit etmek son derece güçtür. Bu biyolojik harp maddeleri, ülkede çok büyük maddi ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Aslına bakarsanız biyolojik silahlar 20.yüzyıl başlarından itibaren denenmeye başlandı. 1.Dünya Savaşı’ndaki Veba salgınını hatırlayın. Bir anda milyonlarca insan yok olmuştu. Bunun da fareler aracılığı yayılan bir biyolojik silah olduğu iddia edildi. Veba biyolojik silahlar listesinde ilk sıralarda yer alır.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 81


10-15 yıl önce Ege Bölgesi’nde yetişen tütünlerde çok sık “mavi küp” hastalığı oluyordu. Tütünler ve yetiştirici çiftçiler büyük zarar görüyordu. O zaman da çiftçiler bunun Yunanlılar tarafından atılan bir biyolojik silah olduğunu iddia etmişlerdi. AIDS virüsü çıktığı zaman yaptığımız araştırmalardan sonra, ABD’de “Biyolojik Harp Silahı” yapım yerinde bu yapay virüsün üretildiğini ve bir astsubay tarafından dışarıya taşındığını iddia etmiştik. Tekrar ediyorum bundan sonra kimyasal silahlarla savaş olmayacak! Bundan sonraki devir biyolojik silahlarla (virüsler ve mikroplarla) biyolojik savaşlar devri!” Bu virüsler nasıl ürüyorlar, korunmanın yolu yok mu? Calp’in bu tip virüslerden korunmak için önerileri ise şöyle: Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 82


* Virüslerden korunmak için öncelikle kapalı, güneş görmeyen, havasız ortamlardan uzak durmak gerekiyor. Virüsler güneş ışığına duyarlıdır, güneş ışığını görünce doğal olarak imha olurlar. * Sık sık elleri yıkamak da çok önemli. Yani temizlik… Kötü alışkanlıklardan uzak durmak, ayakta hızlı ve bilinçsizce yiyip içmekten sakınmak! Aslına bakarsanız bizim atalarımızın geleneksel yaşam tarzı bize tüm doğruları öğretiyor… Çünkü geleneksel yaşam tarzı insan bağışıklık sistemini güçlendiren etkiler içeriyor. * Cep telefonları da virüslerin yayılmasında etken! Ama bu hiç akla gelmeyecek şekilde, bir telefonunu ortalama iki yıl kullandığını düşünün, kaç defa temizleniyor? Neredeyse gün boyu kullandığımız bilgisayarları da aynı şekilde düşünmek gerek! * Zehirli kimyasallarla dolu tarım ilaçları da virüslerin yayılmasında büyük etken teşkil ediyor. Hem tabiattaki bitki ve topraktaki faydalı böcekOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 83


leri yok ediyor hem de bağışıklık sistemimizi zayıflatarak virüslerin yayılmasına zemin hazırlıyor. * Vahşi kapitalizm, kenelerin çoğalmasında en büyük etkenlerdendir. Çünkü kenelerin çoğalmasına sebep kapitalizm ürünü zirai ilaçlardır. Tabiattaki canlılar öldürülerek canlı yaşam sürdürülemez! Tabiatın bir dengesi ve canlının da bir görevi var. Dünyada karasinekler olmasa dünya pislikten geçilmezdi! Neticede günümüzde insanlar para hırsı ile kendi kendini yok ediyor… Kaynak http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=11 8519

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 84


Büyük Gözaltı

Soru: Kitabınızda anlattığınıza göre bizi özgürleştiren bütün o aletler, bilgisayarlar, e-mailler, cep telefonları aynı zamanda bizi büyük bir denetimin içine sokuyor. Gerçekten her haberleşmemiz anında kayıtlara geçiyor mu? Yanıt: Evet her türlü haberleşme anında kayıtlara geçiyor. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünyada özgürlüklerin teröristlere Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 85


çok fazla imkân tanıdığı görüşünden hareketle çeşitli anti terör yasaları çıkarıldı ve kişilerin sürekli izlenmelerinin yolu daha da açıldı. Mesela Amerika'da, internet üzerinden yapılan her türlü yazışmanın, e-mail'lerin bir yıl süreyle saklanması kanunen zorunlu kılındı. Ayrıca cep telefonlarıyla yapılan mesajlaşmalara da istenildiği anda ulaşılıyor. Çünkü bu yazışmalar da cep telefonu hizmeti veren şirketlerce saklanıyor. Soru: Kişi o anda internete bağlı değilse bile bilgisayarında yaptıkları ve yazdıkları da izlenebiliyor mu? Yanıt: Tabii. Bilgisayarlarda 'arka kapılar', denilen teknolojik olarak zayıf bırakılmış sistemler var. Siz bir kez internete girdiğinizde, Windows sistemi otomatik olarak çalışıyor ve bu arka kapılar yoluyla bilgisayarınızı ele geçiriyor. Siz ondan sonra bir daha internete girmeseniz bile bilgisayarınızda tüm yazdıklarınız izlenebiliyor. Aynı şey cep telefonları için de geçerli. Dinlenmeyi engellemenin tek yolu pili ayırmak.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 86


Soru: Cep telefonları sinyal yaydığı için bu anlaşılabilir ama bilgisayarlar sinyal yaymıyor ki, internete bağlı olmadıklarında izlenebilsinler. Bu nasıl mümkün oluyor? Yanıt: İzlenmeniz için internete bir kez girmiş olmanız yeterli. Bu bağlantı, bilgisayarınızı, diyelim ki bir istihbarat servisinin sistemiyle entegre hale getiriyor. Arka kapılar yoluyla bilgisayarınız sistem tarafından ele geçiriliyor ve kendi uygulamalarını bilgisayarınıza kuruyor. Sonrasını da artık uydular aracılığıyla hallediyor. Mahremiyetinizi korumanın tek yolu çift bilgisayara sahip olmanız ve internete hiç bağlanmadığınız bilgisayarınızda özel yazılarınızı yazmanız. Rusya, Çin, Fransa, Almanya Microsoft'u devlet dairelerinde ve orduda yasakladı. Başka sistem kullanacaklar. Devletler kendilerini böyle savunuyor ama vatandaşlar bu kez de Windows yerine başka bir sistemle gözetlenecekler. Soru: Yeryüzünde milyarlarca cep telefonu, 1 milyar kadar da internet kullanıcısı var. Bütün bu bilgiler nasıl kaydedilip izlenebiliyor? Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 87


Yanıt: Amerika'nın dünyanın en gelişmiş istihbarat örgütü olan NSA diye bir ulusal güvenlik ajansı var. Yabancı diplomatları ve askeri ataşeleri dinlemek için kurulmuştu ama NSA bugün yeryüzünde telefon, faks, bilgisayar, internet dahil her türlü yazışmayı ve konuşmayı izliyor. İsterse sizi de, beni de dinleyebilir. Bunun için Promis ve Echelon sistemlerini kullanıyor. Bu sistemler her gün uydulara 50'den fazla anahtar kelime, kavram yüklüyor. İçinde bu kelimelerin geçtiği her türlü konuşma otomatik olarak izlenmeye alınıyor. Sonra insansı yargılar yapabilen akıllı bilgisayar sistemleri devreye giriyor ve bu konuşmaları ayıklıyor. Önemsiz görülenler imha ediliyor. En önemliler analizciler tarafından raporlaştırılıp ilgililere sunuluyor. NSA'da her gün 40 ton evrak atılıyor. Soru: Dünyanın bütün istihbarat örgütleri, dünyadaki bütün haberleşmeleri kontrol ediyorlar mı? Yanıt: Amerika, İngiltere ve İsrail kontrol ediyor. Çünkü uydularla bilgisayarları birlikte kulOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 88


lanan Promis ve Echelon sistemini yaratanlar onlar. Diğer ülkelerin istihbarat örgütleri ellerindeki teknoloji yeterli olmadığı için dünyadaki bütün haberleşmeleri kontrol edemiyor. Öcalan'ın cep telefonuyla konuşurken yakalanması bu sistemlerin kullanılmasına örnektir. Echelon ve Promis'te kişinin konuşmasını uyduya yüklüyorsunuz. Sonra uydular konuşmalar uzaydan alıyor ve bilgisayara gönderiyor. Bilgisayar da kişinin koordinatlarını saptıyor. Öcalan'ın da konuşması uyduya yüklendi. Sonra sadece telefonla konuşması beklendi. Konuştuğu anda, sistem ses tanımını yaptı ve Öcalan'ın yeri milimetrik saptandı. Dudayev de böyle yakalandı. Rusya Çeçen lideri yakalayamıyordu. ABD, onun yerini cep telefonuyla konuşurken belirledi ve Dudayev telefonla konuşurken füzeyle öldürüldü. Soru: Promis ve Echolon programlarını birlikte geliştiren MOSSAD ile Amerikan ulusal güvenlik ajansı NSA, bu programları dünyanın diğer istihbarat örgütlerine de satmışlar. Bizim istihbarat örgütünde de var mı bu programlar?

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 89


Yanıt: Evet var. Rusya, Japonya, Almanya, Türkiye dahil bütün ülkelere, bu programların eski teknolojisi satıldı. Arka kapılarla da bu ülkelerin istihbarat örgütlerindeki bütün bilgiler Amerika'nın elinegeçti. Amerika, bu yolla diğer ülkelerin istihbarat örgütlerini izledi. O ülkelerin planlarını, komşu devletlerle ilişkilerini, yöneticilerin konuşmalarını gözetledi. Amerika ve İsrail, yarattıkları bu programlarla bütün dünyayı izleyebiliyorlar. Soru: Bunlar engellenemiyor mu? Yanıt: Bunu engelleyecek bir program bulursunuz ama sizin şifreleme programınız şifre kırıcılar tarafından her zaman aşılır. Uydular var olduğundan beri her şey, her kişi çok rahat kontrol ediliyor. Çünkü her türlü yazışma ve doküman artık bilgisayarlarda bulunuyor. Bilgisayarların uydularla korelasyonu olduğu için elektronik ortamda her kişi, her ülke artık kontrol edilebiliyor. Ülkeler sistemlerini değiştirseler bile girilemeye-

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 90


cek bir sistem yok. Pentagon'un sitesine bile girildi. Soru: E-mail'lere dönelim. Gönderdiğimiz bütün e-mail'lerin kayıtları bir yerlerde saklı mı? Yanıt: Tabii ki. Dünyada internet üzerinden yapılan tüm yazışmalar, e-mail'ler Amerika'da 'root server' denilen 13 tane kök bilgisayardan geçiyor. Tüm interneti Amerika'daki bu 13 kök bilgisayar yönetiyor. Ayrıca Amerika, 11 Eylül'den sonra getirdiği antiterör yasalarıyla, tüm internet servis sağlayıcılarının kendilerindeki yazışmaları bir yıl süreyle saklamalarını ve istendiği takdirde bunları Emniyet ve istihbarat örgütlerine vermelerini zorunlu kıldı. Yani, bilgisayar üzerinden yapılan her haberleşme kayıtlara geçiyor ve mahremiyetine bakılmaksızın istenildiğinde de aleyhinize kullanılıyor. Mesela Türkiye'de de internete servis sağlayıcılar üzerinden bağlanıyorsunuz. Ne kadar süreyle olduğu bilinmiyor ama bütün yazışmalar ve e-mailler bunlarda saklı. Hatırlarsınız, üç yıl önce Doğu Perinçek, eski AB Türkiye temsilcisi Karen Fogg'un bazı gazeOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 91


tecilerle yazışmalarını deşifre etmişti. Şunu da söylemek lazım. Eğer kişi e-mail'lerini özel olarak şifrelemiyorsa... Soru: Ne olur? Yanıt: Biraz bilgisayar ve internetle uğraşan biri bile, bilgisayar yazılımı okuyan üniversite üçüncü sınıf öğrencisi bile bir başkasının e-mail'lerine girebilir. Bu, yapılan bir şey. İnsanların mahremiyetine girmek çok basitleşti. Kişilerin ve şirketlerin mahremiyetine, ülkelerin bilgilerine kolayca tecavüz ediliyor. Türkiye'de bazı şirketler var. Soru: Ne şirketleri bunlar? Yanıt: Sizin adınıza rakip şirketin bilgisayarlarına giriyor ve size bilgileri veriyor. Şirketler için olduğu gibi, kişiler hakkında da böyle bilgi edinebilirsiniz. Günümüz bilgi toplumunun en büyük sorunu kişilerin mahremiyetine ve özgürlüklerine yönelik tecavüzlerdir. Bu tecavüzü de istihbarat örgütleri, özel şirketler veya kişiler yaOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 92


par. Geçenlerde internette bir ilan vardı. Bir Türk şirketi 'Bilgi bankamda 800 bin kişinin mail adresleri var, bunları satıyorum' diyordu. İstanbul'da bu işi yapan 17 şirket var. İnternette kişiler hangi siteleri geziyor. Nerelerde surf yapıyor,internetten ne satın alıyor artık bu bilgiler de kişi profilleri halinde çıkarılmaya başlandı. Böylece sizin internette yaptığınız her işlem, ziyaret ettiğiniz siteye kadar her şey bazı servis sağlayıcılarca gözetleniyor. Soru: Hangi amaçla gözetleniyor? Yanıt: Bu bilgiyi ister istihbarat servislerine sağlarsınız, ister büyük şirketlere pazarlarsınız. Mahremiyetler ve bireysel özgürlükler elektronik gözetimle ortadan kalkıyor. Ticari yaşam ve sanayi dünyası istihbarat oyununun bir alanı haline geliyor. Amerika'da 11 Eylül'den sonra çıkarılan antiterör yasaları şu gerekçeye dayandırılmıştı. 'Şimdi savaş durumu var. Kişisel özgürlüklerden, mahremiyetlerden savaş koşullarına özgü olarak taviz verilebilir' denildi ve totaliter rejime dönük uygulamalar gündeme geldi. İngiltere’de de terör Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 93


kanunları yürürlüğe girdi. Türkiye'de de yeni bir terörle mücadele kanunu çıkarılıyor. Dünyanın her yerinde aynı. İnsanlar terör korkusuyla öyle bir paranoya ortamına girdiler ki, gözetlenmeye razı oldular. Bunun hukuki altyapısı antiterör yasalarıyla oluşturuluyor işte. Zaten Huxley, Orwell gibi kara ütopyacıların söylediği de buydu. Terör insanlarda öyle korku yaratacak ki, insanlar güvenlik kaygısıyla gözetlenmeyi sonunda olağan karşılayacak ve totaliter sistemlere kayılacak!!! Bugün dünyanın en fazla kamerayla donatılmış ülkesi İngiltere. Londra'da bir yabancı 'olağan şüpheli' sayılarak, günde ortalama 300 kez kameraya alınıyor. Soru: Amerika'da e-mail'lerin bir yıl saklandığını söylediniz. Türkiye'de e-mail'ler nasıl saklanıyor? Yanıt: Türkiye'de bu konuda bir yasa yok ama sabit veya cep, telefonların hepsi kaydediliyor ve bütün bu kayıtlar saklanıyor. Bir siyasi parti cep telefonu konuşmalarına dayanılarak kapatılmak istenmişti hatırlarsanız. Türkiye'de elektronik Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 94


gözetim gittikçe yoğunlaşıyor. EMASYA diye bir uygulama var. Artık her şehirdeki askeri karargâhta istihbarat birimi kuruluyor. Ayrıca Emniyet'in, MİT'in, askeriyenin ve jandarmanın da istihbarat birimleri var. Öte yandan derin devlet boyutuna giren bazı özel istihbarat birimleri de var. Soru: Teknolojik ürünlerden yararlanan herkes büyük bir denetim ağının içinde mi bu durumda? Yanıt: Eğer teknolojiyi kullanıyorsanız, gözetimin pençesindesiniz. Devletin, istihbarat örgütlerinin, derin devletin, illegal birimlerin, özel şirketlerin, tüketici profili üzerine çalışan pazarlama şirketlerinin sürekli gözetimi altındasınız. Olay bu kadar net. Türkiye'nin her zaman çeşitli korkuları vardır. Bu korkular yüzünden bu ülkede belli gruplar, kişiler sürekli izleniyor ve her yaptıkları raporlanıyor. Zaten devletlerin her zaman bir ulusal güvenlik kaygıları olmuştur. Zararlı ve tehlikeli gördükleri vatandaşlarını izlemişlerdir. Soğuk Savaş döneminde Amerika'nın Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 95


Türkiye'de bilinen 13 üssü vardı. Doğu Blok’u çökünce, Amerika bu istasyonların bazılarını boşalttı ve buralarda kullandığı Promis sistemini Türkiye'ye hibe etti. Teknolojisi geride kaldığı için Türkiye bunu uluslararası istihbaratta kullanamıyor ama bu sistemle kendi vatandaşını, telefonları, faksları, bilgisayarları, interneti izliyor. Soru: İstihbarat örgütlerinin kullandığı Promis ve Echelon bilgisayar programları tam olarak nedir? Yanıt: İnsanlara ait bilgiler elektronik ortamda farklı yerlerde olur. Diyelim ki sizin nüfus, vergi ve doğalgaz idarelerinde, işyerinizde kayıtlarınız var. Promis, bu farklı ortamları ve kişilere ait bölük pörçük bilgileri bir araya getiriyor, depoluyor ve bunlardan insansı yargılar çıkarıyor. Mesela hangi evlerde su kullanımı arttı, hangilerinde azaldı saptıyor ve bundan şu evdeki insan, bu eve geçti gibi sonuçlar çıkarıyor. İsrail, Promis'i Filistin'de çok kullandı. Filistinli teröristler eylem için bazı evlerde bir araya geliyorlardı. İsrail su kullanımı artan hanelerde yoğun Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 96


gözetime gitti. Yani Promis, bir istihbarat servisinin veya devletin sizinle ilgili hangi bilgilere ihtiyacı varsa hepsini sağlıyor. Bilgisayarınızda sakladığınız dosyalardan yazışmalarınıza, internette gezindiğiniz sitelerden kredi kartıyla alışverişlerinize, sağlık durumunuza, psikolojinize kadar insanın günlük yaşamında akla gelebilecek her şeyi kontrol ediyor. Zaten gözetim toplumu dediğimiz de insanın gündelik yaşamındaki rutinlerin bile belli güçlerin eline geçmesidir. Soru: Peki Echelon programı nedir? Yanıt: En gelişmiş izleme sistemi olan Echelon'un Türkiye dahil, dünyada birçok ülkede uydu trafiğini izleyen antenleri var. Bu programın sahipleri, Amerika, İsrail ve İngiltere. Uydubilgisayar korelasyonu sayesinde görüntü istihbaratı da var bu programda. Uydularla yerini belirlediğiniz kişinin koordinatlarıyla görüntü alıyorsunuz. Amerikalı kuramcılar, gece saatinde siyah tenis topunun yerinin bile uydularla saptandığını söylüyorlar.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 97


Soru: Ellerinde bu kadar gelişmiş, ürkütücü izleme araçları varken Bin Ladin'i nasıl bulamıyorlar? Yanıt: Bulamamak mümkün değil. Bulmak istemiyorlar. Red Kit her defasında Daltonları yakalar ama hiç öldürmez. Çünkü sonraki maceralarda Daltonlara ihtiyacı vardır. Bugünkü güvenlik sistemin, istihbarat servislerinin devamlılığı sağlamak için hep düşmanlara ihtiyaç var. Eğer Bin Ladin güvercinlerle haberleşmiyorsa yerini her zaman bulmak mümkün. Uydular dünyayı izleyen gözler, kulaklar oldu artık. Soru: Bu 'büyük gözaltı'ndan kurtulmak mümkün mü? Yanıt: Kişiler veya sistem,teknolojiyi kullandığı sürece kurtulmak mümkün değil. Üstelik teknoloji sürekli ilerlediği ve yeni nesiller de teknolojiye daha bağımlı yaşadıkları için bu büyük gözaltı çok daha artacak. Gözetim toplumunda milat 11 Eylül'dür. 11 Eylül'den önceki döneme Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 98


'enformasyon-bilgi toplumu' diyorduk. Şimdi 'gözetim toplumu' diyoruz. Terör paranoyası insanların mahremiyetlerini ve özgürlüklerini yok ederek egemen güçlerin önündeki engelleri kaldırıyor.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 99


Gerçek Olduğu Anlaşılan "Komplo" Teorileri

Yüzbaşı Alfred Dreyfus Günümüzde "komplo" teorisi tanımı, sistemin işine gelmeyen alternatif düşünce tarzlarının sisOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 100


tem tarafından marjinalize edilmesi için kullanılan bir tanım. Hâlbuki sistemin akredite isimleri, işlerine gelen noktada komplo teorisine başvurmaktan geri durmuyorlar. 11 Eylül'ü "komplo teorisi" olarak adlandıran isimler, söz konusu kendi devletlerinin içindeki "komplolar" oldu mu, en inanılmaz hikâyeleri "gerçek" olarak lanse ediyorlar. Neticede "komplo" kimin işine yaradığına bağlı olarak gerektiğinde "komple teori" olabiliyorlar. Büyük bir yaygara ile topluma dayatılmaya çalışılan "domuz gribi"'ne karşı insanları uyaranların nasıl komplocu olmakla suçlandığını hatırlayın. Sonuç ortada. Küstah cahillerin yönettiği bir dünyada "komplocu" suçlaması ile karşı karşıya kaldığınızda, bu küstah cahillere karşı yapacağınız tek şey cahilliklerini suratlarına vurmak olmalıdır. İşte size , gerçek olduğu ortaya çıkan "komplo" teorilerinden seçme bir demet.... Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 101


1) Dreyfus Davası: Fransız Yahudi subay Alfred Dreyfus'un haksız bir şekilde vatan hainliği ile suçlandığı tarihi duruşmada gerçekleri örtmek için hükümet büyük çaba sarf etti. Sonunda gerçekler ortaya çıktı. 2) Mafya: 1960’lara kadar Mafya kavramı bir "komplo teorisi" olarak sunuluyordu. Organize suç örgütleri biliniyordu ama ucu CIA'dan politikacılar ve işadamlarına kadar bir yapının varlığı, üye Joe Valachi'nin polise gerçekleri anlatması ile ortaya çıktı. 3) MK-ULTRA Deneyi: 1950-70'li yıllar arasında CIA'in yürüttüğü ve "doğruluk serumu" üretmeye çalıştığı gizli deney Rockerfeller Komisyonu'nun çalışması sonucu ortaya çıkarıldı. Habersiz denekler üzerinden test edilen çeşitli ilaçlar sonucunda bilinen ölümlerden bir tanesi sivil biyo-kimyacı Frank Olson oldu. 4) Mockingbird Operasyonu: 1950’lerden 1970'lere kadar CIA, yabancı ve yerli gazetecilere Mockingbird Operasyonu altında para ödeOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 102


yerek, CIA propagandası yaptırdı. George Orwell'in kitabı “Hayvan Çiftliği”nin çizgi filminin de CIA bütçesi ile çekildiği biliniyor. 1975 yılında ABD Senatosu'ndaki Church Komitesi'nin çalışmaları sonucunda bu operasyon deşifre edildi. 5) Manhattan Projesi: 1939 yılında küçük bir proje olarak başladıktan sonra, geliştiği noktada bünyesinde 130.000 kişi çalışıyor ve 2 milyar dolarlık bütçeye sahipti. (bugünkü değeri ile 22 milyar dolar). ABD'li fizikçi Oppenheimer tarafından yönetilen proje 25 sene sürmesine, binlerce kişi istihdam etmesine ve ABD çapında 30 mekânda yürütülmesine rağmen, dışarı tek bir bilgi sızmadı, medyada tek haber yer almadı. Proje, atom bombasının üretilmesi ile sonuçlandı. 6) Asbestos: 1930-1960 arasında asbestosun solunum yolları hastalıkları ve kanser ürettiğine yönelik kanıtlar üretici firmalar tarafından saklandı. Şirket patronlarının yıllarca sakladıkları gerçek 1962 yılında bilim adamlarının Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 103


asbestosun etkilerini kesin olarak ortaya koyması ile deşifre oldu. 7) Watergate: ABD hükümetinin, rakipleri Demokrat Parti merkezini dinlettikleri 1972 yılında komplo teorisi olarak dile getirilmeye başlanmıştı fakat bunun Beyaz Saray ile bağlantısı 1974 yılında Nixon teypleri olarak bilinen ses kayıtlarının ortaya çıkması ile kesinleşti. 8) Tuskegee Frengi Araştırması: 1932-1972 yılları arasında ABD Kamu Sağlığı Kurumu 400 fakir Afrika kökenli ABD'li üzerinde frengi çalışması yürüttü. Çalışma süresince deneklere tehlikeli ve yetersiz ilaçlar verilerek ve bazen gözlem süresini uzatmak için tedavi esirgenerek, hastalık hakkında gözlem yapıldı. Çalışma tamamlandığında 200 kişi frengi hastalığı sonucu ölmüştü. 9) Northwoods Operasyonu: 11 Eylül'ü "komplo teorisi" olarak nitelendirip "ne yani ABD kendi kendine mi saldırdı" diyen küstah cahillerin öğrenmesi gereken operasyonlardan bir Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 104


tanesi. 1962 yılında zamanın Savunma Bakanı McNamara ve CIA tarafından kotarılan planlar, suçu Küba'nın üzerine yıkmak üzere ABD toprağı üzerinde patlamalar gerçekleştirilmesi ve bir uçağın kaçırılarak havada patlatılması gibi unsurlar içeriyordu. Bu eylemler sonucunda Küba'nın işgali için meşruiyet zemini yaratılacaktı. Bu planlar Kennedy tarafından onaylanmadı. Kennedy çok geçmeden bir suikaste kurban gitti. 10) Nayirah'ın Tanıklığı: 1991’deki Körfez Savaşı öncesinde "Kuveytli Kız" Nayirah'ın ABD kongresinde yaptığı "göz yaşartıcı" açıklamalar, kamuoyunda Körfez Savaşı için destek yaratılması için kullanıldı. Nayirah; Irak'lı askerlerin Kuveyt'te bebekleri kuvözlerinden çıkarıp yere attığı gibi infial uyandıran ifadelerle tanıklığını anlatmıştı. Sonradan ortaya çıktı ki; Nayirah, Kuveyt'in ABD elçisinin kızı olarak CIA tarafından oyunculuk eğitimi verilmiş ve Hill & Knowlton lobi firmasının koreografisi ile Kongre önünde sahte bir tanıklık sağlanmıştı. 11) FBI'ın 1960'daki Kontra-İstihbarat OpeOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 105


rasyonları: FBI; kuruluşundan itibaren, gizli operasyonlar gerçekleştirse de, 1956-1971 yılları arasında gerçekleştiren COINTELPRO (Counter Intelligence Program) operasyonlarının amacı, "ulusal güvenliği sağlamak, şiddeti önlemek ve mevcut sosyal ve politik düzeni korumak" olarak nitelendirilmişti. FBI bu dönemde, siyah panterler gibi siyah kadın hakları gruplarından, Porto Riko'nun bağımsızlığını savunan gruplara karşı birçok grup bünyesine sızarak, bunların marjinalleşmesi ve bastırılması için operasyonlar gerçekleştirdi. Programı onaylayan FBI direktörü Hoover'ın FBI ajanlarına talimatı netti: "Bu hareketleri ve liderlerini, deşifre etmek, engellemek, yanlış yönlendirmek, itibarsızlaştırmak veya nötralize etmek" 12) İran-Kontra Skandalı: 1985-86 döneminde ABD hükümeti, İran'daki rehinelerin kurtarılması için İsrail ile İran arasında gizli silah satışının sağlanması için emir verdi. Bu operasyon 1987 yılında Kongre tarafından ortaya çıkarılsa da, olay Yarbay Oliver North çerçevesinde döndürülerek, operasyonun derinliklerine inilmesi enOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 106


gellendi. Bu deşifrasyonla, CIA'in uyuşturucu ticareti aracılığı ile oluşturduğu kara bütçeler dosyası da kalınlaşmış oldu. 13) BCCI Bankası Skandalı: 1972 yılında Pakistan'lı Hasan Abedi tarafından Luxembourg'da kurulan BCCI bankası, 10 sene içinde zirveye ulaştığında, dünyanın 78 ülkesinde 400'ünün üzerinde şubesi olan 20 milyar dolar üzerinde özvarlığa sahip dünyanın en büyük 7. bankası olmuştu. 1980'lerde bu banka filmlere konu olacak bir örtülü operasyonun hedefi oldu. ABD Gümrük Servisi'nin gizli ajanı Robert Mazur'un başrolde olduğu operasyon; BCCI yöneticilerinin ve dünya çapında iş yapan uluslararası uyuşturucu tacirlerinin katıldığı bir sahte düğün operasyonu ile son buldu. Bu dönemde hepsi Mazur ile kişisel dostluk gerçekleştirmişti. Tampa'da gerçekleşen yargılamada banka yöneticileri uzun hapis cezaları aldılar ve hükümet yetkilileri ile işbirliği yapmaları sonucu 1980'ler boyunca BCCI birçok kurumun incelemesi altına alındı. Bankanın, birden çok merkezde faaliyet Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 107


göstererek, denetimden kaçma özelliği, 1990'ların başında küresel bankacılık sisteminin yeniden organize edilmesi yolundaki tartışmalarının da ateşleyicilerinden biri oldu. 14) CIA'in Los Angeles'taki Uyuşturucu Şebekesi: Pulitzer Ödüllü gazeteci Gary Webb; San Jose Mercury news gazetesinde "Karanlık Müttefiklik" (Dark Alliance) başlıklı üç bölümlük seri haberini yayınladığında tarih 1996 yılının Ağustos ayı idi. Haberde, Nikaragualı uyuşturucu tacirlerinin Los Angeles'ta bir kokain satış şebekesi oluşturduklarını ve buradan sağladıkları gerlirle Nikaragua'da kontra-gerilla güçlerinin finanse edildiği belirtiliyordu. Webb; bütün bu operasyonun CIA'in bilgisi dâhilinde yürüdüğünü ve sınırdan uyuşturucu geçişine izin verildiğini belgelemişti. 15) Tonkin Körfezi Vakası: Kennedy’nin öldürülmesinden sonra, Vietnam Savaşı'nın derinleştirilmesinde en önemli kamuoyu hamlelerinden biri Tonkin Körfezi vakası olarak bilinen olayla gerçekleşti. Raporlara göre 2 Ağustos 1964'te iki Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 108


ABD gemisi, Kuzey Vietnam donanmasına ait iki hücum botla temas sağladı ve bir tanesini batırdı. Bu olay sonucunda Kongre’den, Tonkin Körfezi yasası çıktı. Bu yasa ile Kennedy'nin yerine gelen Johnson'a, "Komünist saldırı tehlikesi altında olan herhangi bir Güneydoğu Asya ülkesine yardım etme yetkisi veriliyordu". O zamandan bu yana, Tokin Körfezi olayının aslında hiç gerçekleşmediği yönünde haberler ortaya çıksa da, hiç biri 2005'in Ekim ayında New York Times'da yayınlanan haber kadar "komplo" suçlamasını defetmeye yarayamazdı. Haberde, bizzat NSA'in tarihçisi Robert J. Hanyok'ın, NSA'in o günkü olaylarla ilgili istihbarat raporlarını politikacılara sunarken çarpıttığını tespit ettiği belirtiliyordu. 16) İş Adamları Komplosu: 1930’ların başında ABD'nin en önemli askeri figürlerinden biri, Tümgeneral Smedley Butler idi. 17 Temmuz 1932'de binlerce 1. Dünya Savaşı gazisi Washington'da kamp kurmuş ve 1924'te çıkan bir

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 109


yasa gereği hakları olan tazminatların ödenmesini talep etmişti. Bir onbaşı tarafından liderliği yapılan bu öfkeli kalabalığı yatıştırmak için çağrılan kişi Tümgeneral Butler olmuştu. Butler'ın sahneye çıkmasından bir kaç gün sonra o zamanki Başkan Hoover, General Mac Arthur komutanlığındaki ABD Ordusu süvari birliklerine emir vererek, bu gazilerin kamp yerlerini dağıtmıştı. Kendini açıkça Cumhuriyetçi ilan etse de, Hoover'ın bu davranışı üzerine Butler bir sonraki seçimde Roosevelt'ten yana tavır koydu. Aynı Butler, 1934 yılında Kongre'nin McCormack-Dickstein komitesi önünde ilginç bir tanıklıkta bulundu. Butler; aralarında Chase Bank, GM, Good Year, Standart Oil, Dupont Ailesi ve Senatör Prescott Bush (Bush ailesinin dedesi)'un da bulunduğu bir grup zengin işadamının kendisine yanaşarak, Roosevelt'i iktidardan düşürecek bir darbe teklifinde bulunduğunu iddia etti. Butler'ın ismini Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 110


verdikleri aynı zamanda ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'na girdiği noktaya kadar Nazi Almanya'sı ile sıkı politik ve ekonomik ilişkilere sahip bir gruptu. Bu komploda adı geçen herkes ısrarlı bir şekilde böyle bir planın varlığını reddetse de, Kongre Komitesi komplonun varlığını teyit etti fakat olayın üzerine gidilmeyerek, unutturuldu. 17) Hitler'i Öldürme Komplosu (20 Temmuz 1944): Hitler'i öldürmeye yönelik 20'inin üzerinde plan ortaya çıkarılsa da, Hitler'in yakın çevresindeki 100'lerce kişinin bir şekilde dâhil olduğu ve Albay Claus Von Stauffenberg'in başını çektiği girişim amacına en fazla yaklaşan oldu. Hitler'in askeri strateji mitinglerine katılmaya hak kazanacak kadar yükselen Stauffenberg'in planı bu toplantılardan birinde bir çanta bomba ile Hitler ve iki sağ kolu Hermann Goering ve Heinrich Himmler'i öldürmekti. Bombayı patlatmayı başardı ama Hitler bu saldırıdan hafif yaralanarak kurtuldu. 18) Ajax Operasyonu: Anglo-Iranian Oil Company (AIOC) yıllarca İran'ın verimli petrol Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 111


sahalarını İngiltere lehine sömürme işlemi gördü; ortaklarından biri İran olsa dahi. Bütün bu denge 1951 yılında AIOC'nin kamulaştırılması ve Musaddık'ın Başbakan seçilmesi ile değişti. ABD; durumu incelemesi için Roosevelt'in yeğeni Kermit Roosevelt'i İran'a gönderdi. Roosevelt; İran'daki ABD Büyükelçiliği bünyesinde İngiltere ile birlikte Musaddık'ı iktidardan indirip zamanın en acımasız diktatörlerinden biri olan Şah'ı iktidara getiren darbeyi planladı ve gerçekleştirdi. 19) Snow White Operasyonu: Scientology tarikatının 1970'ler boyunca ABD’nin, başta IRS (Vergi Kurumu) olmak üzere 136 kurumuna sızıp, bilgi sızdırmasına sebep olan operasyon. 20) Gladyo Operasyonu: Zamanımızın en önemli komplolarından. "Ergenekon" operasyonu sayesinde Gladyo hakkında duymadığınız bir şey kalmadı ve kamuoyuna bu operasyon ile Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'deki Gladyo'nun da deşifre edildiği yalanı yayıldı. Zaman, "Ergenekon" operasyonunun bizzat Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 112


"Gladyo" ve yerel uzantıları tarafından yönetilen bir süreç olduğunu ortaya çıkaracak ve o zamana kadar "Ergenekon operasyonu ile devlet içinde küresel düzenle (AB-D ve NATO) ile uyumsuz unsurlar ve dinamikler tasfiye ediliyor" tezini savunanlar komploculukla suçlanacak. 21) CIA Suikastları: "Komplo" tarihine hâkim olmak isteyen birisinin okuması gereken en önemli kaynaklardan biri Church Komitesi raporlarıdır. 1975 yılında Senatör Frank Church tarafından başkanlığı yapılan İstihbarat Faaliyetleri Kapsamında Hükümet İcraatlarının İncelenmesi Komitesi; Watergate skandalı sonrasında CIA ve FBI'in icraatlarını mercek altına aldı ve bu istihbarat örgütlerinin istihbarat toplama faaliyetinin ötesine geçtiklerini tespit etti. Bu komitenin faaliyetleri sonucunda CIA'in kalp krizi yaratan silah dâhil birçok suikast yöntemine başvurduğu ortaya çıktı. Komite; CIA'in öldürme yöntemleri arasında kanser, araba kazaları, kayak kazaları, intihar, bot kazaları ve doğrudan silahla suikastı saydı. Bu komitenin çalışmaları kongre Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 113


kayıtlarında ve zamanın medya haberlerinde aynen yer alsa dahi, asla ABD yakın tarihi ile ilgili ders müfredatına alınmadı ve insanlar hala suikast senaryolarını bu yüzden hala "komplo teorisi" olarak nitelendirebiliyor. 22) Yeni Dünya Düzeni (New World Order): Üzerinden en çok konuşulan "komplo teorilerinden". Dünyanın; bir kaç elit aile ve onların oluşturduğu kurumlar üzerinden, tek bir dünya devletine doğru evrilmeye çalıştığı teorisi zamanla inandırıcılığını arttırmaya başladı. Küresel elitlerin, gündemlerini küresel kamuoyuna dayatma araçlarından biri olduğu ileri sürülen Bilderberg Toplantıları'nın varlığının gittikçe alenileşmesi ve bu toplantılara çağrılan isimlerin dünya sahnesinde oynadıkları roller Yeni Dünya Düzeni vizyonunun, sponsorlarının gücünün derecesinden bağımsız olarak, bazı güçlü elitlerin ortak vizyonu olduğu gerçeği yadsınamaz hale geldi. Küresel elitlerin temel platformlarından biri olan Council on Foreign Relations'in 1970-85 arasında başkanlığını yürüten ve bugün de onursal Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 114


başkanlığını yürüten, dünya küresel elitinin en önemli ailelerinden birinin başı olan David Rockefeller, 2002 yılında yayınladığı Hatıralarım (Memoirs) isimli kitabında şöyle yazdı (Syf: 405): "Bazıları benim ve ailemin, ABD’nin ulusal çıkarları aleyhine çalışan gizli bir kabalın üyesi olduğumu iddia ederek, ailemi ve beni, daha entegre bir küresel ekonomik ve politik yapı - tek dünya - oluşturmak için dünyadaki diğerleri ile bir komplo içinde olan küreselciler olarak suçluyorlar. Eğer suçlama buysa, ben suçluyum ve bu suçumla gurur duyuyorum" 23 ) Kennedy Suikasti - Sözü Edilmeyen Kongre Raporu: Kennedy suikastı araştırmaları söz konusu olduğunda hep Warren Komisyonu raporundan söz edilir. Hatta; JFK'nin Kennedy suikastı üzerine çektiği filmde, bu raporlardan söz ederken, Kennedy suikastı üzerine çok daha kapsamlı araştırmalar içeren ve "büyük ihtimalle" CIA ve mafyayı içeren bir komplo olduğu sonucuna varan 1976-1979 tarihleri arasında faOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 115


aliyet gösteren ABD Kongresi Suikastlar Komitesi raporundan söz etmez. Kennedy ve Martin Luther King suikastlarını incelemek üzere kurulan bu komisyon her bir suikast için hazırladığı raporda, bu suikastların arka planını aydınlatmıştır. Komisyon raporunda Kennedy suikastını gerçekleştiren ve tek tetikçi olduğu iddia edilen Oswald'in ABD Ordusu günlerinden başlayarak CIA ile bağlantıları; Sovyetlere karşı üstlendiği görevlerden sonra ABD'ye dönüşünde CIA ajanı Ferrie'nin altında Küba'ya yönelik faaliyetlerini ve bu çerçevede Fidel tarafından tasfiye edilen Küba'lı gazino patronlarının oluşturduğu mafya ile bağlantılarını aydınlatır. Kennedy suikastı ile ilgili tanık olabilecek birçok isim bu komiteye ifade vermelerinin hemen öncesinde ya suikasta kurban gitmiş ya da şüpheli şekilde ölmüşlerdir. CIA ajanı E. Howard Hunt ki kendisi aynı zamanda Watergate'de Demokrat Parti ofisindeki hırsızlığı gerçekleştiren ajandır, ölüm yatağında Kennedy suikastı komplosuna Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 116


dahil olduğunu itiraf etmiştir. Kennedy suikastının tek tetikçisi olduğu iddia edilen Oswald'in vergi kayıtları bugüne kadar hala devlet sırrı kapsamında tutulmaktadır. 24) Arkansas'taki CIA Uyuşturucu Şebekesi: 23 Ağustos 1987'de Arkansas, Little Rock'ın güneyinde iki genç polis tarafından vurularak öldürüldü. Bunun sebebi gençlerin polisin koruması altında olan bir uyuşturucu değiş-tokuş noktasına (drop) tanıklık etmiş olmalarıydı. Bu nokta; Mena, Arkansas'taki küçük bir havaalanından işletilmekte olan daha geniş bir şebekenin parçasıydı ve bu şebekenin başında CIA'in denetiminde çalışan Barry Seal bulunmaktaydı. Barry Seal'in uyuşturucu nakliyatları, CIA tarafından Nikaragua'daki kontra-gerillaların finansmanında kullanılmıştı. CIA 'in bu şebekedeki rolü, CIA tarafından Seal'a verilen bir uçağın, içindeki silahlarla birlikte Nikaragua üzerinde vurulması ile ortaya çıktı. 25) Bohemian Grove: Yıllarca ABD'de elit bir Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 117


zümrenin, Kaliforniya’nın Bohemian Grove isimli bölgesinde özel bir arazide dev bir baykuş heykeli önünde satanist ayinler yaptığı iddia edildi. Uçuk bir komplo teorisi olarak damgalanan bu hikâyenin doğru olduğu, ABC, CBS ve NBC gibi kanalların yaptığı haberlerle ortaya çıktı. Aralarında ABD Başkanları'nın bulunduğu elitlerin katıldığı bu gizli toplantıların tanıdık bir kuralı var: bu cemiyete kadınlar alınmıyor. 26) Ataç Operasyonu: 1945 yılında bizzat Başkan Truman tarafından onayı verilen operasyonla; ABD, Almanya'nın özellikle roket programında çalışan Nazi bilim adamlarını kendi bünyesine kattı. Truman'ın açık emirleri, Nazi militarizmini açıkça desteklemiş veya yönetimde yer almış isimlerin bu listenin dışında kalması yönündeydi fakat ABD ordusu bu emre uymayarak, Nazi partinin üst düzeyinde yaralan isimlerine sahte geçmişler düzenleyerek, ABD'ye getirilmelerinin önünü açtı. ABD'nin füze programı bu Nazi bilim adamları üzerine inşa edildi. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 118


27) Yuvarlak Masa (Round Table): 23 yaşında kaleme aldığı vasiyetinde kurulacak bir gizli cemiyet ile İngiltere'nin dünya üzerindeki çeşitli bölgeler (sıraladıkları bölgeler arasında Kıbrıs, Fırat havzası, Afrika da var) üzerindeki hâkimiyetinin bir federal imparatorluk formatında sağlanması gerektiğini belirtiyordu ve bu vasiyeti ilginç kılan şuydu: İngiltere’nin ABD'yi topraklarına katması gerektiğini düşünüyordu. Bu vasiyet İngiliz işadamı Cecil Rhodes'a aitti. Rhodes, olgunlaştıkça bu fikirlerinde değişikliğe giderek dünyanın büyük güçleri arasında kardeşlik bağını güçlendirmek amacı ile Rhodes Bursu'nu kurdu ve bu burs çerçevesinde gelecekteki İngiliz, Amerikan ve Alman liderlerinin Oxford Üniversitesi'nde ücretsiz eğitimini finanse etti. ABD'li ve İngiliz elitler arasındaki yakınlaşma daha sonra öncede sözünü ettiğimiz Dış İlişkiler Konseyi'nin (Foreign Relations Council) kurulmasına yol açtı.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 119


28) Trilateral Komisyonu: 1972 Haziranında, David Rockefeller, New York'ta Hudson Vadisi'ndeki Pocantico tesislerinde, katılımcılarını bizzat seçtiği 250 kişiyi topladı. Bu toplantının amacı AB, ABD ve Japonya arasında işbirliğini güçlendirmekte ve davetlilerin hepsi ülkelerinin elit ve finans kesimini temsil ediyordu. Bir sene sonra Tokyo'da ilk idari toplantısını gerçekleştiren Trilateral Komisyonu resmi olarak faaliyete geçmiş oldu. 1975 yılında Kyoto, Japonya’da, Trilateral Komisyonu'nun özel bir ekibi tarafından hazırlanan "Dünya Ticaret ve Finansının Yeniden Yapılandırılması için Çerçeve" başlıklı rapor komisyonda ele alındı. Raporda şöyle deniyordu: "Barışı korumak, dünya ekonomisini yönetmek, ekonomik kalkınmayı teşvik etmek ve dünyadaki yoksulluğu kaldırmak için sağlanacak yakın Trilateral işbirliği, küresel sistemin yumuşak ve barışçıl evrimini güçlendirecektir."

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 120


Bir başka Trilateral dokümanında ise şöyle denmekteydi: "Temel amaç; daha fazla ulusal egemenlik adına bedel ödemeye hazır olanlardan kaynaklanacak iç ve dış tehditlere karşı ülkelerin karşılıklı bağımlılıktan elde edecekleri faydaları koruma altına alarak, dünyayı karşılıklı bağımlılık adına güvenilir bir yer kılmaktır. Bu bazen karşılıklı bağımlılığın ilerleme hızını yavaşlatmayı ve bazı unsurlarını kontrol altına almayı gerektirebilir. Fakat daha sık olarak, ulusal hükümetlerin uluslararası maddi ve menkul kıymetlerin ticaretine müdahalelerini kontrol etmeyi gerektirecektir" 29) Derin Devlet: Türkiye’nin köşelerine yerleştirilen küstah cahillerin Türkiye'de "derin devlet" konusunda yazdıklarını okuyorsunuz. Bu küstah cahillerin en büyük özelliği kendi Devletlerine despot muamelesi yaparken, başka devletlere "think tank" muamelesi yapması.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri -

Sayfa 121


Ali Bayramoğlu gibi isimlerin uzun süredir ağzına doladığı EMASYA planları, bir olağanüstü hal durumunda devlet sisteminin ayakta kalması için uygulanacak yasal prosedürleri içerdiği halde, sanki bir sürekli işleyen darbe planı olarak sunuluyor. Hâlbuki bu küstah cahiller, ABD'nin "Continuity of Government" (COG) planlarından haberdar olsalar bizim Devlet'in diğerlerinin yanında ancak bir dernek derinliğine indirildiğinin farkına varırlardı. Bu derinlik, bu küstah cahiller sayesinde daha da aşınmış durumda. 11 Eylül saldırısı sonrasında; devreye sokulan bizzat bu planlar olmuştu. ABD Başkan Yardımcısı'nın "açıklanmayan bir lokasyonda tutulduğu" duyurularını hatırlarsanız, ABD'nin EMASYA Planlarının ne kadar ciddi olduğunu görürsünüz. ABD'nin Derin Devleti konusunda ortalığa saçılmış birçok belge ve bilgi bulunmakta. Fakat özellikle iki kitaba dikkatinizi çekmek isteriz. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 122


"The Secret Team: The CIA and Its Allies in Control of the United States and the World" (Gizli Ekip: ABD ve Dünya'nın kontrolünde CIA ve Müttefikleri) Bu kitabın yazarı; 1955-1963 yılları arasında; CIA’in gizli operasyonlarına sağlanan askeri destek konusunda Pentagon ile CIA arasındaki temas subayı olarak görev yaptı fakat CIA bünyesinde görevli olmadığı için gizlilik yemini etmemişti. Bu kitap başlangıçta bir istihbarat analiz grubu olarak başlayan CIA'in nasıl kontrol dışı bir operasyonel deve dönüştüğünü içerden birinin anlatımı ile ortaya koyuyor. Diğer kitap ise 1967 yılında Dial Press tarafından yayınlanan "Demir Dağından Rapor" (The Report from Iran Mountain) . Bu kitapta söz konusu edilen çalışmalara katıldığı söylenen ve konunun hassasiyeti gereği kimliği gizli tutulan Orta Batı eyaletlerinden bir profesörün kaleme Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 123


aldığı kitapta, 1963 yılında kurulan özel bir çalışma grubundan söz ediliyor. ABD'nin en önemli nükleer sığınaklarından Iron Mountain'de toplanan bu grubun üzerinde çalıştığı soru şuydu: "Dünyada gerçek barış sağlanırsa; ABD’nin ne tür sorunlarla karşılaşacağı" Grup, çalışmaları sonrasında sürekli barışın ABD'nin hayrına olmadığı, savaşın ekonominin itici güçlerinden biri olduğu ve savaşın aynı zamanda toplumsal şiddeti yönlendirmek adına gerekli olduğu sonucuna vardı. Raporun önerileri arasında kitleleri korku ile kontrol etmek için alternatif düşmanlar üretecek şekilde uzaylı istilası ve kontrol dışı kirlenme konularının işlenmesi de vardı. US News & World Report 'ta 20 Kasım 1967'de yayınlanan bir haber, bu kitapta anlatılan raporun isim vermeyen bir hükümet yetkilisi tarafından doğrulandığını belirtiyordu. Habere göre Başkan Johnson raporu okuyunca sinirlenmiş ve raporun örtbas edilmesini istemişti. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 124


30) Federal Rezerve: ABD’nin merkez bankası olarak bilinen Federal Reserve'ün aslında bir devlet bankası olmadığı ve ABD'deki belli finans elitlerinin kontrolünde bir özel banka olduğu gerçeğini dile getirdiğinizde "komplo teorisi" ile suçlanırsınız. Bu suçlamayı yapanlar ABD tarihinden, özellikle ekonomik tarihinden haberdar olmayanlardır. ABD'nin İngiltere'den bağımsızlığını kazanmadan önceki tarihi sadece mal açısından değil, para açısından da ciddi yoklukların yaşandığı bir dönemdir. İngiltere, çay, tütün, şeker gibi kritik maddelerin yanı sıra paranın da emisyonunu sıkı kontrol altında tutuyordu ve bu ülke çapında farklı bankaların kendi kredi banknotlarını çıkardığı başıboş bir serbest piyasanın oluşmasına neden olmuştu. İngiltere'nin bu özel para emisyonunu kontrol altına almaya çalışması ABD'deki dinamikleri geri dönülemez noktaya getirdi ve ABD'deki ayrılıkçı güçler arkalarında güçlü finansal elitlerin desteğini buldu.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 125


Fakat ABD'nin kurucu elitleri açısından merkezi bir merkez bankası, cumhuriyetin kuruluş ilkeleri gereği kabul edilmesi zor bir kurumdu ve bunun yerine yasal düzenlemeler ve ülke çapında kurulan ulusal bankalarla para politikası kontrol altına alınmaya çalışıldı. Thomas Jefferson; merkezi bir bankanın vatandaşlar aleyhine haksız rekabet yaratacağı ve monopolist güçleri devreye sokacağı yönünde uyarılarda bulunan isimlerden biriydi. ABD 1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında, bankalar üzerinden parasal sistemini bir türlü oturtamadığı için birçok finansal kriz yaşadı ve en ufak panikte insanlar paralarını çekmek için bankalara koşmaya başladı. 1907'deki büyük kriz sırasında zamanın büyüklerinden Knicker Trust Bankası'nın batışında J.P. Morgan ve Chase önemli bir rol oynadı ve daha sonra Başkan Roosevelt likidite krizini yönetmesi için J.P Morgan bankasına 25 milyon dolarlık hükümet fonu sağladı.

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 126


O zamanki ABD'deki elitlerin ABD politikasını nasıl yönlendirdiğini bilmek için Jekyll adasını bilmek lazım. 1886 yılında bir grup ABD'li milyoner bu adayı satın aldı ve kendileri için kışlık mesire ve avlanma mekânına çevirdi. (Yukarıda anlatılan Bohemian Grove malikânesi ile benzerliğine dikkat çekeriz) . 1900 yılına gelindiğinde Jekyll Adası'ndaki bu elit kulübün, aralarında Astor, Vanderbilt, Morgan, Pulitzer, Gould gibi isimlerinde dâhil olduğu üyeleri dünya varlığının 1/6'sını kontrol ediyordu. Bu kulübe üyelik o kadar sınırlıydı ki; Winston Churchill ve Başkan McKinley gibi isimlerin üyelikleri reddedilmişti. 1908 yılındaki büyük kriz sonrasında, 1910 yılında bu adada gerçekleştirilen bir toplantıda Federal Reserve yasasının ilk adımı atıldı. Yasa taslağının oluşumunda Paul Warburg başat rol oynadı. Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 127


Federal Rezerve, ABD kamuoyunun merkezi bir bankaya olan muhalefeti göz önüne alınarak, isminde "Merkez" ismi yer almayacak şekilde ve 12 bölgesel Federal Reserve üzerinde bir çatı izlenimi verecek şekilde kuruldu. Kongre tarafından kontrol edilse de, bankanın yönetim kurulu üyeleri, bankada hisseye sahip özel bankalar tarafından atanıyordu ve bankanın başkanının görev süresi ABD Başkanı'nın görev süresini aşacak şekilde belirlenmişti. Bu yolla; ABD Başkanı'nın Federal Reserve Başkanı üzerindeki etkisi sınırlanıyordu. Yasanın hazırlanmasında başat rol oynayan Paul Warburg ise Avrupa'daki bankacılık sektörü üzerine uzmandı ve Rothschilds'in çalışma arkadaşıydı. ABD'ye Kuhn, Loeb and Company şirketinin ortağı olarak geldi. Bu şirketin başı, Rusya'daki komünist devrime 1917 yılında 20 milyon $ değerinde altın bağışlayarak devrimin başarısını garanti eden Jacob Schiff idi. ABD'deki finansal elitlerin, ABD bankacılık sisOnur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 128


temini tamamen ele geçirmeleri 1929'daki Büyük Depresyon ile gerçekleşti. Kriz öncesinde para arzını arttırarak, ülke çapına yayılmış bankaları büyük bir kredi sarmalına sokan elitlerin bu hamlesi sonucu ülkedeki menkul fiyatlarında ciddi balonlar oluştu ve 1929 yılında bu balon patladı. Bu aşamada finansal elitlerin kontrolündeki Federal Reserve para musluğunu açmak yerine, para arzını kıstı ve bankaların batmasına veya kelepir fiyata Federal Reserve'ün ortağı olan devlerin eline geçmesine sebep oldu. ABD finans sisteminin, küresel elitler lehine konsolidasyonu krizle birlikte tamamlanmış oldu. Türkiye'deki krizler sırasında Merkez Bankası'nın politikaları ve büyük bankaların rakiplerini bertaraf etmek için oynadığı oyunlar hatırlandığında, elitlerin oyunlarının mekân ve zamandan bağımsız olarak benzerlikleri göze çarpıyor. Kaynak: http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8526 *********** Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 129


Bir Fıkra: Baba Öküz ile oğlu “Kınalı” çayırda otluyorken, aklına birden bir soru gelir: -Baba, duyduğuma göre insanlar bizi besledikten sonra satıyorlarmış. Bizi alanlar da kesip etimizi yiyor ve derimizi de çeşitli yerlerde kullanıyorlarmış. Doğru mu? Baba’nın cevabı, toplumumuzun çoğunluğunun düşüncesini yansıtır: -Oğlum, Allah aşkına bırak şu komplo teorilerini de, otlanmaya devam et!

“Komplo Teorileri”nin olmadığı bir dünya temennisiyle… Onur Çağlar

Onur Çağlar Derlemeleri – Komplo Teorileri - Sayfa 130

Komplo teorileri  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you