Issuu on Google+

Bölüm 1 Katy Ateşler içindeydim. Bu mutasyon geçirdiğim ya da yüzüme oniks fırlatıldığı zamandan da kötü bir ateşti. Hücrelerim bedenimden çıkıp saçılmak için adeta bir yol bulmaya çalışıyor gibiydi. Belki de bu gerçekti. Bedenim ortadan ikiye ayrılıyormuş gibi hissediyordum. Yanaklarımdan süzülen ıslaklığı hissedebiliyordum. Sonradan bunun gözyaşlarım olduğunu fark ettim. Acı ve öfkenin gözyaşlarıydı bunlar. Öfke boğazımı gerisinde kan tadı bırakacak kadar yoğundu. Belki de gerçekte kandı. Belki de kendi kanımda boğuluyordum. Kapı kapandıktan sonra olanlara kendimi kapattım. Daemon’ın söyledikleri ise aklımda dönüp duruyordu. Seni seviyorum Katy .Seni hep sevdim. Hep seveceğim. Sonra kapıların kapanma sesi ve Arumlarla yalnız kalışım. Sanırım beni yemeye çalıştılar. Sonra ise her şey karanlığa gömüldü ve ben nefes almanın bile güç olduğu bu dünyada uyanıverdim. Ve Blake’in o yarı gülümsemesini hatırladım. Elinde opal kolyeyi tutuşunu – benim opal kolyemi – Daemon’ın bana kapılar kapanmadan önce verdiği kolyeyi ve bu bütün öfkemi geri getirmeye yetti. Elle geçirilmiştim ve Daemon’ın diğerleri ile çıkıp çıkmadığını bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Gözlerimi açmaya zorladım. Işıklardan gözüm acısa bile bakmaya çalıştım. Bir an ışıklardan dolayı hiçbir şey göremedim fakat bir süre sonra etraf düzeldi. ‘’ Güzel. Uyanmışsın.’’ Bedenim tanımadık bir erkek sesinin duyulmasıyla donup kaldı.

Daemon Kapılar kapanıp , Katy benden alındığından beri yirmi bir saat , kırk iki dakika ve on iki saniye geçmişti. Onu son gördüğümden bu yana yirmi bir saat , kırk iki dakika , on saniye geçmişti. Yirmi bir saat ve kırk iki dakikadır , Katy Daedalus’un elindeydi. Ve geçen her saat , her dakika , her saniye beni deliye ceviriyordu. Beni tek odalı bir yere hapsetmeye çalıştılar ki bu tür hücreler Luxenleri kızdırmaya yeterdi. Fakat benim için fark etmezdi. Kapıyı patlatıp , Luxen gardiyanı diğer galaksiye yolladım.


Saf öfke beni elle geçirmişken dağları , evleri ve ağaçları son hız geçtim. Parlak bir ışık süzmesi gördüğüm zaman yolu yarılamamıştım bile. Beni durdurmaya mı çalışacaklardı? Evet , tabii - hayatta olmaz. İnsan şeklindeki ışık önüme geçip beni engelledi. O kadar parlaktı ki arkasındaki ağaçlar bile görünmüyordu. Biz sadece seni korumaya çalışıyoruz. Tıpkı Dawson ve Matthew’un bayıltıp , bir kabine sokman beni koruyacağını sanmaları gibi. Ah , o ikisi ile görülecek bir hesabım vardı. Sana zarar vermek istemiyoruz. ‘ Çok yazık.’ Boynumu kıklattım. Arkamda birkaç Luxen daha gelmişti. ‘’ Benim zarar vermemek gibi bir problemim yok.’’ Önümdeki Luxen kollarını açtı. Böyle olmasına gerek yok. Fakat başka bir yol yoktu. İnsan halimin beni terk etmesine izin verdim. Hadi şunu halledelim. Hiç biri tereddüt etmedi. Bende etmedim.

ÖN Okumalar ve Fazlası.


Origin