Issuu on Google+


TANRICA SERİSİ - 3 -

GÜL TANRICASI GİRİŞ ‘’Yine o rüyaları görüyorum.” Nelly sandalyesinde doğruldu ve gözlerini Mikki’nin hoşlandığını düşündüğü bir şekilde ona dikti. “Bana onlardan bahsetmek ister misin?” diye sordu. Mikki gözlerini arkadaşına çevirdi. Bahsetmek ister miydi? Uzun bacaklarını açtı, daha sonra tekrar çaprazladı, ellerini gergince saçlarında gezdirdi ve sandalyenin arkasına yaslanmayı denedi. “Bu soruyu cevaplamadan önce, benim soruma cevap vermeni istiyorum.” “Yeterince adil.” dedi Nelly. “Eğer sana rüyalarımdan bahsedersem, beni nasıl dinleyeceksin? Dostum olarak mı, psikiyatrım olarak mı?” Psikiyatrisi güldü. “Lütfen, Mikki! Kafedeyiz, ofisimde değil. Seninle bir saat oturmam için bana saatte 200 dolar kesinlikle ödemiyorsun. Ve şunu unutmayalım ki,” öne eğildi ve abartılı bir şekilde fısıldadı. “Sen yıllardır benim arkadaşımsın ancak asla hastam olmadın.” “Doğru, ama bu benim ihtiyacım olmadığı için olmadı.” “Oh, kesinlikle.” dedi Nelly, kasıtlı bir alayla. “Ee, bana anlatacak mısın, yoksa ortaya dökmek için üzerinde gizli psikiyatrist hilelerimi kullanayım mı?” “O hariç her şey!” Mikki bir saldırıyı savuşturur gibi ellerini kaldırdı. Sonra omuzlarını silkti. “Pekala, bunlar da diğerleriyle aynıydı.” Nelly bilmiş bir tavırla kaşlarını kaldırdı; Mikki iç çekti ve gözlerini yuvarladı. “Tamam, son zamanlarda biraz değişmiş olabilir.” “Bu sefer yüzünü görebildin mi?” Nelly usulca sordu. “Hemen hemen.” Nikki kafenin köşesindeki tuğla şöminenin hemen üzerinde bir noktayı incelemeye başladı. “Aslında, sanırım bu sefer yüzünü gördüm, ama…” “Ama?” Üsteledi. “Ama ben…” Mikki tereddüt etti. Nelly cesaretlendirici bir ses çıkardı. “Ama çok meşguldüm, yüzüne odaklanamadım.” diye aceleyle bitirdi. “Neyle meşguldün?” Mikki şömineye bakmayı kesip arkadaşına baktı. “Hayatımın en inanılmaz erotik rüyasını görmekle meşguldüm. Yüzünün neye benzediğiyle ilgili gerçekten bir tanım veremem.” “Bak, bak, bak…” sözcükleri çıktı ağzından. “Diğer rüyalarında seksten bahsettiğini hatırlamıyorum. Hikâyenin geri kalanı için iyice meraklandım şimdi.” “Bunun nedeni, olmamaları… yada belki benim görmemiş olmam, ah, bilmiyorum. Bir nedenden dolayı değişiyorlar.” Neler olduğunu tanımlamaya çalıştı. “Sana söylüyorum, Nelly, rüyalar gittikçe daha ve daha gerçekçi oluyorlar.” Nelly’nin gözlerinde beliren muzip parıltılar anında endişeyle yer değiştirdi. “Konuş benimle, tatlım. Neler oluyor?” diye sordu. “Normal hayat, rüyalardan biraz eksikmiş gibi geliyor.” “Bana en son rüyandan bahset, Mikki.” Sorusuna cevap vermek yerine, Mikki gelişigüzel bir biçimde yapılmış bakır rengi saçlarından bir tutam alıp oynadı ve cappucinosundan bir yudum alarak zaman kazandı. O ve Nelly uzun yıllardır arkadaşlardı. Beraber çalıştıkları bir hastanede tanışmış ve yakın arkadaş olmuşlardı. Dışarıdan bakıldığında çok sıradanlardı. Nelly’nin uzun boyu ve narin yapısı –koyu, egzotik güzelliğiyle beraber- annesinin Haiti


kanından bir hediyeydi. Mikki’nin 5’7’lik yapısından uzundu. Nelly ne kadar koyuysa, Mikki de o kadar sarışındı, tıpkı arkadaşının ince zarif olduğu kadar, Mikki’nin şehvetli ve dünyevi olduğu gibi. Fakat aralarındaki bu farklar kıskançlığa neden olup onları uzaklaştırmak yerine, tanıştıkları andan itibaren birbirlerinin eşsizliklerini takdir etmelerini sağlamıştı. Bu, güven ve saygı üzerine kurulan, sağlam bir arkadaşlıktı. Ve Mikki’nin, neden rüyalarından Nelly’ye bahsetmek konusunda bu kadar tereddüt ettiği hakkında bir fikri yoktu, özellikle de sonuncusu hakkında… “Mikki?” “Nereden başlamam gerektiğini düşünüyorum.” diye kaçamak bir cevap verdi. Nelly ona küçük, yarım bir gülümseme sundu ve lezzetli bisküvisinden bir ısırık almadan önce cappucinnosunu yudumladı. “Zaman ver. Tüm iyi psikiyatristlerin ortak bir yanı var.” “Biliyorum, biliyorum… Sen tamamen sinir bozucu bir hastasın.” “Kesinlikle.” Mikki dikkatini kahve fincanına verdi. Şu rüya zımbırtılarının içinden çıkması gerekiyordu. Giderek tuhaflaşıyor, hipnotize edici ve baştan çıkarıcı oluyordu. Konuşmayı geciktiriyordu ve sadece bu açık, samimi ayrıntıları yüksek sesle söylemek istemiyor oluşundan değil, harika bir psikiyatr olan arkadaşının onu tedavi edecek büyülü kelimeleri söylemesinden korkuyor oluşundandı. Tedavi edilmek istediğinden emin değildi. “Hey, bu benim.” dedi Nelly yumuşakça. Mikki ona küçük, minnettar bir gülümseme gönderdi, derin bir nefes aldı ve başladı. “Pekala, bu da diğerleri gibi başladı.” Gergince tırnak cilasını kemirdi. “Kubbeli bir yatakta demek istiyorsun?” “Muazzam bir odadaki dev bir kubbeli yatakta.” diye düzeltti ve başını salladı. “Evet, aynı yerde, sadece her zaman olduğu gibi karanlık değildi. Bu sefer, tüm pencerelerden ve duvarlardaki deliklerden sızan bir ışık tüm odayı aydınlatıyordu. Sanırım onlara – ‘’Doğru kelimeyi aradı. ‘’– muslin yada onun gibi bir şey deniyor… dikey bölümleri olan cam. Demek istediğimi anladın mı?” Nelly başını salladı. “Tirizli pencere.” “Doğru, sanırım. Aman, her ne deniyorsa. Bu sefer onları fark ettim çünkü bir miktar ışığın girmesine izin veriyorlardı.” Mikki’nin bakışları tıpkı rüyasındaki gibi neşeyle yanan şömine ateşine sabitlendi. “Bu yumuşak, pembe renkli ışık şafak olmalıydı,” diye devam etti rüyada gibi, sonra kendine geldi ve konuşmaya devam etti. “Her neyse, bu beni uyandırdı.” Tereddüt etti ve boğazından küçük, yarım bir kahkaha çıktı. “Rüyamda bile tuhaf görünüyordu – kendi rüyamda başka bir rüyadan uyanma deneyimini yaşamam.” Mikki omuz silkti. “Fakat uyandım. Karnımın üzerinde yatıyordum ve sanki biri saçlarımı tarıyormuş gibi hissediyordum. İnanılmadı. Her kimse o büyük, yumuşak uçlu taraklardan kullanıyordu.” Mikki arkadaşına sırttı. “Bilirsin, saçlarının fırçalanmasından daha iyi olan çok az şey var.” “Sana katılıyorum, fakat saç fırçalamak birlikte olmak değildir.” “Tamam, çok uzun zaman oldu ama saç fırçalamanın birlikte olmak anlamına gelmediğinin bütünüyle farkındayım. Henüz birliktelik kısmına geçmedim, daha neden-bu-kadarrahatlamış-ve-mutluyum kısmındayım.” dedi Mikki, Nelly’ye hoşgörüsüz bir bakış atarken. “Rahatsızlık verdiğim için üzgünüm. Ben burada yokmuşum gibi davran.” “Bu bir psikolog konuşması saçmalığı mı?” “Hayır. Bu artık-birliktelik-kısmını-duymak-istiyorum saçmalığı.” Mikki ona sırttı. “Bu durumda, memnuniyetle devam ediyorum. Bakalım… O kadar rahatlamıştım ki kendimi sürükleniyor gibi hissediyordum. Acayipti, ruhum o kadar hafiflemişti ki bedenimden ayrılmış gibiydi. Her şey tuhaflaşmadan hemen önceydi.” “Tuhaflaşmayı açıkla.” “Pekala, şiddetli bir rüzgar vardı. Sanki bir meltem aniden beni alıp başka bir yere götürmüş


gibi. Ama gerçek beni değil. Sadece ruh .Yatıştırıcı bir his vardı. Beni şaşırttı ve gözlerimi açtım. Bedenime geri dönmüştüm, sadece şimdi daha önce gördüğüm veya hayal ettiğim en inanılmaz gül bahçesinin ortasında duruyordum.” Mikki’nin sesi hissettiklerini tanımlarken tereddütten yoksundu. “Nefes kesiciydi. Havayı bir şarap gibi içmek istedim. Etrafım güllerle çevriliydi.”

ONOKUMALAR.COM

FÜSUN SÜLÜKÇÜ


Goddess Of The Rose