Page 1


MİRCEA ELİADE DEMİRCİLER

VE

SİMYACILAR

(9 KABALCI YAYINEVİ: 199

.

ANTROPOLOJİ-ARKEOLOJİ-MİTOLOJİ: 2 0

Mircea Eliade ( 1 9 0 7 - 1 9 8 6 ) önde gelen dm tarıhçilerindendir. Çeşitli dinsel geleneklerdeki simgesel dile ilişkin araştırmalar yapmış ve mistik görüngünün temelini oluşturan mitlerin anlamını çözümleyip birleştirmeye çalışmıştır. 1928'de Bükreş Üniversitesi'nde felsefe dalında yüksek lisans yaptı. 1 9 2 8 - 3 1 yıllarında Kalküta Üniversitesi'nde Sanskritçe ve Hint felsefesi o k u du ve altı ay Himalayalar'daki Rişikeş aşram'mda yaşadı. 1 9 3 3 ' te Yoga: Essai sur les origınes de la mystique

indienne adlı çalışma-

sıyla doktorasını tamamladı. 1 9 3 3 - 3 9 yıllarında Bükreş'te Hint felsefesi ve din tarihi okuttu. 1945'te konuk profesör olarak Ecole de Hautes Etudes'e gitti. 1 9 5 1 ' d e alanındaki en önemli eserlerden birisi olan Şamanizm'i

yayımladı. 1 9 5 6 ' d a

Chicago

Üniversitesi'ne geçti. 1961'de History of Religions dergisini kurdu. 16 ciltlik Encyclopedia

of Religion'urı

( 1 9 8 7 ) başeditörlüğü-

nü yapmıştır. Eliade geleneksel ve çağdaş toplumlardaki dinsel deneyimi, hiyerofani'ler

diye isimlendirdiği görüngüyü incelemiş,

dünyanın çeşitli dinlerindeki izini sürmüş ve çözümlemiştir. Eliade düşüncelerini, yazdığı roman ve güncelerde de ifade etmiştir.


Mircea Eliade Forgerons Demirciler

© Flammarion, 1 9 7 7

et Alchimistes

© Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2 0 0 0

ve Simyacılar

MİRCEA ELİADE

Birinci Basım: Kasım 2 0 0 3 Baskı ve cilt: Yaylacık Matbaası T e k n i k Hazırlık: Zeliha Güler

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

Kapak Düzeni: Serdar Bal Yayıma Hazırlayan: Ergun Kocabıyık

Çeviren: Mehmet Emin Ûzcan KABALCI YAYINEVİ Himaye-i Etfal S o k . 8 - B Cagaloglu 3 4 1 1 0 İ S T A N B U L Tel: ( 0 2 1 2 ) 5 2 6 8 5 8 6 Faks: ( 0 2 1 2 ) 5 1 3 6 3 0 5 www. kabalci.com. tr

yayinevi@kabalci .com.tr

Cet ouvrage, publie dans le cadre du programme

d'aide â la publication, benejicie du soutien

du Ministire des AJfaires Etrangeres, de l'Ambassade de Fraııce en Turquie et de l'Institut Français d'Istanbul Çeviriye ve yayıma katkı programı çerçevesinde yayımlanan

bu yapıt,

Fransa Dışişleri Bakanlığı'mn, Türkiye'deki Fransa Büyükelçiliği'nin ve istanbul Kültür Merkezi'niıı desteğiyle

Fransız

gerçekleştirilmiştir.

K Ü T Ü P H A N E BİLGİ KARTI Cataloging-in-Publication Data ( C İ P ) Eliade, Mircea Demirciler

ve

Simyacılar

1. Simya 2. Ö n - k i m y a 3. Dinler Tarihi 4 . Mitoloji ISBN

975-8240-85-4

K A B A L C I YAYINEVİ


İÇİNDEKİLER Önsöz

Sör Praphulla Chandra

Ray,

7

İkinci Baskı İçin Not

15

Phoenbc Baskısına Önsöz

16

1.

Meteoritler ve Metalürji

19

2.

Demir Çağı Mitolojisi

28

3.

Cinsiyet Kazanan Dünya

35

4.

Terra Mater. Petra Genitrix

45

Edmund vorı Lippmann ve

5.

Metalürji Ayinleri ve M_ys£eria'lan

57

Aldo Mieli'nin anısına

6.

Fırınlara İnsan Kurban Etme

69

7.

Babil Metalürji Simgeciliği ve Ritüelleri

76

8.

"Ateşin Efendileri"

84

9.

Tanrısal Demirciler ve Uygarlaştırıcı Kahramanlar

92

10. Demirciler, Savaşçılar, Erginleme Ustaları

104

11. Çin Simyası

117

12. Hint Simyası

137

13. Simya ve Erginleme

154

14. Arcana Artis

167

15. Simya, Doğa Bilimleri ve Zamansallık

185

EKLER Dermirciler ve Simyacılar'a Ek

201

Not A: Meteoritler, Yıldırımtaşları, Metalürjinin Başlangıcı

223

Not B : Demir Mitolojisi

226

Not C: Antropogonik Motifler

226

Not D: Yapay Dölleme ve Orji Ayinleri

228

Not E: Ateşin Cinsel Simgeciliği

228

Not F: Üçgenin Cinsel Simgeciliği

229

Not G: Petra Genitrix

230

Not H: İngiliz Edebiyatında Simya

231


Not I: Babil "Simyası"

232

N o t J : Çin Simyası

233

Not K: Çin Büyü Gelenekleri ve Simya Folkloru

236

Not L: Hint Simyası

238

Not M:Dogu Simyasında Amonyak Tuzu

241

Önsöz

Bu küçük kitabın ilk bölümü madencilik, demircilik ve metal işçi-

Not N: Simya Tarihi Üzerine Genel Bilgiler 242

liği gibi mesleklere özgü bir grup mit, ayin ve simgeyi bir dinler ta-

Not O: C. G. Jung ve Simya

247

rihçisinin bakış açısından sunuyor. Hemen şunu söyleyelim, teknik-

Not P: Rönesans ve Reform Çağında Simya

253

ler ve bilimler tarihini inceleyen uzmanların çalışmaları ve ulaştıkları

Yunan-Mısır, Arap, Batı Simyaları

sonuçlar bizim için çok değerlidir; ancak bizim amacımız onlarınkinDizin

262

den tümüyle farklı. Arkaik toplumların madde karşısındaki tutumunu anlamaya, insanoğlunun cevherlerin varoluş biçimini değiştirebilme gücüne sahip olduğunu anlayınca yaşadığı tinsel maceraların izini sürmeye çalışıyoruz. Öncelikle incelenmesi gereken, ilk çömlekçinin demiurgosvari deneyimidir; çünkü maddenin halini değişten ilk o olmuştur. Ancak bu deneyimin izleri,

mitolojik

kayıtlarda ya hiç

yoktur ya da çok azdır. Bu yüzden biz de başlangıç noktası olarak arkaik insanın maden cevherleriyle ilişkilerini, özellikle madenci ve demir işçisinin ritüel davranışlarını incelemeyi seçtik. Şu konuyu açıklığa kavuşturalım, burada metalürjinin, en eski merkezlerden bütün dünyada yayılmasını inceleyen, metalürjiyi yayan kültür dalgalarını sınıflandıran ve beraberindeki metalürji mitolojisini anlatan bir kültür tarihi bulacağınızı ummayın. Böyle bir tarih kitabı yazılabilseydi birkaç bin sayfayı bulurdu. Böyle bir kitabın bir gün gerçekten yazılabileceği de kuşkuludur. Afrika metalürjisine ait kültür tarihini ve mitolojileri daha yeni yeni tanıyoruz; Endonezya ve Sibirya metalürji ritüelleri hakkında henüz çok az şey biliyoruz; oysa metallerle ilgili mitlerin, ayinlerin belli başlı kaynaklarını bu bölgelerde buluyoruz. Metalürji tekniklerinin bütün dünyada yayılmasını

7


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÖNSÖZ

ele alan tarih ise henüz önemli boşluklar içeriyor.

bu ritüel tavırlar insanoğlunun şu ya da bu şekilde "canlı" maden

Elbette fırsatını bulduğumuzda farklı metalürji komplekslerinin

cevherlerine özgü zamansal ritme müdahalesini içerir. Arkaik top-

tarihsel ve kültürel bağlamlarını da ele aldık; ama öncelikle bunların

lumların metalürji zanaatkarı ile simyacı arasındaki temas noktası da

kendilerine özgü zihinsel evrenlerine nüfuz etmeye çalıştık. Maden

buradadır.

cevherleri Toprak Ananın kutsallığını paylaşıyordu. Madenlerin tıpkı

Simya ideolojisi ve teknikleri bu yapıtın esas itibariyle ikinci kıs-

embriyonlar gibi yerin rahminde "büyüdükleri" fikrine çok erken

mını oluşturuyor. Çin ve Hint simyalarının üstünde durmamızın ne-

çağlarda rastlıyoruz. Bu yüzden metalürjinin doğumla ilgisi vardır.

deni bunların az biliniyor olmaları ve ayrıca hem deneysel hem de

Madenci ile metal işçisi yeraltındaki embriyon konusuyla ilgilidir:

"mistik" niteliklerini açık biçimde sergilemeleridir. Şimdiden söyle-

Maden filizlerinin büyüme ritimlerini hızlandırır, doğanın işleyişine

yelim, simya başlangıçta ampirik bir bilim, embriyonla uğraşan bir

destek olur ve onun "daha hızlı doğurmasını" sağlarlar. Kısaca insa-

kimya değildi; sonradan zanaatkârlarının çoğu için zihinsel evreni ge-

noğlu uyguladığı çeşitli tekniklerle yavaş yavaş zamanın yerine geçer;

çerliliğini ve varlık nedenini yitirince bu hale gelmiştir. Bilim tarihi-

yaptığı iş zamanın işinin yerini alır.

ne göre simya ile kimya arasında kesin bir kopma anı olmamıştır;

Doğayla işbirliği yapmak, onun gittikçe hızlanan bir üretmesine yardım etmek, maddenin kipliğini

tempoyla

değiştirmek:

her ikisi de aynı maden cevherleriyle çalışırlar, aynı araçları kullanır-

Bizce

lar ve genellikle aynı deneyleri yaparlar. Teknikler ve bilimlerin "kö-

simya ideolojisinin kaynaklarından birisi burada yatmaktadır. Maden-

keni" üzerine araştırmaların geçerliliği tanındığına göre kimya tarih-

cinin, metal işçisinin ve demircinin zihinsel evreni ile simyacmm-

çisinin bakışı tamamen savunulabilir bir bakıştır: Kimya simyadan

kinin arasında kesintisiz bir süreklilik olduğunu ileri

sürmüyoruz

doğmuştur; daha doğrusu kimya simya ideolojisinin bozulmasından

elbette; üstelik büyük bir olasılıkla Çinli demircilerin

erginlenme

doğmuştur. Ancak fikir tarihçisinin bakışma göre mesele farklı gö-

sonraları Taoculuk ve Çin simyasına miras

rünmektedir: Simya kutsal bilim olarak ortaya çıkıyordu, oysa kimya

kalacak geleneklerin bir parçasını oluşturmaktaydı. Ancak dökümcü,

cevherler kutsallıktan arındırıldıktan sonra oluşmuştur. Öyleyse kut-

demirci ve simyacı arasındaki ortak nokta, üçünün de cevher ile iliş-

sal düzey ile kutsal olmayan deneyim düzeyi arasındaki sürekliliğin

kilerinin büyüsel-dinsel bir deneyime dayandığını ileri sürmeleridir;

zorunlu olarak kesintiye uğramış olması söz konusudur.

ayinleri ve mysteria'lan,

bu deneyim onların tekelindedir ve meslek sırlarını erginleme ayinleri sırasında sonrakilere aktarırlar; her üçü de hem canlı hem de kutsal saydıkları bir Madde üzerinde çalışırlar; çabalarının amacı Madde nin dönüşmesi, "mükemmelleşmesi," "başkalaşması"dır. Bu fazlasıyla yuvarlak sözlerin ayrıntılarını görecek, gerekli açıklamaları yapacağız. Ancak bir kez daha söylemek gerekirse, Madde karşısındaki

8

Bir örnekle farkı daha iyi anlayabiliriz. Dramanın (hem Yunan tragedyasının hem de kadim Yakındoğu ve Avrupa'nın drama senaryolarının) "kökeni" kimi mevsimlik ritüellerde mevcuttur; bunlar kabaca şu sahneyi sergilerler: İki düşman ilkenin savaşı (Hayat ile Ölüm, Tanrı ile Ejderha, vb), Tanrı nm çilesi, "ölüm" üzerine yakınmalar ve "yeniden dirilişi" selamlayan sevinç gösterileri. Hatta Gilbert Murray 9


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÖNSÖZ

Euripides'in kimi tragedyalarının yapısında (yalnızca Bakkhalar'da ğil, aynı zamanda Hippolytos ve Andromakhe'de) rın şemasının bulunduğunu göstermiştir.

de-

eski ritüel senaryola-

Dramanm bu tür ritüel

senaryolardan türemiş olduğu, mevsim ayininin esasını kullanarak özerk bir olgu haline gelmiş olduğu doğruysa, dindışı tiyatronun kutsal "kökenlere" dayandığım söylemek doğru olacaktır. Ancak iki olgu kategorisi arasındaki nitelik farkı da aynı ölçüde açıktır: Ritüel senaryo kutsallık alanına aitti, dinsel deneyimleri tetikliyordu; bir bütün olarak görülen toplumun "kurtuluşunu" üstleniyordu; dindışı drama kendi tinsel evreni ve değerler dizgesiyle

tanımlandığında

bambaşka nitelikte deneyimlere ("estetik" heyecanlara) neden oluyor ve dinsel deneyimin değerlerine hayli yabancı olan biçimsel bir mükemmellik fikrini izliyordu. Demek ki tiyatro kutsal bir atmosfer içinde süregelmiş olsa bile her iki olgu arasında bir kopma söz konusudur. Bir liturjinin kutsal gizemine dinsel olarak katılan kişi ile görsel güzelliğinden ve ona eşlik eden müzikten bir estetik heveslisi olarak haz alan kişi arasında uçsuz bucaksız bir mesafe vardır.

işlevi de dolaylı olarak doğrular. Simyanın özgünlüğünü, kimyanın kökeni ve başarısı üzerindeki etkilerine göre değerlendirmek doğru olmaz. Simyacıya göre kimya kutsal bir bilimin dünyevileştirilmiş hali olması nedeniyle bir "düşüş"tü. Burada simyanın çelişkili bir övgüsüne girişiyor değiliz; biz yalnızca kültür tarihinin en temel olgusunu anlamaya çalışıyoruz o kadar. Bugünkü ideolojik koşullarımıza yabancı bir kültürel olguyu anlamanın bir tek yolu vardır: "merkezi" keşfedip buraya yerleşmek ve doğurduğu bütün değerlere nüfuz etmek. Simya evrenini anlamanın ve özgünlüğünü ölçüp biçmenin en iyi yolu simyacının bakış açısını benimsemektir. Aynı yöntem bütün diğer egzotik ya da arkaik kültür görüngüleri için de gereklidir; bunları yargılamadan önce iyice anlamak gerekir; mitler, simgeler, ayinler, toplumsal tavırlar vb gibi, ifade tarzları ne olursa olsun ideolojilerini özümsemek gerekir. Avrupa kültüründeki tuhaf bir aşağılık kompleksi yüzünden arkaik bir kültürü "saygılı terimlerle" anlatmak, ideolojisinin tutarlı olduğunu, soylu bir insan sevgisini barındırdığını göstermek ve bu

Elbette simya işlemleri simgesel değildi; bu işlemler laboratuvar-

arada sosyolojisindeki, ekonomisindeki, sağlık bilgisindeki ikincil ya

larda gerçekleştirilen maddi işlemlerdi, ama kimyanın amacından

da kabul edilemez özelliklerin üstünde pek durmamak aslında kaçak

farklı bir amacı vardı. Kimyacı maddenin yapısına nüfuz edebilmek

oynamak, hatta doğruları gizlemekle birdir. Bu aşağılık kompleksini

için fiziksel ve kimyasal görüngüleri tam olarak gözlemlemeyi

tarihsel açıdan anlayabiliriz. Hemen hemen iki yüzyıldır Avrupalı bi-

edinmiştir; oysa simyacı Maddenin (Filozof Taşı) ve insan yaşamının

limsel zihniyet dünyayı, onu fethetmek ve dönüştürmek amacıyla

(Elixir Vitae) başkalaşımı sırasında düzenlendiği biçimiyle cevherlerin

açıklamak için görülmemiş bir çaba sarf etmiştir. İdeoloji düzeyinde

"çileleri," "ölümleri" ve "evlilikleri" konusuyla ilgilenir. C. G. Jung

bilimsel zihniyetin bu zaferi hem sonsuz ilerlemeye olan inançla hem

simya süreçlerinin simgeciliğinin, simya hakkında hiçbir şey bilme-

de "modernleştikçe" mutlak hakikate yaklaştığımız ve böylelikle in-

yen bazı öznelerin kimi rüyalarında ve hayallerinde ortaya çıktığını

san onuruna daha da fazla iştirak ettiğimiz yolundaki kesinlemeyle

göstermiştir; Jung'un gözlemleri yalnızca derinlik psikolojisiyle ilgili

ifadesini bulmuştur. Gelgelelim bir süredir şarkiyatçıların ve etno-

değildir, aynı zamanda simyayı kuran öğreti olabilecek soteriyolojik

logların çalışmaları gösteriyor ki, hiçbir bilimsel (terimin modern

10

11


ÖNSÖZ

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

anlamıyla bilimsel) iddiaları, endüstriyel üretim bakımından da hiçbir hazırlıkları olmamalarına karşın son derece geçerli metafizik, manevi ve hatta ekonomik dizgeler oluşturmuş, oldukça dikkate değer uygarlıklar eskiden var olmuştur ve hâlâ da varlıklarım sürdürmektedirler. Ancak üstünde kahramanca ilerlediği yolun hem en iyisi hem de akıllı ve onurlu bir insanın seçebileceği tek yol olduğunu düşünen

bilimsel zihniyetin başlangıcını ele veren kimi metinlere aşırı

bir

önem atfederken, aslında simya açısından çok daha değerli olan başka metinleri üstünkörü geçmiş, hatta göz ardı etmişti. Başka bir deyişle simya yazıları, ait oldukları kuramsal evrene göre değil, XIX. ya da XX. yüzyıl kimya tarihçilerinin kendi değer ölçeğine, kısaca deneysel bilim evrenine göre değerlendiriliyordu.

bizim kültürümüz; işte bu bilimde ve sanayideki ilerlemeleri sağla-

&

yan muazzam beyin gücünü besleyebilmek için belki de ruhunun en büyük parçasını feda etmiş bu kültür, kendi değerlerine sımsıkı sarıl-

Bu kitabı üç büyük bilim tarihçisine atfediyoruz: 1925-1932 yılla-

mış görünüyor; bu kültürün en nitelikli temsilcileri de diğer egzotik

rı arasında çalışmalarımızı teşvik edip yönlendiren Sor Paraphulla

ya da ilkel kültürlerin yaratımlarına hakkım verecek her girişime

Chandra Ray, Edmund von Lippmann ve Aldo Mieli. Rumence yayım-

kuşkuyla bakmıştır. Bu tür uzak kültürel değerlerin gerçekliği ve bü-

lanmış iki küçük kitapta, Asya Simyası (Bükreş, 1935 {Kabalcı, 2002})

yüklüğü Avrupa uygarlığının temsilcilerinde kuşkuya yol açabilir; bu

ve Babil Simyası ve Kozmolojisinde

temsilciler yarattıkları uygarlığın, verilen onca emeğe ve fedakârlığa

Çin ve Babil simyaları konusundaki dosyanın esasını sunmuştuk. İlk

değip degmediğini sormalıdırlar kendilerine, çünkü bu uygarlık artık

kitabın kimi parçaları Fransızcaya çevrildi ve Yoga konulu bir mo-

insanlığın tinsel zirvesi ya da XX. yüzyılda düşünülebilecek tek kültür

nografide basıldı; 1 Babil Simyası ve Kozmolojisinin

(Bükreş, 1937 {Kabalcı, 2002}) Hint,

yeniden gözden geçi-

rilip genişletilmiş bir kısmı 1 9 3 8 yılında İngilizce olarak

olarak görülmemektedir. Ancak bu aşağılık kompleksi, tarihin akışı içinde aşılmaktadır. Böylece tıpkı Avrupa dışındaki uygarlıkların kendi bakış açıları içinde incelenip anlaşılmaya başlanması gibi, umarız Avrupa tinsel tarihinin geleneksel kültürlere yaklaşan ve bilimsel akim zaferinden sonra Batıda yaratılan her şeyden kopan kimi anları, XVIII. ilâ XIX. yüzyıldaki taraflı fikirler ışığında değerlendirilmeyecektir. Simya bu önbilimsel zihniyetin yaratımları arasında yer alır ve tarih yazıcısı, sim-

Magic and Alchemy başlığıyla (Zalmoxis,

Mettalurgy,

I, s. 85-129 ve ayrı olarak

Cahiers Zalmoxis'in ilk cildinde) yayımlanmıştır. Bu kitapta önceki incelemelerimizde kullandığımız malzemenin çoğunu yeniden kullandık, bu arada 1937 yılından bu yana yapılan çalışmaları, özellikle Çin simya metinlerinin çevirilerini, Ambix

dergisindeki makaleleri ve

profesör C. G. Jung'un yayınlarını dikkate aldık. Bundan başka bazı bölümler ekledik ve kitabı konuyla ilgili şimdiki görüşlerimize uy-

yayı kimyanın basit bir aşaması, yani kısaca dindışı bir bilim olarak tasavvur etmekle büyük bir tehlikeyi göze almış olur. Bakış açısı çarpıtılmıştı, çünkü simya eserlerinde doğrulanan gözlem ve deney örneklerini olabildiğince geniş biçimde sergilemeyi isteyen tarihyazıcısı

12

Krş. Yoga. Essai sur les origines de la mystique 2 5 4 - 2 7 5 . Aynca bkz. he Yoga. lmmortalite 291.'

13

indienne, et Liberte,

Paris-Bükreş 1 9 3 6 , s. Paris, 1 9 5 4 , s. 2 7 4 -


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

İkinci Baskı için Not

gun olarak baştan sona yeniden yazdık. Dipnotları olabildiğince azalttık. Temel kaynakçalar ve soruların son hali ve konunun kimi özel yönleri hakkındaki tartışmalar kitabın sonunda kısa ekler olarak yer almıştır. Bu yapıtı New York'taki Bollingen Vakfının araştırma bursu saye-

Uzunca bir süredir bu küçük kitabı yeniden gözden geçirip gün-

sinde bitirebildik. Kurumdaki mütevelli heyeti üyelerine şükranları-

celleştirmek istiyorduk. Ancak bir yazar her zaman kendi yapıtına hâ-

mızı iletiyoruz. Ascona'da kurduğu Archiv für Symbolforschung'un

kim olamayabiliyor. Daha iyisini yapamadığımız için eksik bilgileri

zengin koleksiyonunu cömertçe hizmetimize sunan dostumuz Olga

tamamlamak ve birçok incelemedeki yeni tarihli kaynakça ile 1970 ve

Froebe-Kapteyn'e; araştırmalarımızı kolaylaştırıp belgeleri tamamla-

1975 yılında Chicago Üniversitesi'nde verilen iki seminerde yer alan

maya katkıda bulunan dostlarımız Dr. Henri Hunwald, Marcel Leibo-

bilgileri 1 incelemekle yetindik. Bu araştırmaların sonuçları bu yeni

vici ve Nicolas Morcovescou'ya en içten teşekkürlerimizi bildiriyo-

basıma eklendi.

ruz. Dr. Rene Laforgue, Delia Laforgue, Dr. Roger Godel ve Alice Godel sayesinde Paris'teki ve Val d'Or'daki evlerinde çalışabildik; burada onlara şükranlarımızı sunmak istiyoruz. Nihayet bir kez daha bu yapıtın Fransızca el yazmasını okuyup düzeltme iyiliğinde bulunan sevgili dostumuz Dr. Jean Gouillard'a, yıllardır metinlerimizi düzeltip iyileştirmek

için harcadığı çabaların karşılığında

duyduğumuz

minnettarlığı ifade etmekte zorlanıyoruz. Kitaplarımızın

Fransızca

olarak basılması kısmen onun sayesindedir.

Konuya teknikler ve bilimler tarihi açısından yaklaşmamış olsak da çok sayıda uzman yaklaşımımızı olumlu değerlendirdi. Bu uzmanlar antik kimya tarihçileri olan R. P. Multhauf ve A. G. Debus, Çinbilim tarihçileri J . Needham ve N. Sivin, Batı simyası ve eczacılığı tarihçisi W. Schneider, İslam bilim tarihi uzmanı S. H. Nasr ve pansofya* uzmanı W. E. Peuckert gibi çok çeşitli bilim adamları olduğundan hoşnutluğumuz daha da artmaktadır.

Chicago Üniversitesi, Kasım 1976

Val d'Or, Ocak 1956

1

Bkz. History of Religions, VIII, 1968, s. 74-88; X, 1970, s. 178-182; "The Myth of Alchemy." Pansofya (pansojia [pan + sojhia f=hikmet(l): Evrensel ve ansiklopedik bilgi; insan bilgisinin tümünü kuşatmayı hedefleyen eser - y n .

14

15


PH0EN1X BASKISINA ÛNSÖZ

Phoenix Baskısına

Önsöz°

kitabıdır; diğer önemli bir eser ise Joseph Needham'm, Science

and

Civilization in Chma'sıdır (c. 5, kısım 2 ve 3, Cambridge, 1974 ve 1977). Ayrıca Rönesans ve Rönesans sonrası simyası üzerine bu türden teşvik edici son kitapları da hatırlatmak isterim: Ailen G. Debus, Bu kitabın Fransızca baskısı 1956'da yayımlandı ve İngilizce çevirisi 1962'de basıldı. Birkaç yıl sonra, History of Religions'da (sayı 8, 1968, s. 74-88) "Demirciler ve Simyacılarda

Ek" 52 başlıklı eleştirel ve

bibliyografik bir mise au point* yayımlandı. Bu makale 1968'deki Harper Torchbook basımında yer almıştır.

Kitabın bu yeni basımını

birtakım baskı hatalarını düzeltmek için fırsat olarak değerlendirdik. 6 Son birkaç yıl içinde Çin simyasıyla ilgili

olarak bazı önemli

eserler yayımlandı; bunlardan ilki ve en önde geleni, Nathan Sivin'in Chinese Alchemy: Preliminaıy Studies (Cambridge, Mass., 1968; benim eleştirim için bkz. History of Religions 10

[1970]:

178-82)

isimli

The Chemical

Dream

of the Renaissance

(Cambridge, 1968); Peter J .

French, fohn Dee: The World of an Elizabethan

Magus (Londra, 1972);

Frances Yates, The Rosicrucian

(Londra, 1972), J. W.

Enlightenment

Montgomery, Cross and Crucible :fohann

Valentin Andreae

(1586-1654),

Phoenix of the Theologians (Lahey, 1973); R. J. W. Evans, Rudolff II and His World: A Study in Intellectual

History, 1576-1612

Betty J . Dobbs, The Foundation

(Londra, 1975) ve

of Newton's Alchemy

(Cambridge,

1975). Ekler bölümündeki Not P'de* onların bulgularını tartıştım. Konuya teknikler ve bilimler tarihi açısından yaklaşmamış olsak da çok sayıda uzman yaklaşımımızı olumlu değerlendirdi. Bu uzmanlar erken dönem kimya üzerinde çalışan tarihçiler olan R. P. Multhauf ve A. G. Debus, Çinbilim tarihçileri J. Needham ve N. Sivin, Batı

°

Bu bölüm, kitabın İngilizce baskısından alınmış ve (Not P ile birlikte) Ergun

simyası ve eczacılığı tarihçisi W. Schneider, İslam bilim tarihi uzma-

Kocabıyık tarafından çevrilmiştir; bkz. The Forge

nı S. H. Nasr ve pansofya uzmanı W. E. Peuckert gibi çok çeşitli bi-

gins and Structures

of Alchemy,

and the Crucible. The Ori-

2. baskı, Fransızcadan İngilizceye

çeviren

lim adamları olduğundan hoşnutluğumuz daha da artmaktadır.

Stephen Corrin, University of Chicago Press, Chicago 1 9 7 8 - y n . a

Bu makale Türkçe baskıya eklenmiştir bkz. s. 2 0 1 - y n .

*

Sinema terminolojisine ait Fransızca bir teknik terim olan mise au

point,

odaklama anlamına geliyor. Yazar b u terimle konuyla ilgili yeni kaynaklara ilişkin yeni gelişmelere odaklanmaktan söz ediyor olsa gerek - y n . 6

Demirciler

ve Simyacılardın Fransızca orijinal metnini İngilizce çevirisiyle kar-

şılaştınrken Eliade'nin baskı hataları dediği şeylerin ötesinde

farklılıklar

olduğunu, ana metnin ve notlar bölümünün kimi paragraf ve cümlelerinin çıkanldıgım ve Fransızca baskıda olmayan birkaç cümlenin eklendiğini ve Not P'nin tümüyle yenilendiğini gördük; ancak b u değişikliklerin ne kadan m n Eliade tarafından yapıldığıyla ilgili herhangi bir açıklamaya rastlaya-

Bu ek bölümün İngilizce basımda tamamen yeniden yazılmıştır, biz de çeviride t u yeni biçimini esas aldık; bkz. s. 2 5 3 - y n .

madık - y n .

16

17


i

Meteoritler ve Metalürji

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

eteoritlerin etkileyiciliği besbellidir: "Yukarıdan," gökten gel-

M

dikleri için göksel kutsallığa aittiler. Belli bir dönemde ve ki-

mi kültürlerde göğün taştan olduğu bile düşünülüyordu. 1 Avustralya yerlileri günümüzde hâlâ gök kubbenin kaya kristalinden ya da gök tanrının tahtının kuvarstan yapılmış olduğuna inanırlar. Öte yandan göksel tahttan kopup geldiği düşünülen kaya kristalleri Avustralyalılarda, Malakka Negritolarında, Kuzey Amerika'da ve başka yerlerde şamancı erginleme törenlerinde özel bir rol oynar. 2 Sarawaklı denizci Dayakların dedikleri gibi bu "ışık taşları" yeryüzünde olup biten her şeyi yansıtır; şamana hastanın ruhunda ne olup bittiğini, bu ruhun nereye kaçtığını söyler. Şamanın "gören" kişi olduğunu, çünkü doğaüstü bir görüye sahip olduğunu söylemeye gerek yok: Şaman mekânda ve zamanda uzakları "görür;" ayrıca kutsiyeti olmayan kişilerin göremeyeceklerini de ("ruhu," tinleri, tanrıları) görür. Erginleme sırasında müstakbel şamanın içi kuvars kristalleriyle doldurulur. Başka bir deyişle, görü yetileri ve "ilmi" kısmen de olsa gök ile girdiği

1

Kitabın sonundaki Not A'da bazı bilgiler vardır; burada meteorit ve metalürjinin başlangıcına ilişkin başlıca kaynakçaya yer verdik.

2

Bu mitsel-ritüel komplekse ilişkin malzeme ve tartışmalar için bkz. Le marıisme et les techniques archaiques Şamanizm,

İlkel Esrime Teknikleri,

Cha-

de l'extase, s. 1 3 5 vd (Türkçesi için b k z . çev. ismet Birkan, İmge Yayınlan, Ankara,

1 9 9 9 % . 1 6 5 vd).

19


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

METEORİTLER VE METALÜRJİ

genitrixn

mistik bir dayanışmadan ileri gelir. 3

geçmiştir; taşların bereketi motifini ileride işleyeceğiz.

Göktaşlarının dinsel açıdan ilk değerini ele alalım: Bu taşlar gök-

Meteoritlerin göksel, yani eril nitelikleri de aynı ölçüde kesindir;

sel kutsallıkla yüklü olarak düşerler, yani göğü temsil ederler. Mete-

çünkü sonraları insanlar kimi silekslere® ve neolitik gereçlere "yıldı-

oritlere bağlanan bunca tapım ve hatta bu taşların tanrıyla eş tutulma-

rımtaşı," "yıldırım dişi" ya da "Tanrı'nm baltası" gibi isimler ver-

sı büyük bir olasılıkla buradan kaynaklanır: Taşlarda tanrının "ilk ha-

mişlerdir; bunların bulundukları yerlere yıldırım düştüğüne inanılır-

lini," doğrudan tezahürünü görürler. Troya'daki palladion'un

doğru-

dı. 6 Yıldırım, Gök Tanrı'nm silahıdır. Bu tanrı fırtına tanrısı tarafın-

dan gökten düştüğüne inanılırdı ve kadim yazarlar ona tanrıça Athe-

dan kovulunca, yıldırım, Kasırga Tanrısı ile Yer Tanrıçası arasındaki

na'nm heykeli diye bakarlardı. Yine Ephesos'taki Artemis heykelinin

hierogami'nin

işareti haline gelmiştir. Böylelikle Girit'teki yarıklar ve

gökten geldiği düşünülürdü.

mağaralarda bulunan çift ağızlı baltaların sayısının bu kadar çok ol-

Phrygia'daki Pessinus meteoriti Kybele'nin imgesi olarak yüceltilirdi;

masını açıklayabiliyoruz. Tıpkı yıldırım ve meteoritler gibi bu balta-

bu taş sonradan, Delphoi kahinlerinin kehanetleri üzerine, II. Kartaca

lar da yeri "yarıyorlardı;" başka bir deyişle gök ile yerin birleşmesi-

Savaşı'ndan çok kısa bir süre önce Roma'ya getirilmiştir. Thespiai'de,

ni simgeliyorlardı. Eski Yunan'm en ünlü yarıklarından biri olan Del-

Eros un en eski temsili olan sert bir kaya kütlesinin yanında Praksite-

phoi'un adı bu mitsel imgeye dayanıyordu; delphi

les'in yaptığı bir tanrı heykeli dururdu. 5 Başka örnekler de bulabiliriz

üreme organı anlamına geliyordu. Daha ilerde göreceğimiz

ve Emesa'daki* Elagabalus*

kozalağının 4

kelimesi kadının üzere,

kolaylıkla (en bilineni Mekke deki Kabe'dir). Bazı meteoritlerin tanrı-

başka pek çok simge ve lakap yeryüzünü kadınla özdeşleştirir. Ancak

çalarla, özellikle (Kybele gibi) bereket tanrıçalarıyla bir tutulması

bu benzetim, önceliği kozmosa veren bir tür arketipik model işlevi

dikkat çekicidir. Bu durumda kutsallığın aktarımıyla karşı karşıyayız:

görüyordu. Platona göre 7 kavramsal olarak toprak kadına değil kadın

Göksel köken unutulmuş bunun yerine dinsel bir kavram olan

toprağa öykünür.

petra

"ilkeller" meteor demirini, yeryüzündeki demir içeren madenleri kullanmadan çok daha önce işliyorlardı. 8 Öte yandan tarihöncesi halk3

Daha ileride başka bir kültürel düzeyde şamana ayncalıklannı kazandıran şeyin kaya kristali değil metal olduğunu göreceğiz. Sibirya'da şamanın ergin-

a

petra genitrix: doğurgan kaya-yn.

lenmesi sırasında kemikleri demirle birleştirilir, hatta demirden kemikler ta-

0

Sileks: İlk kez paleolitik devirde kullanılan dayanıklı ve kolay işlenebilir taş

6

Bkz. Not A'daki bazı kaynakça bilgileri.

kılır (bkz. s. 8 9 ) *

-yn.

Emesa: Suriye'de kent. Bugünkü Humus (veya Hims) kenti - y n . Suriye'de Elagabal (el-Cebal, Yunan imlasıyla Heliogabalos) ismiyle bilinen

7

Menex.,

güneş tanrı - y n .

8

Krş. G. F. Zimmer, "The Use of Meteoric Iron by Primitive Man," Journal

238a. oj

4

Herodianus, V, 3, 5.

the Iron and Steel İnstitute,

5

Pausanias, IX, 27, i.

logie'de başlayan ve birkaç yıl süren, ilkeller ve eski halklann meteor demiri-

20

1 9 1 6 , s. 3 0 6 vd. 1 9 0 7 yılında Zeitschift jür

21

Ethno-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

METEORİTLER VE METALÜRJİ

larm eritmeyi keşfetmeden önce kimi madenleri taş gibi kullandıkla-

metali" ya da "yıldız-metal" biçiminde çevrilir. Campbell Thompson

rı, yani onları taş aletlerin ham maddesi olarak gördükleri biliniyor.

sözcüğü "(meteoritin) göksel şimşeği" biçiminde çeviriyor. Demirin

Metalürjiyi bilmeyen kimi halklar da çok yakın tarihe kadar benzer

Mezopotamya'daki diğer adı Asurca parzillu'nun

bir tekniği uygulamışlardır; meteor demirini sileks çekiçlerle işliyor-

rünüyor. Kimi uzmanlar sözcüğün Sümerce "ulu metal" anlamına

lar ve biçimleri her açıdan taş aletlere benzeyen nesneler yapıyorlar-

gelen BAR.GAL kelimesinden türediğini düşünüyor; 13 ancak çoğu da

dı. Örneğin Grönland Eskimoları bıçaklarını meteor demirinden ya-

anlamı tartışmalı gö-

Cortez, Aztek reislerine bıçaklarını nereden aldıklarım sor-

sözcüğün -ili ile bitmesi nedeniyle Asya kökenli olduğunu ileri sürü14 yor.

duğunda, ona gökyüzünü göstermişlerdi. 10 Yucatan Mayaları ve Peru

Burada çok karmaşık bir konu olan eski Mısır'da metalürji konu-

İnkaları gibi Aztekler de yalnızca meteor demirini kullanıyorlardı: Bu

suna eğilmeyeceğiz. Mısırlılar epeyce uzun bir süre yalnızca meteor

parlardı.Q

nedenle altından daha değerli sayıyorlardı. Maden eritmeyi bilmiyor-

demirinden haberdardılar. Demir yatakları Mısır'da XVIII. hanedan ve

lardı. Arkeologlar Yeni Dünyanın tarihöncesi maden yataklarında de-

Yeni İmparatorluk döneminden önce kullanılmışa benzemiyor. 15 Bü-

mirin izine rastlamamışlardır. 11 Orta ve Güney Amerika'ya metalürji

yük Piramidin (MÖ 2 9 0 0 ) taş blokları arasında ve Abydos'ta VI. hane-

büyük bir olasılıkla Asya'dan gelmiştir: Son araştırmalara göre bu

dana ait bir piramitte yer demirinden yapılmış nesnelere rastlanmış-

kaynak Çou dönemi (orta ve geç dönem, MÖ VIII.-IV. yüzyıllar) Gü-

tır; ama bu nesnelerin Mısır kökenli oldukları kesin olarak belirlene-

ney Çin kültürüdür; kısaca söylersek bu köken aslında Tuna'dır, çün-

memiştir. "Gök demiri" ya da daha doğrusu "gök metali" anlamında-

kü Tuna metalürjisi MÖ IX-VIII. yüzyıllarda Kafkasya yoluyla Çin'e

ki biz-n.pt terimi doğrudan onların meteorit kökenine işaret etmekte-

kadar ulaşmıştı. 1 "

dir. Öte yandan terimin önce bakır için kullanılmış olması muhte-

Doğudaki antikçağ halklarının da benzer görüşleri olduğu görülü-

meldir. 16 Hititlerde de aynı durum vardır: XIV. yüzyıldan kalma bir

yor. Demir anlamını taşıyan en eski sözcük olan Sümerce AN.BAR,

metinde Hitit krallarının "göğün kara demirini" kullandıkları belirti-

"gök" ile "ateş" piktogramlarmdan oluşur. Sözcük genellikle

lir. 17 Meteor demiri Girit'te Minos çağından (MÖ 2 0 0 0 ) beri bilin-

"gök

ni kullanmalan konusundaki tartışma, Montelius tarafından özetlenmiştir: Prâhistorische

Zeituııg, 1 9 1 3 , s. 2 8 9 vd. Krş. R. J. Forbes, Metallurgy

in Anti-

quity, Leyden, 1 9 5 0 s. 4 0 1 vd.

13 14

Forbes, s. 4 6 3 , Bork ve Gaertz Çerkezce bir kök önermişlerdir; bkz. Forbes,

9

Richard Andree, Die Metalle bei den Naturvölkem,

10

T. A. Rickard, Man and Metals, c. I, s. 1 4 8 - 1 4 9 .

11

R. G. Forbes, Metallurgy in Aııtiquity, s. 4 0 1 .

15

Forbes, s. 4 2 9 .

12

R. Heine-Geldern, "Die asiatische Herkunft der südamerikanischen Metall-

16

Krş. Forbes, s. 4 2 8 .

technik" (Paideuma, V, 1 9 5 4 ) , özellikle bkz. s. 4 1 5 - 4 1 6 .

17

Rickard, Man and Metals, I, s. 149.

22

s. 1 2 9 - 1 3 1 .

W . Persson, "Eisen und Eisenbereitung in âltester Zeit," s. 113. a.g.y. Bütün bu konular ve Mısır'da metalürjinin başlangıcı konusu için bkz. Not A.

23


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

METEORİTLER VE METALÜRJİ

mekteydi ve Knossos mezarlarında demir nesneler bulunmuştur 18 De-

yor olmasına karşın, demiri eritmenin sırrı Yakındoğu üzerinden Ak-

mirin "göksel" kökeni Yunanca sideros sözcüğünde bulunabilir; sözcük

deniz ve Orta Avrupa'ya yayılmıştır. 1 9 Çok geç dönemlere kadar de-

"yıldız" anlamındaki sidus, -eriş ve Letonca "parlamak" anlamındaki

mir işçiliği tunç çağı modelleri ve tarzlarına sadık kalmıştır (tıpkı

svidu ve "parlak" anlamındaki svideti ile ilişkilendirilmiştir.

tunç çağının önce tarz olarak taş devrinin morfolojisini

sürdürmesi

Bununla birlikte meteoritlerin kullanımı tam bir "demir çağını"

gibi). Demir; süs eşyaları, muskalar ve heykelcikler biçiminde görü-

başlatacak kadar değildir. Bu süre boyunca metal çok nadirdi (altın

lür. Birçok "ilkel" halkta hâlâ var olan kutsal değerini uzun süre ko-

kadar değerliydi) ve kullanımı da çoğunlukla ritüel amaçlıydı, insa-

rumuştur.

noğlunun yaşamında yeni bir aşamanın, metal çağının başlaması için

Ne antik metalürjinin çeşitli aşamalanndan ne de tarih boyunca

madenlerin eritilmesinin keşfedilmesi gerekmiştir. Özellikle demir

uyguladığı etkiden söz edeceğiz; yalnızca metaller çağında ve özellikle

konusunda durum budur. Bakır ve tunçtan farklı olarak demir meta-

demirin endüstriyel zaferinden sonra büyüsel-dinsel kompleksleri ve

lürjisi kısa sürede endüstrileşmiştir. Magnetiti ya da hematiti eritme-

simgecilikleri belirlemeye çalışacağız. Çünkü insanoğlunun askeri ve

nin sırrı bir kez keşfedildiğinde ya da öğrenildiğinde büyük miktarda

siyasi tarihine dahil olmadan önce "demir çağı" tinsel yaratımlara yol

metal elde edilmekte gecikilmedi; çünkü yataklar çok zengindi ve iş-

açmıştır. Çoğunlukla olduğu gibi, simge, imge ve ayin bir keşfin işe

letilmesi kolaydı. Ancak yerden çıkarılan demir gibi işlenmiyordu;

yarar uygulamalarını önceler ve kimi kez de, deyiş yerindeyse, müm-

ayrıca bu bakır ve tuncun eritilişinden farklı bir işlemdi. Demir an-

kün kılar. Atlı savaş arabası, ulaşım aracı haline gelmeden önce ritüel

cak fırınlar keşfedildikten ve özellikle akkor haline getirilen metalin

geçiş törenlerinde kullanılmıştır; üstünde güneşin simgesi ya da gü-

"sertleştirilmesi" tekniği geliştirildikten sonra öncelikli konuma geç-

neş tanrısının imgesi taşınmıştır. Zaten savaş arabasının "keşfi" ancak

miştir. Bu metalürjinin endüstriyel çapta başlangıcını MÖ 1 2 0 0 - 1 0 0 0 ,

güneş çarkı simgeciliği anlaşıldıktan sonra mümkün hale gelmiştir.

yerini de Ermenistan dağlan olarak belirleyebiliriz. Biraz önce gör-

"Demir çağı" dünyanın görüntüsünü değiştirmeden önce insanoğlu-

düğümüz gibi demirin kaynağı ister meteoritler olsun isterse yeryüzü

nun tinsel tarihinde büyük yankılar bırakan çok sayıda ayini, miti ve

olsun, Mezopotamyada (Tel-Asmar, Tel-Çagar Bazar, Mari), Anadolu'-

simgeyi doğurmuştur. Bilindiği gibi ancak demirin endüstriyel başa-

da (Alacahöyük) ve muhtemelen Mısır'da III. binyıldan itibaren bilini-

rısından sonra insanlığın metalürji çağından söz edilebilir. Demirin eritilmesi konusunda sonraki keşif ve ilerlemeler bütün geleneksel metalürji tekniklerinin yeniden değerlendirilmesini sağlamıştır. Demirin günlük kullanıma uygun hale gelmesini sağlayan şey, yer altın-

18

Bkz. Not A Ancak demir endüstrisi Girit'te büyük bir öneme sahip olmamıştır. Girit'te demir işçiliğiyle ilgili Yunan mitleri ve efsaneleri muhtemelen

dan çıkarılan demirin işlenmesidir.

Girt'teki 1da Dağı ile aynı adı taşıyan ve gerçekten de ç o k eskiye dayanan güçlü bir demir endüstrisine sahip Phrygia'daki dağın birbirine kanştınlmasından ileri gelmektedir; bkz. Forbes, a.g.y., s. 3 8 5 .

24

19

Forbes, s. 4 1 7 vd.

25


METEORİTLER VE METALÜRJİ

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

Demek ki bu olayın çok önemli etkileri olmuştur. Meteoritlerin

ge sunacağız. Öte yandan maden ve metalürji hakkındaki araştırmalar

göksel kutsallığının yanı sıra maden ve maden filizlerinin yersel kut-

bizi Yeryüzü Ana, madenler âlemi ve bu âlemin aletlerinin cinsiyet-

sallıgıyla karşı karşıyayız. Demir metalürjisi doğal olarak bakır ve

leri, metalürji, jinekoloji ve ebeliğin karşılıklı ilişkileriyle

ilişkili

tunç metalurjisiyle ilgili teknik buluşlardan yararlanmıştır. Neolitik

özgül tasavvurlara doğru götürüyor, ilk başta metalurjistin ve demir-

çağdan beri (VI.-V. binyıl) insanın yer yüzeyinde bulduğu bakırı za-

cinin evrenini daha iyi anlamak için bu tasavvurlardan bazılarını se-

man zaman kullandığını, ama bunu taş ya da kemik gibi işlediğini,

rimleyeceğiz. Metallerin kökenleriyle ilgili

mitler konusunda, bir

yani metalin özelliklerinden henüz habersiz olduğunu biliyoruz. Çok

tanrının kurban edilmesi ya da kendi kendini kurban etmesi yoluyla

daha sonraları bakırı ısıtarak işlediler; eriterek işleme tam olarak MÖ

yaratılış kavramını, tarım mistisizmi, metalürji ve simya arasındaki

4000-3500'e kadar gider (el-Übeyd ve Uruk devirleri), ancak henüz

ilişkileri ve nihayet doğal büyüme, hızlandırılmış büyüme ve "mü-

bir "bakır çağından" söz edemeyiz, çünkü çok az miktarda metal üre-

kemmellik" fikirlerini kapsayan mitsel-ritüel bütünlerle karşılaşaca-

tilebiliyordu.

ğa

Sonradan demirin ortaya çıkması, ardından da endüstride yaygınlaşması metalürji ayinleri ve simgelerini çok etkiledi. Demirle ilgili çok sayıda tabu ve demirin büyüsel kullanımı, bu yaygınlaşmanın ve beraberinde başka "çağları" ve başka mitolojileri temsil eden tunç ve bakırı geride bırakmasının sonucudur. Demirci öncelikle demiri işleyen biridir ve göçebelik hali - ç ü n k ü sürekli ham metal bulmak, sipariş almak için yer değiştirir- sayesinde başka halklarla içli dışlı olur. Demirci; mitolojileri, ayinleri ve metalürji sırlarım yayan başlıca kişi haline gelmiştir. Bütün bu olgular bizi muazzam bir tinsel evrene götürüyor, işte sonraki sayfalarda bu evreni sunmaya çalışacağız. Genel bir görünümle başlamak hem zor hem de tehlikeli olacaktır; metalürji evrenine küçük adımlarla yaklaşacağız. Bağlaşık, koşut ya da hatta karşıt büyüsel-dinsel tasavvurlarla ilişkili olan çok sayıda ayini ve mysteria'yı göreceğiz. Araştırmamızın ana hatlarını belirlemek üzere bunları kısaca sıralayalım. Demir dökümünün ritüel işlevini, demircinin paradoksal durumunu ve büyü (ateşe hâkim olma), demirci ve gizli topluluklar arasındaki ilişkileri gösteren bir dizi bel-

26

27


DEMİR ÇAĞİ MİTOLOJİSİ

2

yabancıdır, yani "aşkındır," "yukarıdan" gelmektedir: Bu yüzden gü-

Demir Çağı Mitolojisi

nümüzde bir Arap için doğası gereği bir harikadır, mucizeler yaratabilir. Belki de insanların yalnızca meteor demirini kullanabildikleri çağa ait mitleşmiş bir anı söz konusudur ve bu, aşkınlığm bir imgesi olarak görülmüştür; çünkü mitler insanların olağanüstü yetilerle ve güçlerle donatıldıkları, neredeyse yarı tanrı oldukları o masalsı çağın

emirin kutsallığı konusu üstünde durmayacağız. Demir ister

anısını korur. O zaman, mitsel "bir zamanlar" (illud tempus) ile tarih-

gökten düşmüş olsun isterse toprağın bağrından sökülüp alın-

sel zamanlar arasında bir kesinti vardır ve geleneksel tinsellik düze-

mış olsun, her durumda kutsal güçlerle yüklüdür. Metale hürmet en

yinde her tür kesinti "düşüş" sayıldığından, yok olan bir aşkmlığa

yüksek kültürlerin halklarında bile korunmuştur. Malezya kralları kı-

işaret eder.

D

sa süre öncesine kadar "boşinanca dayalı bir korkuyla karışık olağanüstü bir saygı" duydukları kutsal bir demir parçasını üzerlerinde taşırlardı. 1 Metalleri işlemeyi bilmeyen "ilkeller" için demir gereçler çok daha saygıdeğerdi: Hint'in arkaik halkı Bhiller, komşu kabilelerden edindikleri ok uçlarına ilk ürün sungusunda bulunurlardı. 2 Bir nesne "fetişizmi," kendi içinde ve kendisi için bir nesneye tapınma, kısaca bir boşinanç söz konusu değildi; burada tanıdık evrene ait olmayan, "başka yerlerden" gelen, dolayısıyla bir öte dünya işareti, aşkınlığın az çok bir imgesi olan yabancı

bir nesneye duyulan saygı

vardır. Çok uzun süreden beri yer demirini kullanmayı bilen kültürler için şurası kesindir: Onlarda o masalsı "göksel metal" anısı, metalin okült niteliklerine olan inanç süregelmiştir. Sinalı Bedeviler meteor demirinden bir kılıç yapabilen kişinin savaşta yara almayacağına ve bütün düşmanlarını alt edeceğine inanırlar. 3 "Göksel metal" yere

' 2 3

Demir epeyce ileri ve karmaşık bir kültür tarihine sahip olan halklarda bile olağanüstü bir büyüsel-dinsel öneme sahiptir. Plinius, demirin noxia medicamenta phationes'e

zer inançlar Türkiye'de, İran'da, Hindistan'da, Dayaklarda ve diğerlerinde de vardır. 1907 yılında, J . Goldziher demirin demonlara karşı kullanılmasıyla ilgili bir yığın belge topladı. Yirmi yıl sonra S. Seligmann kaynakların sayısını on kat artırdı; dosya uçsuz bucaksız hale geldi. Özellikle bıçaklar demonları uzaklaştırır. Avrupa'nın kuzeydoğusunda demir nesneler ekini hem kötü havaya hem de kem gözlere karşı korur.' "Metal çağları" arasında tarih olarak en sonuncu olmanın ayrıcalığıyla üstün gelen demir çağının büyük ölçüde kaybolmuş mitolojisi; adetlerde, tabularda ve çoğunlukla hiç sorgulanmayan

2 9 , 1 9 2 9 , s. 4 8 - 1 1 2 , s. 55.

Aktaran: W . Perry, A. C. Kruyt The Children of the Sun, Londra, 1 9 2 2 , s. 3 9 1 . R. Andree, Die Metalle bei den Naturvölkern, W. E. Jennings-Bramley, The Bedouins

s. 4 2 .

of the Sinai-Peninsula,

Filistin Keşif

Fonu, 1 9 0 6 , s. 27. Aktaran: R. Eisler, "Das Qainzeichen," Le Monde

28

Oriental,

{zararlı ilaçlar} ve adversus nocturnas lim-

(gece buhranlarına) karşı etkili olduğunu yazıyordu. 4 Ben-

4

Naturalis historia, XXXIV, 44.

5

Demirin büyüde, tarımda, halk hekimligindeki vs rolü hakkında bkz. Not B'deki bilgiler.

29


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİR ÇAĞİ MİTOLOJİSİ

"boşinançlarda" hâlâ yaşamaktadır. Ancak tıpkı demirciler gibi, de-

ler: Tıpkı yıldırım gibi çarpıyorlar, yaralıyorlar, kıvılcım çıkarıyor-

mir de paradoksal niteliğini korur; zira "şeytani" ruhu da somutlaş-

lardı. Yıldırım gibi öldürücü ve iyilikçi olabilen taş silahların para-

tırabilir. Birçok yerde, belli belirsiz bir şekilde, demirin yalnızca uy-

doksal büyüsü, metalden yapılmış yeni gereçlere aktarılmış ve yücel-

garlık yoluyla (yani tarım yoluyla) zaferi değil, savaş yoluyla üstün-

' tilmiştir. Taş devri zamanlarındaki baltanın mirasçısı olan çekiç, güç-

lüğü de temsil ettiği görülür. Kimi kez askeri zafer, şeytani zaferin

lü tanrıların, fırtına tanrılarının simgesi haline gelir. Böylelikle fırtı-

yerini alır. Va Çaggalar için demir, içinde yaşam ve barışın düşmanı

na ve tarımsal bereket tanrılarının neden demirci tanrılar olarak dü-

olan sihirli bir güç barındırır. 6

şünüldüğünü anlıyoruz. Kouang-si'li T'ou-jenler, tanrı Dântsien Sân'a

Demirci aletleri de kutsal alana aittir. Çekiç, körük, örs canlı,

keçi kurban ederler; çünkü bu tanrı keçi kafalarını örs olarak kulla-

mucizevi varlıklar olarak görülür; bunların, demircinin yardımı ol-

nır. Dântsien Sân fırtına sırasında demiri, kurban edilen hayvanın

madan kendi büyüsel-dinsel güçleriyle işleyebildiklerine inanılır. To-

boynuzlan arasında döver; şimşekler ve kıvılcımlar sağanağı başlar

golu demirciler, aletleri için "çekiç ve ailesi" der. Angola'da çekice ta-

ve demonları alt eder. Tanrı demirci kılığında insanları ve ekinleri

pılır, çünkü tarım için gerekli aletler çekiçle yapılır; çekiç bir prense

korur. Dântsien Sân bir fırtına tanrısıdır ve Tibetli dam-can a, yani

gösterilen saygıyı, bebeğe gösterilen özeni görür. Demiri bilmeyen,

bir keçiyi binek olarak kullanan ve kadim bir bon tanrısı gibi görü-

demircilerin

nen rDorje-legs(pa)'ya karşılık gelir; tapımı fırtınayla, tarımla ve ke-

körüklerine taparlar. Mossengereler ve Ba Sakateler demirci ustasının

çiyle ilintilidir. 8 Dogonlarda benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Uy-

asaletinin körüğünün içinde yoğunlaşmış olduğuna inanırlar. 7 Ocakla-

garlaştırıcı kahraman rolünü göksel demirci üstlenir; gökten tohum-

rın yapımı ise sırlarla doludur ve başlı başına bir ritüel oluşturur

ları indirir ve insanlara tarımı öğretir.

dolayısıyla işlemeyen Ogovveler, komşu kavimlerdeki

(Bkz. daha ilerde, s. 61 vd).

Şimdilik şu mitsel kesiti alalım: Fırtına tanrıları yeryüzünü "yıl-

Bütün bu inanışlar metallerin kutsal gücüyle sınırlı kalmaz, aletle-

dırımtaşlarıyla" döverler; amblemleri çift taraflı balta ve çekiçtir;

rin büyüsünü de içerecek şekilde genişler. Alet yapma sanatı - y a tan-

bunlar gök ve yerin kutsal evliliğinin işaretidir. Demirciler örslerin-

rı ya da demon olan- insanüstü bir varlığın işidir (çünkü demirci de

de demir döverken, kudretli tanrının yaptığı ilk işe öykünürler; as-

öldürücü silahlar yapar). Taş devri zamanlarına ait eski mitoloji ka-

lında onlar bu tanrının yardımcılarıdır. Tarımsal bereket, metalürji

lıntıları büyük bir olasılıkla metallerle ilgili mitolojiye eklenmiş, on-

ve çalışma etrafında örülmüş bütün bu mitoloji yakın tarihlidir.

larla kaynaşmıştır. Taştan alet, el baltası gizemli güçlerle yüklüydü-

Çömlekçilik ve tarımdan sonra gelişen metalürji, avcılık-toplayıcılık evrelerinde de var olan gök tanrının, sonunda dölleyici Er, yeryüzü-

6

Walter Cline, Mining and Metallurgy in Negro A/rica, Paris, 1 9 3 7 , s. 117.

7

R. Anree, a. g.y., s. 42; W . Cline, Mining and Metallurgy in Negro A/rica, s. 1 2 4 ; R. J . Forbes, Metallurgy in Antiquity, s. 83.

30

8

D. Schröder, "Zur Religion der Tujen," Anthropos, mann, Qellen zur Geschichte

der tibetischen

31

1 9 5 2 , s. 8 2 8 vd; H. Hoff-

Bon Religion, Mainz, 1 9 5 1 , s. 164.


DEMİRCİLER VF. SİMYACILAR

DEMİR ÇAGl MİTOLOJİSİ

nün Ulu Anasının kocası, güçlü Tanrı tarafından kovulduğu, tinsel

yaratmıştır. Benzer motiflere başka yerlerde de rastlarız: Cermen mi-

bir evrenin sistemi içine sokulur. Bu durumda söz konusu dinsel dü-

tolojisindeki dev Ymir, tıpkı Çin ve Hint mitolojilerindeki P'anku ve

zeyde yüce bir göksel Varlık tarafından gerçekleştirilmiş yoktan var

Puruşa gibi, ilksel maddeyi oluştururlar.

etme fikri gölgede kalmış, yerine kutsal evlilik ve kanlı kurban yo-

s a n d ı r , bu da gösteriyor ki, kimi Hint geleneklerinde "insan kurban

luyla yaratılış fikri geçmiştir; hatta yaratılış

kavra-

etme" kozmogonik bir işleve sahipti. Ancak böyle bir kurban ilkör-

mına doğru evrildigini bile görebiliyoruz. Bu nedenle metalürji mito-

nektir: Kurban edilen insan, ezeli, tanrısal Devadam'ı cisimleştiriyor-

lojisinde ritüel birleşme ve kanlı kurban motifleriyle karşılaşıyoruz.

du. Kurban edilen hep bir tanrı, insan kılığmdaki bir tanrıdır. Bu

kavramının üreme

Yaratılışın bir kurban etme ya da kendini kurban etme eylemiyle

Puruşa'nm anlamı

"in-

simgecilik insanın yaratılışıyla ilgili mitolojik gelenekleri olduğu ka-

Önceki

dar yenebilir bitkilerin kökenine ilişkin mitleri de ortaya koyuyor.

mitolojiler özellikle tanrının biçimlendirdiği ezeli bir cevherden ya

Marduk insanı yaratabilmek için kendini kurban eder: "Kanımı katı-

da yoktan yaratılma türünü içeriyorlardı. Bütün yaratılışın - h e m ev-

laştıracağım, kemik yapacağım. İnsanı yapacağım, tastamam insan

başladığı düşüncesinin "yeniliğini" iyi anlamak gerekiyor.

renin hem de insanın yaratılışının- koşulu olarak kanlı kurbanın öne

olacak... İnsanı yapacağım, yeryüzünde yaşayacak..." Bu metni ilk kez

geçmesi insan ile kozmos arasındaki eşleşmeyi güçlendirir (çünkü ev-

çeviren King, metni Berosius'un (MÖ IV. yüzyıl, Yunanca kaleme alın-

ren de bir ilksel devden, bir Devadam'dan türemiştir); ama özellikle

mış çok değerli, ama kaybolmuş bir Kaide tarihinin yazarı) aktardığı

yaşamın ancak kurban edilen başka bir yaşamla başlayabileceği fikrini

Mezopotamya yaratılış geleneğine yaklaştırmaktadır: "Ve Bel toprağın

getirir. Bu tür kozmogoni ve antropogoni düşüncelerinin çok önemli

ekinsiz ama verimli olduğunu görünce tanrılardan birine [Bel'in] kafa-

sonuçları olacaktır: Önceden bir kurban sunmadan hiçbir "yaratımın"

sını kesmesini, akan kanı toprakla karıştırmasını, bundan havayı so-

ya da "üretimin" gerçekleşemeyeceği düşüncesine ulaşılacaktır. Örne-

luyacak insanlar ve hayvanlar yapmasını emretti." 10 Benzer kozmogo-

ğin inşaat ayinlerini ele alalım; bu yolla kurbanın "yaşamı" ya da "ru-

nik fikirler Mısır'da da vardır. Bütün bu mitlerin derin anlamı açık-

hu" binaya aktarılmış olur; bina da aynı nedenle sunulan kurbanın ye-

tır: Yaratılış bir kurbandır. Yaratılana can vermek için ona kendi ya-

ni bedenidir, mimari bedenidir. 9

şamını (kanı, gözyaşını, ersuyunu, "ruhu," vb) aktarmak gerekir.

Marduk, evreni öldürdüğü deniz canavarı Tiamat'm bedeninden

Bu motife bağlı başka bir mit dizisi, bir tanrının ya da tanrıçanın kendini kurban etmesiyle oluşan yenilebilir bitkileri anlatır. İnsanın

9

Krş. M. Eliade, "Maıtre Manole et le Monastere;" De Zalmoxis â

Cengiz-khan,

Paris, 1 9 7 0 , s. 162 vd. Bu fikir, çok önemli bir şeyi, çoğunlukla da kendi bedenlerini kurban etmeden hiçbir şeyin yaratılamayacağı düşüncesi biçi-

10

King, The Seven Tablets of Creatioıı, Paradis,

s. 8 6 , aktaran: S. Langdom, Le Poeme

minde hâlâ sürmektendir. Her tür uğraş nihayetinde kendini kurban etmeyi

Dhorme, Les Religions de Babylonie

gerektirir.

kozmogonik gelenekler ve koşutlukları konusunda bkz. Not C.

32

du

du Deluge et de la Chute de l'homme, s. 3 3 - 3 4 . Aynca bkz. Edouard et d'Assyrie, Paris, 1 9 4 5 , s. 3 0 2 , 3 0 7 . Bu

33


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

hayatta kalabilmesi için tanrısal bir varlık - b i r kadın, bir genç kız,

3

bir erkek ya da bir ç o c u k - kendini kurban eder: Gövdesinden farklı

Cinsiyet Kazanan Dünya

türden besleyici bitkiler çıkar. Bu mit, dönemsel olarak kutlanması gereken ayinlerin modelidir. Ekinin bereketi için insan kurban etme olgusunun anlamı budur: Kurban öldürülür, parçalanır, parçaları bereket sağlasın diye toprağa saçılır. 11 Şu halde -biraz sonra göreceğimiz g i b i - kimi geleneklere göre metaller de kurban edilmiş yarı tan-

itki dünyasının "cinsiyet kazanmasından" söz ederken, terimin

B

tam anlamını belirlemek gerekir:

rısal bir ezeli varlığın kanından ya da etinden çıkmıştır.

Bitkilerin üremesiyle

ilgili

Böylesi kozmolojik tasavvurlar insan-evren eşleşmesini güçlendi-

gerçek olgular değil, dünya ile mistik bir sempati deneyiminin sonu-

rir ve birçok düşünce bu eşleşmeyi farklı yönlere doğru yönlendirip

cu ve ifadesi olan, "nitelikle ilgili" morfolojik bir sınıflandırma söz

derinleştirir. Bunun sonucunda bitkisel ve madensel dünya gibi çev-

konusudur burada. Kozmos üzerine yansıdığında onu "cinsiyet sahibi

releyen dünyadaki araç gereçlerin "cinsiyet kazanması" olgusu gelir.

yapan" Yaşam fikridir bu. Kesin, "nesnel," "bilimsel" gözlemler me-

Bu cinsel simgecilikle doğrudan ilişki içinde olmak üzere, yerin kar-

selesi değildir, yaşam bakımından ve cinselliği, doğurganlığı, ölümü

nıyla, dölyatağıyla özdeşleştirilen maden yatağına ve embriyon biçi-

ve dirilişi kuşatan antropokozmik kader bakımından çevremizdeki

mindeki madenlere ilişkin çok sayıda imgeyi anımsatmamız gereke-

dünyanın değerini tespit edebilme meselesidir. Ayrıca arkaik toplu-

cektir: Bu imgeler madenciliğe ve metalürjiye eşlik eden ritüellere j i -

mlarda insanlar bitkilerin yaşamım "nesnel olarak" gözlemleyemez-

nekolojik ve doğumsal bir anlam yükleyen imgelerdir.

lerdi. Mezopotamya'da yapay döllemenin, hurma ve incir ağaçlarının aşılanmasının keşfedilmesi buna kanıttır. Bunlar çok uzun süredir var olan işlemlerdir; çünkü Hammurabi Yasaları'nda en az iki paragraf bu konuyu yasaya bağlar. Bu tür faydalı bilgiler sonradan İbranilere ve Araplara geçmiştir. 1 Ama meyve ağaçlarının yapay olarak döllenmeleri kendi başma etkili bir bahçecilik tekniği olarak görülmemişti: Bir ritüeldi bu ve bitkisel verimliliği getirmesi nedeniyle insanın cinsel katılımı da aynı şekilde söz konusuydu. Toprağın bereketiyle veya özellikle tarımla ilişkili orjilere dinler tarihinde çok sık rastlanır. 2

11

Bu mitsel motifler ve bunlardan kaynaklanan ayinler için bkz. M. Eliade, Dinler Tarihine Giriş, § 132. Aynca aynı yazar, "La Terre-Mere et les Hierogamies cosmiques," Eranos-Jahrbuch,

XXII, 1 9 5 4 , s. 8 7 vd; Mylhes,

nıysteres'te yeniden basılmıştır, Paris 1 9 5 7 .

34

reves

et

1

Not D'deki genel kaynakçaya bakınız.

2

Bkz. Eliade, Dinler Tarihine Giriş, § 122, § 139.

35


CİNSİYET KAZANAN DÜNYA

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

işlemin ritüel niteliğini göstermek için bir tek örnek yeterli ola-

laylaştıran bir evrenden çok farklıdır. Doğunun diğer halkları gibi

Neba-

Mezopotamyalılar da bitki türleri için "eril" ve "dişil" sözcüklerini

tîlerde Tarım' adlı kitabında Mezopotamya, İran ve Mısır köylülerinin

kullanıyorlardı, ama böyle bir sınıflandırma görünürdeki biçimsel

adetlerini aktarır. Kitap kaybolmuştur ancak İbn Meymün'un aktardı-

özelliklere (insan cinsel organlarıyla benzerlik) veya şu ya da bu bit-

ğı bölümlerden, Yakmdoğuda meyve ağaçlarının döllemesi ve aşılan-

kinin büyü işlemlerinde tuttuğu yere göre yapılıyordu. Örneğin servi

ması konusundaki "boşinançlarm" niteliği anlaşılmaktadır, ibn Mey-

ve adamotu (NAMTAR) "erildi", oysa rıikibtu çalısı (liquidambar orienta-

mûn, Yahudilerin komşu halkların zorunlu olarak aşılamayla birlikte

lis) biçimine ya da ona verilen ritüel işleve göre "dişil" ya da "eril"

yaptıkları orjilerden uzak durmak amacıyla aşılı ağacın limonunu

olarak belirtiliyordu. 4 Benzer tasavvurlar kadim Hint'te de vardır; ör-

kullanmayı yasakladıklarını belirtir. İbn Vahşiyye - b u tür imgeleri

neğin Caraka, 5 bitkilerin cinsiyetliliğini bilir, ama Sanskrit termino-

yayan tek Doğulu yazar da değildir- çeşitli bitkiler arasındaki garip

lojisi bu keşfe yol açan ilksel sezgiyi hayli açık olarak vermektedir:

ve "doğaya aykırı" aşılamalardan bile söz ediyordu (örneğin bir li-

Bu, bitki türleriyle insanın üreme organları arasında kurulan benzer-

mon dalı defne ağacına ya da bir zeytin ağacına aşılandığında zeytin

liktir. 6

caktır: Limon ve portakal ağaçlarının aşılanması. İbn Vahşiyye,

kadar küçük limonlar elde edilebildiğini söylüyordu). Ama aşının ay

Görüldüğü gibi burada Yaşam olarak anlaşılan ve bu nedenle de

ile güneş arasındaki belirli bir uyum sırasında ritüel olarak gerçek-

cinsiyete sahip bir kozmik gerçekliğe dair genel bir kavramlaştırmay-

leştirilmesi durumunda tutabileceğini de belirtiyor. Ayini şöyle açık-

la ilgileniyoruz; cinsellik tüm yaşayan gerçekliğin özel işaretidir. Belir-

lıyor: "Aşılanacak dal çok güzel bir kızın elinde olmalı, bu arada

li bir kültürel düzeyden itibaren "doğal" dünya gibi nesneler ve insan

adam onunla utanç verici ve doğaya aykırı biçimde cinsel ilişkide bu-

yapısı aletler dünyası, kısaca bütün dünya cinsiyetli olarak karşımıza

lunmalı; ilişki sırasında genç kız dalı ağaca aşılar." 3 Anlam açık: Bitki

çıkar. Şimdi vereceğimiz örnekleri bu tür tasavvurların çok farklı

dünyasında "doğaya aykırı" bir bileşmeyi sağlamak için "doğaya ay-

kültürel çevrelerde yaygın olduğunu göstermek üzere bilerek seçtik.

kırı" bir cinsel birleşme gerekli kılınmıştır.

Kitaralar maden filizlerini "eril" ve "dişil" diye ikiye ayırırlar: Eril-

Burada belirtilmesi gereken şey şudur: Böyle bir zihinsel evren, bitkilerin yaşamının nesnel olarak gözlenmesine izin verip bunu ko-

El-Filâhatü'n-Nebati.

3

mızıdır ve yerin altından, maden ocağından çıkarılırlar; iki "cinsin"

Bu eser hakkında daha fazla bilgi için bkz. S. H. Nasr,

İslam ve İlim, çev. ilhan Kutluer, insan, 1 9 8 9 , s. 2 2 1 ; aynı yazar, Bilim ve Medeniyet,

ler sert ve karadır ve yerin üstünde bulunur; dişiller yumuşak ve kır-

Islamda

çev. Nabi Avcı vd, İnsan, 1 9 9 1 , s. 1 1 1 - y n .

S. Tolkowsky'nin derleyip yorumladığı metinler, Hesperides. Culture and Use of Citrus Fruits, s. 56,

129-130.

36

A History of the

4

R. Campbell Thompson, The Assyrian Herbal, Londra, 1 9 3 4 , s. X1X-XX. V, 3.

5

Kalpsthâna,

6

M. Eliade, "Cunostintele botanice in vechea Indie," Buletinul Societatii inte dîn Cluj, VI, 1 9 3 1 , s. 2 3 4 - 2 3 5 .

37

de Sti-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

CİNSİYET KAZANAN DÜNYA

karışması verimli bir kaynaşma için kaçınılmazdır.7 Hiç kuşkusuz nesnel olarak keyfi bir sınıflandırma vardır burada; çünkü madenle-

larında ve cevahirnamelerde de görülür: 11 Örneğin lapis judaicus ya da "dişil" olabilir.

rin ne renkleri ne de sertlikleri onların "cinsiyet" niteliklerine her zaman birebir uyar. Ancak önemli olan gerçekliğe ilişkin bütünsel görüştü; çünkü ayini, yani "metallerin evliliğini" doğruluyor, bu evlilik de bir "doğumu" olanaklı kılıyordu. Benzer fikirler eski Çin'de de belirlenmiştir: Büyük Yu, ilksel Dökümcü, eril metalleri dişillerden ayırmayı biliyordu. Bu nedenle kazanlarını, iki kozmolojik ilke olan yang ve yin'le eşleştiriyordu.8 Çin metalürji gelenekleri konusuna yeniden döneceğiz; çünkü metallerin evliliği devam ettirilmiş ve simyadaki mysterium conjunctionis'e doğru genişleyip bununla tamamlanmış eski bir güdüdür.

"eril"

Yahudi mistiği ve tefsircisi Bahya ben Aşer ( 6 . 1 3 4 0 ) şunları yazıyordu: "Yalnızca hurma ağaçlarının erkeği ve dişisi değil, diğer bütün bitki türlerinin, aynı şekilde madenlerin de erkeği ve dişisi vardır." Madenlerin cinsiyetinden Sabatay Donnolo da (X. yüzyıl) söz eder. Arap âlim ve mistik İbni Sina ( 9 8 0 - 1 0 3 7 ) şöyle yazar: "Romantik aşk Çel-ışk) insan türüne özgü değildir; göksel, elementlere ait, bitkisel ve madensel olan her şey için geçerlidir ve bunun anlamını ne anlayabilir ne sezebiliriz; açıklama girişimleri de olguyu daha fazla karartmaktan başka bir işe yaramaz." 12 Metaller için düşünülen "romantik aşk" kavramı, daha önce de cinsiyetli oluşları ve evlenebilmeleri fik-

Maden filizleri ve metallerden başka taşlar ve değerli taşlar da "cinsiyetli'ydi. Mezopotamyalılar bunları biçimlerine, renklerine ve

riyle hazırlanmış bu "canlanma" düşüncesini mükemmel biçimde pekiştirir.

parlaklıklarına göre "eril" ve "dişil" olarak ayırırlardı. Boson'un çevirdiği bir Asur metninde "musa taşı eril (formda) ve bakır taşı dişil (formda)" ifadesi yer alır. Boson'un belirttiğine göre, "eril taşların" daha canlı renkleri vardır; "dişil taşlar" daha soluktur. 9 (Bugün bile

Aletler de cinsiyetliydi. İbn er-Rümî şöyle diyordu: "En iyi silah hangisidir? Eril keskin ağzı ve dişil metal gövdesi olan iyice bilenmiş tek bir kılıç."13 Araplar sert demire "erkek" (zeker),

yumuşak de-

kuyumcular taşların cinsiyetini parlaklıklarına göre belirlerler). Babil ritüel metinleriyle birlikte tuzlar ve maden filizleri için de aynı sınıf-

11

(ed.), Entstehung

landırmayı görürüz; bu sınıflandırma tıp metinlerinde korunmuş-

7

Cline, Mining and Metallurgy in Negro Africa, s. 117. Marcel Granet, Danses et Legendes de la Chine ancienne,

9

G. Boson, Les metaux

et les pierres

dans les inscriptions

Paris, 1 9 2 6 , s. 4 9 6 .

10

R. E isler, Die chemische Jewels and Charms,

12

assyrobabyloniennes,

Münih, 1914, s. 73. der Babylonier,

s. 116; Kunz, The Magic oj

Philadelphia-Londra, 1 9 1 5 , s. 1 8 8 .

38

der Alchemie,

1, s. 3 9 3 .

Cevahirnamelerde

Bkz. Salomon Gandz, Artificial Fertilization

ojDate

Palms in Palestine and Ara-

bia, s. 246. 13

Terminologie

und Ausbreitung

taşlann "cinsiyetliligi" için bkz. Julius Ruska, Das Steinbuch des Aristoteles, Heidelberg, 1912, s. 18, 165. Klasik antikçag tasavvurlannda madenlerin cinsiyetliligi için bkz. Nonnos, Dionysiaca, (ed. Loeb, Classical Library), I, s. 81. Antikçag ve Hıristiyan tasavvurlannda "canlı taş" konusunda bkz. J. C. Plumpe, "Vivum saxum, vivi Lapides," Traditio, I, 1943, s. 1-14.

tur. 10 Maden filizleri ile taşların "cinsiyet" ayrımı ortaçağ simya yazı-

8

Suriye simya metinlerinde "dişil magnezyadan" söz edilir, vorr Lippmann

F. W . Schvvartzlose, Die Waffen der alten Araber aus ihren Dichtem s. 142; krş. E. von Lippmann, Entstehung

und Ausbreitung

dargestellt,

der Alchemie,

I, s.

403.'Çin'de cinsiyetli kılıçlar için bkz. Granet, Danses et Legendes, s. 496.

39


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

CİNSİYET KAZANAN DÜNYA

mire de "kadın" (ünsa) derler. 14 Tanganyika demircileri ocağa çok sa-

"Kozmik Sular'ı şöyle ayırır (53:9-10): "Üstteki su erkeğin işini gö-

yıda delik açarlar. En genişine "ana" (nyina) derler; "kızdırma sonun-

recektir; alttaki de kadınmkini." Irmağın beslediği kuyu erkekle kadı-

da erimiş metal köpüğü, cüruf, kızgın maden filizi vs buradan çıkarı-

nın birleşmesini simgeler.' 9 Vedalar dönemi Hindistan'ında kurban

lır. Karşısındaki delik f'si'dir (baba); en iyi körüklerden biri buraya

sunağı (vedi) "dişi" olarak, ritüel ateş (agni) de "eril" olarak görülür-

yerleştirilir; ortada bulunanlara aana (çocuklar) denir." 15 Avrupa me-

dü -"ikisinin birleşmesi döl verir"di. Bir tek başvuru noktasına in-

talürji terminolojisinde sır eritilen ocağa (Schmelzofen) "dölyatagı,"

dirgenemeyecek çok karmaşık bir simgecilik kompleksi karşısında-

"ana göğsü" (Mutterschoss) denirdi. Ateşi (metalürjide, dökümde, pi-

yız; çünkü vedi, tastamam "merkezin" simgesi olan Yeryüzünün göbe-

şirmede vb) kullanan insanın bu uğraşı ile ana rahminde embriyonun

ğiyle (nâbhi) bir tutulmuştu. Ancak nâbhi aynı zamanda Tanrıça'nm

büyümesi özdeş sayılmıştır; bu durum Avrupa söz dağarında varlığı-

rahmi anlamına da geliyordu. 20 Ûte yandan ateş de cinsel birleşmenin

nı belli belirsiz sürdürmektedir (krş. Mutterkuchen,

"plasenta;" Kuc-

sonucu ("döl") olarak görülüyordu: Ateş, bir çubuğun (eril öğe) bir

hen, "pasta"). 16 Dölleyip doğurtan taşlarla ve yağmur taşlarıyla ilgili

parça odun üstündeki yarıkta (dişil öğe) gidip gelmesiyle (birleşme)

inanışlar böyle bir zihinsel evrende ortaya çıkmıştır. 17 Bunlardan ön-

ortaya çıkıyordu. 21 Ateşe ilişkin cinsel simgecilikle birçok arkaik top-

ce daha arkaik bir inanış vardı: Petra genitrix inanışı.

lumda karşılaşırız. 22 Ancak bütün bu cinsel terimler kutsal evliliğe

Dayaklar sağanak yağmura "erkek" yağmur derler. 18 Hanok Kitabı

dayanan bir kozmoloji tasavvurunu ifade eder. Dünyanın yaratılışı "merkezden" (= "göbek") itibaren başlar ve diğer bütün "yapımlar" ve "üretimler" bu görkemli ilk modele öykünerek, bir "merkezden" baş-

Davullar, çanlar da cinsiyetlidir; krş., Max Kaltenmark, "Le Dompteur des

layarak ortaya koyulmalıdır. Ateşin ritüel olarak üretilmesi dünyanın

flots," Han-Hiue.

doğuşuna öykünür. Bu nedenle yıl sonunda bütün ateşler söndürülür

Bulletin du Centre d'Etudes Sinologiques

de Pekin, III, 1 9 4 8 , s.

3 9 , not 1 4 1 . 14

(=kozmik gecenin yeniden yaratılması) ve Yeni Yıla girildiğinde yeni-

Leo VViener, Africa and the Discovery of America,

Philedelphia, 1 9 2 2 , c. III, s.

den yakılır (=kozmogoninin yinelenmesi, dünyanın yeniden başlama-

11-12. 15

sı). Ateş paradoksal bir niteliğe sahiptir: kimi kez tanrısal kökenden

R. P. Wyckaert, "Forgerons pa'iens et forgerons chretiens au Tanganyika," Anthropos,

kimi kez de "şeytani" kökenden kaynaklanır (çünkü kimi arkaik ina-

9, 1 9 1 4 , s. 3 7 2 . Maşona ve Alunda fınnlan kadın organı biçimin-

dedir; bkz. Cline, a.g.y., s. 41. 16

R. Eisler, Die chemische

17

Bkz. Eliade, Dinler Tarihine Giriş'teki bazı kaynakça bilgileri, § 8 3 , 8 4 . J i n e -

Terminologie

der Babylonier,

s. 115. bulunabilir.

kolojik (dogurtucu) taşlar konusunda bkz. G. Boson, "I metalli e le pietri nelle inscrizioni sumero-assiro-babilonesi," Rivista di Studi Orientali, 4 1 3 - 4 1 4 ; B. Laufer, The Diamond, 18

A Bertholet, Das Geschlecht

111, s.

19

Chicago, 1 9 1 5 , s. 9 vd.

der Gottheit,

Tübingen, 1 9 3 4 , s. 2 3 . Maddi

dünyanın "cinsiyetliligi" ile ilgili dıger belgeler bu küçük hacimli

40

kitapta

,

Zohar, cüz. 14b, II, 152.

20

Krş. Satapatha-Brâhmana,

21

Krş. Rig Veda, III, 2 9 , 2 vd; V, II, VI, 4 8 , 5.

I, 9, 2, 21.

22

Bkz. Not E'deki açıklamalar.

41


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

CİNSİYET KAZANAN DÜNYA

nışlara göre cadıların cinsel organlarında büyüsel olarak oluşuverir-

nülürdü. Irmak kaynakları da Yer'in vajinası olarak görülmüştür. Ba-

ler); demircinin ayrıcalıklarını sunmadan önce bu bulanık niteliğe de-

bil dilinde pû kelimesi hem "ırmağın kaynağını" hem de "vajina"yı

ğineceğiz.

ifade eder. Sümercede buru, "vajina" ve "ırmak" anlamına gelir. Babil

En şeffaf cinsel ve jinekolojik simgeciliğin Yeryüzü Ana imgele-

dilinde "kaynak" anlamındaki nagbu, İbranice "delme" anlamına gelen ile akrabadır, ibranice "kuyu" sözcüğü aynı biçimde "kadın,"

rinde olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Burada insanların toprağın üze-

nekebâ

rine dogmalarıyla ilgili mitlerle efsaneleri anımsatmaya gerek yok. 23

"eş" anlamında da kullanılır. Mısır dilinde bi sözü "uterus" ve "maden

Kimi kez antropogoni embriyolojik ve doğumla ilgili terimlerle be-

galerisi" anlamlarına gelir.25 Ayrıca mağara ve kovukların da Yeryüzü

timlenmiştir. Örneğin Zuni mitlerine göre, ilk insanlar (gök ile yerin

Ana'nın rahmine benzetildiğini anımsatalım. Mağaraların tarihönce-

kutsal evliliğinden sonra) dört yeraltı "magara-rahimden" en derinde-

sine uzandığı kanıtlanan ritüel rolü, anneye mistik bir dönüş olarak

kinde yaratılmışlardır. Mitsel ikizlerin rehberliğinde bir "mağara-ra-

açıklanabilir; mağaralardaki mezarlan ve aynı yerlerde kutlanan er-

himden" diğerine geçerek yeryüzüne ulaşırlar. Bu tür mitlerde yer

ginleme ayinlerini de aynı biçimde açıklayabiliriz. Bu tür arkaik ku-

imgesi ana imgesini tamamıyla kavrar ve antropogoni, ontojeni" te-

rumlar uzun süreli olmuştur. Helenizmin en kutsal sunaklarından bi-

rimleriyle sunulur. Embriyonun oluşması ve doğum, en derindeki

ri olan Delphoi'un adında delph (=uterus) kökü korunmuştur. W. F.

yeraltı mağara-rahminden yüzeye çıkma olarak düşünülen insanoğlu-

Jackson Knight Sybilla kitaplarının bulunduğu yerde kırmızı toprağın

Benzer inanışlar; efsane, boşinanç ya

olduğunu belirtiyordu: 26 Cumae, Marpessos kentleri yakınlarında ve

da basitçe eğretileme kılığı altında Avrupa'da da görülür. Her bölge-

Epiros'ta. Şu halde Sybilla kitapları mağara kültlerine sıkı sıkıya bağ-

nin ve neredeyse her kentin, her köyün bebek "getiren" bir kayası,

lıydı. Kırmızı toprak Tanrıçanın kanını simgeliyordu.

nun ilksel doğumunu

yineler. 24

bir kaynağı vardır: Kinderbrunnen,

Kinderteiche,

Bubenquellen,

vb

0

Benzer bir simge de üçgendi. Pausanias (II, 21, I) Argosun" delta

Ama bizim özellikle madenlerin jinemorfolojik doğumuna ilişkin

diye adlandırdığı ve Demeter'in sunağı olarak görülen bir yerinden

inançları, yani, mağaralar ile maden ocaklarının Yeryüzü Ananın rah-

söz eder. Fick ve Eisler "üçgeni" (delta) "vulva" anlamıyla yorumlar-

miyle özdeşleştirilmesini vurgulamamız gerekiyor. Mezopotamya'nın

lar: Yorum bu terimin ilk değeri olan "ana rahmi" ve "kaynak" an-

kutsal nehirlerinin Ulu Tanrıçanın üreme organından doğduğu düşü-

lamları korunmak koşuluyla geçerlidir. Deltanın

eski Yunanlılarda

kadını simgelediğini biliyoruz; Pythagorasçılar üçgeni mükemmel bi-

23

Bkz. Eliade, Dinler Tarihine Giriş, § 87.

n

Ontojeni: Bireyin kökeni ve gelişimi - y n .

24

Zuni mitleri ve koşut versiyonlan konusunda, bkz. Eliade, La Terre- M ere les hieorogamies

*

cosmiques,

s. 6 0 vd.

Çocuk çeşmesi, çocuk gölü, oğlan pınarı - y n .

42

25

et

W. F. Albright, "Some Cruces in the Langdon Epic," (Journ. Anıeric. Soc., 3 9 , 1 9 1 9 , 6 5 - 9 0 ) , s. 6 9 - 7 0 . Gates, s. 56.

26

Cumaean

a

Argos: Tannça Hera'nın kutsal kenti - y n .

43

Orient.


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

çimi nedeniyle, ama aynı zamanda evrensel verimliliğin temsil etmesi nedeniyle arche geneseoas

arketipini

4

olarak görüyorlardı. Benzer

Terra Mater. Petra Genitrix

bir üçgen simgeciliği kadim Hint'te de vardı. 27 Şimdilik şunu aklımızda tutalım: Kaynaklar, maden galerileri ve mağaralar Yeryüzü Ana'nın uterusuna benzetildiğinden,

Toprağın

"karnında" yatan her şey canlıdır, ama henüz ana karnmdadır. Başka bir deyişle ocaklardan çıkarılan maden filizleri bir tür embriyondur; yavaşça büyürler, sanki bitkisel ve hayvansal organizmalannkinden

aşlarla ilgili uçsuz bucaksız mitoloji içinde araştırmamızı ilgi-

T

lendiren iki inanış var: Taşlardan doğmuş insanlarla ilgili mit-

farklı bir zamansal ritimleri vardır; yeraltmın karanlıklarında büyü-

ler ve taşlarla maden filizlerinin Yeryüzünün rahminde oluşup "ol-

mekle kalmaz olgunlaşırlar da. Demek ki topraktan çıkarılmaları,

gunlaşmaları" ile ilgili inançlar. Her ikisi de taşın yaşam ve bereket

vakti gelmeden yapılan bir işlemdir. Gelişmeleri için süre (yani za-

kaynağı olduğu, tıpkı kendisini doğuran toprak gibi onun da insana

manın jeolojik ritmi) verilse maden filizleri olgun, "mükemmel" me-

yaşam verdiği, insanları doğurduğu fikrini içeriyor.

tallere dönüşeceklerdir. Minerallarin embriyon olarak görülmesi ko-

Çok sayıda mitte ilk insanların taşlardan türedikleri söylenir. Bu

nusunda biraz sonra bazı kanıtlar sunacağız. Ancak şimdiden maden-

motif Orta Amerika'nın büyük uygarlıklarında (İnkalar, Mayalar) ve

lerin gizemli gelişim sürecine müdahale eden madencilerin ve meta-

ayrıca Güney Amerika'nın bazı kavimlerinin geleneklerinde, Yunan-

lurjistlerin üstlendikleri sorumluluğu tartabiliyoruz. Bu girişimlerini

larda, Samilerde, Kafkasya'da ve genel olarak Anadolu'dan Okyanus-

her ne pahasına olursa olsun "haklı çıkarmak" zorundaydılar ve bu-

ya'ya kadar her yerde belirlenmiştir. 1 Deukalion, dünyayı insanlarla

nun için de metalürji işlemleri yoluyla doğanın işini

doldurmak için "annesinin kemiklerini" arkasına doğru

kendilerinin

atıyordu.

yaptıkları iddiasmdaydılar. Metalurjist, metallerin büyüme sürecini

Yeryüzü Ana'nm bu kemikleri taşlardı: Bunlar Urgrund'u, yani sarsıl-

hızlandırarak zamanın ritmini hızlandırıyordu: Jeolojik tempo

onun

maz gerçekliği, yeni bir insanlığın çıkacağı rahmi temsil ediyorlardı.

tarafından yaşamsal bir tempo'ya dönüştürülmüştür. İnsanın, Doğaya

Taşın hem mutlak gerçekliği, hem yaşamı hem de kutsallığı açıklayan

karşı tam bir sorumluluk içinde olduğunu savunan bu cüretkâr dü-

arketipik bir imge olduğuna ilişkin kanıtlar, Ulu Tanrıçaya,

şünce, simyacının uğraştığı işi biraz olsun sezdirir.

matrix

mundi'yt eşdeğer sayılan petra genitrix'ten doğan tanrılara ilişkin çok sayıdaki mitte bulunur. Eski Ahit, kadim Sami geleneğinde yer alan insanların taşlardan doğuşuna ilişkin fikri koruyordu; ama Hıristiyan dinsel folklorunun bu imgeyi çok daha üst bir anlamda Kurtarıcı'ya

27

Bkz. Not F. 1

44

Bkz. Not G.

45


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TERRA MATER. PETRA GENITRIX

uyguladığım görmek şaşırtıcıdır: Kimi Rumen Noel şarkılarında isa'-

tıklarında ilk doğduklarmdaki renklerinden farklı bir renge sahip

nın taştan doğduğu söylenir. 2

olurlar." 7

Ancak bizim özellikle üzerinde durmamız gereken konu ikinci

Rosnel'in "annesinin karnında annesinin kanıyla beslenen" çocuk

gruptaki, -yerin "karnındaki" taşlar ve maden filizlerine ilişkin- ina-

imgesi ile maden yatağında olgunlaşan yakut imgesi arasında kurdu-

nışlardır. Kaya değerli taşları doğurur. Zümrüdün Sanskritçedeki adı

ğu benzerlik bazı şamancı inanış ve ritüellerde beklenmedik şekilde

"kayadan doğma" anlamında açmagarbhaja'dır;

madenlerle ilgili Hint

doğrulanıyor. Örneğin Çeroki şamanları yılda iki kez bir hayvanın

risalelerinde zümrüdün tıpkı "anasının karnmdaymış" gibi, kayanın

kanıyla beslenmesi gereken bir kristale sahiptiler. Bu olmazsa krista-

içinde olduğu söylenir." Cevahirnamenin

lin havaya uçacağı ve insanlara saldıracağı düşünülüyordu. Kristal

(Değerli Taşlar Kitabı) yazarı

elması kristalden yaş farkı ile ayırır; bu fark da embriyonolojik terimlerle ifade edilir: Elmas pakka'dır, kaccha'dır,

yani "olgun," oysa kristal

Antikçağda da belirlenen bir tasavvur olarak metallerin maden

yani "ham," tam gelişmemiştir. 4 Öte yandan benzer bir ta-

yatağının rahminde "büyümesi" fikri madenlere ilişkin Batılı yazarla-

savvur Avrupa'da XVII. yüzyıla kadar var olmuştur. De Rosnel Le Mercure

kan "içtikten" sonra uslu uslu uyurdu. 8

indieride5

şunu yazıyor: "Özellikle yakut maden yatağında ya-

rın spekülasyonlarında uzun süre varlığını

korumuştur. 0 Cardano*

şöyle yazıyor: "Dağlar için ağaçlar ne ise metal maddeler de bundan

vaş yavaş doğar; ilk olarak beyazdır, olgunlaştıkça yavaş yavaş kır-

farklı değildir, onların da ağaçlar gibi kökleri, gövdeleri, dalları ve

mızılaşır; tamamen beyaz veya bir kısmı beyaz bir kısmı kırmızı ya-

sayısız yaprağı vardır." "Bir maden yatağı toprakla kaplı bir bitki de-

kutun bulunmaması bu nedenledir... Tıpkı çocuğun ana kamında annesinin kanıyla beslenmesi gibi yakut da öyle oluşur ve öyle beslenir." 6 Bernard Palissy de madenlerin olgunlaşmasına inanıyordu. Tıpkı yeryüzündeki meyveler gibi, diye yazıyordu, madenler "olgunlaş-

7

Aktaran: Gaston Bachelard, La Terre et les reveries de la volonte, Paris, 1 9 4 8 , s. 2 4 7 .

8

Krş. J. Mooney, Myths of the Cherokees,

aktaran: Perry, The Children

of

the

Sun, s. 4 0 1 . Burada birçok inanışın birleşmesini görüyoruz: Şamana yardım 2

Bkz. Not G. işlediğimiz konu bakımından verimlilik getiren taşlarla ilgili ina-

içine doldurulan büyülü taş kavramı ekleniyor; krş. Eliade, Le

açıktır: Güç, gerçeklik, verimlilik, kutsallık kavramlan insanın çevresinde

s. 1 3 3 vd ve birçok yerde.

gerçek ve mevcut görünen şeylerde cisimleşmiştir. 3

R. Garbe, Die indische Mineralien,

4

G. F. Kunz, The Magic of]ewels

5 6

eden ruhlar düşüncesine, "yaşayan taş" düşüncesi ve şamanın gövdesinin

nışlan ve "taş kaydırma" ritüellerini bir yana bırakıyoruz. Bunların anlamı

[Hint Merkürü,]

Leipzig, 1882, s. 76. "

46

et d'Histire,

48,

1 9 7 0 , s. 1 6 - 2 5 .

1 6 7 2 , s. 12.

de tous les peuples, Paris, 1 8 9 4 , s. 3 9 5 .

Özelikle krş., Robert Halleux, "Fecondite des mines et sexualite des pierres dans l'antiquite greco-romaine," Revue belge de Philologie

and Charms, s. 134.

Aktaran P. Sebillot, Les travaux publics et les mines dans les traditions perstitions

9

Chamanisme,

et les su-

Gerolamo Cardano ( 1 5 0 1 - 1 5 7 6 ) , italyan hekim, matematikçi ve filozof. Dünyayı, dünyadaki nesneleri canlı sayan ama ruhun ölümsüzlüğünü kabul etmeyen bir felsefi düşünceye sahipti - y n .

47


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TERRA MATER. PETRA GENITRIX

gil de nedir?" 10 Bacon ise şunları yazar: "Eskiler Kıbrıs adasında bir

vardı, bu da Transvaal'daki eski maden ocaklarının ağzının kapatılma-

tür demirden söz ederler; bu küçük parçalara ayrılıp toprağa gömülür

sını açıklıyor. 15

ve sık sık sulanırsa toprak altında gelişir ve her parça çok daha büyük hale

gelir." 11

Maden filizleri "büyürler," "olgunlaşırlar" ve toprak altındaki bu

Metallerin büyümesiyle ilgili bu arkaik tasavvurla-

yaşam bitkisel bir değere sahiptir. Glauber gibi bir kimyacı bile şöy-

rın süregelmesi yabana atılacak bir konu değildir; bunlar yüzyıllık

le düşünüyordu: "Metal son olgunluk noktasına gelir de artık toprak-

teknik deneyimlere ve akılcı düşünceye direnirler (bu, Yunan bilmi-

tan beslenemezse ve topraktan çıkarılmazsa bu hali kolaylıkla yaşlı,

nin kabul ettiği mineralojik kavramlarla düşünmekten başka bir şey

bitkin bir insana benzetilebilir.... Doğa bitkilerde ve hayvanlarda ol-

değildir). Bu tür geleneksel imgeler, madenler âlemi üzerine kesin ve

duğu gibi metallerde de aynı doğum ölüm döngüsünü işletir." 1 6 Ber-

tam gözlemlerin sonuçlarından daha doğru olamazlar mı? Daha doğ-

nard Palissy'nin Recepte veritable par laquelle tous les hommes de la Fran-

ru, çünkü bunları aktaran ve bunlara önem veren, taş devrinin soylu

ce pourraient apprendre

mitolojisidir.

ğı gibi: "Tanrı bütün bu şeyleri başıboş kalsınlar diye yaratmadı....

â multiplier et augmenter

leurs tresor'da17 yazdı-

kullanımın

Yıldızlar ve gezegenler başıboş değildir: Deniz sürekli hareketlidir ...

ardından dinlenmeye bırakılırdı. Maden ocağının, toprağın rahminin

toprak da aynı şekilde başıboş değildir.... İçinde doğal olarak tüke-

yenileri doğurması için zamana gereksinimi vardı. Plinius, ispanya

nen şeyleri yeniler ve tedavi eder; bir şekilde olmazsa başka bir şe-

galen* madenlerinin belli bir süre sonra "yeniden doğduklarını" yazı-

kilde yeniden üretir.... Yerin üstündekiler dahil her şey, bir şeyler

yordu. 12 Strabon'da da benzer tespitler yapar; 13 XVII. yüzyıl İspanyol

üretmek için çalışır; aynı şekilde toprağın içi ve rahmi, üretmek için

yazarı Barba aynı konuya değinir: Tükenmiş bir madenin ağzı iyice

var gücüyle çalışır." 18

Benzer bir nedenden dolayı

maden

ocakları

faal

kapatılıp 10-15 yıl beklenirse yataklarını yeniden oluşturabilir. Çün-

Şu halde tıpkı Yeryüzü Ana'nm verimliliğine bağlı olan tarım gibi

kü, der Barba, metallerin dünyanın yaratılışı sırasında yaratıldıklarını

metalürji de insanda bir güven ve hatta bir kibir yaratmıştır: insan

düşünenler fena halde yanılıyorlar; metaller maden ocaklarında "büyürler." 14 Büyük olasılıkla Afrika metalurjistlerinde de aynı düşünce

10

Les Livres de Hierome

Cardanus,

1 5 5 6 çevirisi, s. 1 0 6 , 1 0 8 , aktaran: G. Bac-

15

Cline, A/rican Mining and Metallurgy, s. 59.

16

Aktaran: G. Bachelard, a.g.y., s. 2 4 7 .

17

helard, s. 2 4 4 , 2 4 5 . 11

Bacon, Sylva sylvarum,

Fransa'nın bütün ahalisinin servetlerine

servet

katmalarını

sağlayacak

hakiki

re-

çete, La Rochelle, 1 5 6 3 . I I I , s. 153, aktaran G. Bachelard, s. 2 4 4 .

18

Metin parçalan şu eserde kopyalanmıştır: A Daubree, "La generation des

Doğal kurşun sülfür - y n .

mineraux metalliques dans la pratique des mineurs du Moyen Age," (Journal

12

Nat. Hist., XXXIV, 49.

des Savants,

13

Coğrafya, V, 2.

ve mitoloji için bkz: Georg Schreiber, Der Bergbau

14

Aktaran: P. Sebillot, Les travaux publics et les mines, s. 3 9 8 .

Sakrâlkultur,

48

1 8 9 0 , 3 7 9 - 3 9 2 ; 4 4 1 - 4 5 2 ) , s. 3 8 2 . Maden konusundaki folklor Köln ve Opladen, 1962.

49

in Geschichte,

Ethos

und


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TERRA MATER. PETRA GENITRIX

Doğanın işine karışabildiğini, yerin rahminde gerçekleşen büyümeyi hızlandırabildiğini hisseder. İnsanoğlu yeraltındaki bu yavaş olgunlaşma sürecini değiştirip hızlandırabilmektedir; bir bakıma insan zamanın yerine geçmiştir. Bu durum karşısında XVIII. yüzyıldan bir yazar şunları yazar: "Doğanın ilk başta yaptığı şeyi, izlediği işlemleri takip ederek biz de yapabiliriz. Karanlık yeraltında yüzyıllar boyu yaptığı şeyi ona yardım edip daha iyi koşullar sağlayarak bir anda yaptırtabiliriz. Ekmeği nasıl yapıyorsak madenleri de yapabiliriz. Biz olmasak ekinler tarlada olgunlaşmaz; değirmen olmasa buğday una dönüşmez, un ise mayalanma ve pişirme yoluyla ekmeğe dönüşmez. Nasıl tarımda işbirliği yapıyorsak maden işinde de doğayla işbirliği yapalım, işte o zaman önümüze hazineler serilecektir." 19

(der Bergverstanding)

bilen Daniel ile genç madenci çırağı (Knappius

der Junğ) arasındaki bir söyleşiydi. Daniel çırağa madenlerin doğuşu, yatakların yeri ve işletme teknikleriyle ilgili sırları açıklar. "Metal madeninin oluşup büyümesi için bir dölleyici ile doğurma işlemini yapabilecek bir şey ya da maddenin gerekli olması dikkate değerdir." 0 Yazar ortaçağda çok yaygın olan maden filizlerinin iki ilkenin, kükürt ile cıvanın birleşmesinden doğduğu inancım anımsatır. "Başka yazarlar metallerin cıvadan doğmadığını, çünkü metal madeninin olduğu birçok yerde cıva olmadığını ileri sürerler; cıva yerine nemli, soğuk, sümüksü, kükürt içermeyen bir madde vardır ki, toprağın teri gibidir ve kükürtle çiftleştirildiğinde bütün metaller yapılabilir." 21 "Üstelik cıva ile kükürtün birleşmesinde, bir çocuğun oluşup dogmasmda-

Göreceğimiz gibi, simya aynı tinsel ufukta yer alır. Simyacı Do-

ki gibi, kükürt eril tohum görevi görür, cıva da dişil tohumdur." 22

ğanın işini kaldığı yerden sürdürür ve tamamlar, aynı zamanda da

Maden filizinin kolay doğması için "filizlerin döllendikleri maden da-

kendini "yaratmaya" çalışır. Ancak ortaçağ sonundaki metalürji ve

marları gibi kendine özgü, doğal niteliği olan bir yer gereklidir." 23

simya geleneklerinin birbirine karışması ilginçtir. Bu konuda son de-

"Ayrıca uygun yollar ve yaklaşımlar gereklidir, bunlar sayesinde me-

rece değerli bir belgeye sahibiz: Konuyla ilgili yayımlanmış ilk Al-

tal ya da madenin gücü hayvan kılı gibi doğal bir kaba aktarılabi-

manca kitap olan ve 1505 yılında Augsburg'da basılmış

lir." 2 4 Damarların yönü ve eğimi ana yönlere göre belirlenir.

Agricola, Bergbüchlein'i

Bergbüchlein.

saygın hekim -non ignabilis medicus-

Berg-

Colbus

büchlein'de gezegenlerin metallerin oluşumuna etkisi anımsatılır. Gü-

Fribergius'a atfeder. Fribergius, Freiburg'da madenciler arasında ya-

müş ayın etkisiyle oluşur. Damarları da ayın durumuyla belirlenen

şamış ve ilgilendiği inanç ve uygulamaları simyanın ışığı altında yo-

"mükemmel yön'le ilgili olarak az ya da çok gümüş içerir." 3 Elbette

rumlamıştır. Bu son derece nadir ve gizlerle dolu küçük kitap (liber admodum

conjusus, diye tanımlıyor Agricola) A. Daubree tarafından

Coblenz madenlerinden bir mühendisin yardımıyla çevrildi ve 1890 tarihli Journal

19

des Savants'ta

20

A Daubree, a.g.y., s. 3 8 7 . Krş. W. Pieper, Ulrich Rülein von Calnn und

Bergbüchlein, Berlin, 1955.

yayımlandı. Bu mineralojik gelenekleri 21

A.g.y., s. 3 8 7 .

22

Ay.

23

Jean Reynand, Etudes encyclopediques, c. IV, s. 487, aktaran: Daubree, La

Ay.

24

s. 3 8 4 .

Ay. ,

25

A.g.y., s. 4 2 2 .

generation

des mineraux

metalliques,

50

51

seine


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TERRA MATER. PETRA GENITRIX

altın madeni güneşin etkisiyle oluşur: "Bilgelerin fikrine göre altın,

nık yerlerdeki çok farklı geleneklerin, Doğanın amaçlı olduğu yolun-

olabilecek en temiz kükürtten doğmuştur ve toprakta uygun bir şekil-

daki inanışı içermesi ilginçtir. Büyüme sürecine kimse engel olmazsa

de düzeltilip, göğün, özellikle de güneşin etkisiyle iyice arındırılmış-

bütün maden filizleri zamanla altına dönüşür. Batılı bir simyacı şöyle

tır; öyle ki altın ateşin yakıp yok edebileceği hiçbir özelliğe sahip de-

yazıyordu: "Doğa amaçlarına erişmesi için hiçbir engel olmasaydı bü-

ğildir, ayrıca ateşin buharlaştırabilecegi herhangi bir neme de sahip

tün ürünleri üretirdi.... Bu nedenle olmamış metallerin doğumunu

değildir..." 26 Bergbüchlein

düşükler ve ucubeler olarak görmeliyiz; bunlar olgunlaşamamışlar-

ayrıca bakır cevherinin Venüs gezegeni, de-

mirin Mars, kurşunun da Satürn etkisiyle oluşmasından söz eder. 27

dır; çünkü Doğanın işlerini tersine çeviren bir şey olmuş, elini kolu-

Bu metin önemlidir. XV. yüzyılın ortasında bir yandan madeni

nu bağlayan bir direnişle karşılaşmış, yapmaya alışık olduğu hareket-

embriyon olarak gören arkaik tasavvurdan, öte yandan da Babil astro-

leri yapamamasına yol açan engeller baş göstermiştir.... Böylece yal-

loji kurgularından ileri gelen madencilik gelenekleriyle ilgili bir bü-

nızca bir Metal üretmek istemiş olmasa da birçok metal yapmak zo-

tün sunmaktadır. Bunlar ise tıpkı Bergbüchlein'de sözü edilen cevherin

runda kalmıştır." Bununla birlikte yalnızca altın "istediği gibi bir

kükürt ve cıva bileşiminden oluştuğu yolundaki simyacı düşüncede

döl" olmuştur. Altın "onun meşru oğludur; çünkü hakiki üretim ola-

olduğu gibi, Yeryüzü Ana'nın bağrında metaller üretme inancından

rak bir tek altın vardır." 28 Çin'de metallerin doğal olarak büyüdükle-

daha sonradır elbette. Bergbüchlein'de

arkaik ve "halk" geleneğinin -

rine olan inanç çok eskidir 29 ve aynı inancı Annam'da, Hindistan'da,

Yeryüzü Ana'nm verimliliği- payı ile Babil kozmolojik ve astrolojik

Hint Adaları'nda da görürüz. Tonkinli köylüler "siyah tunç, altının

öğretilerinden kaynaklanan âlimane geleneğin payı açıkça belirlen-

anasıdır" derler. Altın doğal olarak tunçtan doğmuştur. Ama bu baş-

mektedir. Oysa bu iki geleneğin birlikteliği İskenderiye ve Batı sim-

kalaşım ancak tunç, yerin rahminde uzun süre kalırsa gerçekleşebilir.

yasında da görülmektedir. Başka bir deyişle simyanın "tarihöncesi-

"Böylece Annamlılar maden yataklarında bulunan altının orada yüzyıl-

nin" en azından bir bölümünü Mezopotamya kaynaklı âlimane gele-

lar boyunca yavaşça oluştuğuna ve toprak dibe doğru kazıldığında bu-

neklerde değil, arkaik mitlerde ve ideolojilerde aramak gerekiyor.

gün altın olan yerde eskiden tunç olduğunun görüleceğine inanır-

Daha önce de söylediğimiz gibi, bu saygın miras maden filizleri-

lar." 30 Metallerin hızla evrim geçirmelerine ilişkin fikir Çin'de MÖ

nin embriyon olarak tasavvurunu içeriyor. Uzam üzerinde çok dağı28

Bibliotheque

des Philosophies

chimiques,

M. J . M. D. R., yeni basım, Paris, 1 7 4 1 ,

s. 1 7 4 1 . Aktaran G. Bachelard, La Terre et les reveries de la volonte, s. 2 4 7 . 26

A.g.y., s. 4 4 3 .

27

A Daubree, s. 4 4 5 - 4 4 6 . Gezegenlerin metallerin oluşması ve büyümesine

29

etkileri hakkında başka metinler için bkz. J o h n Read, Prelude Londra, 1 9 3 9 , s. 9 6 vd ve Albert-Marie Schmidt, La Poesie France au XVT sitcle, Paris, 1 9 3 8 , s. 3 2 1 vd.

52

to

Chemistry,

scientifique

en

Bkz. özellikle Joseph Needham, Science and Civilisation in China, c. III, C a m b ridge, 1 9 6 8 , s. 6 3 9 vd.

30

Jean Przyluski, "L'or, son origine et ses pouvoirs magiques," Bull. Ec. Fr. E x Or„ 14, 1 9 1 4 , 1 - 1 6 1 ) , s. 3. Annam'da taşlann yerden bittikleri ve büyüdükleri inancı çok yaygındır; krş., R. Stein, Jardins

53

en miniature

d'Extreme-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

122 tarihli bir metin olan Huay-nan-tzu'da

TERRA MATER. PETRA GENITR1X

mevcuttur. 11 Simyanın işi

XIV. yüzyıla ait bir simya kitabı olan Summa Perfectionis'te

şunları

yalnızca metallerin büyümesini hızlandırmaktı: Tıpkı Batılı meslekta-

okuyoruz: "Doğanın çok uzun bir süre zarfında tamamlayamadığmı

şı gibi Çinli simyacı da zamanın ritmini hızlandırarak doğanın işine

biz kısa sürede sanatımız sayesinde tamamlayabiliriz." 32 Aynı düşün-

yardım eder. Yeraltı rahminde öylece bırakılırlarsa bütün metaller al-

ce, Ben Johnson tarafından The Alchemist adlı oyununda açıkça sergi-

tın olacaktır; ama bu yüzlerce, binlerce yüzyıl sürecektir.

Tıpkı

lenmiştir (II. perde, 2. sahne). Kişilerden biri olan Surly, metallerin

"embriyonları" (=maden filizlerim) metale dönüştüren metalurjist gi-

büyümesini hayvan embriyonuna benzeten ve tıpkı yumurtadan çıkan

bi simyacı da Yeryüzü Ana'nın rahminde başlamış olan büyüme işle-

civciv gibi, herhangi bir metalin de yerin rahminde başlamış olan ol-

mini hızlandırarak bu işlemi çabuklaştırmayı ve bütün "sıradan" me-

gunlaşma süreci sayesinde altın olabileceği yolundaki simya düşünce-

talleri "soylu" metale, altına dönüştürmeyi hayal eder.

sini pek kabul etmek istemez. Çünkü der Surly, "yumurta Doğa tara-

Bu arada altının olağanüstü öneminin dinsel nedenlere dayandığını

fından belli bir sona yazgılı kılınmıştır ve potansiyel olarak bir piliç-

anımsatalım. Altın alet ya da silah olarak kullanılamaz olmasına kar-

tir." Subtle ise şöyle karşılık verir. "Zamanları olsa altına dönüşebi-

şın insanın keşfedip kullandığı ilk metal olmuştur. Teknolojik dev-

lecek kurşun ve başka metaller için de aynı şeyi söylüyoruz." Bir baş-

rimler tarihinde, yani taş devri teknolojisinin tunç üretimine, sonra

ka kişi Mammon: "Bizim Sanatımız da bunu gerçekleştiriyor." 33

da demir ve ardından çelik endüstrisine geçişte altın hiçbir rol oyna-

Demek ki altının "soyluluğu," "olgunlaşmış" olmasının ürünüdür:

madı. Dahası işletilmesi en zor madendi: 6-12 gramlık bir damar

Diğer metaller "sıradan" metallerdir, çünkü "çiğ"dirler, "olgun de-

bulmak için bir ton kaya çıkarmak gerekiyordu. Gerçi nemli alüv-

ğil"dirler. Şu halde Doğanın amacı maden âleminin tamamlanması,

yonları işlemek daha kolaydı ancak bunlar da çok az verimliydi: Bir

nihai "olgunluğa" erişmesidir. Metallerin "doğal" olarak altına dönüş-

metreküp cüruf karşılığında birkaç gram elde edilebiliyordu. Birkaç

mesi onların yazgılarında vardır. Başka deyişle Doğa mükemmelliğe

ons altın elde etmek için harcanan çabayla karşılaştırıldığında bir pet-

erişmeye çalışır. Ancak Altın son derece tinsel bir simgesellikle yük-

rol yatağının işletilmesi daha basit ve kolaydı. Bununla birlikte Fira-

lü olduğundan ("altın ölümsüzlüktür" diye geçer Hint metinlerin-

vunlar zamanından beri insanlar acı çekseler de altın aramayı sürdür-

de") 34 kimi simyevi-soteriyolojik kurguların hazırladığı yeni bir dü-

müşlerdir. Simgesel değeri, dinsel değeri Doğanın ve insan varlığı-

şüncenin doğması olağandır: Bu düşünce simyacının Doğanın kurtarı-

nın kutsallıktan arınmasına karşın yok olmadı.

32

Orient, s. 76. 31

Kitap uzun süre Câbir'e atfedilmiştir, ama Julius Ruska bu geleneğin yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Bkz. J o h n Read, Prelude to Chemistry,

Bkz. Homer Dubs'un çevirdiği metinler: The Beginnings of Alchemy,

s. 7 1 - 7 3 .

33

Bkz. Not H.

Bu metin Üstadin kendisine (Mencius'un çağdaşı, IV. yüzyıl) ait olmasa da

34

Maitrçyani-samhitâ,

Tsou Yen okuluna ait olma olasılığı vardır; krş. Dubs, s. 74.

54

II, 2, 2; Satapata

Brâhmana,

mana, VII, 4, 6; vb.

55

III, 8, 2, 2 7 ;

s. 4 8 . Aitareya-Brâh-


DEMİRCİLER VE StMYACILAR

cı kardeşi olduğu düşüncesidir. Simyacı doğanın amacına ulaşmasına,

5

"ideal"ini gerçekleştirmesine yardım eder; bu ideal de dölünün -ma-

Metalürji Ayinleri ve Mysteria'lan

densel, hayvansal ya da insansal- en üst "olgunluğa, yani ölümsüzlüğe ve mutlak özgürlüğe ulaşması demektir (altın egemenliğin ve özerkliğin simgesidir). Bu soteriyolojik

simya

spekülasyonları

Batı

simya

tarihinde

çoktur ve C. G. Jung bunun önemini ve kapsamım geniş ölçüde kanıtlamıştır. Biz burada bu simya soteriyolojisinin en eski izlerini vurgulamayı tercih ediyoruz. Her tür "embriyona" gebe olan Yeryüzü Ana imgesi "Doğa" imgesinden önce gelir, aynı biçimde Yeryüzü Ana imgesi Sophia imgesinden önce gelir. Demek ki Yeryüzünün, ana karnıyla, maden yataklarının rahmiyle, maden filizlerinin de "embriyonlarla" eş tutulduğu o çok eski simgeciliğe dönmemiz gerekiyor.

ir maden yatağı ya da yeni bir damarı bulmak kolay değildir;

B

Bunların yerini göstermek ya da insanlara madenin nasıl işlene-

ceğini öğretmek tanrılara ve tanrısal varlıklara düşer. Bu inançlar Avrupa'da yakın tarihlere kadar korunmuştur. XVI. yüzyılda Liege'i ziyaret eden bir Yunan seyyah Nukios Nikandros Kuzey Fransa ve Belçika'da kömür madenlerinin bulunuşuna ilişkin efsaneyi aktarır: Saygıdeğer bir yaşlı kılığında görünen melek, o güne kadar fırınını odunla besleyen bir demirciye maden galerisinin ağzını göstermiştir. Finistere'de bir perinin (groac'k) insanlara gümüşlü kurşunun varlığını öğrettiğine inanılır. Madenlerin koruyucu azizi Peran da metalleri eriterek kaynaştırmayı bulmuştur. 1 Aziz Peran'ı konu alan kutsal yazılarda özümsenen ve yeniden değer kazanan mitolojik kökenlerin üzerinde durmayacağız. Başka geleneklerde de maden işleri ve metalürjinin kökeninde yine bir yarı tanrı ya da bir uygarlaştırıcı kahraman, bir Tanrı elçisi vardır. Bu durum Çinlilerin "dağları delen" Büyük Yu efsanelerinde de açıkça ortaya çıkar. Yu "toprağı kirleten değil sağaltan mutlu bir madenciydi. Mesleğin ayinlerini biliyordu." 2 Avrupa'da, "Dağdaki Keşiş" ya da or-

1

Paul Sebillot, Les Travaux publics et les mines dans les traditions

et les

supersti-

tions de tous les pays, s. 4 0 6 , 4 1 0 vd. 2

56

Marcel Granet, Danses et Legendes de la Chine ancienne,

57

s. 4 9 6 . Krş. s. 6 1 0 vd.


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

METALÜRJİ AYİNLERİ VE MYSTERIA'LARl

taya çıktığında yerleri titreten "Ak Kadın" adıyla da bilinen "Üstat

Bu arada madenin "hayvansı" davranışını belirtelim: Maden canlı-

Hoemmerling" gibi gizemli varlıklara, sayısız cine, hayaletlere ve ye-

dır, - a v hayvanının avcıya karşı takındığı tavırlar gibi- istediği gibi

raltı ruhlarına ilişkin zengin madenci folkloru üzerinde de durmayacağız. 3

hareket eder, saklanır, insanlara sevgi ya da düşmanlık besler. Malezya'da İslam güçlü biçimde yerleşmiş olsa bile bu "yabancı" din ma-

Bir maden ocağının açılışının ya da bir fırının yapımının çoğun-

denlerin başarısını sağlamada yetersizdir; çünkü madenleri gözeten ve

lukla şaşırtıcı bir arkaikliğe sahip ritüel işlemler olduğunu anımsat-

maden filizlerini ellerinde tutanlar eski tanrılardır. Böylece eski din-

makla yerinelim. Madenci ayinleri Avrupa'da ortaçağ sonuna kadar

den, İslamiyetin yerini aldığı dinden bir rahibin yardımına başvur-

korunmuştur: Her yeni madenin açılışı dinsel törenleri gerektiriyor-

mak kesinlikle kaçınılmazdır. Maden törenlerini yönetmesi için Ma-

du. 4 Ancak bu geleneklerin eskiliği ve karmaşıklığını görmek için

lezyalı bir pavang,

başka yere bakmak gerekiyor. Çünkü ayinlerin eklemlenişleri, amaç-

Malezya öncesi halkın şamanı) davet edilir. Bu pavang'lar en eski din-

ları, içerdikleri ideoloji bir kültür düzeyinden diğerine farklılık gös-

sel gelenekleri korudukları için madenleri koruyan tanrıları yatıştıra-

terir. Öncelikle madenleri koruyan ya da orada bulunan ruhları yatış-

bilir ve madenlerde kol gezen ruhlarla anlaşabilirler. 6 İçinde altın bu-

tırma amacını görüyoruz. A. Hale şunları yazar: "Malezyalı madenci

lunan maden filizleri (kalayla birlikte Malezya'nın belli başlı maden

kalay ve kalayın marifetleri konusunda bazı özel düşüncelere sahiptir:

zenginliğini oluşturur) için özellikle onlara başvurulur. Müslüman iş-

kimi kez bir Sakay şamanı (yani en eski halkın,

Öncelikle kalayın yatıştınlması gereken bazı ruhların korumasında ve

çiler bazı işaretler ya da dua gibi şeylerle dinlerini belli etmemelidir-

idaresinde olduğuna inanır; ayrıca kalayın canlı olduğuna ve canlı bir

ler. "Altının bir deva'nın ya da bir tanrının tasarrufunda ya da hâ-

maddenin birçok özelliğine sahip olduğuna inanır: Kalay bir yerden

kimiyetinde olduğuna inanılır ve bu nedenle altın aramak kafirlik de-

bir yere kendi kendine gidebilir, üreyebilir ve kimi kişilere ya da

mektir; çünkü madenciler Allah'ın adını anmamaya ya da Müslüman

şeylere karşı belli bir sevecenlik, yakınlık duyabilir ve bu karşılıklı-

ibadetlerine ilişkin eylemlerde bulunmamaya özen göstererek

dır. Bu nedenle kalay madeni saygıyla işlenmelidir, rahat etmesi sağ-

larla uzlaşmalı, onlara dualar etmeli, sungular sunmalıdır. Allah'ın

lanmalıdır ve belki de daha ilginci, maden yatağı işletilirken kalayın,

egemenliğine ilişkin herhangi bir şeyin söylenmesi devaya bir küfür-

haberi yokken elde edilmesi

sağlanmalıdır." 5

deva'-

dür; yoksa "altını saklar" ya da "görünmez kılar." 7 Dinler tarihinde dışardan gelen din ile yerel din arasındaki gerilim olgusu iyi bilinen bir olgudur. Tıpkı dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi, yerle ilgili

P. Sebillot, a.g.y., s. 4 7 9 - 4 9 3 ve birçok yerde. Madenlerle ilgili edebi mitolo-

tapımlarda Malezya'daki "yerin sahipleri" kendilerini hissettirirler.

jiler ve imgelem için bkz. C. Bachelard, La Terre et les reveries de la volonte, s. 1 8 3 vd ve birçok yerde. 4 5

Sebillot, a.g.y., s. 4 2 1 . A. Hale'dan aktaran: W . W . Skeat, Malay Magic, Londra, 1 9 2 0 , s. 2 5 9 - 2 6 0 .

58

6

A.gy„ s. 2 5 3 .

7

W . W . Skeat, Malay Magic, s. 2 7 1 - 2 7 2 .

59


METALÜRJİ AYİNLERİ VE MYSTERIA'LARI

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

Yerin hazineleri - o n u n işleri, "çocukları"- yerlilere aittir ve yalnızca

lü önlem alınır. İnsan varlığım ilgilendiren bir gizemin söz konusu

onların dini, bu hazinelere yaklaşmaya yetkili kılar.

olduğu hissedilir; çünkü insan gerçekten de metallerin keşfiyle kendi-

Afrika'daki Bayekalar arasında, yeni bir galeri açılacağı zaman, et-

ne geldi, madencilik ve metalürji işleri içine girdiğinde neredeyse bü-

rafında rahip ve işçiler bulunan şef, madende hâkim olan atasal "bakır

tün varoluş tarzını değiştirdi. Maden ve dağlarla ilgili bütün mitolo-

ruhlarına" bir dua okur. Dağ ruhlarını rahatsız etmemek ve kızdırma-

jilerde gördüğümüz o sayısız peri, cin, elf, hayalet, ruh yaşamın jeo-

mak için nereden kazılmaya başlayacağına karar veren kişi her zaman

lojik düzeylerine girerken karşılaşılan kutsal varlık'm çeşitli tezahürle-

şeftir. Aynı şekilde Bakitara madencileri "yerin sahibi" ruhları yatış-

ridir.

tırmak ve çalışmaları sırasında özellikle cinsel olmak üzere birçok ta-

Bütün bu ürkütücü kutsallıkla yüklü olan maden filizleri, fırınlara

buya uymak zorundadırlar. 8 Ritüel arılık önemli bir rol oynar. Haiti-

taşınır, işte o zaman en zor ve en maceralı işlem başlar. Zanaatkâr

li yerliler altın bulmak için iffetli olmak gerektiğine inanırlar ve ma-

"büyümeyi" hızlandırıp tamamlamak için kendini Yeryüzü Ana'mn ye-

den aramaya uzun süre oruç tuttuktan ve cinsel perhiz yaptıktan sonra

rine koyar. Fırınlar, maden filizinin büyümesini tamamladığı yeni,

başlarlar. Arama sonuç vermezse bunu arı olmamalarından ileri gel-

yapay bir rahimdir. Eritme işlemi çevresindeki sonsuz sayıda önlem,

diğine inanırlar. 9 Metallerin alaşımı konusunda cinsel tabuların öne-

tabu ve ritüelin kaynağı budur. Madenlerin yanına kamp kurulur,

mine biraz sonra değineceğiz.

orada bütün mevsim potansiyel olarak arı bir şekilde (Afrika'da ge-

Madencilerde arılık halini, orucu, tefekkürü, duaları ve ibadetle

nellikle aylarca, mayıs ve kasım arasında) yaşanır. 10 Açevalı maden

ilgili eylemleri görüyoruz. Bütün bu koşullar yapılması amaçlanan iş-

eriticileri bütün bu zaman boyunca en katı cinsel perhizleri uygular. 11

lemin doğasınca belirlenir; çünkü kimsenin dokunamayacağı kutsal

Bayekeler fırının etrafında kadın görmek istemezler. 12 Metalürji mev-

bir alana girilecektir; yeraltındaki yaşamın düzeni bozulacak, bu yaşa-

simi boyunca inzivada yaşayan Baylalar daha da katıdırlar: Gece bo-

mı idare eden ruhlar rahatsız edilecek, bildik dinsel evrene ait olma-

şalması yaşayan işçinin arınması gerekir. 13 Bakitaralarda da aynı cin-

yan, çok daha derin, çok daha tehlikeli bir kutsallıkla temasa geçile-

sel tabular vardır: Körük ustası işi sırasında cinsel ilişkide bulunursa

cektir. insana hak olarak tanınmamış bir alana, Toprak Ananın kar-

körükler sürekli suyla dolacak ve iş göremez hale geleceklerdir.

nında madenleri yavaşça, gizemli biçimde olgunlaştıran yeraltı dünyasına doğru maceraya atılma duygusu söz konusudur. Özellikle üstün bir yasanın yönettiği bir doğal düzen içine, gizemli ve kutsal bir süreç içine girildiği izlenimi vardır. Böylece geçiş ayinleriyle her tür-

8

Cline, Mining and Metallurgy in Negro Africa, s. 117, 119.

9

P. Sebillot, Les Travaux publics et les Mines, s. 4 2 1 .

60

10

Cline, Mining and Metallurgy, s. 41.

11

Cline, a.g.y., s. 119.

12

A.g.y., s. 120.

13

A.g.y., s. 121.

14

Bununla birlikte yine Bakitaralarda,

"kendi

körüğünü

yapan

demirci,

körüğü bitirir bitirmez kansımn yanına gitmelidir; amaç körüklerin daha sağlam olmasını, iyi çalışmasını sağlamaktır;" Cline, a.g.y., s. 117. Pa Nyanko-

61


METALÜRJİ AYİNLERİ VE MYSTERIA'LARI

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

Pangveler eritme işleminin sürdüğü süreler boyunca ve bundan iki ay

Aynı düşünce düzeninde Afrika metalürji törenleri gerdek simge-

öncesinden cinsel perhize başlayarak ilişkiye girmezler. 15 Cinsel eyle-

ciliğine ilişkin bazı öğeler sunuyor. Bakitara demircisi örse gelinmiş

min çalışmaların başarısına zarar vereceği düşüncesi bütün kara Afri-

gibi davranır. Erkekler onu eve taşıdıklarında tıpkı bir düğün alaym-

ka'da yaygındır. İlişki yasağı çalışmalar sırasında söylenen ritüel şar-

daymış gibi şarkılar söylerler. Demirci örsü aldığında üstüne "çok

kılarda bile ortaya çıkar. Örneğin Baylalarm şarkısı şöyledir: "Kong-

çocuk doğurması için" su serper ve karısına, eve kuma getirdiğini

ve (klitoris) ve Kara Malaba (labiae feminae

(kara dudaklar}) korkutur

söyler. 17 Baylalarda fırın yapılırken bir erkek ve bir kız çocuğu içeri

beni! Ateşe üflerken buldum Kongve'yi. Kongve korkutur beni! Git,

girerler ve bakla ezerler (ortaya çıkan çıtırtılar ateşin sesini simge-

uzaklaş benden, bir zamanlar sık sık birlikte olurduk, git şimdi,

ler). Bu işi yapan çocuklar daha sonra evlenmek zorundadırlar. 18

uzaklaş benden!" 16

Daha kesin ve daha iyi işlenmiş gözlemlere ulaştığımızda, Afrika'-

Bu şarkılar ateş ve eritme işiyle cinsel etkinliğin birbiriyle özdeş-

da metalürji işinin ritüel niteliğini daha iyi anlıyoruz. Tanganyika de-

leştirilmesini gösteren belirsiz izler taşıyor olabilir. Bu durumda ki-

mircilerini daha yakından incelemiş olan R. P. Wyckaert önemli ay-

mi cinsel, metalurjik tabular eritmenin kutsal bir cinsel birleşmeyi,

rıntılar sağlıyor. Demirci ustası kamp yerine gitmeden önce tanrıla-

kutsal beraberliği temsil etmesi olgusuyla açıklanabilir (krş. "eril" ve

rın korumasını talep eder. "Siz, büyük atalarımız, bize bu işleri öğre-

"dişil" maden filizlerin karışımı); fırında gerçekleşmekte olan birleş-

ten sizler, geçin önümüze (yani "nasıl yapacağımızı göstermek için

menin başarısını büyüsel olarak sağlamak için işçilerin bütün cinsel

önümüzde olun"). Sen, merhametli, nerede olduğunu bilmediğimiz,

enerjileri korunmalıydı. Çünkü bütün bu gelenekler son derece kar-

sen, bizi affet. Sen, güneşim, ışığım, beni koru. Hepinize minnetta-

maşıktır ve farklı simgeciliklerin kavşağında bulunur. Fırınlarda bü-

rım." 1 9 Büyük fırınlara doğru hareket etmeden bir gün önce herkesin

yümelerini tamamlayan maden filizi-embriyon düşüncesine, madeni

perhiz yapması gerekir. Sabah demirci ustası ilaç kutusunu çıkarır,

eritmek bir "yaratım" olduğu için, eril ve dişil öğelerin önceden bir-

ona saygılarını sunar ve herkes bu kutunun önünden geçer, diz çöker-

leşmesini gerektirdiği düşüncesi eklenmiştir. Biraz sonra benzer bir

ler ve alınlarına beyaz topraktan azıcık sürerler. Alay fırınlara doğru

simgeciliği Çin'de göreceğiz.

yollanırken bir çocuk ilaç kutusunu, bir diğeri de bir çift tavuk taşır. Kamp yerine gelindiğinde en önemli işlem ilaçların firma koyulması ve beraberinde yapılan kurban törenidir. Çocuklar tavukları getirir,

lelerde demirci kulübesine yeni bir çekiç getirildiğinde kansına gitmelidir (a.g.y., s. 118). Burada farklı bir simgecilik görüyoruz: Alet, cinsiyetli hale getirilişiyle ve insanlann üreme eylemine koşut bir işlev görerek "canlı" hale gelir.

demirci ustasının önünde kurban ederler ve ateşe, maden filizine, kö-

17

Cline, a.g.y., s. 118.

15

Cline, a.g.y., s. 125.

18

A.g.y.,s.

16

Cline, a.g.y., s. 121.

19

R. P. Wickaert, Forgerons paiens et forgerons

62

120.

63

chretiens au Tanganyika,

s. 3 7 3 .


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

METALÜRJİ AYİNLERİ VE MYSTERİA'LARI

müre kan akıtırlar. Sonra "içlerinden biri fırının içine girer, diğeri

lar atarlar. 25 Şu halde, bir kılıca su verme işi su ile ateşin birleşmesi

dışarda kalır; burada birçok kere (kuşkusuz tanrıya yönelik olarak)

olarak görüldüğüne; 26 alaşım, bir evlilik ayini 27 olduğuna göre aynı

şöyle söyler: "Yan kendiliğinden ateş, iyi yan!" 20 Şefin talimatlarıyla

simgecilik metalin eritilmesi işleminde de zorunlu olarak geçerli ol-

içerde duran çocuk, ilaçları fırının dibinde kazılan çukura koyar, iki

malıdır.

tavuğun başlarını da koyup üzerlerini toprakla örter. Eritme işlemi

Doğrudan cinsellik ve evlilik simgeciliğiyle ilişkili olmak üzere

bir horoz kurban edilmesiyle de kutsanır. Demirci içeri girer, kurba-

kanlı kurban törenini görüyoruz. "Kan-tsiang ve Mo-ye, eril ve dişil

nı sunar ve kam örsün üstüne akıtarak şöyle der: "Bu döküm demiri-

bir çift kılıçtır. Karı koca aynı zamanda demirden bir ailedir. Koca,

mi bozmasın! Bana zenginlik ve talih getirsin!" 21

Kan-tsiang iki kılıç dökme emri alınca işe koyulur ve üç ay uğraştık-

İki çocuğun ritüel işlevi ve fırınlara sunulan kurbanı ele alalım.

tan sonra metali eritmeyi başaramaz. Başarısızlığının nedenini soran

Fırının içine gömülen tavuk başları bir bedel kurbanım temsil ediyor

karısı Mo-ye'ye önce kaçamak cevaplar verir. Kadın ısrar eder, kutsal

olabilir. Çin gelenekleri bu konuda önemli açıklamalar sunuyor. Mut-

maddenin (metalin) dönüşmesinin bir kişinin (kurban edilmesini) ge-

lu madenci Büyük Yunun Yukarı ile Aşağının birleşmesini sağladığı

rektirdiğini anımsatır. O zaman Kan-tsiang da ustasının metali erit-

düşünülen Hia'nın dokuz kazanını da döktüğünü anımsayalım. 22 Ka-

meyi ancak kendini ve karısını ateşe atarak başardığını anlatır. Kocası

zanlar sihirliydi:

kendi bedenini eritecekse eğer, Mo-ye de kendi bedenini vermeye ha-

Kendi kendilerine hareket ediyorlar,

ısıtılmadan

içindekileri kaynatabiliyorlar ve Erdem'i tanıyabiliyorlardı (en büyük

zır olduğunu bildirir." 2 8 Saçlarını keserler, tırnaklarını

işkencelerden biri suçluyu kaynatmaktı; 23 Yu'nun beş kazam yang ile

"ikisi birden saçlarını ve kesik tırnaklarını ateşe attılar. Hepsini ver-

dördü de yin ile ilişki içindeydi. 24 Böylece bu çift, karşıtlıkların birli-

mek yerine bir kısmını verdiler." 29 Başka bir versiyona göre "Mo-ye

ğini (Gök-Yer, Eril-Dişil, vb) ve aynı zamanda kozmik bütünün imge-

metalin neden erimediğini sorunca, kocası şöyle dedi: 'Rahmetli us-

sini oluşturuyordu. Daha önce gördüğümüz gibi, maden filizleri ve

tam (ya da Eski Ustam) dökümcü Ngeou bir kılıç dökmek isteyip de

metaller de eril ve dişil olarak sınıflandırılmıştır. Eritme işine bakir

erime gerçekleşmeyince bir genç kızı Fırın çiniyle evlendirdi.

erkek ve bakire kız çocukları katılır: Kızgın metalin üstüne suyu on-

üzerine Mo-ye kendini firma attı ve erime başladı." 30 İki "çengel ya da

25

A.g.y, s. 4 9 7 .

20

A.g.y., s. 3 7 5 .

26

A.g.y., s. 4 9 8 .

21

A.g.y., s. 3 7 8 .

27

A.g.y., s. 4 9 9 .

22

Marcel Granet, Danses et Legendes de la Chine ancienne,

23

Granet, s. 491, not. 2.

24

A.g.y, s. 4 9 6 .

s. 4 8 9 - 4 9 0 .

66

28

Granet, a.g.y., s. 500.

29

A.g.y., s. 501

30

A.g.y, "s. 501,'.' 'i 3.

67

kısaltırlar,

Bunun


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

tırpan biçiminde pala" üretimini anlatan Vou Yue tch'ouen ts'ieou (4.

6

bölüm) zanaatkarın bunları iki oğlunun kanıyla kutsadığını belirtir. 31

Fırınlara insan Kurban Etme

"Yue kralı Keou-tsien, sekiz sihirli kılıç döktüğünde metali elde etmeden önce, Kouen-vou cinine öküzler ve beyaz atlar kurban etti. Kouenvou bir kılıç adıdır." 32 Bir döküm sırasında, bir insan (ya da bir çift) ile metallerin mis-

azı Orta Hindistan yerli kabilelerine ait bir grup mit, Asür de-

B

tik evliliğine ilişkin mitsel-ritüel motif olan kurban ya da kişisel kur-

mircilerinin tarihini anlatır. Birhor'a göre Asürlar demiri eriten

ban teması özellikle önemlidir. Biçimsel olarak bu tema, kozmogonik mitte bir örnek modelini bulduğumuz o geniş "yaratılış" kurbanları

ilk insanlardı. Ama fırınların dumanı Yüce Varlık Sing-bonga'yı ra-

kategorisine dahil olur. Alaşımı, "metallerin evliliğini" gerçekleştir-

hatsız ediyordu; çalışmanın durdurulması için haberci kuşlar gönder-

mek için canlı bir varlığın işlemi "canlandırması" gerekir ve bunun

di. Asürlar metalürjinin en önemli uğraşları olduğunu söyleyip ha-

en iyi yolu da bir yaşamın aktarılması anlamında kurbandır. Kurba-

bercileri yaraladılar. O zaman Sing-bonga yeryüzüne indi. Sezdirme-

nın ruhu onun tensel kabım değiştirir: insan bedeninden kurtulup ye-

den Asürlara yaklaştı, onları firma girmeye ikna etti ve sonra da on-

ni bir "beden" kazanır; bir yapıyı, bir nesneyi, hatta bir işlemi "can-

ları yaktı. Bu nedenle ölenlerin karıları Doğa ruhları haline geldiler. 1

landırır," "canlı" kılar. Alıntıladığımız Çin anlatıları metalürji işle-

Mitin daha eksiksiz haline Mundalarda rastlanır. Başlangıçta insan-

minin başarısı için insan kurban edildiğinin anısını barındırıyor gibi-

lar gökte Sing-bonga için çalışıyorlardı. Ancak suya yansıyan yüzleri-

dir. Soruşturmamızı başka kültürel alanlarda sürdürelim. Fırınlara

ni görüp tanrılara benzediklerini, dolayısıyla tanrılara eşit oldukları-

sunulan kurbanların ne ölçüde kozmogonik mitlerin bir uygulaması

nı anladılar ve tanrılara hizmet etmeyi reddettiler. Sing-bonga da on-

olduğunu ve geliştirdiği yeni değerleri oluşturduğunu göreceğiz.

ları yeryüzüne attı. Demir cevherinin bulunduğu bir yere düştüler, erkekler yedi fırın yaptılar. Duman Sing-bonga'yı rahatsız etti ve kuşları haberci olarak gönderdi, ama bir işe yaramadı. Tanrı yaşlı, hasta bir adam kılığında yeryüzüne indi. Kısa süre sonra fırınlar yıkıldı. Sing-bonga'yı tanımamış olan demirciler ne yapmaları gerektiğini sordular. O da "insan kurban etmelisiniz" diye yanıtladı.

31 32

kurban bulunamayınca Sing-bonga gönüllü oldu. Firma girip kor ha-

A.g.y., s. 5 0 2 , not 2. A.g.y.,

s-

4 9 3 . Mo-Ye ve Kan-tsiang efsanesinin diğer değişkeleri için bkz. Li-

enello Lanciotti, "Sword Casting and Related Legends in China," East West,

Gönüllü

IV, 1 9 5 5 , 1 0 6 - 1 1 4 , özellikle s. 1 1 0 vd ve "The Transformation

line geldi ve üç gün sonra altın, gümüş ve değerli taşlarla çıktı. Tan-

and of

Ch'ih Pi's Legend," a.g.y., s. 3 1 6 - 3 2 2 . Çin metalürji mitleri ve ritüelleri h a k kında bkz. Max Kaltenmark, Le lie-sien tchouan, s. 4 5 vd, 1 7 0 vd.

68

1

Sarat Chandra Roy, The Birhors, Ranchi, 1 9 2 5 , s. 4 0 2 vd.

69


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

FİRİNLARA İNSAN KURBAN ETME

rı'nın yaptığına demirciler de öykündüler. Karıları ateşi körüklüyor

san kurban motifini ele almamız gerekiyor özellikle. Şimdiki biçim-

ve demircilerse fırınlarda diri diri yanarken bağırıyorlardı. Sing-bon-

leriyle bu mitler demir ve metalürjiye duyulan öfkeyi açığa vuruyor.

ga kadınları teselli etti: Kocaları bağırıyordu, çünkü hazineyi paylaşı-

Komşu halkların yargısına göre, Asür demircileri fırınlarının yanan

yorlardı. Kadınlar, demirciler tamamen kül haline gelinceye kadar

kömürlerinde hak edilmiş bir ölüm bulmuşlardır; çünkü yüce Tanrı'-

körüklemeye devam ettiler. Kadınlar kendilerine ne olacağını sorunca

ya karşı gelmiş ve onu kızdırmışlardır. Demircilik uğraşma duyulan

Sing-bonga onları bhut'lara, tepe ve kayalık ruhlarına dönüştürdü. 2

bu nefrette, demir çağının diğer çağlar arasındaki en açması ve en

Son olarak Oraonlarda da benzer bir mit tespit edilmiştir. Hepsi

faydasız çağ olduğu düşüncesindeki aynı olumsuz ve kötümser tutum

de ünlü demirciler olan, Asür'un oniki kardeşi ve Lodha'mn onüç kar-

görülebilir. Böyle bir tutumun tarihsel temelleri olduğunun varsayıl-

deşi fırınlarının dumanıyla Bhagwan'ı (=Tann) kızdırırlar. Bhagwan

masma itirazımız olmaz. Demir çağında, birbirini izleyen savaşlar ve

hasta, yaşlı bir adam kılığında yeryüzüne iner ve bir dulun yanma sı-

katliamlar, kitle halinde kölelik ve genel anlamda bir yoksullaşma

ğınır; demirciler fırınlarının onarımı için ona danıştıklarında, tıpkı

görülür. 5 Başka yerlerde olduğu gibi Hindistan'da da tüm mitoloji de-

Mundaların mitinde olduğu gibi diri diri yanarak

ölürler. 3

mir işçilerini devler ve demonlarla ilgili kategoriler arasına yerleşti-

Asürlar büyük bir olasılıkla Pencab'm kuzeyinde yaşayan bir demirci kabilesiydi. Ari işgalciler tarafından Çota Nagpur dağlarındaki

rir: Bunların hepsi de başka çağları ve başka gelenekleri temsil eden tanrıların düşmanlarıdırlar.

yurtlarına sürülmüşlerdir. Walter Ruben Asürlar ile Veda ilahilerinde sözü edilen ve tanrıların (deva)

Bu "demir nefretine" ek olarak Asürlarm mitolojisi, fırınlara in-

düşmanı ve onlarla sürekli savaşan

san kurban edilmesi gerekliliğini bildirir. Hatta alıntılanan mitlerde

Asuralar arasındaki olası ilişkileri göstermiştir. 4 Asür demircileriyle

insan kurban edilmesi metalürji işinin demonlara özgü yönü gibi gö-

ilgili komşu Munda ve Dravid (Oraon) halklannca korunan bu mito-

rünmektedir. Metalin eritilmesi insan kurban edilmesini gerektiren

lojik geleneklerin ilginçliği ortaya çıkıyor. Konumuz açısından vur-

korkunç bir işlem olarak görülür. 6 Metalürjide insan kurban edilme-

guladığımız mitlerde bir kısmı ortaya çıkan metalürjiye adanmış in-

sine ilişkin izler Afrika'da bulunmuştur. Nyasalandlı Açevalarda fırın yapmak isteyen kişi büyücüye (sing-anga) başvurur. Büyücü "ilaçlar" hazırlar, bir mısır koçanı içine koyar ve küçük bir çocuğa bunu ha-

2

E. T. Dalton, Des criptive Ethnology ofBengal,

Kalküta, 1 8 7 2 , s. 1 8 6 vd.

P. Dehon, "Religion and Customs of the Uranos," Memoirs of the Asiatic ety ofBengal,

Soci-

Kalküta, 1 9 0 6 , s. 1 2 8 - 1 3 1 ; aynca bkz. R. Rahmann, " G o t t h e -

iten der Primitivstâmme im Nordöstlichen Vorderindien," Anthropos,

31,

1 9 3 6 , s. 52 vd. 12 Asür ve 13 Lodha hakkında bkz. Walter Ruben, Eisenschmiede Anthropos, 4

und Dâmonen

in İndien, Leyden, 1 9 3 9 , s. 102 vd. Aynca bkz:

56, 1 9 6 1 , s. 9 6 vd.

Bkz. E isenschmiede

und Dâmonen

5

Walter Ruben, E isenschmiede

6

Demir dökümden bir silahla bir insan öldürüldüğünde

und Dâmonen in indien, s. 1 5 3 vd.

düşüncesi de aynı inanç küresine kaydolur; bkz. Chamanisme in İndien, s. 3 0 2 - 3 0 3 ve birçok yerde.

70

onun

ruhunun

efendisi olunduğu, bir tür "köle ruha," bir "ruhsal robota" sahip olunduğu daki Batak büyücüleri örneği, s. 3 1 3 .

71

adlı kitabımız-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

FIRINLARA İNSAN KURBAN ETME

mile bir kadına nasıl fırlatacağını öğretir; böylece kadın düşük yapa-

ç a l ı ş m a n ı n e v r e s i n i ifşa e d e n o l a y ı n az ç o k s i m g e s e l y i n e l e n m e s i ol-

c a k t ı r . B ü y ü c ü d ü ş ü r ü l m ü ş e m b r i y o n u alır ve b a ş k a " i l a ç l a r l a " b i r l i k -

d u ğ u n d a n m e t a l ü r j i işi i l k s e l k u r b a n ı n y i n e l e n m e s i n i g e r e k t i r i r .

te t o p r a ğ a a ç t ı ğ ı b i r ç u k u r i ç i n d e y a k a r . F ı r ı n b u ç u k u r u n ü z e r i n e k u -

m o g o n i k mit k o n u s u n d a söylediklerimizden sonra (ezeli bir devin be-

rulur.' Antongalar plasentanın bir kısmını,

Koz-

demiri erimeyi

güvence

d e n i n d e n d o ğ a n d ü n y a , i n s a n ya da b i t k i l e r ) t a n r ı s a l b i r v a r l ı ğ ı n

altına a l m a k için fırının içine atarlar.8 D ü ş ü k simgeciliğini

şimdilik

ganlarından türeyen metaller de aynı m e r k e z i motifin bir

or-

değişkesi

b i r y a n a b ı r a k ı r s a k , A f r i k a ' d a n v e r d i ğ i m i z b u i k i ö r n e k s o m u t ya da

o l a r a k g ö r ü l ü y o r . H a s a d ı d e s t e k l e m e k i ç i n s u n u l a n k u r b a n l a r ı n , tane-

s i m g e s e l i n s a n k u r b a n e d i l m e s i ( t ı r n a k l a r ve s a ç l a r ) ile b e d e l k u r b a n ı

l e r i n o r t a y a ç ı k m a s ı n ı m ü m k ü n k ı l a n ab origine

(başlangıçtan itibaren)

(örneğin Tanganyika demircilerinde tavuk kurban edilmesi için bkz.

yüce varlığın k e n d i n i simgesel olarak k u r b a n edişini yinelemesi g i b i ,

s. 6 3 ) a r a s ı n d a b i r g e ç i ş i i f a d e e t m e k t e d i r . İ n s a n b e d e n i ile m a d e n fi-

m e t a l ü r j i işi i ç i n b i r i n s a n ı n ( s o m u t ya da s i m g e s e l

lizleri a r a s ı n d a k i m i s t i k i l i ş k i l e r d ü ş ü n c e s i b a ş k a a d e t l e r e d e b u l a ş -

edilmesi de aynı şekilde mitsel bir m o d e l e ö y k ü n m e k t e n ibarettir.

mıştır. Ö r n e ğ i n Senegambialı Mandigolar bir kazadan sonra altın ma-

G e r ç e k t e n de metallerin

kökenine ilişkin

olarak)

birçok mitsel

kurban

gelenek

d e n i n i b i r k a ç yıl t e r k e d e r l e r : B e d e n i n ç ü r ü r k e n z e n g i n b i r a l t ı n yata-

v a r d ı r : M e t a l l e r b i r t a n r ı n ı n ya da b i r y a r ı - t a n r m m b e d e n i n d e n

ğını belirleyeceğini düşünürler.9

t e r l e r . " 1 1 İ n d r a ' n m " o r g a n l a r ı n ı n k e s i l m e s i " m i t i n d e aşırı soma

B u m i t l e r , a y i n l e r ve a d e t l e r o n l a r d a n ö n c e g e l e n ve o n l a r ı

doğru-

"binede-

n i y l e s a r h o ş o l a n t a n r ı n ı n b e d e n i n i n " a k m a y a " b a ş l a d ı ğ ı , b ö y l e c e de

l a y a n k ö k e n s e l b i r m i t s e l t e m a y ı ele v e r i r : 1 0 M e t a l l e r b i r t a n r ı n ı n y a

her tür canlıyı, bitkiyi ve metali doğurduğu söylenir.

da kurban edilen doğaüstü bir varlığın bedeninden doğarlar.

d ı ş a r ı y a ş a m s o l u ğ u ç ı k t ı ve d e m i r e d e ğ i l , g ü m ü ş e d e ğ i l k u r ş u n a dö-

a y i n l e r in illo tempore

Ayrıca

{ b a ş l a n g ı ç t a k i } b i r d a v r a n ı ş ı b a ş l a t a n ya da b i r

nüştü; ersuyundan biçimi

aktı ve

altına

dönüştü."12

"Göbeğinden

İranlılarda

da

b e n z e r b i r m i t v a r d ı r . E z e l i İ n s a n G a y ö m a r t a y a r t ı c ı t a r a f ı n d a n katledildiğinde "ersuyunun toprağa akmasına izin verdi 7

...

Gayömart'm

A. G. O. Hodgson, "Notes on the Achewa and Angoni of the Dowa District of the Nyasaland Protectorate,"Journ. Roy. Anthr. Inst., 6 3 , 1 9 3 3 , s. 1 6 3 .

8

Cline, Mining and Metallurgy in Negro Af rica, s. 119.

9

Cline, a.g.y., s. 12.

10

Zamandizinsel, tarihsel bir öncelik her zaman söz konusu olmayabilir; b u

11

Konumuz bağlamında, metallerin kökenlerine ilişkin mitlerin döküm işi için

öncelik merkezi mitsel temanın her "versiyonunda" potansiyel olarak bulu-

insan kurban edildiğini gördüğümüz kültürel alanlardan farklı alanlarda da

nan düşünsel bir önceliktir. Şu ya da bu gelenek türedigi mitsel bütünün bi-

görülmesi herhangi bir zorluk yaratmaz; bu aşamada herhangi bir mitsel-ri-

lincinde olmayabilir, üstelik ideolojiler tarih sayesinde dolaşıma sokulup ak-

tüel senaryonun tarihini ortaya koymayı, değil büyük ölçüde kaybolmuş ya

tanlır ve çoğu zaman bir halk bir "sistemin" yalnızca birkaç kesitini alır ya da

da dağılmış tinsel evrenlerin yapısını belirlemeyi amaçlıyoruz. Aynca mitsel-

korur. Bu nedenle bir simgenin anlamı çok sayıda "versiyonu" inceledikten

ritüel bir senaryonun tarihi öyle birkaç sayfada ya da teknik bir uzmanlığa

sonra tam olarak ortaya çıkabilir. Şu halde değişkeler birbirleriyle hiçbir ta-

girişmeden ortaya konulamaz; bu kitapta böyle bir çalışmadan kaçındık.

rihsel bitişiklik göstermez; bu da yorumlama işini daha da zorlaştınr.

72

12

Satapata Brâhmana, XII, 7,1, 7.

73


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

FIRINLARA İNSAN KURBAN ETME

bedeni metallerden yapıldığı için bedeninden yedi tür metal oluştu. 13

Biçimsel olarak bütün bu gelenekler örnek modellerini oluşturan koz-

göre (X, 2) "öldüğünde metal nitelikli sekiz maden fili-

mogonik mite bağlıdır. Ancak kimi dinsel düzeylerde kozmogoninin

zi çeşitli organlarından çıktı. Bunlar altın, gümüş, demir, pirinç, ka-

embriyolojik bir simgecilikle bitişik olduğu unutulmamalıdır: Ezeli

lay, kurşun, cıva ve elmastı; altm mükemmel oluşu nedeniyle yaşa-

bir varlığın bedeninden dünyanın yaratılışı kimi kez bir "embriyo-

Zath-sparam'a

mın ta kendisinden ve ersuyundan

çıkmıştır." 1 4

Bu arada şunu da be-

nun" biçimlendirilmesi gibi tasavvur edilip anlatılmıştır.

Kozmos

lirtelim: ilk insan çifti r'ıvâs bitkisi biçiminde Gayömart'm daha önce

embriyonik (şekilsiz) ve kaotik bir ilksel maddeden biçimlenir. Böy-

göğün dönme hareketiyle arındırılmış ersuyundan doğacaktır; bu mo-

lece kurban

tif de İran geleneğini çok yaygın ve çok eski bir mitsel bütünlüğe

evresindeki kitleye ve embriyona eşdeğer sayıldığı bir dizi denk ya

yerleştiriyor.

da tamamlayıcı imgeye ulaşıyoruz. Benzer durumlar kimi Mezopo-

edilen

bedenin

ilksel

maddeye,

dolayısıyla

tohum

Benzer bir miti Yunanlar da paylaşırlar. P. Roussel, Zenobios'un

tamya geleneklerinde de belirlenmiştir, inceleyeceğimiz olgular ma-

aktardığı bir Yunan meseline dikkati çekmişti: Bu meselde demirin

den filizlerinin embriyonlar olarak değerlendirilmesi ile fırınlara su-

kökeninden söz edilir: "İki kardeş üçüncü kardeşlerini öldürürler; bir

nulan kurbanlar arasındaki ilişkileri kavramamızı sağlayacaktır.

dağın altına gömerler; bedeni demire

13

Crand Bundahishn, daııs

l'histoire

dönüşür." 15

Fr. çev. A. Christensen, Lepremier

legendaire

des

Iraniens,

Uppsala,

homme 1918,

et le premier

I, s. 2 2 .

Reitzenstein ve H. H. Schaeder, Studien zum antiken Synkretismus Criechenland,

Krş.

roi R.

aus Iran und

Leipzig-Berlin, 1 9 2 6 , s. 2 2 5 - 2 2 9 ve özellikle 2 2 8 - 2 2 9 . sayfa-

ların dipnotlan. Burada İran geleneklerinde bedensel-madensel koşutlukları irdeliyor. 14

A. Christensen, a.g.y., s. 25. Elmas bir metal olmadığından özgün yedi metal dizisine ait değildir; bu yedi metal kuşkusuz Babil etkisini gösterir; krş. Christensen, s. 52.

15

P. Roussel, keX|iiç iv oıönpcu, Revue de Philologie, insan kurbanlar için bkz. Plutarkhos, Parall,

1 9 0 5 , s. 2 9 4 . Metalürjide

5, 3 0 6 vd. Metallerle tannlar

arasındaki ilişkilere Mısır geleneklerinde de rastlanır. Plutarkhos ile Diodoros Mısırlılann "Seth'in dişleri" diye adlandırdıktan demirden nefret ettiklerini aktarırlar. Plutarkhos De lsed'e'de (bölüm 6 2 ) "Seth'ten çıkmış demir"den söz eder. Hematit "Horus'un kemikleri"ydi; bkz.

Forbes, Metallurgy

in

Antiquity, s. 4 2 7 . Öte yandan Mısırlılar tanrılann tenlerinin altından olduğu-

ciligiyle karşılaşıyoruz. Altın mükemmel, şemsi, ölümsüzlüğe denk metaldir.

nu düşünüyorlardı. Ancak burada başka bir simgecilikle, ölümsüzlük simge-

Bu nedenle tıpkı tanrılara olduğu gibi Firavuna da allın bir beden atfedilir.

74

75


BABİL METALÜRJİ SİMGECİLİĞİ VE RİTÜELLERİ

7

hayırlı bir gününü bekleyeceksin; işte o gün f m n m planını yere sereceksin. Onlar fınm yaparlarken, [onlan] izleyecek ve sen de

Babil Metalürji Simgeciliği ve Ritüelleri

[fmn evinde] çalışacaksın [?]: [zamanından önce

doğmuş...]*

embriyonlan getireceksin, bir başkası [?], bir yabancı girmemelidir, temiz olmayan bir kişi de onların önünden geçmemelidir; önlerinde gereği gibi saçı saçmaksın: "madeni" fırına koyacağın gün embriyonların önünde bir kurban keseceksin 3 ; çam tütsü-

1

9 2 5 yılında R. Campbell Thompson'un Asur kimya metinlerini

sü ile bir tütsülük koyacaksın, önlerinde kurunna birası saça-

yayımlamasından sonra R. Eisler bir Babil simyasının varlığı hi-

caksın.

potezini ortaya atmıştı. Eisler bunu ku-bu ("embriyon," "fetüs") teri-

Fırının altında bir ateş yakacaksın ve 'madeni' fırının içine

mine dayandırıyor; bunu simgesel olarak ana rahmine benzetilen fı-

koyacaksın. Fınna bakmak için getireceğin adamlar annmalıdır

rındaki maden cevheri olarak anlıyordu. Daha önce gördüğümüz gibi

ve [sonra] fınna bakmalan için oraya getireceksin. F m n d a ya-

böyle bir tasavvur birçok gelenekte de tespit edilmiştir. Ancak R.

kacağın odun günlükağacı [sarbatu] odunu olmalıdır; kabukla-

Eisler için fazladan bir şey söz konusuydu: Babil inanışında metalle-

n ayıklanmış, kalın, büyük odunlar olmalıdır, Ab ayında kesilmiş olmalı ve yığın yığın [dışanda] değil deriye sanlı olarak sak-

rin olgunlaşması ve mükemmelleşmesi fikriyle ilgili ilk tarihsel belgeyi belirlediğini ve sonuç olarak da simyanın

lanmış olmalıdır. Bu ağacı fınna koyacaksın.

Mezopotamya'daki

köklerini açığa çıkarttığını düşünüyordu. Eisler'in hipotezi Abel Rey

Thompson ile Meissner'in çevirilerinin gerektirdiği olası değişik-

tarafından kabul görmüş gibidir, ama Asurbilimci H. Zimmern ve

lik ve düzeltmelere karşın metnin ritüel niteliği kesinlikle ortaya çı-

kimya tarihçileri Ernst Darmstaedter ve Julius Ruska tarafından red-

kıyor. Düşündüğümüz gibi, Mezopotamya'da da metalürji uğraşı bir

dedilmiştir. Simya tarihçilerinin piri E. von Lipmann tarafsız kalmış-

dizi törensel işlemi içeriyordu. Uğurlu bir ay ve gün seçiliyordu, fı-

tır. 1

rının etrafı kutsanıyor buraya arınmamışlar giremiyor, aynı zamanda

R. Campbell Thompson'un İngilizce çevirisini temel alıp Zimmern'in Almanca ve E. Eisler'in Fransızca versiyonlarıyla karşılaştır-

işçiler arınıyor, maden filizleri için saçılar saçılıyor, ardından kurbanlar kesiliyor, ateş için özel bir odun gerekiyordu (ayrıntılar: Ka-

dığımız bu Assurbanipal kütüphanesine ait temel metin şöyledir: Maden fınnının [ku-bu] planı hazır olunca hayırlı bir ayın

2

Metinde bu nokta aydınlık değil; Thompson i n çevirisini izliyorum. Meissner bu bölümü soru işareti koyarak çeviriyor: "Fınna bakarlarken (?) ve onu yaparlarken sen de [tannsall embriyonlan saymalısın ( ? ) . . . " Fransızca çevirisinde Eisler zorluklardan kaçınmış gibidir: "Fınn uygun bir şekilde yerleştirilir

1

Tanışmaya ilişkin kaynakça için bkz. Not I. Belgeler şu kitapta çözümlenip yorumlanmıştır: Martin Lewey, Chemistry and Chemical Mesopotamia,

Amsterdam, 1 9 5 9 .

Terminology

yerleştirilmez ve sen de işbaşına geçtiğinde tanrısal "embriyonlan" fmnın

in Ancient

kubbesi içine koy." 3

76

"Sıradan bir kurban" (Eisler); "kurban" (Meissner).

77


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

BABİL METALÜRJİ SİMGECİLİĞİ VE RITÜEI.LERI

bukları soyulmuş ve deriye sarılı olarak bekletilmiş odun "embriyon-

ku-bu'nun firma koyulan maden filizlerini mi yoksa ruhları ya da bü-

larla" ilgili "büyülü bir sempati" ifade ediyor olabilir mi?). Metalürji

yülü olmaları nedeniyle metalürji işinde kaçınılmaz olan düşükleri

işinin ne derece kutsal bir atmosfere bulaştığım ölçmek için Afrikalı

mi ifade ettiğidir. Biz Mezopotamya filolojisini ilgilendiren bu tartış-

demircileri düşünmemiz yeterli olacaktır (bkz. s. 60 vd). Hatta oku-

maya girmeyeceğiz. Bununla birlikte ku-bu terimi nasıl çevrilirse çev-

duğumuz Mezopotamya metninde Afrika'dan koşutluklar bile bulabili-

rilsin her durumda "embriyolojik bir anlam" ifade ettiği

riz. Uşi demircileri fırınlara tavuk kurban ediyorlardı; 4 Bakitalar ör-

Thureau-Dangin'in açıkladığına göre yaratılış anlatısında," "ku-bu bir

bellidir.

Fırınlara "ilaç-

fetüse denk olan Tiamat'm canavarsı bedenidir; demiurgos dünyayı

lar" koyma adeti çok yaygındır. 6 Bira saçısı da yapılır: Baylalarda dö-

bu bedenden yaratacaktır." 12 Ku-bu metalürji metinlerinde fırınlarda

küm için uygulanan ilk ritüel "ilaçlarla" karıştırılmış biranın fırının

biçimlenecek olan maden cevherlerini, ham maddeyi, ilksel "embri-

sün üstünde bir koyun ve bir tavuk kurban

altında açılmış dört delikten dökülmesinden

ederler. 5

yolojik" maddeyi ifade eder. Daha yukarıda (s. 4 3 ) belirlediğimiz

ibarettir. 7

Tartışma ku-bu, "embriyon," sözcüğünün anlamı konusuna kay-

paleolitik Doğuda maden ile dölyolu (uterus) koşutluğu bu yorumu

mıştır. Yine Campbell Thompson'm yayımlayıp çevirdiği bir başka

doğrulamaktadır. R. Eisler ku-bu'yu maden filizleri anlamında "emb-

metinde şu reçeteyi buluruz: "Embriyonları çıkar, [ölüler için] bir

riyonlar" olarak çevirmekte haklıysa o zaman fırın, içinde maden fi-

kurban sun, işçiler için kurbanlar sun; kalanı [?] bir kalıpta topla,

lizlerinin olgunlaştığı Toprak Ananın yerine geçmiş bir rahim olma-

[onu] fırına koy;" Robert Eisler ku-bu'yu "ilahi embriyonlar" olarak,

lıdır. Bu vesilelerle sunulan kurbanların ise doğumla ilgili kurbanlara

Thureau-Dangin "bir tür demon" 8 olarak, Zimmern "düşük" 9 olarak

benzediği düşünülebilir.

çeviriyor. Julius Ruska terimin "embriyonlar" değil "fetişleri" ya da "döküm

işinin

koruyucularını"

kastettiğini

düşünüyor. 10

Sorun,

Diğer yorum da (insan embriyonlarını ifade eden ku-bu) metalürji ritüellerinde yansımasını buluyor. Çağımızda, Kara Afrika'da dökümün başarısı için büyücünün düşük yaptırma yolunu seçtiğini gördük (s. 72). Bu davranış da maden filizlerinin embriyonlarla eşleştirildigi-

4

Cline, Mining and Metallurgy in Negro Africa, s. 119.

ni gösteriyor. Çünkü bu acımasız ritüelin ancak iki "kuramsal doğru-

5

Cline, a.g.y., s. 118.

lanması" olabilir:

6

A.g.y., s. 125.

7

A.g.y., s. 120.

8

Thureau-Dangin, "Notes assyriologique," XXXV, Revue

(1) ya embriyonun içindeki dokunulmamış yaşam rezervi med'Assyriologie,

talürji işlemine aktarılıp bu işlemin başarısı güvence altına alın-

19,

maktadır;

1 9 2 2 , s. 8 1 . 9

H. Zimmern, "Assyrische chemisch-technische Rezepte," s. 1 8 0 :

Fehlgeburt,

Missgeburt. 10

J. Ruska, "Kritisches zu R Eislers chemie-geschichtlicher Methode," s. 2 7 5 :

11

Enuma Eliş, IV, 136, satır 3.

Fetische oder Schutzpatrone

12

A.g.y.'s.

der

Schmelzarbeit.

78

82.

79


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

BABİL METALÜRJİ SİMGECİLİĞİ VE RITÜELLER1

(2) ya da metalin fırında "doğumu" çabuklaştırılmakta; tıpkı erken doğan bu düşük gibi metalin zamanından önce doğması sağlanmaktadır. İlk durumda bir yetişkinden (ya da onun yerine bir hayvan kurbandan) ziyade bir "embriyonun" seçilmesi Açeva demircilerinin olgunlaşmamış maden filizi ile embriyon arasında gizliden gizliye bir eşitlik gördüklerini ifade ediyor. İkinci durumda metalürjinin ebelik işlevi çok açıktır: Eritme, yani metalin "olgunlaşması," zamanında önce gerçekleşen bir doğumdur ve embriyonların büyüsel rolü de buradan ileri gelir. Her iki varsayım metal işçilerinin sanatı sayesinde metallerin "büyümelerini" hızlandırdıklarını az çok bildiklerim gösteriyor.

Daha

önce gördüğümüz gibi, bu fikir evrensel olarak yaygındı. Metaller yerin karnında "büyürler." Tıpkı Tonkin köylülerinin hâlâ düşündükleri gibi, tunç gerektiği kadar toprak altında kalırsa altına dönüşecektir. Kısaca söylemek gerekirse metalürji işlerine eşlik eden simgeler ve ayinlerde insanın Doğayla etkin olarak işbirliğine gittiği fikri ortaya çıkıyor; buna belki de insanın çalışma sayesinde Doğa süreçlerinin yerini doldurabileceği düşüncesi demek gerekiyor. Canlı bir hammaddeden itibaren kozmogoninin örnek eylemi zaman zaman kozmik

laşma hızlandırılıyor ya da embriyonun dışarı çıkarılması sağlanıyordu. Bu nedenle matalürji işi bir düşükle aynı şey olarak, zamanından önce yapılan bir ebelik işlemi olarak hissedilmişti. İnsanın kozmik zamanın ritmine müdahale edebileceği, doğal bir süreci öne alabileceği, büyümeyi hızlandırabileceği düşüncesi işte bu metalurjik ve tarımsal tekniklerle ilişki içindeki ritüel deneyimlerden başlayarak yavaş yavaş belirginleşmiştir. Elbette burada açıkça dile getirilmiş düşünceler yoktu; daha çok önseziler, kehanetler vardı. Bununla birlikte insanın Zamanın işini üstlenebileceği gibi büyük bir keşfin başlangıç noktası burasıydı; bu düşüncenin sonraki Batı metinlerinde açıkça dile getirildiğini görüyoruz (bkz. s. 50 vd). Yine iki bin yıl boyunca felsefi imgelemi meşgul eden simyevi eser, opus alchymicum'un temeli ve doğrulaması da burada bulunuyor: Bu felsefi düşünce insanın ve Kozmos'un Filozof Taşı tarafından başkalaştırılması düşüncesidir. Varoluşun mineral düzeyinde Taş şu mucizeyi gerçekleştiriyordu: Taş "kusurlu" ("ham") bir metalin şimdiki hali ile en son hali (altına dönüşmüş hali) arasındaki zamansal mesafeyi ortadan kaldırıyordu. Taş başkalaşımı neredeyse anında gerçekleştiriyordu: Zamanın yerine geçiyordu.

bir embriyoloji olarak kavranmıştır: Tiamat'ın bedeni Marduk'un ellerinde bir "embriyon [fetüs]" gibiydi. Tıpkı her tür yaratımın ve yapımın kozmogonik örneği izlemesi gibi insan da bir şey yapıp bir şey yaratırken demiurgosun eylemine öykünüyordu. Ancak kozmogonik simgelerin embriyolojik bir bağlamda ortaya çıkarken nesnelerin yapımı çocuk doğurmaya eşdeğerdi; yer kaynaklı bir hammaddeden her tür yaratım (bizim örneğimizde maden filizleri) ebelikle ilgili bir değer kazanmaktaydı: Bir büyüme sürecine müdahale ediliyor, olgun-

82

83


"ATEŞİN EFENDİLERİ"

8

"Ateşin Efendileri"

hafifçe dokunabiliriz. 1 Bununla birlikte kendi bedeninden "ateş çıkarmak" insanlık durumunu aşkmlaştıran bir belirtidir.

Kimi arkaik

halkların mitlerine göre koca kanlar* ateşe, üreme organlarında "doğal olarak" sahiptiler; yiyeceği pişirmek için bundan yararlanıyorlar ama erkeklerden ateşi gizliyorlardı. Erkekler de en sonunda kurnazlık

T

ıpkı demirci, ondan da önce çömlekçi gibi, simyacı da "ateşin

efendisi"dir. Ateşi kullanarak maddeyi bir halden diğerine dö-

nüştürür. İlk başta kile verdiği "biçimleri" kor halindeki ateş yardı-

mıyla önemli ölçüde sertleştirmeyi başarmış olan çömlekçi bir demiurgosun sarhoşluğunu duymuş olmalı: Bir başkalaşım aracını keşfetmişti. Güneşin ya da yerin rahminin doğal ısısı yavaş yavaş olgunlaştırdığı şeyi ateş akıl almaz bir hızla yapıyordu. Bu, demiurgosvari coşku, büyük sırrın Doğadan "daha hızlı" yapmayı, başka bir deyişle -çünkü her zaman arkaik insanın tinsel deneyimlerine dayalı terimlerle konuşmak gerekir- çevredeki kozmik yaşam süreçlerine tehlikeye maruz kalmadan karışabilmeyi öğrenme olgusuna dair belirsiz önseziden kaynaklanır. Ateş "daha hızlı yapma," ama aynı zamanda Doğada var olandan biraz farklı bir şey yapma aracı olarak ortaya çıkıyordu: Demek ki ateş dünyayı değiştirebilecek büyüsel, dinsel bir gücün

yoluyla ateşi elde etmeyi başardılar. 2 Böylece bu mitler anaerkil bir ideolojiden gelen anıştırmalara sahiptir; çünkü iki tahta parçasının sürtünmesiyle, yani "cinsel birleşmeleriyle" oluşan ateşin dişiyi temsil eden tahta parçasında "doğal olarak" bulunduğuna inanılıyordu. Bu simgecilik sayesinde böyle bir kültürel düzeyde kadın "doğal olarak" cadıdır. Ancak erkekler ateşe hükmetmeyi başardılar ve erkek cadılar kadın cadılardan sayıca fazla hale geldi. Dobu'da yerliler erkek ve kadın büyücülerin geceleyin uçtuklarını ve arkalarında bıraktıkları ateşin görülebileceğini söylerler. 3 Evrensel olarak ilkeller büyüsel-dinsel kudreti "yakıcı" olarak düşünürler ve bunu "sıcaklık," "yanık" "çok sıcak" vb terimlerle ifade ederler. Büyücüler ve cadılar bu yüzden tuzlu ve acı su içerler ve son derece acı bitkiler yerler: Böylece içerdeki sıcaklıklarını artırmak isterler. "Ateşin efendileri" olan şamanlar ve cadılar köz yutarlar, ak-

dışavurumuydu ve sonuç olarak bu dünyaya ait değildi. Bu nedenle en arkaik kültürler kutsallık uzmanını -şaman, büyücü-hekim, büyücü"ateşin efendisi" olarak hayal ederler. İlkel büyü ve şamanizm; büyü-

1

cü-hekim gerek közleri rahatlıkla tutabildiği, gerekse kendi bedeninde

et les techniques archaiques

burada

de l'extase;

Goga'lar. Bkz. Sir James Frazer, Myths on the Origin of Fire, Macmillan, 1 9 3 0 ,

onu "yakıcı," "kızgın" hale getiren ve böylece onun aşırı soğuğa karşı koymasını sağlayan bir "iç sıcaklık" yaratabildiği için "ateşe hâkimi-

Bkz. M. Eliade, Le Chamanisme

vereceğimiz örneklerin çoğunu bu kitaptan aldık. s. 4 3 (lngilizceye çevirenin notu). 2

Bkz. Sir James Frazer, Mythes

sur l'origine du feu,

Paris, 1 9 3 1 , s. 3 6

vd.

(Avustralya), s. 5 9 vd. (Yeni Gine), s. 6 6 (Trobriand), s. 1 0 8 (Marquises Ada-

yeti" içeriyordu. Burada başka bir kitapta incelediğimiz karmaşık bir konuya ancak

lan), s. 161 vd. (Güney Amerika), vb. 3

Le Chamanisme,

s. 3 2 7 , R. F. Fortune'un kitabından: Sorcerers

Londra, 1 9 3 2 , s. 1 5 0 vd.

84

85

of

Dobu,


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

"ATEŞİN EFENDİLERİ"

k o r d e m i r e d o k u n u r l a r , ateş ü s t ü n d e y ü r ü r l e r . Û t e y a n d a n s o ğ u ğ a da

ateş k ı v ı l c ı m l a r ı y l a

b ü y ü k d i r e n ç l e r i v a r d ı r . K u z e y k u t u p b ö l g e s i ş a m a n l a r ı ve H i m a l a y a

M a k s i n ü n l ü b i r u s t a d ı r ; k a h r a m a n l a r ı n k ı r ı l m ı ş ya d a k o p m u ş uzuv-

çilecileri "büyülü sıcaklıkları"

larını o tamir eder. Ö b ü r d ü n y a n ı n kutlu ş a m a n l a r ı n m

ve "ateşe h â k i m olmaları"

imgelemi aşan bir dirence sahiptirler,

nedeniyle

" B ü y ü l ü s ı c a k l ı ğ ı n " ve " a t e ş e

bir

evde

oturur.

başka mitsel d e m i r c i olan Çiki de savaşçıların

k o ş u l s u z , t a m t i n s e l ö z g ü r l ü k d u r u m u n a g e ç i ş i ifade e d e r . " A t e ş e hâ-

erginlemesine

eğitmenidir:

d e m i r c i , e m r i altında bulunan doğaüstü güçlere sahiptir; ün

te d ö v m e y e c e s a r e t e d e r ( ç ü n k ü d e m i r i n ç ı k a r d ı ğ ı

t ü n o l m a s a da o n a eşit s a y ı l m ı ş t ı r . Bir Y a k u t a t a s ö z ü " d e m i r c i l e r l e şa-

uzaklaştırır).9

saygıdeğer,

s u d u r . D e m i r c i l e r özel r u h l a r c a k o r u n u r l a r . Ş i g n a n ' d a ve P a m i r ' i n di-

şamanlar

ğer bölgelerinde demircilik

yakması

olasıdır.7 Yakut mitlerine göre, demirci mesleğini c e h e n n e m i n baş dem i r c i s i , " k ö t ü " t a n r ı K ' d a a i M a k s i n d e n a l m ı ş t ı r . B u b a ş d e m i r c i etrafı

"Davud peygamberin armağanı"

olarak

g ö r ü l ü r ve b u s a y e d e d e m i r c i , m o l l a l a r d a n daha fazla s a y g ı

görür.

A n c a k d e m i r c i n i n h e m f i z i k s e l h e m de t i n s e l o l a r a k s a f o l m a s ı

gere-

k i r . D e m i r h a n e b i r i b a d e t y e r i d i r ve d u a l a r ve t o p l a n t ı l a r i ç i n

özel

bir yer olmadığında d e m i r h a n e d e toplanılır.10 " P e y g a m b e r D a v u t " b i r g ö k s e l t a n r ı n ı n ya da yerli b i r r ı c ı K a h r a m a n ı n y e r i n i a l m ı ş t ı r . Bu d u r u m , B u r y a t l a r m

s. 2 3 3 , 3 2 7 , 3 8 6 vd, 4 1 2 vd.

4

Le Chamanisme,

5

A.g.y., s. 4 0 8 .

6

A Popov, "Consecration Ritual for a Blacksmith Novice Among the Ya-

8

A. Popov, a.g.y., s. 2 6 0 - 1 ; Eliade, a.g.y., s. 4 0 9 .

kuts," Journal

9

W . Jochelson, The Yakut, 1 9 3 1 , s. 172 vd.

10

Jochelson, a.g.y., J . Sarubin'e göre.

7

4 6 , 1 9 3 3 , s. 2 5 7 .

A. Popov, a.g.y., s. 2 5 8 ; Eliade, Le Chamanisme,

86

s. 4 0 9 .

sır-

lara s a h i p l i ğ i s e z d i r e n ve b a b a o ğ u l a a k t a r ı l a n b i r y e t e n e k s ö z k o n u -

de-

demircilerin ruhlarım "yutamazlar," ç ü n k ü demirciler ruhlarını ateşte

of American Folklore,

ruhları

n u m a s a h i p t i r ; m e s l e ğ i t i c a r i b i r iş o l a r a k g ö r ü l m e z : E r g i n l e y i c i

c ü b i r m e s e l : " İ l k d e m i r c i , i l k ş a m a n ve i l k ç ö m l e k ç i ö z k a r d e ş t i l e r .

k o r u r l a r ; a k s i n e d e m i r c i n i n b i r ş a m a n ı n r u h u n u a l ı p ateşte

ses kötü

B ü t ü n Sibirya halklarında demirci epey y ü k s e k bir toplumsal ko-

bir d e m i r c i n i n karısı h ü r m e t e lâyıktır" der bir başka atasözü.5 Üçün-

mircinin ölümü şamanın elinden olamaz."6 Dolganlara göre

ruhlardan

k o r k m a z , b u n e d e n l e ş a m a n ı n giysisini s ü s l e y e n d e m i r n e s n e l e r i ö r s -

s a l m ı ş l a r d ı r . B ö y l e l i k l e k i m i k ü l t ü r e l a l a n l a r d a d e m i r c i ş a m a n d a n üs-

D e m i r c i b ü y ü k k a r d e ş t i ve ş a m a n da o r t a n c a k a r d e ş . D e m e k ki

değil,

doğal araçlarla iyileştirme g ü c ü n ü atfederler. D o k u z u n c u k u ş a k t a n bir

katıldığını açık seçik gösteriyor.

m a n l a r aynı yuvadandır" şeklindedir. "Bir ş a m a n ı n karısı

Onlara

kutlar demircilere ş a m a n l a r m yaptığı gibi ruhların yardımıyla

âlemine

de "ateşin efendileri" olarak

Bir

a k ı l l ı c a ö ğ ü t l e r v e r i r k e n a y n ı z a m a n d a s i l a h l a r ı n ı k a l ı b a d ö k e r d i . Ya-

k i m i y e t " ve h e m s o ğ u ğ a h e m de k o r h a l i n d e k i ateşe d a y a n ı k l ı l ı k şa-

demirciler

K'daai

B i r b a ş k a g e l e n e ğ e g ö r e Y a k u t l a r ı n atası E l l i e i i l k d e m i r c i y d i .

c e z b e d u r u m u n a ya da b a ş k a k ü l t ü r e l a l a n l a r d a ( ö r n e ğ i n H i n d i s t a n ' d a )

T ı p k ı şamanlar gibi

demirden

k a t ı l d ı ğ ı da o l u r : Ç e l i ğ e s u v e r i r g i b i r u h l a r ı n a s u v e r i r . 8

h â k i m i y e t i n " gerçek anlamını b u l m a k zor değildir: Bu güçler belli bir

m a n ı n ya da y o g i n i n i n s a n l ı k d u r u m u n u a ş t ı ğ ı n ı ve " r u h l a r "

çevrelenmiş

'

87

Uygarlaştı-

inanışlarında


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

'ATEŞİN EFENDİLERİ'

açıkça görülür. Anlattıklarına göre eskiden insanlar demiri kullanma-

leme törenleri senaryolarında da ortaya çıkıyor. Müstakbel şamanlar,

yı henüz bilmezken hayvanları taşlarla öldürüyor, etini dişleriyle par-

gördükleri

çalayarak yiyor ve derileriyle iyi kötü örtünüyorlardı vb. O zaman ak

'demon'-efendilerince paramparça edildiklerini görürler. Şu halde bu

Tengriler (iyi tanrılar) göksel demirci Boşintoy'u yeryüzüne, insanla-

geleneksel senaryolar demircilik alanına ait hareketleri, araçları ve

ra metalürjinin yararlarını öğretsin diye kızı ve dokuz oğluyla birlik-

simgeleri doğrudan ya da dolaylı olarak içerir. Bir Yakut şaman, er-

te gönderdi: ilk öğrencileri, demirci ailelerin ataları oldular. Başka

ginleyici hastalığı sırasında demonların, uzuvlarım demirden bir kan-

bir efsanede söylendiğine göre Boşintoy'un oğulları yeryüzündeki kız-

cayla koparıp bedeninden ayırdıklarını görmüştür; binbir türlü iş-

larla evlenip demircilerin ataları oldular: Eğer bu aileden gelmiyorsa

lemden sonra (kemiklerin temizlenmesi, etlerin kazınması vb) de-

hiç kimse demirci olamazdı. Buryatların, tıpkı panteonlarını "ak tan-

monlar kemikleri yan yana getirip demirlerle tutturmuşlardır.

rılar" ve "kara tanrılar" olarak bölmeleri gibi "kara demircileri" de

başka şamanın bedeni de demirden gagalı, çengel gibi pençeli ve de-

vardır; şamanları "ak" ve "kara" (iyi ve kötü) olmak üzere ayrılır.

mir telekli Yırtıcı Anne Kuş tarafından küçük parçalara ayrılmıştır.

erginleyici

halüsinasyonlarda kendilerini

erginlemenin

Bir

Kötü ruhların koruması altındaki "kara demirciler"den halk çok kor-

Bir başkası erginleyici halüsinasyonunda demirden bir beşiğe yatmış

kar: insanların "ruhlarını" yiyebilirler. Törenleri sırasında yüzlerini

olarak görmüştür kendini. Son olarak bir Ava-Samoyed şamanmm

isle boyarlar.

uzun bir özyaşamöyküsel anlatısından şu bölümü aktaralım: Müstak-

Buryat demircilerinin koruyucu tanrı ve ruhları insanlara yalnızca

bel şaman erginlenme hastalığı sırasında bir dağın içine girdiğini

işlerinde yardımcı olmakla kalmaz, onları kötü ruhlara karşı da ko-

gördü; burada bir körüğü çalıştıran çıplak bir adam gördü. Ateşin üs-

rurlar. Demircilerin kendilerine özgü ayinleri vardır: Bir at kurban

tünde bir kazan vardı. Çıplak adam şaman adayını devasa bir maşayla

edilir, karnı açılır ve kalbi çıkarılır; bu özellikle bir şaman ayinidir.

yakaladı, kafasını kesti, bedenini küçük parçalara ayırdı ve hepsini

Atın ruhu göksel demirci Boşintoy'a ulaşacaktır. Dokuz delikanlı

kazana atıp üç yıl pişirdi. Mağarada ayrıca üç örs vardı ve çıplak

Boşintoy'un dokuz oğlunun yerine, bir adam da bizzat demircinin ye-

adam en iyi şamanlar için ayrılmış üçüncü örsün üstünde adayın kafa-

rine geçer; bu adam cezbeye düşüp uzunca bir monologa başlar ve in

sını dövdü. Sonra kemikleri topladı bir araya getirdi ve etle kapladı.

illo tempore oğullarını insanları uygarlaştırsınlar diye nasıl Yeryüzüne

Bir başka bilgiye göre bir Tunguz şamanımn erginleme sırasında ka-

gönderdiğini anlatır. Sonra diliyle ateşe dokunur; eski

adetlerde

fası kesildi ve madeni parçalarla yeniden örste dövüldü. 12 Nihayet şa-

Boşintoy'u temsil eden kişi eline erimiş demiri almaktaydı; 11 bunu Si-

man kostümünün kimileri kemiklere benzeyen ve böylece bir iskelet

birya ve Kuzey Amerika şamanları hâlâ yapıyor.

görüntüsü yaratan demirden nesnelerle süslü olduğunu

ammsaya-

Şamanizm ile demircilik arasındaki dayanışma kimi şaman ergin-

11

Eliade, Le Chamanisme,

s. 4 0 9 - 4 1 0 , Sandschejew'e göre.

88

12

Eliade, Le Chamanisme,

s. 4 8 vd, G. W . Ksenofontov ve A. Popov'a göre.

89


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

"ATEŞİN EFENDİLERİ"

hm. 1 3

göğüs zırhıdır. Kimi kez demirciler krallığa kadar yükselirler. Bazı

Söylediklerimizden anlaşıldığına göre şamanın bedenindeki de-

anlatılara göre Cengiz Han eskiden basit bir demircidir, ayrıca Mo-

mirin rolü Avustralya, Okyanusya ve Güney Amerika'daki büyücü-

ğolların boy efsaneleri demirciliği hükümdar hanedanına bağlar. 16

hekimlerin kullandıkları kristallerin ya da başka büyülü taşların oy-

Iran geleneğinde demirci Kavi, Kavya hanedanının atasıydı; bir gün

nadığı role benzer. Şamanın üstünde bulunan kaya

kristallerinin

"deri önlüğünü bir mızrağın ucuna asmış ve ejder-krala karşı isyan

Avustralya ya da Okyanusya'daki şamanın ruhları ve tinleri "görebil-

bayrağını açmıştı. Basit bir deri önlük İran'ın bayrağı haline gelmiş-

mesini," havada uçabilmesini vb sağladığını biliyoruz; çünkü gök

ti." 17

kubbeden düşen kristallerin kutsallığı şamanda özümsenmiştir (bkz.

Birbiriyle ilintili bütünlükleri yineleyelim: "Ateşin efendileri," şa-

s. 19 vd). Bazı Sibirya şamanizmlerinde, bu kez demirle benzer bir

manlar, demirciler, kahramanlar, mitsel krallar (hanedan kurucuları).

özdeşleştirmeye rastlanır. 14 Bu durum bazı sonuçlar doğurur; demir

"Büyülü sıcaklık," kahramanın (askeri olarak) erginlenmesi ile demir-

demircinin koruyucusu olduğundan, demircinin büyüsel-dinsel gücünü artırır. Şamanlarla demircilerin kutsallıklarının "ateşe hâkim olmalarıyla" kanıtlandığını gördük. Kuramsal terimlerle söylersek, bu "hâkimiyetin" anlamı insanlık durumundan daha üstün bir durumun

ci arasındaki kimi ilişkilere yeniden değineceğiz. Şimdilik demircinin başka kültür alanlarındaki dinsel ve toplumsal konumunu inceleyelim.

elde edilmesidir. Üstelik demirci, kahramanların silahlarım da yapar. Söz konusu olan yalnızca silahların maddi olarak yapımları değil, onlara yüklenen "sihir"dir de; bunları sihirli araçlara dönüştüren şey demircinin gizemli zanaatıdır. Destanlarda demirciler ile kahramanlar arasında ortaya çıkan ilişkiler de buradan kaynaklanır. F. Altheim neredeyse bütün Moğol boylarının destansı şiirlerinde, ayrıca Türklerde

16

atlı savaşçı" anlamı taşıdığına işaret

eder. 15

F. Altheim, a.g.y., s. 128, Ohsson ve Sandschejew'e göre. Tibetli demircilerin dinsel işlevleri, ritüelleri, mitolojileri ve şamanlarla ilişkileri hakkında

"demirci" (tarkhan) sözünün aynı zamanda "kahraman" ve "yalnız, Aynı yazar şaman davulu

1 5 3 vd, 3 3 7 vd, 4 6 7 , 5 3 9 ; R.-A. Stein, Recherches

ve giysisinin askeri önemini vurgular; şaman giysisi metalden bir tür

Altheim, Geschichte 17

14

Bkz. Le Chamanisme,

s. 1 4 4 3 vd, 152 vd.

Zorunlu olarak ilkel bağlar söz konusu değildir; çünkü başka şamanizmlerde (Okyanusya, Amerika) demir önemli bir rol oynamaz.

15

F. Altheim, Attila, Fr. çev., Paris, 1 9 5 2 , s. 33.

90

sur l'epopee

et le barde

au

Tibet, Paris, 1 9 5 9 , s. 8 1 , 1 5 0 - 1 5 1 , 189, 3 6 1 vd, vb.; Siegbert Hummel, "Der götliche Schmied in Tibet," Folklore

13

bkz.

Rene de Nebesky-Wojkowitz, Oracles and Demons of Tibet, Lahey, 1 9 5 6 , s.

Studies,

XIX, 1 9 6 0 ,

s. 2 5 1 - 2 7 2 .

F.

der Hunen, I, Berlin, 1959, s. 1 9 5 - 2 1 5 .

Altheim, Attila. Avesta dilindeki kavay

sözcüğü de "bilge" anlamına gelir;

a.g.y., s. 126. Snorri, kral tnge'nin bir "demirci kulübesinde" doğduğunu anlatır; krş. H. Ohlhaver, Der Gemıanische

Schmied, Leipzig, 1 9 3 9 , s. 13. Aynca

bkz. Kari Jettmar, "Schmiede brauchtum im ötlische Hindukush," gen der Anthropologische

Gellschaft

in Wien, LXXXVII, 1 9 5 7 , s. 2 2 - 3 1 .

91

Mitteilun-


TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLAŞTIRICI KAHRAMAN1.AR

mantra'lar okunur. Bali'de pande-wesi'\ehn,

9

Tanrısal Demirciler ve Uygarlaştırıcı Kahramanlar

onlara meslekleri için ge-

rekli olan şakti'yi, gizemli gücü veren Brahma'nın aracılığıyla yaratıldıklarını anlatan yazılı bir gelenekleri vardır." Yakın tarihli Hindu etkiler ( m a n t r a , Brahman, şakti) ayıklandığında Endonezyalı demircinin kökenine ilişkin kompleksi ortaya çıkarmak kolaydır: Tanrısal köken miti ve soyağaçlarmın geleneksel ya da yazılı olarak aktarılması (destansı şiirlerde olduğu gibi başlangıç),

ünümüzün Cava demircileri yoksul ve mütevazı insanlardır,

G

mesleğin kutsal niteliği ve erginleme ayinleri, krallarla mistik kar-

ama bazı işaretler onların hâlâ özel bir yerleri olduğunu göste-

deşlik ve ayrıcalıklı toplumsal konum. Bu özgül notlardan çoğu Si-

rir. Demirci iseler adları pande'dir (uzman), silah ustası iseler onlara

birya ve Orta Asya demircisinin mitsel-ritüel komplekslerine dikkati-

empu ya da kyai (efendi, usta) denir. Ancak kadim Cava'da metallerin

mizi çekmişti. Burada uzun bir sözlü geleneğin varlığını haber veren

eritilmesi gizemli bir iş olarak görülürdü ve çoğunlukla bir hüküm-

yazılı soyagaçlarıyla ilgili bilgileri vurgulayalım. Şu halde soyağaçla-

dar gibi onurlandırılan fcris-demirci figürü çevresinde başlı başına bir

nnı bilmek ve ezberden saymak, aynı zamanda rahip-şaman ile şairin

edebiyat oluşmuştur. Demirci eskiden sarayda saygın bir yere sahipti

işini yapmak demektir. Şamanlar, kahramanlar ve demirciler arasın-

ve kimi durumlarda bütün topluluğu temsil edebiliyordu. Kadim Ca-

daki ilişkiler, Orta Asya destansı şiirinde ağırlıklı bir yere sahiptir

va'da demirci ile hükümdar arasındaki ilişkiler kardeşler arasındaki

ve Kari Meuli kimi Yunan destan temalarının şamancı yapısını göster-

ilişkiler gibiydi. Hükümdarlarınki gibi demircilerin soyagaçları da

dikten sonra Finlerin Kaîevala'sında demirci ile şaman kahramanlar

tanrılara kadar uzanırdı. Bugün hâlâ, silah ustası bir kris demiri dök-

arasındaki özdeşleşmeyi açıkça otaya koymuştur. 1 Demircilik mesleği

meye başlamadan önce atölye bir kay on gibi, yani kutsal bir yer gibi

ile destansı şiir arasındaki bu akrabalığın kimi yönleri, günümüzde

süslenir; işe başlamadan önce getirilen sungular sünnet ya da düğün

demircilerin ve kalaycı Çingenelerin genellikle soyağacı okuyucuları,

törenlerinde sunulan sunulara benzer. 1 Bali'de demirci çırakları için

ozan ve şarkıcı oldukları Yakın Doğu ile Doğu Avrupa'da hâlâ görüle-

erginleme ayinleri vardır ve iş sırasında her alet kullanımından önce

1

R. J. Forbes, Metallurgy

bilir. 4 Burada uzun uzun açıklamalar gerektirecek bu karmaşık ve il-

2

in Antiquity, s. 7 9 - 8 0 , W. H. Rassers'e göre. Aynca

bkz. R. Goris,' "The Position of the Blacksmiths," Bali Studies in Life,

and Ritual, Lahey, 1 9 6 0 , s. 2 8 9 - 3 0 0 ; D. Veerkamp's, "Stummer H a n d e ! in Schmiedesagen Europas und Südasiens," Zeitschrift jür Ethnologie,

3

c. LXXX,

14, 1 9 7 5 .

92

Kari Meuli, "Scythica," Hermes,

70, 1 9 3 5 , s. 175. Demirciler, büyücüler ve

şairler arasındaki bag hakkında bkz. H. Ohlhaver, Der germanische

1 9 5 5 ; O'Connor, "Iron Working as Spritual Inquiry in the Indonesian Archipelago," History of Religions,

Forbes, a.g.y., s. 6 5 , R. Goris ve P. de Kat Angelino'ya göre. Balili demircilerin çoğu XV. yüzyılda Cava'dan gelmiştir.

Thought

und seme werkzeug, •

4

s. 9 5 vd.

Krş. R. Eisler, D as Qainzeichen,

s. 111.

93

schmied


TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLAST1R1CI KAHRAMANLAR

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ginç konu üzerinde duramayacağız, ama demircinin mesleğinin kutsal

çıkarıyordu:

niteliği, barındırdığı mitolojiler ve soyağaçları, şamanlar ve savaşçı-

(1) Kuzey Afrika'nın doğusundaki çimenli düzlüklerde demirci-

larla kurduğu işbirliği sayesinde destansı şiirin yaratılıp yayılmasın-

ler küçümsenen bir kasttır ve işleri belirli bir ritüel niteliğe sahip

da rol oynamış olduğunu belirtmek gerekiyor.

değildir;

1880'ler gibi erken bir tarihte, Richard Andree, o zamanlar mev-

(2) aksine Batı Afrika'da demirciler erkeklere özgü gizli toplu-

cut olan belgelere dayanarak metal işçilerinin hemen her yerde ayrı

luklarla işbirliği içindedir; büyücü ayrıcalıklarına sahiptirler ve

bir grubu oluşturduklarını belirtmiştir: Onlar toplumun geri kalanın-

kapalı gruplar oluştururlar;

dan yalıtılması gereken gizemli varlıklardır.' Demircilerin Colombus

(3) Kongo ve civar yerlerde demirciler loncalar halinde grup-

öncesi Amerika'daki toplumsal konumları ve büyüsel-dinsel işlevleri

laşmışlardır; rahipler ve şeflerle (bazen bunlar aynı kişidir) işbir-

henüz pek iyi bilinmiyor. 6 Demirciler Kuzeybatı Amerika kabilelerin-

liği içindedirler ve demircilik işi büyük bir tinsel desteği, ilaçları

de ayrıcalıklı bir konuma sahiptirler ve mesleğin gizli gelenekleri

gerektiren bir ritüel oluşturur. Yine Cline'e göre bütün kara Afri-

yalnızca aile bireylerine aktarılır. 7 Bu konu Afrika'da özellikle Walter

ka'nın, demircinin büyüsel-dinsel özellikleriyle, erginleyici gizle-

Cline ve Griaule Misyonunun çalışmaları sayesinde çok daha iyi be-

ri, cinsel tabuları, çekiç ve örsün kişileştirilmesi, mesleğin baba-

lirlenebilmiştir. 8 1936 yılında Cline araştırmalarından şu sonuçları

dan ogula geçmesi gibi olguları bildiğini eklemek gerekiyor. Yerleşik demirci loncalan dışında gezgin demirciler de vardır;

5

R. Andree, Ethnographische Metalle

bei den Naturvölkern,

Parallelen

und Vergleiche,

s. 1 5 3 ; aynı yazar, Die

s. 4 2 vd. Aynca bkz. Fredrick W. Robin, The

Smith. The Tradition and Lore of an Ancient Craft, Londra, 1 9 5 3 ; R. J. Forbes, Metallurjy

in Antiquity, s. 6 2 - 1 0 4 , "The Evolution of the Smith His Socail and

Sacred Status;" şu yapıtta yeniden yayımlanmıştır: Studies in Ancient

Techno-

kudretli büyücüler olmalarıyla gezgin demircileri parya olarak

R. Andree, Die Metalle bei Naturvölkern,

8

Bkz. aşağıda 28. ila 35. dipnotlarda belirtilen yapıtlar. Aynca M. D. W.

aristokrat bir soydan geldiklerini düşünürler. 1 ' Zenci demircinin mesleğindeki bu belirsizlik büyük ölçüde Afri-

III, 1 9 4 8 , s. 1-8; Luc de

Heusch, "Le symbolisme du forgeron en Afrique," Rejlets

du Monde, no. 10,

delle religioni, XXVII, 1 9 5 6 , 8 7 - 1 0 1 ; E. C. Lanning, "Genital Symbols o n

Temmuz 1 9 5 6 , s. 5 7 - 7 0 ; Germaine Dieterlen, "Contribution â l'etude des forgerons en Afrique occidentale," Ecole Pratique

des Hautes Etudes.

Smiths' Bellows in Uganda," Man, LIV, no 2 6 2 , s. 1 6 7 - 1 6 9 .

Section 9

Krş. Forbes, s. 6 4 .

özellikle s. 16-18. Afrikalı demircinin erginlenmesi konusunda bkz. Ernesta

10

R. Andree, Die Metalle, s. 9, 42.

Cerulli, "L'iniziazione al mestiero di fabro in Africa," Studi e materiali

11

Cline, a.g.y., s. 22.

Annuaires

Kongo'daki Balololar

s. 1 3 6 vd.

Jeffries, "Stone-Age Smiths," Archiv J. Völkerkunde,

Religieuses:

Bariler

ka'nın kültürel tarihiyle açıklanır. Herman Baumann'm gösterdiği gi-

Bkz. Forbes, a.g.y., s. 68.

7

des Sciences

görürlerken 10

onlara büyük saygı duyarlar ve hatta onların kral soyundan ya da

logy, c. 8, Leyden, 1 9 6 4 , s. 5 4 - 1 0 4 . 6

ünlüdürler. 9 Beyaz Nil'deki

1964-1965,

94

LXXIII, Paris, 1 9 6 5 , di

3-28, storia

95


DEMİRCİLER VE S1MYACIİJ\R

TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLAŞTIRICI KAHRAMANLAR

bi 12 paleolitik zenci uygarlığı (Kongo'un kuzeyi, Habeşistan'a kadar

yen bir kast olan tl-Konnonolara bırakmışlardır. 16 Massailerin inan-

Yukarı Nil, Doğu Afrika'nın ortaları ve güneyini içerir) gerçek Afrika

cında "bir demirci kraaVıyla yakınlık diğer kraal'lara

ölüm, hastalık

demir uygarlığını temsil eder; demirci en çok burada hürmet görür

ya da başka talihsizlikler getirir. Demirci kasttan bir kadınla evlilik

ve önemli bir dinsel görev üstlenir: Mitsel demirci toprak kültürü

dışı bir hayat süren bir erkek aklını kaybedecek, sakat çocukları ola-

için gerekli olan aletleri getiren kişi olarak bilinir ve bu nedenle "Uy-

cak ya da ilk dövüşte ölecektir. Ol kononi ("demirci") demirci olmayan

garlaştırıcı Kahraman," tanrısal yaratıma katılan biri sayılır. Demirci

birine söylendiği zaman bir küfür sayılır; bu sözcüğü gün battıktan

tıpkı çömlekçiler ve altın bulmak için toprağı kazan kadınlar gibi

sonra söylemek aslanların ya da düşmanların gece baskınına davetiye

kutsal toprakla ilişkilendirilir ve birçok yerde (örneğin Yukarı Nijer

çıkarmak demektir. Demircilik mesleği murdar bir meslektir." 17

çömlekçileridir. 13

kültürel çevresinde) demircilerin karıları kabilenin

Demircinin saygı gördüğü Afrika topluluklarına gelelim. Va Çag-

Buna karşılık bozkırlardaki avcı uygarlıkta ve Ham! çoban uygar-

galarda (tarım işçileri, Hamî Bantular), demirciler hem korku hem de

lıklarında demirciler küçümsenirler ve ayrı bir kast oluştururlar. De-

saygı uyandırırlar. Evlilik konusunda madalyonun öbür yüzü de var-

mir ve demircinin yaptığı aletlerin paleolitik zenci kültürlerinde ol-

dır. "Kızım demirciye kimse vermek istemez; çünkü boşandığında

duğu gibi uygarlaştırıcı işlevi yoktur. Örneğin demircilerin küçüm-

büyük bir tehlike içine girer. Boşanma kaçmılmazsa demirci karısının

sendikleri ve kendi içinden evlenen parya sınıfını oluşturdukları Ha-

bedenini annesinin ya da başka bir kadının huzurunda yağlayarak bu

beşlerin, Somalilerin (ki burada Toumal demircileri dokunulmaz bir

bedene bagışlıklık kazandırabilir - b u , Massailerin yeni bir demir alet

kasttır) ve Tedalarm (Çad'ın kuzeyinde, özellikle orta Sahra'da) duru-

yoluyla demirciden gelebilecek herhangi bir bulaşmayı engellemek

mu böyledir. 14 Va-Ndorobolar da (Nil Vadisi'nin avcı Hamî yerleşim-

için kullandıkları yöntemi anımsatıyor- ayrıca boşanmayı ilan etme-

cileri) demircileri küçümserler; demirciler toplumda hiçbir hakka sa-

den önce ona bir baston verir. 18 Çekiçte ise özel bir güç vardır. De-

hip değildirler ve üstleri tarafından öldürülebilirler. 15

Komşuları

mirci bir çekiç yapmaya girişmeden önce müşterisinden bir teke ve

Massailer (Nil Vadisi'nin göçer ve sığır yetiştiricisi Ham! yerleşimci-

bir miktar bira alır. Bir hırsıza ya da kişisel bir düşmana büyü

leri) demiri eritme, demiri işleme mesleğini büyük ölçüde küçümse-

yoluyla çekiçle vurabilir. 19 Genel olarak demirciler güçlerini kara büyü için kullanmazlar ve çoğu ak şaman olarak tanınır. Demir, muska-

12

13

H. Baumann ve D. Westermann, Les peuples et les Civilisations

de l'Afrique,

Fr.

16

Baumann, s. 259.

çev. L. Homburger, Paris, 1948.

17

Cline, a.g.y., s. 114.

Baumann, a.g.y., s. 498.

18

Cline, s. 115; B Guttmann, "Der Schmied und seine Kunst im ammistischen

19

B. Guttmann, a.g.y., s. 83 vd.

14

Baumann, s. 283-431.

15

Cline, s. 114.

Denken," Zeitisch.f.

96

Ethnologie,

4 4 , 1 9 1 2 , s. 89.

97


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLA$TIRICI KAHRAMANIAR

ların etkisini artırır ve m ü k e m m e l bir ilaçtır. Batı Va Tçagga kadınları boyunlarında demir kolye, kollarında demir bilezik taşırlar, çünkü bu nesnelerin doğurganlık verdiğine ve hasta çocukları iyileştirdiğine inanılır. 2 0

larm üstünde yer aldıkları Baholohololarda vb. durum böyledir." 2 5 Kuzey Nijeryalı Tivler demirin ölüler ile canlılar arasında bağ kurmayı sağladığını düşünürler; ayrıca demir aletlerin dökümcülükte bulunan ve demirciye nüfuz edip özellikle yıldırımla ortaya çıkan büyü-

Katangalılarda (Güney Kongo kültür bölgesi) metalleri işleyenler,

lü güce sahip olduğuna inanırlar. 26

kendilerine özgü bir erginlemeye ve tapıma sahip gizli dinsel topluluk ( b v a n g a ) oluştururlar. 21 BaYekelerin demirci ustası (Güney Kongo kültür bölgesindeki Nyamvezi kabilesi) bir şamanla işbirliği Ballalarda (Zambezi kültür bölgesindeki tarımcı

topluluk)

yapar; "demir

doktoru" döküm işlemini yönetir. 2 2 Güney Kongo'da demirciler babadan oğula süren bir lonca oluştururlar; bu loncanın "üyeleri neredeyse şamanlarmkine eş bir konuma sahiptirler ve kimi kez ocim [büyücü-hekim] veya ocivinda

banda

[demirci] olarak adlandırılırlar." 2 3 Mo-

sengereler ve BaSakatalarda (Güney Kongo çevresi) demirci ustası genellikle köyün kurucusudur ve mesleği babadan oğula geçer. 2 4 "Kongo bölgesindeki birçok diğer grupta ve öncelikle demircilerin her zaman büyücü ve çoğunlukla da şef oldukları yukarı Ogove'de demircilik ile şeflik işlevlerinin birleştiği görülür; ulusal kutsal ateşin bir rahip demircinin koruması altında olduğu Loango'da; şeflerden hemen sonra geldikleri

demircilerin

BaSonguelerde; hiyerarşik

olarak

şeflerin ve avcıların hemen altında ve şeflerin kurmaylarının şaman-

Afrikalı demircinin ayrıcalıklı yerini ve dinsel işlevini

özellikle

kozmogonik mitler ve köken mitleri açığa çıkarır. Marcel Griaule ve yardımcıları sayesinde Dogonlarda (Volta kültürel alam) ve Bambaralardaki (Yukarı Nijer alanı) ilk Demirci hakkında oldukça geniş bir belge bütününe sahibiz. Dogonlarda demircilik mesleği çok gözdedir ve araç gereçleri de tapımda önemli bir yer tutar; çünkü İlk Demirci mitolojide önemli bir yere sahiptir. Yüce Tanrı Amma'dan ekilebilir tohumları almış ve bunları balyozunun içine koymuş, sonra demir bir ipe tutunmuş, Tanrı da onu yeryüzüne indirmiştir.

Bir başka

versiyona göre demirciler önceleri gökte yaşıyor ve Amma için çalışıyorlardı. 2 7 Ancak demircilerden biri Tanrı'nm darısını çalıp balyozuna saklayınca Amma onu yeryüzüne indirdi: Yerle temas edince saflığım kaybetti ve bunun sonucunda yeniden göğe çıkamadı. En eksiksiz olan üçüncü değişkeye göre Ata Demirci, gökte, insanın temel organlarını temsil eden sekiz odalı bir zahire ambarı yaptırdı; her odaya ekilebilir bir tohum koydu. Göksel topraktan yapılan bu ambar İlk Demirci tarafından yeryüzüne indirildi ve dağılıp burada ilksel saf tarlayı oluşturdu; daha sonra insanlar onun çevresinde

20

Cline, a.g.y., s. 116.

21

A.g.y., s. 119.

22

A.g.y., s. 120.

23 24

25

A.g.y, s. 122. A.g.y, s. 124.

A.g.y, s. 125.

26

A.g.y., s. 126.

27

Bu Dggon miti ile gökten gelen İlk Demircilere ilişkin Munda ve Buryat mitleri arasındaki simetri dikkat çekicidir; bkz. s. 6 9 vd, 8 8 .

98

örgütlendi-

99


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLAŞTIRICI KAHRAMANLAR

ler." 8 Yine ateşi bulan, insanlara tarımı, hayvanları evcilleştirmeyi öğ-

di ve insanlara ateşi kullanmayı, hayvan yetiştirmeyi ve tarımı öğret-

reten de İlk Demircidir. 29 Diğer mitlere göre Dogonlarm Uygarlaştı-

ti; demirci dinsel ve toplumsal yaşamda büyük bir işleve sahiptir ve

rıcı Kahramanı, Yol Gösterici Cin Nommo, Demirci kılığına girip

erginleme törenlerinin baş eğitmenidir; ayrıca kahin ve peygamber-

Yeryüzüne indi ve insanlara uygarlığı gösterdi. Gökyüzünde Nom-

dir, vb 3 3 ) ve Bambara balıkçıları Somonlarda (kozmogonik bir mit

mo'nun faaliyetleri fırtına sırasında görülebilir: Tıpkı T'ou-jenlerin

Ezeli Demirciye yaratılışta işbirlikçi bir rol yükler; "Koruyucu su

Dântsien Sân'ı gibi (bkz. s. 3 1 ) yıldırımlar gönderip gök gürlemesi

ruhu tapımmdaki kurbancı, ataları Gökten inmiş demirciler olması

taşları fırlatır. 30

gereken bir aileye aittir" 3 4 ) da buluyoruz. Bambaralarda büyük rahip

Dinsel işlevi bakımından göksel Demirci ile Uygarlaştırıcı Kahra-

neredeyse her zaman bir demircidir ve gizli topluluklar genellikle de-

man, tarım ve demirci arasındaki bağlar yalnızca Dogonlara özgü de-

mirciler tarafından yönetilir. Tauxier aynı durumun diğer Mandeler-

ğildir. Aynı şeyi biraz eksik de olsa Savadogalarda; 31 Gurunsilerde

de, Malinkelerde, Uassulonkelerde vb gözlemlendiğini belirtmişti. 3 5

(İlk Demirci=Uygarlaştırıcı Kahraman; demirci ateş ve yıldırım rahi-

Bir Açanti mitine göre demirci, Tanrı tarafından bir düzine insan ve

Voltanın en arkaik toplumlarından biri olan

hayvan yapmak için görevlendirilerek Yeryüzüne indirilir. 3 6 Evelerde

Bololarda (mitlere göre Yüce Tanrının oğlu İlk Demirci yeryüzüne in-

demirci ve demircilik aletleri dinsel yaşamda önemli bir yer tutar.

binin işlevini

üstlenir 32 );

Çekicin ve örsün gökten düştüğüne inanılır ve bu iki nesnenin önünde yemin edilir; demirci yağmur yağdırır ve bir savaşı zaferle sonuç28

Mitin farklı versiyonlan için bkz. Marcel Griaule, Masques Dogons, Paris, 1938, s. 48; aynı yazar, Dieu d'eau, 1949, s. 52 vd; aynı yazar, "Descente du troisieme verbe," Psyche, 13-14, 1947, s. 13-36 vd; G. Dieterlen ve S. de Ganay, "Le genie des Eaux chez les Dogons," Miscellanea AJricam, V, Paris, 1 9 4 2 , s. 6 vd; M. Griaule ve G. Dieterlen, Le Renard

pâle,

c. I; Le

landırabilir. Mitlere göre İlk Demirci - k i m i kez Yüce Tanrının Öz Oğlu olarak kabul edilir- Tanrı tarafından yaratılışı tamamlamak ve mesleğin sırlarını insanlara vermek için gönderilmiştir. 3 7 Yorubalarda ilk silahları yapan, avcılığı öğreten ve Ogboni gizli topluluğunu

mythe

cosmogonique, Paris, 1965; Genevieve Calame-Griaule, Ethnologie et langage: La parole chez les Dogon, Paris, 1965, s. 275 vd, vb; Harry Tegnaeus, Le Heros Civilisateur. ologie Ajricaines,

Contribution

â l'etude ethnologique

de la religion et de la soci-

Uppsala, 1950, s. 16 vd.

Griaule, Masques dogons, s. 1 5 7 ; aynı yazar, Descente du troisieme verbe, s. 13-

35 vd; Dieterlen & de Ganay, Le Genie des eaux, s. 7.; H. Tegnaeus, a.g.y., s. 18 vd. 30

Griaule, Masques

Dogons,

s. 4 9 ; aynı yazar, Dieu

Tegnaeus, a.g.y., s. 20 vd.

d'eau,

s. 1 3 0

vd; H.

33

A.g.y., s. 42 vd.

34

A.g.y., s. 47.

35

Tegneaus, s. 47; L. Tauxier, Histoire des Bambara, Paris, 1942, s. 276 vd; G. Dieterlen, Essai sur la religion Bambara,

Paris, 1951, s. 143 vd.

36

Tegnaeus, s. 55.

37

Özellikle Batı Evelerinin ve Doğu Evelerinin gelenekleri arasında elbette de-

31

A.g.y., s. 35.

ğişkeler de içeren çok sayıda mit vardır. En önemlilerini Tegnaeus'tan alıp

32

A.g.y., s. 40.

özetledik: Le Heros Civilisateur, s. 61-63.

100

101


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

kuran İlk Demirci Ogün'dür. 38 Mbulalarm Uygarlaştırıcı

TANRISAL DEMİRCİLER VE UYGARLAŞTIRICI KAHRAMANLAR

Kahramanı

Nzeanzo hem demirci, hem hekim hem de eğitmendi: Bütün yararlı teknikleri öğretti ve demirciler loncasını kurdu. 39 Tçambalarda, Da-

la kullanır. Yeryüzündeki en eski metalürji merkezlerinden ikisinin (Taurus ve Yenisey) yakınlığına karşın Slavlar metallerin hiçbir işleve sahip olmadığı bir maddi kültüre sahiptirler. 44

kalarda, Durrularda ve diğer komşu kabilelerde Demirci-Uygarlaştırıcı Kahraman mitolojisi son derece zengindir: İlk Demirci bu kavimlere hem ateş yakmayı, hem yiyecekleri pişirmeyi hem de ev yapmayı, çocuk sahibi olmak için cinsel birleşmeyi, doğurtmayı, sünneti, ölü gömme biçimlerini vb öğretmiştir. 4 0 Başka bir deyişle Durrularda ve diğer kabilelerde demirci kraldan daha fazla toplumsal ve dinsel bir işleve sahiptir. 41 Kikuyularm mitolojisi üç kardeşten, üç Uygarlaştırıcı Kahramandan söz eder: İlki hayvanların evcilleştirilmesini, ikincisi tarımı ve üçüncüsü de metalleri işleme sanatını öğretmiştir. 4 2 Rivayete göre ilk Angola kralının Demirci Kral olduğunu anımsatarak

Afrika'daki olgulara ilişkin bu özeti noktalayalım. Bütün paleolitik zenci kültür alanı, Göksel Demirci-Uygarlaştırıcı

Demek ki demircinin işlevini anlamak için mitolojilere ve dinsel ideolojilere bakmak gerekiyor. Biraz önce de gördük ki, Göksel Demirci yüce Tanrı'nm oğlu, habercisi ya da işbirlikçisidir:

işini tamamlar ve çoğunlukla da işi onun adına yapar. Göksel Demircinin getirdiği "uygarlık" yalnızca dünyanın düzenlenmesine indirgenemez (bu, neredeyse bir kozmolojidir); uygarlık aynı zamanda tinsel düzeydedir: Eğitmen-Demirci, insanı gizleri anlayabilecek hale getirerek Tanrının işini tamamlar ve kusursuzlaştırır. Dolayısıyla demircinin, ergenlerin erginlenmesindeki ve gizli demeklerdeki rolü, topluluğun dinsel yaşamındaki önemi buradan kaynaklanır. Kimi bölgelerde eş tutulduğu şefler ve egemenlerle kurdukları ilişkileri bile dinsel düzeydedir.

Kahraman mitinde ideolojik temellerini bulan demirciyle ilgili dinsel faaliyetler bütününü ortaya koyuyor. Bununla birlikte demircinin ritüel olarak değerli sayılmasını yalnızca tarım aletleri yapmadaki rolüyle değerlendirirsek yanılırız. Demirci ile demir yalnızca tarımcı uygarlıklarda yüceltilmiş değildir. Slavların uygarlığı gibi tamamıyla tarımcı bir uygarlık demiri yalnızca kötü ruhlardan korunma amacıy-

38

Tegnaeus, a.g.y., s. 82 vd.

39

A.g.y., s. 102.

40

A.g.y., s. 104.

41

A.g.y„ s. 105.

42

a.g.y., s. 142 vd.

43

A.g.y., s. 172.

Massailerde ve diğer Hami halklarda demircinin küçümsenmesine gelince, bu toplulukların tarımcı olmadıklarını, öte yandan demirin büyüsel ve dinsel bir anlam belirsizliğine sahip olduğunu hesaba katmak gerekiyor; bütün kutsal nesneler gibi metal hem tehlikeli hem de yararlıdır. Metaller ve demirci konusundaki bu belirsiz tutum dünyanın her yerinde gözlenmektedir.

44

102

Tanrı'nm

Evel Gasparini, L'Ergologia degli Slavi, Venedik, 1951, s. 172 vd, 179.

103


DEMİRCİLER, SAVAŞÇILAR, ERGİNLEME USTALARI

10

cak silahları yapmıştı. Aynı biçimde Ejder Vritra ile savaş İndra'nm

Demirciler, Savaşçılar, Erginleme Ustaları

silahlarını tanrısal demirci Tvaştri yapmıştı; Hephaistos Zeus'un Typhon'u yenmesini sağlayan yıldırımı

yapmıştı; Thor yılan Midh-

gardhsormr'ı, Kykloplarm İskandinav muadili olan cücelerin yaptığı çekiç, Mjölnir'le ezmiştir. Ancak, tanrısal demirci ile Tanrılar arasındaki işbirliği,

T

anrısal demirciler ile Tanrı arasındaki ilişkinin tümüyle farklı

bir düzeyde olduğu başka bir mit grubuna değinmeden geçeme-

sınırlı değildir. Demirci aynı zamanda Tanrıların mimarı ve zanaat-

yeceğiz: Göksel Tanrı (daha doğrusu Kasırga Tanrısı) ile su Ejderi arasındaki savaşı konu alan ünlü mitoloji

karıdır. Köşar Tanrıların yaylarını yapar, Baal sarayının yapımını

teması. Savaşın konusu

idare eder ve diğer tannlarm sunaklarını donatır. Bundan başka The-

dünya egemenliğidir; ama her zaman kozmolojik bir yönü vardır:

odore Gaster'in belirttiğine göre, bu demirci tanrı müzik ve şarkıyla

Tanrı, canavarı yendikten sonra dünyayı kendi bedeninden çıkarır

da ilişkilidir. Sanchoniaton, Çusör'un "güzel konuşma" sanatını ve

(Marduk-Tiamat teması) ya da diğer versiyonlarda canavarı "bağla-

dualar ve şarkılar besteleme sanatım da bulduğuna işaret eder. Ugarit

yıp," yeraltınm karanlıklarına fırlatarak dünyayı düzenler, sağlam te-

metinlerinde şarkıcıların adı kötarât'tır.

meller üzerine oturtur. 1 Oysa bu mitin versiyonlarının çoğunda Ka-

k-y-n "(demiri) dövmek, demirci olmak," "şarkı söylemek, bir cenaze

tanrı Köşar-va-Hasis (kelime

ağıtı yakmak" eylemini belirten ibranice, Süryanice ve Etiyopya di-

anlamıyla "becerikli" ve "kurnaz") Baal için iki sopa yapar; Baal bun-

lindeki terimlerle akrabadır. 4 Şair sözcüğünün Yunanca kökeni olan

ları kullanarak yeraltı sulan ile denizlerin Efendisi Yam'ı alt eder. 2

poietes'in "yaratıcı," "yapıcı" anlamına geldiğini ve "zanaatkar" ile "sa-

Ugarit mitolojisinde Köşar tanrısal demirci statüsündedir. Sanchoni-

natçı" arasında anlamsal bir yakınlık bulunduğunu belirtmeye gerek

aton'un aktardığı anlatıma göre demiri ilk bulan Çusör'du. 3 Bir Mısır

bile yok. Sanskritçedeki takş, "yaratmak," Rig Veda şarkılarının 5 bes-

versiyonunda Ptah (Çömlekçi Tanrı), Horus'a Set'i yenmesini sağlaya-

telenmesini ifade etmek üzere kullanılır. Eski İskandinav dilinde "demirci-şarkı" anlamında lotha-smithr

1

Bu mit üzerine bkz. M. Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler

Metnin çevirisi ve uzunca yorumu için bkz. Teodore H. Gaster, Thespis,

Eski

Ritüel, Mit ve Drama, çev. Mehmet H. Doğan, Kabalcı, 2 0 0 0 , s.

Gaster, Thespis, s. 2 2 4 , yorum.

,

104

daha açık bi-

çimde demircilik mesleği ile şair ve müzisyenin sanatı arasındaki sıkı

2 2 4 vd. 3

ve Rhin dilindeki "şair bozuntu-

su," "şair müsveddesi" anlamlarına gelen reimschmied,

Tarihi, c. I, çev.

Ali Berktay, Kabalcı, 2 0 0 3 , s. 1 8 4 vd. Yakındoğ'da

Demircilik mesleği ile şarkı

arasındaki işbirliği Sami sözdagarmda da açıkça belirtilmiştir; Arapça

sırga Tanrısı ona zaferi sağlayan silahlan bir demirci-tanrıdan alır. Bir Kenan metni olan Baal'ın Şiirinde

dünya

egemenliği için yapılan savaşta demircinin yaptığı ortak çalışmayla

4

Ginsburg, aktaran: T. H. Gaster, Thespis, s. 2 2 5 .

5

I, 6 2 , ' l 3 ; V, 2, II.

105


DEMİRCİLER VE SİMYACI U R

DEMİRCİLER, SAVAŞÇILAR. ERGİNLEME USTALARI

bağları ortaya koyuyor. 6 Snorri'ye göre Odin ve rahipleri "şarkı de-

"meslek sırlarını" içeren, kutsal gizemle yüklü bir atmosfer içinde

mircileri" adını alıyorlardı. 7 Demircinin kahramanlarla, ozanlarla ve

aktarılmış görünmektedir. Bu karmaşık ritüel kompleksin düzenleniş-

şairlerle bir tutulduğu Türk-Tatarlar ile Mogollarda da aynı ilişkiler

lerini ve bütün yönlerini anlamaktan henüz uzağız ve bunlardan bazı-

dikkati çekmektedir (bkz. yukarıda s. 90). Yine demirci, kalaycı, mü-

larını da asla anlayamayacağız. Gözden geçirdiğimiz birkaç metalur-

zisyen, şifacı ve falcı olan göçer Çingeneleri de anmak gerekiyor.

jik mit ve ritüel grubu, bunların ne denli karmaşık oldukları hakkın-

Çingeneler kendilerine Avrupa'da Rom, Ermenistan'da Lom, iran'da

da bir fikir ve içerdikleri çeşitli dünya tasavvurları hakkında bir işa-

Dom, Suriye'de Dom ya da Dum adlarını verirler. Jules Bloch'un yaz-

ret verir bize. Bununla birlikte bir öğe vardır ki daimidir: Metalin

dığına göre ilginçtir ki, "Hindistan'da dom eski zamanlarda çok yay-

kutsallığı ve bir de her tür madencilik ve metalürji işindeki çelişik,

gın ve ünlü bir kabilenin daha doğrusu bir kabileler grubunun adı-

ayrıksı, gizemli özellik. Daha önce anımsattığımız gibi (s. 3 0 vd), taş

dır." 8 Sanskrit metinlerinde Çingeneler müzisyendirler, dokunulmaz-

devirlerinden kalma kimi mitolojik temalar, metaller çağı mitolojile-

dırlar* ama özellikle demirci ve müzisyendirler. Asür dökümcüleri ve

ri içinde erimiştir. Fırlatılan silahları, taş atan silahları yıldırımla eş-

demircileri ile -onlara daha önce de değinmiştik (bkz. s. 6 9 ) - dom

leştiren "yıldınmtaşı" simgeciliğinin metalürji mitlerinde çok yaygın

arasında ilişkilerin olduğunu belirtmek ilginç olacaktır: Şimdiki ha-

olması da özellikle anlamlıdır. Demirci tanrıların ya da tanrısal de-

nedanlıktan önce Asürlara belki de kuzeyden gelmiş olan bir Dom ha-

mircilerin gök tanrıları için yaptıkları silahlar gök gürültüsü ve şim-

nedanlığı egemendi. 9

şektir. Örneğin Tvaştri'nin İndra'ya sunduğu silahlar böyledir. Ni-

Demek ki çeşitli kültürel düzeylerde (ki bu, çok eski olduğunun

nurta'nın sopalarına "dünya çatırdatan," "dünya-ufalayan" denir ve

göstergesidir) demircilik sanatı, okült bilimler (şamanizm, büyü,

bunlar gök gürültüsü ve şimşeğe benzetilmiştir. Aynı şekilde gök

şifacılık vb) ile şarkı, dans ve şiir sanatı arasında ilişkiler bulunmak-

gürültüsü ve şimşek Zeus'un silahlarıdır; Thor'un çekici de (mjölnir)

tadır. Bu birbirine geçmiş teknikler erginlemeleri, özgül ritüelleri,

yıldırımdır. Sopalar Baal'in elinde "sıçrar," çünkü Köşar, örsünde onun için çok uzaklara fırlatılabilen silahlar dövülmüştür. 10 Zeus yıldırımım uzaklara fırlatır.

6

Gaster, a.g.y.

1

Ohlaver, Die germanische

8

Schmiede,

İmgelerin birbiri içine girdiğini görüyoruz: Yıldırım,

s. 11.

Jules Bloch, Les Tsiganes, Paris, 1 9 5 3 , s. 28. Dokunulmazlar: Hindu kast sisteminin (bu, dört kasttan oluşan bir sistemdir: din adamlan, öğretmenler; kşatriya'lar [esnaflar, tüccarlar], sudra'ter

[yöneticiler, askerler],

[işçiler]) dışında

kalan

açuta'lar.

(ve kimi kez de bir bumerang gibi sahibine geri dönen) sihirli silah

vaisya'lar

(örneğin Thor'un çekici). Burada belli bir homo faber

Murdar

izlerini bulmak, yapılan aletin büyülü aurasını, zanaatkarın ve işçinin

sayılırlar ve toplumdaki en "pis" işleri yaparlar - y n . W . Ruben, Einschmiede

und Dâmonen in indien, s. 9; Jules Bloch, Les

s. 30.

Tsiganes, 10

106

"Yıldınm-

taşı" (taş devrinden kalma bir mitolojik anı), uzun mesafeden vuran

Gaster, a.g.y., s. 229.

107

mitolojisinin


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER. SAVAŞÇILAR, ERGİNLEME USTALARI

ve özellikle metal ve demir çağında demircinin büyük ayrıcalığını

sel-ritüel bütünlüklerin kaynağını, bu ezeli deneyim kategorisinde

sezmek olasıdır. Bununla birlikte gök Tanrının doğal yaptırım aracı

bulacağımıza ikna olmuş durumdayız. Bu ayrıcalıklardan her biri "be-

olarak yıldırımı ve diğer bütün meteorolojik epifanilen" kullandığı

ceri" ile, yani "üretimin" ve "yapımın" okült gizlerine sahip olmakla

tarım ve metalürji öncesi mitolojilerinden farklı olarak tarihsel halk-

ilgili büyük mitolojinin farklı bir yönünü aydınlatmaktadır. Bir şar-

ların (Mısır, Yakındoğu, Hint-Avrupa) mitolojilerinde Kasırga Tanrı-

kının sözlerinin büyük bir yaratıcı gücü vardır: Nesneler gerekli söz-

sının silahlarını - g ö k gürültüsü ve şimşek- bir tanrısal demirciden

lerin "söylenmesiyle" yaratılır.

alması anlamlı görünüyor. Burada homo faber'in

zaferini

eder," yani büyülü sözlerden oluşan bir şarkı söyleyerek onu inşa

görmemek elde değil; bu onun gelecekte, endüstri çağlarmdaki ege-

eder; son üç söz eksik kalınca akıl danışmaya ünlü büyücü Antero Vi-

menliğini haber veren bir zaferdir. Tanrılara yüceliklerini garantile-

punen'e gider. Bir şeyi "yapmak" onu "icat etmeyi" ya da kendiliğin-

melerinde yardım eden demircilerle ilgili bu mitlerden net bir şekil-

den "ortaya çıkmasını" sağlayacak büyülü sözleri bilmek demektir.

de çıkan sonuç, bir aletin yapımı'na büyük önem verildiğidir.

Elbette

Böylelikle zanaatkar sırları bilir, bir büyücüdür - b u yüzden bütün

böyle bir yapım uzun süre büyüsel ya da tanrısal bir niteliğe sahip ol-

mesleklerde bir erginlenme vardır ve içrek bir gelenekle aktarılırlar.

muştur; çünkü her "yaratım," her "yapım" ancak insanüstü bir iş ola-

Etkili şeyler yapan

bilirdi. Alet yapımcıları mitolojisinin son bir yönünü daha belirtmek

nıyan kişidir.

mitleşmiş

Vâinâmöinen bir tekne "terennüm

kişi bunları yapmanın sırlarını bilen, bu sırları ta-

gerekiyor: İşçi tanrısal modelleri taklit etmeye çalışır. Tanrıların de-

Mitsel Afrikalı demircinin Uygarlaştırıcı Kahraman olarak işlevi

mircisi yıldırım ve şimşekle eş tutulan silahları örste döver (metalür-

de büyük ölçüde bu yolla anlaşılır: Yaratımı tamamlaması, dünyayı

ji öncesi mitolojilerin gök tanrılarının doğal olarak sahip oldukları

düzenlemesi ve bundan başka insanları eğitmesi, yani onlara kültürü

"silahlar'dır bunlar); insan demirciler de üstün insan koruyucularının

sunması için Tanrı tarafından görevlendirilmiştir. Afrikalı demirci-

işine öykünürler. Ancak mitolojik düzeyde tanrısal modellere öykün-

nin ergenlerin erginlenmelerinde ve gizli cemiyetlerde sahip olduğu

menin yeni bir temaya doğru gelişerek kaybolduğunu da belirtmek

rolü özellikle belirtmek gerekiyor: Her iki durumda da gizlerin ifşa

gerekiyor: İşçinin üretim çalışmasına verilen önem ve işçinin demi-

edilmesi, başka deyişle yüce gerçeklerin bilinmesi söz konusudur.

urgosvari yetileri; son olarak faber'in,

Demircinin bu dinsel işlevinde göksel Demircinin Uygarlaştırıcı Kah-

nesneler "yaratan" kişinin ilah-

laştırılması.

raman olarak rolünü görebiliyoruz: Gençlerin tinsel olarak "yetişme-

Demirci ve tanrısal ya da yarı tanrısal zanaatkarın hem mimar, hem dansçı, hem müzisyen hem de büyücü-hekim olduğu bütün mit-

lerine" yardım eder, bir tür rehberdir, in illo tempore Gökten inmiş İlk Eğitmenin yeryüzündeki yansımasıdır. Arkaik Yunan'da kimi mitsel kişiliklerin oluşturduğu grupların Telkhinler, Kabirler, Kuretalar, Daktyller- hem gizemlerle ilişki ku-

Epifani (epiphany): Yun. epiphaneia,

"tezahür", ilahi veya yüce bir varlığın

görünmesi - y n .

108

ran gizli loncalar hem de metal işçileri kurulları olduğuna dikkat

109


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER, SAVAŞÇILAR, ERGİNLEME USTAL\R1

etmek gerekir." Çeşitli geleneklere göre, Telkhinler demiri ve tuncu

fasını Olympos dağına gömerler. Gizemlerin kökenine ilişkin bu ef-

ilk kez işleyen insanlardı, Idalı Daktyller demiri eritmeyi bulmuş,

sane, daha önce de gördüğümüz gibi (bkz. s. 73) metallerin kökenine

Kuretalar ise tuncu işlemişlerdir. Kuretalar ayrıca silahlarını şaklata-

ilişkin mitle bağlantılıdır.

rak yaptıkları özel danslarıyla ünlüydüler. Kuretalar gibi Kabirler de

Şu halde bu mitsel metalurjistler, büyüyle (Daktyller, Telkhinler,

"fırın ustaları," "ateşle güçlü" olarak bilinirler ve tapımları Dogu Ak-

vb), dansla (Korybantlar, Kuretalar), gizemlerle (Kabirler, vb) ve

denizin her yanına yayılmıştır.'2 Daktyller, dağların ve aynı zamanda

ergenlerin erginlenmesiyle (Kuretalar) ilişkilidir. 16 Demek ki burada

maden ocakları ile mağaraların tanrıçaları olan ve dağların içinde otu-

demirci loncalarının gizemler ve erginlemelerde rol oynadıkları daha

ran Kybele rahipleriydi.13 "Kimilerine göre Daktyller iki gruba ayrı-

eski bir duruma ilişkin mitolojik izlerle karşı karşıyayız. H. Jeanma-

lırlar; sağda 20 eril solda 32 dişil Daktyl. Ya da aynı şekilde soldaki

ire, erginlenenlerin yaş gruplanyla ilişkili kuretaların erginleme tö-

Daktyller büyücüydüler ve sağdaki Daktyller de onların büyülerini

renlerinde "eğitmenlerin" işlevini vurgulamıştır: Eğitmenler ve er-

bozarlardı. Ocağı çevreleyen ... ve iki karşıt cinsten oluşan "yarı-ko-

ginleme ustaları olan Kuretalar bazı yönleriyle Afrikalı Demirci-Uy-

ro," her daim Çin kurbanları ve hierogamos'larına

garlaştırıcı Kahramanın işlevini anımsatırlar.

benzeyen kimi kut-

Kültürün sonraki ve

sal evlilik ya da kutsal savaş ayinlerini ... anımsatır." 14 iskenderiyeli

çok daha karmaşık bir düzeyinde demirci ve nalbantın erginleyici iş-

Clemens'in aktardığı bir rivayete göre, 15 yine Kabirler adı da verilen

levinin açık biçimde süregittiğini görmek anlamlıdır. Nalbant hem

Korybantlar üç erkek kardeştiler; iki kardeş üçüncüsünü öldürüp ka-

demircinin ayrıcalıklarına sahiptir hem de at etrafında billurlaşmış simgeciliklerde yer alır. Burada savaş arabalarında kullanılan at değil, Orta Asya'daki göçebelerin buluşu olan binek atı söz konusudur. İşte

11

12

13

L. Gemet ve A. Boulanger,Le genie grec dans la religion, Paris, 1932, s. 7 8 vd.

bu kültürel bağlamda at çok sayıda mitolojik yaratımı tetiklemiştir.

Bkz. Eliade, Dinsel inançlar ve Düşünceler Tarihi, c. 1, § 10.

At ve binici "erkek topluluklarının" (Mânnerbünde) ideoloji ve ritüel-

J. de Morgan, La Prihistoire orientale, Paris, 1927, c. III, s. 173 vd. Bütün bu konularda bkz. Pauly ve Wissowa'nın Real-Enzyklopâdie'sinin ilgili maddeleri. Metinsel ve yazıtsal kaynaklann kapsamlı dökümü içim bkz. Bengt Hemberg, Die Kabiren, Uppsala, 1950. Bkz. Radet, La Lydie et le monde grec au temps des Mermnades, 2 6 9 , vb; Hugo Gressmann, Die orientalischen

Religionen in

14

Gabriel Germain, Genese de l'Odyssee, Paris, 1954, s. 164. Propreptikos,

II, 20.

at, Odin'le ya da "öfkeli ordu'nun askerleri veya "zalim avcı" (Wilde Heer) ile birlikte nallanmak için atölyeye gelirdi.17 Almanya'nın ve Is-

Paris, 1 8 9 2 , s. hellenistisch-römisc-

herZeit, Berlin, 1930, s. 59; Bengt Hemberg, "Die idaiischen Daktylen," Eranos, 50, 1952, s. 41-59. Daktyller ile Akdeniz Tannçalan arasındaki ilişkiler hakkında bkz. U. Pestalozza, Religione Mediterranea, Milano, 1951, s. 188 vd. 202 vd. Daktyllerin dogurtucu özellikleri için bkz. a.g.y., s. 204. 15

lerinde önemli bir yer tutar; burada nalbanta da rastlıyoruz. Hayalet

16

Bkz. H. Jeanmaire, Courol et Couretes, Lille, 1939; R. Pettazzoni, 1. M isteri, Bologna, 1924, s. 71 vd; K. Kerenyi, "Mysterien der Kabiren," Eranos-Jahrbuch, XI, 1944, s. 11-60.

17

Otto Höfler, Geheimbünde der Germanen, Frankfurt A M., 1934, s. 53 vd. Bkz. H. Olhaver, Der germanische Schmied, s. 95, vd.

110

111


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER, SAVAŞÇILAR. ERGİNLEME USTALARI

kandinavya'nın bazı bölgelerinde nalbant çok kısa süre öncesine kadar

temelen erginleyici sakatlamaları çağrıştıran ya da erginleme ustala-

türünde erginleme törenlerine katılırdı: Styria'da "savaş

rının görünüşlerini (kısa boylu, cüce, vb) betimleyen bir Mâ nner-

atını" veya "süvari atı'nı (yani değnekten atı) nallar; bunun için onu

bünde senaryosudur. Bir sakatlığı olan tanrılar "yabancılarla," "dağ

önce "öldürür" sonra "diriltir." 1 8 İskandinavya'da ve Almanya'nın

adamlarıyla," "yeraltı cüceleriyle" yani gizemlerle çevrili ve genellik-

kuzeyinde nallama, gizli erkek topluluğuna girme amaçlı bir erginle-

le korkutucu metal işçileri olan dağlı, ayrıksı kişilerle ilişki içinde-

Mânnerbünde

me ayini, aynı zamada bir evlilik

ayinidir. 19

Otto Höfler'in gösterdiği

dir. İskandinav mitolojilerinde cüceler hayranlık duyulan demirciler

gibi (özellikle s. 54), evlilik törenleri sırasında (binicili ya da binici-

olarak ün salmışlardı; kimi periler de aynı ayrıcalığa sahipti. 24 Başka

siz haldeki) "atın" nallanması, ölümü ve dirilişine ilişkin ritüel, ni-

yerlerde de tamamıyla metalürji işiyle uğraşan ve yerin derinliklerin-

şanlının hem bekârlar topluluğundan ayrılışım hem de evli erkekler

de yaşayan kısa boylu bir halka ilişkin efsane belirlenmiştir. Dogon-

topluluğuna katılışını belirtir.

lara göre bölgenin ilk mitsel sakinleri yeraltında kaybolmuş olan

Demirci ve nalbant Japon "erkek toplulukları" ayinlerinde de benzer bir role

sahiptir. 20

Demirci-tanrmm adı Ame no ma-hitotsu no ha-

Negrillolardır: Yorulmak bilmez demirciler olan bu kişilerin çekiç sesleri hâlâ duyulabilmektedir. 25 Avrupa'nın, Orta Asya'nın ve Uzak

Mânner-

Doğu'nun (Japonya) savaşçı "erkek topluluklarında" demircinin ve

ayrı düşünülemeyecek bir dizi tek gözlü ve tek bacaklı tan-

nalbantm yer aldıkları erginlenme ritüelleri vardı. Kuzey Avrupa'nın

rıya sahiptir: Bunlar yıldırım ve dağ tanrıları ya da insan yiyen de-

Hıristiyanlaştırılmasından sonra Odin ve "Zalim Avcı"mn Şeytanla ve

monlardır. 21 Şu halde Odin de ya iyi göremeyen, tek gözlü ihtiyar ya

lanetliler sürüsüyle özdeşleştirildiği biliniyor. Bu demirci ile nalbantı

da kör olarak tasavvur ediliyordu. 22 Öte yandan nalbantm atölyesine

Şeytanla özdeş kılma yolunda bir adımdır. 26 Büyücüde, şamanda ve

gelen hayalet at da tek gözlüydü. Burada inceleyemeyeceğimiz denli

demircide ortak olan "ateşe hâkim olma" yetisi Hıristiyan folklorun-

mıdır,

yani "Göğün tek gözlü tanrısı." Japon mitolojisi

bünde'den

Bizi ilgilendiren

da şeytansı bir iş olarak görülmüştür: En yaygın bir halk imgesine

konu, kişilerin sakatlıklarının (tek gözlülük, tek bacaklılık, vb) muh-

göre Şeytan ateş kusar. Belki de burada "Ateşin Efendisi"nin arketipik

karmaşık bir mitsel-ritüel motif söz

konusudur. 23

imgesinin son mitolojik dönüşümüyle karşı karşıyayız. 18

Odin-Votan wut'un, furor religiosus'un efendisiydi ÇWotan, id

Höfler, s. 54.

19

A.g.y., s. 5 4 - 5 5 .

20

Alexandre Slawick, "Kultische Geheimbünde der Japaner und Germanen," Wiener Beitrâge zur Kulturgeschichte,

24

IV Salzburg-Leipzig, 1 9 3 6 , s. 6 9 7 vd.

Bkz. Stith Thompson'm derlediği kaynaklar: Subject-lndex

Slawik, s. 6 9 8 .

25

H. Tegnaeus, Le Heros Civilisateur,

22

Höfler, s. 181, dipnot 56.

26

Bkz. Bachtold-Staubli, Handwöterbuch

23

Büyücülerin ve demircilerin eriginlenme sırasında sakatlanmaları k o n u s u n ou la leğende du magfcien,

112

Paris, 1 9 5 7 .

Folk-Literature,

Helsinki, 1 9 3 2 , c. III, s. 87 (demirci cüceler), c. III, s. 3 9 (metalürjisi periler).

21

da bkz. Marie Delcourt, Hephaistos

of

estfu-

s. 16. des deutschen

ed," "Teufel" maddeleri; Hedwig von Beıt, Symbolik 1952', s. 1 1 8 vd.

113

Abenglaubens, des

Mârchens,

"SchmiBern,


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER, SAVAŞÇILAR, ERGİNLEME USTALARI

ror {Votan, yani öfke} diye yazıyordu Adam von Bremen). Şu halde vut tıpkı Hint-Avrupa sözdagarmdaki diğer terimler gibi (furor,

ferg,

menos) "öfkeyi" ve kutsal gücün aşırı hoşnutsuzluğunun yol açtığı "aşırı sıcaklığı" ifade eder. Savaşçı, erginlenme dövüşü sırasında "ısınır," şamanlarla yogilerin ürettikleri "büyülü ısıyı" anımsatan bir "ısı" üretir (bkz. s. 89 vd). Bu düzlemde savaşçı diğer "ateş efendilerine" -büyücülere, şamanlara, yogilere veya demircilere- benzer. Yukarıda savaşçı tanrılar (Baal, Indra vb) ile tanrısal demirciler (Köşar, Tvaştr, vb) arasında belirtilen ilişkiler yeni bir yorumla verilebilir: Tanrısal demirci ateşle çalışır, savaşçı Tanrı da furor'u

sayesinde bü-

yüsel olarak kendi bedeninden ateş çıkarır. Bu denli farklı büyüsel-

sih demirciden bu işi yapmak için izin alır; atın toynaklarım sırayla kaldırır, örsün üstüne koyar, nalı ısıtır, toynağa yerleştirir ve mıhlar. Daha sonra fırının ateşine yaşlı bir kadını (demircinin karısı, kayınvalidesi, vb) atar ve onu örs üstünde döverek çok güzel bir genç kız haline getirir. Demirci aynı şeyi denemek ister, sonucun ne olduğunu biliyoruz. 28 Bu halk masalları ateşin erginleyici sınav aracı olduğu, temizlenme ve dönüşme aracı haline geldiği mitsel-ritüel senaryonun anısını hâlâ barındırırlar (ilk Hıristiyanlıkta ve Gnostisizmde ateşle vaftiz böyle bir senaryonun en gelişmiş örnekleridir). 29 Isa bu folklorik ya-

dinsel deneyimleri birleştiren ve şaman, demirci, savaşçı ve mistik

ratımlarda tam anlamıyla "Ateşin Efendisi" olarak sunulmuştur; nal-

gibi değişik uğraşları bağdaştıran şey ateş ile olan bu yakınlık, bu

bant da "büyüsel" ayrıcalıklara sahip biridir, bu ise dolaylı olarak

sempatidir.

yadsınamaz bir antikçag inancı etkisini kanıtlar. Ateşin kendisi gibi "ateşin efendisi" de farklı değerlendirmelere uğramıştır: Tanrısal ya

Fırın ateşiyle gençleşmeyi içeren bir Avrupa folklor temasını da belirtmemiz gerekiyor. 27 İsa Mesih (ya da Aziz Pavlus, Aziz Nicholas, Aziz Eloi) sıcak bir firma koyarak ya da bir örs üstünde döverek hastaları iyileştiren ve yaşlıları gençleştiren bir nalbant rolü oynar. Bir asker, bir rahip (ya da Aziz Pavlus, vb) ya da bir demirci mucizeyi bir yaşlı kadında (kayınvalidesi, vb) yinelemeyi dener: Hüsrana uğrarlar. Ama Isa Mesih kurbanı kemiklerinden ya da küllerinden yeniden dirilterek dikkatsiz demirciyi kurtarır. Çok sayıda masalda İsa Mesih "Burada efendilerin efendisi oturuyor" yazılı olan bir demirci atölyesine gelir. Atını nallattırmak isteyen biri içeri girer ve İsa Me-

27

Bu tema C. Manstrander tarafından 1 9 1 2 yılında ve Carl-Martin Edsman tarafından da 1 9 4 9 yılında kapsamlı olarak incelenmiştir: Ignis Divinus, s. 3 0 vd.

da şeytani olabilmektedir. Tanrının tahtının önünde göksel bir ateş vardır ve cehennemde ateş yanar. Ortaçağın dinsel ve dindışı folklorunda hem Isa hem de Şeytan "ateşin efendileri"dir. Konumuz bakımından demirci ve nalbanta ilişkin mitsel imgelerin halk imgeleminde uzun süre egemen olduğunu ve bu anlatıların erginleyici anlamlarla yüklü olduklarını aklımızda tutmamız gerekiyor. (Gerçi masalları dinleyenler için açık ya da anlaşılabilir gelen anlamlar hakkında tartışılabilir, ama sorunu bu şekilde sınırlandırmak akılcılığı aşırıya kaçırmak demektir. Bir masal açık, dünyevileşmiş bir bilince hitap etmez: Egemenliğini psykhe'nin

derin alanlarında sürer, imgelemi besler ve

28

Edsman, Ignis Divinus, s. 40, 82 vd.

29

Bkz. C. M. Edsman, Le bapteme

de feu, Uppsala, 1 9 4 0 , özellikle s. 9 3 vd,

1 3 4 vd.

114

115


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

uyanr. Ateşe ve döküme ilişkin, ölümle ve ateşi kullanarak, örs üs-

II

tünde dövmekle dirilişe ilişkin erginleyici s.mgecılıkler şaman mitle-

Çin Simyası

ri ye rıtüellerinde açıkça belirlenmiştir (bkz. yukarıda s. 89 vd) Masalların uyandırdığı benzer imgeler, bilinçli olarak şu ya da bu simgenin ilk anlamının ne olduğunu bılmeseler bile, doğrudan doğruya dinleyenlerin psykhe'si üzerinde etkili olur.

Ç

in'de mistik metalürji ile simya arasında kopma olmadığım bir ölçüde söyleyebiliriz. Marcel Granet'in dikkat çekmiş olduğu

gibi "Taoculuk büyülü sanatların ve ilk güçlerin sırlarını ellerinde tutan en ayrıcalıklı kişiler olan demirci loncalarına kadar gider." 1 Şu halde simya teknikleri Taocu ve Yeni Taocu çevrelerde yayılmıştır. Bilindiği gibi "Taoculuk" diye adlandırdığımız şey anımsanamayacak kadar eski zamanların tinsel geleneklerinin çoğunu benimsemiş ve yeniden öne çıkarmıştır. Bir örnek vermek gerekirse, "Hayvan Yaşamının" kendiliğindenliğine ve mutluluğuna ulaşmayı amaçlayan arkaik yöntemler Taocu önderler tarafından benimsenmiş ve özenle korunmuştur; bu tür uygulamalar avcı halkların ön şamanizminden ileri gelmektedir, dolayısıyla ne denli eski oldukları ortadadır." Elbette süreklilik ile aynılığı birbirine karıştırmamak gerek. Çinli simyacının "durumu" arkaik demirci ya da mistiginkiyle * aynı olamazdı. "Simya fırınını antik demircilikten miras alan Taocularda, ölümsüzlük artık (en azından ikinci Han hanedanından beri) büyü bir aracın dökülmesinin bir sonucu değildi (böyle olunca demirci ocağı için bir kurban sunulması gerekirdi), ölümsüzlük "tanrısal zincifreyi" üretebilene aitti. O andan sonra yeni bir tanrısallaşma aracı elde edil-

116

1

Marcel Granet, Danses et Legendes de la Chine ancienne,

2

Bkz. Chamanisme,

s. 4 0 2 vd

117

Paris, 1 9 2 8 , s. 6 1 1 .


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÇİN SİMYASI

di: Tanrılara benzemek için sıvı altın ya da zincifre içmek yeterliy-

evrensel mitolojiler ve folklorlar alanına aittir. "Ölümsüzlük otu,"

di." 3 Özellikle Yeni Taocu dönemde simyacı Çin toplumunun dönüşü-

"yaşam" yüklü ve ebedi gençlik iksiri içeren hayvansal ya da bitkisel

mü nedeniyle sakatlanmış ya da bozulmuş bir "eski hikmeti" yeniden

cevherler gibi kavramlar, ayrıca Ölümsüzlerin oturduğu, girilemeyen

bulmaya çabalıyordu. Simyacı hem bir zanaatkar hem de bir okurya-

bölgelere ilişkin mitler, Çin'in sınırlarını aşan bu arkaik düşünceye

zardı: Öncülleri -avcılar, çömlekçiler, demirciler, dansçılar, tarımcılar, esrikler- erginlenme ve "meslek sırlarıyla," sözlü olarak aktarılan geleneklerin tam ortasında bulunuyordu. Taoculuk yüzünü kısa sürede bu geleneklerin temsilcilerine sempatiyle, hatta coşkuyla dönmüştü; bu durum Taocuların "halka ait boşinançlara" hayranlığı olarak ifade edildi; perhiz, beden eğitimi, koreografi, nefes alıp verme, esrime, sihir teknikleri, ayrıca şamanizm ve ruhçu vb tekniklerdi bunlar. Bütün bunların araştırıldığı halk düzeyinde kimi geleneksel uygulamaların uzun süre öncesinden çok sayıda değişikliğe uğramış olduğunu düşünüyoruz: Kimi şamancı esrime tekniklerinin şaşırtıcı değişkelerini anımsamak yeterlidir. 4 Öte yandan Taocular bu tür "boşinançlarm" kabuğu altında "eski hikmete" ait halis kesitler görebiliyorlar, bunları toparlamaya ve sonuçta benimsemeye çalışıyorlardı. İşte izleri silinmeyen bir antikçağdan kalma geleneklerin kol gezdiği kültür tarihinin kusurlarına aldırış etmeyen arkaik önseziler ve geleneklerin tutunabildigi bu belirlenmesi zor alanda, Taoculuk usûlleri, sırları, reçeteleri topladı. (Bu gelenekler çok eski tinsel durumlardan, av büyüsüyle çömlekçiliğin esrime ve deneyimlerle bağlantılı durumlardan türemiştir.) Dolayısıyla Taocu simyacıların kaçınılmaz

aittir. Ancak burada bunları incelememiz söz konusu değil (Birkaç örnek için bkz. Not K). Burada yalnızca dökümcü ve demirci mitleri ve ayinlerinde temel düzeyde bulduğumuz önsezilerin simyacılarca nasıl ele alınıp yorumlandığını belirteceğiz. Maden filizlerinin büyümesi, metallerin doğal olarak altına dönüşmesi, altının mistik değeri konularını ilgilendiren birkaç temel fikrin sonraki gelişimini aydınlatmak oldukça öğretici olacaktır. Demirci birlikleri ve erginleyici mesleksırlarmı içeren ritüel bütüne gelince bunun yapısıyla ilgili bazı bilgiler Çinli simyacılara aktarılmıştır, ve yalnızca

onlara da değil. Bir us-

ta tarafından erginlenme ve gizlerin erginleme sırasında aktarılması uzun süre simya öğretimi için bir kural olmayı sürdürmüştür. Uzmanlar Çin simyasının kökenleri konusunda hemfikir değiller; simya işlemlerinden söz eden ilk metinlerin tarihlerini tartışıyorlar. H. Dubs'a göre ilk belgenin tarihi MÖ 144'tür. O yıl sahte altın yapanların halk önünde idam edileceğine ilişkin bir kraliyet emri çıkarılmıştır." 5 Joseph Needham'm da gösterdiği gibi sahte altın yapımı tam anlamıyla simya "yöntemi" değildir 6 Başka yerlerde olduğu gibi Çin'de de simya ikili bir inançla betimlenir: (1) metallerin altına dönüştürülmesi

yeniliklere karşın öntarihsel bir geleneği ele alıp sürdürdüklerini söyleyebiliriz. Uzun ömür ve ölümsüzlük hakkındaki fikirleri yarı 5

3 4

Max Kaltenmark, le Lie-Sien Tchouan, Bkz. Chamanisme,

Pekin, 1 9 5 3 , s. 18.

s. 3 9 8 vd.

Metin H. Dubs tarafından basılmıştır: Beginnings of Alchemy, s. 6 3 . Çin simyası hakkında temel kaynakça için bkz. Not I.

6

Science et Civilisation in China, c. V, 2, s. 4 7 . J o e p h N e e d h a m i n simya k o n u sundaki görüşleri Not J'de belirtilmektedir.

118

119


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÇİN SİMYASI

(2) bu sonucu elde etmek üzere yapılan işlemlerin "soteriyoloj i k " değeri.

tına dönüşecek; sarı altın elde ettikten sonra bundan yiyecek ve içecek kapları yapabileceksiniz, böylelikle ömrünüz uzayacak. Ömrünüz u-

Bu iki inanca ilişkin kesin kaynaklar Çin'de MÛ IV. yüzyıldan iti-

zarken denizlerin ortasında, P'ong-lai Adası'ndaki kutluları (hsien) gö-

baren belirlenmiştir. Mencius'un {Mengzi} bir çağdaşı olan Tsou Yen

rebileceksiniz. Onları görünce ve fong ve çan kurbanlarını sunduğu-

herkes tarafından simyanın "kurucusu" olarak tanınmaktadır. 7 MÖ II.

nuzda artık ölmeyeceksiniz." 10 Bir diğer ünlü kişi olan Liu Hsiang

yüzyılda simya altınının hazırlanması ile uzun ömrün, ölümsüzlüğün

(MÖ 7 9 - 8 ) "altın yaptığını" iddia ediyordu ama başarısızlığa uğradı."

elde edilmesi arasındaki bağ Liu An ve diğer yazarlar tarafından açık-

Birkaç yüzyıl sonra en ünlü Çinli simyacı Pao Pu'tzu (Ko Hung'un

ça belirtilmiştir. 8

takma adı, 254-334) Liu Hsiang'ın başarısızlığım;

Çin simyası özerk bir disiplin haline gelirken şunları kullanmıştır:

"gerçek

("filozof taşı") sahip olmadığını, tinsel olarak gerekli

ilaca"

hazırlıkları

yapmadığını (çünkü simyacı yüz gün oruç tutmalı, kokularla arınma( 1 ) geleneksel kozmolojik ilkeler;

lıdır vb) söyleyerek açıklamaya çalışır. Pao Pu'tzu'nun söylediğine

(2) ölümsüzlük iksiri ve ölümsüz ermişlerle ilişkili mitler;

göre dönüşüm bir sarayda gerçekleştirilemez:

(3) hem ömrü uzatmayla, hem mutlulukla ve hem de tinsel iç-

olmayanlardan uzakta yaşamak gerekir. Kitaplar yetersizdir; kitaplar-

İnzivada, ruhbandan

tenlikle ilgili teknikler.

da bulunan şeyler yalnızca yeni başlayanların işine yarar, gerisi sırdır

Bu üç öğe —ilkeler, mitler ve teknikler— öntarihin kültürel mira-

ve yalnızca sözlü olarak aktarılır, vb. 12

sıydı ve bunları ilk belgelerin tarihine bakarak değerlendirmek yanlış

Demek ki iksir arayışı "Ölümsüzlerin" yaşadığı uzak ve gizemli

olur. "Altın hazırlanması," "ölümsüzlük içkisinin" elde edilmesi ve

adalar arayışıyla ilgilidir: Ölümsüzlerle karşılaşmak insanlık duru-

Ölümsüzlerin "anılması" arasındaki işbirliği açıkça görülür: Luan Tai

munu aşmak ve zaman dışı ve kutlu bir varlığa kavuşmak demektir.

imparator Wu'nun huzuruna çıkar ve bu üç mucizeyi gerçekleştirebi-

Uzak adalarda ölümsüzleri aramak Tsin hanedanının ilk İmparatorla-

leceğine yemin eder ama yalnızca Ölümsüzleri "maddeleştirmeyi" ba-

rını (MÖ 219) 1 3 ve Han hanedanlığından İmparator Wu'yu meşgul et-

O

şarır. Büyücü Li Çao-Kiun Han hanedanlığından imparator Wu Ti'ye

miştir (MÖ 110). 1 4

şunu önerir: "Fırına (tsao) kurban sunun (doğaüstü) varlıkları çağırabileceksiniz; (doğaüstü) varlıkları çağırdığınızda zincifre tozu sarı al-

7

Bkz. Dubs, s. 77; J. Needham, s. 12.

8

Needham, s. 13.

9

Edouard Chavannes, Les Memoires

10

Sse-ma-Ts'ien, c. III, s. 4 6 5 .

11

Metinler Dubs'un kitabında, s. 74.

12

Bkz. Dubs'un verdiği özet, s. 7 9 - 8 0 ve Eliade, Yoga'daki ek kaynakça bilgileri, s. 2 8 7 , dipnot 1. Pao Pu'tzu çevirileri için bkz. Not J .

historiques

c. III, s. 4 7 9 .

120

de Se-ma-Ts'ien,

Paris, 1 8 9 7 ,

13

Sse-ma-Ts'ien, Hatıralar,

14

II, 143, 152; III, 4 3 7 .

A.g.y., c. III, s. 4 9 9 ; Dubs, s. 66.

121


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÇİN SİMYASI

Altın arayışı aynı zamanda tinsel bir arayıştı. Altın üstün nitelik-

rümesin diye incilerle, yeşim kılıflarla süslenmiş giysilerle

lere sahipti: Yeryüzünün "Merkezinde" bulunuyordu ve çüe

(arsenik

gömülürler." 1 7

sülfürü ya da sülfür) ile sarı cıva ve ötedünya hayatı ("sarı

birlikte

Aynı nedenlerle simya altınından yapılmış sürahilerin

kaynak-

özel güçleri vardır: Ö m r ü sonsuzca uzatırlar. Ko Huang şöyle yazar:

lar") ile mistik bir biçimde bağlantılıydı. Böylece M Ö 122 tarihli b i r

"Eğer bu simya altınından tabak çanak yaparsanız ve bunlarla yiyip

metin olan ve yine metallerin hızlandırılmış dönüşümüne olan inancı

içerseniz uzun yaşarsınız." 1 8 Aynı yazar başka bir yerde: "Gerçek in-

içeren Huai-nan-tzu'da

altından söz

edilir. 1 5

Bu metin Üstat Tsou Yen'-

san altın yapar, çünkü onu ilaç gibi kullanarak (yani besin gibi sindi-

e değilse de okuluna aittir. 1 6 Daha önce gördüğümüz gibi (s. 54),

rerek) ölümsüz olmak ister" 1 9 diye yazar. Ancak etkili olmak için al-

Çin'de metallerin doğal olarak dönüşüme uğramaları inancı yaygındı.

tın "hazırlanmalı," "yapılmalı"dır. Simyevi süblimasyon ve dönüştür-

Simyacının yaptığı şey yalnızca metallerin büyümelerini

me yoluyla üretilen altının üstün bir canlılığı vardı, bu sayede ölüm-

hızlandır-

maktır: Tıpkı Batılı meslektaşı gibi Çinli simyacı da Zaman'm ritmi-

süzlük elde edilebilirdi.

ni hızlandırarak Doğa'mn işine yardım eder. Ancak unutmamak gereMadem çü-şeng otu ömrü uzatır,

kir ki, metallerin altına dönüşmelerinde aynı zamanda "tinsel" b i r

İksiri ağzına koymayı neden denemiyorsun?

yön de vardır; altın "kusursuz," kirlerden "arınmış" bir metal oldu-

Doğası öyledir, altın zarar vermez;

ğundan simya işlemi örtük olarak D o ğ a n ı n mükemmelleşmesini, ya-

Bu yüzden en değerlisidir her şeyin.

ni sonuç olarak özgürlüğünü amaçlar. Metallerin yerin derinliklerin-

Sanatçı (simyacı) yediklerine altın katarsa

de büyümesi, insanı tensel ve düşkün durumuna "bağlayan" aynı za-

Ömrü sonsuzca uzar...

mansal ritimlere uyar: Simya işlemiyle metallerin büyümelerini hız-

Yaldızlı toz beş iç organa girince

landırmak demek metalleri Zaman yasasından azat etmek demektir.

Sisler rüzgânn dağıttığı yağmur bulutlan gibi kaybolur ...

Kozmolojik ilke yang'a dahil olduklanndan altın ve yeşim bedeni

Beyaz saçlar siyah olur yeniden;

çürümeye karşı korur. "Ölünün dokuz deliğine altın ve yeşim koyulursa çürümeye karşı dayanıklı olacaktır," diye yazar simyacı

Dökülmüş dişlerin yerine yenileri çıkar.

Ko

Hung. T'ao Hung-Çing de (V. yüzyıl) şu belirlemelerde bulunur: "Eski bir mezar açıldığında içindeki ceset canlı gibi duruyorsa bilin ki, bedenin içinde ve dışında fazla miktarda altın ve yeşim vardır.

17

B. Laufer, Jade, aStudyin

Chinese Archeology

and Religion, Chicago, 1 9 1 2 , s.

2 9 9 . Krş. Ware, Nei Pien, s. 6 2 . Tch'e-song tseu sıvı yeşim içiyordu: Ateşin

Han

içinden geçer, yanmazdı, böylece ölümsüzlüğe kavuştu; krş. M. Kaltenmark,

hanedanlığının kurallarına göre hükümdarlar ve beyler bedenleri çü-

Le Lie-sien Tchouan, s. 3 5 vd; a.g.y., s. 37., dipnot 2; yeşim içmeyle ilgili diğer kaynaklar. Aynca bkz., Yoga, s. 2 8 4 , dipnot 1. 18

15

Dubs'un çevirdiği fragman, s. 7 1 - 7 3 .

16

A.g.y., s. 74.

19

İngilizceye çev. A. Waley, Notes on Chinese Alchemy, s. 4. İngilizceye çev. Johnson. A Study of Chinese Alchemy, s. 71. "İçilebilir altın" konusunda bkz. Needham, a.g.y., cilt V, s. 14, 6 8 vd, 107 vb.

122

123


ÇİN SİMYASI

d e m i r c i l e r v e S1MYAC1Ij\R

Pörsümüş ihtiyar ihtiras dolu bir delikanlı olur;

ki patikaların da o kadar ulaşılmaz olmasıdır. Boşu boşuna göğe ba-

Çökmüş yaşlı kadın da gencecik bir kız.

kar, oraya nasıl ulaşacağımı bilemezdim. Ateşte cevherleri döngüsel

Kim ki biçimini değiştirip yaşamın tehlikelerinden kurtulmuştur

olarak dönüştürüp sağlamlaştırarak İksir hazırlama tekniklerini, ayrı-

işte onun adı Gerçek

ca içilebilir yeşim ve sıvı altın yapımını sağlayabilecek diğer formül-

tnsan'dır. 2 0

leri denemeye başladım. Ancak bu teknikler gizemli ve çok zor, anla-

Lie Hsien Ç'üan çuan'da ("Bütün Ölümsüzlerin Yaşamöyküleri") be-

şılmaz ve sonu belirsiz. İçrek yetileri olmayan biri bunları nasıl anla-

lirtilen bir rivayete göre, İksire düzülen bu methiyenin yazarı Wei

sın ki?" 23 Ancak önsözün biraz ilerisinde Sun okuyucuya güvence ve-

Po-yang "ölümsüzlük haplarım" yapmayı başarmıştı: Çömezlerinden

riyor: "Bu kitapta topladığım simya formüllerinin çoğunu şahsen de-

biri ve köpeğiyle birlikte bu haplardan içtiler ve Yeryüzünü etleriyle

nedim ve hep de en iyi sonuçları elde ettim. Bundan başka gerekli bü-

kemikleriyle terk edip diğer ölümsüzlerin arasına karıştılar. 21

tün bilgileri de verdim. Eğer bunlar dikkatlice izlenirse başarı kesin-

Taocu üstatların en son amaçları olan "bedensel ölümsüzlük" ge-

dir" (s. 150).

nellikle laboratuvarda hazırlanmış iksirler içilerek elde ediliyordu. 22

Son yıllara kadar Avrupalı bilginler "dış simyayı" ya da iyatro-

"Dış simya" (wai tan) uzmanı VII. yüzyıldaki büyük iyatrokimyacı 0

kimyayı (wai-tan) "dışrak" olarak, "iç simyayı" ya da yogacı simyayı

Sun Ssu-mo, iksirlerin etkisini ve bunların geleneksel reçetelerle yapılabileceğini yadsımaz. Tan çing yao çueh

(Klasik Simyacıların

(nei-tan)

Temel

"içrek" olarak bilmekteydi. Bu karşıtlık sonraki bazı yazarlar

için doğru olsa da (krş. s. 132) ilk başta wai-tan da "yogi benzeri gibi

Formülleri) adlı yapıtının Önsöz'ünde Sun şöyle yazıyor: "Eski zaman-

içrekti." 24 Gerçekten de daha önce gördüğümüz gibi "dışrak simya-

ların kitaplarını bir bir okudum: Hepsi de iksirin etkisiyle çömezin

nın" ünlü temsilcisi Sun Ssu-mo tamamıyla Taocu içrek gelenek için-

bedeninde kanatların çıktığı ve çömezin havaya yükseldiği konusunda

de yer alıyor.

hemfikir. Böyle şeyleri okurken içimde hep dayanılmaz istekler uyan-

Simya Çin düşüncesinin çok iyi tanıdığı mikrokozmos ile makro-

mıştır. Tek üzüntüm Tanrısal Yol'un o kadar uzak, bulutlar arasında-

kozmos arasındaki geleneksel eşleştirmeyi benimser. Evrensel beşli wu-hsing (su, ateş, odun, altın, toprak) insan bedenindeki organlarla

20

Alc-

eşleştirilir: Kalbin esası ateştir, karaciğerinki odun, akciğerinki me-

hemy, s. 11. Tamamıyla simyayı konu alan bu ilk risale MS 1 4 2 yılında Wei

tal, böbreklerin esası su, midenin esası topraktır. 25 İnsan bedeni olan

Ts'an T'ung Ç'i, bölüm: XXVII, İngilizceye çev. Waley, Notes on Chinese

Po-yang tarafından yazılmıştır, ingilizceye Lu-Ç'iang W u tarafından çevril-

mikrokozmos da simya terimleriyle yorumlanmıştır. "Kalbin ateşi

miş, kitaba Renney L. Davis de bir giriş yazmıştır; bkz. Not J ve Yoga, s. 2 8 5 , dipnot 1. 21

Krş. Lionel Giles, Chinese Immortals,

22

Krş. Needham, V, 2, s. 9 3 vd.

s. 6 7 vd.

® lyatrokimya: Tıp ve fizyolojinin kimya terimleriyle anlaşılabileceğine ilişkin •

bir kuram - y n .

124

23

İngilizceye çev. Sivin, Chinese Alchemy, s. 1 4 6 - 1 4 8 .

24

Sivin, s. 15, dipnot 18.

25

Metinler J o h n s o n , s. 102'de.

125


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÇIN SİMYASI

zincifre gibi kırmızıdır, böbreklerin suyu kurşun gibi karadır" diye

yuttu ve tanrısal hafif zincifre karını elde etti. Bundan da beş yıl tü-

yazıyor, ünlü simyacı Lü Tsu'nun yaşamöyküsünün yazarı (MS VIII.

kettikten sonra artık uçarak dolaşabiliyordu." 2 " Tch'e-fou "cıva yapa-

yüzyıl). 26 Makrokozmosla eşleştirilen insanın bedeninde, kozmosu

bilmişti ve potasyum nitrat ile yuttuğu zincifreyi arıtmıştı (bu per-

oluşturan bütün öğeler ve kozmosun döngüsel yenilenmesini sağlayan

hizden) otuz yıl sonra bir delikanlıya dönmüştü, kılları ve tüyleri

bütün yaşamsal güçler vardır. Yalnızca bazı özleri güçlendirmek ye-

kıpkırmızıydı." 30

terli olacaktır. Zincifrenin önemi buradan gelir; yalnızca rengiyle de-

Ancak zincifre özellikle ersuyunun damıtılması yoluyla insan be-

ğil (kan rengi, yaşam ilkesi) ateşe koyulduğunda cıvaya dönüşmesi

deninde de üretilebilirdi. "Taocu hayvanlara ve bitkilere öykünerek

bakımından da önemlidir, içinde ölüm yoluyla yeniden türemenin

kendini baş aşağı asar, ersuyunun özünü beynine akıtmaya çalışır." 31

sırrını barındırır (çünkü yanma ölümü simgeler). Sonuçta insan bede-

Ünlü zincifre tarlaları, tan-t'ien'ler beynin ve karnın en gizli yerinde

ninin sürekli yenilenmesini sağlayabilir; kısaca ölümsüzlüğe ulaştıra-

bulunur: Ölümsüzlük embriyonu simyevi olarak buralarda hazırlanır.

bilir. Pao Pu'tzu; yaklaşık birbuçuk kilo zincifre ile yarım kilo bal

Bu "zincifre tarlalarının" bir diğer adı K'un Lun'dur. K'un Lun hem

karıştırılıp güneşte kurutulursa, bundan bir kenevir tohumu büyüklü-

ölümsüzlerin evi olan Batı Denizinin Dağı'dır hem de "bir mağarayı

ğünde haplar yapılırsa, yıl boyunca alman on tanesi beyaz saçları ye-

andıran odaya" (tong-fang, aynı zamanda gerdek odasını ifade eden te-

niden siyahlaştıracak, düşmüş dişlerin yerine yenilerini çıkaracak ve

rim) ve "nirvanaya" (ni-wan) sahip beynin gizli bir bölgesidir. "Bura-

eğer bir yıldan da fazla alınırsa ölümsüzlüğü sağlayacaktır. 27

ya mistik tefekkür yoluyla girmek amacıyla," yaratılmamış dünyanın

Taocu Ölümsüzlerle ilgili efsanevi yaşamöyküsü derlemesi olan Lie-sien Tchouan

-Lieou Hiang'a atfediliyor (MÖ 77-6), ama miladın

ezeli, cennetsi, "bilinçsiz" haline benzeyen bir (houen)

ilk yüzyılında değişikliğe uğradığı kesindir- zincifreyi ömür iksiri

"Kaos"

durumuna

geçilir. 32

İki öğeye özellikle dikkate etmek gerek:

olarak zikreden en eski metinlerden biridir. "Han hanedanından ilk

(1) mitsel K'un Lun Dağı ile beynin ve karnın gizli bölgeleri-

imparatorların iktidarları sırasında simyacılar zincifreyi altın elde et-

nin eşleştirilmesi;

mek için kullanıyorlardı (altın tüketilmiyordu ama sihirli kapkacak

(2) tefekkür yoluyla gerçekleştiğinde bu gizli "zincifre tarlala-

yapılıyordu, ki bu da ara aşamaydı). Ancak milattan sonra ilk yüzyıl-

rma"na girişi ve böylelikle ölümsüzlük embriyonunun simyevi

lardan sonra zincifre yutulmasıyla bedenin kıpkırmızı olacağına ina-

olarak hazırlanmasını sağlayan "Kaos" durumuna yüklenen rol.

nılır oldu." 28 Lie-sien Tchouan'a göre bir vali "üç yıl boyunca zincifre

29

Kaltenmark, s. 146-147.

26

Akt.: W. A. Martin, The Lore of Cathay, New York ve Chicago, 1901, s. 60.

30

A.g.y., s. 271.

27

Johnson'ın metni, s. 63'tedir; bkz. Ware, The Nei P'ien, s. 74 vd.

31

Rolf Stein Jardins

28

Max Kaltenmark, Le Lie-sien Tchouan, s. 18-19.

32

R. Stein, a.g.y., s. 54.

128

en miniature d'ExtrSme-Orient,

129

s. 8 6 .


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

CİN SİMYASI

insan bedeninin mitsel K'un Lun Dağı ile eş tutulması birçok kez söylediğimiz şeyi doğruluyor: Taocu simyacı uzun ömür reçeteleri ve

ğmda "varlığın en gizli yurduna girer, ki burası topu topu tırnak kadardır." 36 Oysa bu iç mekân bir sukabağı biçimindedir.

mistik fizyoloji teknikleri içeren, tarih ötesi bir geleneği üstlenir ve devam ettirir. Gerçekten de Batı Denizi Dağı, Ölümsüzlerin yurdu olan, "küçük dünya"nm, minyatür bir evrenin geleneksel ve çok eski bir imgesidir. K'un Lun Dagı'nm iki katı vardır: Dik bir koni, ters çevrilmiş başka bir koninin üzerindedir, 33 tıpkı simyacıların fırınları gibi. Ama sukabağımn da üst üste binmiş iki küresi vardır; sukabağı kozmosun minyatürüdür ve Taocu ideoloji ve folklorda önemli rol oynar. Sukabağı biçimindeki bu mikrokozmosta Yaşam'ın ve Gençliğin kaynağı yer alır. Sukabağı biçimindeki Evren temasının eskiliği tartışılmaz bir gerçektir. 34 Demek ki bir simya metninde geçen şu sözler anlamlıdır: "zincifre (yani ölümsüzlük hapı) yetiştiren

kişi

Gök' ü örnek alıp Yeryüzünü biçimlendirir. Bunları kendi içine dönerek arar ve o zaman birden bedeninde sukabağı biçiminde bir Gök bulur." 35 Gerçekten de simyacı bilinçsizliğin "Kaos" durumuna ulaştı-

Simya işlemleri için kaçınılmaz olan meditasyonun yarattığı "Kaos" durumu ise bizim konumuzla birçok bakımdan ilgili görünüyor. Öncelikle bu "bilinçdışı" durum (embriyonun ya da yumurtanın durumuna benzetilebilir) ile üzerinde daha sonra (s. 167 vd) duracağımız Batı simyasındaki materia

prima

{ilksel madde), massa

(katışık kitle} arasındaki benzerlik. Materia

prima

confusa

yalnızca cevherin

ilk hali olarak değil simyacının iç deneyimi olarak da anlaşılmalıdır. Maddenin mutlak belirsizlik biçimindeki ilk haline indirgenmesi iç deney düzeyinde doğum öncesi duruma, embriyon durumuna dönüşe denk düşer. Regressus ad uterum (rahme geri dönme) yoluyla yeniden gençleşme, ömrün uzaması teması Taoculuğun ana motiflerinden biridir. En çok kullanılan yöntem "embriyon soluması"dır (t'ai-si). Ama simyacı embriyon durumunu, fırınında malzemeleri katıp katıştırarak da elde edebilir. Bağdaştırmacı bir çağdaş Taocu metinde şöyle söylenir: "Bu nedenle, bağışlayıcı (Budha) Jou-lai (=Tathâgata), insanlara ateşle çalışmanın (simyevi) usûlünü gösterdi ve onlara kendi (gerçek)

33

Bu simgeciliğin öntarihi için bkz. Cari Hentze, Tod, Auferstehung,

Weltor-

dnung, Zürih, 1 9 5 5 , s. 3 3 vd, 1 6 0 vd ve birçok yerde. 34

Krş. R. Stein Jardins

en miniature, s. 45. vd. Cennetsi, kutlu ve büyüsel olarak

doğalarını ve yaşam paylannı(n bütünlüğünü) yeniden yapmak üzere tekrar ana rahmine girmeyi öğretti." 37

etkili yurt teması en eski çağlardan beri sukabağı ya da dar ağızlı sürahiyle

Şunu da ekleyelim: Hem Taocuların hem de Batılı simyacıların

bir tutulmuştur; a.g.y., s. 55. Büyücüler, simyacılar akşamları bir sukabağımn

yücelttikleri bu "rahme dönüş" (s. 168 vd) aslında kültürün henüz ar-

içine çekilirler; a.g.y., s. 57 vd. Sukabağımn örnek modeli Ölümsüzlerin yurdu ve gizli sığınak olan mağaradır. Çömez mağaranın karanlığında erginlenir, sırlan öğrenir. "Erginlenme temalan mağaraya o denli bağlıdır ki

tong

("mağara") en sonunda "gizemli, derin, aşkın" bir anlam taşır olmuştur" (R.

kaik katmanlarında belirlenen daha eski ve daha yaygın bir tasavvurun gelişmiş halidir: Dünya'nm kökenlerine doğru simgesel olarak inme yoluyla, yani kozmogoninin yeniden canlandırılması yoluyla sa-

Stein, s. 44). "Mağaralara (apayrı bir cennetsi dünya) girilmesi zordur. Ağızları dardır, tombul gövdeli sürahilerdir bunlar, sukabağına benzerler" (s. 4 5 ) . 35

"Gök mağara" konusunda bkz. M. Sormie, "Le Lo-Feou Chan," s. 8 8 - 9 6 .

36

R. Stein, s. 59.

P'ei-wen yun-fou da geçen bir yorum, İngilizceye çev. R. Stein, s. 59.

37

Aktaran: R. Stein, s. 97.

130

131


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

CİN SİMYASI

ğaltma. 38 Çok sayıda arkaik terapi, dünyanın yaratılışının ritüel ola-

nefes ve güç onunla aynı anda hareket ederler. Böbrekler şiştiğinde

rak yinelenmesini içerir; bu da hastanın yeniden doğmasını ve içinde

ersuyu ve kan aynı zamanda akar." 40

dokunulmamış yaşam güçleriyle yeni bir varlığa kavuşmasını sağlar. Çinli Taocular ve simyacılar bu geleneksel yöntemi ele almış ve tamamlamışlardır: Bunu kimi özel hastalıkların sağaltımında kullanmak yerine öncelikle insanı zamanın yarattığı aşınmalardan, yani yaşlılık ve ölümden korumak için kullandılar.

Simyanın çileci ve tefekkürcü bir tekniğe dönüşmesi, Zen okullarının gelişimi sırasında XIII. yüzyılda doruğa ulaşır. Tao-Zen simyacısının önemli temsilcisi, Po Yu-Çuan adıyla da bilinen Ko ÇangKeng'dir. İçrek simyanın üç yöntemini bakın nasıl açıklıyor: 41 İlkinde beden kurşun görevi görür, kalp cıva görevi; "meditasyon" (dhyâna)

Belirli bir çağdan sonra dış simya (wai-tan) dışrak olarak görül-

(simya işine) gereken sıvıyı, zekâ kıvılcımları da gereken ateşi verir.

müş ve yogacı türdeki (nei-tan) ve tek "içrek" simya olarak belirlenen

Ko Ç'ang-Keng şunları ekler: "Bu yöntemle genelde on ay süren bir

iç simyayla zıtlaştırılmıştır. Nei-tan

içrek hale gelmiştir, çünkü sim-

gebelik göz açıp kapayıncaya kadar geçebilir." Kesinlik anlamlıdır;

yacı iksiri mistik fizyoloji yöntemleriyle, bitkisel ya da madensel

Waley'in de belirttiği gibi Çinli simyacı çocuk yapma sürecinde Filo-

cevherleri kullanmadan kendi bedeninde üretir. IX. yüzyıl sonu X.

zof Taşı'nı üretebileceğine inanır. Doğurma ile Taş'm üretimi arasın-

yüzyıl başında yaşamış olan Peng Hsiao, Ts'an T'ung Ç'i risalesiyle il-

daki benzerlik Batı simya yazılarında örtük olarak vardır (örneğin

gili yorumunda, somut cevherlerle uğraşan dışrak simya ile yalnızca

ateşin kabın altında kırk hafta yanması gerektiği söylenir ki, bu süre

bu cevherlerin "ruhlarını" kullanan içrek simya arasında açık bir ay-

insanlarda embriyonun rahimde kalma süresidir).

rım yapar. w Ayrım çok daha önce Hui-ssu (MS 515-577) tarafından da yapılmıştı. Su Tung-P'o'nun MS 1110'da yazdığı Ejder ve Kaplan Risalesi'nde "içrek" simya açıkça sergilenmektedir. "Saf," aşkın metaller bedenin çeşitli kısımlarıyla özdeş sayılır ve simya süreçleri de laboratuvar yerine deneycinin bedeni ve bilincinde yapılır. Su Tung-P'o şöyle söyler: "Ejder cıvadır. Ersuyu ve kandır. Böbreklerden gelir, karaciğerde korunur ... Kaplan kurşundur. Nefestir ve bedensel güçtür. Zihinden çıkar ve akciğerlerde korunur.... Zihin kımıldadığında

38

Bkz. M. Eliade, "Kosmogonische Mythen und magische Heilung,"

Paideuma,

6, 1 9 5 6 , s. 1 9 4 - 2 0 4 . Aspects du myhe, s. 3 7 vd. Veda ritüelindeki regressus

Ko Çang-Keng'in ileri sürdüğü yöntem birkaçı erken antikçağa kadar giden çok sayıdaki geleneksel tasavvurun bir karışımıdır: Her şeyden önce cevherler ve metaller Toprakta ana karnındaki embriyon gibi "büyüyen" organizmalarla eşleştirilmiştir; sonra İksirin (=Filozof Taşı) hem bir metalin hem de bir embriyonun özelliklerine sahip olduğu düşüncesi gelir; son olarak her ikisinin de (metalin ve embriyonun) büyüme süreçlerinin mucizevi biçimde hızlandırılması ve bunun sonucunda da hem varlığın madensel düzeyinde (yani altın üreti-

40

ad

uterum ve Hint hekimliği konusunda bkz. s. 138. 39

Waley, a.g.y., s. 15.

nin LIX. bölümü) 41

132

Aktaran: Waley, Notes on Chinese Alchemy, s. 15; aynca krş. Lu-Ç'iang W u ve T. L. Davies, An Ancient Chinese Treatise Waley, Notes, s. 16 vd.

133

on Alchemy, s. 2 5 5 (Ts'an T'ung Ç'i'-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ÇİN SİMYASI

lerek) hem de insansal düzeyinde ölümsüzlük İksiri üretilerek olgun-

racı tekniklerin kaynaşması (hem nefesi durdurmayı hem de "ersuyu-

luğa ve kusursuzluğa ulaşma fikri vardır; çünkü önce de gördük,

nu tutmayı" içerirler) iki yönde ilerlemiştir: Çinli simyacılar Tantra-

mikrokozmos makrokozmos eşliği sayesinde iki düzey -madensel ve

cı ayrıntılara sahip Taocu yöntemleri alırlarken, Taocular da simya

insansal- birbirine denktir. Simya süreçlerinin bizzat çömezin bede-

simgeciliğini kullanmışlardır (örneğin kadım simyacıların potasına

ninde olup bittiği için metallerin "kusursuzlaşması" ve dönüşmesi as-

benzeterek, vb). 43

lında insanın kusursuzlaşıp dönüşmesine denktir. İçrek simyanın bu

Solumayı durdurmanın en son aşamasına ulaşarak ritim kontrolü

pratik uygulaması geleneksel Çin sisteminde Insan-Evren eşleşmesi-

çalışmalarına gelince, birkaç yüzyıldan beri Çinli simyacının disipli-

nin örtük anlatımıdır: Belirli bir düzey üzerinde çalışıldığında diğer

nine girmiş bulunuyordu. Pao Pu'tzu yeniden gençleşmenin bin kalp

bütün denk düzeylerde sonuçlar alınıyordu.

atımı boyunca nefesin durması sonucu elde edildiğini yazar: "Bir yaş-

Ko Ç'ang-Keng'in önerdiği diğer içrek simya yöntemleri benzer

lı bu aşmaya geldiğinde delikanlıya dönüşecektir." 44 Hint etkisiyle ki-

bir sürecin değişkelerini temsil eder. İlk yöntemde beden kurşuna,

mi Yeni Taocu mezhepler, tıpkı "sol el" Tantracıları gibi nefesin dur-

kalp cıvaya benzetilmiş ve temel simya öğeleri insanın fiziksel ve ana-

durulmasını, ersuyunu ve psiko-mental akışı tutmanın bir yolu ola-

tomik düzeyinde uyandınlmışken, ikinci yöntemde bunlar fizyolojik ve

rak görüyordu; Çinlilere göre hem nefesin hem de ersuyunun tutul-

psişik düzeylerde gerçekleşir: Gerçekten de kurşun öğesinin yerini nefes, cıva öğesinin yerini de ruh alır. Bunun anlamı şudur: Simya yapıtı nefes alıp verme ve psişik aşamalarda çalışarak gerçekleşir, yani

43

bir tür yoga (nefesin tutulması, psiko-mental sürecin denetlenip dur-

niklerini ifade etmek için sıkça kullanılan deyim, "yatak odasında halvet")

durulması) yaparak. Nihayet üçüncü yöntemde ersuyu kurşunun, kan

çok iyi biliyordu. "Gizemli Dişi'deki özü alıyordu; ilkesi, Vadi'de oturan ya-

cıvanın, böbrekler suyun, tin de ateşin yerini tutar.

şamsal Tinlerin ölmedikleri, çünkü yaşamın onlar sayesinde sürdüğü ve nefesin beslendiğiydi. Beyaz olan saçlan siyahlaştı, dökülmüş dişlerinin yerine

Çin içrek simyasının bu son iki yönteminde bazı Yogacı-Tantracı Hint teknikleriyle çarpıcı benzerlikleri görmezden gelebilir

Bkz. Eliade, Le Yoga, s. 3 9 6 . R H. Van Gulik, Erotic Color Prints, s. 1 1 5 vd. j o n g Tch'eng Kong "tamir etme ve sürme" yöntemini (Taocu sevişme tek-

yenileri çıktı. Uygulamaları Lao-tseu'nunkilerle aynıydı. Ayrıca Lao-tseünun

miyiz?

ustası olduğu da söylenir" (Max Kaltenmark, Le Lie-sien

Ko Ç'ang bunlan örtük olarak onaylar: "Bu yöntemin tamı tamına

Tchouan, s. 5 5 - 5 6 )

Lao-tseu'da gizemli Dişi dünyanın içinden çıktığı Vadiyi ifade eder; krş. R

Zen Budistlerinin yöntemi olduğunu söyleyip itiraz ederseniz, verece-

Stein, a.g.y., s. 9 8 . Ancak andığımız metinde bu deyim mikrokozmosa ve

ğimiz yanıt şu olacaktır: Gök altında iki yol yoktur ve bilgelerin her

kesin bir fizyolojik anlama aittir (M. Kaltenmark, s. 56, dipnot 3). Uygulama, ilişki kurulan kadınlardaki yaşamsal eneıjiyi emmekten ibaretti: "Yaşa-

zaman kalbi birdir." 42 Özellikle cinsel öğenin Hint kökenli olduğu

mın kaynağından gelen bu enerji, ömrü büyük ölçüde uzatıyordu" (a.g.y.,

düşünülebilir. Şunu da ekleyelim: Simya yöntemleri ile Yogacı-Tant-

s.

57). "Ko Hung Taocu sevişme tekniklerini uygulayan ondan fazla yazar olduğunu ve bütün bu yöntemlerin özünün "özün gelip beyni tamir etmesini sağlamak" olduğunu belirtir" (a.g.y.). Aynca Bkz. a.g.y., s. 8 4 - 1 8 2 .

42

Waley, s. 16.

44

134

tng. çev. Johnson, A Study of Chinese Alchemy, s. 48. Bkz Ware, a.g.y., s. 59.

135


DEMİRCİLER VE StMYACILAR

ması ömrü uzatıyordu. 43 Ama Lao-tseu ve Tchouang Tseu daha o za-

12

manlar "yöntemli soluma'yı bildiklerine ve "embriyon solumasını"

Hint Simyası

başka Taocu 46 yazarlar da yücelttiğine göre nefesle ilgili

tekniklerin

yerelligi sonucuna varabiliriz: Bunlar tıpkı diğer birçok Çin tekniği gibi burada göndermede bulunduğumuz öntarihsel gelenekten geliyorlardı (s. 118); bunlar ayrıca kusursuz kendiliğindenliği ve hayat insel teknik olarak simya Hindistan'da da belirlenmiştir. Hatha-

T

veren sonsuz mutluluğu elde etmek için reçeteleri ve talimleri içeri-

yoga ve Tantracılıkla birlikte bu konunun çok sayıdaki ayrıntı-

yorlardı. "Embriyon solumasının amacı embriyonun ana rahmindeki nefes alıp verişine öykünmekti. "Kaynağa, kökene dönerek insan yaş-

sını başka bir kitapta incelemiştik. 1 Bunlardan yalnızca en önemlileri-

lılıktan kurtulur, embriyon durumuna döner" diye yazar T'ai-hsi K'eou

ni anımsatacağız. Yogi-simyacılarla ilgili Arap ve Avrupalı gezginle-

Kiue'nin (Embriyon Soluması İçin Sözlü Formüller)

önsözünde. 47 Şu halde

rin belirttiği "halk" geleneği vardır: Bunlar nefesi ritimli hale getire-

önce de gördüğümüz gibi simyacı başka yollarla da bu "kökene dön-

rek ( p r â n â y â m a ) ve bitkisel ve madensel ilaçlar kullanarak gençlikle-

me" etkinliğini uygulamaktaydı.

rini sonsuzca uzatabilmekte, sıradan metalleri de altına dönüştürebilmekteydiler. Çok sayıda efsane simyacıların, yogi-fakirin

keramet-

lerinden söz eder: Havada uçarlar, görünmez olurlar, vb. 2 Bu arada simyacıların "kerametlerinin" tamamıyla yogi "güçleri" (siddhi) olduğunu belirtelim. Tantracı yoga ile simyanın sembiyozu Sanskritçe ve yerel dildeki metinlerin yazılı geleneğinde açıkça belirtilir. Ünlü mâdhyamika felsefecisi Nâgârcuna'nın çok sayıda simya risalesi yazdığı söylenir; yogilerin elde ettikleri siddhi'ler arasında metallerin altına dönüştürülmesi de vardır; en kutlu Tantracı siddha lar (Capari, Kamari, Vyali, vb) aynı zamanda ünlü simyacılardır; Nâtha Siddha okuluna özgü bir 45

Bkz. Le Yoga, s. 3 9 5 vd.

46

Yoga'da derlediğimiz metinlere bakınız: s. 71 vd. Çin'de soluma tekniklerinin eskiliği yakın zamanlarda Çou çağına ait bir yazıtla da kanıtlanmıştır: Bkz. Hellmut VVilhelm, "Eine Chou-Inschrift über Atemtechnik," Monumentta Serica, 12, 1948, s. 385-388.

47

Fr. çev. H. Maspero, "Les procedes de 'Nourrir le Principe vual' dans la religion tao'iste ancienne." Journal asiatique, 1937, s. 177-252: 353-430, s. 198.

teknik olan somarasa

136

Sarva-darşana-samgraha

1

2

Le Yo^a. Immortalite

simyevi bir anlama sahiptir; nihayet Mâdhava adlı eserinde simyanın (raseşvara

et Libertt,

s. 2 7 4 vd.

Bkz. Le Yoga, s. 2 7 6 ; bkz. Not L.

137

darşana,


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

sözcük anlamı "cıva

bilimi")

Hathayoganın

HİNT SİMYASI

bir

kolu

olduğunu

meyi sonra da daha üst bir tinsel düzeyde yeniden doğmayı ("tanrısal-

gösterir: "Cıva sistemi (rasâyana) yalnızca metale methiye olarak gö-

laşma," "ölümsüzleşme") gerçekleştiren eski bir erginleme ritüeli, ge-

rülmemelidir; çünkü yüce hedefe, yani kurtuluşa -bedeni koruyarak-

leneksel hekimlikte bir gençleşme aracı olarak yorumlanmış, bu yo-

ulaşmanm en kestirme yoludur." Simya risalesi olan ve Mâdhava'nın

rum sonradan simya anlamını taşıyacak bir terimle ifade edilmiştir.

alıntı yaptığı Rasasiddhanta'da

Çin'de olduğu gibi Hint simyası da arkaik "ölümsüzleştirme" ve "tan-

şöyle denir: "Yaşamsal ruhun [cıva]

kurtuluşu cıva sisteminde açıklanmıştır." 3 Rasâyana,

rısallaştırma" ritüelleri, bitkiler ve madensel cevherler yoluyla genç-

("simya") teriminin tarihi özellikle öğreticidir.

Rasâ

leştirme yöntemleriyle ilişkilidir.

sözcüğünün sözcük anlamı "öz, su"dur; sonradan cıvayı ifade etmeye

Doğal olarak Yoga ile, özellikle Tantracı Hathayoga ile simya ara-

başlamıştır. El-Birünî bunu yanlışlıkla "altın" olarak çevirmişti); de-

sındaki kimi çakışmalar akla geliyor. Öncelikle kendi bedeninde ve

mek ki rasâyana'ran

psiko-mental yaşamı üzerinde çalışan yogi ile maddeler

anlamı "cıvanın yolu"dur (ya da aracıdır). Öte

üzerinde

yandan geleneksel Hint hekimliğinde (Ayurveda) gençleşmeyle ilgili

çalışan simyacı arasındaki benzerlik oldukça açıktır: Her ikisi de bu

bölümün adı da rasâyana'dır.

iyileştirilmesini

"arı olmayan malzemeleri" "arıtmayı," "kusursuzlaştırmayı" ve niha-

Üstelik

hastaların

amaçlayan bakım ve özellikle yaşlıların gençleştirilmesi, esas olarak

yet "altına" dönüştürmeyi hedeflerler. Çünkü daha önce de gördüğü-

hastanın karanlık bir odaya belli sayıda gün boyunca kapatılmasından

müz gibi (s. 55), "altın ölümsüzlük demektir": Kusursuz metaldir;

ibarettir. Karanlığa kapatılma sırasında hasta regressus ad

uterum'a

simgeciliği, yoginin çile yoluyla "arı olmayan," köleleştirici psiko-

maruz kalır ve bu da onun "yeniden doğmasını" sağlar. Aslında bu

mental yaşamdan "çıkarmaya" çabaladığı özgür ve ölümsüz arı tinin

hekimlik ritüeli bazı arkaik erginlenme törenlerinin, özellikle diksâ'-

simgeciliğiyle

nın ("kutsanma") bir uzantısıdır. Kurban sunan kişi özel bir yere ka-

"yansıtarak" yoginin ulaştığı sonuçlara ulaşmaya çalışır:

patılır, burada "rahipler onu embriyon haline getirirler"; 4 amaçları

Tin'i (puruşa) cevher (prakrti) alanına ait bütün deneyimlerden ayır-

göksel dünyada yeniden dogmasını sağlamak 5 ve "tanrılara denk kıl-

mak için bedenini ve psiko-mental yaşamım yoganın güçlüklerine ta-

m a k t ı r (a.g.y., I, I, 8). 6 Kısaca simgesel olarak embriyon haline dön-

bi kılmak yerine metalleri "arınma" ve çileci "işkenceler"e karşılık

birleşir.

Başka deyişle simyacı, çilecigini

maddeye Simyacı

gelen kimyasal işlemlerden geçirir. Çünkü fiziksel madde ile insanın 3

Bkz. Yoga'daki metinler, s. 281-282.

4

Aitereya Brâhmana,

5

Satapatha Br., VII, 3,1, 12.

6

psikosomatik bedeni arasında tam bir dayanışma vardır: Her ikisi de ezeli cevherin (prakrti) ürünleridir. En adi metal ile en rafine psiko-

I, 3.

mental deneyim arasında bir kopukluk yoktur. Ayrıca Veda sonrası Düşünceler

dönemle birlikte fizyolojik işlemlerin (beslenme, cinsellik, vb) "içsel-

Tarihi, c. I, § 70. Bkz. Arion Rosu, "Consideration sur une technique du ra-

leştirilmesinden" insanın tinselliğini ilgilendiren sonuçlar beklenme-

17, 1 9 7 5 , s. 1 - 2 9 , özellikle s. 4 - 5 .

ye başlandığına göre buradan mantıksal olarak madde üzerinde uygu-

Bkz. Eliade, Naissances sâyana âyurvedique,"

mystiques,

s. 1 1 5 vd ve Dinsel İnançlar ve

İndo-Iranian Journal,

Taoculukta regressus ad uterum konusunda bkz. yukarıda s. 131.

138

139


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

HİNT SİMYASI

lanan işlemler içselleştirilerek benzer sonuçlara ulaşılacağı umulmuş-

ti'nin bir bölümünü serbest bırakır; çünkü bedenini, fizyolojik ve psi-

tu: Simyacının maddeye yansıttığı çilecilik aslında laboratuvarda ger-

ko-mental yaşamını oluşturan maddenin kendi kendini emmesini, Do-

çekleştirilen işlemlerin bir "içselleştirilmesi"dir.

ğanın ezeli biçimine katılmasını, başka deyişle mutlak dinginliğe

İki yöntem arasındaki bu benzerlik yoganın bütün biçimlerinde

ulaşmasını sağlar. Şu halde simyacının gerçekleştirdiği dönüşüm Do-

hatta klasik Patanjali yogasında bile doğrulanmaktadır. Çeşitli Tant-

ğanın (prakrti) yavaş dönüşümlerinin ritmini hızlandırır ve bunu ya-

racı yoga türlerine gelince, simya ile benzerlikleri daha da açıktır.

parak onun kendi yazgısından kurtulmasını çabuklaştırır; tıpkı kendi-

Gerçekten de Hatha-yogiler ile Tantracılar bedenleri çürümeyecek

ne "tanrısal bir beden" oluşturarak Doğanın yasalarını aşan yoginin

"tanrısal beden"e (divya-deha), "irfani bedene" (jnâna-deha) ya da

yaptığı gibi: Gerçekten de ontolojik statüsünü değiştirmeyi, Doğanın

"kâmil bedene" (siddha-deha) ya da başka bağlamlarda, "hayattayken

yorulmak bilmez "oluşumunu" paradoksal ve akıl almaz bir edimsiz-

kurtulmuş kişi"nin (jivan-mukta) bedenine dönüştürmeyi hedeflerler.

liğe dönüştürmeyi başarır; çünkü edimsizlik, zihnin varlık

Simyacı da bedenin dönüşümünü hedefler ve gençliğini, gücünü ve

aittir, yaşamın ve yaşayan maddenin kipliklerine değil.

kipine

esnekliğini sonsuza kadar uzatmak ister. Her iki durumda -Tantra-

Bütün bunlar simya ideolojisini, simgeciliğini ve tekniklerini yo-

Yoga ve simya- bedenin dönüştürülmesi işlemi, erginleyici ölüm ve

gi-Tantracı bağlamları içinde incelersek ve insan-tanrılara, büyücülere

diriliş deneyimini içerir. 7 Bundan başka, hem simyacı hem de Tantra-

ve ölümsüzlere inanan bir Hint tinsel tarihöncesini hesaba katarsak

cı "maddeye" egemen olmaya çalışır: Çileci ya da metafizikçi gibi

daha iyi anlaşılır. Tantracı yoga ve simya bu mitleri ve özlemleri

dünyadan el etek çekmezler, tersine dünyayı fethetmeyi ve ontolojik

Çin'de Taoculuk ve simyanın çok sayıda eski geleneği benimsemesi

düzeni değiştirmeyi hedeflerler. Kısaca Tantracı sâdhana'da

ve simya-

gibi özümsemiş ve bu mitlere ve özlemlere yeni anlamlar katmıştır.

cının faaliyetinde zamanın yasalarını aşma, varlıklarını

"bağlardan

Yakın tarihli bir çalışmada çeşitli Hint "mistik" teknikleri arasındaki

koparma" ve mutlak özgürlüğü elde etme yolunda koşut çabalar bu-

örtük bağlantıyı incelemiştik, 8 burada bu konuya artık dönmeye ge-

lunmaktadır.

rek yoktur.

Metallerin dönüştürülmesi simyacının keyfine vardığı "özgürlük-

Hint simyasının tarihsel kökenleri sorunu henüz kesin bir çözüme

lerden" biri olarak görülebilir: Doğa'nm (prakrti) süreçlerine etkin

ulaştırılmamıştır. Kimi şarkiyatçılara (A. B. Keith, Lüders) ve bilim

olarak müdahale eder ve bir bakıma "kurtarılmasına" (bu terimin Hı-

tarihçilerinin çoğuna göre (J- Ruska, Stapleton, Renhardt Müller, E.

ristiyan ilahiyatında içerdiği anlamların hepsini içermediğini söyle-

von Lippmann), simya Hindistan'a Araplarca getirilmiştir: Bu yazar-

memize gerek yok) yardım ettiğini bile söyleyebiliriz. Sâmkhya-Yoga

lar özellikle cıvanın simyadaki önemini ve metinlerde geç ortaya çıkı-

açısından özerkliğini kazanmış her ruh (puruşa) aynı hamleyle

7

prakr-

Bkz. Le Yoga, s. 2 7 2 vd.

140

8

Le Yoga, s. 292 vd ve birçok yerde.

141


HİNT SİMYASI

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

şını vurgulamışlardır. 9 Ancak kimi yazarlara göre (örneğin Hoernle),

larma rastlanır. Özellikle Islamın çok az girdiği bölgelerde, Nepal'de

cıva MS IV. yüzyıla ait "Bower Yazması"nda zaten belirtilmişti.

ve Tamil ülkesinde simyacı Tantracılar vardır. Cıvanın Hindistan'a

Öte

yandan II. ve V. yüzyıl arasında konumlanan birçok Budhacı metinde

Müslüman simyacılar tarafından getirildiği varsayılsa bile bu Hint

metallerin ve cevherlerin altına dönüştürülmesi konusundan söz edi-

simyasının kökenini oluşturmaz: Simya Tantracı yoga teknikleri ve

lir. Avatamska

Sütra'da (II.-IV. yüzyıl) şöyle denir: "Hataka diye bir

ideolojilerine paralel olarak yüzyıllarca varlığını sürdürmüştür. Cıva,

öz vardır. Bu çözeltinin bir liang'ı, bin liang'hk tuncu saf altına dönüş-

Hintli simyacıların zaten bildikleri ve kullandıkları cevherler listesi-

türebilir." Mahâprajnâpâramitopadeşa'da

( 4 0 2 - 4 0 5 yıllarında Çinceye

ne dahil edilmiştir. Öte yandan cıva ile yapılan deneyler geleneksel

çevrilmiştir) şöyle denir: "ilaçlar ve büyüsel sözlerle tunç altına dö-

Hint simyasının yanında yavaş yavaş gelişen iğreti bir ön-kimyaya

nüştürülebilir. İlaçlar ustaca kullanılırsa gümüş altına, altın gümüşe

yol açmış olmalıdır.

dönüştürülebilir. Manevi güç sayesinde bir insan kili ya da taşı altına dönüştürebilir." Son olarak, Nâgârcuna'nın

Doğrudan birkaç simya metnini inceleyelim; görünüşe göre Batı

Mahâprajnâpâramitüşâs-

tra'sı Kumârajlva (MÖ 344-13) tarafından Çinceye çevrilmiştir

simyasına ait eserlerden daha az karanlık olmakla birlikte bu metinler

ve

işlemlerin gerçek sırlarım sergilemez. Ancak simya deneylerinin yer

Câbir ibn Hayyân'la (y. 760) başlayan Arap simyasının en parlak

aldığı düzlemi aydınlatmaları ve güttükleri amacı anlamamızı sağla-

devrinde tam üç yüz yıl önce siddhi'ler ("mucizevi güçler") arasında

maları yeterli olacaktır. Nâgârcuna'ya atfedilen risale olan

"taşın altına altının taşa" dönüştürülmesinden söz eder. Nâgârcuna

kara'da çömez şöyle tanımlanır: "Zeki, işine kendini adamış, günah-

cevherlerin dönüştürülmesinin hem şifalı otlar (osadhi) yoluyla hem

sız, tutkularını dizginleyen." 11 Rasaratnasamuccaya

de samâdhi gücü, yani yoga yoluyla elde edilebileceğini

açıklar. 10

Rasaratnâ-

(VII, 30) daha da

kesindir: "Kim ki hakikati sever, günahlara kendini kaptırmaz, tanrı-

Kısacası, insan yaşamını sonsuza kadar uzatabilme inancı gibi dö-

lara tapar, işte yalnızca o kişi kendine hâkimdir ve bir oruç ve uygun

nüşüm inancı da Hindistan'da Arap simyacıların etkisinden önce de

bir perhizle yaşamaya alışmıştır; işte yalnızca böyle kişiler simya iş-

vardı. Nâgârcuna'nın risalesi bunu açıkça belirtiyor: Dönüşüm gerek

lemlerine girişebilirler." 12 Laboratuvar saf olmayan her tür nesneden

ilaçlar gerekse yoga sayesinde gerçekleşebilir. Simya daha önce gör-

uzakta, ormanda olmalıdır. 13 Aynı metin (Kitap VI) öğrencinin ustası-

düğümüz gibi doğal olarak en sahici "mistik" teknikler arasında yer

na saygı duyması, Şiva'ya tapması gerektiğini, çünkü simyanın bizzat

alıyordu. Hint simyasının Arap kültürüne bağımlılığı kesin değildir: Müslümanların Hindistan'ı istilası sırasında Islamdan çok az etkilen-

11

miş olan çileci ve yogi çevrelerinde simya ideolojisine ve uygulama-

Praphula Chandra Ray, A History of Hindu Chemistry, II, s. 8. Herki sayfalarda Sor P. C. Ray'in derleyip yayımladığı metinleri kullanıyoruz. Bizzat ünlü bir kimyacı ve Marcelin Berthelot'nun öğrencisi olan P. C. Ray'in ön-kimya ile yakınlığı olan eserleri yeğlediğini de belirtmemiz gerekiyor.

9

Bkz. Le Yoga'daki kaynakça, s. 2 7 8 vd, 3 9 8 vd. Ayrıca bkz. Not L.

10

Eliade, Le Yoga, s. 2 7 8 - 2 7 9 .

,

142

12

P. C. Ray, I, s. 117.

13

Rasarâtnasamuccaya'dan

aktaran Ray, I, s. 115.

143


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

HİNT SİMYASI

Şiva tarafından açıklandığını söylüyor; bundan başka Şiva'ya cıvalı bir fallus yapmak ve kimi erotik ritüellere katılmak

gerekir, 14

bu da

simya-Tantra sembiyozunu açıkça göstermektedir. Rudrayamâlâ

Tantra

Şiva'ya "cıva tanrısı" adını

simyacının idrarı ve dışkısı bile bakın altına çevirebilir. 17 deSvarimata

Kâkacan-

Tantra'da "öldürülmüş" cıvanın kendi miktarının bin katı

kadar altın üretebileceği ve bakırla karıştırıldığında bakırı altına döverir. 15

Kubjika

nüştürdüğü söylenir. lb Rudrayamâlâ

Tantra'da

(I, 40) nasta-pista

pa-

Şiva cıvadan dölleyici ilke olarak söz eder ve cıvanın altı

rıltısız, akışkan olmayan, cıvadan daha parlak, renkli vb diye tanım-

kez "sabitlendiğinde" (yani "öldüğünde") ortaya çıkan verimini över.

lanır. Aynı yapıtta cıvayı öldürme gibi simyevi bir sürecin Şiva tara-

(XII. yüzyıl) cıva için Harablja (tam olarak: Şiva'nm er-

fından ifşa edildiği ve bir öğrenci kuşağından diğerine gizlice aktarıl-

Tantra'da

Maheşvara'da

suyu) terimi kullanılır. Bazı Tantralarda cıva bütün yaratıkların dölle-

dığı belirtilir. 1 " Rasaratnasamuccaya'ya

yici ilkesi olarak kabul görmüştür. Birçok Tantra Şiva'ya sunulan cı-

önceki varlığındaki günahları yüzünden yakalanacağı hastalıklardan

va fallusun nasıl yapılacağını kurallara bağlar. 16

korunur. 20 Rasaratnâkara

göre (I, 26) cıvayı alan insan

(III, 3 0 - 3 2 ) cıvadan yapılmış ve insan bede-

Cıvanın "sabitlenmesi" (ya da "öldürülmesi") gibi kimyasal bir

nini tanrısal bedene çevirmeye yarayan bir iksirden söz eder."1 Aynı

anlamın yanında kuşkusuz tamamıyla simyevi bir anlam, yani Hin-

metinde Nâgârcuna "kırışıklıkların kaybolması, ak saçların kararması

distan'da yogi-Tantracı bir anlam da vardır. Cıvanın akışkanlığını

ve diğer yaşlılık belirtilerinin giderilmesi" için ilaçları olduğunu ile-

azaltmak, psiko-mental akışın, hiçbir "değişimin" ve dolayısıyla "olu-

ri sürer. 22 "Madenlerden yapılan ilaçlar metallerde olduğu gibi insan

şumun" olmadığı bir "durağan bilinç" haline paradoksal dönüşümüne

bedeninde de aynı etkiyi gösteririler." 2 3 Hint simyacılarının çok sev-

eşdeğerdir. Simya terimleriyle cıvayı "sabitlemek" ya da "öldürmek"

dikleri bu eğretileme temel tasavvurlarından birini gösteriyor: İnsan

(bilinç durumlarının bastırılmasını) elde etmekle

bedeni gibi metaller de cıva içeren ve Şiva'nm sağaltıcı erdemlerini

cittavrittinirodha'yı

birdir, ki bu da yoganın nihai amacıdır. Sabitlenmiş cıvanın sınırsız tesiri de buradan ileri gelir. Suvarna

Tantra'da

insanın "öldürülmüş

cıva" (nasta-pista) yiyerek ölümsüz olabileceği söylenir; bu "öldü-

17

Ray'in yayımladığı metin, II, s. 2 8 - 2 9 . Le Yogatattva Upanisad

(s. 7 3 vd) yogi

siddhi'leri arasında "demiri ya da başka metalleri dışkıyla kanştırarak altına

rülmüş cıvanın" küçük bir parçasıyla bir miktar civa kedisinden

dönüştürme" yetisinden söz eder; bkz. Le Yoga, s. 1 3 8 . Nasta-pista

100.000 kat daha fazla altına dönüşebilir. Böyle bir cıvayla beslenen

sunda bkz. Rasârnava,

XI, 2 4 , 1 9 7 - 1 9 8 (Ray, I, s. 7 4 - 7 5 ) ve

konu-

Rasendracintâ-

mani (a.g.y., II, s. 16). 18

Ray'in alıntıladığı metin, II, s. 13.

19

Bkz. Ray'in yayımladığı metin parçası: II, s. 21. Bkz. Yoga'da Tantra

14

Ray, I, s. 1 1 5 - 1 1 6 .

15

Ray, II, s. 19.

20

16

P. C. Ray, I, s. 7 9 (Giriş). Cıvanın "antılması" ve "sabitlenmesi" k o n u s u n d a

21

Ray, II, 6.

bkz. a.g.y., I, s. 1 3 0 vd; genel anlamda metalleri "öldürmek" k o n u s u n d a

22

Ray, II, 7.

bkz. a.g.y., s. 1, s. 2 4 6 vd.

23

Ag.y'

lannda "öğreti aktarımı" miti, Eliade, Le Yoga, s. 3 0 5 vd.

144

Ray, I, s. 78.

145

siddha'-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

HİNT SİMYASI

taşıyan ilaçlarla "armdınlabilir" ve "tanrısallaştırılabilir;" çünkü Şiva bütün Tantracı dünyada kurtuluşun tanrısıdır. Rasârnava

Bunun anlamı elbette Hinduların "bilimsel" keşifler yapamadıkları

Rasahrdaya

değildir. Tıpkı Batılı meslektaşı gibi Hintli simyacı da tam geleneksel

göre simya cüzamı bile iyileştirir ve yaşlılara gençlik ve-

başvuru düzlemini terk ederek olguları nesnel olarak gözlemlemeye

metallerde sonra da insan bedeninde uygulamayı önerir. 24 Tantra'ya .

rır.

Hatha-yoga'nm basmakalıp sözlerini kimya terimleri haline getiriyor.

cıvayı önce

25

ve maddenin özellikleri konusunda bilgilerini tamamlamak amacıyla

Başka birkaç örneğini bulabileceğimiz bu birkaç alıntı Hint simya-

deney yapmaya başladığı anda bir ön-kimyanın öğelerini oluşturmuş-

sının niteliğini yeterince aydınlatıyor: Hint simyası bir ön-kimya de-

tur. Hindu bilginler kesin gözlemler yapabiliyor, bilimsel düşünce

ğildir, ama Hatha-yoga'nın ve Tantracılığın geliştirdiği, aynı amacı

üretebiliyordu ve keşiflerinden çoğu Batılılarmkilerden öncedir. Bir-

(bedenin dönüştürülmesi ve özgürlüğün elde edilmesi) güden diğer

kaç ömek vermek gerekirse, Hindular XII. yüzyıldan beri metallerin

"latif fizyolojik" yöntemler gibi aynı usûlün bir tekniğidir. Bu durum

analizinde alevin renginin önemini biliyorlardı. 27 P. C. Ray'e göre

"ölü cıvanın" hazırlanıp kullanılması konusunda en fazla bilgiyi veren

metalurjik işlemler Agrippa ve Paracelsus'tan üçyüz yıl önce Hindu

gibi bir risalede bile görülür. İşte esas bölüm:

yazarlar tarafından tanımlanmıştı. Hindular ilaç yapımı konusunda et-

"Cıva eşit miktarda arıtılmış kükürt ile öldürülünce, yüz kez daha te-

kileyici sonuçlara ulaşmışlardı: Avrupalılardan çok daha önce, yüksek

sirli olur; iki kat kükürtle öldürülürse cüzamı iyileştirir; üç kat kü-

derecede ısıtılarak toz haline getirilmiş metallerin dahili kullanımım

kürtle öldürülürse ruh yorgunluğunu alır; dört kat kükürtle öldürü-

önermişlerdi. İlk kez Paracelsus, cıva sülfürünün dahili kullanımını

lürse beyaz saçları siyaha çevirir ve kırışıklıkları giderir; beş kat kü-

yerleştirmeye çalıştı; bu ilaç ise Hindistan'da daha X. yüzyılda kulla-

kürtle öldürülürse veremi iyileştirir; altı kat kükürtle öldürülürse in-

nılmaktaydı. 28 Altının ve diğer metallerin dahili kullanımı ise Vâgb-

sanın bütün azaplanna iyi gelecek bir ilaç olur." 2 6 Bütün bu işlemle-

hata'dan itibaren Hint hekimliğinde geniş ölçüde yer almıştır. 2 "

Rasendracintâmani

rin "mistik" değerini hemen ayrımsıyoruz. Bunların bilimsel ve kim-

P. C. Ray'e göre Vrinda ve Cakrâpâni, Hint tıbbına geçiş dönemini

yasal hiçbir değerleri yoktur; cıvanın kükürtle en fazla karıştırılma

başlattılar ve bu dönemde maden cevherlerinin kullanımı önceki dö-

oranı 4'e 25'tir. Bu oranın üzerindeki kükürt miktarı birleştirmeden süblimasyona uğrar. Rasendracintâmani'nin

nemde bitkisel madde kullanımının yerini aldı. Bu iki yazarın yapıtla-

yazarı alıntıladığımız bö-

rında yine de Tantracı etkiler bulunur: Tantracı tapıma has hareket ve

lümde evrensel ve gençleştirici ilaçlar konusunda büyüsel tıbbın ve

24

Madhava'mn Sarva-darSana-samgraha'da

alıntıladığı metin (Anndâşram Series

27

yayımı), s. 80.

Krş. Rasârnava'dan

alıntılar için bkz. P. C. Ray, a.g.y., I, s. 6 8 .

tam metni Ray tarafından Bibliotheca

25

Ray, II, s. 12'deki metin.

26

Ray'in yayımladığı metin, II, s. 5 5 - 5 6 .

146

İndiea'da

yayımlanmıştır.

28

Bkz. Ray, a.g.y., I, s. 59, hekim Vrinda'nın Siddha Yoga metni.

29

Bkz. Ray'in alıntıladığı metinler, I, s. 55.

147

Rasârnava'nın


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

HİNT SİMYASI

duaları önerirler. 30 Daha "bilimsel," yani daha empirik uğraşların or-

cağım. 38 Deneylerin tamamıyla kimyasal işlemler mi yoksa yalnızca

taya çıkması Tantracı dönemden sonra gelen ve Ray'in iyatrokimyasal

Tantracı-simyacı işlemler mi olduğu sorusu akla geliyor doğal ola-

dediği çağdadır. İksir arayışı ve diğer "mistik" uğraşlar kaybolur ve

rak; çünkü bütün bir Hint çileci ve mistik geleneği deneye

yerlerini teknik laboratuvar reçetelerine bırakır. 31

Rasaratnasamucca-

iddiasındadır. Metafizik ve soyut diyebileceğimiz bir yola zıt olarak

ya (XIII.-XIV. yüzyıllar) bu çağın tipik bir ürünüdür. Bu türden bir

Yogayı da içeren büyük bir tinsel hareket olan Tantracılık ve özellikle

dayandığı

Rasaratna-

Hatha-yogi okulları "deneye" önemli bir değer atfederler: Yogi onu

insanları yaşlılıktan, hastalıktan ve ölümden koruyan Tan-

yavaş yavaş kurtuluşun eşiğine getirecek sonuçlara ancak fizyolojik

rı'yı selamlayarak başlar; 32 sonra aralarında Tantracı üstatların bulun-

ve psiko-mental yaşamının farklı düzeylerinde "faaliyet göstererek"

yapıtta geleneksel simyadan izler bulmak çok anlamlıdır. samuccaya

duğu simyacıların listesi

gelir; 33

ve "çalışarak" ulaşacaktır. Hint tinsel seçkinlerinin önemli bölümü en

risalede metalleri "arıtmaya" yaraaltının dahili

erken antikçağdan beri "deney yapmaya" yönelmiştir; bunun anlamı

kullanımından vb söz edilir. 36 Bütün bunlar simyanın aynı zamanda

insan bedeninin ve psiko-mental yaşamın temellerini ve süreçlerini

çok sayıda kesin belirlemeye ve bilimsel olarak doğru tanımlara yer

oluşturan her şeyle deney yoluyla ilişkiye girmek, bunları deneyle

yan formüller

aktarılır, 34

"ölümü alt eden"

elmastan, 35

veren sonraki döneme ait yapıtlarda bile süregittiğini

anlamak demektir. Yogilerin bitkisel sistemin denetimi ve psiko-men-

kanıtlıyor. 37

tal akışın dizginlemesi konusunda elde ettikleri önemli sonuçları

Zaman zaman simya metinlerinde şu türden belirlemeler bulunu-

burada tekrar anımsatmaya gerek yoktur.

yor: "Yalnızca kendi deneylerimle doğrulayabildigim işlemleri anlata-

Şu halde daha önce de gördüğümüz gibi simya bu pan-Hint çerçeve içine yerleşiyor. Buna göre, yalnızca deneyin önemini vurguladı diye simyacının sözcüğün çağdaş anlamıyla "bilimsel bir anlayış" sergi-

30

Ray, I, s. LVI.

31

Ray, I, s. XCI.

32

Ray, I, s. 76.

33

A.g.y., s. 77.

mekten ibaretti. Simya işlemlerinin gerçekliğine

34

Bu tür büyülü sözlerin söylenmesi ayn bir simya işlemidir; bu işlem Rasarat-

yoktur; bunlar spekülasyonlar değil, laboratuvarlarda, çeşitli maden-

35

lemiş olduğunu söyleyemeyiz elbette; yaptığı şey yalnızca skolastik ya da spekülatif geleneğe karşı olarak büyük Hint geleneğini benimse-

nasmuccaya' da bu işlemi, ele alacağı konular arasında gösteriyor.

sel ve bitkisel maddeler üzerinde gerçekleştirilen somut işlemlerdi.

Oysa mücevher (vajra) "yıldınmla" ve Budha'nm özüyle eşleştirilmiştir ve

Ancak bu deneylerin doğasını anlayabilmek için hem simyacının ama-

Tantra simgeciliğinde büyük yer tutar; bkz. Yoga, s. 254 vd, 261 vd ve

cı ve davranışım hem de Hintlilerin gözünde "cevherlerin" ne anlama

başka sayfalarda. 36 37

ilişkin hiçbir kuşku

geldiğini hesaba katmak gerekir: Cevherler cansız varlıklar değildir,

Ray, I, s. 105. Örneğin İran simyasının dolaşıma soktuğu ve büyük Câbir ibn Hayyân'm benimsemesiyle Arap simyasında yaygın hale gelen amonyağın güzel bir tanı'

mını verebilirz; bkz. Not M.

150

38

Bkz. Rasendracintâmani, P. C. Ray, II, s. LXIV; başka metinler a.g.y.

151


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

HİNT SİMYASI

ezeli maddenin (prakrti) bitmek bilmez tezahürlerinin aşamalarım

ma ve kaydetme) olanaklı kılacaktır. Çünkü çağdaş bilginlerin çok

temsil ederler. Daha önce de söyledik: Bitkiler, taşlar, metaller, in-

sevdiği aksiyoma göre olguları yaratan

şey

ölçeklerdir.'

sanların bedenleri, fizyolojileri ve psiko-mental yaşamları yalnızca aynı kozmik sürecin çeşitli anlarıdır. Demek ki bir aşamadan diğerine geçmek, bir biçimden diğerine dönüşmek olanaklıdır. Dahası, işlemler sayesinde cevherler ile temasa geçmek tinsel düzeyde de bazı sonuçlara yol açmıyor değildir; Batıda bilimsel kimyanın kuruluşuyla birlikte bu sonuçlar beklenmez olmuştur. Cevherler ve metaller üzerinde etkin olarak çalışmak, prakrti'ye

ulaşmak, biçim-

lerini değiştirmek, süreçlere müdahale etmek demekti. Oysa simyacının üzerinde çalıştığı Tantracı ideolojik evrende prakrti klasik Sâmkhya'nm ve Yoga'mn kozmolojik ilkesi değildir;

yalnızca prakrti

Tanrıçanın, Şakti'nin ezeli kipidir. Tantracılığm geliştirdiği simgecilik ve teknikler sayesinde prakrti

doğrudan deneyime açık hale gel-

miştir: Tantracı için her çıplak kadın prakrti'nin

bedenlenmiş halidir

ve onu açığa çıkarır. Elbette erotik ya da estetik bir deneyim söz konusu değildir; böyle deneyimlerle ilgili olarak Hindistan'da uzun süredir geniş bir külliyat vardı. Ama Tantracılık uygun psiko-somatik ve tinsel talim sayesinde insan bir kadının çıplak bedeninin tefekkür edilmesiyle Doga'nın ezeli kipini açığa çıkarabilirdi. Bütün bunların anlamı Hintli simyacıya göre maden filizleri üzerindeki işlemlerin basit kimyasal işlemler olmadığı, Bunlar karma

olamayacağıdır:

durumunu ilgilendiriyor, diğer bir deyişle kesin tinsel

sonuçlara yol açıyorlardı. Tam olarak kimya biliminin olanaklı hale gelmesi madensel cevherin kozmolojik değerinden arındırılmasından ve cansız maddeler haline gelmesinden sonradır. Bakış açılarındaki böyle kökten bir değişiklik yeni bir değerler ölçeğinin yaratılmasını sağlayacak ve kimyasal olguların ortaya çıkmasını (yani gözlem yap-

152

-

Yazarın bu konuda ne demek istediğini daha iyi anlayabilmek için Terihine Giriş'te yer alan önsözüne (s. 3) bakınız - y n .

153

Dinler


SİMYA VE ERGİNLEME

neylerinde

Simya ve Erginleme

aramak gerekiyor. "Maddenin fethi" çok önceleri, belki de

paleolitik çağdan beri, yani insanın hem taş aletler yapmayı başardığı hem de maddenin biçimini değiştirmek için ateşi kullanabildiği çağlardan beri başlamıştı. Her durumda kimi teknikler - i l k olarak tarım ve çömlekçilik- neolitik çağdan itibaren geniş ölçüde geliştirilmişti.

T ) urada iskenderiye, Arap ve Batı simyasının ilkeleri ve yöntemle-

Oysa bu teknikler aynı zamanda gizemliydiler; çünkü bir yandan koz-

1 J rini incelemeye girişmeyeceğiz; uçsuz bucaksız bir konudur bu.

mosun kutsallığım içeriyor, diğer yandan da erginleme yoluyla akta-

Marcelin Berthelot ve Edmund von Lippmann'ın klasikleşmiş yapıtla-

rılıyordu ("meslek sırları"). Daha sonraları madencilik ve metalürji

rına, Julius Ruska, J. R. Partington, W. Gundel, A. J. Hopkins, F.

çalışmaları gibi, kilin işlenmesi ya da pişirilmesi arkaik insanı kut-

Sherwood Taylor, John Read, W. Ganzenmüller, R. P.

Multhauf

sallıkla dolu bir evrene götürüyordu. Bu deneyleri yeniden yapmanın

vb'nin araştırmalarına başvurulabilir; bu yazarların simyayı kimya-

anlamı yoktu; çok zaman önce, özellikle deneysel bilimlerin zaferin-

nın embriyon hali olarak gördüklerini gözden kaçırmamak gerekir el-

den sonra kozmos kutsallıktan arındırılmıştır. Modernler madde ile

bette. Öte yandan simyanın hem işleme dönük hem de tinsel bir tek-

olan ilişkilerinde kutsallığı deneyimleyemezler; en fazla düşsel ya da

nik olarak görüldüğü çalışmalar da yok değildir. Geleneksel anlayışı

estetik düzeyde bir deneyim sahibi olabilirler. Madde onlara göre ol-

görmek isteyen okuyucu, yüzyılın son çeyreğine ait ve geleneksel

sa olsa "doğal bir görüngü" olarak tanımlanabilir. Ancak böylesi bir

simya öğretisini benimseyen birkaç yayın arasından Fulcanelli'nin,

arkaik dinsel deneyim ile "doğal görüngülere" ilişkin modem deneyi-

Eugene Canseliet'nin, J. Evola'nın, Alexander von Bernus'un, Rene Al-

mi birbirinden ayırmak için yalnızca ekmek ve şarapla sınırlı kalma-

leau'nun kitaplarına başvurabilir. C. G. Jung'un psikolojik yorumu

yan ama "cevherin" her türüyle temas kuran bir efkaristiya hayal et-

ise simya tarihinde ayrı bir bölüm

oluşturur. 1

mek yeterlidir.

Burada çok kısa biçimde bazı simya simgeciliklerini ve işlemle-

Arkaik toplum insanının, Doğanın sayısız "mistik katılımcıların-

rini tanıtıp bunların maddenin süreçlerine bağlı arkaik simgecilik ve

dan" kendini ayırt edemeyerek "Doğa içine gömülü" kaldığını, kısaca

tekniklerle nasıl bağlantılı olduklarını göstermek yeterli

olacaktır.

mantıksal düşünceden ya da bugün bizim anladığımız anlamda faydalı

Simyanın temel kaynaklarından birini bize göre Yeryüzü Ana, maden

işten yoksun olduğunu söylemek istemiyoruz. O çağların "ilkelleri"

filizi ve metaller konusundaki tasavvurlarda ve özellikle madencilik

hakkında bildiklerimiz bu keyfi imgeleri ve yargıları geçersiz kılı-

işlerine, eritme ve dökme gibi işlemlere girişmiş arkaik insanın de-

yor. Ancak kozmolojik simgeciliğin egemen olduğu bir düşüncenin modern insanın sahip olduğu bir "dünya deneyiminden" farklı bir deneyim yaratması doğaldır. Simgesel düşünceye göre dünya hem "can-

1

Bkz. simya tarihiyle ilgil temel kaynakça, Not N. 154

lıdır" hem de "açık": Bir nesne asla yalnızca kendisi değildir (modern

155


demirciler ve simyacılar

simya ve e r g i n l e m e

bilinç de öyledir), başka bir şeyin, nesnenin varlık düzlemini aşan bir

meslek ayinleri yoluyla belirli aralıklarla yeniden canlandırılmıştır.

gerçekliğin göstergesi ya da zarfıdır. Bir tek örnek vermek gerekirse,

Madencilerde, dökümcülerde ve demircilerde erginleyici aktarım a-

sürülen toprak yalnızca bir toprak parçası değildir, aynı zamanda Yer-

yinleriyle karşılaşırız; onlar Batıda ortaçağa kadar, ayrıca dünyanın

yüzü Ananın bedenidir; bel bir fallustur, ama aynı zamanda bir tarım

başka yerlerinde günümüze kadar, maden filizleri ve metaller konu-

aletidir; ırgatlık hem "mekanik" bir iştir (insanın yaptığı aletlerle ic-

sundaki arkaik kalıpları korumuşlardır.

ra edilir) hem de Yeryüzü Ananın kutsal evlilik yoluyla döllenmesine yönelik bir cinsel birleşmedir.

Arkaik kültür insanının maddeyi tanıyıp ona egemen olduğunu, kadim Doğudaki metalürji ve kuyumculuk ürünlerinden anlıyoruz.

Bu tür deneyimleri yeniden yaşamamız olanaksız olsa da en azın-

Çok sayıda teknik reçete günümüze ulaşmıştır; bunlardan kimileri

dan bu deneyimleri yaşayanlar üzerindeki izlerini hayal edebiliriz.

MÛ XVI. yüzyıldandır (örneğin Ebers papirüsü). Alaşım yaparak,

Kozmos bir kutsal evlilik olduğundan, insan varlığı kutsal olduğun-

renklendirerek ve sahte altın üretilmesiyle ilgilidir (örneğin MÛ III.

dan, çalışma çağdaş Avrupa'nın kırsal halklarında içten içe hâlâ var

yüzyıla tarihlenen Leyden ve Stockholm papirüsleri). Bilim tarihçileri

olan liturjik bir değer taşımıştır. Burada özellikle belirtilmesi gere-

bu reçeteleri yazanların nicelikleri ve sayıları kullandıklarını, bunun da

ken şey arkaik toplum insanının homo jaber

olarak çalışmasıyla, alet-

işlemlerin bilimsel niteliğini gösterdiğini özellikle vurgulamışlardır.

leri yapıp kullanmasıyla kutsallık içine dahil olabilmesidir. Bu temel

Antik Doğudaki dökümcülerin, demircilerin ve kuyumcu ustalarının

deneyimler "meslek sırları" sayesinde kuşaklar boyunca aktarılıp ko-

nicelikleri hesaplamayı ve döküm ile alaşımın fiziksel-kimyasal süre-

runmuştur. Dünyaya ilişkin genel deneyim, kentleşmiş bir uygarlığın

cini yönlendirmeyi bildikleri kesindir. Dahası onlara göre metalurjik

kurulmasına bağlı olarak ortaya çıkan teknik ve kültürel yenilikler

ya da kimyasal bir işlem, sözcüğün tam anlamıyla bir teknik ya da

sayesinde, sözcüğün tam anlamıyla "tarih" dediğimiz olgu halini aldığında, 2 kutsal bir kozmosa bağlı en eski deneyimler, erginlemeler ve muştur. Bu sonuçlar kimi kez binlerce yıl sonra ortaya çıkıyördu,

ama

bunlardan kaçınmak elde değildi: Tarihsel yazgının olaylanydı bunlar. Tan2

Bir bakıma insan - e n arkaik olanı bile - her dönemde tarihsel bir varlık ol-

mın keşfinden sonra insanlığın tarımcı olmaya mahkûm olduğunu ya da en

muştur; çünkü kendi geleneğine özgü ideoloji, sosyoloji ve ekonomiyle sı-

azından tarım sayesinde olanaklı hale gelen sonraki bütün buluş ve yenilik-

nırlıydı. Ancak biz bu haliyle, zamansallık ve kültürle sınırlanmış bir varlık

lerin etkilerini üstlenmeye mahkûm olduğunu söyleyebiliriz: Hayvanların

olarak insanın tarihselliğinden değil, daha yakın tarihli ve ç o k daha karma-

evcilleştirilmesi ve çobaml toplumlar, .kent uygarlıktan, askeri örgütlenme,

şık bir olgudan söz etmek istiyoruz: Belli bir andan sonra yerkürenin ç o k sı-

imparatorluk, yayılmacılık, kitle savaşlan vb. Başka deyişle, bir kısmı edilgen

nırlı bölgelerinde olup bitmiş tarihsel olaylarla bütün insanlığın dayanışma

de olsa bütün insanlık birbiriyle dayanışma içine girmişti. Demek ki Yakın-

içine girmesi. Tarımın keşfedilmesinden ve özellikle Antik Yakındoğu'da ilk

doğu'da ilk kent uygarlıklanmn çıkmasına denk gelen bu çağdan sonra söz-

kentsel uygarlıklann ortaya çıkmasından sonra durum budur. O

andan

cüğün tam anlamıyla tarihten, yani kimi toplumların (tam olarak bu t o p -

sonra bütün insanlık kültürü ne kadar uzakta ve aynksı olursa olsun "mer-

lumların bazı özel üyelerinin) yaratıcı iradeleriyle evrensel boyutta yaptıkları

kezde" olup biten tarihsel olaylann sonuçlarına katlanmaya m a h k û m ol-

değişikliklerden söz edebiliyoruz.

156

157


simya ve e r g i n l e m e

demirciler ve simyacılar

bir bilim söz konusuydu. Benzer reçeteleri, bildiğimiz pratik sonuç-

dönem belirlememizi sağlar:

larla birlikte uygulayan Afrikalı ve Asyalı demirciler işlemlerin yal-

(1) teknik reçeteler dönemi;

nızca kullanıma dönük yönünü hesaba katmazlar: işlemlerin yanında

(2) felsefi dönem; büyük olasılıkla Mendesli Bolos (MÛ II. yüzyıl)

ritüelleri de vardır. Demek ki Yunan-Mısır simyasının

başlarında

"metalleri renklendirme" reçetelerini ayrı tutmamak gerekir:

tarafından başlatılmış ve Demokritos'a atfedilen Physika

Geç

Mystika'da ortaya çıkan olan felsefe çağı;

antikitede bile hiçbir meslek yalnızca basit bir teknik olarak görül-

(3) tam anlamıyla simya yazıları dönemi; Zosimos'un (MS III.-IV.

mez. Kozmosun kutsallıktan arındırılması ne denli ilerlemiş olursa

yüzyıl) ve yorumcuların (IV.-VII. yüzyıl) çağı. 4

olsun, hatta reçetelerde kutsallık bağlamı belirtilmemiş bile olsa, meslekler ritüel niteliklerini hep korumuşlardır. 3 Yine de tarihsel belgeler Yunan-Mısır simyasının başlangıcında üç

kai

İskenderiye simyasının tarihsel kökeni sorunu henüz çözülmüş olmasa da simya metinlerinin Hıristiyanlık döneminde aniden ortaya çıkmasını mysteria'hr,

Yeni Pythagorasçılık, Yeni Orpheusçuluk, ast-

roloji, "vahyolunmuş Doğu hikmeti," Gnostisizm vb -özellikle ay3

Sırf "kimyasal" reçeteler içeren Leyden ve Stockholm papirüsleri, Thebai'de XII ve XIII numaralı büyü papirüslerinin yanında (Preisendanz tarafından yayımlanmıştır) bir mezarda bulunmuştur (bkz. Multhauf, The Origins of Chemistry, s. 96 vd, yakın tarihli bir kaynakçayla birlikte). R. G. Forbes, Mezopotamya'da cam yapımı (daha MÖ. XVII. yüzyıl), yapay lapis lazuli {laciverttaşı} reçetelerinin, aynca hekimlik reçetelerinin yazımında kullanılan "gizli dile" ilişkin çok sayıda örnek veriyor; bkz. Studies in Ancient Technology, c. I, s. 125. MÖ. VII. yüzyıl Mezopotamya tıp metinlerinde çok kez tekrarlanan uyan: "Bilenler bilenlere anlatsın, bilmeyenlere değil" -bu uyan iki yüzyıl öncesinden Kassit döneme ait cam üretimi reçetelerinde de bulunur; bkz. Forbes, a.g.y., s. 127. İskenderiye simya külliyatında içrek hakikatleri meslek dışı kişilere aktarmayı yasaklayan çok sayıda dua ve yemin bulunur. Ostanes "gözkapaklarım kapatır gibi, özenle gizemlerin üstünü örttü; layık olmayan öğrencilere verilmemesini emretti vb;" diğer örnekler için bkz. J. Bidez ve F. Cumont, Les Mages helknises, c. II, s. 315 vd. Opus alchymicum'un gizli olma zorunluluğu antik dünyanın sonundan günümüze kadar korunmuştur. Öte yandan "meslek sırlannın" yazı yoluyla aktanlması modem tarihyazımının yanılsamalanndan biridir. "Sırlan ifşa" ettiğini ileri süren bir külliyat varsa işte bu Tantracı külliyattır. Oysa bu bir yığın yazı arasında sâdhana için kaçınılmaz olan pratik öneriler bulunmaz: Karar anlannda deneyin halisliğini ölçmek için bile olsa bir ustanın bulunması gerekir.

158

dınların, intelligentsia'nm uğraştığı batini akımlardır bunlar- ile çok eski büyüsel tekniklerini ve meslek sırlarını içeren "halk" geleneklerinin karşılaşmasının sonucu olarak açıklayabiliriz. 5 Benzer bir olgu Taoculuk ve yeni Taoculuk konusunda Çin'de, Tantracılık ve Hathayoga ile Hindistan'da da vardır. Akdeniz dünyasında bu "halk" gelenekleri İskenderiye çağma kadar arkaik yapıdaki tinsel bir davranışı

4

R. P. Festugiere'in açıklayıcı çalışması La Revelation d'Hermes Trismegiste'inde konunun aynntılan ve bir metin seçkisi bulunacaktır: I, s. 217 vd. Bkz. R. P. Multhauf, The Origins of Chemistry, s. 103-116. H. E Stapleton, "The Antiquity of Alchemy" ve Not N'deki kaynakça.

5

H. E. Stapleton İskenderiye simyasının kökenini Helenistik Mısır'da değil, Suriye'de, Harran'da aramak gerektiğini düşünür; olasılıkla MÖ 200'de yazılmış metin olan Agathodaimon Risalesi'nin yazan oradadır; böylece Stapleton'a göre bu Physika kai Mystika'dan öncedir; bkz. "The Antiquity of Alchemy," Ambix, V, 1953, s. 1-43. Arap simyasının yükselişini açıklayan bu varsayıma hâlâ karşı çıkılıyor. H. J. Shepard yakın tarihli bir araştırma dizisinde Gnostisizmde simya mistiğinin temel kaynağını belirlemiştir; bkz. "Gnosticism and Alchemy," Ambix, VI, 1957, s. 86-101 ve Not N'deki kaynakça.

159


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA VE ERGİNLEME

sürdürmüştür. "Doğu hikmetleri" ve cevherler, değerli taşlar, bitki-

herhangi birine imada bulunulmamıştır. Burada klasik Yunan bili-

ler konusundaki geleneksel teknik ve bilimlere karşı gittikçe artan il-

minin zihniyetiyle öylesine bir karşıtlık var ki, simyacıların amaçla-

gi, Franz Cumont ve R. P. Festugiere'in başarıyla inceledikleri bütün

rına hizmet etmeyen doğal görüngülerle uğraşmadıklarını açıkça gö-

antikiteyi niteler.

rürüz. Bununla birlikte onları yalnızca altın arayıcıları olarak görmek

Simya uygulamalarının doğuşunu hangi tarihsel nedenlere bağla-

de yanlıştır; çünkü özellikle sonraki yapıtlardaki dinsel ve mistik ha-

malıyız? Bunları hiç kuşkusuz asla bilemeyeceğiz. Ancak simyanın

va zenginlik peşinde koşan insan fikriyle pek uyuşmuyor.... Simyada

sahte ya da taklit altın yapma amaçlı reçetelerden hareketle özerk bir

bilime ilişkin herhangi bir başlangıç bulamayız.... Simyacı bilimsel

disiplin haline geldiği kuşkuludur. Helenistik Doğu bütün metalürji

işlemleri asla kullanmaz." 6 Eski simyacı metinleri "bu insanların al-

tekniklerini Mezopotamya ve Mısır'dan almıştı ve MÖ XIV. yüzyıldan

tın yapmayla ilgilenmediklerini ve aslında gerçek altından söz etme-

başlayarak Mezopotamyalılar altın yapma işini geliştirmişlerdi.

Batı

diklerini gösterir. Bu yapıtları inceleyen kimyacılar bir masonluk ki-

dünyasının 2 0 0 0 yıl boyunca aklını kurcalayan bir disiplini sahte al-

tabından pratik bilgiler elde etmek isteyen bir duvarcının edineceği

tın yapma yolunda harcanmış çabalara bağlamak eskilerin metaller ve

izlenimlerin aynısını edinir." 7

alaşımlar hakkındaki olağanüstü bilgilerini hiçe saymak, ayrıca zihinsel ve tinsel kapasitelerini küçümsemek demektir. İskenderiye simyasının temel hedefi olan dönüştürme o çağdaki bilim için bir saçmalık değildi; çünkü maddenin birliği uzun zamandan beri Yunan felsefesinin dogmalarından biriydi. Ama simyanın bu dogmayı haklı çıkarmak ve maddenin birliğini kanıtlamak amacıyla yapılan deneylerden doğduğuna inanmak zordur. Tinsel bir tekniğin ve bir soteriyolojinin kaynağını bir felsefe kuramında bulmak zordur.

Simya sahte altın yapma isteğinden (altına dönüştürme denemeleri en az oniki yüzyıldır biliniyordu) ya da Yunan bilimsel tekniğinden (simyacıların tam olarak fiziksel-kimyasal olgulara karşı ilgisizliğini gördük) doğmadığına göre bu nevi şahsına münhasır disiplinin "kökenlerini" başka yerde aramak zorundayız demektir. Maddenin birliğine ilişkin felsefe kuramından da ötede, yapay bir dönüşüme, yani laboratuvarda gerçekleştirilecek bir dönüşüme olan inancı ortaya çıkaran şey, büyük olasılıkla rahminde embriyon halindeki maden filizlerini

Öte yandan Yunan zihniyeti bilime uyarlandığında olağanüstü bir

barındıran şu eski Yeryüzü Ana tasavvurudur. Görünüşe göre ilk sim-

gözlem ve düşünme yeteneği ortaya çıktı. Oysa Yunan simyacılarının

ya işlemlerini

metinlerini okurken gözümüze çarpan şey bunların fiziksel-kimyasal

simgecilikleri, mitolojileri ve teknikleriyle karşılaşmaları olmuştur.

olgulara ilgisiz kalması, yani bilimsel zihniyetten yoksun olmasıdır.

Ancak kesin rolü, zanaatkârlann duyumsadıklan biçimiyle

doğuran şey madenciler, dökümcü ve demircilerin yaşayan

Sherwood Taylor'un belirttiği gibi: "Kükürtü kullanan kişi erimesinden ve ardından sıvının ısıtılmasından sonra ortaya çıkan

ilginç

görüngüleri görmemiş olamaz. Öte yandan kükürtün adı yüzlerce kez

6

geçse de onun metaller üstündeki etkisi dışında bu özelliklerinden •7

160

Sherwood Taylor, A Survey of Greeh Alchemy, s. 110. Bkz. F. S. Taylor, Origins of Greek Alchemy, s. 4 2 vd.

Sherwood Taylor, a.g.y., s. 138.

161


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA VE ERGİNLEME

Cevhere ilişkin deneysel keşif oynamıştır. Gerçekten de simyanın kla-

simyacı Maddeye, mysteria'lara

sik Yunan bilimi karşısında özgünlüğünü sağlayan şey Maddenin

kar-

Maden cevherleri "çile çekerler," "ölürler" ve varlığın başka bir kipi-

deneyi-

ne doğarlar, yani dönüşürler. Jung, ünlü simyacı Zosimos'un düşün-

tanınmasıyla olanaklı hale geldiğini

deki bir görüntüyü anlattığı bir metnine dikkat çekmişti: 8 lon adında

maşık ve dramatik

Yaşamına

ilişkin kavrayıştır. Dramatik yaşam

mi, Yunan-Doğu mysteria'larının düşünebiliriz.

Tanrı'ya davranıldığı gibi davranır:

bir kişi kılıç darbesi aldığını, parçalara ayrıldığını, kafasının kesildi-

Mysferia'lardaki erginlenmenin temelinde bir

tanrının

çilesine,

ölümüne ve dirilişine katılma olgusunun yer aldığını biliyoruz. Bu

ğini, derisinin yüzüldüğünü, ateşte yakıldığını ve bütün bu acıları "bedenini ruha dönüştürmek amacıyla" çektiğini açıklar.

Zosimos

katılımın kipliklerini bilmiyoruz, ama erginlenecek çömezin mit ola-

uyanınca düşünde gördüklerinin suyun simyevi bileşimiyle ilgili ola-

rak, otantik tarih olarak bildiği tanrının çilesi, ölümü ve dirilişinin

bileceğini, lon'un da suyun bir görünümü, örnek bir imgesi olabile-

erginleme sırasında "deneysel" olarak aktarıldığını

ceğini düşünür. Jung'un da gösterdiği gibi bu su, simyacıların

varsayabiliriz.

Mysteria'ların anlamı ve hedefi insanın dönüştürülmesiydi. Mit ergin-

permanens'idir

leyici ölüm ve diriliş deneyimi sayesinde ontolojik düzenini değişti-

düşer. 9

denk

riyordu ("ölümsüz" hale geliyordu).

ve ateşle yapılan "işkenceleri" de separatio

Zosimos'un tanımlaması yalnızca mysteria'larda

aqua

işlemine

Dionysos ile diğer

Şu halde maddenin "çilesinin," "ölümünün" ve "dirilişinin" dra-

"ölen tanrıların" parçalanmasını anımsatmakla kalmıyor ("çilelerini"

matik senaryosu Yunan-Mısır simya külliyatında ilk baştan itibaren

bir anlamda bitkisel döngünün belli anlarıyla, özellikle "Buğday Ru-

belirlenmiştir. Dönüşüm, Filozof Taşıyla tamama eren opus

magnum,

hunun" işkenceleri, ölümü ve dirilişiyle ilişkilendirilebilir, aynı za-

maddenin içinde bulunan malzemelerin renklerine göre adlandırılan

manda şamanların erginlenme görüleriyle ve genel anlamda bütün ar-

dört evreden geçerek elde edilirdi: Melansis (siyah), leukosis (beyaz),

kaik erginlemelerin temel şemasıyla çarpıcı benzerlikler sunuyor.

xanthosis (sarı) ve iosis (kırmızı). "Siyah" (ortaçağ yazarlanndaki nigıe-

Her erginlemede erginlenecek kişinin ölümünü ve dirilişini simgele-

do) "ölümü" simgeler; simyanın bu gizemine yeniden döneceğiz. An-

yen bir dizi ritüel sınavın bulunduğunu biliyoruz. Şaman erginleme-

cak şunu belirtmek gerekiyor: Sahte-Demokritos'a ait Physika kai Mystika'da (Zosimos'un

koruduğu fragman), yani tam anlamıyla

ilk

simyevi metinde (MÛ II.-1. yüzyıl) bu opus'un dört evresi belirlen-

8

miştir. Sayısız değişkelerle birlikte yapıtın dört (ya da beş) evresi

9

(nigredo,

albedo,

citrinitas,

rubedo,

bazen viriditas, kimi kez de

des

Bewusstseins

vd. Söz konusuyla görüntüyle ilgili metin için bkz. M.

Berthelot, Collection

des Alchimistes grecs (Metinler), s. 1 0 7 - 1 1 2 ,

115-118;

bkz. F. Sherwood Taylor'un yeni tngilizce çevirisi, Ambix, I, s. 8 8 - 9 2 .

Dahası da var: Maddeyi dönüştürme amacıyla madde üzerine yan-

Separa-

tio insan bedeninin parçalanması gibi kimi simyevi işlemlerde ifadesini bulur bkz. Jung, a.g.y., s. 154, dipnot: 127. Elementlerin "işkencesi" k o n u s u n d a

Kısaca •

162

Risale, III, 1 , 2 - 3 .

G. G. Jung, "Die Visionen des Zosimos," Von den Wurzeln içinde, s. 1 5 3

cauda

pavonis) bütün Arap ve Batı simya tarihinde korunmuştur.

sıtılan şey tanrının mistik dramı; çilesi, ölümü, dirilişidir.

Sanat Hakkında

bkz. a.g.y., s. 2 1 1 .

163


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA VE ERGİNLEME

lerinde "ikinci haldeyken" maruz kalman bu sınavlar kimi kez son de-

düğünü söyledik: Rahme düşmelerinden, büyümelerinden, doğumla-

rece acımasızcadır: Müstakbel şaman düşünde kendi parçalanışını, ka-

rından, hatta evliliklerinden söz ettik (bkz. s. 37 vd). Yunan-Doğu

fasının kesilişini ve ölümünü

görür. 10

Bu erginleme örüntüsünün ev-

simyacıları bütün bu arkaik inanışları benimsemiş ve yeniden kullan-

renselliğini, ayrıca metal işçileri, demirciler ve şamanlar arasındaki

mışlardır. Kükürt ile cıvanın simyevi birleşimi hemen hemen her za-

dayanışmayı hesaba katarsak; kadim Akdeniz metalurjist ve demirci

man "evlilik" terimiyle ifade edilmiştir. Ancak bu evlilik aynı zaman-

loncalarının büyük bir olasılıkla kendi mysteria'lanna

sahip oldukları-

da iki kozmolojik ilkenin mistik birleşmesidir. Simya anlayışının ye-

nı düşünürsek Zosimos'un rüyetini önceki sayfalarda çözmeye ve kav-

niliği buradadır: Maddenin hayatı artık arkaik insanın gördüğü biçi-

ramaya çalıştığımız tinsel bir evrene yerleştirebiliriz. Aynı anda sim-

miyle "yaşamsal" hiyerofanilerle ifade edilmez, ama "tinsel" bir bo-

yacıların getirdikleri büyük yeniliği görebiliyoruz: Simyacılar çilenin

yut kazanır; başka bir deyişle madde, dramın ve çilenin erginleyici

Erginlenenin çektiği

anlamını üstlenerek aynı zamanda ruhun yazgısını da üstlenmiştir.

"işkenceye," "ölümüne" ve "dirilişine" denk sayılan simya işlemleri

Ruh düzeyinde özgürlüğe, aydınlanışa ve ölümsüzlüğe götüren "er-

sayesinde cevher dönüştürülür, yani aşkın bir varlık kipine kavuşur:

ginleyici sınavlar" maddi düzeyde dönüşüme, Filozof Taşına ulaştırır.

erginleyici işlevini Madde

üzerine yansıtmışlardır.

"Altın" olur. Bir kez daha söylersek altın ölümsüzlüğün simgesidir.

Turba Phiolosophorum

çok açık biçimde metallerin "işkencesi" gibi

Mısır'da Tanrıların teninin altın olduğuna inanılırdı: Tanrı olan Fira-

tinsel bir anlamı ifade eder; "eo quod cruciata

vunun teni de altın olmuştu. Demek ki simyevi dönüşüm maddenin

mergitur, vertit ipsum in naturam

arındırılmasına, Hıristiyanlık terimleriyle söylersek kurtuluşa denk-

işkenceye uğramış olduğundan, bedene işlerken,

tir. 11

ayırmaz, sonsuz bir yapıya dönüştürür"} Ruska'ya göre Yunan simya-

Maden filizlerinin ve metallerin canlı organizmalar olarak görül-

inalterabilem

res, cum in corpore

ac indelebilem"'2

sub-

{"bu şey

onu birbirinden

cılarında "işkence" henüz gerçek bir işleme denk düşmüyordu; daha çok simgeseldi; "işkencenin" kimyasal işlemleri ifade etmeye başlaması Arap yazarlarla birliktedir. Câferü's-Sâdık'ın

10

11

Ahdînde ölü beden-

lerin, yeniden dirilebilmeleri için ateşle ve çile çektirme sanatının bü-

Krş. M. Eliade, Le Chamanisme, s. 52 vd ve birçok yerde. C. G. Jung şaman erginlemelerini simya simgeciligiyle daha önce de ilişkilendirmişti; krş. Von

tün hünerleriyle işkence görmesi gerektiğini okuyoruz; çünkü çile

den Wurzeln aes Bevvusstseins, s. 1 5 7 dipnot 38.

veya ölüm olmadan ebedi yaşam elde edilemezdi. 13 "İşkence" hep

C. G. Jung simya işlemiyle madde içinde tutsak olan anima mundi'nin kurtanlmasından (bkz. not P) söz eder: Pscyhologie und Alchemie, s. 416 vd. Gnosisçi köken ve yapıdaki bu tasavvur kuşkusuz bazı simyacılarca da benimsenmişti: Aynca kozmik kurtuluş tasavvuruna ulaşacak eskatalojik düşünce akımına katılmıştır. Ancak simya en azından başlangıçta her ne kadar madde içten içe Terra Mater olarak hissedilmiş olsa bile anima mundi'nin madde içinde tutsaklığını ön kabul olarak benimsemiyordu.

"ölürn'le -mortificatio,

164

12

putrefactio,

nigredo-

-

"Öl-

Julius Ruska, "Turba Philosophorum," Ein Beitrag zur Geschichte der Alchemie, s. 168.

13

birlikte anılmıştır.

Julius Ruska, Arabische Alchemisten, II, s. 77.

165


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

meden," aşkın bir varlık kipinde "dirilmek" kesinlikle olanaklı değil-

14

di (yani dönüşüme ulaşma şansı yoktu), işkence ve ölümün simyevi

Arcana Artis

simgeciliği kimi kez de çift anlamlıdır; işlem hem insana hem de bir madensel cevhere ait olarak anlaşılabilir. Allegoriae süper librum

Turba-

e'de şöyle söylenir: "İnsanı al, törpüle, taşa ger ... ta ki bedeni ölünceye kadar" (accipe hominem, tonde eum et trahe süper lapidem ... corpus eius moriatur).1*

donec

Bu çift anlamlı simgecilik bütün opus alchymi-

C C / ^ V lüm," genellikle karışımdaki maddelerin aldığı renge, yani V ^ y işlem olarak nigredo'ya denk düşüyordu. Cevherlerin

cuma nüfuz etmiştir. Demek ki bunu iyi anlamak gerekiyor.

prima'ya,

massa confusa'ya,'

materia

yani -kozmolojik düzeyde- ilk duruma,

kaosa denk düşen şekilsiz kitleye indirgenmesiydi bu. Ölüm, biçimsizliğe geri dönmeyi, kaosa yeniden katılmayı temsil eder. Su simgeciliğinin bu denli önem kazanmasının nedeni de budur. Simyacıların sık kullandıkları sözlerden biri şuydu: "Her şey suya dönüşmeden önce hiçbir işlem yapma." 2 Bu, işlem düzeyinde aqua regia içindeki saf altın çözeltisine denk düşer. Aürea Catena Homeri'yi (1723) -genç Goethe'nin üstünde büyük etki bırakmış bir yapıttır b u - yazdığı varsayılan Kirschweger şöyle der: "Bütün doğanın ilk başta sudan ibaret olduğu, her şeyin sudan doğduğu ve yine her şeyin su yüzünden yıkıldığı açık ve kesindir" 3 Maddenin sıvı hale dönüşü kozmolojilerde ezeli kaotik duruma ve erginleme ritüellerinde de erginlenenin "ölümüne" denk düşer. Simyacı da cevherleri cıva içine sokarak çözeltileri elde ediyordu. Starkey'in (=Eirenaeus Philalethes) yazdığı gibi "dönüşümün mümkün

1

Örnekler için bkz. Jung, Psychologie und Alchemie, s. 442 vd.

2

Bkz. J o h n Read, Prelue

to Chemistry,

s. 132. Aqua permanens

konusunda

Jung'un alıntıladığı metinler, a.g.y., s. 320 vd. 14

Artis Aurijerae,

Basilae, 1 5 9 3 , c. I, s. 139, aktaran Jung, Psychologie und Alche-

mie, s. 455, dipnot 3.

3

R. D. Gray'in alıntıladığı metin, Goethe the Alchemist, Cambridge, 1952, s. 14.

166

167


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTIŞ

olmasının temeli bütün metalleri ve madeni temelli bütün mineralleri

kişi önce bedeniyle annesine girmeli ve orada ölmelidir." Yine Para-

ilksel hallerine, yani cıvaya dönüştürmektir." 4 "Portekiz Kralı Alfon-

celsus'a göre bütün dünya ebediyete ulaşmak için "annesine girmeli-

so"ya atfedilen bir risalede şöyle yazar: "Çürümemiz, aslında bedeni

dir," bu da prima materia,

neme maruz bırakmaktan başka bir şey değildir.... Bu işlemin ilk so-

dage'a göre Meryem Banyosu, "kökeninden ve kaynağından

nucu bedenin su haline, yani cıva haline getirilmesidir ve işte Filozof-

tentürün çıktığı bir matrix,

ların çözelti dedikleri ve bütün Eserin temelini oluşturan şey bu-

Opus Mago-Cabbalisticum

dur." 5 Bazı yazarlara göre çözelme ilk işlemdir; kimilerine göreyse

len dizelerde şunlar okunur: "Çünkü ikinci kez doğmazsam Göksel

kireçleştirme, ateş yoluyla biçimsiz hale gelmektir. Her durumda so-

Krallığa ulaşamam. Bu nedenle yeniden doğmak için Annemin karnına

nuç aynıdır: "ölüm."

dönmek istiyorum; bunu pek yakında yapacağım." 11 Regressus ad ute-

Simyevi olarak prima materia'ya

indirgeme işlemi sayısız yorum-

massa conjusa'dır,

atyssus'dur." 9 John Porilahi

bir merkezdir." 10 Georg von Welling'in

et Theosophicum ( 1 7 3 5 ) kitabının ekinde veri-

rum kimi zaman anne ile ensest ilişki olarak sunulmuştur. Michael

lara yol açmıştır: Yine regressus ad uterum, yani doğum öncesi evreye

Maier şunu söyler: "Adı bilinmeyen bir filozof, Delphinas,

geri dönüş olarak yorumlanabilir. Örneğin Carbonelli'nin incelediği

Mcucimus adlı risalesinde doğal bir zorunluluk gereği oğluyla birleş-

bir kodekste ersuyu simgeciliği belirlenmiştir; kodekste altının opus'-

mek zorunda olan anneden söz eder açık açık" (cum filio ex

ta kullanılmadan önce "ersuyu haline getirilmesi gereklidir" diye ya-

naturae

conjungenda).12

Secretus necessitate

Ancak "Annenin" bu çeşitli bağlamlarda ilk

zar." 6 Kadın peygamber Maria'nın bütün simya sırlarının içinde olduğunu ileri sürdüğü vas mirabile, "bir tür rahim ya da karındır, buradan mucizevi Taş, filius philosophorum

doğacaktır." 7 "Kap, Tanrının

tanrısal dölleme sırasında kullandığı kabın işçiliğine benziyor" diye

9 10

Aktaran: Gray, Goethe the Alchemist,

s. 31.

Bkz. J o h n Pordagein ( 1 6 0 1 - 1 6 8 1 ) soror mystica'sı Jane Leade'ye opus h a k kında yazdığı mektup; bu mektup C. G. Jung tarafından Die Psychologie

yazar Dorn. 8 Paracelsus'a göre "Tanrı'nm Krallığına girmek isteyen

JJbertragung

içinde basılmıştır (İng. çeviri: The Practice

of Psycholterapy

der için-

de, New York, 1 9 5 9 ; bkz. s. 2 9 5 vd). 11

4

G. Starkey, Ripley Reviv'd, Londra, 1 6 7 8 , s. 3, aktaran: Gray, Goethe

the Alc-

Bkz. J o h n Read, a.g.y., s. 16.

6

Et in che l'oro si vogli mettere

s. 4. Ama kuşkusuz ekini okumuştur (Bkz. a.g.y., s. 3 1 ) ve "Anneye dönüş" biçimindeki simya simgeciliği Goethe'nin sonraki şiirlerinde yer alacaktır; in opra e necessario

Carbonelli'nin alıntıladığı metin: Sullefonti

che si riduchi in sperma;

storiche della chimica e

G.

bkz. Gray, s. 2 0 2 vd. Aynca bkz. Alexander von Bernus, Alchymie und Heil-

dell'alchimia

kunst, s. 1 6 5 vd. Goethe'deki Gang zu den Müttern

in Italia, Roma, 1 9 2 5 , s. 7.

bkz. M. Eliade, Mitul Reintegrarii,

'

Jung, Psychologie und Alchemie,

8

Dom, "Physica Trismegisti," Theatrum aktaran: Jung, Psychologie

s. 32, 2 6 8 . Genç Goethe'yi 1 7 6 8 yılın-

okumaya zorlayan kişi Frâulein von Kletten-

berg olmuştur; Goethe kitabı "karanlık ve anlaşılmaz" bulmuştur; bkz. Gray,

hemist, s. 16. 5

Aktaran: Gray, Goethe the Alchemist, da Opus Mago-Cabbalisticum'u

s. 3 2 5 .

12

Chemicum, c. I, Ursellis, 1 6 0 2 , s. 4 3 0 ,

und Alchemie,

168

s. 3 2 5 , dipnot 1.

Maier, Symbola aureae

mensae

aktaran: Jung, Psychologie Evola' La Tradizione

ermetica,

simgeciliği k o n u s u n d a

Bükreş, 1942, s. 16 vd.

duodecim

und Alchemie,

nationum, Frankfurt, 1 6 1 7 , s. 3 4 4 ; s. 4 5 3 , dipnot 1. Aynca bkz. J.

s. 7 8 vd (l'incesto

169

filosofale).


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

halindeki doğayı, simyacıların prima materia'smı

ARCANA ARTİS

simgelediği ve "An-

ğılması ve tekrar bütünleşmesinin bağlamı ne olursa olsun birbirine

neye dönüşün" zamanı "aşmayla," başka deyişle kökensel bir duruma

bağlı en az iki anlam taşıdığım belirtmek gerekiyor: Kozmolojik an-

yeniden dönmeyle eş tutulan bir tinsel deneyimi ifade ettiğine kuşku

lam ve erginlemeci anlam. Her tür "ölüm" aynı zamanda hem kozmik

yoktur. Materia prima içinde çözülme, uterusun içinde kaybolmakla

geceyle hem de kozmos öncesi kaosla bütünleşmektir; çeşitli düzey-

sonuçlanan bir cinsel birleşmeyle de simgelenir. Rosarium

Philosopho-

lerde karanlıklar her zaman biçimlerin çözülmesini, varlığın tohum

rum'da şöyle yazar: "Beya, Gabricus'un üstüne çıktı ve onu rahmine

düzeyine dönüşünü ifade eder. Her "yaratım," biçimlerin her türlü

öyle bir aldı ki görünürde ondan geriye hiçbir şey kalmadı. Onu öyle

görünümü ya da başka bir bağlamda aşkın bir düzeye her geçiş, koz-

aşkla kucakladı ki kendi doğasına kattı..." (Nam Beya ascendit

süper

molojik bir simgeyle ifade edilir. Birçok kez şunu yineledik: Bir do-

Gabricum, et includit eum in suo utero, quod nil penitus videri potest de eo.

ğum, bir inşaat, tinsel düzeyde bir yaratım hep aynı örneği izler:

Tantoque amore amplexata

quod ipsum totum in sui natu-

kozmogoni. Birçok farklı kültürde kozmogonik mitlerin yalnızca Yeni

est Gabricum,

Böyle bir simgecilik doğal olarak çok sayıda değer-

Yıl günü (dünya simgesel olarak yeniden yaratıldığında) yeni bir kra-

lendirmeye neden olmuştur. Meryem Banyosu yalnızca "tanrısal ten-

lın tahta çıkışında, bir evlilik ya da savaş vb durumunda değil, aynı

türün döl yatağı" (bkz. yukarıda s. 169) değildir. Ayrıca İsa'nın doğ-

zamanda tehdit altındaki bir hasadı kurtarmak ya da bir hastalığı iyi-

ram

concepit...).13

duğu ana karnını da ifade eder. Demek ki Rabb'in çömezde beden-

leştirmek için ezberden okunması şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bütün

lenmesi, Meryem Banyosunun simyevi malzemesinin kaynaşıp mad-

bu ritüellerin derin anlamı aydınlığa kavuşuyor: Bir şeyi iyi yapmak

denin ilksel haline döndüğü andan itibaren başlar. Ezeli maddeye geri

ya da hastalık tehdidi altındaki yaşamsal bütünlüğü yeniden kurmak

dönüş olgusu isa'nın hem doğumuyla

için önce ad originem {kökene} dönmek, sonra da kozmogoniyi yinele-

.

mıştır.

hem de ölümüyle

ilişkilendiril-

14

mek gerekir. 16 Erginleyici ölüm ve mistik karanlıkların da kozmolo-

Farklı bakış açıları benimseyen J. Evola ve C. G. Jung,

nigredo'da,

jik bir anlamı vardır: Maddenin ilksel, tohumsal biçimine geri dönü-

ölüm

lür ve "diriliş" de kozmik yaratıma denk düşer. Modern terminoloji-

simgeciliğini büyük bir yetkinlikle yorumlamışlardır. 15 Kaosun da-

yi kullanmak gerekirse, erginleyici ölüm Yaratımı ve Tarihi yok

putrefactio'dan,

dissolutio'da göründüğü biçimiyle

erginleyici

eder, bütün başarısızlıklardan, bütün günahlardan kurtarır; yani sonuçta insanlık durumunun ayrılmaz parçası olan yıpranmadan kurta13

Rosarium Philosophorum

(Artis Auriferae,

I, s. 2 0 4 - 3 8 4 ) , s. 2 4 6 ; aktaran: Jung,

a.g.y., s. 459, dipnot 1. Beya, Gabricus'un kızkardeşi olduğundan rahim içinde kaybolma burada da simgesel "felsefi ensest" değeri taşıyor. Bu motif konusunda bkz. C. H. Josten, "NVilliam Backhouse of Swallowfield," Ambix, IV, 1949, s. 13-14. 14

R. D. Gray, Goethe the Alchemist, s. 32-33.

15

J . Evola, La Tradizione

ermetica,

s. 1 1 6 vd; C. G. Jung, Psychologie

170

mie, s. 451 vd; aynı yazar, The Psychology of the Transference, s. 256 vd. 16

und Alche-

Bkz. Mythe de l'Eternel

retour, s. 8 3 vd ve birçok yerde; aynca bkz.

Tarihine Giriş, § 158, s. 3 5 0 vd.

171

Dinler


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTİS

Simya işleminin

ria prima'yı

hangi düzeyde olup bittiğini

kavramak çok

Mate-

önemlidir. Hiç kuşku yok, İskenderiye simyacıları daha en başında

arayarak cevherlerin kozmogoni öncesi durumuna dön-

"metallerin olgunlaştırılmasım" hedefleyerek kendilerini olgunlaştıra-

Bu bakımdan, simyacının yaptığı şey yeni bir şey değildir:

mesini hedefliyordu. Zamanın yıprattığı "biçimleri" başlangıç noktası

bileceklerini düşünüyorlardı. 1 " Liber Platonis quartorum

olarak almazsa dönüşümü başaramayacağını biliyordu.

nali X. yüzyıldan daha sonrasına tarihlenemez), opus alchymicum

Erginleme

(Arapça orijiile

bağlamında "çözelmek" erginlenecek adayın kutsal olmayan, yıpran-

çömezin içsel deneyimi arasındaki eşzamanlılığın önemini belirtir.

mış, düşük varlığını "öldürmesi" anlamına geliyordu. Kozmik gece-

"Şeyler benzerleri sayesinde olgun hale geldiler ve bu yüzden işlemi

nin hem Ölüme (=karanlık) hem de ad uterum'a dönmeyle eş sayılma-

yapan da işleme katılmalıdır" (opportet

sı olgusunu hem çok sayıda dinin tarihinde hem de alıntıladığımız

Aynı metin bir kafatasının dönüşüm kabı olarak kullanılmasını öğüt-

simya metinlerinde görebiliyoruz. Batılı simyacılar simgeciliklerini

ler; çünkü kafatası düşüncenin ve anlağın zarfıdır (os capitis ...

Hıristiyan ilahiyatına yedirmişlerdir:

mansionis cogitationis et

Maddenin "ölümü," aynı za-

operatorem

interesse

öperi).10 vas

Çömezin kendisi Filozof Taşma

intellectus).21

manda o maddenin kurtarılmasını sağlayan isa'nın ölümüyle kutsan-

dönüşmelidir. "Kendinizi ölü taşlardan, yaşayan filozof taşlarına dö-

mıştır. C. G. Jung, Isa-Filozof Taşı ve içerdiği kapsamlı ilahiyat ara-

nüştürünüz," diye yazar Dorn (transmutemini vos lapides

sındaki koşutluğu zekice açıklamıştır. 18

philosophicos).22

de lapidibus mortuis in vi-

Morienus da Kral Kallid'e şöyle seslenir:

"Çünkü bu cevher (yani tanrısal sırrı içeren cevher) sizden çıkarıldı ve siz onun madenisiniz (yani hammaddesi); onlar [çömezler] bunu 17

Bkz. M. Eliade, Naissances

18

Özellikle bkz. Psychologie und Alchemie, Filozof Taşı koşutluğunu

sizde bulurlar ve daha doğrusu, sizden alırlar." 23 Yine Gichtel de albe-

mystiques, Paris, 1 9 6 9 . s. 4 6 9 vd. Albert-Marie Schmidt, Isa-

güzel ifadelerle ortaya koyuyordu:

"Magnum 19

Opus'u (maddenin yeniden doğumu) tamamlamak için, kendi ruhlannın

Bkz. Anhur J o h n Hopkins, Alchemy,

yeniden dogmasını saglamalan gerektiği inancına sahiptirler. Bu irfani bigi,

asaletine yükseltebileceklerine inanıyorlardı (a.g.y.,

maddenin ölüp yeniden doğması gibi ruhlannın da mistik bir ö l ü m d e n

gümüş ve

"uçucu altının

s. 6 9 vb). Cevherlerin açık

olduğu bu varsayım, hakkında ne düşünülürse düşünülsün maddenin din-

Her şeyde İsa'nın örneğini izlerler, Isa ölümü yenmek için ölümü yaşamış,

sel olarak değerli sayıldığını, dolayısıyla opus alchymicum'un

daha doğrusu bu deneyimi kabul etmiştir. Böylece İsa'ya öykünme yalnızca

anlama sahip olduğunu da peşinen kabul eder.

tinsel bir yaşam biçimi değil, gizli ilacı yaratacak olan maddesel işlemlerin akışını düzenlemek için bir yoldur, incil'deki ünlü söz, "tohum yere düşüp öl-

20

Aktaran: Jung, Psychologie und Alchemie,

mezse," hem madde hem de ruh için geçerlidir. Tann'mn lütfü ve aynı okült

21

Aktaran: Jung, a.g.y., s. 3 6 5 , dipnot 3.

yaşamsallık her ikisini de hareketlendirir" (La poesie

scientifique

22

Aktaran: Jung, s. 3 6 7 , dipnot 1.

XVf siecle, s. 3 1 9 ) . Aynca bkz. J . Evola, La Tradizione

ermetica,

23

Aktaran: Jung, s. 4 2 6 , dipnot 1.

172

s. 2 1 4 - 2 1 5 .

"bedenlerinin" üzerine bir "uçucu ruh"un yüklenmeye çalışıldığının

sonra Tanrı'da cezbeli bir hayat sürebilmesi için yeniden doğmasını isterler.

en France

Philosopy,

r u h ' ü (metallerin) "bedenleri" üzerine damgalayarak

Hıristiyanlığa özgü bir görünüm almaya çalışır. Tıpkı mühürlü kaplarındaki

s. 1 6 8 vd.

Child of Greek

Hopkins'e göre, iskenderiyeli ilk simyacılar sıradan metalleri, bir

au •

173

s. 3 6 3 .

soteriyolojik bir


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTIŞ

do işlemi (kimi bağlamlarda ilk Hermetik dönüşümü, yani kurşun ya

bu, "dönüşümün" gerektirdiği düzey farklığım oluşturabilecek tek

da bakırın gümüşe dönüşmesini ifade eder) hakkında şöyle yazar: "Bu

yöntemdir.

yeniden doğuşla yalnızca yeni bir

Ruh almış

zamanda yeni bir Bedene de sahip oluyoruz.,.. Kelam'dan ya da göksel

Hikmet'ten

olmuyoruz,

aynı

Bu Beden Tanrısal

çıkmadır....

Havadan

Hemen söyleyelim, simyacının Filozof Taşım ya da iksiri elde etmesine denk sayılan temel deneyimin tam niteliğini bilmiyoruz. Sim-

daha

ya külliyatı opus'un hazırlıkları ve sonraki aşamalarını fazlaca anlat-

tinseldir, bütün bedenlere nüfuz eden güneş ışınları gibidir; parlak

makta ama mysterium magnum'a çoğunlukla anlaşılamayan şifreli gön-

Güneş karanlık Yeryüzünden nasıl farklıysa o da yaşlı bedenden öyle

dermelerde bulunmaktadır. Mineralojik simgecilik, ritüeller, ateş bü-

farklıdır; yaşlı Bedenin içinde kalsa bile kimi kez onu hisseder ama

yüsü ile Doğanın ve Zamanın işlemlerinin yerine geçen işlemlerle ya-

onu kavrayamaz." 24

pay olarak metalleri altına dönüştürme konusundaki inanışlar arasın-

Kısaca Batı simyacısı tıpkı Hintli ve Çinli meslektaşı gibi labora-

da var olan ilişkiler ve dayanışmaya işaret etmekte haklıysak ve Çin

tuvarmda kendi üstünde, psikofizyolojik yaşamı üstünde ve ayrıca

simyası ile yeni Taocu teknikler arasında, Hint simyası ile Tantracı-

manevi ve tinsel deneyimi üstünde çalışıyordu. Metinlerin hepsi sim-

lık arasında sıkı bağları hesaba katıyorsak; özetle İskenderiyeli sim-

yacının erdemleri ve niteliklerini ısrarla vurguluyor: 25 Simyacı sağ-

yacıların mysteria'larm

lıklı, onurlu, sabırlı, namuslu olmalıdır; özgür düşünceli, yaptığı iş-

uyguladıklarını biliyorsak, o zaman simya deneyiminin sırrını arala-

erginleyici senaryosunu, madeni cevherlere

le uyum içinde olmalıdır; zeki ve âlim olmalı, hem çalışmalı hem dü-

mamız olanaklıdır. Hint simyacısı bize bir karşılaştırma noktası su-

şünmeli, hem dua etmelidir vb. Burada yalnızca laboratuvar çalışma-

nuyor: Simyacı kendi kendini "arıtmak" ve "uyandırmak" için, yani

larının söz konusu olmadığı görülüyor. Simyacı kendini bütünüyle

bedeninde uyumakta olan bu tanrısal cevherleri ele geçirmek için ma-

işine adar. Ama bu nitelikler ve erdemler yalnızca manevi anlamda

den cevherleri üstünde çalışır. Batılı simyacı bileşenleri

alınmamalıdır. Simyacıda bunlar Tantracı sâdharıa'da

materia prima haline getirmeye çalışarak cevherin "patetik durumları"

ya da mysteria'-

lara erginleme öncesindeki acemilik evresinde olduğu gibi

sabır,

zekâ, itidâl vb gibi aynı işleve sahiptir. Bunun anlamı hiçbir erdemin ve hiçbir bilgeliğin erginleme deneyiminden ayrı tutulamayacağıdır;

ile kendi deruni varlığı arasında bir sympatheia

"öldürüp"

yaratır. Başka deyişle

bazı erginleyici deneyimler yaşar; bunlar da opus ilerledikçe ona sınavlarından başarıyla çıkan kişininkine benzeyen yeni bir kişilik kazandırır. Onun Opus'un evrelerine katılması, örneğin

rıigredo'da

olduğu gibi, erginlenme törenleri esnasında kendini canavarın karnında "yutulmuş" ya da " toprağa gömülmüş" veya maskeler ve er24

Gichtel, Theosophia

Practica, III, 13, 5, aktaran: Evola, La Tradiziorıe

ermetica,

s. 1 6 4 . "Çürümeyen ve göksel" beden hakkında, bkz. C. Della Riviera, II 25

ginleme üstatları tarafından simgesel olarak "öldürülmüş" olarak du-

Mondo Magico degli Heroi, Bari, 1 9 3 2 , s. 123 vd.

yumsayan erginlenme adaymmkine benzer bir deneyim kazandırır

Bkz. Jung, a.g.y., s. 3 6 7 vd. Çin ve Hindu simyacılarda benzer talimatlar dik-

ona.

kat çekiyor; bkz. daha yukarıda, s. 1 2 5 , 1 4 5 vd.

174

175


ARCANA ARTIŞ

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

Opus alchymicum'un

ayrıntılı bir tarifi birkaç sayfada yapılacak gi-

bi değildir; üstelik işlemlerin sırası konusunda da yazarlar ayrılmak-

refactio, yani omne genus est formam'ı ölüm

deneyimini

henüz

{her tür şekli) yok eden ölüm),

hayattayken

tatmış

olanlara

özgü

bu

tadır. Ancak coniunctio ve ondan kaynaklanan ölümün kimi kez hieros

"hikmet"te müneccimlerin ve simyacıların şu ünlü "Saturnus melan-

gamos'la ifade edilmesi dikkat çekicidir: iki ilke -Güneş ve Ay, Kral

koli'sini" görür gibi olmuyor muyuz. 29 Hangisi olursa olsun Basil

ve Kraliçe- cıva banyosu içinde birleşirler ve ölürler (rıigredo budur);

Valentine'in vitriol (sülfat) akrostişinin descendus ad inferos'un {cehen-

ruhları onlardan ayrılır, daha sonra yeniden dönecek ve jilius philosop-

neme inmenin) gerekliliğini vurguladığım unutmamak gerekir: Visita

horum'u,

Filozof Taşma ulaşmanın yakın olduğunu bildiren erdişi

varlığı (=Rebis) doğuracaktır, işlemlerin bu sırası Rosarium

Philosop-

Interiora

Terrae

Rectificarıdo

Invenies Occultum Lapidem

("Yerin içini

Ziyaret Et Arınarak Gizli Taşı Bulacaksın").

horum'da bir dizi gravürle açıklanır; Jung bunların yorumunu Psycho-

Nigredo'yu izleyen evre, yani "beyazlı iş" leukosis, albedo

görünüşe

yapmıştır. Simyacıların "karanlık," manevi

göre tinsel düzlemde erginlenmemişin erişemeyeceği belli bir bilinç

ölüm, cehenneme iniş gibi "korkunç" ve "ürkütücü" deneyimlere ver-

halinin varsayılmasıyla ifade edilen "dirilişe" denk gelir. (Laboratu-

dikleri önemi vurgulamak gerek. Bunlar yalnızca sürekli olarak me-

var düzeyinde ilk baştaki putrefactio'dan

tinlerde almtılanmamıştır, aynı zamanda simyadan esinlenen ikonog-

yıdır bu). Simya işlemim taçlandırıp Filozof Taşma ulaştıran son iki

rafi ve sanatta da görülebilir; burada bu tür deneyimler Saturnus sim-

evre olan citrinitas ve rubedo bu yeni erginleyici bilinci daha da geliş-

geciliği ile "melankoli" ile, kafataslan üzerinde düşünmeyle vb dile

tirip güçlendirir. 30

logie der Übertragung'da

getirilir. 20 Kronos-Saturnus figürü Büyük Yıkıcıyı, Zamanı, yani aynı

Opus alchymicum'un

sonra gelen "pıhtılaşma" ola-

başı ve sonundaki

paradoksal niteliği vurgu-

şekilde ölümü (=putrefactio) ve yemden doğumu simgeler. Zamanın

lamalıyız. Filozof Taşma ulaşmak için materia prima'dan hareket edi-

simgesi Saturnus çoğunlukla elinde bir terazi ile temsil edilir ve her-

lir, ama her iki "cevher" de yazarların açıklama yapmamasından de-

metizm ile simyada Terazi simgesinin önemini biliyoruz: 27 Ünlü Ge-

ğil, aksine çok şey ifade ettiklerinden herhangi bir tanımlamaya gel-

ber de (=Câbir ibn Hayyân) Teraziler

Kitabı adında bir kitap yazmış-

mezler. Gerçekten de materia prima için kullanılan eşanlamlı sözcük-

tır. 28 Bu "Teraziye hâkim olma" olgusunda (onları her şeyi bilen ve

ler son derece fazladır: Martin Ruland Lexicon Alchemiae sinde (Frank-

durugörülü hale getiriyordu), Zamanın işiyle olan bu yakınlıkta (put-

29 26

Bkz. G. F. Hartlaub, Arcarıa Artis. Spuren alchemistischer des 16Jahrhunderts

Symbolik

27 28

Bkz. Resim, s. 34, Read, Prelude to

aynntılanyla inceledikleri Dürer'in

30

Albedo ve rubedo konusunda geleneksel bakış açısıyla yapılmış bir açıklama için bkz. J . Evola La Tradizione

Chemistry.

(Amerikan

Câbir'deki Terazi simgeciliği hakkında bkz. Henri Corbin, "Le Livre du Glorieux Jâbîr ibn Hayyân," Eranos-Jahrbuch,

Schmi'dt, La Poesie scientifique

176

ermetica,

baskısı,

Übertragung

18, 1 9 5 0 , s. 7 5 vd.

Melancholia'-

tediği budur; a.g.y., s. 3 2 2 .

(Zeit. f. kunstgeschichte, VI, 1 9 3 7 , s. 2 8 9 - 3 2 4 ) , s. 3 1 6

vd. Bkz. Not R.

F. Saxl ve Panowski'nin

sındaki Hermetik simgeciliğine ilişkin şerhi izleyen Hartlaub'un söylemek is-

in der Kunst

s. 1 5 6 vd. Jung'un Psychologie

s. 2 7 1

vd).

Aynca bkz.

en France au XV1C siecle, s. 3 3 1 vd.

177

der

Albert-Marie


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTIŞ

furt, 1 6 1 2 ) elliden fazla sözcük sayar ve bu sayı bile kesin değildir. Zekarya

ne göre Taş "bütün insanlar için bildiktir, kırda, köyde, kentte, Tan-

"maddemizi" tinsel olarak nitelemenin hata olmayacağını, ama cisma-

rı'nm yarattığı her yerde ve her şeyde bulunur; yaşlı, genç herkesçe

ni olarak nitelemekle de yalan söylemiş olmayacağımızı yazar; "gök-

bilinir; ama aynı zamanda herkesçe hor görülür. Her gün zenginin de

sel" desek tam adıdır, yersel desek, o da doğrudur. J. Evola'nm haklı

elinden geçer yoksulun da. Hizmetçiler onu sokağa atar. Çocuklar

olarak bu metin konusunda belirttiği gibi, felsefi kavram değil bir

onunla oynarlar." 34 Bununla birlikte insan ruhundan sonra yeryüzün-

simgedir: Simyacının sub specie interioritatis

Doğayı benimsediği söy-

deki en mucizevi ve en değerli şey olsa da hiç kimse ona değer ver-

ifade eden eşanlamlı sözcüklerin

mez ve Kralların ve Prenslerin düşmesine neden olur. Bununla birlik-

çok sayıda olması buradan ileri gelir. Bazı simyacılar- bunun cıva, kü-

te yeryüzündeki en aşağılık, en sefil şeyler arasında sayılır...." 3 5 Bir

kürt, kurşun olabileceğini diğerleri ise su, tuz, ateş vb olduğunu söy-

köşe taşı olmasına karşın hiç kimsenin istemediği bu Taşa ilişkin

lerler; yine kara, kan, Gençlik Suyu, Gök, deniz, ay, ejder, Venüs,

zengin simgeciliği bir yana bırakıp Lapis Philosophorum'un

kaos ve hatta Filozof Taşı ya da Tanrı olduğunu söyleyenler de var-

ligi ile evrenselliğinin simya edebiyatının temel bir izlegi olduğunu

dır. 32

ekleyelim. Londra'da 1652'de yayımlanmış bir kitap olan The Name of

Materia

prima'mn

tam "doğası" ise hiçbir tanıma sığmaz.

miz ondan çıkar." 33 Gloria Mundi'de yayımlanan 1526 tarihli bir met-

lenmek istenir. 31 Materia

prima'yı

her yerde-

Materia prima'mn her yerde hazır ve nazır olması bütün açılardan

the Philosophers Stone'da taşın 170'ten fazla adı verilmiş; bunlar arasın-

Filozof Taşı'mn özelliğine denk düşüyor. Çünkü Taş akıl almaz bir

da Bakire'nin Sütü, Güneşin Gölgesi, Kuru Su, Ayın Salyası vb var.

işlemin sonunda elde edilir ("bil ki bu çok uzun bir yoldur," longssi-

Dictionnaire mytho-hermetique'te

ma via, diye yazar Rosarium'da),

ama aynı zamanda son derece kolay

tik bir liste veriyor, ama bu bile tam bir liste değil. Zosimos'a atfedi-

bulunur: Gerçekten de her yerde vardır. Ripley (y. 1415-1490) şunla-

len bir bölümde bu "taş olmayan, değeri olmayan değerli şey, bu bin-

rı yazıyor: "Filozoflar kuşların ve balıkların Taşı getirdiğini, her in-

bir biçimli biçimsiz şey, bu herkesin bildiği bilinmeyen şey"den söz

sanın ona sahip olduğunu, her yerde olduğunu, sizde bende, her şey-

edilir. 36 Ama Rosarium

(Paris 1787) Pernety 6 0 0 adlık alfabe-

Philosophorum'da

belirtildiği

üzere Hortula-

de, zamanda ve mekânda bulunduğunu söylerler. Hor görülecek bir kılıkta (vili figür a) kendiliğinden çıkıverir. Ve bizim aqua

permanens'i33

Aktaran Jung, Psychologie und Alchemie,

34

Bu hermetizmde önemli bir simgecilik olan ludus puerorum'a

s. 4 4 2 . açık bir gönder-

medir, bkz. Hartlaub, Arcana Artis, s. 2 9 6 vd. "Doğal olarak" bir ç o c u k oyunu gibi olup bitmesi gereken opus alchymicum kendiligindenligi ve kolaylığı 31

Ag.y., s. 32.

32

Prima materia'mn

söz konusudur. Simya simgeciliğinde lncillerki bebek imgesinin yerini tutar. Tann ile bir tutulması ve bu paradoksun Aristoteles'teki

kökeni hakkında bkz. Jung, Psychologie s. 3 1 4 , dipnot 2 3 .

der Übertrangung,

Amerikan baskısı,

35

A. E. Waite, The Hermetic Museum. Restored and Enlarged, Londra, 1 8 9 3 , c. I, s. 1 8 0 ; Read, Prelude to Chemistry,

• 3 6 Aktaran: Read, Prelude to Chemistry,

178

s. 129. s. 130.

179


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTIŞ

n u s ' u n dediği gibi "yalnızca Filozof T a ş ı n ı n nasıl yapabileceğini bilen

y i n d e o r t a y a ç ı k ı ş ı , k o z m o s u n , k u t s a l ı n ifşasıyla d ö n ü ş ü m ü n e d e s t e k

k i ş i l e r o n u n l a ilgili s ö z l e r i a n l a y a b i l i r . " 3 7 Rosarium

o l a n homo

şu uyarıda bulu-

n u y o r : " B u s o r u l a r m i s t i k o l a r a k a k t a r ı l m a l ı (talis materia mystice),

debet

religiosus'un

d e n e y i m i n e b e n z e t i l e b i l i r . H i y e r o f a n i n i n para-

tradi

d o k s u , kutsalı göstermesi ve aşkının "hor görülen bir şeyde" cisim-

t ı p k ı m a s a l l a r ı v e m e s e l l e r i k u l l a n a n şiir g i b i . " 3 8 B a z ı l a r ı n a

lenmesi gerçeğine dayanır; b a ş k a deyişle düzeyler arasında bir k o p m a

bakılırsa "sırrı kitaplarla a ç ı k l a m a m a k üzere yapılan bir y e m i n " bile

o l u ş t u r u r . A y n ı p a r a d o k s F i l o z o f T a ş ı n d a da v a r d ı r :

vardı.39

lerin idrakinin ötesindedir, oysa çocuklar onunla oynayabilirler,

Büyük bir olasılıkla

burada yine arkaik şamanlar ve

gizli

top-

luluklar arasında, geleneksel dinlerin mistikleri arasında g ö r d ü ğ ü m ü z

Erginlenmemiş-

metçiler sokağa atar o n u ; h e r yerdedir ama elde edilmesi en zor şeydir.

g i b i b u r a d a b i r "gizli d i l " s ö z k o n u s u d u r . Bu "gizli d i l , " g ü n l ü k d i l

S i m y e v i d e n e y i m v e b ü y ü s e l - d i n s e l d e n e y i m o r t a k ya da b e n z e r

a r a c ı l ı ğ ı y l a a k t a r ı l a m a y a c a k d e n e y i m l e r i n i f a d e s i n i n ve a y n ı z a m a n d a

öğeler içerirler. Batı s i m y a c ı l a r m c a dinsel terimlerin k u l l a n ı m ı ,

simgelerin

senin sansürüne karşı bir ö n l e m değildi yalnızca.

gizli

anlamlarının şifreli

aktarımının

aracıydı.40

Ayrıca

hiz-

kili-

Opus

alchymicum

Georg von

Welling

F i l o z o f T a ş ı n ı n p a r a d o k s a l b i r ş e k i l d e h e m h e r y e r d e o l m a s ı h e m de

mistik yaşamla önemli benzerlikler içeriyordu.

ulaşılamaz oluşu bir bakıma genel anlamda kutsal şeylerin

şöyle yazar: "Niyetimiz altının nasıl yapıldığını ö ğ r e t m e k değil,

diyalekti-

ğ i n i a k l a g e t i r i y o r . H i y e r o f a n i l e r y a l n ı z c a k u t s a l ı dışa v u r d u k l a r ı nesnelerin ontolojik düzenini değiştirirler:

çok

için

daha y ü c e bir şey: D o ğ a n ı n Tanrı'dan nasıl türediği ve D o ğ a d a Tanrı'-

D e ğ e r s i z ya da a n l a m s ı z

n m nasıl görüleceği."41 Paracelsus'un bir öğrencisi olan Oswald Croll

b i r taş, b i r a ğ a ç ya da b i r k a y n a k k u t s a l l a k a y n a ş t ı ğ ı anda b u d i n s e l

simyacıların "tanrılaşmış ruhlarının

deneyime katılanların gözünde paha biçilemez hale gelir. Bir anlamda

Dirilişin ilk meyvelerini tatmış ve Göklerin Krallığının tadım a l m ı ş

s i m y a c ı n ı n F i l o z o f Taşının yardımıyla başka bir tinsel varlık

azizler" olduğunu onaylar.42 Çoğu simyacının zihninde Filozof

Taşı-

nın edinilmesi T a n r ı ' n m tam olarak bilinmesi anlamına gelir.

Zaten

düze-

erdemiyle

daha b u

hayattayken

b u n e d e n l e T a ş k a r ş ı t l ı k l a r ı n ö z d e ş l e ş m e s i n i m ü m k ü n k ı l a r . B a s i l Va37

Aktaran: Jung, Psychologie der Übertrangung

(Amerikan baskısı), s. 2 8 8 .

lentin'e göre, " k ö t ü l ü k tıpkı iyilik gibi olmalıdır." Starkey, Taşı

"zıt-

lıkların uzlaşımı, düşmanlar arasında dostluk k u r m a k " olarak tanım-

38

Jung, a.g.y., s. 2 8 6 , dipnot 15.

39

Zadith Senior, aktaran: Jung, a.g.y.,

s. 2 1 5 , dipnot 7. Agrippa de Netteshe-

im, "suskunluk yemini"nden söz eder, a.g.y., s. 2 1 5 ve dipnot 7. "Gizli dil" MÖ XVIII. yüzyıl Mezpotamya teknik reçetelerinde de kullanılıyordu: Bkz. R . J . Forbes, Studies in Ancient Technology,

Leyden, 1 9 5 5 , I, s. 1 2 5 . "Meslek

sırlan" konusunda bkz. a.g.y., s. 127. 40

Bkz. Eliade, Le Chamanisme, Techniques

de l'extase et Langages Secrets.

mie traditionnelle,

41

s. 9 9 vd; Le

s. 9 1 vd.

Yoga,

s. 2 5 1

vd; 3 9 4

Bkz. Rene Alleau, Aspects

vd ve

de l'alchi-

Opus Mago-Cabbalisticuma

Giriş, aktaran: R. D. Gray, Goethe

42

Oswald Croll, Pilosophy

Reformed

and Improved,

aktaran: Gray, a.g.y., s. 21.

180

the Alchemist,

s.

19.

181

Londra,

1657,

s. 2 1 4 ,


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ARCANA ARTİS

lar. 43 Burada çok eski, evrensel olarak bilinen, kültürün arkaik düzey-

sen, mayıs ayında olgun üzüm çıkacaktır. 47

lerinde bile belirlenen ve hem temel gerçek Urgrund'u ve hem de bü-

Taşa sağaltıcı özellikler atfeden ilk simyacılar Arap siyacılar ol-

tünlüğün, olgunluğun paradoksal durumunu, böylece Tanrının kut-

muştur, ayrıca Batıya Elixir Vitae'nin gelişi Arap simyası yoluyladır. 48

sallığını tanımlayan o çok eski coincidentia

Roger Bacon, Taş ya da İksir ifadesini kullanmadan, Opus Mcyus'unda

oppositorum

simgeciliğiyle

karşılaşıyoruz.

bir "ilaç"tan söze eder: "En değersiz metalin kusurlarını, eksiklikleri-

Bununla birlikte Taşın ilk erdemi metalleri altına çevirmektir.

ni gideren, bedenin kirlerini yıkayabilen bir ilaç; bu bedenin çürüme-

Villanova'h Amold'm dediği gibi "Doğada Sanatla keşfedilip olgun-

sini öyle iyi engeller ki ömrü yüzyıllarca uzatır." Villanova'h Ar-

laştırman, değdiği bütün kusurlu bedenleri kendine dönüştüren tam

nold'a göre "Filozof Taşı bütün hastalıkları iyileştirir. Bir ay sürebi-

olarak saf bir madde

vardır." 44

Burada Taşın ya da İksirin Doğanın

lecek bir hastalığı bir günde, bir yıl sürecek bir hastalığı oniki gün-

işini tamamlayıp bitirdiği yolundaki son derece canlı arkaik düşünce-

de, çok daha uzun sürecek hastalığı da bir ayda iyileştirir.

yi buluyoruz. Colonia'lı Frate Simone, Speculum

alchimiae'de

gençliği verir." 49 Batıya Arap yazarların getirdiği simyevi İksir kavra-

şunları yazar: "Bu sanat iksir denilen bir ilaç yapmamızı sağlar; bu

mının yerini mucizevi bir bitki ya da ölümsüzlük içkisi miti almış-

ise olgunlaşmamış metallerin üstüne döküldüğünde bunları tamamıy-

tır; bu mit en erken antikçağdan beri bütün Hint-Avrupa halklarında

la olgun hale getirir, eksiklerini giderir ve işte bu amaçla icat edil-

tespit edilmiştir, dolayısıyla arkaikliğine hiç kuşku yoktur. Bu neden-

miştir." 4 5

le iksir Batıda simya eserinin ve Filozof Taşının bir dengi sayıldığı

minus

Carbonelli'nin incelediği bir simya kodeksinde şunlar yazı-

lıdır: "Bu maddenin Doğa tarafından yerin iç organlarına gönderildiği

için bir yenilik değildi.

ve pisliklerle kazayla da olsa hiç karışmamış olduğu için Kutsal Güneş ve Ay olduğu düşünülebilir." 46 Taşın, bütün organizmaların zamansal ritmini hızlandırdığı ve büyümeyi çabuklaştırdığı fikri Lully'in Pratique inde de bulunur: "ilkbaharda Taş büyük ve mucizevi sıcaklığıyla bitkilere can verir; bu taştan tohum kadarını suda eritip bu

Yaşlılara

Nereye varacağımız baştan belli aslında: Taş en sonunda bütün eski inançları bünyesine katmıştır: Taşı taşıyan kişinin dokunulmazlık kazandığı söylenirdi ve En Kutsal Teslis Kitabı şunları belirtir: "Avuç içinde tutulan Taş görünmezlik kazandırır. İnce bir beze dikildiğinde ve bu bez Taşın iyice ısınmasına yetecek kadar bedene sıkıca sarıldı-

fındık kabuğunu dolduracak kadarını alıp bir asmanın dibine döker-

43

Gray'in alıntıladığı metinler, a.g.y., s. 34.

44

Aktaran J . Read, a.g.y., s. 119.

45

W. Ganzenmüller'in yeniden yayımladığı kısım: L'Alchimie au Moyen Age, s.

48

Bkz. R. P. Multhauf, The Origins of Chemistry, s. 135 vd. Batı simyasında altın

159.

Bologna Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki el yazması; aktaran: G. Carbonelli, Sulle fanti storiche della chimica e dell'alchimia

46

47

A.g.y., s. 7.

iksiri konusunda bkz. J. Ruska, Das Buch der Alaun und Salze, s. 6 4 vd. Le

in İtalia, s. 7.

Livre des Alauns et des Sels İbn Râzi'ye atfedilen bir XII. yüzyıl Arap metnidir. 49

182

Ganzenmüller'in alıntıladığı metinler, a.g.y., s. 158.

183


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

gında istenildiği kadar yukarıya y ü k s e l m e k olasıdır,

i n m e k için bezi

yavaşça gevşetmek yeterlidir."50 Y o g i l e r i n v e H i n t s i m y a c ı l a r ı n ı n ü n l ü siddhi'sini

Simya, Doğa Bilimleri ve Zamansalhk

biliyoruz: G ö r ü n -

m e z l i k , h a v a y a y ü k s e l m e , b ü y ü s e l u ç u ş ( b k z . y u k a r ı d a s. 1 3 7 v d ) ; evr e n s e l ş a m a n i z m g i b i y o g a d a b u n l a r ı "ateşe h â k i m o l m a ' y l a

birlikte

" m u c i z e v i g ü ç l e r " olarak sıralar.51 A n c a k b u Avrupalı b ü y ü c ü ve s i m y a c ı l a r ı n m a h a r e t l e r i n i n k a y n a ğ ı illa ki D o ğ u d u r d e m e k i s t e m i y o r u z . Fakirlerin kerametleri Avrupa'da biliniyordu; bunlar büyük olasılıkla b ü y ü y l e ilgili bir yerel gelenekten kaynaklanıyorlardı.52 Burada yine s i m y a , Elixir

Vitae'de

olduğu gibi, köklerini tarihöncesinden alan çok

B

u k a d a r az s a y f a d a b i r ç o k y ö n ü h e n ü z a ç ı l m a m ı ş , u ç s u z b u c a k s ı z b i r k o n u n u n ö z ü n ü s ö y l e d i ğ i m i z i ileri s ü r m ü y o r u z . Z a t e n b u n e -

d e n l e k o n u m u z u Asya v e B a t ı n ı n m e t a l ü r j i v e s i m y a

tarihini

mekle sınırlamıştık. Amacımız yalnızca insanların madde

özetle-

karşısında

g i t t i k ç e a r t a n b i r s o r u m l u l u k ü s t l e n m e l e r i n i s a ğ l a y a n b u a r k a i k tek-

eski inançların yerine g e ç m e k t e n öteye gitmemiştir.

niklerden kaynaklanan bazı simge ve mitlerin

gelişimini

izlemekti.

Ç ö z ü m l e m e l e r i m i z v e y o r u m l a r ı m ı z d a h a k l ı y s a k , s i m y a n ı n homo ber'in

fa-

en eski düşünü sürdürüp tamamlar: Maddenin olgunlaştırılma-

s ı n a k a t k ı d a b u l u n m a , b u arada k e n d i k u s u r s u z l u ğ u n u s a ğ l a m a Bu işbirliğinin

birkaç başat evresini

tanımladık: Artık bu

düşü.

konulara

dönmeyeceğiz. Bütün b u girişimlerde ortak bir nokta belirginleşiyor: İ n s a n o ğ l u D o ğ a y ı d e ğ i ş t i r m e s o r u m l u l u ğ u n u ü s t l e n i r k e n k e n d i n i zamanın yerine koymuştur:

Yerin derinliklerinde

"olgunlaşmak"

için

b i n l e r c e yıl ya da b i r ç o k e o n b o y u n c a b e k l e m e s i g e r e k e n ş e y l e r i

me-

t a l ü r j i s i v e ö z e l l i k l e s i m y a c ı b i r k a ç h a f t a d a elde e d e b i l e c e k t i r . T o p r a ğ ı n r a h m i n i n y e r i n e fırın g e ç m i ş t i r : E m b r i y o n - m a d e n l e r b u r a d a büyümelerini

tamamlarlar.

Simyacının

vas

mirabile'si,

fırınları,

im-

b i k l e r i ç o k d a h a i d d i a l ı r o l l e r o y n a r l a r : B u a l e t l e r e z e l i k a o s a g e r i dönüşün, 50

Aktaran: Ganzenmüller, a.g.y.,

s. 1 5 9 .

Bu metin hakkında bkz.

Deniş

Duveen, "Le livre de la Tres Sainte Trinite," Ambix, III, 1948, s. 2 6 - 3 2 . 51 52

Bkz. Yoga, s. 2 7 6 vd, 3 2 4 vd ve Chamanisme, Bkz. Le Chamanism,

s. 3 6 5 vd.

s. 3 8 0 . Bkz. Mephistopheles

et L'Androgyne,

1 9 6 2 , s. 2 0 0

kozmogoninin

yinelenmesinin

tam

merkezinde

184

alır;

c e v h e r l e r b u r a d a ö l ü r ve s o n r a d a n altına d ö n ü ş m e k ü z e r e y i n e b u r a d a dirilir.

Maddenin

değiştirilmesine

yönelik

bir

çaba olarak

simya

i ş l e m i n i n t i n s e l y ö n ü n ü y e t e r i n c e b e l i r l e d i k . B u a ç ı d a n s i m y a işi, ğayı d e ğ i ş t i r m e k , y e n i b i ç i m l e r y a r a t m a k , k ı s a c a Y a r a t ı c ı y l a

vd ("ip mucizesi" konusunda).

yer

185

do-

işbirliği


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA, DOÛA BİLİMLERİ VE ZAMANSALLIK

y a p ı p o n u n y a r a t ı m ı n ı t a m a m l a m a k a m a c ı y l a ateşi k u l l a n a n , t a r i h ö n -

sonuçta zamanın yerine geçer. Elbette simyacıların t ü m ü " e s e r l e r i n i n

c e s i ç a ğ l a r ı n artifex'inin

z a m a n ı n eserinin yerini aldığının bilincinde değildi kuşkusuz. Ancak

özlemlerinin bir devamıydı. Afrika'daki mit-

sel D e m i r c i - U y g a r l a ş t ı r ı c ı

Kahraman figürü metalürji işinde

a n l a m ı m h â l â k o r u m a k t a d ı r : D a h a ö n c e de g ö r d ü ğ ü m ü z g i b i

dinsel Göksel

D e m i r c i yaratılışı tamamlar, dünyayı düzenler, kültürü yerleştirir

ve

b u n u n ö n e m i yok: Esas olan eserlerinin, dönüştürme işinin

herhangi

b i r b i ç i m a l t ı n d a Z a m a n ı n y o k e d i l m e s i o l gu s u n u i ç e r m e s i d i r .

Ben

J o h n s o n ' u n y a r a t t ı ğ ı b i r k a h r a m a n ı n d e d i ğ i gibi " k u r ş u n ve d i ğ e r m e t a l l e r z a m a n l a r ı o l s a a l t ı n o l a b i l i r l e r d i . " D i ğ e r b i r s i m y a c ı da ş ö y l e

i n s a n l a r a sırları t a n ı m a l a r ı n d a r e h b e r l i k e d e r . " D o ğ a n ı n değiştirilmesi" özellikle ateş sayesindedir,

ayrıca

ateşe hem

A n c a k simyacılar çalışırlarken T a n r ı ' n m yardımını aldıklarına ina-

oluşturan psiko-

n ı y o r l a r d ı ve b u y ü z d e n o n l a r a g ö r e y a p t ı k l a r ı iş T a n r ı ' n m t e ş v i k et-

h â k i m i y e t i n h e m m e t a l ü r j i d e n ileri g e l e n k ü l t ü r e l i l e r l e m e l e r d e d e e n e s k i b ü y ü l e r ve b i l i n e n ş a m a n c ı m i s t i s i z m l e r i

e k l e r : " İ ş t e b i z i m s a n a t ı m ı z da b u n u b a ş a r ı y o r " ( b k z . s. 4 3 ) .

fizyolojik tekniklerde bulunması anlamlıdır. Ateş kültürün bu arkaik

tiği d e ğ i l , a m a izin v e r d i ğ i b i r D o ğ a y ı k u s u r s u z l a ş t ı r m a

evresinden itibaren " d ö n ü ş t ü r m e " aracı olarak kullanılır:

E s k i m e t a l u r j i s t l e r d e n v e d e m i r c i l e r d e n ç o k u z a k o l s a l a r da o n l a r ı n

Şamanların

yanmamaları onların insanlık d u r u m u n u aştıklarını, "ruhların" muna geçtiklerini gösterir

(ritüel

ateş numaralarının

buradan kaynaklanır: Şamanın itibarını

duru-

sahnelenmesi

dönemsel olarak

doğrulayıp

Doğa karşısındaki tavırlarını o l d u ğ u g i b i Batılı s i m y a c ı

sürdürüyorlardı:

etkinliğiydi.

Arkaik madenci

için de Doğa bir hiyerofanidir.

için

Yalnızca

" c a n l ı " o l m a k l a k a l m a z , a y n ı z a m a n d a t a n r ı s a l d ı r ya da e n azından

geçerli kılar). D ö n ü ş t ü r m e aracı olarak ateş Y u n a n mitleri ve efsanele-

tanrısal bir b o y u t u vardır. Zaten simyacı D o ğ a n ı n b u kutsal niteliği

r i n d e b i l e izleri b u l u n a n b a z ı e r g i n l e m e t ö r e n l e r i i ç i n d e d e a y n ı i ş l e v i

cevherlerin "latif' görünümünde belirmiştir-

görür.

aracı olan Filozof Taşını ve Ö l ü m s ü z l ü k İksirini elde etmeyi

K i m bilir

belki de y a k m a ayini bile ateş yoluyla

dönüşüm

sayesinde

dönüştürme umar.

e r g i n l e y i c i y a p ı s ı n a y e n i d e n d ö n m e y e c e ğ i z . Bura-

u m u d u n u i ç e r i y o r d u ? B ü t ü n b u b ü y ü s e l - d i n s e l b a ğ l a m l a r d a " a t e ş e hâ-

Opus alchymicum'un

kimiyet," adına yaklaşık olarak "tinsellik" diyeceğimiz olguya duyu-

da D o ğ a n ı n Z a m a n y a s a s ı n d a n k u r t u l m a s ı n ı n ç ö m e z i n k u r t u l u ş u

l a n ilgiyi d e g ö s t e r i y o r : Ş a m a n , d a h a s o n r a da y o g i ya da m i s t i k ;

ru-

koşut olduğunu anımsatalım. Doğanın kurtuluşu çok sonraları

h u n , z i h n i n , iç y a ş a m ı n u z m a n l a r ı d ı r . S o n d e r e c e k a r m a ş ı k b i r s i m -

s i m y a s ı n d a J u n g ' u n g ö s t e r d i ğ i g i b i İsa tarafından i n s a n ı n

g e c i l i k , k o r k u n ç a t e ş - t e o f a n i l e r i n i m i s t i k a ş k ı n e n tatlı a l e v l e r i n e , ila-

sıyla

h i n i n ışık saçan tezahürlerine ve r u h u n sayısız "yanışına" ve "tutkus u n a bağlar. Ç o k çeşitli düzeylerde ateş, alev, göz kamaştırıcı

ışık,

-

ile

Batıda

kurtarılma-

tamamlamıştır.4'

Batılı s i m y a c ı , homo faber'in

ç e ş i t l i a ç ı l a r d a n k u t s a l ya da t a n r ı s a l

g ö r ü n ü m haline getirilebilecek bir Doğayı dönüştürme işine

girişti-

iç ısısı; t i n s e l d e n e y i m l e r i , k u t s a l l ı ğ ı n i ç s e l l e ş t i r i l m e s i n i , t a n r ı n ı n y a k ı n l ı ğ ı n ı ifade e d e g e l m i ş t i r . D ö k ü m c ü l e r ve d e m i r c i l e r s i m y a c ı l a r g i b i

"ateşin

efendileri"dir,

h e p s i de D o ğ a n ı n işine y a r d ı m e d e r e k z a m a n s a l r i t m i h ı z l a n d ı r ı r v e

186

*

Bu son cümle yalnızca kitabın İngilizce çevirisinde vardır; bkz. The and the

Crucible,

The

Origins and Structures

of Alchemy,

Stephen Corrin, 2. baskı, University of Chicago Press, s. 1 7 1 - 1 7 2 - y n .

187

Forge

lngilizceye çev.


demirciler ve

simya, d o c a b i l i m l e r i ve z a m a n s a l l i k

simyacılar

ginde başlattığı o çok eski programın son aşamasını tamamlar. Sim-

tıpkı isa'nın ölerek ve dirilerek insanlığı bütün günahlardan kurtar-

yevi dönüşüm kavramı, Doğayı insanın çalışmasıyla (unutmayalım

ması gibi opus alchymicum'un

Doğanın günahlarını üstlenebileceğini

bu çalışma her zaman dinsel bir anlamla yüklüdür) değiştirebileceği

doğruluyorlardı. XVI. yüzyıldan ünlü bir Hermesçi, Heinrich Khun-

inancının masalsı taçlandırmışıdır.

rath Filozof Taşını İsa ile, "Makrokozmosun Oğlu" ile özdeşleştiriyordu; ayrıca tıpkı İsa'nın insana, yani mikrokozmosa tinsel tamlığı

*

vermesi gibi, Taşın keşfinin de makrokozmosun gerçek doğasını or-

'Maden filizlerinin büyümesi, metallerin dönüştürülmesi, iksir ve sır tutma zorunluluğu gibi geleneksel simya ilkeleri Rönesans ve Reform döneminde sorgulanmamıştır. Hatta XVIII. yüzyılda bile bilginler maden filizlerinin büyümesi olgusunu sorgulanıyorlardı. Bununla

taya çıkaracağını düşünüyordu. 2 Opus alchymicum'un de Doğayı kurtaracağı inancı kökten bir renovatio

hem insanı hem özlemini besliyor-

du; bu özlem Fiore'li Gioacchino'dan beri Batı Hıristiyanlığını terk etmemiştir. İmparator II. Rodoplhe'u dönüşümün sırrım bildiğine ikna etmiş

birlikte simyanın Doğaya bu süreçte yardım edip edemeyeceğini ve özellikle "bunu daha önce yaptığını ileri sürenlerin onurlu insanlar

ünlü simyacı, matematikçi ve ansiklopedici John Dee (doğ.

mı, aptallar mı yoksa sahtekârlar mı" 1 olduklarını soruyorlardı. Za-

dünya çapında bir tinsel reformun "okült işlemlerle," ilk başta da

manının en büyük "akılcı" kimyacısı olarak görülen ve sırf empirik

simyevi işlemlerle açığa çıkacak güçler sayesinde olanaklı olduğunu

deneyleriyle ünlü Herman Boerhaave ( 1 6 6 4 - 1 7 3 9 ) metallerin dönüştürülebileceğine hâlâ inanıyordu. Simyanın, Newton'm yaptığı bilimsel

1527)

düşünüyordu. 3 Aynı biçimde İngiliz simyacı Elias Ashmole simyayı, astrolojiyi ve magia naturalis i bütün bilimlerin "Kurtarıcısı" olarak görüyordu. Gerçekten de Paracelsus ve Van Helmont taraftarlarına

devrimde oynağı rolün önemine de tanık oluyoruz. Bununla birlikte ortaçağ simyasının ufku Yeni Platonculuk ve Hermetizm nedeniyle değişmiştir; bu iki felsefi irfan Marsilio Ficino ile Pico della Mirandola tarafından yeniden keşfedildikten sonra son derece etkili olmuştur. Simyanın, Doğanın işine yardım edebileceğine

göre Doğa ancak "kimya felsefesiyle" (yani yeni simyayla) ya da "hakiki Tıpla" anlaşılabilirdi. 4 Gök ile Yerin gizlerini çözecek anahtarı astronomi değil simya verecekti. Yaratılış kimyasal bir süreç olarak açıklandığına göre göksel ve yersel öğeler ancak kimya terimleriyle

olan tam inanç Hıristolojik* bir anlam kazanmıştır. Simyacılar artık

'

2

Bkz. a.g.y., s. 54.

3

Bkz. Peter French, John Dee: The World of An Elizabethan

Magus,

Londra,

Buradan itibaren bir sonraki * işaretine kadarki bölüm İngilizce baskıda

1972; R. J . W . Evans, Rudolf 11 And His Worls: A Study of lntellectual

History,

çıkanlmıştır - y n .

1 9 5 7 , s. 2 1 8 . J o h n Dee'nin Khunrath üzerindeki etkisi hakkında

1

Betty J . Teeter Dobbs, The Foundations

*

Hıristoloji: Hıristiyan ilahiyatında İsa Mesih'in kişiliğini araştıran, özellikle

o/Newton's

Alchemy,

ondaki ilahi ve insani doğalann niteliğini ve yapısını inceleyen bilgi dalı - y n .

188

Frances Yates, The Rosicrucian

1 9 7 5 , s. 4 4 . 4

Enlightment,

bkz.

Londra, 1 9 7 2 s. 3 7 - 3 8 .

A C. Debus, "Alchemy and the Historian of Science," History of Science, 1 9 6 7 , ' s . 134.

189

6,


SİMYA, DOGA BİLİMLERİ VE ZAMANSALL1K

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

yorumlanabilirdi. MakrokoZmos-mikrokozmos ilişkilerini hesaba ka-

lentin Andrea 1619 yılında Christianopolis'i

tan "kimyacı filozof' Yerin ve Göksel bedenlerin gizlerini değerlendi-

lıkla .Bacon'un Yeni Atlantis'ini etkilemişti. 7 Andreae "kimyasal felsefe-

rebilirdi. Böylece Robert Fludd kan dolaşımına ilişkin kimyasal bir

ye" dayalı bir eğitim yöntemi oluşturmak için bir bilginler topluluğu

tanımlamayı güneşin dairesel hareketine göre

yayımladı; bu yapıt olası-

oluşturma fikrini ortaya attı. Ütopik Christianopolis'te

açıklamıştı. 5

Tıpkı birçok çağdaşları gibi Hermesçiler ve "kimyacı filozoflar"

araştırma mer-

kezi laboratuvardı: Burada "Gök ile Yer evlendiler" ve "ülkenin yüze-

bütün dinsel, toplumsal ve kültürel kurumlarda genel ve köklü bir

yindeki tanrısal izlerin gizemi burada çözüldü." 8 Fama

reform bekliyordu -kimileri de bu reformu yoğun bir çalışmayla ha-

talep ettiği bilgi reformunun hayranları arasında Royal College of

zırlıyordu. Bu evrensel renovatio'nun

ilk ve kaçınılmaz aşaması bilgi

Physicians üyesi Rober Fludd da vardı; o da mistik simyanın ateşli

reformuydu. 1614 yılında yayımlanmış yazarı belirsiz bir küçük ki-

taraftarlarından biriydi. Fludd doğa felsefesine okült bilimleri derin-

tap olan Fama Fraternitatis

yeni bir eğitim sistemi istiyordu. Yazar

lemesine incelemeden hâkim olunamayacağını düşünüyordu. Fludd'a

gizli bir topluluğun, Gülhaç adlı tarikatın varlığım belirtiyordu. Ku-

göre "hakiki tıp" tastamam doğa felsefesinin temeliydi. Mikrokozmo-

rucusu ünlü Christian Rosenkreutz "tıbbın" ve böylece de diğer bütün

su -yani insan bedenini- bilmek bize evrenin yapısını gösterecek ve

bilimlerin "hakiki sırlarına" hâkim olmuştu. Daha sonra birçok kitap

sonuçta Yaratıcının yanma götürecektir. Ayrıca evreni ne kadar iyi ta-

yazmıştı ama bu kitaplar yalnızca Gülhaç tarikatı üyelerinin anlayaca-

nırsak özbenliği tanımada o derece ilerleyecektik. 9

ğı biçimdeydi. 6 Fama Fraternitas'm

Fratemitatis'in

yazarı Avrupa'nın bütün bilginle-

Daha birkaç yıl öncesine kadar Nevvton'm Avrupa dini ve kültürü-

rine sesleniyor ve bilgi reformunu gerçekleştirmek için, başka deyiş-

nün okült gelenekler ile doğa bilimleri arasında cesur bir sentez so-

le Batı dünyasının renovatio'sunu

hızlandırmak için tarikata katılmala-

nucu yeniden diriltilmesini amaçlayan bu genel hareket içindeki ro-

rını istiyordu. Bu çağrı eşi görülmemiş bir yankı uyandırdı. On yıl-

lünden kimse kuşku duymuyordu. Newton simya deneylerinin sonuç-

dan az bir süre içinde gizemli Gülhaç topluluğunun önerdiği program

larını, bazılarının başarılı olduğunu açıklamış olsa da asla yayımla-

yüzerce kitap ve risalede tartışıldı. Kimi tarihçilere göre Fama Fraternitatis'in

yazarı olan Johann Va7

Bkz. Christianopolis,

an ideal State of the Seventeenth

Century, ingilizceye çevi-

ren: Felix Emil Held, New York ve Londra, 1 9 1 6 . Aynca bkz. F. Yates, The 5

A. C. Debus, The Chemical Dream of Renaissance,

Rosicrucian Enlightment, s. 1 4 5 - 1 4 6 ; Debus, The Chemical Dream, s. 1 9 - 2 0 ; ve

Cambridge, 1 9 6 8 , s. 7, 1 4 -

Not R.

15. 6

(İngilizceye çev. Helm), s. 1 9 6 - 1 9 7 .

ve Gülhaç

8

Christianopolis,

edebiyatı konusunda bkz. Not R. Burada şunu belirtelim: XVII. yüzyıl başın-

9

Robert Fludd, Apologia Compendiaris

Bkz. Debus, The Chemical Dream of Renaissance,

s. 1 7 - 1 8 . Fama

Vertitatis

de Rosea

ruz: Kısa süre önce keşfedilmiş ama yalnızca erginlenmişlere aynlmış ilksel

Leyden, 1 6 1 6 , s. 8 8 - 9 3 , 1 0 0 - 1 0 3 ; aktaran: Debus, The Chemical

bir ifşa.

22-23."

191

quasi Fluctibus abluens

Cruce

da Çin, Tantracı ve Helenistik metinlerde sık geçen eski senaryoyu buluyo-

190

Maculis Aspersam,

Fraternitatem

et İnfamiae

et

Suspicioııis abstergens, Dream,

s.


demirciler ve simyacılar

SİMYA, DOGA BİLİMLERİ v e ZAMANSALL1K

madı. 1940 yılma kadar kimsenin bilmediği çok sayıda simya yazıla-

burada hakiki sırların olabileceğini umuyordu. Modern mekaniği ku-

rını Prof. Betty Teeter Dobbs The Foundations

Alchemy

ran kişinin ilksel ve gizli bir ifşa geleneğini yadsımamış olması, ay-

(1957) adlı kitabında ayrıntılarıyla incelemiştir.

of Newton

Pof. Dobbs New-

rıca dönüşüm ilkesini de geri çevirmemiş olması anlamlıdır. "Beden-

ton'm uçsuz bucaksız simya külliyatının tanımladığı işlemleri "ken-

lerin Işığa Işığın da Bedene dönüşmesi Doğa Yasasına tastamam uyar,

dinden önce kimsenin yapmadığı kendinden sonra da yapamayacağı

çünkü Doğa Dönüşümle idare ediliyor gibidir." 13 Dobbs'a göre "New-

ölçülerde"

denemiştir. 10

Newton simya yardımıyla mikro evrenin ya-

pısını keşfedip bunu kozmolojik sistemine uyarlamayı

ton'm simya düşüncesi öylesine güçlü temellere sahipti ki, simyanın

umuyordu.

genel anlamda geçerli olduğunu asla yadsımadı. Newton'm 1675 yı-

Yerçekiminin, gezegenleri yörüngelerinde tutan gücün keşfi onu tam

lından sonraki bütün meslek yaşamım simya ile mekanik felsefeyi

olarak tatmin etmemişti. Ancak deneylerini 1669'dan 1696'ya kadar

birbirine yedirmeyi hedefleyen büyük bir çabalama dönemi olarak da

bıkmadan sürdürmesine karşın cisimleri yöneten güçleri keşfetmeyi

yorumlayabiliriz." 14

başaramadı. Bununla birlikte 1679-1680 yıllarında yörünge hareketi

Principia'mn yayımlanmasından sonra düşmanları Newton'ın "güç-

dinamiğini incelemeye başladığında çekimle ilgili "kimyasal" tasav-

lerinin"

vurlarını evrene uyarladı."

Dobbs eleştirmenlerin bir bakıma haklı olduğunu kabul

McGuire ve Rattansi'nin gösterdikleri gibi Newton ilk başta "Tan-

aslında "okült

nitelikli"

olduğunu

açıklamışlardı.

Prof. ediyor:

"Newton'm güçleri, Rönesans'ın okült külliyatının sözünü ettiği sem-

rının doğa felsefesinin ve dinin sırlarını birkaç ayrıcalıklı kişiye" ak-

patiler ve antipatilerine çok benziyordu. Bununla birlikte

Newton

tardığına inanıyordu. "Bu bilgi daha sonra kayboldu; ancak daha son-

güçlere madde ve harekete verilen düzene eşdeğer bir ontolojik düzen

ra yeniden bulundu ve erginlenmemişlerin anlayamayacakları masal-

kazandırmıştı. Güçlerin nitelik kazanmasıyla artan bu denklik saye-

lar ve mitsel ifadeler içine gizlendi. Ancak günümüzde bu bilgi de-

sinde mekanikçi filozofların "çarpma mekanizması," imgelem ötesine

neyle daha da kesin biçimde yeniden elde edilebilir." 12 Bu nedenle

geçmelerini sağlamıştır" (s. 211). Newton'm güç kavramım inceleyen

Newton özellikle simya külliyatının en içrek bölümlerini

Richard Westfall modern bilimin Hermetik gelenek ile mekanik biliminin

inceledi,

evliliğinin sonucu olduğunu söylemektedir. 15 "Modern bilim" o gösterişli yükselişinde Hermetizmden aldığı 10 11

A.g.y., s. 88. Richard S. Westfall, "Newton and the Hermetic Tradition," Science, and Society in the Renaissance.

Medecine

Essays to Honor Walter Pagel, (ed. Ailen G. De-

bus) New York, 1 9 7 2 , c. II, s. 1 8 3 - 1 9 8 , özellikle s. 1 9 3 - 1 9 4 ; Bkz. D o b b s ,

13

a.g.y., s. 2 1 1 . 12

New York 1 9 5 2 , 4. Basım, 1 7 3 0 , s. 3 7 4 ; aktaran: Dobbs, s. 2 3 1 .

Dobbs, s. 9 0 . A McGuire'in ve P. M. Rattansi'nin makalesinden "Nevvton and the 'Pipes of P a n , ' " Notes London,

"Doğa... Dönüşüm ile kıvançlanmış gibi görünüyor": Opticks, Londra, 1704,

2 1 , 1 9 6 6 , s. 1 0 8 - 1 4 3 .

alıntı:

and Records of the Royal Society

of

14

A.g.y., s. 2 3 0 .

15

Richard S. Westfall, Eorce in Newton's Seventeeth

192

Physics. The Science of Dynamics in the

Century, Londra ve New York, 1 9 7 1 , s. 3 7 7 - 3 9 1 ; Dobbs, s. 2 1 1 .

193


demirciler ve simyacılar

simya, d o G a b i l i m l e r i v e z a m a n s a l l i k

mirası görmezden geldi ya da yadsıdı. Başka bir deyişle Newton me-

yılsa da gerçek simyacı zihniyetini yansıtmayan empirik keşifleri kul-

kaniğinin zaferi kendi bilimsel idealini yok etmeye neden oldu. Ger-

lanır yalnızca. Deneye dayalı bilimlerin zaferinin simyacıların düşle-

çekten de Newton ve çağdaşları bambaşka tür bir bilimsel devrim is-

rini ve idealini yok ettiğini düşünmemek gerekir. Tam aksine sonsuz

tiyorlardı. Rönesans'ın yeni simyacı umut ve hedeflerini, öncelikle de

ilerleme miti çevresinde berraklaşan ve deneye dayalı bilimlerin, en-

Doğanın kurtarılması

fikrini sürdürüp geliştiren Paracelsus, John

düstrileşmenin değerli kıldığı yeni çağın ideolojisi, bütün XIX. yüz-

Dee, Comenius, J . V. Andreas, Fludd ya da Newton gibi çok farklı

yıla hâkim ve esin kaynağı olan bu ideoloji, köktenci dünyevileşmeye

zihniyetler simyada epey tutkulu bir girişimin, yani insanın yeni bir

karşın simyacının binlerce yıllık düşünü yeniden ele alır ve üstlenir.

bilgi yöntemiyle kusursuzluğa ulaşması modelini görüyorlardı. Onla-

Simyacıların düşlerinin devamını XIX. yüzyılın özgül dogmasında -

ra göre böyle bir yöntem dinsel olmayan bir Hıristiyanlığa Hermetik

insanın gerçek davasının Doğayı değiştirmek olduğu, Doğadan daha

geleneği ve doğal bilimleri, yani tıbbın, astronominin ve mekaniğin

iyisini daha hızlı yapabileceği, Doğanın efendisi haline gelebileceği

yedirilmesini içermelidir. Aslında bu sentez Platonculugun, Aristote-

dogmasında- aramak gerekir. Doğanın kusursuzlaşması ve bunun so-

lesçiliğin ya da Yeni Platonculugun birbirine yedirilmesi sonucu elde

nucunda günahlardan arınmasına ilişkin soteriyolojik mit, Doğanın

edilen çarpıcı başarılara benzeyen yeni bir Hıristiyan yaratımı oluştu-

tamamıyla "değişmesini," "enerjiye" dönüştürülmesini amaçlayan en-

ruyordu. XVIII. yüzyılda düşlenen ve kısmen geliştirilen bu "bilgi"

düstri toplumlarının duygusal programında örtük olarak yaşamakta-

türü Hıristiyan Avrupa'da kalkışılan son "bütünsel" girişimdir.

dır. Fizik ve kimya bilimlerinin ve endüstriyel patlamanın hâkim ol-

Bu

tür "bütünsel bilgi" dizgeleri Eski Yunan'da Pythagoras ve Platon ta-

duğu XIX. yüzyılda insan Doğayla olan ilişkilerinde kendini Zamanın

rafından önerilmiştir; bu arada bunlar geleneksel Çin kültürünü de

yerine koyabilmiştir,

nitelerler; bu kültürde hiçbir sanat, hiçbir bilim ya da teknik kozmo-

kaynaklarını gittikçe daha hızlı ve daha etkili biçimde işleterek za-

lojik, ahlaki ve "varoluşsal" ön tasarımları ve karışımları olmadan

mansal ritmi inanılmaz boyutlara ulaştırması bu yüzyıldadır; yine ay-

anlaşılabilir değildi." 16

nı dönemde Yaşamının mineral köklerinin gizini ele geçirmek için se-

insanın madenleri, kömür ocaklarını,

petrol

ferber olan organik kimya çok sayıda "sentetik" ürünün yolunu aç-

*

mıştır; ayrıca sentetik ürünler ilk kez Zamanı yok etmenin, Doğanın

Simyacının ideolojisinin sürekliliğini, simyanın tarihsel güncel-

binlerce yılda elde edebileceği cevherleri laboratuvarlarda ve fabrika-

likten çıktığı ve kimya açısından geçerli olan ampirik birikimi kimya

larda çok sayıda ve kısa sürede yaratmanın olanaklılıgını kanıtlamış-

bilimine katıldığı zamanlarda ya da bu yeni bilimde aramamak gere-

tır. Birkaç basit protoplazma hücresi de olsa "yaşamın sentetik olarak

kir. Yeni kimya bilimi ne kadar çok sayıda ve önemli olduğu varsa-

oluşturulması" XIX. yüzyılın ikinci yarısı ve XX. yüzyılın başında bilimin düşlerini ne ölçüde süslediğini biliyoruz: Bu düş, yapay insan düşü, h^lâ simyanın bir düşüdür.

16

Bu sorunlara Dinsel İnançlar ve Düşünceler 194

Tarihi'nin 3. cildinde değiniyoruz.

195


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA, DOĞA BİLİMLERİ VE ZAMANSALLIK

Kültür tarihi düzeyinde simyacıların Z a m a n ı n yerine g e ç m e k

is-

terken m o d e m dünyanın esas ideolojisini önceledikleri

söylenebilir.

Kimya, simya mirasının yalnızca anlamsız parçacıklarım

toplamıştır.

Bu mirasın b ü t ü n ü başka yerlerde, Balzac'ın, Victor Hugo'nun, doğalcıların ideolojilerinde, kapitalist, dizgesinde,

dünyevileşmiş

l i b e r a l ve M a r k s i s t

materyalist

iktisat

ilahiyatlarda,

s o n s u z i l e r l e m e f i k r i n d e , k ı s a c a homo faber'e

siyaset

pozitivizmde,

olan sınırsız inancın yer

aldığı h e r y e r d e , ç a l ı ş m a n ı n , t e k n i ğ i n , d o ğ a n ı n b i l i m s e l o l a r a k işletilm e s i n i n d i n s e l a n l a m ı n ı n y ü z e y e ç ı k t ı ğ ı h e r a l a n d a y e r alır. İyice düş ü n d ü ğ ü m ü z d e b u ateşli t u t k u n u n b i r k e s i n l i k t e n d o ğ d u ğ u n u rüz: İnsanoğlu Doğaya fiziksel-kimyasal

bilimlerle

n u n l a r e k a b e t e d e c e ğ i n i s a n ı r , h e m d e hiç Zaman y a p t ı ğ ı işi a r t ı k b i l i m

görü-

hâkim olarak

o-

Zamanın

yitirmeden.

ve ç a l ı ş m a y a p a c a k t ı r . M o d e m i n s a n

bildiği

e s a s ş e y l e b i r l i k t e , t a l i m l i z a k â s ı ve ç a l ı ş m a k a p a s i t e s i y l e b i r l i k t e zam a n s a l s ü r e n i n işlevini üstlenir, b a ş k a deyişle z a m a n ı n yerine geçer. X I X . ve X X . y ü z y ı l l a r ı n homo jab er i d e o l o j i s i v e i n a n ı ş ı n a i l i ş k i n bazı gözlemleri

burada genişletip açıklayamayacağız. Yalnızca

şunu

t o p l u m l a r m e s l e k a y i n l e r i y l e b a ğ l a ş ı k , d i n e dayalı b i r ç a l ı ş m a y ı

sür-

d ü r e m e z d i . B u t ü r ç a l ı ş m a f a b r i k a d a işe y a r a m a z , g e r e k l i b i r e r g i n l e m e n i n olmayışından değil, endüstride böyle bir "geleneğin"

olmayı-

şından. B i r b a ş k a o l g u y u d a a n ı m s a t m a k g e r e k i y o r : S i m y a c ı Z a m a n ı n yerine geçiyor a m a o n u üstlenmiyordu; zamansal ritimleri

hızlandırma-

yı, D o ğ a d a n daha hızlı a l t ı n y a p m a y ı i s t i y o r d u ; a m a iyi " f i l o z o f ' ya da m i s t i k o l d u ğ u n d a n s i m y a c ı

Zamandan korkuyordu,

kendini

esas

olarak zamansal bir varlık olarak görmüyordu; cennetin mutluluklar ı m a r z u l u y o r , e b e d i y e t i d ü ş l ü y o r , ö l ü m s ü z l ü ğ ü n , Elbcir Vitae'nin

pe-

ş i n d e n k o ş u y o r d u . Y i n e b u a ç ı d a n da s i m y a c ı , g e r e k k o z m o g o n i y i y i neleyip zamanı dönemsel olarak "yeniden yaratarak," gerek

zamanı

dinsel olarak kutsayarak, gerekse "unutarak," yani anlamlı (bu yüzden de kutsal) iki e y l e m arasındaki dünyevi mesafeleri reddederek Z a m a n ı n geri

dikkate

döndürülemez oluşuna ilişkin

bilinci

fırsatta h i ç e s a y a n m o d e m ö n c e s i i n s a n g i b i d a v r a n ı y o r d u . simyacının

aletleriyle

ilksel

k a o s u ve

kozmogoniyi

almayı her

Özellikle

yenilediğinde

bilmek gerekiyor: Simyacıların düşlerini insanoğlunun deneysel bili-

( b k z . s. 1 7 1 ) , a y r ı c a e r g i n l e y i c i " ö l ü m ve d i r i l i ş " a ş a m a l a r ı n d a n geç-

m e o l a n i n a n c ı n d a ve b ü y ü k e n d ü s t r i y e l t a s a r ı l a r ı n d a a r a m a k g e r e k i r .

tiğinde "Zamana h â k i m o l d u ğ u n u " anımsamak gerekir. Her tür ergin-

S i m y a m o d e r n d ü n y a y a iğreti b i r k i m y a d a n daha fazlasını

leme ö l ü m e karşı, yani zamana karşı kazanılmış bir zaferdir:

Erginle-

nen kendini "ölümsüz" bilirdi,

inandığı

bırakmış-

tır: D o ğ a n ı n d ö n ü ş t ü r ü l e b i l e c e ğ i n e o l a n i n a n c ı n ı ve Z a m a n a

hâkim

olma tutkusunu aktarmıştır. Ama bu mirasın m o d e m insan tarafından s i m y a c m m k i n d e n ç o k farklı b i r d ü z l e m d e a n l a ş ı l m ı ş v e

gerçekleşti-

r i l m i ş o l d u ğ u d a a ç ı k t ı r . S i m y a , d o ğ a y ı b i r h i y e r o f a n i l e r k a y n a ğ ı , çal ı ş m a y ı d a b i r ritüel o l a r a k g ö r e n a r k a i k i n s a n ı n d a v r a n ı ş ı n ı d a h a da ileriye g ö t ü r ü y o r d u . M o d e r n b i l i m ise D o ğ a y ı k u t s a l l ı k t a n a r ı n d ı r d ı ğında ortaya çıkabilmiştir; görünümlerin

geçerli bilimsel

kaybolmasından sonra

196

ortaya

olgular yalnızca çıkmıştır.

kutsal

Endüstriyel

artık y o k edilemeyeceğine

post mortem bir varoluşa kavuşurdu. A n c a k s i m y a c ı n ı n d ü ş ü b ü t ü n b i r t o p l u m a y a y ı l ı p da k o l e k t i f hale g e l d i ğ i , y a n i fizikte, k i m y a d a ve e n d ü s t r i d e g e r ç e k l e ş t i ğ i g ü n , z a m a n a karşı savunma olanağı kalmamıştır. M o d e r n insanın trajik büyüklüğü D o ğ a y a göre Z a m a n ı n işini i l k ö n c e üstlenme yürekliliğini o l m a s ı n a b a ğ l ı d ı r . B a ş k a b i r d ü z l e m d e g ö z alıcı z a f e r l e r i n i n

göstermiş simyacı-

l a r ı n ö z l e m l e r i n i g e r ç e k l e ş t i r d i ğ i n i g ö r d ü k . A n c a k d a h a s ı da v a r d ı r .

197


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

SİMYA, DOGA BİLİMLERİ VE ZAMANSALLIK

Modern toplumların insanı Zamanı yalnızca Doğayla olan ilişkilerin-

mn rolünü üstlendiğini, Zamanın yerine çalışarak kendini tükettiğini,

de değil, sonuçta kendi açısından da benimsemiştir. Felsefi düzlemde

sırf zamansal bir varlık haline geldiğini söyleyebiliriz. Zamanın geri-

kendini esas olarak hatta kimi kez yalnızca zamansal, tarihselliğe yaz-

ye döndürülemez ve boş oluşu bütün modern dünya için (yani, kendi-

gılı bir varlık olarak görmüştür. Bütünü itibariyle modern dünya

ni artık Yahudi-Hıristiyan ideolojisiyle bağlaşık hissetmeyen herkes

kendi büyüklüğünü ilan edip dramım üstlendiği ölçüde Zamanla ken-

için) bir dogma haline geldiğinden, insanın üstlenip deneyimlediği

dini denk görmüştür; XIX. yüzyılda bilimler ve endüstriler de buna

zamansallık felsefi düzlemde her tür insan varoluşunun boşunalıgı ile

bağlıdır; insanın zekâsı yoluyla Doğanın sırlarına erişilebileceği, ça-

ifade edilir. İyi ki bu trajik bilinci felsefe düzleminden farklı yerlere

lışma yoluyla da Zamanın yerini alabileceği, Doğanın işini tamamla-

çekecek -modern insanın tinsel ufkunda yer almayan dini bir yana bı-

yabilmek için gerektirdiği çok değişik zamansal süreleri

rakırsak- tutkular, imgeler, mitler, oyunlar, eğlenceler, düşler var.

(jeolojik,

bitkisel, hayvansal ritimleri) ikâme edebileceği, böylece Doğadan daha iyisini daha kısa sürede yapabileceği inancıdır bu. Girişim akılları çelecek kadar büyüktü: İnsanlar binlerce yıl Doğadan daha hızlı olmayı düşlediler. Keşifleri sağlayan o masalsı fikirlerin karşısında insanoğlunun geri adım attığı görülmüş şey değildir. Ancak kaçınılmaz bedeli de gizlememek gerekir: insanoğlu Zamanın yerini alırken, kendini onunla eşleştirmeye, artık isteği kalmasa bile başladığı işi sürdürmeye mahkûm olmuştu.

Bu gözlemler arkaik ya da egzotik toplulukların bir övgüsü olmadığı gibi modern dünyanın da bir eleştirisi değildir. Şu ya da bu toplumun çeşitli yönleri eleştirilebileceği gibi modern toplumun da kimi yönleri eleştirilebilir - a n c a k bu bizim konumuz değil. Biz yalnızca ön tarihe kök salmış simyanın temel düşüncelerinin XIX. yüzyıl ideolojisinde nasıl bir yönelim içine girdiğini ve ne gibi sonuçlara yol açtığını göstermek istedik. Modern dünyanın buhranlarına gelince, bu dünyanın yepyeni bir uygarlık türünü başlattığını hesaba katmak gerekir.

Zamanın işi ancak zihinsel ve bedensel çalışma ile, özellikle çok

Gelecekte nasıl gelişeceğini öngörmek olanaklı değil. Ancak insanlık

daha fazlasıyla gerçekleştirilebilirdi! Kuşkusuz zamanın varlığından

tarihinde bu ideolojiyle karşılaştırılabilecek tek devrim tarımın keşfi

beri insanlar çalışmak zorundaydılar. Ama burada temel bir fark var:

olduğunu, bunun da tinsel altüst oluşları ve kaymaları yarattığını, ay-

XIX. yüzyılın düşlerine ve tutkularına gereken enerjiyi sağlamak için

rıca bu durumun önemini zorlukla tartabildigimizi unutmamak gere-

çalışmanın dünyevileşmesi gerekliydi, insan, tarihinde ilk kez "Doğa-

kir. Göçebe avcıların saygın dünyası dinleri, mitolojileri, manevi ta-

dan daha iyi ve çabuk yapabilmek için" bu işi üstlenmiştir; bunu ya-

savvurlarıyla akıp gidiyordu. Tanm nedeniyle ölmeye yüz tutan "eski

parken de başka toplumlarda çalışmayı tahammül edilebilir kılan din-

dünyanın" temsilcilerinin yakınmaları binlerce yıl sürmüştür. Ayrıca

sel boyut bir yana atılmıştır. İnsanın zamansal süreyi, onun yavaşlı-

insanın yerleşmek

ğını ve ağırlığını ancak bu tamamen dünyevileşmiş işte duyumsamış-

sel buhranın tamamıyla özümsenmesi için de yüzyılların geçmesi ge-

tır; saate ve harcanan enerjiye göre ölçülen, salt çalışmadır bu. Kısa-

rektiğini varsayıyoruz. Göçebelikten yerleşik yaşama geçişin neden

cası modern toplumların insanının, kelimenin tam anlamıyla Zama-

olduğu "bütün değerlerin alt üst oluşunu" tasavvur edebilmemize ola-

198

199

ve ekili toprağa bağlanma

kararıyla oluşan derin tin-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR'A EK*

n a k y o k t u r ; p s i k o l o j i k ve t i n s e l y a n s ı m a l a r ı n ı da b i l e m i y o r u z . İşte a y n ı b i ç i m d e m o d e r n d ü n y a n ı n t e k n i k k e ş i f l e r i , M e k â n a hâkimiyeti benzer çapta bir devrimi gösteriyor;

Zamana ve

Mircea

bu devrimin

Eliade

sonuçlarını henüz ö z ü m s e m i ş değiliz. Özellikle çalışmanın kutsallıktan a r ı n m a s ı m o d e r n t o p l u m l a n n b e d e n i n d e k a n a y a n b i r y a r a d ı r . nunla birlikte hiçbir şey gelecekte yeniden kutsallaşmanın

Bu-

gerçekleş-

m e y e c e ğ i n i d e k e s i n l e y e m e z . İ n s a n l ı k d u r u m u n u n z a m a n s a l l ı g ı n a ge-

" D İ N S E L " B İ R G Ö R Ü N G Ü OLARAK

l i n c e , b u ç o k d a h a c i d d i b i r keşiftir. A n c a k d a h a d o ğ r u b i r Z a m a n ta-

M E T A L Ü R J İ VE S İ M Y A

savvuru sayesinde zamansallıkla uzlaşılabilir. Ama burada bu sorunH i ç b i r y a z a r h e r o n ya da y i r m i y ı l d a b i r k i t a p l a r ı m y e n i d e n yaz-

ları ele a l m a n ı n s ı r a s ı değil. A m a c ı m ı z y a l n ı z c a m o d e r n d ü n y a n ı n t i n sel b u h r a n ı n ı n ilerdeki yazgısına ilişkin verdiği ipuçlarmda metalurj i s t l e r i n , d e m i r c i l e r i n ve s i m y a c ı l a r ı n d ü ş l e r i n e y e r v e r d i ğ i n i

göster-

m e k t i . Batı i n s a n ı n ı n t a r i h y a z ı m s a l b i l i n c i n i n ç o k e s k i a t a l a r ı n ı n eyl e m l e r i v e i d e a l l e r i n d e n k o p m a m ı ş o l m a s ı iyi b i r ş e y d i r ; b u m i t l e r i n

mayı göze alamayacağından hiç değilse okuyucusunu yapılan en son a r a ş t ı r m a l a r l a ilgili g e l i ş m e l e r d e n h a b e r d a r e t m e k l e y ü k ü m l ü d ü r . manizm*

adlı k i t a b ı m ı n i k i n c i b a s k ı s ı n ı n h a z ı r l ı k l a r ı

b i r e l e ş t i r e l ve b i b l i y o g r a f i k mise au point'a

sürerken

kalkışmıştım.1

Şa-

böyle

İlerleyen

ve b ü t ü n b u d ü ş l e r i n m i r a s ç ı s ı o l a n m o d e r n i n s a n b ü t ü n b u n l a r ı ancak kökensel anlamlarını bir yana bırakarak gerçekleştirebilmiş

olsa Bu bölüm, kitabın Stephen Corrin tarafından The Forge

bile...

The Origins and Structures

and the

Crucible.

ismiyle çevrilen İngilizce baskısında

of Alchemy

(University of Chicago Press, Chicago ve Londra,

1978

[birinci baskı

1 9 6 2 ] ) yer almaktadır ve Ergun Kocabıyık tarafından çevrilmiştir - y n . '

Le Chamanisme Techniques

et les techniques

of Ecstasy,

de l'extase,

Payot, 1 9 5 1 . Shamanism.

baskısı Pantheon Books tarafından

1964'te, ingiltere'deki ilk baskısı ise

Routledge yayınevi tarafından 1988'de yapılmıştır. Dilimize Şamanizm. Esrime Teknikleri

Archaic

İngilizceye çeviren Willard R. Trask. ABD'deki ilk İlkel

ismiyle İsmet Birkan tarafından çevrilmiştir (İmge Yayınevi,

1 9 9 9 ) . Şamanizm konusunda yayımlanan ilk eser olma ayncalıgma sahip bu eser hâlâ en önemli başvuru kaynağıdır. Eliade kitabının İtalyanca, Almanca ve İspanyolca çevirileri sırasında kitabında birtakım düzeltmeler ve iyileştirmeler yapmıştır; ancak en köklü değişiklikleri ve eklemeleri 1 9 6 4 ' teki ABD baskısında yapmıştır - y n . 1

Mircea Eliade, "Rescent Works on Shamanism: A Review Arıicle," History Religions, c. I, sayı 1, Yaz 1 9 6 1 , s. 1 5 2 - 8 6 .

200

201

of


DEMİRCİLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

VE SİMYACILARA

EK

sayfalarda yer alan notlarda, arkaik ve geleneksel metalürji uygulama-

ğa kavuşturmaya çalışmıştım. Başka bir deyişle, benim çabam, bitki-

larının dinsel anlamları ve simyanın başlangıçtaki önemiyle ilgili ola-

ler âlemine artık "büyüsel ve mitolojik olarak" bakılmadığı, ama he-

rak benzer bir mise au point yapmayı düşündüm. 1935'ten itibaren bir-

nüz Linneaus 6 sonrası dönemlerdeki gibi bilimsel çalışmanın nesnesi

kaç kez bu meseleleri ele almıştım, 2 ancak burada çoğunlukla Demirciler ve

Simyacılar'^3

de olmadığı bir zamanda Hint düşünce tarihindeki bir evreyi çözümlemekti. Uluslar arası Tarihçiler Kongresinin (Bükreş, 1932) Bilim

gönderme yapacağım.

Konuya din tarihçisinin bakış açısından yaklaşarak, metalürji tek-

Tarihi bölümünde "le caractere qualitatif de la physique indienne"

("Hint

nikleri ve kadim kimya konusunda çalışan tarihçilerin yayımladıkları

fiziğinin niteliksel özelliği") dediğim şeyi, yani nicelikleri neredeyse

muazzam külliyatın üzerinde pek durmayacağım. Bu tür metinler ara-

ihmal ederken niteliklerin sınıflandırılmasını ve sistematik olarak ta-

sından yalnızca Demirciler

ele alman temalarla doğ-

nımlanmasını temel alan bir fizik bilimi kurmak üzere Sâmkhya ve

rudan ilgili materyal ve bilgi içerenlere başvuracağım. Aslında benim

Vaiseşika'mn gösterdiği çabaları Masson-Oursel'in ardından tartışma-

madencilik, metalürji ve simyanın erken dönem tarihi hakkındaki so-

ya açmıştım. 5

ve Simyacılar'da

Ancak asıl çaba, metalürji ve simyanın büyüsel-dinsel bağlamda

ruşturmalarım kısmen, teknikler ve doğa bilimleri tarihçilerinin araştırmalarınm sonuçlarına dayansa da onların çabalarıyla ilgisi ol-

incelenmesi üzerinde yoğunlaşmıştır (F.&C.'de yer alan önceki yayın-

mayan çok daha tutkulu bir projenin parçası olmuştur yalnızca. Kısa-

ların bir özeti için bkz. s. 13-14 ve D.&S. s. 13-14). Metallerin keş-

cası, homo faber'in

mitolojisini, bilimsel düşüncenin yükselişinden

finin somut, "nesnel" sonuçlarım, madencilik ve metalürji uygulama-

önce onun maddi dünyayı fethetmesinin önemi ve işlevini anlamak

larının gelişimini -bilim tarihçilerince hayranlık verici bir biçimde,

için incelemek istedim. Gençliğimde yazdığım bir monografi olan

ancak başka her şeyi dışarda tutarak inceledikleri sonuçlan- yadsı-

Cunoştintele botanice İn vechea lndie'de4 eski ve ortaçağ Hindistan'ında

madan, genellikle ihmal edilmiş ya da küçümsenmiş bu akıl almaz

bitkilerle ilgili gözlem ve sınıflandırmaların yapısı ve amacını açıklı6

Linneaus: Linne isminin Latinceleştirilmiş biçimi; modern sistematik b o t a niğin ve zoolojinin kurucusu İsveçli doğa bilimci Cari von Linne

2

Arslan, Kabalcı, 2 0 0 2 ] ; Cosmologie si Alchimie babiloniana, bı! Simyası ve Kozmolojisi,

tallurji, Magic and Alchemy," Zalmoxis, 3

Mircea Eliade, Demirciler

Bükreş, 1 9 3 7

ve

c. I, 1 9 3 8 , s. 8 5 - 1 2 9 .

Simyacılar

(bundan

sonra

5

Tekniklerin ve doğa bilimlerininkini değil, sanatlann "tarihöncesi"ni soruşturmakla bağlantılı böyle bir çözümleme, lirik ve epik şiirin esrimeyle ilgili "kökenleri" hakkında ("Techniques de l'extase et langages secrets,"

"D.&S."

anılacak), çev. Mehmet Emin Özcan, Kabalcı, 2 0 0 3 ; The Forge

4

[Ba-

çev. Mehmet Emin Özcan, Kabalcı, 2 0 0 2 ] ve "Me-

(1707-

1778) -yn.

Bkz. M. Eliade, Alchimia Asiatica, c. I, Bükreş, 1 9 3 5 [Asya Simyası, çev. Lale

olarak and

the

renze,

Instituo İtaliano

per il Medio ed Estremo

"Litterature orale," Histoire des litteratures,

c. II [Roma, 1 9 5 3 ] ;

Oriente,

Encyclopedie

Confe-

de la Pleiade,

1 [Paris,

Crucible (bundan sonra "F.&C." olarak anılacak), çev. Stephen Corrin, New

1 9 5 6 ] , 3 - 2 6 ) ve mimari ile şehir planlamanın dinsel kökenine dair ("Centre

York ve Londra, 1 9 6 2 .

du monde, temple, maison," Le symbolisme

Buletinul Societâtii de Ştiin(e, Cluj, V ( 1 9 3 1 ) , 2 2 1 - 3 7 .

[Roma, 1 9 5 7 ] , s. 5 7 - 8 2 ) yazdığım bir dizi monografidir.

202

203

cosmique

des monuments

religieıoc


DEMİRCİLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

girişimin bazı yönlerini vurguladım. Yalnızca bilimsel ilerlemeyi ğil, i n s a n o ğ l u n u n tüm

kültürel tarihini anlamak üzere araştırma

p a r k e n , m e t a l l e r i n k e ş f i y l e o r t a y a ç ı k a n imgesel imaginaire)

da

dünyayı

minolojiyle

ya-

liğimizde hâlâ k ı s m e n b u a r k a i k mirası taşıyoruz.

soruşturmaya giriştim. Bu imgesel dünyayı - k i b u aslında

bir anlam d ü n y a s ı d ı r - i h m a l eden bir tarih, yalnızca eksik değildir; m a d e n l e r e , m e t a l l e r e ve m e t a l ü r j i y e

salt e m p i r i k ya da

rasyonalist

y a k l a ş ı m , Batı kültürünün e v r i m i n d e k i en son aşamayı temsil

ettiği

dilimizde,

EK

de-

(univers

ifade e t m i ş t i ;

VE SİMYACILARA

metaforlanmızda

ve

simgeci-

Din tarihçisi, e m p i r i k keşiflerle m e y d a n a getirilen bütün b u tinsel değerler

ve

univers

imaginaire'lerle

ilgilenir,

çünkü

zihninin tarihinde ö n e m l i bir rol oynamışlardır.

bunlar

insan

Tarihte ilk

"zincir

m u c i d i " n e o l i t i k i n s a n ı y a r a t a n y a l n ı z c a t a r ı m s a l ve m e t a l ü r j i n i k l e r i d e ğ i l , a y n ı z a m a n d a t a r ı m ve m e t a l ü r j i n i n

keşfiyle

tek-

mümkün

i ç i n a y n ı z a m a n " ö z n e l " v e b u n e d e n l e b i l i m s e l l i k d ı ş ı d ı r da. A s l ı n d a

h a l e g e l e n d i n s e l v e m i t o l o j i k y a r a t ı m l a r d ı r da. B u t e k n o l o j i k k e ş i f -

metallerin keşfi ve m e t a l ü r j i n i n gelişimi, insanın e v r e n d e k i varlık ki-

lere eşlik e d e n simgecilikler, m i t o l o j i l e r ve ritüeller, tarihin ilk "zin-

pini k ö k t e n değiştirdi. Metallerin belli amaçlar doğrultusunda kulla-

cir m u c i d i " neolitik sonrası insanın biçimlenişinde e m p i r i k

nılması

d e n d a h a az b i r rol o y n a m a m ı ş l a r d ı r .

insanın

maddi

dünyayı

fethine

büyük

ölçüde

katkıda

bu-

l u n m a k l a k a l m a d ı , aynı z a m a n d a o n u n a n l a m d ü n y a s ı n ı da d e ğ i ş t i r d i . Metaller ona yeni bir m i t o l o j i k ve dinsel evrenin kapılarını açtı.

Bu örneği veriyorum,

başa-

olmanın eşiğindeydi. Simyayı b u l d u ğ u m u z her yerde, daima

dün-

bir gelenekle yakından ilişkilendirilmiş

çünkü insana yeni bir manevi

y a n ı n k a p ı s ı n ı " a ç a n " ö n e m l i b i r t e k n o l o j i k k e ş i f d i y e ifade

indirgenemez.

Aslında, o ilkel k i m y a haline geldiğinde, simyasal a n l a m dünyası y o k

B e n z e r , h a t t a daha da r a d i k a l b i r d e ğ i ş i k l i k t a r ı m ı n k e ş f i y l e rılmıştır.

Bu tür sebepler yüzünden, simya bir ön-kimyaya

keşifler-

ettiğim

"mistik"

durumdadır: Çin'de

lukla, Hindistan'da Yoga ve Tantracılıkla, Helenistik Mısır'da

Taocugnosis'lt

ş e y i ç o k daha iyi r e s m e d i y o r . T a r ı m ı n k e ş f i n i n d e v r i m c i ö z e l l i ğ i v e

{irfan}, M ü s l ü m a n ü l k e l e r d e H e r m e t i k ve b â t m i m i s t i k o k u l l a r l a , Ba-

e k o n o m i k , teknolojik ve toplumsal sonuçları konusunda ısrar

tıda o r t a ç a ğ ve R ö n e s a n s H e r m e t i z m i y l e H ı r i s t i y a n l ı k l a ve m e z h e p s e l

etmek

y a r a r s ı z d ı r . B u n l a r a ş i k â r o l a n ş e y l e r d i r v e k o n u y l a ilgili b ü t ü n e s e r -

m i s t i s i z m l e ve K a b a l a ile. S o n u ç o l a r a k , s i m y a n ı n i ş l e v i v e a n l a m ı n ı

lerde ve ders kitaplarında b ü y ü k bir gayretle

durur.

Ne

k a v r a m a k için simya

k i , t a r ı m ı n k e ş f i n i n " t i n s e l " s o n u ç l a r ı daha az ö n e m l i d e ğ i l d i r . ' 1

Ta-

k i m y a y a ö z g ü s e z g i l e r e b a k a r a k b i r y a r g ı y a var manialıyız.

rımsal çalışmayla yeni bir anlam dünyası yakalanmıştı.

ola-

tekrarlanır

"Doğal

metinleri hakkında, içermeleri

değerlendirme b ü y ü k şiirsel

r a k " a k ı l l a r a p e k ç o k b e n z e ş i m l e r v e ö z d e ş l i k l e r g e t i r d i : ö r n e ğ i n ka-

veya tarihsel

d ı n l a r , tarla, c i n s e l y a ş a m , i n s a n d o ğ u r g a n l ı ğ ı , t a r ı m , a y ı n e v r e l e r i ,

m a k l a - aynı şey olurdu.

ö l ü m v e y e n i d e n d o ğ u m vs a r a s ı n d a k i i l i ş k i l e r .

İlk çiftçi,

kendisinin

d ü n y a d a k i ö z e l v a r l ı k k i p i n i , b i t k i s i m g e c i l i ğ i v e b i t k i l e r l e ilgili

ter-

yaratıları,

içerdikleri

doğruluklarına bakarak yargılamakla

Simyacıların doğa bilimlerinin gelişimine

mümkün Böyle

bilimsel -ve

de katkıda

olan bir

verilere

sınıflandır-

bulundukları

k e s i n l i k l e d o ğ r u d u r . A n c a k b u k a t k ı y ı , dolaylı o l a r a k ve y a l n ı z c a m a d e n c e v h e r l e r i ve y a ş a y a n m a d d e y l e i l g i l e n m e l e r i n i n b i r s o n u c u olar a k y a p m ı ş l a r d ı r ; ç ü n k ü o n l a r " d e n e y c i l e r " d i , s o y u t d ü ş ü n ü r l e r ya da

6

Bkz. M. Eliade, Dinler Tarihine Giriş, çev. Lale Arslan, Kabalcı, 2 0 0 3 , § 125.

204

205


DEMİRCİLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

bilgiçlik taslayan âlimler değildiler. Ne var ki, "deney"e eğilimleri

VE SİMYACILARA

EK

Chemistry'si (Londra, 1966).

göstermeye ça-

Simyanın kökeni ve önemi hakkında son zamanlarda yapılmış bazı

lıştığım gibi, madensel veya bitkisel maddelerle yapılan deneyler, da-

çalışmalar hakkında bir değerlendirme, Wolfgang Schneider tarafın-

ha büyük bir hedefi gerçekleştirmeye çalışmıştır: simyacının kendi

dan yayımlanmıştır: "Probleme und neuere Ansichten in der Alchemi-

varlık kipini değiştirmesi.

egeschichte," Chemiker-Zeitung/Chemische

doğal âlemle sınırlı değildi. Demirciler

ve Simyacılar'da

Bu birkaç başlangıç izlenimi, kitabımın bir özeti ya. da yöntembiliminin

bir

savunması olarak tasarlanmamıştır. 7

Yalnızca,

din

tarihçisi için bu tür araştırmaların yararını bir kez daha vurgulamayı istedim, yoksa bu ek bölümün sonunda ima edilen tarihyazımsal gelişmeyi özümseyecek olan cesur bilginden, yeni kuşak kültür tarih-

Eisenhüttenwesen,

Symbole'yi

(Weinheim, 1962) yayımlamış olan Dr. Schneider, Demirciler ve Simyaklaşımım ve vardığı sonuçları kabul eden kimya tarih-

çilerinden birisidir. Maurice P. Crossland'ın Historical Studies in the

SİMYA VE "KÖKENLERİ" SORUNU

195 vd; D.&S. s. 2 1 8 vd), Ailen G. Debus tarafından şu eserde uygun bir şekilde sunulmuştur: "The Significance of the History o f . E a r l y Chemistry," Cahiers d'histoire mondiale,

(Cambridge, Mass., 1962) simya termi-

Ganzenmüller'in daha önemli katkılarından bazıları ise onun zur Geschichte

der Technologie

und der Alchemie

Beitrâge

(Weinheim,

1956)

isimli kitabında bir araya getirilmiş bulunuyor.

IX, sayı 1, 1965, s. 39-58. J .

R. Partington'un son derece zengin kaynakçalara sahip anıtsal eseri dört ciltlik History of Chemistry (Londra 1961), özel bir ilgiyi

of

Chemistry'si

(New York, 1956), John Read'in Through Alchemy

to

Chemistry'si

(Londra, 1957), E. J. Holmyard'ın Alchemy'si P. Multhaufun

The

METAL İŞÇİLERİ VE DOĞAÜSTÜ M O D E L L E R İ

hak

etmektedir; ayrıca bkz. H. M. Leicester'in The Historical Backgrourıd

Robert

of Chemistry'sinde

nolojisinin anlaşılmasına yönelik önemli katkılar bulacaksınız. W.

Simya ve erken dönem kimya ile ilgili en son yapıtlar (F,&C. s.

1957) ve özellikle

das

XXXVII, sayı 7, Temmuz 1966, 533-38. Pek çok

başka eser arasında Lexicon Alchemistische-Pharmazeutisches

Language

Books,

LXXXV, sayı 17,

gen der Metallurgie zu Alchemie und Pharmazie," Archiv für

yacıların

çisinden bahsetmeyi değil.

Apparatur,

1961, 6 4 3 - 5 1 ; aynca bkz. aynı yazar, "Die geschichtlichen Beziehun-

Demir işçileri hakkında folklor (F.&C. s. 87 vd; D.&S. s. 9 2 ) için Frederick W. Robins'in The Smith. The Traditions

and

Lore of an

(Londra, 1953) bakınız. Demir işçisinin

büyüsel

(Penguin

Ancient Craft'ma

Origin

becerisi Aziz Patrick'in ilahisinde bile kabul edilmiştir: "Çağırıyorum

of

şimdi herkesi ... demirciler ve büyücüler ve kadınların büyüsüne karşı benimle (bu kötülükler) arasına (Tanrının) erdemlerini" (The 7

En kapsamlı ve sempatik eleştiriler arasında S. H. Nasr'ın Isis, XLIX ( 1 9 5 8 ) , s.

450-53'deki ve W.-E. Peuckert'in Zeitschrift fiir Volkskunde, LVII, sayı 1 ( 1 9 6 1 ) , s. 146-48'deki değerlendirmelerini anmak isterim.

206

Tripartite

Life of Patrick'den,

E. E. Hlinger'in şu eserinde

alıntı-

lanmıştır.' "Magic Weapons in Celtic Legends," Folklore, LVI [1945], s.

207


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

DEMİRCİLER

Ekim, 1955 (Annales de l'Est, Memoire sayı 16 [Nancy, 1955], özellikle Jean Leclant'm şu makalesi: "Le fer dans l'Egypte ancienne, le Soudan et l'Afrique," s. 85-91).

Alchemical and Hermetic Symbolism," Ambix, VIII, 1960, Origins," Ambix, X, 1962, 8 3 - 9 6 .

D.&S. s. 45 vd) hakkında bkz. Georg Schreiber, Der Bergbau Geschichte, Ethos und Sakralkultur,

in

Cologne ve Opladen, 1962.

Pieper, Ulrich Rülein von Calw und seine Bergbüchlein,

Berlin,

1955;

ayrıca bkz. Dorothy Wyckoff, "Albertus Magnus on Ore Deposits," Isis, XLIX, 1958, s. 109-122; Lazarus Ercker, Treatise on Ores

simyası

çeviren ve notlandıran A. G. Sisco ve C. S.

Smith, New York: Amerikan Madencilik ve Metalürji Mühendisleri Enstitüsü, 1949.

Chemical Technology in Ancient Mesopotamia,

Chemistry

s.

196-97;

D.&S.

s.

244)

hakkında

Alchemical Treatises Attributed to Avicenna," Ambix, X, 1962, 41-82; Henry Corbin, Avicenna and the Visionary Recital,

and

Amsterdam, 1959; ayrıca

Fransızcadan çev.

Willard R. Trask, New York, 1960, özellikle s. 2 1 2 vd. P. C. Ray'in The History oj Hindu Chemistry'si (F.&C. s. 192; D.&S. s.

238)

1956'da yeniden basılmıştır

(Kalküta,

Hindistan

Kimya

Cemiyeti); ayrıca J. Filliozat'm Zsis'deki (XLIX, 1958, s. 362-63) değerlendirmesine bakınız. Demirciler

Mezopotamya belgeleri (F.&C. s. 71 vd; D.&S. s. 76 vd) sistematik şekilde Martin Levy tarafından incelenmiştir:

(F.<SC.

Debus'daki (a.g.y., s. 45, dipnot 17) kaynak göndermelerine bakınız.

and

Assaying, çev. A. G. Sisco ve C. S. Smith, Chicago, 1951; ve Berg-

bir

İslam

Ayrıca şu eserler özel bir öneme sahiptir: H. E. Stapleton, "Two

(F.&C. s. 4 4 vd; D.&S. s. 50 vd) hakkında bkz. W.

werk- und Probierbüchlein,

35-41;

"The Ouroboros and the Unity of Matter in Achemy: A Study in

Madencilik ve madencilik mitolojisi ve folkloru (F.&C. s. 4 3 vd;

Bergbüchlein

VE S/MYACJLAR'A EK

ve

Simyacılar'ı

hazırlarken,

Maung

Hsin

Aung'un

"Alchemy and Alchemist in Burma," (Folklore, XLIV, 1933, s. 346-54) isimli makalesinden haberdar değildim. İnsan bedeninin içine cıva veya demirden yapılmış uygun metal bileşikleri sokarak bir

zawgyee

bkz. aynı yazar, "Gypsum, Salt and Soda in Ancient Mesopotamian

(yogi kelimesinden türetilmiş bir terim) haline gelir; eğitiminin yarı-

Chemical Technology," Isis, XLIX, 1958, s. 3 3 6 - 3 4 1 .

sına geldiğinde aday "canlı metal taşı"nı elde eder. Ona sahip olmak kişiye havada uçma ve yeraltında seyahat etme yeteneği kazandırır;

HELENİSTİK VE İSLAMİ SİMYA EN S O N

HAKKINDA

ÇALIŞMALAR

dışarıdan gelecek saldırılara karşı korunmuş bir hale gelir ve yüzyıllarca yaşayabilir. Bu taş, ona dokunulunca tüm hastalıkları iyileştirir ve pirinç veya gümüşü altına dönüştürür. Aday, gerekli bileşikleri

H. J. Shepard, Gnostisizme simya mistisizminin temel kaynağı

edinene kadar denemeye devam eder. Taşı yutunca, yedi gün boyunca

olarak bakmaktadır; bu yazarın şu eserlerine bakınız:

"Gnosticism

bilincini yitirir. Genellikle bir mağaraya çekilir ve yedi gün sonra

and Alchemy," Ambix, VI, 1957, s. 86-101; ayrıca "Egg

Symbolism

bir zawgyee olarak çıkar. Bundan sonra bir tanrı gibidir: milyonlarca

in Alchemy," Ambix, VI, 1958, s. 140-148; "The Redemption Theme

yıl yaşayabilir, ölüye hayat verebilir ve görünmez olabilir (s. 346-

and Hellenistic Alchemy, Ambix,

47). Bir "zavvgyee'nin et yemesi ve sarhoşluk verici içkiler içmesi ya-

VII, 1959, 42-76; "A Survey of

210

211


DEMİRCİLER

DEMİRCİLER VE S1MYACIİJ\R

s a k t ı r . K a d ı n l a r l a değil, a n c a k g e n ç b a k i r e l e r i n b o y u n d a ve b i ç i m i n -

m a k a l e l e r i n d e ele a l m ı ş t ı r :

d e k i b e l i r l i m e y v e l e r l e c i n s e l ilişkiye g i r m e s i s e r b e s t t i r . Zawgyee

c i o u n , " Modern

on-

Philology,

VE SIMYACILAR'A

"The

Yeoman's

X X X V I I , 1 9 4 0 , s.

EK

Canon's Silver

Citrina-

2 4 1 - 6 2 ; " D o n n e ' s Alche-

lara h a y a t v e r i r , o n l a r ı karısı y a p a r . Ayrıca b k z . M a u n g H s i n A u n g ,

m i c a l F i g u r e s , " ELH,

I X , 1 9 4 2 , s. 2 5 7 - 8 5 ; " T h e A l c h e m y in J o n s o n ' s

"Burmese Alchemy Beliefs," Journal of the Burmese Research

Mercury Vindicated,"

Studies in Philology, XXXIX, 1942, s. 625-37.

Society,

s. 8 3 - 9 1 . H i n t y o g i - s i m y a c ı s ı y l a b e n z e r l i k a ç ı k t ı r ; b e n i m şu

XXXV,

kitabıma bkz.: Yoga. Immortalitiy and Freedom,

New York, 1958, s.

2 7 4 vd.

G e n e l b i r i n c e l e m e i ç i n b k z . H. F i s c h , " A l c h e m y ve E n g l i s h

türe," Proceedings of the Leeds Philosophical and Literary Society,

VII,

123-36. L u t h e r ' i n s i m y a y a y ö n e l i k t u t u m u ve L u t h e r c i ilahiyat ile a r a s ı n d a k i i l i ş k i l e r şu m a k a l e d e i n c e l e n m i ş t i r : J . W . r ö n e s a n s

v e r e f o r m

ç a ğ ı n d a

s i m y a

P a r a c e l s u s ve R ö n e s a n s i y a t r o k i m y a c ı l a r ı (F.&C. 246)

Litera-

hakkında

bkz.

Walter

Pagel,

Paracelsus:

Philosophical Medicine in the Era of the Renaissance,

An

"Cross, Constellation, and Crucible: Lutheran Astrology and Alchemy

1 9 8 ; D.&S.

s.

Introduction

s. to

Basel, 1958; aynı

yazar, Das Medizinische Weltbild des Paracelsis, seine Zusammenhânge Neuplatonismus

mit

und Gnosis, Wiesbaden, 1 9 6 2 , ve "Paracelsus and the

N e o p l a t o n i c a n d G n o s t i c T a r a d i t i o n , " Ambix, Ailen G. D e b u s , The English Paracelsians,

V I I I , 1 9 6 0 , s.

Londra,

simya

Montgomery,

125-60;

in the Age of the Reformation," Transactions of the Royal Society of Canada,

c. I, seri 4 , H a z i r a n , 1 9 6 3 , b ö l . II, s. 2 5 1 - 7 0 0 ; ayrıca Fran-

sızca ç e v i r i s i n e

bakınız:

"L'astrologie

et l ' a l c h i m i e

lutheriennes

l'epoque de la Reforme," Revue d'histoire et de philosophie

religieuses,

1 9 6 6 , s. 3 2 3 - 4 5 . Luther'in k o n u h a k k ı n d a k i e n y o ğ u n ifadesini alıntıl a m a s ı b a k ı m ı n d a n değerlidir:

1 9 6 5 ; aynı y a z a r ,

Simya ilmini (ars alchimica) çok severim ve gerçekten eskilerin

" T h e S i g n i f i c a n c e o f t h e H i s t o r y o f E a r l y C h e m i s t r y , " s. 4 8 vd (zen-

tam manasıyla doga felsefesiydi o. Bu ilmi yalnızca metalleri süsle-

gin b i r k a y n a k ç a y a s a h i p t i r ) ; W o l f g a n g S c h n e i d e r , " P a r a c e l s u s und

mede ve şifalı bitkileri ve içkileri damıtma ve sümlimleştirmede pek

die E n t w i c k l u n g der p h a r m a z e u t i s c h e n C h e m i e , " Archiv

çok kullanımı olmasından değil, aynı zamanda Kıyamet Gününde

der

Paı

mazie,

ölülerin dirilişine temas eden bu son derece hoş metafor ve gizli

C C X C I X , sayı 9 , 1 9 6 6 , 7 3 7 - 4 6 . J o n s o n ' u n Alchem/sf'ine g e l i n c e

s.

5 4 vd;

anlam yüzünden de seviyorum. Çünkü, demirci fınmnm içinde

s.

55),

E d g a r Hill D u n c a n ' m m ü k e m m e l b i r m a k a l e s i n e b a k m a m a k l a

hata

kalırken ateşin bir cevherden diğer kısımlan ayınp geri alması ve

e t t i m : " J o n s o n ' s Alchemist

LXI,

ruhu, hayatı, özsuyunu, gücü yukanya taşıması gibi [Luther ayrıca

Eylül, 1 9 4 6 , s. 6 9 9 - 7 1 0 . Bu yazar J o n s o n ' u n s i m y a h a k k ı n d a k i dikkat

burada şarap, tarçın ve küçük hindistan cevizi kanşımının resim-

ç e k i c i b i l g i s i n i , " C h a u c e r ve D o n n e dahil, h e r h a n g i b i r b a ş k a b ü y ü k

lerini kullanır] Tann da hesap günü ateşle böyle ayıracak her şeyi,

(F.&C.

D.&S.

a n d t h e Literatüre o f A l c h e m y , " PMLA,

ingiliz e d e b i ş a h s i y e t i n i n k i n d e n daha g e n i ş b i r b i l g f ' y i

bol bol

ör-

n e k l e g ö s t e r i r . Aynı yazar (Geoffrey) C h a u c e r ' i n s i m y a b i l g i s i n i

şu

212

â

murdar madde, tortu tıpkı bir ölü ve değersiz bir ceset gibi dipte

kâfirlerle salih olanlan [Tischreden, Weimar basımı, I, 1 1 4 9 , aktaran: Montgomery, a.g.y., s. 263]

213


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

demirciler

Yazar, Andreas Libavius'un (1550-1616) ve Khunrath'm 1605) simya eserlerinde ve J . V. Andreae'nın (1586-1650)

(1560-

EK

SİMYANIN KÖKENLERİ

Chymical

Wedding'inde saklı Lutherci fikirlere dikkat çeker.

ve simyacılara

Simyanın kökenleri hakkında bkz. Wolfgang Schneider, "Über den

G. F. Hartlaub, kısa bir tebliğ olan "Prima materia. Das Geheimnis eines Gemâldes von Giorgione"de (Die BASF. Aus der Arbeit

Ursprung

des Wortes 'Chemie'," Pharmazeutische

Industrie,

XXI,

der

1959, 79-81; aynı yazar, "Probleme und neuere Ansichten in der

IX, 1959, 50-54) Giorgione'nin "Üç

Alchemiegeschichte," ve Homer H. Dubs, "The Origin of Alchemy,

Filozof' isimli ünlü resminin simyevi bir yorumunu öneriyor. Yazar

Ambix, IX, 1961, 23-36. Bir dizi makalede, S. Mahdihassan kimia ke-

Badischen Anilin und Soda Fabrik,

bu üç şahsiyette, Dogu'dan gelen üç Müneccim'i değil, gizli bir cemi-

limesinin kökeninin Çinceden geldiğini kanıtlamaya çalışmıştır. Şunu

yetteki makamların kişileştirilmiş hallerini görüyor. Ona göre, resim

iddia etmektedir: "Güney Çin'de, Altın (yapan)-taze bitki suyu anlamı-

muhtemelen, prima

arandığı yeryüzünün iç kısımlarına

na gelen Kim-Iya kelimesi vardır. İslam öncesi dönemin Arapları bu

terrae, vs.) duyulan simgesel bir saygıyı temsil etmek-

kelimeyi Çin'den dönemin ticaret merkezi İskenderiye'ye taşıdılar;

(visita interiora

materia'mn

te. Ayrıca bkz. aynı yazar, Der Stein der

1959;

burada kimiy, chemia şeklinde yazıldı ancak kimiya diye telaffuz edildi"

"Chymische Mârchen," BASF, c. IV, sayı 2 ve 3, 1954; c. V, sayı 1,

(S. Mahdihassan, "A Triple Approach to the Problem of the Origin of

1955; "Symbole der Wandlung," BASF, IX, 1959, 123-28.

Alchemy," Scientia,

Weisen,

Münih,

LX, 1966, 444-55, özellikle s. 445). Ayrıca bkz.

Batılı simya eserlerinin eski basımlarının pek çok fotografik tekrar

aynı yazar, "Chinese Origin of Alchemy," United Asia, V, 1953, 241-

basımları arasında (F.&C. s. 198-199; D.&S. s. 2 2 1 - 2 2 3 ) ; bkz. Debus,

44; "Alchemy and Its Connections with Astrology, Pharmacy, Magic

"The Significance of the History of Early Chemistry," s. 46, dipnot

and Metallurgy," Janus,

21-26), Milan'daki Arche yayınevinin 110 adetlik sınırlı basımlarını

Chinese Origin

yaptığı metinler dizisi, özel olarak bahsedilmeyi hak ediyor. Özel-

Symbols," Iqbal Review, Karaçi, Ekim 1966, s. 22-58. Yazar, bahse-

likle ilginç olanlar, Giovan Battista Nazari'nin Della tramutatione

me-

dilen bu tebliğlerin sonuncusunda simyanın kökenleri hakkındaki

tallica sogni tre'si (Brescia, 1599); Giovanni Braccesco'nun La espositione

görüşlerini özetlemektedir: "İlkel toplum, yiyecek maddelerinin sı-

di Geber filosofo, Seguito da îl legno della vita Dialoghi due'su (1562

nırlılığından dolayı zor bir hayatla başa çıkmak zorundaydı. Yaşlı

Venedik basımının tıpkıbasımı); ve Huginus â Barmâ'nın Le regne de

erkekler, aileyi geçindirenlerin sırtında birer yük olarak hissedilmiş

Saturne change en Siecle d'Or'udur ( 1 7 8 0 Paris baskısının tıpkıbasımı).

ve kötü muamele görmüşlerdir. Hindistan'da ... ormanın yalnız sa-

Bu sonuncusu, Paracelsusçu bir eser olan Saturnia

aurea

kinleri olarak evi terk etmek zorundaydılar. Ancak insan zihni ölüme

saecula conversa'mn çok nadir bulunan ve ilk basımı Paris'te 1657'de

boyun eğmeye istekli olmayışı, bu çilecileri gençleşme düşleri kur-

yapılmış Fransızca çevirisidir. Arche yayınevinin basımlarına kısa

maya zorlamıştır.... Taze bitkiler tüketmek o zamanlarda bir tıp yön-

sunuşlar, kaynakçalar ve tarihsel açıklamalar eşlik etmektedir.

temi olmuştur.... Çinli otacılar ... yalnızca animizme değil, bundan

regna in

XLVI,

as Revealed

1956, 81-103; "Alchemy and Its

by

its

Etymology,

Doctrines

and

daha çok dualizme inanıyorlardı" (s. 23). Başka göndermeler de

214

215


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

demirciler

ve sımyacılar'a

EK

yapılabilirdi, ancak bu alıntılar yazarın yöntembilimsel yaklaşımını

l'deki alıntı), I, 15 vd). İnsan, aşağıdaki alıntının bir yorum olmak-

göstermek açısından yeterlidir.

sızın nasıl olup da anlaşılabileceğine şaşar: İksiri al ve bütünlüğü koru: T ü m gökle bir arada sonu.

ÇİN SİMYASI

Geriye döndür ersuyunu, fetüs gibi solu: Uzat sonsuzca ömrü 8

Joseph Needham'm ve onunla birlikte çalışanların Çin simyasını (F.&C. s. 109 vd; D.&S. s. 117 vd) anlamakta önemli katkıları olmuş-

Ersuyunun geri döndürülmesi ve embriyon soluması denilen şey,

tur. Needham'm Science and Civilization in China'sının beşinci cildi her

Çin ve Hindistan'da uzun bir tarihi -hatta "tarihöncesi" denilebilir-

ne kadar Çin kimyasının tarihine ve endüstriyel kimyaya ayrılmış

olan anlaşılması güç tekniklerdir (F.&C. s. 124 vd; D.&S. s. 134 vd).

olsa da, henüz yayımlanmış değildir; elimizde ilgiye değer iki mo-

Solukların çevrimine yönelik bu anıştırma (Ware [çev. ve ed.], a.g.y.,

nografi

s. 69), H. Maspero'nun bu metinlerle ilgili inceleme ve çevirilerinden

var:

Ho Ping-Yü ve Joseph Needham, "The

Laboratory

Equipment of the Early Medieval Chinese Alchemist," Ambix,

VII,

bazı alıntılar yapılmadan anlaşılamaz (bkz. M. Eliade, Le Yoga, Paris,

1959, 5 7 - 1 1 5 ; Ts'ao T'ien Ch'in, Ho Ping-Yü ve Joseph Needham, "An

1955, s. 75 vd; Yoga. Immortality

Early Medieval Chinese Alchemical Text on Aqueous

Solutions,"

vd; D.&S s. 135 vd). Ayrıca altının ve yeşimtaşınm cesedi korumada-

Ambix, VII, 1959, 122-58. Ayrıca bkz. Josehp Needham, "Remarks on

ki rolü (Ware [çev. ve ed.]'a.g._y., s. 62; bkz. Eliade, Asya Simyası (Ru-

the History of Iron and Steel Technology in China," Lefer â travers les

mencesi), I, s. 18 vd; F.&C. s. 119 vd; D.&S s. 131 vd) ve simyada

âges, Nancy, 1956, s. 93-102.

and Freedom, s. 59 vd; F.&C. s. 125

olduğu kadar Taoculukta zincifrenin önemi (Ware [çev. ve ed.] a.g.y.,

Klasik bir simya risalesi olan Ko Hung'un (Pao-p'u-tzu) Nei P'ien'in tam çevirisi önemlidir; bu güne kadar yalnızca Tenney L. Davis ve

s. 74; F.&C. s. 117 vd; D.&S s. 130 vd) hakkında yeterince yorum yapılmış olmalı.

Eugen Feifel'in parçalar halindeki çevirisiyle (F.&C. s. 188 vd; D.&S. s. 216) biliniyordu; bkz. James R. Ware (çev. ve ed.),

Ümit ediyorum, bir gün Çin simyasıyla ilgili metinler hakkında

Alchemy,

kapsamlı ve onları geniş kitleler için ulaşılabilir kılan notlarla dolu

Medicine and Religion in the China of A. D. 320: The Nei P'ien of Ko Hung,

bir kitaba sahip olacağız. Kültür tarihçisi için Çin simyasının merak

Cambridge, Mass., 1966. Profesör Ware, bu ünlü risaleyi Ko Hung'-

uyandıran temel özelliklerinden birisi onun kullanımı pek çok arkaik

un otobiyografisiyle birlikte sunmaktadır (a.g.y., s. 6-21). Ne var ki,

ve "popüler" tekniğin yeniden yorumlanmasına dayalıdır (beslenme

açıklayıcı notların ve yorumların olmayışı üzücüdür. Okur, kaplum-

yöntemleri, hayatı uzatmak için cinsel soluma teknikleri ve meditas-

bağalar ve turnalarla ilgili geniş folklor ve Çin simyacılarının bu konudaki yorumlan hakkında sözümona bir şeyler öğreneceğini sanır (a.g.y., s. 53 vd; bkz. Eliade, Asya Simyası {Rumence baskı) (dipnot

216

8

Ware (çev. ve ed.), a.g.y., s. 59.

217


demirciler

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ve simyacılara

EK

yon metotları). Rolf Stein ve Max Kaltenmark 9 pek çok Taocu ve

limsel önkabülleri bulacaklar: Jung, bir ruhbilimci olarak ve kendi-

simyevi uygulamanın "tarihöncesini" incelemiş ve bunların Hindiçi-

sinden kırk yıl önce Herbert Silberer gibi simya simgeciliğini ve tek-

ni'ndeki koşutlarını göstermiştir (bkz. F.&C. s. 117 vd; D.&S s. 130

niklerini bilinçdışmda meydana gelen bir sürecin izdüşümü olarak

vd). Büyücüler ve simyacıların erginlenmek üzere çekildikleri küçük

görür. Söz konusu kitabın konusunu oluşturan mesele, karşıtları bir-

mağara (veya sukabağı) temasım R.-A. Stein'in "jardins en miniature

leştirmenin simyevi yoludur. Jung, bu fazlasıyla karmaşık ve muam-

d'Extreme-Orient" isimli monografisinde parlak bir şekilde incele-

malı işlemi, bireyleşme süreci dediği şeyin bir temsili olarak yorum-

miştir; ayrıca bkz. Michel Soymie'nin "Le Lo-Feou Chan, etüde de

lar, "şöyle önemli bir farkla ki, hiçbir tekil birey simya simgeciliği-

geographie religieuse," Bulletin de l'Ecole Française

nin sahasına ve zenginliğine ulaşamaz" (a.g.y., s. 555).

de l'Extreme

Orierıt

[Saygon], XLVIII [1956], s. 1-139, özellikle s. 88-96 ["La grotteciel"] ve s. 9 7 - 1 0 3 ["Le soleil de minuit]).

Bu tamamen psikolojik yaklaşım ister kabul edilsin ister edilmesin -analitik psikoloji hakkında kişisel olarak bilgi sahibi olmayan bazı okurlar bu yaklaşımı kabul etmekte zorlanabilirler- önemli değildir. Çünkü Mysterium coniunctionis, anlaşılması ve edinilmesi güç simyevi,

SİMYA VE DÜŞÜNCELER TARİHİ

Gnostik ve mistik metinlerden oluşan şaşırtıcı bir toplamı bir araya

C. G. Jung'un araştırmalarının, simyayı modern kültür için anlamlı kılmada önemli katkıları olmuştur (F.&C. s. 199-209; D.&S s. 218 vd). Jung'un tamamlamak için on yıldan fazla zamanını alan en son önemli eseri yakınlarda İngilizceye çevrilmiştir: Mysterium

coniunc-

tionis. An Inquiry into the Separation and Synethesis oj Psychic Opposites in Alchemy, Londra ve New York, 1963; Almanca aslının iki cildi Zürih'te 1 9 5 5 - 5 6 arasında yayımlanmıştı. Jung'un simyaya ayrılmış önceki eserlerini 10 iyi bilen okurlar, Mysterium coniunctionis'te aynı yöntembi-

getiren zengin ve değerli bir kitaptır; ve daha da önemlisi, karşılaştırmalı dinler ve analitik psikolojinin ışığında onların simgeciliklerini açıklamasıdır. Mysterium coniunctionis'in psikolojik

kuramının bağımsız

kültürel etkisi, Jung'un

olduğunu kanıtlayabilir.

Sonunda

böyle bir eser simya simgeciliğinin cazibesini yeniden keşfetmekte ve simyacıların düşünün tarihsel önemini kavramakta halka yardımcı olabilir. Mysterium

coniunctionis'in

1957'de

Zürih'te

yayımlanan

üçüncü

cildi, geleneksel olarak Aquinalı Thomas'ya atfedilen XIII. yüzyıla ait bir metin olan ve Jung'un yeniden keşfettiği Aurora consurgens'in

9

Aynca Max Kaltenmark'm parlak bir özetine bakınız: Lao Tseu et le

taoisme,

Paris, 1 9 6 5 , s. 1 6 5 - 7 4 . 10

Bkz. F.&C. s. 1 9 9 - 2 0 0 ; D.&S s. 2 1 8 . Jung'un toplu eserlerinin İngilizce çevirisinin XIV. cildi, Alchemical diğer metinler

arasında

Studies

şimdiye

(New York, 1 9 6 7 ) ismini taşır ve

kadar

çevrilmemiş

incelemeleri

olan

"Paracelsus as a Spiritual P h e n o m e n o n " ( 1 9 4 2 ) ve "Arbor Philosophica"'yı

basımını ve Marie-Louise von Franz bu metinle ilgili bir incelemesini içermektedir. Bu eser, yakınlarda R. F. C. Hull ve A. S. B. Glover tarafından İngilizceye çevrilmiştir: Attributed

Aurora

consurgens.

A

to Thomas Aquinas on the Porblem oj Opposites

Document in Alchemy

(Londra ve New York, 1966). İngilizce çeviri, yalnızca çeşitli hatala-

da ( 1 9 4 5 / 1 9 5 4 ) içerir.

218

bir

219


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

rm

düzeltilmiş

demirciler

olması yüzünden değil, aynı zamanda

Marie-Louise

olarak bilimsel değeri üzerine yoğunlaşan bilim tarihçilerinin yakla-

v o n F r a n z ' ı n k ı s a a m a ö n e m l i ö n s ö z ü y ü z ü n d e n de A l m a n c a a s l ı n d a n

şımıyla

daha üstündür.

" g e l e n e k s e l b i l i m " (ars regia)

Aurora

simya

consurgens,

risaleleri

arasında

eşsizdir.

Simya

EK

ve simyacılara

kökten bir karşıtlık

dır: O n l a r eliksir

i ve lapis'i

içindedir.

Sonuçta hâlâ,

simyanın

olduğunu düşünen m o d e r n yazarlar varh e m b i r e r simge h e m de s o m u t

o l a r a k a n l a r l a r ((F.&C.

da t e k n i k t a l i m a t l a r ve k i m y a r e ç e t e l e r i y e r a l m a z (a.g.y.,

s. 4 0 0 ) . Ö t e

kapsamlı bir yaklaşıma, yani simyacıların

k e n d i n d e ve k e n d i s i

y a n d a n m i s t i k u n s u r ısrarla v u r g u l a n m ı ş t ı r . B a z ı y a z m a e s e r l e r d e b u -

anlam evrenini incelemeye ihtiyaç vardır.

Ö r n e ğ i n S t e i n ve

nun Aquinas'mn yazdığı bir eser olduğundan söz edilmiştir,

m a r k ' m a r a ş t ı r m a s ı , Ç i n s i m y a c ı l a r ı v e T a o c u l a r m ı n univers

bilginler

bu

rivayeti

reddetmişlerdir.

Magnus'un öğrencisiyle

Thomas'mn

tanıştığı yıllarda

hocası

Albertus

( 1 2 4 5 - 5 0 ) simya ve

okül-

ire' s i n i a ç ı k l a m ı ş t ı r . için değil,

s. 1 9 8 ; D.&S

cevherler

"klasikleri"nin yalnızca yarım düzine kadarı almtılanmıştır ve bunlar-

ancak

bir

s. 2 2 1 ) . F a k a t d a h a g e n i ş v e d a h a için

Kaltenimagina-

Onların keşifleri yalnızca Çin zihnini

anlamak

aynı zamanda insanın tarihsel d ö n ü ş ü m l e r i n i n

müstakil

simya-

a n l a m dünyasını ortaya ç ı k a r m a k açısından taşıdıkları değerin anlaşıl-

nın "hakiki bir sanat [olduğunu], a m a göksel güçlerin okült etkilerini

m a s ı için de s o n derece önemlidir. Başka bir ifadeyle, b u tür çalışma-

anlatmanın

lar, h e r m e n ö t i k o l a r a k s u n u l a n b e l l i b i r univers

t i z m l e u ğ r a ş t ı ğ ı ç o k iyi b i l i n m e k t e d i r . T h o m a s ' y a g e l i n c e , o

zor"

olduğunu

F r a n z , Aurora

consurgens'in

manastırında

ölüm

düşünüyordu

s.

(a.g.y.,

418).

Dr.

von

T h o m a s ' m n Fossanova'daki Azize M e r y e m

döşegindeyken

söylediği

son

sözlerinin,

yani

verdiği s o n " d e r s i n " yazıya g e ç i r i l m i ş bir nüshası olabileceğini şünme

eğilimindedir.

Böylece

risale

Thomas'mn

Naples'deki

düAziz

tarihsel

imaginaire'nin

bağlamını dikkate almayarak insan h a k k ı n d a k i anlayışımızı genişletir. H e r m e t i z m ile R ö n e s a n s d ö n e m i n i n b i l i m i , s a n a t ı v e f e l s e f e s i arasındaki ilişkiler

hakkında yakın

zamanlarda yazılmış

bazı

eserler,

Batının tarihsel bilinçliliğinin genişletilmesi açısından ç o k ö n e m l i ve

Nicholas şapelindeki vecd deneyiminin ardından gerçekleşen

aydm-

a n l a m l ı d ı r . F r a n c e s Y a t e s ' i n o l a ğ a n ü s t ü m o n o g r a f i s i Giordano

lanmasıyla

büyük

and the Hermetic

ilişkilendirilir

ve T h o m a s ' m n ö n c e k i e s e r l e r i n d e

bir gayretle kurduğu ama "saman düşündüğü

raptus'unun

{vecd hali}

çöpü

kadar değersiz"

ardından

üzerinde

olduğunu düşünmeye

b a ş l a d ı ğ ı felsefi v e t e o l o j i k s i s t e m i n i y a n s ı t m a z . Büyük bir ihtimalle b u varsayım uzmanlarca kabul edilmeyecektir.

Tradition'ı

Bruno

(Chicago, 1 9 6 5 ) örnek verebiliriz; b u eser

e s k i k u ş a ğ ı n R ö n e s a n s tarzı t a r i h y a z ı m ı n m i h m a l ettiği ya da k ü ç ü m sedigi bir anlam dünyasını anlamakta son yıllarda

gerçekleştirilmiş

ilerlemeyi parlak bir şekilde resmeder. Kopernikçi

güneşmerkezcili-

ğin zaferinde ve İtalyan R ö n e s a n s felsefesinin gelişiminde

ö n e m i ç o k büyüktür. Benzer bir gelişme

edebi-

F a k a t y i n e de b u m e t n e d u y u l a n ilgi a z a l m a y a c a k t ı r . Ü s t e l i k u z u n b i r

univers

y o r u m (a.g.y.,

yat tarihinin anlaşılmasında kaydedilmiştir. Ö r n e ğ i n Auguste Viatte'-

s. 1 5 3 - 4 3 1 ) , s i m y a v e m i s t i k s i m g e c i l i ğ i n

i ç i n ç o k â l i m a n e b i r k a t ı d a ifade e d i l m i ş t i r .

anlaşılması

Daha önce belirttiğimiz

imaginaire'nin

Hermetik

n i n okültizmin, ezoterizmin ve simyanın ö n e m i m göstererek

g i b i , J u n g ' u n s i m y a y a ilgisi t e m e l d e p s i k o l o j i k s e b e p l e r l e o r t a y a ç ı k -

Rönesans

mıştır. Yaklaşımı, o n u n bir ö n k i m y a o l d u ğ u n u düşündüğü şeyin özel

( A l b e r t B e g u i n , L'Ame romantique

220

şiirini

(Albert-Marie

S c h m i d t ) ve et le reve,

221

Fransız

Fransız

Romantizmini

[Marsilya,

1937]) yorum-


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

lanmasıru tümüyle yenileyen, XIX. yüzyılın ikinci yarısının

Ekler

edebi-

yatıyla Illuminizm, Gülhaçcılık, Farmasonluk arasındaki ilişkilerin keşfedilip aydınlatılmasında pek çok katkısı olan bir dizi çalışmaya yol açan eseri Les sources occultes du romantisme:

illuminisme-Theosophie'i

NOT A

(Paris, 1 9 2 7 ) hatırlayabiliriz. Bu tür çalışmalar, modern Batı zihninin şekillenmesinde

M E T E O R İ T L E R , YILDIRIMTAŞLARI,

univers

METALÜRJİNİN BAŞLANGICI

imaginaire nin rolüne inanılmamış olsa da onunla ilgili bir dizi kitaba yol açmıştır. Simyacıların anlam dünyasının yakın bir gelecekte, Rönesans Hermetizmi ve Fransız Romantizmi konusunda yapılan son araştırmalarla ortaya konulanlara benzer bilgi, feraset ve duygudaşlık taşıyan bir anlayışla incelenip kavranılacağım umabiliriz.

Taştan gökkube konusunda bkz. Uno Holmberg, "Der Baum des Lebens" (Annales Academiae

Scientiarum

Fennicae, Dizi B., c. XVI, Hel-

sinki, 1 9 2 2 - 1 9 2 3 ) s. 40; H. Reichelt, "Der Steinerne Himmel," (Indogermanische

Forschungen,

32, 1913, s. 23-57): Yazar taş ve metal gök

tasavvurunun Hint-Avrupalılarda ortak olduğunu dogrulayabilecegini savunur. R. Eisler, "Zur Terminologie und Geschichte der jüdischen Alchemie" (Monatschrifi jür Geshichte und Wissenschaft

des

Judentums,

1926, N. F., c. 26, s. 194-201): Bu yazıda yazar, meteoritlerin çeşitli metallerden (demir, bakır, altın, gümüş vb) oluşmuş gök tasavvuruna yol açtığını savunur. Gök, metaller, renkler arasındaki ilişkiler konusunda bkz. Holmberg, a.g.y., s. 49: A. Jeremias, Handbuch entalischen Geisteskultur

der altori-

(2. basım, Berlin, 1929), s. 180 vd. "Yazar bu-

rada metaller, renkler ve gezegenler arasındaki çağrışımlara yapılan kesin göndermelerin, yaygınlıkla inanıldığının aksine hatta Babil çağında bile, nadir olduğunu belirler. "Yıldınmtaşları" konusunda bkz. Richard Andree, Parallelen,

Etnographische

Neue Folge (Leipzig, 1889), s. 30-41 (Der Donnerkeil);

Sebillot, Le Folklore de France,

P.

c. I (Paris, 1904), s. 104-105; W. W.

Skeat, "Snakestones" (Folk-Lore, 23, 1912, s. 45-80); P. Saintyves, Corpus de Folklore prehistorique en France et dans les coloniesfrançaises,

222

223

c.


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

II (Paris, 1934); Le Folklore des outils de l'âge de la pierre,

s.

107-202;

si, Münih, 1914). s. 11-12; Axel W. Persson, "Eisen und Eisenbere-

Georg Holtker, "Der Donnerkeilglaube vom steinzeitlichen Neugu-

itung in âltester Zeit, Etymologisches und Sachliches" (Bulletin de la

inea ausgeschen" (Açta Tropica,

societe Royale de Lettres de Lund,

I (1944), 30-51; zengin bir kaynak-

çayla birlikte, s. 4 0 - 5 0 ) .

Metallurgy inAntiquity, s. 4 6 5 .

Meteoritler konusunda ayrıca bkz. G. F. Kunz, The Magic ojJevvels and Charms (Philadelphia-Londra, 1915), s. 94-117.

man başvurulabilecek zengin bir kaynak: Richard Andree, Die Metalle ipzig,

1884).

mit Berücksichtigung prâhistorischer

Kurşuna

ilişkin

folklor

konusunda

Verhâltnisse (Lebkz.

Leopold

Schmidt, "Das Blei in seiner volkstümlichen Geltung" (Mitt. d. Chemischen Forschungsinstitutes

der Industrie Oesterreiches,

Parzillu konusunda: Persson, a.g.y., s. 113; Forbes, s. 465. Eski Yakındoğu'da bakır ve tunç ticareti konusunda bkz. R. Duss-

İlkellerin yaşamında ve dininde metallerin yeri konusunda her zabei den Naturvölkern

1934, s. 111-127), s. 114; Forbes,

II, 4-5, 1948, s.

aud, La Lydie et ses voisins aux hautes epoques (Paris, 1930), s. 76 vd. Tunçla ilgili söz dağarı konusunda, Georges Dossin, "Le vocabulaire de Nuzi Smn" (Revue d'Assyriologie,

1 9 4 7 - 1 9 4 8 ) , s. 26 vd.

Eski Mısır'da demir sorunu ve biz-n.pt kelimesi konusunda bkz. G. A. Wainwright, "Iron in Egypt" (The Journal oj Egyptian

18, 1932, s. 3-15; Persson'un makalesinde özetlenmiştir, s. 2-3); aynı

9 8 vd). Metalürji tarihi ve kültürel yönleri konusunda bkz. T. A.

yazar, "The Corning of Iron" (Antiquity, 10, 1936, s.

Rickard, Man and Metals. A History oj Mining in Relation to

Wyndham Hulme, "Early Iron-Smelting in Egypt"

ojCivilisation

Development

(New York, 1932, 2 cilt; ayrıca Fransızca baskısı da var-

dır); J. R. Partington, Origins and Development

oj Applied

Chemistry

Archeology,

1937, s. 222-223); Forbes, Metallurgy

in Antiquity,

5-25);

E.

(Antiquity, II, s. 4 2 5 vd. H.

Quiring, makalesinde araştırmalarını özetlemiştir: "Die Herkunft des

(Londra, 1935) ve özellikle, Leslie Aitchison, A History oj Metals, 2 cilt

altesten Eisens und Stahl" (Forschungen und Fortschritte,

(Londra, 1960). Antikçağda metalürjiyle ilgili en son araştırmaların

126-127): Çok daha sonraları Mısırlıların kullandıkları demir filizi-

durumu R. J. Forbes tarafından akıllıca belirlenmiştir: Metallurgy in

nin, % 60'tan fazla demir içeren magnetite sahip Nübye kumundan

Antiquity. A Notebook jor Archaeologists and Technologists (Leyden, 1950),

kaynaklandığını kanıtladığını ileri sürer. Ayrıca bkz. Jean Leclant, "Le

zengin kaynakçalarla birlikte. Aynca bkz. yine aynı yazar:

fer dans l'Egypte ancienne, le Sudan et L'Afrique" (Le Fer a travers les

hia Antiqua, Pihlosophia Naturalis

Bibliograp-

(I. Bölüm: Madenler; Leyden, 1940;

2. Bölüm, Metalürji; Leyden, 1942). Yakın tarihli bir çalışma: Charles Singer, E. J. Holmyard ve A. R. Hail, A History oj Technology,

c. 1

(Oxford, 1955). AN.BAR

hichte

(Berlin, 1908-1922), s.

Gesc-

Annales

Minos dönemi Girit'inde demir konusunda: H. R. Hail, The Civiliin the Bronze Age (Londra, 1928), s. 253; A. W.

Persson, s. 111; Forbes, s. 4 5 6 vd.

13; G. G. Boson, Les

metaıvc et les pierres dans les inscriptions assyro-babyloniennes 224

und

Nancy, 3-6 Octobre 1955,

de l'Est, Tez no: 16, Nancy, 1955, s. 85-91).

sation oj Greece

konusunda: Hommel, Grundriss der Geographie

Vorderasiens

âges: Actes du Colloques International,

9, 1933, s.

(açılış der225


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

n o t d e m i r

Fr. çeviri: C. Virolleaud), s. 2 2 - 2 3 , 31-32; aynı yazar, Semitic Mytho-

b

logy (Boston, 1931), s. 1 1 1 - 1 1 2 ; Okyanusya geleneklerinde, bkz. R. B.

m i t o l o j i s i

Dixon, Oceanic Mythology (Boston, 1916), s. 107 (tanrının kanıyla ka-

Demonlardan ve ruhlara karşı koruma sağlayan demir konusu: I. Goldziher, "Eisen als Schutz gegen Dâmonen" (Archiv jür Religionswissenschaft,

10, 1907, s. 41-46); S. Seligmann, Der Böse Blick (Berlin,

1910), c. I s. 2 7 3 - 2 7 6 ; c. II, s. 8-9, vb; aynı yazar Die magischen und Schutzmittel

(Stuttgart,

1927), s.

Heil-

161-169 (bu kitap Der Böse

Blick'in bazı bölümlerinin genişletilmiş halidir); Frazer, Tabu and the Perils oj the Soul, s. 2 3 4 vd (Fr. çeviri, s. 195 vd); Tawney-Penzer, The Ocean ojStory,

c. II (Londra, 1924), s. 166-168; J. J. Meyer, Trilogie

altindischer Mâchte und Feste der Vegetation (Zürih-Leipzig, 1937), c. I, s. 130 vd, c. II, s. 118 vd; G. Dumezil, "Labrys" (Journal

Asiatique,

rışan tozdan türeyen insan); ayrıca bkz. Sir James Frazer, Folk-Lore the Old Testament

(Londra, 1919), c. I, s. 3-44; aynı yazar,

rihli inceleme, ancak önceki kadar zengin değil). Mısır gelenekleri konusunda bkz. E. A. Wallis Budge, From Fetish to God in Ancient Egypt (Oxford, 1934), s. 143, 4 3 4 (tanrının gözyaşından yaratılmış insan); Adolf Erman, Die Religion der Aegypter

Antropogonik motiflere genel bir bakış: Stith Thompson, Motij106), s. 150-159.

Aberglauben,

Deutsche

"Eisen" maddesi.

Rantasalo, Der Ackerbau entsprechenden

im Volksaberglauben

Gebrâuchen

c. I (Helsinki, 1932, FF Communicaitons, no.

Babil Yaratılış Şiiri'nin sonraki çevirileri Furlani, II Poema della Creazione

Mahsülün koruyucusu olarak demir (Kuzeydoğu Avrupa): A. V. der Germanen

1934), s. 66; Maj

Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, c. I, § 26.

Çerkez inanışları); J . Filliozat, Le Kumâratantra

der

(Berlin,

Sandman Holmberg, The God Ptah (Lund-Kopenhag, 1946), s. 31, vd;

Indes oj Folk-Literature,

(bıçağın büyüsel rolü). Ayrıca bkz. Handwörteıbuch

Creation

and Evolution in Primitive Cosmogonies (Londra, 1935), s. 3-35 ( 1 9 0 9 ta-

1929, s. 2 3 7 - 2 5 4 ) , s. 247 vd (demir bıçaklar demonları uzaklaştırır; (Paris, 1937), s. 64

oj

konusunda bkz.

G.

(Bologna, 1934), s. 100 vd (Bkz. s.

3 4 - 3 5 , Mezopotamya'da benzer gelenekler); R. Labat, Le Poeme babylo-

der Finnen und Esten mit

nien de la Creation (Paris, 1935) ve şu kitapta belirtilen kaynakçalar:

(5 cilt, FF Com-

M. Eliade, Histoire, c. I, s. 4 0 4 vd. Metalürji problemiyle doğrudan

verglichen

ilişkili olarak bkz. Toradja'larda belirlenen gelenek: Tanrı Pue ne Pa-

munications, Sontavala-Helsinki, 1 9 1 9 - 1 9 2 5 ) , c. III, s. 17 vd.

laburu her çocuğu kendi demirhanesinde yapar (Kruyt, alıntılayan: J . W. Perry, The Children oj the Sun, 2. basım, Londra, 1927, s. 207). NOT C

a n t r o p o g o n i k

m o t i f l e r

insanın kil ya da çamurdan yaratılması: S. Langdon, Le

Poeme

sumerien du Paradis, du Deluge et de la Chute de l'homme (Paris, 1919, 226

227


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

n o t

d

vd). Modern Hindistan'daki gelenekler konusunda bkz. W. Crooke, Religion and Folk-Lore of Northern

YAPAY D Ö L L E M E VE ORJİ AYİNLERİ

İndia (Oxford,

1926), s. 336; J .

Abbot, The Keys of Power. A Study of Indan Ritual and Belief (Londra, Mezopotamya'da yapay dölleme konusunda, bkz. A. H. Pruessen, "Date Culture in Ancient Babylonia" (Journal of the American

Oriental

1932), s. 176. Ûntarih kültürlerinde ocak (=vulva) simgeciliği konusunda bkz.

Society, 36, 1920, s. 2 1 3 - 2 3 2 ) ; Georges Sarton, "The Artificial Fertili-

Oscar

Almgren,

sation of Date-Palms in the Time of Ashur-Nasir-Pal" (Isis, 21, no: 60,

(Frankfurt a. M., 1934), s. 2 4 4 vd. Eski Germenlerde Kuzey Avrupa'-

Nisan 1934, s. 8-14); aynı yazar, "Additional Note on Date Culture in

da: J. Grimm, Deutsche Mythologie (4 £ Ausgabe, 1876), c. III, s. 175.

Nordische

Felszeichnungen

als

religiöse

Urkunden

Ancient Babylonia" (a.g.y., no: 65, Haziran 1935, s. 251-252; bu iki

"İlkellerde" ateşin üretilmesiyle ilgili cinsel simgecilik konusunda

makale konuyla ilgili tam bir kaynakça sunuyor); Helene Danthine,

bkz. Sir James Frazer, The Magic Art and the Origin of Kings, c. II, s.

Le palmier-dattier

2 0 8 vd; aynı yazar, Mythes sur l'origine du feu (Fr. çeviri, Paris, 1931),

et les arbres sacres dans l'iconographie de l'Asie occiden-

tale ancienne (Paris, 1937), s. 111-121.

s. 62 vd. Ateşin törenle yakılması sırasındaki cinsel orjilerden örnek-

Araplarda ve İbranilerde benzer gelenekler konusunda bkz. Salomon Gandz, "Artificial Fertilization of Date-Palms in Palestine and Arabia" (Isis, 33, no: 65, Haziran 1935, s. 2 4 5 - 2 5 0 ) .

ler, a.g.y., s. 6 4 (Wirz'e göre Marind-Anim'lerde). Ateş yakmanın kozmolojik

simgecelliği

ve Zamanın

yeniden

doğumuna ilişkin kavramlar konusunda bkz. M. Eliade, Le Mythe de

Limon ağaçlarının aşılanmasıyla ilişkili orji uygulamaları konusunda İbn Vahşiyye'nin söyledikleri için bkz. S. Tolkowsky,

Hesperi-

des. A History of the Culture and Use of Citrus Fruits (Londra, 1938), s.

l'Eternel Retour (Paris, 1 9 4 9 ) s. 107 vd. "Merkez" simgeciliği konusunda a.g.y., s. 3 0 vd; aynı yazar, Images et symboles (Paris, 1952), s. 33 vd.

56, 129 vd.

n o t n o t

e

f

ÜÇGENİN CİNSEL SİMGECİLİĞİ

ATEŞİN CİNSEL SİMGECİLİĞİ Delta ile ilgili cinsel simgecilik konusunda bkz. R. Eisler, Eski Hint'te ateşin simgesel cinselliği şu yazarlarca incelenmiştir: K. F. Johansson, Über die altindische Göttin Dhisanâ

(Skrifter utgifna

Kybele, s. 127, 135 vd ve Uberto Pestalozza, Religione

Mediterranea

(Milano 1951), s. 246, not 65. "Üçgen" = "kapı" = "kadın" denkliği

Vetenskapssafundent i Uppsala, Uppsala-Leipzig, 1917), s. 51-55; J.

konusunda bkz. H. C. Trumbull, The Threshold Covenant

Gonda, "Gods," and "Powers" in the Veda (Lahey, 1957, s. 23 vd, 38

1892, s. 252-257 (Yunan, Çin, Yahudi vb konuları). Arche

228

Kuba-

229

(New York, geneseoas


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

n o t ı babil

R. Eisler'in hipotezini Abel Rey kabul etmiştir: La Science

orientale

avant les Grecs (Paris, 1930), s. 193 vd; ayrıca bkz. R. Berthelot, La

"simyası"

Pensâe de l'Asie et l'astrobiologie (Paris, 1938), s. 4 3 vd. Asur belgeleri R. Campbell Thompson tarafından çevrilmiştir: On

Edmund von Lippmann'ın Entstehung und Ausbreitung der

Alchemie

the Chemistry of the Ancient Assyrians (Londra, 1925, 158 daktilo sayfa-

(Berlin, 1931) isimli eserinin ikinci cildinin s. 51 ve devamında yazar

sı); Bruno Meissner, Babylonien undAssyrien,

c. II (Heidelberg, 1925),

kategorik olarak düşüncelerini açıklamadan bir ölçüde olumsuz bir

s. 3 8 2 vd; Robert Eisler, "Der babylonische Ursprung der Alchimie"

tutum takmıyor; ayrıca bkz. c. III (Weinheim, 1954), s. 40. Onun

no: 83, 11 Temmuz 1925, s. 577 vd; no 86, 18

kapsamlı eseri Metallurgy in Antiquity de Forbes'in ele aldığı problemi

(Chemiker-Zeitung,

Temmuz 1925, s. 6 0 2 vd); aynı yazar, "Die chemische Terminologie der Babylonier" (Zeitschrift für Assyriologie,

görmek hoş olurdu.

Bd. 37, Nisan 1926, s.

109-131); aynı yazar, "L'origine babylonienne de l'alchimie" (Revue de Synthese Historique,

1926, s. 1-25). Madenler ve kimyayla ilgili terim-

ler konusunda bkz. R. C. Thompson, A Dictionnary

of Assyrian

n o t

Che-

çin

mistry and Geology (Oxford, 1936). R. C. Thompson araştırmalarını makalesinde özetlemiştir: "A Survey of the Chemistry of Assyria in the VII. cent. B.C." (Ambix, II, 1938, s. 3-16).

denlerle reddedilmiştir: H. Zimmern "Assyrische chemisch-technischen Rezepte, insbesondere für Herstellung farbigen glasierter Ziegel, in Umschrift und Übersetzung" (Zeitschift für Assyriologie, Bd. 36, Eylül 1925, s. 177-208); aynı yazar, "Vorlâufiger Nachtrag zu den assyrischen chemisch-technischen Rezepten" (a.g.y., Bd. 37, Eylül 1926, s. 213-214); bilimtarihçisi Emst Darmstaedter, Vorlâufige Bemerkunfür

Assyriologie, 1925, s. 302-304); aynı yazar, "Nochmals babylonische Alchemie" (a.g.y., 1926, s. 205-213); Arap bilgin ve bilim tarihçisi Julius Ruska, "Kritisches zu R. Eisler's chemie-geschichtlicher Methode" (Zeitschift für Assyriologie, Bd. 37, 1926, s. 2 7 3 - 2 8 8 ) . 232

simyası

Bilimin evrensel tarihi içinde Çin bilimsel düşüncesinin tarihine ilişkin genel durum konusunda bkz. George Sarton, An Introduction

Robert Eisler'in yorumu bazı Asurbilimciler tarafından çeşitli ne-

g e n z u d e n assyrischen chemisch-technischen Rezepten" (Zeitschift

j

the History of Science,

to

c. I-III, beş cilt (Washington, 1926-1948) ve

özellikle Joseph Needham, Science

and Civilisation in China,

c. I-V

(Cambridge, 1956). Eski Çin'de metalürji ve kimya sanatının tarihi konusunda bkz. Li Ch'iao Ping, The Chemical Arts of Old China (Easton, 1948). B. Laufer hem liu li hamurunun (vitray yapımında kullanılıyordu) hem de kaolinin ilk kez Taocu simyacılar tarafından denendiğini göstermiştir: Bkz. The Beginnings of Porcelain in China (Chicago, 1917, Field Museum), s. 142, 118, vb. Simyacıların kullandıkları arsenik tuzlan tanmda ve çeşitli endüstrilerde yerini bulmuştur; bkz. M. Muccioli, "L'arsenico presso i Cinesi" (Archivo di Storia della Scienza, VIII, s. 6576, özellikle, s. 70-71). Simya keşiflerinin seramik ve matalurji tek233


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

niklerine uygulanması konusunda bkz. E. von Lippmann, und Ausbreitung der Alchemie,

Entsehung

I, s. 156; II, s. 45, 66, 178, vb.

6, 1941, s. 113-211 (bkz. a.g.y., c. 9, 1944, IV. bölümün yeni bir çevirisi yine Feifel tarafından yapılmıştır), VII. ve XI. bölümler de T.

Çin simyası konusunda temel kaynakça için bkz. M. Eliade, Le Yo-

L. Davis ve K. F. Chen tarafından çevrilmiştir: "The Inner Chapters

özellikle

of Pao-pu-tzu" (Proceedings of the American Academy of Arts and Science,

Needham, Science and Civilisation in China, V. I (Cambridge, 1974), s.

c. 74, 1940-1942, s. 287-325). T. L. Davis ve katkıda bulunanların

2 vd, 3 8 7 vd. En önemli yapıtları belirtelim: O. Johnson, A Study of

değeri konusunda bkz. J. Needham, Science and Civilisation, V, I, s. 6

Chinese Alchemy (Şangay, 1928; ayrıca bkz. B. Laufer'in sunuş, Isis,

ve Nathan Sivin, Chinese Alchemy, s. 15. James R. Ware, Ko Hung'un

1929, c. 12, s. 330-332); A. Waley, "Notes on Chinese Alchemy"

Nei P'ien'inin tam çevirisini yapmıştır: Alchemy, Medecine and Religion

(Bulletin of Oriental School of London, VI, 1930, s. 1-24); W . H. Barnes,

in the China of A. D. 320: The Nei P'ien of Ko Hung (Cambridge, Mass.,

"Possible Reference to Chinese Alchemy in the Fourth or Third Cen-

1966; bkz. bizim History of Religions'taki gözlemlerimiz, 8, 1968, s.

tury B. C." (The China Journal,

84-85). Sivin'in yapıtı olan Chinese Alchemy

ga. Immortalite

et Liberte

(Paris,

1954), s.

3 9 9 - 4 0 0 ve

c. 23, 1935, s. 75-79); Homer H.

(s. 145-214), Sun Ssu-

Dubbs, "The Beginnings of Alchemy" (Isis, c. 38, 1947, s. 62-86); Ho

mo'ya (MS VI. yüzyıl) atfedilen Tan ching yao chueh'in

Ping-Yü ve Joseph Needham, "The Laboratory Equipment of the Early

Formulas from the Alchimical Classics") açıklamalı çevirisini içerir.

Medieval Chinese Alchemist" Ambix, VII, 1959, s. 5 7 - 1 1 5 ; T'sao T'ien

Ayrıca bkz. Roy C. Spooner ve C. H. Wang, "The Divine Nine Turn

Ch'in, Ho Ping-Yü ve Joseph Needham, "An Early Medieval Chinese

TanSha

Alchemical Text on Aqueous Solutions," a.g.y.,

235-242.)

Sivin, Chinese Alchemy: Preliminary Studies

s. 122-158; Nathan

(Cambridge, Mass,

("Essentials

Methode, a Chinese Alchemical Recipe" (Isis, 1947, c. 38, s.

1968;

H. H. Dubs simyanın kökenlerinin MÛ IV. yüzyıl Çin'inde ara-

bkz. M. Eliade nin sunuş, History of Religions, 10, 1970, s. 178-182);

mak gerektiğini düşünür. Yazara göre simya, altının pek bilinmediği,

Joseph Needham, Science and Civilisation, V, I, (simya tarihi şu anda

ayarını ölçmenin bilinmediği bir uygarlıkta doğabilir; öte yandan

hazırlanmakta olan sonraki dört ciltte devam edecektir).

Mezopotamya'da bu yöntemler MÖ XIV. yüzyıldan beri yaygınlaşmış-

Simya metinlerinin çevirileri arasında özellikle belirtilmesi gere-

tı, bu da simyanın Akdeniz kökenli olduğu konusunda kuşkuya açıyor

kenler: Lu-Ch'iang W u ve Tenney L. Davis, "An Ancient Chinese Tre-

(Dubs, s. 8 0 vd). Ancak bu kam simya tarihçileri tarafından kabul

atrise on Alchemy Entitled Ts'an T'ung Ch'i, written by Wei Po-Yang

görmemiştir (bkz.F. Shervvood Taylor,

about 142 A. D." (Isis, 1932, c.18, s. 2 1 0 - 2 8 9 ) ; aynı yazar, "Ko Hung

1949, s. 75). Dubs simyanın Batıya Çinli gezginler tarafından sokul-

on the Yellovv and the White" (Proceedings of the American Academy

of

duğunu düşünür (a.g.y., s. 84). Bununla birlikte Laufer'a göre "bilim-

Arts and Sciences, c. 70, 1935, s. 2 1 8 - 2 8 4 ) : Bu çalışma Ko Hung (Pao

sel" simyanın Çin'de yabancı bir etkiyi temsil etmesi de olasılık dı-

P'u Tzu) risalesinin IV. ve VI. bölümlerinin çevirisini içerir; I.-III.

şında değil (bkz. Laufer, Isis, 1929, s. 330-331). Akdeniz kaynaklı dü-

bölümler Eugen Feifel tarafından çevrilmiştir: Monumenta

şüncelerin Çin'e girmesi konusunda bkz. Dubs, a.g.y., s. 8 2 - 8 3 , dip-

234

Serica,

c.

235

The Alchimists,

New York,


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

notlar, 1 2 2 - 1 2 3 . Çin simya ideolojisinin olası Akdeniz kökeni konu-

daire s des Immortels tao'iste de l'antiquite), çeviri ve notlar (Pekin, 1953)

sunda bkz. H. E. Stapleton, "The Antiquity of Alchemy" (Ambix, V,

s. 41, 54, 82, 146, 154.

1953, s. 1-43), s 15 vd. Simyanın Çin kökenli oluşunu kısaca gözden

Ölümsüzlük ve ona ulaşma konusundaki çok eski mitler ve inanış-

geçiren Sivin (s. 19-30) Dubs'un varsayımım yadsır (s. 22-23). Bam-

ların büyük bölümü Çin simyasında ele alınıp değerlendirilmiştir.

başka nedenlerle de olsa simyanın bir Çin ürünü olduğunu savunma-

Kaplumbağa ve turna ölümsüzlüğün simgesi olarak görülürdü. Antik-

sına karşın en kökten eleştiri Needham'dan gelir (c. I, s. 4 4 vd). Ne-

çag yazarları turnayı hep Ölümsüzlerin yanında tasvir ederler 0 . J . de

edham'a göre eski Çin kültürü, kimyacının en yüce işi olarak ölüme

Groot, The Religious System oj China, Leyden, 1892, c. IV, s. 232-233,

karşı bir iksir geliştirme inancının berraklaşacağı tek yerdir (s. 71,

295); cenaze arabalannın üstüne ölümsüzlüğe geçişi simgelemek üze-

82, 1 1 4 - 1 1 5 ) . iki tasavvur -iksir ve altının simyevi olarak yaratılma-

re turna resmedilir (a.g.y., c. IV, s. 359). Doğaüstü adaya doğru yola

s ı - tarihte ilk kez Çin'e MÛ IV. yüzyılda girmiştir (s. 12 vd, vb). An-

çıkmış sekiz Ölümsüz u resmeden tablolarda gemiyi havada götüren

cak Needham altın ile ölümsüzlük arasındaki ilişkinin MÖ IV. yüzyıl-

kuş turnadır (bkz. Werner, Mythe and Legends oj China, Londra, 1924,

dan önce Hindistan'da bilindiğini kabul eder (s. 118 vd; bu konuyla

s. 302). Öte yandan, Pao Pu'tzu (=Ko Hung) turna yumurtası ve kap-

ilgili gözlemlerimiz için bkz. yukarıda s. 55, 139).

lumbağa kabuğuyla hazırlanmış içecekler içilerek ömrün uzatılabile-

Nefes alıp verme ve cinsel edimin simyevi simgeciliği konusunda

ceğini kesinler (Johnson'un alıntıladığı metin: Chinese Alchemy, s. 61).

bkz. R. H. van Gulik, Erotic Colour Prints oj the Ming Period with an Es-

Gelenek çok eskidir: Liensien Tchouan Kouei fou'nun kaplumbağa bey-

B.C. 206-

niyle karıştırdığı tarçın ve ayçekirdeğiyle beslendiğini anlatır (M.

say on Chinese Sex Lije jrom the Han to the Ch'ing Dynasty,

Kaltenmark, s. 119).

A.D. 1 6 4 4 (kırk kopya özel basım, Tokyo, 1951), s. 115 vd.

Ömrü uzatabilecek bitki türleri arasında Çin geleneği çih ("ölümsüzlük otu"), çam, servi ve şeftali ağacını öne çıkarır. Çam ve servide yang cevherinin bol bulunduğuna inanılır (bkz. J. J. de Groot,

NOT K

çin b ü y ü ve simya

s. c. IV, s. 2 9 4 - 3 2 4 ) . Yo Ts'iuan çam tohumu yiyerek havaya uçmayı

g e l e n e k l e r i

başarmıştır. "O zamanın insanları bunu alıp yediler ve hepsi de iki ya

f o l k l o r u

da üç yüzyıl yaşadı" (M. Kaltenmark, Le Lien-sien Tchouan, s. 54; bkz.

Yogiler ve simyacıların büyü yoluyla uçmaları konusunda bkz. M. Eliade, Le Yoga, s. 3 9 7 . Çin'de "büyülü uçuş" konusunda bkz. Eliade, Le Chamanisme,

s. 2 9 4 vd; Taocu ölümsüzlerin uçuşu konusunda bkz.

Lionel Giles, A Gallery oj Chinese Immortals (Londra, 1948), s. 22, 40, 43, 51, vb; Max Kaltenmark, Le Lie-sien Tchouan

236

a.g.y.,

(Biographies

legen-

a.g.y., s. 81, 136, 160). Ömrü uzatan çam ağaçları konusunda bkz. Rolf Stein, Jardins

en miniature

d'Extreme-Orient,

Le Monde en

petit,

Bulletin de l'Ecole française d'Extreme-Orient, 42, Hanoi, 1943, s. 1104, özellikle s. 84 vd). Pao Pu'tzu ise, eğer bir kişi topuklarına servi suyu sürerse "batmadan su üstünde yürüyebilir" diye yazar; bütün

237


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

vücuduna sürerse görünmez olur. Kurutulan, öğütülen ve bir meşale-

neksel simyaya ilişkin çok sayıda metinden alıntılar var.

ye konulan servi kozalağı görülmemiş bir parlaklıkla yanar ve eğer

siddha öğretisinin sunumu için bkz. V. V. Raman Sastrî, "The Doctri-

yakında altm ya da yeşim varsa alevler maviye dönüşür, toprağa doğ-

nal Culture and Tradition of the Siddhas" (Cultural Heritage oj India,

ru yönelir. Servi kozalağı tozuyla beslenen kişi bin yaşma kadar ya-

Sri Ramakrishna

şar (De Groot'un bastığı metin, c. IV, s. 287). Yyine Pao Pu'tzu'nun

319); Shashibbusan Dasgupta, Obscure religious Cults as background

dediğine göre şeftali ağacı reçinesi insan bedenini ışıltılı

Bengali Literatüre

olmasını

İmmortalite

sağlar.

Centenary

Memorial,

Simyacı

Kalküta, tarihsiz, c. II, s. 303oj

(Kalküta, 1946), s. 2 8 9 vd; Mircea Eliade, Le Yoga.

et Liberte, s. 2 9 9 vd.

Diğer bitki ve otlar ömrü uzatmalarıyla ve büyülü güçler sağla-

Birmanya'da simyacı yogilerle ilgili benzer inanışlar vardır. Cıva

malarıyla ünlüdürler. Lie-sien Tschouan armutu (s. 97), tarçını (s. 82,

ya da demirle hazırlanmış cevherleri tüketerek zagwy (yogi'den türetil-

119), çayırmantarını (s. 82), boganotunu (s. 154), melekotunu (s.

miş sözcük) olunur. Kişi daha uygulamanın yarısında "canlı metal ta-

154) ayçiçeğini (s. 119) vb sayar. Folklor gelenekleri, taoculuk ve

şım" elde eder. Ona sahip olunca havada uçabilir, toprak altından gi-

simyanın sürekliliğinde hiçbir kopma yoktur: Taocu simyacı, çok es-

debilir; dokunulmazlık kazanır ve yüzlerce yıl yaşayabilir. Bu taş her

ki zamanlardan beri bir sukabağı ile büyülü tohumlar ve bitkiler top-

tür hastalığı iyileştirir; sarı bakıra ya da gümüşe degdirildiginde

lamaya dağlara giden otacının ardılıdır. Bu konuda bkz. R. Stein, Jar-

bunlan altına dönüştürür. Kişi taşı yuttuğunda yedi gün kendini kay-

s. 56 vd ve başka sayfalar. Ayrıca bkz. Michel

beder. Genellikle bir mağaraya çekilir ve yedinci günün sonunda

Soymie "Le Lo-Feou Chan, etüde de geographie religieuse" (Bulletin de

Zdgwy olarak geri gelir. Artık bir tanrı gibidir; milyonlarca yıl yaşa-

[Saigon], 9 7 - 1 0 3 ["Le soleil de mi-

yabilir, ölüleri diriltebilir, görünmez olabilir. Kadınlarla değil ama

din en miniature,

l'Ecole Française de l'Extreme-Orient

bir genç kız boyunda ve biçiminde olan kimi meyvelerle cinsel ilişki-

nuit"]).

ye girebilir. Zagwy bu meyveleri canlandırır ve onlarla evlenir. Bkz. Maung Hsin Aung, "Alchemy and Alchemist in Burma," Folklore, n o t h i n t

44,

1933, s. 3 4 6 - 3 5 4 , özellikle s. 3 4 6 - 3 4 7 ve "Burmese Alchemy Beliefs,"

l

Journal oj the Burmese Research Society, 35, s. 83-91.

simyası

Simya, Tantracılık ve Hatha-yoga arasındaki ilişkiler konusunda

Hint simyası ve ön-kimyası konusunda bkz. P. C. Ray, A History oj

bkz. M. Eliade, Le Yoga, s. 274, vd, 3 9 8 vd (kaynakçalar). Aynca bkz.

Hindu Chemistry, c. I (2. basım, Kalküta, 1903), c. II (2. basım, Kal-

A. Waley, "References to Alchemy in Buddhist Scriptures" (Bulletin oj

küta, 1925); ayrıca bkz. Rasacharya Kaviraj Bhudeb Mookerjee,

the School oj Oriental Studies, Londra, c. VI, s. 1 1 0 2 - 1 1 0 3 ) . Mahâyâna-

jala-nidhi

or Ocean oj Indian Medicine, Chemistry and Alchemy,

Rasa2 cilt

samgrahabhasya'da

simyaya

göndermeler

bulunmaktadır

(Nanjio,

(Kalküta, 1926-1927): Değeri olmayan bir derleme, ama içinde gele-

1171; Çipceye çeviren: Hüsang-tsang, 656-659). Ayrıca bkz. O. Stein,

238

239


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

n o t

"Reference to Alchemy in Buddhist Scriptures" (Bull. School Orient. Studies, VII, 1933, s. 2 6 2 vd).

m

DOĞU SİMYASINDA AMONYAK TUZU

Simyacı Nâgârcuna konusunda bkz. Yogada sorunlar ve kaynakçalar, s. 3 9 8 .

Amonyak tuzunun Sanskritçedeki adı navasâra,

El-Birûnî konusunda J. Filliozat, Albîmnî et l'dlchimie indienne (AlBîrunî Commemoration

Farsça

nûşâdur.

H. E. Stapleton bu terimleri Çince nau-sha ile açıklamayı denemiştir: bkz. "Sal-Ammoniac. A Study in Primitive Chemistry" (Memoirs of the

Volume, Kalküta 1951, s. 101-105).

Hint simyasında cıvanın rolü konusunda bkz. P. C. Ray, a.g.y., I,

Asiatic Society of Bengal, c. I, No: 2, s. 25-42, Kalküta, 1905); Bkz.

s. 105, Giriş; E. von Lippmann, Entstehung und Ausbreitung der Alche-

Stapleton ve R. F. Azo, "Chemistry in lraq and Persia in the X m Cen-

mie (Berlin, 1919), s. 435; c. II (Berlin, 1931), s. 179; Julius Jolly,

tury A. D." (Memoirs of the Asiatic Society of Bengal,

"Der Stein der Weisen" (Windisch Festschrift, 106. Tamil sittar'lan

Leipzig, 1914), s. 98-

konusunda bkz. A. Barth, Oeuvres, I (Paris,

1914), s. 185; J. Filliozat, Journal Asiatique,

1934, s. 111-112: Sittar

sarakku lan (cevherler, malzemeler) ân ve pensarakhu,

yani eril ve di-

c. VIII, No: 61,

1927), s. 346, dipnot 1). B. Laufer bu varsayımın geçersizliğini göstermiştir: Bkz. Sino-Iranica

(Field Museum, Chicago, 1919), s. 505.

Amonyak tuzu ilk kez İran simyasında kullanılmış ve buradan Çin, Hint ve Arap simyacılarına geçmiştir. Bu konuda bkz. Julius Ruska, Nusâdir und Salmiak (Sitzungsberichte der Heidelber-

şil malzemeler olarak ayırır; bu ayırma Çin düşüncesindeki yin-yang

Sal ammoniacus,

ikiliğini anımsatıyor. L. Wieger (Histiore des croyances

religieuses et des

ger Akademie der Wissenschaften, Heidelberg, 1925); aynı yazar, Das

2. basım, Hien-hien, 1927, s. 395)

Buch der Alaune und Salze (Berlin, 1931), s. 111, 192 vd. Arapça te-

opinions philosophiques

en Chine,

MÖ III. yüzyıldan Taocu simyacı Ko Hung'un (Pao-p'u-tzu) Nâgârju-

rim olan nişâdır Farsçadaki nûşâdur'dan

nâ'ya atfedilen Rasaratnâkara

olasılıkla "Sasani İmparatorluğu döneminden bir simya okulu" tara-

risalesine öykündüğünü düşünür. Bu

durumda MÖ VII. ya da VIII. yüzyıla ait olduğu düşünülen nâkara'nin

(bkz. E. Lamotte, Traite de la Grande

Rasarat-

Vertu de Sagesse,

I,

türemiştir. Amonyak tuzu

fından keşfedilmiş ve simyada kullanılmıştır; bkz. Henri Corbin, "Le livre du Glorieux de Jâbir ibn Hayyân" (Eranos-fahrbuch,

XVIII, Zü-

Louvain, 1944, s. 383, dipnot 1), "aslında II. yüzyıldan budist Nâgâr-

rih, 1950, s. 4 7 - 1 1 4 ) , s. 53, dipnot 15. Amonyak tuzu Asur çiviyazı

cuna çağma ait olduğu söylenebilir" 0- Filliozat, La Doctirne

classique

metinlerinde de geçer; bkz. Campbell Thompson, Dictionairy of Assyri-

Paris, 1949, s. 10). Ancak Tamil simyasının

an Chemistry and Geology, s. 12. Ayrıca bkz. J. R. Partington, Origins

Çin simyasından etkilenmiş olma olasılığı da vardır (Bkz. J. Filliozat,

and Development of Applied Chemistry (Londra, 1935), s. 147, 317; H.

"Taoisme et Yoga," Dân viet-Nam,

E. Stapleton, "The Antiquite of Alchemy" (Ambix, V, 1953, s. 1-43),

de la medecine indienne,

No: 3, Ağustos 1949, s. 113-120,

s. 34, dipnot 68. E. von Lippmann, Enstehung und Ausbreitung der Alc-

özellikle s. 120). Cordier Fonunun simya el yazmaları konusunda bkz. J . Filliozat, Journal Asiatique,

hemie, III (Weinhein, 1954), s. 116.

1934, s. 156 vd. 240

241


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

n o t

EKLER

n

wesen, XXXVIII, no. 7, Temmuz 1966, s. 533-538) ve özellikle Lexi-

simya tarihi

üzerine

genel

yunan-mısır,

arap v ebatı

Symbole (Weinheim, 1962).

con Alchemistische-Pharmazeutisches

bilgiler

Maurice P. Grossland simya terminolojisinin aydınlatılmasını e-

simyaları

peyce ileri götürmüştür: Historical Studies in the Language oj Chemistry TEMEL

KAYNAKÇA

(Cambridge, Mass, 1962). W. Ganzenmüller'in çok önemli katkıları

Simya konusunda yakın tarihli külliyat ve kimyanın başlangıcı G. Debus tarafından "The Significance of the History of Eary Chemistry" adlı incelemede sunulmuştur (Cahiers d'histoire mondiale,

şu kitapta bir araya getirilmiştir: Betrâge zur Geschichte

der

Technolo-

gie und der Alchemie (Weinheim, 1956). Yunan simya metinlerinin çoğu Marceline Berthelot tarafından

IX, No: 11,

1965, s. 3 9 - 5 8 ) . J. M. Partington'm dört ciltlik anıtsal yapıtı History

çevrilip yayımlanmıştır: Collection des anciens alchimistes grecs,

oj Chemistry'nin yalnızca II. cildi (Londra 1961) ve III. cildi ( 1 9 6 2 ) ya-

(Paris, 1887). Berthelot'nun Collection'a. almadığı metinler yakın tarih-

yımlandı. Ayrıca bkz. H. M. Leicester, The Historical Background

oj

te F. Sherwood Taylor tarafından İngilizceye çevrildi: "The Alchemi-

Chemistry (New York, 1956); John Read, Through Alchemy to Chemistry

cal Works of Stephanos of Alexandria" (Ambix, I, 1937, s. 116-139;

(Londra, 1957); E. J. Holmyard, Alchemy (Penguin Books, 1957); ve

II, 1938, s. 39-49). Kimya konulu papirüsler O. Lagercrantz (Papyrus

özellikle Robert P. Multhauf, The Origins oj Chemistry (Londra, 1966).

Graecus Holmiensis, Uppsala, 1913) ve Marcelin Berthelot, (Archelogie

George Sarton'ın (An Introduction to the History oj Science, 5 cilt) ve Lynn Thordike'm yapıtlannda (A History oj Magic and Experimental

Sci-

ence, 6 cilt, New York, 1921-1941) zengin kaynakçalar var. Ayrıca

3 cilt

et Histoire des Sciences, Paris, 1906) tarafından yayımlanmıştır. Yazma eserlerinin dökümü konusunda bkz. Le Catalogue des manuscrits

alchi-

miques grecs (Brüksel, 1924). iskenderiye simyası tarihi ve buna ilişkin dosya için bkz. M.

bkz. Zsis'te yayımlanan eleştiri yazıları (kurucusu George Sarton). Gerard Heym "Introduction to the Bibliography of Alchemy" adlı

Berthelot, Les Origines de L'Alchimie (Paris, 1885); aynı yazar, Introduc-

bir yazıyla başlangıç yapmış ama ne yazık ki gerisini getirememişti

tion a letüde de la Chimie des Anciens et du Moyen Age (Paris, 1889); Ed-

(.Ambix, I, 1937, s. 48-60).

mund von Lippmann, Enstehung und Ausbreitung der Alchemie,

Simyanın kökeni ve anlamı konusunda yakın tarihli birkaç çalış-

lin,

1919), II (Berlin,

I (Ber-

1931), III (Weinheim, 1954); Arthur John

manın çözümlemesi için bkz. "VVolfgang Schneider, "Über den Ursp-

Hopkins, Alchemy,

rung des Wortes, Chemie" (Pharmazeutische Industrie,

Press, New York, 1934); R. P. Festugiere, O. P., "Alchymica" (L'Anti-

XXI, 1959, s.

7 9 - 8 1 ) ve "Probleme und neuere Ansichten in der Alchemiegescihichte" (Chemiker Zeitung-Chemische

Apparartur,

LXXXV, No: 17, 1961, s.

6 4 3 - 6 5 1 ) ; ayrıca bkz. aynı yazar, "Die geschichlichen Beziehungen der Metallurgie zu Alchemie und Pharmazie" (Archiv jür das 242

Eisenhütten-

Child oj Greek

Philosophy

(Columbia University

quite Classique, VIII, 1939, s. 71-95); aynı yazar, La Revelation

d'Her-

mes Trismegiste, I (Paris, 1944), s. 2 1 6 - 2 8 2 ; F. Cumont ve J. Bidez, Les Mages hellenises (Paris, 1938), I, s. 170 vd, 198 vd; II, 3 0 9 vd; F. Sherwood Taylor, "The Origins of Greek Alchemy" (Ambix, I, 1937, 243


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

" A v i c e n n e et l ' a l c h i m i e , " a.g.y.,

EKLER

s. 2 8 5 - 3 4 1 .

( L o n d r a , 1 9 6 5 ) ; aynı y a z a r , The

Burada o r t a ç a ğ ve R ö n e s a n s s i m y a s ı n a i l i ş k i n m u a z z a m

külliyata

y e r v e r m e y e o l a n a k b u l u n m u y o r . M . B e r t h e l o t ' n u n ü ç ciltlik yapıtına (La Chimie

au Ki oy en Age, Paris, 1 8 9 3 ) E d . v o n L i p p m a n n ' m k l a s i k ya-

pıtına, W . G a n z e n m ü l l e r ' i n y a p ı t ı n a (Die Alchemie

im Mittelalter,

d e r b o r n , 1 9 3 8 ; Fr. ç e v . , Paris 1 9 4 0 ) , R. P. M u l t h a u f a (The Chemistry,

Origins

s. 1 1 6 - 2 0 0 ) b a ş v u r u l a b i l i r . Ayrıca b k z . A l d o M i e l i ,

Sherwood Taylor,

The

Alchemists

(New York,

cal M e d i c i n e f r o m P a r a c e l s u s to van H e l m o n t " (History

Pagine

(Archiv

" G e l e n e k s e l " a ç ı d a n g ö r ü l e n simya k o n u s u n d a b k z . F u l c a n e l l i ,

demeures philosophales

et le symbolisme hermetique

l'Art sacre et l'esoterisme du Grand-Oeuvre

E u g e n e Canseliet, Deux

C l o v i s Hesteau de N u y s e m e n t ) ; L y n n T h o r n d i k e , " A l c h e m y

During

B e r n u s , Alchymie

t h e First H a l f o f the S i x t e e n t h C e n t u r y " (Ambix,

26-38);

de l'Alchimie

(Paris, 1 9 5 3 : L e o n c e Bogiriş b ö l ü m ü d ü r ) .

P a r a c e l s u s ve i y a t r o k i m y a k o n u s u n d a b k z . E r n s t

(Bari,

ermetica

de l'homme

integral

i ç i n d e , J a c q u e s Ma-

sui y ö n e t i m i n d e d e r l e n i p y a y ı m l a n a n m e t i n l e r ve i n c e l e m e l e r , P a r i s ,

Chymiques. Aperçus sur le Grand-Oeuvre

( Z ü r i h , 1 9 4 2 ) ; T . P. S h e r l o c k , " T h e

C h e m i c a l W o r k o f P a r a c e l s u s " (Ambix,

III, 1 9 4 8 , s. 3 3 - 6 3 ) ; A. K o y r e ,

Mystiques, Spritules, Alchimistes du XVf siecle allemand

(Paris, 1955), s.

45 vd; Walter Pagel, Paracelsus: An Introduction to Philosophical ne in the Era of the Renaissance

(Basel ve N e w y o r k ,

mit Neuplatonismus and

the

und Gnosis

1 9 5 8 , Fr.

Neoplatonic

(Wiesbaden,

yazar,

"Paracelsus

(Ambix,

VIII, 1 9 6 0 , 1 2 5 - 1 6 0 ) ; Ailen G. D e b u s , The English

246

and

Gnostic

B e r n a r d Le T r e v i s a n ' m La Parole l u i s a n t ' m L'Explication

Philosophes

des Alchimistes (Paris,

delaissee'sinin

tres curieuse'ünün

des

1954:

ve G o b i n e a u de M o n t -

tam metnini içerir;

s.

225-

2 3 2 , kaynakça).

Medetiçev.

1963); aynı yazar, Das Medizinische Weltbild des Paracelsus, seme Zusammenhânge

Aspects

u r i c e A n i a n e , " N o t e s s u r l ' a l c h i m i e , " y o g a " c o s m o l o g i q u e de la chre-

" P a r a c e l s u s . A r e s u m e o f s o m e c o n t r o v e r s i e s " (Ambix, 1 6 6 - 1 8 3 ) ; C . G. J u n g , Paracelsica

La

1948);

( N ü r n b e r g , 1 9 4 0 ) ; R e n e Alleau,

1953, s. 243-273); Claude d'yge, Nouvelle Assemblee

s.

basım,

(Paris, 1 9 5 3 , s. 2 2 3 - 2 3 6 , k a y n a k ç a l a r ) ; Ma-

Arznei und Alchemie, Paracelsus Studien (Leipzig, 1931); A. F. Titley, 1938,

avec

(Paris, 1930); J. Evola, ikinci

Les

(Paris, 1 9 4 5 ) ; A l e x a n d e r v o n

logis alchimiques

und Heilkunst

traditionnelle

dans ses rapports

1 9 3 1 ; genişletilmiş

tiente m e d i e v a l e " (Yoga. Science

Darmstaedter,

I,

Che-

C C X C I X , N o : 9 , 1 9 6 6 , s. 7 3 7 - 7 4 6 ) .

der Pharmazie,

3 1 7 vd ( Ü ç s i m y a c ı şair: B e r o a l d e de V e r v i l l e , C h r i s t o f l e de G a m o n ,

Lulle et l'Alchimie

II,

of Science,

ider, " P a r a c e l s u s u n d die E n t w i c k l u n g der p h a r m a z e u t i s c h e n C h e m i e "

Tradizione

u y s s o n tarafından y a k ı n l a r d a ç e v r i l e n Codicille'in

Chemi-

1 9 7 4 , s. 2 3 5 - 2 5 9 ) ; " T h e S i g n i f i c a n c e o f the H i s t o r y o f Early

Schmidt, La Poesie sicientifique en France au XVf siecle (Paris, 1938), s.

R o b e r t A m a d o u , Raymond

Renaissance

of

Albert-Marie

II, 1 9 3 8 , s.

of the

m i s t r y , " s. 4 8 v d ( z e n g i n b i r k a y n a k ç a y l a b i r l i k t e ) ; W o l f g a n g Schne-

(Londra, 1939); F. 1949);

Dream

Pa-

di Storia della Chimica (Roma, 1922); John Read, Prelude to Chemistry. An Outline of Alchemy, its Literatüre and Relationship

Chemical

( C a m b r i d g e , 1 9 6 8 ) ; aynı y a z a r , " T h e C h e m i c a l P h i l o s o p h e r s :

1962);

aynı

Tradition" Paracelsians

n o t c. g . j u n g

o v e s i m y a

C . G. J u n g ' u n araştırmaları k i m y a tarihine gösterdiği ilgiye ya da

247


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

k e n d i i ç i n d e H e r m e t i k s i m g e c i l i k l e u ğ r a ş m a s ı n a h i ç b i r ş e y b o r ç l u de-

Psychologie der Übertragung (Zürih, 1946), anıtsal Mysterium Coniuncti-

ğildir.

onis'in

H e k i m ve a n a l i s t o l a r a k psifce'nin y a p ı l a r ı v e d a v r a n ı ş ı n ı

yal-

kapsamlı ö n s ö z ü , I-II (Zürih, 1 9 5 5 - 1 9 5 6 ) ; " D e r

n ı z c a t e d a v i a m a ç l ı i n c e l e m i ş t i r . Z a m a n l a m i t o l o j i l e r i ve d i n l e r i , irfa-

B a u m " ( i l k h a l i şu y a p ı t t a d ı r : Verhandlungen

n i b i l g i l e r i v e a y i n l e r i i n c e l e m e y e y ö n e l m e s i psike

sellschaft,

s ü r e ç l e r i n i d a h a iyi

anlama a m a c ı m gütmekteydi; yani amacı son çözümlemede hastaları-

m e t i n ş u y a p ı t t a y e n i d e n b a s ı l m ı ş t ı r : Von den Wurzeln s. 3 5 3 - 4 9 6 ) .

arasında-

Ge-

B a s e l , B d . L V I , 1 9 4 5 , s. 4 1 1 v d ; t a m a m ı y l a e l d e n g e ç i r i l e n

nın iyileşmesine yardım etmekti. Ote yandan bir süre sonra düş s i m g e c i l i ğ i v e b a z ı h a s t a l a r ı n ı n s a n r ı l a r ı ile s i m y a s i m g e s e l l i ğ i

Philosophische

der Naturforschenden

des

Bewusstseins,

J u n g simya araştırmalarına başladığında b u k o n u n u n derinlik psi-

ki b e n z e r l i ğ e t a k ı l m ı ş t ı . J u n g d ü ş l e r i n a n l a m ı v e i ş l e v i n i a n l a m a k i ç i n

k o l o j i s i a ç ı s ı n d a n ele a l ı n d ı ğ ı c i d d i ve d e r i n b i r t e k y a p ı t v a r d ı :

simyacıların yazılarını ciddiyetle incelemeye başladı.

ud'un en parlak öğrencilerinden biri olan Herbert Silberer'in

Araştırmalarını

o n b e ş yıl s ü r d ü r m ü ş , a m a b u n d a n n e h a s t a l a r ı n a n e d e y a k ı n ç a l ı ş m a arkadaşlarına söz etmemişti.

H e r t ü r d ı ş ve iç t e l k i n d e n

i ç i n ö n l e m a l ı y o r d u . 1 9 3 5 y ı l ı n d a A s c o n a ' d a Eranos

için düşler ve bi-

rey o l m a süreçleri konusunda bir konferans vermiştir bole

des

Individuations-prozesses,"

("TraumsymIII,

Eranos-Jahrbuch,

1 9 3 6 ) ; b u n u 1 9 3 6 y ı l ı n d a b a ş k a b i r k o n f e r a n s izledi: " D i e v o r s t e l l u n g e n in d e r A l c h e m i e " ( E r a n o s - J a h r b u c h , I V , konferansta J u n g birey olma süreçlerinin dizi d ü ş ü opus

alchymicum'un

nahtan arındırılmasına ilişkin simgesel

Alchemie

(Zürih,

Rascher,

Birinci

psikolojik

bir

ikinci-

ve ö z e l l i k l e m a d d e n i n

gözden geçirilmiş

gü-

olarak

2.

Psycbasım,

1 9 5 2 ) . Ascona konferanslanndan beri Jung'un yazdıklarında simyaya g ö n d e r m e l e r g i t t i k ç e s ı k l a ş m ı ş t ı r ; a n c a k ö z e l l i k l e ş u i n c e l e m e l e r i belirtmek gerekiyor: "Die Visionen des Z o s i m o s " ( E r a n o s - J a h r b u c h , V, 1 9 3 7 , s. 1 5 - 5 4 ; g e n i ş l e t i l m i ş b i r d e ğ i ş k e s i şu c i l t t e y e r a l ı y o r : den

Wurzeln

des Bewusstseins,

Z ü r i h , R a s c h e r , 1 9 5 4 , s.

248

Kimi

gularla" uğraşıyordu. D a h a sonraları " H e r m e s ç i l e r " ve "gelenekçiler"

ve işlemi psişik terimlerle ifade e t m e s i n d e n yakındılar. Kimi ilahiyat-

1937).

nişletildikten sonra 1 9 4 4 yılında kitap halinde yayımlanmıştır: und

rının başında psikolojik düzeyi aşmayı kesinlikle istememiştir:

s i m y a s i m g e s i ve i ş l e m l e r i y l e b a z ı u y u ş u m l a r ı n ı k e ş f e t t i ğ i " p s i ş i k o l -

J u n g ' u n k e n d i v a r o l u ş tarzı n e d e n i y l e p s i ş i k ö t e s i o l a n b i r s i m g e c i l i ğ i

y o r u m l a m a y ı d e n e r . B u i k i k o n u ü z e r i n d e ç a l ı ş ı l ı p b ü y ü k ö l ç ü d e ge-

hologie

Probleme derMystik und ihre Symbolik (Viyana, 1914). Jung araştırmala-

Erlösungs-

karşılaştırır;

karmaşayı

yazdığı

Zürih,

aşamalarını belirleyen

sıralı işlemleriyle

sinde simyanın bazı merkezi simgelerini

kaçınmak

Fre-

139-216;

Von Die

ç ı l a r ve f i l o z o f l a r da J u n g ' a b e n z e r y a k ı n m a l a r d a b u l u n d u l a r : ya da metafizik olguları p s i k o l o j i terimleriyle y o r u m l a m a s ı di. B u i t i r a z l a r a J u n g ' u n y a n ı t ı b i l i n i y o r :

Psikoloji-ötesi,

Dinsel

eleştiril-

psikologun

işi d e ğ i l d i r ; h e r t ü r t i n s e l d e n e y i m d e p s i ş i k b i r g ü n c e l l i k v a r d ı r

ve

b u g ü n c e l l i k p s i k o l o g u n u ğ r a ş a b i l e c e ğ i , u ğ r a ş m a s ı g e r e k t i ğ i b a z ı içer i k l e r ve b a z ı y a p ı l a r l a o l u ş m u ş t u r . O t e y a n d a n J u n g ' u n a r a ş t ı r m a l a r ı n ı n y e n i l i ğ i v e ö n e m i şu o l g u y u ortaya k o y m u ş olmasından kaynaklanıyor: Bilinçdışı simya simgecili-

giyle ifade bulan.ve Hermetik işlemlerin sonuçlarına benzetilebilecek şik sonuçlara kayan süreçleri izlemektedir. Böyle bir keşfin

nı k ü ç ü m s e m e k olanakdışıdır. Jung'un önerdiği sırf p s i k o l o j i k m u b i r y a n a b ı r a k ı r s a k y a p t ı ğ ı k e ş i f esas o l a r a k ş u n u

psi-

kapsamıyoru-

kanıtlamakta-

dır: Bilinçdışmm derinliklerinde kutsal olmayan deneyim dünyasında ve249


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

aksine kutsal olmayan dünyadan k ö k t e n aynlan bir tinsel

bir "erginlenmenin" aşamalarından geçer: Ancak b u erginlemenin so-

eserin - i r f a n , mistisizm, s i m y a - aşamalarına şaşırtcı derecede benze-

n u c u , i ş l e v s e l o l a r a k e ş o l s a da, h e r h a n g i b i r r i t ü e l ya da m i s t i k er-

yen süreçler olup biter.

g i n l e n m e n i n s o n u c u y l a a y n ı o l m a y a c a k t ı r . G e r ç e k t e n d e d ü ş l e r ve b i -

rili olmayan,

Başka

deyişle

"bilinçdışımn"

ürünleri

( d ü ş l e r , u y a n ı k g ö r ü l e n d ü ş l e r , s a n r ı l a r v b . ) d i n d ı ş ı ve

ile

kutsallıktan

linçaltının diğer süreçlerinde "dindışı" kişiye göre, ritüel ve

mistik

"biliç-ötesine"

d ü z e y d e " e r g i n l e n m e " ile a y n ı ö n e m d e o l a n b i r t i n s e l k a y n a ş m a g ö r ü -

( m i s t i k , s i m y e v i d e n e y i m l e r v d ) ait g ö r ü l e b i l e c e k d e n e y i m l e r a r a s ı n -

yoruz. H e r tür simgecilik ç o k yönlüdür. J u n g "simyevi" ve " m i s t i k "

d a t u h a f b i r i ş b i r l i ğ i ile k a r ş ı k a r ş ı y a y ı z . A n c a k J u n g

işlemler için de b e n z e r b i r ç o k y ö n l ü l ü k belirlemiştir:

arınmış

dünyanın ulamlarını aşmaları nedeniyle

bir

araştırmalarının

B u n l a r ç o k çe-

başından itibaren simyevi simgeciliğini keşfetmekte olduğu düşler ve

şitli d ü z e y l e r e u y g u l a n a b i l i r l e r v e b e n z e r s o n u ç l a r a u l a ş ı r l a r .

uyanıkken görülen düşler dizisinin psişik bir katılım

lem, düşler, sanrılar simyevi simgeleri

sürecine

eşlik

ettiğini belirlemişti; J u n g b u sürece birey olma süreci diyordu.

De-

m e k ki b i l i n ç d ı ş ı m n b u t ü r ü r ü n l e r i a n a r ş i k ya da k e y f i d e ğ i l d i ;

bun-

ların belirli bir amacı vardı: Jung'a göre bu a m a ç her insanın

yüce

i d e a l i o l a n , k e n d i B e n ' i n i n k e ş f i ve h â k i m i y e t i n i o l u ş t u r a n b i r e y

olma

i d i . A n c a k s i m y a c ı l a r a g ö r e opus'u, elixir

vitae'yi

v e lapis'i

ele g e ç i r m e -

yeniden keşfederler

İmge-böyle-

l i k l e d e h a s t a y ı s i m y e v i b i r d u r u m i ç i n e d a h i l e d e r l e r - v e p s i ş i k düz e y d e s i m y e v i i ş l e m i n s o n u c u n a d e n k d ü ş e n b i r i y i l e ş t i r m e sağlarlar. J u n g kendi keşiflerini

farklı

değerlendirir. J u n g

bir

psikanalist

olarak b ü t ü n simgeciliği ve b ü t ü n işlemleriyle simyayı kolektif bilinçaltının arketiplerinin ve süreçlerinin Madde üzerine yansıtılması

bi-

yi, y a n i ö l ü m s ü z l ü ğ ü ve m u t l a k ö z g ü r l ü ğ ü e l d e e t m e y i a m a ç l a d ı ğ ı n a

ç i m i n d e d e ğ e r l e n d i r i r . Opus alchymicum

göre ("filozof taşının" elde edilmesi diğer kazanımlarm yanında "altı-

t i r e n b i r e y o l m a s ü r e c i d i r . Elixir

n a d ö n ü ş m e y i " y a n i d ü n y a y ı d e ğ i ş t i r m e , " k u r t a r m a " ö z g ü r l ü ğ ü n ü de

tır; ç ü n k ü J u n g ş u n u g ö z l e m l i y o r d u : " B e n ' i n , y a n i B e n ile b a ğ l a ş ı k k i -

i ç e r i y o r d u ) , b i l i n ç a l t ı t a r a f ı n d a n b i l i n c i n " i z n i " o l m a d a n ve b ü y ü k ç o -

m i simgelerin ortaya ç ı k m a s ı b e r a b e r i n d e bilinçaltının

ğunlukla ona rağmen üstlenilen bu birey olma süreci, insanı

n ı getirir, b u d a b i r e b e d i y e t ve ö l ü m s ü z l ü k d u y g u s u y l a i f a d e s i n i b u -

m e r k e z i n e , B e n ' i n e d o ğ r u g ö t ü r e n b u s ü r e ç , opus alchymicum'un

kendi ö n ta-

de Ben'in elde edilmesi olacak-

zamandışılığı-

D e m e k ki simyacıların

ölümsüzlük

s a r ı m ı o l a r a k g ö r ü l m e l i ya da d a h a k e s i n s ö y l e r s e k , s o n d e r e c e z o r v e

a r a y ı ş ı p s i k o l o j i k d ü z e y d e b i r e y o l m a s ü r e c i n e , B e n ile

kaynaşmaya

b u y ü z d e n d e az s a y ı d a t i n s e l v a r l ı ğ ı n b a ş a r a b i l e c e ğ i b i r

erginlenme

d e n k düşüyor. Simyacıların düşledikleri "filozof taşma" gelince, J u n g

s ü r e c i n i n b ü t ü n v a r l ı k l a r ı n k u l l a n a c a ğ ı ş e k i l d e , " b i l i n ç d ı ş ı o l a r a k tak-

b u simgecilikte birçok anlam bulur. Öncelikle Jung'a göre simya iş-

lit" e d i l m e s i o l a r a k g ö r ü l m e l i d i r . B u n u n s o n u c u n d a b i r ç o k t i n s e l g e r -

l e m l e r i n i n gerçek

ç e k l e ş m e d ü z e y i o l d u ğ u , a m a b u d ü z e y l e r i n b e l l i b i r g ö n d e r g e düzle-

ğil psişiktir.

m i n d e , ş i m d i k i d u r u m d a p s i k o l o j i k d ü z l e m d e ele a l ı n d ı k l a r ı n d a b i r -

v a r " t e r i m l e r i y l e y a r a t ı l m a s ı d e m e k t i r . Opus

b i r l e r i n e b a ğ ı m l ı ve b a ğ l a ş ı k o l d u k l a r ı s o n u c u n a v a r a b i l i r i z .

Simyevi

i n s a n r u h u n u n k u r t u l u ş u h e m de k o z m o s u n i y i l e ş t i r i l m e s i d i r .

B u an-

d ü ş l e r g ö r e n v e p s i ş i k b i r k a t ı l ı m a y a k l a ş a n " e r g i n l e n m e m i ş " k i ş i de

l a m d a ş i m y a H ı r i s t i y a n l ı ğ ı y e n i d e n ele alır ve o n u s ü r d ü r ü r .

Simya-

250

l u r " ( P y s c h o l o g i e der Übertragung).

vitae

a s l ı n d a i n s a n ı B e n h a l i n e ge-

o l d u ğ u n u b e l i r t e l i m : A n c a k b u g e r ç e k l i k fiziksel

de-

S i m y a h e m k o z m i k h e m de t i n s e l b i r d r a m ı n " l a b o r a t u -

251

magnum

un amacı

hem


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

n o t

cılara göre, der J u n g , Hıristiyanlık insanı kurtarmıştır, ama D o ğ a y ı değil. Ö t e y a n d a n simyacı Dünyayı, b ü t ü n olarak iyileştirmeyi lar: F i l o z o f T a ş ı , d ü n y a y ı i y i l e ş t i r e n Filius

Macrocosmi

amaç-

p

RÖNESANS VE R E F O R M ÇAĞINDA SİMYA

olarak tasavvur

e d i l i r , b u a r a d a s i m y a c ı l a r a g ö r e İsa M i k r o k o z m o s ' u n , y a n i y a l n ı z c a

İki y ü z y ı l b o y u n c a d e v a m e t m i ş o l a n İtalyan R ö n e s a n s ' ı n ı n b a ş l a n -

insanın Kurtancısıdır. Opus'un en son amacı Kurtulma'dır, yani koz-

g ı c ı n d a Y e n i P l a t o n c u l u k ve H e l e n i s t i k H e r m e t i z m i n y e n i d e n k e ş f i b i r

mik

Kurtuluş:

Bu nedenle

hapis

Isa ile

philosophorum

eşleştirilir.

Jung'a göre simyacıların " M a d d e " dedikleri aslında B e n d i r . l a r ı n spiritus mundi,

mercurius

Simyacı-

olarak tanımladıkları "dünyanın ruhu,"

" m a d d e " n i n içinde hapsolmuştu. Bu nedenle simyacılar

anima "mad-

c o ş k u y a y o l açtı. Y e n i P l a t o n c u ve H e r m e t i k ö ğ r e t i l e r i n , felsefe v e san a t l a r ü z e r i n d e d e r i n ve y a r a t ı c ı b i r e t k i y e s a h i p o l d u ğ u n u v e a y n ı zam a n d a s i m y e v i k i m y a , tıp, d o ğ a b i l i m l e r i , e ğ i t i m v e s i y a s a l gelişiminde b ü y ü k bir rol oynadıklarını

kuramın

biliyoruz.1

d e n i n " gerçekliğine inanıyorlardı; ç ü n k ü " m a d d e " gerçekten de kendi

Simyaya gelince, - m a d e n filizlerinin büyümesi, metallerin

dönü-

p s i ş i k y a ş a m l a r ı y d ı . Ö t e y a n d a n opus'un a m a c ı b u " m a d d e y i " azat et-

ş ü m ü , e l i k s i r ve s ı r s a k l a m a n ı n z o r u n l u l u ğ u g i b i - b a z ı t e m e l

önka-

m e k , " k u r t a r m a k , " t e k s ö z c ü k l e Filozof

Taşını,

yani "muzaffer bedeni,"

corpus glorificationis'ı elde etmekti. J u n g v e s i m y a k o n u s u n d a m a k a l e (Le Disque bakınız.

Bilim

tarihçilerinin

Jung'un

simya

Vert,

1 9 5 5 , s. 9 7 - 1 0 9 )

konusundaki

tezlerini

d i r m e y a z ı s ı , Ambix,

metal-

lerin d o ğ a l b ü y ü m e s i n d e n ş ü p h e d u y m a m ı ş l a r d ı r ; t e r s i n e s i m y a c ı b u süreç içinde Doğaya yardım etmeli midir, "böyle yapılmasını isteyenl e r d ü r ü s t i n s a n l a r m ı d ı r , y o k s a b u d a l a l a r ya da s a h t e k â r l a r m ı d ı r " 2

3 9 , 1 9 4 8 , s. 4 4 - 4 8 ) v e G e r a r d H e y m ' i n d e ğ e r l e n -

b u n u s o r g u l a m a l a r d ı r . G e n e l l i k l e ilk b ü y ü k r a s y o n a l i s t k i m y a c ı o l a r a k k a b u l e d i l e n ve e m p i r i k o l a r a k y a p t ı ğ ı d e n e y l e r i y l e ü n l ü H e r m a n

III, 1 9 4 8 , s. 6 4 - 6 7 ) .

1 9 5 7 y ı l ı n d a y a y ı m l a n a n Mysterium

Coniuctionis'in

üçüncü cildinin

bütünüyle Dr. Marie-Louise von Franz tarafından yazıldığını

belirte-

Boerhaave

(1664-1739),

dönüşüme

Ayrıca Newton'm bilimsel

olan

inancını

devriminde simyanın

hâlâ

koruyordu.

ö n e m i n i de k ı s a c a

Aurora

e l e a l a c a ğ ı z . A n c a k g e l e n e k s e l s i m y a , y a n i A r a p ve Batı o r t a ç a ğ s i m y a -

ç e v i r i s i v e b a s ı m ı n ı i ç e r i y o r , h e m e n a r d ı n d a n da uzun

sı, Y e n i P l a t o n c u l u k ve H e r m e t i z m i n e t k i s i a l t ı n d a r e f e r a n s ç e r ç e v e s i -

l i m ; X I I . y ü z y ı l m e t n i o l a n ve A q u i n a s ' l ı T h o m a s ' y a a t f e d i l e n consurgens'in

aklımı-

Views

o l u m l u karşıladıklarını belirtelim; bkz. W a l t e r Pagel, "Jung's o n A l c h e m y " (Isis,

bullerinin ortaçağdan Rönesans ve Reform çağma taşındığını zın bir k e n a n n d a tutmalıyız. Örneğin XVII. yüzyıl bilginleri,

b i r y o r u m v a r . B u y a p ı t R. F . C . H u l l v e A. S . B. G l o v e r

tarafından

İngilizceye çevrildi: Aurora Consurgens. A Document Attributed to Thomas Aquinas on the Problem of Opposites in Alchemy

(Londra ve New

1

Bkz.-W. Ragel, Paracelsus, the Hermetic

York, 1 9 6 6 ) . Kapsamlı y o r u m u simya simgeciliği tefsirine ö n e m l i bir

Tradition,

Londra, 1 9 5 8 ; Frances Yates, Giordano

Bruno and

Chicago, 1 9 6 4 ; aynı yazar, The Rosicrucian

Enlighten-

ment (Chicago, 1 9 7 2 ) .

katkıdır (İngilizce çevirinin 1 5 3 - 1 5 4 . sayfaları). 2

Betty J. Teeter Dobbs, The Foundation 1976,*s. 4 4 .

252

253

of Newton's

Alchemy,

Cambridge,


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

n i g e n i ş l e t m i ş t i r . İ n s a n l a k o z m o s v e Y ü c e T a n r ı a r a s ı n d a k i t i n s e l ara-

gılar," insanın kirli ve değişime tabi olan kısmına karşılık gelen "ö-

cıların r o l ü n ü vurguayan Yeni Platoncu m o d e l , Aristotelesçi

l ü m " a t e ş e d a y a n a m a z v e b ö y l e c e c e h e n n e m d e y o k edilir.

modelin

y e r i n i a l m ı ş t ı r . S i m y a c ı l a r ı n D o g a ile i ş b i r l i ğ i y ö n ü n d e k i e s k i v e evrensel olarak yaygln inançları şimdi Hıristolojik bir anlam

kazanmış-

tı. S i m y a c ı l a r , t ı p k ı İ s a ' n ı n , ö l e r e k v e t e k r a r d i r i l e r e k i n s a n l ı ğ ı t a r m a s ı g i b i , opus başlamışlardı.

da D o g a ' y ı k u r t a r a c a ğ ı n a

alchymicum'un

XVII. yüzyıl Hermesçisi

Heinrich

kur-

inanmaya

Khunrath,

Filozof

Rönesans'tan itibaren, h e m eski işleme

dayalı s i m y a

h e m de bu

daha yeni "mistik" ve Hıristolojik yeniden y o r u m , endüstri devrimin i n ve d o ğ a b i l i m l e r i n i n z a f e r i n i m ü m k ü n h a l e g e t i r e n h a y r e t v e r i c i k ü l t ü r e l b a ş k a l a ş ı m d a k e s i n b i r rol o y n a m ı ş t ı r . S i m y a opus'u

ile i n s a -

n ı n ve d o ğ a n ı n k u r t a r ı l m a s ı u m u d u , G i a c c h i n o da F i o r e ' d e n b e r i Batı

T a ş ı m " M a k r o k o z m o s u n O ğ l u " M e s i h İsa ile ö z d e ş l e ş t i r d i v e

onun

H ı r i s t i y a n â l e m i n i n a k l ı m k u r c a l a m ı ş k ö k t e n c i b i r renovatio

keşfinin,

gibi,

sürdürmüştür. Yeniden doğum, yani "manevi doğum", tam manasıyla

isa'nın

mikrokozmos

insana

bütünlüğü

bahşetmesi

m a k r o k o z m o s u n gerçek doğasını göstereceğine inandı.3

bir Hıristiyan

C. G. J u n g , haklı olarak R ö n e s a n s ve R e f o r m çağı simyasının

bu

hedefiydi; ancak birçok

nedenle

özlemini

kurumsallaştırılmış

d i n s e l h a y a t t a k e n d i n e p e k az y e r b u l m u ş t u r . T e r s i n e , b u h a k i k i " m a -

y ö n ü ü z e r i n d e ı s r a r e t m i ş t i r . Ö z e l l i k l e d i k k a t l i b i r ş e k i l d e İsa ile F i -

n e v i d o ğ u m " ö z l e m i , b i r k o l e k t i f metanoia

l o z o f T a ş ı a r a s ı n d a k i k o ş u t l u ğ u s o r u ş t u r m u ş t u r . 4 X V I I I . y ü z y ı l d a , Be-

du, ortaçağ ve Rönesans devrinin binyılcı halk hareketlerine, peygam-

n e d i k t e n k e ş i ş D o n P e r n e t y , H ı r i s t i y a n Mysterium'unun

ber teolojilerine ve mistik

simyevi yoru-

m u n u ş u ş e k i l d e ö z e t l e m i ş t i r : 5 " O n l a r ı n e l i k s i r l e r i asıl o l a r a k B a k i r e yeryüzünde bedenlenmiş, Dünyanın evrensel Ruhunun bir hedefe, yani harika ve değişmez m ü k e m m e l l i ğ e

rekli t ü m işlemlere katlanmak için ondan R u h u n çıkarılması

gerek-

lidir. ilk işlemde [ p r e p a r a t i o ] Ruh, kanı akıncaya kadar işkence r ü r ; putrefactio

[ a ş a m a s ı n d a ] ö l ü r ; b e y a z r e n k [albedo]

siyaha

d ö n d ü ğ ü n d e , m e z a r ı n ı n k a r a n l ı ğ ı n d a n dışarı ç ı k a r ve i h t i ş a m

g ö r ü l e r e ve d e H e r m e t i k G n o s i s ' e

esin

kaynağı olmuştur.

parçasıdır;

u l a ş m a d a n ö n c e ge-

ve t a r i h i n d ö n ü ş ü m ü u m u -

D a h a da ö n e m l i s i , b e n z e r b i r u m u d u n opus

alchymicum'un

kimya

a ç ı s ı n d a n y e n i d e n y o r u m u d e n i l e b i l e c e k şeyi e s i n l e m i ş o l d u ğ u g e r ç e ğ i d i r . İ m p a r a t o r II. R u d o l f u , d ö n ü ş ü m ü n s ı r r ı n ı b i l d i ğ i n e i k n a eden

gö-

ü n l ü s i m y a c ı , m a t e m a t i k ç i ve a l l â m e J o h n D e e (d. 1 5 2 7 ) , d ü n y a r e f o r -

[nigredo]

m u n u n okült - ö z e l l i k l e de s i m y e v i - işlemlerle serbest bırakılan ma-

içinde

dirilir, saf c e v h e r olarak göğe yükselir; oradan hayatı ve ö l ü m ü yar-

nevi güçlerle başarılabileceğini

düşünmüştür.6

ingiliz simyacı

Elias

A s h m o l e , çağdaşlarının pek ç o ğ u gibi, simya, astroloji ve doğal büyüyü k e n d i zamanlarının bilimlerinin kurtarıcıları olarak

görmüştür.

A s l ı n d a , P a r a c e l s u s ve v a n H e l m o n t ' u n y a n d a ş l a r ı i ç i n , y a l n ı z c a " k i m 3 4

Ag.y.,s. 54. Krş. özellikle Psychology and Alchemy, çev. R. F. C. Hull, ikinci basım, Princeton, 1 9 6 8 , s. 3 4 5 vd.

5

Dom A. J . Pemety, Dictionnaire

6

mytho-hermetique,

Archfe koleksiyonu, Milan, 1 9 6 9 , s. 3 4 9 .

254

Paris, 1 7 5 8 ; tekrar basım,

Krş. Peter French, John Dee, Londra, 1 9 7 2 ; R. J. Evans, Rudolf II and His World, Oxford, 1 9 7 3 , s. 2 1 8 - 2 8 . J o h n Dee'nin Khunrath üzerindeki etkisi için bkz. Frances Yates, The Rosicrucian Enlightenment,

255

s. 3 7 - 3 8 .


EKLER

DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

ya f e l s e f e s i ' n i n ( y a n i y e n i s i m y a ) a r a ş t ı r ı l m a s ı y o l u y l a v e y a " g e r ç e k

k a r ş ı k a r ş ı y a y ı z : e f s a n e v i b i r ş a h s i y e t i n k a y d e t t i ğ i ve y ü z y ı l l a r d ı r

t ı p " ile D o ğ a a n l a ş ı l a b i l i r d i . 7 K i m y a ve a s t r o n o m i g ö k l e y e r i n s ı r l a r ı -

o l a n , s o n r a l a r ı y e n i d e n k e ş f e d i l i p y a l n ı z c a e r g i n l e n m i ş gizli b i r g r u b a

nı açacak bir anahtar olarak görülmüştür.

a k t a r ı l m ı ş ezeli v a h i y . P e k ç o k Ç i n c e , T a n t r a c ı ve H e l e n i s t i k

Simya

ilahi

bir

anlama

metin

sahipti. Yaratılış kimyasal bir işlem olarak görüldüğü için, h e m yer-

örneğindeki gibi

sel h e m de göksel görüngüler

i ç i n h â l â e r i ş i l m e z olsa da, h a k i k a t i v e k u r t u l u ş u d ü r ü s t b i r ş e k i l d e a-

Makrokozmos-mikrokozmos

kimya terimleriyle

ilişkileri

temelinde,

yorumlanmıştır. "kimya

ezeli v a h y i n y e n i d e n k e ş f i , r u h b a n d a n

sır

raştıranlarm dikkatini ç e k m e k için dünyaya bildirilmiştir.

filozofu"

yazarı A v r u p a ' n ı n

bütün

derin

âlimlerinden

olmayanlar

Fama

sanatlarını

yersel ve göksel gövdelerin sırlarını öğrenebilirdi. Böylelikle

Robert

ternitatis'in

Fludd güneşin döngüsel hareketine koşut bir kan dolaşımının

kimya-

g ö z d e n geçirmelerini ve bilgi reformunda Gülhaç Biraderliğine m a l a r ı m ; b a ş k a d e y i ş l e t o p y e k ü n renovatio

sal tarifini vermiştir.8

i ç i n h a z ı r l ı k y a p ı y o r d u . B u e v r e n s e l renovatio'nun

m ı ş , y a z a r ı b e l i r s i z k ü ç ü k b i r k i t a p o l a n Fama yeni tipini talep ediyordu. Tarikatın mistik

Bazı t a r i h ç i l e r i n F a m a ' n m y a z a r ı o l d u ğ u n u i d d i a e t t i k l e r i

bunun

Valentin Andreae,

ilk, z a r u r i a ş a m a s ı

bilginin

kurucusu Christian

1 6 1 9 ' d a , m u h t e m e l e n B a c o n ' m Yeni

e t k i l e n m i ş b i r k i t a p o l a n Christianopolis'i

yayımlan-

Fraternitatis,

için acele etmelerini iste-

gizli g r u b u n faziletlerini e l e a l a n y ü z l e r c e k i t a p v e m a k a l e y a z ı l d ı .

dinsel, sosyal ve kültürel k u r u m l a r d a k ö k t e n ve genel bir r e f o r m ya-

b i l g i r e f o r m u y d u . G ü l h a ç h a r e k e t i n i b a ş l a t m ı ş ve 1 6 1 4 ' t e

katıl-

m i ş t i . B u ç a ğ r ı y a y a n ı t m ü t h i ş t i v e o n y ı l d a n az b i r s ü r e i ç i n d e b u

H e r m e s ç i l e r ve "kimya filozofları", çağdaşlarının çoğu gibi bütün

p ı l m a s ı n ı u m u y o r , i ç l e r i n d e n b a z ı l a r ı ise e t k i n b i r b i ç i m d e

Fra-

tianopolis'te,

Johann

Atlantis'inden

yayımladı.10 Andreae

Chris-

" k i m y a f e l s e f e s i ' n e dayalı y e n i b i l g i y ö n t e m i n i daha ay-

rıntılı bir hale g e t i r m e k için u y g u n bir cemaat o l u ş t u r u l m a s ı n ı

Ro-

öner-

s e n k r a n t z , t ı b b ı n v e d o l a y ı s ı y l a b ü t ü n b i l i m l e r i n g e r ç e k s ı r l a r ı n a hâ-

miştir. Bu ütopik kentte, b u tür araştırmaların merkezi, bir laboratu-

k i m o l m a k l a ü n l ü y d ü . D a h a s o n r a l a r ı sır o l a r a k s a k l a n a n v e y a l n ı z c a

v a r o l a c a k t ı ; " g ö k l e y e r i n e v l e n d i ğ i " ve " y e r e i l a h i s ı r l a r ı n

Gülhaç tarikatının

müritlerinin

okuduğu

birtakım

kitaplar

Böylece XVII. yüzyılın başında yine o eski, bildik mistik

vurulduğunun anlaşıldığı"

yazdı.9

bir

yer.11

Fama

Fraternitatis'i

mührünün ve

tarikatını savunanlar arasında Kraliyet Fizikçiler Koleji'nin

senaryoyla

üyesi, a m a aynı zamanda bir mistik simya

ustası

da o l a n

Gülhaç öğretim Robert

F l u d d vardı. O k ü l t bilimlerde ciddi bir eğitimden g e ç m e d e n hiç k i m 7

A. G. Debus, "Alchemy and the Historian of Science," s. 134.

8

A. G. Debus, The Chemical Dream of the Renaissance,

Cambridge, 1 9 6 8 , s. 7, 10

14*15. 9

Debus, The Chemical Dream of..., s. 1 7 - 1 8 . Fama Fraternitatis, Rosicrucian Enlightenment'ı

içinde yeniden basılmıştır, s. 2 3 8 - 5 1 .

Fransızca çevirisi Confessio (1586-1654)

The

Yates'in

Chymical

Fraternitatis Marriage

Rosencreutz'u

Enlightenment,

Century,

çev.

Aynca bkz. Yates,

The

An İdeal State of the Seventeenth 1916).

s. 1 4 5 - 4 6 ; Debus, The Chemical Dream, s. 1 9 - 2 0 ;

J o h n Warwick Montgomery, Cross and Crucible: fonathan (1586-1654),

Bernard

Gorceix'in La Bible des Rose-CroıYsmda (Paris, 1 9 7 0 ) bir araya getirilmiştir.

256

Rocicruciaıı

Fama'nm

R. C. (1615) ve J. V. Andreae'nin of Christian

Krş. Andreae, Christianopolis:

Felix Emil Held (New York ve Londra,

The

.

11

Christianopolis,

Phoenixof

the Theologians,

(çev. Held), s. 196-97.

257

I-II (Lahey, 1 9 7 3 ) .

Valentin

Andreae


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

senin doga felsefesinin yüksek bilgisine ulaşmasının mümkün olmadığını üzerine basa basa söylemiştir. Ona göre "hakiki tıp" doga felsefesinin temeliydi. Mikrokozmos, yani insan bedenine dair bilgimiz bize evrenin yapısını öğretecek ve böylece bizi Yaratıcımıza götürecekti. Aynı şekilde evren hakkında daha fazlasını öğreneceğiz, kendimiz hakkında daha fazlasını bileceğizdir. 1 2

Akademisi Sekreterine b u meselelerde "âli sükûtunu" koruması gerektiğini yazmıştı. 1 4 Newton, deneylerinden bazılarının başarılı olduğunu bildirmişse de simya araştırmalarının ve deneylerinin sonuçlarını asla yayımlamadı. Ne ki, ona ait sayısız simya yazması - 1 9 4 0 ' a kadar ö n e m s e n m e m i ş l e r d i r - The Foundation

of Newton's

Alchemy15

fi kimya"ya ve okült bilimlere dayalı yeni bilgiye ilişkin bu araştır-

göre, Newton, "engin eski simya küliyatını daha önce hiç araştırılmadığı kadar" derinlemesine incelemiştir (s. 8 8 ) .

maların sonuçlarına yeni bir ışık tutmuştur. Simya formüllerinin donanımlı laboratuvarlarda deneysel olarak araştırılması hakkında görüş alışverişinde bulunmanın önemi, rasyonel bir kimyanın yolunu açmıştır. Okült bilimlerin pratisyenleri arasında sürekli sistematik bilgi alışverişi, pek çok akademinin ve eğitimli cemiyetin kurulmasına neden olmuştur. Ancak "hakiki simya" miti etkisini yitirmemiştir, bilimsel devrimin yazarları üzerinde bile. 1 6 5 8 ' d e yayımlanan bir

Newton simyadaki k ü ç ü k dünyanın yapısını kendi kozmolojik sistemiyle eşleştirmeyi denedi. Gezegenleri yörüngelerinde tutan gücün keşfi onu tam olarak tatmin etmemişti. Ancak 1668'den 1696'ya kadarki yoğun deneylerine karşın küçük kütlelerin hareketini yöneten güçleri bulmayı başaramadı. Bununla birlikte 1 6 7 9 - 8 0 ' d e yörünge hareketinin dinamikleri üzerinde ciddi bir şekilde çalışmaya başladığında, çekim gücüyle ilgili kimyevi fikirlerini evrenlere uyguladı. 1 6

denemede, Robert Böyle, simyasal ve tıbbi sırların serbest bir şekilde aktarımım desteklemiştir. 1 3 Öte yandan Newton simya sırlarını

ka-

muya açmanın güvenli olmadığını düşünüyordu ve Böyle, Kraliyet

McGuire ve Rattans'm gösterdiği gibi, Newton şuna inanmıştı ki, "Tanrı doğa felsefesinin ve gerçek dinin sırlarım seçilmiş birkaç kişiye vermişti. Bu bilgi sonradan kayboldu, fakat daha sonra, avamdan saklı tutulan masallarda ve mitsel sözlerde biraraya

Robert Fludd, Apologia Compendiaris et Infamiae

Maculis Aspersam,

Fraternitatem

Veritatis

ki-

tabında Prof. D o b b s tarafından adamakıllı soruşturulmuştur. Dobb's

En son çalışmalar, özellikle Debus ve Frances Yates'inkiler, "felse-

12

isimli

de Rosea Cruce

quasi Fluctibus abluens

Suspicionis

et

getirildiğinde

kısmen de olsa yeniden keşfedilmişti. Günümüzde bu daha eksiksiz

abstergens

(Leyden, 1 6 1 6 ) , s. 8 9 - 9 3 , 1 0 0 - 1 0 3 ; aktaran: Debus, a.g.y., s. 2 2 - 2 3 . 13

Margaret E. Rowbottom'ın şerhiyle tekrar basılan bu deneme için bkz. "The Earliest Published Writting of Robert Fludd," Annals of Science,

14

6 (1950):

3 7 6 - 8 9 . "Eğer Eliksir bir sır olmuşsa ... bunu kendi endüstrimize değil

15

bütünüyle İfşa Ediciler'imize borçluyuz, bana öyle geliyor ki, kazanmak

aldın, kolayca ver" vb; Rowbottom, s. 3 8 4 . Yukandaki alıntı Dubbs tarafından kopyalanmıştır, The Fouııdations

of Newtoıı's Alchemy, s. 6 8 - 6 9 .

258

II, s. 1-3) almtılamıştır.

Newton'm simya yazmalanmn J o h n Maynard Keynes tarafından

1936-39

arasında kısmen yeniden ele geçirilmelerine kadarki hikâyesi Dobbs tara-

için çaba harcamadığımız şeyi vermekten bu kadar geri durmamalıyız; çünkü kurtancılanmızm benzer bir durumdaki buyruğu şuydu: Kolayca

Dobbs (a.g.y., s. 195), H. Oldenburg'a gönderilmiş 2 6 Nisan 1 6 7 6 tarihli b u mektuptan parçalar (= Newton, Correspondence,

fından anlatılmıştır (s. 6 0 . 16

Richard S. Westfall, "Newton and the Hermetic Tradition," Science, and Society in the Renaissance:

Essays to Honor Walter

Pagel

Medicine

(ed. Ailen G.

Debus), New York, 1 9 7 2 , II, s. 1 8 3 - 9 8 , özellikle s. 1 9 3 - 1 9 4 ; Dobbs, s. 2 1 1 .

259


DEMİRCİLER VE SİMYACILAR

EKLER

bir şekilde yaşatıdan tekrar elde edilebilir." 17 Bu nedenle Newton, ge-

Physics adlı kitabında, kendi dölü olarak modern bilimi üretmiş olan

nellikle oraya gizlenmiş gerçek sırlan öğrenmeyi umut ederek, simya

şeyin, mekanik felsefe ile Hermetik geleneğin evliliği olduğu sonucuna

külliyatının en içrekçi dallarına başvurmuştu. Modern mekanik bili-

ulaştı. 20 "Modern bilim" gözalıcı gelişimi içinde, Hermetik mirasını

minin kurucusunun ne ezeli gizli vahyin teolojisini ne de tüm simya-

görmezden gelmiş ya da reddetmiştir. Başka bir ifadeyle, Newton me-

ların temeli olan dönüşüm ilkesini reddetmemesi çok anlamlıdır.

kaniğinin zaferi, Nevvton'm kendi bilimsel idealini yok etti. Aslına

Opticks isimli incelemesinde şöyle yazmıştır: "Kütlelerin Işığa, Işığın

bakılırsa, Newton ve çağdaşları, bilimsel devrimin oldukça farklı bir

Kütlelere çevrilmesi, Doğanın gidişatına çok uygundur, Doğa bu Dö-

tipini ummuşlardı. Rönesans'ın neo simyacısının amaçlan ve umutla-

nüşümden hoşnut görünmektedir." 18 Prof. Dobbs'a göre, "Newton'm

rını -yani Doğanın kurtarılması çabasını- sürdüren ve bunu gelişti-

simyayla ilgili düşünceleri, ana esasları üzerine öyle sağlam bir şekil-

ren Paracelsus, John Dee, Comenius, J. V. Andreae, Ashmole, Fludd

de oturtulmuştur ki, asla onların genel olarak geçerliliklerini inkâr

ve Newton gibi birbirinden çok farklı insanlar, simyada daha tutkulu

etmesi sözkonusu olmamıştır ve bir bakıma 1675'ten sonra meslek

bir girişimin modelini görüyorlardı: yani yeni bilgi yöntemiyle insa-

hayatının bütünü simya ve mekanik felsefeyi bir bütün halinde birleş-

nın kemâlatı. Onların görüşüne göre, böyle bir yöntem Hermetik ge-

tirmeye yönelik uzun süreli bir çaba olarak

görülebilir." 19

lenek ve doga bilimleri, yani tıp, astronomi ve mekanik ile mezhep-

Principia yayımlandığında, Newton'ın muhallifleri Newton'm güç-

üstü bir Hıristiyanlığı bütünleştirecekti. Bu tutkulu sentez aslında

lerinin, aslında okült nitelikler olduğunu özellikle vurgulamışlardır.

yeni bir dinsel, özellikle Hıristiyan yaratımıydı ve Platoncu, Aristota-

Prof. Dobbs, eleştirilerinin doğru olduğunu kabul eder: "Newton'm

lesçi ve Yeni Platoncu metafizik kavramların eski bütünleştirilmesinin

güçleri, Rönesans döneminin okült külliyatının büyük bölümünde bu-

sonuçlarıyla uyumluydu. XVII. yüzyılda daha da ayrıntılandırılan bu

lunan gizli sempatiler ve antipatilere çok fazla benziyordu. Fakat

"bilgi" tipi, Hıristiyan Avrupa'daki son bütünsel girişim

Newton güçlere, madde ve hareketinkilere denk bir ontolojik statü

Böylesi bütünsel bilgi sistemleri Pythagoras ve Platon tarafından eski

vermişti. Böyle yaparak ve güçleri rakamsal ifadeler haline getirerek,

Yunanda ileri sürülmüşse de daha çok Çin kültürünün tipik özelliği-

olmuştur.

onların mekanik felsefenin hayali etki mekanizması düzeyine yüksel-

dir; burada sanat, bilim veya teknoloji, söz konusu kültürün kozmo-

melerini sağladı" (s. 211). Prof. Richard Westfall, Force in Newton's

lojik, ahlaki ve "varoluşsal" önkabülleri ve olası etkileri hesaba katılmadan anlaşılamaz.

17

Dobbs, s. 9 0 , E. McGuire ve P. M. Rattansi'nin şu eserine gönderme yapıyor: "Newton and the 'Pipes of Pan"' Notes and Records of the Royal Society

of

London 2 1 ( 1 9 6 6 ) : s. 1 0 8 - 4 3 . 18

Newton,

Opticks

(Londra,

1704;

dördüncü

edisyonun

[17301, New York, 1 9 5 2 ) , s. 3 7 4 ; aktaran: Dobbs, s. 2 3 1 . 19

A.g.y., s. 2 3 0 .

tekrar

basımı 20

R. S. Westfall, Force in Newton's Physics: The Science of Dynamics in the teenth Century (Londra ve NY, 1 9 7 1 ) , s. 3 7 7 - 9 1 ; Dobbs, a.g.y., s. 2 1 1 .

260

261

Seven-


DİZİN

DİZİN

Abydos, 2 3

cıva, 51, 52, 74, 122, 1 2 8 , 1 2 9 ,

Alacahöyük, 2 4

132-134, 138, 141-147, 165,

altın, 2 2 , 5 2 - 5 4 , 5 9 , 6 0 , 69, 7 2 -

167, 168, 176, 178, 211, 2 4 0

7 4 , 1 1 8 - 1 2 3 , 1 2 5 , 128, 1 3 3 ,

kalay, 5 8 , 5 9 , 7 4 , 9 3 , 1 0 6

Filozof Taşı, 10, 8 3 , 1 3 3 , 1 6 2 ,

kaya kristali, 19, 2 0 , 9 0

1 6 5 , 172, 1 7 3 , 1 7 5 - 1 7 8 , 1 8 0 ,

kazan, 8 9

181, 183, 187, 189, 249, 2 6 1

kimya, 9 - 1 3 , 15, 17, 4 9 , 7 6 , 1 2 4 ,

Fırın, 6 1 , 6 2 , 6 6 - 6 9 , 72, 77, 78,

1 2 5 , 1 3 9 , 143, 1 4 4 , 1 4 6 , 1 4 7 ,

114, 120, 185

150-152, 154, 157, 158, 160,

Gayömart, 73, 7 4

202, 205-207, 212, 216, 220,

Girit, 2 1 , 2 3

232, 233, 236, 238, 242, 246,

161, 165, 1 8 8 - 1 9 2 , 1 9 4 - 1 9 7 ,

137, 142, 144, 145, 147, 150,

çekiç, 2 2 , 3 0 , 3 1 , 6 2 , 9 5 , 9 7 , 1 0 5 ,

1 5 7 , 1 6 0 , 1 6 1 , 1 6 4 , 167, 1 6 8 ,

113

175, 181, 185, 197, 211, 215,

Çingeneler, 1 0 6

217, 223, 235, 236, 238, 239

Göktaşı, 2 0

248, 250-253, 257 kimya filozofu, 2 5 1

Grönland Eskimolan, 2 2

Artemis, 2 0

kuvars kristali, 19

Delphoi, 2 1

Asur, 3 8 , 76, 2 3 2

demir, 2 1 - 2 4 , 2 8 - 3 0 , 5 4 , 6 9 , 71,

Asür, 6 9 - 7 1 , 1 0 6 Asuralar, 7 0 ateş, 2 2 , 2 6 , 4 1 , 5 2 , 6 2 , 6 3 , 6 7 ,

hierogami,

226

Hititler, 2 3

209

101, 110, 113-115, 125, 128,

Kybele, 2 0

Hermetizm, 1 8 8 , 1 9 3

87, 89, 90, 96-99, 102, 225, demir çağı, 24, 2 5 , 29, 71, 1 0 8 ,

70, 77, 8 4 - 8 6 , 8 8 , 9 0 , 9 8 , 1 0 0 ,

21

homofaber,

magnetit, 2 4 , 2 2 5 1 0 7 , 108, 1 5 6 , 1 8 5 ,

Malakka Negritoları, 19 Malezya, 2 8 , 5 9

1 8 7 , 196, 2 0 2

Marduk, 3 2 , 3 3 , 8 2 , 1 0 4

demiurgos, 79, 8 2 , 8 4

131, 133, 134, 155, 163, 165,

Dökümcü, 3 8 , 1 8 6

168, 175, 178, 184, 186, 191, 196, 208, 213, 228, 229, 250,

eliksir, 2 2 1 , 2 4 8 , 2 4 9 , 2 5 3

263

Elixir Vitae, 10, 183, 1 8 4 , 1 9 7 el-Übeyd, 2 6 embriyon, 8, 9, 34, 4 0 , 4 4 , 4 6 ,

Baal, 1 0 4 , 1 0 5 , 1 0 7 , 1 1 4 Baal'm Şiiri, 1 0 4

5 2 , 5 4 - 5 6 , 6 2 , 72, 7 5 - 7 9 , 8 2 ,

Bahya ben Aşer, 3 9

8 3 , 129, 1 3 1 , 1 3 3 , 1 3 6 , 1 3 8 ,

bakır, 2 3 , 2 4 , 2 6 , 3 8 , 52, 145,

154, 161, 2 1 7 Endonezya, 7, 9 3

174, 223, 225, 239 Bergbüchlein,

fetüs, 7 6 , 79, 8 2 , 2 1 7

Ephesos, 2 0

50-52, 210

Eros, 2 0

Bhiller, 2 8

ersuyu, 3 3 , 73, 74, 1 2 9 , 1 3 3 - 1 3 5 , 144, 168, 2 1 7

Câbir ibn Hayyân, 142, 176, 2 4 5

İbn er-Rûmî, 3 9

Massailer, 96, 9 7 , 1 0 3

İbn Meymûn, 3 6

materia prima,

İbn Vahşiyye, 36, 2 2 8

177, 2 6 2

İndra, 73, 105, 1 0 7 , 1 1 4

mağara, 21, 4 2 - 4 4 , 8 9 , 1 1 0 , 1 2 9 ,

Isa, 4 6 , 1 1 4 , 115, 1 7 0 , 1 7 2 , 1 8 7 -

211, 218, 239

189, 231, 249, 261

merkez, 11, 4 1 , 1 2 2 , 1 6 9 , 2 2 9 metalürji, 7 - 9 , 19, 2 2 - 2 7 , 3 1 , 32,

J o h n Dee, 1 8 9 , 1 9 4 , 2 5 0 , 2 5 6 ,

34, 3 8 , 4 0 , 4 4 , 4 8 - 5 0 , 5 4 , 5 7 ,

263, 264

6 1 - 6 3 , 6 8 - 7 1 , 7 3 , 77, 7 9 , 8 2 ,

Jung, C. G., 10, 13, 56, 154, 163,

83, 88, 103, 107, 108, 111,

164, 166-174, 1 7 6 - 1 8 0 , 187,

1 1 3 , 117, 1 4 7 , 1 5 5 , 1 5 7 , 1 6 0 ,

218-220, 249, 257-261

164, 185-187, 2 0 0 - 2 0 3 , 205, 224, 233 meteorit, 2 0 , 2 1 , 2 6 , 2 2 4

Kâbe, 2 0 Kafkasya, 2 2

262

1 3 1 , 1 6 7 , 175,

263


D E M İ R C İ L E R V E SİMYACILAR

puruşa, 139, 140

Mezopotamya, 2 3 , 2 4 , 3 3 , 3 5 - 3 8 , 4 2 , 5 2 , 7 5 - 7 9 , 1 5 8 , 160, 2 1 0 ,

Regressus ad uterum, 131, 138,

227, 228, 235 Mundalar, 6 9 , 7 0

168, 169

mysteria, 8, 26, 159, 162-164, 174, 175

sülfür, 4 8 , 1 2 2 , 1 4 7

Mısır, 2 3 , 2 4 , 3 3 , 36, 4 3 , 74, 1 0 4 , 108, 158-160, 162, 164, 205,

Şeytan, 113, 1 1 5

225, 227

Şiva, 1 4 3 - 1 4 6 şaman, 19, 4 7 , 59, 8 5 - 9 1 , 9 3 , 9 7 ,

Nâgârcuna, 1 3 7 , 1 4 2 , 1 4 3 , 1 4 5 ,

9 8 , 113, 1 1 4 , 1 1 6 , 1 6 3 , 1 8 0

240 Tantracılık, 1 3 7 , 1 5 1 , 1 5 2 , 1 5 9 ,

nalbant, 1 1 1 - 1 1 5 , 2 0 9

175, 205, 2 3 9

Newton, 17, 1 8 8 , 1 9 1 - 1 9 4 , 2 4 8 ,

Taoculuk, 8, 1 1 7 , 1 1 8 , 1 3 8 , 1 4 1 ,

253-256, 264

159, 205, 2 1 7

nigredo, 162, 165, 167, 170, 175,

Tiamat, 32, 79, 8 2 , 1 0 4

176, 2 4 9 Odin, 1 0 6 , 1 1 1 - 1 1 3

üçgen, 4 3 , 4 4 , 2 2 9 , 2 3 0

opus magnum, 162

yeşim, 1 2 2 , 1 2 3 , 1 2 5 , 2 1 7 , 2 3 8

örs, 3 0 , 3 1 , 6 3 , 6 6 , 78, 8 7 , 8 9 ,

Yeni Platonculuk, 1 8 8 , 2 4 8 , 2 4 9

9 5 , 101, 1 1 5

Yer Tannçası, 2 1 Yeryüzü Ana, 27, 4 2 , 4 4 , 4 5 , 4 9 ,

palladion, 20

5 2 , 54, 56, 6 1 , 1 5 4 , 1 5 6 , 161

Paracelsus, 1 4 7 , 168, 169, 1 8 1 , 189, 194, 212, 214, 218, 246,

Yucatan Mayalan, 22

248, 251, 256

yıldmm, 2 1 , 3 1 , 9 9 , 1 0 0 , 105, 107, 108, 112

Pessinus meteoriti, 2 0

yıldınmtaşı, 2 1 , 3 1 , 1 0 7 , 2 0 9 , 2 2 3

petra genitrix, 21, 40, 45, 230 Phrygia, 2 0

zincifre, 117, 1 1 8 , 1 2 0 ,

Platon, 2 1 , 1 9 4 , 2 5 6 Plinius, 29, 4 8

217

prakrti, 139-141, 152 264

128-130,

Mircea eliade demirciler ve simyacılar  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you