Page 1

T.C AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ

SOSYOLOJİ SEMİNERİ II KİTAP SUNUMU

KİTABIN ADI – YAZARI ORYANTALİZM EDWARD SAID

HAZIRLAYAN ELİF EROL 100110013

DANIŞMAN Öğr. Gör. OSMAN METİN


Afyonkarahisar Bahar 2013 Kitabın Adı: Oryantalizm Yazar: Edward Said Yayınevi: Pınar Yayınları Çeviri: Selahattin Ayaz Yılı: 1999 Şehir: İstanbul Sayfa: 471

Yazarın Biyografisi / Yazar Hakkında Bilgi ve Diğer Eserleri EDWARD SAİD (1935-2003) Edward Said Filistinli olup 1935 yılında varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs’te dünyaya gelmiştir. 1948 yılında ailesi göçmen olarak Mısır’a yerleşir ve İngilizce dışında başka bir dilin konuşulmasının yasak olduğu seçkin koloni okullarında eğitim almıştır. Aldığı bu Anglosakson eğitim sırasında kendisine “Avrupalı olmayan diğer” olduğu da öğretilmiştir. Kendisi bu durumu şöyle anlatmaktadır: “Bizi onlardan ayıran dilsel, kültürel, ırksal ve etnik çizgi idi. Benim Anglikan kilisesine bağlı olarak doğmuş orada vaftiz edilmiş ve kilisenin bir üyesi olmuş olmam işimi kolaylaştırmıyordu.” Said 1951’de Mısır’daki okuldan haylazlık nedeniyle uzaklaştırılınca babası tarafından eğitimini sürdürmek üzere Amerika’ya gönderilmiştir. Üniversite eğitimini Princeton ve Harvard’da tamamlar. Bu yıllarda tatillerde ailesinin Mısır’dan ayrılarak yerleştiği Lübnan’a gitmekte ve burada edebiyat, müzik ve felsefe eğitimi almıştır. 1963 yılında New York’a Columbia Üniversitesinde ders vermeye başlar. O yıllarda Arap ya da Filistinli olarak değil herkesi daha rahatlatan bir terimle “Orta Doğulu” olarak anılmaktadır. Durumunun garipliğini hissetmekle birlikte bilinçli bir tepki oluşturmadığı, geleneklerinden kopuk olarak yaşadığını söylediği 1967 yılına kadar politik bir eylemin içinde yer almaz. Daha sonra Filistin 2


milliyetçiliği hareketine katılarak Yahudi karşıtı olduğu gerekçesiyle ABD’den eleştiri almıştır. Kazanılmış kimliği ile doğduğu ve uzaklaştırıldığı kültür arasındaki farklılıkların oluşmasına izin verdiği düşüncesinden hareketle daha önce yapmadığı bir şeyi yapar ve 1972 yılında sabbatical hakkını Beyrut'ta Arap edebiyatı konusunda çalışarak kullanır. Böylece hem Arap hem de Amerikalı olarak, hem birlikte hem de birbirine karşı düşünmeye ve yazmaya başlar.70’lerin sonlarında Enver Sedat ve Yaser Arafat tarafından barış görüşmelerine Filistin temsilcisi olarak atanmıştır. Sürgünde Filistin Parlamentosunda 14 yıl görev yapmıştır. 1985’te İsrail Savunma Gücü tarafından Nazi olmakla suçlanan Said çeşitli tehditler alır. 1990'lı yılların başından bu yana lösemi hastası olan Said, 25 Eylül 2003'te New York’taki bir hastanede 67 yaşında hayata veda etmiştir. 1999’da “Out of Place” adını verdiği anılarını yayınlamıştır. İngilizce ve Arapça dışında Fransızcayı da iyi bilen Said, Londra’da yayınlanan The Guardian, Fransa’da yayınlanan Le Monde Diplomatique ve Arapça yayınlanan günlük Al-Hayat gazetelerine düzenli olarak yazıla yazmıştır.1978 yılında yayınlanan “Oryantalizm” (Şarkiyatçılık) üzerinde çok konuşulan ve tartışılan bir kitap olmuştur. Bunu “Kültür ve Emperyalizm” Filistin ve İslam’a dair diğer kitapları izlemiş ve yayınladığı toplam 10 kitabı 14 dile çevrilmiştir. Üç ayrı yayınevi tarafından Türkçeye de çevrilmiş ve basılmış olan “Orientalizm” dışında Türkçede basılmış diğer kitapları: “Filistin Sorunu”, seçme yazılarının yer aldığı “Kış Ruhu” “Haberlerin Ağında İslam”, “Kültür ve Emperyalizm”, “Entelektüel; Sürgün, Marjinal Yabancı”, ve F. Jameson T. Eagleton ve E. Said’in yazılarından oluşan “Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazım”.

3


1

İçindekiler ÖNSÖZ GİRİŞ Birinci Bölüm ORYANTALİZM’İN MUHTEVVASI 

Doğu’ya Ait Olanı Tanımak

İkinci Bölüm ORYANTALİST KURUMLAR 

Genişleme, Tarihi Yüzleşme, Anlayış, Sınıflama

Üçüncü Bölüm GÜNÜMÜZDE ORYANTALİZM 

Örtülü ve Açık Oryantalizm

EK ORYANTALİZM’E YENİDEN BAKIŞ

Kitabın Ana Hatlarına Göre Anlatımı / Özeti GİRİŞ Müslüman ve Hıristiyanlar arasında meydana gelen tartışmaların başlangıcıyla birlikte özellikle Haçlı Savaşları da Avrupalıları, İslam’ın kaide ve gelenekleriyle ilgilenmeye itmiştir. Bu nedenle oryantalizmin ilk basamakları Orta Çağ Hıristiyan Batı dünyasıyla, Müslüman Doğu dünyası arasındaki dini ve ideolojik çarpışmanın tarihi olarak kabul edilebilmektedir. 2.Dünya Savaşı’ndan beri Doğu’ya Amerika hükmetmiştir. Oryantalizm adlı çalışmasında Edward Said, bu çalışmasının nesnesi olan Doğu’nun devinimsiz bir olgusu olamadığını, yani “sadece orada olmadığını” savunmuştur. Nasıl ki Batı olduğu yerde olduğu 1

www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1032 4


gibi değilse, Doğu da ortada öylece durmamaktadır. İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ve bilebilecekleri şey yapmış oldukları şeylerdir. Tarihi mevcudiyetler olmaları bir yana hem coğrafi hem de kültürel medeniyetler olan Doğu ve Batı gibi mahaller, bölgeler, coğrafi dilimler insan yapısıdırlar. Bu nedenle Batı kadar Doğu da tarihe, düşünce geleneğine imajlara ve sözcüklere sahiptir. Bu tarih, bu imajlar ve sözcükler ona Batı’da ve Batı için geçerlik ve mevcudiyet kazandırmıştır. Böylece bu iki coğrafi mevcudiyet birbirlerini destekleme ve bir ölçüde de yansıtmaktadırlar. Oryantalizm, Doğu (çoğu zaman) ile Batı arasındaki ontolojik (tekvin ile ilgili kabulleri ifade eder) ve epistemolojik (bilgi ile ilgili kabulleri ifade eder) bir düşünüş biçimidir; yani aralarında şairler, roman yazarları, düşünürler, siyaset teorisyenleri iktisat alimleri ve imparatorluk yöneticileri olan geniş bir yazarlık kitlesi Doğu, Doğu halkı zihniyetçi, kaderi konusunda detaylı teoriler ortaya koyarken, destanlar ve sosyolojik tasvirler yazarken, siyasi raporlar verirken, Doğu ile Batı arasındaki temel ayrımı başlangıç noktası ihdas etmişlerdir (syf15). Doğu yalnızca Batılılar için bir araştırma sahası olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Doğu’da yer alan öyle kültürler ve milletler vardı ki bunların yaşamları, tarih ve gelenekleri, Batı’da bu konuda söylenebilecek her şeyden daha büyük bir gerçekliğe sahiptir. Oryantalizm’in yönü, Şarkiyat ile Şark arasındaki bir bağlantı değil, Şarkiyat’ın kendi içindeki tutarlılığı ve Şark hakkındaki fikirlerin tutarlılığıdır. Batı ile Doğu arasındaki ilişki bir güç hakimiyeti ve değişik derecelerde karmaşık bir hegemonya ilişkisidir.

BİRİNCİ BÖLÜM Oryantalizm’in Muhtevası Oryantalizm; Müslüman Doğu medeniyetinin (din, edebiyat, dil ve kültürü içine alacak şekilde) bütün unsurlarını inceleyerek İslam dünyası hakkında Batılıların sistematik bir bilgiye sahip olmalarını sağlayan, İslam ve Batı medeniyeti arasındaki mücadelede Batı uygarlığı lehine veriler elde etmeye çalışan bir akımdır. Oldukça eski bir geçmişe sahip olan Oryantalizm kavramını bir bütünlük içinde dünya kamuoyuna sunan Edward Said, bunu sistematik bir halde şu şekilde açıklar: “Oryantalizm gerçek Doğu’yu değil; Şarkiyatçıların görmek istedikleri bir ‘Şarkı’ aksettirir.” Oryantalizmin 5


basit tanımı, Doğuyu anlama, Doğuya olan merakını giderme çabasıdır. Batı, Şark hakkında hükümlerde bulunur ve Şark’ı iskan ederek yönetir. Kısacası Doğu’ya hakim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için Batı’nın bulduğu bir yoldur. Yani oryantalizm ‘bir sömürge doktrinidir.’ Aynı zamanda Batı, Doğu’dan güçlüdür ve ona tahakkümü öngören bir siyasi doktrin geliştirmek zorundadır. Batı güçlüdür ve Doğu’ya hükmetmek zorundadır. Bu hegemonik güç sayesinde Batılılar Doğu’yu değiştirip dönüştürmektedir. Yani Doğu’nun bütün modernleşme argümanları Batı’nın birer ürünüdür. XVII. asrın başlarından itibaren gelişmeye başlayan sömürgeciliğin temsilcileri İngiltere, İspanya, Portekiz, Avusturya, Hollanda, İtalya Almanya Fransa’nın belli başlı yüksek öğretim kurumlarında geçmişi yıllar öncesine uzanan birer şarkiyat bölümleri mevcuttur. Oryantalistlerine göre de İslam tipik bir Doğu ürünüdür. Örneğin; Muhammed Dante’ye göre ’düzenbaz’dır. Çünkü İsa’ya benzemeye çalıştığı için sahtekardır, yani Doğu’ya aittir. İsa gibi olmaya çalışsa da ne de olsa onun gibi olamaz. Bu yüzden de yabancıdır. Her ne kadar Kuran-ı Kerim İsa’nın peygamber olduğunu belirtse de Dante Müslümanların Hıristiyanlıktan haberi olmadığı üzerinde durmuştur. Buna dayanarak Oryantalin (Şarkı) zıddı Oksidental (Garbı)dır. Böylelikle Oryantalizmi bir tür “Doğu kültür ve medeniyetlerinin mühendisliği” olarak tanımlamak mümkündür. Başka deyişle Oryantalizm Batı’nın Doğu üzerinde tahakküm kurmak ve kendi çıkarlarına göre yeniden yapılandırmak amacıyla geliştirdiği bir yoldur. Oryantalizm iki özellik taşımaktadır: 1.Yeni bir bilimsel şuur ki, kökeninde “Doğu dillerinin taşıdığı önem” düşüncesi yatmaktaydı. 2.Garip derecede şiddetli bir “tahkiki tutum”. Avrupa Doğu’yu defalarca ayrıntılarına bölüyor, tekrar tekrar tasnif ediyor, ama onu hep o değişmez aynı tekdüze ve cazip şey olarak görmeyi de sürdürüyordu (syf134). XIX. yy’da oryantalizm ilim adamları üreterek Batı’da eğitimi yapılan dilleri artırmış ve orijinal eserlerinde de artış olmuştur. Eski Mısır’dan, Mezopotamya’ya; Hint’ten İran’a Osmanlı ülkesinin her köşesine uzanan Batılı bakışı, elçilerin gezi günlükleriyle seyyahların kitaplarıyla; savaşlarda egzotikliği her zaman öne çıkarılan Doğu düşüncesi bakış açısı değişmeden sürüp gitmektedir. Bu yüzden Doğu her zaman Batılılar için çekici olmuştur. 6


Hem sanatsal hem de siyasal açıdan Batılıların gözü Doğu’dan ayrılamamış sürekli Doğu ülkelerini sömürgeleştirmeye çalışmışlardır. Doğu ülkeleri birer hammadde deposu olarak görülmüş siyasal olaylar çevrilmiş, üstlerine pazarlıklar yürütülmüş, paylaşılmak istenmiş, horlanmış barbar diye korkutulmuş ama hazineleri, tarihsel kalıntıları, değerli neyi varsa el konulmak istenmiştir. Bu yüzden emperyalizmle aynı anlama sahiptir. Sanatsal yaratıların yanında ekonomik, siyasal çatışmaları da, din savaşlarını da izlemek, görmek mümkündür. Doğu ülkelerindeki sanatsal yaratıcılık ve Batılı sanatçıların besleyen Doğu yan yanadır.

İKİNCİ BÖLÜM Oryantalist Kurumlar: Çağdaş Oryantalist kurumların oluşmasında dört ana faktör önemlidir. 1)Genişleme: ‘Doğu’ İslam ülkelerini aşarak daha geniş coğrafi bölgelere yayılmıştır. Bu gelişmede etkili olan neden Avrupa’nın dünyanın başka bölgelerini keşfetmesidir. Seyahatnameler, ütopik eserler ve bilimsel raporlar Doğu’yu gittikçe açığa çıkarmıştır. Böylece Avrupa dışa doğru açıldıkça kültürünü de güçlendirmek istemiştir. 2)Tarihi Yüzleşme: Sadece seyyahlar ve kaşifler değil aynı zamanda Avrupa tarihinin başka veya daha eski uygarlıklarla kıyaslanmasında tarihçiler de katkıda bulunmuştur. Rönesans tarihçiler için Doğu kesinlikle düşmandı. Oysa XVIII. yy tarihçileri Doğu’nun ilginç yanları hakkında biraz da olsa düşünüp Doğu’nun kaynakları ile ilgilenmişlerdir. Belki de bu Avrupalının kendisini daha iyi tanımasına yardımcı olmuştur. 3)Anlayış: Bazı düşünürler Çin’den Peru’ya insanı tetkik eden kıyaslamalı çalışmalarını ‘anlayış yoluyla’ aşmaya çalışmışlardır. Bir kısım düşünürler XVIII. yy’da Doğu ile Batı arasındaki doktrin duvarlarını yıkıp Doğu ile gizli bağlarına bakabilmişlerdir. Yani bizim bugün tarihçi görüş (historisizm) dediğimiz anlayış XVIII. yy ait bir fikirdir. 4)Sınıflama: Buradaki amaç tabiatı ve insanı sınıflara ayırma isteğidir. Çok sayıda nesnenin küçük sayıda sıralı ve tasvir edilebilir tiplere dönüştürülmüştür. Doğal tarih antropoloji ve kültür sahasında her tipte belli bir karakter bulunur. Bu da gözlemciye bir tanım temin etmesini sağlamıştır. Örneğin; Doğuludan bahsedildiği zaman onun ilk hali ilkel özellikleri, özel ruhi geçmişi gibi genetik evrensellere başvurulmaya başlanmıştır. 7


Çağdaş Oryantalizmin fikri ve kurumsal yapıları XVIII. yy’daki bu dört düşünce faktörüne dayalıdır. Ayrıca Doğu’yu ve İslam’ı, Batı’nın dini anlayışına dayalı, dar çerçeveli tahlil ve değerlendirmesinden kurtulmasını da sağlamıştır. Kısacası XVIII. yy Avrupa kültürünün laik unsurları meydana gelmiştir. Örneğin; Gibbon, Hz. Muhammed’e artık ‘büyü ile sahte peygamberlik arasında gidip gelen şeytani bir şahsiyet’ olarak değil de Avrupa’yı etkilemiş büyük bir insan olarak görebiliyordu. Doğu eski çağlardan beri insanlarda hülyalar uyandıran, garip izlenimleri ve manzaraları ile muhteşem deneyimlere yol açan bir yerdir. Avrupalı içinse önemli olan Doğu’nun ve olaylarının “Avrupa gözü” ile resmedilmesidir. Dante, Hugo, Marx Flaubert, Nerval gibi yazar ve düşünürler Doğu ile Batı arasında öze ilişkin bir fark olduğunu vurgulamışlardır. Oryantalizme dayalı olmakla birlikte ona bağımlı olmayan eserler vermişlerdir. İlk Oryantalistler (Renan, Sacy ve Lane) Doğu’nun anlatımını mizansenli olarak gerçekleştirmişlerdir. Sacy’ın yaptığı çalışmalarla Oryantalizmin ortaya çıkışı hazırlanmıştır. Renan ise Oryantalizmin resmileşmiş yapısına kesinlik kazandırarak ona özgü görüşlerini bir sisteme bağlamaktır. Ayrıca onun fikri ve maddi konuları ihdas etmek onun görevidir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Günümüzde Oryantalizm Oryantalizm’e en fazla etki eden etken, Doğu ile karşılaşan Batılılarda bir çatışmanın olmasıdır. Doğu- Batı kapsamında Batı’ya üstünlük ve kuvvetin, Doğu’ya ise zaafın atfolunması söz konusudur. Doğu, Batı için hem yabancı hem de zayıf bir niteliktedir. Bunun nedeni ise Doğu’ya karşı hassasiyetin ve gerçek bir Doğu tecrübesinin olmayışıdır. İngiliz ve Fransızlar kolonileştirme yoluyla Doğu’ya hükmetme yoluna gitmişlerdir. Doğu denilen yer ‘coğrafi mekandır.’ Doğu hakkındaki bilginin maddi kaynağıdır. Doğu’nun örtülü ve değişmez nitelikleri onun coğrafyasında saklıdır. Bu yönüyle farklılıkları ve nitelikleri Batı’nın ilgisini çekmiştir. Bu ticari coğrafya, ulusun bilimsel ve medeniyet altında kaydedilmiş gelişmelerden haberdardır. Bunun yanı sıra ilkel de olsa kar amacı da güdülmektedir. Böylelikle Doğu imajı ortaya çıkarak; Doğu işlenecek, ekilip ürün alınacak ve korunacak bir yer haline dönüşür. 8


Doğuyla ilgili hiç eksik olmayan efendilik-kölelik teması ve Batılı gezginin Doğu’ya ilerledikçe Doğu’ya karşı atfettiği yabancılık üzerinde durulur. Doğu gibi gelişmemiş, zayıf bölgeler Fransız ve İngiliz çıkarları için kaçınılmazdır, yani sömürgeleştirme çabasıdır. Örneğin; Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerindeki paylaşımlarını karşılıklı olarak iyi bir şekilde geçinmişleridir. Bu bağlamda Doğu’nun geleceği onların eline teslim edilmiş bulunmaktadır. Doğu’yu Doğu yapan şey Avrupa’ydı. Doğulu üstün bir ırka sahip olmadığı için yönetilmeye mahkumdur. Onlara bir vatandaş olarak değil; çözümlenecek ya da ele geçirilecek bir sorun olarak bakılırdı. Doğu Batının sömürgesi olduğu sürece, zaten kurulu efendilik-kölelik ilişkisi Doğuya ilişkin metinlerin kasıtlı ya da bilinçdışı olarak üretilmesiyle pekişecektir. Sömürgeciliğin en tabanını oluşturan süreç ‘ötekileştirme’ sürecidir: Kuvvetli olanın kendini ‘egemen özne’ olarak konumlandırması sonra da zayıf olanı ‘öteki’ olarak tanımlayarak ‘nesne’ durumunda yönetmesidir. Fransız Oryantalizmi ile çağdaş İngiliz Oryantalizmi arasındaki fark: Bir üslup farkıdır. Yani Doğu ve Doğulular hakkındaki genellemeler, Doğu ve Batı arasında görülen ayrım ve Batı’nın Doğu’yu yönetmesinin isteğinin her ikinde aynı oluşudur. XIX. yy’da beklenmedik bir şekilde Doğu ve Batı arasındaki fark azalmaya başlamıştır. Batılıların Doğu’daki toprak istençleri artıkça Doğu hakkında bilgi edinilmeleri de kaçınılmaz olmuştur. Doğu’ya karşı bir sempati ve eğilim duymuşlardır. XIX. yy ressamlarının yalnızca düş gücüne dayanan vahşet, işkence ölüm ve erotizm konularınca eğildiklerini düşünmek yanlış olur. Onlar aynı zamanda kendilerininkinden çok farklı bir dünyanın kültürü ve hayat biçimiyle de ilgilenmektedir. Gidip gördükleri Doğu ülkelerinin yakıcı sıcağı, parlak güneşi görkemli İslam mimarlığı ve zenginliği, tarihi sokakları ve farklı hayatı, renkli kıyafetler içinde çeşitli insan tipleri, sanatçıların üstünde çok büyük bir etki yaparak onları bu defa da etnografik bir gerçekliğe yöneltmiştir.

9


Yazarın Yöntemi / Tekniği ve Kavramları ve Açıklaması Edward Said, başvurduğu varsayımları şu şekilde belirtmiştir: •

Bilgi sahaları toplumdan, kültürel teamüllerden, hal ve şarttan (okul kütüphane, hükümet gibi) tavsiye edici unsurlardan etkilenir.

Bilimsel eser de hayal unsurunun hakim olduğu eser de hür değildir; niyetçe varsayımca, imgece sınırlıdırlar.

Oryantalizm gibi bir bilim sahasında kaydedilen akademik gelişmeler objektif açıdan bizim sandığımız kadar gerçekçi değildir (syf264). Edward Said tarafından sistematize edilerek akademik çalışmalara yeni bir bakış açısı

getiren Oryantalizm, Latince Oriens, Batı dillerinde Orient (güneşin doğduğu yer) teriminden türemiştir. XIX. yy gelişen bir bilim dalı olan Oryantalizm genel olarak, Doğu insanlarının, dinlerinin, dillerinin, kültürlerinin ve tarihlerinin incelenmesi anlamında, Doğu araştırmaları ve oryantal dünyaya has bütün gelenek ve kurumların, Batı’nın yaşam tarzının yansıtmada kullanılmıştır. Doğu, Batı’nın maddi medeniyet ve kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. İşte Oryantalizm, kültürel ve hatta ideolojik bir açıdan arkasındaki konular kelimeler (ilim, tasvirler, öğreti) kavramları olan bir muhakeme biçimini ifadesi ve temsilidir. Orientalism, Doğu'ya ilişkin ideolojik önyargılar ve perspektiflerin hakim olduğu düzenlenmiş yazı, vizyon ve araştırma tarzıdır O, tüm düşünce ve araştırma alanı tarafından ifade edilen ‘Doğu’ imajıdır. Oriental, bu tip düşünmeyi temsil eden kişidir. Oryent (Şark) ise Asya demek olmadığı yahut ‘uzak veya alışılmamış olan her şey’ manasına gelmediği zaman muhakkak ‘İslami Doğu’ olarak anlaşılmaktadır (syf105). Said’in 1978 yılında yayınlanan çalışmasının ardından Batı’nın kendi kimliğini ifade etmesinin, kendisini tanımlayıp eylemini meşrulaştırmasının dolaylı, ideolojik ve kültürel yolu olarak kullanılmıştır. Edward Said’in “Oryantalizm” adlı eserinde incelediği Oryantalizmde, Batılı toplumlarda konu ile ilgili fikir üretenlerin Doğu tasavvurları, resimleri öyküleri, romanlarını kapsar. Epistemolojik ve ontolojik evreni içeren birbirleriyle bağlantılı farklı düzlemleri ele alır.

10


Oryantalizmi Doğu’nun üzerinde düşünmüş Batılı ülkelerin anlaşmasının ortak adı olarak tanımlamıştır. Daha sonra Said, Oryantalizmi daha sonra bir düşünce sistematiği haline getirerek Doğu hakkında ders veren, yazı yazan ve araştırma yapan herkesi Oryantalist olarak tanımlamıştır. Bundan yola çıkarak Oryantalizm Doğu’yu konu edinen kurumların tamamı, verilen beyanatlar, takınılan tavırlar, yapılan benzetmeler,

yönetim biçimi ve hükümet

şeklidir. Batı’nın üstünlük sürdürme taktiği, Doğu üzerinde otorite kurma çabasıdır. Bu doğrultuda Said’e göre Oryantalizm üç biçimde ortaya çıkar: İlk olarak; Oryantalizm öncelikle, XVIII. yy’da gelişmiş olan akademik bir disiplindir ve “Açık Oryantalizm/manifest orientalism” olarak adlandırılır. Bu tür Oryantalistler, Doğu’nun toplum, dil, edebiyat, tarih, sosyoloji, vs. çeşitli konularını incelerler ve buradan yola çıkarak Batı’nın Doğu üzerindeki üstünlüklerini vurgulayarak, Doğu’nun geri kalmışlığını belirtirler. Bu geri kalmışlık algılaması ve anlayışı Oryantalizmin bir siyasal doktrine dönüşümünü de hazırlamıştır. Bu yaklaşımın Doğu’ya karşı nesneleştirici bakışın hakim olması sebebiyle tek tipleştirici bir özelliği vardır. İkinci olarak; Said’in, bilinçsiz ve dokunulmazlığı olan Oryantalizm olarak tanımladığı “Örtük Oryantalizm/latent orientalism” gelmektedir. Bu kategoriye yalnızca oryantalist akademisyenler değil, Doğu hakkında herhangi bir beyanda bulunmuş olan Marx, Dante, Hugo gibi yazarlar da vardır. Örtülü oryantalizmin değişen bir yan yoktur, durağan ve erkekçe bir dünya görüşünü taşımaktadır. Said’e göre, açık oryantalizm bize “Doğu toplumları, onların dilleri edebiyatı tarihi, sosyolojisi ve benzeri hakkında yerleşik görüşleri” anlatırken; örtük oryantalizm ise “neredeyse bilinç dışı ve dokunulması mümkün olmayan bir kesinliğe-rüyalara görüntülere arzulara, fantezi ve korkulara” karşılık gelmektedir. Said’in Oryantalizm terimi ile anlatmak istediği hem sistematik bilgi üretimi hem de arzu ve fantezinin yer aldığı bilinç dışı alanın mekanizmasıdır. Said’e göre Doğu hem bilgi nesnesi, hem de arzu nesnesidir. Örtük Oryantalizm, dilbilimcinin edebiyatçının, tarihçinin, sosyologun üzerinde çalıştığı konuyu işleyişinde, ele alışında kullanabileceği, bir kuşaktan diğerine devredilen bir ifade kapasitesi sağlar. Altyapısal, üstü örtülü kabul ve onaya dayalı bu bilgi Doğu’ya ilişkin herhangi bir görüşün ve söylemin anlamlandırılmasında etkin bir role sahiptir.

11


Üçüncü olarak; Doğu ile ilgilenme, içli dışlı olma biçimidir. Said bu Oryantalizme “Modern Oryantalizm/modern orientalism” der. Modern Oryantalizm bir hükmetme, yeniden yapılandırma, Doğu’yu ve Doğuluları, çeşitli kuramlar vasıtasıyla temsil etme biçimidir. Bu Oryantalizm, iç tutarlılığı olan, süreklilik arz eden bir söylemdir. Said, Oryantalizmi Doğu’nun hakikatinin yanlış temsili olarak ele almaz temsilin yanı sıra bir de “gerçek”, “otantik”, “hakiki” Doğu nosyonlarına başvurmaz, “gerçek veya hakiki Doğu (İslam, Arap vs) vardır” tezini açıkça reddeder. Bunun yerine Doğu’nun özgün bir iktidar formasyonunun ürünü olduğunu ortaya koyar. Said, Doğu’nun bütünüyle Batı tarafından tek tip bir şekilde algılandığını iddia etmektedir. Ona göre, Batı’daki herkes ve her kurumun tek bir Doğu algısı; akılcı olmayan, pasif, yönetilmesi gereken, hayalci romantik, seks objesi vb. vardır. İşte bu yaklaşım; Batı’nın karşısında tek tip bir Doğu algılayışı Said’i indirgemeci bir yaklaşıma sürüklemiştir.

EK Oryantalizm’e Yeniden Bakış Batılı sanatçıların tasvirlerindeki Doğu imgesi XVIII. yy’da en iyimser şekliyle egzotik nitelendirilse de, yine de resimler, ortaya konulan romanlar ve eseler alttan alta Doğu toplumunun geride kalmışlığını, barbarlığını, cahilliğini yansıtmıştır: Batı yani ileri olanlar, kendi üstünlüğünü ötekinin geri kalmışlığını göstererek desteklemiştir. Batı, Doğuyu ötekileştirerek bir tanımlama girişiminde bulunur. Batı, kendi iktidarını meşrulaştırır ancak sanatçılar, yazarlar ötekinin cazibesine kapılmaktan da kendilerini alamazlar. Görmek istedikleri şekilde bir dünya yaratmak istemektedirler. Oryantalizm yalnız kültür, bilimsel faaliyet ya da mekanlarla pasif bir yansıması olan bir siyasi konu sahası değildir. Avrupa için bir estetik değer oluşturan Realizmin ve Akademimin de etkisiyle sanatçılar artık gerçekçi bir tavır da benimsemeye başlamışlardır. Kısacası Oryantalizm jeopolitik bilincin estetik, akademik, iktisadi, sosyolojik, tarihi ve filolojik metinler arasında dağılımıdır.

12


Sonuç Genel bir değerlendirmede; seyyahlar, askerler, şairler, ressamlar Doğu’ya gelip Doğu’yu hayal ettiler ve sonucunda da Doğu’yla ilgili kültürel bir birikim oluşturmuşlardır. Doğu’ya yönelişin temelindeki en önemli etmenlerden biri merak olsa da daha çok Doğu’yla Batı arasındaki ilk ilişkiler bu meraktan çok öncelere Orta Çağ Haçlı Seferlerine dayanmaktadır. Bu seferlerle Hıristiyan olmayan Doğu fethedilmek istenmiştir. Bu dönemde yazılanlar, çizilenler fantezi ürünleriyle de harmanlanınca bilinçsizce oluşturulmuş ve Oryantalist bir bakış açısının dogmasına neden olur. Örneğin; Batının toplum bahsinde İslam dünyasında görmek istediği veya güya gösterdiği manzara, Oryantalist ressamların çizdikleri “harem” görüntüsüdür: Sere serpe yatan ve efendisinin kendisini ziyaret edeceği anı beklemekten başka bir işi olmayan cariye! Doğu tabiri Doğu’yu Batılı öğrenim, Batılı bilinç ve Batı imparatorluğu alanına taşıyan politik güçlerce çevrelenen temsiller sistemine işaret eder. Doğu, Batılı için vardır. Batı ile ilişki içinde ve onun tarafından inşa edilir. Oryantalizmin en iyi anlaşabileceği alanlardan biri olan resim sanatında, Doğu’nun ve Doğulunun Batılı tarafından nasıl algılandığının en belirgin tasvirleri bulunur. XVIII. yy’da karşılaştığımız naif egzotizm tavrı XIX. yy’da yerini daha bilinçli bir Oryantalist resim geleneğine itmiş, resimlerin niteliği de büyük ölçüde değişmiştir. Örneğin; Osmanlı medeniyet kültür simgelerinden biri olan hamamlar Avrupa’nın gözünde de cazibesini hiç kaybetmeyen bir konu olarak karşımıza çıkmıştır. Oryantalizmin gizemli dünyasındaki baş mekandır; gümüşten, bakırdan hamam taşları, peştamallar ve kadın. Erkeklerin

girmelerinin

kesinlikle

yasak

olduğu hatta

girdikleri

takdirde ölümle

cezalandırılacağı bu gizemli alan yazarların, ressamların en büyük merak ve fantezi öğesi olmuştur: Kadının merkeze alındığı erotik harem ve hamam sahneleri, Oryantalistlerin vazgeçilmez tasvirleridir. Doğu yeniden kurulmuş, yeniden bir araya getirilmiş yani, Oryantalistlerin çabaları sonucu doğmuş bir mevcudiyettir. Temsillerin doğruluğuna ve orijinaline sadık olup olmadıklarına değil; kullanılan stillere, ifade biçimlerine dekorlara, anlatı araçlarına, tarihsel ve toplumsal koşullara bakılması gerekmektedir.

13

Oryantalizm - Edward Said  

Oryantalizm - Edward Said