Issuu on Google+

AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ

SOSYOLOJİ SEMİNERİ

KİTABIN ADI

: KLİNİĞİN DOĞUŞU

KİTABIN YAZARI : MICHEL FOUCAULT HAZIRLAYAN

: ÖZNUR KOYUNCU

ÖĞRETİM GÖREVLİSİ : OSMAN METİN

Aralık 2011 AFYONKARAHİSAR


İÇİNDEKİLER 1. Kitabın Künyesi 2. Yazar Hakkında Bilgi 3. Kitap Özeti


KİTABIN KÜNYESİ Adı : Kliniğin Doğuşu Yazarı : Michel FOUCAULT Sayfa sayısı : 221 Yayın : Doruk Yayıncılık Bölümler : - Önsöz - Bölüm 1: Uzamlar ve Sınıflar - Bölüm 2: Siyasal Bir Bilinç - Bölüm 3: Boş Alan - Bölüm 4: Kliniğin Yaşlılığı - Bölüm 5: Hastanelerin Dersi - Bölüm 6: Göstergeler ve Durumlar Üstüne - Bölüm 7: Görmek, Bilmek - Bölüm 8: Birkaç Kadavra Açınız - Bölüm 9: Görünür Görünmez


- Bölüm 10: Ateşler Krizi - Sonuç - Kaynakça

MICHEL FOUCAULT MichelFoucault15

Ekim

1926’

da

Poitiers’

de

doğdu.

Felsefe

ve

psikoloji

okudu.MichelFoucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan GerardRaul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder.Post modernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur.Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır.Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir.Toplumun

genelini

bir

oda

içerisinde

gören

Foucault

bütün

düşüncelerin,hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder.Gay,Lezbiyen,Transexsüel,Biseksüeloryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir.(modernite bu kavramları asla kabul edemezdi) Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.


Çok sayıda kitap yazmıştır: Akıl Hastalığı ve Kişilik, Deliliğin Tarihi, Kliniğin Doğuşu, Kelimeler ve Şeyler, Bilginin Arkeolojisi, Hapishanenin Doğuşu, Cinselliğin Tarihi, Bilme İstenci, Söylenmiş ve Yazılmışlar, Doğruyu söylemek, Bu Bir Pipo Değildir, Özne ve İktidar, Büyük Kapatılma, Sonsuza Giden Dil, Toplumu Savunmak Gerekir, İktidarın Gözü, Entelektüelin Siyasi İşlevi.


KLİNİĞİN DOĞUŞU Bu kitap hastanelerin, kliniklerin nasıl ortaya çıktığını anlatmaktadır. Hastalığın ne olduğu, nedenleri, nasıl ortaya çıktığı, hastanelerin ve kliniklerin nasıl ortaya çıktığı,hastaneler ile kliniklerin farkı anlatılmaktadır. İnsanlar başta hastalıkları iklimle, mevsimle, yaşanılan coğrafyayla ilişkilendirmişlerdir. Hastalıkların nedeni doğaya bağlanmıştır. Bir bölgede görülen hastalıklar o bölgenin coğrafyasına özgü bir hastalık olarak kabul edilmiştir. Hastalıkların nedeni coğrafi şartlara bağlanmıştır. Bu da salgın hastalıkları ortaya çıkartmıştır. “Değişmez özellikleriyle, aynı zamanda, çok sayıda kişiye saldıran tüm hastalıklara salgın hastalıklar” denir. Böyle olunca, bireysel bir hastalıkla bir salgın olayı arasında, doğa ya da tür farkı yoktur ; bir salgın olması için, ayrı ayrı kişilerde görülen bir hastalığın çok sayıda kişide ve aynı zamanda meydana çıkması yeter. Bu salgın hastalıkların tespit ve tedavisi için heyetler kurulmuştur. Her alt heyette, bölgelerinde baş gösterebilecek salgınları izlemek üzere idari amiri tarafından bir doktor ve birçok cerrah atanır; hüküm süren hastalık konusunda olduğu kadar bölgenin tıbbi topoğrafyası hakkında da genel hastalıklar baştabibine bilgi verirler. Dört ya da beş kişide aynı hastalık görüldüğünde, yöre belediye başkanı alt heyete haber vermek zorundadır. Alt heyet cerrahların her gün uygulayacakları tedaviyi bildirmek üzere bir doktor gönderir. Daha ciddi vakalarda, olay yerine genel hastalıklar doktoru gider. Bu şekilde hastalıkların incelenmesi kurumsallaşmaya başlamıştır. Salgın hastalıklar denetlenirken bölgenin topoğrafyası yani yerlerin durumu, toprak, su, hava, toplum, halkın vücut yapısı ile meteorolojik gözlemeler yani basınç, ısı, rüzgarların düzeni de incelenmiştir. “ Evrende, yeryüzünde ve insanlarda, tüm varlıkları, tüm vücutları, tüm hastalıkları bağlayan bir zincir bulunur.” görüşünü ortaya atan bilim insanları olmuştur. Bir hastalıkta belirtinin yerini, bir hastalığın yerini bulmak ve bunu patoloji dünyasının genel planı içerisinde yönlendirmek tıbbi bilginin temel icraatı sayılıyordu. Her gün meteorolojik ve iklimsel gözlemler yapılıyor ve hastalığın gelişimi, krizleri ve sonucu ile karşılaştırılıyordu. Bu salgın hastalıkları denetlemek için vilayetlere giden doktorlara halkı bilinçlendirme görevi de


verilmiştir. Doktorların ikincil görevi halkı tıp konusunda bilinçlendirmektir. Böylece hastalıkların azaltılacağı düşünülmüştür. Hastane yapılarının irdelenmesinde Ulusal Meclis Dilencilik Komitesi’nin izlediği politika incelenmiştir. Ulusal Meclis Dilencilik Komitesi, hem ekonomistlerin düşüncelerine, hem hastalığı onarmanın en olanaklı olduğu yerin toplumsal hayatın doğal ortamı, aile olduğunu savunan doktorların düşüncelerine yakındır. Orada hastalığın maliyeti ulus için en aza indirgenir; ayrıca, yapmacıklıkta karmaşıklaşması riski, kendi kendine çoğalma ve hastanede olduğu gibi hastalığın hastalığı biçimine sapması riski de ortadan kalkar. Ailede hastalık doğal haldedir, yani kendi doğasıyla uyumlu ve doğanın yenileştirici güçlerine açıktır. Yakınlarının ona doğrulttuğu bakışın çok güçlü iyilik severliği ve bekleyip görmenin kibarlığı vardır. Özgürce bakılan bir hastalıkta,daha o anda hastalığı ödünleyen bir şey vardır: “Bedbahtlık…varlığıyla hayırsever bir merhamet uyandırır, insanların yüreğinde acıyı dindirme, teselli etme ihtiyacı doğurur ve bedbahtlara kendi konutlarında verilen bakım, özel hayırseverin yaydığı verimli iyilik pınarından yarar sağlar. Zavallı hastanelere yatırılmaya görsün, bütün pınarlar kuruyuverir…” ( Bloche ve Tutey, Dilencilik Komitesi’nin Tutanakları ve Raporları (Paris,1911 ) s.395 ). Kuşkusuz ailesi olmayan hastalar da vardır ya da öylesine yoksul olanları vardır ki “samanlıklarda üst üste” yatarlar. Bu durumda olanlar için ailenin yerini tutabilecek, merhamet bakışını karşılıklılık biçiminde dolaştırabilecek “komün hasta evleri” açmak gerekir; böylece sefiller kader arkadaşlarında doğal olarak merhametli ve en azından kendilerine yabancı olmayan varlıklar bulacaklardır. Böylece, hastalık her yerde doğal ya da neredeyse doğal yerini bulacaktır: Orada kendi akışını izleme ve kendi gerçeği içinde yok olma özgürlüğüne sahip olacaktır ( Foucault, Kliniğin Doğuşu s.56 )

Hastalık ailede doğal haldedir, yani kendi doğasıyla uyumlu haldedir. Hastalığı onarmanın en olanaklı olduğu yer ailedir. Sürekli gözetimi sağlamak için, hastanenin bir yeri olmalıdır. Hastaneler ailesiz hastalar için gereklidir; ama bulaşıcı vakalar, tıbbın gündelik biçimiyle karşı koyamayacağı zor, karmaşık, olağandışı hastalıklar için de gereklidir. En genel biçimiyle sadece sefaletin izlerini taşıyan hastane, yerel düzeyde vazgeçilmez bir koruma önlemi olarak görünür. Sağlıklı insanların hastalığa karşı korunması, hastaların cahil insanların uygulamalarına karşı korunması, halkı kendi yanlışlarından korumak gerekir, hastalar birbirinden korunmalıdır. Bu yüzden hastanelere ihtiyaç vardır. Eski zamanlarda tıp sanatı neşenin yanında öğrenilirdi ve gençler tıp bilimini hastanın yatağında öğrenilirdi. Bu gençler çoğunlukla doktorun evinde yatıp kalkarlar ve öğrenciler üstadlarına sabah ve akşam hasta ziyaretlerinde eşlik ederlerdi. Ancak Hippocrate’ la bu öğreti değişmiştir. Öğretimi kolaylaştırmak ve öğretim süresini kısaltmak amacıyla Hippocrate tıbbı dizgeye indirgemiş ve gözlem terk edilmiştir. 18.yy. da kliniklerin kurulmaya


başlamasıyla tıp eğitimi kurumlarda verilmeye başlanmıştır. Foucault kliniklerle hastanelerin farklı olduğunu söylemiştir. Klinik, ardışık ve ortaklaşa bir vaka incelemesidir. Kliniğin görevi vakaları, onların dramatik noktalarını, bireysel vurgularını göstermek değil, eksiksiz bir güzergahta, hastalıkların toplanma yerlerini ortaya çıkarmaktır. Öğretilmesi en uygun görülen vakalar orada bir arada bulunurlar. Hastane, hastalığın bizzat kendi doğasında ortaya çıkış tarzını ve bunun hastayla ilişkisini kurar: Hastanede her bir başka hastalığın taşıyıcısı olan bireylerle uğraşılır; hastane doktorunun rolü, hastadaki hastalığı keşfetmektedir. Klinikte ise tersine taşıyıcısı farketmeyen hastalıklarla uğraşılır. Burada hastanın değil, hastalığın vücudu vardır. Tissot’a göre klinikteki yatak sayısı otuzu aşmamalıdır. Klinik, henüz bilinmeyen bir gerçeği keşfetmek için bir araç değildir; daha önce kazanılmış bir gerçeği düzenleme ve sistemli bir biçimde örtüsünü açması için onu tanıtma tarzıdır. Klinik öğrencinin oyunun daha başında anahtarını tanımadığı bir tiyatrodur. Klinikte bir şifre çözme söz konusudur. Klinik, dar anlamda, sadece üstadın öğrencilerine verdiği dersle ilgilidir. Hastalıkların kurumlarda incelenip araştırılması ve kurumlarda öğrenci yetiştirilmeye çalışılmasının nedeni şarlatanlardır. Gerçekten tıbbi bilgisi olmayan insanlar yanlış teşhis ve tedavilerle insanların ölümüne neden olmuşlardır. Bu şarlatanlardan kurtulmak için tıbbi bilgi hastane, klinik, fakülte gibi kurumlarda verilmeye başlanmıştır. Klinik, “belirtilerin karmaşıklığı ve belirsizliği içinde bir hastalığın ilkesini ve nedenini ortaya çıkarmak; doğasını ve şekillerini, komplikasyonlarını tanımak; karakterlerini ve bütün farklarını ilk bakışta seçmek; ona yabancı olan herşeyi ayırmak; akışı sırasında meydana gelebilecek yararlı ve zararlı olayları öngörmek; uygun tedavi yöntemini seçmek; hastalara ve hastalıklara hakim olmak; sıkıntılarını hafifletmek; endişelerini yatıştırmak; ihtiyaçlarını tahmin etmek; huysuzluklarına tahammül etmek; kişiliklerini idare etmek ve çocuklarının yazgısını gözeten şefkatli bir baba gibi iradelerini kumanda etmektir( Montpellier Tıbbi Klinik Anlayışı Üzerine Deneme (Montpellier,1858) s. 18 ).

Hastalıkların teşhisi için kadavraları incelemiştir bilim insanları. Ancak başta kadavralara dokunmamışlardır. Dini ve ahlaki nedenlerden dolayı, toplumsal baskıdan dolayı kadavraları inceleyememişlerdir. Ancak zamanla bu anlayış değişmiştir ve bilim insanları kadavralar üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Başta bu incelemelerin amacı ölüm nedenlerini bulmak değildi. İnsanların ölümüne kadar geçen süreçte vücutta meydana gelen değişiklikleri, bu değişikliklerin nedenlerini incelemekti. İnsanlar kadavraları inceledikten sonra vücudu


bölümlere ayırmışlardır. Vücut ateşinin yükselmesini birçok hastalığın belirtisi olarak kabul etmişlerdir. Kitap kliniklerin ortaya çıkışını bu şekilde anlatmıştır. Hastalıkların, kliniklerin, hastanelerin nasıl ortaya çıktığı anlatılmıştır.


Kliniğin Doğuşu - Michel Foucault