Page 1

T.C. AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ

SOSYOLOJİ SEMİNERİ II KİTAP SUNUMU

İDRİS KÜÇÜKÖMER DÜZENİN YABANCILAŞMASI

HAZIRLAYAN ÇAĞLA ÇAĞLAR 100110016

DANIŞMAN Öğr. Gör. OSMAN METİN

Afyonkarahisar Bahar 2013 1


Kitabın Adı: Batılılılaşma & Düzenin Yabancılaşması

Yazar: İdris Küçükömer

Yayınevi: Profil Yayıncılık

Yılı: 3. Baskı Mart 2012

Şehir: İstanbul

Sayfa:256

2


İDRİS KÜÇÜKÖMER 1 Haziran 1925 Giresun'da doğdu.Türk iktisatçı ve düşünür. Türkiye'de sağ ve sol kavramlarının ters oturduğunu, CHP'nin aslında sağ bir parti olduğunu iddia etmesi ile ünlenmiştir.İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde eğitim gördü. Fakülte kurulunun profesörlüğe yükseltilmesi için aldığı karar, üniversite senatosunca onaylanmadı. Bunun üzerine Danıştay'da açtığı davayı kazanmasına karşın, profesörlüğüne ilişkin kararname 10 yıllık bir gecikme ile ancak 1976'da yürürlülüğe girdi. 1960 sonrasında Yön'de yazdığı yazıları ile tanındı. Ant dergisinde ki yazıları tartışma yarattı.1973'de 10 yıllık bir suskunluğa büründü ve daha sonra Yeni Gündem yazılarıyla tekrar ortaya çıktı. Küçükömer' in ileri sürdüğü en önemli görüş, Türkiye'de devletin despotik niteliğinin sivil toplumun gelişmesi önünde duran ne büyük engellerden biri olduğudur. Başta Sencer Divitoğlu ve Selahattin Hilav olmak üzere bazı aydınlarla birlikte Türkiye'nin toplumsal tarihine ilişkin çözümlemelerinde Asya Tip Üretim Tarzı (ATÜT) kuramını gündeme getiren Küçükömer, Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) yönetim ve bilim kurullarında görev aldı. Birçok yapıtı bulunan İdris Küçükömer ölümünde kısa bir süre önce Sosyal Demokrasi Partisi'ne üye olmuştu.İdris Küçükömer evli ve iki çocuk babasıydı. 5 Temmuz 1987 yılında vefat etti. ESERLERİ Düzenin Yabancılaşması Gelişmiş ve Az Gelişmiş Ülkelerin İlişkileri (1966) İktisat İlkeleri Üzerine (1964-1967) Batılaşma - Düzenin Yabancılaşması (1969) İktisat İlkelerine Yeniden Bakış (1972) Cuntacılıktan Sivil Topluma / Yön ve Ant Yazıları Halk Demokrasi İstiyor mu? (Bitmemiş Son Eser)* ____________________ * Eserleri kısmında tr.wikipedia.org/wiki/İdris_Küçükömer adlı adresten alıntı yapılmıştır. Erişim tarihi: 15.05.2013 3


Bu kitapçık Akşam gazetesinde 14-17 Ekim 1968 tarihleri arasında ''Ortanın Solu'' denen akımı eleştirmek üzere yayımlanan dört makalenin genişletilmesiyle ortaya çıkmıştır.İdris Küçükömer' in hem Akşam gazetesine yayımlanan makaleleri hem de makalelerin yorumlarla yeniden yazılmış genişletilmiş versiyonları; Türkiye Batılılaşamaz, Osmanlılar da Kapitalist Düzene Neden Geçilemedi, Ortanın Solunda Paşalar ve Abdülhamit,Son

Bürokrat

Paşaya

bulunmaktadır.İdris Küçükömer' in

Sorular

Ve stratejik

ipuçları

başlıkları

altında

genel olarak tezleri 1969larda şok etkisi yaratacak

tezlerdi. Düzenin Yabancılaşması'nda sonraki dönemde işlediği tezler ; 1-) Türkiye'nin solcuları gericidir, üretim güçlerinin gelişmesinden yana değillerdir. 2-) Türkiye'nin ilericileri ''sağ'' cenahta görülen geniş islamcı halk kitleleridir. Onlara bu niteliği kazandıran onların değişmeye ve gelişmeye dönüşmeye açık olan sosyal,ekonomik istekleridir. Bu istekler üretim güçlerini geliştiricidir, toplumda ki monolitik iktidar yapısını çatlatıcı ve çoğulcudur. 3-) 1960 Anayasası gericidir, antidemokratik bir anayasadır. 4-) Bu Anayasada ki Milli Güvenlik Kurulu antidemokratik bir oluşumdur. 5-) Türk Milli Kurtuluş Savaşı antiemperyalist değildir. Türk-Yunan savaşıdır. 6-) Yakın dönem tarihinin yeniden yazılması gerekecektir. 7-) Türkiye'de ''sivil toplum'' ilişkilerinin kurulmasının önünde ki engeller; Türkiye'nin ilerici olduğu sanılan güçleridir. 8-) Türk halkının demokratik yaşamı seçebilmesinin önünde genetik engeller olabilir. Çünkü yüzyıllar boyu sürekli merkezi, topak bir iktidar gücünün önünde ''tebaa'' ve ''kul'' olagelmiş insanlarla demokrasi kurulabilir mi? Bu kitapta genel olarak ''Türkiye'nin Batılılaşma sürecinden özellikle sağ ve sol akım üzerinden yorumlar yapılarak demokrasi ve sivil toplum olguları hakkında konuşulmaktadır. 1. Makalesi : Türkiye Batılılaşamaz Küçükömer Türkiye Batılılaşamaz adlı ilk makalesine Doğucu-İslamcı ve Batıcı-Laik akımlardan bahsederek başlamıştır.

4


Doğucu-İslamcı akım; son yüzyıl içerisinde Osmanlı Toplumuna yön vererek onu kurtarmak amacında olan bir akımdır. Batıcı-Laik akım ise İslamcı akımın sözde ve devamlı anti-tezidir. Batıcı akımın en önemli yanı, gerçek bir tezin çıkmasını önleyen bir akım olarak gözükmesidir. Türkiye'de halen her iki akım da birbirine karşıt düşmüş halde yaşamaktadır. Bunlar arasındaki kavga yada sürtüşme hem Osmanlıların hem de Cumhuriyet Döneminde halk için bir kurtuluş yolu getirememiştir. Batıcılar, Batılılaşalım derken Batı'nın özellikle askeri, siyasi, eğitim ve bazı kültür kurumlarını aktarma yoluna gitmişlerdir, bu arada laikliği bir kurtuluş ilkesi olarak görmüşlerdir.

Kapitalizm çıkarları için kendine has yoldan

Türkiye'ye rahatça girdi. İslamcılar, İslam kurumlarını yaşatmak ve Batının üstün tekniğini ekonomik hayata uygulamak isterken, Batılılaşma hareketlerini ''taklitçi'', ''kopyacı'' olarak nitelediler. Osmanlılar batının üstünlüğünü on altıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren görmeye başlamıştır. Batıya karşı çıkabilmek için onların bazı kurumlarını örnek almışlardır. Bu kurumlar; askeri siyasi hukuki ve eğitime ait olmak üzere zaman içinde gelişen kapitalizm denilen sosyal sisteme has özelliklerdir. Osmanlı kendi içinde ki sorunları halledebilmek için Batıyı örnek almıştır. Küçükömer batının modern olduğunu kabul etmiş fakat Osmanlı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bunu algılayış ve uygulayışında hata bulunmaktadır. 2. Makalesi: Osmanlılarda Kapitalist Düzene Neden Geçilemedi Bu makalesinde Osmanlı Devletinin kapitalist düzenle tanışması, bütünleşmesi anlatılmaktadır. Türkiye'de şimdi anlaşılmaz biçimde ortaya konan bir akım var. Bu akımın adı ''Ortanın Solu''dur. Bu akımı anlayabilmek için Osmanlıların neden kapitalist düzene geçemediklerini açıklamak gerekir. Küçükömer' e Ortanın Solunu anlamak için öncelikle kapitalizmi anlamak gerekir. Osmanlı kapitalist düzene geçememiştir çünkü üretim güçleri ve ilişkileri batıdan farklılık göstermektedir. Osmanlı İmparatorluğu gibi yayılmış bir ülkede, içsel ve dışsal sebepler birbirini karşılıklı olarak etkilemiş ise de ağırlık içsel sebeplerdedir. Öncelikle üretim güçlerini inceleyelim. Toprak, tarımsal üretimde asıl araçtır. Fakat toprağı işleme ve sulama işlerinin, çağına göre ileri bir teknolojik seviyede olduğunu gösterecekte bir işaret yoktur. Lonca sisteminde ve mevcut imalathanelerde kullanılan araçlar ilkeldir. Emekçi olarak reaya denilen köylüler toprağa, daha doğrusu çiftlere bağlıdır. Fakat tımarlı arazideki köylüler bu toprakları borç için rehin edebilirler, hatta toprağın tasarruf hakkını başkasına satabilirlerdi. Artan nüfusla beraber toprakların verimi düşerken çiftçiler çift bozup köylerini terk etmişlerdi. O dönemde beslenme ihtiyacını karşılama için, merkantilist ülkelerden sanayi ürünlerini getirme için, gümrük vergisi alabilmek için ithalat teşvik edilmiştir. 5


Toprak Allah adına padişaha aitti. Her ne kadar on altıncı yüzyılda şahıslara ait özel mülk ya da çiftlikler varsa da bunlar bütün topraklar içinde büyük bir önem taşımaz. Emekçiler karşısında bir üretim gücüne sahip olarak sadece padişah vardı. Padişah sınıf olmadığı gibi, onun rütbe verdiği ve istediği zaman değiştirebildiği alt gruplara da sınıf olarak bakılamaz. Yani emekçi olmadıkları gibi üretim aracı sahibi de değillerdi. Ayrıca bu gruplardan yönetici ve asker gruplarının Osmanlılarda dışa kapalı olduğu da iddia edilemez. Yönetici ve askeri gruba girip orada rütbe alabilme yolları açıktı. bu mevcut mülkiyet düzeni içinde imparatorluğun gelişme çağında padişahın egemenliğini artırıcı olacaktı. Osmanlı üretim ilişkilerinin gereği, merkezi-askeri ve yarı seferber haldeki devlet yapısı, Batı'da feodalite düzeninde ortaya çıkan otonom mahalli yönetimi bulunan, giderek burjuva egemenliğinin ağır basacağı şehirlere imkan vermeyecekti. Lale Devrinin yaşantısı ve devletçiliği bugünkü ''Ortanın Solu'' denen hareketin çok küçük bir çekirdeği olarak görülebilir. 3. Makalesi: Ortanın Solunda Paşalar ve Abdülhamit İmparatorluk, üretim ilişkileri içinde tarımla azalan getiri, nüfus artışı, ihracatı kısıcı, ithalatı teşvik edici eğilimleriyle birlikte genişleyip hegemonya paradoksuna düşmekle nicel gelişme nitel güçsüzlüğe dönüşmüştü. Üretim güçlerinin özellikle sanayi alanında gelişmesi olanağı yok olmuştu. Devleti kurtarma çabalarına ya da yenilik hareketlerinin padişahtan gelmesi normal bir durumdur. Çünkü üretim araçlarının başlıca sahibi o idi. Yenilik hareketleri, toplum açısından, üretim güçlerinde kapitalist bir gelişmeye bağlı olarak büyüyen yeni bir iç sınıf olmaksızın getirilmişti. İmparatorlukta temel çelişki, padişah ile reaya arasında olmakla beraber, kısmen padişahın rütbe verdiği yönetici zabit, bürokrat ya da kapıkulu taifesi ile reaya arasında gözükmüştü. Bu hal bürokratların politik güce, bir sınıfa dayanmaksızın açıkça el açtıkları dönemlerde daha belirli olmuştu. Yenileşmeye ordudan başlanmak istenmişti. Oysa yenileşmeye, üretim ilişkileri içinde karşı çıkan yeniçeriler, lonca esnafı ve ulema sınıfı vardı. Yeniçerilik, artık tarihi olumlu fonksiyonunu yitirmiş bir kuruluştu. Çünkü kısmen silahlarda ve stratejide meydana gelen değişikliklere uyamamaktan ve kısmen de eski yeniçerilik kurallarının artık uygulanamamasından dolayı eski niteliğini kaybetmişti. Yeniçeriler artık yeni koşullara uyamıyordu. Eğer Yeniçeri Ocağı'nda çağa uyan bir değişiklik yapılmak istenirse, Yeniçeri Ocağı'na mal satan Loncalar ve ona yaslanmış tekkeler bundan zarar görürdü. Yenilikler, orduya ve diğer eğitim alanlarına da girince, şeriatı öğreten ve uygulayan zümre olarak ulemanın statik ve dini bilgi alanı bu yeniliklerle çelişirdi. 6


Alemdar Paşa aracılığı ile 1808' de Sened-i İttifak getirildi. Mustafa Reşit Paşa yeniliğin şahsa bağlı hareketlerle olamayacağını söylemektedir. Mustafa Reşit Paşa Ortanın Solunu savunan ilk paşadır. Laikliğe doğru ilk adım olan Gülhane Hattı Hümayun 1839 yılında büyük bir merasim ile ilan edildi.Küçükömer; Türkiye koşullarında sol tarafın aslında ilerici, değişmeye ve yeniliklere açık değil kendi çıkarları için muhafazakar bir yapı içinde oluşan bir akım olduğuna inanmaktadır. Küçükömer' in oluşturduğu sağ ve sol akımlara baktığımızda; SOL YAN Yeniçeri-esnaf-ulema

SAĞ YAN birliğinden

gelen Batıcı-laik bürokratik geleneği temsil eden;

Doğucu-İslamcı halk cephesine dayanan; Jön Jön Türklerin Terakki ve İttihat Kanadı, Türklerin Prens Sabahattin Kanadı Hürriyet İttihat ve Terakki(önce cemiyet, sonra fırka) ve İtilaf İkinci grup

Birinci grup

(Birinci Büyük Millet Meclis'inde Müdafaa-i (Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nde) Terakkiperver

Fırka,

Hukuk Cemiyeti'nde) Serbest

Fırka, CHF, CHP-MBK(Milli Birlik Komitesi),

Demokrat Parti, Adalet Partisi

CHP(Ortanın Solu)

İttihat ve Terakki kanadında bulunan bürokratları milli mücadele döneminde rol oynayan subaylar oluşturmaktadır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde bulunan bu bürokratlar grubuna toplumun bütün kesimlerinin girme ihtimali vardı çünkü bu grup kapalı bir grup değildi. Devleti kurtarmak için olan Batılılaşma hareketleri Demokratik Parti dönemine kadar sürmüştür. Halkının katılabileceği bir biçimde gelişmeyen devrim ya da reform hareketi, yalnızlığa, soyutlanmaya, hatta bunların sonucu olarak yapılan bürokratik zorlamalarla, halka karşı düşmeye mahkum oluyordu. Bu zıtlaşma, Anadolu toplumunun tabanındaki çekirdek ya da tohumun yeşermesini önlemekte, onu hatta çürütmektedir.

4. Makalesi: Son Bürokrat Paşa'ya Sorular ve Stratejik İpuçları 7


Kısaca Batılılaşma, Batı toplumuna girme, ''Civil Toplum'' oluşturma çabaları, kökü dışarıda, yani Batı kapitalizminde olan mevcut yerli üretim düzeninden kopuk ya da onunla bir türlü tamamlaşamayan sözde bir ''kültür devrimi'' gözükmektedir. On dokuzuncu yüzyıl başlarında ayan, bürokratlarla işbirliği yapmıştı. Bu büyük topraklar üzerindeki fiili mülkiyetini hukukileştirmek isteyen ayan içinde gerekliydi. Tanzimat bu durumu nispeten sağladı. Bürokratın ''devlet kurtarma'' çabaları içinde tutumunu, yerini açıklayan belirten, son derece önemli hatta tarihi diyebileceğimiz açık ve dramatik ifadeleri, yine CHP liderinin Ulus gazetesinde yayımlanan hatıratında buluyoruz. Cumhuriyet'in ilanı ve halifeliğin kaldırılışı da küçük bir azınlık kararıyla olmuştu. 29 Ekim 1968 tarihli Cumhuriyet gazetesinde İnönü, Cumhuriyet'in nasıl ilan edildiğini açıklamaktadır. Ortanın Solu politikası ve bu politikanın öncüleri etrafında sımsıkı kenetlenmiş CHP il başkanı ve temsilcileri: Tarımda çalışan nüfusunun yeter büyüklüğe ulaşmış toprakları üzerinde yüksek verim sağlayabildiği, ürünlerinin tam karşılığının alındığı, önemli yeraltı kaynaklarının devlet eliyle işletildiği, işsizi olmayan, sanayileşmiş, hiçbir yurttaşın hastane kapılarında sürünmediği, en çok kazananla en az kazananın yaşantısı arasındaki büyük farkın kaldırıldığı, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alındığı, imkan eşitliği içinde kabiliyetli bütün çocukların eğitim gördüğü, öğretmenlerine saygı duyulan, üniversitelerinde çağdaş bilimleri öğrenen, ilerici, aydın gençleri yetiştiren, laikliği ulusal bütünlüğün temeli sayan, yurttaşlarının en geniş ölçüde yönetime katıldığı ve halkın ekonomide hakim güç haline geldiği yeni toplum düzenini gerçekleştirmeyi Atatürkçülüğün, Atatürk'e layık olmanın, demokrasiye süreklilik ve daha çok gerçekçilik kazandırmanın tek yolu bilirler. Bu tanım bir istisnasıyla, sadece amaçları sıralamaktadır. Bu amaçlarda anlaşmayacak hiçbir parti liderinin bulunduğunu da sanmıyorum. Mesele bunların ne gibi araçlarla gerçekleştirileceğidir. Partilerin kişiliği, araçlarının niteliğindedir. Devrimciliğin yolu, herhalde subayları, iç ve dış kapitalist sınıfa dahil etme gayretiyle açılmaz. Aksine kapanır. Bu yoldan subayları bağlamayı çalışmak, onları giderek bir çıkmaza sokacaktır. Eğer bu yolda devam edilirse, subayların bir kısmı halk kitlelerinin karşısına düşebileceklerdir. Özetlersek bu girişim bütün subayları kapitalist yapma girişimidir. Subayların milliyetçi olmak istemelerini doğal kabul edersek mevcut tarihi koşullar altında nerede olduklarını nereye doğru sürüklenebileceklerini oturup tayin etmeleri gerekir. Türkiye'de halen sınıflaştırılmak istenen subaylar dışında yönetici bürokratlar içinde halka, emekçi kitlelere karşı bir grubun da ilginç bir durumu vardır. Bunlar sınıflaşmaya gitmeden konformist, imtiyazlı statülere çeşitli kamu kuruluşları içinde rastlıyoruz.

8


Bunları fakir halk kitlelerinden kopuk olarak kurulan kampları, dinlenme evleri, lüks lojmanları gözlüyoruz. İmtiyazlı bürokrat yönetici elemanları yer yer sendikalarda ve hatta partilerin yönetim düzeni içinde de bulabiliriz. Bunların tabanla birlikte hareket edebilecekleri daima şüphe ile karşılanır. Sonuç: Küçükömer bu eserinde o dönemde hakim olan anlayışın tamamen tersini söylemiştir. Ona göre Türkiye'de sağ sol, solda sağdır. Türkiye'nin solcuları gericidir. Türkiye'nin ilericileri sağ cenahta yer alan geniş halk kitleleridir. Kitapta Osmanlı'dan Türkiye'ye gelişim süreçleri, toplumun durumu ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Tezlerinden dolayı Küçükömer'e açıkça ilan edilmeyen bir ambargo konuldu. Eleştirilmek yerine görüşleri yok sayıldı. Küçükömer ''yalnızlıkla'' cezalandırılmak istendi. Düzenin yabancılaşmasında ''nelerin yapılmaması'' gerektiği konusundaki can alıcı sorularını sormuş ve bu soruların cevaplarını vermek için çalışmalarına başlamıştı. Bu çalışmaları ölümüne kadar sürdü. Küçükömer’e göre sol tarafta bulunan laik-batılı-aydın kesim (ortanın solu olarak tanımladığı CHP de dahil), gücünü halktan değil bürokrasiden almakta, ‘aydınların’ ve ordunun içinde bulunduğu bu bürokratik zümre, batılılaşmayı resmi ideoloji haline getirip, sivil hareket ve muhalefete karşı çıkmışlardır. Değişimlerde aktif olamayan, içselleştiremeyen İslamcı-doğu grupları ile batılılaik grup arasında yabancılaşma başlamıştır.* Eserinde Civil Toplum, Kapitalizm,bürokrat, feodal toplum, ortanın solu,batıcılık gibi kavramları sıklıkla kullanmıştır. _________________________________ *http://iletisim.ieu.edu.tr/karine/?p=95 adlı adresten alıntı yapılmıştır. Erişim tarihi: 15.05.2013

9

Düzenin Yabancılaşması - İdris Küçükömer  

Düzenin Yabancılaşması - İdris Küçükömer