Page 1

EDEBİYATTA KAYGI DÜŞÜNCE PLATFORMU I


Düşünce Platformu I: Edebiyatta “Kaygı”

Bilindiği gibi edebiyat, gündelik dilin üstünde çok anlamlılığı içerir, hissettirir, düşündürür; anlayıp da anlatamadıklarımızı dile getirir. Yazınsal metnin temel özelliği çok anlamlılıktır. Edebiyat, yazınsal metinler ile okuyucuya estetik bir duyarlık kazandırmayı amaçlar. Edebiyat, bir kaygının ürünü olarak mı ortaya çıkar? Bir edebiyatçı, yapıtını oluştururken -kimine göre sancılı süreç- kaygı duyar mı? “Güzellik” amacını içinde barındıran edebiyat sanatı, altında bir kaygı mı gizliyor? Okuduğunuz edebiyatçıların bu anlamda kaygılı olduğunu düşünüyor musunuz? Siz, bir bakıma edebiyata ilgi ve alakanız neticesinde ürettiğiniz yazınsal metinlerin üretim aşamasında kaygı duyuyor musunuz? Tüm bunlar bir kenara, kaygı nedir?

” BİRCE

“İstediğiniz kadar uzaklaşın bulunduğunuz yerden, yine kendinizi götürürsünüz uzaklara.” Goethe, yazmayı problemlerle, buhranlara arasına mesafe koymak için yaptığını ve yazmaya böyle başladığını ifade eder. İnsanlar her daim sorunlarından arınmaya çalışırlar ve bunu yaparken de farklı yöntemler kullanırlar. Yazmak da bunlardan biridir. Yaşadığımız bu dünya için kaygıdan doğan umuttur.

ALTIN

Edebiyatın kaygısı vardır, olmalıdır da. Ama bu kaygı; eğitmek, değiştirmek ya da dönüştürmek olmamalıdır. Edebiyatın kaygısı, sanatı dil aygıtıyla açığa çıkarmaktır. Sanatın hangi tavırla, hangi üslupla yansıtılacağı ise yazara bağlıdır. Yazar, kaygısını bu yolla edinirse eğer daha iyi ürünler ortaya koyar.

EYÜP

TEKİN

Bu bağlamda benim kaygım romantizm ve realizmi pornografik bir ilişkiyle bir araya getirmek ve daha sonra, yitik hayatlarla duygu yüklü sahneler yaratabilmektir. Yitik hayatların da bu anlamda bir içeriği vardır. Hayallerin zaman aşımına uğramasıyla gerçeklerin ortaya çıkması vardır. Bu durumu yansıtabilmek çok önemlidir. Sonuç olarak kaygım, toplumdaki unutulmuş ve ötekileştirilmiş insanları yukarda anlattığım şekilde açığa çıkarabilmektir.

2


Tam olarak kaygı denilebileceğini sanmıyorum, daha çok bir var olma çabası, kendini gösterme çabası diyebilirim. Her sanat yapıtının özünde kibir barındırdığını düşünüyorum. Sanatçının bir çocuk olarak kapladığı ikircikli konumu önemlidir. En azından benim bildiğim sanatçıların hemen tümü bir varoluş kaygısı içerisinde ilgi çekmenin muhtelif yollarını arayan, tutunmayı pek becerememiş kimselerdir. Yüreği yaralı diyerek yersiz bir arabesk edebiyatı yapmayacağım -kendisini küçümsediğimden değil buraya uygun olduğunu düşünmediğimden- ancak kesinlikle edebiyatın içerisinde kaygıdan çok kaybedileni ve kendini tanıtma, bilinme, unutulmama çabasını buluruz. Dıranas’ın sığındığı “unutuş” kavramı asla “unutuluş”a dönüşmez edebiyatçının muhayyilesinde. Hep kendisini yaratan, sadece kendisini yaratan bir yaralıdır edebiyatçı, gerisi, gerisi fasarya…

YAHYA MACAROĞLU

ÖMER

Bana sorarsanız kaygı, hayatın içine yerleşmiş ve oradaki yerine kendini zımbalamış bir tepkidir. Sonsuzluğa uzanan çizgide kaygı, insan beynine tehlike arz eder; bizi istemediklerimizi yaptırmak için zorlar; suratımıza namluyu doğrultur adeta. Hayatımızı parmağının ucunda çevirebilecek güce sahip olan bu şey, hayatımızın bağlı olduğu pamuk ipliğini kördüğümleştirir. Kaygı varsa, korku vardır. Kaygı varsa, kayıp vardır. Kaygı varsa, keder vardır. Kaygı varsa, kaygı varsa… Ama ya kaygı yoksa? Umut var mıdır? İşte, orası bilinmezlik.

KAÇAR

Edebiyatçı, doğuştan kaygılıdır. O, doğduğu andan itibaren süregelen yaşamında içine döner, düşünür, sorgular, dert eder ve ifade etmek ister. Edebiyatçılar, bardağı her daim taşırmışlardır. Hatta kimisi, taştıktan sonra boş kalan bardağı paramparça etmiştir. Camus’nün “saçma” fikrini bileniniz vardır. Ona göre “Ölümle biten yaşam, saçmadır.” Bilinen acı bir gerçek vardır ki her yaşam, ölümle sonuçlanır. Zaten Camus’nün büyük yapıtlarının hemen hemen hepsi bunun üzerine kurulu değil midir? Şimdi, size ve kendime soruyorum. Bu farkındalık, bir “kaygı” mıdır yoksa “kaygıdan arınma” mıdır? Bu sorunun yanıtı hakkında henüz bir fikrim yok. Yukarıda sözünü ettiklerimi açmak adına şunu söyleyebilirim ki “kaygı” yoksa “edebiyat” yoktur. Biraz iddialı oldu, farkındayım. Elbette kaygıya hangi pencereden baktığımızla alakalı bir mevzu bu. Benim baktığım pencerenin camları kırık, çerçevesinden de karanlık bir çağın “mahvoluş” ile “yeniden doğuş” arasındaki “kaygı”sı görünüyor.

SAMET YANGIN

Kaygı, anlatmakta başlıyor. Bi’ şeylerin gözden kaçtığını içten içe hissedip kaçanları yazarak kovalamak meselesine dönüşüyor kaygı...

3


Edebiyat, “sınırsız mekân ve sonsuz zaman” içinde insanın kendini dil kodlarıyla çözümleyip yeniden yaratma sanatıdır. Bu yaratım -belki bütün sanatsal yaratımlarda olduğu gibi- bir doğum, bir varoluş kaygısıdır. Yazar, yazınını, yani kendini doğurur ve varoluşunu yaratımına aktarır. Doğum sancılıdır, çünkü yazın düşünceyle aynı (dilsel) forma sahiptir ve acılar düşüncede içselleşir. Doğum aynı zamanda rahatlamadır, çünkü bir süredir dışarı çıkmak için çırpınan içsel şeylerin kopuş anıdır. O ana kadar yazarla yaratım birbirlerini dönüştürüp geliştirir, yaratım kendi gelişimini tamamladığında ondan koparak yazarı ve de kendisini özgürleştirir. Fakat yaratım tamamlansa da -veya tamamlanmış gibi görünse de- yazar oluş hâline devam eder ve zaman, yazarın içinde birikime dönüşüp ağırlaşarak onun temel kaygısını körükler: Olmak, olmaya devam etmek ve daha yüce bir şeyle, evrenin oluşuyla bütünleşmek. Sanırım bütün mesele bu.

MURAD

ADALI

“Kaygı, yazarın kendini okuyucuya beğendirme, kabul ettirme çabasıdır.” Kimse gizli gizli tutulan bir günlüğe düşencelerini yazarken çok fazla düşünmez. Her şey doğaldır, içten geldiği gibi, öylesinedir. Buna karşın okuyucuya sunulacak kelimeler bütünü, onları kâğıda dökenlerin kafasında hep bir “Acaba?” barındırır. “Acaba küfürlü kelimeler kullansam eleştirilir miyim? Acaba siyasi olaylardan bu kadar bahsederken çok fazla tepki çeker miyim? Acaba bu kitabım ne kadarlık bir kitle tarafından beğeni görecek?” vb.

BERCESTE

SANEM İL

Kısacası bir yazar için kaygı, “Elalem ne der?” durumudur. Elbette hiçbir şeyin genel geçerliliği olmadığı gibi bu durumun da yoktur. Beklentiler için değil yazmadan duramayan yazarlar için kaygı sadece psikolojik bir bozukluktur, hem azı hem de çoğu zarar olan.

alfabe fanzin Bu çalışma, Alfabe Fanzin’in 6. sayısında yayımlanmıştır.

4

Düşünce Platformu I (Edebiyatta Kaygı)  

Alfabe Fanzin

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you