Page 1

Mayıs 2011 Çiğli Cahide Ahmet Dalyanoğlu İlköğretim Okulu'nun 21. yıl dergisidir.


Çiğli Cahide Ahmet Dalyanoğlu   İlköğretim Okulu  Kültür/İletişim/Sanat Dergisi Yayın Organı    Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü  Sezai KURTOĞLU    Sorumlu Müdür Yardımcısı  Oktay ESGİN    Yayın Yönetmeni  Cemile DEĞİŞMEZ    Yayın Kurulu  Cemile Değişmez  Fatma Nergiz ARSLAN  Leyla SARIOĞLU  Oktay ESGİN    Grafik Tasarım  Oktay ESGİN    Dizgi‐Baskı  … Matbaa    *Öğrenci yazıları dışındaki  yazıların   sorumluluğu yazara  aittir. Dergideki   yazılar kaynak  gösterilerek başka bir   yerde kullanılabilir.     Basım Tarihi:  Mayıs 2011  Bandrol Uygulamasına ilişkin Usul ve Esaslar  Hakkında Yönetmeliğin 5. Maddesinin 2. fıkrası  Çerçevesinde Bandrol taşıması zorunlu değil‐ dir.      Bu dergi 13.01.2005 tarihli ve 25699  sayılı ga‐ zetede yayınlanan “Milli Eğitim Bakanlığı İlköğ‐ retim ve Ortaöğretim  Kurumları  Sosyal Etkin‐ likler  Yönetmeliği”ne göre çıkarılmaktadır.    


OKUL MARŞI  Çiğli’nin modern okulu,  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.  Egekent’in ortasında  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.    Atatürk’ün yürüdüğü,  Uygarlığın izindedir.  Hürriyet ve cumhuriyet!  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.    İşte yine hep zirvede,  Biz çalıştık hiç yılmadık,  Sevgi, saygı, erdem nedir?  Biz bu okuldan öğrendik?    İnsanlığın yararına,  Ulusunun kavgasına,  Hep hazır ve nazır olduk,  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.    Çiğli’nin modern okulu,  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.  Egekent’in ortasında,  Cahide Ahmet Dalyanoğlu.    Söz‐Beste: Oktay ESGİN, 2011 


Web sitesi: www.cad.meb.k12.tr E-mail: 313310@meb.k12.tr Telefon: 0 232 386 34 03, Fax: 376 46 10, Adres: 8828 Sok. No:125, Egekent/ÇİĞLİ, İZMİR


KİKİRİKLER Sizinkisi de gülmek mi a kikirikler Gülünce şöyle sunturlu gülmeli Bir iki üç dişleri göstermeli Sırıtmalı değil zangır zangır gülmeli Yakaları kolalatmalı bir iki üç Bir iki üç başları doğrultmalı Boşuna değil bu öğütler inanın Gülünce sabah akşam gülmeli Ceketler kavuşturmalı bir iki üç Köşelerde değil ortalarda gülmeli Düğmeleri parlatmalı zamanında Gülünce şapkalarla gülmeli Bir iki üç sayıyla bükülmeli Sırayla değil hep birden gülmeli İşin bütün inceliği burda a kikirikler Gülünce dişleri göstermeli SALAH BİRSEL


"Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, islenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herzeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz." "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!" (Şef Seatle) Son ırmak kurumadan farkındalık yaratılarak çevre duyarlılığı konusunda bir bilinç gelişmekte olduğu görülmektedir. Bu bilinci organize edecek kurumların başında eğitim kurumları yer almalıdır. Okulumuz bu anlamda iyi bir örnek oluşturmaktadır. Bu ay içinde teslim alacağımız uluslarası Eko Okul bayrağının haklı gururunu da yaşıyoruz. Öğrenci, öğretmen ve velilerimizle her canlı için yaşanabilir bir dünya ve sürdürülebilir bir yaşam çabalarımız artarak devam edecektir. Okul sadece bilimsel bilgilerin yerildiği yer değil aynı zamanda kültür, sanat, spor ve sosyal gelişimin sağlandığı yerdir. İnsanı anlamlı ve coşkulu bir yaşama hazırlamak okulun temel görevlerindendir. Bu görevi yerine getirirken sadece sınavlara hazırlayan bir kurum olmaktan öte yaşama dönük çalışmaların sürdürüldüğü kurum olmalıdır. Öğrenme keyifli ve yaşama dönük olmalıdır. Bunu keyifli kılmak biz eğitimcilerin en önemli görevlerindendir. Bunu da koşulsuz sevgi, saygı ve empatik düşünceyle sağlayabiliriz. Okulumuzdaki öğretmen arkadaşlarımın bu yöndeki çabalarını görmekten mutluluk duyuyor ve böylesi arkadaşlarla çalışmaktan onur duyuyorum.

Bir sandalyeyi oluşturan parçalar bir araya geldiklerinde, tek başlarına oldukları zamana kıyasla daha işlevsel olurlar. Bizler de okulumuzda öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimizle böylesi bir sinerji yakalamak üzereyiz. Zaman içinde amaç birlikteliğini daha da güçlendirerek çocuklarımızı yaşama hazırlama yolunda başarıdan başarıya koşacağız. Doğa ve çevre konularında yaptığımız çalışmaları taçlandıran bu dergi ve 25 – 27 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceğimiz Çocuk Filmleri Festivali için çok sayıda destek gelmesi bu konulardaki artmakta olan duyarlılığın bir sonucudur. Bizi daha da yüreklendiren bu destekleri yapan kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere bütün bu çalışmalara emek veren herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgili Öğrenciler, Çalışmalarımızda sonuçtan çok süreci önemsersek kendimizi gerçekleştirme ve hayata hazırlanma yolunda daha başarılı oluruz. Sonuç sizi her zaman mutlu etmeyebilir. Ancak gösterdiğiniz çaba, çalıma azmi, çalışma disiplini vb süreçler sizin hayata hazırlanmanızda çok daha önemlidir. Gösterdiğiniz çaba ve emeğinizle gurur duymanız sizi daha mutlu ve başarılı kılacaktır. Unutmamalıyız ki hayat hep 100 metre yarışı değildir… Sayın Veliler! Her çocuk bir dünyadır. Her biri farklı yetenek ve becerilere sahiptir. Onların mutlu ve başarılı bireyler olarak yetişmelerinde bize düşen görevleri birlikte irdeleyip onlar için en iyisini beraberce yapacağımız çok şey var. Hepimize kolay gelsin…


ORIGINAL NAME: “THE

SOCIAL NETWORK”

A story about the founders of the social-networking website, Facebook. Director: David Fincher Writers: Aaron Sorkin (screenplay), Ben Mezrich (book)

Stars: Jesse Eisenberg, Andrew Garfield and Justin Timberlake

Soundtracks: "So I Wait" Written by Thomas Brennan and Greg Paxton Performed by Three Hour Tour Courtesy of Thomas Brennan & Greg Paxton Production

Hazırlayan: Uğur GALYON, 8C

Storyline On a fall night in 2003, Harvard undergrad and computer programming genius Mark Zuckerberg sits down at his computer and heatedly begins working on a new idea. In a fury of blogging and programming, what begins in his dorm room soon becomes a global social network and a revolution in communication. A mere six years and 500 million friends later, Mark Zuckerberg is the youngest billionaire in history... but for this entrepreneur, success leads to both personal and legal complications. Written by Columbia Pictures Alıntı: http://www.imdb.com/title/tt1285016/


İZMİR You are; The breath in my chest, The sun in my eyes İzmir. I found in you The most beautiful of the lovers. I think of your days and nights, The times I had with you Wandering around you People who live you know your beauty also, You are a pearl in the eyes of everyone But the first one in my eyes Esra Katran The ones who saw you once 8/C 210 Know how beautiful you are The wonderful scent of your sea Gives me peace of mind I can never live without you

My beautiful İZMİR


İSTANBUL’U DİNLİYORUM İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Birşey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum.


BEN SANA MECBURUM Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Ben sana mecburum sen yoksun. Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Belki haziran da mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.


Anasınıfı öğrencimiz Demir Efe Çelik geçen gün arkadaşlarının bahçedeki kırkayak yuvalarını taşlamalarına çok kızdı. Onları uyardı. O, 6 yaşında ve hayvanları çok seviyor. Hayvanların küçümsenmesine, eziyet görmesine dayanamıyor ve kızıyor "kırkayakları ezmesin kimse, ezenler olursa da ceza verilsin” diyerek talebini Okul İdaresi’ne iletti.


KÜÇÜK AĞACIN EĞİTİMİ  “Küçük Ağacın Eğitimi” Çeroki Kızılderilisi olan yazar Forrest Carter’in  kendi otobiyografik hikayesini anlattığı kitabıdır. Forrest Carter, yani  Küçük Ağaç, küçük yaşında anne ve babasını yitirince büyükbaba ve  büyükannesi tarafından, on yaşına gelinceye dek eğitilen bir çocuk.  Küçük bir kulübede yaşamaktadırlar. Büyükbaba, yüksek patikaya gideceği zaman zorlamaz Küçük  Ağaç’ı onunla gitmesi için, kendi kendine uyanabilirse birlikte gidebileceklerini söyler sadece.. ama  sabah kalktığında onun duyabileceği kadar gürültü yapar ve küçük ağaç kendi iradesi  ile kalkarak büyükbabaya katılır. Bu Küçük Ağaç’a verilen ilk derstir. Kararlarını kendi  kendine verebilmesi için bir ders. 

MERAKLI Meraklı ve Uyuşuk iki somon balığı. Meraklı soru sormayı ve öğrenmeyi çok seviyor.  En iyi arkadaşı Uyuşuk ise yeni şeyler aramaktan pek hoşlanmıyor, bildikleriyle ye‐ tinmeyi tercih ediyor. İki arkadaş, yumurtadan çıktıktan kısa bir süre sonra, doğdukları nehirden  başlayıp okyanusa uzanan, nefes kesen bir yolculuğa çıkıyorlar. Yolculuk sırasında zorlu bir yaşam  mücadelesi veriyor, birçok yeni arkadaş ediniyor ve çok eğleniyorlar. Meraklı, büyüme, yaşam‐ ölüm döngüsü ve dönüşüm üzerine çarpıcı bir öykü. 


GÜNEY PASİFİK ADALARINA YOLCULUK  Gülten Dayıoğlu: ‐Sevgili okurlarım merhaba!  Hindistan ve Nepal gezi kitabından bu yana, birbirimizden ayrı kaldık. Biz gezileri  sürdürdük ama, gittiğimiz yerlerde, gezi kitabı yazma coşkusu duymadım. Bu yüz‐ den de sizlerle gezi izlenimlerimi paylaşamadım. Sonunda özlem bitti. Şimdi sizleri,  Okyanusya'ya davet ediyorum. Güney Pasifik Adaları ve Polinezya'da, ilkel kavimler,  gizemli yaşamlar ve görkemli güzelliklerle buluşacağız. Gezi programını baştan ver‐ meyeceğim. Ancak bu gezinin, Aşk Gemisi olarak adlandırılan, dünyaca ünlü transatlantiklerden biriyle yapıldığını,  belirtmekle yetineceğim. Bunun dışında her ülke, her liman, ayrı bir sürpriz olacak.  

KAĞIT UÇAKLA GİZLİ GİZLİ MACERA  Kim Takar Salatalık Kral'ı ve Konrad ya da Konserve Kutusundan Çıkan Çocuk adlı kitaplarıyla ülkemizde her yaştan  okur tarafından hayranlıkla okunan Christine Nöstlinger, bu kez ünlü fantastik romanıyla Türkçe'de! Hans Christian  Andersen ve Astrid Lindgren ödülleri gibi, çocuk ve gençlik edebiyatının uluslararası pek çok büyük ödülünün sahibi olan usta yazar, bu sıradışı romanında da antiterbiyeci yaklaşımıyla, çocuğa ve onu çevreleyen sosyal dünyaya ilişkin  her türlü ayrıntıyı incelikle işliyor. Çocuğun birey olarak, ailede, kurumlarda ve sosyal yaşamda verdiği var oluş müca‐ delesini, birbirinden ilginç simgeler ve renkli karakterlerle dile getiren Nöstlinger, okuru soluksuz bir okuma yolculu‐ ğuna çıkarıyor. Her yaştan insanın gülümseyerek okuyacağı bu başyapıt, özellikle 6, 7, 8. sınıflar ve lise öğrencileri için  ideal. Hugo, hep en güzel yaşlarında kalacak, hiç büyümeyecek bir çocuktur. Düzen meraklısı ailesi gözünü üstünden  ayırmasa da, Hugo, kâğıt uçakla gizli yolculuklar yapıp, kendi gibi büyümeyen çocukları bulmaya çalışır ve her mace‐ rada, ilginç pek çok karakterle tanışır: Gece gündüz bir çatının tepesinde oturup lolipop yalayan Koca Şişko Çocuk; bir  dakikayı yedi kat uzatabilen Zaman‐Esneten; müzikleriyle herkesi uyutan Tebdili Kıyafet Bayanlar Orkestrası; uçan ba‐ lon evli kız; karnından şarkı söyleyerek üçboyutlu halılar dokuyan kadın; köpekler, kediler, tavşanlar, kargalar, ördek‐ ler... Hugo, tüm bu yolculukları boyunca, dostluğun gücünü keşfedecektir. Sayfa Sayısı : 252 


Okullar

(kg)

1. Yıldırım Beyazıt İ.Ö.O

1216

2. Halit Bey İ.Ö.O

527

3. Remzi Doğan İ.Ö.O

424

Şarjlı-Kadmiyumsuz pil (kg) 1. İzmir Emniyet Md. Muhabere Hz.

200

2. Cahide Ahmet Dalyanoğlu İ.Ö.O

60

3. Zafer İ.Ö.O

19

Sadece atık pilleri haznesine alan Akıllı Makinemiz çocuklara çeşitli hediyeler veriyor.

Atık kağıtları, atık camı, şişeyi, plastiği, yağı, ve e-atıkları hepsini ayrı ayrı topluyor işlem yapan şirket ya da kurumlara iletiyoruz.


Okul Çatı Onarımı yapıldı.  

Engelli WC yapıldı.   Tüm okul tuvaletlerinin tamamı yenilendi.  

Tüm sınıflar koridorlar yeniden boyandı.  Toplam Kalite Yönetimi, Ödül Töre‐ ni, 13/01/2011 


Öğretmenler Kurul Toplantılarından bir görünüm


Dünyan en Dünyanın varlıkları kıymetli varl olan çocuklar çocuklarımızın gelece geleceğinin şekillendiği okuluonlar muzda; onların gün be gün büyüyüp serpildiklerini sosyal ve akademik anlamda nas nasıl geliştiklerini görmek çok şaşırtıcı bir süreçtir. Onların geli gelişimiyle zamanın nasıl hızla akıp gittiğ gittiğini daha iyi anlıOkul  Aile Birliği Başkanı:   yoruz. Bu sürece yetişmek, geri kalSebahat DESTİCİOĞLU  mamak zorunda olduğumuzu da biliyoruz. Bir yarış haline dönüşen eğitim ve öğretim kulvarında hiç bir çocuğumuzun olanaksızlıklar yüzünden geride kalmasını kabullenemeyiz. Bu bağlamda bizler okul velileri olarak kenara çekilip ne yapalım, ‘kader’ deyip mevcut olumsuzlukları kabullenmiyoruz. El ele verip sorunların parçası olmaktan çıkıp, çözümün ta kendisi olmak istiyoruz.

Özellikle son yıllarda gerek öğretmen ve idari kadromuzla, gerekse okul aile birliğimiz ve velilerimizle çok güzel çalışmalar yaptık. “Olmaz” denilenleri oldurduk. Birbirimize inandık ve birbirimizden güç aldık. Ekonomik, kültürel ve siyasi tercih ya da koşulların hiçbir bedelini çocuklar ödememeli diyerek çocukların ve ebeveynlerinin sesine kulak verdik, vermeye de devam edeceğiz. İnanıyoruz, birliğimize, kolumuza girenlerin gücü ve desteği ile yakaladığımız başarıları ve gelişmeleri en üst düzeye taşıyabileceğimize inanıyoruz. Cahide Ahmet Dalyanoğlu İlköğretim Okullu olma ayrıcalığını ve o ruhu taşıyan herkesle daha da güzel günlere...


Öğrencilerimizin Sağlıklı ve doğru Beslenmeleri amacı ile başvurduğumuz İzmir Büyükşehir Belediyesi, okulumuza da “Haydi çocuklar sütümüzü içelim” kampanyasına dahil etti. Dönem boyunca haftalık olarak her öğrenciye süt dağıtacağız. Acil iletişim ihtiyacı ile Ankesörlü telefon uygulaması ve SMS ile iletişim sistemine geçildi.


The dictionary meaning of the word "Peace" is;  resentment among the people after  reconciliation, but "peace," reminds me  happiness and tranquility.       "Peace" in the country consists of  all being in solidarity with everyone.  A country full of peace will help the  country's rising and contributes to  the country's economy.       "World peace" in a way means  that all countries in the world  being in peace. For this reason we need to be useful to our  country. Atatürk said "certainly we will think of things  necessary for ourselves.But after that we will deal with the  whole world. It must be remembered that working for the  happiness of the nations of the world means working to  provide our peace and happiness. "he has expressed it.        Peace first starts between two people then it becomes a  community. This community grows and creates the whole  world.Wars in a way start by people think their own interests,  not think of others. Today,we can come across many  examples.        Peace is a phenomenon that should be loved.  There won’t be tranquility withouth peace.  Ayça ÖZDEN, 8D

WE NEED PEACE We need peace For ourselues Don’t need any more Death and war We need peace For our sons We don’t need Machines or guns We need peace For future We need peace For children’s future Murat DESTİCİOĞLU, 8A


Okulumuzda başlat‐ mış olduğumuz “Ana  Kız Okuldayız” Oku‐ ma Kampanyası ile 15  okumaz yazmaza eği‐ tim verilerek okur ya‐ zar olmaları sağlandı.  Kurslarımız yeni dö‐ nemlerde de devam  edecektir.  

Okulumuzda Çiğli Halk Eğitim Merkezi işbirliği ile ge‐ çen yılda gerçekleştirdiğimiz SBS Kurslarında, bu yılda  7.8. sınıflardan 150’ye yakın öğrenci Türkçe, Matematik,  İngilizce, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilgiler derslerinden  kurs almaktadır.  

Okulumuzda 7‐19  yaş aralığında ço‐ cukları bulunan ve‐ lilerimize yönelik  olarak  aile eğitim‐ leri verilmiştir.  


Beden Eğitimi Öğretmenimiz,  Necdet KARAKAN 


3A, 3B VE 3C sınıfları, “Çevre Temizliği Günü”

Atıklardan Dev Objeler 1C’den küçük çevreciler ve Eko-Okul Koordinatör Öğretmenimiz Ayşegül AYGÜN

Okulumuzun 2 yıldır devam ettirmiş olduğu, Çevre Kirliliği ve Atıklar sorunlarına dikkat çeken Eko-Okul projesinde Okulumuz Uluslarası YEŞİL BAYRAK sahibi bir okul oldu. 28 Mayıs 2011’de Ödül Töreni’ne katılacak.


Görsel Sanatlar Öğretmenlerimiz: Figen BÜYÜKHAN ve Nerin CAN

Duvar resimleyen yetenekli öğrencilerimiz: Fahrettin OĞUZ ve Seyit Ali BEYAZTAŞ Proje Komisyonunda bulunan öğretmenlerimiz ve öğrencilerimizle beraber, okul bahçemizi çizgilerle, duvarları resimlerle donatmaya başladık. Okul bahçemizi yakın zamanda OYUN PARKI durumuna getireceğiz. Okul duvarları içeri ve dışarı resimleme çalışmalarımız devam ediyor.


Cumhuriyet Bayramı 2010

Eğlenen Öğrencilerimiz 2011

20 Eylül 2010İlköğretim Haftası Töreni ve Oryantasyon Etkinlikleri


Okul Meclis Seçimleri 24 Kasım 2010, Öğretmenler Günü

23 Nisan 2011, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlamaları

29 Ekim 2011, Cumhuriyet Bayramı

‘Bahçede Resim’ Etkinlikleri


Okulumuz 8A öğrencilerinden Murat DESTİCİOĞLU, Ali Kürşat ÇETİNKAYA ve Ege ŞAHBAZOĞLU' nun Teknoloji Tasarım dersi öğretmenimiz Necla VURAL rehberliğinde hazırlamış oldukları SİBER YATAK projesi önce Çiğli, sonra İzmir 1. si oldu. Öğrencilerimizi, ailelerini ve öğretmenimizi tebrik ediyor başarılarının devamını diliyoruz. Projelerle ilgili toplantılar gerçekleştirildi ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürü M. Rağıp Üye, diğer projelerle birlikte Ankara’da yapılacak olan Türkiye finali için tüm öğrencilere başarı dileklerini ifade etti. Ankara Yolculuğu 5 Mayıs’ta...


Son zamanlarda ailelerin en büyük sıkıntısının bilgisayar olduğunu görmekteyiz. Çocuklar günlerinin büyük bir bölümünü bilgisayar başında oyun oynayarak geçiriyorlar. Doğal olarak bu durumdan hoşnut olmayan aileler de çocukları ile sorun yaşıyor ve çeşitli yöntemlerle bu sorunu çözmeye çalışıyorlar. Ancak öyle bir durum ki bu, çözmek mümkün olmuyor. Ders çalışma ve ödev yapma noktasında isteksiz, keyifsiz olan çocuk, bilgisayar söz konusu olunca tüm zamanını ve dikkatini oraya verebiliyor. Aslında söylenildiği üzere belki de çağın hastalığı bilgisayar… Aileler bu bilgisayar/internet bağımlılığının zamanla geçebileceğini ve geçici bir heves olduğunu düşünebilirler ancak bu genelde böyle olmaz. Çünkü sadece yaşa ve çocuk olmaya özgü bir bağımlılık değildir bu yetişkinlerinde bu tür bir sorun yaşadığı görülmektedir. Davranışın kökeninde kişilik özelliklerini barındıran bir yapı vardır. Yalnız bu davranışı yapanın çocuk olması sebebi ile sorun daha çok dikkati çekmekte ve ebeveynler için rahatsız edici olabilmektedir. Durum aslında geçiştirilebilecek bir problem değildir. Problem ciddidir. Çocuk kendini kontrol edememektedir. Bilgisayarın bilindiği üzere amacına uygun kullanıldığında yadsınamaz faydası, bilgisayarın kişiyi kontrol ettiği duruma evrilmesi ile sorunları bir hayli büyüttüğü bir gerçektir. Hatta ‘bilgisayarın’ sorun ilgili olarak buz dağının sadece görünen kısmı olduğunu bile söylemek mümkündür. Şöyle ki; ailelere sorulan sorular üzerine, çocukları ile ilgili bir çok bilgiyi bugüne kadar fark etmediklerini ya da önemsemedikleri bir çok bulguya gidilebilmektedir. Bilgisayar kullanımı ile ilgili saplantı sorunlardan en çok göze batandır. Birbirine bağlı siyah renkteki halkaları arasındaki sarı renkli halka gibidir. Sarı halka dikkat çekmiştir. Zincirin halkaları birbirine bağlıdır ve sorunlar da zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır diğer durumlarla iç içedir.

Eğer çocuğun kendini kontrol durumu iyi değil ise bilgisayar ya da oyun başında zamanını ayarlamayarak saatlerini tüketiyorsa bu aynı zamanda psikolojik bir probleme işaret etmektedir. Bu tür bir durumda çocuğun genel olarak ders başarısı düşük olabilir ya da kavrama yeteneği olduğu halde konsantre olamama, ders başında kalamama gibi bir durum yaşayabilir. Başarısı, olması gerekenin altındadır çoğunlukla. Aileler çoğu kez çocuğun “Bilgisayara harcadığı zamanın yarısını derslere harcasa sınıfın en çalışkanı olacak.” ifadesini kullanmaktadır ancak bu çocuğun inisiyatifinde bir durum değildir. Ailelerin bu tespitleri kısmen doğrudur ancak çocuğun bilgisayarı iyi kullanması ya da oyunları kazanması başarılı bir çocuk olduğu anlamına gelmez. Bir başka tespitimiz ise ailelerin bilgisayarda geçirilen zaman üzerine çocuğun içine kapandığı düşüncesi üzerinedir: Çocuk aslında içine kapanması yüzünden bilgisayar bağımlısı olmaktadır. Ebeveyn ne yaparsa yapsın bilgisayarda geçirilen zamana hükmedememektedir. Evden tamamen kaldırılan bilgisayar çocuğu internet kafelere yönlendirmekte ve devamında verilen tavizlerle durum daha da karışık hale gelebilmektedir. Unutulmamalıdır ki; çocuğun hiçbir uyarıya kulak asmaması, okul yerine internet kafelere ve benzeri yerlere giderek oralarda zaman öldürmesi, yaramazlık yapma, huysuzluk ve inatçılık gibi kavramlarla açıklanamayacak kadar ciddidir. Böyle problemler yaşayan çocuklarda çözümü zamana bırakmak ya da çocuğa tavizler vererek problemi aşmaya çalışmak zaman kaybıdır. En kısa zamanda konuyla ilgili yardım almak için uzmanlara başvurmak gerekmektedir. Dilek EROĞLU KOÇ PSİKOLOJİK DANIŞMAN


Sevgili Öğrencilerimiz, SBS, hayata açılan pencereye ulaşmak  için çıkılması gereken merdiven basamakların‐ dan sadece birisidir. Bu merdivene tırmanışta iyi  bir başlangıç sonraki basamakları çıkmamızda  bize kolaylık sağlayacaktır. Hayatta başarılı ola‐ bilmek için zaman yönetimini iyi bilmemiz gere‐ kir. Şimdi sizlerle Kellog Business School'da  (Northwestern Üniversitesi) Is İdaresi mastır öğ‐ Barış ÖZKURT rencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü ara‐ Eğitim Yöneticisi sında geçen bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız" dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı ve kürsünün altından çıkarttığı taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan "Doldu" diye cevapladılar. Profesör "Öyle mi?" dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu. Bir öğrenci "Dolmadı herhâlde" diye cevap verdi. Doğru" dedi profesör ve tekrar kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve tüm kum taneleri taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Tekrar öğrencilerine döndü ve "Bu kavanoz doldu mu?" diye sordu.

Tüm sınıftakiler bir ağızdan "Hayır" diye bağırdılar. "Güzel" dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı.Sonra öğrencilerine dönerek "Bu deneyin amacı neydi" diye sordu. Uyanık bir öğrenci hemen "Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır" diye atladı. “Hayır" dedi profesör, "bu deneyin esas anlatmak istediği eğer büyük taşları baştan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsınız" gerçeğidir". Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: "Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, dostlarınız, eğitiminiz, idealleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de insanlığa faydalı olursunuz.


23 Nisan 2011 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 91. Yılı nedeni ile okulumuz 6A sınıfından Ayberk ULUSOY, 6B sınıfından Melike KONGU, 3C sınıfından Gizem KAYA Çiğli Belediye Başkanı Metin SOLMAZ tarafından ağırlandı. Öğrencilerimizden Ayberk ULUSOY Belediye Başkanı makamında koltuğa oturdu Belediye Başkanı yetkisini kısa süreliğine devraldı. Okulumuz ve Çiğli için isteklerini dile getirdi. Ardından iyi niyet dilekleri ile Yetki Devri sona erdirildi.Tüm öğrencilerimizi, öğretmenlerini ve ailelerini kutlar başarılarının devamını dileriz.


Fransız eleştirmen Canudo'nun güzel sanatların geleneksel altı dalına kattığı sinema sanatını anlatmak için kullandığı deyimdir yedinci sanat deyimi. Önceki 6 sanat dalı ise Edebiyat, Resim, Heykel, Mimari, Müzik Tiyatro idi. Günümüzde adeta büyünün adresi olmuş bir alan oldu sinema. 1800’lü yılların sessiz filmlerinden günümüze çok şey değişti. İlk sesli film ancak 1927’de Caz Şarkıcısı adlı film oldu. Geçmişten günümüze artık sinema salonlarında teknoloji harikası filmler izlemekteyiz. 2D filmler aşıldı 3D (üç boyutlu) filmler izliyoruz, 4D, 5D, 6D ve hatta 7D teknolojilerine ilişkin haberler okumaktayız. Teknolojinin bu kadar hızlı ilerlediği günümüzde, sinema sanatı da kendini sürece uyarlıyor ve yeni girişimcilerle yedinci sanat; sinema güç kazanmaktadır.












Türk sinema tarihinin ilk filmi: Fuat Uzkınay’ın, 14 Kasım 1914’te, Osmanlı  İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na girdiği günlerde, Ayastefanos’taki Rus  Anıtı’nı yıkılırken kamerasıyla görüntülediği 150 metrelik belgeseldir.   Yurtdışında Çekilen İlk Film: Yönetmenliğini ve senaryosunu Celal Esat  Arseven’in üstlendiği “Koruyan Ölü”dür. 1917  İlk Tarihi Belgesel Film: Sedat Simavi’nin 1918 yılında çektiği “Alemdar Mus‐ tafa Paşa denemesidir.  İlk korku film denemesi de 1953 yılında yönetmenliğini Mehmet Muhtar’ın  yaptığı “Drakula İstanbul’da” dır.   İlk Renkli Film:  Muhsin Ertuğrul’un “Halıcı Kız” dır. 


        





 

Amerika’da yapılan ilk Türk filmi: “Hollywood Rüyası”dır. 1956  “Toplumsal gerçekçilik” akımını yansıtan ilk film: Metin Erksan’ın “Gecelerin Ötesi”   İlk Çevre Filmi: Doğa içerikli olan ve “Manisa Tarzanı” 1993  Türk asıllı kadın oyuncuların sinemada ilk rol aldıkları yapıt: Ateşten Gömlek: Muhsin Ertuğrul, 1923  İlk Kurtuluş Savaşı filmi “Ateşten Gömlek” adlı Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’in rol aldığı filmdir.  İlk gişe rekortmeni film: Türkan Şoray’a “En Başarılı Kadın Oyuncu” ödülünü kazandıran “Acı Hayat” filmidir. 1962   Uluslarası ilk ödüllü film: Metin Erksan’ın “Susuz yaz”adlı filmidir. 1964 Berlin Film Şenliği “Altın Ayı” büyük ödülü.  Cannes film festivalinde ilk ödül alan Türk filmi: Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in “Yol”filmidir. 1982  1993’ün gişe rekoru:  Şerif Gönen’in yönetmenliğini yaptığı, Şener Şen ve Lale Mansur’un başrollerini paylaştığı  “Amerikalı”, büyük ilgi görerek sahip oldu.  1996’nın gişe rekoru: Yavuz Turgul’un’çektiği, Şener Şen, Uğur Yücel ve Şermin Şen’in başlıca rolleri paylaştığı “Eşkıya”,  2,5 milyon kişiye ulaştı.  Yılmaz Erdoğan ve Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğini yaptığı, Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Cem Yılmaz ve Altan  Erkekli’nin rol aldığı “Vizontele” ise, bugüne kadar ulaştığı 3 milyon 302 bin 910 seyirciyle yeni rekorun sahibi oldu.   Cannes Film Festivalinde Jüri büyük ödülünü kazanan ilk Türk filmi: Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak” adlı filmidir. 2003     400’ün üzerinde senaryosu film olan Guinnes Rekorlar kitabına giren ilk Türk senaristi: Safa Önal’dır. 


Sevgili Öğrencilerim! Sizlerinde bildiği gibi okulumuzda Doğa ve Çevreyi yok etmekte olan atıklarla ilgili somut çalışmalarda bulunuyoruz. Atık Pil topluyoruz, atık kağıt, atık yağ, atık ambalaj, atık plastik su şişesi, atık yağ ve yine hatta sizlerin desteği ve çalışması ile elektronik atıkları (eatık) bile ayrı ayrı biriktiriyoruz. Doğanın korunması adına kimilerinin çöp (!) dediği, ancak çöp olmayan geri dönüşüm maddelerini doğaya daha fazla zarar vermemesi için ayrı ayrı saklayarak gerekli işlemleri ve geri dönüşümleri yapabilen kuruluşlara teslim ediyoruz. Dünyanın ve doğanın sessiz çığlığına biraz olsun ortak olmaya… Şimdi daha nitelikli işler yapalım. Doğa ve Çevre ile ilgili filmler yapalım. Yazalım en güzel senaryolarımızı, ellerimizde kameralar, sahne sizsiniz, sahne arkası sizsiniz, seyirci sizsiniz, yetenek SİZSİNİZ. Güzel Filmler Oktay ESGİN yapacağız Çocuklar… Güzel bir dünya için….

Eğitim Yöneticisi http://oktayesgin.wordpress.com/

Naylon Poşetler: Her yıl 100 000 canlı denizdeki (yunuslar, balina, fok, su kaplumbağası) karadaki (kuşlar, inekler, keçiler) naylonu yiyecek zannederek ölmekte. Bunu görmüyoruz. Dünyada hızla kanser oranı artışa geçti, düşünmeden tüketime devam ediyoruz. Naylon poşetlerin sadece %1 geri dönüştürülebiliyor, bunu bilmiyoruz. Pet Şişeler: 1 şişe plastik üretimi için o şişenin ¼’i kadar petrol harcanıyor. 2.7 milyon ton plastik sadece su şişeleri üretimine harcanıyor. Dikkat!... Pet şişelerden plastik maddeler içindeki sıvıya sızıyor. Farketmiyoruz… Hele bebeklerin ağzındaki biberonlar… Kimyasal… Salım salım salınmış dünyaya plastik, peki her şey plastik mi olacak artık? Kanser hastalığı neden bu denli artıyor, daha da artacak mı? Metal Zımbalı Poşet Çaylar: Poşet çay bezi sıcakta genleşiyor ve plastik içilen maddeye sızıyor. Farketmiyoruz... Metal zımbadan çözünen ağır metal iyonları vücuda sızarak beyni, karaciğer ve akciğeri yok ediyor, bilmiyoruz. Hele tel zımbalı poşetli limonlu çay içenlerimiz yoksa bile bile neyse devam ediyoruz. Plastik damacanalar: İçindeki BPA (Bisenol-A maddesi: Dayanıklı ambalajlar için kullanılan kimyasal içerik) suya sızıyor. Farketmiyoruz. BPA kanserin en yakın dostlarından, bilmiyoruz. Plastik ya da köpük bardaklar: Kullanmaya devam etmek mi istiyorsun? Strech film, buzdolabı poşetleri: İllaki kullanmak mı zorundasın? Plastik çatal, kaşık: Polimer maddeler sıcaklıkta çözünür. Kullansak da mı kanser olsak kullanmasak da mı… Üzerimizdeki kıyafetler plastik, evimizin penceresi PVC(Poli Vinil Clorür) plastik, üzerinde gezdiğimiz yer plastik, makineler plastik, AVM lerden dönüşlerde ellerimizde devasa naylon poşetler plastik, endüstri plastik, tik, tik, tik… Biyobozunur-güya çözünebilen-doğa dostu da denilen poşetler daha da zararlı. O vakit plastik yazılar 1 in sonucu nedir, sonucu yok ancak girişi belli; hey insan plastik insan olsak da mı ölsek, olmasak da mı ölsek? Alıntı: http://cevrecicocuk.wordpress.com/


Haydi, 1 saatçik karanlıkta kal! Bir gün babam bana, küçüklüğündeki elektrik olmadığı zamanda ne kadar eğlendiklerini anlatıyordu. Babam ve kardeşleri her gün okuldan geldiklerinde ödevlerini yapar, sonra babaannem yemek hazırlar yemek yerlermiş. Yemek yedikten sonra yerde otururlarmış. Babaannem iğne oyası yapıyormuş, büyükbabam bulmaca çözüyormuş, babam ve kardeşleri sohbet edip gün içinde yaptıklarını anlatıyorlarmış. Kısacası babamlar eski zamanda çok eğleniyorlarmış. Düşündüm. Biz niçin böyleyiz? Bu konuşmadan sonra aklıma bir fikir geldi. İnsanlara hem teknolojiden tasarruf etmelerini sağlayacak, hem aileleriyle vakit geçirmelerini, hem de eğlenmelerini sağlayacaktım. Projemin başlangıç aşamasında, öncelikle elektrikle çalışan tüm aletlerin elektriklerini kestik.

Sonra ışıkları kapatıp gaz lambası ve mumları yaktık. Bir de yerde kelime bilgimizi güçlendirecek oyun oynadık. Kısacası hem eğlendik, hem enerji tasarrufunda bulunduk hem de ailemizle bir saatçik bile olsa vakit geçirdik. Benim asıl anlatmak istediğim şey teknolojiyi doğru kullanmak, hem dünyamıza hem de kendimize 1 saatçik de olsa zaman ayırmak.

Dila DESTİCİOĞLU, 3C


Hazırlayan: Leyla SARIOĞLU (Türkçe Öğretmeni) Öğrenciler: Halil Özdemir 8D, Halil Koç 6D, Tolga Tosun 8B, Hilal Pınar 7C, Özge Kanmaz 8A, ġifanur Zurnacı 8C, Yaren Akman 8A, Oğulcan Erden 6C, Ali Daysal 6C, Dilan Yavuz 7A, Ege Demircioğlu 7C, Sefa Ceylan 7A, Berfin Çelik 8D, Melike Kongu 6A, Mehmet Alp Toy 6D, Ġlkay Özer 6D, Ezgi Karaahmet 8C Hazırlayan: Fatma Nergiz ARSLAN (Türkçe Öğretmeni) Öğrenciler: Rıfat Murat Bingöllü 8A, ġifanur Zurnacı 8C, Dilan Akgül 8C, ġule Karapınar 8C, Ezgi Karaahmet 8C, Feridun Can Aydın 7D, Özge Güllaç 7D, Gizem Bozok 7D, Yonca Kahrıman 7D


Çocuklar sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler. ve sizinle birlikte olsalar da, sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır. Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür. Ve o yüce gücü ile yayı eğerek , okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin. Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar, Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever (Lübnanlı Şair, Halil Cibran)


FESTİVAL TEMASI: “DOĞA VE ÇEVRE” İşte uzun zamandır sözünü ettiğimiz düşümüzü gerçekleştirme zamanı yaklaştı: Çok yakında Çiğli’li çocuklar, hayallerini, düşlerini paylaşmak için “Çocuk Filmleri Festivali”nde okulumuzda bir araya gelecekler. Filmlerde doğa sevgisini, doğanın nasıl yok edildiğini, doğanın insandan nasıl çaresizce yardım istediğini göreceğiz… Minik ellerde, belki omuzlarda kameralarla küçük yönetmenlerimiz büyük düşünceleri ile dolu filmlerini çekecekler. Bizler Cahide Ahmet Dalyanoğlu İlköğretim Okulu olarak geçtiğimiz yıl Nisan ayında “Çevre” teması ile bir “Okul Dergisi”, Mayıs ayında ise, “Çevre Şenliği” yapmıştık. Bu şenliğin/festivalin okulumuz öğrencilerine, çevre okulların öğrencilerine ve çevrede yaşayan vatandaşlar için örnek bir çalışma oldu. Şenlik ve dergi içeriğimiz sayesinde öğrencilerimiz başta olmak üzere birçok vatandaş çevre konusunda bilinçlenmesi sağlandı. Teknolojinin inanılmaz değişim yarattığı dünyamızda görsel sanat ürünlerinin daha etkili ve ilgi görmesi bakımından okulumuzun çevre duyarlılığı ve dahil olduğumuz EKO Okullar kapsamında bu yıl yaptığımız değerlendirmelerde, çocuklar için sosyal projelerin gerçekten çok önemli olduğu kanısına vararak, yapmamız gerekenin çocukları da içine alan bir film festivali olması fikri genel kabul gördü. Bu yıl ilkini düzenlemeyi arzu ettiğimiz festivalin uzun yıllar devam etmesi, gelenekselleşmesi kurgusu ile geniş kapsamlı bir festival yapabilmeyi sağlamak istiyoruz. Mayıs ayının son haftası başlayacak festival için büyük çaba harcayarak izleyiciler karşısına güzel bir film seçkisi oluşturmaya çalışacağız. Festival isminin çocuk filmleri olmasının yetişkinleri de, ilgilendireceğini heyecanlandıracağını düşünüyoruz. Çünkü festival programında yetişkinleri de yakından ilgilendiren birçok film yer alacak. Festival temamız ile ilgili olabilecek her tür İletişim ve girişimlerimizle gösterime sunulacak programda yer alacak filmler festival sitemizde ve broşürlerle duyurulacaktır.

Festivale filmleriyle katılan öğrenciler için festival jürisinin değerlendirmesiyle 1. 2. ve 3. ye ayrı ayrı ödüller ve tüm katılanlar için birbirinden güzel sürpriz hediyeler olacaktır.

FESTİVALİN GENEL AMAÇLARI   

Çevreci Okul olabilmek. (Çevre sorunlarına duyarlı öğrencileri olmak) Öğrencilerimize ve tüm festivale katılanlara doğa ve çevrenin yaşamımızdaki önemini kavratabilmek, Öğrencilerimizin şimdi ve gelecekte çevre sorunlarına yenilikçi ve yaratıcı çözümler üretmelerini teşvik edebilmek,

GENEL HEDEFLER   

 

Doğanın yok olmasına dikkat çekmek, çevre sorunlarına farkındalık yaratmak ve dünyamızı koruyabilmek, Yetiştirdiğimiz kuşağı çevre duyarlılığı konusunda bilinçlendirmektir, Okullarda enerji kullanımından sonra maddi olarak en büyük değerlerden kağıt ve plastik, ambalaj, cam, yağ gibi tüketimlere, geri kazanım yöntemlerine dikkat çekmek, pillerin çöpe atılmasını engelleyerek ayrı biriktirilip yok edilmesini sağlamak, Öğrencilerin enerji Tasarrufu gibi konularda yenilikçi fikirler üretebilmelerini, planlama ve uygulama yapmalarını sağlamaktır. Sinema sanatı teknolojisi ve tasarımı hakkında gelişim sağlamak.


FESTİVAL TAKVİMİ Başvuru Formu ile son Katılım Tarihi: 15 Mayıs 2011, Cuma, Saat: 17.00.  Film Son Teslim Tarihi: 20 Mayıs 2011, Cuma  Jüri Değerlendirmesi: 21 Mayıs – 26 Mayıs 2011.  Serbest Film gösterimleri: 25 Mayıs 2011Çarşamba, 26 Mayıs 2011-Perşembe,  Jüri Finali: 27 Mayıs 2011-Cuma Not: 1-Yarışma Başvuru Formu daha sonra gönderilecektir. 2- Festival Sponsorlarımız ve ayrıntılar Festival Sitesinde yayınlanacaktır. 

ŞARTLAR 1. 2. 3. 4. 5. 6.

Yarışmanın teması ““Doğa ve Çevre” olarak belirlenmiştir. Katılımcılar, Kısa Film Yarışması’na birden fazla filmle katılabilirler. Katılımcılar ancak Çiğli İlköğretim Okulları öğrencileri arasından olabilecektir. Kısa Film Yarışması Çiğli’deki tüm ilköğretim Okullarına açıktır. Sonuçlar; Film Festivali sitesinden duyurulacaktır. Kısa filmlerde tür sınırlaması yoktur; kurmaca, deneysel, belgesel, animasyon gibi kısa filmin bütün dallarında ürün gönderebilir. Katılımcılar, toplu çalışmalarla da yarışmaya katılabilir. (En çok 4 öğrenci) Ancak söz konusu filmler seçici kurul tarafından ana jürinin değerlendirilmesine sunulurken her katılımcının bir filmi esas alınarak sunulacaktır. 7. Filmlerin süresi en fazla 15 dakika olabilir. 8. Katılımcı filminde yönetmen, senarist ve bestecinin farklı olması halinde Başvuru Formu her bir kişi tarafından ayrıca imzalanmalıdır. Filmler DVD formatında on (10) ayrı kopya olarak gönderilir. Kopyaların gösterime uygun resim ve ses niteliği taşıması zorunludur. Eserin 10 adet DVD kopyası olacak ve VCD kabul edilmeyecektir. 9. Yarışmaya son katılım 15 Mayıs 2011’dir. 10. Yapıtla ilgili sahnelerden 5 adet set fotoğrafı (CD ile teslim edilmelidir) 11. Yönetmenin/Yönetmen Grubunun fotoğrafı 12. Yönetmenin/Yönetmen Grubunun kısa bir özgeçmişi, iletişim bilgileri. 13. DVD bantların üzerlerine ve fotoğrafların arka yüzeylerine yönetmenin adı, soyadı; filmin adı, süresi, yapım tarihi, yazılmalıdır. 14. Yarışmada yer alan öğrenciler öğrenci belgesini başvuru formlarıyla birlikte göndermelidir. 15. Yarışmada Birinci, İkinci, Üçüncü, Mansiyon seçilecek; Video Kamera, Laptop, Fotoğraf Makinesi gibi ödüller duyurusu daha sonra yapılacaktır.


Çiğli İlköğretim Okulları arasında çocukların kendi çektikleri doğa ve çevre temasında filmler çekmeleri ve yarışmalarını amaçladığımız ve Film Festivali hazırlık çalışmaları hız kazandı. Tuncay KARAÇORLU’nun Dünyamız ve Çevre ile ilgili sunumundan sonra sinema atölye çalışmaları yapıldı. 9 Eylül Üniversitesi Film Tasarımı bölümü öğrencileri Aydın KARATAŞ ve Cenker EKEMEN, küçük yönetmenlerle buluştu. Diğer okullardan ve okulumuzdan yaklaşık 40 öğrenci bireysel ve grup olarak hazırlayacakları filmler üzerine çalışma yaptılar. 13 Mayıs Cuma günü yine aynı saatlerde öğlenci öğrenciler saat 10.00 ve sabahçı öğrenciler 14.00’te olmak üzere atölye çalışmasına devam edecekler.


Rolünü kaptırmamak için, Sabah akşam o rolü çalışırsın. Rolünü ezberleyince, Sevinçten havalara uçarsın. Perde açılınca, Heyecandan yanlış söylersin. Kimse anlamadan düzeltirsin... Eğer ustaysan seni izlemek için milyonlar vardır. Tiyatrocunun hayatı farklıdır, Tiyatrocunun beyni farklıdır.

Muhammet BULĞAK, 6D


Ünlem Dergisi-2011  

Okul Dergimiz, Ünlem

Advertisement