Issuu on Google+

BARIŞ TUNCER: akustik gitar, elektro gitar, vokal BİLAL BEKAR: bas, tenekebas CEM PULATHANELİ: akustik gitar, elektro gitar, megafon, vokal EGEMEN ÖZALTINKOL: davul OĞUZ TARİHMEN: akustik gitar, flüt, mandolin, melodika, mızıka, perküsyon, saz, vokal


İZİN VERME HAKKINDA   Bu şarkı bir palimpsest; üstüne farklı insanların yazdıkları, başkalarının bıraktığı sözleri dinleyip kendi sözlerini ekledikleri bir kağıt. O kağıt elden ele dolaşsın, üstüne herkes kendi sesiyle kendi sözünü yazsın isteriz.   Üzerinde yaşadığımız topraklar da bir palimpsest gibi, geçmişte söylenen şarkıları almış, biriktirmiş, yıllar sonra aynı yerlerde farklı insanların söylediği şarkıları eklemiş.   Geçmişte bu topraklarda çok şarkıların söylendiğini, birçok farklı dilde ağıtlar yakıldığını, kahkahalar atıldığını, aşklar ilan edildiğini biliyoruz. Gelecekte de çok şarkıların söyleneceğine inanıyoruz. Her zaman yakılan ağıtları, atılan kahkahaları susturmak isteyenler olmuştur. İnsanların gülümsemesi hep birilerini rahatsız etmiştir. Şarkı söylememizi, sesimizi çıkartmamızı, yaşamamızı engellemek isteyenler her zaman vardı, belki her zaman da var olacaklar.  


Ama ne bu şarkı son şarkı, ne bu müzik son müzik, ne bu avaz son avaz. Daha söylenecek çok şarkı, kırılacak çok önyargı, paylaşılacak çok karpuz var. Biz bu şarkıyla; şarkılarımızın sesini kısmak isteyenlere izin vermeyeceğimizi ilan ediyoruz. Dünya hızlanırken sesimizi onun hızına katmak istiyoruz. Baskıcı, köhne zihniyetler deşifre olurken, alaycı kahkahalarımız onları hedef alıyor. Dünya’yı, Evimiz’i şirketlerin ve küçük grupların paylaşmasına izin vermemek için, dünyayı daha hızlı döndürmek için sizi de desteğinizi vermeye çağırıyoruz. Bu koskoca dünyanın kaynaklarının hakça paylaşılmasının mümkün olduğunu, insani bir gelecek için bunun tek çıkar yol olduğunu iddia ediyoruz.   Şarkıların sesini kısmayı kimsenin düşünmeyeceği, Dünya’nın gerçekten evimiz olacağı günlere inancımızla; DAHA HIZLI!


BAHAR GELMİŞ Bilirsiniz bazen aklınızı bir tepsiye koyarsınız, yaşadıklarınızı hissetmeye çabalarsınız. Bahar gelmiş hoşgeldin! Sefa geldin. Saat on iki, güneş tepemde, yere baktım, gölgem yok. Dargınlıklarımdan utandım, kuş oldum, uçuyorum. Durma uç, durma uç, uçsana benimle. Paylaşmayı seçtim bir kere, bir türlü susamıyorum. Gevezeyim bazen belki, ama tekrarı hiç mi hiç sevmiyorum. Durma konuş, durma konuş, konuşsana benimle. Bahar gelmiş hoşgeldin! Sefa geldin.


KAHKAHA Buğulu kahkahalar çizerdim camlara hangi doruk çocukluklardan? Hangi kaybolmuş bakışlara dolap kapaklarına sinip gitmiş olan? Hangi kemanlı, akordeonlu, kadın sesli öğlen evvellerinde eriteydim neşemi keder içinde? Çıplak ayaklarımın altında kumul gibi sıcak sis, o eski biz, o tane tane dağılacak. Dört gün isimsiz yaşamış bir çocuk, beşinci günden sonra hep ismini arayacak. Uzayıp gelir bugüne dalga dalga ve sormadan gider mi, yeniden kapımızı çalmadan? O çocuğun parmak ucundaki gıcırtılı tahta at, Kısık gözlü, dudak ısırtan, o mırıl mırıl pür dikkat. . . Hangi kemanlı, akordeonlu, kadın sesli öğlen evvellerinde eriteydim neşemi keder içinde?


DOĞMAK ZORUNDA

(değerli katkıları için sözlerde Şeyda Havuş Ersoy’a ve müzikte Olkan Sürücüoğlu’na teşekkür ederiz) Ayakların sızlar, bazen çıkamazsın yola, ellerin günahkar, uzanamazsın dalgaya. (Biliyorsun) doğmak zorunda, ama ışımak kendi tercihi bu güneşin unutma, sen de bir güneşsin unutma! Krallar, tanrılar gölgeni ne kısaltır ne uzatır. Bunu yapmak yalnızca -yalnızca- güneşin hakkıdır.


VATAN HAİNLERİ

(Rafael Alberti ve Garcia Lorca dizelerinden) Vurulup bırakılmış sokağa yüreğinde bir hançer, kimseler bilmiyor onu, kimseler bilmiyor Hergün hırlayıp duruyorlar: Vatan yalnız onlarınmış Soluduğun hava bile diyorlar ki onlarınmış Sense söylenip duruyorsun Susup susup ölüyorsun Ama gitmek gelmiyor içinden Hem nereye gidebilirsin? Dişlerinde donuk sözlerin tadı Tutuk dilinde ölü bir korku Yüreğinin atışı durmuş Yüreğinin atışı durmuş


BURMA Sevmek uçmak gibi düş görmek, dil öğrenmek gibi bilinmedik ülkelere gitmek omuz omuza verip dans etmek gibi beraber müzik yapmak tertemiz çarşaflara sarınıp yatmak gibi Burma’da balıkçılar ayaklarıyla çeker kürekleri köylerinde suda yüzer evleri tapınakları, domates tarlaları İşte çıkıyorum paslanmışlıktan artık, benim de köyümde herşey yüzüyor artık. Önümde hiçbir şey sabit kalmasın, ellerim doluysa düşlerimle ayaklarım kavrasın . . .kürekleri. . . Gelecek gülüşlerin kokusu dilimin ucundaki şiir gibi. Yakın bir kalp çarpıntısı üç küçük öpücük yanağına. çok, çok, çok düşlerim var. . .


TELKİN Yorgunum işte bu kadar, buna hakkım var. Sevmelerden, kaybetmelerden alıp başımı gitsem bir yelkenin peşinden. Sarıldın diyorlar, gülümseyerek. Buna dayanmam gerek Elimde bozuk bir fener, yol bulmak zor. Yol sorduğum herkes şaşı, hemen herkes bir olgun kadar ödlek. Bu ıslak kent sinsi solgun ve pis. Buna dayanmam gerek Nasıl bilmeden, teslim olmadan bu karanlığa dayanmam gerek. Belki senle, belki sensiz, belki kimsesiz dayanmam gerek. Belki seslerle, belki sözlerle, belki düşlerle dayanmam gerek. Buna dayanmam gerek.


ÖLÜ ÇİÇEKLER En akıllılar delirirler, su hep akar, bazen ölü çiçekler dirilirler. En akıllılar delirirler, ama su hep akar, bazen ölü çiçekler dirilirler.


ERZİNCAN 1939

(1999 Marmara Depremi ve 2011 Van Depremi’nde göçük altında hayatlarını kaybedenlere. . . Şarkıdaki Erzincan ağıdı Zaralı Halil’den alınmıştır. 1939 Erzincan Depremi’nden kurtulan Fazıl Erciyaş’ın ağzından şarkılaştırılmıştır. . .) Yıl bin dokuz yüz otuz dokuz, yetmiş sene evvel Erzincan’dayız Röntgen uzmanı Doktor Fazıl Bey Amca o zaman yirmi sekiz yaşında anca. . . O zamanlar gazino yoktu Erzincan’da Fazıl Amca kızıyordu bu duruma o yüzden hafta sonları atlayıp trene arkadaşlarıyla gidiyordu Erzurum’a. . . Evde anasıyla küçük evlatlık kızı kızın anasını yutmuştu Çayırlı enkazı o gün iş uzadı, Fazıl Amca kaldı yatıya anca salı sabahı yöneldi batıya. . . Külek’te taşlar düştü, yol döndü sırata tren durdu da bereket Fazıl Amca uçmadı Fırat’a anası girdi dolaba, sanki bir ermişti ya da his-si kablel vuku, ama kız can vermişti. . . Fazıl Amca kağnıyla döndü merkeze, merkez mezar olmuştu pazara gelen herkese “Ezercan” altmış sene sonra yeniden vurmuştu herşey felç, yaşam durmuştu. . . şehir haritadan silindi, insanlar öldü Erzincan artık acıdan bir göldü çadırları taşıyan yardım katarı sıktı freni İsmet Paşa’nın trenine yol verdi Kızılay Treni. . .


OKULUN BAHÇESİNDE Güneş bugün benden doğabilirdi, istemedim, omzum ağrıyor dedim. Uğraşmadan hiçbir şey olmuyordu, unutuyordum, (ama) şarkım bu değildi. Şarkımı unutuyordum. Ta ta ta ta

ki ki ki ki

sen tekrar karşıma çıkana dek, ben tekrar seni bulana dek, sen tekrar bana gelene dek, sen. . .

Sen giderken pencereden baktım, şehir yerden göğe mutluluktu. Okulun bahçesinde çocuklar oynuyordu, biliyordum. Bugün dün değildi artık. Okulun bahçesinde çocuklar oynuyordu, okulun bahçesinde çocuklar oynuyordu. Bugün dün değildi.


İŞÇİLERİN SESLERİ Balık istifi kamyonlarda, tarladan tarlaya, beş kuruş maaş alamadan dört yıldır belediye kapısında. Yalan diyorlar, dolan diyorlar, gerçek, gerçek, bin kere gerçek. . . Karışsın sesine bırak işçilerin sesleri, damlasın avazından emekçilerin ahı, ah. . . Bulaşsın gitarına teneke trampet gürültüsü yalanın gerçeğe yok tahammülü. . . Korku tüneli tersanelerde ölümlerden ölümlere. Kapkara maden ocaklarında grizuyla her an burun buruna. . .


YANITI YOK Kİ BENDE Didinip durdum ya, bilmek için “dinginleşmek için mi?” diye sordum. Aşkı sevdim ya, yine de kayıp içim “anlam vermek için mi?” diye sordum. Zaten yaşam bir gergin ip, kopabilir şarkılar yoksa Düş kurup durdum ya, sayamam neler için “daha çok kaybetmek için mi?” diye sordum Kırmızı Başlıklı Kız, kalbin böyle büyük “daha çok sevebilmek için mi?” diye sordum. Zaten yaşam bir gergin ip, kopabilir öyküler yoksa. Zaten yaşam bir gergin ip, kopabilir şarkılar yoksa. Kopacak şarkılar yoksa.


İZİN VERME (alıntılar: Lars von Trier’in Karanlıkta Dans filminin girişi, Yıldırım Türker’in Radikal 2’de Seattle hakkında yazdığı bir yazı, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir şiiri ve Barışarock Kolektifi’nin “Evimiz Dünya” sloganı) Bu son şarkı diyorlar, bizi tanımıyorlar. Ama son şarkı olabilir, izin verirsek eğer; İzin verme, izin verme, izin verme, izin verme. . . Dünya her zamankinden hızlı, hızlı dönüyor, dünya her zamankinden hızlı. Bu karpuz çok kırmızı, paylaşmak gerek, Seattle, Prag, Cenova: coğrafya değil tek. Dünya her zamankinden hızlı, hızlı dönüyor, dünya her zamankinden hızlı. Evimiz dünya, evimiz dünya, Evimiz dünya, dünya evimiz bizim! Dünya her zamankinden hızlı, hızlı dönüyor, dünya her zamankinden hızlı. Bu son şarkı diyorlar, bizi tanımıyorlar. Ama son şarkı olabilir, izin verirsek eğer; İzin verme!


“en başta anneme, kardeşim Burcu’ya, yolun başında hep destek olan Şeyda, Fatoş, Semoş’a yardımları için Burçin’e ve samimi alkışlarıyla bizi konserlerde yalnız bırakmayan herkese kocaman teşekkürlerimle. . . .”

BARIŞ TUNCER

“Bana daima destek olan babama anneme ablama,  Neslişah Duman, Kiwi (Kıvanç Tanıl), Mert Soyal ve  müzik aşkını içinde yaşayan tüm herkese çok çok teşekkürler. . .”

BİLAL BEKAR

“Cem Karaca’ya, Moğollar’a, Fikret Kızılok’a, Bülent Ortaçgil’e, Bulutsuzluk Özlemi’ne, Mozaik’e, Esin’e, anneme va babama, Şeyda’ya, Fatoş’a ve Gökhan’a, bu şarkıların yazılmasına neden olan herkese çok teşekkürler.”

CEM PULATHANELİ


“müziğe başlamama sebep olan ve desteğini hiç bir zaman eksik etmeyen canım anneme ve sevgili davul hocalarım Selami Sevinç (Be-Bop Davul Atelyesi) ve Recep Akdeniz’e (Drum & Music) sonsuz teşekkürler. . .”

EGEMEN ÖZALTINKOL

“bana Kahkaha’nın hikayesini anlatan ve mandolinini veren annemle ilk gitarımı alan babama, benden desteğini hiç eksik etmeyen Aylin’e, şarkı yazdıran herşeye ve dinleyen herkese. . .”

OĞUZ TARİHMEN

bizi destekledikleri için Hasan Saltık ile Zeki Coşkun’a ve Kalan Müzik’in değerli çalışanlarına, çıkartma fikri için Esin’e, kapak fikri için Aylin’e teşekkür ederiz.


AKİF ÇARIK (bas) DOĞAN YILMAZ (ut) EMRE MALİKLER, SEMİHCAN SERMET (gitar) ERTAN TEKİN (duduk) FRANCESCO FATINI (kontrabas) İBERYA ÖZKAN (panduri, salamuri) KEMAL EFE (klavye) MİKAİL YAKUT (akordeon) ONUR ŞENTÜRK (kemençe) ORHAN OSMAN (buzuki) ÜNER DEMİR (keman) APOLAS LERMİ (Pontus Rumcası) HARUN TEKİN (Türkçe) JANET ESİM, JAK ESİM (Ladino) KENAN YAŞAR (Gürcüce) MİKAİL YAKUT (Gürcüce) OLCAY BOZKURT (Zazaca) ONUR ŞENTÜRK (Lazca) SERAP YAĞIZ (Türkçe) SUMRU AĞIRYÜRÜYEN (Türkçe, Yidiş) TALYA BALIKÇIOĞLU (Türkçe, Ermenice) TANER ÖNGÜR (Türkçe) UMUT KÜSEN (Kürtçe)


KALAN MÜZİK (yapım) HASAN SALTIK (yapımcı) CAN DOĞDUASLAN, GÖKHAN TAŞ, TOROS SENAN (G-BASE) İLKER YETİMASLAN, SEZER YETİMASLAN (STÜDYO RED) EMRE MALİKLER (kayıt) EMRE MALİKLER (miks) ALP ÇOKSOYLUER, CEM BÜYÜKUZUN (mastering) GAYE AMUS (logo) YALÇIN SAVURAN, ESRA TÖZÜN (fotoğraf) ORHAN SAYILI (tasarım)

www.teneketrampet.net bilgi@teneketrampet.net



Teneke Trampet