Page 1

Hem içerdeydin hem de dışarıda Bazen içerlendin dışındakilere Bazen de sımsıkı sarılı verdin sana senden daha yakın sensizlere Belki senli benler a.r.a.sında gidip geldin, sensiz geçen bu zaman-ı hayatta Âyet âyet ördüğün “ene” sûrlarına rağmen, Bak!-a.r.a’ya giren yine senin vechindi; İç içeydin, nefes nefese, necva-ül bahreyn’ de tüm sessiz âyetlerinle Hem yaşamdaydın, hem hayalde ve bazen de a.r.a.fta ve son nefesin her daim seninleydi, gördüğünü sandığın bu rüyada...

Ali Rıza Albayrak –(A.R.A.)

Pürcevâdi bir câvîdândır bu nefes yolu, ve dahi ateşim ben, yanık bir pervâneyle dolu Eyâ dîl-figâr sevg´ilimden gidilen yolun sonu Alacakaranlık yakazada bir cânımsama ile fısıldar O´nu; Du´dağının eteğinde bir ben! var ki busen! den başkası değil Leylâilâheillall´âh!minel kalbi ilel ahzân…

Hüseyin Albayrak


Güzîde Söz: Güzîde Ana (18. yy.) Müzik: Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) Kopar-Klasik Gitar: Sinan Cem Eroğlu Elektrik Bas: Hakan Gürbüz

Sınıfta kaldık…


Gazîler cihânın müddeti doldu Dünyâ bir acâib zamana kaldı İnsânda itimâd itikad n´oldu Hemen bir zann ile gümâna kaldı Tat kalmadı sirke oldu şıralar Ben tabîbim diyen yüzün karalar Yanlış merhem ile azdı yaralar Bir hâzik hekim-i Lokmân`a kaldı Güzîde der güçtür nefsin öldürmek Erlik midir koymadığın kaldırmak Zamane halkına Hakk`ı bildirmek Mehdî gibi sâhib-zaman`a kaldı

Dearest veterans of the truth The world has come upon a strange time What has happened to trust and faith For doubt has fallen in the hearts of all Everything has lost its taste, the grapes have become sour Those that claim to be the healers have deceived us all With the wrong medicine they have only aggravated our wounds For the cure to our affliction has been left to Lokman the master of all healers I am Guzide and I say it is difficult to defeat your ego It is not honourable to claim that which you have not touched as your own deed To reveal the truth to the souls of today Has been left to Mehdi the master of time


Yollarım Alî Çağırır My tongue cries for Ali Söz: Pîr Mehmet (18. yy.) Müzik: Ali Rıza Albayrak C ezgisi: Hüseyin Albayrak İntro gazel*-Vokal: Azam Ali Kaval- Klasik Gitar- ebow-Perdesiz(Fretless) Gitar: Sinan Cem Eroğlu Davul: Ediz Hafızoğlu Kontrbas: Kağan Yıldız

Bir’i diğerine benzemez. Diğer olan bir’ e benzemez. Bir’e benzeyen bulunmaz. Bulunan bırakılmaz…. *Der halvet yek zamâne bâ-Hak bûden. Ez cân u cihân u în u ân bîş erzed. (Hz. Mevlânâ)

Hâlvette Hakk ile bir ân bulunmak, cândan, cihândan, bundan şundan daha kıymetlidir (Çeviri: Fatih Usluer)


Yolcu oldu yola düştüm Yollarım Alî çağırır Bülbül oldum güle düştüm Güllerim Alî çağırır Bulut oldum göğe ağdım Yağmur olup yere yağdım Gözümden çok yaşlar döktüm Sellerim Alî çağırır Pîr Mehmed´im âşka düştü Âşk dalgası hadden aştı Gönlümüze Alî düştü Dillerim Alî çağırır  A traveler I have become, I have fallen on a path My path cries for Ali A nightingale I have become, I have fallen for a rose My rose cries for Ali   As a cloud I rose to the heavens As rain I fell on the earth Many tears have overflown from my eyes My floods cry for Ali   I am Pir Mehmed and I have fallen for love I have been overtaken by the waves of love It is Ali who has fallen in our hearts My tongue cries for Ali


Kalmışsın Bir Kış İçinde In Winter You Remain Söz: Pîr Mehmed (18. yy.) Müzik: Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) Perdesiz (Fretlees) Gitar: Sinan Cem Eoğlu Perküsyon: Ömer Avcı Bas Gitar: Hakan Gürbüz

Cümle-tene geçmiş olsun…


Kalmışsın bir kış içinde Gam gönlünü yaz edersin Elin yoktur iş içinde Karanlıkta göz edersin

In a winter of ignorance you reside Yet you claim wisdom in the summer of knowledge With no labour nor effort You claim to have reached enlightenment

Kış kaydını görmemişsin Gonca gülü dermemişsin Dört kapıya ermemişsin Gelmiş burda söz edersin

You have not seen the winter months and are unaware of the seasons You have not gathered the rose blossoms Nor have you perceived the secrets given to you Yet you speak of yourself in such arrogance

Ne var bilin mi belinde Çok çeneler var dilinde Altın gümüş yok elinde Dükkân önün toz edersin Bağlandığın yeri bilmen Cânbâzsın dükkâna gelmen Alırsın kıymetin bilmen Kumaşımı bez edersin Ağzın dolu hep kıl ü kal Kalbinde yoktur hiçbir hâl Soran bize bin yıllık yol Bel ardından nâz edersin Pîr Mehmed´im der buyursam Karşında iplik eğirsem Gizli sırları duyursam O değil der, göz edersin

Are you aware of what resides in your seeds What lives in your soul You talk as if you know thyself With no coins or gold in your hands All you do is raise the dust in front of the storefronts You do not serve nor follow any master You steer clear of the shop of enlightened conversation Even if you were to enter the shop you would not be aware of the jewels that you can garner For all you do is belittle the words of wisdom Your words are filled with gossip and hearsay Your heart has no room for compassion You inquire of the ancient path of wisdom But stay afar from that path If I Pir Mehmed was to counsel you If I was to speak to you of the tread that ties you to the divine creator If I was to reveal the hidden secrets to you With disbelief you would only rebuke and mock me


Sabâh Rûzgârı The Morning Breeze Söz: Seyyid Nesîmî (1344-1417) Müzik: Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) Back Vokal- Armonik Vokal: Azam Ali Kopuz-Perdesiz(Fretless) Gitar: Erkan Oğur

Merhabâ ey bahr-i zâtın gevher-i yekdânesi Şem-i vâhdettir cemâlin kün fekân pervânesi Ta ebed hüsnün önünde secde-i şükr eylerim Ey cemâlin Kâbe, sensin küntü kenzin hânesi Zâhidin efsânesin koy, söyle âşkın hâlini Aşığın sem´ına sığmaz zâhidin efsânesi Gözleri sevdâ meyinden âlemi mest eyledi Gör ne meyden esrimiştir nergis u mestânesi Müminin Kâbe yeridir kâfirin puthânedir Aşığın dost eşiğidir Kâbe ve puthânesi Buldu lâ´linden Nesîmî nefha-yı Ruhû´l Kudüs Ey Nesîmî´nin hayâtı cânının cânânesi

Nafiye’me


nesîm ten, gonca fem bir de kurbi ev ednâdaki âyîn-i cem… Merhâba ey sonsuzluk deryâsının eşsiz incisi Tanrısal birliğin mumu olan yüzün ki o mumun etrafında dönen pervanesi Güzelliğinin önünde ebediyete değin eylerim şükür secdesin O yüzün ki Kâbe´dir, sen ise gizli hazinenin evisin Zâhidin efsâne sözlerini bir kenara bırak, âşkın hâllerini söyle Çünkü efsâne sözler âşığın kulağına sığmaz böyle Âşkın şarabına benzer sevgilinin gözleri ki cümle âlemi eyledi sarhoş Öyle bir şaraptır ki bu kendinden dahi geçer narkisos ve sarhoş Müminin yeri Kâbe´dir, kâfirin yeri puthânedir Âşığın Kâbe ve puthânesi dostun eşiğidir Nesimi, sevgilinin suskun dudağındadır Cebrâil´in nefesi, O sevgili ki Nesimi´nin hayatıdır ve dahi cânının cânânesi

(Çeviri: Hüseyin Albayrak)

Greetings the precious jewel of the eternal sea Your face is the candle of divine unity which is circled by a moth I will praise and kneel before your divine beauty for eternity Your face is the home of the creator; the sacred secrets reside with you Do not pay attention to the fabled words of the bigoted, but speak to me of the beauty of love For fabled words have no room in the ears of a true lover The eyes of the beloved which resemble the wine of love, have inebriated the whole world For this is such a wine that the even Narcissus and the intoxicated find ecstasy at one sip The residence of a devotee is Kaaba, for a heretic it is a pagan shrine The Kabaa and shrine of a lover is the face of the beloved Nesimi has found the breath of the Holy Spirit on the silent lips of the beloved For that beloved is Nesimi’s soul, his life and his essence


Ne Hâldir My Plight Söz: Sıdkî Baba (1865-1928) Müzik: Lütfü Gültekin İntro: Ali Rıza Albayrak Kopuz (şan altı): Erkan Oğur

Düş-ünce, karanlığına aşka tutulanlara ne mutlu…


Cân âh çeker ârzû kılar cânânı Dem be dem artmakta zâr u efgânı Hazırlandı amma gönül kervanı Göçülmedi gitti bilmem ne hâldir

My soul cries in sorrow for the beloved With every moment my torment is multiplied The caravan of my heart is ready for the passage But will not migrate, such is my plight

Dağlar duman kış çevirdi yolumu Balım Sultân sen bilirsin hâlimi Dost âşkına doldurdular dolumu İçilmedi gitti bilmem ne hâldir

These rugged mountains have steered my path to winter Balim Sultan it is you who knows of my plight For the sake of the beloved they have filled my chalice I could not sip from it, such is my plight

Sefil Sıdkî abdâl oldu yürüdü Açılmadı dağlar duman bürüdü Âşk derdinden çeşmim yaşı kurudu Saçılmadı gitti bilmem ne hâldir

Sefil Sidki has become a wandering dervish The mountains could not be passed from the smoke The agony of love has dried up my tears I can not shed tears anymore, such is my plight


Âşk Meyi The Wine of Love Yöre Sivas-İmranlı Söz: Kul Hüseyin (16.yy) Müzik: Geleneksel İntro - C ve D ezgisi: Hüseyin Albayrak Derleyen: Hüseyin Albayrak-Ali Rıza Albayrak Armonik doooost(ane) vokal: Yılmaz Yeşilyurt Perküsyon: Ömer Avcı

bir inci oldu kul, varından var edince, içi dışı birbirinden ayıran “o ben’im dir o ben’im” deyi ki“bir”lendi...


İçmiş isen âşk meyinden Deryâ da bir deniz de bir göl de bir Okuduysan Hakk´tan gelen kelâmı Yazan da bir kalem de bir el de bir Kendini fark etmeyen irfân sayılmaz Pişmeyince çiğ süte maya atılmaz Bir Pîr sevmişem sevdâsına doyulmaz Sevdâ da bir sevgi de bir âşk da bir Her işlerin sır olup nur olduysa Âşkın şarâbını nûş edip doldunsa Hakikatten Hakk’a âşık oldunsa Alî’de bir Velî’de bir Pîr’de bir Kul Hüseyn´im güzel Pîr´e bende oldum Âşık olduğumdan sararıp soldum Bu fenâ mülküne geldim kazanç buldum If you have tasted the wine of love Kazanç da bir emek de bir kâr da bir The seas, oceans, and the lakes are one If you have read the words of the creator The author, the pen, and the hand that grasps the pen are all one Those that do not know themselves can not be called wise For one can not add yeast to a milk that has not yet boiled I have fallen in love with a saint whose love I can not get enough of For love, passion, and affection are all one If all your deeds were in secret and sacred If you have filled yourself with the wine of love If you are faithfully in love with the creator Ali, Veli and saint are all one I Kul Huseyin have become a servant of the beautiful saint Because of this love I have withered and faded I have come into this mortal life and fulfilled my labour For labour, profit, and income are all one


Muhabbet Çerâğı The Candle of Love Söz: Sefil Alî (1790-1867) Müzik: Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) B ezgisi: Ali Rıza Albayrak Vokal: Erkan Oğur Akustik Bas Gitar: Hakan Gürbüz Perküsyon: Ömer Avcı

Alî heye gam tıne…


Muhabbet çerâğını yakan Alî´dir Aşığım dîdâre pervâne gibi Cümle vücûd içre bakan Alî ´dir Aşığım dîdâre pervâne gibi Bağ ve bostan olmuş gülleri Alî Öter bülbül olmuş dilleri Alî Dest-i kudret olmuş elleri Alî Aşığım dîdâre pervâne gibi Sefil Alî eydur meydan Alî ´dir Sema ile cevlân kılan Alî ´dir Erenler sultânı merdân Alî ´dir Aşığım dîdâre pervâne gibi

Ali is the one who lights the candle of love I am in awe of thy beauty like a moth to a flame It is Ali who gazes at the souls of all I am in awe of thy beauty like a moth to a flame The gardens have blossomed the roses are Ali The nightingale’s song is of Ali The sacred hand of guidance is Ali I am in awe of thy beauty like a moth to a flame I am Sefil Ali and I say the arena of wisdom Ali The one who wanders the heavens is Ali The sultan of the saints, the courageous is Ali I am in awe of thy beauty like a moth to a flame


Bugün Kış Ayıdır It is The Winter Months Yöre: Erzincan Söz-Müzik: Ali Ekber Çiçek (1935-2006) Klasik Gitar: Sinan Cem Eroğlu

hüzünle ışır iki cihân…


Bugün kış ayıdır dağlar serindir Gerçek muhibbânsın yerin kalbimdir Sakın el vurmayın yaram derindir Görmeye mi geldin benim cânânım Sormaya mı geldin benim sultânım Derdim bir değildir olmuş bin elli Kimi kâmil der de kimisi deli Ah çekme diyerek bana teselli Vermeye mi geldin benim cânânım Sormaya mı geldin benim sultânım Şâh-ı Merdân oldu yolun temeli Ona varmak her müminin emeli Muhammed Alî´nin yarası belli Sarmaya mı geldin benim cânânım Sormaya mı geldin benim sultânım

It is the winter months and the mountains are cold You are a true beloved whose place is my heart Do not try to attend to my wound for its deep Have you come to visit me my beloved Have you come to ask of me my sultan My troubles are not one but have become a thousand and fifty Some call me wise and others crazy So that you may comfort me with your words Is that why you have come my beloved Have you come to ask of me my sultan Shah-ı Merdan (Ali) has become the foundation of this path The goal of all the faithful is to reach his grandeur The wound of Muhammad and Ali is clear Have you come to dress their wound my beloved Have you come to ask of them my sultan


Arz Eyleyip Geldim Longing Söz: Sıdkî Baba (1865-1928) Müzik: Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) İntro ve B ezgisi: Ali Rıza Albayrak Hudey(biye) Vokal: Azam Ali Bas Gitar: Hakan Gürbüz Perküsyon: Ömer Avcı

Kaleyi içten(likle) fethedenlere…


Arz eyleyip geldim hâk-i payine Kabul et efendim mihmân senindir Ta ezelden âşık oldum soyuna Kapının kölesi Selmân senindir Adâlet tahtının sultânı sensin Gönüller evinin mihmânı sensin Tabipsin, cümlenin Lokmân´ı sensin Her türlü dertlere dermân senindir Âşk yolunda terk eyledim cânımı Cânımı, mâlımı, hânmânımı Kes gerdânımı akıt kanımı Geldi Sıdkî kulun kurbân senindir

I longed for and came to the dust of your feet Accept me my lord, this guest is yours From the beginning I have fallen in love with you lineage The slave of your door like Selman, I am yours You are the sultan of the throne of justice You are the resident of the temple of our hearts You are the healer, the Lokman of all The cure to all wounds are with you On the path of love I have abandoned my life Not only my life but my soul, my being, my home and all that I have Pierce my neck and spill my blood I Sidki have arrived; take me as your sacrifice


Elif - Mim Yöre: Tokat- Zile Söz: Virâni (16. yy.) – Malatyalı Sâdık Baba (1771- 1837) Müzik: Âşık Sâdık Doğanay (1933-1979) İntro: Ali Rıza Albayrak Derleyen: Hüseyin Albayrak-Ali Rıza Albayrak Perküsyon: Ömer Avcı

Aynı yoldan âşık! çünkü yolda harf! iyyat çalışması var…


Elif (‫ ) ا‬u mim`den(‫ )م‬aldık sırr-ı Kur`an`ı Mim`i sır eyledik se`den (‫ )ث‬içeri

From elif and mim we gathered the secrets of the Koran We mystified mim within se İki nokta üç hurûf (‫علي‬-‫ )ضفل‬geldi bâ (‫ )ب‬ile From two dots and three letters (Ali) came ba We mystified ba within se Bâ`yı sır eyledik se`den içeri Haydar`ın zâtına demişiz belî Göster bana pirim dest u dâmânı Küfür deryasında bulduk imânı Hakk dedik küfüre dinden içeri Otuz üç hurûftur harfin tamamı Bir elif, mim ile buldu bu ayn´ı(‫)ع‬ Yetmiş üçten aldık kâf (‫ )ق‬ile nun´u(‫)ن‬ Câna âşık olduk cândan içeri Gürûh-ı Nâci`den bir Bacı geldi Kırklar`ın dolusun eline aldı Cümlesi Bacı`ya bir secde kıldı Şâh dedik Bacı`ya Şâh`tan içeri Bacı`nın ismine Fâtima dediler Yeri göğü onda mevcûd bildiler Selmân üzüm getirdi engûr ezdiler Gark olduk engûre nurdan içeri Virâni sözünü ârifçe söyle Yükseği neylersin engini boyla Arif ol da dost bağını sır eyle Güle âşık olduk gülden içeri Kâmiller de dört duvarı düzerler Adüvvlar da ulu şehri gezerler Hakk`la hem-dem oldu esridi cânlar Bakan körler der ki bunlar delidir Sefiller sırasına karışan gönül Gâhî hürrem gâhî perişân gönül Sâdık der; tecellâ bir nişân gönül Sâdıklıkta cümlesinden uludur

We have become one with the divine essence Show me the path, the truth my saint We found devotion in a sea of profanity Profanity became the truth within faith

Thirty three letters are the completion of the letters From one elif and mim we have found ayn From the prophet Seth we have gathered kaf and nun We have fallen in love with the beloved within love From those who have reached salvation came a sister With a goblet of the divine wine of the forty saints in her hand All kneeled before the sister We called the sister shah within shah They named the sister Fatima They accepted the heavens and earth as present in her Selman brought grapes and they were crushed We were submerged in the water of the grapes within divinity Virani speak your words wisely Do not seek heights soar shallow Be wise and gaze at the garden of your beloved We have fallen for a rose within a rose Those that are wise build and repair hearts Our foes wonder in the sacred city as well Those who are one with god find ecstasy in his light The blind that look shout that we are insane My soul has joined the row of the desolate With joy and sorrow in my heart Sadik says this heart of mine endeavours to gaze at your divinty For devotion is above all else


Âhuzâr* Lament Yöre: Sivas -İmranlı Söz-Müzik: Âşık Hanım (Yeşilyurt) (1912-1952) Derleyen: Haydar Acar (1914-2001) Yorumlayan: Aynur

Ah! Efendim; gözyaşımı sordular, benden bir yaş büyük dedim ve bir damla gözyaşında saklı olanım…


Mevlâ’dan bir dert geldi bu câna Kimisi verem dedi kimisi yara Bu derde olmazsa çare Dermânı nereden bulayım

A sorrow has befallen me from the creator Some have called it the plague others a wound If there is no cure to this affliction Where shall I find the remedy

Sakın dilim âhuzâr eyleme Şefaat kânı sensin Beni hekimlere muhtâc eyleme

Disdain from moaning my lips For you are the forgiver Do not leave me in need of a healer

Virân bahçelerde gâzeller ne gezer Kâtipler oturmuş ahvâlim yazar Bu yarayı ancak bağlayan çözer Dermânı nereden bulayım

Gazelles will not roam a desolate garden Scribes stand near writing of my plight This wound will only be cured by the one who has dressed it Where shall I find the remedy

Şu biçare Hanım´ın yüzü hiç gülmedi Dostlarımın ricâsı kabul olmadı Ah efendim çilem dolmadı mı Dermânı nereden bulayım

This wretched Hanim has never smiled The pleas of friends have not been heard My lord has my suffering not been enough Where shall I find a remedy

*Hikâyet-ı Ahuzâr: Sivas-İmranlı yöresinin sayılı kadın âşıklarından olan merhum Hanım Yeşilyurt yakalanmış olduğu hastalığa rağmen çevresinin tüm ısrarlarına karşın doktora gitmemekte ısrar etmektedir. Çünkü o bu derdi Hakk´dan gelen bir armağan olarak kabullenmektedir. Bu derdin dermanının ise kendisine derin bir muhabbet beslediği mürşidinde olduğuna kanidir. Ama sonunda İmranlı yöresi müziğinin yine önemli kaynak kişilerinden olan kayınbiraderi merhum Haydar Acar´ın ısrarları sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Yörede Kızıldeli lakabıyla tanınan doktor kendisini muayene etmeye kalkınca “hekim bey siz benim derdime derman olamazsınız boş yere kendinizi yormayın” diye cevap verir. Bunun üzerine doktor şaşkınlıkla Haydar Acar´a dönerek sorar gözlerle bakar. Haydar Acar´da “Doktor bey kendisi âşıktır, güzel deyişler söyler” deyince hekim, Âşık Hanım´a dönerek “öyleyse mümkünse bir nefeste bize söyler misiniz” diye ricada bulunur. Hekimin bu ricası üzerine Âşık Hanım doğaçlama olarak o anda bu deyişi söylemeye başlar. Deyişin sonunda doktor ağlayarak “Hanım bacı bu derdin dermanı bende değil. Bu yarayı kim verdiyse ona gidesin” der.


Gönül Heart Yöre: Sivas-İmranlı Söz: Âşık Kul Veli (1793-1818) Müzik: Geleneksel Derleyen: Hüseyin Albayrak-Ali Rıza Albayrak Klasik Kemençe: Derya Türkân Klasik Gitar: Sinan Cem Eroğlu Davul: Ediz Hafızoğlu Kontrbas: Kağan Yıldız

Değilimden gidilen yolun sonu…


Gönül beni niçin zâr incitirsin Verdiğim ikrârdan dönen değilim Senden gayrisine meyil vermedim Uçup daldan dala konan değilim Alî yâr Alî yâr pirimsin Alî yâr Hakk da bilir ki ya pîr âşkın bende var Gönlüm sende var Evme deli gönül giden tez gelir Mâşuktan âşığa cilve nâz gelir Yâr yüzüne yüz yıl baksam yine az gelir Bin yıl daha baksam kanan değilim Eydûr Veli’m kimse bilmez hâlimi Efendimsin cüdâ etme yolumu Dünyâ güzel dolsa sunmam elimi Vallahi sevdiğim sunan değilim My beloved why do you wound me I am not the one to turn back on my word I will not gaze upon anybody but you For I am not one to fly from one flower to another Ali my beloved you are my saint God knows that your love resides in my heart Do not be in haste my heart fort those that have left will come back soon From one lover to another comes coyness and bashfulness My beloved if a hundred years were spent adoring your beauty they would not be enough For another thousand years will not leave me content I am Veli and nobody knows of my plight You are my master do not let me astray from the path If the world was filled with beauties I would not offer my hand Believe me my beloved I will not offer my hand to another


Müteşekkir olduk… Bu eserleri vücûda getirmede bizleri vesile kılan kıymetli büyüğümüz Hasan Albayrak (Âşık Pervâne) ve ailemiz başta olmak üzere, albümün her aşamasında hemi fikriyat hemi hissiyat hemi enstrümaniyat hemi de “hayfay” mevzuunda çok değerli emeğiyle katkılar sunan bir tık! tonmeisterimiz Yılmaz Yeşilyurt´a, (Yılmaz sanki bağlamaların sesi az geliyor gibi), ilk albümümüzden bu yana varlığıyla bizleri onurlandıran güzel Erkan Oğur ağabeyimize (Erkan Abi her ne kadar sen “insanoğlu müzik yapamaz” desen de kendin bu kaideyi bozan bir güzel istisnai âdemoğlusun. Böylelikle istisnalar kaideyi güçlendiriyor!), muhabbet bağında açılan bir gül vasıtasıyla tanış olup işi kolay kıldığımız acem diyarının kadim seslerini hançeresinde barındıran adı güzel kendi güzel ve de sedası bir başka güzel Azam Ali´ye, Ahuzâr isimli deyişe o güzelim dersimkâri sedâsıyla hayât vererek merhum Âşık Hanım´ın ve de bizlerin gönlünü nâlân u efgâna düçâr eden kürtmen kızı Aynur´a, (Ah! Aynur âh! olmaz ki böylede okunmaz ki. Hiç insafa gelir bir yanı yok sesinin. Ciğer-hun olduk vesselam), genç yaşına rağmen birçok enstrümanı gıpta edilesi (laf aramızda kıskanılası) yetkinlikte icra eden Sinan Cem Eroğlu´na (Sinan bu kadar enstrümanı hangi ara öğrendin ya hu! bir ara buluşalımda konuşalım bu hususu), bizleri dudağının kenarındaki her daim hazır ve nazır olan o çocuksu ama bir o kadarda müstehzi tebessümlü neşesinden mahrum etmeyen tüm


zamanların en piro-düktor yapımcısı saltuki Hasan Saltık´a (zirvelere çıkıldıkça insan yalnızlaşıyor değil mi Hasan), çevrilmesi gayet meşakkatli olan deyişlere ait sözleri İngilizceye çeviren kıymetli dostumuz Ali Yalçın´a, elindeki kifayetsiz Albayraksı malzemeden! böylesine güzel kadrajlar çıkartabilen vizörist Aydan Çınar´a, Hz. Mevlana´ya ait farsça beyti Türkçeye çeviren TOBB üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Fatih Usluer´e, Lütfü Gültekin´e,Ömer Avcı´ya, Derya Türkan´a, Hakan Gürbüz´e, Ediz Hafızoğlu´na ve Kağan Yıldız´a kalbi duygularımızla teşekkür ediyoruz. Ama tüm karşı çıkışlarımıza rağmen cebren ve de hile ile bu albüme dâhil olmayı maalesef başarabilen, kendini halen müzisyen ve kardeş zanneden ve de hariçten(likle) gazel okuyan Hüseyin-Ali Rıza Albayrak kuzenleri de musikişinas kişiler olarak kınıyoruz. Arz olunur.

Hayat seni güldürmüyorsa, “espriyi” anlamadın demektir. (A.Çehov) Halen gülmediysen e! “pîr´i iyi” anlamadın demektir. (Baba Erenler)


Yapımcı: Hasan Saltık Kayıt ve mix: Yılmaz Yeşilyurt-Studio Yekare-Istanbul 2012 Mastering: Michael Schwabe (Monoposto) Fotoğraflar : Aydan Çınar İngilizce Çeviri: Ali Yalçın Tasarım:Orhan Sayılı Yönetmen ve Düzenlemeler: Ali Rıza Albayrak &Hüseyin Albayrak Düzenleme (3,12): Yılmaz Yeşilyurt – Sinan Cem Eroğlu Düzenleme (2): Yılmaz Yeşilyurt Ali Rıza Albayrak: Ses, Bağlama, Çöğür, Cura, Üç Telli, Mute, Ruzba Şelpe, Parmak Şelpe, Haydari Bağlama,Kopuz, Arpej Hüseyin Albayrak: Ses, Bas Ses, Bağlama, Haydari Bağlama, Divan Çöğür, Cura, Üç Telli, Ruzba, Şelpe, Mute

iletişim: huseyinaliriza@yahoo.com


böyle buyurdu asik  

ali rıza albayrak, hüseyn albayrak

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you