Issuu on Google+

ambulansların gaz bombalarıyla doldurulmadığı günlerden kalma bir fotoğraf...

KÜP

altıncı nüsha

oguzo@sabanciuniv.edu


faşistanbul sanatlarımın altında üstad’ a

Sabahın dördüne uzanan hikayeler, her koşulda ağırdır. Bilinmeyenin sancısını getirir akla, tam da çıkarmışken bilinenin sakladıklarını ortaya. Gözyaşına mensup bir iki damla dışında, geceye karışan ne varsa, ne varsa bu kadar akışkan bu serseri fırtınada, hepsi hepsi dökülür ortaya. Resmi belgelerdeki yazım hatasıdır yalnız adam. İğretidir iç güveysinden hallice bir hayat karşısında. Sürat artık tek başına sokulamaz yanına, bir araç gerektirir. Zelzele geri döner çocukluğuna, bu şeklen hilekar araçla!

Onun bir adı sürat, bir adı kerevetine çıkılamayan murat! Sen bu duruma ne dersin üstad, kafiye yarattığı için adın geçiyor olabilir mi bu satırda? Hayatımdan geçen bütün AD’ lar birer kafiye yaratsa, bu böyle bir bir artsa, ne dersin ölçülü, uyaklı bir şiir olur muyum karanlıkta okunmacasına? Bu yazdıklarımız yalansa, bizi assalar mesela doğrunun taşaklarına? Assalar, sallasalar, ne dersin gelir miyiz hizzaya? Yok doğruysa, sen cevap verebilecek birini tanıyo musun sorularıma? Yatak odalarından devşirme kolpa putlar mesela?

Onlar mesela, çağımızın önde gelen büyük büyük büyük türk türk türk şairleri, bu müstesna kimlikleriyle cevap verebilirler mi bütün bunlara? Neden durduk yere saldırdın şimdi adamlara diye sorma üstad, boynumdaki urganı yağlıyorum da bazen, ellerinin leş kokusu siniyor parmaklarıma!


En nihayetinde ben de insanım be üstad, bu kadar metali etle kemik arasına sıkıştıra sıkıştıra, sağlam duralım, ayakta duralım diye uğraşırken, nem alıp paslanıyorum. En sağlam yerimden çürüyorum, hani ilikten, en kondurmadığım yer var ya, ona en argo tarafımla ilik gibi kız derdim ya işte ordan çürüyorum!

Sizin mahalleden sarıyer minübüsleri geçiyor mu üstad? Peki sizin mahalleden herhangi bir minübüs geçiyor mu üstad? Biraz porno izleyip yola çıkasım var, minübüste yer bulamayıp vitesin üstüne oturasım var üstad! Bakın, bakın bana müsait bir yer diye bir tek burayı ayırdınız diye bağırasım var, minibüsle herhangi bir zaman diliminde herhangi bir şekilde ilgisi olan yolculara!

Sonra, yaka paça indirildikten sonra, bir sigara yakasım var. Hani, galiptir bu yolda mağlup tadında bir yenilgiyi geride bırakırsın da, işte o an aklına gelen ilk sigara vardır ya, işte o sigarayı yakasım var üstad. Çocuklara değil, kavgaya inanasım var. Rezil rüsva bir adam olasım var, ki bu gereğinden fazla tanrı var demektir benim şu miniminnacık gardrobumda. Gözlerimi bazen, mıknatıslı kapaklarına asıyorum da, aniden bir kaplumbağa beliriyor avurtlarımda. Bunların, tüm bunlarınsa hiç bir ilgisi yok o sokakla. O caddeler ki biraz, yalınayak yürüyen çocuklar taşır kucaklarında. Dağıtır vitrinlerini dükkanlar, ölü bir kıza özel indirim kuponlarıyla. Vazgeçer kız, dünya ile olan alışverişinden. Bir kaplumbağa radikalliğiyle geçer gider, sığmaz rezil rüsva bir adamın minnacık gardroplarına. Oyuncaklardır. Yerlerini bir başka oyuncaklara bırakmak için göç eğilimindedirler. Mıknatıslı kapaklar, artık daha ergonomik hareketlerle kapanmağa başlarlar.


Çocuklara değil, artık kavgaya inanmağa başlar adam. Bir bir söker aniden beliren her kaplumbağayı avurtlarından. Artık her şeyin birebir ilgisi vardır o sokakla. O yalınayak çocuklar, o dağılan vitrinleri yeniden inşa ederler dükkanlarda. Caddeler de, kullanılmamış ölü bir kıza özel indirim kuponları savrulur, ve her biri tutuşur söndürmeğe attığım sigaralarla. Üstad uyar, sakın ola edebiyattı, sanattı, böyle şeyler denmesin kundaklara rakı taşıyan kabadayıların çam sakızı çoban armağanlarına.

Ben de bırakırım zaten yakında, at, avrat bir de bir silah kuşanır, düşerim yollara. Varıncaya dek şöyle adam akıllı bir durağa. Yanına mesela, senin o çooook uzaktaki yanına. Bir kutu lokum, biraz baklava, bir de nazar boncuğu boynumda, haha! Taze sıkılmış ülkeler de içeriz kahvaltılarda. Böyle jambonlu mambonlu kahvaltılarda. Ben biliyorum hem, öğrendim o sofraların nasıl hazırlandığını, tartışmasız bir yaşam biçimi gargettirildiğim günlerden kalma pazar sabahlarında. Hiç çay yok ama! Uyarayım da demini al önceden. Öyle olmadık yerde samimiyet arama. Masanın kenarında mesela. Kırıntıların üstüne sinen bir duman yahut parmak izi arama. Uyarayım da baştan, sonra simitti peynirdi başlama. Jambon yiyeceğiz üstad! İşte o kadar! Jambon yiyip, taze sıkılmış

ülkelerden

içeceğiz!

Şiirlerimizi

banklarda

değil,

bankalarda

derleyeceğiz. Sigara paketlerinde değil, sözleşmelerde kalacak imzalarımız. Çünkü şiirleri oralara bir yerlere yazacağız. Büyüyeceğiz. Büyük, büyük, büyük türk türk türk şair şair şair şairlerinden olacağız. Yalnız günümüzün, hemen gevşeme!


Onlar gibi giyinecek, onlar gibi yiyip, onlar gibi içeçeğiz. Çektiğimiz acıları, çektiğimiz gibi değil, olması gerektiği gibi temize çekeceğiz. Olması gerektiği gibi oldu’ larına saygıda kusur etmeyeceğiz. Neticede bütün buralar hep, bizim ekmek teknemiz olacak üstad! Listeler bizimle çalkalanacak, çıkıp televizyonlara, türlü eleştirilerde

bulunacağız.

Türlü

ekranlara,

türlü

anarşist

söylemlerde

bulunacağız. Ama bir yandan da kıçımızda raptiye varmış gibi konuşacağız. Bizi övmelerine asla müsade etmiyormuşçasına hınzır davranacağız. Mütevazi tavırlarımızla,

milyonların

gönlünü

kazanıp,

alınlarının

çatına

bir

şiir

konduracağız. Devletle kavgamız olduğunu söyleyeceğiz, üstelik bunu polis korumasındayken yapacağız. Çıplak krallardan, ütülü kıyafetler yontacağız. Giyip kuşanacağız üstad. Fiyakalarımız, alamet-i farikalarımızın önüne geçecek. Biz biraz geride duracağız. Ön plana çıkmamız istendiğinde, kırmayıp tek hareketle bütün popüler kültürü dağıtacağız. Ki bu bizi, daha gayrimeşru kılacak. Herkes kaybettiğimize, yahut illaki kaybedeceğimize inanacak. Acılarla yoğrulmuş hamurlara döneceğiz. Herkes bizi çok sevecek. Sonrası artık, mantılar, mantılar!

Ve bir gün oturup kokteyllerimizi yudumlarken, o günleri yadedeceğiz. O eski günleri. Kavgada bıraktığımız arkadaşlarımızı mesela. Ölenleri. Hala ölü olanları. Israrla ölmekte olanları. Bunları işte, hep böyle bunları, yadedeceğiz. Vakit kalırsa bu hengameden, gider mezarlarına şarap da dökeriz. Yaparız yani, biliyorsun hiç bunları yapmayacak insanlar değiliz.

Yaparız!


Bir yola girdik üstad, artık gerisini getirmeliyiz! Getirmesine getiririz de zaten o mevzu değil. O mevzu değil de, bizim İsmail vardı ya İsmail, onu öldürdüler geçende. Sen yoktun o yüzden haber veremedik o hengamede. Arada kaynadı. Şimdi aklıma geldi benim de. Danışmak lazım bir bilene, dedi çocuklar. Ben de sorayım madem dedim. Üstad, onu nasıl yapalım?

O.O / istanbul, zaman mefhumu yokken

. . . . . . anne bak kral çıplak

anne bak kral çıplak

anne bak kral çıplak

anne baaaak


bu nüsha, hazırlama esnasında kulaklarımın pasını silen Duman grubu üyelerine, ve elbette Haluk Levent’ e adanmıştır.


küp - altıncı nüsha