Issuu on Google+

Geleneklerimiz– İçimizden Biri “Özlem ÖZULUS” – Foto-Edebiyat– Akılda Kalanlar – Foto-Teknik – Foto-Tarih – Fotoğraf Çekerken Ödemiş Fotoğraf Gönüllüleri ücretsiz dergisidir. 2014/5 NİSAN

Fotoğraf: Bülent DURTAŞ


“ÖFOG’lu olmak: Küçük Menderes havzasının kültürel mirasını, insan zenginliğini ve doğasını fotoğraf sanatı yoluyla anlatmak; hayatımızı sürdürdüğümüz Ödemiş'i yaşanır kılmak, fotoğraf sanatı anlamında üretmek ve paylaşarak farkındalığı artırmaktır.” Levent Aybars Özdemir

Bu sayıda…  Geleneklerimiz  İçimizden biri “Özlem ÖZLUS” Yayın Yönetmeni Harun ÖKENEL Yayın Kurulu Levent Aybars ÖZDEMİR Nezihe UZUNKOL Serkan ŞİNAR Safiye ÖZÇELİK

 Gezi Fotoğrafçılığı  Foto-Edebiyat  Foto-Tarih –

Cemile COŞKUN Erdal GÖKSENİN İbrahim KOCA Yaşar GÜNAYDIN Bülent DURTAŞ İmtiyaz Sahibi Ödemiş Fotoğraf Gönüllüleri’dir.

EADWEARD MUYBRİDGE  Akılda Kalanlar

 Foto-Teknik – Pan Tekniği


“Yeni sayı” Yine geciken ama en azından ayın sonunu yakalayan bir Fotogari! Bir dergi hazırlamanın çıkarmanın ne denli zor bir olduğunu falan anlatmayacağım bu bizim açımızdan bir özür sayılmaz ancak şunu bilmenizi isterimki geciken her gündeki amacımız daha iyi, daha güzeli daha doğru daha dolu bir Fotogari’yi sizlere sunmak. Ödemiş Fotoğraf Gönüllüleri olarak başta ben ve tüm arkadaşlarımın yegane kaygısı bu. Yaptığımız işten keyif almak ve becebildiğimizce doğrusunu yapmak tek hedefimiz oldu ilk sayıdan bu yana. 5 sayı, 5 ay, 5 konu… Hiç kolay olmadı bizim için. Hele ki dergicilikteki tecrübesizliğimizle birlikte bir hayli zorladı. Adım adım aşmaya adım adım ilerlemeye ve ilerletmeye adadık kendimizi ve dergimizi. Bizimkisi bir gönül işi… Ne kadar devam edebiliriz, kaç dergi daha çıkarırız, kaç arkadaş daha katılır aramıza bilmiyorum. Bugüne kadar emek verdiğim Fotogari’nin ve ÖFOG’un ben ya da bugün için emek veren tüm arkadaşlarım olmasa bile ayakta kalacak yoluna devam edecek noktaya ulaşması. Olacağına inancım tamdır! Bu sayıya gelirsek, keyifle okuyacağınıza ve her türlü eleştirinizi benimle paylaşacağınıza da inancım tamdır.Keyifle…

Harun Ökenel


ÖFOG olarak Ödemiş’ten çıktığımız gezimizde Bafa Gölü-Kıyıkışlacık-Muğla ve Akyaka’yı fotoğrafladık.


Seminerlerimizin bitişinin ardından fotoğraf okumalarla birlikte kekli, çaylı sohbetler başladı. Üyelerimizden Nagihan ÜGE’ye teşekkürler.

Üyelerimizden Harun ÖKENEL iki fotoğrafıyla İZFAK’ın düzenlemiş olduğu “Çocukluk Halleri” sergisine katıldı.


FotoÄ&#x;raflar: Nezihe UZUNKOL


Fotoğraf: Bülent DURTAŞ

GELENEKLERİMİZ Toplumsal yaşayış biçiminin ortaya çıkardığı geleneklerimizin, güzel yurdumun her köşesinde tüm canlılığıyla yaşıyor olduğunu görebilmenin kültürel benliğimizin devamı açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bir çok açıdan sadece simgesel anlam taşıyan geleneklerimizin somut olarak da kendini gösterdiği yörelerimiz olmasına rağmen özellikle metropollerde teknoloji işgali altında savunmasız genç beyinlerin bizleri biz yapan bu değerlerden bihaber olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Baştan başa kültürel zenginlik barındıran güzel ülkemde kültürümüzün bir parçası olan geleneklerimizin geçen zamanla beraber birer birer siliniyor olduğunu görmek sonraki kuşaklar için son derece üzüntü verici bir durum.

Toplum olarak elbette çağa uygun bir yaşam tarzını da gözardı etmemek gerekse de tüm bunların yanında gelenek ve göreneklerimizin de hüküm sürdüğü kültürel benliğimizin canlı tutulduğu bir yaşam tarzını tercih ettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Fotoğraf: Özlem ÖZULUS


Küreselleşme kavramının hayatlarımıza yerleştiği şu zamanda modernleşme adı altında katledilen geleneklerimizin sonraki kuşaklara ulaşamayacağını düşünmek oldukça kaygı verici. Her yörenin kendine has oluşturduğu atadan oğula anadan kıza süregelen ve günümüze kadar ulaşan doğumdan ölüme kadar yaşamlarımıza yerleşmiş bu değerlere şöyle bir göz atalım.

Fotoğraf: Yasemin KOÇYİĞİT Bir bebek dünyaya geldiği andan itibaren geleneklerimizle tanıştığını söylemek mümkün. Geleneklerin daha canlı olduğu özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde doğumdan hemen sonra kurbanların kesilmesi, anneye, var olduğu düşünülen bazı doğaüstü varlıklardan korunması için kırmızı bir elbise giydirilmesi ya da yatağa kırmızı renkte bir kumaş iliştirilmesi, lohusa şerbetinin kaynatılıp konu komşuya ikram edilmesi, bebeğin kırkını doldurmadan dışarı çıkarılmaması, çıkan ilk dişin görülmesiyle beraber diş hediğinin kaynatılması, sünnet merasimi, kız görme, kız isteme, el öpme, şerbet içme, düğün dernek... Bu liste bu şekilde uzar gider. Bütün bu geleneklerimizin ayrıntılarıyla yazılması durumunda ortaya kalın bir ansiklopedinin çıkması muhtemel. Bu yüzden kültürümüzde önemli bir yeri olan kına gecesi geleneğinin ayrıntılarına yer vermek istiyorum.

Fotoğraf: Nezihe UZUNKOL Gelinin baba evinden ayrılışının ilk adımıdır kına yakma töreni. Gece düğün devam ederken kına yakma töreni yapılır. Düğün evindeki davetlilerden kadınlı erkekli bir gurup kız evine gider. Erkekler ve kadınlar ayrı odalarda eğlenirler. Kadınlar götürdükleri çerezleri misafirlere dağıttıktan sonra bir tepsi içinde kına getirilir. Tepsinin çevresi mumlarla donatılarak ortaya konur. Gelinin ellerine bazı yörelerde elleriyle birlikte ayaklarına kına yakılır. Bu arada bir taraftan da yanık bir türkü söylenmeye başlar. Gelinin annesi hediye olarak kızın eline altın bırakır. Gelin ağlatılır.


parası, evlenmek üzere olan genç kızın zifaf gecesinde utanç güya utanç kaynağı olmaması için en küçük bir şüphe dahilinde bekaret kontrolü için baskı yapılarak ruhlarının örselenmesi, son derece anlamsız olmasına rağmen kulaklar boyu devam eden kan davaları gibi bölge halkı tarafından gelenek haline getirilen ve insanlıkla bağdaşmayacak türdeki bu baskıcı tavırların son bulmasını umuyorum.

Fotoğraf: Rasim KAYA Kına yakma töreni yöreden yöreye farklılık göstermesine rağmen temelde uygulamalar birbirine benzemektedir.

Fotoğraf: Özlem ÖZULUS

Fotoğraf: Özlem ÖZULUS Yaşamımıza anlam katan, bayram ziyaretleri, komşuya yardım, büyüklere saygı, bin bir türlü yapılış şekliyle birbirinden lezzetli yemekler, sayması zaman alacak kadar çok el işleri geleneklerimizin temelini oluşturan öğelerdendir. Tüm bunların yanısıra olmaz olsun denilebilecek türden geleneklerimiz de ne yazık ki yok değildir. Eşini kaybeden gelinin eşinin kardeşiyle evlendirilmesi, aileler arası çocuk yaştaki kızların gelin olarak takas edilmesi, kadını mal olarak gören bir zihniyetin ürünü olan başlık

Fotoğraf: Levent Aybars ÖZDEMİR

Oldukça geniş bir konu olan geleneklerimize genel hatlarıyla değinmeye çalıştım. Bizleri biz yapan, iyinin, güzelin, emeğin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan geleneklerimizin sonsuza kadar sürmesi temennisiyle...

Bülent DURTAŞ


Fotoğraf: Harun ÖKENEL


www.facebook.com/fotogari www.fotogari.com


İçimizden biri...

Özlem ÖZULUS Erzurum merkezde ailemin ikinci çocuğu olarak hayata merhaba dedim.İlk,orta ve lise eğitimimi Erzurum'da tamamladım.Lise eğitimimden sonra ailemle beraber İzmir'e yerleşmek hayatımın dönüm noktalarından birisidir.Bir çok iş kolunu denememe rağmen eczane oramında daha verimli olduğumu düşünerek bu sektörde karar kıldım ve şuan bu sektörde çalışmaya devam ediyorum.Fotoğrafı hayattan anları çalmak olarak düşünüyorum.Çektiğim her karede, akıp giderken,ne var ne yok herşeyi götüren zamana,meydan okuyup hayattan payıma düşeni alma telaşındayım.ÖFOG da, bu konuda benim suç ortağım diyebilirim.Fotoğrafsız bir hayat düşünemiyorum....


Fotoğraflar Özlem ÖZULUS’un fotoğrafları arasından karışık olarak seçilmiştir.


Ne niyazlar ettim tanrıma! Şu mihraptaki gemiyle yazmış kitabım, Çık nasibini uzaklarda ara! Ömer AKŞAHAN

Fotoğraf: Erdal Göksenin / Lübbey Köyü / Ödemiş / İzmir


www.fotogari.com


konuşurken, pazarda pazarlık

Levent Aybars ÖZDEMİR

ederken çekin, heyecanlandıkları

GEZİ FOTOĞRAFCILIĞI

anları kaçırmayın.

Her gezi başı, ortası, sonu olan bir öyküdür, ya da öyle olması gerekir. Dahası sizin geziniz benzersizdir. Gitmeyi düşündüğünüz yer başkaları tarafından birçok kez

fotoğrafa konu bulmak ve ayrıca

gezilmiş olabilir, ancak sizin

karakterler katmak zorundasınız.

deneyiminiz yenidir ve

Pek çok kişi sahneyi fotoğraflıyor,

fotoğraflarınızın da öyle olması

sahnede rol yapanlar olmazsa

Şayet daha önce gittiğiniz yerlere

gerekir.

sahne boş değil midi? Paris gezisi

gidiyorsanız önceki çektiğiniz

aile bireylerini Eiffel kulesi önünde

fotoğraflara bakın, inceleyin,

sıralandırarak fotoğraflamak

öncekilerden farklı bakış açılarını

değildir, gezi hareket demektir,

arayın, aradan geçen yılların getirdiği

birbiri ardına sıralanmış

değişimleri fotoğraflayın, değişimi

natürmortlar değildir.

görmek size ait kalmasın. Sadece dinlenmek ve rahatlamak istiyorsanız bile her yolculuk aslında bir tür

Çektiğiniz fotoğraflar, birlikde

arayıştır, unutmayın.

yolculuk yaptığınız kişileri, gittiğiniz yerde tanıştığınız yöre sakinlerini, orada olduğunuz sürece yaşadığınız olay ve aktiviteleri belgeleyerek size özel geziyi yansıtmalıdır. En temel nokta fotoğraflarınızın size ait deneyimleri yansıtmasıdır,

Arkadaşlarınızı valiz hazırlarken, kalabalık bir caddede taksi durdurmaya çalışırken, otel odasında yatağın üstünde serilmiş haritalarla çekin, garsonla


Geziye belli rota ve plan dahilinde başlamadıysanız o yöreye ait otantik öyküler okuyun, türkülerini dinleyin, tarihini inceleyin, yani Amasya’ya gidiyorsanız Ferhat’ın Şirin için dağı nasıl deldiğini düşünün, olmadı KENDİ ÖYKÜNÜZÜ KENDİNİZ YARATIN. GEZİ FOTOĞRAFCILIĞI ANITLARIN VE

ÖYKÜ ÖGESİ KATMAK, GEZİNİZİ GÜÇLÜ KILMANIN EN İYİ

MANZARANIN DIŞINA ÇIKMALIDIR.ÖYKÜ ,

YOLUDUR.

FOTOĞRAFLARINIZA ULAŞILMASI GEREKEN

BOL FOTOĞRAFLI GÜZEL GEZİLER.

AMACI SİZE SUNAR. Gezinizi hangi rotaya uygun yapacağınızı bildiğinizde fotoğraflarınızın bir görevi olduğu bilincine ulaştığınızda ise asıl arayış başlıyor, fotoğraf peşinde koştuğunuz sevdalınız oluyor.

Levent Aybars ÖZDEMiR


FOTOĞRAFA YÖN VEREN ÖNCÜ İSİMLERDEN

9 Nisan 1830 yılında dünyaya gelen Muybridge, birden fazla kamera kullanarak yaptığı hareket incelemeleriyle bilinen ve fotoğraf tarihinde iz bırakan ingiliz asıllı bir fotoğrafçıdır. Hayatının büyük bir kısmını ABD’de geçiren Muybridge, aynı zamanda sinemanın ilkel halini ilk bulan kişidir. Muybridge, önceleri devlet için çalışmış daha sonra endüstriyel ve manzara fotoğrafçılığı konularında uzmanlaşmıştır.

Tüm bunların yanı sıra Muybirdge’i fotoğraf tarihindeki bu önemli yere taşıyan olay aslında, yaşadığı dönemde gerçekleşen iddiayı aydınlatmasındaki rolüdür.

EADWEARD MUYBRİDGE Fotoğrafın bulunuşundan günümüze kadar gelinen sürece göz attığımızda fotoğrafın gelişimine yön veren birçok isim görüyoruz. Bu önemli isimlerden biri de şüphesiz Eadweard Muybridge’dir. Bu sayımızda Muybridge ‘i tanımaya çalışacağız.


Muybridge, o dönemde çok merak edilen ve üzerine bahisler oynanan bir at, dört nala koşarken dört ayağı birden aynı anda yerden kesilir mi? sorusunu açıklığa kavuşturmak isteyen dönemin Kalifornia Valisi ve yarış atları sahibi Lean Stanford tarafından görevlendirilir. Atın hareket halindeki görüntüsünü yakalamaya çalışan Muybiridge, fotoğraf makinelerinden oluşan bir düzenek hazırlar.1/1000 enstantane hızıyla bu görüntüleri elde eder. 1878 yılında gerçekleştirdiği bu deneyde, yaş kolodyum tekniğiyle dört nala giden bir atın bütün hareketlerini kayıt altına almayı başarmıştır.

Zoopraxiscope adını verdiği bir cihaz icat eden Muybridge, sinema mantığının oluşmasına da bu anlamda öncülük etmiştir. Üzerinde fotoğraflar bulunan bir diskin hızlıca hareket ettirilmesiyle görüntünün de hareketlenmesi mantığına dayanan bu cihaz sonradan kullanılacak olan film şeritlerinin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Yaptığı çalışmalar, günümüzde basit gibi görünse de 1800 lü yılların teknik olarak zor ve sıkıntılı şartlarında bu başarılara imza atan Muybridge’in fotoğraf ve sinemadaki rolü yadsınamaz bir gerçektir.

Bülent DURTAS


Fotoğraf: Abdullah AYDIN

Fotoğraf: Ahmet VARDAR


Fotoğraflar: Ahmet VARDAR


Fotoğraf: Ahmet VARDAR

Fotoğraf: Bülent DURTAŞ


Fotoğraflar: Bülent DURTAŞ


Fotoğraf: Bülent DURTAŞ


Fotoğraf: Bülent DURTAŞ

Fotoğraf: Hakan SELÇUK


Fotoğraf: Harun ÖKENEL

Fotoğraf: Hülya ÖZDEMİR


Fotoğraf: Hüseyin BİLGİ

Fotoğraf: Nilgün GACAROĞLU


Fotoğraflar: Nagihan ÜGE


Fotoğraf: Özlem ÖZULUS

Fotoğraf: Şerafettin BAYER


Fotoğraf: Serhat DONDURAN

Fotoğraf: Tahsin GÜN


www.ofogder.com

Akılda Kalanlar ÖFOG facebook grubuna Mart ayı içerisinde yüklenen fotoğraflar arasından İbrahim KOCA tarafından seçilmiştir.

https://www.facebook.com/groups/ofog.35/

www.ofogder.com


FOTOĞRAFTA PAN ÇEKİM TEKNİĞİ Değerli Fotogari okuyucuları, bu sayımızda, uygulaması son derce keyifli bir teknik olan PAN tekniğine yer verdik. Fotoğraf makinesiyle etkileyici kareler yakalamak için deneyebileceğiniz tekniklerden birisi de PAN çekim tekniğidir. Gelin bizlere farklı uygulama alanı sunan bu çekim tekniğini hep birlikte inceleyelim.

Bu çekimin temel noktası hareket halindeki bir objenin fotoğraflanması esasına dayanmasıdır. Hareket halindeki objenin fotoğraf makinesiyle birlikte takip edilmesine “panning” denir. Türkçeye “gezdirme” şeklinde çevrilir. Obje makinenin tam karşısına geldiğinde çekim yapılır ve makine çevrilmeye devam eder. Bu tekniği, fotoğraflarda hareketi

vurgulamak istediğimiz zaman tercih ediyoruz. Bu teknikte istenilen sonuçlara ulaşmak için uygulanması gereken bazı noktalar vardır ve bunları şu şekilde sıralayabiliriz; Öncelikle, çekim yapılacak yerin belirlenmesi gerekir. Rahat hareket edebileceğimiz önceden belirlenen bu yerde çekim hazırlıklarına başlanmalıdır. Fotoğrafı çekilecek olan objenin tam önünden geçerken ne kadar uzaklıkta olacağını yani, aradaki mesafe ölçülmelidir. Netleme manüele alınmalı ve ölçüm yapılan metreye getirilmelidir. Makine s (Tv) moduna alınmalıdır. Konuya bağlı olarak enstantane değerleri ayarlanmalıdır.

Örnek verecek olursak, bir araba yada bir motosikleti bu teknikle fotoğraflamak için enstantane hızlarını 1/30, 1/60 gibi değerler kullanmak gerekebilir. Eğer at yarışlarında PAN yapılacaksa 1/15 ile


1/30 değerlerini kullanmak gerekebilir. Bu verilen değerlerin kesin değerler olmadığını ve bulunulan yerin ışık durumuna göre değişebileceği unutulmamalıdır. Bu tarz çekimlerde konuya yaklaşma mesafesine bağlı olarak normal açılı bir objektif kullanılmasında yarar var. Dolayısıyla 50 mm ile 150mm aralığındaki objektifler işinizi görecektir. Çok dar açılı objektifler konuyu kaçırma olasılığını artıracağı gibi, daha geniş açılar konuya daha fazla yaklaşmayı gerektireceği için tehlikeli sonuçlar yaratabilecektir.

Normal gün ışığında 100-200 ISO çekim için yeterli olacaktır. Konu, size yaklaşırken vizörden bakarak ve makineyi aynı anda çevirerek takip edilmeli, konu tam önünüze geldiğinde deklanşöre basarak konu takip edilmeye devam edilmelidir. Objeyi takip ederken, makineyi çevirme hızı ile objenin hızı birbirine yakın olmalıdır.

Bu teknik ile çekilen fotoğraflarda en az bir noktanın net olması

gerekmektedir. Tamamı flu olan bir fotoğraf “panning” fotoğrafı değildir.

Bu sayımızda PAN tekniğini açıklamaya çalıştık. Denediğinizde şaşırtıcı sonuçlar elde edeceğinizi göreceksiniz. Bence denemeye değer Bir dahaki sayımızda farklı bir konuda buluşmak dileğiyle… IŞIĞINIZ BOL OLSUN…

Bülent DURTAS


Akyaka Fotoğraf Yolculuğundan

ÖFOG Proje Grubumuzla gezi planlamak, fotoğraf çekmek kadar eğlenceli gelir bana. Ne zaman gezmek, görmek üzerine konu açılsa içimi tatlı, çocuksu bir heyecan kaplar ki, bu sefer güzergah belirlerken önerdiğim yerler, arkadaşlarım tarafından kabul edilince, sevincim arttı. Daha önce gitmediğim, ancak doğal, tarihsel ve kültürel zenginliği hakkında bilgi sahibi olduğum, mavinin, turkuaz ve yeşilin en canlı tonlarını barındıran pırıl pırıl Ege sularının, azmağında salınan bembeyaz kazların önceden çekilmiş fotoğraflarından etkilenerek yağlı boya resimlerini bile yaptığım, beton yerine ahşap evler inşa ederek çevreye saygılı mimariye öncülük eden dünyanın en saygın

mimarlık ödüllerinden Ağa Han Mimarlık ödüllü Nail Çakırhan’ın Türk geleneklerine uygun tasarlayıp, yaptığı mimarisiyle ünlü AkyakaGökova bu seferki fotoğraf yolculuğumuz.

Günübirlik gezimize ,erken yol almak üzere, çiçek kokulu Nisan sabahında gün ağarmadan başlıyoruz, her zamanki hareket noktamız olan Ödemiş Salı Pazarı’ndan.


bir lezzeti daha biriktirerek otobüsteki yerlerimizi alıyoruz.

İlk durağımız, aynı zamanda, taktak çorbasının meşhur olduğu Tire oluyor. Çorbanın çok erken saatlerde tüketildiğini bildiğimizden 05:30 da orada oluyoruz. Gece 02:00 de yapımına başlanan bu zahmetli yemeğin uzun bir serüveni var: Önceden hazırlanan odun ateşi, kor haldeyken tandır kuyusunun derinine konup, üzerine içinde pirinç çorbası bulunan kocaman kazan oturtulur, kuyu ağzındaki demir çengellere ise büyükçe parçalanmış kuzu etleri asılır, amaç pişmekte olan etin yağlarının çorbaya kendiliğinden ilave olmasıdır. Üç saat sonra yanında bol limonlu çorbamız ve küçük parçalara ayırma işleminde çıkardığı tak tak sesleri eşliğinde kuyuda pişmiş tandır, nefis kokularla tabaklarımıza servis ediliyor. Çoğumuzun ilk kez tatma fırsatı bulduğumuz tak tak çorbası ve tandırla damaklarımızda

Saat 10:30 da taze bahar sabahında Bafa gölü kenarında kısa bir mola verip, çay ve kahvelerimizi keyifle yudumlarken gölün taze sularında sabah şımarıklığıyla sanki bize gösteriler yaparak yüzen ördekleri fotoğraflayıp, gurubumuzla geleneksel bir anı fotoğrafı da çekilerek oradan ayrılıyoruz.


Yaklaşık bir saat sonra, Bodrum yol ayrımından Kıyıkışlacık’a varıyoruz. Yol boyunca, gelişi güzel ve rahatsız edici sıklıkla yapılan kooperatif inşaatlarına asık suratlı ifade ile bakarken birden yarımada üzerinde ihtişamı ile göz kamaştıran beşbin yıllık, balıkçılığıyla ünlü IASOS Antik Kentini ve hemen yanı başında, göl durgunluğunda içinde yorgun balıkçı kayıklarıyla uzanan dağlar arasında denizi görünce, içimi tarif edilemez coşku ve telaş kaplıyor.

Orada geçireceğimiz zamanın azlığına rağmen, gezilip, fotoğraflanacak alanın ve dokunun

oldukça çok olması dikkatimi çekiyor. Kıyıkışlacık köyündeki Iasos Antik Kenti’nde bulunan büyük surlar, su kemerleri , agora, tiyatro, mezar taşları ile İtalyan kazı heyeti tarafında yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan Roma dönemine ait oda mezarları ve balıkçı pazarı ile kent adeta açık hava müzesi durumunda.

Öğle yemeğinde lezzetli balıklar yendikten sonra oradan ayrılıyor, yerleşim tarihi milattan önce 3000’lere dayanan, etrafı turistik doğal ve kültürel zenginliklerle dolu, Ege bölgesinin güneyinde yer alan Asar (Hisar) dağı eteklerinde ovaya doğru yayılmış kendine has mimarisiyle turizm cenneti Muğla’yı selamlıyoruz. Yeniden aslına uygun düzenlenmiş mekanlarından olan Zahide Pazarı’nda özel bir sunumla servis edilen kahvelerimizİ içip, iki saatlik bir sürede, hızla sokak aralarını


gezerek kenti n fotoğraflarını kaydediyoruz makinalarımıza.

Bu hızlı şehir turumuzdan sonra, esas hedefimiz olan, FethiyeMarmaris yolu üzerinden kıvrılarak Sakar Geçiti’nden aşağılara doğru uzanan AKYAKA yolundayız artık. Sırtını, engin çam ormanlarıyla süslü Menteşe Dağlarına yaslamış, karşısına da almış Gökova Körfezi’nin


manzarasını. Heyecanıma engel olamadığım, her şeyi unutturan, doğaya ait olduğumuzu hissettiren büyüleyici manzara.

Hızla azmağın denizle buluştuğu yere iniyor otobüsümüz. Burada geçireceğimiz zamanın azlığından dolayı, zamanı doğru değerlendirmek adına tatlı bir telaşa kapılıyorum.

Ne yapacağımıza henüz karar vermemişken, Azmak turu için tekne sahipleri kuşatıyor etrafımızı ve teknede bulunca kendimi ,bir an cennete düştüğüm hissine kapılıyorum. Ağaçlar ve sazlıklardan, doğal akvaryum üzerinden süzülürken, bembeyaz kazlar eşliğinde görüntü biriktirme telaşına kapılıyor, teknenin içinde fır dönüyoruz. Yarım saatlik turumuzdan sonra, azmak kıyısında seyir ve dinlenme molası verip , gün batımı fotoğraflarıyla gezimizi sonlandırıp, biriktirdiğimiz güzel anı ve fotoğraflarımızla otobüsümüze biniyoruz ,gülümseten bir yorgunlukla.

Nezihe Kocaagaç Uzunkol


Bitmeden…

Fotoğraf: Harun ÖKENEL



Nisan son baskı