Issuu on Google+

2013-2014 Ege Üniversitesi Tanıtım Kitapçığı


Hoş geldin! Etrafında gördüğün bu beton binaların büyük bir kısmı ağaçlar katledilerek yapıldı, üzerine betondan tabelalar konuldu, betondan öğretmenlerle, betondan öğrenciler yetiştirilmeye başlandı. Hoş geldin! Burada göreceğin eğitimden bilim sorumlu değildir!


Tıp Fakültesi

Öncelikle seni çok yoğun hatta başını kaldıramayacak kadar yoğun bir okul temposu bekliyor. Fakat eğitimin esnasında dünyada olup biten herşeye gözünü kapatırsan muhtemelen kendi sınıfın dışında hiçbir arkadaşın olmayacak, etrafındaki pek çok şeye yabancı kalacaksın. Buradan mezun olunca; önce neredeyse herkesin yaptığı gibi devlet hastanesinde çalışmaya çabalayacaksın fakat bu “özel” insanlara verilmiş bir ayrıcalık, bunu fark edeceksin. Olur da bir devlet hastanesinde çalışmaya başlarsan her an hastalar tarafından darp edilme, öldürülme korkusuyla yaşayabilirsin ama bu sen gün içinde ortalama 300 hastaya baktığın için kendisine sıra


gelmeyen hastanın suçu değil. Bunu fark etmen zaman alabilir tabi… Özel bir hastanede çalışacak olursan da insani olmayan koşullarda görev yapacak, biraz dinlenebilmek için yardıma ihtiyaç duyacaksın fakat o da yok! Çünkü özel hastanelerde sendikalaşmak gibi bir hakkın bulunmayacak. Yani meslek kapısı olarak gördüğün bu beton bina değil sana meslek kazandırmak yaşayabileceğin bir yaşam bile sunmayacak!


İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Burada öğreneceğin herşey bir sınıfın sömürüsünün neye, nasıl, ne şekilde dayandığına dairdir.İktisat fabrikalarda, kocaman beton binalarda yaşamını devam ettirebilmek için çalışan insanların ürettiklerine ilişkin şeyleri öğretecek.Bir ürünün nasıl üretildiğine, emeğinin ne olduğuna hiç değinmeden sana anlatılacak olanlar ; Bu ürünün nasıl pazarlanacağı ve para denen o en büyük “meta”nın, yani insan hayatını çekilmez bir kirliliğe batıran o kağıt ve demir parçalarının, nasıl işletileceği, bir emekçinin nasıl daha fazla sömürüleceğidir. Ürünle, parayla para kazanmak öğrenebileceğin en kötü şey olsa gerek.Çünkü o kağıt parçaları uğruna, nice maden işçisi, metal ve plastik işçisi yaşamını yitirdi.Özellikle kulağımıza çokça çalınan kot taşlama işçilerinin hastalıkları da cabası… Tüm bunların yönetimini ele almak için okuduğun Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, ÇEKO ve adını sayamadığımız pek çok bölümde öğretilenler mezun olunca herhangi bir işte çalışabilmen ihtimali göz önünde tutulursa, seni kesinlikle tüm kötülüklerin patronu yapacaktır.


Fen Fakültesi Bilimi seviyorsun, hadi buna eyvallah. Ya nükleer bombaları, atom bombasını mesela sevebilir misin? Hiroşima’daki çocuklara, hayvanlara ve hatta ağaçlara sevimli gözükebileceğini hiç sanmıyoruz. Kimya senin elinde bir silaha dönüşsün diye, laboratuvarlarda, dersliklerde anlatılacak her şey bugün hala sürmekte olan savaşla ilgili olacaktır. Evrimin Ara formuna kanıt olarak timsah kafalı kuşlar isteyen biyoloji dalında uzmanlaşmış akademisyenlerin karşısında Tanrıdan bağımsız, doğa-insan ikilemini araştıramayacaksın. Çünkü sana anlatılan, o mükemmel uyum kimi kanalları belgesel sonunda vurgu yatığı gibi yaratıcının marifeti olarak karşına çıkacak. Sorgulayamayacaksın yani çimenin neden yeşil, elmanın neden kırmızı, insanın neden çürümüş olduğunu…


Ziraat “…Güneş Toprak Ve ben, Bahtiyarız…” Bu bölümde okuduğun müddetçe, bu dizeler senin için yalnızca şairin dizelerinden ibaret kalacak. Toprağın kokusunu duymayı düşünüyorsan, hala geç değil! Bizden söylemesi, duyacağın tek koku zirai ilaç kokusu olacak. Öyle, böcekten korunmak için falan değil, tam olarak önceden yetişsin diye şeftali, elma erken kızarsın diye. Yani ne şeftali kokacak şeftali, ne de yağmur kokacak toprak… Kocaman portakal ve mandalina bahçeleri göreceksin, okulun çok ayrı bir kısmında bulunan fakültenin sınırları içerisinde. Evet evet! Burası senin uygulama alanın, laboratuvar gibi bir şey… laboratuvar çünkü tam anlamıyla meyvenin, sebzenin, toprağın, suyun ve hatta güneşin kimyasıyla haşır neşir olacaksın. Fakat burada öğrenmen gereken bir noktayı kimsecikler anlatmayacak sana:


GDO’dan kaçıp kimyasaldan kurtulup yağışı bol, toprağı bereketli bir derenin kenarına ektiğin domateslerin kuruması şaşırtmasın seni. Gün gelir, bir HES yapılır o güzel derenin üstüne; akmaz dere denize, büyümez domates, yeşermez toprak…


Mühendislik

Sayısal zekandan kimsenin şüphesi olmasın, ismi bile afilli bir kere! Burada öğreneceğin, bir makinanın nasıl çalışacağı olabilir. Fakat ne o makinanın nasıl üretildiğini ne nerede kullanılacağını ne de ne işe yarayacağını öğreneceksin. Bize kalırsa en fazla bir plastik fabrikasında küçük bir aksaması yüzünden onlarca işçinin ölümüne sebebiyet veren bir makinanın mühendisi olabilirsin. Bir kolonun nasıl en sağlam şekilde dikilebileceğini, temel atmanın ne demek olduğunu öğretecekler sana burada. Ama ne ölen, sakat kalan inşaat işçilerinden haberin olacak, ne projesini çizdiğin köprünün rant için yapıldığından, ki bu yapılırken katledilen ağaçları ruhun


bile duymayacak, ne de kentsel dönüşüm adıyla yapılan yenilenmenin başkaları para kazansın diye kaç insan yaşamına mal olduğundan… Sana bir gıdanın pazara uygun hale nasıl getirileceğini anlatacaklar, yani ikna edecekler seni insan yaşamını tehlikeye atan gıdaların kanser yapmadığına… Hatta bunun için birileri televizyona çıkıp elindeki bardaktan çay içerek, çayda radyasyon olmadığını kanıtladığını düşünecek kadar ileri gidecek; Karadeniz’in çay kokusu, hırçın çocuğu Kazım Koyuncu radyasyondan kanser olup yaşamını yitirdiği halde gözlerimizin önünde…


Edebiyat Gün geçmiyor ki bu fakültenin önünde bir atraksiyon yaşanmasın! Buradan çıkınca Türk edebiyatını sular seller gibi öğrenmiş, dünya edebiyatına dair söyleyecek ek çok sözü olan biri olabilirsin. Eee? Oğuz boyunu, asena masalını, “muhteşem yüzyıl”ı yeniden tekrar ederek kendini geliştirdiğini düşünebilirsin. Düşünmek demişken felsefe mezunlarının filozof olmadığını hatırlatmayı borç biliriz. Zira felsefe yapabilmek için özgürlük şart!

Özgürlüğü sosyolojik olarak tanımlayınca; “başkalarının haklarına saygı göstererek…” vs olmaktan çıkmayacak. Toplumsal hareketlilikler dersliklerde, dört duvar arasına hapsolmaktansa sokakta kalmayı tercih edeli uzun zaman oldu.


Eeesi, buradan mezun olunca formasyon verirlerse, lisede öğrendiklerinin yeteceği bir kurumda öğretmenlik yapacaksın. Ama dikkatli ol! Ataması yapılmayan öğretmenler bugünlerde bu duruma dayanamayarak yaşamlarına son vermeye başladılar!

Ayrıca fakültenin önündeki ağaçlıkta bir piknik masası var, yapabilmişsek dayanışma kokulu kaçak çay yapmışızdır. Sen de gel, bizimle çay iç!


İletişim Bu fakülteye ilgili konuşmak isteyen ve gördüğün okuldaki herkesin en iyi anlatabileceğini düşündüğü biri vardı. Önce kendini bayıltan, sonra kesici hiçbir alet kullanmadan çanta kayışını kopararak, kendi boyundan daha kısa bir yerde kendini asarak intihar eden(!) biri… İnandın mı? Biz de inanmamıştık, inanmıyoruz. Adı Serkan’dı, Ali Serkan EROĞLU… biz onun için “İnsan Olmanın Çığlığıydı” diyoruz. Çünkü o, insan olmaktan vazgeçmeyi reddettiği için öldürüldü! Katilleri? Onlar her yerde… bak mesela biri çarşının içinde çay içiyor, diğeri bir ağacın gölgesinde elindeki kanı temizliyor olabilir. Fakat bugünden sonra, etrafta onlardan çok daha fazla göreceksin çünkü; fikirlerimizden, sözlerimizden, hareketliliğimizden korkanlar, bizi daha rahat denetleyebilmek ve baslı altına alabilmek için hem Serkan’ın hem Muğla Üniversitesi’ndeki Şerzan Kurt’un hem Dicle Üniversitesi’ndeki Aydın Erdem’in hem Ankara’daki Ethem’in hem Antakya’daki Abdullah’ın hem Eskişehir’deki Ali İsmail’in ve İstanbul’daki Mehmet’in Lice’deki Medeni’nin katillerini üstümüze salmak konusunda ısrarcılar. Tüm bunlara göz yumup “bana ne canım?!” diyorsan, gazetelerde kalemini satmaya, televizyonlarda penguen belgeseli çekmeye şimdiden başlayabilirsin!


Nasıl Olacak Bu İşler? Umutsuzluğa düşmüş olabilirsin, düşme! Özgür bilimsel eğitimin olduğu bir dünyada herhangi bir şey hakkında öğrenmek istediğin her şeyi uygulamalı ve öğrenmek isteyenin merkez olduğu bir öğretim sisteminde okuyacaksın. Öğreniminin ne zaman bittiğine sen karar verecek, bitince kimin sana nerede ihtiyacı varsa orada görev yapacaksın. Üstelik bunun için ne bir sınava girip yarıştırılacak ne de para ödeyeceksin. Yaşamın ve geleceğin hakkında endişeli olmayacak, kendini gerçek bilimin kollarında bulacaksın. Özgür ve bilimsel eğitimin olduğu bir dünyayı kurmak ise mümkün ve senin ellerinde! Özgür, Bilimsel Eğitim İçin İleri! “Sükun Yok Hareket Var!”



2013 - 2014 Ege Üniversitesi Tanıtım Kitapçığı