Page 1

Ekim / Octobre 2013

No: 85

Herkese eşit mesafede...

Başkonsolos Serdar Cengiz’den vatandaşlarımıza seçim uyarısı T. C. Strasbourg Başkonsolosu Serdar Cengiz, Fransız vatandaşlığı bulunanlar için siyasete aktif katılım ve seçmen kütüklerine yazılma konularında uyarılarda bulundu: “Vatandaşlarımızın Fransa’daki gelişmeleri yakından izlemeleri ve Fransız vatandaşlığını alarak bu ülkenin siyasi yaşamına bilfiil katkıda bulunmaları, tarafımızca büyük önem atfedilen bir husustur.” Sayfa:27

Avrupa Psikoloji Merkezi ekibi genişliyor... Psikolog Erdinç Üstündağ, Avrupa Psikoloji Merkezi’nin hizmetlerini arttırdığı müjdesini vererek, kadrosunda artık sosyolog bir hanımefendinin de hizmet Sayfa:14 verdiğini belirtti.

Tel: +336 81 48 55 39

info@objektifgazete.fr

Desdina Palace Düğün Salonu Açıldı

Sayfa:14

İşadamı Ali Renklitepe, Kehl’in yanında Willstatt/Sand’da DESDINA PALACE adını verdiği bir düğün salonu açtı.

objektif actu

İYİ BAYRAMLAR...


4 Özlem AĞCA Avukat agcahukuk@gmail.com

Tanıma ve Tenfiz Davası Yurt dışından bana gelen soruların başında, 'Yurt dışında boşandım, Türkiye'de tekrar neden dava (boşanma tanıma tenfiz) açmam gerekiyor?' sorusu geliyor. Tanıma - tenfiz davası açma zorunluluğu maalesef var. Yurt dışında boşanmış olmanız, tek başına yeterli değildir. Bir nevi yurt dışında görülmüş bir boşanma davasının Türkiye'de uygunluğu denetlenmekte. Tanıma- tenfiz davası açılmadığı varsayımında karşılaşabileceğiniz muhtemel problemleri belirtmekte fayda görüyorum. 1-) Taraflar Türk hukuku bakımından hala evli görünmeye devam ettiğinden, birbirlerine karşı yasal mirasçılık statülerini korur. Diğer bir deyişle, boşandığınız eşiniz sizin mal varlığınız üzerinde hak iddia edebilecektir. 2-) Tekrar evlenmek istediğinizde ve evlendirme dairesi, nüfus müdürlüğü gibi kurumlara başvuru yaptığınızda evli göründüğünüz için tekrar evlenemezsiniz. Nüfus cüzdanınızda yer alan medeni halinizi bekar olarak değiştiremezsiniz. 3-) Türkiye'de evli görünmeye devam ettiğiniz için eşiniz bir başkasından çocuk sahibi olsa bile, yasal olarak babası siz görünmeye devam edersiniz ve bu çocuk mirasçınız olmaya devam eder. Günlük yaşamınızdan ve iş hayatınızla ilgili takvimden kopmadan bu davayı Türkiye'den bir avukat aracılığı ile yürütebilirsiniz. Avukatınız aracılığı ile yürüttüğünüz tanıma-tenfiz davalarında mahkemeye gelme zorunluluğu bulunmamaktadır.Tanıma- tenfiz davalarını kısa sürede sonuçlandırmanın en iyi yolu, ayrıldığınız eşinizle irtibata geçip onunda Türkiye'den bir avukata vekalet vermesini sağlamaktır. Aksi takdirde 57 ay arası gibi uzun bir süreyi göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Tanıma-tenfiz davası açmak için hangi evraklar gerekiyor sorusuna gelince... -Yabancı mahkemenin vermiş olduğu boşanma kararının aslı (Fotokopi olmamalı ve ıslak imza ve mühürlü olmalıdır). -Yabancı mahkemenin boşanma kararının kesinleşmiş olduğunu gösterir şerh yahut belgenin alınması gerekir. -Yabancı mahkeme kararına Lahey sözleşmesi gereğince apostille tasdikinineklenmesi gereklidir. -Yabancı mahkeme kararının yeminli tercüman tarafından Türkçe'ye çevirtilmesi gerekmektedir. Yeminli tercüman tarafından çevrilen Türkçe karar konsolosluğa yahut notere onaylatılmalıdır. Peki, yurt dışında ikamet eden biri Türkiye'den bir avukata nasıl vekalet verir? Avukata vekalet, bağlı bulunduğunuz konsolosluktan verilir. Vekâletnamede ''yurtdışında verilmiş boşanma kararına ilişkin tanıma ve tenfiz davası açmaya yetki'' mutlaka bulunmalıdır.

KARŞI KÖŞE Bahar AKBULUT

bahar- @hotmail.com

DEPRESYON HALLERİ Depresyonu yazmak. Kara suya ak yazı yazmak gibi.. Kara sularda derman aramak, yorgun kulaçların yitik çırpınışlarında.. Bir bulutla kavgan var, bu bulut sadece hiçlik ve yokluğun evinde oysa. Ne kadar uzansan o kadar göğe yükselen, kaçak ve amansız bir düş, bir düşman. Bir sağır türkü dilinde, sesin cılız ve uzak, teninde bir kara ot tarlasında yürümenin diken izleri, ince çizikler batıyor tenine her adımda, o kadar çok ve ince kesikler ki bunlar, ne tam kanıyorsun, ne tam iyileşiyorsun.. Gözün hep o kör boşluğa bakmakta. Sahi ne zaman oldu bu oyuk? Bir eski zaman hikayesinin devamı mı bu yoksa? Ne zaman çevirdin yüzünü güneşten, günden, bir koyu geceden medet ummaktasın, sabaha çıkmaz ruhum hissi bir yandan.. Heves diye bir şey vardı di mi? Heves bir umut tomurcuğu, bir kız çocuğunun dilindeki bonbon şekeri, bir yaşlı kadının genç kızlık hayali gibi bir şeydi galiba.. O el ele, imece usulü yaşanan günlerde hem bugünü, hem yarını yaratmanın düşüydü.. Heves; bürümcük bir yaz elbisesiydi akşam üstü giyindiğin, akşamüstü rüzgarındaydı heves; teni okşayan, sevilen bir şarkının en sevdiğin kıtasıydı defalarca dinlediğin, ayağına giydiğin rahat sandalet, sabah bir kuş cıvıltısı, horoz ötüşü, kızarmış ekmeğe sürülen tereyağın süzülüşü, annenin gülen yüzü, sabah şeriflerin hayrola diyen yaşlı bir amcanın sesi, tatlı rüyalar diyen sevdiceğinin nefesiydi heves, öyle naif, narin ve inceden ruha şifa veren, hayatı devam ettiren bir itki.. Depresyon, işte hevesin sesinin kubbede yitip gittiği, günün kısık bir güneşle aydınlandığı, sersem bir yaşama güdüsünün ender anlarda kötümserlik hükümdarlığını ziyaret ettiği ve kötümserliğe hürmeten derhal huzurundan çekiliverdiği bir zaman hikayesi.. Tüm sistemlerin el ayak çektiği, yorgun bir zihnin neden bu kadar amansızca ve yeniden ve yeniden kötü hatıraları yinelediği ve bu yorgunlukta bu yoğun kötümserliğin nasıl bir araya geldiğine şaştığın muğlak zamanlar.. Hem sensin, hem sen olmak istemezdin ki bu kara, kötümser, yılgın ses? Şimdi soruyorsun hangi vakit yürüdün içimde bu kadar, beni ele geçirdin, içinde parça etkili bir bomba taşımanın tedirginliği ve hoşnutsuzluğu.. Ha patladı patlayacak nasıl zapt etmeli ki bu şeyi, hem bu kadar yabancı hem bu kadar bana ait iç sesi? Kimsin sen? Aynı hızla koşa koşa uzaklaşmak istiyorsun bu yerden, acilen terk-i diyar eylemek, hafiflemek, kötümserliğin ağulu, kasvetli sokaklarından kaçıp soluklanabilmek, bu lekeli varoluş biçimini berraklaştırabilmek.. silkinmek.. Durup dinlemek ise, cesaret işi depresyon kraliçesini, o sistemi ele geçirmeden önce kaç kez durup bekledi kim bilir, adım atmadın, ihmaller, çabasızlık ve vazgeçişlerle dolu hikayen.. Sonra bu boş araziye iyice yerleşti Bayan Depresyon, net, çelişkisiz ve hedef odaklı. Oysa sen hedeflerin daha umut aşamasındayken vazgeçtin, içindeki seslere kulağını tıkadın, zenginleştiremedin seslerini, şimdi susmalarına ve tek bir sese teslim olmalarına izin verdin.. Şimdi ne yapmalı da kımıldatmalı Depresyon kraliçesini tahtından.. Nereden başlamalı? Umut denen hazine nerede gömülü, çaba denen kıymetli yaşam çekici ve yorgun zihnin susup, sadece yaşama eylemine eşlik ettiği sevinçli zamanlar.. İşte tam da oradayım, öyle zamanların düşünde, ama karanlıkta, arafta.. Biliyorum bir ışıklı güne terk edecek kendini bu karanlık mecburen, yaşam denen kocaman fırsatlar ve çelişkiler ülkesine yeniden dahil olacağım ve sabahları kalkmak bu denli anlamsız olmayacak yakında bir gün.. Ama paylaşabilmeli galiba insan bu en karanlık ve nafile zamanlarını insan kardeşleriyle, belki de en çok görünmek istemediği zamanlarında görülebilmeli bir insan, çıkabilsin diye kendi karanlığından..

EKİM / OCTOBRE 2013 N° 85 10, rue Contades 67300 Schiltigheim Tel: 03 88 85 83 66 www.objektifgazete.fr info@objektifgazete.fr * Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités. * İmtiyaz sahibi/Edité par: ACTIF SARL * Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Fahri Ekmekci fekmekci@objektifgazete.fr * Grafik-Dizayn: Murat Ateş Dağıtım Sorumlusu / Responsable de distribution Tuncer KIRÖMEROĞLU (ACTIF Sàrl) info@objektifgazete.fr

TEMSİLCİLERİMİZ SAINT-DIE, EPINAL, NANCY ve çevresi Mustafa GÜÇLÜ Tel : +33 6 07 61 09 24 KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ Tel : +49 0176 92962065 SAVERNE-SARREGUEMINESHAGUENAU - BISCHWILLER LUNEVILLE-BOUXWILLERWISSEMBOURG ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02 METZ ve çevresi: Recep GÜNEŞ Tel : +33 6 67 11 87 89

*Baskı/Imprimé par: Imprimerie des Sun Print / Offenbach

*Objektif Gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse. *Objektif Gazete’de yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal. *Dépôt Légal: OCTOBRE 2013

BANKA BİLGİLERİ/ Les coordonnés bancaires IBAN: FR76 1760 7000 0170 2167 5415 462 SWIFT ( BIC ): CCBPFRPPSTR SIRET No : 539 864 06600011


6

YAZIYORUM imam nikâhıyla evlenebilir. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suiistimal ediliyor. ‘Boş ol’ ALİ BAŞARAN dendiği zaman kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çokeşlilik yasalaşmalı. “Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla Eğitimci - Yazar olan erkek çokeşliliği seçebiliyor Erkek, alibasaran@voila.fr daha cilveli, daha çok gülen, cinsel anlamda kendisini mutlu eden kadına koşuyor. Erkek olsam, çokeşli olurdum.” Dahası var « Eşler arzu ediyorsa, uyum TÜRKİYE’DEKİ KADIN varsa yatakta 2 kişi olmuş, 4 kişi olmuş İNSANDAN SAYILIR MI? Kadın, duygu, düşünce, arzu hatta ruh sahibi değişmez, gönül rızalığı ile yapılıyorsa, bir canlı mıdır? Ya da kadın da bir insan mıdır? zorlama yoksa ». « Biz kadınların aslî Bunları niçin mi soruyorum? Son günlerde Tür- göevi erkekleri mutlu etmektir » kiye’de gelişen bazı olaylar, haber ve yorumlar BİR YATAKTA 4 KİŞİ! Grupca seksten bu soruları sorduruyor. Birkaçına birlikte göza- mi bahsediyor? Ya da 1 bayan ile üç erkeğin bir yatakta olmasından mı bahsetalım. HABER 1- «İki çocuk annesi Reyhan Topal, diyor? Yoksa iki erkek, iki bayandan mı? emekli polis Çakır'ın ve arkadaşı Küney’in iki Sormaya ne gerek var diyenleri duyar kez tecavüzüne uğradı. Tecavüz sonrası ha- gibiyim, zira kadını insandan saymayan mile kaldığını öğrenen Topal, kürtaj olmadan bu kafaların elbette 1 erkek 3 bayandan önce suç duyurusunda bulunmak ve tecavüzü bahsetmek istediğini biliyoruz. Çok eşli ispatlamak için cenin testi yapılması talebiyle (polygami) evliliğin yolunu açıyorlar, önce Levent Karakoluna, oradan da Çağlayan öyle mi? Peki bir bayan da çıkar tersini, Adliyesine gider. Cumhuriyet Savcısı Osman yani üç erkekle yatakta olmak isterse? Çakır’ın Topal'a verdiği cevap ise bu kadar Merak ediyorum bu bayan danışmanın olmaz dedirttir. Savcı, Topal'a “Kürtaj yasak bil- yanıtını! « Kör ola ocaktan töreye », kamiyor musunuz? Allah’tan da mı korkmuyorsu- dınlara ihanet eden kadın! nuz, tabii ki doğuracaksınız bu çocuğu. Devlet İŞTE, ERKEKLERİN CİNSEL İHTİYAÇLARINI GİDERECEK SEKS KÖLELİbakar. Bu çocuklar devlete hayırlı olur’ der. ÜZÜLMEYİN KADINLAR! HERKES SİZE TE- ĞİNE ŞARTLANDIRILMIŞ KADINLAR! CAVÜZ EDEBİLİR, HAMİLE DE KALABİLİRSİ- Anlamak zor. Kadınların da canı, arzusu, NİZ. DEVLET DOĞACAK ÇOCUĞA DA düşüncesi... sanki yok, onlar insan değiller.. DİNİ YOBAZLIK HER ALANDA BAKIYOR. İYİ TECAVÜZLER! Din adına hareket eden, sözümona dinadamı- OLDUĞU GİBİ YATAKTA DA DÜŞÜNnın "Kadın erkeğin arzusu için vardır" der de MEYEN VE İSTENİLENİ YAPAN köleler devletin polisi, savcısı boş durur mu? Kendi kız yaratmaya çalışıyor. kardeşleri, anneleri, hanımlarının başına böyle HABER 4- Antalya Anadolu Gazi Lisesi bir iş gelse ne yaparlar acaba? Tabii bir de bu müdürü Hayri Baş, «Öğrencilerin daha ırzına geçilen bayanların İNSAN olduğunu dü- rahat olmaları için kızların da erkekler gibi pantalon giymelerini kararlaştırdık » şünebilirlerse! HABER 2- TRT’deki ramazan programında diyor. Liseli kız öğrenciler bu kararı söylediği, “Hamile kadınların sokakta gezmesi «Eteğin yasaklanmasına hayır, etek cinestetik değil” sözleriyle gündem yaratan Ömer sel bir obje değildir » diye protesto ettiTuğrul İnançer «Ben karıma eş demem. Eş ler. yoktur, eşitlik yoktur. Ben karımla, çocuğumla NE DİYELİM, TÜRKİYE’DEKİ TUTUeşit değilim. Eşim değil, zevcem olur. Karı da CULUK ve ONU TEŞVİK GÜNLÜK YAkurumsallığı anlatmak için kullanılır. Evlilik ku- ŞAMA BÖYLE YANSIYOR. rumunun bugünkü empoze edilen, ‘Ben kendi «Irmaklarından şaraplar akacak diyorayaklarımın üzerinde dururum’, ‘kadının ekono- sun, cennet-i ala meyhane midir, mik hürriyeti’ gibi aldatmacalardan vazgeçil- Her mümine 2 huri vereceğim diyorsun cennet-i ala kerhane midir.» mesi lazımdır » dedi. İŞTE DİN ADINA KADINLARI SADECE SEKS Bu dizeleri, yüzyıllar evvel, on birinci ARACI GÖREN VE EVE KAPATAN BİR KAFA yüzyılda Nişaburlu Ömer Hayyam söyDAHA. Kadınla erkek arasında eşitlik olamaz- ledi; astronom, filozof, matematikçi, şair mış! Başka zaman ise «Cennet anaların ayağı- Hayyam'a o dönemin otoriteleri bile donın altındadır »ı ballandırarak anlatacak kadar kunmadı. Yıl 2013, bu sözler yüzünden dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say «dini iki yüzlülük niye? HABER 3- Fatih, Ümraniye, Bahçelievler, Eyüp değerleri aşağılama» gerekçesiyle 10 ay gibi AKP’ li belediyeler ve kurumlarda aile da- hapis cezası aldı. Gericilik böyle bir şey nışmanlığı yapan Sibel Üresin, çokeşliliğin ya- olmalı. salaşması gerektiğini savunarak, muhafazar «Ne kadar tanrı olmaya çalışırsan, tankesimde « imam nikahlı eş » olarak çok eşliliğin rıdan o kadar uzaklaşırsın ve ne kadar zaten var olduğunu söyledi. “Erkek, bir başka- insan olmaya çalışırsan tanrıya o kadar sıyla imam nikâhı yapacağı zaman karısından yaklaşırsın. (Titus Camelicus, 2004) izin almak zorunda değil. 4’üncü kadına kadar Ekim 2013

SPORTİF BAKIŞ FARUK BEYAZ faruk.beyaz@hotmail.fr

İki aydan sonra… Uzun bir aradan sonra, yazılarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. İki aylık süreçte hemen hemen her gün değişik haberler elimize ulaşıyordu. UEFA’nın Türk takımlarının ikisini devre dışı bırakmasi biraz olaylara toz biber ekti, aklımda en çok sorduğum soru şu oldu: Neden o iki takımımızın yerine Türk takımları alınmadı? Bu da UEFA’nın bir kara oyunuydu. Ve en çok üzüldüğüm olaysa, 2020 Olimpiyat oyunlarını kıl payı elimizden kaçırmamızdı; halbuki ülke olarak böyle bir organizasyona ev sahibliği yapmamız lâzımdı, finalde Tokyo’ya kaybetmemiz kanıma dokundu. Sakın beni ırkçı sanmayın; ben sadece bir vatansever olarak söylüyorum. Maalesef memleketimizde aramızdaki İRLANDALILAR yüzünden kaybettik diyebilirim. Birçok kişi twitter ve facebook’tan paylaşımlarında İstanbul’da yapılmasına karşı geldi. Bunlar da benim ülkemdeki İrlandalılar, bunlar sözüm ona Gezi Parkı olaylarında ön saftaydı, bunlar ülkemin kalkınmasını istemeyen kontr gerilla insanlar. Fazla politikadan anlamam ama bildiğim tek şey, bir gün bu İrlandalılar’ın boynunu bir delikanlı koparır. Kimse bana kızmasın, ben kendi nefsimi muhatap alarak yazıyorum, kimse alınganlık göstermesin. Maalesef sporda başarımız yok, gitti Olimpiyat. 25 yıldan beri gel Olimpiyat dedikçe Olimpiyatlar bizden uzaklaşıyor. Türk halk müziği gibi olduk; hani ozan sevdiğini alamayınca demiş ya: «Gitti yarim dönmez geri, bu sevda öldürür beni, muradana ermesinler, yardan ayıran beni»!!!!! Ne güzel yazmış değil mi arkadaşlar… Biz de ülke olarak bir organizasyonla kalksak, hep elimizden kaçırdık, aynı şairin dediği gibi olduk. Kısmet değilmiş diyerek hep umutla bekledik. Lobi eksikliğimizi her alanda hissediyoruz; sözüm ona derneklerimiz var ama hepsi de etkisiz… Gelelim imparator Fatih Terim’in hikâyesine.. Hikâye diyorum çünkü adam görevini yapıyordu, Galatasaray’ı aldı şampiyon yaptı impara-

tor, yine de görevine son verildi. Yazık oldu her şey için; adam sıfırdan takım kurdu, şampiyon yaptı, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynattı; bunlar birer başarıdır. Burada tek suçlu Ünal Aysal’dır, onu görevini başkalarından emir alarak yaptığı için başarısız görüyorum. Bir takım sebeplerden dolayı hocanı gönderiyorsanız, bu millete hesap vermeniz lâzım. Real Madrid’e evinde yenilmiş olabilirsin ama unutma ki sen 32 dakika boyunca net 4 gol pozisyonuna girdin, golcüler atamadığında, atamayana atarlar misali oldu ama dünyanın sonu değil ki… Fatih Terim imkânsız görünen Romanya maçını aldı; taktik yok beyler, biz 2014’e gideceğiz diyerek bilinçlendirdi oyuncuları. Kendisine başarılar dileyerek, gelelim Olimpiyat Stadı’nda çıkan olaylara.. Beşiktaş - Galatasaray müsabakasının bitimine iki dakika kala sahaya atlayan şehir holiganları yüzünden maç yarıda kaldı. Ben hep diyorum Olimpiyat Stadyumu güvenilir değil diye; 2011’de Süper Kupa’nın finaline gittiydim Trabzonspor - Bursaspor maçına, bin bir zorlukla vardım stada yazın ortasında, gece yarısı stada döndük. Bir tepenin başına yapılan bu stadın çevresinde hiçbir yerleşim alanı yoktu, karakol yoktu. Süper Kupa müsabakasında 45 bine yakın seyirci vardı, 4 bin polis artı iki bin beş yüz Çevik Kuvvet vardı. Maçın 75. dakikasında Çevik Kuvvet ekibi Trabzonspor taraftarının önünde etten duvar ördü, yani hiçbir taraftar sahaya inmeden staddan gönderildik. Beşiktaş maçında Çevik Kuvvet ekibinin o azgın holiganların önüne etten duvar örmeleri lâzımdı. Seyirci madem çok fazlaysa koyarsın Çevik Kuvvet’i önlerine, bak bakalım iniyorlar mı stada. Alırsın askeriyeden 400, 500 asker, bak nasıl yaparsın güvenliği, stada kuş bile izinsiz giremez; yani anlayacağınız gibi stadda çok büyük güvenlik zaafı vardı. Olaylar zaten maç öncesi kendini göstermişti, neden destek istenilmedi, bu da bu olayda ilginç olanıdır. Mancini’ye de başarı dileklerimizi sunalım, sonuçta adam 3 yıllığına ülkemize tatile geldi, hayırlara vesile olsun diyerek hoşçakalın…


Erdinç Üstündağ Türk Futbolunu Değerlendirdi

P

sikolog Erdinç Üstündağ’ın Aksiyon dergisine yaptığı Türk futbou üzerine bir değerlendirmesini sizlere sunuyor; Üstündağ’a ve Aksiyon’a teşekkür ediyoruz. Emre Belözoğlu, Fatih Terim, Batuhan Karadeniz ve daha niceleri… Hepsinin ortak yönü aynı: Öfke... Kâh biri çıkıyor ortalığı karıştırıyor, kâh diğeri. Spor kamuoyu günlerce onlarla meşgul oluyor. Oysa çözüm basit; problemi kabul etmek ve bir mentörle çalışmak. Çoğu Almanya’da olmak üzere Avrupa’da 42 futbolcuya mentörlük yapan Erdinç Üstündağ’la mentörlüğü, iki kültür arasında kalan gurbetçileri, futbolcuların en büyük kaygılarını, Fatih Terim’i, Emre’yi ve daha pek çok şeyi konuştuk.

-İlkokulu Türkiye’de okuyup Almanya’da psikoloji gibi zor bir bölümü bitirmek... Bu nasıl oldu? Çok ağır bir bölüm. Ağır Almanca eğitimi var. Azim, kısmet. İsterseniz bazı şeyleri başarıyorsunuz. Ama öncelikle nasip olacak. -Sonra Avrupa Psikoloji Merkezi adlı bir büro açtınız. 7 sene önce tek başıma kurdum. Günden güne daha da gelişti. Bunda basının da desteği çok çok fazlaydı. Adı önce Avrupalı Türklerin Psikoloji Merkezi’ydi. Sonra Avrupa’nın çok çeşitli ülkelerinden seans almaya başlayınca ismi değiştirdik. Avusturya, Hollanda, Fransa, Belçika’dan, hatta Bakü’den bile gelenler var. -Merkezdeki ekip kalabalık mı? Evet.Türk, Fransız, Arap arkadaşlar var. -Oradaki Türklerin en büyük sorunu sanırım ailevidir. Evet. Ailevi seanslarımızın yüzde 80’i Türk. Aslında bu başlı başına bir konu ama biz futbolculara yoğunlaşmak istiyoruz. Avrupa’da kaliteli oyuncular ile çalışıyorsunuz ki bu çok iyi bir rakam. Bu nasıl oldu? Öncesinde çok sayıda iş yerinde motivasyonu artırıcı, personele yönelik konferanslarımız oldu. Bunlar etkili olacak ki çevremiz genişledi. Son zamanlarda da klüplerden talep gelmeye başladı. Etik olarak, şu klüplerle çalışıyoruz demiyoruz. Yalnız üst düzey klüplerle çalışıyoruz diyebilirim. -Nasıl yapıyorsunuz? Aslında çok kolay. Avrupalı klüpler, bu işin sadece teknik adamla olmadığını biliyor. Oyuncuya mental destek lazım. Aşçıya da lazım, berbere de lazım, iş adamına da, personele de... Bir öğrenci morali bozuk olduğunda ders çalışabilir mi? Sadece bizim memleketimizde bu işe çok fazla önem verilmiyor. Bilimsel çalışmalarda oyuncunun ilerleme kaydedip kaydetmediğini anlarsınız. Biz diyoruz ki 6 ile 8 hafta arasında mental desteğin sonucunda verim almaya başlanıyor. Bu zaman zarfında oyuncunun şuuraltıyla mental desteği beraber harmanlıyoruz. -Avrupa’daki oyuncular çok profesyonel. Buna rağmen ne gibi sorunları var? Çevreye itimat sorunu yaşıyorlar. Türkiye’de de böyledir belki. Gerçek dost var mı? Dost olan şöhretim için mi, param için mi dost? Oradaki Türk oyuncularda bu böyle. Hele bir de maneviyatları zayıfsa, çevreleri de biraz laylaylomsa, bu ilgiyi, manşetleri, parayı kaldıramıyorlar. Maneviyat zayıf olunca, gece hayatı oyun-

11

cuyu dağıtıyor. -Geçenlerde eski bir futbolcu ‘Futbolcuların manevi kamplara alınması lazım’ demişti bana. Siz bu görüşe katılır mısınız? Bilim bunu kabul eder mi? “Bilim kabul etsin etmesin, bu benim kendi felsefem. Ben böyle bakıyorum olaya.” dersiniz. Öbürü farklı pencereden bakabilir. Bence de sporcunun maneviyatı çok çok önemli. Maneviyat sizi bazı yanlış alışkanlıklara karşı frenler. Orada mentöre de, psikoloğa da çok ihtiyaç olmaz. Tabii Avrupalılarla böyle çalışmıyoruz. Onlarda maneviyat çok yok. Ama onun paralelinde tam profesyoneller. Oyuncu performansı açısından baktığımızda bir kesim bundan rahatsız olsa da, istemese de manevi desteğin oyunculara faydası var. Faydasını da almışlardır. G.Saray’ın 2000 senesinde yaptıkları ortada. Orada başarının gelmesinde manevi dinamiklerin çok çok etkisi vardı. -Avrupalı oyuncu ile daha çok ne konuşuyorsunuz? Avrupa’daki oyuncularla ailevi sorunlarını konuştuğumuz çok çok az. Orada profesyonelliğe odaklı sorunlar öne çıkıyor. Sakatlıktan çıktım, eski performansımı nasıl gösterebilirim? Veya yeni transfer oldum, bu oyuncuya formamı kaptırır mıyım? Daha çok başarıya endeksli sorunlar... -‘6-8 haftada sonuç almaya başlıyoruz’ diyorsunuz. Ne yapıyorsunuz o arada? Bizim oyuncularla veya takımlarıyla yaptığımız anlaşma 6 ay ile 2 sene arasında. İhtiyaca bağlı seanslarımız haftada 3 olur. Taraftar, medya, hoca baskısını kaldıramıyorsa bu 5-6 seansa çıkar. -Bayağı vakit ayırıyorlar size. Evet. İdman gibi. Biz devre arası kamplarında idmandan fazla mental çalışıyoruz oyuncularla. Mesela, geçen devre arasında önemli bir Alman takımıyla Antalya’daydım. Bu kadar önemsenen bir konu bu. Çünkü konsantrasyon açısından üst noktada olmayan futbolcu gerçek performansını gösteremez. Oyuncuların artılarını iyice fark etmesini sağlıyoruz. Eksilerini eleştiri bazında değil, bu eksileri nasıl artıya çevirebiliriz şeklinde ona anlatıyoruz. Sandviç örneği veriyoruz. -Örneği açarsak… Sandviç gibi kat kat, önce oyuncuya marifetlerini söylüyoruz. Sonra eksik olan yanını, sonra da neleri başarabileceğini anlatıyoruz. Mesela, ‘Sen çok profesyonel oyuncusun. Fakat son zamanlarda şunu şunu yapamıyorsun. Ama bunu yapabileceğine inanıyoruz.’ deyip sandviçi kapatıyoruz. O aradaki eleştiri zaten ağır da gelmiyor. Direkt ‘Son zamanlarda başarısızsın.’ dersen olmuyor. -Oyuncuyu maçta izlerken bile psikolojisini, ruh hâlini anlar mısınız? Seyirci baskısı durumunda özgüveni var mı, top ayağına geldiğinde panikliyor mu? Çıplak gözle izlediğimde bunu anlarım. -Anlıyorsunuz ve onu tedavi ediyorsunuz. Kişi eğer istiyorsa... Biz sadece isteyenlere faydalı olabiliriz.

-‘Gece hayatına dikkat et’ diyor musunuz? Bir futbolcunun evli olması performansına daima artı şekilde yansır. Ailesi kuvvetli, aile yaşantısı daha sağlıklı olanların performansı daha uzun vadeli, daha rasyonel oluyor. Aile hayatları oturmayanların performansları çalkantılı olabiliyor. Bir Avrupalı oyuncuya şöyle bir konuşma hiçbir zaman yapmadık: “Evladım, cumartesi 80 bin kişi önünde maçın var. Bu akşam bir yerlere çıkma, evinde otur.” Oyuncu bunu zaten biliyor. Fakat bizde oyuncular bu konuda eksik. Ama bizim ülkemizdeki oyuncuları haklı çıkarmak adına şunu da söylemem gerek: Almanya’da maç sonrası oyuncunun ne yaptığı kimseyi ilgilendirmiyor. İsterse sabahlar, kimse karışmaz. -Türk oyuncular orada gurbetçi, burada ise Almancı. Onların ne gibi sorunları oluyor? Bu arkadaşlarımız genelde Türkiye’ye geldiklerinde sorunlarla karşılaşıyor. Mesela, Millî Takım’da maalesef fazla Türkçe konuşamadıklarından dolayı sanki bir gruplaşma içindeymişler gibi algılanabiliyorlar. Bu da performansa yansıyor. -Türkiye’de bazı oyuncular, teknik direktörler öfke kontrolü yaşıyor. Emre Belözoğlu gibi, Fatih Terim gibi. Ne tavsiye edersiniz? Emre Belözoğlu saha haricinde çok beyefendi. Ama saha içinde kesinlikle öfke problemi olan bir kişi. Önce bunu fark edip yardım alması lazım. Fatih Terim, yılların imparatoru, Avrupa tecrübesi, UEFA şampiyonluğu var. Başarıları tartışılmaz. Ona rağmen öfke problemi var. Yanlış. -Fatih Terim’e neler tavsiye edersiniz? Fatih Terim’i duygu kontrolü konusunda desteklemek gerek. Bazen Fatih Terim’in de sanki hedef gösterilmeye çalışıldığı düşüncesine kapılıyorum. Bence Fatih hoca mağlubiyetten korkmuyor, sadece başarısızlığa ve haksızlığa karşı tahammülü yok. Gergin bir ortamda bazen çok duygusal tavırlar gösterebiliyor. Şunu da belirtmem lazım; Avrupa’da su şişesini yere attığı için hoca tribüne gönderilmez. -Her oyuncunun mentörle çalışması gerekir mi? Yok. İsteyen çalışır. Artıdır. Ek bir aksesuardır. O size konfor katar. Performansınızı artırır.


Psikolog Erdinç Üstündağ Alsace ve çevresi için Her türlü Test (IQ ve Konzentire) yapılır. Resmi kurumlar için her dilde rapor verilir.

AVRUPA PSİKOLOJİ MERKEZİ 8 Yıldır vatandaşlarımıza hizmet vermekten gurur duyuyoruz. Kitabımıza gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederiz. Hizmetlerimiz: Depresyon, Panik Atak, Saplantı Takıntı, Cinsellik, Çocuk Eğitimi, Çocuklarda Motivasyon / Konsantrasyon kumar bağımlılığı Tel: 0049 7851 496 15 03 www.kekeleme-psikoloji.de


13 İbrahim Acar İbrahimacar50@hotmail.com

İZMİR KONAK’TA BİR PAZAR SABAHI Pazar sabahı İzmir Konak’ta Saat Kulesi meydanında bu küçük sevimli kız ne yapıyor? Çalışıyor. Herhalde çalışmak zorunda; okul harçlıklarını kazanmak, zorunlu ihtiyaçları karşılamak, kim bilir belki de ailesini de geçindirmek zorunda… Oysa arkadaşlarıyla oynamak isterdi o da diğerler çocuklar gibi. İp atlamak, top oynamak, koşmak, zıplamak, doyasıya bağırmak… Hepimiz bir hayatın içerisine doğuyoruz; kendi irademiz dışında ve organik hayatımızı devam ettirmek için işbölümü kurallarının bize dayattığı bir zorunluluğu sürdürüyoruz. Ama severek isteyerek, veya zorunlu olduğunu hissederek. Bu bir kader mi acaba? Herkesin mutlu olabileceği yaşamlar yaratabilir mi insanlar hep birlikte? Tahayyül etmek güzel olsa gerek…

Grup Turquoise büyüledi Bölgenin sevilen müzik topluluğu Grup Turquoise, « Rhin Mystique Festivali » çerçevesinde, Ensemble Vocal Hélianthus ve Trio Agua Viva ile birlikte bir konser verdi. 1927 yılında Ortaçağ ve gotik tarzda inşa edilen Strasbourg’daki Eglise des Dominicains’de 6 Ekim 2013 tarihinde verilen konserde gruplar sırası ile once Gregoryen, sonra da Sefarad şarkıları söylediler. En son olarak da Yunus Emre’nin şiirlerinden bestelenen ilahileri içeren Yunus Emre’nin hikayesine geçildi. Tıka basa dolu olan, hatta içeriye giremeyip dışarıda kalanların bile olduğu kilisede, üç grubun birlikte yaptığı bu son bölüm büyük ilgi gördü ve gruplar, uzun süren alkışlarla tekrar sahneye davet edilip yine hep beraber bir İstanbul türküsü olan Üskudar’a Gider İken’i seslendirdiler. M e h m e t Kaba’nın şefliğindeki Grup Turquoise bu konsere dokuz kişilik tam kadrosuyla katılırken, kiliseye gelen Türkiye kökenli müzikseverlere unutamayacakları dakikalar yaşatmış oldular.

Satılık / Kiralık fond de commerce - Mük Sanit-Merie-Aux-Mines’de, 2 adet dükkân, bir tanesi dönerci, bir tanesi boş + 3 daire. Mülk ya da kiralık olarak alabilirsiniz. Mülk için 200 000 €. 1 dükkânın kirası 700 €. Ana yol üzeri, işlek yer, müşterisi hazır. Tel: 03 89 58 74 46 / 06 51 49 83 34

Satılık fond de commerce Turistik Barr şehrinde, 9 Grand’ rue adresindeki Au Petit Crue isimli Barr’ın en eski döner kebapçısı. 59 m2, 25 kişi kapasiteli + teras, müşterisi hazır, işlek yerde, iş değişikliği nedeniyle çok uygun fiyata satılıktır. Kirası 700 €. Tel: 03 88 08 52 63

Aşçı Aranıyor Colmar’da bulunan çok klas bir Türk restoranında çalıştırılmak üzere, mesleğine saygısı olan, kişilik sahibi ızgaracı ve mezeci aranıyor. Yatacak yer temin edilir. Tel: 06 52 91 93 92 ( Saat 14.00 – 19.00 arası aranması rica olunur.)

GÖZAYDINLIĞI Déco Design firmasının sahiplerinden Zeki – Nilüfer KALMUK 21 Eylül 2013 tarihinde dünya evine girmişlerdir. Genç çifte ömür boyu mutluluklar dileriz. Gülboy-Fahri Ekmekci / Objektif Gazete


20 Fadime DEMİR Psychologue à Strasbourg fadimedemir@hotmail.fr

Le désordre affectif saisonnier Avec l’arrivé de l’hiver il semble important de parler d’un trouble qui touche un grand nombre de personnes: le désordre affectif saisonnier ou dépression saisonnière. Quelle est la cause du désordre affectif saisonnier? Le désordre affectif saisonnier est un syndrome de dépression qui commence et finit à la même époque tous les ans. Il y a deux types de désordre affectif saisonnier: celui d'automne et celui d'été. Le DAS d'automne (le coup de blues à l'approche de l'hiver) est le plus répandu. Avec un temps de soleil et de lumière qui diminue pendant l'automne et l'hiver, le cerveau ne produit plus assez de sérotonine, ce neurotransmetteur de notre cerveau qui nous maintient en éveil. L'institut national de la santé américain estime à 36 millions le nombre d'américains souffrant de désordre affectif saisonnier en automne. Les hormones fabriquées par notre cerveau provoquent un changement dans notre attitude à certains moments de l'année. Les experts expliquent que ces changements sont liés aux symptômes du désordre affectif saisonnier comme la dépression, la fatigue et la prise de poids. Le désordre affectif saisonnier fait généralement sa première apparition chez les jeunes adultes et est plus fréquent chez les femmes que chez les hommes. Les jeunes qui sont atteints du DAS font seulement preuve d'un peu d'irritabilité qui au pire aura une influence négative sur leurs relations sociales ou leur travail à l'école. A l'inverse, lorsque le printemps ou l'été arrive, le désordre affectif prend la forme d'une perte de poids, d'une baisse de besoin en sommeil et d'un appétit moins grand. Symptômes du désordre affectif saisonnier: - Besoin de sommeil plus important - Prise de poids - Irritabilité - Difficultés à se concentrer - Problèmes relationnels - Jambes lourdes - Le nombre de fois pendant lesquelles vous vous êtes senti déprimé en automne / hiver est beaucoup plus grand que le nombre de fois pendant lesquelles vous vous êtes senti déprimé à un autre moment de l'année Comment soigner un désordre affectif saisonnier? Il est recommandé aux personnes atteintes d'un désordre affectif saisonnier de sortir le matin de bonne heure pour augmenter leur temps d'exposition à la lumière du jour. Si cela est impossible pendant les mois sombres de l'hiver, le traitement de la dépression saisonnière, comme celui d’autres formes de dépression, repose sur la psychothérapie, effectuée par un spécialiste, et sur les médicaments antidépresseurs qui ont en général une bonne efficacité. Mais, en plus des traitements utilisés dans d’autres formes de dépression, il existe une thérapie spécifique à la dépression saisonnière: la photothérapie aussi appelé luminothérapie. La luminothérapie consiste à vous envoyer dans les yeux une lumière qui reproduit la lumière du jour, pendant une demiheure à une heure, permettant ainsi de lutter contre la diminution hivernale de la lumière naturelle. Vous commencerez avec des sessions de 10 à 15 minutes par jour. En fonction de votre réaction, le temps d'exposition pourra passer à 30 à 45 minutes par jour. Les personnes les plus jeunes sont réactives à la luminothérapie en quelques jours, pour d'autres personnes cela prend un peu plus longtemps. Si les symptômes du désordre affectif saisonnier ne disparaissent pas, votre docteur pourra augmenter le nombre de sessions de luminothérapie à 2 par jours. On encourage généralement les personnes qui répondent bien au traitement de continuer jusqu'à ce que le soleil revienne au moment du printemps.

L’homme et la nature Ekrem ATAC ekrem.atac@free.fr

Les guerres continuent et les bombes tuent… Pendant les guerres entre les pays, on parle surtout des combats entre les armées. On parle peu des mines qui sont posées aux frontières des pays et qui touchent en premier les populations civiles. Pour attirer l’attention sur ce problème, Handicap International organise chaque année une journée d’information à ce sujet. Depuis 1995 l’association mobilise les citoyens pour protester contre l’utilisation des mines et aider les victimes dans des pays du monde entier. Les milliers de signatures recueillies sur les pétitions contre les mines ont poussé les autorités internationales à renoncer à produire et utiliser les mines antipersonnel. En 1999, 15 Etats utilisaient encore les mines. En 2012, après la signature du traité d’Ottawa (Canada) qui interdit la fabrication, le stockage et l’utilisation des mines antipersonnel, il ne restait que 4 pays utilisateurs. Mais certains Etats ont réussi à continuer à utiliser ce type d’armes bien qu’ils aient signé le Traité d’Ottawa: au lieu des mines antipersonnel (mayın) qui étaient posées dans certaines zones à défendre, ils utilisent maintenant des BASM, Bombes à Sous Munitions, (uçaktan atılan bir bombanın veya roket içinde bulunan bir sürü küçük mayının, patlayıcının, toprağa yayılması ve hemen ya da sonradan patlaması). Ce sont des bombes larguées par des avions et qui contiennent des grandes quantités de mini-bombes explosives. 5 à 40 % de ces centaines de petits engins n’explosent pas en touchant le sol et deviennent des mines. Les conséquences de l’utilisation de ces BASM sont très graves pour la population civile: 98 % des victimes de ces mines restées au sol sont des civils et 27% des enfants. Tous les ans, 20 000 personnes sont tuées et 250 000 sont blessées et restent parfois handicapées pendant toute leur vie. Toujours sous la pression des citoyens un traité d’interdiction des BASM a été préparé en 2008. 110 pays ont renoncé à leur utilisation. Malheureusement 17 pays continuent à fabriquer les mini-bombes explosives dont le Brésil, la Chine, Israël, les Etats-Unis, la Russie et la Turquie. 15 Etats ou groupes armés les utilisent encore actuellement. Actuellement il y a encore 70 pays qui stockent de ces mines. Par exemple en Turquie on estime qu’il y a 3 millions de mines en stock et que plus de 300 000 hectares

de terrain sont minés. Nous voyons que malgré les traités de désarmement internationaux les mines continuent à tuer des personnes innocentes. En plus, le déminage est très dangereux et 100 fois plus coûteux que le prix de fabrication d’une mine et très long à réaliser. Les habitants des zones minées ne peuvent pas mener une vie normale : les agriculteurs prennent des risques en cultivant leurs champs, les troupeaux sont en danger, les enfants ne peuvent pas jouer en toute sécurité, la nature est polluée. Il est nécessaire de continuer à faire pression sur les états qui continuent à fabriquer et utiliser ces BASM et d’exiger que cela cesse totalement. Les citoyens qui sont préoccupés par ce problème pourront agir en participant à l’action « PYRAMIDE DE CHAUSSURES » organisée le samedi 28 septembre 2013 dans une trentaine de villes de France, dont plusieurs villes de notre région: Sélestat, Strasbourg, Metz et Nancy. Pourquoi une pyramide de chaussures? Les chaussures symbolisent les blessures des pieds et des jambes subies par les personnes ayant marché sur une mine. Chaque citoyen peut apporter des paires de chaussures pour que la pyramide soit la plus haute possible pour montrer la solidarité avec les victimes. Il est recommandé d’apporter des chaussures en bon état car elles seront réutilisées par des associations comme la Croix Rouge ou le Samu Social et redistribuées aux personnes qui en ont besoin. Par exemple à Sélestat Emmaüs récupérera les chaussures. Même si vous n’apportez pas de chaussures, vous pouvez aller signer la pétition proposée dans le stand de Handicap international à côté de la Pyramide. Les pétitions seront transmises aux autorités pour faire pression et obtenir l’abolition totale des mines et l’aide aux victimes de tous pays. C’est important de se mobiliser contre toutes sortes de guerres et actions violentes qui font des victimes innocentes et de soutenir les actions en faveur de la paix. Pour que tous les citoyens du monde puissent vivre en paix, il faut semer les grains de la paix partout. Pour un monde sans violence!... A Sélestat la Pyramide de Chaussures aura lieu le samedi 28 septembre de 10h à 17h Place de la Victoire. Pour Sélestat, voyez sur le site: reseaucitoyencentrealsace.blogspot.c om Pour les autres villes, voir le site de Handicap International: www.handicap-international.fr


22

KARLSRUHE 7. TÜRK GÜNLERİ Hasan BELLİKLİ / Karlsruhe

Bu yıl yedincisi düzenlenen Türk günleri Karlsruhe Sarayı‘nda büyük bir coşkuyla kutlandı. Türk Alman Kültür Platformu tarafindan Baden Eyalet müzesi ve Karlsruhe Başkonsolosluğu‘nun katkılarıyla düzenlenen Türk günleri, 28-29 Eylül 2013 tarihlerinde Karlsruhe Sarayı’nda, Baden Eyalet Müzesi Müdürü Prof. Dr. Harald Siebenmorgen‘in açılış konuşmasıyla başladı. Karlsruhe Başkonsolosu Serhat Aksen, Karlsruhe Belediye Başkanı Martin Lenz ve Türk Alman Kültür Platformu Başkanı Prof. Dr. Tarık Akyol‘un da günün önem ve anlamını belirten konuşmalarından sonra, Saray‘ın önüne kurulan büyük çadırlarda zengin bir müzik ve eğlence programı başladı.

Kültür Merkezi‘nden saz konserleri, Dünden bugüne Türk sineması Yeşilçam, Anadolu Ateşi şovu, Türk sanat

Bu yıl yine gençlerin sevdiği müzik grubu Kolpa, Hacivat ile Karagöz, Muhsin Omurca‘dan kabere, Pforzheim Alevi

müziği konserleri türü etkinliklere yer verildi. Karlsruhe Diyanet Camii Başkanı Lütfü Azal ve ekibi, hazırladıkları Türk mutfağının en lezzetli ürünlerinden börek, lahmacun ve köftelerin yanı sıra çay - kahve içecekleriyle Türk ve Alman ziyaretçilerinden tam not aldı. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da iki gün süren Türk Günü‘ne bu sefer de rekor sayıda katılım oldu.

Desdina Palace Açıldı Kehl’deki Desdina Fashion isimli butiğin sahibi Ali RENKLİTEPE, şimdi de DESDINA PALACE adını verdiği bir düğün salonu açtı. Kehl’in hemen yakınındaki Willstatt kasabasında (77731), Industrigebiet 5 adresinde açılan salon hakkında, Ali RENKLİTEPE’den bilgi aldık. Siz de, daha ayrıntılı bilgi veya rezervasyon için, 0049 173 633 70 18 no’lu telefondan kendisine ulaşabilirsiniz. “Kehl, Offenburg, Strasbourg, Haguenau, Sélestat ve çevrelerinde eksiklik olarak gördüğümüz bu hizmeti, uzun süren bir çalışma, araştırma ve etüt sonrasında hayata geçirmeye karar verdik. Bunun üzerine Kehl’e çok yakın olan Willstatt / Sand’da bir yer bularak satın aldık ve üç ay gibi kısa bir sürede içindeki tamiratı da tamamlayarak, Eylül ayında hazır hale getirdik ve 28 Eylül’de de ilk düğünümüzü gerçekleştirdik. Kapasitemizi bin kişilik olarak lanse etsek de, bu ilk düğünde bin beş yüz tabak yemek dağıttık; demek ki kapasitemiz bu miktara kadar çıkabiliyormuş. Bizim düğün salonumuzu kiralayan vatandaşlarımız, burada A’dan Z’ye hemen her şeyi bulabilecekler: dekorasyondan

yemek-içecek servisine, müşteri talebine göre değişik masa-sandalye düzeninden fotoğraf-video-orkestraya kadar düğüne ilişkin akla gelebilecek her şey mevcuttur. Ama, orkestra ve davulzurna işini müşteriye de bırakabiliyoruz; isterlerse kendileri dışardan bunları temin edebilirler. Fiyatlarımız ise müşterinin seçtiği pakete, düğün gününe, kişi sayısına göre değişiyor; yemeklerde de müşterilerimizin seçme şansları bulunuyor. Ama, en kaliteli hizmeti en uygun fiyata vermeye azami özen gösterdiğimizin bilinmesini isterim. Salonumuz haftanın yedi günü açık olup, düğün dışındaki faaliyetler için de çok elverişlidir: konferans, konser, toplantı, parti, diskotek hizmeti vb... Hepsine uygun gelecek biçimde bir dizayn verdik salonumuza. Tüm bu etkinliklerde kullanılmak üzere mutfağımız da yeterli derecede büyük ve kullanışlıdır. Bunun yanı sıra, çocuklar için şirin bir oyun odası, gelinle damat için de özel bir oda düzenledik. Salonumuzun ulaşımı da son derece basit ve rahat; Kehl’den Offenburg’a doğru giderken otobandan önceki son çıkışta Sand yönünün alıyor,

Sand’a girince de ilk sağa dönüyorsunuz, üç yüz metre ilerde, solda. Ayrıca, park yerimiz de gayet büyüktür. Vatandaşlarımızdan ricamız, eğer düğün yapacaklarsa bir an önce gelip görmeleri ve hemen rezervasyon yaptırmalarıdır, çünkü daha şimdiden yoğun bir taleple karşı karşıyayız. Bu ilk düğünde bile hemen dört tane talep geldi... Diyorum ki, düğün yapacak çiftler ve aileleri burayı görmeden karar vermesinler... Genel olarak bin kişilik bir düğünde ortalama yirmi kişi ile hizmet vermekteyiz; duruma göre bu sayıyı artırmamız da mümkündür. Aşçımız da, herkesin tanı-

yıp takdir ettiği, aynı zamanda Parlamento’nun da aşçısı olan Yasin Bey’dir. Halkımızın memnun kalacağından eminiz, çünkü çok farklı bir tasarım, dizayn, düzenleme yaptık; düğün salonunu gerçekten de bir düğün salonu haline getirdik, bu çevrede olmayan özel bir şey yaptık! Şu ana dek görüp de ben beğenmedim diyen olmadı... Vatandaşlarımız rezervasyon yaptırmadan önce, bir önceki düğün sahiplerini arayıp fikir alabilirler, kendilerine telefon numaralarını ben vereceğim. En iyisi, bizden memnun kalıp kalmadıklarını önceki müşterilerden sormalarıdır...”

Avrupa Psikoloji Merkezi Ekibi Genişliyor Psikolog Erdinç Üstündağ, Avrupa Psikoloji Merkezi’nin hizmetlerini arttırdığı müjdesini verdi. Kadrosunda artık sosyolog bir hanımefendinin de hizmet verdiğini belirten Üstündağ, ayrıca ailelere Ana Baba Okulu’nu başlattıklarını, YOGA’ya da devam ettiklerini vurguladı.

«Lütfen kayıtlar için hızlı davranın. Örnek Anne - Baba nasıl olunur, aile problemleri nasıl giderilir gibi konuları işlediğimiz ve çok başarılı olduğumuz bayanlarda YOGA kurslarına yoğun bir talep olduğu için bir grup daha açtık. Katılmak ve huzuru bulmak isteyen bayanları bir an evvel merkezimde ağırlamaktan mutluluk duya-

cağız » diyen Üstündağ, ilgilenenler için irtibat adreslerini de verdi: Avrupa Psikoloji Merkezi: 0049 - 7851 - 496 15 03 / www.kekeleme-psikoloji.de


Fadime DEMİR 5, boulevard du Président Poincaré 67000 Strasbourg Tél :03.69.73.41.02 Mail : fadimedemir@hotmail.fr Strasbourg Psikoloji Fakültesi mezunu Herkes için: Anksiyete, depresiyon, panik atak, aşırı korku…Terapi uzmanı Yaşlılar için: beyin üzerine psikolojik araştırmalar ve test geçirmeler Çocuklar için : yardım terapisi ve zeka testi Çocuk zeka testi (6-16 yaş arası) :okullarda ve çocuklarla ilgilenen kuruluşlarla geçerlidir Bireysel danışma - Aile danışma Türkçe ve fransızca konuşuluyor Bütün raporlar, testler ve yazılar Fransız kuruluşlarında geçerlidir

Psikolog


27

Başkonsolos Serdar Cengiz’in Seçim ve Bayram Mesajı Değerli vatandaşlarım, Öncelikle geride bıraktığımız ve birçoğumuzun anavatanımızla hasret giderdiği dönem olan yaz mevsiminin hepiniz için mutlu ve huzurlu geçmiş olduğunu umuyorum. Gerek küçükler, gerekse büyükler için tatil döneminin sona erdiği, buna paralel olarak siyasi, ekonomik ve sosyal hayatın hızlanmaya başladığı Eylül ayına girmiş bulunuyoruz. İçinde yaşadığımız Fransa’nın özellikle siyasi gündeminin önümüzdeki dönemde yoğunluk kazanacağını tahmin etmek zor olmayacaktır. Hepimizi yakından ilgilendirecek bu siyasi gelişmelerin başında ise 2014 yılı Mart ayında yapılacak yerel seçimler gelmektedir. Yerel seçimler sonucunda hepinizin gündelik hayatınızda birebir ilişki içinde bulunduğunuz yerel yönetimler (belediyeler) belirlenecektir. Bu seçimler, yaşadığınız yerde memnun olmadığınız, düzeltilmesini istediğiniz hususları kullanacağınız oylarla ifade edebilmenize olanak sağlayacaktır.

Vatandaşlarımızın Fransa’daki gelişmeleri yakından izlemeleri ve Fransız vatandaşlığını alarak bu ülkenin siyasi yaşamına bilfiil katkıda bulunmaları, tarafımızca büyük önem atfedilen bir husustur. Bu nedenle, aynı zamanda Fransız vatandaşlığına sahip vatandaşlarımızın yıl sonuna kadar seçmen kütüklerine yazılmaları ve yerel seçimlerde oylarını kullanmaları hem vatandaşlarımızın içinde bulundukları Fransız toplumuyla bütünleşmelerine katkı sağlayacak, hem de içinde yaşadıkları toplumda seslerini duyurmalarına imkan sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın Fransız siyasetine katkısının oy vermekle sınırlı kalmaması

Mehin Shamkhalova mexin.shamkhalova@gmail.com

“Gəzməyə qərib ölkə Ölməyə vətən yaxşı . . .”

HATIRALAR... Eskiden bu sözleri çok duyardık. Biz küçükken babamın işinden dolayı vatandan uzağa gitmişdik. Son yıllarda bir yere gitmek istersek annem hep gitmeyeceğini vatanda kalmak ve artık burada yaşamak, ölmek istediğini söylerdi, ben anlamazdım... Artık 3 yıldır ben de vatanımdan uzaktayım. Nasıl neden niye geldiğimi uzun uzadı anlatmak istemem, ama, hiç kimse ailesini, sevdiklerini, dostlarını, evini, işini, belli bir hayatını və kendini bırakıp gitmez... Ben de gitmezdim... Ama güzel bir deyim var hiçbir zaman “hiçbir zaman” söyleme. Bir gün gözlerimi Fransa’da açtım. Hep geldiğimde geçirdiğim hisleri yazmak, anlatmak istemiştim. Soğuk bir Nisan gününde Strasbourg’a geldik, kardeşimle... Çok korkuyordum, belki de sözle anlatılmayacak kadar. Kendim için değil de, kardeşim için korkardım. Soğuk bir Nisan günü ... Dilini bilmediğim, kültürünü bilmediğin bir ülke ve bir halk. Herkes sana bakıyor gülümsüyor, “Bonjour” diyerek geçiyor. Şimdi bu bana sıradan geliyor, ama, o zaman anlamıyordum, aklımda yalnız bunlar neden gülü-

da arzumuzdur. 9-16 Mart 2008 tarihlerinde düzenlenen son yerel seçimlerde, görev bölgemizden 30’u aşkın vatandaşımızın çeşitli partilerden belediye meclisi üyeliğine seçilmiş olmaları umut ve memnuniyet vericidir. Bu başarının önümüzdeki seçimlerde de artarak devam etmesini diliyorum. Bu nedenle vatan-

yor, neden herkes aynı şeyi tekrarlıyor diye düşünüyordüm. Belki de bu tuhaf gelebilir, ama, bizim Azerbaycan’da fransızca öyle gelişmiş bir dil olarak algılanmadığı ve ilk günlerin stresi olduğu için ben “Bonjour” bile anlamıyordum. Biri konuştuğu zaman kelimelerin ne anlama geldiğini anlamak için uzunca o insana bakakalırdım. Artık neden konuştuğunu değil de sözlerin önü ve arkasını belirlemeye çalışıyordum... Sonra ise Strasbourgla tanışlık başladı. İlk günler o kadar geziyorduk ki, akşam saat 9 olmamış yorgunluktan ölüyorduk. Bir hafta ... ve bu bir haftadan sonra her şey o kadar basit gelmeye başladı ki, insanların sade elbiseleri, sade görünümleri, sıcakça davranışları, sana karşı olduğu yardımcı tavırları... Zaman çok çabuk gidiyordu. Yeni şeyler görüyorduk, öğreniyorduk ve yine de özlüyorduk. Yıllar geçse de bugün bana derseniz “özlüyor musun?” - özlüyorum hem de çok derim... Çünkü, ne kadar da söylemesi zor olsa da kazandıklarım kaybettiklerimin yanında hiçtir ... Alsace burda duyduklarıma göre ayrımcılığın çok olduğu bir bölgedir. Ben de duyduklarımın yalancısıyım, çünkü, Strasbourg’dan uzağa gitmediğim için bir şey söyleyemem.

Ayrımcılıkla karşılaştım mı? Evet de desem yalan olur hayır da. Karşılaştığım haller kimisine göre sıradan, kimisine göre de ırkçılık gibi gelebilir. Herkes her şeyi bir başka algılıyor. Ama doğrusunu söylersek Starsbourg’da Alsacien’lerden çok bugün étrange�’ler var. Trama, otobüse bindikte fransız dilinden çok daha başka diller duyuyorsun ve burda böyle bir soru geçiyor aklımdan. Fransızlar mı kötü ya biz memleketinden gelip kendi hayatını burda devam etmek isteyenler? Buranın yaşam tarzına uymak mecburiyetinde değiliz tabii ki de, fakat onların da bizim istediğimiz gibi olmalarını beklemek doğru değil... Tabii ki biz küçük insanların görmediği yerler de ayrımcılık da oluyor, ırkçılık da görülüyor (bir yazımda Türk işadamına olan ayrımcılıktan artık yazmıştım), ama, bu başka bir konu. Bir gün otobüsle gidiyordum, bir kadın otobüse bindi ve bileti olmadan geçmek isterken şoför durdurdu ve gidemiyeceğini söyledi. Belki de nezaket hatrına “gidebilir miyim?” dese bir problem olmazdı, çünkü bileti olmayanların çoğunun brrakıldığını görmüştüm. Kadın otobüsten inerken şoföre herkesin duyacağı bir sesle “Rasist” dedi gitti.

daşlarımıza önce siyasi partilere üye olmaları ve daha sonra bu üyeliklerinde aktif bir tutum benimseyerek bulundukları ilçelerin yönetimlerine girmeleri ve en nihayetinde belediye başkan yardımcılığına, belediye başkanlığına ve milletvekilliğine aday olmaları çağrısında bulunuyorum. Alsace (Aşağı Ren, Yukarı Ren), Lorraine (Moselle, Meurthe ve Moselle, Vosges, Meuse), Franche Comté (Doubs, Yukarı Saone ve Belfort) bölgeleri ile Yukarı Marne departmanından oluşan görev bölgemizde sayıları 130.000’e yaklaşan vatandaşımızın son dönemde her alanda yaptıkları başarılı çalışmalar ve yaşadıkları bölgelerde güç ve etkinliklerini giderek arttırmaları, bu isteğimin yersiz olmadığını göstermektedir. Sözlerime son vermeden önce bu vesileyle siz değerli vatandaşlarımın yaklaşan Kurban Bayramı’nı da en içten dişleklerimle kutlar, tüm insanlık için barış, mutluluk ve refah getirmesini diler, selam ve saygılarımı sunarım.

Burda bu kelimelik bir şey var mıydı diye çok düşündüm... Ve hâlâ neden öyle dediğini anlamış değilim. Yanışlarım da oldu ... En korktuğum şeylerden biri geldiğim günde domuz etiydi. Buna göre de ilk aylar biz bir vejetaryen gibi besleniyorduk, sadece sebze ve meyve yiyorduk. Ama derler ya korkan göze çöp düşer. Büyük marketlerin birinden zeytinli ekmek alıyorum derken bilmeden etli ekmek almışım, o kadar açtık ki, kardeşimle yiyip bitirdikten sonra baktık da neye uğradımızı anladım. Ve bu bana büyük bir ders oldu ki, yemedikten önce ne yediğini okuyacaksın... Hatıralar çok... Hatta ilk geldiğim gün ben her yerden tarçın kokusu alıyordum. Şimdi alamıyorum. Belki de artık alıştığımdandır... Farklarımız çok. Hem düşünce olarak, hem kültür olarak. Gördüğüm farkları ilerideki yazılarımda sizlerle bölüşeceğim... P.S.: Benim Strasbourg’a alışmamın büyük sebeplerinden biri Türk dilini bilmem oldu, ne de olsa hepimiz Türküz ve kendimi anlatabildim (Türkçem mükemmel olmasa bile). Ve sevdiğim işi yapıyorum, bu yüzden de “Objektif” gazetesine büyük teşekkürlerimi iletiyorum bana bu şansı verdikleri için.


29

Alaca Kardeşler Müzik Grubu On senedir faaliyette olan ALACA KARDEŞLER grubu, sosyal medyada tıklanma rekorları kırarak adından söz ettirmeye devam ediyor. Bu vesileyle biz de kendilerine sorularımıza yönelttik ve tüm grup üyeleri adına Murat Alaca bizeri yanıtlama inceliği gösterdi.

OYNAMAYAN BEKAR KALSIN adlı klibimiz çıktı.

Grubun kuruluşunu anlatır mısınız? Grubumuz bundan 10 sene evvel Babamız Bünyamin Alaca tarafından kuruldu. İki kardeş ve Baba bir kına gecesi yaptık oturduğumuz mahallede ve ondan sonra yavaş yavaş düğünlere atılmaya başladık.

Şu an hangi tür etkinliklere katılıyorsunuz? Şu anda her yöreye uyan bir güzel repertuar ile düğün, gece, konser gibi etkinliklere katılıyoruz. Televizyon röportajı da yaptık ATV'de ve umarız daha da büyük başarılara imza atarız.

Grubun kuruluş amacı neydi? Grubumuzun kuruluş amacı bizdeki müzik sevgisini insanlara aktarmak, yaptığımız besteler ve şarkıları onlarla bir albümde paylaşmaktı.

Gelecekle ilgili projeleriniz nelerdir? Gelecekte albüm çıkarmayı düşünüyoruz; kendi tarzımızı taşıyan türkülerden slow'lara, halaylardan oyun havalarına kadar…

Tanınmanız nasıl oldu, hangi aşamalardan geçtiniz? Grubumuz Youtube ve facebook sayfasında attığımız videolar ile tanındı ilk başta azar azar , sonra bu sene HALAYLAR 2013 adlı bir parça sunduk ve 200.000'e yakın tıklama ve izleme oldu. İşte o zaman ismimiz Avrupa'da tanınmaya başladı. Bu seneki klibimizle daha da ismimizi duyurmaya ve güzel müzikler paylaşmaya devam edeceğiz.

Okuyucularımıza veya halkımıza başka mesajlarınız var mıdır? Biz bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz; insanlarla güzel bir duyguyu paylaşmak, bizleri dinlediklerinde az da olsa sevindirmek, hayatın zorluğunu unutturmak istiyoruz. Albüm yaptığımızda da bunu para kazanmak için değil, onlarla daha yakın olmak için yapıyoruz. O nedene diyoruz ki bizleri Facebook'tan takip etsinler, güzel sürprizler hazırlıyoruz.

Grup kaç kişiden oluşuyor; kim hangi görevdedir? Grubumuz 3 kişiden oluşuyor; Babam, ben ve kardeşim. Babam aynı zamanda menajerimiz, yani düğün ve konserlerle ilgileniyor, tarihleri ayarlıyor. Kardeşim Hakan elektro bağlamacı ve sazcımız; ben Murat, org başındayım ve solistim, ayrıca grubun ve albümün bestekârı benim.

Grup üyelerini kısaca tanıtır mısınız?

Hakan Alaca: sazı kardeşi Murat'tan öğrendi, 22 yaşında ve Murat'la artık yavaş yavaş beste yapmaya başlıyor.

Şimdiye dek çıkmış cd, kaset, demo benzeri eserleriniz hangileridir? Şimdiye kadar HALAY 2013 adlı parça ve

Murat Alaca: Grubun bestelerini yapıyor, 25 yaşında, saz, piyano ve gitar çalıyor. Fransa’da konservatuar bitirdi.

Size nasıl ulaşabilir okuyucularımız? Okuyucularınız bizlere telefon numarasından ve en çok da facebook'tan ulaşabilirler, gereken bilgiler orada bulunmaktadır.

Bünyamin Alaca: grup kurucusu, bize sazı öğreten Babamız’dır. Öyle başladık, bu müzik sevgisini o aktardı bizlere.

FRANSA GÜNDEMİ Fatih KARAKAYA Karakaya. @gmail.com http://twitter.com/fkarakaya

Siyasetin neresindeyiz? Almanya’da seçimler yapıldı, 11 Türk kökenli vatandaşımız meclise girdi. Türk yetkililer ardı ardına açıklamalar yaptı: “Bulunduğunuz ülkenin vatandaşlığına geçin, oy kullanın, aday olun”. Yıllardır söylüyoruz, uyarıyoruz. Birden heyecana kapılıp, hamasetle, kişisel ihtiraslarla siyaset yapılmaz. Siyasilerin sadece seçim arefesinde görünüp bir takım sözler verip gittiği gibi sizlerin de sadece seçim dönemlerinde çalışmalar başlatıp sonuç almanız mümkün değildir. Bir kere yerlilik bilinci oluşturamıyorsak büyük sorun var demektir. Burada doğup büyüdüğü halde, ömrünü burada geçirdiği, sevincini, üzüntüsünü burada yaşadığı halde hâlâ kendisini bu topraklara ait olarak görmüyorsa ondan ne bekleyebilirsiniz ki? Hâlâ bu ülkede Türk kökenliyim deyip söz sahibi olmak istemiyorsa, kendi adına başkaları karar verdiğinde bu onu zor gelmiyorsa istediğiniz kadar liste yapın. Bir kere o bilinci oluşturacaksınız. Oy kullanmak, aday olmak basit bir vatandaşlık görevi değildir. Eğer diktatör bir ülkede yaşamıyorsanız oyunun kuralı bellidir: karar alıcılar oy ile gelir oy ile gider. Eğer siz seçimlere ilgi duymaz, vurdumduymazlığınızı devam ettirirseniz, bir Galatasaray ya da Fenerbahçe maçı sizi bundan daha çok heyecanlandırıyorsa başkaları için de sen hiç heyecan vermiyorsundur. Böyle olunca da çıkıp ağlama, Türkiye aleyhine kararlar almalarına kızma, yöneticilerimiz bir şey yapmıyor diye hayıflanma! Siyasiler böyledir işte kaç oy getireceğine bakarlar, onunla da yetinmez parti içinde gücünüze bakarlar. 5 bin kişiyle namaz kılmışsınız umurlarında değil. Bayramdan bayrama gelirler “Bayramınız mübarek olsun” diyerek sempatik görünmeye çalışırlar sonra giderler mecliste size terörist muamelesi yaparlar. Başka cemaatlere milyonlar verirler sana 40 yılda bir 40 bin euro verirler öve öve bitiremezler. Sonra da sen her hafta camide para toplamak zorunda kalırsın. Her gün telefonda hoş beş sohbet edersin söz alırsın bir bakmışsın “Bu cami yeri size çok büyük bir bodrum katı verelim” derler. Caminiz çok küçük gelir, yer bulursunuz tamam derler oy verirsiniz “Yok olmaz vatandaş istemiyor” diye mazeret üretirler. İşleri birbirine karıştırmamak gerekir. Eğer siz elektrik işlerini sucuya veriyorsanız tamam sorun yok siyasi işlerinizi de herkes yapabilir. Olur mu öyle şey diyorsanız o zaman bu alanı da bilenlere danışacaksınız. 50 sefer aynı duvara toslamaya ne gerek var? Yılların tecrübesi, birikimi burada iken sırf kişisel ihtiraslar yüzünden bir toplum mağdur edilmemeli. Dışarıda kötülüğümüzü isteyenler çok farkında değil miyiz? Okullarda başörtü yasağına doymadılar üniversitelilere el attılar, Türkiye’ye baskı kurup kilise açın dediler kendileri camilere karşı çıktılar. Bizi terörist yerine koydular, 3-5 kişilik derneklere yüksek görev verirken bizlere liste sonlarına layık gördüler. Biz hâlâ bu mantıkla mı siyaset yapıp oy kullanın diye kampanya yapacağız? Kime kullanırsan kullan mantığı da anlaşılır değil. Artık biz bilinçli bir toplumuz. Okuyan takip eden bir gençliğimiz var. Onlara sunacak bir şeyimiz yoksa vay halimize!


Objektif ekim  

Objektif gazetesi ekim sayısı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you