Page 1

Mart / Mars 2014 No: 90

Herkese eşit mesafede...

Fransa’da Yerel Seçimler 23-30 Mart’ta Yapılacak Fransa’da yerel yöneticileri belirlemek için yapılacak olan iki turlu seçimler, 23 ve 30 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek. İlk kez Türkiye kökenli adayların da belediye başkanlığı için yarışacağı seçimlere ilişkin haber ve yorumları iç sayfalarımızda okuyabillirsiniz.

Kayseri Market’te Mangal Partisi

Turquoise Müzik Topluluğu 21 Mart’ta Üniversite’de S. 17

Kehl / Sundheim’da bulunan Kayseri Market, kuruluşunun 11. yılını, vatandaşlarımızla birlikte mangal partisi eşliğinde kutlayacak.

8 Mart Cumartesi günü düzenlenecek etkinlik gün boyu sürecek. Kayseri Market, bu vesileyle müşterilerine çok cazip bir indirim kampanyası başlattı. S. 18- 39 -40 S. 16

Bekir Çınar, “Ben seni sevdim” türküsüne klip çekti

Tel: +336 81 48 55 39

Süper Lig’de şampiyonluk yarışı hızlandı. Bu müthiş mücadeleyi kaçırmamak için bir an önce Digitürk Euro ailesine katılın. Maç keyfini artık evinizde yaşayın...

info@objektifgazete.fr

objektif actu


4

YAZIYORUM ALİ BAŞARAN Eğitimci - Yazar alibasaran@voila.fr

FRANSA’DA YEREL YÖNETİM SEÇİMLERİ Mart ayının son iki haftasında Fransa genelinde iki turlu belediye seçimleri yapılacak. Göstergeler iktidardaki sol birliğin biraz gerileyeceği ancak hezimete uğramayacağını göstermekteler. Oysa ki, ekonomik ve sosyolojik olarak oldukça zor koşullarda iktidara gelen Cumhurbaşkanı Holland ve taraftarlarının mevcut sorunlara yeterince cevap veremedikleri ortada. Buna rağmen Fransa genelinde büyük belediyeler (Paris, Lyon) dahil, belediyelerin çoğunda yeniden seçileceklerini gösteriyor. Hatta sağın uzun süredir yönetimde olduğu Marsilya’yı da sola kaptırma riski var. Bu hikmetin iki nedeni var; merkez sağın (UMP, MODEM ve UDI) kendi iç sürtüşmesinden dolayı ciddi alternatif oluşturamaması ile mevcut ekonomik krizin sebebi olarak bugünkü iktidarın görülmemesi. Ancak bu seçimlerde, özellikle de yakın dönemde oy oranına göre milletvekili seçilecek Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Le Pen’in aşırı sağ Milliyetci Cephe’sinin (FN) merkez sağ seçmenin oylarından da alarak ciddi oranda ilerleme kaydedeceği gözlemlenmekte. Türkiye kökenliler: Bu seçimlerde Türkiye kökenliler bazı yerlerde kısmi varlığını gösterse de, politik olarak varlıklarını hissetiremiyorlar. Birkaç kişinin belediye encümeni ya da yardımcısı olmasıyla yetinecekler gibi. Hepimizi yakından ilgilendirmesi gereken yerel yönetimlere aktif katılım, kendi günlük yaşamımızla ilgili karar mercilerinde söz hakkımız olmasının yolunu açar. Bu katılım da yönetimde yetki ve söz hakkı sağlar. Bu da yurttaşlık bilinciyle olur. Bu konuda çok ciddi, uzun soluklu ve günlük çıkar sağlama ya da köylü kurnazlığı mantığından uzak çabalar kaçınılmazdır. Elbette kendini Türkiye’den esen yele göre biçimlendirenler de buralı olamadıklarından gerekli etkinliği gösteremeyeceklerdir. Öncelikle demokrasiyi, demokratlığı, insan haklarını her koşulda savunma gibi temel kavramları içine sindirmiş ve bu çerçevede de politika yapacak buralılaşmış insanlara gerek var. Yoksa taşıma suyla değirmen dönmüyor. Bulunduğumuz şehre, Avrupa kurumlarının başkenti Strasbourg’a gelince; sol koalisyonun (PS+Yeşiller) yeniden belediye seçimlerini kazanma şansı fazla. Sosyalist Parti içindeki çalışmaları, politik bilinci, de-

mokrasi ve insan hakları konusundaki duyarlılığıyla ciddi duruşa sahip Mine GÜNBAY’ın önümüzdeki dönem belediye başkan yardımcılığına getirilmesi olanaklı. Sosyalist Parti’nin ulusal çapta « Eşitlik ve Kadın Hakları » konusunda 2 numarası olan Günbay’ın geleceği açık. Yurttaşlık bilincine sahip nice Günbay’lara ihtiyacımız var. EVDEN KAÇAN ÇOCUKLAR Fransa’da her sene 50 000 ön ergenlik çağındaki, 12-18 yaşlarındaki genç evden kaçıyor. Bu kaçışlar aile içi huzursuzluk, acı çekme durumu ve tedirginliğin belirtileri olarak ortaya çıkıyor. Fransa Çocukluğu Koruma Merkezi (CFPE) çocuk yaştaki gençlerin evden kaçışlarının yeterince önemsenmediği ve küçümsendiği konusunda kaygılarını dile getiriyor.. Evden kaçan çocukların 1/3’ü 48 saat içinde, 1/3’ü iki gün ile bir ay arasında geri dönerken, 1/3 ise daha uzun sürede geri geliyor. Dolayısıyla 1/3 ise hiç dönmüyor. Her sene 50 000 civarında evden kaçan çocuk arananlar listesine ekleniyor. Ancak bidirilmeyenlerin de epeyce bir oranda olduğu düşünülürse bu sayının çok daha fazla olduğu yetkililerce açıklanıyor. Kaçış nedenleri oldukça farklı; önergenlik krizi, anne-babayla tartışmalar, sevdiğiyle kaçan genç kızlar, arkadaş grubuyla yasamak ve serüven için evi terkedenlerle aile içinde kötü muameleye tabi tutulduğu için kaçmaktan başka çaresi olmayanlar. Polis ve Jandarma’nın arama başvurularının yoğunluğundan dolayı gerekli aramaları yeterince yapamadığı da bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. KİRACILIKTA AYRIMCILIK Fransa’da ev kiralamak için yabancı kökenli olmamak gerekli. « 60 milyon tüketici-60 millions de consommateurs » adlı tüketici kuruluşunca ev kiralayan şirketler-agence immobilieres- nezdinde yapılan « test »lerde yabancı kökenlilere karşı çok ciddi ayrımcı davranışların uygulamada var olduğu belirlendi. Bu araştırmayı gerçekleştirmek için insan hakları savunucusu kurumlarla işbirliği yaparak aynı meslekten ve eşit gelire sahip altı kişi, 2 odalı 40 m2’lik ev kiralamak için 7 büyük şehirde, 150 ev kiralama ilanlarına telefon ederek rendevu istediler. Ancak onlara uygulanan muameleler aynı olmadı. Örneğin Afrika aksanı ile konuşan biri başvuruların üçte birinde ret cevabı alırken, Fransız (adı ve konuşmasıyla) biri hepsinde olumlu cevap aldı. Ayrıca Fransızla oldukça nazik konuşanlar olurken, diğerine pek sempatik davranmıyorlar. Başvuruların % 42’sinde Afrika aksanlıdan istenilen kiranın üç misli aylık alıp almadığı sorulurken, diğerine ender soruluyor. Benzer ayrımcılığın çocuklu bayanlara karşı da yapıldığı vurgulanan araştırmada, yaşlılar ve engellilerin de pek istenmeyenler grubuna girdiği belirtiliyor. Bu ayrımcı tutumları belgelemek oldukça zor, ancak yoğun « test » uygulamları ile ispatlanabilir.

MART / MARS 2014 N° 90

Edition Objectif

5, Impasse des Prunelles 67820 Wittisheim Tel: 03 88 85 83 66 www.objektifgazete.fr info@objektifgazete.fr * Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités. * İmtiyaz sahibi/Edité par: Edition Objectif * Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Fahri Ekmekci fekmekci@objektifgazete.fr * Grafik-Dizayn: Murat Ateş Dağıtım Sorumlusu / Responsable de distribution Tuncer KIRÖMEROĞLU info@objektifgazete.fr

TEMSİLCİLERİMİZ SAINT-DIE, EPINAL, NANCY ve çevresi Mustafa GÜÇLÜ Tel : +33 6 07 61 09 24 KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ Tel : +49 0176 92962065 SAVERNE-SARREGUEMINESHAGUENAU - BISCHWILLER LUNEVILLE-BOUXWILLERWISSEMBOURG ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02 MULHOUSE ve çevresi Faruk BEYAZ Tel: 0619 04 68 93

*Baskı/Imprimé par: Imprimerie des Sun Print / Offenbach

*Objektif Gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse. *Objektif Gazete’de yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal. *Dépôt Légal: MARS 2014

BANKA BİLGİLERİ/ Les coordonnés bancaires IBAN: FR76 1760 7000 0170 2129 1344 932 SWIFT ( BIC ): CCBPFRPPSTR


6

Adem GÜRSAL a.gursal@hotmail.com

28 ŞUBAT'TAKİ SENARYONUN AYNISI

28 Şubat'ta yaşananları herkes az çok bilir, hatırlar. Rahmetli Erbakan hocamıza yapılanları da bilirsiniz muhakkak. Haksızlıklara uğramasına rağmen Türk milletini ve ülkenin geleceğini düşünüp o gün görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Hatta mecbur kılındı. Erbakan hocanın siyaseti yapıcıydı. Ülkesine verdiği katkılar bizler tarafından iyi bilinir. Erbakan hocamız siyasete yeni nesil siyasetçiler de yetiştirdi. Bunların içinde Recep Tayyip Erdoğan gibi, Abdullah Gül gibi....isimler ve diğerleri var. Erbakan hocamızı rahmetle anıyorum. Bıraktığı bu Milli Görüş çizgisini, davasını yeni nesiller de yaşatacaktır şüphesiz. Dün savunan adam Erbakan hocaydı. Bugün aynı davayı savunan adam Recep Tayyip Erdoğan'dır. Türlü iftiralara rağmen, montaj kasetlere rağmen, ahlaksızca dinlemelerine rağmen, yalan yanlış haberlere rağmen milletin iradesini ve demokrasiyi savunan adam. Dik duran

Özlem AĞCA Avukat

agcahukuk@gmail.com

Haksız fiil Haksız fiil, hukuk kurallarına aykırı bir şekilde diğer bir kişinin malvarlığı veya şahıs varlığında zarar meydana gelmesine neden olan eylemdir. Bir haksız fiilden bahsedilebilmesi için zarara sebep olan fiilin öncelikle hukuka aykırı olması gerekir. Haksız fiilin ilk kurucu unsuru, fiildir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için bir davranışın meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bu davranış müspet (olumlu) ya da menfi (olumsuz) bir davranış olabilir. Borçlar kanununa göre haksız fiillerden sorumlulukta dört unsur söz konusudur: - Hukuka aykırı fiil - Zarar - Kusur - İlliyet bağı Zarara sebep olan kişi fiilinden dolayı kusurlu olmalı ve zararla zarara uğ-

adam. Milletine güvenen, inanan adam! Senaryolar büyük! Dertleri, amaçları Erdoğan’ı indirmek, hatta öldürmektir. Yani Erbakan hocaya yapılanların aynısını yapıyorlar, tutmadı veya olmadı. Bundan sonra Rahmetli Menderes'e yapılanı yapıp, tutarsa yapılanlar sonucunda Menderes gibi aynı olmasını isterler. İsteyen de çoktur. Çünkü hainler bunu ister. Senaryo bu! Projeleri planları da bu! Dertleri gayeleri de bu! Çünkü Menderes’i yakan proje plan bu, Özal’ı zehirleyen plan bu, Erbakan’ı istifaya zorlayan plan bu, hatta Muhsin Yazıcıoğlu'na suikast yapan plan da bu! Bunlar ülkeye zarar verme projeleridir. Bunlar ülkenin güvenini sarsma planıdır. Bunlar Türk milletine vurulmuş darbe projeleridir. Demokrasiye vurulan bir plandır. Seçimle geleni seçimle gönderemeyeceklerini anladılar, bu yollarla göndermenin peşine düştüler. Bugün Recep Tayyip Erdoğan'a sahip çıkma günüdür. Bugün hepimizin 'savunan adam' olma vaktidir. Bugün herkes Recep Tayyip Erdoğan'a dua etmeli. Çünkü yarın 28 Şubat'lar, 12 Eylül'ler, 27 Mayıs'lar, 27 Nisan E-Muhtırası'nı yaşamamak için... Dün bunlarla bizleri vurdular. Geleceğimizi çaldılar. Ülkenin gücünü kırdılar. Maneviyatımızı yıktılar. Dinimizi rahatça yaşamayı engellediler. Ekonomik krizler yaşattılar. Recep Tayyip Erdoğan sadece bizim ülkenin umudu değil. Recep Tayyip Erdoğan müslüman ülkelerin de umudu oldu. Aynı senaryolar bu ülkelerde de gerçekleşti. Şu an bu ülkelerde zulümler had safhada. Bu

ratan fiil arasında neden sonuç ilişkisi olarak da ifade edilebilecek bir illiyet bağı bulunmalıdır. Davranış sonucunda bir zarar ortaya çıkmamışsa haksız fiil sorumluluğundan bahsedilemez. Zarar, genel olarak, bir kişinin malvarlığında veya şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanabilir. Zarar; maddi zarar ya da manevi zarar olmak üzere 2 farklı şekilde ortaya çıkabilir: Bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen zarar maddi zarar olarak adlandırılır. Malvarlığında meydana gelen eksilme ise iki şekilde olabilir. Bu ya fiili zarar ya da yoksun kalınan kâr şeklinde olur. Bir kimsenin şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen zarar manevi zarardır. Kişinin şahıs varlığını oluşturan hukuki değerler ihlal edildiği takdirde ortaya çıkan zararlar manevi zararı oluşturur. Manevi zarardan bahsedebilmek için, kişilik haklarının veya değerlerinin haksız saldırıya uğramış olması yeterli değildir. Söz konusu bu objektif unsurun ya-

plan bu projeler bu ülkelerde acımasızca uygulandı. Mısır’da ki Sisi aynı, Orta Afrika’da Müslüman kıyımları aynı, Çin'in Doğu Türkistan'daki katliamları aynı, Suriye’deki Esed’in bombaları aynı, Filistin’de Gazze ablukası aynı, Arap baharını çıkartanlar aynı, Bangladeş’te Abdülkadir Molla'ya idam cezasını veren aynı, Myanmar’da Müslümanın katliamları aynı. Aynı senaryolarla ülkeler karıştı, liderler devrildi, insanlar öldü. Aynı zihniyetin devamıdır. Biz aynı senaryoların kurbanı olmayacağız! Bu millet bu oyunu bozacak! Bugün planın hangi safhasında devreye sokulduğunun farkına varamazsan yarın pişman olursun. Telafi etmeye ne imkanın olur ne de zamanın kalır. Bugün uyanık ol! Oyuna gelme! Başbakanına sahip çık! Kıscası 28 Şubat ve 27 Mayıs günlerini yaşıyoruz. Tayyip Erdoğan’ı diz çöktürmeye, irtibarsızlaştırmaya, yıpratmaya çalışıyorlar. Ben Başbakanımıza suikast bile olur endişesi yaşayanlardanım. Bunlar bu kadar gözu dönmüş, bu kadar alçaklar. Bu seçimin sancılı geçeceği aşikârdır. Ama Anadolu insanı Başbakan'ını sevdiğini, sahip çıktığını 30 Mart'ta gösterecektir. Anadolu insanı montajlara, iftiralara inanmayıp Başbakanlarını bağrına bastılar. Bu millet, kimin ne olduğunu iyi bilen, iyi anlayan, iyi tanıyan bir millettir. Onun içindir ki Türk Milleti seçimde son sözü söyleyecektir. 30 Mart Seçim sonuçları nasıl sonuçlanacak söyleyeyim mi; “Dik dur savunan adam arkandayız ”,'' Seninle aynı yola devam'' , '' Her zaman seveceğiz seni'' haykırışlarıyla sandıktan çıkacak.

nında bir de sübjektif unsurun da bulunması gerekir. Eylem bir kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanıyorsa, özel hukuktan kaynaklanan bir hakkın kullanımı söz konusuysa, zarar görenin rızası varsa, bilimsel bir eleştiri yapılıyorsa, meşru müdafaa hakkı kullanılıyorsa, zorda kalma (ıztırar) hali ve kendi hakkını korumanın şartları varsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmediği için haksız fiilin varlığından da söz edilemez. Yargıtay’a göre tüzel kişilerin de manevi zarara uğraması mümkündür. Zira haksız fiil yüzünden onların da itibarlarının sarsılması mümkündür. Haksız fiil sorumluluğundan söz edebilmek için ortaya çıkan zararın haksız fiili meydana getiren fiil neticesinde olması gerekmektedir. Bir diğer ifade ile, davranış ile zarar arasında sebep – sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Bazı durumlarda davranış ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesi mümkündür. Bu durumlarda davranış gerçekleştiren kişiyi haksız fiilden sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu durumlar; Mücbir sebep, Zarar

görenin kusuru, Üçüncü kişinin kusurudur. Haksız fiilin unsurlarından bir tanesi de hukuka aykırılıktır. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür” deniledolayı fiilden haksız rek sorumluluğun meydana gelebilmesi için fiilin hukuka aykırı olması gerektiği düzenlenmiştir. Zarara sebebiyet veren davranışın hukuka aykırı olması için, somut olay bakımından hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmaması gerekir. Hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunduğu hallerde haksız fiilin varlığından söz edilemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesine göre Tazminat istemi, zarar götazminat ve zararı renin yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.


7

ARİF KOPUZ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

Fransız hükümetinin ’’2020 yılı stratejilerinin ana unsurları’’ Değerli Objektif Gazetesi okuyucuları, Sevgili vatandaşlarım, Fransız Hükümetinin’’2020 yılı Stratejilerinin Ana Unsurları’’ hakkında hazırlanan bir bilgi notunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duymaktayım. Sevgi ve saygılarımla. Fransa ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşanan küresel kriz sonucu ortaya çıkan ekonomik baskılara karşı koymak için tüm ülkeler kendilerini 2020 yılında ulaşılması gereken bazı hedefler belirlemiştir. 3 Mart 2010 yılında benimsenen Lizbon stratejisinin yerini almak üzere belirlenen bu hedeflere Fransız Hükümeti, oluşturmaya başladığı yeni sosyal politikalar ile ulaşmak istemektedir. Fransa’da son yıllarda yaşanan küresel krizin etkileri ekonomiye ağır darbeler vurmuştur. Gayri safi toplam hasılada görülen %4’lük düşüş toplam sanayi üretimine de yansımış, toplam aktif işgücünün %10’u (24 milyon kişi civarında) istihdam piyasası dışında kalmıştır. Üç yıldır devam eden ekonomik kriz, uzun süredir devam eden kamu dengesi politikalarını da alt üst etmiş, ortalama bütçe açığı % 7, ortalama borç ise toplam hasılanın % 80’i seviyesine gelmiştir. Krizin önceden mevcut olan olumsuzlukları arttırdığı düşünülmekte olup, krizden önce de istihdam, büyüme oranı, işgücüne katılım oranı gibi oranlar bakımından ekonominin sıkıntılar yaşadığı bilinmektedir. Son on yılda belirginleşen dünya ekonomisindeki değişim süreci içinde küreselleşme büyük bir hız kazanırken, ülke ekonomileri birbiriyle daha sıkı bir iletişim içerisine girmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin dünya pazarındaki rollerinin güçlenmesi, Avrupa Birliği ülkeleri için bu süreci daha da zor hale getirirken, mal piyasa-

larındaki bütünleşmeye finansal piyasalar da eşlik etmiş, küresel düzeyde spekülatif hareketler artmıştır. Fransız Hükümetinin 2020 yılı stratejileri için belirlediği öncelikli hedefleri: 1.Hedefine uygun ve akıllı büyüme denince bilgi teknolojilerine ve yeniliğe dayalı bir ekonomiyi geliştirmek, eğitimin kalitesini ve başarısını arttırmak, dijital toplumu yaygınlaştırmak, gençlerin girişimciliği teşvik etmek, genç işsizliği azaltmaya yönelik politikaları içeren programlar oluşturmak, bilgi ve iletişim teknolojileri alanında yatırım ve araştırmaları teşvik etmek amaçlanmaktadır. 2.Devamlılık arz eden sürekliliği olan bir büyüme, doğaya saygılı ve rekabetçi bir ekonomiyi işler kılmak, (Emisyon oranının azaltılmasını sağlamak, maliyetleri asgariye indirmek, büyümenin enerjiye bağımlılığını azaltmak, kaynak etkinliğini arttırmayı amaçlayan ve pazar ekonomisine uygun araçların kullanımını sağlamak, işlem maliyetlerini azaltarak piyasayı KOBİ’lere daha uygun hale getirmek, sıkıntı içerisindeki sektörleri geleceği olan alanlara yönlendirmek, doğal kaynakların kullanımını azaltmak için teknolojik gelişmeyi desteklemek, turizm sektöründe rekabetçiliği arttırmak, iş dünyasındaki bürokrasiyi azaltmak hedeflenmiştir.) 3.İstihdamı arttıran, toplumsal bütünleşmeye hizmet eden bir büyüme oluşturmak olarak özetlemek mümkündür. (istihdam, eğitim, mesleki eğitim ve sosyal güvence alanlarındaki politikaların işgücüne katılımı teşvik edecek, yapısal işsizliği azaltacak ve iş dünyasındaki sosyal sorumluluğu geliştirecek şekilde modernleştirilmesini içermek, bakıma muhtaç kişiler ile çocukların bakım hizmetlerini yaygınlaştırmak, esnek güvenlik ilkelerini uygulamak, insanların yeni beceriler elde ederek yeni kariyer olanakları açmalarını teşvik etmek, yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikleri azaltarak sağlıklı yaşlanan bir nü-fusun işgücüne katılımını güvenceye almak amaçlanmaktadır.) Sözkonusu öncelikli hedeflere ulaşmak

için; * Yenilik ve araştırmaya yönelik faaliyetlerin yürütülmesi için gerekli finansal kaynakları yaratmak, istihdam seviyesini yükseltmek, insanların yeni beceriler elde etmeleri yoluyla farklı kariyer imkânları yaratmak, işsizliği azaltmak ve işgücünün verimliliğini arttırmak yoluyla var olan sosyal modellerin sürdürülebilirliğini güvenceye almak, * Yasal mevzuatta gerekli düzenlemeler yaparak iş koşullarını iş sağlığı ve güvenliği risklerine göre yeniden düzenlemek, * Gençlerin işgücü piyasasına girişlerini kolaylaştırmak, * AB içinde işgücünün hareketliliğini desteklemek ve Avrupa Sosyal Fonu’nun desteğini de kullanarak işgücü arzı ve talebinin daha verimli şekilde karşılaşmasını sağlamak ve bu kapsamda uzun vadeli, kapsamlı, piyasanın ihtiyaçlarına yanıt veren bir işçi göçü politikası oluşturmak, * Yüksek hızlı internet kullanımını kişiye özel ve işletmelerde daha da yaygınlaştırılmak,

temlerinin yeterliliklerini arttırıcı ve daha iyi sağlık hizmetleri sunulmasına yönelik yöntemler geliştirmek, * Yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık ile mücadelede kolektif ve bireysel sorumluluk almak, * Risk altında bulunan gruplar için özel önlemleri geliştirmek. * İşgücü piyasasını geliştirmek, yaşam boyu mesleki eğitimi yaygınlaştırmak ve işgücüne katılımı arttırarak ve işgücü piyasasında arz ve talebi dengelemek gibi politikalar üretmek gerekmektedir. Fransız Hükümeti yukarıda sayılan hedeflere ulaşmak için bir taraftan yeni sosyal politikaları belirlemeye gayret ederken öte yandan, bir Pazar ekonomisinin rekabet politikalarını uluslararası piyasalarda söz sahibi olmak için tespit etmektedir. Sözkonusu uygulamalar pazar odaklı ekonomi ve rekabetin arttırılması temellerine dayanırken, çalışanların kazanılmış haklarında da geriye gidişi önleyen ve uzun vadede hakları koruma altına alan politikalar şeklinde düşünülmektedir.

* Mesleki eğitim alanında işbirliğini güçlendirmek, bu kapsamda yaşam boyu mesleki eğitim, mesleki eğitimin özendirilmesine önem vermek,

2020 yılı itibarıyla ulaşmak istenen hedefleri;

* Kaynakların etkin kullanımı için akılcı sosyal politikalar uygulamak, ekonomik büyümenin kaynak kullanımına bağımlılığını ortadan kaldırmak, enerji kaynakları kullanımını arttırmak,

* İklim ve enerji hedeflerinin yakalanmasında emisyon hacminin azaltılarak % 30’luk bir oranın yakalanması,

* Taşımacılık sektörünü geliştirmek ve modernleştirmek, * Sanayi politikalarını gözden geçirmek, KOBİ’leri geliştirmek, küresel rekabet yeteneğine sahip güçlü bir sanayinin devamına destek vermek, * Kamuya yönelik istihdam hizmetlerini güçlendirmek, En kırılgan durumdaki kişilere yönelik yaratıcı programlar geliştirmek ve özellikle bu kimseler için eğitim, mesleki eğitim ve istihdam olanaklarını geliştirmek, ayrımcılıkla mücadele ve göçmenlerin toplumla bütünleşmesi için * Sosyal koruma ve sosyal güvence sis-

* 20-64 yaş arası nüfusun istihdam oranını %69’dan %75’e yükseltmek,

* Eğitime katılma oranının yükseltilmesi ve %15 seviyesinde seyreden okuldan ayrılma oranının %10’a indirilmesi, * 0-34 yaş arası nüfusun yüksek öğrenim görmüş olma oranının %31’den % 40’a çıkartılması, * Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısının %25 seviyesinde tutulması toplamda 20 milyon insanın bu sınırın üstüne çıkarılması olarak özetlemek mümkündür. Bu hedefler birbirini etkilemekte olup, eğitim hedefine yönelik olarak yürütülecek bir faaliyet istihdam edilebilirlik oranını da arttıracaktır.

Müjdeyi bizden alın, Vosges bölgesindeki Mirecourt Havaalanı’ndan Türkiye seferleri başlayacak… Bu haberi ilk olarak Objektif gazetesinden duyuyorsunuz.

Mustafa Güçlü Büyük uğraştan sonra Vosges bölgesinde bulunan Epinal şehrine yakın olan Mirecourt Havaalanı’ndan yakında Türkiye seferleri başlayak Uzun zamandır gizli yürütü-

len çalışmayı takip ediyorduk, Selectours’dan Ziya Özkan, Vosges bölgesinin Conseil Générale Başkanı Christian Poncelet, İş ve ekonomi direktörü Damien Parmentier, Suzanne Yılmaz ve Sacha bu projenin

içindeler ve uzun zamandır bu projenin gerçekleşmesi için çalışıyorlar. Bu titiz çalışmadan sonra anlaşma sağlandı ve imzalar atıldı. Türkiye’yi çok sevdiklerini ve önemli bulduklarını, bu nedenle bu hattın açılışından

zevk ve memnuniyet duyduklarını dile getiren yetkililer, bu uçuşun şirketin Fransa’dan ilk seferi olacağını belirterek, başta Mirecourt Havaalanı yetkilileri olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ettiler.


8

Naçiz'hane Buket EKŞİ buketeksi@hotmail.fr

ÜNİVERSİTE

Hayatımın beş senesini bir ülkeye verdim, o da bunun karşılığında bana yeni bir ben verdi. Şu sıralar meydanı yanan, insanları ağlayan, insanları ölen bir ülke. Canımın Ukrayna’sı… Beni şu son bir haftadır hatıralarıma gömen ülke… 2004’ün Eylül’ünde Kiev’e doğru yola çıktığımda üniversite okumaya gittiğimi sanıyordum. Halbuki ben üniversite yaşamaya gidiyormuşum. Her şeyi bildiğini sanan benin ölüşünü ve yeniden doğuşunu izlemeye gidiyormuşum. Gerçekte neleri istediğimi sorgulamaya, belki de ben sadece mutluluk nediri bulmaya gidiyormuşum. Ama en baştan şunu söyleyebilirim ki mutluluk her şeyin güzel olması demek değildir. 250 belki 300 Türk öğrenciydik. Çoğumuz çocukluğumuzdan beri kulağımıza fısıldanan paran varsa mutlusun klişesiyle büyütülmüş, annesinin göz bebeği, hiçbir şeyi kendi başına halletmeyi beceremeyen, hayatı koca bir ego yarışı sanan, sandırılan gençlerdik. Üniversiteye de herkes gibi egomuza ego katsın diye gitmiyor muyduk? Ya da belki de diplomamızı alıp şirketlerin tatminkar köleleri olabilmek için… Ukrayna’ya ayak bastığımız gün, tüm bu içi boş fikirler karşımıza geçip bize kocaman bir kahkaha attı. Çünkü burada öğreneceğin birinci ders, « ayakta kal » dı. Ve hiçbirimiz bu fikirle donatılmamıştık. Bizler ailelerimizin küçük yarış atlarıydık. İhtiyaçlarımız karşılanır, biz de bunun karşılığında onlar için yarışırdık. Onlar da biz kaza-

SPORTİF BAKIŞ FARUK BEYAZ faruk.beyaz@hotmail.fr

EURO 2016

Sevgili okuyucularım, Bildiğiniz gibi Euro 2016 kuraları çekildi. Ay yıldızlı takımımız, Fransa’nın ev sahipliğinde düzenlenecek olan Euro 2016’ya katılabilmek için elemelerde A grubunda Hollanda, Çek Cumhuriyeti, Letonya,

nınca mutlu olurlardı. Fakat şimdi bizi doğaya salıyorlardı. Hem de hiç alışık olmadığımız bir doğaya. Her şeyin minimum, adeta yaşamaya yetecek bir seviyede olduğu, ne kadar çok olursa olsun, alabileceğin şeyler sınırlı olduktan sonra paranın da cazibesini yitirdiği, materyal mutlulukların yerini maneviyata bıraktığı yıllardı. Mutluluğun tek kaynağı vardı artık. İnsan... Sessizliğin sesi kulaklarınızı tırmalar ve siz insana koşarsınız. İkinci ders: Yalnız olma. Birbirimizin kaderini paylaşıyorduk; ekmeğini, suyunu; yeri geliyor odasını, kahkahasını, gözyaşını…Biz sanki o zamana kadar hiç kimseyi sevmemiş gibiydik. Bir anda sanki herkes kaçıp kaybolacakmış gibi doyumsuzca birbirimizi sevmeye başladık. Öyle gerçek bir sevgiydi ki…Cinsiyetlerin yok oluşunu seyrettik, kimliklerimizin ve bize öğretilen egonun kaybolup gidişini. Kardeştik, anneydik, babaydık; sevgiliydik bazen. Biz hayatı izlerken, bir baktık ki hayat artık bize bakıyor, yeniden doğuşumuzu seyrediyor. Her şey gibi hayatı da kucakladık. Üçüncü ders: Sev. Alabildiğine özgürdük. Sadece bedenlerimizi değil, ruhumuzu, zihnimizi, kalplerimizi özgürleştirmiştik. Yine de bunca özgürlükle ne yapacağımızı bilemez, yine bir dostun yamacına sokulurduk. Özgürlüğümüzü bile birbirimizle paylaşmak isterdik. Farklı olsak da her türlü fikri özgürce tartışabilir, savunabilir, ama hiçbirimiz birbirimizi kırmazdık. Tartışmalarımızı bitirir, sonra da gülünecek bir şeyler bulurduk. Bazen de hep birlikte sessizliğe terkedilmiş bu eski Sovyet şehrinde geceyi ödünç alır, sahipsiz meydanların sahibi olurduk. Biz konuşurduk şehir dinlerdi. Dördüncü ders: Özgür ol. Marketin birinde bir babuşka (nine) görmüştüm bir keresinde. Üstü başı

dökük, arkasını dönmüş cüzdanındaki kuruşları sayıyordu. Yanıma sokuldu utanarak ve bana sütün fiyatını sordu. Söyledim, tekrar kuruşlarını saymaya başladı. Aldım sütü, « başka bir şey ister misiniz ? » dedim. « Yok » dedi. Başka şeyler de isteyebilirdi halbuki ama istemedi. Kasadan geçirip, çantasına koydum. Bana nasıl baktığını maalesef yazamıyorum. Bazı şeylerin tarifi olmuyor. Ben ona iyi günler derken, o arkamdan benim için dua ediyordu. Bir süt için… Hani şu gününün geçtiğini farketmeyip, lavaboya döktüğümüz süt. Orada o sütün yanına ekmeğini katık edip öğlen yemeği yiyen insanlar var. Ve onlar için süt, asla sadece süt demek değil. Beşinci ders: İyilik yap. Ukraynalılar soğuk insanlar diyeceksiniz. Bense şu kelimeyi kullanacağım. Ukraynalılar ciddi insanlardır. Hayat onlara ikiyüzlülük yapmaz. Hayat ciddidir ve ancak ciddi olursan bir hayatın olur. 300 dolar ile bir aileye bakmalarını söyler orada hayat. Tabiat kalın kıyafetler bulamazlarsa soğuktan, hastalıktan ölebileceklerini söyler. Hayatın bu gerçekçiliği onları da gerçekçi insanlar yapar. Mutlu değillerse mutlu gibi görünmeye çalışmazlar. Suratlarında içi boş sırıtışlara yer yoktur. Size samimiyetsiz kibarlık gösterileri yapmazlar. Ne kahkahalarını ne de gözyaşlarını boşa harcarlar. Bu yüzden güldüklerinde gerçekten mutlu olduklarını, ağladıklarında da kederlerinin derinliğini görebilirsiniz. Sizden de aynı samimiyeti beklerler. Yapmacık hareketleri hemen anlarlar. Sözlerinizde anlam, fikirlerinizde mantık, ruhunuzda hassasiyet ararlar. Orada her şeyin altında bir emek yatar. Boş yere sevilmezsiniz mesela, eğer sevilmişseniz emek harcadığınızı bilirsiniz. Ve bu emeğin karşılığında da size en gerçek, en sıcak dostlukları verirler. Ve sizi asla

unutmazlar. Altıncı ders: Samimi ol. Ukraynalılar, daha iyi ve rahat bir hayat yaşamayı istedikleri için; baştakilerin zevk ve sefa, kendilerinin ise sefalet içinde yaşamasını kabullenemedikleri için meydanlarda verdikleri savaşta haklı olabilirler. Hiç kimse sömürülmeyi ve aptal yerine konmayı hak etmiyor. Fakat bunun yolunun Avrupa Birliği’nden geçtiğini düşünürken belki biraz daha dikkatli olmalılardı. Seçtikleri yolun kapitalizmden geçtiğinin farkındalar mı bilmiyorum. Belki de farkındalar fakat bunu da kapitalizmi yeterince iyi bilmemelerine bağlayabilirim. Parasızlığın sıkıntısı yerine, paranın sıkıntısını tercih ederken şu an sahip oldukları manevi değerleri kaybetme riskini göze alıyorlar aslında. Yukarıda açıkladığım dersler kapitalist ülkelerde öğrenilebilecek dersler değil. Hatta bunları bilmeniz onların işlerine dahi gelmeyecektir. Ne kadar bilinç sahibi olursanız sizin hayatınızı o kadar az sömürebilirler çünkü. Evet belki Rusya, Ukrayna gibi ülkeler sizin paranızı sömürebilir ama kapitalizm sizin hayatınızı sömürür. 25 yaşında üniversiteden mezun olduğunuzda sizin bir kral olduğunuza ve hayatta her şeyi başarabileceğinize sizi inandırıp, yakalarınıza birbirinden güzel titrler yapıştırırlar ve “kazandın” derler “artık mutlu olabilirsin”. Siz ise etiketlerinizi sevip durduğunuz bunca yılın sonunda bir bakarsınız, 45 yaşında hayatı iş ve ev arasında geçen, neredeyse yalnız, insanlara güvensiz, dostlukları sahte ve kendine yabancılaşmış insanlar haline gelmişsiniz. Sonra içinizi rahatlatmaya çalışıp, sahip olduklarınızı, yakalarınızı ve kasalarınızı kontrol edersiniz. Merak etmeyin her şey yerli yerinde. Fakat bir ara ruhunuzu kontrol etmenizi tavsiye ederim. Umarım ona da sahipsinizdir.

İzlanda ve Kazakistan ile mücadele edecek. Görünüşte zor bir kura çeksek de şartlar ne olursa olsun adımızı Paris’e yazdırmamız gerek. Burada en büyük görev tabii ki Futbol Federasyonu’na düşüyor; onların, bu turnuva için şimdiden çalışmalara başlaması lazım, göz açıp kapayana kadar tarihler gelirler. Uzun bir aradan sonra Milli Takım için bu müsabakaların final niteliğinde olması lazım, aksi takdirde biz bu turnuvada yer alamazsak, ülkenin stratejisini etkiler; bu yüzden bizim takımlarımızın bu turnuvaya hep birlikte hazırlanması gerekir. Uzun yıllar oldu, Euro 2016’da ismimizi duyurmanın zamanı geldi ve geçiyor da… Fatih Terim güzel konuşmuştu basın önünde. Biz bu turnuvaya gideceğiz,

gidemesek meydanlarda asılırız demişti. Güzel sözler ama artık bunu uygulamak gerekir, şimdi yeni yıldızlar çıkartma zamanıdır. Euro 2016’nın aslında bizim ülkemizde düzenlenmesi lazımdı ama son dakika golü ile Fransa’ya kaptırdık; bunun bilincinde olursak, belki bir şeyleri başarabiliriz. Belki birçoğunuz diyeceksiniz ki Hollanda güçlü, Çekler güçlü, İzlanda güçlü. Biz bu gruptan çıkamayız algısına varacaksak, o zaman o Milli formayı giymesin topçular, o milli iradeyi unutmasınlar. Bizler Türk toplumu olarak her zaman başarıya koşmuşuzdur, bizi birkaç büyük isim korkutamaz. Biz sadece sahaya çıktığımız vakit adam gibi oyunumuzu oynayalım yeter, ilk 6

maçımızda Paris vizesi olan Schengen’i pasaportlarımıza iletiriz. Dedim ya biz sadece kendi stilimizi ortaya koyup kendi bildiğimizi yapalım, elin skoruna bakmadan kendi göbeğimizi kendimiz keselim. Ve her zaman söylüyorum: YA TARİH YAZARSIN YA DA TARİH OLURSUN! Bu kadar basittir… Uzun bir aradan sonra katılacağımız Euro 2016 turnuvası umarım istediğimiz şekilde geçer, turnuvaya renk ve fair play ruhu çerçevesinde zenginlik katarız ve umarım ki bu kez Euro 2016 kupasını evimize götürür, Eiffel Kulesi’nde ay yıldızlı bayrağımızı göndere çekeriz. Haydi hep birlikte elele Euro 2016’ya… Saygılarımla.


13

FRANSA GÜNDEMİ Fatih KARAKAYA

ҪOCUK DÜNYASI

Hatice YILDIRIM akabeay@free.fr COCUKLARIN DUYGULARINA DOKUNABİLİR MİYİZ?

Karakaya. @gmail.com http://twitter.com/fkarakaya

“Dünya acıyla dolu olduḡu kadar onun üstesinden gelenlerle de doludur. Görmeden bakmaktansa insanın hislerini, duyumlarını ve zekasını muhafaza ederek körlüḡün ebedi gecesinde yol alması bence daha iyi. Hiçbir ışıḡın aydınlatamadıḡı biricik karanlık, bilgisizlik ve duygusuzluktur.» (Amerikali Aktivist Helen Keller) Ҫocukların duygularına dokunmak ne demektir? Olaylara onların penceresinden bakabilmektir. Kırıklıkları ve yıpranmışlıkları tamir etmektir. Veya da tamir etmeye ihtiyaç duymamak için bilgilenmektir. Bunlar için gayret gösteren, olumlu koşulları oluşturan anne babalar olunmalıdır. Suçlu çocuk yoktur. Suça itilmiş, kendisiyle savaşan zor çocuklar vardır. Katıldığım seminerlerde anneler sorular soruyorlar. Not ettiḡim yüzlerce sorudan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. •Kızım 6 yaşında, birkaç aydır ona seslendiḡimde bana cevap vermiyor. Başkaları çaḡırınca hemen cavap veriyor. • Oḡlum 15 yaşında, sigara kullanıyor. Ҫok içine kapanık, onunla hiçbir iletişim kuramıyorum. • Ҫocuḡuma doḡum günü yaptım. Ҫok hediyeler aldı ve çok oyuncakları var, başka başka istediklerini de alıyorum ama o hiç memnun deḡil. • Ҫocuḡum yabancı bakıcıların bakımında büyüdü. Okul dersleri kötü, öḡretmenleri, arkadaşları ile sürekli sorunlar yaşıyoruz. • Ҫocuḡumu 2 yıl, davranışları ve derslerinin düzelmesi için oturduḡumuz şehirden uzak bir şehire yatılı okula verdim ama her şey daha kötüye gitti ve okuldan aldım. Sevgili anne –babalar! Ҫocuḡunuzun bir sorunu, bir problemi olduḡu zaman lütfen ertelemeyiniz. Ҫareyi yanlış yerlerde aramayınız. Kendinizi eḡitiniz. Bir uzman yardımı alarak hem kendinize hem de cocuḡunuza büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Saḡlıcakla kalınız.

Yerel seçimler yaklaşırken... Kemal ERGÜL (Konuk Yazar) Önümüzdeki Mart ayında Türkiye ve Fransa’da yerel yönetim (Belediye) seçimleri yapılacak; bu, ister istemez bizleri de yakından ilgilendirmekte ve kimileri için de bulunmayacak fırsat olup bir yerlere kapak atma hayaliyle bir listeye girmek veya birilerini aday göstermek için çalmadığı parti kapısı kalmayacak. Bu onlar için sağcı, solcu, yeşil hatta ırkçı bütün siyasi baronları farketmez yeter ki adayı kandırmak için 40 takla atıp yalan söylemekten ve olmayan 500-1500-3500 hatta 7000 oyumuz var, hepsi % 100 sizin partiye veya adaya hayaliyle gene mutlu olacaklar.

Kendini satan ülkesini de satar!

Türkiye 30 Martta yerel seçimlere kilitlenmişken Fransa’da yakında seçimler var, ilk tur 23, son turda 30 Mart’ta yapılacak. Bizi ilgilendiren Türk adayların durumudur. Gayet normal bir şekilde Türkler farklı farklı listelerde genelde sonlara doğru sıralamalarda yer bulur. Türkiye düşmanı, Türk kökenli ise o zaman sorun yok, belediye başkan yardımcısı bile olabilir. Aslında mesele Türklerin hangi partiden aday olduğu değildir. Mesele biz Türklerin siyasete bakışı, hazmedişi ve benimsemesi, kavraması, doğru yerde doğru kararı almasıdır. İnanın dostlar öyle durumlar oluyor ki bazen durumuzu eline şeker verilmiş bir çocuğun daha sonra başına bin bir hal gelmesine benzetiyorum. Şan, şöhret, makam için kendilerini satanlar nasıl hesap verecekler onu merak ediyorum. Bir düşünün ki 30 yıldır kasabayı yöneten bir adama karşı bir Türk cesaret ediyor, kendi listesini oluşturuyor ve rakip oluyor. Bu adaylığı karşısında eşinin başörtüsünden tutun da, sakalına, ailesine, Türklüğüne kadar ne varsa hep bel altından vurmaya çalışanlara karşı mücadele ediyor. İkinci sınıf vatandaş olmaktan çıkalım, yıllardır bizi gettolara kapatmalarına başkaldıralım, bu şehirlerde biz de yaşıyorsak yönetmeye talip olalım diyor. Ve bu adama en çok destek olması gerekenler 30 yıldır başkanlık yapan adamın listesinde figüran olmayı kabul ediyor. Yalvarmalar, yakarma-

Biz Fransa‘dakiler için de durum böyle ve pek de iç açıcı değil; bunu 30 yıllık siyasi tercübemdeki iki dönemde belediye meclisi üyelik deneyimini de hiçbir dernek katkısı olmadan söylerken, geçmişe ve bugüne bakarak gelişmeleri dışarıdan ve apolitik bir gözle incelerken aramızdaki bir takım simsar, çakal, tilkilerin kendine dernekçi, bölgeci, cemaatçi, çakma işadamı, misyoner, aşiretçi veya çakma siyasetçi etiketiyle farklı vasıflara bürünerek yüzleri kızarmadan Fransa’daki yabancı kökenli oyları siyaset baronlarına satıp maddi ve manevi çıkar elde etmek için koyun gibi yarıştıkları da bu defa da hiç gözümüzden kaçmayacaktır çünkü onlar için toplumun çıkarları önemli olmayıp, bunlar arka plandadır ve öncelik kendisinin ve ideolojisinin

lar nafile. Gözü dönmüş bir kere. İmam olması ya da başkan olması bir şey değiştirmiyor. Temsil ettiği toplumun değerlerini hiçe sayıyor. Yarın mahşeri huzurda hangi yüzle cevap verecek merak ediyorum. Gerçi niye şaşırıyorum ki? Mısırda darbecilerin kuklası olan “şeyhler” olduktan sonra “imamlar” paçavra gibi kullanılmayı göze almış ne fark eder? Onu geçiyorum bu sefer karşıma Fransa tarihinde ilk defa büyük bir şehre aday olan Türk çıkıyor. Efendiliği, nezaketi tartışılmaz. Herkes biliyor, herkes tanıyor. Kimsenin yüzünü kara çıkarmamış. Yıllardır bizimle dalga geçen sağcısına, solcusuna “yeter artık” deyip bir yola koymuş kendisini. Ama gel gör ki yine bu yolda en büyük destekçisi olması gerekenler bu adaylık onlara danışılmadığı için desteklemezmiş. Zaten fazla oy alamazmış gibi çürük mazeretler. Müslüman bir Türkün, aynı kıbleye yöneldiğin bir insanın aday olduğu halde, Türk Müslüman düşmanının ilk sıralarda yer aldığı halde yine de göstermelik bir encümen yeri almaya çalışanlar neyin kafasını yaşıyorlar? O kadar uğraşlara rağmen muhafazakar hiçbir Türk’e yer verilmiyor. Sapkınlıkları yasalaştıranlara destek vereceksek vay halimize! Ya da korkularımız mı bizi bu hale getiriyor? İçeriye verdiğimiz cami izni geçmez diye mi korkuyoruz? Minaremiz olmaz diye mi kaygılanıyoruz? 100 tane minaremiz olsa ne yazar be dostum? Bodrum katlarında namazımız onlara verdiğimiz oylardan bin kat daha hayırlıdır. Belki de minaresiz bir camimiz var ama adam gibi çocuklarımız var. Yarın onları ne hale getirecekler hiç düşünmez misiniz? Bu yükü taşımaya hazır mısınız? Bu vebal değil diyorsanız Sisi’nin yanındaki kukla da öyle diyordu. “Zararın en az zararlı olanı”. Ah be gözüm, azıcık açsan da gözlerini “eline şeker verilmiş bir çocuk gibi” olduğumuzu görsen!

temel propaganda çıkarları söz konusudur. Türkiye’de ise siyaset baronları aslan kesilip medya yoluyla kamuoyunu manipüle edip birçok ilde 90 yıllık devlet partisiyiz,10 yıllık devlet partisiyiz, vatanı biz sizden daha çok seviyoruz pardon satarız vs… Millet eminim bize oy verir öyle ki ceketlerimizi aday götersek millet ona oy verir edasıyla hatta neredeyse kokmuş çorabımı aday yaparsak kazanır tehdidiyle partiler merkezden direkt aday atayarak seçileni ve seçmeni birer aptal yerine koyarak siyaseti beş veya on yıl daha idare ederler, tıpkı son olarak siyasilerin kullandığı mahalleli uslubu ile sofradaki bir tuzluk gibi istediğim adayımı seçtirip manipule ederim ve istemediğimi seçtirmem, zurna benim elimde is-

tediğim gibi üflerim, sen sıranı bekle müdür, hoca, şıh, pir-dede, haham her neyse… Halbuki her koyun kendi bacağından asılır misali her oyun sahibi bir kişi olup o oyu hiçbir simsar, tilki veya tefeci kendine mal edip ipotek koyamaz. Hele iş, ekmek, araba, cehennem, cennet vs. gibi yalan vaatlerle yalakalığın binbeşyüzünü yaparak olmayan oyları satmayı sonuna kadar denerler. Nasrettin Hoca‘nın göle yoğurt mayası çaldığı gibi ya tutarsa... Gene de bu yerel seçimlerde toplumun her kesimine faydalı, çalışkan, hümanist ve ırkçı olmayan adayların kazanmasını dileyelim ve bizler de seçimimizde eş dost hatırını bir kenara bırakarak dürüst adaylara oylarımızı yönlendirelim.


14

Asiye DEMİREL DRACH

asiyedemirelstr@gmail.com

USTALIK DONEMLERİ Ne diyorlardı? Çıraklık dönemimiz bitti, ustalık dönemindeyiz! Yıllardır Adalet, hırsızların insafına bırakılmıştı. Önce, dini kullanarak halkın güvenini tesis ettikten sonra, planlarını aksatmadan, yavaş yavaş hedeflerine doğru yürüyorlardı. Son zamanlarda, birdenbire şirazeden çıkıp birbirinin kuyruğuna basmaya başladılar. Anlaşılan, çıraklık dönemleri daha başarılı geçmişti! Ustalık döneminde, hırsızlığın dozunu yükseltme arzusu ve ilkel açgözlülükleri onları ele verdi. Artık cok geç, Mekke’den getirilmiş zemzem suyu

bile kurtaramaz onları! Ne utanç verici bir durum! İnşallah maşallah kıvamında, rüşvet alanlar, verenler ülkesinin vatandaşı olduğum için utanıyorum. Bütün dünya basını bu yolsuzlukları konuşuyor… Birkaç yıl önce Manisa’da baklava çalan çocukları tutuklayıp eziyet etmişlerdi; aileleri de, mahkemelerde süründürülmüstü. Bir yandan vıcık vıcık benim vatandaşım dediği, öte yandan parmak işaretini göstererek sindirdiği vatandaşların çocuklarıydı. Oysa o zavallı çocuklar, sadece baklava yemeyi hayal etmişlerdi. Aylardır en katmerli hırsızlığı çocuklarıyla birlikte yaptıkları ortaya çıkan hükümet ve çevresi, gergin ama aynı ölçüde kendinden emin bir ruh halinde kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Toplumun nasıl bir tepki vereceğine aldırmadan pişkin pişkin bekliyorlar. İçlerindeki kaygı mı, merak mı, bilinmiyor ama en çok gözle görülen, her zamanki saldırganlıkları… Bizler küçükken, çingeneler bizi kaçırır-

lar diye korkutulurduk. Çingeneler, yeryüzündeki bütün milletler tarafından dışlanmaktaydı, hâlâ da öyle. Dolayısıyla yaşam tarzları yerleşik halklardan çok farklı olduğu için, çocuk kaçırma, büyücülük ve hırsızlıkla suçlanıyorlardı. Bu yüzden kendilerine ait yerleri yurtları olmuyordu. Haliyle bir süre sonra, başka bir ekmek kapısı aramaya gidiyorlardı. Onların derdi ekmek parasıydı. Bütün ömürleri boyunca itilip kakıldılar. İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudiler gibi, Almanlar tarafından, kıyıma uğratılarak parçalandılar. Demek istiyorum ki, insanlar aç kalınca, ihtiyaçları olduğu için hırsızlığa başvururlar. Artık Avrupa’da çıkan bir yasa çerçevesinde her yerde, istedikleri ülkede, istedikleri kadar kalabiliyorlar Çingeneler. Ne güzel! Ya devletin malını, mülkünü talan eden hırsızlar, kendilerini nereye koyacaklar? Demokratik standardı olan Batı ülkelerinde, bunlara rastlamak mümkün mü? Bir kere halkın önüne çıkmaya utanır, istifa ederler. Lafı bile edilmeyecek konu-

lar için yargı hesap sorar onlara… Zira dünyanın her yerinde partiler beğenilmeyebilir, eleştirilebilirler, rekabet olabilir ama, ortada büyük yolsuzluk iddaları var. Hükümetin meşruiyetini ortadan kaldıran şeyler bunlar. Yaptıkları yolsuzluklar yenilir yutulur cinsten değil… Adeta, halkım beni seçti, çalmayı kendime hak olarak görüyorum diyorlar alenen. Bir kere yapımılar ganimetin koltuğuna… Bir deyim vardır: Birinci kişi der; ”Hırsız yakaladım”. İkinci kişi der; ”Bırak da gitsin”. Birinci kişi; ”Ben hırsızı bırakıyorum ama, hırsız beni bırakmıyor” der. İşte, ülkemizin hali bu ne yazık ki! Hakedilmeyen bu yolsuzlukların seceresini ne yana koyacağını bilemeden şaşkın bir şekilde, şans eseri bir sürpriz bekliyor herkes. İstifa edip gidecekler mi? Yoksa, battıkları bu yolsuzluğun içinde baş aşağı sonuna kadar devam mı diyecekler?

lık ve aidiyet hissi arasındaki bağın güçlendirilmesi ve Strasbourg’da kültürlerearası yaklaşımı nasıl yaygınlaştırılması üzerine fikirlerini beyan ettiler. İkinci tartışma sorusu ile adaylar kurumlara verdikleri önem üzerinde durdular, kurumların toplum ve siyaset ile ilişkisi üzerine söz aldılar. Üçüncü soru ile başkan adayları, gençler ve eğitim üzerine izleyecekleri politika üzerine sırayla söz aldılar, gençlerin profesyonel hayata daha iyi hazırlanabilmeleri için çözümler getirdiler. Son olarak kültür politikaları üzerine söz alan adaylar, Strasbourg gibi oldukça zengin bir kültüre sahip bir şehrin bu değerini herkese ulaştırabilmesi hususunda gelecek dönemlerde üzerinde durulabilecek konuları tartıştılar.

1974 yılında ASTT (Association de Solidarité avec les Travailleurs Turcs) olarak kurulan, 2010 yılında isim değiştiren ASTU, kurulduğu günden bu yana bölgede yaşayan göçmenlerin yaşama her yönden daha iyi adapte olmalarını ve kültürel alışverişin en iyi şekilde sağlanmasını amaçlıyor; demokratik eşitlik, cinsiyet eşitliği, laiklik gibi konular üzerine çalışıyor. ASTU, bu bağlamda, 13 Şubat 2013 günü de oldukça önemli bir etkinliğe imza atarak Strasbourg sakinlerini bilgilendirmeyi amaçladı. Yaklaşık iki saat süren münazara, izleyiciler tarafından adaylara yöneltilen soruların ardından kokteyl ile devam etti. Bir sonraki münazara ise 7 Mart 2014 günü gerçekleşecek, Kadınlar Günü ‘ne atıfta bulunularak kadının toplumdaki yeri üzerinde durulacak

ASTU, başkan adaylarını münazarada buluşturdu Haber / Fotoğraf Neyran Elden Strasbourg’da faaliyet gösteren etkin derneklerden biri olan ASTU (Actions citoyennes interculturelles) tarafından düzenlenen münazara 13 Şubat 2014 Çarşamba günü izleyicileri ile buluştu. Fransa’da 23-30 Mart’ta yapılacak yerel seçim adaylarının katılımı ile gerçekleşen bu etkinlikte, Fransa’da yaşayan göçmenlerin bölgede en iyi şekilde temsil edilmeleri amaçlandı, bölgede birlikte yaşamanın kültürel, kurumsal, siyasal gereklilikleri üzerinde duruldu. Münazara, yaklaşık 80 izleyicinin, ASTU gençlerinin ve başkan adaylarının katılımı ile gerçekleşti. Belediye Başkanı ve aynı zamanda PS (Parti Socialist) adayı

Roland Ries, Osons Strasbourg ou Centre adayı Dominique Bezu, UDI (Union des Démocrates et Indépendants) adayı François Loos, Front de Gauche adayı Jean Claude Vol, UMP (Union Mouvement Populaire) adayı Catherine Zuber ve EELV (Europe Ecologie les Verts) adayı Alain Jund, ASTU gençlerinin sordukları sorular çerçevesinde düşüncelerini ve planlarını Strasbourglular ile paylaştılar. Adaylara sıra ile soru soran ASTU gençleri, aynı zamanda ve her adaya iki dakika otuz saniyelik bir yanıtlama süresi vererek münazaranın moderatörlüğünü de yaptılar. İlk sorulan soru, Strasbourg’da birlikte en iyi yaşamanın yollarını bulmak üzerine oldu. Adaylar, vatandaş-

Başkanlığını Muharrem Koç’un yaptığı ,


15

L’homme et la nature Ekrem ATAC ekrem.atac@free.fr

La jeunesse et sa place dans la société

Depuis une cinquantaine d’années, en France et dans les pays voisins, il y a un décalage entre la société et la jeunesse. Les orientations de plus en plus libéralistes et concurrentielles de la société font que certaines catégories de jeunes qui n’ont pas « réussi » sont laissés de côté. Lorsque le but d’une société est de gagner de plus en plus d’argent, que tout va toujours plus vite, le côté humain est négligé. La jeunesse possède beaucoup plus de biens de consommation que les générations précédentes, mais en échange de cela elle a du mal à trouver sa place dans la société. Beaucoup de jeunes se détachent de la société et ne croient plus aux institutions ni à l’école, ni à leurs parents, ni travail. Ils restent le plus souvent entre eux. Cette nouvelle organisation relationnelle est amplifiée par les réseaux sociaux qui les encouragent à rester dans un monde à part, plus rassurant pour eux. En parlant avec les jeunes défavorisés par le système et abandonnés par la société, on constate qu’ils s’inquiètent de plus en plus pour leur avenir. Dans leurs paroles, ils expriment du découragement et du désintérêt. Ils ne s’intéressent pas à s’engager. Ils pensent que les politiques ne prennent pas de décisions qui les concernent et qui pourraient les aider à construire leur vie en sécurité. On les méprise et on ne les estime pas à leur juste valeur. Personne ne les aide par exemple à trouver un stage, ils subissent des refus successifs et sont totalement découragés. Un travail instable les empêche d’organiser leur avenir. Parfois ce découragement peut évoluer en véritable haine de la société. Pourtant dans une société c’est le rôle de la jeunesse de faire bouger les choses. La jeunesse est toujours en mouvement, il faut savoir orienter cette énergie de manière positive. Parfois les jeunes se mobilisent pour se défendre par des manifestations lorsqu’ils se sentent directement concernés. D’autres s’engagent dans des associations, des syndicats ou des partis politiques. J’encourage les jeunes à s’engager dans la société, à s’affirmer, car c’est eux qui doivent être responsables de la construction de la société future. J’encourage aussi les adultes à avoir une attitude positive par rapport aux jeunes. Faisons tout pour créer un climat de respect réciproque. Laissons-les s’exprimer, donnons-leur notre confiance. Il est important de trouver un terrain d’entente et d’écoute mutuelle. Mieux se comprendre aidera à faire avancer les choses ensemble. Pour réaliser cela concrètement, il faut un lieu convivial où les différentes générations peuvent se retrouver à travers des débats, des activités, des cours de soutien etc … C’est-à -dire une maison pour tous ou une maison des associations comme il en existe dans certaines villes. Les lieux d’échange permettent de tisser des liens sociaux entre les personnes d’horizons différents. Mais un tel lieu ne s’obtient qu’en s’engageant pour le revendiquer. Pour obtenir des changements dans leur ville, pour exprimer leurs souhaits et leurs volontés, il est important que les jeunes participent aux élections municipales, qu’ils prennent le temps de comparer les programmes des différentes listes et qu’ils choisissent ceux qui les soutiendront le mieux. En résumé, qu’ils deviennent acteurs de la société et utilisent le droit de vote qui est le droit de donner leur avis sur l’avenir de leur ville. C’est en s’engageant, en prenant ses responsabilités, que chaque jeune put changer son univers de vie et trouver sa place dans la société.

ARAS'LA İNSAN'A DAİR

Melek Aras arasmelek58@gmail.com

İLAHÎ ADALET! Adalet’e ne oldu, nerde kaldı? Parelel bir devlet var dediler, Mūslūman’lar, Mūslūman’la birbirine girdiler... İnsanlar hırslarına yenildiler, sonra da suçlu sensin, yok sensin diye birbirlerini gösterdiler... Eskiden, gittiğiniz bakkallarda bir tabele ūzerinde “Mūteri vel-i nimetimizdir! “ diye bir yazı bulunur, millet bunu okurdu... Birbirleriyle alış veriş yapanların arasındaki sevgi ve saygıyı içeren bir mesaj olduğu kadar, akıl verici şeylerdi bunlar en azından... Unutanlar varsa da okusunlar da bari unutmasınlar diye... Nereden nereye? Bugūnkū gūnūmūzde, insanların parayı kullandıkları gibi, birbirlerini de kullandıkları gerçeğiyle... Şimdi yalan, dolan, talan, rūşvet ve yolsuzluk ile, parelel devlet varmı diyerek, gōtūren gōtūren... Elbette bu dine, imana sığmayacak olsa da, birileri de artık dini de, imanı da kullanarak ne gūzel gōtūrūyorlar demek bile artık yazık, günah, ayıp bir de... « Zulüm karşısında eğilmeyiniz. Sadece hak ve hukukunuzu kaybetmekle kalmaz, şeref ve haysiyetinizden de kaybetmiş olursunuz » demiştir oysa Peygamberimiz de... 1. İnsanlık ailesinin fertleri olarak zulme karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Ben de İslamiyet gibi inanıyorum ki, bütün insanlık bir aile gibidir. Allah’ın kulları ve Adem’in torunları olma noktasında ortak bir zemine sahibiz. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber 140.000 sahabenin huzurunda şu hakikatı berrak bir şekilde açıklamıştır: ‘Ey insanlar! Allah’ınız birdir ve ilk babanız Adem de tektir. Hepiniz Adem’den gelmektesiniz ve Adem de topraktan yaratılmıştır. Birinizin diğeri üzerinde ayrıcalığı yoktur; sadece takva yani güzel ameller yapma üstünlüğü mevzubahistir.’ Bu sebeplerle biz Müslümanlar, ırk, din veya renk zemininde ayrımcılık yapamayız. Gelin Hz. Peygamber’in şu hadisi üzerinde iyice düşünelim: “Hz. Resûl (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın sınırlarında duran ile bu sınırları aşan insanın durumları şuna benziyor: Bir grup insan aralarında kur’a çekerek gemiye bindiler. Kur’a sonunda bir kısmı üst kata, bir kısmı da alt kata düştü. Geminin alt katında bulunanlar su almak istediklerinde üsttekilerin yanından geçerlerdi. Dediler ki: Biz payımıza düşen yerden bir delik açsak, üstümüzdekileri de rahatsız etmemiş oluruz.

Böyle bir alıntıyla örnek sunmak istedim, hatırlatmak adına! İnsanlar artık çıkarları doğrultusunda birbirlerini ezen ezene... Nereye gidiyoruz böyle? Her şey soruşturulacağı yerde, örtbas ediliyor her ey bir de! Ama kim kime, dum duma! Ortaklık bozulursa, çıkar için bozulurmuş... Bunu bilmiyen de yoktur! Bunlar da parayı bozdukları gibi insanları da, insanlığı da bozmuşlar! Burası bir hukuk devleti diyorlarsa, bazen kendilerine yapılmasını istemedikleri başkalarına yapıldığında seyirci kalmalarına ne demeli? Bir de bunlar burada kalkıp hukuk devletinden sōz ederlerken... Diyelim ki bir parelel devlet vardı... Madem vardi, hukuk da vardı o zaman! Neden bu daha ōnceleri bunlar sōylenmedi de 17 Aralık’ta ansızın bu paralel devlet çıkıp ayakkabı kutusuyla geldi? Bu paralel devlet daha ōnceleri neredeydi diye sormazlar mı akıl ve fikir sahibi olanlar? Bunu sormak gibi herkesin her şeyi daha ōnceden bilmesi ve bu hususta böyle bir devleti daha önce tanıması da gerekmez miydi? Ancak ve ancak rūşvet ve yolsuzluktan sonra siz ancak paralel devlet var dediniz... Bunlar endişe verici olduğu kadar, şūpheli de değil mi? Ortaklık bozuldu ondan değil mi? Yani artık i çığırından çıkmış, şimdi o mo karado oynuyoruz çocuklar gibi birbirirmizi göstererek sen değil, o bu yok ben diye karşımızdakilerine haksızsınız diyoruz... Ortada bir rezalet var! Bu rezaleti soruyoruz? Bu rūşvet ve yolsuzluk işi kimin işi? Bunları kim yaptı ya da kim yapmadı gibi būtūn bunları sorup sorgulayacağınız yerde, dōnūp herkesin dinleniyoruz demesi konusunda bir kirlenmişlikle doğrular konuşulmuyor; bizi kim dinledi, kim dinlenmedi sorusuyla uğraşmak gibi bir derdimiz ile! Biz bu rūşveti ve yolsuzluğu gōrmeyenler, neden bütün bunları görmezler sorusunu da soruyoruz aynı zamanda! Ortada milyonlarca dolarları getireni götūreni gōrmemek için habire gōrmemek ne demek? Bu skandala adı karışanlara ne diyorsunuz, ne demiyorsunuz sorusuna cevap olarak, bunu AKP’liler sandıkta göreceksiniz derlerken, bizlere bunlar sandık gōsterirlerken, biz o sandığa nasıl ve niye güvenelim? Hani sandığa gūvenirsek, hukuğa nasıl gūvenelim? Ama artık, ne diyelim demeyelim konusunda anlamanız için, biz yine de hiç kimseye güvenmeyelim en iyisi, biz güvenirsek de bir tek hukuğa güvenelim... Hukuğa gūvenmemiz lazımmış, bunu bilelim... Ama Adalet’in olmadığı yerde de takdir Allah’ındır, “ Etme kul’um bulursun zulum” diyelim... Saygılarımla!


Luneville Türk Kültür Merkezi’nde kermes düzenlendi

16

Mustafa GÜÇLÜ / LUNEVILLE Luneville Türk Kültür Merkezi, görkemli bir kermes düzenleyerek Türk kültürünü Fransız ve göçmen topluluklarına tanıttı. Çocukların tatili sırasında düzenlenen bu kermes boyunca eğitim yararına yapılan

etkinliklerde, elişleri ve çeşitli hediyelik eşyaların yanı sıra Türk mutfağının leziz yemekleri de ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Merkez’in Başkan’ı verdiği demeçte, « Derneğimizi ve camimizi bu vesile ile Fransız komşulara da tanıtmış

Paris’te Suriye Mitingi

Kısa adı FUAF olan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Paris’te düzenlediği mitingte, Suriye’deki Alevi katliamı protesto edildi. Çeşitli sol örgütler ve derneklerin de yer aldığı mitinge 600 kişi katıldı. Konuşmalarda şeriatçı örgütler ve onların destekçileri kınanırken, miting olaysız sona erdi.

oluyoruz. Bu organizasyonda büyük emeği geçen, maddi ve manevi yardımcı olan görevlilere teşekkür ederiz. Onların büyük gayretleri eşliğinde burada birlik ve beraberliğimizin sağlandığı güzel bir organizasyon yapılmış oldu" dedi.

Strasbourg’ta Hızır Cemi Fotoğraflar: Ali ŞAHİN Strasbourg Alevi Kültür Derneği, 2 Mart 2014 tarihinde Hızır Cemi düzenledi. Derneğin Basın Yayın Komisyonu Sorumlusu Pervin Kürekçi’nin bu konuda verdiği bilgileri aşağıda sizlerle paylaşıyoruz. Şubat ayında üç gün tutulan oruçtan sonra yapılan Cem’de kısa bir konuşma yapan Rehber Dede Kazım Kızılgöz, şu ana kadar emeği geçen bütün herkese teşekkür etti. Zakirliğini Hüseyin Canlar’ın yaptığı Cem’de zaman zaman duygulu anlar yaşandı.

Cem’i yönetmesi için Almanya’dan gelen Dede Kasım Erdoğan da konuşmasında gençlere Aeviliği iyi öğrenmeleri ve tanıtmalarını söyleyerek, “Siz bizim geleceğimizsiniz. Kütürümüzü, yolumuzu bizden devralıp ileri kuşaklara siz aktaracaksınız” dedi. Daha sonra Cem’e geçildi. 12 hizmet sunuldu. Cem’e katılan 500’ün üzerindeki can’a lokmalar dağıtıldı, yenildi. Can’ların yüzlerinden ve gözlerinden mutluluk okunuyordu. Gelecek Cem’de buluşmak ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde görüşmek dileğiyle Cem noktalandı.

Bekir ÇINAR, ilk klibini çekti

Bölgemizin sevilen sanatçılarından Bekir ÇINAR, ‘Ben Seni Sevdim’ isimli türküsüne klip çekti. Bu vesileyle görüşlerine başvurduğumuz değerli sanatçı ÇINAR, Objektif Gazete okuyucuları için klibin ve türkünün öyküsünü şöyle anlattı: “Bu, her şeyden önce bir mutluluk ve sevda türküsüdür. Ben bu türküyü Fransa’nın Colmar şehrinde yazdım, sonra da 1999’da İstanbul’da notere tasdiklettim. 2012’de ‘Ben Seni Sevdim’ isimli albümümü Ankara’da Öz Prodüksiyon Müzik etiketiyle çıkarttım ve 2014’te de

bu türkümün klibini Paris’te çektim. Klibin müzik yönetmeni Özkan Sarı, genel yönetmeni ise Bülent Bağ’dır; her ikisine ve tüm emeği geçenlere şükranlarımı arz ederim. Müzik sektörünün bu zor şartlarında sizlere biraz da olsa müzik keyfi yaşatabildiysem, ne mutlu bana. Türk Halk Müziği bizim özümüz, sözümüz ve kültürümüzdür. ‘Bir insan, bir söz, bir saz’ özdeyişi eşliğinde tüm vatandaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunarım...” Biz de Bekir ÇINAR kardeşimize müzik hayatında üstün başarılar diliyoruz...


Tuncer Sağlamer’den Müthiş Proje 17

Mouvement citoyen de Strasbourg (MCS) hareketinin lideri olarak Strasbourg Belediye Başkanlığı’na aday ilk Türk kökenli vatandaşımız olan Tuncer Sağla-

mer, 17 Şubat 2014 tarihinde yaptığı toplantıda, Strasbourg için oluşturduğu 50 projenin en önemlisi olan Skytran (hava taşımacılığı) hakkında bilgi verdi. Nasa görevlisi ve konunun uzmanı şirketin üst düzey yöneticisi olan Jerry Sanders eşliğinde gerçekleşen toplantıda, Sağlamer, Skytran projesinin Strasbourg’un trafik sorununa kesin bir çözüm getireceğini belirtti. Projesinin Strasbourg’u teknolojik, ekonomik ve toplu taşıma alanlarında en ileri şehirler arasına sokacağını ifade eden Sağlamer, bu ekolojik, güvenli ve çok

Turquoise konseri yine büyüleyiciydi Strasbourg’un tarihsel Odyssée Sineması, 25. Türk Sinema Günleri etkinliği çerçevesinde, bir kez daha Turquoise Müzik Topluluğu konserine ev sahipliği yaptı. 11 Ocak 2014 tarihinde yapılan konserde, hastalığı nedeniyle katılamayan Selma Deveci dışında, tam kadro sahne alan Turquoise, yine sevilen türkü ve şarkılardan oluşan bir repertuar sundu. Sinema’nın Müdürü Faruk Günaltay’ın açılış ve tanıtım konuşmasından sonra, enstrümantal Nikriz Sirto ile başlayan konserde, Turquoise, sırasıyla şu eserleri seslendirdi: Ben giderim Batum’a,

Bir hadise var can ile canan arasında, Bana bir aşk masalından şarkılar söyle, Yağcılar zeybeği, Gül kuruttum, Dil yaresini andıracak, Çökertme’den çıktım, İndim yarin bahçesine, Evlerinde bir ipekten halı var, Karanfil suyu neyler, İzmir’in kavakları, Bursa güvendesi, Kiraz aldım Dikme’den, Kaçma güzel kaçma. Konser sonunda Odyssée Sineması’nı dolduran müzikseverlerin iki kez bis yaptırdığı Turquoise Müzik Topluluğu, dinleyicilerine nefis bir müzik ziyafeti çekerken, bölgenin en önemli müzik gruplarından biri olduğunu bir daha kanıtlamış oldu.

Neyran Elden

ise « Emekçi Kadınlar Günü » ilk kez 1921 yılında olarak kutlanmaya başlanıyor. 1975’te ve onu izleyen yıllarda kapalı mekanlardan sokaklara taşınıyor. Birleşmiş Milletler de, Kadınlar Günü’nü uluslararasılaştıran asıl kurum. 8 Mart’ı 1977 yılındaki kongresinde Kadın Hakları ve Uluslararası Barış günü olarak kabul ederek kadın haklarının güçlendirilmesinin dünya barışını getireceğine karar veriyor. O günden bu yana da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde ‘Uluslararası Kadın Günü’ olarak kutlanmaya başlanıyor. Fakat, 8 Mart ne yazık ki yanlış yorumlanıp yanlış algılanmakta. Bu önemli gün, “Dünya Kadınlar Günü” adı altında kadınlara ücretsiz sinema ve tiyatro biletleri verilmesi, mağazalarda hediye

neyranelden@hotmail.com

(konuk yazar) 8 Mart’ı nasıl tanıyoruz? «Dünya Kadınlar Günü » olarak bildiğimiz 8 Mart, insanlık tarihi açısından bakıldığında önemli ve acı bir gün. 1857 yılında, New York’ta bir tekstil fabrikasında insanlık dışı çalışma koşullarını, düşük ücretleri protesto etmek için greve başlayan işçilerin fabrikaya kilitlendiği ve ardından çıkan yangında çoğu kadın 129 işçinin yanarak can verdiği bir gün. 8 Mart’ın Kadınlar Günü olarak anılması, 1910 yılında gerçekleşiyor. 1857 yılında yaşanan olayın anısına Danimarka’da toplanan kongre, 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kabul ediyor. Türkiye’de

hızlı –bir tür- hava tramwayı olan sistemin maliyetinin normal tramwaya göre altı kat daha ucuz olduğunu açıkladı. Bu sistemin başlıca avantajları olarak, sözü edilen ucuzluğunun yanı sıra, en çevreci, en sofisitke ve en pratik olması ile yapılacak kilometre başına 120 kişiye yeni iş olanağı sağlayacak bulunması olduğunu vurgulayan Sağlamer, tramway için kilometre başına 44 milyon euro harcanırken, bu miktarın Skytran’da 7 milyon euro olduğunu söyledi. Skytran’ın inşası esnasında yıkım yapılmayacağını, direkler üzerinde işleyecek bir düzen kurulacağını ve enerjiden %80 tasarruf yapılacağını da dile getiren Sağ-

Bu konsere şef Mehmet Kaba, Ragıp Ege, Barış Ayhan, Marie-Annick Guillemin, Merve Salgar, Soner Ulukaya ve Senan Altun’dan oluşan kadroyla çıkan ve herkesin büyük beğenisini toplayan Turquoise Müzik Topluluğu’nu biz de kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. 31 Mart’ta Üniversite’de yeni bir konser Ensemble Turquoise, Strasbourg Üniversitesi’nin kültürel etkinlikleri çerçevesinde bu yıl 17-31 Mart 2014 tarihleri arasında yapılacak olan « Quinzaine Culturelle Turçekleri dağıtılması, kadınlara yönelik indirimler yapılması sebebi ile büyük bir reklama dönmeye başladı. Zaten benzer birçok belirli gün ve tarih var iken 8 Mart tarihinde bu uygulamaların alışkanlık haline gelmesi, yanlış değerlendirmelere yol açıyor. Çünkü aslında bu günün amacı kadınları birkaç günlüğüne iyi hissettirmek değil, genel barışı sağlamak, hak ihlallerini yok etmek. Dünyada kadın cinayetleri her geçen gün artarken, kadınların bir «çiçek» olarak topluma sunulması, onların özgürleşmelerini ve toplumda, iş hayatında, siyasette temsil edilmelerini sağlamıyor, aksine onları daha da kırılganlaştıyor. Öte yandan, önemli dernekler de kadınların her yönden birbirlerine destek olmalarını sağlıyor. Türkiye’de KADİGER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) gi-

lamer, işe öncelikle şehir merkezindeki 8,5 kilometrelik bir hatla başlanacağını belirtti. MCS hareketi, ‘Strasbourg 2020’ adını verdikleri projelerinin, gelecekteki hemşehrilik vizyonu, somut etkinlikler ile zaman içinde ölçülebilir ve denetlenebilir amaçlar temeline dayanan bin angajman oduğunu iddia ediyor. Strasbourg gibi büyük ve önemli bir şehre belediye başkanı adayı olmak cesaretini gösteren vatandaşımız Tuncer Sağlamer’i bu yürekliliği ve medenî cesareti için kutluyor, kendisine seçimlerde başarılar diliyoruz.

que » ‘de bir konser verecek. Konser 21 Mart 2014 Cuma günü saat 20.00’de gerçekleşecek ve grup sevilen şarkı ile türkülerden oluşan 15 parçalık bir repertuarı seslendirecek. Strasbourg Üniversitesi Türk Etütleri Bölümü ile U2-U3 kütüphaneleri partnerliğinde gerçekleştirilecek bu etkinlik bağlamında, Ensemble Turquoise konseri dışında, sergiler, konferanslar, fim gösterimleri de yer alacak. rişimci kadınların iş hayatında karşılaştığı zorluklar için mücadele ediyor. İş Kadınları Konseyleri de çalışan kadınları buluşturuyor. Dünyada ise Birleşmiş Milletler destekli uluslararası organizasyonlar da dahil olmak üzere yüzlerce kurum, kadın hakları için savaşıyor; Uluslararası Af Örgütü de, İnsan Hakları için faaliyet gösterirken kadınlara yönelik hak ihlallerini ihmal etmiyor. 157 senelik geçmişi ile, Kadınlar Günü dünyadaki sayısız önemli gelişmeye tanık olmuş, bugünlere ulaşmış. Gönül istiyor ki Kadınlar Günü dünyanın her yerinde doğru bir bilinç oluştursun, kadın hakları, bu kelimeleri yazabilmek kadar gerçek olsun. Herkesin 8 Mart Kadınlar Günü’nü kutluyorum.


18

Barr Fransız-Türk Kültür Derneği’nde Nöbet Değişimi Barr Fransız-Türk Kültür Derneği (Association culturelle franco-turque de Barr), geçtiğimiz Ocak ayında yapılan seçimer sonrasında, yeni yönetimine kavuştu. Eski Başkan Hüseyin Akkuş’un yeniden aday olmadığı seçimlerde, karşısına rakip çıkmayan Osman Nuri Muharremoğlu’nun listesi görevi devraldı. Bir cami derneği için bir ilk olacak

şekide yönetimine dört kadının da seçildiği dernek, temel olarak, Türk olsun olmasın tüm gençler için etkinlikler düzenlemeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra diğer yaş gruplarını da unutmadıklarını göstermek isteyen yöneticiler, ilk icraat olarak, 57 kişilik bir grupla günü birlik Mannheim seferi düzenlediler. Bunu Paris ve Venedik gezilerinin takip edeceğini söyleyen

yöneticiler, Barr ve çevresindeki vatandaşlarımız için bir çekim merkezi olayı arzuladıklarını vurguladılar. Yeni Yönetim Kurulu şu üyelerden oluşuyor: Osman Nuri Muharremoğlu (Başkan), Murat Sözer ve Muhammet Yazmış (Başkan Yardımcıları), Emin Muharremoğlu (Sekreter), Ferda Halıcı Meral (Muhasebeci), Nimet Bozkurt

(Muhasebe Yardımcısı), Yahya Bozkurt (Yapı Sorumlusu), Soner Meral, Derya Sözer, Yasemin Şimşek ve Halit Bilen (Üyeler). Biz de kendilerini kutluyor, başarılı icraatlar diliyoruz.

1991 senesinin Mart ayının 28’inde Almanya’ya gelip, o gün bugün durmaksızın çalışmaya devam eden Recep ARAS, Aras Reisen isimli seyahat acentasında da gecesini gündüzüne katarak müşterilerine hizmet vermeyi sürdürüyor. Son dönemlerdeki İstanbul Sultan Pa-

lace Hotel’de 235 €’dan başlayan fiyatlarla 5 gün 4 gece tatil fırsatı, kredi kartına 6 ay taksit imkânı, Türkiye’ye hızlı ve güvenli para yollama gibi hizmetlerine ilaveten, son olarak da Zürih’e havaalanı servisini müşterilerine sunan Recep Aras, her gün saat 8’de Stuttgart’a ve 11’de de Basel’e havaalanı

servislerinin artık dakik olarak yapıldığını ifade etti. Basel’den Türk Hava Yolları ie uçacak yolcular için, 1 Nisan 2014 tarihinden itibaren sefer sayısının haftada 10’a çıkacağının müjdesini de veren Aras, her zaman olduğu gibi erken bilet alıp daha ucuza uçma gerçeğinin vatandaşları-

mızın aklından çıkmaması gerektiğini vurgulayarak, Aras Reisen’da promosyonlu fiyat seçeneklerinin sınırsız olduğunu belirtti. (Aras Reisen ve hizmetleri için daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için: 0049 (0)7851 48 58 69 / www.aras-reisen.eu)

Yaklaşık 20 senedir fırıncı ustalığı yapan Sivaslı Bünyamin Yıldırım, Strasbourg’un Neuhof semtinde, YILDIRIM BOULANGERIE isminde bir fırın açtı. Açılışı Ocak 2014’te yapılan fırın hakkında, Bünyamin Yıldırım’dan sizler için bilgi istedik. “Burası daha önce de uzun süredir başka bir Türk’e ait bir fırındı. Benim de Robertsau’da bir fırınım vardı, aslında daha Türkiye’den beri, 20 senedir fırıncı ustasıyım, orayı kapattıktan sonra mesleğimi sürdürmek için, burayı almaya karar verdim.

En önemli özelliğimiz, her saat sıcak baget çıkarmamız; herkes istediği an taze baget alabilir yani. Bizim sloganımız ‘Ekmek ellerini yakmıyorsa, almasınlar!’ 5 tane baget 2 Euros, tanesi ise 50 cents. Pide, her çeşit ekmek, simit, kuruvasan gibi ürünerimizin yanında, ayrıca düğün ve nişan gibi toplantılar için etli ekmek de yapıyoruz. Yaş pastamız da mevcuttur. Vatandaşlarımız gelip leziz ekmek ve pasta çeşitlerimizden tatsınlar, herkesi

bekleriz, memnun kalacaklarından eminiz. Her gün saat 7-19 arası aralıksız açığız; telefon numaramız 07 50 40 67 78. 20 yıllık tecrübemiz ve lezzetli ürünlerimizle vatandaşlarımızın hizmetindeyiz; onları burada ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağız...” Biz de kendisini kutluyor, işlerinde başa-

rılar diliyoruz. (Adres: 45, rue de Neuhof 67100 Strasbourg)

Aras Reisen’den Hizmet Atağı

Yıldırım Fırını Neuhof’ta Açıldı

Kayseri Market 11. Yılını Kutluyor AKLIM SENDE KALDI Bölgenin sevilen ve başarılı işadamı Erda Vural’ın sahibi olduğu, Kehl / Sundheim’daki KAYSERİ MARKET, Mart ayında 11. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Bu vesileyle görüşlerine başvurduğumuz Erdal Vural, tüm Mart ayı boyunca uygulanacak müthiş bir kampanya ile müşterilerine yine en kaliteli ürünleri en uygun fiyata sunacaklarını belirtirken, özellikle 8 Mart Cumartesi günü gün boyunca gerçekleştirilecek mangal partisine bütün vatandaşlarımızı beklediklerini söyledi.

Müşterilerinin memnuniyeti için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadıklarını ve her zaman en iyiyi en ucuza sunmayı düstur edindiklerini açıklayan Vural, hijyenik ortamda, güler yüzlü hizmet vermenin temel prensipleri oduğunu vurguladı. 11 senedir bu ilkelerle hizmet verip karşılığını da müşterilerinin takdirleriye aldıklarını ifade eden Erdal Vural, bundan sonra da bu prensiplerden taviz vermeyeceklerini dile getirdi. Biz de kendisini ve tüm ekibini kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Bırakıp da gidince seni bu gece

Her nereye gitsem gözüm arkada

İçimde bir sızı inceden ince

Aklım sende kaldı sen gel-

Ruhumu sardı kara düşünce

meyince

Aklım sende kaldı sen gel-

Sana yazmak istedim bu gece

meyince

Elimde kalem dilimde hece

Dedim gidelim bugün

Duygularımı yansıtmak istedim

Düşersek beraber düşelim 

böylece

Bizi sadece ayırsın ölüm

Yüreğimde sancı 

Gelmedin benimle

Gözümde hayalin vardı sadece

Aklım sende kaldı sen gel-

Aklım sende kaldı sen gel-

meyince

meyince.

Koydun yüreğimi yanıyor nara Gözlerim yaşlı düşmüşüm yola

Ali ihsan BAKLAN


20

Thierry Carbiener Saverne’de Favori

« Saverne naturellement 2014 » ismi « Perspektifinizi değiştirin » sloganıyla Saverne’de belediye seçimlerine katılan yılların politikacısı Thierry Carbiener, bu seçimlerin favorisi gösteriliyor. Haziran 2008’den Haziran 2012’ye dek yapılan tüm seçimlerde yüksek oy alan Thierry Carbiener, Şubat ayı sonunda Saverne’deki üç Türk derneğini ziyaretinde (Ditib, Alevi, Cimg), gençler ve dernek üyeleriyle bir toplantı yaptı. Kendisinin daha önceki belediye başkanlığı döneminde (2001-2008), başta Türk toplumu olmak üzere bütün yabancı kökeni topluluklarla çok yakından ilgilenip sorunlarının çözümünde hiçbir ayrım gözetmeksizin yardımcı olduğunu söyleyen Carbiener, 2008 seçimlerini çok az bir oy farkıyla kaybetmesine rağmen, iki ay sonra yapılan il genel meclisi seçimini –başta Saverne- tüm kantonda yüksek oy alıp kazandığını ifade etti. Yapılan tüm (il genel meclisi – milletvekili) seçimlerde bölge insanının kendisine tam destek verdiğini, bunun kendisini çok memnun ettiğini belirten Carbiener, toplumdaki çeşitliliğin bir kültürel zenginlik olduğunu vurguladı. Belediye başkanı seçildiği takdirde gençler için spor salonlarının (boks, tenis, futbol, king boks vb.) çoğaltılması hususunda projelerini hayata geçireceğini açıklayan Carbiener, gençlerin de her türlü projesini destekleyeceğini ve önceliğinin iş konusunda yatırımcıları bölgeye çekmek olduğunu belirtti. Listesinde Ramazan Tufan (17. sırada) ve Selin Çağlar (24. sırada) isimli iki Türkiye kökenli ile Mohamed Mediani (19. sırada) isimli bir Magrep kökenli aday da bulunan Carbiener ekibinin programının önemli başlıklarını aşağıda size fransızca olarak sunuyoruz. Priorité à l’emploi Préserver les emplois existants, accompagner nos entreprises, en faciliter les transmissions, en attirer de nouvelles, créer un réseau économique de territoire qui favorise l’insertion, qui inclue les associations et les établissements scolaires. Accès très haut débit internet. Fiscalité Ne jamais augmenter la fiscalité au-delà des bases et compenser l’inflation par une stricte maîtrise des dépenses de fonctionnement avec l’objectif de réduire cette fiscalité. Tous nos projets sont équilibrés et maîtrisées. Recherche systématique de subventions maxi. Sécurité Retour du bureau de police à la mairie. Renforcement patrouilles ville. Clarifier rôle et compétences du garde-champêtre. Renforcer la vidéo-surveillance. Amélioration de l’éclairage des zones

sensibles (délinquance et accidentologie et délinquance). Concertation projet gendarmerie. Circulation Lutte contre la vitesse dans quartiers, améliorer sécurité des piétons et cyclistes. Revoir les incohérences du plan de circulation (résorption de zones inaccessibles). Amélioration de l’accessibilité à la mobilité réduite (trottoirs, escaliers, etc.). Favoriser l’accès aux places de stationnement du quai du château et des douves en réalisant un escalier depuis la place du Général de Gaulle. Transports Extension du transport en commun urbain à l’intercommunal. Soutien au maintien d’au moins deux arrêts TGV à Saverne (pétition en cours). Développement de l’auto-partage et mise en place d’une location de vélos (électriques) en libre-service. Scolaire Mise en place de la réforme des rythmes scolaires (meilleures dispositions pour enfants). Assurer l’accessibilité de toutes les écoles aux PMR (personnes à mobilité réduite). Amélioration de la qualité nutritionnelle (bio?) dans les cantines. Aide intergénérationnelle aux devoirs. Séniors Soutien aux Clubs Séniors existants, après-midis récréatifs, jeudis dansants au Château, livres à domicile (si besoin), conférences et jeux. Social Performer le CCAS, appui aux associations caritatives, développement logement social (régler problèmes des poubelles collectives OPUS et SIBAR) et logements d’urgence. Créer un hébergement provisoire pour victimes violences intra-conjugale et intra-familiale. Promotion des valeurs de solidarité et d’humanité auprès de la jeunesse et des associations. Dialogue communautaire. Handicap Accompagnement de l’AAPEI en matière d’hébergement: site Lycée Chappe (avec interface Atelier EMOP). Assurer le transport handicap. Jeunesse et enfance Création d’un centre « arts et culture » pour les jeunes. Propositions d’animation et de mobilité pour leurs soirées. Accroissement possibilités musi-

ques. Réhabilitation des aires de jeux des quartiers. Sports Accès et soutien au sport pour tous. Vestiaire et éclairage terrain FCS. Elargissement du pare-ballons (Mal Joffre) et améliorations stade Fetter pour rugby. Toiture hall tennis. Rénovation du COSEC Dragons. Création d’un citystade (Gravières) et ailleurs si besoin concerté. Aménagement d’un plateau jeunesse-loisirs dans le secteur Océanide (création squash + ring permanent (boxes) + dojo (arts martiaux). Soutien sports de haut niveau. Culture Renforcer la vocation artistique et musicale de Saverne (Récollets), en lien avec l’économie locale et les associations existantes. Mutualiser partiellement la culture avec la Communauté de Communes : création d’un vrai pôle culturel en charge des équipements, des écoles de musique, des bibliothèques et médiathèques. Création d’une académie de danse et du spectacle dans l’aile nord du Château (synergie Espace Rohan). Tourisme Dynamique autour du port de plaisance, animation du centre-ville, réhabilitation du Château du Haut-Barr. Élargissement des terrasses. Soutien aux hébergements touristiques et familiaux

(auberge de jeunesse, camping, etc.). Terrain forestier pour le Club Vosgien. Voiries et urbanisme État des lieux pour rénovation des voiries, puis en assurer un programme d’entretien permanent. Prioriser l’habitat mixte dans la ZAC Fontaine Saubach. Environnement et cadre de vie Prise en considération des problématiques environnementales (notamment tri sélectif ordures ménagères). Promotion de l’économie locale et des circuits-courts. Transversalité de l’écologie dans l’ensemble des projets de la ville, depuis l’école jusqu’à l’entreprise. Protection de la nature (eau, air, sol) et de la biodiversité, lutte contre les pollutions sauvages. Adhésion au RES. Services municipaux Utilisation et optimisation des compétences internes et existantes pour améliorer la qualité de vie des savernois(e)s au quotidien.


24

BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN HASAN KARAKAYA ALLAH’A KULLUĞUN NERESİNDEYİZ?

Bir kul için mümkün olabilen en üstün rütbe, en büyük kazanç O'nu tanımak, yalnız O'nu sevmek, buyruklarına seve seve itaat etmektir. Dostluğu kazanılmaya ve sevilmeye en lâyık olan mutlak varlık O'dur. Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır: "Asıl dost Allah'tır." (Şûrâ: 9) "Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler." (Mâide: 54) Onlar öyle kimselerdir ki, Allah-u Teâlâ sevmesinin bir neticesi olarak onları en güzel sevaplarla mükâfatlandırır. Onlar Allah-u Teâlâ'nın sevgisini kazanacakları yolları takip ederler, hoşnutluğunu kaybettirecek yollardan uzak dururlar. Emirlerine sarılırlar, yasaklarından son derece sakınırlar. O'nun râzı olmasını her şeyden üstün tutarlar. Sevgilerinde samimidirler. Allah-u Teâlâ'nın dostluğunu ve yardımını kazananlar, başkalarını dost edinmezler. Onlar Allah'ı anarak yaşar, Allah'ı anarak ölür ve Allah'ı anarak Allah'a ulaşırlar. Hazret-i Allah'ın biricik Habib'i -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah sevgisine vâsıta olduğu için O'nu seven Allah'ı sevmiş olur. Dostun dostları da dosttur. Bütün sevgiler Allah sevgisi ile bütünleşince kemâle erer. Çünkü Muhabbetullah bütün sevgilerin kaynağıdır. Sevgiye vesile olabilecek bütün sıfatlar, O'nun Cemâl sıfatının tecellîleridir. "Ey Peygamber! Allah sana da sana tâbi olan müminlere de yeter." (Enfâl: 64) Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde: "Dünyada garip, yahut yolcu gibi ol, nefsini ehl-i kuburdan (kabirde imiş gibi) say!" buyuruyorlar. (Tirmizî)

Muhabbet çok güzel bir bağdır. Hangi muhabbet? Gaye, menfaat, maksat olmayan bir muhabbet. "Fakat siz dünya hayatını ahirete tercih ediyorsunuz. Halbuki ahiret daha hayırlı ve daha süreklidir." (A'lâ: 16-17) Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor: "İnsanın gönlünü çeken kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler, salma ve güzel atlar, sağmal hayvanlar ve ekinler sevgisi insanlara hoş gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici birer menfaatıdır. Oysa gidilecek yerin güzel olanı Allah katındadır." (Âl-i imrân: 14) Su geminin içine girerse batar. Altında olursa gemiyi yüzdürür. Şu an memleketimizi bir gemi olarak düşünelim, hepimiz o geminin içerisindeyiz, eğer gemi su alırsa hepimiz batarız, onun için dikkat etmeliyiz ve gemimizi deldirtmemeye çalışmalıyız. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar: "Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenen ve sonrada bırakıp giden yolcu gibiyim." (Tirmizî) Hülasâ-i kelâm; azma, taşma, yolcu olduğunu bil. Çantan elinde olsun. Davetin ne zaman geleceği belli değil, an meselesi. Kabir hayatını yaşa. Çünkü bugün üstte, yarın alttasın. Burası misafirhane, burası bir otel. Senin evin orada. Fakat kabir hayatını yaşayabilmek için insan kendi nefsini ona göre yetiştirecek, daima kabirde olduğunu düşünecek. Bugün üstte, yarın evimdeyim. Acaba oradaki durumum ne olacak diye muhasebesini yapacak. Size Nefsi Tarif Edelim: Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Âyet-i kerime'sinde:"Nefis olanca şiddetiyle kötülüğü emreder." buyuruyor. (Yusuf: 53) Niçin? Çünkü nefis iradeyi emer. Yuları taktığı zaman, kişi bilse de bilmese de çeker götürür. Beşerin nefsi aslında daima fenâlık tarafına meyleder, bütün gücüyle kötülüğü telkin eder. Onun tabiatında şehvete, günaha, her türlü kötülüğe meyil vardır. Nefis kendi gücünü ve emrindeki silâhlarını o yönde kullanır. Bundan dolayıdır ki insan sırf kendi nefsinin arzularında kalırsa fenalığa sürüklenir. "Ancak Rabb'imin

merhamet edip koruduğu hariç." (Yusuf: 53) Allah-u Teâlâ rahmet edip hidayetini eriştirdiği vakit, Rahmânî kuvvet nefsânî kuvvete galip gelir, onun emrini hükümsüz kılar ve gücünü kırar. Böylece nefis ilâhî emre uyar, kendi emrini terkeder, kötülükten uzak kalır. Ukbe bin Âmir -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır: "Vallahi ben, vefatımdan sonra Allah'a şirk koşmanızdan korkmuyorum, fakat nefislerinize uymanızdan korkuyorum." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 661) "Nefsine düşman ol. Çünkü o bana karşı düşmanlık ve harp ilân etmiştir." buyuruluyor. Bundan ötürü zaten insanda hayvani sıfat doğuyor. Bu hayvani sıfatın arzularına bir insan meylettiği zaman o arzuları hangi hâl ve hareket üzerinde ise o hayvanın sıfatını almış oluyor. Binaenaleyh insanın içinde hükmeden odur. Ne hükmedecek? Hayvani sıfatı hangi icraat üzerindeyse o icraat üzerinde yapmak ister. O kişiyi o icraat ile hemhâl etmek ister. Tabi Hazret-i Allah'a uygun değildir. Emirlerine uygun değildir. Fakat o dinlemez, "Benim dediğim olsun!" der ve hayvani sıfatı hangi sıfatta ise o sıfatla icraat yapar. İnsan; hayvanî sıfatlardan kurtulup insanî sıfatı takınması, Yaratan'ını bilmesi, bulması için gönderilmiştir. Kim ki bunları yaparsa Hakk'ın kulu olur. Kim ki bunları inkâr ederse şeytanın kulu olur ve şeytanla beraber cehennemde olur. "Allah bir kimsenin kalbini müslümanlık için açarsa, o Rabb'inden verilen bir nur üzerindedir." (Zümer: 22) "Ey Allah'ım! Bana hidayetimi ilham et. Beni nefsimin şerrinden koru." (Tirmizî) Allah'ım hıfz-u himayesinde, tasarruf-u ilâhi'sinde bulundurduğu kullardan etsin. Zât'ına has bir kul, yani O'nun beğendiği gibi bir kul, Habib'ine ümmet etsin, rızâ yolunda çalışmayı ve cihadı nasip etsin. Bizi şeytanın ve nefsimizin elinde oyuncak eylemesin. Amiiiinnnnn.

‘Hasene Berlin’ Avrupa Genelinde Birinci Oldu IGMG Berlin Bölgesi, ‘Hasene Berlin’in başarısı hakkında, 19 Şubat 2014 tarihinde bir basın duyurusu yayımladı. Bunu aşağıda sizlere de sunuyoruz. “Almanya’nın Remscheid şehrinde ‘El Ele, Gönül Gönüle’ sloganı adı altında gerçekleşen ‘Hasene 2013 Yılı Değerlendirme Programı’ çerçevesinde Hasene Berlin açılan su kuyusu projesinde Avrupa genelinde birinci oldu. Üç yıl önce İslam Toplumu Milli Görüş bünyesinde kurulan İGMG Sosyal Yardım Derneği Hasene, 4 kıta ve 76 ülkede faaliyetlerini gönüllü olarak sürdürmektedir. Hasene başta Moritanya, Burkina Faso, Somali, Malavi, Benin, Sierra Leone, Gambiya, Etiyopya, Gana, Çad, Kamerun, Nijer ve Uganda gibi ülkelerde açılan su kuyuların yanısıra sağlık, yetim çocuklara bakıcı aile bulma, kurban, kumanya,

acil yardımlar ve eğitim gibi birçok alanda hizmet vermektedir. Kuruluşundan bugüne kadar milyonlarca mazlum ve mağdura yardım elini uzatan Hasene, Remscheid’da gerçekleştirdiği yıllık değerlendirme programına Avrupa’nın dört bir yanından 500 katılımcı katıldı. Hasene Başkanı Mesud Gülbahar’ın gerçekleştirdiği açılış konuşmasından sonra İGMG Genel Başkanı Kemal Ergün, İGMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü ve T.C. Düsseldorf Başkonsolosu Alattin Temür mazlum ve mağdurlara gönüllü olarak yapılan hizmetlerin önemine dikkat çekti. Hasan İstanbul başkanlığında programa katılan Hasene Berlin heyeti ise açılan su kuyusu projesinde 134 hisseyle Avrupa genelinde birinci oldu. Hasene Berlin şubesinden Hasan İstanbul başkanlığında Nihat Turan,

Cemil Demirkan, Harun Aslan, Mustafa Tokgöz, Hakan Şen, Kadir Şim-

şek, Ali Gündüzer ve Burhan Kahraman gönüllüleri programa katıldı.”


26

AZICIK Fahri EKMEKCİ fekmekci@objektifgazete.fr

Göçmenlik Halleri…

Biz gurbetçiler için göç, tâ Uzak Asya’dan döt nala gelen atalarımızı düşünecek olursak, hiç de yeni bir olgu değil; kendimizi bildik bileli göçüyoruz demek ki. Göç her hâlükârda zor bir zenaat ama, özellikle ilk nesli göz önüne alırsak, şimdilerde çoğu şeyin daha bir kolaylaştığını söyleyebiliriz: ulaşım ve iletişim hem kolay erişilebilir oldu, hem de sayıca artış gösterdi (her an uçak bulabilme, görüntülü konuşma yapabilme vb.), ülkemize istersek daha sık gidebilir olduk ya da sevdiklerimiz –vize çilesini göze alırlarsa- daha çok gelmeye başladılar. Bunlar olumlu veçhesi işin… Tabii ki olumsuz tarafları her zaman ağır basar göç ve göçmenlik hallerinin; şu ya da bu nedenle (daha çok da maddi durumlar ve iş yerinden izin alamamalar) yine de canımız her çektiğinde gidemeyiz memlekete, hatta kimi zaman cenazelerimize bile yetişemediğimiz de olur. Sonra, doğdugumuz yerlerdeki alışkanlıklarımızın bir bölümünü buralarda devam ettiremeyiz; örneğin bir çay bahçesi, bir Boğaz turu, buram buram bir simit, tadına doyulmaz komşuluk ilişkileri, anamızın yemeği, babamızın yaslanılası dağ gibi varlığı, kardeşlerimizin her daim sımsıcak desteği ve benzerlerini çoğunlukla bulamayız gurbet ellerde. Dayanması zordur da… Ama elden bir şey gelmez; bu yola bir kez girilmiş, gurbette yaşamak zorunlu olmuş veya tercih edilmiştir, hamama girilince terlenecektir. Gurbetin tahammül edilemez olduğu anlarda insanın sığınabileceği korunaklar da yok değildir aslında ama çok azdır. Böylesi durumlarda akla gelen başlıca çare ise, ilk gelenlerin neler çektiklerini düşünüp teselli aramaktır. Onların şimdilerde anlattıkları komik öyküleri dinleyip de gülebilir insan; ancak, o anlatılanlar yaşanılırken hiç de mizah değildiler, kaskatı hayat gerçekleriydiler. Çaresizlikten buraya gelmiş vatandaşlarımız adeta bir getto cehenneminde, dil ve kültüre yabancı halde, birçok zorluk yaşamışlardır. Bugünümüzde göreli olarak daha rahat bir hayat sürüyorsak, onlara bir gönül borcumuzun olduğunu hiç hatırdan çıkarmamak gerekmektedir… Yine de, ille de kötü bir şey değildir göç(menlik); yabancı insanlarla ve kültürlerle tanışmak, yeni bir dil öğrenmek, uygarlığın beşiği Avrupa’nın göbeğinde yaşıyor olmak hiç de yabana atılacak kazançlar değildir. Yeter ki bu yönde, onlarla birlikte yaşama, topluma entegre olma, farklılıkların zenginliğinin bilincinde olma yönünde çaba gösterelim ve nitelikli eğitim ve mesleklerle kendimizi onlara anlatalım. Böyle olduğunda göreceğiz ki gurbetler de bazen yakınlaşabiliyor, kültürel uçurumlar aşılabiliyor, insanlar birbirlerini daha başka bir gözle görebiliyorlar. Kısacası, insanlık kazanıyor… Geriye sadece özlem kalıyor ki, o da fenâ değildir kimileyin: hasret çeke çeke uzaktaki yakınlarımıza daha bir bağlanır, onlara daha sıkı sarılırız belki! Göç, gurbet, hasret bazen olgunlaştırır kişiyi; kâmil insan yapar…

ALMANCI Mesut AYDOĞDU aydogdu-og@web.de

EŞEKLER ÜZERİNE

Eşek kutsal bir hayvandır!!!! Kutsal Meryem ANA, Hazreti İSA’ya hamile kaldığında doğum yapmak için Beytullahim’den Nasırıye’ye kadar eşek üzerinde gitmiştir. Yani eşek Meryem Ana’nın tek yol arkadaşı ve dostudur. Ayrıca eşek Hz.İsa’nın doğum şahidi de olduğu için Hıristiyanlarca hem sevilir hem de kutsal sayılır. İncil’de de eşeğin adına rastlanır. Almanya’daki meşhur Bremen Müzikacıları’ndan biri eşektir. Almanya’da bisiklete Tel eşek denir (Drahtesel). Yine Almanya ve İsviçre’de birçok eşekleri sevme, koruma,yetiştirme cemiyeti vardır. Ne var ki, eşek biz Müslümanlarca ve Türkler’de de çok anılır. Bazen takdir edilir bazen de kızıp horgörülür. Eşek çok güzel gözlü bir hayvan olduğu için

çoğu hamile kadınlar Eşek gözlü bir kızım olsun isterler. Bazı babalar da oğullarına kızınca ‘Eşşek oğlu eşşek’ derler. Bunu derken gayeleri kendilerini övmek mi yoksa oğullarına hakaret etmek mi ya da eşek şakası mı bilinmez. İskambilde yanlış kağıt oynayan arkadaşına veya isabetsiz şut atan futbolcuya ‘sen de tam eşşekmişsin be’ denerek hem teselli olunur hem de karşıdaki uyarılmak istenir. Çünkü bizim memlekette iki ayaklı eşekler de vardır!!! Ayrıca Eşek çittçinin ve esnafın can yoldaşıdır. 1960’ların ortalarına kadar Kayserili gezici esnaflar yine Kayseri’de üretilen pazen, basma, keten gibi kumaş ve giysileri eşeklere yükleyerek Sivas, Yozgat, Nevşehir ve Niğde’ye kadar götürür, hem ticaret yapar hem de orta Anadolu insanının ihtiyaçlarını karşılarlardı. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, Süleymaniye şehrinde eşeklere saygı gösterilmesi amacıyla, kostüm ve kravatlı bir Eşek büstü yapıp “Kürdistan Eşekler Partisi’ni” kurmuştur. Helal olsun!


Le rôle de l’Azerbaïdjan dans la sécurité énergétique de l’Europe (1) 27

L’Azerbaïdjan est un des anciens pays producteurs des ressources énergétiques. Si dans les périodes remontant à l’Antiquité ou au Moyen-Âge, l’utilisation du pétrole était en quantité limitée et à des fins spécifiques, la révolution industrielle démontre l’importance du puis, l’on observe une demande qui ne cesse de croître. L’Azerbaïdjan est aussi célèbre pour ses réserves gazières. Les voyageurs anciens notaient dans leur carnet de route la présence du feu permanent dans la péninsule d’Apchéron. Les sources antiques confirment également ce feu, rendu possible grâce à la montée en surface du gaz naturel. Ce n’est pas un hasard si l’Azerbaïdjan était considéré comme un « pays des feux », une appellation qui s’utilise toujours pour désigner ce pays du Caucase du Sud. Mais le gaz est entré tardivement sur le marché. Il n’a suscité pendant longtemps aucun intérêt économique et commercial sans doute parce que sa consommation nécessitait des infrastructures appropriées que les hommes n’étaient pas encore en mesure de maîtriser. Le charbon était une véritable concurrence et n’incitait pas les industriels à s’engager dans l’exploitation du gaz. Mais le XXe siècle se caractérise par la démonstration de l’intérêt pour le gaz qui devient un véritable enjeu en ce début du XXIe siècle. Bien que l’exploitation industrielle des champs pétrolifère coïncidait avec le développement de la géopolitique, le pétrole ne constituait pas un élément si important aux yeux des premiers théoriciens de la géopolitique. Mais avec le temps, il est question d’un moyen redoutable de la politique internationale. La prise de contrôle des sources de l’énergie et des voies d’acheminent fait désormais l’objet d’une lutte d’influence entre les grandes puissances qui veulent, d’une part, assurer leur sécurité énergétique et, d’autre part, disposer des moyens pour peser dans les rapports des forces. Autrement dit, les impératifs de sécurité et de puissance guident le comportement des acteurs du système international. Ce qui explique la volonté de l’Union européenne d’avoir accès à des nouvelles sources de l’énergie au premier rang desquelles se trouvent les ressources énergétiques du bassin de la mer Caspienne. Le besoin énergétique de l’Europe L’Europe, en tant qu’une « puissance douce », n’est pas encore dotée des moyens nécessaires pour défendre ses intérêts dans l’exploitation des réserves énergétiques de la Caspienne. Elle avait laissé ses Etats membres de prendre le

soin d’agir dans un intérêt commun tout en étant consciente de la difficulté et de la complexité de la tâche. L’histoire spécifique et l’emplacement géographique de chaque Etat membre déterminent les priorités de leur politique étrangère. La principale préoccupation de l’Union européenne est de trouver une solution à sa dépendance énergétique, notamment dans le domaine du gaz naturel. Elle ne dispose pas de ressources suffisantes et doit faire face à une demande de plus en plus croissante. La crise de gaz de 2006 entre la Russie et l’Ukraine était perçue comme une mise en garde par les Européens pour lesquels il ne s’agissait pas d’une surprise. Dans le document de la stratégie européenne, adopté en 2003 à Brussel, la question d’énergie était déjà soulignée comme une source d’inquiétude, ce qui exigeait la prise urgente des mesures adéquates. L’Europe importe une grande quantité du gaz qu’elle consomme, 300 milliards cubes mètres sur 500 milliards. La Commission européenne envisage l’augmentation de la quantité du gaz importée dans les années à venir. En outre, la Russie constitue le principal fournisseur en gaz de l’Europe avec 40% des ses importations. L’augmentation de ce chiffre à 70% (une estimation de la Commission européenne) est inévitable dans le contexte actuel. Il s’impose donc à l’UE d’assurer la continuité de ses approvisionnements et d’avoir accès aux nouvelles sources de l’énergie dans le cadre de sa politique de diversification. Le bassin de la mer Caspienne constitue à cet égard un choix optimal pour éviter d’être une nouvelle fois victime d’une éventuelle crise, liée à l’approvisionnement russe. Les projets du « corridor sud » Dans un tel contexte, l’Union européenne tente de développer un nouveau projet pour acheminer les réserves gazières des pays riverains de la mer Caspienne vers l’Europe. Le projet du « corridor sud », considéré comme vital pour la liberté du continent européen, vise à relever ce défi. Dans ce cadre, plusieurs gazoducs sont envisagés: – « Nabucco » est un projet dévéloppé par un consortium des sociétés européennes et pourrait acheminer pres de 30 milliards mètres cubes de gaz. Plusieurs pays sont cités parmi les fournisseurs avec lesquels le consortium international

n’a pourtant pas encore signé les contrat d’achat. Le consortium lie la réalisation du projet à la disponibilité du gaz alors que les pays producteurs attendent plutôt les propositions concrètes de contrat d’achat à long terme. L’indécision laisse planer les doutes sur l’avenir de ce projet, considéré comme prioritaire par l’Union européenne depuis le Sommet de Nabucco, tenu les 26 et 27 janvier 2009 à Budapest. La participation du président Ilham Aliyev à ce Sommet était la démonstration de la volonté de l’Azerbaïdjan de soutenir ce projet pour lequel il est disposé de fournir du gaz. Mais la réalisation du « Nabucco » dépend de la volonté et de l’engagement de l’Union européenne et des sociétés qui composent le consortium international. Bien sûr, c’est un projet géopolitique même s’il n’est pas envisagé dans une optique de la lutte d’influence. Le fait de viser la diversification des sources d’approvisionnement de l’Union européenne lui donne un aspect plus politique qu’économique. On sait très bien que le lancement de ce projet a suscité l’émergence du projet concurrent « South Stream ». – Le projet ITGI (Interconnector TurkeyGreece-Italy) a une capacité de 10 milliards de mètres cubes de gaz par an. Les trois pays, qui sont les promoteurs de ce projet – Turquie, Grèce et Italie – se sont mis d’accord en juillet 2007 à Rome. Il exige moins d’investissements par rapport à d’autres projets étant donné l’existence d’une partie des infrastructures. Mais il n’est pas retenu par le consortium Shah Deniz pour acheminer du gaz à l’Europe. – Le gazoduc Trans-Adriatique (TAP) est un troisième projet soutenu dans le cadre du « corridor sud ». Il doit passer de l’Albanie jusqu’à l’Italie. Pour appuyer son engagement à l’égard de la Grèce, le consortium (E.ON Ruhrgas, EGL et Statoil), chargé de sa construction, a pris la décision d’assurer le passage du gazoduc par une petite parcelle du territoire grec. Le consortium est ambitieux d’obtenir du gaz de la deuxième phase du Shah Deniz, situé dans le secteur azerbaïdjanais de la mer Caspienne. A cet effet, il a présenté une proposition de mille pages en octobre dernier. En outre, il a signé 5 « memorandums of understanding » dont le plus important porte sur la construction « Ionian Adriatic Pipeline ». Il a aussi préparé une évaluation, en-

voyée à structures compétentes des pays de transit, de l’impact d’un tel projet sur l’environnement. – Le « White Stream » est un projet le moins soutenu par l’Union européenne et se trouve toujours en phase d’études de faisabilité. Il devrait passer sous le fond de la mer Noire pour arriver en Roumanie, d’un côté, et à l’Ukraine, de l’autre. – Un autre projet, qui viendra compléter le « corridor sud », envisage de transporter du gaz azerbaïdjanais, extrait du champ de Shah Deniz, vers le marché européen. Il s’agit du projet « Transanatolien » qui est présenté au public apès la signature d’un « memorandum of understanding », le 26 décembre 2011 à Ankara entre l’Azerbaïdjan et la Turquie. Les deux parties s’engagent à créer un consortium, composé, d’une part, de la société pétrolière azerbaïdjanaise, le SOCAR (80%) et, d’autre part, des deux sociétés turques BOTAS et TPAO (20%). Mais l’accord de principe sur sa construction a été obtenu lors de la visite du président Ilham Aliyev à Izmir, le 25 octobre 2011 où il s’était rendu pour participer à l’inauguration des usines de raffinerie du SOCAR. Il faut souligner que les négociations avec la partie turque sur l’acaht et le transit du gaz azerbaïdjanais avait commencé bien avant la visite et alimentait les spéculatuions dans la presse des deux pays. L’issue positive de ces négociations ne faisait aucun doute et l’annonce de ce nouveau projet de gazoduc traversant l’Azerbaïdjan, la Géorgie et la Turquie en est une bonne illustration. La signature de cet accord peu de temps après la visite du président Aliyev démontre la volonté des deux pays de poursuivre avec détermination la réalisation de ce projet. La capacité initiale de gazoduc, dont la mise en fonction est prévue pour 2017, s’élève à près de 16 milliards mètres cubes dont les 6 milliards seront prévus pour la consommation intérieure turque et les 10 milliards restant seront exportés aux marchés européens. C’est une idée ambitieuse qui permet aux sociétés européens de s’approvisionner en gaz, bien qu’il ne s’agisse pas des volumes importants, et au SOCAR d’accéder aux marchés européens ; elle est susceptible de donner une nouvelle implulsion au « corridor sud ». Askar Aliyev Correspondant d’AZERTAC à Paris Fazil Zeynalov Enseignant-chercheur à d’AZERTAC à Paris l’Université d’Etat de Bakou


28

Le maire de Mulhouse Jean Rottner raconte ses projets…

Avant les élections municipales de 23 et 30 Mars 2014, on est allé visiter le maire sortant de Mulhouse, Mr. Jean Rottner pour écouter ses projets. Sous l’accompagnement de Mr. Aubin Brandalise, Directeur Adjoint du Cabinet du Maire et du Président, Mr. Beytullah Beyaz, colistier de Mr. Rottner et Mr. Faruk Beyaz, frère de Beytullah, on a eu la chance de connaitre un politicien très brillant et sympathique. Voici ce qu’il faut retenir des pourparlers de Mr. Rottner, avec tous nos remerciements… « Les grandes lignes et la première chose est de faire une campagne à l’image de mon mandat, c’est à dire d’être proche des gens. J’ai l’habitude de dire que mon bureau est dans la rue car le rôle du maire c’est d’être à l’écoute des habitants et d’être disponible. Il doit être vu dans la ville pour pouvoir discuter, partager afin de résoudre les problèmes. Les petits détails sont importants et ces détails sont dans la vie quotidienne, le maire doit pouvoir les remarquer en étant dans la rue avec ses concitoyens. Le maire est le premier acteur dans la vie quotidienne des gens, un candidat est mandaté pour gérer une ville pendant six ans et donc mon programme est le programme d’un candidat qui est à l’écoute de ses concitoyens. La première chose que j’entends de la part de ces derniers est l’emploi et derrière cela, d’arriver à faire redémarrer cette ville qui a été touchée par une crise forte, qui a perdu plus d’une dizaine de milliers d’emploi en dix ans. C’est donc pour cette raison que je fais des propositions en la matière. La deuxième thématique est la sécurité dont j’ai fait un engagement très fort au cours des années précédentes et nous avons eu des résultats. J’ai mobilisé l’ensemble des partenaires de la ville pour que la sécurité aille mieux à Mulhouse. Nous avons avancé mais il faut aller encore plus loin. Ensuite vient la fiscalité, les gens n’en peuvent plus d’être imposés par l’Etat. Ce n’est pas aux mulhousiens de payer le fait qu’il n’y ait pas d’autre choix que d’augmenter les impôts. Je m’engage donc à ne pas augmenter les taux communaux pendant les six prochaines années. Ce qui est également important, c’est le bien vivre ensemble c’est à dire capable de protéger, d’accompagner les familles. Pour moi la famille c’est un élément essentiel et dans ces moments difficiles que l’on traverse, je viens proposer ici des éléments qui permettent à la famille de bien vivre ici chez nous. Par exemple je souhaite que les familles

puissent payer ce qu'offre la ville, je veux que les jeunes jusqu'à 22 ans bénéficient d'un tarif plus que réduit dans les transports en commun. Je souhaite oeuvrer pour la famille à travers l'éducation, à travers l'école avec le renouvellement de celles-ci et je veux favoriser les liens entre les familles et les enseignants. Le sport, la culture, le respect de chacun et la possibilité de à tous de pouvoir s'exprimer et de participer à l'avenir de Mulhouse sont importants. Chaque habitant est responsable de l'avenir de sa ville, c'est pourquoi je veux organiser dès le mois de juin, un forum qui va permettre à tous de se réunir et de réfléchir à notre avenir, à la manière dont nous voulons que notre ville sera gérée pendant ces six prochaines années. Je veux donc être proche des mulhousiens, être à l'écoute des habitants autour des thématiques que sont l'économie, l'emploi et des valeurs comme la famille, le respect de l'autre. En ce qui concerne les étrangers, je pense que ce qui est important c'est qu'avant d'être turc ou guinéen, nous sommes mulhousiens et nous appartenons à une communauté. Je souhaite donc que les turcs de Mulhouse participent au futur de la ville, viennent travailler avec nous dans les organes de décision, de réflexion, dans le sport, dans la vie sociale et économique. Je souhaite qu'il y ait une confiance entre la communauté et le maire, qu'on puisse travailler ensemble pour l'avenir de Mulhouse. Il y a chez nous 136 communautés d'origines différentes! Cela est une richesse et il faut que toutes ces communautés se sentent concernées car elles sont importantes pour la ville. Il faut découvrir l'autre c'est pourquoi j'aimerai créer une école de langue où l'on puisse apprendre les langues de ces communautés, échanger les cultures différentes. Il faut s'ouvrir à l'ensemble pour construire quelque chose. Les lieux de cultes sont importants, il faut que chacun

se respecte et respecte l'égalité républicaine. Mon rôle est d'arriver à simplifier la vie de tout le monde. Dernièrement, au sujet de Monsieur Beytullah Beyaz, au delà de sa personne je trouve qu'il a une famille exceptionnelle qui travaille et qui est solidaire. Leur pain de qualité est reconnu dans tout le quartier, acheté par des personnes de cultures différentes. Monsieur Beytullah Beyaz est simple, artisan, travailleur. C'est une personne efficace que j'apprécie, quelqu'un qui a tout compris de l'intégration et de venir travailler avec nous. J'ai besoin autour de moi de personnes qui sont au service de l'autre et je pense que lui est une personne qui a le sens de l'écoute, qui aime être au service de l'autre et qui est présent avec des valeurs qui sont proches des miennes. Il partage cet humanisme et cette envie de faire vivre. Mulhouse est une ville qui ouvre beaucoup de perspectives et je souhaite que la communauté turque soit avec nous à travers leurs élus, leurs responsables pour venir construire une ville à laquelle ils appartiennent où il faut que nous nous connaissions toujours plus, que nous nous apprécions toujours plus. » EN QUELQUES MOTS, QUE VOULONS-NOUS? Sans augmenter les impôts communaux: Nous voulons une ville encore plus sûre! La sécurité est la première des libertés. Les incivilités doivent être vaincues. Je veux affirmer, de manière encore plus forte, l’autorité du maire et renforcer le rôle de la police. Nous voulons une ville qui donne encore plus envie. Il faut améliorer l’attractivité de Mulhouse et construire son rayonnement. C’est la clé de l’emploi et de la création de nouvelles richesses pour notre ville. Pour cela, je veux faire de Mulhouse une ville encore plus dynamique sur le plan économique, culturel, sportif, associatif… Je veux également mettre davantage en avant les atouts écologiques de Mulhouse et faire de notre ville, une cité de grande nature. Nous voulons une ville qui accompagne les familles, les jeunes, les seniors, le monde associatif et qui protège les plus fragiles… Je veux faciliter la vie quotidienne et aider celles et ceux qui veulent avancer! Nous voulons une ville qui ose ! L’innovation et la créativité doivent être encouragées et devenir

progressivement la « marque de fabrique » de notre ville. Pour ce faire, toutes les volontés, quelles que soient leur sensibilité politique, sont les bienvenues! Car j’ai la conviction profonde que la plus grande richesse de Mulhouse, ce sont ses habitants! À RETENIR • UNE BRIGADE TRANQUILLITÉ DEDIÉE AUX TRANSPORTS PUBLICS. • ALLÔ TRANQUILLITÉ : 1 APPEL = 1 RÉPONSE. • 100 € ANNUELS OFFERTS SUR L’ABONNEMENT DE TRANSPORT EN COMMUN PASS’JUNIOR. • 5 000 PROPRIÉTAIRES AIDÉS D’ICI 2020 DANS LE FINANCEMENT DE LA RÉHABILITATION DE LEURS LOGEMENTS. • MULHOUSE VILLE-AMIE DES AINÉS (LABEL ORGANISATION MONDIALE DE LA SANTÉ). • PLAN ÉCOLES : 35 MILLIONS D’EUROS DE TRAVAUX. • RÉDUIRE LA CAPACITÉ D’ACCUEIL DES DEMANDEURS D’ASILE À MULHOUSE. • PAS D’AUGMENTATION D’IMPÔTS. • DÉPENSER À L’EURO UTILE. • RÉDUCTION DES INDEMNITÉS DES ÉLUS. • LES MULHOUSIENS TOUJOURS PLUS IMPLIQUÉS DANS LES CHOIX. • POSSIBILITÉ DE RÉFÉRENDUM POUR LES PROJETS DÉCISIFS. • 400 NOUVELLES PLACES DE STATIONNEMENT. • 3 NOUVEAUX JARDINS PUBLICS. • LANCEMENT D’UN SERVICE DE DÉCHETTERIE MOBILE. • 1000 NOUVEAUX ARCEAUX À VÉLO. • 60 KM DE CHAUSSÉES RÉNOVÉES. • DES GRANDS ÉVÉNEMENTS À MULHOUSE POUR ATTIRER LES TOURISTES ET DIVERTIR LES MULHOUSIENS. • 2500 NOUVEAUX EMPLOIS CRÉÉS D’ICI 5 ANS EN LIEN AVEC L’INNOVATION NUMÉRIQUE ET TECHNOLOGIQUE. • LES PORTEURS DE PROJETS INNOVANTS ACCOMPAGNÉS INDIVIDUELLEMENT. • UN CENTRE-VILLE PLUS GRAND, PLUS FORT, UNIQUE. • ÉTENDRE LE WIFI GRATUIT DANS LA VILLE. • POURSUIVRE LA RÉNOVATION DES QUARTIERS ET LES AUTRES QUARTIERS


Kristal Organizasyon:  25 yıllık  düğün serüveni,  A’dan Z’ye organizasyon… Fransa’nın Metz şehrinde, Borny’de 25 senedir düğün sektöründe hizmet veren KRİSTAL ORGANİZASYON’un stüdyosuna konuk olarak, ESKİCİNDİL ailesinin bu güzel ve anlamlı öyküsünü, stüdyonun sorumlusu Özgür’le yapmış olduğumuz söyleşide sizler için dinledik. Kısaca şirketinizden, şirketin geçmişinden sözeder misiniz? Öncelikle Objektif gazetesine bu röportajınızdan dolayı çok teşekkür ederiz. Şirketimiz 1989 yılında babamız Hasan ESKİCİNDİL tarafından ” Özgür Video” olarak kurulmuştur. Bu işe önce düğünlerde kamera ve fotoğraf çekimi ile başlamıştır, sonra da dört oğlunu yanında yetiştirip şirketi geliştirmistir (3 kamera çekimi, montaj, dev ekran, photoshop vs...). Beş yıldan beri de KRİSTAL ORGANİZASYON adıyla müşterilerimize daha iyi hizmet sunmak için komple A’dan Z’ye düğün organizasyon işi yapıyoruz. Müşterilerimiz için en güzel günlerinde hayallerini, arzularını gerçeğe dönüştürmek ve unutulmaz bir iz bırakmak istiyor, onlar misafirleriyle ilgilenmenin tadını çıkarırken, biz gerekli tüm detayları onlar adına büyük bir titizlikle yürütüyoruz.

Gökhan

25 yıldır aralıksız düğün sektöründesiniz, bu başarıyı neye borçlusunuz? Başta ciddiyetimize ve samimiyetimize, işimize duyduğumuz sevgi ve saygıya, gösterdiğimiz özene. Daima en iyisini yapmak başlıca ilkemizdir. Düğünlerimizi lüks görü-

Özgür

nümlü masalarla, kaliteli salon ve tavan süslemeleriyle yaptığımız için, her gelin ve damatın hayallerindeki düğünü gerçeğe dönüştürerek en mutlu günlerinde onlara görkemli ve kusursuz bir düğün sunuyoruz. Yapılan organizasyon sonucunda müşterilerimizin yüzünde gülümseme görmek ise en büyük mutluluğumuz. Biz kendi kendimizi övmeyiz, bizi müşterilerimiz överler ve dostlarina önerirler; kalitede, hizmette, fiyatta lidersiniz derler. Düğünlerde binlerce dostluklar kazandık, işimizin en güzel tarafı da bu olsa gerek. Vatandaşımız neden sizi tercih etmeli? Hizmetleriniz nelerdir? Çünkü düğün bizim işimiz, uzmanlaşmış kadromuzla deneyimli bir şirketiz. Düğün çok özel ve kutsal olduğu için tesadüfe bırakılmamalı. Genç, güleryüzlü ve çalışkan ekibimiz ile misafirlerin isteklerini göz önüne alıyoruz. Mutfakta büyük hijyen içindeyiz, etlerimiz Helal sertifikalıdır. Metz Borny’de kendimize ait fotoğraf stüdyomuz ve büromuz bulunuyor. Kendimize ait limuzini tüm gün müşterilerimize sunuyoruz. Bizde başta berlirlenen fiyattan hariç ekstra ödeme yok. Her zevke uygun dekor

çeşitleri, zengin yemek çeşitleri, aperitif ve meyve büfesi, (isteğe özel yemekleri büfe şeklinde vermek mümkündür), yuvarlak masa, porselen tabak, salon ve müzik grubu bulmaya yardım ediyoruz, isteğe özel lüks araba kiralıyoruz (Lamborghini, Hummer limuzin...). Yüksek kalite kamera ve fotoğraf çekimi, fotoğraflı davetiye, Dj, bayan Dj, el yapımı mezelerimiz, muhteşem pastalarımız, meşaleli karşılama, Düğün TV’de yayın, salon temizleme... Bunlar hizmetlerimizden örneklerdir. Evlenecek çiftlere neler söylemek istersiniz? Gelin ve damat adaylarını Metz-Borny’deki büromuzda bekleriz, bir kahve içimi esnasında projelerini konuşalım, sunduğumuz hizmetleri gösterelim, panoramik albümlerimizi, davetiye modellerimizi gösterelim. Bu arada herkesi facebook adresimizden ve Youtube’dan bizi takip etmeye davet ediyorum. Bizde hiçbir ayrım yok, herkes eşittir, herkes dosttur. Mevlana’nın dediği gibi, “Gel, kim olursan yine gel, nasılsan öyle gel”. İrtibat: Özgür ESKİCİNDİL (Tel: 06 32 24 67 21)


Saadet Partisi’nin Fransa Temsilciliği Strasbourg’ta Açıldı

33

Bu açılışa vatandaşların da büyük ilgisi vardı. Açılışta üzerinde Saadet Partisi’nin ableminin bulunduğu yaş pastayı Temel Karamollaoğlu ve çiçeği burnundaki Başkan Yahya Nalbant birlikte kestiler. Açılışa gelen misafirlere Parti teşkilat mensuplarının hazırladığı yiyecekler ve içecekler ikram edildi. Bugünün çok anlamlı olduğunu anlatan Başkan Yahya Nalbant, “Bugün 28 Şubat post- modern darbesinin yıldönü-

Hasan KARAKAYA / Strasbourg Milli Görüş’ün lideri merhum Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN tarafından temelleri atılan Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve en son olarak da hayatını idame ettiren Milli Görüş’ün siyasi ayağı olan Saadet Partisi’nin irtibat bürosu Fransa’nın Strasbourg şehrinde açıldı. SP’nin Fransa Temsilciliği’nin Başkanlığı’nı ise Yahya Nalbant yapacaktır. 28 Şubat 2014 tarihinde Strasbourg’ta açılışını gerçekleştirdiğimiz Saadet Parti’mizin Fransa temsilciliğidir. Fransa genelinde beş bölgede daha temsilcilik açılacaktır. Türkiye’de yeni bir yasa ile artık siyasi partiler olarak yurt dışında da siyasi temsilcilikler açma ve hizmet etme gibi yasal özgürlüklerinin verilmesiyle, Saadet Partisi de bu yasal hakkını kullanmaya karar vermiştir. İslam Toplumu Milli Görüş’ün Avrupa’da sivil toplum derneği olarak çalışma alanları bellidir: Camii hizmetlerinin yanısıra eğitim, sosyal ve kültürel alanlar.

Milli Görüş’ün de artık Avrupa’da siyasi çalışmalara hız vermesinin zamanının gelip geçtiğini bildirmek amacıyla açılmış olduğunu söylemek isterim. 3, rue de la Fayette 67100 Strasbourg adresinde büronun açılışına eski Sivas Belediye Başkanı ve eski Refah Partisi milletvekili Temel Karamollaoğlu ile Saadet Partisi son Genel Başkanı merhum Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN’ın ekonomi baş danışmanı Prof. Dr. Osman ALTUĞ da katıldılar.

25 Nisan-1 Mayıs 2014 tarihleri arasında Alsace Bölgesi’nde lisedeki Türkçe derslerine katılan 30 gencimiz, Pâques tatilinde tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerini tanımak, uygulamalı günlük yaşama katılmak ve iki ülke arasında bağ oluşturmak amacıyla İstanbul’ gidiyorlar. Türkiye Fransa arasında yaptığı öğrenci değişimi ve kültürel gezilerle tecrübe sahibi olan yazar ve eğitimci Ali BAŞARAN’ın önderliğindeki girişime aileler ve çok sayıda işveren de aktif destekte bulunuyor.

Bize verdiği aktif destekten dolayı partönerimiz OBJEKTİF GAZETESİ ve aşağıdaki sposorlarımıza teşekkürlerimizle… Sélestat-Marckolsheim: PRO PLAC’EST, DELTA GARAGE, Centre Alsace Chauffage, SCINNC, FERRONNERIE SAYLIK SARL, METALLERIE SCHUHPAINT, PAVAGE YANNICK, AB AUTO, RK Terrassement, FMEF, TUNAY Sarl, Menuiserie-Euro fenêtrés, ISIK CONSTRUCTION, GEC0NCEPT, GARAGE TECHNIK AUTO Strasbourg-Schiltigheim: EVIM, AUTO

IDEAL, Pro-Autos Service, Restaurant Le Bosphore(Bischwiller), DADACH AUTO, Manolya, MADO, CAFE KLEBER, Entreprise ECABAT, BIGOSS, PRO-INTER, SPG Plâtrerie, AKSU SARL, SARL EST RAVALEMENT, SARL ADANA, CHEZ ALISAN, BIERSTUB LA HAUBLONNIERE, BOITANEM, AU BONHEUR DU PAIN, EPICERIE

Avrupa’daki sağlık sistemi hakkında bilgiler vermesinin önemine dikkat çekti. Başkonsolos Serdar Cengiz ise konuşmasında, “”Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” sözünü hatırlatarak Türk doktorların AP’de sempozyum düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. EN FAZLA HARCAMA YAŞLILARA Almanya’dan gelen Avrupa Türk Sağlık Elemanları (ATSEF) Eş Başkanı Dr. İlker Duyan, Alman sağlık sisteminden örnekler vererek sigorta ve sağlık sektöründe yapılan hizmetleri anlattı. Dr. Duyan, 2008 yılı istatistiklerine göre, Al-

manya’da hastalık kasaları yılda 189 milyar Euro gelir elde ederken bunun 184 milyarının sağlık hizmetine harcandığını ifade etti. Hastalık kasalarının en çok 65 yaş üstü kişilerin sağlık hizmeti için ödeme yaptığını dile getirdi. İsviçre Türk Hekimleri ve Sağlık Çalışanları Birliği ( İTHSAB) Başkanı Dr. Cankurt Yüksel de, “İsviçre küçük bir ülke. Ülkede Sağlık Bakanlığı yok. Sağlık hizmetleri kanton yönetimleri tarafından karşılanıyor” dedi.

müdür. Necmeddin ERBAKAN Hocamızın Milli Görüş’ünün iktidardan indirilişinin ve Hocamızın ahirete intikalinin sene-i devriyesidir. Başka söze gerek yok. Bin yıl sürecek diye darbe yapanların isimleri 17 yılda unutuldu ama Milli Görüş’ün kıyamete kadar büyüyerek devam edeceğinin bu açılışlar bu büyümeler bir kanıtıdır” dedi. Aynı günün akşamı da, eski Başbakan’lardan Milli Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN için, “ERBAKAN’ı ANMAK ve ANLAMAK” adı altında bir yad etme programı düzenlendi. Bu etkinliğe vatandaşlarımızın büyük bir ilgi gösterdiği görüldü.

ALSACE-İSTANBUL KÜLTÜREL GEZİSİ

PRINCIPAL, KOZYSOCKS, EST-PROFER Kehl: Destina Fashion, STAR GRILL, CITY GRILL, FREESTYLE.

Türk Doktorlar Avrupa’daki Sağlık Sistemini Anlattı Türk- Fransız Sağlık Vakfı (TFSV) ile Avrupa Doktorlar Federasyonu (FEMS) tarafından Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Avrupa’da Sağlık ve Sosyal Güvenlik Sistemi konulu sempozyum düzenlendi. Avrupa Parlamentosu’nun Winston Churchill binasındaki sempozyuma 70 sağlık çalışanı katıldı. Sempozyumu izleyenler arasında Avrupa Konseyi Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Rauf Engin Soysal, Strasbourg Başkonsolosu Serdar Cengiz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Arif Kopuz da vardı. Gün boyu süren sempozyumun açılışını yapan TFSV Başkanı Dr. Serdar Dalkılıç, farklı ülkelerden gelen sağlık uzmanlarının

“FRANSA ÖRNEK ÜLKE” Londra’dan gelen Dr. Müge Herrewegh-Trak İngiltere’deki sağlık sigortası sistemi hakkında bilgiler verdi. ATSEF Eş Başkanı Dr. Serdar Beklen Avusturya, FEMS Başkanı Dr. Enrico Reginato İtalyan sağlık sisteminden örnekler vererek yapılan hizmetleri anlattılar. TFSV Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ezgi Gülmez, Fransa sağlık sisteminin dünyadaki en iyi sağlık sistemi olduğunu, herkese eşit bir yaklaşım sergilendiğini ileri sürdü. Sağlık reformları ile hizmette çıtayı yükselten Fransa’nın 2000 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından en iyi ülke seçildiğine dikkat çekti. Konuşmaların sonunda yuvarlak masa toplantısıyla sorunlar dinlendi.


Mulhouse’da Türk Meclis Adayı Beytullah Beyaz 34

Mulhouse Belediye Başkan Jean ROTTNER ve encümen adayı Beytullah BEYAZ, 16 Şubat 2014 tarihinde Mulhouse Türk Kültür Merkezi’ne ziyarette bulunarak, Merkez’in Başkanı Mehmet KUNDURACI ve dernek üyeleriyle görüştüler. Güzel bir ortamda geçen görüşmelerde, Belediye Başkanı projeleri hakkında bilgiler vererek, « Buraya gelmekten her zaman mutluluk duyuyorum, burada rahat bir ortamdayım,

her zaman güzel ağırlanıyoruz, Merkez’in yöneticilerine çok teşekkür ediyorum » dedi. ROTTNER ve BEYAZ, ayrıca, 13 Şubat 2014’te, 013 Saint Fridolin Salo-

COJEP KÜLTÜR BASIN BİLDİRİSİ COJEP KÜLTÜR’ün organize ettiği 4.cü Uluslararası Gümüş At Sinema ve Müzik Ödülleri hazırlıkları başladı. 2011 yılında Brüksel, 2012 yılında Gent ve 2013 yılında Lyon’da gerçekleştirilen ödül töreninin 4.cüsü bu yıl yine Lyon’da yapılacaktır. Türk Hava Yolları, TC Kültür Bakanlığı, Yunus Emre enstitüsü, UNEFT ve önemli yerel sponsorların destekleriyle gerçekleştirilecek ödül töreni için Sinema ve Müzik dalında müracaatlar baslamıştır. 13 Haziran’da gerçekleştirilecek 4.cü Uluslararası Gümüş At Sinema ve Müzik ödülleri töreni için Sinema ve Müzik dalında yarışacak eserlerin ve yapımların en geç 15 Mayıs 2014 tarihine kadar COJEP KÜLTÜR merkezine müracaatları gerekmektedir. Ödül Verilecek Dallar:

Sinema: ØEn iyi Film ØEn iyi Belgesel ØEn iyi Yönetmen ØEn iyi Erkek Oyuncu ØEn iyi Kadın Oyuncu ØEn iyi Senaryo Müzik: ØEn iyi Pop Müzik Sanatçısı ØEn iyi Halk Müzik Sanatçısı ØEn iyi Klasik Müzik Sanatçısı ØEn iyi Genç Yetenek ØEn iyi Grup Özel: ØOnur Ödülü Müracaat için: SefaKUNDUZ COJEP SANAT VE KÜLTÜR DIREKTÖRÜ 18, rue du Chemin de Fer 67200 Strasbourg Tel: 07.81.70.18.98 cojep.culture@gmail.com

BAŞSAĞLIĞI

GÖZÜNÜZ AYDIN

Sevgili arkadaşımız, Benfeld’de mukim, 

Harun ve Selma GENCER

Giresunlu Kenan Akbayrak’ın Babası

çiftinin ikizleri 

Eyüp AKBAYRAK

ZÜMRAL ve ZELİHA

19 Şubat 2014 tarihinde vefat etmiştir. Merhuma Tanrı’dan rahmet,  Akbayrak ailesine başsağlığı ve 

isimli yavrular dünyaya gelmiştir.  Yavrulara hayırlı ömürler diler, bütün aile fertlerine gözünüz aydın der, 

nu’nda düzenlenen geceye de katılarak, liste tanıtımı eşliğinde programlarını vatandaşlara anlattılar. Türk ve Fransız yaklaşık beş yüz kişinin katıldığı toplantıda, ROTTNER ve BEYAZ, gazetemiz yazarı ve Beytullah BEYAZ’ın kardeşi, menajer Faruk BEYAZ eşliğinde Objektif kameralarına özel poz verdiler. ROTTNER’in listesindeki tek Türk olan BeytullahBEYAZ, üniversitede ekonomi bölümünde okuduktan sonra ailesinin yanına gide-

rek, Mulhouse’un sayılan, sevilen ve örnek alınan esnaflarından biri haline geldi. Şu an Karadeniz Fırını’ndaki güler yüzlü ve sempatik tavırlarıyla tanınan BEYAZ’a ve ROTTNER’e seçimlerde başarılar diliyoruz.

AVRUPA PSİKOLOJİ MERKEZİ’NDEN  STRASBOURG VE ÇEVRESİNDEKİ AİLELERE MÜJDE

2014 yılının Ocak ayından bu yana iki şubesiyle hizmet vermekte olan Psikolog Erdinç Üstündağ yönetimindeki Avrupa Psikoloji Merkezi, Starsbourg ve çevresinde oturan ailelere müjdeli haberler verdi. Avrupa Psikoloji Merkezi olarak faaliyetlerine devam ettiklerini ifade eden Psikolog Erdinç Üstündağ; depresyon,

panik atak, saplantı - takıntı ve cinsellik gibi konularda çalışmalarına hız verdiklerini belirterek, en önemli konu olarak da öğrencilerindeki konsantrasyon ve motivasyon problemleri için özel destek verdiklerine vurgu yaptı. Ayrıca öğrencinin psikolojik durumunu anlamak için tüm okullar ile irtibata geçip bu konuda da yardımcı olduklarını açıklayan Üstündağ, insanların kendilerini daha zinde hissetmesini sağlayan Yoga seanslarının da devam ettiğini belirtti. “Bizim sloganımız her zaman olduğu gibi ‘meslekte kalite’dir” diyen Üstündağ, genel olarak psikoloji seanslarını ikinci şubeye aldıklarını; Akademi’deki öğrencilerin de eski yerde derslerini sürdürdüklerini söyledi. (Avrupa Psikoloji Merkezi ikinci şube: 0049 78 51 496 15 03, Eğitim Akademisi: 0049 78 51 886 70 29 / www.kekeleme-psikoloji.de)

Satılık fond de commerce Strasbourg Meinau’da, işlek yerde, müşterisi hazır 50 metrekarelik kuaför salonu, malzemesiyle birlikte satılıktır. Kirası 750 € / TTC.

sabır dileriz.

tebrik ederim. 

Fiyatı: 50 000 € à débattre.

Fahri-Gülboy-Kaya Ekmekci

Hasan Karakaya

Tel: 06 58 61 13 06 / 03 90 200 220


Fransa'da camiye ırkçı saldırı Fransa'nın Vosges bölgesinde bulunan Mirecourt kentindeki Türk camisinin duvarlarına ırkçı ve İslam karşıtı yazılar yazıldı, gamalı haç çizildi. Aşırı sağcı ve yabancı düşmanı Ulusal Cephe Parti’sini öven ifadeler ve "Fransa Fransızlarındır" yazıları yazılan caminin duvarlarına, gamalı haç da çizildi. Mirecourt kentindeki Türk camisinin bu yıl içinde ikinci kez ırkçı

saldırıya hedef olduğu belirtildi. Olayla ilgili polisler soruşturma başlattı. Polisler soruşturma sonucunda hemen bu yazıyı yazan kişileri yakaladı. Bu saldırıyı yapan kişiler sadece camiye yazı yazmak ile kalmayıp, şehirde bulunan kilise ve mezarlıklara da aynı yazıları yazmışlar. Saldırıyı yapan 4 gencin üçü erkek ve biri kız; 18 ve 25 yaşlar arasında olan bu saldır-

35

ganları, polis 10 saat içinde yakaladı. Mirecourt Türk Dostluk Cemiyet Başkani Şahan Elvan, bu saldırılar ilk defa olmuyor, bunu yapan kendini bilmez 4 Fransız gencidir. Aşırı alkol aldıktan sonra gençlere eğlence gibi gelen bu saldırıyı kınıyorum ve en ağır cezayı almalarını diliyorum dedi. Yerel basında da bu olay yankı buldu.

Türkler’in temsilcisi olacağım 2014’ün mart ayında yapılacak belediye seçimlerinde Objektif Gazete VosgesNancy bölgesi temsilcisi Mustafa GÜÇLÜ de, UDI ve sağı temsil eden David Valence listesinde 9’uncu sırada yer alacak. Fransa devlet kamu memuru olan Mustafa GÜÇLÜ, bizlere yaptığı işini anlattı: « Agence Nationale des Fréquences’ta (Türkiye eşdeğer bilgi ve teknoloji kurumu), Frekans koordinasyonu bölümünde çalışıyorum. Kara, hava, deniz, uydu ile radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde uluslararası frekans koordinasyon işlemleri, komşu ve ilgili ülkeler ile ikili veya çoklu anlaşmalar, anlaşma mevcut olmaması halinde ise HCM, ITU ve CEPT prosedürleri çerçevesinde frekans koordinasyonu yapıyorum. Ayrıca işletmeciler veya kullanıcılar tarafından komşu ülkelerde kullanılan sistemlerden kaynaklanan bir zararlı elektromanyetik girişimin bildirilmesi veya böyle bir girişimin tespit edilmesi halinde komşu ülkeler nezdinde sorunun çözülmesine yönelik işlemlerle ilgileniyorum. Radyo ve televizyon dahil her türlü yayınların belirlenmiş emisyon noktaların-

Mustafa Güçlü Haberleri

dan yapılabilmesini teminen, ortak anten sistem ve tesisleri kurulması ile ilgili usul ve esasları tespit ediyorum. Fransa’nın telekomünikasyon ve frekans haklarını korumak amacıyla uluslararası değişik toplantılar düzenliyorum ve müzakerelere katılıyorum (birlikte çalıştığım ülkeler Almanya, İsviçre, Belçika, Luxemburg, İtalya, İspanya, İngiltere, İspanya ile Fransa’nın denizaşırı toprakları olan Réunion, Guadeloupe, Guyane, Haiti....).” Mustafa Güçlü ayrıca cemiyet faaliyetlerinde aktif rol almaktadır. “Saint Dié Türk Dostluk Cemiyeti’nde sekreterlik, başkan yardımcılığı ve başkanlık yaptım ve devamlı cemiyetin faatliyetlerinde yer alıyorum. Bu son dönem Fc Türk Futbol’un başkan yardımcılığını yapıyorum. Gelecek seçimlerde David Valence’ın listesinde 9’uncu sıradan adaylığım açıklandı, Saint Dié Belediyesi’nde seçildiğim taktirde önemli rol almak istiyorum.

Başta pozisyon icabı belediye başkan yardımcılığına yakınım, şu an hiçbir şey belli değil çünkü grup önce seçilip sonra görev dağılımı yapmayı düşünüyor. Seçimi kazanmadan şu bu görevi vermiş hiçbir şey ifade etmiyor. Her zaman söylediğim gibi Türkler siyasete pasif kalıyorlar, ilginin daha çok artması lazım. Haklarımızı savunmak ve sesimizi duyurmak için daha çok temsilci gerekiyor. Tabii belediyeye seçildikten sonra amacım sadece bir kesime hizmet etmek değildir, Saint Dié’de yaşayan herkese hizmet etmektir. Benim amacım Türk toplumuna ve en önemlisi gençlere örnek olmaktır. Fransız vatandaşı olan herkesi öncelikle oy kullanmaya ve destek olmaya çağırıyorum.” Saint Dié’de Türkler’e ilgi arttı, şu an dört listenin üçünde Türk kökenli Fransız var. Sosyalistlerin listesine Müslüm Atmaca, Bağımsız ama yine sola yakın olan listede Orhan Turan, Bayram Ali Taş ve Laure Koçak var. Bir şehirde 5 aday oluyorsa demek ki Fransız vatandaşı olan Türkler’in seçimlerde rolü büyüktür. Bu ilgi tabii ki memnuniyet vericidir, bu durumu lehimize çevirmek ve iyi kullanmak gerekiyor. Adayların yolu Türk Fransız cemiyetinde

geçiyor Ama şunu da unutmamak gerekiyor; Saint Dié’deki Türk Fransız ve Dostluk cemiyetinin rolü ve önemi büyüktür, 4 aday cemiyette başkanlık görevi yapmıştır ve cemiyete başkanlık yapmaya kutsal bir görev olarak bakılabilir. Cemiyetin şu an başkanı olan Ahmet Şahin, bütün adaylara seçildikten sonraki görevlerinin cemiyetin menfaatlarını göz ardı etmemek ve tabii ki Türk toplumunu layıkı ile temsil etmek olduğunu ifade etti. Ayrıca bütün adaylara başarılar diledi. Fransa genelinde belediye seçimlerinde Türk kökenli aday arttı Bu seçimlerde görülüyor ki Türk kökenli Fransızlar’a daha çok ilgi duyuluyor, gelecek belediye seçimlerde 150’ye yakın böyle aday var. Bu rakamın içinde ayrıca Türk kökenli Fransız belediye başkan adayları vardır; bir kaç örnek vermek gerekirse, Bora YILMAZ Nancy, Tuncer SAĞLAMER Strasbourg, Şerafettin GÜLDAL Farabersvillers, Kemal EKİCİ Mulhouse, İlker ÇİFTÇİ Montbéliard, Metin YAVUZ Valenton, Ali ERTUĞRUL Dijon, Halil CEYLAN Bischwiller. Objektif ailesi olarak herkese başarılar dileriz...

Pinar Selek : Interpol met fin au mandat d'arrêt international Interpol aurait annulé la "notice rouge" émise à l'encontre de la sociologue Pinar Selek. La demande d'extradition de l'universitaire réfugiée à Strasbourg, émise par la Turquie, ne serait donc plus exécutée. Les mandats d'arrêt internationaux sont, dans la forme, des « notices rouges » délivrées par Interpol à la suite d'un mandat d'arrêt émis par un pays. Dans le cas d'une personne vivant à l'étranger, ce mandat d'arrêt devient une demande d'extradition adressée à l'Organisation internationale de police criminelle. Le député Philippe Bies (PS, Strasbo-

urg) a fait état d'une "excellente nouvelle", indiquant qu'Interpol venait "d'annuler la notice rouge émise à l'encontre de Pinar Selek". Cette décision annulle la diffusion par Interpol de la demande d'arrestation des autorités turques. Et c'est la commission de contrôle des fichiers d'Interpol qui serait à l'origine de cette annulation. S'il n'existe plus de "notice rouge", Pinar Selek n'a plus à craindre une arrestation en France, où elle vit réfugiée depuis quelques années. Pinar Selek, militante des droits des minorités, a quitté la Turquie en 2009. Elle a été condamnée en

janvier 2013 et après quinze ans d'une procédure controversée -et dénoncée dans le pays même et à l'étranger- à la prison à vie, par un tribunal d'Istanbul, pour avoir participé à un attentat à l’explosif dans le marché aux épices de la même ville. Avant ce quatrième procès, Pinar Selek a été acquittée à trois reprises, pour les mêmes faits, et des expertises ont démontré que l'explosion de 1998 n'était pas due à un attentat, mais était accidentelle. La sociologue s'est pourvue en cassation en Turquie, dans l'espoir d'un renvoi et

d'un nouveau jugement qui l'innocenterait définitivement. Sociologue menant désormais ses recherches à l'Université de Strasbourg, qui l'a placée sous sa protection, Pinar Selek doit soutenir sa thèse le 7 mars à 14h au Palais universitaire.( par Christian Bach)


36


Fransa'da bir yerel seçim daha yaklaşıyor Cemal Engin Akgürbüz (Konuk Yazar) Fransa'da yaşayan Türk asıllı ya da Türk vatandaşı olarak her seçimde biraz daha fazla seçimler ile ilgileniyor olsak da, kendilerini bizlere "rakip" gören kesimlerin performanslarından çok uzaktayız. Yaklaşan bu seçimde, diğerlerinde olduğu gibi "Türkiye'nin AB üyeliği" ve "Ermeni soykırımı" gene bol bol seçim argümanı olacak, bu da, yaklaşan bu seçimde, seçimle uzaktan yakından hiç alakası olmasa bile bu argümanların bol bol kullanılacağı anlamına geliyor. Loire bölgesinden belediye encümen azası olmak isteyen Türk asıllı bir Fransız arkadaşım, gene o bölgede çok faal olan ve tüm hayatını "Ermeni davası"na adamış, Saint Etienne Ermeni kültür evi başkanı Jean Kirkorian'ın Facebook'tan kendisine bir çok kez "arkadaş listesine girme" teklifi gönderdiğini söyledi. Tüm hayatı "Türklerin nasıl korkunç olduklarını" anlatmakta geçen biri durup dururken neden belediye encümen adaylığına soyunan bir Türk asıllı Fransız ile facebook arkadaşı olmak istesin? Hafızamızı tazelemek için biraz geriye, geçen belediye başkanlığı seçimlerine dönelim ve o dönem yaşanmış iki olayı hatırlayalım.Olayın biri Lyon Villeurbanne şehrinde yaşandı, Yeşillerden belediye encümenliğine aday olan Sırma Oran, Sosyalistler ile birleşip tek

37 liste yapıldığında, liste-

kanı olabilmek için Türk asıllı Fransızların oy-

İşin daha önemli bölümü burası değil. O lis-

deki Ermeni asıllı doktor

larına ihtiyaç duyan bir aday, bu soruyu böyle

tede Türk asıllı bir encümen adayı var, Fatih

Movses Nisanian tarafından Türk asıllı ol-

bir toplantıda soramayacağı için Meryem'e

Demiray, eğer o aday yukarıda bahsettiğimiz

duğu fark edilir fark edilmez sözde Ermeni

yapılan baskıl ar pek işe yaramadı ve Mer-

olaydan haberdar olsaydı, aday olmadan

soykırımını tanıması için zorlandı.

yem sadece encümen azası olmakla kal-

önce o listenin başına "Bu konuda Türk asıllı

Sırma Oran haftalarca seçimlere bir Fransız

madı, aynı zamanda öğrenciler ile ilgili bel

seçmen bir sıkıntı yaşıyor, bizden alınan ver-

vatandaşı olarak katıldığını, bu sorunun ken-

ediye başkan yardımcısı oldu, bildiğim kadarı

giler ile 5 terörist adına anma seremonisi ya-

dine sorulmasının bir ayrımcılık olduğunu, bu

ile başkan yardımcısı olarak ilk Türkçe nikahı

pılmasından çok rahatsızlar, acaba bu

işlerin tarihçiler ve hukukçular tarafından

da Meryem kıydı. İşini büyük bir başarı ile

konuda olumlu yönde bir takım ilerlemeler

daha rahat ve bilinçli olarak konuşularak hal-

yapan Meryem Valence'ta bir kere daha

kaydedebilirmiyiz?" diye sorardı.

ledilmesi gerektiğini söylediyse de, Nuh

aday.

Ama konu hakkında bilgi sahibi olmayınca

deyip peygamber demeyen Sosyalist aday

Peki her seçimde malzeme olarak kullanıl-

Türk asıllı adayların bu sıkıntıları ileride de ya-

Jean Paul Bret'in yaptığı korkunç baskılar so-

mamak için ne yapmamız lazım? Her şeyden

şamaları olası.

nucu, Sırma Oran listeden ayrılmak zorunda

önce bu iki konuda biraz bilgi sahibi olmak,

Gene böyle çok tartışmalı bir listede aday

kaldı, halbuki Sırma'nın en büyük ideali ço-

bazı hataları yapmamızı önler, içimizde ta-

olan Ramazan Kurban var; Ramazan Kurban

cuklarının geleceğini ilgilendiren "Ekoloji" idi.

rihçi ve hukukçular olabilir bu konularada ol-

Martine David listesinden aday. Türk asıllı

Bu olayın hukuki savaşı devam ediyor, en

dukça uzmandırlar ama çoğunlukla ilgi alanı

Fransızların oylarına ihtiyaç duyuncaya kadar

son etap Strasbourg İnsan Hakları Mahke-

bu konular olmayan insanlarız.

Türklere hep soykırımcı olarak bakan, soykı-

mesi olacak gibi duruyor.

Vermek istediğim bir iki örnek var; geçen-

rım ile ilgili her kanun tasarısına destek

Yaşadığım ikinci olay ise Valence şehrinde

lerde radyo Made In Turkey'in POLİTİKA

veren, soykırım inkarına ceza istiyorum diye

gene Sosyalist listede aday olan Meryem Ak-

programında, moderatör Özcan Mit, konuğu

bas bas bağıran Martine David, bugün sırf ih-

su'nun başına geldi. Aday listesi yapıldıktan,

olan ve devlet parası ile yapılan Decines Er-

tiyaçtan listesine bir Türk asıllı Fransız ilave

seçim afişleri basıldıktan, fotoğraflar çekildik-

meni Kültür evinin açılışını yapan bölge par-

ediyor.

ten sonra Meryem Aksu'nun Türk asıllı oldu-

lamento başkanı Jean Queyranne'a, tüm

Bu oyunlara düşmememiz, hiç olmazsa ko-

ğunu fark eden Daşnak partisi taraftarları

uğraşılarına rağmen, "terörizmi" kınattıra-

münotarizm yapmayarak bu seçimler ile hiç

Meryem'in "Ermeni Soykırımını" tanımasını is-

madı, Queyranne, Türk asıllı Fransızların oy-

ilgisi olmayan Türkiye ve Türkleri argüman

tediler. O zamanlar Lyon Türk dernekleri ko-

larını belediye başkan adayı olan eşi için

yapmayan adayların arkasında durmamız

ordinasyon kurulu (ccaftl) sekreterliğini

talep eden birisi olarak büyük bir hata yaptı

gerek diye düşünüyorum. Bu konularda fay-

yapıyordum, olaydan haberimiz olur olmaz

ve Decines Ermeni kültür evinin duvarını süs-

damız olmasa bile hiç olmazsa zarar verme-

Meryem'e "Bu soruyu bana yapacağımız bir

leyen ve Lizbon Türk Büyükelçiliği’nde ken-

miş oluruz.

seçim kampanyası toplantısında milletin

dilerini havaya uçuran 5 Ermeni terörist adına

Bir sonraki yazımda Vienne'de yaşananları

önünde sorun, cevabını aynı toplantıda vere-

takılmış plaketi ve her sene yapılan anma se-

ele almak istiyorum. Orada da ilginç olaylar

ceğim" demesini tavsiye ettik. Belediye baş-

remonilerini kınayamadı.

yaşanıyor.


Objektif 90  

Objektif gazetesi Mart sayısı.

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you