Page 1

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Objektif info@objektifgazete.fr

Gazete

İlanlarınız İçin Her Ayın 25'i Son Gün

Bayramınız Kutlu Olsun

Herkesin yanında ve herkese eşit mesafede

www.objektifgazete.fr

Tel. : +336 81 48 55 39 & +336 25 94 20 29

6. YIL

KAMPANYASI

2005 yılında yayın hayatına başlayan gazeteniz OBJEKTİF, 2011 Eylül sayısıyla altı yaşını tamamlamış oluyor. Bu vesileyle, gazetemize her zaman teveccüh göstermiş bulunan okuyucularımıza teşekkür edebilmek amacıyla, 2011 yılının sonuna dek sürecek “Her ay bir hediye” kampanyası düzenledik. >>>>> 30

Prof. Dr. Fazlı Arabacı Anlatıyor

Ditib Strasbourg Yeni Yerine Taşındı

İLAHİYAT FAKÜLTESİ MÜJDESİ Sayfa 31

Fransa’da İlk ve Orta Öğretimde

Türkçe Dersleri Sayfa 7

Fransa’da büyüyen Türk çocuklarının dil öğrenme ve okuma-yazma kapasitesinin arttırılması için neler yapılmalı. Konunun uzmanı bir isim; yazarımız Ali Başaran bir eğitimci olarak sizler için değerlendirdi.

Topal’dan Öğretim Yılı Başlangıç Demeci Eğitim Ataşesi Abdurahman Topal’dan, öğrenciler, öğretmenler ve velilere yerinde uyarılar Sayfa 32

Eğitim Akademisi

Türk futbolunda şike operasyonu! Fenerbahçe’yi uluslararası arenada zor durumda bırakan şike davasını yazarlarımız Hakan Kaya ve Faruk Beyaz yorumladılar.

Fransa-Almanya sınırındaki Kehl şehrinde Avrupa Psikoloji Merkezi bulunan Psikolog Erdinç ÜSTÜNDAĞ, şimdi de aynı yerde bir Eğitim Akademisi açıyor. Sayfa 12

ELİT KUYUMCUSU "Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günlerinizde hizmetinizdeyiz" Adres : Rue de Thann, Cité de l'Habitat,

68460 LUTTERBACH

Geniş bilgi sayfa 5'te

"Ferah bir mekan ve kaliteli hizmet eşliğinde özel Türk mutfağı"

>>>> 13 ve 33 Pazar hariç her gün 10:00 - 19:00 arası açık

MULHOUSE VE ÇEVRESİNDE YENİ !

Gazeteniz OBJEKTİF, gözünüz – kulağınız olmaya devam ediyor. Günlük yaşantınızda rastladığınız her türden sorununuza uzmanlardan çare aramak üzere yeni bir sayfa açıyoruz. Sağlık, hukuk, iş, sosyal güvenlik, emeklilik ve benzeri herhangi bir sorununuz olduğunda bize yazın, sizler için uzmanlardan bunların çözüm yollarını öğrenelim. Bize isim-soyisim, adres, telefon ve mail’inizi bildiren bir yazı eşliğinde sorununuzu iletin, biz de size uzman yanıtını aktaralım. ( Objektif Gazete : 5, impasse des Prunelles 67820 Wittisheim / info@objektifgazete.fr )

>>>> 10

Hizmete Giriyor

22,18,14 ayar - set - bilezik Zincir - yüzük - künye - küpe...

Uzmanlar Cevaplasın

Grup TURQUOISE’ın Metz Konseri 18 Eylül’de Başarılı grup bu kez de Metz’de gönülleri fethedecek

Psikolog Erdinç Üstündağ’ın

Her türlü altın alınır ve değiştirilir

Sorun,

Gazetemiz düzenli olarak işyerinize gelmiyorsa veya gazetemizle yeni tanışıyorsanız,

info@objektifgazete.fr Hauptstr. 115 D-77694 Kehl (ana cadde) TEL: +49 7851 48 55 79 CEP: +49 151 240 118 79

‘ye adresinizi yazınız.


O

2

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

/"$))*-'&

e-mail: info@objektifgazete.fr

","%&.*&

"WSVQB1TJLPMPKJ.FSLF[JOJO,VSVDVTV 6[NBO&SEJOÎÃTUàOEBǘLBUL‘T‘ZMB

&Ɨƞ5ƞ.","%&.ƞ4ƞIJ[NFUFHJSJZPS #BǷBS‘.PUJWBTZPOV .PUJWBTZPO CBǷBS‘Z‘HFUJSFDFL 1SPGFTZPOFM ,BMJUFMJ #JMJNTFMWF#JSFZTFM EFTUFLWFSJZPSV[

e d L´ 

S U H 4 KE JO F I 3

0LVM%FSTMFSJOEFCBǷBS‘Z‘HFUJSJZPSV[ #J[HFMJZPSV[ ÎàOLà&ǘJUJNEFLJCBǷBS‘T‘[M‘ǘ‘HÚSàZPSV[ WFOFEFOMFSJOJCJMJZPSV[4J[JOÎPDVLMBS‘O‘[‘O CBǷBS‘T‘[M‘ǘ‘OBHÚ[ZVNBNBZ‘[

'SBOTBEBLFOEJOJLBO‘UMBN‘ǷPMBO ½ǘSFUJNÃZFMFSJÎPDVLMBS‘O‘[BEFSTWFSFDFL

 

)&3Ʒ&:%")ƞ-

.PUJWBTZPO,POTFOUSBTZPOEFTUFǘJ  1TJLPMPKJLZBSE‘N  %FSTBOMBNBUFLOJLMFSJ  ½[HàWFOTFBOTJ .BUFNBUJL 'SBOT‘[DB"MNBODB ƞOHJMJ[DFEFSTZBSEJNMBSJ

6[NBO&SEJOÎÃTUàOEBǘ(àWFODFTJZMF



XXXOBDIIJMGFBLBEFNJFDPN


e-mail: info@objektifgazete.fr

O bjektif Gazete TEL: +33 681 485 539 info@objektifgazete.fr www.objektifgazete.fr Eylül / Septembre 2011 * N° 63

*Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités.

5, impasse des Prunelles 67820 Wittisheim *İmtiyaz sahibi/Edité par: FZ SERVICES SARL *Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Fahri EKMEKCI fekmekci@objektifgazete.fr *Haber Müdürü: Ömer AYDIN oaydin@objektifgazete.fr *Fotoğraf Editörü: Mustafa ÖZSOY

fotograf@objektifgazete.fr

*Grafik-Dizayn: Ömer AYDIN Ahmet YAZICI *Dağıtım/Distribution: FZ SERVICES SARL

TEMSİLCİLERİMİZ KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ

Tel : +49 1795 592 171

MANNHEIM ve çevresi: Şahismail KAYA

Tel : +49 1797 843 183 VÖLKLINGEN-SAARBRÜCKEN ve çevresi Bedreddin AKCA Tel : +49 160 94 68 68 66 SAVERNE-FORBACHST. AVOLD ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02 METZ ve çevresi: Recep GÜNEŞ Tel : +33 6 67 11 87 89

LYON ve çevresi: Hamza AYDOĞMUŞ

Tel : +33 6 24 88 34 15 PARIS ve çevresi: Ali HAŞAL Tél.: +33 6 67 59 19 77 Saint-Die, Epinal, Nancy ve çevresi

Mustafa GÜÇLÜ Tel : 06 07 61 09 24

*Baskı adedi/Tirage:15000 *Baskı/Imprimé par: ROTOCENTRE, 348, rue Marcel Paul F-45770 SARAN

*Objektif gazetesi basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse. *Objektif gazetesinde yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal.

*Dépôt Légal: Septembre 2011 *BANQUE POPULAIRE D’ALSACE: Code Banque: 17607 Code Guichet: 00001 N° Compte: 70214495865 Cle RIB: 61 *IBAN: FR76 1760 7000 0170 2144 9586 561 *Adresse SWIFT(BIC): CCBPFRPPSTR

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

O


O

4

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

5O


O

6

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Arif KOPUZ

Strazburg Bşk. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

35 SORUDA YURTDIŞINDA GEÇEN SÜRELERİN BORÇLANMA YOLUYLA DEĞERLENDİRİLMESİ SORU 29 - Aylık talep tarihinde ve aylık alma sürelerinde Türk vatandaşı olma şartı var mıdır ? 08/05/2008 tarihinden sonra 3201 sayılı Kanundan yararlanmak suretiyle aylık bağlanması için yapılacak başvuru tarihi itibariyle yada aylık alma süresince Türk vatandaşı olma şartı aranmamaktadır. Türk vatandaşlığını kaybettiklerinden dolayı eski Yönetmelik hükümlerine göre aylıkları bağlanmayan veya aylığı bağlandıktan sonra Türk vatandaşlığını kaybetmesi nedeniyle aylıkları durdurulan veya kesilenlerin 08/05/2008 tarihinden sonra yaptıkları veya yapacakları tahsis başvurularına göre aylıkları, yazılı başvurularını izleyen aybaşından itibaren bağlanır. S0RU 30 – 3201 sayılı Kanundan yararlanmak suretiyle tarafıma aylık bağlandı. 5510 sayılı Kanuna tabi sigortalı olarak çalışmaya başladığımda aylıklarım kesilmeksizin sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalı olarak çalışabilir miyim? 3201 sayılı Kanuna göre borçlanılan yurtdışı süreleri de dikkate alınmak suretiyle bağlanan malullük, yaşlılık yada emekli aylığı almakta iken çalışmaya başlayanların aylıklarının kesilmesi zorunludur. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun sosyal güvenlik destek primine ilişkin 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile geçici 24 üncü madde hükümleri, 3201 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle

aylık bağlananlar için uygulanmaz. Ancak, 01/10/2008 tarihi itibariyle Türkiye’deki çalışma nedeniyle sosyal güvenlik kanunlarının ilgili hükümlerine (506 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin (B) bendi, 1479 sayılı Kanunun ek 20 nci maddesi) göre sosyal güvenlik destek primi ödeyenlerin, bu statüleri çalışma sona erinceye kadar kazanılmış hak olarak devam ettirilir. Bu durumda olanların sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmaları sona erdikten sonra Türkiye’de malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak yeniden çalışmaya başlamaları halinde, haklarında 5510 sayılı Kanunun sosyal güvenlik destek primine ilişkin hükümleri uygulanmayarak aylıkları kesilir. S0RU 31 – Borçlandığım yurtdışı süreleri de dikkate alınarak tarafıma aylık bağlandı. Yurtdışına çıktığımda durumu Kuruma nasıl bildireceğim? Bu yükümlülüğü yerine getirmediğimde hakkımda yapılacak olan işlem nedir? Borçlandıkları süreler dikkate alınarak malullük, yaşlılık ve emekli aylığı bağlananlardan altı aydan daha uzun süre yurtdışında bulunmuş olanlar, yurtdışında çalışıp çalışmadıklarını ve ikamete dayalı bir sosyal sigorta yada sosyal yardım ödeneği alıp almadıklarını gösterir belgeleri, “3201 sayılı Kanuna Göre Aylık Alanlara Mahsus Yoklama Belgesi” ile birlikte söz konusu altı aylık sürenin dolduğu tarihten sonra üç ay içinde Kuruma vermek zorundadırlar. Altı aydan daha uzun süre yurtdışında bulundukları halde, yukarıda belirtilen belgeleri, yine yukarıda belirtilen süre içinde Kuruma vermediği tespit edilenlerin aylıkları, bildirim yapılmaksızın söz konusu belgelerin intikaline kadar durdurulur. Bu şekilde aylıkları durdurulanların Kuruma ibraz edecekleri belgelerden yada Kurumca yapılacak olan araştırma sonucunda, yurtdışında; - Çalışmadıkları, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği almadıkları tespit edilenlerin aylıkları, durdurulduğu tarihten geçerli olmak üzere ödenir. - Çalıştıkları, ikamete dayalı bir sosyal sigorta yada sosyal yardım ödeneği aldıkları tespit edilenlerin aylıkları çalışmaya başladıkları tarihten geçerli olmak üzere kesilir, yersiz yapıldığı tespit edilen ödemeler, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi hükümlerine göre geri alınır. S0RU 32 – Borçlanılan yurtdışı süreleri dikkate alınarak malullük, yaşlılık ve emekli aylığı bağlananlar hakkında Kurumca yürütülecek olan yoklama işlemleri hangileridir?

e-mail: info@objektifgazete.fr Borçlandıkları süreler dikkate alınarak malullük, yaşlılık ve emekli aylığı bağlananların aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususu, Kurumca, gerekli görülen zaman ve hallerde araştırılabilir. Kurum, Kanuna göre malullük, yaşlılık ve emekli aylığı bağlananların altı aydan daha uzun süre ile yurt dışında bulunup bulunmadıklarını, her yıl Emniyet Genel Müdürlüğünden alınacak kayıtlarla tespit eder. Söz konusu uygulamanın kapsamı, şekli ve diğer usul ve esasları Kurum ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasında yapılan olan protokolle belirlenir. S0RU 33 – Kesilen aylıklar, hangi durumda yeniden bağlanır? Sonradan geçen çalışmalar nasıl değerlendirilir? Aylığı kesilenlerden yurtiçinde veya yurtdışında çalışması sona erenlerin veya yurtdışında ikamete dayalı bir sosyal sigorta yada sosyal yardım ödeneği alanlardan bu ödenek ve yardımları sona erenlerin, aylıklarının tekrar ödenmesi için yazılı talepte bulunmaları halinde, talep tarihini takip eden ay başından itibaren aylıkları tekrar ödenmeye başlanır. Aylıkları tekrar ödenmeye başlananların, çalışmaları; - Yurtiçinde geçmişse, bu çalışmalar da dikkate alınarak aylıklar, ilgili sosyal güvenlik kanunlarındaki hükümlere göre hesaplanarak, - Yurtdışında geçmişse, kesildiği tarihteki aylığı, ikinci fıkrada belirtilen aylığın başlangıç tarihine kadar ilgili sosyal güvenlik kanunlarındaki artış hükümlerine göre yükseltilerek, yeniden bağlanır. Aylığın kesildiği tarihten sonra yurtdışında geçen sigortalılık sürelerinin yeniden aylık bağlanmasında değerlendirilmesi, bu sürelerin 3201 sayılı göre borçlanılmasına bağlıdır. S0RU 34 – 1989 yılında Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulduktan sonra Türk vatandaşlığına alındım. Hangi şartlarla bu ülkede geçen hizmetlerimi emeklilikte değerlendirebilirim? 08/05/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun 79 uncu maddesi ile 3201 sayılı Kanuna eklenen geçici 6 ncı maddesine göre, sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerden zorunlu göçe tabi tutulduktan sonra Türk vatandaşı olup Türkiye’de ikamet edenlere geldikleri ülkedeki hizmetlerini borçlanma imkanı getirilmiştir. Söz konusu düzenleme ile getirilen borçlanma hakkından yararlanabilmek için, ilgilinin;

- 01/01/1989 ile 08/05/2008 tarihleri arasında geldikleri ülke tarafından zorunlu göçe tabi tutulması, - Zorunlu göçten sonra Türk vatandaşı olup, Türkiye’de ikamet ediyor olması, - 2022 sayılı Kanun dahil olmak üzere ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluşlarından gelir ve aylık almaması, - Geldikleri ülkedeki hizmet sürelerinin belgelendirilmesi, - Borçlanma için yazılı istekte bulunması, şarttır. Söz konusu hizmetlerini borçlanmak isteyenlerin, “Bulgaristan Hizmetlerini Borçlanma Talep Dilekçesi”, çalıştıkları süreleri gösteren hizmet belgesi ile sosyal güvenlik il/merkez müdürlüğüne, son defa devlet memuru statüsünde çalışmaları bulunanların ise Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğüne (Kamu Görevlileri Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığı) başvurmaları gerekmektedir. Borçlanılan süreler ilgililerin Türkiye’de geçen hizmetleri ile birleştirilerek tabi oldukları sigortalılık statüsüne göre yaşlılık aylığı bağlanması sırasında değerlendirilir. Malullük ve ölüm aylıkları bağlanırken bu şekilde borçlandırılan sürelerin dikkate alınmasına imkan bulunmamaktadır. Ülkemize gelen soydaşlarımızın iskana tabi tutulması ile ilgili yasalarda sadece Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımız için “zorunlu göç” ifadesi kullanıldığından, söz konusu borçlanma hakkından, 01/01/1989 ile 08/05/2008 tarihleri arasında zorunlu göç nedeniyle ülkemize gelip ilgili İskan Kanununa göre ülkemize yerleştikten sonra Türk vatandaşlığına alınan soydaşlarımız (nüfus kayıtlarında “….. tarih ve …. Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve 2510 (veya 5543) sayılı İskan Kanununa istinaden Türk vatandaşlığına alınmıştır.” ibaresi bulunanlar) yararlanabilmektedir. S0RU 35 – Yurtdışında geçen sürelerin borçlanma yoluyla değerlendirilmesine ilişkin mevzuat ve uygulamalar hakkında nerelerden bilgi alabilirim? - Adres : T. C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI SOSYAL SİGORTALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Daire Başkanlığı Mithatpaşa Cad. No:7 06437 Sıhhiye-Ankara/TÜRKİYE - Telefon: (+90312) 444 32 01 - İnternet adresi : www.sgk.gov.tr - E-Posta : yurtdisi@sgk.gov.tr ( Bitti )

Muhabirimiz Olmak İster misiniz ? Gazetemiz için muhabirlik ve dağıtım yapacak elemanlara ihtiyaç vardır. Gazetemizin dağıtım alanını kapsayan Fransa’nın Doğu’sunda, hem muhabirlik yapacak hem de gazeteyi bulunduğu bölgede veya şehirde / kasabada dağıtacak elemanlar alınacaktır. Sizin de yazma hevesiniz veya gazetecilik cevheriniz varsa, şimdi bunu göstermenin tam zamanı ! Ayrıntıları öğrenmek için gazetemizi arayabilirsiniz. 06 81 48 55 39 / 06 25 94 20 29


e-mail: info@objektifgazete.fr

YAZIYORUM

Ali BAŞARAN Eğitimci - Yazar alibasaran@voila.fr

DÜNYA YABANCILARA DÜŞMAN !! Fransa Ipsos araştırma kurumunca yakın dönemde yapılan bir araştırma yabancı kökenlilere ve göçmenlere karşı kamuoyunda sert tepkilerin yaygınlaştığını gösteriyor.

Fransa’da Türkçe Öğrenmek İçin :

OKULLARDA TÜRKÇE DERSLERİ Fransa’da uzun yıllardan beri ilkokul ve liselerde Türkçe dersleri yapılmaktadır. Türkçesini geliştirmek, düzgün konuşmasını öğrenek Türkçe yazmak, okumak, Fransızca-Türkçe çeviri yapabilmek, Türkçe düşünebilmek ve düşüncelerini doğru biçimde ifade edebilmek,… için öğrencilerin bu derslere katılmasında fayda vardır. Bir dil bir insan ise, en az iki dili iyi bilmek iki insana denk düşecektir. İki dili iyi öğrenmek önemli Yaşadığımız ülkenin dilini mutlaka en iyi biçimde bilmeliyiz. Fransızcayı öğrenmeye küçük yaş çocuk kurumları olan « jardin d ‘enfant » kreş, gibi yerlerden başlayarak anaokul, ilkokulla devam ederler. Artık birer Fransız vatandaşı olarak burada yerleşik olduğumuz göre bu bizim de dilimizdir, kültürümüzün bir parçasıdır. Türkçe ise aile dilimizdir, annemizin, babamızın dilidir. Esas olarak da anadilimizdir. Büyük çoğunluğumuzun çocuklarıyla ilk konuştukları dildir. Sevgiyi, şefkati, duygu dolu sözleri, hatta efkarımızı, kızgınlığımızı ifade ettiğimiz dildir. Çocuklarımızın, gençlerimizin anadillerini en iyi biçimde öğrenmesine yardımcı olmalıyız. Yarım yamalak ya da Fransızcayla karışık kullanılan kelimelerle Türkçe dili geliştirilemez. Bu nedenle okullarda öğretilen Türkçe derslerine düzenli katılmalarını sağlamak gerekir. Gençlerimiz her Türkiye dönüşü Türkçeye iyi hakim olamadıkları için karşılaştıkları zorlukları, eziklikleri

Araştırma, 15-28 Haziran tarihleri arasında farklı kıtalardaki 23 ülkede yapılmış. Örneğin Fransızlar’ın %54’ü göçmenlerin kendi ülkelerini olumsuz etkilediğini söylüyorlar. Araştırma yapılan ülkelerden alınan yanıtlarda katılımcıların %80’i son yıllarda göçmen sayısının arttığını, %52’si ise ülkelerindeki göçmen sayısının fazla olduğunu söylüyorlar. Şüphesiz yaşanan ekonomik krizin bu olumsuzluktaki payı yadırganamayacak kadar önemlidir. İspanyollar’ın %55’i, İtalyanlar’ın ise %56’sı göçmenlerin ülkelerine olumsuz etkisi olduğunu belirtiyorlar. İspanyol ve İtalyanlar’ın %52’si de göçmenlerin kendi işlerini ellerinden aldığını düşünüyorlar. İngilizler’in %71’i, Ruslar’ın %77’si ülkelerinde çok fazla göçmen bulunduğunu belirtiyorlar. Fransa’da göçmenlerin kendi işlerini ellerinden aldığını düşünenlerin oranı ise %41, %34’ü ise bunun tersini düşünüyorlar. Ayrıca %56’sı göçmenlerin devlete maliyetinin çok fazla olduğunu düşünüyorlar. Bu oranlar, ükelerinin göçmenlerin sığınağı haline geldiğini, ya da «göçmen saldırısına » uğradığını düşünenlerin önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Son senelerde yaşanan ekonomik kriz, onun globelleşen dünyayı anında sarması ve toplumsal değerlerin alt-üst oluşlarının getirdiği olumsuzluklar, göçmen karşıtı görüşlerin yaygınlaşmasına zemin sağladı. Bunu iyi kullanan ırkçı ve yabancı düşmanı

parti ve grupların oy oranlarının artışına, düşüncelerinin kamuoyunca paylaşılır hale gelişine neden oldular. Ciddi ekonomik, sosyal sorunlar karşısında suçlular aranıyor. Toplumsal yapı içindeki en zayıf halka olan göçmenler-yabancılar ırkçı ve faşizan gruplarca gösterilen kolay suçluları oluşturmaktadırlar. Göçmenlerin ve de göçmen kökenlilerin kendi aralarında kapalı toplum olarak yaşamaları yerine, mevcut toplumsal kurum (sendika, parti, dernek,..) larda aktif yeralmaları, bu fikirlere karşı mücadelede önem taşımaktadır. Bunların kendilerini ifade edebilecekleri kurumların da Fransız kurumlarla içiçe çalışmaları kaçınılmazdır. Gelecekteki toplumsal yaşam biçimimize yönelik projeler yaratmak, nasıl bir toplum istediğimizi bu toplumun tüm birleşenleriyle tartışarak yaratmak gerekmektedir. Eğer ırkçı ve ayrımcılığın egemen olacağı bir toplum bizi rahatsız ediyorsa buna mecburuz. İdeallerimiz olmalı. Çünkü, idealler yıldızlar gibidir, onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler.

anlatırlar. Oradaki akranlarının ne kadar düzgün Türkçe konuştuklarını, ne denli « akıllı » olduklarını ve mantıklı düşündüklerini aktarırlar. Gerçi biz yetişkinler de bu durumlara şahit oluruz. Gençlerimizın bozuk Türkçe konuşmaları alay konusu bile olmakta, « Fransız, Almancı » diye nitlenmekteler. Türkçeyi iyi anlayıp konuşabilmeleri onları bu zorluklardan da kurtardığı gibi Türkiye’dekilerle düzgün diyalog kurmalarını da sağlar. Fransa’da okullardaki Türkçe dersleri düzeylerine göre şöyledir.

erde (ister meslek lisesi ister ise genel ve teknolojik liselerde) Türkçe dersleri olmayabilir. Bunu okul idaresinden öğrenebilirsiniz. Bazen lise kayıtları sırasında ya da sene başlarında öğrenciler Türkçeyi seçmek istediklerinde “orta okulda hangi yabancı dili seçtiyseniz ona kayıt olacaksınız” denilerek engel çıarıldığını biliyoruz. Ancak bu geçerli

Türkiye’den yankılar Bu yaz Türkiye’ye gidemedim. Avrupadaki yaz günlerinde güneşe hasret kalarak ( birkaç günü saymazsak) “yaşanmayan” bir yazı geride bıraktık. Türkiye’ye giden yakınlarımızı, arkadaşlarımızı biraz da olsa

LİSELERDE TÜRKÇE DERSLERİ Fransa’da yıllardan beri liselerde Türkçe seçmeli ders olarak verilmektedir. Velilerimiz ve liseye ayak basan öğrencilerimiz bu konuda yeterince bilgi sahibi değillerdir. Liseye kayıt olurken farklı bir dil (Almanca, İspanyolca, İngilizce,..) seçen ancak, oğretim yılı ilerledikce bana gelip Türkçe dersine katılmak istediğini söyleyen öğrenci sayısı hiç de az değil. Bu öğrenciler kayıt olurken Türkçeyi seçmeli ders olarak alabileceklerini bilmiyorlar. Oysa ki Türkçe dil dersleri liselerde yaşayan dil -langue vivante-(türkçede yabancı dil) olarak Fransız Eğitim Bakanlığı’na bağlı öğretmenlerce okutulmaktadırlar. Bu dersler, ders saatleri içinde olup okul programına dahildirler. Katılan öğrencilerin karnelerine türkçe dersi notları yazılır. Almanca, İngilizce dersleri gibi bu derslerin öğrencilerin not ortalamasına etkileri vardır. Ayrıca öğrenciler lise düzeyindeki tüm sınavlarda yani CAP, BEP, BACPRO, BAC, BTS sınavlarında Türkçeyi (LV2, LV3, facultative) alabilmekteler. Öğretmen azlığından dolayı tüm lisel-

7O

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

bir gerekçe değildir. Öğrenci istediği dili seçme hakkına sahiptir. Fransa genelinde orta okullarda pek Türkçe dersleri olmadığından o zaman lisedeki Türkçe derslerine hiç öğrenci gidemez olur ! Bu konuda dikkatli olunması gerekir. Tabii gerek Türkçe derslerine katılabilmek gerekse bu dilden sınavlara girebilmek için sene başında Türkçeyi seçerek dosyaya işletmek gerekiyor. Türkçe dersleri olmayan lisedeki öğrenciler başka liselerdeki Türkçe derslerine katılabilirler. Ayrıca hiç Türkçe dersine katılamayan ancak Türkçesi iyi öğrenciler sene sonu sınavlarında (BAC, BTS, CAP,..) kişisel aday (candidat libre) olarak sınavlara girme hakkına sahiptirler. Bunu sene başlarında dosyalarına kayıt ettirmeleri gerekir. Türkçe dersleri de diğer yabancı dil dersleri gibi ciddi çalışma ve düzenli devamlılık gerektirmektedir. Metinlerin okunup kavranması, çeviri, dil bilgisi, kelime haznesi, yazılı ve sö-

kıskandık doğrusu ! Birkaç Fransız dostumuzu da gönderdik Türkiye’ye. Onlara gezilecek, görülecek yerlere ilişkin bilgilerle, yol haritasıyla yardımcı olduk.Aynı zamanda da “umarım olumsuz bir şeyle karşılaşmazlar” diye bir korkuyla bekleyişe geçtik. Kendimizi onlara karşı sorumlu hissetmemizden kaynaklanan bir korku bu. Arkadaşlarım sağlıcakla gidip geldiler. Genelinde olumlu izlenimlerle döndüler. Sadece pahalılık ve kazıklanmaktan yakındılar. Yaşadıkları, anlattıkları bazı olaylar içimi burktu: “Niçin Türkiye’de yabancılara karşı ayrımcılık yapılıyor ? Her şey biz yabancılara yerlilerden çok fazlasına veriliyor. Müzelerde, alış-verişlerde, restorantlarda, kahvelerde,... her yerde fiatlar yerlilerden daha fazla. Fransa’da böyle bir uygulama olsa yabancılar ne derler ?” Türkiye’ye beşinci kez giden bir öğretmen arkadaşım ise ‘Artık bitti”dedi. “Bir bira için 6 euro ödedim” Belki lüks yerdir diyecektim ki “Akşam gezinirken bir terasta içtim”dedi ve ekledi “Kaldığımız oteldeki gruptan ayrılarak şehirde geziye çıkmıştık, otelden çıkmamak gerekiyormuş” Kuyumcuda kızına küçük bir hediye almak isteyen Fransız dostuna, “Bu fiat çok, başka yerde bakarız” dediği için satıcının “Kardeşim ben gavura satıyorum, sana ne oluyor ?” diye saldıran arkadaşa ne diyeyim ! Anlaşılan, altın yumurtlayan tavuğu kışalamaya başladık. Kaçarlarsa getirmek daha da zor olacak.

zlü anlatım,... çalışmaları önemli yer tutmaktadır. Türkçede başarılı olmak için “Türk” kökenli olmak yetmiyor, ciddi öğrenci olmak gerekiyor. Bu nedenle öğrencilerimizin genç yaşlardan itibaren Türkçeyi iyi öğrenmeleri onlara büyük yarar sağlar. Bölgemizdeki birçok lise ve de meslek liselerinde Türkçe dersleri okutulmaktadır. Öğrencilerimiz Türkçe dersini seçerek, hem Türkçelerini geliştirebilmekte hem de biraz çalışarak yüksek not alma olanağını bulabilmektedirler. Karnelerine-bulletin- yazılan bu notlar, not ortalamalarını etkilemektedir. Anadillerini güzel konuşmak, anlamak, kendilerini daha düzgün anlatmak ve de iyi notlar almak öğrencilerimiz için bir fırsat olacaktır.

İLKOKUL VE ORTA OKULLARDA TÜRKÇE DERSLERİ Fransa’da ilkokullarda ve bazı orta okullarda Türkçe dersleri Türkiye’den gelen öğretmenlerce verilmektedirler. Bu derslere katılan öğrencilerimiz anadillerini erken yaşlardaa geliştirme olanakları bulacaklardır. Türkiye’den beş yıllık görevli olarak gelen öğretmenlerimiz Fransa’da, özellikle de Alsace Bölgesi’nde yaygın biçimde ilkokullarda Türkçe dersleri vermektedirler. Ortalama haftada bir buçuk saat olan Türk dili ve kültürü dersleri kimi yerlerde ders saatleri içinde, kimi yerlerde ise ders saatleri dışında yapılmaktadırlar. Sözlü çalışmaların ağırlıklı olduğu bu derslerde okuma yazama, genel kültür ve Türkiye’ye ilişkin bilgilendirmeler de yapılmaktadırlar. Eğitimci – Yazar Ali BAŞARAN


O

8

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

Tüm Dost ve Müşterilerimizin Ramazan Bayramını Kutlarız.


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

9O


O 10

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 Avrupa’dan…

Durak ARSLAN FUAF Başkanı

d.arslan@wanadoo.fr Elbetteki kimse karışmamalı.

« Avrupa’dan bakınca Türkiye nasıl görünüyor » diye bir soru sorsanız, biz kurum yöneticileri olarak bir hayli zorlanacağımız kesin. Avrupa’da yaşıyor olsak da, hatta büyük örgütlenmelerin yönetiminde yer alsak da, büyük çoğunluk olarak ilgi alanlarımız, ilişkilerimiz ve bilgimiz esas olarak Türkiye merkezli. Okuduğumuz günlük gazete, izlediğimiz televizyon, heyecan kaynağımız, merakımız ve meşguliyetimiz öncelikle Türkiye ile ilgili. Yaşadığımız evlerimizin duvarları dışında kalan bir Avrupa var. Kendi ördüğümüz kalın duvarlarımızdan iç dünyamıza sızamayan, bir Avrupa var az ötemizde. Bir bireyin böyle bir tercih yapmasına kim karışabilir ?

Ancak, Avrupa’da yerleşik olarak yaşayan, buranın ekonomisiyle, siyasetiyle, sosyal hayatıyla, kanunlarıyla, trafiğiyle, eğitimiyle iç içe ve farklı köken ve kültüre sahip olan bir toplumun seçilmiş temsilcileriysek, durum farklıdır. Bizim, bedenimiz Avrupa’da ancak beynimiz Türkiye’de ise bir tezat var demektir. Ya beynimizi bedenimizin olduğu yere, ya da bedenimizi beynimizin olduğu yere taşıyıp ikisini buluşturmak ve tüm olmak, tam olmak zorundayız. Nereye ve neye bakarsak bakalım, ancak böyle sağlıklı bakabilir, baktığımızı görüp anlayabiliriz. Bu coğrafyanın yakaladığı üstün değerleri, eriştiği kültürel düzeyi, barındırdığı çelişkileri, içine düştüğü açmazları, çektiği sancıları hissetmemiz, bilmemiz ve bu konularda bir fikre sahip olmamız ancak böyle mümkün. Ki, her taş yerinde ağır olsun. Hele hele, temsil ettiğimiz toplumun yurttaşlık sorumluluklarını yerine getirmelerine rağmen, yararlanamadıkları haklarını talep etmek, sunulmasına rağmen uzanıp alamadıkları nimetleri görmek ve gereğini yerine getirmek biz kurum yöneticilerinin birincil görevi olduğunu ancak o zaman anlayabiliriz. Bir ömür geçirdiğimiz Avrupa ülkelerinde, hangimiz kendi siyasi görüşümüze yakın bir partiye üyeyiz ? Hangimiz yerel yönetimlerde aktif görevler alıyoruz ? Hangimizin yerel, bölgesel, ulusal veya Avrupa çapındaki kurumlarda görev yürüten dostlarımız, arkadaşlarımız var ya da bu kurumlarda yer almak gibi bir hedefimiz veya gençlerimizi teşvikimiz söz konusu ? Kaçımızın, yaşadığımız ülke dilinde düzenli okuduğumuz bir dergimiz, kitaplarını takip ettiğimiz bir yazarımız, izlediğimiz sinema filmi, tiyatro, konser, sevdiğimiz bir sanatçı veya tuttuğumuz bir spor takımı…  var ? Vergisini ödediği, inşa harcına terini kattığı, havasını soluyup kaldırımlarında yürüdüğü şehir ve ülkelerin kültürel renklerine bir renk daha katabilmelerine yönelik ne kadar kafa yorup zaman ayırabiliyoruz temsil ettiğimiz toplumumuz için ? Sonuç olarak, « Avrupa’dan bakınca Türkiye nasıl görünüyor » diye bir soru sorulsa biz Türkiye kökenli Avrupa’daki kurum yöneticilerine, vereceğimiz en samimi cevap şu olmalıdır ; « Biz Türkiye’ye bakamıyoruz, çünkü biz zaten Türkiye’siz bir Türkiye’de yaşıyoruz. Hele Avrupa’dan hiç bakamıyoruz, çünkü biz Avrupa’sız bir Avrupa’da yaşıyoruz. » Elbetteki, pırıl pırıl bir gençlik geliyor derinlerden, bu kabuğu kırmak için. Yarın bu böyle kalmayacak ve toplumu alıştığı kapalı dünyasına hapseden kabuğumuz kırılacak. Her ülke nüfusuna orantılı olarak sanatçımız, siyasetçimiz ve iş hayatının her alanında temsilcilerimiz olacak. Örneğin Avrupa Parlementosu’nda, Türk, Kürt, Alevi, Sünni toplumuna orantılı olarak Türkiye kökenli en az sekiz milletvekili görev yapacak. O zaman, Türkiye ile ilgili Avrupa ilerleme raporlarına ; insan hakları, azınlıklar, Kürtler, Aleviler ile ilgili yansıyan bilgiler daha objektif ve Avrupa konseyi yaptırımları daha etkili olacak. Çünkü, bizim kendi evlatlarımız tüm, tam ve birer Avrupalı olarak bakacaklar Türkiye’ye Avrupa’dan. Ancak, Şimdilik, Tüm ve tam olamadığımızdan, bakamıyoruz Türkiye’ye, Avrupa’dan. Strasbourg, 30. 07. 2011

Grup TURQUOISE 18 Eylül’de Metz’de Alsace Bölgesi ve çevresinin en kaliteli müzik gruplarından biri, hatta başlıcası olan TURQUOISE, beğenilen programlarından bir tanesini 18 Eylül 2011 tarihinde Metz şehrinde sunacak. Bağlama üstadı Mehmet KABA yönetimindeki TURQUOISE’ın Metz dinletisinde, 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış olan büyük ozan Yunus Emre’nin, şeyhi Taptuk Emre’nin dergâhında geçirdiği dönem hikâye edilecek.

e-mail: info@objektifgazete.fr

ÖNCE SAĞLIK

Erdinç ÜSTÜNDAĞ Psikolojik Danışman / Kehl

info@kekeleme-psikoloji.de TEL: 0049 7851 496 15 03

Meslek Eğitimi ve Karar Verme Ömrümüz sınavlardan veya seçimlerden ibaret değil de nedir? Şimdi burada da seçim yaptığınız için bu yazıyı okuyorsunuz. Eğer tersi olsaydı muhtemelen okumayacaktınız ve başka bir şeyle ilgilenecektiniz. Yaşantımız ve ömrümüz boyunca pek çok zorlayıcı seçim yapmak zorundayız. Bırakın zor kararları her günümüz, her anımız tercihlerimizin eseridir. Sabah kalktık, „Bugün ne yapacağız? Hangi derse ne kadar çalışacağız ?“dan hangi elbiseyi giyeceğimize kendi tercihlerimizle karar veririz ve kaderimiz bu seçimlerle şekillenir. Kararlar verirken kişisel inisiyatifimizi kullanmamız en güzelidir ve en doğrusudur.

Çevresindekilerin yönlendirmesiyle yaşayan bir kişinin yapacağı mesleki seçimler kişiyi mutluluğa ve doyuma ulaştırmayacaktır. Yaşayışımızın sorumluluğunu bizzat almadığımızda çok arzuladığı bir hedef için dahi risk almaktan çekinen ve karar vermeyi erteleyen, yaşadığı kararsızlık ve başarısızlıkların kabahatini de başkalarına yükleyerek sürekli haksızlığa uğradığını düşünen biri oluruz. Bunun yanında, eğer mesleksiz veya eğitimsiz olursak bizi neler bekliyor diye sorduk mu kendimize? Eğer bunu kendimize soracak olursak, sonuçlarını yazmaya satırlar yetmeyecektir. Dolayısıyla öyle bir duruma ihtimal bile vermeden hedefe doğru ilerleyelim. Her ne olursa olsun, yaptığımız mesleği veya aldığımız eğitimi sevmemiz ve en iyisini yapmamız gerek. En önemli ve sihirli nokta : Sorumluluk almak. Sonuçları üstlenmekten kaçma davranışı özellikle ‚Hata sadece bende değil ki‘, ‚Ne yapalım, demek ki kaderde varmış‘, ‚İnsanlar ne kadar bencil, bir el uzatan yok‘ tarzındaki yorumlarla da kendini belli eder. Bu tür ‚kandırmaca‘ yorumlar bizi geçici olarak rahatlatsa da orta ve uzun vadede hayatımızın yavaşça elimizden kayıp gitmesine yol açabilir. Görüş almak, bilgili insanların hayat tecrübelerini göz önünde bulundurmak gerekli bir yoldur. Fakat bunu, seçimi ve sorumluluğu tamamen bir başkasına bırakmakla karıştırmamak lâzım. Mesela mesleki karar verme safhasında, ailenize, yürüyeceğiniz yollardan geçmiş mesleğinde başarılı diğer kimselere, yetkin uzmanlara ve çevrenizde fikirlerini ciddiye aldığınız güvenilir arkadaşlarınıza elbette danışacaksınız. Ancak hayatî bir kararı başkalarına bırakmak, körü körüne yapılmış bir hatâ olur. Toplumda kabul ve saygı görmek, sevilmek istiyorsak kesinlikle iyi bir mesleği sahiblenmeliyiz. Fakat belirtmek istediğim bir diğer nokta daha var : kesinlikle dürüst ve kişilikli olalım. Diploma netice itibariyle ambalajdır. Ambalajın içeriği çok daha önemlidir. ASIL BAŞARI İYİ İNSAN OLMAKTIR.

Soru - Cevap 24 yaşında bir erkeğim, eşimi çok seviyorum. Ama cinsellik konusunda hiç uyuşamıyoruz. Benim isteğim ile ilişki yaşıyoruz. Kendisinden hiç istek gelmiyor. Bu konuda ne yapabilirim? Bu durumun size karşı bir kırgınlık, dargınlık olduğunu tahmin ediyorum. Cinsellik hayatımızda yemek ve su gibi olmazsa olmaz bir yere sahiptir. Eğer sorunlarınızı çözemezseniz siz bir koca olarak ileride mutluluğu ve tatmini dışarıda aramaya başlarsınız. Bu da evliliğinizi bitirir ya da sarsar. Kendisiyle konuşup bir kırgınlık olup olmadığını anlayın. Daha sonra bir Psikolojik Uzmandan yardım alın.

« Gel gör beni aşk neyledi » üstbaşlığı ve « Yunus Emre’yle buluşma » sloganıyla tanımlanan konserde, ozanın şiirlerinden bestelenen ilahi ve türkülere yer verilecek. Konser, Plappeville Belediyesi’nin Onur Salonu’nda gerçekleştirilecek. Girişin ücretsiz olduğu konsere gitmelerini bölgede yaşayan tüm vatandaşlarımıza tavsiye ediyor, TURQUOISE’a başarılar diliyoruz. ( Salonun tam adresi : Salon d’honneur de la Mairie, 14 rue Paul Ferry 57050 Plappeville )


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

11 O


O 12

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

EĞİTİM AKADEMİSİ KEHL’DE HİZMETE GİRİYOR PSİKOLOG ERDİNÇ ÜSTÜNDAĞ BU KONUDAKİ SORULARIMIZ YANITLADI “Fransa ve Almanya’da başarısız Türk öğrenci kalmayacak !”

e-mail: info@objektifgazete.fr

Akademi’yi nasıl tanımlıyorsunuz ? Bizim Eğitim Akamemimiz kesinlikle tarafsız, herkese ve her kuruma eşit, objektiftir; bizim temel prensibimiz, ana misyon ve vizyonumuz kesinlikle profesyonel eğitim ( yani ezbere dayalı mahalle tarzı eğitim değil ) vermek ve bunu dalının uzmanı olan profesyonel ve kaliteli eğitmenlerle yapmak, her yönüyle bilimsel ve bireysel bir eğitim sağlamaktır. Bilimsel derken ? Bununla şunu kastediyoruz : bir öğrencinin okuluyla ve öğretmeniyle de bağlantı sağlayıp görüşeceğiz. Öğretmeni bu öğrenciyi nasıl değerlendiriyor ? Eğer öğretmenin de bazı uyarılara ihtiyacı varsa, kendisine bunu da sunacağız, öğrencinin özelliklerini anlatacağız. Ya bireysellik ? Bundan da şunu anlıyoruz : sınıfa öğrencilerin tümünü toparlayıp hepsine aynı dersi sunmak değil, her öğrenciye özel ilgi göstermek ve onun kişişel sorularını da cevaplamak şeklinde bir sistem. Yani çocuğun sorununun psikolojik boyutunu da analiz edeceğiz anı zamanda... Fransa ve Almanya’da başarısız Türk öğrenci kalmamasıdır bizim hedefimiz...

Fransa-Almanya sınırındaki Kehl şehrinde Avrupa Psikoloji Merkezi bulunan Psikolog Erdinç ÜSTÜNDAĞ, şimdi de aynı yerde bir Eğitim Akademisi açıyor. Eylül ayında hizmete girecek bu Akademi’nin açılışı öncesi, sayın ÜSTÜNDAĞ ile bu konuyu etraflıca masaya yatırdık... Eğitim Akademisi fikri nereden çıktı ? Bu fikir şuradan çıktı : öğrencilerimizdeki başarının istenilen düzeyde olmadığı kanısındayız. Ben arzuluyorum ki, ister Almanya’da ister Fransa’da, Türk öğrenciler çok daha iyi konumda ve daha üstün not ortalamalarına sahip olsunlar. Bu kanıya nasıl vardınız ? Bu somut bir durum, zaten bizim meslekte duygusallığa yer yoktur; şöyle ki : çoğu kişiler, ek ders yardımı almalarına rağmen, psikolojik destek, motivasyon desteği, özgüven desteği ve konsantrasyon desteği almaları için çocuklarını psikologlara götürüyorlar. Altı yıldır buradayız; bu zaman zarfında bunun örneklerini sıkça yaşadık. Gördüğümüz o ki, öğrencilerin, ders yardımı almalarına rağmen, okul başarılarında bir ilerleme yok. Kanaatim odur ki, öğrenciye ders anlatmakla iş bitmiyor. Her öğrencinin bir dersi anlaması farklıdır; anlamıyorsa, niçin anlamıyor diye tespitlerde bulunmak lâzımdır. Belki çocuğun anlama kapasitesini ölçmek, belki motivasyonuna bakmak, ailede veya ailesiyle sıkıntısı olup olmadığını bilmek gerekir. Bu nedenlerle, biz olayın psikolojik boyutunu da inceleyeceğiz ve ihtiyacı olan öğrenciye sadece ders değil, ders artı psikolojik destek vereceğiz.

Hangi yaş gruplarını kapsayacak kurslar ? Bizim derslerimize, ilkokuldan lise sona kadar tüm sınıflarda okuyan öğrenciler katılabilecektir. Yani, üniversite öncesi tüm yaş gruplarına açık olacağız. Bunun yanında şunu da eklemek isterim; dersler toplu halde bu merkezimizde olacağı gibi, ailelerden özel istek gelmesi durumunda, evlerde grup halinde ya da teke tek dersler de yapılabilecektir; tabii ki bunlar özel şartlara tâbidir ( uzak yerlerde en az dört öğrenci olması gibi ) ve ailelerle burada bunu konuşabiliriz.

Bu tür bir Akademi açmanın gerekleri nelerdir ? Bunun Almanya’da belirli şartları var ve biz bunları yerine getirerek gerekli izinleri aldık; vatandaşlarımız bu konuda son derece müsterih olsunlar. Burası Almanya, izinsiz bir şey yaptırmazlar zaten; her tür resmî formalite tamam, hiçbir sıkıntı yok. Odalar, sınıflar tamam, öğretmenler tamam; sınıflardaki masa ve sandalyeler ergonomik, öğrencinin rahatı ve sağlığı düşünülerek en iyi çözümler oluşturulmuş durumda. Masaların en ve boylarını bile hesap ettik, bir öğrencinin rahat çalışabilmesi için kaç santime ihtiyacı olduğunu dahi saptadık. Kısacası ortamımız son derece ferah ve hijyeniktir. Dersler ne kadar süreli olacak ? Sağolun bu soru için; bunu özellikle vurgulamak istiyordum zaten : derslerimiz 45 dakika değil, 60 dakika olacaktır. Normalde öğrencilerimiz haftada bir saat ders alacaklar ( özel istek durumunlarında bu arttırılabilir ); demek ki, diğer okullara kıyasla her hafta 15 dakikadan ayda bir saat bizim hediyemiz olmuş olacak. Ders günleri hangileriydi ? Derslerimiz Çarşamba ve Cumartesi olacak prensip itibariyle. Ama ek dersler olursa bunları pazara veya hafta içi bir diğer güne de kaydırabiliriz. Ailelere neler demek istersiniz ? Ebeveynler son derece rahat ve müsterih olsunlar. Biz sadece eğitimde başarıyı arttırmak için şu anda görevdeyiz. Biz olayın psikolojik boyutunun da farkındayız, ki bu da diğer bir avantajdır. Biz öğrencilerimize, her biri kendi evlâdımızmış gibi, her türlü hizmeti en iyi şekilde verme gayretinde olacağız. Veliler sakın ola ki dersleri benim vereceğimi düşünmesinler, böyle bir şey yok; dersleri profesyonel ve dalında uzman kişiler verecekler. Benim dahlim olayın psikolojik boyutunda olacak : öğrenciye motivasyon ve özgüven kazandırma gibi, ders anlama teknikleri gibi yönlerde olaya müdahil olacağım. Buradan şu sözü de veriyorum : Her dönemin sonunda, öğrencinin başarısı bir önceki döneme göre daha ileride olacaktır... Öğrenci profiliniz nedir ? Bizde her milletten öğrenci olabilecek; bir sınırlama sözkonusu değildir. Tabii ki büyük ihtimal Almanya ve Fransa ağırlıklı olacak ama, bu iki ülkede yaşayan ve bizim vereceğimiz derslere ihtiyacı olan her ulustan öğrenciye kapımız açıktır.

Ne zaman başlayacaksınız ? Kayıtlar ne durumda ? Şu an kayıtlarımız başlamış durumdadır; hattâ epey yüksek sayıda adayımız da mevcuttur. Derslere ise Eylül ayının ortasında veya en geç sonunda başlamayı planlıyoruz. Hangi dersleri vereceksiniz ? İngilizce, Almanca, Fransızca ve Matematik derslerini, her sınıf ve düzeye göre, onun ihtiyacına göre vereceğiz. Bu dersleri verecek eğitmen sayımızın da altı ilâ sekiz arasında olmasını öngörüyoruz.

Son mesajlarınızı alabilir miyiz ? İstiyoruz ki artık kimse Türkler’e farklı gözle bakmasın; bu Türk öğrencidir, başarısızdır, ikinci sınıftır demesin; biz bunu kıracağız. Sayıları az olan ve insanın içini acıtan üniversiteli Türk öğrenci sayısını hep birlikte arttıracağız. Size ve ilginize teşekkür ediyor ve tüm İslam âleminin geçmiş Ramazan Bayramlarını can-ı gönülden kutluyorum. ( Başvurular için Tel : 0049 7851 886 70 29 / Site : www.nachhilfe-akademie.com )


Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

AZICIK

Fahri EKMEKÇİ

fekmekci@objektifgazete.fr

Yazı Köşesi

Oysa her şey ne güzel başlamıştı.. Tâ ki o “Alman zulmü”nü yaşayana değin... Tatilde, on beş gün de olsa, memlekete, Giresun’a gitmiş; kimi tatsız hastalıklar dışında, hem ailemi ve eşi-dostu görmüş, hem birazcık yüzmüş, hem bol bol dinlenmiş, hem de epey kitap okumuştum. Sonra, malûm ayrılık zamanları geldi; insanın sevdiklerinden ayrılması zor olsa da, mecburduk, işbaşı yapacaktık, gözyaşlarımızı içimize akıtarak koyulduk yola. Hay koyulmaz olaydık... Önce Giresun’dan Trabzon’a götürecek olan serviste bir küçük problem yaşandı; yolcu

fazla olduğu için ek bagaj ücreti istedi şoför ama ben sert çıkışınca vazgeçti. Bunu da sorundan saymadık, hele ki Almanya’da yaşadıklarımızı düşününce. Sonra İstanbul-Stuttgart uçağındaki ufak bir yemek derdi çıkageldi : karnım çok aç olmasına karşın, daha oturur oturmaz yanımdaki yol arkadaşımın koltuğun cam tarafına düşen duvarda bir sümük parçası görüp bana da göstermesi, bütün iştihamı aldı götürdü. Meğer bu da hiçbir şeymiş... Stuttgart’ta valizleri almayı beklerken, hemen Giresun’u arayayım dedim; hem sağ-salim vardığımızı haber verecek, hem de onlardan haber alacaktım. Dakika bir gol iki; bir yandan Ablam’ın hastalığının daha arttığını ve hastanede olduğunu öğrendim, öte yandan Oğlum’un sınav sonucunun olumsuz olduğunu. Tabii ki moral oldu sıfır... Aklım ve tüm beynim bu iki dertle dopdoluyken, bizim arabayla bizi karşılamaya gelen Kayınçolarla çıktık yola. Kısa bir otoyola çıkamama problemi yaşadıktan sonra otoyola girdik ki, o da ne, yol tıklım tıklım, arabalar bir milim ilerleyemiyor. Arabayı süren büyük Kayınço dedi ki ben diğer bir yol biliyorum, yolu azıcık uzatsa da oradan gidelim, hiç olmazsa yerimizde saymamış oluruz. Bu mâkûl fikri kabul ederek o yola girdik ama çıkamadık : orada da bir sürü tamirat ve yasak girişler var-

Okunası Kitaplar

Anektodlar

“Serenad” -Zülfü LİVANELİ- / Roman / Doğan Kitap

Ayın Sözü

“Tüm mazlumlara... Bir gün iktidara geldiklerinde zulüm yapmamaları dileğiyle!” -Emre KONGAR- ( İçimizdeki Zalim kitabının ithafı )

Dörtlükler

Karac’oğlan düşse yola Hızır yardım etse bile Yâr dediğin demir kale Ya alınır ya alınmaz

(h)aykırı-yorum Hakan KAYA Şike ! Her rengimiz tamam, tek fıstık yeşili eksikti; o da oldu işte...

Babanız yaşıyorsa hâlâ çocuksunuz. İnsan babası ölünce büyüyor çünkü.../ Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık. Ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz, / İşte o zaman gerçekten büyüyorsunuz. Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde. / Sizi fark etmediğiniz halde koruyormuş meğer o gölge. Siz de aile kuruyorsunuz, baba oluyorsunuz, / Sizin de gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor Ama o gölgeyi çok arıyorsunuz. / Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak. Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hâlâ çocuksunuzdur... Babasız kalırsanız... / İşte o zaman gerçeği görürsünüz.. Şükrü KIZILOT, Hürriyet 19 Haziran 2011 ( « Teşekkürler Orhan Seyfi ARAS » ifadesiyle)

artık çok önemli bir ekonomik faaliyet alanı olan profesyonel futbolda da bu yapılmak isteniyor : çok güçlü İstanbul klüplerinin ( üç büyüklerin ) egemenliğine son verip, futbolda da Anadolu’yu hâkim kılmak ( tabii ki muhafazakâr Anadolu bu da ! ). Bunun için de, arkasındaki parasal ve medyasal desteği en yüksek seviyede olan Fenerbahçe ile başlandı işe...

Başlangıçta birçok takımı ve kişiyi kapsayan şike soruşturması “ihalesi”, yine ve hâlâ kimilerini içerse de, büyük oranda Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ın üstüne kaldı.

2/ Ne var ki, aylardan beri yasal olmayan yollarla izlenen / dinlenen bu oluşum, arkasındaki geniş taraftar desteği düşünülüp ürkülerek, seçim sonrasında gündeme oturtuldu. Bu, iktidarın bir açıkgözlülük örneğiydi...

Bizim çok da temiz olmadığı bilinse de pek sözünün edilmediği liglerimiz için böylesi bir arınma / temizlenme belki de çok gerekliydi; bu açıdan olan biteni normal ve doğal karşılayabiliriz.

3/ Hükümetin bu niyetinin olması ayrı bir şey, Fenerbahçeli yöneticilerin yaptıkları ayrı bir şey; bu ayrım mutlaka yapılmalıdır.

Ama, işin içinden sanki siyasal pis kokular gelmesi gerçeği var ki, bunu irdelememek olmaz; biz de bu yazımızda, olayın çeşitli açılarını dile getirerek, bunu yapmaya çalışacağız. 1/ Olayda, şimdiki iktidarın Türkiye’nin her kurumunu olduğu gibi, futbol endüstrisini de denetimine alma iştihası göz çıkartıyor. Nasıl ki ekonomide olabildiğince İstanbul sermayesinin yerine yandaş-muhafazakâr Anadolu sermayesi konmaya çalışılıyor,

mış meğerse; bu yüzden orada da epey bir zaman yitirdikten sonra tekrar Stuttgart otoyolunu bulup, oradan esas güzergâhımız olan Karlsruhe otoyoluna geçelim dedik. Demez olaydık; bir anlık hatâ yüzünden bir trafik kazası gelmesin mi başımıza... Suçlu biziz, tamam, ama anlaşamıyoruz ki, onlar Fransızca bilmiyor biz Almanca; arada telefonla bağlantı kurup görüştürdüğümüz Almanca bilen tanıdıklar da anlaşmamızı sağlayamadı ve mecburen onların polis çağırma önerisine uyduk. İşte “Alman zulmü” bu andan itibaren başladı... Önce yarım saat polisleri bekledik. Dikkat buyurun; geceyarısı yola çıktığımız için uykusuz, iki uçak yolculuğu nedeniyle yorgun ve bitkin, yemek de yiyemediğimizdense açız ! Polisler geldiğinde gerekli-gereksiz sözler ve araştırmalarla bir yarım saat daha geçirdik mi orada ! En nihayet dediler ki Fransızca bilen bir polisin de bulunduğu emniyete gitmemiz lâzımmış ( o kadarını anladık artık ). Gittik... Sadece şoför olanımızı içeri aldılar ve sonu bir türlü gelmek bilmeyen bekleme saatleri başladı. En az bir buçuk saat geçmişti ki, dayanamayıp Kayınço’ya telefon açtım; meğer daha içeri bile almamışlar, beklemekteymiş. Durumumuzu anlatıp çabuk olmalarını istemesini söylemem üzerine o da Türkiye’den geldiğimizi belirtince,

Tabii ki henüz ne olduğunu bilmiyoruz, mahkeme olacak ve sonuçlanacak ki ortalık aydınlansın. Ama, yasal olmasa da elde edilen bulgulardan sızanlar ve genel kamuoyu görüşü, başta Aziz Yıldırım olmak üzere Fenerli ve diğer klüplü yöneticilerin bir şeyler yapmış olduklarını düşündürüyor. Zaten, en fanatik taraftarlar dahi, hiçbir şey yok diyemiyorlar gibi.. 4/ O zaman da şu farkı ortaya koymalı : yöneticilerin yaptıkları –varsa- yanlışlar, klüpleri tam olarak bağlamamalıdır. Yani, diyelim

polisler bu defa da “O zaman Türkçe bilen birisini bulalım, zaten Fransızca bileni henüz gelmedi” demesinler mi ? Onun da gelmesini bir saat kadar daha bekledik ve sonunda geldi. Bundan da en az yarım saat sonra Kayınço geldi ki, meğerse tüm dertleri bizden para almakmış; parayı alıp götürdü de, biraz sonra yola çıkabildik neyse. Zaten zararın bizim sigorta şirketi tarafından karşılanması için gerekenler yapılmıştı olay yerinde. Ama, Alman polisi, böylesi durumlarda olaya müdahale ettiklerinde bir de 120 Euro deplasman ve dosya para alırlarmış, bunu tahsil etmek ( ve hadi iyi niyetle diyelim ki bize bunu anlatabilmek ) için bekletmişler bizi saatlerce. Be adamlar, bunu olay yerinde söyleseniz de hemen alıp gitsenize; neden bize kabir azâbı çektiriyorsunuz gün boyu ?... Sonuç şu : aç-biilaç, yorgun-argın, uykusuztelef vaziyette, 120 Euro’yu ödeyebilmek uğruna, saat 15.00’te varacağımız evimize saat 22.00’de ulaşabildik. Memleketten aldığım kötü haberler ve arabanın sigorta priminin artması ( bonüsümün düşmesi ) da cabası. Hayatımda yaşadığım en kötü günlerden biriydi hiç abartmasız. Tek faydası, Almanlar’ın ne denli akıllı ve pratik, zeki olduklarını bir kez daha öğrenmiş olmam oldu !...

Söylenesi Türküler / Şarkılar A İstanbul Sen Bir Han mısın ? A İstanbul (beyim aman) Sen Bir Han mısın ? Varan Yiğitleri (de beyler aman) Yutan Sen misin ? Gelinleri Yarsız Koyan (bi danem) Sen misin ? Gidip de Gelmeyen (de beyler aman) Yari Ben Neyleyim? Vakitsiz Açılan (da beyler aman) Gülü Ben Neyleyim ? A İstanbul (beyim aman) Issız Kalası Taşına Toprağına (da beyler aman) Güller Dolası O da Bencileyin (aman) Yarsız Kalası Gidip de Gelmeyen (de beyler aman) Yari Ben Neyleyim? Vakitsiz Açılan (da beyler aman) Gülü Ben Neyleyim?

Yöre : Kütahya / Kaynak : Hisarlı Ahmet

Aziz Yıldırım sahiden de şike yapmış ya da buna yeltenmişse, kendisi kişi olarak ceza almalı, Fenerbahçe gibi bir camia cereme çekmemelidir. Bu, kişisel bir görüştür; bu alandaki hukuk kuralları ne diyorsa o yapılacaktır tabii ki, başka türlüsü bir hukuk devletinde olamaz. 5/ Bize göre Fenerbahçe’ye gönül vermiş kişilerin buradaki büyük üzüntüsü şike yapılmış olması ihtimali veya gerçeği değildir. Onlar, geçen sene kazanılan şampiyonluğun ne denli zor olduğunu ve tüm kırılma noktalarında şansın kendilerine yardım ettiğini bildiklerinden, içlerindeki acaba hak etmedik mi düşüncesinin gerçekleşmesi ihtimalinden tedirginler. Bir de, neredeyse taptıkları başkanlarının bu işlere girişmiş olması olasılığı canlarını sıkıyor olsa gerektir. Nasıl olur da Fenerbahçe gibi büyük ve şerefli bir klübün, camianın başkanı bazı mafyozit adamlarla ilişki içinde olur, takımına güvenmiyor muydu da şikeye bulaştırdı bizi ( yine hak edip etmeme sorunsalı ), yoksa yıllardır her başarımızın altında böylesi kirli ilişkiler mi yatıyordu, neden Emmenike bizi karşı oynamadı da lig biter bitmez alındı ve soruşturma başlayınca hemen elden çıkartıldı gibi sorular her gerçek ve sağlıklı Fenerbahçeli’nin beynini kemiren kurtlar gibidir şimdi. Buna neden olunmamalıydı...

13 O

6/ Sonuçta hukuğun dediği olacak ama o beklenene kadar da ligler başlayacak. Üstelik, Uefa’nın FB’yi Şampiyonlar Ligi’nden çıkartması, ligin marka değeri, üç büyüklerin rekâbet zevki, yayıncı kuruluşun hakları gibi birçok husus da işin içinde bulunuyor. Bu durumda ne yapmalı ? Yeni seçilen Federasyon gerçi talihsiz bir durumda kaldı, hem de Fenerli olan yeni Başkan Aydınlar ne yepecağını bilemedi; aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık vaziyeti oluştu ama yine de bir çözüme varmalı, liglerin yarısında mahkemenin varabileceği bir karar sonrasında işler daha da arapsaçı olmamalı. 7/ Benim görüşüm veya önerim şu : Fener’in geçen sezonki şampiyonluğu yok sayılır ( bu da onun payına düşen ceza olsun artık ! ), pisliğe bulaşan tüm yöneticiler mahkemeden cezalarını alır, ille de futbol hukuk kurallarında öyle yazıyorsa işe bulaşan takımların belirli bir miktar puanı silinir, ligler başlar ve biter; bu da böylece unutulur gider !... Fenerbahçe’nin olmadığı bir lig Galatasaray’a ve Beşiktaş’a zevk vermez, bunun sonunda gelecek bir şampiyonluk onları fazla sevindirmez doğrusu ( tersi Fenerbahçe için de geçerlidir mutlaka ). Akıl ve mantık yolundan gidilsin; yeter...


O 14

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

Le spécialiste des commerces, Café, Restaurant, Sandwicherie, Boulangerie, Boutique etc.

Güveninizin Eseri PROCOMM

Affaires en Liquidations Département de la Moselle et Meurthe & Moselle 10 000 € à 40 000 € Boulangeries Restaurants Cafés

www.procomm.fr Mr. Chenel A. TEL.: 06 68 09 58 80

Yeni Yerimize Taşındık ! Centre d'Affaires de METZ (Parking Coislin) - 2e Etage 1, Place du Pont-à-Seille - 57000 METZ

TRANSPORT VE LIVRAISON İŞİ ARIYORUM ALSACE BÖLGESİ ‘NDE TRANSPORT / LIVRAISON İŞİ ARIYORUM. FRANSA’DA 9 PLACE 3.5 TON ARAÇ KULLANMA PERMIS 1988 VAR BİRTAT DÖNER KEBAP DAĞITIM, MC CAIN FRITES, SIMEXAL PARIS GİBİ YERLERDE ÇALIŞTIM. HAZIR DÖNER, FRITES VE TRANSPORT TECRÜBEM VAR. FRANSA DIŞINA DA GİDEBİLİRİM. GECELERİ DE ÇALIŞIRIM.

TEL : 06 46 59 42 93

Satılık Araba

Renault Laguna, 1.9 DCI Siyah, 135.000 Km. 110 CV. DIESEL 6 CV. EXP. Satış yeri Mulhouse ( 68 Bölgesi ). Fiyatı 5 500 €

TEL : 06 46 59 42 93

Mail : senturk_oktay@hotmail.com

Satılık fond de commerce Mulhouse merkezde, iyi çalışır durumda, işlek yerde 60 kişilik salonu olan Snack-Dönerci satılıktır.

Tel : 06 89 54 42 35

Satılık Evler

Strasbourg’a 20 km uzaklıktaki Marlenheim’ın merkezinde sahibinde acil satılık. 405 m² üzerinde iki sokaktan girişi olan ve yeni inşa için tüm olanaklara sahip olan evler, Bas-Rhin bölgesinin gözde yerleşim merkezlerinden biri olan Marlenheim’ın merkezinde Rue du Noyer ile Place de la Liberté sokakları arasında bulunmaktadır.

Onarılması veya tümüyle yeniden yapılması halinde şu anki değerini en az ikiye katlayacak müstakil evler, alacaklar için ileriye dönük iyi bir yatırım olabilir. Satış fiyatı 325.000 €. + noter giderleri. İletişim : 06 12 23 01 70

SATILIK RESTAURANT MUR et FOND

Emeklilik dolayısıyla, 68 bölgesi Wittenheim ana caddede, 50m2 + 50m2 depo + 70m2 teras. Tam teşeküllü, bütün malzemeleri yeni durumda, hazır müşterili, potansiyeli yüksek, tamamen yenilenmiş kaliteli bir binadır. + veya bitişiğindeki 6 odalı ev ile birlikte satılabilir. 6 oda 140m2 + 70m2 cave + 70m2 teras. Tamamen her şeyi ile yenilenmiş olup, ev ve restaurant ayrı ayrı tapuludur. 2 daireye de ayrılabilir.

Tel : 06 15 44 85 76 veya Monsieur Fuche 06 62 71 63 01

Satılık veya Kiralık Döner Restoran ve Türk Kahvesi Ste. Marie aux Mines’de, şu an açık olan, işlek yerde, müşterisiyle birlikte kiralık veya satılık Döner restoran ve Türk kahvesi. Tüm restoran malzemesi mevcut. Mekân 2 lokal ve büyük vitrinlere sahip. Her lokale iki ayrı kapı. Market ya da başka bir iş yapılabilir. Daha fazla bilgi için : 06 30 87 34 21

Satılık Fond de commerce Market Strasbourg’a 27 km, Colmar’a 50 km mesafede bulunan Benfeld’deki çok geniş, iyi çalışır vaziyetteki market, yalnızlık sebebiyle sahibinden satılıktır. 300 metrekarelik markette A’dan Z’ye tüm gıda ürünleri ve kasaphane + 300 metrekare tam teşekküllü fırın + çok geniş park alanı bulunmaktadır.

Tel : 03.88.74.15.61 / 06.62.25.20.91

Satılık fond de commerce

Saverne’de, Döner ve pâtes, 130 m2, 50 kişilik, Lise’nin ve Kolej’in yanında, müşterisi hazır, kirası 850 €, fiyatı 18 000 € anlaşmalı.

Tel : 06 72 01 28 73

Döner / Aşçı işi arıyorum

PERMIS B .04/1988. AYRICA 20 YILLIK AŞÇIYIM. 1990’DAN 2010’A KADAR PARİS’TE ÇALIŞTIM. DÖNER İŞİNİ İYİ BİLİYORUM. ALSACE BÖLGESİ’NDE İŞ ARIYORUM.

TEL : 06 46 59 42 93

Satılık Fond de commerce + daire

Saint Die Des Vosges’da bulunan, tout commerce dükkan sahibinden satılıktır. 25 m2 vitrin + 13m2 büro ve tuvalet-lavabo, şehir gazıyla çalışan, üstü daire 2 oda + salon + wc + banyo. Araba garajı mevcuttur. Fiyat anlaşmalı 98 000 € Tel : 06 10 61 03 59 / 06 07 61 09 24


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

15 O

SATILIK FOND DE COMMERCE Audincourt’da ( 25400 ) Restaurant Munzur, 85 kişilik + 60 kişilik teras, iki katlı, lisans 4’ü var, çok merkezi yerde, bölgenin en temiz ve en işlek restoranı, fiyatı uygun. Tel : 06 70 74 23 11

SATILIK EV EŞYALARI

SATILIK FOND DE COMMERCE Haguenau’da restaurant-snack fonu satılık, 40kişilik, teras, iyi işler durumda, işlek cadde üzerinde, üniversite, gare, mediatheque ve okulun sokağında, 3-6-9 kira kontratlı, pizza, döner, mutfak ve salonun bütün malzemeleri yeni. Fiyatı pazarlıklı 80 000 € Tel : 06 72 85 25 24 – 06 22 60 70 20

Satılık fond de commerce

Devren Satılık Döner Kebap Haus

Colmar merkezde bulunan Le Cappadoce isimli Restaurant & Grill, emeklilik nedeniyle satılıktır.

Karlsruhe’de bulunan Kebap Haus devren satılıktır.

Tel : 03 89 23 69 36

Tel : 0173 448 47 57

Satılık Fond de Commerce Döner-Kebab

Mulhause'da Pazar yerine yakın, 110m² kapalı alan, 300 m² havuzlu teras, 50 kişilik salon, iyi çalışır durumda, müşterisi hazır, işlek caddede, tüm malzemeleriyle beraber satılık.

Tél : 06 11 19 44 06 Satılık fond de commerce

Colmar’da çarşı içinde, merkezî yerde, müşterisi hazır, 36 kişilik + 12 kişilik terası olan dönerci satılıktır. Tel : 06 89 15 38 05

İş Arıyorum

Fırın ustasıyım ; ekmek, etli pide, lahmacun, pizza, simit, açma, su böreği, kuru pasta ve benzerleri konusunda ustayım. Tel : 07 86 93 32 36 ( Ciddî olanlar arasınlar lütfen )

Türkiye'ye kesin dönüş sebebiyle ev eşyalarım komple uygun fiyata acilen satılıktır. Çok hesaplı bir şekilde pazarlığa açıktır. Bazı eşyalar bedava verilecektir. Adres: Nuri TAŞTEKİN, 155 Rte de la Wantzenau 67000 STRAZBURG Tel: 06 21 32 92 53 - 09 52 00 50 44

Satılık Fond de Commerce Strasbourg merkezde, 11 rue de la Division Leclerc adresinde bulunan PAMUKKALE 2 isimli döner restoran, tüm malzemesiyle satılıktır. İşlek caddede, müşterisi hazır. 20 kişilik + 15 kişilik teras.

Tel : 06 63 90 49 30

SATILIK EV İLANI

Mevki; Giresun Gazi Caddesi'ne, iki özel hastaneye, iki ilköğretim okuluna, bir bankaya, iki alışveriş merkezine, sahile yürüme mesafesindedir. Ayrıca taksi durağı, market, berber gibi hemen hemen akla gelebilecek bütün ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir yerdedir. Ev; Kale manzaralı, rutubet problemi olmayan, her zaman ve her taraftan güneş alan, 4+1, 140 metrekare, büyük bir kiler, geniş bir hol, biri pvc ile çevrilmiş iki balkona sahip, laminat parke zemin döşemesi, büyük, evin ihtiyacına göre tasarlanmış ankastre mutfak, geniş ve havadar, kaliteli aksesuarlarla döşenmiş bir banyo, yine aynı kalitede alaturka tuvalet, mobilya, lüks kapılar. Kısacası içi zevke göre yeni döşenmiş lüks bir daire. Isınma problemi yok. tesisatı döşenmiş olup, ister soba, ister doğalgaz, ister kat kaloriferi olarak kullanabilirsiniz. 170.000 Türk lirası (yaklaşık 85.000 euro). Fiyatta pazarlık olabilir. Arayın görüşelim. Tel : (00 90) 0543 216 28 28

Satılık Garaj ve Ev

Ste Marie Aux Mines’de, 146 rue Clemenceau ardesinde bulunan Garage du Col satılıktır. Toplam 1 650 m2 : Atölye 280 m2 + Ev 130 m2 + Ön park 700 m2 + Bahçe 500 m2. Garajda Kabin + Boya Laboratuarı + Tamir için tüm araç gereçler tamamdır. Ekipman yeni, garaj ve evin bütün tamiratları yapıldı, her şey yeni. 7 000 nüfuslu kasabadaki tek garaj. 20 yıllık tecrübe. Müşteri sorunu yok. Sağlık nedeniyle satılıktır.

Tel : 03 89 58 79 07 06 80 14 33 89


O 16

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

SATILIK Fonds de commerce

Haguenau’da çok işlek yerde, iyi işler durumda ve müşterisi hazır olan, içerde 85 + terasta 30 kişilik yeri bulunan restoran satılıktır.

Gelin görün !

Tel : 06 21 05 03 43

İş Arıyorum Ağır vasıta şoförüyüm, 5 yıllık tecrübem var. Bir firmada da çalışabilirim.

e-mail: info@objektifgazete.fr

Satılık fond de commerce

Colmar’da işlek caddede, müşterisi hazır, 35 kişilik + teras imkânı + garajı ve soğuk odası olan döner restoranı tüm malzemesiyle satılıktır. 165 m2. Tel : 06 73 11 56 61

Fond a vendre

Boulangerie – Patisserie – Salon de the

30 places, 140 m2, matériel récent, plus un véhicule neuf, dans quartier Europe à Obernai. Prix : 150 000 €

Tel : 06 75 13 28 53

Tel : 06 10 76 84 64 / 03 88 92 07 53

Satılık Fond de Commerce

Mulhouse’da bulunan Au Soleil d’İstanbul isimli restaurantın fonu satılıktır. 70 kişilik + 70 kişilik teras. İyi işler durumda, müşterisi hazır, lisenin ve iş alanlarının olduğu bölgede. 3-6-9 kira kontratı 2008’in 7. ayında yenilendi. Kirası 864 € ( şarjlar hariç ). Fiyatı : 115 000 € ( tartışılabilir ).

SATILIK RESTAURANT ve EV ( mur et fond ) Emeklilik ve kesin dönüş nedeniyle, 68 bölgesi Wittenheim’da ana caddede, çalışır durumda, 50 m2 + 50 m2 depo + 70 m2 teras. Tam teşekküllü, bütün malzemeleri yeni durumda, hazır müşterili, potansiyeli yüksek, tamamen yenilenmiş iş yeri ve bitişiğindeki 6 odalı tamamen restore edilmiş ev ile birlikte expertiz fiyatının 60 bin € altına satılıktır. Ev 140 m2 + 70 m2 cave + 70 m2 teras. Ev ve restaurant ayrı ayrı tapuludur, 2 daireye de ayrılabilir. Ciddî alıcılar için Tel : 06 15 44 85 76

Satılık Fond de Commerce

Satılık fond de commerce

Turistik Obernai şehrinde, 40 kişilik, müşterisi hazır, işlek yerde bulunan, 100 m2’lik dönerci, tüm malzemesiyle birlikte satılıktır.

Wittenheim’da çalışır vaziyette, müşterisi hazır, 11 yıllık döner restoran özel sebeplerden dolayı satılıktır.

Satılık Bar – PMU –

Tel : 06 32 10 19 66

Strasbourg’ta Katedral yakınında, yazlık terası ve lisans 4’ü olan, 55 kişilik ve 95 m² restoran, çok elverişli bir mekan. Fiyatı : 200 000 euros Tel : +33 6 48 05 00 07

SATILIKfonds de Strasbourg Meinau’da, tramvay durağının hemen yanında, içinde her çeşit makinesi mevcut, müşterisi hazır ve iyi işleyen dükkân satılıktır.

Haguenau’da, işlek cadde üzerinde, müşterisi hazır, 200 m2 .Ciddi olarak ilgilenenlere

Satılık Araba

Aşçı Aranıyor

Satılık Fond de commerce

SATILIK Petrol İstasyonu ve İmbiss Kehl’e 2 km uzaklıktaki petrol istasyonu ve yanında imbiss ile beraber tüm eşyalarıyla mülkiyeti. satılıktır. Ciddi olanlar bu telefonlardan ulaşabilirler. 0049.170.730.73.77 veya 0049.7844.99.11.22

Tel : 03 89 32 26 80

Satılık fond de commerce

Mommenheim’da Döner Kebap, çok işlek ana cadde üzerinde, çevresinde tek, süper ünü olan, günlük geliri çok yüksek, çevresinde iş yerleri ve yakınında diskotek, 2 kat, 45 kişilik, tüm malzemesi yeni, geceleri açık olan mekân yalnızlıktan dolayı acilen satılıktır.

Snack kamyoneti olarak kullanılan,havalandırmalı, buzdolaplı, 2 adet fritözü ile plağı ve ızgarası olan, 1989 model ve 250 000 km.’deki kamyonet satılıktır. Fiyatta anlaşılabilir. Tel : 06 13 71 34 21

Satılık

Fond de commerce

Colmar’da, La Boheme. Şehir merkezinde işlek yerde, müşterisi hazır, lise karşısında, bilançoları hazır ve iyi, 60 m2, 20 kişilik oturma yeri, + teras imkânı. Kirası 700 € ( charges dahil ).

Tel : 06 69 75 02 16

Satılık Fond de commerce

commerce Epicerie

Tel. : 06.62.86.40.48

Schwindratzheim'da Döneristan, işlek caddede, halen çalışır vaziyette, müşterisi hazır, 40 otoparklı, 100m², teras + 30 kişilik

Türk mutfağından anlayan, işinde titiz, tecrübeli ve ciddî olarak çalışacak aşçı aranıyor.

salon tüm malzemeleriyle satılıktır.

SatılıkFond de commerce

Eleman Aranıyor

Tel : 06 13 71 34 21

Fransa’nın Almanya ve İsviçre sınırındaki Huningue şehrinde bulunan elbise mağazası, içindeki terzi eşyası ile birlikte satılıktır. 130 metre kare içerisi, terası 30 metre kare. Köşe başı, tam merkezde. Sağlık nedeniyle satılıktır.

TEL.: 06 77 79 79 64

Strasbourg’ta saat 20.00 – 01.00 arası çalışacak, içecek servisi + temizlik için bayan eleman aranıyor.

Tel : 06 32 64 29 63

İrtibat tel : (00 33) 06 82 11 68 67

Satılık fond de commerce Fransa-Almanya sınırındaki Huningue’de bulunan La Feuille d’Or isimli market sağlık sebebiyle satılıktır. 80 m2, tüm malzemesi tamam, çok iyi cirosu var, teras, meyve ve sebze için raflar, kirası 625 € ( changes dahil ).

Tel : 06 79 37 12 47 03 89 89 95 50

Tel : 06 08 84 11 77 / 03 88 50 31 38

Tel : 06 24 54 17 60

Snack

tel : 06 17 40 32 14

Satılık Seyyar İmbiss Kehl’de bulunan seyyar imbiss, döner ve ızgara türü tüm malzemeleri mevcut, çalışır vaziyette ve iyi durumda. Tel : 0049 179 72 02 861

SATILIK

SATILIK Fonds de commerce

Fonds de commerce

Brumath'da, tam merkez'de, ana cadde

Mulhouse şehir merke-

üzerinde, müşterisi hazır, tüm malzemeleri yeni, iyi çalışan ve çevresinde otopark alanı olan döner dükkanı yalnızlıktan dolayı acilen satılmaktadır. Kira: 600€ TTC Charges dahil. Fiyat: 55000€ (fiyatı konuşulabilir). Tel: 06.09.30.36.95

zinde satılık Ephese Döner. 45 kişilik terası, 80 kişilik salonu bulunan + lisans (4) Tel : 06 98 80 28 64 ( Saat 14’den itibaren ciddi olanlar arasın lütfen )


Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

TÜRKÇE KOD DERSLERİ

Küçük İlanlarınızı bu

KENDİ EVİNİZDE TÜRKÇE KOD

sayfalarda değerlendİrİn

OTO EKOL MONİTÖRÜ SİZE ÖZEL DERSLERİ VERMEKTEDİR.

RENS./BİLGİ : ALPER 06 31 47 47 42

Normal küçük ilan : 25€

HOFFEN BÖLGELERİNDE)

Resimli veya renkli çerçeveli : 50€

(HAGUENAU, BISCHWILLER, REICHS-

SATILIK DÖNER DÜKKANI MULHOUSE’UN EN ESKİ DÖNERCİSİ OLAN

CHEZ YASSIR İSMİYLE TANINAN

İYİ ÇALIŞIR DURUMDAKİ, DEVAMLI MÜŞTERİSİ OLAN, PAZAR YERİNE YAKIN, DÖNER VE PİZZA

SALONU İÇİN GEREKLİ TÜM MALZEMESİ MEVCUT

OLAN, BÜYÜK TERASI VE HAVUZU BULUNAN, 40 KİŞİLİK KAPALI, 100 KİŞİLİK AÇIK ALANA SAHIP SATILIK DÖNER SALONU.

İRTİBAT : 06 11 19 44 06 Satılık fond de commerce + Possibilité mur

Soufflenheim’daki tek PMU, Bar, Française des Jeux + Döner + Kahve + Snack. Müşterisi hazır, işlek yerde, hiçbir tamirat gerektirmiyor. Ayrıca, bununla birlikte, üstünde bulunan F4 apartman ( tüm odaları banyo ve tuvaletli ). Ev ve altındaki kahve için fond veya mur olarak satın alma imkânı. Tel : 06 48 77 97 96 / 03 88 86 72 88

17 O

Satılık fond de commerce Vend fond de commerce restaurant 18 couverts, cuisine entièrement équipée avec matériel neuf. 67300 Schiltigheim, 37 B, route du Gal. De Gaulle. Tel : 06 61 86 07 97 Kiralık Dükkan

Satılık fonds de commerce Bakkal – Snack – Traiteur Strasbourg’da çok iyi bir semtte, cirosu yüksek, her türlü işe elverişli, bir çift veya bir aile için ele geçirilmez bir fırsat. Tel : 06 73 16 50 51

Kehl’de, merkez tren istasyonu ve şehir merkezi yakınında bulunan, her türlü işe elverişli dükkan kiralıktır. Kirası 1 000 €.

Satılık veya Kiralık Petrol İstasyonu ve İmbiss Kehl Neumehl’de bulunan, iyi işler durumda ve müşterisi hazır olan istasyon ve imbiss, tüm malzemeleriyle birlikte satılık veya kiralıktır. Tel : 00 49 / 170 73 073 77

Satılık Bina ( Ev ve işyeri ) Sainte-Marie-Aux-Mines’de satılık F4 ( 150 m2 ) + F3 ( 70 m2 ) + çalışır durumdaki local commercial ( 75 m2 ). Tümünün bedeli 135 000 € ( ticarî lokal için hava parası ayrıca konuşulabilir ). Tel : 06 72 85 80 83

Satılık Nintendo Oyunları + Trotinette + Çamaşır kurutma makinası Nintendo DS + 6 oyun + saklama çantası 80 € Trotinette 20 € Brant marka çamaşır kurutma makinası, az kullanılmış 50 € Cep tlf : 06 85 77 22 65

Tel : 0049 7851 481 699

AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE EVİNİZDEN EVİNİZE GÜVENLE EV EŞYASI TAŞINMAKTADIR. İletişim: Fahri YILMAZ

0049-7841280476 / 0049-0-1634681749

Satılık fond de commerce

Strasbourg Neudorf’ta, 132 rue de Bâle adresindeki RESTO BALE, sağlık şartları nedeniyle acilen tüm malzemesiyle

satılıktır. Mekân Jean Monnet Lisesi’nin karşısında olup, müşterisi hazır ve iyi işler durumdadır. 70 kişiliktir + teras imkânı olabilir.

210 m2, soğuk odası mevcut, 2 mutfağı ve 3 adet tuvaleti ( bay-bayan-sakat ) vardır.

Tel : 06 11 68 18 00 / 03 88 39 94 80

KEHL’DE KİRALIK FOND DE COMMERCE Kehl’in hemen girişinde, sınırda, Tren İstasyonu, Cami ve çarşıya 2 dakika uzaklıkta ; 3 tane farklı büyüklükte işyeri : 400 m2 rampalı iş yeri + 80 m2 iş yeri + 80 m2 iş yeri.

Ticaret için ideal büyük bir iş merkezi. Ciddi olanlar arasın lütfen. Tel : 0 0 4 9 ( 0 ) 1 7 . 6 3 . 212. 28. 08


O 18

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Satılık İŞ YERİ

Fond de commerce

Besançon'da Restaurant, 120 m2 ( 90 m2 / 44 kişilik + 30 m2 / 20 kişilik ), 24 kişilik teras, klimalı ve su arındırıcılı, şehir merkezinde, yaya yolu üzerinde, lise-kolej ve hastane yakınında, kısa süre içinde yakına ticaret merkezi açılacak, fiyatı 200 000 € anlaşılabilr.

e-mail: info@objektifgazete.fr

Tel : 06 89 27 22 96

Satılık fond de commerce Kebap

Vittel'de, çarşıda Gare'ın hemen yanında, 20 kişilik oturma salonu ve terası var, müşterisi hazır, ailevi sebeplerden dolayı satılıktır.28 000 € benefice (kâr), yıllık cirosu 90 000 € Fonu 45 000 €’ya satılık.

Acil satılık fond de commerce ve bina

Ste. Marie aux Mines’in hemen yanıbaşındali büyük lokal sağlık nedeniyle Türkiye’ye döneceğimden satılıktır. Yemek salonu + oyun salonu veya Türk kahvesi yapılabilecek ikinci bir salonu + oyun salonu olarak kullanılabilecek bodrumu ( cave ). Kullanım alanı toplam 200 m2 + geniş otopark ( 15-20 araba ) + büyük teras. Turistik yer, 24 saat açık oturma izni var, manzarası müthiş, oturmak için kiralık evi var. “Sahibinin değil, müşterilerinin gözünde süper bir yer”. Bina masrafsız, komple yeni yapılmış durumda. Bina komple 10 ar ( dönüm ); ormanı, bahçesi, iki terası ve park yeri var. Binanın giriş katı komple restoran ( 200 m2 ). Birinci kat 120 m2 ev. İkinci katta iki tane F3. Fonu 70 000 €. Kirası 700 €. Komple bina : 450 000 €.

“Lütfen bir kez gelip yeri görün, f iyatı sonra konuşalım.” Tel : 06 84 30 03 16

Tel : 06 37 28 04 91 / 06 37 28 04 91

SATILIK

Fond de commerce Restaurant Strasbourg Grand rue’de, çok işlek, yaya bölgesinde, müşterisi hazır, yüksek cirolu, 20 kişilik + 26 kişilik terası olan restoran satılıktır. Restoranın bitişiğindeki fırını da satın almak mümkündür.

Tel : 03 88 21 81 06 ( 11h00 – 23h00 arası )

Satılık fond de commerce

Fegersheim’ın ilk ve tek döner dükkânı satılıktır. Bilgi için : 06 84 46 74 56

Eleman Aranıyor

Ste. Marie aux Mine’de çalışacak döner ve pizza ustası aranıyor.

Satılık Fond de Commerce Pfaffenhoffen'de Restaurant DI CAPRI Pizza, tartes flambees, döner kebab. Müşterisi hazır, iki adet alışveriş mağazasının hemen yanında, çok potensiyeli olan dükkânın fond de commerce’i ailevi problemler nedeniyle satılıktır. İçindeki malzemelerin hepsi bir seneliktir, hepsinin garantisi vardır. İçinde 46 000 €’luk malzeme vardır. Kirası 500 € Fiyatı : 69 000 € ( pazarlıksız )

Tel : 06 33 35 07 80

Müracaat tel : 06 30 87 34 21

SATILIK

Vend fond de commerce

Tel : 06 14 59 47 77 / 03 90 23 79 33

Restaurant 18 couverts, cuisine entièrement équipée avec matériel neuf.

Satılık fond de commerce Strasbourg merkezde, işlek yerde, iyi işler durumda ve müşterisi hazır, 76 m2, 36 kişilik salon de the ve petite restorasyon mekânı satılıktır.

SATILIK ARABA

Türkiye'ye kesin dönüş sebebiyle BMW 316i uygun fiyata acilen satılıktır. 2001 model, 114.000 km.de, klimalı, bakımlı, abs, airbag 5.250 Euro (Pazarlığa açık) Adres: Nuri TAŞTEKİN, 155 Rte de la Wantzenau 67000 STRAZBURG/FRANSA Tel: 06 21 32 92 53, 09 52 00 50 44

Adresse : 37 b, route du Général de Gaulle 67300 Schiltigheim ;

Satılık Fond de Commerce

Snack Restoran Grill National Strasbourg'da Garın yakınında, işlek bir yerde, müşterisi hazır, 30 kişilik salon, her türlü ekipman mevcut olup halen iyi bir müşteri kapasitesiyle faaliyette... Adres: 30, rue du Faubourg National F-67000 Strasbourg Tel : 06 14 73 34 33 03 88 23 24 88

Tel : 06 61 86 07 97 Ölçüye göre her türlü mutfak dolabı, bar, vs. yapılır

MARANGOZ

10, rue André Kiener F-68000 COLMAR TEL. : +33 6 03 70 41 80 meubles.etamis@hotmail.fr KOLTUK TAMİRİ YAPILIR ( Kumaş müşteriden!)

Marangoz SADIK TOPAKTAŞ


e-mail: info@objektifgazete.fr

MİZAH Gürsel EKMEKÇİ

kayıp gözlük vakası iyi ki öğrenmişim, ya beceremeseydim ne olacaktı.. bi süredir cep telefonum ‘’sessiz-titreşim’’ konumda ya, onu diyom.. çok şükür ki teknoloji bizlere bööle bi fırsat sunmuş, arayanların en az yarısını duyup da fark etmiyom bile.. bi insanı hiç mi normal bi adam aramaz, bi kerecik mi olsun olağan bi olay gelmez bi insanın başına.. o gün de aynen ööle oldu.. ‘’ben doğan turan’’ dedi karşımdaki ses.. devlet tiyatrosu sanatçısıymış.. hemşerimizmiş.. kısa bi süreliğine giresun’a gelmiş, beni de görmek istemiş.. buluştuk, kucaklaştık.. karşımda pamuk sakallı, nur yüzlü, melek sesli, peygamber gibi bi adam.. 40 yıllık dostuz sanki; ‘’ben senin yazılarının hayranıyım yahu mübarek çocuk’’ diye sarılıp duruyo boynuma.. yazılarımı kesip saklar imiş, tiyatrocu arkadaşlarına gösterir imiş.. çehov’vari bi adammışım meğer.. bunları duyup da mutlu olmamak elde mi..

Biz Bize

Mehmet DİLKİ

e-mail: kommagene1@hotmail.com

Demokrasi Oyunu ! Adamın birisi oğluna hafta sonu sinamaya götürmek için söz vermiş. Hafta sonu gelince çocuk tutturmuş illa ki baba sinamaya gidelim diye, bakmış olmayacak baba düşünmüş bunu nasıl vaz geçiririm diye, demiş ki şu gazetedeki dünya haritasını yırtsam bunu zaten çocuk nereden anlayacak, her ülkenin yerini nereden bilecek diye ve dünya haritasını bir sürü parçaya ayırmış. Bir taraftanda akılllıca bir iş yaptım diye seviniyormuş. 15 dakika sonra çocuk düzelttim baba diyerek gelmiş.... Tabii ki baba şaşırmış, oğlum nasıl yaptın bunu? Çocuk cevap vermiş, babacığım ondan kolay ne var arkasında adam suratı vardı onları yerine yerleştirince ortaya dünya haritası çıktı demiş… Tabii ki önce insanı düzeltmek lazım ki sonra dünya düzelsin, ancak bir gerçek var ki;  doğru herkesin

‘’evet, anton çehov biraz beni andırır’’ diyecektim, dillerim tutuldu da bunu bile diyemedim.. sevinmek, şaşırmak, gururlanmak, şad olmak gibi tüm insancıl duygularımla kalıverdim ortalıkta, çaylarımızı yudumlarken.. aslında ayıp da ettim gibi biraz, ben bi türlü tanıyamadım kendisini.. ve hıyar gibi, belli de ettim çıkaramadığımı.. ne edeyim, istanbul’da devlet tiyatrosu sahnelerini görmeyeli 15 sene, tv düğmesi çevirmeyeli 5 sene olmuş.. bu da benim cahilliğim.. Allahtan, yoldan gelip geçen pek çok kişi doğan abi’yi tanıyıp hatırını sordu, birlikte fotoğraf çektirdi de rahatladım bi nebze.. yok, yanlış okumadınız, az zamanda o denli samimi olduk ki, ‘’doğan abi’’ hitabım doğrudur.. konu konuyu açtıkça, ‘’bi tiyatro oyunu yazmamı’’ istedi benden abi’miz.. ‘’kafam dolu şu sıralar abi, beceremeyebilirim, ama ilerde neden olmasın’’ diyerek yanıtladım bu güzel isteği.. neden olmasın.. giresun’daki sıradan bi günü yazsam, dünyada bundan daha komik ne var.. sahi, neden olmasın.. ‘’neden olmasın yahu’’ diyerek söze başladı, şaban karakaya hocam da gelip yanımıza ilk oturduğunda.. gerçi o, başka bişeyden söz ediyodu, ama tam da denk geldi işte.. iyi adamdır şaban abim, hep lafı üstüne denk gelir.. doğan abi’nin giresun’da ‘’can akengin’’ konulu tek kişilik bi tiyatro gösterisi sahneye koyma ihtimalini konuşmuşlar meğer, benden önce buluşup.. onu

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 diyomuş şaban abi, coşkuyla; ‘’neden olmasın’’ deyu.. ben de pek sevdim bu ihtimali.. bööle üst düzey insanlarla sohbet etmeye doyulmuyo.. kaç saat oturduk, kaçar bardak çay içtik, hiç mi çişimiz gelmedi, anlaşılır gibi diğildi.. hayatımın en muhteşem zaman dilimlerinden birini tüketmiştik, vedalaşmanın da sırası gelmişti ne yazık.. yıllardır, kaşımla gözüm arasında durmakta olan gözlüğümü, harbiden de ‘’kaşla göz arası’’ denebilecek bi biçimde kaybettim, çay içtiğimiz mekanın hasır taburelerinden birinin üzerinde.. ne oldu, nasıl oldu, yere mi düştü, biri yanlışlıkla mı aldı, akıl alır iş diğil.. hayır, bi de çok kısa bi sürede fark ettim gözlüğümün olmadığını.. ortam aynı ortam, kişiler aynı kişiler, demin var, ama şimdi yok gözlük.. hem kimin işine yarayacak, numarası bana göre ayarlanmış bi alet.. delirecem.. yer yarıldı içine girdi dedikleri bu mudur.. üzerinden nerdeyse bi ay geçti.. olayların mantıklı bi izahını henüz bulabilmiş diğilim.. tamı tamına bi gün gözlüğüm bulunamadı.. bi umut çevre esnafa soruyom; yok.. hiç gitmediğim mekanlarda, gözlüğün gözümde olduğunu bildiğim zamanları sorguluyom yalandan; yok.. hayatımda ilk kez belediye kayıp eşya bürosuna bile gittim.. yok arkadaş, bu-

kabul ettiği doğrudur. Dünya 1800’lü yıllardan beri tek kutuptan yönetilmeye başlamıştır. Tek kutup kendi inanç ve doğrularını kimse tarafından sorgulanmadan ve doğruluğu araştırılmadan kabullendirmeye çalışmaktadır. Hatta bu doğruyu kabul etmeyenler bu doğruyu kabul etmeye zorlanmaktadır. Son zamanlarda adına domino etkisi deseler de Güney Afrika’dan başlayıp Arap devletlerine uzanan ve oralardaki iktidarı, devleti, hatta milleti yok sayan birkaç isyancıyı sanki tüm halk isyan ediyormuş gibi görüp yönetim değişikligine gidilmesinin de bu tek kutuplu dünyanın kendi doğrularını kabullendirme çabalarından olduğu aşikârdır.

kutsal değerlerini çiğnerken hiçbir cepheden ses gelmemektedir. Hatta ABD bu çirkef işleri yapan askerlerini kamuoyuna duyuranları dünyaya geldiklerine pişman etmekte, insanların vicdanlarına bile hükmetmeye çalışmaktadır. Ama yapan askerlere verdiği gülünç cezaları kamuoyuna sanki bir marifetmiş gibi göstermektedir.

Nitekim herhangi bir Avrupa ülkesinde böyle bir isyan olsa anında isyancılar vurulur ve öldürülürken, Arap ülkelerindeki az sayıdaki isyancılar sanki halkın tamamı isyan ediyormuş gibi gösterilmeye çalışılmakta ve hükümetlerin isyanı bastırmak için silah kullanması kabullenilememektedir.

Gerek Ladin gerek ise Saddam Hüseyin Amerika tarafından beslenen, kendi konrtollerindeki güç odaklarıydı. Ticarete konu olan her eşyanın tabiyatında olduğu gibi bunların da kullanma süresi dolduktan sonra tedavülden kaldırıldılar. Ama sorun değil; gerektiğinde yeni Saddamlar, yeni Ladinler üretilir. Kapitalizmin doğasında vardır... Üret, zorla tükettir ve tekrar üret... Bolca üretilir ve tüm dünyaya çok da güzel pazarlanır.

Oysa isyancıların silahla mücadele ettikleri ve bu şekilde bir mücadeleye silahla cevap verilmesi gerektiği aşikârdır. Nitekim Rusya ayrılıkçı dediği Çeçenler’e karşı her türlü silahı kullanırken Bosna’da Sırplar her türlü zulmü Boşnaklar’a uygularken kimsenin sesi çıkmamakta ve bu yapılanlar meşru kabul edilmektedir. ABD Irak’ta, Afganistan’da kıyım yapar, insanları hayvan yerine bile koymayıp en

Bin Ladin... Gerçekte Amerika için bir düşman mıydı? Yoksa bazı kapıları açmak için elinde sakladığı bir anahtar mıydı? Ladin’in Amerikan politikalarına muhalefet değil sadece meşrulaştırma aracı olduğu ortadadır.

Burjuva tekeli medya baronları, sermeye güdümlü siyaset kuklaları ve sömürü aracı demokrasi kılıfı var oldukça ve toplumlar gerçek nedir diye kendileri sorgulamaya başlamadıkça pazarlanan yeni Ladinler, Saddamlar toplumlarca kabul ve onay da görür. Amaç sömürüyü, işgali,

19 O

luntu gözlük yok.. hiçbi yerde yok.. hasır tabureden gözlüksüz kalkalı tam da 24 saat sonra, çaresiz yeni bi gözlük almaya karar kılmışken, hiç tanımadığım bi adam aradı beni; ‘’gürsel bey’le görüşüyom di mi’’ deyu başladı söze.. otomobilinin arka koltuğuna bi gözlük düşmüş, benimkiymiş, şu an nerdeymişim, oğluyla bana gönderecekmiş.. ulan nasıl olur.. adamı tanımıyom, arabasına hiç binmedim, hatta epeydir hiçbi arabaya binmedim, trafiğe kapalı bi çay ocağı taburesinden havalananan bi gözlük bi arabanın arka koltuğuna nasıl düşer.. bu kadar mı karmaşık bi iş olur.. hem, beni nerden tanıyon, numaramı nasıl buldun, o gözlüğün benimkisi olduğundan nasıl bööle eminsin.. oğlun kim, beni nasıl tanıyacak.. ‘’abi, millet bahçesi denen park yerinde oturuyom’’ dedim cevaben.. 10-15 dakika geçti geçmedi, daha önce hiç görmediğim gençten bi oğlan, o kalabalığın içinde direkt beni bularak; ‘’apo abi al gözlüğünü’’ demesin mi.. yahu babası gürsel bey dediydi, oğlu apo abi diyo, bunu bile biliyolar.. dikkatle inceledim, baktım ki gerçekten benim gözlüğüm.. teşekkür ettim çocukcaaza.. limonata ısmarladım.. çocuk çekti gitti sonra.. ağzım bi karış açık; ‘’bu nasıl bi maceraydı yarabbim’’ diyerek etrafımı sarmış güvercinlere simit kırıntısı atmayı sürdürdüm.. yalnızca benim başıma gelebilecek bi olay daha yaşamıştım.. ‘’neden olmasın lan’’ diye sevindim..

tecavüzü, zulmü meşrulaştırmak... Kuzey Afrika’da yaşananlar ise; aklını demokrasi ile bozmuş ve demokrasiden başka hiçbir siyasi kavramı bilmeyen kişilerin uydurduğu bir senaryodur. Oradaki olayların gerçek yüzü böyle değil bence. Libya... Petrol ihraç eden 4. ülke ve halkın ekonomik durumu Türkiye’den kat kat daha iyi. Demokrasi konusunda ise; demokrasiyi dünyada kim bulmuş ki onlar bulsun? Bugün hangi ülkede gerçek anlamda bir demokrasi var? Bilmem kaç yılda sermayenin kuklalarına ‘sen benim yerime karar ver’ demek mi demokrasi? Günümüzde; demokrasiyi dilinden düşürmeyen kimse; ya gaflet ya delalet ya da ihanet içerisindedir. Çünkü onların demokrasi dedikleri; sermayenin sömürüsünü meşrulaştırma aracından başka bir şey değildir. Biten petrol anlaşmalarını daha iyi koşullarda yenilemek ve 100 milyonluk yeni bir tüketim makinası oluşturmak için Kuzey Afrika’da yaptıkları gibi... Unutmayalim ki; insanoğlu hep bir şeyleri sayar; dakikaları, saatleri, günleri, ayları, yılları... Ya ömrünü? Bir tane olduğu için onu da hep hiçe sayar! Herkese yürekten sevgiler…


O 20

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

21 O


O 22

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

23 O


O 24

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

25 O


O 26

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

27 O


O 28

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

29 O


O 30

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

DİTİB STRASBOURG YENİ BİNASINA TAŞINDI VE İLK MÜJDE GELDİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ

AÇILIYOR

Bu yeni yerin arsası 3 000 metrekare. Kullanım alanı ise 2 090 metrekare. Her kat 700 metrekare, toplamda üç kat. Bina ‘Beni kullanın’ diyor adeta, Ditib olarak şu an için bize büyük geliyor gibi

“Bu dünyadaki kardeşliği bozan da, Kur’an’ın bir ayetinin bir harekesini bozmuş gibidir.” Yeni binasına taşınan Ditib, vatandaşlarımız için çeşitli müjdelerle hizmete başlıyor.

görünse de, projelerimizi

Bu konuları T. C. Strasbourg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Prof. Dr. Fazlı ARABACI ile enine boyuna sizler için konuştuk.

gerçekleştirdiğimizde bize yetmeyecek dahi :

İşte sayın ARABACI’nın anlattıkları... “Ditib açısından uzun zamandan beri Strasbourg’ta yer hususunda bir boşluk sözkonusuydu; göreve başladığımızda bunu biz hissetmiş ve hemen bir arayış içersine girmiştik. Schiltigheim’daki ilk binamızda, statümüzde yazılanları yapmamıza müsaade edilmemesi de bizi zorlamıştı.; diğer bir deyişle, orada izin verilmiş olsaydı belki de bu arayışa girilmeyecek ve bu yeni yer alınmayacaktı.

Fransa’nın da sürekli gündeminde tuttuğu bir soruna çare olacak şekilde, bir İlahiyat Fakültesi düşünüyoruz burada. Fransa’da biliyorsunuz üniversiteler özel ve özerk; bu bakımdan, Fransa açısından özel bir okul olacak ama müfredat olarak İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin derslerini uygulayacak ve diplomalar oradan alınacak. İlk seneyi hazırlık sınıfı olarak okutacağız ve sadece Arapça ile Kur’an Arapçası dersleri verilecek. Öğretmenlerin bir kısmını buradan bir kısmını ise İstanbul’dan alacağız. İlk sene için en fazla otuz öğrenci kontenjanı tanıdık ve başvurular da gelmeye başladı. Bir aksilik olmazsa, hemen bu seneki öğretim yılına yetiştireceğiz bu projeyi. Şu an altyapı çalışmalarının birçoğu zaten tamamlanmış durumda, kalanı da süratle bitirmeye uğraşıyoruz. Yani burada şu durumda üç kurum bulunacak : Ditib, Dernek ve İlahiyat Fakültesi. Bir de, bizden istenen şartları yerine getirebilirsek, bir özel lise de açmayı düşünmekteyiz, bu yer bunun için de yeterlidir. Dilerim bu seneye onu da yetiştiririz...

Ben Strasbourg’ta göreve başlayalı yaklaşık iki yıl oldu; iki yıla da kalmadan, 14 ay içinde bu sorunu çözüme kavuşturmuş olduk. Önceden Postane’nin formasyon merkezi olan bu binanın resmen anahtarlarının alınışı 15 Temmuz 2011’dir. Burayı arsası ve binasıyla satın almış olduk ( Schiltigheim’daki bina da bizim mülkümüzdür; orada büyük bir salonumuz da var, ihmal edilecek bir yer değil aslında ama dediğimiz gibi Belediye’den müsaade problemi var ). Buranın faaliyete geçiş tarihi ise 25 Temmuz’dur. Buranın bünyesinde, aynı zamanda, Ditib’e bağlı olan bir dernek de yer almaktadır : Association Culturelle Franco-Turque de Strasbourg. Cami faaliyetlerini biz yürütemediğimiz için, bizim adımıza onlar yürütüyor; onlara en alt katta bir yer verdik, orada sürdürüyorlar işlerini. Cami, lokal ve diğer tüm klasik dernek hizmetleri için gerekli olanlar orada bulunmaktadır.

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 geldiğinde vatandaşlarımızı bilgilendireceğiz. İlk göreve başladığımızda kullandığımız, ifade ettiğimiz söylem ne ise, onun üzerinde ısrarla duruyoruz. Yani, biz, başta tüm Türk vatandaşları olmak üzere, ulaşabildiğimiz bütün Müslümanlara dinî açıdan hizmet etmek, Fransız toplumuyla da problemsiz yaşamaya, hattâ mevcut sorunlara da çözüm getirici, katkı sağlayıcı

ne yapmak gerekiyorsa onu yapmaya hazır olduğumuzu söylemiştik. Çünkü çatışmayı değil, bir ve birarada olmayı arzu ediyor ve bunun için çabalıyoruz; dolayısıyla ayrıştırıcı bir bakış açısıyla değil de, temel felsefe olarak dinde kardeşliğin ötesinde, aynı dinden olmasa bile insanları insanlıkta kardeş olarak görüyoruz. Özellikle burada verilecek olan eğitim hizmetlerinden, cefasını Ditib çekse de, nimetlerinden herkes faydalansın istiyoruz. Sadece Ditib’e bağlı derneklere hizmet vermeyecek burası; kapısı tüm derneklere, oradaki tüm vatandaşlarımıza ve çocuklarımıza açık olacak. Devletin şefkat elleri herkese açık olacak...

31 O

Ancak, bunun fiili olarak görüntüsü bizzat Müslümanlar tarafından bozuluyorsa, gıybetle, dedikoduyla, suizanla, yalanla, talanla, farklı hasetlerle, ideolojik veya mezhepsel yaklaşımlarla vs. hırpalanıyorsa, o zaman Kur’an’daki kardeşlik neyi ifade ediyor ? Demek istediğimiz, bu dünyadaki kardeşliği bozan da, Kur’an’ın bir ayetinin bir harekesini bozmuş gibidir... Bizim anlayışımız budur, bu anlayışı hâkim kılmak gerekmektedir. Eğer kılınabilirse, farklı bir atmosfer, farklı bir sosyal yaşantı, farklı bir ilişki biçimi oluşur diye düşünmekteyiz.

Bayramı bir vesile kılarak insanlar aralarında barış sözünü artık boş bir söz olmaktan çıkartsınlar, gerçek anlamda bir barış dünyaya egemen olsun istiyoruz. Camilerde öncelikle minarelerin boyunu yükseltecek yerde, evvela insanların kültür ve eğitim düzeyini yükseltelim... Bu sözün sembolik bir anlamı vardır; minareye elbette ki karşı çıkılamaz ama insanlar o minarenin yükseldiği caminin içine girip de orayı doldurdukları halde kafaları, zihinleri, bilgi bagajları boş ise, büyük bir minare dikmenin fazla da bir anlamı olamaz... Son olarak vatandaşlarımızın Ramazan Bayramını kutluyor, herkese sağlıklı, hu-

Bizim görev süremizin dolmasına bir sene kaldı; bu süre zarfında elimizden geleni yapıp tarihî hizmetler verebilmeye çabalıyoruz. İnşallah hayırla yâd ederler... Bizce her insan tarihe bir anlam katmalı; yaşamının gayesi de bu olmalıdır... Kısacası özne olmak lâzım; nesne ya da yüklem değil... Buranın din görevlisi zaten Schiltigheim için yılbaşından beri kadrosu verilmiş olan bir arkadaşımız; buranın alınacağı o zamandan belli olduğundan, buraya geçene dek ( orada izin yoktu ) biz onu geçici olarak Ingwiller’e yöneltmiştik, şimdi tekrar buraya gelmiş durumda. Onun yanında bir de geçici görevli arkadaş var; kısacası iki din görevlisi ile faaliyet yürütüyoruz ve bu hep böyle devam edecek. Din görevlimizin eşi de bayanlara yardım ediyor; böylece üç görevli ile dernek bünyesinde dinsel ve kültürel sürüyor. Kültürel alanda ebrû kursları, musikî kursları, dil kursları gibi etkinlikler düzenleyeceğiz; şimdilik bunun çalışmalarını planlıyoruz, vakti

Burada şunu vurgulamak istiyorum : inananlar olarak, dinde kardeşliği Allah ilan ediyor; yani hangi Müslümana sorarsanız sorun, kardeşlik ifadesinin geçtiği ayetin bir harfini ve harekesini bile kimse değiştiremez ; bu onun teorik, yazılı kısmı, buna kimse müdahale edemez.

zurlu ve mutlu bir ömür diliyoruz. Bizi takip etmeye ve bizimle olmaya devam etsinler...” ( 14, rue Thomas Mann 67200 Strasbourg / Hautepierre Athena’da / Tel : 03 88 330 430 )


O 32

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 yetiştirmek, hem görevimiz hem de sorumluluğumuz olduğunun bilincinde bu göreve talip olduğunuzu biliyorum. Sizlerin de bu sorumluluk içinde hareket ettiğinize ve görevlerinizi layıkıyla yerine getirmek için çabaladığınıza inancım tamdır. Siz değerli öğretmenlerimin görevi, yalnızca Türk çocuklarına yönelik olmayıp, aslında anne ve babaların eğitimi ile ilgili de çalışmalar içinde olmamız, onlarla yakın iletişim içinde olmanız, yaptıkları faaliyetlere katkı sağlamanız, onların sorunlarını dinlemeniz ve sivil toplum kuruluşlarını da işin içine katarak hep birlikte çözümüne yönelik çalışmalar da, görevlerimiz arasında olduğunu unutmayalım.

Eğitim Ataşesi Abdurrahman TOPAL’ın Yeni Eğitim Dönemine İlişkin Demeci Değerli Öğretmenlerim, Sevgili Meslektaşlarım, Öğrencide düşünce yumağını oluşturan, onun hayaller kurup gerçekleştirmesinde katkıda bulunan, ufku geniş ve zengin, değişimi arzulayan tüm başarılı öğrencilerin gizli kahramanları siz öğretmenlerimin ve 2011-2012 öğretim yılında aramıza katılacak olan 13 öğretmeninin yeni eğitim öğretim yılının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Memleket hasreti ile yurt dışında yaşamak durumunda olan vatandaşlarımızın çocuklarını, Türkiye sevdası, millet ve bayrak sevgisi ile beslemek, körpe dimağlarını çağdaş bilgilerle donatmak, onlara Türk olmanın onurunu ve kıvancını hissettirmek, milli ve manevi duygular kazandırmak, en iyi şekilde uyum sağlamış, evvela kendi yakın çevresine sonrasında da yaşadıkları ülkeye katkı sağlamaya aday bireyler

CAF Adına Dolandırıcılık Yapılıyor ! Her ne kadar sürekli hatırlatılsa da bazı vatandaşların tuzağa düşmesi aynı uyarıları tekrar tekrar yapmayı mecburi kılıyor.

Sadece öğreten değil, aynı zamanda ömür boyu öğrenmeyi ilke edinen sizler, nitelikli insan yetiştirmek gibi kutsal bir görevi yaşam biçimi haline getirdiğinizin bilincinde olduğunuzu, gençlerimize ve çevrenizdeki insanlarımıza kültürümüzü, örfümüzü, âdetimizi yani kısaca, bizi biz yapan özelliklerimizi ve güzelliklerimizi öğretme gayreti içinde olduğunuzu da biliyorum. Bu bağlamda, bu öğretim yılında da, önceki yıllara göre daha büyük bir özveri ile çalışmanız gerektiğini, gönlünü fethetmediğiniz, kapısını çalmadığınız, sizi tanımayan, sizin tanımadığınız hiçbir vatandaşımızın olmaması en içten dileğimdir. 2011–2012 eğitim-öğretim yılının hayırlı olmasını diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. Yarının Büyükleri Sevgili öğrenciler,

Fransa’da hiçbir kurum (devlet kurumları, bankalar, vs..) internetten şifrenizi istemez, banka bilgilerinizi girmenizi istemez.

gençlerimiz de, Türkçemizle ve kültürümüzle bağlarını koparmamalıdırlar. Diğer derslerinize de en iyi şekilde çalışarak, sizlerin sınıflarınızda, bulunduğunuz ortamlarda ilk sıraları almanız bize gurur verecektir.

ocağında verildiği gerçeğinden hareketle çocuklarınızın ilk öğretmenleri sizlersiniz. Onun için Türk Milleti tarihi boyunca aileye, bilhassa annenin eğitim ve öğretimine önem vermiş, aileyi kutsal bir yuva olarak görmüştür.

Bilginin her gün, her saniye geliştiği ve değiştiği bir çağda yaşadığınızı unutmayınız ve sorumluluklarınızın bilincinde olunuz. Hedeflerinizi yüksek tutun ve bu hedefe giderken önünüze çıkacak tüm engelleri, akla, bilime, kültüre, eğitime, tekniğe ve araştırmaya daha çok önem vererek, disiplinli ve sürekli çalışma ile çıkılacağını unutmayınız.

Çocuklarımıza sahip çıkarak onların eğitimiyle ilgilenin. Okulunu, öğretmenlerini, her şeyden önce arkadaşlarını tanıyın, tanışın ve iyi bir iletişim içinde olun!

İnsan yaşamı doğumdan ölüme kadar, baştan sona değişimlerle dolu olduğunu, değişim kaçınılmaz, ürkütücü, bir o kadar da heyecan verici olduğunu, değişim ve gelişimin yalnızca ve yalnızca sizin elinizde olduğunu unutmayınız. Ama her şeyden önce ����������������������������� kendinizi iyi ��������������� tanıyın�������� ! Kendinize güvenin! Belirlediğiniz hedeflerinizde kararlı olun! İletişim ve etkileşime açık olun. Bir güler yüz, sevgiyle söylenen olumlu bir sözün gücü kadar büyük hiçbir şey olamaz. Olumlu bir insan, etkili bir iletişim sonucu elde edilemeyecek hiçbir hedef olamaz. Yeryüzündeki en değerli, biriktirilemeyen, bir kenara konulamayan servet, zamandır. Zamana hükmetmek, onu bir servet gibi kenara bırakmak, ancak onu en iyi şekilde değerlendirerek, planlı çalışarak olur. Ne aradığınızı bilmezseniz, ne bulduğunuzu anlayamazsınız. Çıtanızı yüksek tutun ve kendinize her zaman yüksek hedefler koyunuz.

Dilini ve kültürünü ayakta tutan, bunları her zaman zenginleştirme gayreti içinde olan milletler varlığını sürdüre gelmişlerdir. Bu bağlamda, ilk ve ortaokulda olanlarınız için, Türkçe ve Türk Kültürü Derslerine devam etmeniz çok önemlidir. Lise ve yukarı seviyede olan

Bu öğretim yılının siz gençlerimize hayırlı olmasını, başarılı bir yıl geçirmenizi diler, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Aynı şekilde kullandığınız sosyal ağlarda aynı şekilde hesabınızın çalınmasını istemiyorsanız tıkladığınız link açıldıktan sonra yukardaki adres bölümünde bankalar için güvenli modda (httpS) olduğuna ve adresin doğru adres olduğundan emin olun.

msn)

Hangi tür siteler bu tür tuzağa uğruyor ? -

Eskiden insanlar bir şekilde yüzyüze kandırılıyordu. Şimdi ise Internet sayesinde çok daha kolay kandırılabiliyor. Email yoluyla size gelen mesajlarda size bir para geldiğini ve bunu almak için hesap numaranızı ya da banka kart numaranızı girmeniz isteniyor. Bunun için verilen linke tıklamanız gerekir deniyor. Ancak bastığınız linkte alışık olduğunuz kurumun sayfasının kopyası çıkıyor. Siz bunun farkına varmıyorsunuz ve bilgileri giriyorsunuz. Sonra da bankanızdan paralar boşalıyor !

e-mail: info@objektifgazete.fr

Çok değerli Anne ve Babalar,

Çocuklarınızı, meslek liselerinden ziyade genel liseye devam etmeleri için çaba sarf edin. ��������������������������� Okulu ve öğretmeni konusunda seçici olun. Normal harcamaların dışında ekstradan ayda 100-150 Avro eğitimlerine harcama yapmanız, onların geleceğini, dolayısıyla yaşadığı toplumun geleceğini çok olumlu bir şekilde değiştirecektir. Ailece her akşam bir okuma saati oluşturmayı ihmal etmeyin. Bugün fert bazında, aile, toplum, millet ve insanlık bazında çekilen tüm olumsuzlukların eğitimsizlikten, okumamaktan kaynaklandığını göz ardı etmeyin. Okumayan toplumların değişmediğini, değişmeyenlerin de gelişmediğini unutmayın. Çocuklarımızın Türkçe ve Türk Kültürü Derslerine devam etmelerini sağlayın ve bunun takibini yapın. Anavatandan gelen bu dersin öğretmenleri ile her an iletişimde olun. Türkçemizle ve kültürümüzle bağların kopmaması için hep birlikte çalışmalıyız. Sizler yaşadığınız ortamlarda ve iş yerlerinizde, onlar okullarında örnek insan, örnek birey olmak için bizi biz yapan değerlere sahip olmaları için gayret göstermeliyiz. 2010–2011 eğitim-öğretim yılının tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, tüm vatandaşlarımıza ve insanlığa hayırlı olmasını diliyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

En temel bilgilerin ve özelliklerin aile

- Alış – veriş siteleri - Online ödeme imkanları (paypal)

Loto’dan milyonlar kazandınız ! Hiç oynamadığımız halde lotodan milyonlar kazanmaya ne dersiniz ? Mümkün değil diyorsunuz ama bazıları neden hâlâ inanıyor ? Ansızın gelen lotodan kazandınız mailine balıklama atlayan vatandaş daha sonra cebinden duruma göre binlerce para harcayarak elde etmeye çalışıyor. Ama sonu gelmiyor tabii ki. Loto tarzı oyunlardan kazandınız maillerine, reklamlarına asla itibar etmeyin.

bir bankada milyonları var. Bunu kurtarmak için size ihtiyacı var. Yardım ederseniz %10’u size verecek ama şimdilik zor durumda, ona biraz para gönderin sizi daha sonra görecek ! Olmaz demeyin ! Birçok insan bu tür maillere kanarak yüzbinlerce €uro para kaybetmiş. Mirası alacağım diye bankadan kredi alanlar, sağdan-soldan borç alanlar, hatta hırsızlık yapanlar bile olmuş. En iyisi mi siz alınterinizle kazanmaya devam edin, gökten para yağmadığını bilin. Size gelen ingilizce mailleri tanıdığınız bile gönderse hemen çöpe atın !

Afrikadan sana miras var ! Tüm bankalar - Tüm resmi kurumlar özellikle de aile kasası - Tüm sosyla ağlar (facebook, twitter,

Afrika’ya hiç gitmediniz. Hiç kimseyi de tanımazsınız ama çok uzak bir akrabanız size milyonlar bırakabilir. Bu mirasi almak için tek yapmanız gereken şey wester union ile dosya parası göndermek ! Ya da eski bir diktatör oğlu/kızının

(Banka hesabınıza Internetten girerken muhakkak HTTPS olduğuna dikkat edin)


e-mail: info@objektifgazete.fr Ne zaman soruşturmayı yüretten savcı Berk’in raporu basına sızdı, o zaman her şey değişti. Evet maalesef ne yazık ki Fenerbahçe Spor Klübü 2010-2011 sezonunda şike yapmıştır diye manşetler çıkmıştır. Ben de diyorum ki ne gerek vardı bu şikeye be Aziz Bey ? Kendi taraftarını memnun edebilme uğruna kendini ve takımını yaktın, halbuki bu işlere girmene gerek yoktu, sen zaten uzun yıllar Fenebahçe’ye hizmet verdin, iyi bir stad yaptırdın, tesisleşmeyi getirdin Fenerbahçe’ye, sözde dünya takımı yaptın, borsada tavan yatırdın ; ama şimdi ne oldu Başkan ?

faruk.beyaz@hotmail.fr Bir Şike Vakası Türk futbolu Temmuz ayının ilk haftasında bir şike vakası ile karşı karşıya kaldı, yapılan araştırmalar ve gözaltında alınan bilgilere göre, Fenerbahçe Spor Klübü şike ile suçlanıyordu ; kimine göre bir komplo, kimine göre asılsız iddialardı, kimiyse Fenerbahçe böyle eylemler yapmaz diyordu ; hemen hemen her gün yeni suçlamalar çıkıyordu. Maalesef artık gündemimiz şike olmuştu .Sarı lacivertli gazetecilerin şu deyimleri beni gülme krizine sokuyordu : Fenerbahçe büyük bir camia, hemen hemen Real Madrid gibi bütçesi olan bir klüp, şike ile işi olmaz diyorlardı.

Karizman sarsıldı, dünya futbolunda saygın bir kişiliğe sahiptin, ama hepsini bitirdin, yerle bir ettin. Paris Saint Germain klüp başkanı olan Alain Roche’un şu lafı benim de hoşuma gitti : « Aziz Yıldırım’la iki defa buluşmuştum transferler için ama olmadı, inanamıyorum böyle saygın bir insanın şike yapmasına. » Ya Aziz Başkan oldu mu bu şimdi! Sen hata üstüne hata yaptın, hatalarından ders çıkartmadın, hatalarından ders çıkartsaydın bugün bu konumda olmazdınız. Halbuki siz korktunuz, bu sezon da şampiyonluk giderse koltuktan olursunuz diye ama unuttuğunuz bir şey vardı, o da arkanızda büyük bir güç olan ve şu an Fenerbahçe Vakfı’nın başkanı olan Fehmi Yılmaz seçimlerde sizin için oy kullanıyordu çünkü Fenerbahçe’nin en büyük kongre üyesine sahip o vakıftı, yani demek istediğim onların 3000 delegeleri var, demek çalar yok eder.” Son yıllarda bir program sunucusu olarak, bir konuşmacı olarak zaman zaman da bir gazeteci olarak, Avrupa’da birçok yeri ziyaret etmekteyim. Burada gördüklerimi sizlerle paylaşmak isterim. Evvela adı müslüman, amma hiçbir ideali olmayanlardan, gelenekçi müslümanlardan bahsetmek istiyorum. Bu tipler cemaatlerde olmayı çok severler, bu tür insanları cemaatler mi kullanır, yoksa bu tür insanlar cemaatleri mi kullanır bunu ancak öbür tarafta hesap gününde göreceğiz.

Şahismail KAYA sahismail@web.de 00.49 / 179.784.31.83

MÜSLÜMAN MARKALAŞTI DAVA KUŞA DÖNDÜ Değerli Objektif Gazetesi okurlarım, Bu ayki makaleme güzel bir sözle başlayarak, konumun köşe taşlarını oluşturup içini örmek isterim : “İddası olanlar toparlar bir araya getirir, bütünler; ihtirası olanlar da böler par-

mbilen@web.de

İzinden İzlenimler…

oluyor ki 3000 bin oy size geliyordu. En büyük hatan Zico’yla yolunu ayırman, zaten ondan sonra bir istikrar olmadı, inişli çıkışlı grafikler oldu. Zico’yla domates soğan pazarlığı yaptın, ondan da zarar ettin, gittin dünya devi diye yaşlı abdest tutamayan Louis Aragones’i getirdin hem de yıllık 4 milyon avroya, adam kenarda kulübede uyuyordu,. üstelik bir dünya yıldızı acıların golcüsü Guiza’yı getittirdi sana. İkisi de de faydalı olmadı. Daha sonra Almanlar’ın kokaincisi olan Daum’u getirdiniz, o da faydalı olamadı. Baktınız olmuyor, yerli hocaya döndünüz, o da fayda getiremedi ; demek ki mecbur kaldınız şike yapmaya... Ama unuttuğunuz bir şey vardı, o da ilahi adaletti ; ne yaparsanız yapın, ilahi adalet sizden hesap soracaktır. Ben de soruyorum sana Aziz Başkan, neden bu işlere girdin ? Korktun mu acaba şampiyonluk Anadolu’ya gider diye ?... Yazık, hem de cok yazık, maalesef ligimizin havasını tadını tuzunu kaçırdı bu olay. Avrupalı’nın gözünde üçkağıtçı sıfatındayız, adamlar bizi yeseler doyamazlar, yani o biçim kin güdüyorlar. TFF Başkanı olan Aydınlar bu olayda çok ama çok pasif kaldı, elinde delil olduğu halde Türkiye liginde 18 takım mücadele edecek dediği andan itibaren, UEFA olaya el koydu ve Türkiy’ye bir heyet gönderdi, o da eski bir başsavcı olan ve bu zamana kadar üç tane şikeyi çözen, şu an UEFA biri orada Allah ve Peygamber hakkında hoş olmayan bir şey söylediğinde kendi korkaklıklarını, susmayı bir kahramanlık addederek oradan uzaklaşırlar. Beyler bu gelenekçiler, gizli gizli kendinden olmayanları dışlamaya başladılar. Aslında bölücülüğün daniskasını yapıyorlar. Bir örnekle daha iyi anlatalım. Falanca bir cemaatin televizyonunda ayrı bir camaatin haberine, gelişmelerine, başka bir olaya yer verdiklerine hiç şahit oldunuz mu? Ya Olimpiyatlar adı altındaki yapılan etkinliklere başka cemaatlerin destek verip orada bulunduğuna hiç tanık oldunuz mu?

Bu gelenekciler, ne zalime dur derler, ne cemaatlerin yanlış yaptıklarını eleştirirler, ne mazlumu korurlar, ne içkiye Allah haram kıldı derler, ne faiz haramdır derler, islami bankaları kâr payı veriyor diye Allah’ın haram kıldığını, neredeyse bir kaç dua ezberlemiş abilere sorarak, cevaz almaya çalışırlar. Komşumuz Irak’ta olanları eleştirmezler, Amerika’nın yaptıklarına göz yumarlar, terörü bıyık altı ayıp olmasın diye hafiften eleştirirler, Deniz Feneri’nde yapılanları kendi medyalarında bir tek kelime yazmazlar ve de göstermezler. Kurdukları cemaatlerin liderlerine bir tek kelime söyletmezler. Haşa

Bunlar Lions Klübü gibi zengin burjuva sınıfını kurdular, nerede zenginlik var cemaatler orada; sözüm onlara, o cemaatler kendilerini bilirler. Bana göre son yılların abdestli kapitalistleri, abdestli burjuvaları, namazla niyazla Allah’ı kandıran, kendi yediği naneleri unutup paralarıyla kendilerini cennete namzet gören, İMANI olan, AMELİ olmayan müslüman. Mümin bile değil. (Samimi Mümin olanların her zaman dualarını beklerim. Onlar bizim baş tacımız.)

Sayın okuyucularım,

işine yaradı.

Bu sayıda sızlere izin yollarını ve memlekette sizlerin de işlerinize yarayacak gördüklerimi aktarmak istiyorum.

Ben tatilimi Marmaris’te geçirdim. Orada da otel sahiplerinin daha önce Almanya ve Belçika’da yaşamış olmaları işimi kolaylaştrdı. Eğer yolunuz Marmaris’e düşerse, Hotel Salute’ye uğramanızı tavsiye ederim. Hem denize de yakın… Almanya’ya ilk gelen kuşaklardan olan Fadıl Bey Almanya’dan emekli olduğu için oteli çalıştıranlar akrabaları ; kendisi de bazı zamanlar orada bulunuyor ve Almanca sorunu olanlara yardımcı oluyor.

Ben bu sene izin yolunda sorun yaşamadım. Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan yollarını kullandım ; ne bahşiş ne başka bir sorun gördüm. Umarım dönerken de görmem, kimsenin de görmesini istemem.

Mahmut BİLEN

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Yolların artık alternatifi bulunduğu için düzelme olduğu kanaatindeyim. Yunanistan ve Macaristan güzergâhının açılması, sırada da Romanya’nın olması arabayla memlekete yolculuk yapanların

33 O

denetleme görevini üstlenen İtalyan asıllı Pierre Conti’yi gönderdi, adam savcı Berk’le buluştu, raporları inceledi ve raporu Michel Platini’ye verdi, Platini de  4 tane kurmayı ile Fenerbahçe Spor Klübü’nün Şampiyonlar Ligi’nden çıkarılmasına karar verdi. Bir nevi Türkiye’nin ayıbını gün yüzüne çıkarttılar hem de rekor bir süreçte, yani yaklaşık 72 saat sürmedi. Halbuki sayın Aydınlar dürüst bir karar alsaydı bugün UEFA heyetine ihtiyaç olmayacaktı ama maalesef o kendi inisyatifini kullanamadi, biraz geriden baktı olaya, halbuki kendisi Federasyon Başkanı olduğu için Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermeyebilirdi, öyle bir hakkı vardı. Örnek, geçen sezon Ankaraspor’u düşüren yine Federasyon mensuplarıydı.. Bu yazıyı okuduktan sonra kiminiz diyecek ki bu adam Fenerbahçe düşmanı, Fenerbahçe’nin üzerine yazıyor. Bende Faruk Beyaz olarak kesinlikle Fenerbahçe Spor Klübü’nün düşmanlığı yoktur, sadece yaptıkları hataları kaleme aldım, bunların hepsi doğrudur. Aziz Yıldırım hem kendisine hem de Fenerbahçe klübüne ve en önemlisi de Türk futboluna ağır bir darbe vurmuştur. Futbol bir kültürdür, renkler aşktır, formalar sevgidir ; bunu maalesef bir türlü öğrenemiyoruz, öğrendiğimiz vakit o zaman temiz ve kaliteli bir lige sahip oluruz. Ramazan Bayramınızı en icten dileklerimle kutluyorum, saygılarımla…

amberimize küfredenlere bu diyalogcular ne cevap verdiler. Bırakın artık papazların, hahamların arkasında gezerek Allah’ın mesajını herkesi cennete sokarak anlatmayı. Peygamber Efendimiz Allah’tan gelen mesajları Kuran-ı Kerim’le tek tek anlatmıştır. Haşa Cenab-ı Hak dininin neresinde eksik bırakmış ki, siz sözüm ona diyalogcular tamamlayacaksınız. Artık hep birlikte gerçek kaynak olan Kuran-ı Kerim’den ve Peygamber Efendimiz’in Sünneti’den öğrenelim, bu güzel dinimizi. Giderek cematler dinimizi yaşanmaz hale getirmeye başladılar, bizleri sizden, bizden, onlardan, şunlardan diye istesek de istemesek de ayrılmaya, ayırmaya başladılar. Hadi kolay gelsin, hayırlı olsun. Herkesin doğruları varsa bizim de doğrularımız var kardeşim. Hepinizi yeryüzünün yegane sahibi Allah’a emanet ediyor, mübarek bayramımızın da şimdiden insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Hoşçakalın, dostça kalın.

Her defasında Amerikancı müslüman, Diyalogcu müslüman, Danimarka’da peyg-

rinin turistleri yolda yürütmemeleri. Mekanlarının önlerine maaşlı adamlar tutup koymuşlar, bunlar da turistleri taciz ediyorlar, turistlerin kollarından tutup çekiyorlar. Bu turizme de, insanlığa da, onura da hiç sığmıyor… Yıllarca değişmeyen bu görgüsüzlük. çok zararlı bir şey. Buna devlet el atmalı. Mekan ve alışveriş mağazalarına ceza ve denetim getirilse çok kolay çözülecek bir sorun aslında.

Marmaris bana göre dünyadaki cennetlerden birisi.

Turist bir kaçar, isim de çıkarsa ondan sonra çok ararlar…

Ama sorunlar da var tabii.. Sorunlardan birisi, mekan ve alışveriş yeri sahiple-

Esen kalın.


O 34

Eyl羹l / Septembre 2011 * N簞 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

.

tlu u zK

y Ba

ra

n覺 覺 m

O

n lsu


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

35 O


.. tler, ziyaretler. yazdı >>> 18 e v a d r, a rl u h a zan’ı İftarlar, s rkiye’de Rama ü T a y a k ra a K Hasan

İftar haberleri

>>> 26

n a l a k i r e g n a d Ramazan

Beka Süpermarket Tüm İslam Aleminin Ramazan Bayramını Kutlar.

Seçkin Bilgen GÜLTAN yazılarıyla aramızda. İlk yazısı >>> 3

Place Louis Collin 54520 Laxou Tel. 03 83 41 85 53

Ob j e k t i f 2 www.objektifgazete.fr

Gazete

info@objektifgazete.fr

Eylül /Septembre 2011 * N°63

Herkesin yanında ve herkese eşit mesafede

O

Fransa’nın Tescilli İlk Türk Çiftçisi Adanalı, Fransa’ya ilk gelen Türkler’den, şimdilerde çiftçilik ve tavukçulukla uğraşan, sosyal alanda çok aktif, hoşsohbet bir kişi >>> sayfa 22

Avrupa Konseyi’nde Alpinist

Ve Fotoğrafçı

...fotoğraf makinası ile tanışmam 1972 yılında oldu. Elime geçen ilk makineden sonra, ikinci makinamı da Hürriyet Gazetesi’nden emekli olmuş bir gazeteciden satın aldım. 1990’a kadar o makinayı kullandım. Hâlâ antika olarak saklıyorum o makinayı. Hayatımdaki en iyi makineydi diyebilirim. >>> sayfa 25

Okumadı..... YAZDI Aniden oldu her şey.. Bir gece televizyonda bir türkü programı izleyip yattıktan sonra, uyuyup uyumadığımı da bilemiyorum, gerçek miydi hayal miydi, birisi bana ‘Sen de yazabilirsin’ dedi. Ben dedim ki ‘Hayır ben yazamam, okumadım ki yazayım’. >>> sayfa 23


O

2

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

DİPKÖŞE

Seçkin Bilgen GÜLTAN BU ARAP BAHARI NEREYE EVRİLİR ? Siyasetin alanını genişleten, siyasi kuram, ideolojiye yeni bir boyut kazandıran, kültürel alanın öneminin altını çizen, geçtiğimiz yüzyılın en önemli düşünürlerden biri üzerine yazmak istiyorum bu DİPKÖŞE’deki ilk yazımı. Antonio Gramsci (1891, Sardunya - 1937, Roma) Neo-Marksist önemli düşünürler arasında ilk sıralarda yer aldığını düşündüğüm Gramsci’nin fikirleri, bugün içinde bulunduğumuz, adeta çivisi çıkmış dünya

Karşı Köşe

Şükran Bahar AKBULUT

bahar-akbulut@hotmail.com

İLK GENÇLİĞE İTHAF OLUNUR.. Çocukluğun bitmek tükenmek bilmeyen ,zamanın adeta bol keseden dağıtıldığı ağır aksak zamanlarından , yaşamın doyulmak bilinmeyen coşku ve enerji dolu evresine geçiş.. Durağan, korunaklı çocukluk ikliminin yerini, gözü kara, binbir heves gençlik mevsimine bırakması .. Etraftamızda bir büyüme telaşı, hayatın henüz yontmadığı kirlenmemiş yüreklerin dünya onları “henüz” değiştirmeden, dünyayı değiştirebileceklerine dair inanç ve hevesle inadına atışı... En güzel dostlukların hep bir eleleliğin, omuz omuzalığın, yarenliğin, diğerinin hayatına hesapsızca eşlik edişin, alayına

düzenindeki gidişat bakımından en azından bireyin kendi zihninde, taşları yerine oturtmasına yardımcı olacaktır diye umuyorum. “Önce İnsan” sloganından hareketle, Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Demokrasi gibi ”vazgeçilmez” ve tüm dillere pelesenk olmuş kavramların içlerinin boşaltılıp, istenildiği gibi doldurulduğu, kuzey ve güney yarımküre arasındaki uçurumun her bakımdan ve her geçen gün daha da derinleştiği, açlık ve sefaletin, sömürü, baskı ve zulmün kanıksandığı, milliyetçilik ve dini referanslarla kuşatılan “İNSANCIK”ların, “insan onuruna yaraşır” bir yaşama kavuşamaması sorunundan bahsediyorum. Gramsci’nin yıllarca yattığı hapishanede yazdığı notlarında üzerinde önemle durduğu iki unsur, “üstyapı” ve “Sivil toplum”dur. Kuram ve Eylem arasındaki bütünlüğün sağlanması yönünde kültürel alanın önemine işaret eden düşünür, klasik sol söylemin aksine, kültürel, ahlaki ve entellektüel bağlamda, yani üstyapısal olarak, sivil toplumda kabul görmeyen bir düşünce ve anlayışın, diğer bir deyişle “sosyalizmin” kendiliğinden, mevcut düzenin, yani “kapitalizm”in yerine geçemeyeceğini savunur. “Hegemonya” kavramı üzerinde önemli

isyanın o coşkulu, delikanlı zamanları.. Hayatın hep sonsuz bir merak ve hevesle kucaklanışı.. Aşk’ın en platonik, en rafine, en hayalli dönemi... Bir bakıştan, bir sözden anlam fırtınası kopuşu, hayali aşk’ın gerçeğinden binkat daha güzel oluşu.. Aşk “meselesiyle” geçen anların, aşık’la geçirilenden daha uzun ve heyecanlı olduğu zamanlar.. Sohbetlere gün ağarana dek devam etmek ve hep aynı konuyu bin kez konuştuğun halde hiç bıkmadan ertesi gün’e aynı hevesle uyanmanın tadı.. Bol müzik, bol adrenalin, bol muhabbetle geçen , yaşam enerjisinin henüz zedelenmediği, dopdolu olduğu zamanlar... Sadece haklı olmanın her şeyi çözeceğine inanılan, aslında dünya kurallarının güçlü olanı, haklı olana yeğ tuttuğunun henüz idrak edilmediği zamanlar.. Hayat bilgisinin kısıtlı, cesaretin ve hevesin en taze, en toy zamanları.. Çocukluktan erkek veya kadın olma durumuna geçişin ilk adımları, kızların açık pembe rujlarla, erkeklerin ince bıyıklarla “aman da ne kadar büyümüş” nidalarıyla hayata katılışı.. Kumsal’da gitar, okulda poster, evde walkman zamanları... Toplumsal normları gülünç ve ikiyüzlü bulurken, inadına kahkaha, inadına taşkınlığın esrik zamanları.. Henüz kurumsallaşmamış olmanın dayanılmaz hafifliği, kariyer, mevki, güzellik, evlilik gibi şablonların henüz sırtlanılmadığı, seçeneklerin sınırsız olduğu zamanlar.. Tabii erken akıllıları da unutmamak lazım... Onlar zaten oldum olası akıllılardı, şimdi yönetici, siyasi lider

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 saptamaları olan düşünür, mevcut düzende egemen olan kesimin, elindeki aygıtlar ve yerleşik yapılar (eğitim, gelenek/görenekler, popüler kültür, yasalar ve hatta din) sayesinde, toplum üzerinde kurduğu hegemonyayı yıkmanın, sanıldığı kadar kolay olmadığını ileri sürer. Solcu düşünürün, hegemonyanın kırılması, Marksizm açısından olmazsa olmaz “sınıf bilinci”nin gelişip yerleşmesinde, yani bu zorluğun aşılmasında rol almasını beklediği kesim ise toplumun aydınlarıdır.. İşte bu aydın kesimin (elite of intellectuals) harekete geçirilmesinde ve yaratılmasındadır bütün mesele. Aydın kesimi de kendi içinde “geleneksel aydınlar” ve “organik aydınlar” olarak ayıran Gramsci’nin, halklarla bütünleşmeyi sağlamasını beklediği kesim, ikincilerdir. Marksizmin, sosyal gelişmenin yalnızca ve doğrudan ekonomik yapıdan kaynaklanacağı (ekonomik determinizm) iddiasına ve yukarıda yazdığım gibi, Marksistlerin, bir toplumda sınıf bilincinin oluşmasına ilişkin iyimserliğine karşı çıkan Gramsci, bu yüzyıla özgü -Internet başta olmak üzere- kitle iletişim araçları, facebook, twitter vb “sosyal ağlar”ı hayal edememiş bile olsa, kitle iletişiminin hegemonya üzerindeki etkisini üzerinde de kafa yormuştur.

veya patron koltuklarında diğerlerinin canına okuyorlar.. Hayatın o en hesapsız, en delidolu zamanlarında bile aklıevvel davranıp hep ölçülü davrandılar, hep en önde oturup öğretmenin gözüne girdiler, en baba okulları, en iyi dereceyle bitirip, en uluslararası firmalara kafadan girdiler, şimdi onlar bizi yönetirken, bizi hiç anlayamayacaklar çünkü onlar hayatın bu biricik evresini hiç yaşamadılar, muhtemelen ebeveynleri tarafından hiç yaşattırılmadılar!! Derken bizler için de akıllanmak vakti geldi... O en sevgili zamanlardan, hayatın cömertçe bize kollarını açtığı, hatta bazen kollarında taşıdığını hissettiğimiz, sonsuz merak ve ilgiyle dolu olduğumuz, ağlamanın her şeyi çözdüğü, yaşama sevincinin hiç bitmeyecek ve hep yenilenecek bir şey, anne -babanın hep sağ, dostluğun baki, aşk’ın ölümsüz olduğunu sandığımız zamanlardan, hayattan aldığımız darbeler, kırıklıklar, kayıplarla başka bir yere sürüklenmeye başladık, canımız yanmaya başladıkça hayat böyle deyip, kendimizi korumak adına korkudan zırhlar edindik, taşımakta güçlük çektiğimiz... Hayal kırıklığına uğramamak için, daha az hayal kurar olduk, büyümek böyle bir şeydi, biz büyüdükçe adeta dünyamız küçülüyordu, hep tekrarlara bağlanmıştı hayat.. Yeni olan her şey bu sistem tarafından reddediliyordu, yara almamak için kapatıyorduk kalbimizi, hayatın gerçekleri deyip, ölçülerle, hesaplarla kuşatmaya başladık yaşamımızı; daha az müzik dinliyor, daha az sohbet ediyor, daha

3

O

Nitekim, O’nun ufuk açıcı fikirlerinden hareketle, kimi 20. yy düşünürleri (Foucault, Althusser vb), kültürümüzü oluşturan inançlarımız, kimliklerimiz, düşünce ve ilişkilerimizin, son derece baskın bir “Ortak Akıl” (Common sense, ama sağduyu değil!) etkisi altında olduğunu ifade etmişlerdir. Kitle iletişim araçları, mevcut hegemonik yapının korunması adına da, tam tersi için de, örnek vermek gerekirse bugün Arap ülkelerinde domino taşları gibi birbirini tetikleyen isyanlar için de kullanılabilir enstrümanlardır.. Tarihin derinliklerinden çekip çıkardığım büyük düşünür Gramsci ile başladığım bu yazıyı, derin bir kuyunun DİPKÖŞESİ”ne bir taş atarak, yani bir soru sorarak bitireyim. “Bu kadim gezegenin en çetrefilli coğrafyasında, yüzyıllardır (ortaçağdan sonra) her türlü emperyalizmin, envai çeşit (ayak)oyununa baş sahne olmuş bu topraklarda sizce mümkün müdür, asıl mesele olan “iş, aş, insanca bir yaşam” sorununa çare bulmak?” Sağlıcakla...

az güveniyorduk artık .. Ayakların yere basması dedikleri buydu demek, bazılarımız yere çakılmak olarak yaşadık bu süreci, en çok da hayali bol, kalbi hassas olanlarımız.. Akıllanmak gerekti ya artık, oysa akıl, korku’nun ikiz kardeşidir.. Ne kadar çok korkarsak o kadar çok akıllanmak zorunda kalırız. Sonra korktuğumuz şey bizi kuşatır, sahiplenir, şekillendirir, hapseder. Sonra bir bakarız ki, coşkumuzu yitirmişiz, kayıp vermemek, üzülmemek, yara almamak için bir arafta sıkışmışız “yaşıyormuş gibi” yapıyoruz sadece.. Ağzımızda garip bir tat, hiçbir tutkumuz, şevkimiz kalmamış, hep yorgun, hep hüzünlü, sanki hep bir yol yorgunluğu almış bizi. Ama en derin yorgunluğumuz hayal kurmaktan, yürekten istemekten vazgeçtiğimiz yerde saklı, istediğimiz hayatı yaşamaktaki ısrarcılığı ve direnci gösterememizde.. O ilk gençlikteki tutkuyu, cesareti yitirip, güvenli limanlarda çakılı kalıp, hep aynı manzarayı seyretmeye tav oluşumuzdaki kabullenişte.. Ama bugün o yorgun yüreğimizden, kırık kanadımızdan başka bir şey yok ki elimizde.. Ne yaparsak o yürekle yapacağız, belki bir mucize beklentisindeyiz, ama biz mucizeyi gerçekten çağırana dek o mucize gelmeyecek, geldiğinde ne taze kan pompalanacak yorgun damarlarımıza ki görmeyin gitsin.. Ben inanıyorum.. Bu yazı içinde hâlâ ilk gençliğin coşkusunu, saflığını barındıran, yeniden uçmaları an meselesi olan güzel dostlara gitsin… Sevgiyle..


O

4

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

ler. Yaptıkları her işin maddi karşılığını aldıkları gibi, bize birçok da zarar verirler. Örneğin; bankacılık sektörüne ‘’Osmanlı Bankası’’ gibi sempatik bir isimle girerler, buradan da bizi faiz sarmalına dolayarak borçlandırırlar. Ardından da her şeyimize el uzatırlar. Bununla yetinmez, bir de bize ‘’Hasta Adam’’ derler.

İbrahim MERAL

Saint-Dizier ve çevresi Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni www.saintdizierturkokulu.com ibrahimmeral@hotmail.com

GELİŞİME AÇIK OLMAK 1500’lü yıllarda, padişah III. Murat zamanında, İstanbul Rasathanesi kurulur. Başında Taküyiddin vardır. 1577 yılında bir kuyruklu yıldız belirir. 1578 yılında ise bir veba salgını oluşur. Zamanın Şeyhülislamı veba salgınının rasathane ile ilgisi olduğunu düşünür. Şeyhülislamın önerisi ile zamanın Kaptan-ı Deryası rasathaneyi top atışına tutarak yıkar. Bazı bilim adamları yaşanan bu olay sonucunda, Türk-İslam âleminde bilimsel çalışmaların durduğunu ittifakla kabul ederler. Hakikaten Osmanlı Devletinin son dönemlerine baktığımızda üretmeden tüketen, sürekli karşılıksız borçlanan, bir şey icat etmeyen, yapılan icatları topraklarına sadece ekonomisi nispetinde getirtebilmiş bir yapı görüyoruz. Zaten bu düşünce yapısı sonucunda Osmanlı çağın gerisinde bırakıldı, borçlandırıldı ve ‘’Hasta Adam’’ ilan edilerek yıkıma mahkûm edildi. Yönetim, savunma, imar, sağlık ve aklımıza gelen her alanda batılılardan yardım alıyor ve onlar tarafından eğitiliyorduk. Hatta hatırlarsanız 1. Dünya Savaşında Çanakkale’de ordumuzu bile Alman Limon Von Sanders Paşa komuta etmişti. Sonucu da biliyorsunuz… Hiçbir zaman başka devletler ve milletler bizim iyiliğimizi istemezler. Onlar derin menfaatleri için bizim yanımızda gözükür-

O dönem yaşanan senaryoların benzerlerini bugün de görmekteyiz. Uluslararası sermaye grupları tarafından yönetilen yabancı bankalar ve şirketler yine faaliyetteler. Hatta sayısı ve etkisi daha fazla olarak. Giremedikleri ülkelere, yanlarına o ülkeden yerli bir ortak almak suretiyle ya da yerli teşebbüsün hisselerinin hâkim kısmını satın alarak girmekteler. Faiz söyleminin yerine kredi adını kullanarak devletimizi, yerel yönetimlerimizi, işverenimizi, memurumuzu ve esnafımızı borçlandırmaktadırlar. Hatta düne kadar kendi ürettiğiyle geçinen köylümüzü bile… Sonrasında ne olacağı hepimizin malumudur. Şansınız varsa, kriz de olmazsa çok çalışarak borcunuzu ödersiniz. Diğer türlü neyiniz varsa satarsınız, sıfıra düşersiniz. Ondan sonrası ise her türlü yıkımı getirir. Ne itibar kalır ne de sağlık … Bugün bu sorunu borç batağındaki ülkelerde görmekteyiz. Bize ekonomik anlamda sıkıntı çıkaran bu gelişmelerde, içimizdeki dönme ve vatan hainlerinin haddinden fazla katkısı olduğu muhakkaktır. Fakat suçu tamamen onlara atmak hiç bir şeyi çözmeyecektir. Gaflet içinde olduğumuz ve bu sonuca meydan verdiğimiz için elbette bizler de en az onlar kadar suçluyuz. Bizler batıdan medeniyet derken onların medeniyetlerinin dışında her türlü yozlaşmış kültürlerini aldık ve kendimize yamamaya çalıştık. Yıllarca teknoloji çöplüğü ve gelişmiş ülkelere Pazar olduk. Hâlbuki bizim binlerce yıllık dünyaya yön vermiş hatta özellikle batıya kaynaklık etmiş bir kültür ve medeniyetimiz vardı. Avrupa; doğudan atamız Osmanlı Devleti, Kuzeyden Endülüs İslam Devletlerinin etkisi sonucunda Orta Çağ’ın karanlığından kurtuldu ve bugünkü haline geldi. Ama biz ne yaptık, sahip olduğumuz medeniyeti bir adım öteye götürmek yerine onu bir kenara atıp batıya teslimiyetçi bir politikayla yaklaştık. Onlar da bize medeniyet getirme bahanesiyle her şeyimizi yozlaştırdılar ve kontrol altına

Rasim ve Fatma’ya mutluluklar diliyoruz.

18 yaşına ayak basan Abdullah Özsoy’a sağlıklı ve başarılı bir hayat diler, anne ve babasını tebrik ederiz.

ARTI MEDIA Ekibi

aldılar. Yıllardır ülkemizde ağır sanayinin kurulmasını engellediler ve yerli üretime mani oldular. Avrupa Malı deyince hepimiz kapıştık, Türk Malı’nı ise karalar olduk. Unutmayınız ki; üretmeyen toplumlar önce köle olmaya sonra da yok olmaya mahkûmdurlar. Çünkü üretim demek güç demektir. Üretmezseniz sürekli hazır alırsınız ve bütçeniz sürekli açık verir. Çünkü yerine bir şey koymuyor, bir şey üretip satmıyorsunuz. Batının disiplini, çalışma prensipleri ve teknolojisi tarafımızdan elbette örnek alınabilir. Hatta şu anda teknoloji artık sadece batıda değildir. Tüm dünya sathına yayılmıştır. Peygamberimizin; ‘’İlim Çin’de bile olsa gidip alınız’’ sözü bunun için söylenmiştir. Önemli olan sahip olduğunu bir adım ileri götürmektir. Bilimsel çalışmaları yaparken önce insan merkezli düşünmeli sonra da doğayı ve hayvanları da hesaba katmalıdır. Ar-Ge dediğimiz ‘’Araştırma ve geliştirme’’ çalışmalarına daha fazla önem vermelidir. Son yıllarda başbakanımızın talimatıyla Ar-Ge çalışmalarına verilen önem umut vericidir fakat yeterli değildir. Yerli ve genç girişimciler mutlaka teşvik edilmelidir. Buluş yapan insanlar hemen değerlendirilmeli, aksi takdirde yabancılar yüksek meblağlarla onları transfer ederek kullanmaktadırlar. Ardından bu durum beyin göçüne neden olmaktadır. Buna beynimizi başkalarının kullanması da diyebiliriz. Ayrıca yabancı şirket ve sermaye gruplarıyla mutlaka rekabet ortamı oluşturulmalıdır. İthalata çok dikkat edilmeli, bunun yerine yerli tüketim teşvik edilmelidir. Örneğin; Almanya’da daha ziyade Alman arabaları, Fransa’da ise Fransız arabaları görürsünüz. Bu durum hiç de yadırganacak bir durum değil aksine ders alınacak bir durumdur. Tüketimde milli düşünmek gerekir. Zira para ülkemizde kalır, döviz sıkıntısı çekmeyiz ve de cari açık derdimiz de olmaz. Bunun sonucunda oluşacak zenginlik hepimizin refahına yansıyacaktır. Fabrika sahipleri, yerel ve idari yöneticilerimiz mutlaka alanlarında yapılan çalışmaları ve dünya genelinde oluşan yeni gelişmeleri yerinde takip etmelidirler. Yurt dışı gezilerine ve konferanslara katılmalı, sürekli kendilerini yenilemelidirler. Yoksa baş döndürücü

İstanbul’da dünya evine giren değerli çalışma arkadaşımız Zeynep’e bir ömür boyu mutluluklar dileriz. Foto Objektiften Ekibi

bir hızla ilerleyen teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınması söz konusu olacaktır. Bu da uluslararası firmaların dünyayı sardığı günümüzde rekabet şansını ortadan kaldıracaktır. Bu durumunun önüne geçmek için gelişime açık olmak gerekir. Şirketlerin birleşerek ya da yabancı ortak alarak büyüdüğü ve çokuluslu bir yapıya büründüğü günümüzde; yerli sanayicilerimizin ürettikleri mallar için sadece ülkemizi değil, tüm dünyayı piyasa hedefi olarak seçmeleri gerçekçi olacaktır. Konuyu bağlarsak; gelişmiş ülkelerin ortak noktaları bellidir. Bu ülkelerin insanları; önce devletim deyip çalışırlar, vergilerini muntazam verirler, devlet malını korurlar, insana ve çevreye son derece önem verirler ve gelişime açıktırlar. Bilirler ki devlet ayakta olursa onlar da ayakta olurlar. Ve bilirler ki her şey insan içindir ve insan merkezlidir. Bunun için de her fert sorumluluklarını yerine getirmeye gayret eder. Kısaca bu toplumlarda bir nevi otokontrol mekanizması oluşmuştur. Peki, bunları neyle başardı bu ülkeler? Elbette eğitimle… Evet, bu bahsettiklerimizin hepsinin temelinde yatan gerçek eğitimdir. Eğitim ise güzel bir başlangıç ister. Çocuklarımıza temelden sağlam bir eğitim vereceğiz ve onlara eğitimin beşikten mezara kadar devam eden bir süreç olduğunu unutturmayacağız. Gelişime ayak diremeden kendimizi geliştirecek; icat ettiğimiz ya da ürettiğimiz herhangi bir ürünü daha da ileri götürmeye ve geliştirmeye çalışacağız. Bunları yaparken de önce milletimize sonra da tüm insanlığa faydalı olmayı amaç edineceğiz. Bize yakışan da budur. Çünkü insan terakki eden bir varlıktır ve en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır. Gazetemizin bu sayısının Ramazan Bayramı’na isabet etmesi sebebiyle; siz değerli okuyucularımın bayramlarını en içten dileklerimle tebrik eder, aileniz ve dostlarınızla huzurlu bir bayram geçirmenizi temenni ederim. Sağlıkla kalın. Saint-Dizier, 28 Ağustos 2011

Düğünlerinde zevkle çalıştığımız ve birbirinden güzel karelerle mutluluklarını sonsuza dek sakladığımıza inandığımız Kübra ve Mehmet’e mutluluklar dileriz. Foto Objektiften Ekibi


e-mail: info@objektifgazete.fr

Meryem Şenocak

TRT Türk Halk Müziği Ses Sanatçısı meryem.senocak@gmail.com

TATİL YAZISI Merhaba Sevgili Dostlar Uzun bir aradan sonra, yine birlikte olmanın mutluluğuyla sizlerle sohbet ediyoruz. Zamanın dört nala geçtiği şu günlerde yaz mevsimi neredeyse geldi de geçiyor bile… Siz sevgili okurlarım belki de memlekete gidip dönmüşsünüzdür. Umarım sıcak bir mevsim ve Mübarek Ramazan ayının duygu ve bereketiyle güzel

ALMANCI

Mesut AYDOĞDU Yeminli Tercüman

mesutaydogdu66@hotmail.com

GİT GEL KONYA ÜÇ (3) SAAT Çok güzel bir anlatım. Akıllardan kolayca silinmeyecek bir tabir. Aynı zamanda yükselen Türkiye’nin gururla duyurduğu kanat sesleri. Avrupa’da sadece 6 devlette bulunan

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

5

O

günler geçirmişsinizdir. Ardından bayramı kutluyoruz ve artık öğrenciler okuluna, tatilciler iş başına gidiyor.

satanlar, hanımların el emeği göz nuru ve Ramazanın olmazsa olmazı Hacivat ile Karagöz …

Ben de karınca kararınca dinlenmeye çalıştım, Kayseri’deki ailemin yanında 15 gün kalarak biraz güç topladım, Erciyes Dağı’nın eteklerinde serin ve temiz hava, bol doğal gıda ve dingin, gürültüden uzak birkaç gün…

Bir yandan sokak müzisyenleri, diğer yandan maytaplar havai fişekler. Gerçekten görülmeye değerdi. Eğer yolunuz Ankara’ya düşerse mutlaka gezin. Şehir merkezinde bu etkinliğin yapılması geç kalınmakla birlikte daha da genişletilerek bir festival niteliğinde, Ankara’nın uluslararası tanıtımında kullanılmalıdır.

TRT Kurumu iki ay önce beni “Türk Halk Müziği Müdürlüğü’ne” getirerek, omuzlarıma ağır bir yük yükledi. Artık 50-60 kişilik bir sanatçı topluluğu ve Halk Müziğinin gelecek kuşaklara kadar orijinal bir şekilde aktarılması konusunda elimden gelen tüm hizmetleri yerine getirmeye çalışacağım. Bu durumda dağ havası yanı sıra, bugün olanca yorgunluğuma rağmen ablamı kıramayarak özellikle Ramazan aylarında Hamam Önü semtinde eski Ankara evlerinin restore edilmesiyle bir şenlik yeri olan eğlence mekanına gittim. Gerçekten iyi de oldu. Gündüz Oruçtan ve sıcaktan dermansız düşen ne kadar Ankaralı varsa hepsi oradaydılar. Yıllarca ihmal edilen o güzelim cumbalı, balkonlu, içerlerde ahşap unsur

ve saatte 250 km sürat yapacak olan Ankara-Konya hattındaki ‘Yüksek Hızlı Tren’ (YTH) mucizesi. Atalarımız; bitmez tükenmez o ıssız ve monoton yolu 6 saat seyretmekten bıkmışlar, usanmışlar ve bu bıkkınlığı en iyi şekilde anlatabilmek için de o yola: Git gel Konya 6 saat demişler. 23 Ağustos 2011’de ilk seferine çıkan bu yüksek teknoloji ürünü Türkiye’de Türk insanının hizmetine sunulmuştur. Fransa’da: TGV, Almanya’da: ICE, Türkiyede: YHT olan bu hızlı ulaşım vasıtası daha sonra Ankara-Yozgat ve Sorgun’dan da geçerek Sivas’a varacak. İleri dönemlerde de Türkiye’nin her köşesine ulaşacak. Bu konuda çok başarılı çalışan Ulaştırma Bakanlığı, 1950’den sonra çok yavaş ilerleyen ulaşım yol ve hatlarını, son 8 sene içinde inanılmayacak gayretler göstererek, 2003-2010 yılları arasında 14.000 km bölünmüş yol yaparak rekor seviyeye çıkartmış. Yapılanlar sadece bunlar olmadığı gibi, yapılacak olan 3.Boğaz Köprüsü

kullanılmış ve eskiden her evde olduğu gibi kalabalık ailelerin yaşayabileceği kapasitede estetik ve kullanışlı yapılar, bugün cıvıl cıvıl satıcıların, müzisyenlerin, seyyar satıcıların, hediyelik eşyaların ve en önemlisi “Türk El Sanatları”nın en güzel örneklerinin tanıtıldığı faaliyetlerle adeta bir bayram gününü andırıyor.

Sevgili dostlar, bugünlük kısa yazarak bir sonraki sayıda buluşmak üzere diyorum. Yüce Allah’tan sağlık, huzur ve bol kazançlı günler diliyorum. Sağlıcakla kalın.

Bir yandan taze taze pişirilen ve kokusu dört bir yana dağılan gözlemeler, kahveler, haşlanmış mısırlar, meydanda şekerleme yapıp satan birisi, içleri aydınlatmalı minyatür Ankara Evleri

ve bu köprü için gerekli olan 400 km’lik otoyol yapımının projeleri hazırlanmış, denizin 60-70 metre altından geçecek olan Tüp Geçit de sırasını beklemektedir. Atatürk mitinglerinde “Türk Milleti zekiidir, Türk Milleti çalışkandır” diye halkını öğerken, Türkiye’de yaşayan herkesi kastetti, hiç kimseyi ayırmadı ama bir başkası ise; Türk milleti aptaldır diye yazdı. Şimdi onun yerinden hortlayıp bugünün Türkiye’sini görmesi gerekir. !!! Avrupa ülkelerinde ekonomik gelişme ortalaması sıfıra düşerken ve Türkiye %6’nın üzerinde seyrederken; hâlâ Türkiye’yi kötüleyen, Türkiye batıyor, satılıyor, bölünüyor diye tellallık yapan diğer yaşayanların bu YHT’e binmemeleri, treni uzaktan ö......... trene baktığı gibi seyretmeleri gerekir. Demiryollarının bir memleket için ne kadar önemli olduğunu bilen Osmanlılar 1895’te Almanlarla anlaşarak İstanbul-Bağdat tren yolunu yapmak için çalışmaya başladılar. 1898’de Alman İmparatoru Kay-

zer Wilhelm eşiyle birlikte gemiyle İstanbul’a gelerek bizzat Sultan 2. Abdulhamit’le bu önemli antlaşmayı gerçekleştirdi. Almanya’nın Chemnitz şehrinde imal edilen lokomotif ve diğer parçalar gemilerle İstanbul’a taşındı. Bu malzemeleri; Alman Mühendis Heinrich August Meissner , Philıip Holzmann inşaat firmasıyle birlikte inşa etti. 1904 senesinde Osmanlı ordusuna Paşa olan Heinrch Meissner, 4. Ordu’da görevliyken ikinci iş olarak Suriye’den Mısır’a gidecek olan Hicaz Demiryolu Hattı’nda da 365 km’lik demiryolu inşaa etti. 1918’de tekrar İstabul’a çağrılan Meissner Paşa ilerdeki yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde trenyolu uzmanı olarak uzun zaman hocalık yaptı. 1940 yılında İstanbul’da vefat eden Heinrch Meissner Paşa’nın mezarı İstanbul Feriköy Mezarlığı’ndadır. Türkiye ve insanlığa yaptığı hizmetlerden dolayı Türk insanının sevgi teşekkürlerini fazlasıyla hak etmiştir. Selamlar.


O

6

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

FRANSA GÜNDEMİ

Fatih KARAKAYA karakaya.fatih@gmail.com

Tecavüzcülere müjde ! “Adaletin bu mu dünya” diye bir şarkı vardı ! Twitter aleminde en son konuşulan konulardan biri de bu. Herkes eski şarkıları yad ediyor. DSK olayının sonucunu görünce benim de aklıma bu şarkı geldi. Tabii mutlak ve gerçek adalet ilahi adelettir. Gerisinin yanılma payı yüksek olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerek. 3 ay önce başlayan ve dünyayı şaşkınlığa uğratan tecavüz olayı zanlı için mutlu bir şekilde bitti.

DSK suçlu mu, değil mi bilemem o gün orada yoktum. Ancak şu bir gerçek ki bu karar kadınlar için çok kötü bir karar. Bundan sonra kadınlara yalan söylerken iyi düşünmelerini tavsiye ediyorum. Allah korusun olur da bir gün tecavüze uğrarlarsa yalan söyledikleri ortaya çıkarsa dava bile açılmaz.

karışamazmış ! Batı’da metres tutmak, aldatmak, fahişeye gitmek serbest ve kimse karışamaz. Ama bir müslüman meşru bir şekilde birden fazla evli ise dünyanın en kötü adamı oluyor. Hatta para ve hapis cezasına çarptırılıyor. Yani açıkça deniyor ki istediğinizin haltı işleyin ama meşru dairede olmasın.

Artık mahkemelerde tecavüz vakalarına bakan hakimler konuyla alakası olmasa da dedektiflerden kadının geçmişini araştırmasını isteyebilir. Zanlılar savunma yaparken “Hakim bey tamam ben tecavüz ettim ama bu kadın yalancıdır, o yüzden siz onun dediğine bakmayın” diyebilir.

Nerede kadın hakları savunucuları ? Nerede “ezilen müslüman kadını” kurtarma çabasında olan yalakalar ? Bu olay açıkça gösteriyor ki mesele üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.

Bir düşünebiliyor musunuz olayı : Savcı tamam bir ilişki olmuştur, hatta sert bir ilişki olmuştur diyor. Sperm izleri. yırtılmış gömlek vb. deliller var diyor ama mağdurun geçmişi, birçok alanda yalan söylemesi inanılırlığını yitirdiği için bu riski göze alamayız diyerek DSK’yi serbest bırakıyor. Mahkeme olsaydı belki de gerçekler daha net anlaşılacak ve herkes rahat olacaktı. Şu anda DSK serbest kalabilir ama halkın gözünde temize çıkmadı. Aşırı derecede zengin olması, dünyanın en iyi avukatlarını tutması onu kurtardı. Olayın diğer bir yüzünde ise DSK’nın öyle ya da böyle ilişkiye girdiği ortaya çıktı. Dünyanın en güçlü adamı bir “temizlikçi parçası” ile ilişkiye girdi. Evli ve çocuğu olan bu adamın bu yönüne kimse bir şey demiyor. Özel hayatmış, kimse

geçilecek, plan bu şekilde. Ama Meclis’e gitmek için bu iki araca eskortluk yapacak olan çok kalabalık mo-

Hasan ALAKUŞ

Neden Hâlâ Bir Yerli Otomobilimiz Yok? (2) Merhaba Sevgili Dostlar, Öncelikle mübarek Ramazan Bayramınızı kutlar, tutulan oruçların ve idrak edilen ibadetlerin yüce Rabbim katında kabulünü temenni ederim… En son sayımızda başladığımız yazı dizimize kaldığımız yerden devam edelim… Sabah araçlar Ankara Demiryolu Fabrikası’na indiriliyor ve oradaki manevralar için depolara az miktarda yakıt konuluyor. Asıl yakıt ikmali, Sıhhiye’deki bir istasyonda yapılacak ve oradan da tören için Meclis’e gidilecek, Cumhurbaşkanı burada araca binecek ve asıl tören için Anıtkabir’e

e-mail: info@objektifgazete.fr

torsikletli polis ekibi, bu plandan habersiz olduklarından dolayı istasyona uğramayıp doğruca Meclis’in yolunu tutuyorlar. Meclis’e gelindiğinde durum farkediliyor ve alelacele bir miktar benzin bulunuyor. Ancak makus talih burada da kendini gösteriyor.. Benzin Cemal Gürsel’in binmesi gereken 1 numaralı otomobile konuyor ve daha sonra dolum sırası 2 numaralı otomobile geldigi sırada, Cemal Gürsel 2 numaralı otomobile çoktan binmiş oluyor. Mecburen Anıtkabir’e doğru yola çıkıyorlar ve tabii boş depo yüzünden, Cumhurbaşkanı’nın içinde olduğu araç stop ediyor. Mühendisler kendisinden özür dileyerek 1 numaralı

2007 yılında DSK’nın aile dostunun kızı televizyonda bu kişi tarafından cinsel tacize uğradığını açıklamış ancak olay medya tarafından kapatılmıştı. Bizde ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Gerçekten bu adamın dengesi yerinde değil. Kimileri diyor ki bu kadar zengin, güçlü bir adam istediği kadına rahtalıkla sahip olabilir, neden tecavüz etmek istesin ki ? Ve bunun komplo olduğuna inanıyorlar. İyi de kardeşim bir insan neden cinayet işler ? Neden bazı erkekler kadınlara tecavüz eder ? Cinayet normal bir şey mi ? Ya tecavüz ? İsteseler bu hayvanlıklarını başka şekilde gideremezler mi ? Demek ki psikolojik dengesi yerinde olmayan, her istediğine hemen o anda sahip olmak isteyen, kimsenin hayır demesini istemediği kişiler açık söylüyorum sapıktırlar. O da öyle birisi idi. İster daha önce bakan, milletvekili, IMF başkanı olsun bu onun halini değiştirmez. Daha önce de IMF’den bir iş arkadaşı ile ilişkiye

otomobile geçmesini rica ediyorlar ve nihayetinde Anıtkabir’e 1 numaralı otomobil sağ salim ulaşıyor. Araçtan inen Cemal Gürsel “Batı kafasıyla otomobil yapıyorsunuz ama Doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz” şeklinde tepkisini dile getiriyor. Ertesi gün gazeteler Devrim’i yerden yere vuruyor... Peki ne oluyor? Fabrika toplamda sadece 4 adet Devrim üretiyor ve daha sonra da nedeni açıklanmadan bu projeye son veriliyor. Şu anda bu örneklerden sadece 1 tanesi hayatta ve çalışır durumda. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. Müzesi’nde özel olarak yaptırılmış camlı garajda sergileniyor ancak müze yetkilileri şu ana kadar sadece 40 ziyaretçinin görmeye geldiğini belirtiyorlar. Bütün bunları neden yazdım? Yüzbinlerce adet satış yapılan ve dünyanın herhangi bir yerinde satışta olan hemen her otomobili bulabileceğiniz çok yüksek hacimli “sözde” Türk Otomotiv sektörü ve benim tabirimle “Türkiye Pazarı” için tek ve yegane anıt niteliği taşıyan bu eseri bence hepimiz gidip yakından görmeliyiz... Sevgili okurlar; eğer bu araçlarla ilgili daha fazla bilgi edinmek ve gerçek-

girmişti. Her uçağa bindiğinde hosteslere sarkıntılık yaptığını artık herkes biliyor. Benim anlamadığımın ise hanımı nasıl bir duygu içinde, nasıl bir anlayışı var ki tüm bu kepazeliklere razı oluyor hatta destek oluyor ? Daha önce ki yazımda da söylemiştim. Bazıları Sarkozy’e düşmanlığınından dolayı DSK’yı ta o zamanları cumhurbaşkanı olarak görüyorlardı. Zennediyorlardı ki o bir solcudur o halde Türk dostudur. Hayır o “varlığım siyonizm varlığına armağan olsun” diyecek kadar azılı bir düşmandı. Tam bir müslüman düşmanı ama sinsice yine Müslümanların yoğun yaşadığı bölgelerde belediye başkanı ve milletvekili seçilebiliyordu. Önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Solcular artık aday adaylarını belirlediler. DSK’nın aday olması uzak bir ihtimal, her ne kadar bazıları hâlâ umut taşısa da ! Benim korkum solcuların kazanması halinde Allah bilir bu adamı başbakan yaparlarsa o zaman vay halimize ! Yunanistan’ın kanını emen, İspanyol, Portekizleri süründüren, tüm dünyada fakir ülkeleri sömüren, yıllardır Türkiye’nin anasını ağlatan bu adam Fransa’nın başbakanı olacak ha ? Not : Ramazan bayramınızı kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim. twitter.com/fkarakaya

ten de yakın tarihimizin birçok ışığına şahitlik yapmış bu araçları gormek isterseniz; www.devrimotomobilleri. com internet adresinden bilgi edinebilirsiniz. Peki otomotiv mirasımız ne durumda? Bunu sadece şu kadar bir cümle ile ifade edeceğim : Geçtiğimiz dönemde başlatılan ama medyada neredeyse hiç yer almayan «Siz de bir Anadol evlat edinin» projesi, bulunduğumuz içler acısı durumu anlatmak için bence yeterli.. Halen Anadol Otomobil Kulübü, bu mirası ayakta tutmaya çalışıyor.. Bravo.. İyi ki varsınız… Eğer ki Anadol’ları seviyorsanız, Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki, benim de Anadol’lar içinde en beğendiğim model olan, yuvarlak farlı kırmızı renkte ve içi krem renk döşemeli olan coupe modelini yakından görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Umarım halen oradadır. Yine de tedbir olarak eklediğim bir resmini aşağıda bulabilirsiniz.


Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

Salih BİRCAN

TOUL Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni s.bircan1@hotmail.com

NİMET Anladım ki yolun sonu gelmişti. Bize verilmiş olan görevi tam manasıyla bugün yerine getirecektik. Her şey büyüklerimden dinlediğim efsanelerdeki gibiydi. Anlatılanlar şimdi birer birer gerçek oluyordu. Doğup büyüdüğüm topraklarda milyonlarca buğday başağıydık. Nasıl da hızla boy atıp serpilmiştim. Düşünmeye başladığımda neden orada olduğumuzu, niçin yaratıldığımızı sorar olmuştum. Bütün doğa bize hizmet ediyordu. Hava, yağmur, güneş ve toprak olgunlaşalım diye ellerinden geleni yapıyorlardı. Annemin anlattığına göre büyüyünce bir gün bu topraklardan ayrılacaktık. Gurbete çıkacaktık ve o zamanlar benim aklımın alamayacağı kadar çok şey geçecekti başımdan. İnsanlarla tanışacaktım. Belki de beni dövecek, ezecek, ateşlere atacaklardı. Halden hale geçecek, pişecektim. Benden beklenen tam olgunluğa erişecektim. O gün geldiğinde kendimi onlara adayacaktım. Alnıma yazılan bu olsa gerekti. İşte o gün bu gündü. Bu sıcak odada ne kadar kalmıştım bilmiyorum. Sanki yanıyordum. Gittikçe derim kabuk bağlıyordu. Kızarıyordum. Kulağımda derviş Yunus’un sözleri çınlıyordu. “Hamdık, piştik elhamdülillah!” Derken birden hepimizi dışarıya çıkardılar. Karşımızda dört gözle bizi bekleyen insanlar vardı. Kalabalık güruhtan genç bir delikanlı: “Onu istiyorum.” diyene dek ne olduğunu anlamamıştım. Bu gençle birlikte bir eve girdik. Anlaşılan evde ziyafet vardı. Masa donatılmıştı. Türlü yiyeceklerin nefis kokuları dışarıdan bile duyuluyordu. Herkes telaşla sandalyelere oturdu. Beraber geldiğimiz gencin elindeki poşetten sıcak, üzerine yumurta sarısı sürülmüş, susamlı pideler

çıkarıldı, kesildi ve parçaları masadaki herkesin önüne dağıtıldı. Beni bir kenarda unuttuklarını sandım. Bir çocuğun eli bana uzanmıştı ki annesinin “Hayır onlar kalsın, sonra!” diye çıkışması yüzünden sevinmemle üzülmem bir oldu. Hevesim kursağımda kaldı. Herkes oturup beklemeye başladı. Neden yemiyorlardı ki? Bunun bir anlamı olmalıydı. Sonra birden ezan sesi duyuldu ve ev ahalisinde bir rahatlama. Sevinçle:“Orucunuzu açın, ezan okunuyor!” diye haykırdılar. Herkes yemeye içmeye başladı. Ne mübarek bir zamanda gelmiştim buraya, bu ne güzel bir gündü! Ramazan ayındaydık ve bu bir iftar sofrasıydı. Kadere bak dedim içimden. Gurur duydum kendimle. Ben bir ramazan ekmeğiydim öyle mi? Bir ara hanenin genç kızı beni mutfağa götürdü. Bıçakla keserek birkaç parçaya ayırdı. Misafirlerin önüne getirdi ancak benden öncekiler bile henüz tam yenmemişti. Herkes doydu ve kalkıverdi. Biz arta kalan pideler bir poşete doldurulup kapı koluna asıldık. Hiç olmazsa sahurda yeneceğimizi umuyordum. Olmadı. Maalesef ekmeklerin bir kısmı

“...

Beni toprağa ektiler, sonra hasat ettiler, değirmende öğüttüler, un haline getirdiler, hamur yapıp pişirdiler. Senin eline geçene kadar ne aşamalardan geçtim, kaç kişinin alın teri var üzerimde biliyor musun? Şimdi bir çırpıda beni atacaksın. Olacak iş mi bu? Tüyü bitmedik yetimin hakkı var bende. Sen kul hakkı da mı bilmezsin? Herkes artan ekmeğini çöpe atarsa ne olur sonra haliniz? Allah israf edenleri sevmez…” diye nasihatle ikna edeyim dedim, ama nafile. Beni dinlemedi ya da duymadı bile. Çöp konteynerinin yanına vardık. Umutlarım iyice sönmüştü ki bir ses! Kulaklarıma inanamıyordum. “Getir ekmeği, getir, şişşt” Duyduklarım doğru olamazdı. Ses devam ediyordu: “Buraya getir ekmeği!” Tam yolun karşı çaprazında bir kuaför salonu vardı. Otuz kırk yaşlarında esmer bir adam, elinde bir makasla kapının önüne çıkmış beni çöpe atmaya hazırlanan çocuğa sesleniyordu. Delikanlı gülümseyerek: “Seni görmedim, pardon” diyerek poşeti verip gitti. Kuaför, ekmek poşetini aldı, salonun arkasında bir odaya götürüp masanın üzerine bıraktı. Sonra işini yarım bıraktığı müşterisine döndü: “Beyefendi bu millete açlık hak. Allah vermesin ama bir kıtlık çıksa şimdi, o zaman yaptıkları hatayı anlardı bunlar. Ama iş işten geçmiş olurdu.” dedi. Aldığı ekmek poşetini getirip müşteriye uzattı. “Bakın şu ekmeğe, yumuşacık. Bu yenmez mi, atılır mı hiç?” Müşteri beni eliyle yokladı. Yüzünde hayret ifadesiyle: “ Evet bu daha bayatlamamış ki. Sadece parçalanmış.” Dedi. Kuaför devam etti : “İnanın bakın bu çöpe her gün ekmek atmaya geliyorlar. Gördüklerime dedim ki ben burada yoksam şuradaki demir parmaklıklara asın poşetleri, çöpe atmayın. Ben gelince alırım ya da getirin bana verin dedim. Bu civardaki insanları alıştırdım, şimdi ekmekleri çöpe atmıyorlar. Bir sabah erken çıkıp o demir parmaklıklara bakınız, bir sürü poşet asılmış görürsünüz, hepsi de artan ekmek dolu poşetlerdir.” Dikkatle dinleyen müşteri sordu: “Peki siz ne yapıyorsunuz o ekmekleri?” Kuaför: “ Köye gönderiyorum. Hayvanlar yesinler hiç olmazsa, yazık değil mi? Kayınbirader geliyor iki günde bir, onunla ekmekleri köye gönderiyorum.” dedi.

kaç kişinin alın teri var üzerimde biliyor musun? Şimdi bir çırpıda beni atacaksın. Olacak iş mi bu? Tüyü bitmedik yetimin hakkı var bende.

Sen kul hakkı da mı bilmezsin? ”

daha tüketildi sıra gelmedi.

ve bana

Ne çok ekmek alınmıştı böyle. Ertesi gün beni eve getiren genç, annesinden alışveriş listesini aldı. Sonra annesinin isteği üzerine içinde olduğumuz ekmek poşetini de alarak dışarı çıktı. Nereye gidiyorduk? Henüz daha yenmemiştik ki. Neler oluyordu böyle? Telaşa kapılmıştım. Yoksa? Aman Allah’ım! Düşündüğüm doğru mu? İşte bir yokuştan iniyorduk. İleride sağda bir çöp konteyneri gördüm. Olamazdı, bunu hak edecek ne yapmıştım? Ağlıyordum. Yalvarmaya başladım: “Yapma etme delikanlı” diye bağırdım. “Kurtarın beni!” diye feryat ettim. “Bak bu yaptığın hoş bir şey değil. Vazgeç. Sen beni parayla aldın, hadi bu parayı az görüyorsun diyelim, benim değerim sadece parayla ölçülemez.

Kuaförle müşterisi ekmek israfı üzerine koyu bir sohbete başladılar. Değerimizi bilen insanlar bulmak beni çok duygulandırdı ve bir o kadar mutlu etti. Sohbetlerinden öğrendiğime göre sadece İstanbul’da bir günde çöpe atılan ekmekler ile Türkiye halkı bir hafta karnını doyurabiliyormuş. Diğer büyük şehirlerde de durum farklı değilmiş. Bir günde yüz binlerce ton ekmek çöplere atılıyormuş. Ne acı! Sohbetin sonunda müşteri, kuaförüne şöyle dedi : “Bu yaptığınız güzel ve

7

O

örnek alınması gereken bir davranış, sizi kutlarım. Sizin gibi insanların çoğalması için bunu herkese anlatmak gerekir. Çevrenizdeki kötü davranışlardan sorumlu hissetmişsiniz kendinizi. Ne güzel, ne ince bir davranış! Bugün Afrika’daki, Somali’deki açlığı televizyonlardan izliyoruz. Halen insanlar ders almayıp müsrif olabiliyorlar. Yazık, çok yazık!” Bense bir yandan israf olmaktan kurtulmanın sevincini yaşarken diğer yandan da bir an önce köye götürülmek için sabırsızlanıyordum. Ben bir ekmek, eskilerin deyimiyle “nan-ı aziz” olarak hayatta bana verilen görevi eksiksiz tamamlayacaktım. Bütün dünya ve içindekiler, sağlık, mutluluk gibi ekmek de insanlara bahşedilmiş bir nimetti ve bunun değerini çok iyi bilmek gerekti. Bir nimet olarak son sözlerimi söyleyip sizinle vedalaşacağım. Siz insanlar gerçekten çok çabuk unutuyorsunuz her şeyi. Sizin ecdadınız ekmeğin değerini iyi bilirdi. Ekmeğe saygı gösterirdi. Sofrada ufalanan ekmek parçalarını atmazlardı, bayatlayan ekmekleri çorbaya doğrar yerlerdi. Çöpe atmayı akıllarının ucundan geçirmezlerdi. Ülkeniz ve insanlar çok kıtlık günleri gördü. Hem de çok. Kişi başına yüz yetmiş beş gram ekmek alabilmek için kuyruklarda bekledikleri günler yaşadı. Bugünse Afrika’da Somali’de açlıktan ölen insanları görüyorsunuz. Buna rağmen Afrika’daki açlara yetecek kadar milyonlarca ekmeği çöpe atıyorsunuz. Savaş yıllarını bir düşünün. Bugünlere kolay mı gelindi? Ecdadınız siz bugünleri görün diye savaşlarda canlarını feda ederken diğer yandan askerleriniz ve halkınız açlığa da göğüs gerdiler. O günleri Allah bir daha yaşatmasın. Çanakkale Savaşı’nda yaşananları biliyorsunuz. İbret için bu savaşta askerlerin günlük yemek listesine bir göz atalım isterseniz. 43. Alay 1. Piyade Taburu 1. Bölük, 1917 yılı yemek listesi; 15 Haziran Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek. 26 Haziran Sabah: Yok. Öğlen: Yok. Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek. 18 Temmuz Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yarım tayın ekmek. 8 Ağustos Sabah: Yarım ekmek. Öğlen: Yok. Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek yok NOT: 21 Temmuz 1917’den itibaren ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü un ve ekmek kalmamıştır. Benden sadece hatırlatması. Sağlıkla kalın.


O

8

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

03 90 23 93 24 Mehmet ŞEFTALİ

İhtiyacınız olan tüm restaurant ekipmanları

Reklam vermiyoruz;

RESTAURANT ve SNACK EKIPMANLARI

239 route de Schirmeck 67200 STRASBOURG www.gastro-pro.com Mail : info@gastro-pro.com

hizmet veriyoruz

HAYIRLI BAYRAMLAR DİLEKLERİMİZLE Hayırlı ramazanlar dileriz... RAMAZAN BAYRAMINIZI KUTLARIZ.

Buz Makinası 00€ ‘dan başlayan . fiyatlar

745

Bulaşık Makinası 00€ ‘dan başlayan . fiyatlar

900

tasarım ve uygulama


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

9

O


O 10

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

11 O


O 12

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

13 O


O 14

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

rlara ı y a H , r ı Kutla n Dileriz. z ı n ı m Bayra lah’ta l n A a z e a c Ram sını Yü a m l O Vesile


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

15 O


O 16

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

17 O


O 18

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN

Hasan KARAKAYA TÜRKİYE MANZARALARI Yine bir yaz mevsimi, yine izin sezonu; kimileri izine geldi memlekete, kimileri hazırlıklar özlemin burukluğuna dönmeye başladılar Bendeniz bu yıl bir ilki gerçekleştirip izin mevsimine erken ayrıldım. Türkiye’ye geldiğimde her tarafın bir güzelliği vardı sanki Avrupa ülkesinin bir başka köşesine gitmiş gibiydik çünkü yemyeşil dağlar henüz çiçeği solmamış ağaçlar vardı, bu tabiatın güzelliği idi, meyveye duran ağaçlar mor sümbüllü kekik kokulu yaylalar her köşesinde çağıl çağıl akan pınarlar başağa duran ekinleri dağların en kuytu yerlerine yerleştirilen arı kovanları ismini henüz bilmediğimiz rengarenk açan mor sümbüllü çiçekler... Adeta bu güzellikler kurumasın diye gökyüzünde hazır duran yağmur bulutları, bu bulutların gelişini haber veren şimşekler. Kasaba ve köy yerlerinde insanların geçim kaynağı olan küçük baş ve büyük baş hayvanların güneşin doğuşuyla toplanarak başlarındaki çobanlarıyla rızkını aramaya giden o hayvanat.. Minarelerden sabah ezanıyla yükselen ALLAH’ın bir olduğunu tasdik eden tevhid sözleri, onun kulu ve elçisi olan son Peygamber Hz Muhammed Mustafa’yı (sav) tasdik eden beş vakit o lahiti ses müminlere bambaşka bir huzur ve rahatlık verirken, insanlar arasındaki ilişkiler de bir başka boyutlara kadar uzuyor; sizi yıllardır görmeyen, sadece isminizi duyup hangi sülaleden olduğunuzu bilen insanların karşılaştığınız an derin bir muhabbetle halinizi hatırınızı sorup kendinin kimlerden olduğunu beyan edip, dostlukların gelişmesinde son derece duyarlı ve nezaketli davranmaları bir kadirşinaslık örneği. Komşuluk ilişkilerinde kabına sığılmaz bir yakınlık göstererek elindeki olanlardan sizinle paylaşması da erdemliliğin bir başka göstergesi; bu yazdıklarım ve şahit olduklarımdan birkaçı, bu olan güzelliklerin hepsini yaşadım, yaşamaya

devam ediyorum. Ancak her taraf bu şekilde mi diye soracak olunursa, biraz da oralardan bahsetmek isterim. Memleketimizde baş gösteren bina yapma hastalığından nasibini alan şehirler yüzünden maalesef aynı duyguları aynı sevinçleri aynı özlemleri yaşamak için söylemek mümkün değil ! Çünkü Avrupa stili bir yaşantıyı da şehir yerlerinde an be an görmek yaşamak mümkün. On onbeş katlı binalarda bu yukarıda anlattığım meseleler bire bir yaşanıyor. Ne kadar uzun zaman bir yerde yaşıyorlar ama henüz birbirlreini tanımayan insanlar var, henüz birbirine selam vermemiş, iki kelam eylememiş aynı dili konuşan aynı dini paylaşan aynı mevkinin insanı olup henüz yüz yüze gelip islamın ve insanlığın gereğini yerine getirememiş niceleriyle de karşılaşmadım sayılmaz. Buna rağmen ben ümitsiz değilim; yeni yetişip gelen az da olsa şuurlu ve inançlı bir gençlik geliyor, bu gelen gençliği acaba bizim gözlerimiz hayata kapanmadan görebilir miyiz, onu bilemem ama bu gelecek gençliği görmek kahin olmayı gerektirmiyor. Bu yüzden sofrasındaki ekmeğini dünyanın bir başka ücra köşesinde açlıktan ölen insanlarla paylaşmak,

insanlardaki merhamet duygusunun ölmediğini hatta insanlığın ölmediğini dünyada yaşayan yedi milyar insana haykırmak olsa gerek. Onun için yetmiş milyon insanımız içinde senenin onbir ayında olduğu gibi bu yılki Ramazan ayında da kasasını kesesini açan tasadduk etmeyi şiar edinmiş bir lokma ekmeğini bir başka yoksulla paylaşan nice gönül erleri gördüm. Bu yıl ağustos ayının baştan sona Ramazan ayı olması hesabı ile her köşede iftar sofralarının açılması, yardım kuruluşlarının büyük afişler yazdırarak

e-mail: info@objektifgazete.fr iftara halkımız davetlidir tabelaları gerçekten bir inancın insanlara olan bakış açısını nasıl da ortaya koyuyor. Bu Ramaznın bereketi müminlerin göğsündeki merhameti kabartıyor ve ona ümmet olduğu peygamberin sözü aklına geliyor ve komşusu açken kendisi tok yatan bizden değil düsturuna uyarak sadece kendi sokağında değil mahallesinde değil kasabasında değil vilayetinde değil ülkesinde değil dünyanın en ücra köşesindeki aç insanları düşünerek bir millet ayağa

kalkıyor. Televizyonlarda gazetelerde radyolarda camilerde cemevlerinde velhasıl insanın bulunduğu her noktada hayır köprüleri kuruluyor; Batılı sömürgecilere örnek olsun diye değil, bu bizim insanlık sınavımız diye... En tepedeki insanlar, sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ile Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN bu konuya kayıtsız kalmayıp diğer bir ülkenin açlıktan ölen çocukları için adeta seferberlik ilan ediyorlar. Sanatçıları sanayicileri iş adamları hep birlikte el ele vererek adeta bir milletin kurtuluşu için seferberlik ilan ediliyor. İşte bu benim dinimin gereği bir haslet böyle olmalı; ekmeğini komşusuyla paylaşabilmeli, birçok şeylere şahit oldum, markette çalışan görevliler ezan okunmasıyla birlikte hemen bir masa etrafında toplanarak iftar ediyorlar, yolcusunuz eviniz henüz uzak hem de oruçlusunuz, merak etmeyin ezanın okunduğu noktada size ait bir lokma ekmek bir bardak su sizi bekliyor. İşte merhametin kadirşinaslığın tezahürleri; bizler yıllarca Avrupa’da Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşadık ama bu sıcaklığı kendi insanımız hariç kimseden göremedik, ancak nesil gençleştikce belli başlı kültür erozyonuna uğradığını da müşahade ediyoruz.

Maalesef memleketimizde bu bozulma olsa da yine de başka ülkeler gibi aşırı derecede değil, bu yapılan münferit olaylar genellenemez, bir topluma mal edilemez, sadece gözünü ve gönlünü para hırsı bürümüş birkaç esnafın yaptığı olumsuzluklar olsa da bunlar içerisinde takdir edilecek teşekkür edilecek esnafımız da var. Bütün bu birkaç olumsuz şeylere rağmen memleketin havası suyu insanları bambaşka; daha çok yaşadığımız küçük yerleşim noktalarında evinde ne varsa sizinla paylaşabiliyor, bu yüzden bu yıl Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ beyefendi bu yılı komşuluk yılı ilan ettiler, komşularla iyi geçinmeyi komşuluk haklarını nasıl bir komşu olunur gibi birçok meseleleri konu başlıkları altında işlemeye devam ediyorlar. Ve şöyle bir hadis-i şerifi de afiş yapıyorlar : ’’Kim cennette Peygember sav Efendimiz’e komşu olmak istiyorsa komşusuyla iyi geçinsin ’’ buyuruyor. Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz zülcelal Hz. şöyle buyuruyor : “Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi eş (ve ortak) tutmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinin mâlik olduğu kimselere (kölelerinize) iyilik edin. Allah (C.C.) kendini beğenen ve dâima böbürlenen kimseyi sevmez.” Diğer bir ayet-i kerimede de yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor : “De ki; Allâh’ın lûtfuyla, rahmetiyle (evet) ancak onunla ferahlasınlar. Bu onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır.” (Yûnus, 58 Cenâb-ı Hak buyuruyor: bütün bunlara rağmen hâlâ kendine gelmeyip gayri ahlaki işlerle uğraşırsa diğer bir ayette Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor : “Mü’minler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünyâ ve âhirette can yakıcı bir azap vardır.” (Nûr, 19) ve Peygamber Efendimiz sav bir hadis-i şerifinde zamanla mekanla ve itikatlarıyla şu hadisi irad buyuruyor : “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, bütün endişe ve gayretleri karınları (mîde ve şehvetleri) için olacaktır; şerefleri, malları ile ölçülecektir; kıbleleri kadınları olacaktır; dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. İşte onlar mahlûkâtın en şerlileridir. Onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’lUmmâl, XI, 192/31186) Rabbim bizleri kendi yolunda yürüyen kullarından eylesin, tuttuğunuz oruçlarınız kabul, dualarınız makbul olsun. Bu vesile ile mübarek Ramazan Bayramınızı kutlar, nice bayramlar dilerim…


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

19 O

SERİ KATİLLER VE SERİ KATİLLER 2 KİTAPLARININ YAZARI FİKRET TOPALLI'DAN GERÇEK SERİ KATİL YAŞAM ÖYKÜLERİ... değerlendirilmeleri, kurban yakınlarının ifadelerinin tekrar tekrar alınışının uzaması, savunmanın hazırlıkları olarak sayılabilir.

JOACHIM KROLL

RUHR AVCISI (5) Uzman psikiyatrist ve psikologlarla yaptığı görüşmelerde Kroll ilk kurbanlarını asla yemeyi düşünerek öldürmediğini, bu işlemi ilk kez sırf meraktan gerçekleştirdiğini anlattı. Ancak insan etinin tadını o kadar beğenmişti ki bundan sonraki kurbanlarından çoğunu sadece tecavüz etmek için değil, etinin tadına bakmak için de seçmeye başlamıştı. En güzel, en körpe et genç insanlarda olacağından çoğunlukla küçük kızları seçmesinin nedeni de buydu. Kroll geçmişini de kurcalayan uzmanlara önemli noktalarda ipuçları da veriyordu. Ergenliğinin ilk yıllarında bir domuzun kesilmesini izlerken seksüel açıdan tahrik olduğunu anlatıyor, psikologları heyecanlandırıyordu.

Duisburg’da 4 Ekim 1979 tarihinde başlayan Almanya’nın modern zamanlarındaki en dehşet verici yamyamının mahkemesi tam iki buçuk yıl sürecekti. Alman basınının büyük ilgi gösterdiği yargılamanın bazı oturumları içerdiği korkunç detayları sansürlemek amacıyla izleyicilere kapatıldı. Basın zaten gereğinden fazla spekülasyon yapmaktaydı, halkın da sansasyonel cinayetlere olan ilgisi yüzünden sansürün sağladığı fazla bir koruyucu etki olmadı. Herkes her şeyi fazlasıyla öğrenmişti zaten. Almanya’da 1970’lerde doğan çocuklar günün birinde kendi etlerinin tadına bakmayı amaçlayan sapık

HERBERT MULLIN (1) “DEPREMİ ENGELLEYEBİLMEK İÇİN ÖLDÜRMEM LAZIM!”

18 Nisan 1906 sabahı saat 05:12’de California’da merkezi San Francisco olan çok şiddetli bir deprem meydana geldi. ABD’nin en gelişmiş, en düzenli yapılaşmış bu büyük kentinde ciddi bir yıkıma yol açan depremin şiddeti 7.8 olarak açıklanacaktı. Üç binden fazla insanın yaşamını yitirdiği depremin ardından çok büyük bir yangın başladı. Günler boyu devam eden bu korkunç yangın kentin depremden yıkılmamış binalarının neredeyse tamamını yerle bir etti. Yüz binlerce insan evsiz, işsiz ve umutsuz kalınca kısa sürede

Beş yaşına geldiğinde ailesi San Francisco’ya taşınmıştı. Baba Martin William Mullin İkinci Dünya Savaşı gazisiydi. Sert karakterli, dindar ve dürüst bir adamdı.

Joachim Kroll anlattıkça notlar alan, yeni sorular soran psikiyatristler bu görüşmelerden çok memnundular. Kroll ise artık ciddi bir psikolojik bozukluğu olduğunu kabul ediyordu. Bunca doktor kendisini iyileştirmek için buradaydılar. Seri katil büyük bir saflıkla iyileşmeyi ve hatta bir süre sonra evine dönmeyi umut etmeye başlamıştı.

yamyamlarla karşılaşma korkusuyla büyüdüler. 16 Nisan 1982 günü yapılan son duruşmada karar verildi. Sanık Joachim Kroll tüm cinayetlerden dolayı suçlu bulundu, hepsini işlerken akıl sağlığının ye-

Duisburg’da 4 Ekim 1979 tarihinde başlayan Almanya’nın modern zamanlarındaki en dehşet verici yamyamının mahkemesi tam iki buçuk yıl sürecekti. Alman basınının büyük ilgi gösterdiği yargılamanın bazı oturumları içerdiği korkunç detayları sansürlemek amacıyla izleyicilere kapatıldı.

Kendisinde bir sorun olduğunu kabul ediyordu ancak yaptığı dehşet verici işkenceler ya da cinayetlerden ötürü hiç de suçluluk, utanç ya da pişmanlık duyar bir hali de yoktu. Uzmanlar sanığın tipik bir psikopat olduğuna hükmetmekte gecikmediler. En uçlarda bir seksüel sadist ve psikopat. Joachim Kroll’un psikolojik kimlik profili buydu.

YARGI Joachim Kroll yakalandıktan tam üç yıl sonra mahkemeye çıkartılabildi. Bunun nedenlerinden biri uzmanların incelemelerinin devam etmesiydi. Asıl gecikme nedenleri ise seri katilin çok uzun zaman önce işlediği cinayetlere ait dosyaların yeniden ele alınması, yeniden

rinde olmasından ötürü en büyük cezaya çarptırılacaktı, ölüm cezası çok önceden kaldırılmış olduğu için bu ömür boyu hapis demekti. Karar Kroll için tam bir hayal kırıklığı oldu, baştan beri kendisinin hasta kabul edilerek tedavi edileceğini ve serbest bırakılacağını umuyordu. Oysa geri dönüşü olmamak üzere Reinbach hapishanesindeki özel hücresine kapatılıyordu. Yamyam seri katil Joachim Kroll 1 Temmuz 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Geride, üzerinde düşünülmesi bile güç olan, son derece acı verici korkunç anılar bırakarak. ( Bitti )

18 NİSAN

William Mullin savaş yıllarında yaşadıklarından gururla bahseder, her fırsatta anılarını oğluna anlatırdı. Savaşta ciddi olaylar başından geçen baba Mullin sert karakterliydi ama çocuklarına karşı sevecen ve anlayışlıydı. Küçük Herbert’in hayatta başarılı olması için daha az kırılgan olmasını tercih ettiğinden ona bazı tavsiyelerde bulunmayı da ihmal etmiyordu. Oğlan biraz büyüdüğünde yarı şaka boks maçları yapmaya başladılar. Hatta bazen pikniğe gittiklerinde tabancasını da götürüyor ve Herbert’e nasıl kullanılacağını öğretiyordu. Herbert o yıllarda son derece sağlıklı, zeki bir çocuk olarak tanınıyordu. Ancak ilerleyen yıllarda akıl sağlığı ciddi şekilde bozulunca buna en büyük neden olarak babasının davranışlarını gösterecekti. Şakadan yaptıkları boks maçlarını “sadist babasının kendisine uyguladığı zalim terbiye metotları” olarak anlatacak; ebeveynlerini “keyif bozan reenkarnasyonistler” olarak tanımlayacaktı. Ona göre anne ve babası öldükten sonra yeni bir bedende tekrar yaşayacaklarına

Sanık Joachim Kroll tüm cinayetlerden dolayı suçlu bulundu, hepsini işlerken akıl sağlığının yerinde olmasından ötürü en büyük cezaya çarptırılacaktı, ölüm cezası çok önceden kaldırılmış olduğu için bu ömür boyu hapis demekti.

başka ciddi sorunlar da ortaya çıkmaya başladı. Salgın hastalıkların yanı sıra ayaklanmalar, yağmalar görülmeye de başlayınca artık ordunun müdahalesi kaçınılmaz olmuştu. Ayaklanmaların sert yöntemlerle bastırılmaları esnasında 500’den fazla insan asker kurşunuyla yaşamını yitirdi. 1906 depremi ABD yakın tarihinin en acı verici, maddi ve manevi açıdan sarsıcı, en unutulmaz doğal felaketlerindendi. Büyük depremin 41. yıldönümünde, 18 Nisan 1947 tarihinde doğan Herbert Mullin ergenliğinden itibaren çeşitli psikolojik sorunlarla karşılaşmıştı. Mullin giderek çeşitlenerek artan ruhsal rahatsızlıklarıyla 25 yaşında geldiğinde gaipten gelen ürkütücü bir ses kulağında yankılanıyordu: “Büyük deprem yaklaşıyor!”. Felaketi önlemenin tek yolu ise insanları öldürmekti. Herbert Mullin de bunu yaptı. YAŞAMÖYKÜSÜ Herbert Mullin California’nın kırsalında küçük bir köyde dünyaya geldi. Beş yaşına geldiğinde ailesi San Francisco’ya taşınmıştı. Baba Martin William Mullin İkinci Dünya Savaşı gazisiydi. Sert karakterli, dindar ve dürüst bir adamdı. Büyük kentte ailesi için daha iyi bir gelecek yaratabileceği umudunu taşıyordu. William Mullin büyük bir mağazanın mobilya bölümünde satış elemanı olarak iş bulmuştu. Herbert ve ablası mahallelerindeki kilisenin okuluna gidiyorlardı. Mullinler büyük şehre uyum sağlamış, çocukların eğitimlerini ihmal etmeyen, düzenli bir aile ortamını da yaratabilmişlerdi.

inanıyorlardı ve bu baskıcı, eğlenceden uzak çocuk yetiştirme yöntemlerinin sebebi de bir sonraki yaşamlarını garantiye almaktı. Herbert’in sanrılarına göre babası onunla oynamak isteyen her arkadaşını ölümle tehdit ediyordu; hatta adam kapı kapı dolaşıp mahalledeki tüm çocuklara bir daha Herbert ile oynamamalarını tembih etmişti. Herbert Mullin’in bir diğer hedefi de kilise okuluydu. Burada çocukken öğrettikleri safsatalar nedeniyle saf beyinleri yıkanmış, böylelikle bilinçaltından sürekli gelen seslere, intihar ve öldürme çağrılarına karşı boyun eğer hale gelmeleri sağlanmıştı. Tüm bu yorumlar uzun zaman sonra Herbert Mullin’e şizofren tanısı konduğu sıralarda uzman psikiyatristlere yaptığı yorumlardı. Oysa bizzat yaşadığı dönemde çocukluğu son derece keyifli, mutlu geçmişti. Liseye başladıktan kısa bir süre sonra babasının yeni bir iş bulması nedeniyle yine California Eyaletinin Santa Cruz kentine bağlı küçük Felton kasabasına taşındıklarında Herbert yeni çevreye alışmakta hiç zorlanmamıştı. Yeni okulunda da arkadaşlar edinmiş, hatta okulun popüler erkekleri arasında gösterilmeye başlanmıştı. Okul takımında Amerikan futbolu oynuyor, kızlarla flört ediyor ve arkadaşları tarafından seviliyordu. Mezuniyet döneminde yapılan bir ankette “gelecekte en başarılı olacak” öğrenciler arasında birinci gelmişti! ( Devam edecek )


O 20

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

S i z d e n b i r i...

leme ve bulma yolunda, istisnasız olarak herkese gerekli olan bir şey. «Gideyim de nereye olursa olsun ...» dememiz boşuna değil. Denize, dağlara, doğup büyüdüğümüz şehre, yıllardan beri görmeyi arzulayıp bir türlü göremediğimiz yerlere.... Arabayla, trenle, uçakla...

Albera Meynioğlu Evinize Hoş Geldiniz ! Tatil ! Nedir tatil ? Bazılarımız için, ne pahasına olursa olsun bir yerlere gidip dostlar alış-verişte görsün misâli kullanılan bir gösteriş yöntemi.

Birkaç günlüğüne, birkaç haftalığına ve hatta şanslıysanız birkaç aylığına.... Bütün bir yıl içinde yaşadığımız ve artık bize hapishâne gibi gelen ortamdan uzaklaşabilmek için bir tatil projesi yaparız her yıl. Kimimiz gerçekleştirir bu hâyâlini, kimimiz de bazen (tıpkı benim gibi!) tatil sevdasını bir kenara bırakıp daha ivedî projeleri gerçekleştirmek zorunda kalır.

e-mail: info@objektifgazete.fr Atalarımızın dediği gibi tebdili mekânda ferahlık vardır, ama bu yolculuğa ruhen ve mânen hazırlanmış olmak çok önemli. Eğer yolculuğa çıkarken bunu yapmayı başarabildiyseniz, dönüşünüz de bir o kadar kolay olacaktır. Her güzel şey gibi, tatilin de bir sonu var. Çoğumuz tüm imkânlarını uğruna fedâ edip gittiği tatilinden geri dönmüş durumda bugün. Geriye kalanlar için ise, dönmeye şunun şurasında birkaç gün kaldı. Ya biz, tatile gidememiş olanlar? Tek tesellimiz, tatilden dönenlerin tatil anılarını dinlerken duyacağımız haz. Ne haz ama!!! Aslina bakarsanız, tatilden dönenler için işin en eğlenceli kısmı şimdi başlıyor.

21.yy Fransız yazarı Jean-Philippe Blondel:

Adam, tatilde neler yiyip içtiğini, nereleri gezip gördüğünü ballandıra ballandıra anlatacak, her cümlenin sonunu «bir görseydin ya... hârikaydi, müthişti...» gibi samimiyeti epey şüphe uyandıran sözlerle bitirecek.

« Tatilin kafamın içindekileri boşaltacağını düşünüyordum, ama hayır ! Tatil bir tek şeyi boşaltıyor: cüzdanı » demiş.

Tatile gidememiş olmak kişisel bir seçim olmaktan çıkacak da, bir suçmuş gibi görünecek bize neredeyse.

Haksız da değil.

«Yahu sahi, ben niye gitmedim tatile?»

Fransızlar buna dépaysement diyorlar: alışılmış yaşam ortamından çıkıp kendini farklı bir ortamda bulma ihtiyacı.

Öte yandan, 19.yy Fransız tarihçi ve filozofu Hippolyte Taine tatille güdülen ana hedef için çok isabetli bir açıklama getirmiş:

«Bu köyün tek salağı ben miyim?»

Yürümekte olduğumuz yola devam edebilmek için verdiğimiz bir ihtiyaç molası.

« Yer değiştirmek için değil, fikir değiştirmek için yolculuk yaparız. »

-Tatile gitmek için bankaya ya da sağasola borçlanmadık meselâ.

Çoğunluğumuz için ise, bütün bir yıl boyunca vücudun ve ruhun mâruz kaldığı stres ve yorgunluğu atabilmenin yegâne yolu. Nerede olursa olsun... Yeter ki yaşadığımız ve çalıştığımız mahalden, şehirden uzak olsun.

Eeeee, en nihayetinde tatil projesi -her proje gibi- eldeki imkânlara bağlı bir şey değil mi?

Yaşam mücadelesine devam için yeniden yapılanma, enerji depolama, kendini din-

ÇİÇEK PASAJI

Basri ÇİÇEK

cicekbasri@hotmail.fr

MEMLEKETE BAYRAM GELMİŞ GÖRDÜN MÜ? Sayın okurlarım, İçinde bulunduğumuz Ramazan ayına dair ne kadar iyi niyet varsa, o kadar da art niyet olduğu kesin. Buyurun burdan yakın… Ustalık dönemi başladı. Kabinedeki bakanlarımız oy verenler ile vermeyenler tabii ki bir tutulmayacak gibilerinden beyanata başladılar. Peki bu durumda biz, oy vermeyi bırak, hakkımız olan sandıkları bile getiremediler önümüze. Bu durumda bizler bu bahis edilen, verenler ile vermeyenlerin neresinde yer alacağız? Altında mı? Üstünde mi? Burası bizi

Allah’tan tatile gitmemiş olmanın birkaç olumlu yönü var:

-Kenara koyabilmiş olduğumuz paralara dokunmadık; dokunduysak da bazı zo-

ilgilendiren kısmı. Gerisine pek de katkımız yok gibi, hani alan memnun veren memnun. Vaziyet böyle olunca da, bütün kurum ve kuruluşlar, laf ebeliği ile bir şeyler yaparmışçasına beyanatlar verip duruyorlar. Bayrama az kaldı, bu günden başlayalım kutlamaya. Eee ne demeli ; Allah’ın işine bak, iki bayram bir arada (30 Ağustos Zafer Bayramı), bundan daha güzel başka ne olabilir ki. TSK’yı hallettiler. Onlar topuk selamı vermeye başladı. Fakat bu arada şehit cenazeleri de ardarda gelmeye başlayınca, her şeye ağlayanlar şehitlerine sadece kışlalarda askeri törende ağlamakla kaldılar çünkü açıp kapayanları halkın affetmiyeceğini iyi biliyorlardı. Protesto da cabası olur, karşı basın kullanır diye çekindiler açıkçası. Şıhların şeyhlerin cenazesine katılmayı daha uygun gördüler. Ekonomi de halloldu. Bu sefer teğet bile geçmeyecek diyenlere duyurulur, çaktırmadan, şu an itibari ile yüzde yirmibeş devalüasyon olmuş bir Türk Lirası var karşınızda. Hesap ortada ; iknci aydaki kur fiyatlarıyla bugünkü kur fiyatlarını karşılaştırın. (Dolar bazında alırsak yüzde kırka yakın) Yılbaşında iki lira olan bir Euro şu an ikibuçuk liranın üzerinde. Ramazan çadırlarıyla vatandaşı doyurduk, camilerde hocalar vatandaşın ze-

kat miktarlarını hesaplayıp, buldukları nisap değeri üzerinden zekatlarını vermelerini öneriyor. Bulunan değerlerin ivedilikle yerlerine ulaşması gerektiğinden dem vuruyorlar. İşsizlik azaldı (mevsimlik işçiler yollarda izlerde perişan bir şekilde hayat mücadelesi veriyor), Ordu’da nerde ise bir miktarını sel alıp götürüyordu. Memleketin tüm sorunları bitti. Şike problemi halloldu. Karışan varsa Avrupa kupalarına katılmasın dendi. (Aptal mı ekipler, biz katıldık der mi?) Bana göre bu gövde gösterisi, hiçbir şey olmayacak Bir iki yönetici ceza alacak, gerisi temiz.  Bakın biz her şeye hakimiz diye mesaj vermek vatandaşın gözüne girmektir. Bıçak kemiğe dayandı, Kandil’i vurduk, vatandaşın gazını aldık, ortamı yumuşatıp Somali’ye cocuk bezi, şeker, un ve  kuru gıda, biraz da su götürdük. Bayram sevinci yaşayan Somalililerle fotoğraflar çektirdik, söyleşilerde bulunduk, sorunları çözüm sırasına koyduk. Bir an önce halletmek için memlekete döndük, kardeş halk kazandık. Sanatçıları götürmeleri iyi oldu, ilerde başka bir yardım için ön ayak olmaları sağlanır.  Suriye,  Filistin, Tunus ve Mısır’a hamiliğe soyunduk, onların iç işlerini de yönetmeye başladık. Hatta Mısır’da AKP bile kuruldu. Rama-

runlu masraflar için eve, aileye kullandık. -Aşırı sıcaklarda, güneşin altında kalıp tenimizi kanser tehlikesine mâruz bırakmadık. -Uçağa, arabaya binerek çevre kirliliğine bir katkımız olmadı... Liste daha da uzun olabilir. Gerisini siz getirin artık. Yazımın sonunda tatilden dönenlere bir Nazım Hikmet şiiri ile hoş geldiniz demek istiyorum: “Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun... Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik... Hoş geldin! Biz, bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta... Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM.....” Biraz şaka, biraz ciddiyet, biraz şurdan, biraz burdan... takılmak istedim bizim tatilcilere. Hepsine gönülden ve samimiyetle EVİNİZE HOş GELDİNİZ diyorum! Eylül 2011

zan ayının barış ayı olduğundan bahsederken, Akdeniz’deki Nato’ya bağlı hava harekatında görev alan uçaklarımız, Libya’yı vurdu, sonunda Kaddafi rejimi bitti, bizimkiler hemen Bingazi ile dirsek temasına geçtiler, pastadan pay alma peşindeler. Aşiret ağalarıyla tanışsalar daha iyi olurdu. Bundan sonra Libya’yı aşiretler yönetecek. Bu durumda bizdeki basın hâlâ MGK’daki oturma düzeninden, YAŞ’ taki oturma şeklinden dem vuruyor. Bakanımız memleketin doğal afetleri ile ilgili bölümde depreme ilişkin alınan önlemleri ve yapılacakları sıraladı, daha ne olsun. Erzurum’da oruç tutmayan bayan ile İstanbul’da şortla yolculuk yapan kızımıza da gerekli tavsiyeler de yapıldı, ohh ne ala ! Şortlu kızlarımızın sayesinde dünya şampiyonluğumuz oldu, haşemalılar tebrik etmeden duramadılar, artı bir de gurur duyduklarını açıkladılar. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Ne de olsa bayramı hakettiler artık, dokuz gün de tatil olunca beş yıldızlı otellerde senfoni dinlemek kaldı sadece. Vatandaş bayramda ne yapar onu da yüzde elli düşünsün. Eğer yüzde elli olan kesim zekatını tam verirse diğer elli kısmı da biraz nefes alır, bayram eder. Bir sonraki sayıda buluşmak üzere,  iyi bayramlar.


e-mail: info@objektifgazete.fr ÇOCUK DÜNYASI

Hatice YILDIRIM Araştırmacı

e-mail: akabeay@free.fr

YENİ BAŞLANGIÇLAR Ne kadar güzel bir cümlecik! İçimizi kıpırdatır, duygularımıza coşku verir. Hayatımızda, birçok yeni başlangıçlar vardır. Biz farkında olsak da, olmasak da; onlar bize armağan olarak sunulmuş kredilerimizdir. Bir evliliğin başlangıcı. Bir bebeğin hayata gelişi. Güneşin her sabah doğuşu. Yağmur damlalarının nağmeleri. Kar tanelerinin dansı. Rüzgarın uğultuları. Kuşların cıvıltıları. Yeni dostluklar. Her bahar, çiçeklerin ilâhi aşk kokusu. Tüm bunlar, nasıl da muhteşem

Cengiz Han Futbolda D������������� �������������� eprem ve Türkiye Gerçeği Temmuz başından beri Türkiye futbolda şike konusuyla yatıp kalkıyor. Kızgınlıklar, öfkeler 2011 Türkiye’si gerçeğini algılamaya engel oluyor. Basında en etkin kalemler bile ipe sapa gelmez yorumlar yapabildiler. Futbolda yaşanan günümüz Türkiye’sinin tablosunun bir parçası. - Polis takipleri aylar sürmesine rağmen düğmeye seçimlerden sonra basıldı. Bunun için de iktidarın onay vermemiş olması düşünülemez. Burada akla ilk gelen Aziz Yıldırım’a karşı bir operasyon yapıldığı. Ancak bu kişi FB gibi popüler gücü olan bir takıma vurularak mı devreden çıkarılır ? Başka bir yöntemi yok muydu ? Bu soruların yanıtı kafamda pek berrak değil. Belki de iş öylesine çığırından çıkmış ki başka yöntem kalmamış ya da AY ve FB birbirinden ayrılmaz hale gelmiş. - Milyonlarca kişi bu olaylar ve tutuklamalar sonrası masumiyet karine-

başlangıçlardır? Ama, biz bunlara hangi gözle bakabiliyor, (algılamalarımızın yansıması) hangi anlamları yüklüyoruz? Bir ağacın dallarına dokunurken, bir çocuğun gözlerine gülümserken duyduğunuz coşku neyse, bize sunulan kredilerin hayatımıza katacağı çoşku da o ölçüdedir. Bu yaz; dostlarımla, yakınlarımla sohbetler ederken, iç acıtıcı şeyler duydum. Önce, duyduklarıma inanamadım! Bana ilginç ve önemli gelen her şeyi not defterime kaydederim. İşte aşağıda notlarım. Eşi ile sık sık münakaşa eden bir kadın yine bir gün tartışırlarken, küçük kızına haykıra haykıra şu sözleri söylüyor: “ Baban yalancı, bizi sevmiyor, seni sevmiyor, deden babaannen ve şu şu şunlar da seni sevmiyor” ve çocuk anneyi duymamak için kulaklarını kapatıyor. Bu esnada baba da bunları cep telefonunun kamerasına çekiyor ve sonra birkaç yakınına izletiyor. Bir annenin, çocuğuna duygusal zarar verdiği, çok acı bir durum. Oturduğumuz köyün, okul müdürü bizimle görüşmek istediğini söyledi. Telefonla randevu aldık ve görüşmeye gittik. Şöyle diyordu: “Bu okulda okumakta olan Türk çocuklarının sorunları var, fakat ailelerine ulaşamıyorum, onlar da okula gelmiyorlar. Galiba sizin kültürünüzde okul pek önemli değil?” Çocukların isimlerini ve sorunlarını bizimle paylaşıp, nasıl yardımcı olabileceğimizi sordu. On yıl çocukları olmayan bir ailenin, şimdi iki tane dünyalar tatlısı çocukları

si ve soruşturmanın gizliliğine vurgu yaptılar, başta AY’ın linç edildiğini vurguladılar. Belki olayın tek olumlu yanı burada ! Bu duruma şaşanlara « bonjour » demek lazım. Yıllardır, Ergenekon, mergenekon diyerek insanlar tutuklanmıyor mu ? Yandaş basın çarşaf çarşaf gizli kalması gerekenleri yayınlamıyor mu ? Masumiyet karinesi yerle bir edilmedi mi ? Haklarında karar verilmemiş, milletvekili seçilmiş adamlar senelerdir hapiste tutulmuyor mu ? Şimdi mi uyandınız ? Uyandıysalar ne âlâ… - Tam bu olaylar yaşanırken, keskin bir muhalefet yapan Ulusal Kanal ve Aydınlık çalışanları tutuklandı da kimin haberi oldu. Basında çıkan gerekçe Başbakanın telefon konuşmaları kaydı oldu, ama ordunun başı paşasının konuşmalarının internette yayınlanmış olması hiç yadırganmadı, iktidarın kılı bile kıpırdamadı. - Kamuoyu futbola kilitlenmişken iktidar uzantıları kesin olan Deniz Feneri davasında savcıların tutuklama kararları hükümetin hoşuna gitmemiş olacak ki HSYK savcıları görevden alıverdi. Skandal kelimesi yetersiz kalıyor. Bu kadarı da olmaz diyorsunuz. Boşuna mi referandum yapıldı ? Amaç HSYK’yı ele geçirmekti. Oldu ve şimdi işe yarıyor. - Yargıda sorun bu kadar mı ? Kararları

Eylül / Septembre 2011 * N° 63 olmuştu. Ama, anne şunları söylüyordu: “Eşim, iş’ten gelince çocuklar küçük bir ses yapsa veya tatsızlık çıkarsa, onları elinden zor alıyorum.” Eşi ve çocuklarıyla, özlü duygusal paylaşıma ihtiyacı olan bir babaya; “ Kültürel ve dinlendirici bir tatil yapabilirsiniz” dediğimde, bana: “Daha bu çocukların düğünleri olacak, okuyup yuva kuracaklar” diye cevap vermişti. Çocukları ise henüz üç -beş yaşlarındalar. Bu günün mutluluğunu, huzurunu yaşayıp, paylaşamayan anne babalar, yarınlara nasıl mutlu çocuklar yetiştirebiliriz ki? Notlarım uzayıp gidiyor, birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istedim. Hasan Hüseyin Korkmazgil bir şiirinde, nasıl da dile getiriyor? Acıyı Bal Eyledik bak şu bebelerin güzelliğine kaşı destan gözü destan elleri kan içinde kör olasın demiyorum kör olma da gör beni damda birlikte yatmışız öküzü hoşça tutmuşuz koyun değil şu dağlarda sanki kendimizi gütmüşüz hor baktık mı karıncaya kırdık mı kanadını serçenin vurduk mu karacanın yavrulusunu ya nasıl kıyarız insana

iktidarca hoş karşılanmayan hakimler derhal yerlerinden ediliyor, bir yerlere sürülmüyor mu ? - Faruk Yarman’ı tanır mısınız ? Tanımazsınız. Geçenlerde bir iki gazete Havelsan’ın başındaki genel müdür olarak geçti ve Balyoz darbesine karıştığı iddiasıyla içeri atıldı. Amaç Havelsan’ı da ele geçirmek, varsın olsun Faruk Yarman gibi bir kıymet bir anda çöpe atılsın. - İktidar artık kendisini öyle güçlü görüyor ki hiçbir şeyi başkalarıyla paylaşmak istemiyor. Kanun hükmünde kararnamelerle çoğunlukta olduğu mesclisi bile dışlayarak önemli değişiklikler yapıyor. Belli bir özerkliği olan kuruluşları kaldırıyor, mesela imara uygunluk, çevreye uygunluk, tarihi eserleri koruma gibi uzmanlardan oluşan kurulları yok ederek izinleri bakanlık bürokratlarına yani kendisine bırakıyor. Yarın bir bina yapacaksınız, bir fabrika kuracaksınız her türlü izin iktidardan geçecek. İleri demokrasi AKP’ce böyle algılanıyor. - Paradan daha önemli bir şey yok. Yine futbola dönersek şike, teşvik bir yana atılıyor, parasal kayıplar konuşuluyor. Evet FB çok önemli bir klüp, FB’siz bir lig renksiz ve milyonlarca seyircisi kaybolmuş bir lig. O zaman FB’nin şike yapıp yapmadığı sorunu kayboluyor, aman biz para kaybet-

21 O

sen olmazsan öldürmek ne çürümek ne zindanlarda özlem ne ayrılık ne yokluk ne yoksulluk ne ilenmek ne dilenmek ne işsiz güçsüz dolanmak ne gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk döküldük yaprak olduk geldik bugüne ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider bin geliriz beni vurmak kurtuluş mu kör olasın demiyorum kör olma da gör beni Uzun bir yaz tatilinin ardından yeni başlangıçların, bize güzellik ve bilinç getirmesi için adımlar atabiliriz. İş, eğitim, aile hayatımız için. Sağlığımız ve hayellerimiz için. Başarının yarısı istemek ve diğer yarısı da kararlı çalışmaktır.

mEyelim gerisi önemli değil oluyor. FTT bir anda oyunun kurallarını değiştiriveriyor, sahaya çıkılmış, başlama düdüğünü çalmak için işaret beklenirken yayıncı kuruluşun para kayıplarını önlemek için bulup dikte ettirdiği play-off sistemi geliyor. Bütün bunlar hiç de hoş olmayan bir Türkiye tablosu ortaya çıkarıyor, bizler detaylarda kaybolurken dönüşü olmayan bir yolda ilerliyor Türkiye. Değişen, şekilden şekile giren dünyada nasıl bir yer edineceğiz belli değil. Bu yazıda biraz da bu nedenle Türkiye’nin izlediği dış politikadan söz edilmedi. Edilseydi tabloya renk katmayacak daha da karartacaktı. Dini değerlere vurgulamalarla geçiyor günlerimiz, ancak adalet, hakkaniyet, hoşgörü gibi dinin temel prensipleri yerine şekilci bir dincilik yaşıyoruz. Herkes iftar yemekleri, sahurlar düzenliyor bir araya gelmek için, klüpler birliği, işadamları iftar yemeğinde toplantı yapıyor. Öte yandan Ramazan’da sokakta sigara içen kadın taciz ediliyor, İstanbul’da şort giyen sporcu kız yumruk yiyor ve işin daha da kötüsü etraftakiler yumruk atana hak veriyor. Kadına şiddet artıyor… Etnik ve dini bölünmeler keskinleşiyor, şehitler için ağlanıyor… Allah aklımızı başımıza toplamamızı nasip etsin !


O 22

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Ahmet YAY : Fransa’nın Tescilli İlk Türk Çiftçisi Geçtiğimiz günlerde çok ilginç bir vatandaşımızla tanışma fırsatı yakaladık : Adanalı, Fransa’ya ilk gelen Türkler’den, şimdilerde çiftçilik ve tavukçulukla uğraşan, sosyal alanda çok aktif, hoşsohbet bir kişi olan Ahmet YAY. Çiftliğine konuk olduğumuz Ahmet YAY ile, sizler için şu söyleşiyi gerçekleştirdik…

e-mail: info@objektifgazete.fr

Direkt işçisin, hani “işçisin sen işçi kal” durumundaydık o zaman. Başka ne yaptınız peki? 1979 yılıydı, bir lokanta açtım Schiltigheim’da; ızgara ve döner yapıyorduk, işler ilk başta çok iyi gidiyordu. Fakat üç ortaktık, anlaşamadık, ayrıldık. Sonra babam bana bir bakkal dükkanı açtı Meinau’da, ama o da bir ortakla olduğu için yine yürütemedik, ayrıldık. Sonra?… Sonra ben Strasbourg’da Gar bölges-

Evet Ahmet Bey, Fransa’ya ne zaman geldiniz ? Babam Fransa’da idi, bir gün 4 kişilik tren bileti ile davetiye göndermiş, atladık trene, Münih aktarmalı Strasbourg’a geldik. Ben 11 yaşımda idim. Sene 1968. Herhalde Fransa’ya gelenlerden bizden daha eskisini bulamazsınız. Nerelisiniz, aile kaç kişi idi, nasıl yerleştiniz? Biz Adanalı’yız. İlk geldiğimizde anababa ve üç kardeştik, sonradan aileye 3 çocuk daha geldi, toplam 8 kişilik bir aile olduk. Babam ev bulamamıştı tabii, bize Fransızlar yardım etti, ev buldular, iş buldular yani. Çok yardımcı oldular bize. Böylece Strasbourg’a yerleştik ve hep Hoenheim, Bischheim, Schiltigheim bölgesinde kaldık. Okudunuz mu? Evet, Ticaret Lisesi mezunuyum. Sonra iki yıl Hukuk Fakültesi’nde okudum. Niye bıraktınız okumayı? Ne yapalım, aile büyük, 6 çocuk, babam zaten işçi, masraf çoktu, yetmiyordu, ben de bırakmak zorunda kaldım. Sonra ne yaptınız ? Bir benzin istasyonunda iş buldum. Gerçi büro işleri vardı ama Türkler’e öyle büro işlerini vermezlerdi o zamanlar.

inde otellerde çalıştım resepsiyonist olarak. Aşağı yukarı on yıllık bir otelcilik tecrübem oldu bu çalışma esnasında, sonra Türkiye’ye gittim, oradaki otell-

2001’de ailevi nedenlerden dolayı yeniden dönmek zorunda kaldım; babam hasta idi ve annem beni yanına çağırdı, çünkü tek başına ilgilenemiyordu babamla. İşte orada burada çalıştık. Tabii yaş ile beraber bazı arızalar da çıkıyor: İki kolumdan ameliyat oldum ve “Invalide” statüsünü aldım. Gelelim şimdi buraya, nedir burası? Burasının adı “Les Vergers de Bischheim”. Kiraladığım bir tarlalar silsilesi. Burada şimdilik ekim yapıyoruz, daha ilk senemiz. Domates, fasülye, patates, mısır, sarımsak, biber, erik, ceviz, ayva, böğürtlen, armut şimdi aklıma gelenler. Sebze ve Meyve Hali’nden daha ucuza veriyorum. İsteyen gelip toplayabilir.

erde çalıştım. Faydası şu oldu otellerde çalışmamın; 5 dil biliyorum: Fransızca ana dilim gibi. Türkçemden daha iyi. Bunun yanında İngilizce, Almanca ve Rusça da biliyorum. Tabii tam mükemmel değil, ama her türlü problemi halledebilirim bu dillerde.

Burada ortağım yok ama bana yardım eden arkadaşlarım çok. Fransa’daki ilk tescilli Türk çiftçisi benim diyebilirim… Vatandaş buradan gelip alabilir mi? Alabilir ama, bu sene geçti artık, seneye inşallah. Ben marketlerle çalışıyorum bir yandan da. Bazı marketlere mal veriyo-

Hayvan Sevgisine Karşı İnsan Sevgisi !

bakımda kalarak yaşam mücadelesi verirken aynı köpeğin geçtiğimiz yıl ölen eski sahibini yediği ortaya çıktı. Yeni sahiplerinin bu durumu bilmediğini açıklayan uzmanlar, o zamanları sadece köpeğin hayatta kalma mücadelesi olduğuna karar vermişler.

Saldırgan köpeklere ötönazi uygulanıyor

Haber : Fatih Karakaya Geçtiğimiz günlerde bir köpek saldırısı, 4 yaşındaki bir kızın burnunu ve bir kulağını kaybetmesine neden oldu. Anne-baba evde eğlence düzenlemiş ve çocuklarını yalnız bırakmışlardı. 4 yaşındaki kendi köpekleri olan köpeği öpmek isterken bir anda saldırıya uğramış. Burnu ve kulağı kopan kız 11 gün yoğun

Uzmanlar uyarıyor ! Köpekler doğal olarak vahşi hayvanlar. Kan seven hayvanlar ve her an saldırgan olabilirler. İster yıllarca beraber olun bir gün sebepsiz yere saldırabileceklerini savunuyorlar. Fransa’da tehlikeli köpek beslemek izne tabii ve çok önemseniyor çünkü saldırıya uğrayan insan özellikle de bebekler çok fazla.

rum. Ne kadar burası? Yedi buçuk dönüm. Bir de tavukçuluk projesi var galiba? Evet, bir takım teknik konuların halledilmesi gerekiyor. Tabii tesisat için müsaadeleri bekliyorum. Şimdilik orta ölçekli, 11 tavuk var, ama kısa vadede bu sayıyı artırıp yumurta satışını da çoğaltmayı düşünüyorum. Peki amaç nedir uzun vadede? Tabii ki ilk once bu işleri geliştirmeyi planlıyorum. Sonra, şu anda burada gördüğünüz yerlerde 12 dönüme yakın bir yer daha kiralamak üzereyim. Bunun bir bölümü, aşağı yukarı 8 dönümü için “Association des Jardiniers” kuracağız ve bölüm bölüm kiraya verip 40-50 aileyi bahçe sahibi yapacağız. İnsanlar kahveye gidip oturacağına gelip burada temiz havada çalışacaklar. Bir de güvercin işi mi var demiştiniz? Evet, bir dernek çatısı altında, güvercin işi de dahil olmak üzere, geziler, Fransızca ve Türkçe dersleri gibi başka aktiviteler yapacağız. Kışın da bir lokalde bu faaliyetleri devam ettireceğiz. Ben « invalide » olduğum için burada ve dernekte çalışacak olanları bu statüde olanlardan seçeceğim. Çünkü 7 ay iş aradım, maalesef invalide olduğumdan bulamadım. Bu nedenle bu konuya eğilmeyi kendime görev bildim. Bu söyleşi için teşekkür ederiz. Son bir mesajınız var mı ? Sizin aracılığınızla tüm vatandaşlarımıza esenlikler diliyor, bayramlarını kutluyorum. Bana bu fırsatı tanıdığınız için size de ayrıca teşekkür ederim. ( Ahmet YAY, “Les Vergers du Bischheim”, Lieu dit Jakobswaesel 67800 Bischheim, Tel : 06 77 22 20 61 )

Fransa’da bir seferliğine bile olsa bir köpek saldırgan davranırsa ötönazi yapılarak öldürülüyor. Ancak müslümanlara karşıtlığıyla bilinen eski aktris Brigitte Bardot’un olayın olduğu şehrin belediye başkanına basın aracılığıyla mektup yazarak köpeğin öldürülmemesini istemesi tepkilere neden oldu. Özellikle köpek saldırıları mağdurları başkanı Bardot’yu alçaklıkla itham ederek bu davranışı eleştirdi. Bardot’nun olayın abartıldığı iddiasına sinirlenen Stephanie Ferges 11 gün yoğun bakımda kalan kızı ve mağdurları hiçe saymasını insanlık dışı olarak nitelendirdi.

(Bull-terrier türü köpekler tehlikeli köpekler kategorisine girmiyor)


e-mail: info@objektifgazete.fr

“Okuyamadan Yazan” Şair : Fidan ÇOLAK Fransa’nın Doğu’sundaki Selestat kasabasında yaşayan şair-ozan Fidan ÇOLAK, geçen sene ilk kitabını çıkarttıktan sonra gündemimize girmiş, ama maalesef bir türlü fırsat olmamıştı kendisiyle görüşüp konuşmak. Zaman bu zamanmış, 2011 senesinin Eylül ayıymış... Buyrun, bakın ne güzel anlatıyor Fidan

Evliyim, dört çocuğum var. Bunların üçü kız, erkek olanı ise herkesin tanıdığı sanatçı İsmail Çolak. Bu zamana kadar, sekiz sene boyunca çeşitli otel ve restoranlarda çalışmak dışında, çocuklarımı büyütmekle uğraştım. Şimdiyse, rahatsızlığım nedeniyle çalışamıyorum; hattâ bir ara bir market çalıştırmayı denedim ama hastalığım müsaade etmedi buna.

Ve birden, 44 yaşımda iken, şiirler gelmeye başladı...

“1961 yılında, Kahramanmaraş’a bağlı Elbistan ilçesinin dağlık bir bölgesindeki kuş uçmaz kervan geçmez bir köy olan Çiftlik’te dünyaya gelmişim. Biz sekiz kardeştik, şimdi altı kardeş kaldık. Türkiye’de ilkokulu bitirdim, burada hiç okula gitmedim. Babamlar buradaydı, 1981 yılında, ben yirmi yaşımdayken buraya getirdiler beni. İlk iki yıl Dijon çevresinde (21), sonra iki yıl Sainte Marie aux Mines’de (68) kaldıktan sonra, buraya, Selestat’a (67) yerleştik ve o gün bugün buradayız.

Aniden oldu her şey.. Bir gece televizyonda bir türkü programı izleyip yattıktan sonra, uyuyup uyumadığım da bilemiyorum, gerçek miydi hayal miydi, birisi bana ‘Sen de yazabilirsin’ dedi. Ben dedim ki ‘Hayır ben yazamam, okumadım ki yazayım’. O yazmamda ısrar edince, unutmadığım bu şiiri ve olayı birkaç gün sonra oğluma okudum ve anlattım. O da güldü, şakalaştık; ‘Anne sen şair mi oldun, erdin mi ?’ dedi. Oğlum İsmail yaz deyince, gücü ondan almış oldum ve başladım yazmaya; şiirler peşpeşe gelmeye başladı... Sonunda, 2010 yılının Temmuz ayında ilk kitabım olan ‘Okumadım Yazdım’ yayımlandı. Bunu beş yüz adet bastırdık. Bunda toplam 152 şiirim bulunuyor. Şu an ikinci ve üçüncü kitaplarım da hazır; onlarda da en az 150-200 adet şiir var.

Suçlular yine yabancılar !

Fransız toplumu buna kökten bağlı.

Oslo saldırılarından hemen 2 hafta sonra Fransa İçişleri Bakanı yabancıların sınırdışı edilmesinin mültikültürle savaşın gereği olduğunu savundu.

Ancak Gueant’ın uyguladığı politika aynı zamanda Oslo saldırılarında argüman olarak kullanıldı. İşin ilginç yanı ise saldırlardan 2 hafta geçmesine rağmen Fransa terörle mücadelede hiçbir değişikliğe gitmedi. Hiçbir yeni önlem, hiçbir yeni kamera, medya önünde sansosyanel açıklama yapılmadı. AB ülkeleri ile işbirliği kararı alınmadı.

Bu arada Fransa tarihi bir rekora giderek bundan böyle yılda 30 000 yabancıyı sınırdışı etme kararı aldı. Claude Gueant’a göre Fransa’nın tarihi, kültürel, sosyal ve siyasal kimliği bunu gerektiriyor ve

Ancak Madrid ve Londra saldırıları sonrası tüm AB ülkelerini kapsayan bir terörle mücadele planı hazırlamıştı. Hatta en ufak bir bomba ihbarı bile medyayı ayağa kaldırmaya yetiyordu. Tabii o gün-

23 O orlar ama bilmiyorum gerçek mi yoksa yüzüme mi böyle söylüyorlar... Konu sınırlaması yok şiirlerimde, her şey var. Türkiye’de Aşık Ekberî isimli bir ozan okudu kitabı ve ‘Ben de âşığım ama ben sadece bir-iki konudan gidiyorum, oysa sen her konuyu işlemişsin, nasıl yaptın bunu?’ dedi. Ben de bilerek bir konu ayrımı yapmıyorum, aklıma gelen konuyu yazıyorum.

Başlarda şiir yazmak gibi bir hedefim yoktu. Çocukluk ve gençlik dönemlerimde içimde vardıysa bile, bilincimde böyle bir durum yoktu ya da ben farkında değildim. Okuma yazmaya çok düşkün bir insanım ve belki de hastalığımın ana nedeni bu : istediğimce oukuyup yazamamak... Çok okuyup belli bir yere gelmek istiyordum ama olmadı; Babam’ın, o da beni okutmak istemesine karşın –çünkü merakımı biliyordu-, gerçekten de maddî durumu iyi olmadığından, okuyamadım.

Hanım...

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Bunları da gelecek senelerde basmayı düşünüyorum. Çok üretken bir yazı dünyam oldu; günde bazen 4-5 şiir yazdığım oluyor; aklıma düşen satırları art arda kağıda döküyorum. Bazen de, o an yazıya geçirme olanağım yoksa, unuttuklarım bile olabiliyor ! Bana manevî destek oldukları için kitabımda teşekkür de ettiğim Aşık Şah Turna ve eşi Ozan Şiar’la Babamlarda görüşmüştüm, Berlin’e oturan Dayımlar’a yakındılar; öyle bir aile ilişkimiz var yani. Aşık Emekci ile de bir yılbaşı akşamı görüştük. Orada üç şiir yazmıştım, yanına gittim, ‘Ben böyle bir şeyler karalıyorum Hocam, ne yapayım bunları ?’ diye sordum, o da güldü, ‘Ne demek ne yapacağım, herkes böyle şiir karalamak istiyor ama beceremiyor; zaten kadın yazarlar Türkiye’de erkeklere oranla çok az, yaz bunları ve bir kitap yap’ dedi. İşte ondan bundan bu gücü alınca, kitap çıkarmaya karar verdim. Yoksa, onlar olmasaydı, şimdiye kadar böyle yüzlerce şiir üst üste yığılmış halde bekleyecekti... Okuyanlar hep çok beğendiklerini söylüylerde emeklilik reformuyla ilgili protestolar da vardı. Bin Ladinin öldürülmesinden sonra bile Fransa’ye tehditlerini arttığını, güvenlik politikasının yenilebileceğini açıklıyordu. Ama Oslo saldırılarından sonra İspanya ve İngiltere ortak haraket etme kararı alırken Fransa’da kocaman bir sessizlik hakim. Olay sadece bir taziye mektubuyla geçiştirildi. Gündemde böyle büyük bir konu olurken terörden sorumlu İçişleri Bakanı bu saldırıyı terör olarak görmüyor ve Fransa’nın en büyük tehlikesinin yabancılar olduğunu açıklıyor. Gueant için varsa yoksa en büyük tehlike islami olanı. Gueant her fırsatta başörtü yasağının, burka yasağının, Afganistan da asker bulunması gibi sebeplerden dolayı Fransa’yı islami gruplarca hedef alındığını iddia ediyor. Ancak 1995’ten beri Fransa’ya böyle bir saldırı olmadı. Gueant teröristlerle pazarlık yapılamayacağını savunuyor. Hatta bu nedenle iki tane Fransız rehine öldürülmüştü. O zaman aklımıza şu soru geliyor : madem terörle

Objektif Gazete okuyucularına şunu demek isterim : benim gibi kalmayın, okuyun, şiir okuyun, yazı okuyun ! Ben okuyumadım, ‘Okumadım, yazdım bari’ dedim; ama onlar hem okuyup hem yazsınlar. Ben bir nevî hırsımı almış oldum, en azından yazmış oldum. Neden okumamış diye soranlara da cevabım şudur : şartlar çok kötüydü, şartlar elvermedi; burada ölümlerle karşılaştık, 25 yaşımdayken iki tane genç bacımı dört ay içinde kaybettim. Bu nedenlerle rahata kavuşup aydınlığa eremedim. Aslında amacım Fransa’da okula gitmekti ama olmadı; hiç dil kursuna bile gitmeden kendi başıma Fransızca’yı öğrendim, yazıp okuyabiliyorum. Sanılmasın ki hiç okumuyorum; tam tersi epeyce okuyorum ama bu bana az geliyor, bin insan çok daha fazla kitap okumalı diye düşünüyorum. Kısacası gençler okusunlar; hem okul hem kitap okusunlar...” Bu çok güzel söyleşi için Fidan ÇOLAK’a teşekkür edip kendisine başarılar dilerken, yazımızı onun “Yazı Yazdım” isimli şiirinin son iki dörtlüğüyle bitirelim diyoruz... Dost kapını açabilsem / Çok eylendim göçebilsem / Dost düşmanı seçebilsem / Kendin ağla güldür beni Geçti ömrüm kara yasta / Bozuk yapmış yapan usta / Bu can gayrı son nefeste / Fidan’ı bul yitir beni.

pazarlık yapılmaz, madem teröristlerin istekleri yerine getirilmez o zaman Oslo saldırganın 1600 sayfalık manifestosu nasıl Fransa politikası haline geliyor ? Breivik tüm yabancıların sınırdışı edilmesinden yana. Fransa’da 27 000’den (ki bu rakam daha önceleri 20 000’lerdeydi) 30 000’e çıkartılması, mültikültürlülüğün Fransa’da yerinin olmamasının savunulması neyle izah edilebilir ? Ya Gueant bizimle dalga geçiyor ya da gerçekten beceriksiz bir İçişleri Bakanı ! Her iki durumda da kaygı verici.


O 24

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

Milli Görüş Bölge Başkanı Eyüp ŞAHİN’in Bayram Mesajı Ramazan Bayramı münasebetiyle İslam Toplumu Milli Görüş (CİMG EST) Bölge Başkanı Eyüp ŞAHİN bir mesaj yayınladı. ŞAHİN, mesajında şu hususlara vurgu yaptı: ‘‘Peygamber Efendimiz (sav)’in “Evveli rahmet, ortası bağışlanma, sonu cehennem azabından kurtuluş” diye tavsif buyurduğu mübarek Ramazan ayını geride bıraktığımız bu günlerde, bir yandan bu ayrılığın hüznünü yaşarken, diğer yandan sevgi, umut, kardeşlik, dostluk, mutluluk ve kederlerin paylaşılacağı, İslam toplumu olarak kaynaşma ve dayanışma günü olan Ramazan Bayramı’na kavuşmanın huzur, coşku ve sevincini yaşamaktayız. Bu münasebetle bayrama kavuşan bütün kardeşlerimin ve bütün İslam aleminin bayramlarını tebrik eder, daha nice bayramlara kavuşturmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Bayrama erişemeden ebedî aleme göç eden bütün din kardeşlerime de Allah’tan rahmet; geride kalan yakınlarına baş sağlığı dileklerimi bir daha dile getirir, bu mübarek günümüzün hem bize hem de Ümmet-i Muhammed’e hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Ramazan ayında, diğer aylara nisbetle hem bedenî ibadetlerimizi hem de malî ibadetlerimizi yerine getirmede müsbet manada bereketler yaşadık. İslam’ın en büyük farz ibadetlerinden birisi olan oruçlarımızı tuttuk. Kur’an ayı olması münasebetiyle bol bol Kur’an okuduk veya dinledik; Kur’anî hakikatleri öğrenmeye çalıştık. Böylece Kur’an’ın evrensel mesajı ve bir bütün olarak İslam hakkında sağlıklı bilgilenme gayretinde olduk ve elde ettiğimiz bu bilgileri gerek ibadet, gerekse sosyal hayatımıza aktarma imkânını yakaladık. Elde edilen bu imkân sayesinde sorumluluklarımızı yerine getirme konusunda daha da bilin-

Eyüp Sultan Yaz Eğitim Sezonu Törenle Kapandı Strasbourg Eyüp Sultan Camii’nde eğitim gören öğrenciler sezon kapanışı yaptılar. Düzenlenen törene eğitim gören öğrencilerin yanısıra birçok veli de katıldı. Cami bünyesinde bu yaz, 5 hafta boyunca eğitime katılan öğrenciler hazırladıkları programla sezona veda etti. Sunuculuğunu aynı zamanda camide eğitim gören bir kız ve bir erkek öğrenci yaptı. Dört Ana sınıf ve dörder de kız ve erkek sınıfı bulunan Eyüp Sultan Camisi’nde 16 eğitimci görev yaptı. Kapanış programı Kur’anı Kerimle başladı. Daha sonra Eyüp Sultan Camii adına söz alan Ali Keskin velilere teşekkür etti. Eyüp Sultan Camisi imamı ve eğitim sorumlusu Mehmet Çelik ise kurs hakkında bilgiler verdi. Velilerden aynı Fransız okullarında

gösterilen ilgi gibi eğitime devam eden çocukların da yakından ilgilen-

çlendik. Neticede inanç, ibadet ve ahlakın güzelliklerini birleştirerek dindarlığımızı daha da derinleştirme fırsatını elde ettik. Nitekim büyük bir kısmı izin mevsimine denk gelmesine rağmen Ramazan ayı boyunca çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden hep beraber cemaatlerde hazır olduk. Bazan zengin-fakir, akraba, komşu iftar sofralarında buluştuk; ekmeğimizi, aşımızı, muhabbet ve umutlarımızı paylaştık. Camilerimizi daha bir şenlendirdik. Allah’ın rızasına erebilmek için iyi ve güzel davranışlarımızı artırdık;

e-mail: info@objektifgazete.fr şuurlanma gayretimizi, paylaşma alışkanlığımızı, hülasa bütün güzel hasletlerimizi yılın diğer ay ve günlerinde de sürdürebilmek için bir plan dairesine girmemiz önemlidir. Nitekim Rahmet Peygamberi Muhammed Mustafa (sav): “İbadetlerin Allah’a karşı en sevimli olanı, az da olsa devamlı olarak yapılanıdır” buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, bayram günlerine kadar eda edilmemiş olan malî ibadetlerimiz hemen eda edilmeli ve bilhassa AFRİKA gibi son 60 yılın en büyük kuraklığını yaşayan ve in-

bizlere zindan eden hırs ve bencilliklerimizi sorgulamalı, farklı anlayışlarından dolayı insanları yargılamaktan, sınıflara ayırmaktan ve dışlamaktan vazgeçerek gönül kapılarımızı birbirimize açmalıyız. Bu arada son zamanlarda belirgin bir şekilde yine artma eğilimi gösteren ayırımcılık, ırkçılık ve müslümanlara yönelik baskıcı anlayışları tasvip etmediğimizi, bu çirkinliklerin her kimden ve nereden gelirse gelsin kınadığımızı bildiririz. Biz müslümanlar olarak iyilik ve hayır yarışında insan ayırımı yapmayı haram bilen bir topluluğuz. Diğer insanlardan da bunu bekleriz. Fakat çoğunlukla bunu görememekteyiz. İşte İslam dünyasının içler acısı durumu ortadadır. Halen kardeşlerimizin büyük bir kısmı bayramı hüzün ve boynu bükük bir şekilde karşılamak durumundadırlar. Filistin, Irak, Afganistan ve Afrika’nın mazlum ve mağdur insanlarının bu mağduriyetleri halen devam ediyor ve hergün kan ve gözyaşları akıyor. İnsanlık aleminden acilen bu gidişata son verilmesini bekliyoruz. Din kardeşlerimizden de bu büyük acıların son bulması için dualarını esirgememelerini tavsiye ediyoruz.

O’nun rızasına muhalif davranış ve adetlerimize gem vurduk ve varsa manevi kirlerimizden arınma arayışında olduk. Zekat ve fitrelerimizi vererek hem şahsî hem de ictimaî manada zahir olan güzellik ve iyiliklere yakinen şahit olduk. Bilhassa mazlum ve mağdur kardeşlerimize ulaştırılmak üzere yapılan sadaka ve yardımların kasdedilen bu muhtaç insanlara ulaştırıldığının hazzını beraberce yaşadık. Paylaşmanın, hayırda yarışmanın, insanî ve İslamî sorumluluklarımızı eda etmenin huzuru ile dolduk. Orucu sadece mide ile değil, zihin, duygu ve düşünce ile de tutarak iradelerimize sahip olarak hareket edebilme eğitimini gerçekleştirdik. Onbir ayın sultanı Ramazan ayında elde ettiğimiz dindarlık seviyemizi, Kur’an’la mesi gerektiğini anlatan Mehmet Çelik, bu yılki uygulamada velilerle birebir görüştüklerini ve %90 başarı elde ettiklerini bildirdi. Programın devamında her sınıf hazırladığı gösteriyi sunarken ana sınıfının okuduğu ilahi büyük ilgi gördü. Rap müziği ve tiyatro gösterilerinin yanısıra 5 hafta boyunca yapılan eğitimin video ve fotoğrafları da gösterime sunuldu. Hava muhalefetinden dolayı bu sene velilerle birlikte piknik yapılamazken, öğrenciler Walygator isimli lunaparka gitme imkanı buldu. Öğrencileri teşvik etmek için dereceye giren öğrencilere çeşitli hediyeler verildi. Öte yandan bu yıl da Eyüp Sultan Camisi sürekli eğitime devam edecek. Kayıt olmak ya da bilgi almak için Eyüp Sultan Camii’ni

arayabilirsiniz.

İrtibat : Mehmet Çelik 03 88 40 24 86

leyen kardeşlerimizin biraz daha rahat hale gelmelerine imkan tanıyacak mali desteklerimizi ve dualarımızı eksik etmememiz gerekmektedir. Bayramlar, sıradan günler olarak anılmaktan öte, dargınlık ve kırgınlıkların tamir edildiği, barış, sevgi ve huzurun toplumun her kesimine dalga dalga yayıldığı günlere çevrilmeli; “Ben” değil “Biz” diyen bir topluma dönüştürerek yanı başımızdakinin fark edildiği ve gözetildiği, toplumda açılan sosyal yaraların sarıldığı, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının güç kazandığı günler haline gertirilmelidir. Bunun için de sevgi, saygı, fedakârlık gibi güzellikler adına ne varsa hepsi birden harmanlanarak bunlar gönülden gönüle aktarılmalıdır. Yüce Rabbimiz tarafından sayısız nimetlerle donatılan dünyamızı

Bayramlar kaynaşma ve hatırlama günleri olması sebebiyle aralarımızda olan mesafeleri kaldırmalı, şefkat ve merhamet elimizi birbirimize uzatmalıyız. Mevcudiyetimizin müsebbipleri olan ve hayır dualarına her an ve zaman muhtaç olduğumuz anne ve babalarımızı, aile büyüklerimizi, akraba ve komşularımızı ziyaret etmeliyiz. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı sevindirmeliyiz. Varsa hastalarımızı, yakınları olmayan yaşlıları, öksüz, yetim ve kimsesiz kardeşlerimizi ziyaret ederek onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle bütün kardeşlerimizin Ramazan Bayramlarını tebrikle; bu mübarek bayramın biz müslümanlara ve bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”


e-mail: info@objektifgazete.fr

FOTOĞRAFÇI

Mustafa ÖZSOY objektiften@hotmail.fr

Reflex, DSRL Fotoğraf Makinası Kullanıcısı Yine, yeni bir DSRL fotoğraf makinası kullanıcısı olan Sami Büyükkalkan ile ilgili röportajımı bu sayımızda sizlerle paylaşıyorum.

Sizi tanıyabilir miyiz? 1969 Konya doğumluyum. İlkokulumu Konya’da okudum ve hayatımın büyük bir kısmı İzmir-İstanbul arası geçti. 1991’in Aralık ayında Almanya’ya turist geldim. Oradan Fransa’ya geldim, çalıştım işçi oldum, evlendim. Şimdi Avrupa Konseyi’nde 12 senedir Alpinist olarak çalışıyorum. Ayrıca Semerkand Derneği’nde basın yayın sorumlusuyum. Fotoğraf çekmeye ne zaman ve nasıl başladınız? Üstad, benim fotoğraf makinası ile tanışmam 1972 yılında oldu. Elime geçen ilk makineden sonra, ikinci makinamı da Hürriyet Gazetesi’nden emekli olmuş bir gazeteciden satın aldım. 1990’a kadar o

Seçmen Kütüklerine Kayıt Oldunuz mu ? Fransa’da seçim kanunlarına göre 18 yaşından büyük Fransız vatandaşları oy kullanabilir. Bunun için aranan tek şart gönüllü olarak sadece bir sefere mahsus seçmen kütüğüne yazılmak. 2012’de Fransa yeniden seçim heyecanı yaşayacak. Hem milletvekilleri hem de cumhurbaşkanı seçilecek. Birçok parti adayını şimdiden belirlemişken Sarkozy’nin partisi UMP ve ana muhalefet partisi PS’te işler daha karmaşık. Her ne kadar Sarkozy’nin yeniden aday olması bekleniyorsa da UMP’de işler pek iyi gitmiyor. Sarkozy’nin düşük popülerliği, birliği terk eden ağır toplardan sonra Alain Juppé ve hatta başbakan Fillion’un Sarkozy’nin aday olmaması durumunda aday olacakları konuşuluyor.

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

makinayı kullandım. Hâlâ antika olarak saklıyorum o makinayı. Hayatımdaki en iyi makineydi diyebilirim. Profesyonel bir makineydi. 1991’de Avrupa’ya geldiğimde bir müddet ara verdim ve ilk çalışmaya başladığımda hemen gittim bir fotoğraf makinası satın aldım. Bir Nikon daha aldım. Şimdilik elimde bir digital Sony a450 fotoğraf makinası var. Ne tür fotoğraflar çekiyorsunuz? Fotoğraf çekerken nelere dikkat edersiniz? Genelde her tür çalışmalarım oluyor. Dağ, taş, portre, manzara, yapı fotoğrafları çekmekteyim. Kadrajı oluştururken fotoğrafını çekeceğim nesneyi değişik yönlerden incelerim. Kafamda tasarladıktan sonra çekerim. Her Pazartesi öğlenden sonra benim boş günümdür ve zamanımı fotoğraf çekmekle değerlendiririm. Fotoğraflarınızı nasıl saklıyorsunuz? Bir sergi açmayı düşünüyor musunuz? 4 tane harici disk’im var. Hepsi de hemen hemen dolu. Bu işi iyi yapan bir arkadaşla ayırıp bir sergi ya da bir zeb sitesinde paylaşmayı düşünüyorum. Siyah beyaz fotoğraflar çeker miydiniz? Tabii ki çektim, 1972’de renkli fotoğraf çeken makineyi nerede bulacaktım. Benim 72’de aldığım makina siyah beyazdı fakat çok fotoğraf çektim. Siyah beyazdı ama güzel fotoğraflar ortaya çıktı. Pelikülleri hâlâ saklıyor musunuz? Yok, hayır saklamıyorum. Hayatım birkaç kez depreme uğradığı için pelikülleri saklama imkânım olmadı. Peki o eski fotoğrafları saklıyor musunuz? Fotoğraflarımı saklıyorum, evet. Tabii ki benim şahsi fotoğraflarım yok. Çektiğim fotoğrafları saklıyorum. O kadar fotoğraf çekmişim, lâkin kendi fotoğrafım yok. Çektiğim fotoğrafları görenleri, fotoğrafları benim çektiğime inandıramam zor oluyor. Örneğin Kosova’da fotoğraf çekmişim. Nereden bileceğiz ağbim bu fotoğrafı senin çektiğini diyorlar, inan-

mıyorlar. Ne zaman gittin, nasıl gittin soruları ardından geliyor. Tek tek cevap veriyorum. İlla ki o karelerden birinde benim olmam gerek ki inansınlar. O kadar fotoğraf çekmişim düğünlerde, kermeslerde. Bir karem yok ki içinde ben olayım. Bence fotoğraf çekerken en az iki kişi olacaksın. Birbirinizin fotoğrafını çekmek için... Fotoğrafçılıkta güzel anılarınız oldu mu? Olmaz olur mu; 30-35 sene önceki çektiğim fotoğrafların sahiplerinden birini geçenlerde facebook’ta buldum. Fotoğraflarını adama gönderdim. Adam kendi fotoğrafını tanıyamadı. Şimdi ne kadar teşekkür ediyor. Bir başka kare, o kadar net ve güzel ki itina ile sakladım. Fotoğraftaki kişinin şimdiki halini görseniz. Kafasında saç kalmamış. Sakal saça karışmış. Çok değişmiş. Ben fotograf çekmekten zevk alıyorum. Video çekmekten zevk alıyorum. Fotoğraflarınızı bilgisayar aracılığı ile rötuş yapıyor musunuz? Hayır, yapmıyorum. Fakat video çalışmalarımda kullanacağım fotoğrafların sağını solunu kırpıyorum. Tekrar kadraj yapıyo-

Ana muhalefette ise kesin kazanması gözüyle bakılan Dominique Strauss-Kahn’ın devre dışı kalmasıyla adaylıklar yeniden kızıştı. Şu anda favori olarak Martine Aubry ve François Hollande gözüküyor. Üstelik DSK destekçilerinin farklı adayları desteklemesi işleri iyice çıkmaz hale getirmiş durumda.

kazanamayacağı da görülüyor. Seçmen kütüklerine nasıl kayıt olunur ?

Yeşiller Partisi Europe Ecologie Les Verts ise geçmiş seçimlerdeki başarısını yenilemek istiyor. Tüm beklentilerin aksine çok medyatik tv sunucusu ve program yapımcısı Nicolas Hulot’nun yerine dürüstlüğü ve yolsuzluklarla mücadeledeki başarısı ile bilinen eski savcı Eva Joly aday olacak. Aşırı sağda ise tartışmasız Marine Le Pen aday olacak. Son kamoyu yoklamalarında birçok adaya karşı 2. tura kalması beklenen Le Pen’e karşı diğer partiler önlem olarak daha sert, daha yabancı düşmanı politikalar öneriyor. Her ne kadar Le Pen’in cumhurbaşkanı olması zor gözükse de 2002’deki gibi diğer partilerin kolay

Fransa’da seçmen kütüklerine kayıt olmak çok basit. Kimliğiniz ve bir de yeni ikamet belgesi ile (Elektrik, telefon faturası) bağlı bulunduğunuz belediyeye ya da mahalle belediyesine giderek kayıt olabilirsiniz. Çok hızlı yapılan işlem hayati önem taşıyor. Seçim günü ise kayıtlı olduğunuz seçim bürosuna sadece bir kimlikle gitmeniz yeterli.

25 O

rum. Yoksa fotoğrafa hiç dokunmuyorum. Dört dörtlük çekmesem de fotoğraflarım orjinal kalır. Gazetenizde de paylaşacağım fotoğrafları seçerken kendimi çektiğim karelerden seçtim. Bu fotoğrafları çekerken manyetik bir düzenek kullanıyorum. Umarım beğenmişsinizdir. Teşekkür ederim, gerçekten güzel kareler. Bizimle paylaştığınız bilgiler ve fotoğraflar için teşekkür ederim. Gazetenizi ilk sayısından beri takip ederim. Fotoğraf köşenizi gördüğümde çok sevindim ve her sayıyı takip ediyorum. Asıl ben size teşekkür ederim. Değerli okuyucularımız, yeni bir sayıda yine bir başka DSRL fotoğraf makinası kullanıcısıyla buluşmak üzere. Işığınız bol olsun...

Tüm partiler Türkler’in ve Müslümanlar’ın oy kullanmadığını görerek onlara karşı bunaltıcı yasalar çıkarmaya devam ediyor. Oy kullanmanın bir sorumluluk olduğunu unutmayın.


O 26

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

YENİ BİNADA İLK DAVET

Strazburg Din Hizmetleri Ataşesi Prof. Dr. Fazlı Arabacı, Ramazanın son günlerinde tatlı bir telaş içindeydi.

COLMAR IGMG’DE İFTAR ÇADIRI

Göreve başladığı günden itibaren satın alıp DİTİB’e kazandırmak için büyük uğraşlar verdiği yeni binada Arabacı, ilk iftar davetini verdi. Strazburg Başkonsolosu Sibel Algan, Fransız Milletvekili Jean-Philippe Maurer, Belediye Din işleri yetkilisi Jean-Michel Cros, Belediye Meclisi Üyeleri Şaban Kiper ve Soumia Sihabi başta olmak üzere, bölgenin ileri gelenleri ve dernek başkanlarının davetli olduğu iftarda, konuşmalar yeni faaliyete geçen bina Mübarek Ramazan ayı sebebiyle ve her sene olduğu gibi bu sene de Doğu Fransa Colmar IGMG teşkilatı tarafından iftar çadırı kuruldu. Colmar IGMG teşkilatı Yayın ve Basın sorumlusu Veysel KARAKIŞLA’dan aldığımız bilgilere göre, Ramazan ayı boyunca her gün bir yardımsever vatandaşımızın masrafını karşıladığı iftar yemekleri, farklı milletlerden kişilerin, din ve ırk farketmeden biraraya gelmesini sağladı.

Achern’de Stadtfest Coşkusu Achern Belediyesi tarafından bu yıl gerçekleştirilen Stadtfest’te Achern DİTİB Yunus Emre Cami Derneği’nin açmış olduğu standına diğer yıllara nazaran ilgi fazla oldu. Stadtfest’te, Achern Belediye Başkanı Klaus MUTTACH, Emniyet Müdürü, Alman ve Türk vatandaşlarımız katılmışlardır. Din görevlisi Ahmet ÖNAL ve Dernek başkanı Mürsel YILDIZ, yoğun katılımdan dolayı duydukları memnunluklarını ifade ederek, burada asıl amacın Türk-Alman dostluğunu korumak ve aynı zamanda Türk misafirperverliğini sunabilmek, kültürümüzü diğer vatandaş-

İŞYERİNDE İFTAR Hoenheim’da faaliyet gösteren Klass Pneus şirketinin sahibi Gökhan Büyükarslan, dost ve müşterilerine işyerinde iftar yemeği verdi. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı iftar’da davetlileri yeni açtığı bölümde ağırlayan Büyükarslan, “Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle, hem arkadaş, akraba ve müşterilerimizi davet ederek hep beraber iftar etme

lara tanıtmak olduğunu söylediler. “İlginin giderek artması her yıl bu etkinliği zenginleştirmeye davetiye çıkarıyor. Bu nedenle gelecek yıllarda da bu gibi etkinlikler devam edecek” diyerek, getirerek emeği geçen herkese çok çok teşekkür ettiler. fırsatını yakaladık, hem de yeni yerimizi böyle hayırlı bir faaliyetle açmış olduk” dedi. İftarlı açılışa Strazburg ve cevresinden katılan işadamları ve esnaf ise davetten duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Uzun yıllara dayanan tanışıklıklar ve dostlukların böyle bir manevi ortamda biraraya gelerek pekiştirilmesinin anlamlı olduğunu ifade eden davetliler, mekandan “hayırlı olsun” dilekleriyle ayrıldılar.

e-mail: info@objektifgazete.fr ile ilgiliydi. Fransız Milletvekili Maurer’in yaptığı konuşma büyük alkış alırken, Başkonsolos Algan’ın bayram mesajı ve Somali’ye yardımların bayramda da devam etmesi dileği davetlilerce dikkatle dinlendi.

Binayla ilgili geniş bilgiyi gazetemizin sayfalarında bulacağınızı belirtiyor ve biz de «hayırlı olsun» diyoruz. http://www.ditibstrasbourg.fr/ adresinden detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Bu yıl faaliyete girecek olan İlahiyat Fakültesi ve lise hakkında davetlilere bilgi veren Prof. Arabacı, yeni binayı en iyi şekilde değerlendireceklerini söyledi.

Bu arada, yine KARAKIŞLA’nın açıklamasına göre, 11 Ağustos’ta düzenlenen iftar yemeğini, şube Başkanı Şuayyip SARI tarafından yapılan davet üzerine, Colmar Belediye Başkanı Gilbert MEYER, eşi ve yardımcıları da teşrif ettiler. Colmar IGMG yönetimi olarak Ramazan Bayramı’nın tüm İslam âlemine hayırlı olmasını dilediklerini belirten KARAKIŞLA, vatandaşlarımızın kendilerine aşağıdaki adres ve numaralardan ulaşabileceklerini ifade etti.

Belediye Başkanı Klaus MUTTACH, Türk mutfağının zengin yemeklerini ve misafirperverliğini övgüyle anarak şunları söyledi : “Türklerin açmış oldukları stantlara uğramadan geçmiyoruz. Mutlaka uğramaya çalışıyoruz. Geldiğimiz zaman da bizleri güler yüzle karşılıyorlar. Türkler çok sıcakkanlı ve çok da misafirperverler. Yemekler de ayrı bir lezzet. Biz bundan çok memnunuz.” Almanların yoğun ilgi göstermesi cami yönetimini ve vatandaşlarımızı da çok sevindirdi.

Adres: CIMG Colmar 22, rue des Gravieres 68000 Colmar / Tel: 0033612515397 Etkinlikte büyük bir sorumluluk üstlenen yardımsever insanlarımız çok yoruldular ama bunu seve seve yaptıklarının altını çizdiler. Hanımların gayretiyle ev yapımı yemekler, değişik pasta, börek, tatlı, döner, gözleme çeşitleri vs. etkinliğe katılanların beğenisine sunularak camiye de maddi gelir sağlanmış oldu.


ÇENGEL BULMACA Mutluluk

Bir pamuk cinsi

Görüntülü müzik parçası

Resimdeki oyuncu

Boyut

Tarihte bir uygarlık

ABD’de bir eyalet

Beddua

27 O

Eylül / Septembre 2011 * N° 63

e-mail: info@objektifgazete.fr

HAZIRLAYAN Güven Söztutan

gsoztutan@ihlas.net.tr Atışta hedefi vurma

Sözleşme

Güzel koku İlgili

İyiden iyiye Alışverişte durgunluk İnce, keskin ses

İyi ahlak, incelik, terbiye

Kuşatma

Özenli

Belirti, iz, ipucu

Dünyanın uydusu Dar ve kalınca tahta

Saygınlık, prestij

Sevinçli, neşeli İran veya Afgan hükümdarı

İlaç, merhem Elçilik uzmanı

Bir cins tatlı çörek

Bir mevsim

Kelimesi kelimesine, aynen

Havacı bülteni

Çağlayan

Bir kişiyi Bir geyik cinsi ilgilendiren, Vakit hususi

Bir nota

Alışılmış, alışılan

Bütün olarak, büsbütün

Kuşak, jenerasyon

Kısa zaman

Gündelikle çalışan işçi

Tasa, kaygı, üzüntü

Adlar, isimler

İki şeyi ayıran açıklık Oymak

Vasıf, keyfiyet Tiyatro sahnesi

Gece bekçisi (tarih)

Halka biçiminde çörek

Valide, anne

Çözümlemeli

Kalıntı

Büyükbaş hayvan

Geri çevirme

Politik

Güç, kuvvet

Bey, emir

İşinde yeni Görevden alma

Geveze

Büyük tren istasyonu

Kepazelik, maskaralık

Sürdürme, devam ettirme

Umumi Kötü durum, içinden çıkılmaz iş

Trampa

Bayındır

Bir nota

Rahat, sakin

Dernek evi Doku teli

İkiyüzlü

Bebek yemeği

Bir çoğul eki Çok kokulu bir tür kahve

Adaletli Gözlem

Cüzzamlı (halk)

Satrançta yenilgi Su içme ihtiyacı duymak

Radyumun sembolü

Hayret sözü Buyruk Anma

Giysinin alt kenarı

Yazı yazma aracı

Gemilerde oda

Yağma, çapul


O 28

e-mail: info@objektifgazete.fr Eylül / Septembre 2011 ve * N° 63 Fransa Almanya’daki Önemli Telefon Numaraları

T.C. Strasbourg Başkonsolosluğu

Servislerimizin doğrudan(direkt) numaraları (14:00 - 17:00 arası)

Santral N° Fax N°

03 88 36 68 14 03 88 37 97 39

Danıșma

03 88 36 68 14 03 88 24 74 44

Pasaport ișlemleri

03 88 24 77 33 03 88 24 77 31

Nüfus ve Doğum ișlemleri

03 88 24 77 35

Cenaze ișlemleri

03 88 24 74 06

Askerlik ișlemleri

03 88 24 74 09 03 88 24 74 06

Noter ișlemleri

03 88 24 77 32

Çifte Vatandaşlık ișlemleri

03 88 24 74 06 03 88 24 74 09

Doğum, Evlenme, Ölüm, Kayıt ve Ehliyet

03 88 24 77 32

Vize ișlemleri

03 88 24 74 43

Tebligat-Kasa

03 88 24 74 42

Eğitim Ataşeliği

03 88 52 97 09

Çalışma Ataşeliği

03 88 37 14 27

Din Hizmetleri Ataşeliği

03 88 36 86 44

T.C. Paris Büyükelçiliği

01 53 92 71 12

T.C. Paris Başkonsolosluğu

Av. Kons. Nezdinde Türkiye Daimi Tems. Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu Fransa’nın Ankara Başkonsolosluğu

01 56 33 33 33 03 88 36 50 94

0090/212 334 87 30 0090/312 455 45 45

T.C. Lyon Başkonsolosluğu

Santral

Passport(Düzenleme) Passport5Uzatma) Askerlik

04 72 83 98 40 04 72 83 98 45 04 72 83 98 51 04 72 83 98 46

Evlenme

04 72 83 98 53

04 72 83 98 47

Güvenlik

04 72 83 98 55

Kasa

Çalışma Ataşeliği Eğitim Ataşeliği

Din Hizmetleri Ataşeliği

Appel d'Urgence Européen SAMU SOCIAL

Enfance Maltraitée

Turizmle İlgili Birimler

04 72 83 98 52 04 72 74 26 73 04 78 24 33 00 04 78 65 01 21 112 115 119

Strasbourg Turizm Bürosu

03 88 52 28 28

Mulhouse / Basel Havaalanı

03 89 90 31 11

Entzheim Havaalanı S.N.C.F. ( Tren )

C.T.S. ( Otobüs ve Tramvay ) İtfaiye Polis

Acil Numaralar

03 88 64 67 67 36 35

03 88 77 70 11 18 17

Jandarma

03 88 37 52 99

Elektrik

03 88 18 74 00

S.A.M.U. Gaz

15

03 88 75 20 75

Vatandaşlarımız, karşılaştıkları hukuki ve adli sorunlara ilişkin olarak Başkonsolosluğumuz bünyesinde görev yapmakta olan Hukuk Danışmanımıza Çarşamba günleri 09:00 – 13:00 saatleri arasında bizzat müracaat edebilirler.

0 721-98 44 00

Eğitim Ataşeliği

0 721-98 44 027

Çalışma Ataşeliği

T.C. Mainz Başkonsolosluğu

0 6131-98 26 00

Eğitim Ataşeliği

0 6131-98 26 031

Çalışma Ataşeliği

0 6131-98 26 027

T.C. Stuttgart Başkonsolosluğu

Santral Numaraları Çalışma Ataşeliği

Merkez Hastaneler

Klinikum Mannheim

Mannheim Valiliği

Mannheim Santral

11,00 €

0 711-24 07 10

TESPİT VE TUTANAK HARÇLARI

24,00 €

0 711-216-25 54 0 621-293-0

Karlsruhe Santral

0 721-133-0

Stuttgart Santral

0 711-216-0

Turizmle ilgili Birimler

Mannheim Turizm Bürosu

0 621-10 10 11

Karlsruhe Baden-Baden Havaalanı Stuttgart Havaalanı

TERCUME, FOTOKOPI TASDİKİ. (Beher sayfa)

0 621-293-93 00

Belediyeler

Karlsruhe

İtfaiye

0 1805-94 84 44

RES’EN SENET, BABALIĞI TANIMA SEN. KONSOLOSLUK

Stuttgart

Polis

110

Mannheim MVV-Elektrik ve Gaz

0 621-290-0

Stuttgart EnBW-Elektrik ve Gaz

0 711-289-0

Karlsruhe Stadtwerke-Elektrik ve Gaz

0 721-599-0

T.C. STRAZBURG BAŞKONSOLOSLUĞU

hafta içi her gün 08:30-13:00 / 14:00-17:00 saatleri arasında açıktır. Vatandaş kabulü saat 12:00’ye kadar yapılmaktadır.

E-mail: turkcons.strasbourg@mfa.gov.tr

ÇİLİNGİR

06 88 75 14 49 06 03 97 98 58 03 89 43 40 43 03 87 80 36 43 06 21 15 32 95

T.C. LYON BAŞKONSOLOSLUĞU

http://www.lyonbk.com

BİLGİSAYARINIZDAN DOSYALARINIZ MI SİLİNDİ ?

Bozulan PC ve Laptoplarda kalan dosyalar, resim ve videolar geri yüklenir. Format atılan disklerden dosyalar geri alınır. >>> 06 25 94 20 29

4,00 € 10,00 €

MÜKAVELE FESİH HARCI

75,00 €

HARÇLARI

İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ

14,00 €

İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ METNE ŞAMİL

28,00 €

KANUNLARA UYGUNLUK HARCI

14,00 €

BELGE, TUTANAK, ŞERH HARCI (1. SAYFA)

14,00 €

TEREKE MÜHÜRLENMESİ

35,00 €

PASAPORT

HARÇLARI

6 AY UZATMA

25,00 €

1 YIL UZATMA

36,00 €

2 YIL UZATMA

59,00 €

3 YIL UZATMA

83,00 € 117,00 €

4 VE 5 YIL UZATMA DEĞERLİ PASAPORT CÜZDAN BEDELİ NÜFUS CÜZDANI

112

Strasbourg ve çevresi: Colmar ve çevresi: Mulhouse ve çevresi: Metz ve çevresi: Mannheim ve çevresi:

DÜZELTME HARCI(İMZA BAŞINA)

0 7229 -66 20 00

Acil Numaralar

Mannheim

24,00 €

0 711-26 40 57

0 721-133-10 10

Stuttgart Valiliği

14,00 €

GENEL VEKALETNAME(Beher imza)

ÜCRETSİZ

0 711-253-00

Karlsruhe Valiliği

ÖZEL VEKALETNAME(Beher imza)

ACTE DE MARİAGE, ACTE DE NAİSSANCE

0 721-974-0

İdari Birimler

17,00 €

ÜCRETSİZ

0 621-383-0

Klinikum Karlsruhe

Tutarı

İŞLEMİN CİNSİ TAAHHÜTNAME,MUVAFAKATNAME,İMZA TASDİKİ

DOĞUM KAYIT BELGESİ,EVLENME KAYIT BELGESİ

0 711-16 66 70

Eğitim Ataşeliği

Klinikum Stuttgart

EURO ÜLKELERİ T.C. BAŞKONSOLOSLUKLARINDA 2011 YILINDA UYGULANAN HARÇ MİKTARLARI

0 721-85 77 87

Santral Numaraları

04 72 83 98 54

Noter Nüfus

T.C. Karlsruhe Başkonsolosluğu

Santral Numaraları

ULUSLARARASI AİLE CÜZDANI

KAĞITLAR

27,00 € 3,00 € 22,00 €

NOTER KAĞITLARI

3,00 €

VEKALET, PROTESTO, RESEN SENET KAĞITLARI

5,00 €

BEYANNAME

3,00 €

SÜRÜCÜ BELGELERİ

29,00 €

Konsolosluk evinize taşınıyor:

2010 yılında uygulanan harç miktarları dahil her türlü detaylı bilgiyi edinebileceğiniz adres

www.e-konsolosluk.net

SIHHİ TESİSATÇI İBRAHİM CEYLAN Kanalizasyon ve boru tıkanıklıklarında ve acil durumlarda 24 saat hizmet! Her türlü su tesisat işleri / KAPI AÇMA TEL.: 06 88 75 14 49


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

29 O


O 30

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Eyl체l / Septembre 2011 * N째 63

31 O


OBJEKTIF 09.2011  

Objektif Gazete Eylül 2011 Sayisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you