Issuu on Google+

Mart / Mars 2011 * N° 58

Objektif

Herkesin yanında ve herkese eşit mesafede Gazete www.objektifgazete.fr / info@objektifgazete.fr / TEL. 0033 681 485 539 & 0033 625 942 029

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun Sayfa 31 ve 39'da

ERDOĞAN ALMANYA'DA HALKLA BULUŞTU

Erdoğan Düsseldorf 'ta, Mavi Kart ve Yurtdışında oy kullanımı konularında halka seslendi. Sayfa 19'da

Başkonsolos ALGAN’dan Önemlİ Açıklamalar

Strasbourg Başkonsolosu Sibel ALGAN, yeni pasaportlar, Konsolosluk binası, son ırkçı saldırılar ve THY Strasbourg seferleri konularında hepimizi ilgilendiren açıklamalar yaptı Sayfa 39'da

BESANCON ÖĞRENCİ DERNEĞİ KURULDU Sayfa 13 ve 25'de

TÜMSİAD PARİS ŞUBESİ AÇILDI

GÖZLERİNİ YUMDU Eski Başbakanlardan ve Milli Görüş Lideri Prof. Necmettin ERBAKAN tedavi gördüğü hastanede vefat etti Sayfa 18'de

Dünya emekçi kadınlarının bu özel günü için hazırladığımız yazılar Sayfa 31 ve 39'da

KARACA'NIN İLK KİTABI

Sayfa 61'de

ERBAKAN HAYATA

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

23 Nisan bu sene farklı olacak 30'da

Gazeteci Kayhan Karaca, Avrupa'yı anlattığı ilk kitabıyla karşınızda. Sayfa 13 ve 25'de Sayfa 31'de

ROYAL MANTI BİRİNCİ YILINI KUTLADI13'DEVOSGES BÖLGESİ AKM AÇILDI 6'DA

İZMİR VOYAGES SPORA DESTEK VERDİ 16'DA

ELİT KUYUMCUSU Her türlü altın alınır ve değiştirilir

Emlak Projenizde Akla Gelen İlk Adres

22,18,14 ayar -set -bilezik -zincir -yüzük -künye-küpe...

ARTIK HAGUENAU VE ÇEVRESİNDE DE HİZMETİNİZDEYİZ. İRTİBAT İÇİN : SELAHATTİN ERCAN 06 98 52 56 76

Pazar hariç her gün 10:00 - 19:00 arası açık

Hauptstr. 115 D-77694 Kehl (ana cadde) TEL: +49 7851 48 55 79 CEP: +49 151 240 118 79


2

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

O bjektif Gazete TEL: +33 681 485 539 info@objektifgazete.fr www.objektifgazete.fr Mart / Mars 2011 * N° 58

*Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités. 5, impasse des Prunelles 67820 Wittisheim *İmtiyaz sahibi/Edité par: FZ SERVICES SARL *Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Fahri EKMEKCI fekmekci@objektifgazete.fr *Haber Müdürü: Ömer AYDIN oaydin@objektifgazete.fr *Fotoğraf Editörü: Mustafa ÖZSOY fotograf@objektifgazete.fr *Grafik-Dizayn: Ömer AYDIN Ahmet YAZICI *Dağıtım/Distribution: FZ SERVICES SARL TEMSİLCİLERİMİZ KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ Tel : +49 1795 592 171 MANNHEIM ve çevresi: Şahismail KAYA Tel : +49 1797 843 183 VÖLKLINGEN-SAARBRÜCKEN ve çevresi Bedreddin AKCA Tel : +49 176 6665 1923 SAVERNE-FORBACHST. AVOLD ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02 METZ ve çevresi: Recep GÜNEŞ Tel : +33 6 67 11 87 89 LYON ve çevresi: Hamza AYDOĞMUŞ Tel : +33 6 24 88 34 15 PARIS ve çevresi: Ali HAŞAL Tél.: +33 6 67 59 19 77

*Baskı adedi/Tirage:15000 *Baskı/Imprimé par: ROTOCENTRE, 348, rue Marcel Paul F-45770 SARAN

*Objektif gazetesi basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse. *Objektif gazetesinde yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal.

*Dépôt Légal: Mars 2011

*BANQUE POPULAIRE D’ALSACE: Code Banque: 17607 Code Guichet:00001 N° Compte: 70214495865 Cle RIB: 61 *IBAN: FR76 1760 7000 0170 2144 9586 561 *Adresse SWIFT(BIC): CCBPFRPPSTR

EDİTO Gazetemizin geçen ayki sayısında, belki de başımıza gelmesini en son isteyeceğimiz bir durumla karşılaştık. Biliyorsunuz, gazetenin patronajında yılbaşında bir değişiklik olmuş ve bu nedenle de gazetenin Ocak nüshasını yayımlayamamıştık. Onun sonrasında da, yeni görev alan bir ekiple yolumuza aynen devam kararı alarak, Şubat’ta sizlerle buluşmayı başarmıştık. Ama, ekibin yeni olması ve zamanı iyi ayarlayamaması, binen iş yükü ve ayrılık sonrasının yeniden yapılanma çabaları içinde, gazetemizin politikasına tamamen aykırı bir olguya göğüs germek ve ceremesini çekmek zorunda kaldık. Bütün bu sıkışıklık içersinde, gazete yönetiminin dahli olmadan ( ki bu da apayrı ve ileride açıklanması gereken bir sorundur ), hem de ilk sayfamıza “sokulan” bir haber metni, bizim, –haklı olarak- epey başımızı ağrıttı. Türk Öğrenci Derneği isimli bir grubun düzenleyeceği bir konferans, habere kalırsa, Türkoloji Bölümü’nce son anda salon verilmeyerek engellenmek istenmiş. İddia bu.. Ama, haberin içinde kullanılan öyle galiz ifadeler var ki ( “seviyesiz, tutarsız ve art niyetli” gibi ), bir an için haberin doğru olduğunu bile varsaysak, bu söylemlerin gazeteye girmesi bizim yayın stratejimize aykırıdır, ilkelerimize terstir. Bu öğrenci grubunun bizim gazetemizi çirkin emelleri için kullandıkları ve bizi yanılttıkları nasıl iğrenç bir gerçeklikse, bizim de buna müdahele edememiş olmamız da aynı oranda büyük bir ayıptır. En azından olayı karşı taraftan da soruşturup objektif bir haber yapmamız gerekirken, o günün karmaşası içinde gözümüzden kaçan bu sonuçla kendi adımıza biz de epey üzüldük, yara aldık. Bizi kullanmış oldukları, yani bu kötü niyeti gösterebildikleri için o öğrencileri kınarken; mağdur durumundaki Türkoloji Enstitüsü’nden ve özellikle de yazıda isimleri geçen Samim Akgönül, Stephane de Tapia ve Paul Dumont’dan hepinizin huzurunda özür diliyoruz. O haberin ilk sayfadaki lejandında ise, bir tür ırkçılık kokan bir üslupla, “Fransız’a Var, Türk’e Yok mu” diye soruluyordu. Yani, Fransız öğrencilere bu salon verilirken, Türk öğrencilere verilmediği yönlü ırkçı bir yaklaşım sergileniyordu. Yine müdahale edemediğimiz bu jargonun da bizim yayın politikamıza uygun olmadığını; vatanseverlik ve milliyetçilik tamam da, ırkçılığın ve düşmanca söylemlerin bize tamamen ters olduğunu da bu vesileyle belirtmek isteriz ki, kamuoyunda gazetemiz hakkında yanlış bir kanaat uyanmasın. Bize ders olan bu olaydan sonra arzumuz, doğallıkla, bir daha bu tür nahoş vaziyetlerle karşılaşmamak. Bunun için artık elimizden gelen her gayreti göstereceğimize inanmanızı istirham ediyor, Türkoloji’den ve adı geçenlerden bir kez daha özür dilerken, sizlere de sağlıklı ve güzel günler diliyoruz. Esen kalın...

Mart / Mars 2011 * N° 58

O

3

Yeni bir dünya Netameli bir süreçten geçiyoruz. Sahip olduğumuz kültür ve içinde yaşadığımız kültür birileri tarafından sürekli çarpıştırılıyor. Daha bir kaç ay olmadı Wikileaks Belgeleri dediğimiz Amerikan diplomasisinin iç yazışmaları sıradan bir kişi eliyle çarşı-pazara yayıldı. Belgelerin kopardığı kıyamet daha başındayken; bu sefer de Arap dünyası karıştı. Hepsi de yarım asırlık saltanat süresine yaklaşmış, hepsi de halkını baskı ve sopa zoruyla hizaya getirmeye çalışan ve hepsi de Batı'nın "besleyip büyüttüğü" diktatörler... Avrupa medeniyetinin varlığına çok şey borçlu olduğu "kara kıtada" son zamanlarda özgürlük, demokrasi ve cumhuriyet sesleri yankılanıyor. Sahi cumhuriyet hepsinde var, yabancı değil onlar için cumhuriyet kelimesi; Mübarek veya Bin Ali efendilerin "sahibi ve koruyucusu oldukları bir cumhuriyet" bu. Seçim sandıklarından çıkan oyun bir türlü değişmediği ve her seçimde Mısır halkının, çok sevdikleri Cumhurbaşkanlarını "en az %80 oyla" seçtikleri bir cumhuriyet bu! Yazının başında değindiğim Wikileaks olayına dönelim şimdi. Yüzbinlerce belgeden sadece bine yakını yayınlandı ve bu kadarı bile geride kalan yüzyılın başlarında yerine oturtulan taşları yerinden oynatmaya yetti. Kamuoyuna dünyaca ünlü 5 Batılı yayın kuruluşu kanalıyla ulaştırılan belgelerde kimin, hangi ülkenin kimleri dost ve kimleri düşman gördüğünü öğrenmiş olduk. Benim ilgimi çeken, bu belgelerin yayınlanmasından sonra Avrupa başkentlerinde ve Avrupalı liderlerde oluşan ışığın önüne atlayan tavşan sendromu oldu. Hiç bozuntuya vermeden, kenardan izlemeyi, bekle ve gör stratejisini uygulamayı tercih etti hepsi. Oysa Ortadoğu ve Arap dünyası ise bu ifşaat bombardımanı sonrası kaynamaya başladı. Özellikle Filistin-İsrail sorunuyla birlikte içinden çıkılamaz bir hal alan Ortadoğu siyaseti az-biraz somut şeyler anlatıyordu. Mısır, Tunus, Libya, Ürdün, Yemen, Suudi Arabistan, hatta Fas ve Cezayir 'i yöneten kişilerin konuşmalarını, bizim gibi o ülkelerde yaşayan kendi halkları da okuyordu. Şimdilik kopan fırtınayı Wikileaks'e bağlamak belki biraz erken ama inanıyorum en büyük tetikçilerinden biridir. Sosyal medya sadece Avrupa başkentlerinde günlük hayatı etkilemiyor; dünyanın en ücra yerlerinde bile genç-yaşlı demeden etkisine alıyor, yönlendiriyor.

Ömer AYDIN

aydinomer@gmail.com twitter.com/aydinomer Bu son gelişmelerde siyasi gündemi işgal eden konulardan biri de Türkiye'nin duruşu ve konumuydu. Türkiye'nin İslam dünyası ve Arap ülkelerine model olup olmadığı tartışıladursun; Mısır ve Libya'da çıkan olaylarda desteği olduğu iddia bile edildi. Proaktif dış politika ve komşularıyla sıfır sorun hedefini belirleyen Türkiye; son yıllarda sadece Doğu'ya değil, Batı'ya da hiç olmadığı kadar açılıyor, küresel aktör olma yolunda ilerliyor. Anadolu topraklarında yaşamış olan halklara tarih büyük görevler vermiş, dünyanın gidişatını değiştiren olaylar Anadolu'dan kıvılcım bulmuştur. Çok eskilere de gitmeye gerek yok; 150 yıl öncesinin Ortadoğu'sunu veya Afrika'sını düşünün, nereden başladığımızı ve bu yolun bizi nereye götüreceğini kolayca görebilirsiniz. Şimdi aklınıza Neo-Ottoman söylemi geldi biliyorum, dünya üzerinde nerede Türkiye olarak adımız geçse, ikinci kelime Osmanlı'dır. Gerçi yöneticilerimiz öyle bir iddiaları olmadığını söylüyorlar ama Türkiye'nin üstlendiği tarihi misyon belliyken, adı ne olursa olsun, kurulan yeni dünyada, şimdiden güneşli ve güzel yarınlar görüyorum.

Hoca'nın Vedası Son 50 yılda Türk siyasetine yön veren 4 kişiden biriydi. Merhum Ecevit ve Türkeş'ten sonra Erbakan'ı da ebediyete uğurladık. Benim için, herşeyini sorgulayabileceğim ama kararlılığı ve siyasetine olan inancından asla şüphe duymadığım biriydi. Sanıyorum herkesin üzerinde birleştiği bir gerçektir bu. Anadolu şehirlerinden alıp siyasete kazandırdığı ekip şimdi Türkiye'yi yönetiyor. Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan'a Allah'tan rahmet, sevenlerine ve Milli Görüş camiasına başsağlığı diliyorum.


4

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

5


6

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

YAZIYORUM

Ali BAŞARAN Eğitimci - Yazar alibasaran@voila.fr

TEHLİKELİ BİR OYUN GÜNDEMDE «Müslümanlığın Yeri ve Laiklik» = Irkçılığa Hizmet Servisi ! Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin isteği üzerine hükümetteki partisi UMP, 5 Nisan’da « Dini ibadetler, özellikle İslam ve Cumhuriyet’in laiklik yasalarıyla uyumu » konulu tartışma düzenliyor. « Laiklik ve İslamın Cumhuriyet’teki yeri » tartışmalarından yazdan önce « somut öneriler » çıkartılması amaçlanıyor. Gelecek sene yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda FN lideri Bayan Le Pen’in kendisinden fazla oy alması korkusundan hareketle başlatılan, müslüman kökenli göçmenleri « damgalayarak » suçlu konumuna oturtan bu tehlikeli

Vosges Alevileri Kültür ve Cemevine Kavuştular Mustafa GÜÇLÜ / Gerardmer

1994 yılından beri bu günü sabırla bekliyorlardı ve nihayet Ocak 2011’de kendi Kültür ve Cemevlerine kavuştular. Vosges bölgesinde yaşayan Alevi toplumu, büyük bir gurur ve çoşku ile Kültür ve Cemevlerinin açılışını gerçekleştirdiler. Bazı üyeler gözyaşlarını tutamayarak duygusal anlar yaşadılar. Metz’den resmi törene katılan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Durak ARSLAN, davetlilere yönelik konuşmasında « Bugün burada tarihi bir gün yaşıyoruz. Kendi ülkemizde biz Aleviler yok sayılırken, burada yaşanan bizleri sahiplenmenin ve Alevi toplumunun Fransa’da entegre olmasının güzel bir göstergesidir » dedi.

oyun, ırkçılığı ve ırkçı saldırıları da beraberinde yaygınlaştıracaktır. Aynı çevreler daha önce « Ulusal kimlik » tartışmasını başlatmış ve toplumun duyarlı kesimlerinden gelen büyük tepkiler sonucu tarışmaları Şubat 2010’da « Göçmenlik ve Ulusal Kimlik Bakanlığı »nı kaldırarak bitirirken, FN’nin bölgesel seçimlerde oy artışı yapmasına da katkıda bulunmuşlardı. Göçmenler, onların dini ve kültürel uygulamaları, yaşam biçimleri, fransız toplumu içinde yerleri, nasıl olmaları gerektiği,…gibi konuları gündeme getirerek seçimlerde oy almaya çalışan aşırı ırkçı ve faşizan sağ partileri Avrupa genelinde ve Fransa’da görüyoruz. Ancak, kendisine merkez sağ diyen, UMP’nin de Sarkozy ile birlikte, bu ırkçı ve dışlayıcı söylevleri her seçim öncesi özellikle gündeme getiriyor olması demokrasi açısından kaygı verici. Aşırı sağın oyunu alabilmek uğruna, ırkçılığın yaygınlaşması, toplumsal barışın yara almasına katkıda bulunuyor ve de demokrasi ile cumhuriyetçi geleneği feda ediyorlar. Oysa, yapılan araşırmalar günümüzde fransızları en çok ilgilendiren konuların ekonomik ve sosyal (işsizlik, alım gücü..) konular olduğunu, islamla ilgili bir tartışmanın onların güncel sorunları olmadığını gösteriyor. İşte halkın güncel sorunlarına çözüm getiremeyen hükümet ve Cumhurbaşkanı’nın yapay ve sansasyonel konulardan yardım ummaları bundandır. Ancak, müslümanlık, göçmen kökenliler ve göçmenlerle ilgili konuların, özellikle de bu sağ çevrelerce ele alış biçimleri sürekli ırkçı düşünceleri körüklemiş ve cesaretlendirmiştir. Fransa’daki farklı din, dil ve ırktan yurttaşların birlikte, dostane yaşayabilme koşullarını yoketmeye yaramıştır. Bu durumdan cesaret alan ırkçı-faşişt grupçuklar, yabancı kökenlilere karşı-özellikle Conseil Régional de Lorraine Başkanı adına temsilen katılan Jean-Pierre MOINAUX ise, « Bu mekan sayesinde, hep birlikte, kültürel anlamda daha da zenginleşeceğiz » dedi. Gecenin en anlamlı konuşmasını yapan, Epinal Belediye Başkanı ve bölge Milletvekili Michel HEINRICH de « Yapmış olduğunuz faaliyetler ile ve toplumunuzu meşrulaştırarak, kendinizi burada kabul ettirdiniz. Sizler seçtiğiniz akıl yoluyla, her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi devam ettireceksiniz. Bu mekanın inanıyorum, bir buluşma ve paylaşım yeri olacaktır » dedi. Bu tespitleri onaylıyan Vosges AKM Başkanı Hasan ÜNAL, ilerideki haftalarda bu mekanda çeşitli kültürel ve sosyal faaliyetlerin başlatılacağını ve bunların herkese açık olacağını belirtti. Bu anlayış aynı zamanda Alevi düşünce ve felsefesine uygun, evrensel ve hümanist değerler ile bağdaşmaktadır.

e-mail: info@objektifgazete.fr de müslüman kökenlilere- saldırılar yapmışlardır. Önümüzdeki günlerde bu ve benzeri eylemliliklerin yeniden gündeme gelmesi bizleri şaşırtmaz, ama bu ülkenin hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nın oy kaygusuyla yaptıklarının ne denli « sorumsuz » davranışlar olduğunu bir kez daha gösterecektir. Irkçı söylevleriyle bilinen FN’nin tek başına bu konuları kullanmasına (sömürmesine) razı olmayan Cumhurbaşkanı Sarkozy, kendileri de bunları kullanarak FN seçmenlerini çekmek istemektedir. Irkçı söylevlerle, ırkçı kesimin oylarına aday olmak ! Böylesi tehlikleli bir stratejinin ırkçılığı daha da meşrulaştırarak yaygınlaştıracağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı Bayan Merkel’in « çok kültürlü bir topluma » inanmadığını ve bunun olumsuz olduğunu belirten açıklamalarının ardından, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin de benzeri açıklama ve uygulamaları gündeme getirmesi tesadüf müdür ? Bu konunun gündeme getirmesine farklı tepkiler de geldi. Yeşiller Avrupa milletvekili Cohn-Bendit « Eğer bu çaba Sarkozy’e yarıyorsa Fransa’ya kesinlikle zarar veriyor. Bu duruma, Sarkozy bu yarışı kaybedene kadar katlanacağız » dedi. Sosyalist Parti temsilcisi Manuel Valls ise « Cumhurbaşkanı ateşle onuyor, Cumhurbaşkanı ve UMP’nin önerileri FN’i besliyor » dedi. Eski Başbakanlardan Sarkozy’nin partisinden D.Villepin bile « Ne yapmak istiyoruz ? Front National’in oyunu % 20’ye çıkarmak mı ? Cumhurbaşkanı imamlardan, Fransa

müslümanlığından,, camiilerden, sokaktaki namaz kılmalardan… bahsetti. Büyük tartışmalara gerek yok, çözüm yolları belli » ifadesini kullandı. Farklı dinlerin sorumluları Müslümanlığın yeniden « sorgulanması » ve hedef tahtasına konmasını kaygıyla karşıladıklarını belirtirken, bu tartışmalarda sevinen birinin de olduğunu belirtelim: FN’nin yeni başkanı Marine Le Pen. Bayan Le Pen’in, oy oranını artırmak ve geniş halk kesimlerine hitap etmek için bunun « olağanüstü » bir fırsat olacağı tartışmasız bir gerçek.. Le Pen « Biraz daha çaba, biraz daha gayret biraz daha laiklikle, islamla ilgili gevezelik öyle sanıyorum ki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarımızı % 20’ye çıkarır » diyor. Bugünlerde İfop isimli araştırma kurumunca yapılan kamu oyu araştırmasında, FN’nin 2012’deki cumhurbaşkanlığı seçimindeki oy oranını % 19-20 olarak gösteriliyor. Önceki bir yazımın başlığı şöyleydi : Hükümet ırkçılaştıkça faşistler de saldırır. Bu yazımın yayımlandığı dönem Fransa’da, özellikle de Alsace bölgesinde ; müslüman mezarlığına, camiye, seyyar « helal » et satıcısına saldırı, Türk kökenli oldukları için bir sinema müdürünün evinin yakılması, bir diş doktorunun evine saldırı, iki ailenin evlerine saldırı ve yakılması… girişimleri oldu. Bu tür ucuz politikalar ancak, çok kültürlü ve demokratik bir toplum amaçlayan duyarlı ve örgütlü yapıların elbirliğiyle boşa çıkartılabilinir. Düşmanlık tohumu ekenler varsa barış yeşertenler de olacaktır !


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

7


8

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

9


10

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

Emeklilik Reform Yasası Değerli vatandaşlarımız, bir önceki yazımda sizlere Fransa’da yüksek öğrenim gören yabancı öğrencilere verilecek olan eğitim yardımı ile yabancıların oturum kartı uzatım ücretlerinde uygulamaya konan artıştan söz etmiştim.

e-mail: info@objektifgazete.fr

Şimdi ise, 10 Kasım 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren emeklilik reform yasasında getirilen yeni düzenlemeler içinde vatandaşlarımızı ilgilendiren bölümünü dikkatlerinize sunmaya çalışacağım.

EMEKLİLİK REFORM YASASI İLE GETİRİLEN YENİ DÜZENLEMELER: Fransa’da 10 Kasım 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren emeklilik reform yasasıyla getirilen değişiklikler;

Yeni Düzenlemeye Göre Erken Emeklilik Hakkı :

Arif KOPUZ

Strazburg Bşk. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

Doğum Tarihi

Yeni Düzenlemeye Göre Tam Oranlı Emeklilik Hakkı :

Doğum Tarihi

Tam Oranda Emeklilik Hakkını Kazandıkları Yaş

Emekli Olabilecekleri Tarih

01 Temmuz 1951

65 Yaş+4Ay

01 Kasım 2016

01 Ocak 1952

65 Yaş+8Ay

01 Eylül 2017

01 Ocak 1953

66 Yaş

01 Ocak 2019

01 Ocak 1954

66 Yaş+4Ay

01 Mayıs 2020

01 Ocak 1955

65 Yaş+8Ay

01 Eylül 2021

01 Ocak 1956

67 Yaş

01 Ocak 2023

Emekliliğe geçiş yaşı, sosyal güvenlik rejiminin tamamını kapsayacak şekilde giderek artarak, 01 Temmuz 2011 tarihinden itibaren her yıla 4 ay ilave edilecektir. 1956 yılında doğmuş sigortalıların erken emeklilik başlangıç yaşı 60 yaşından 62’e çıkacaktır. 01 Temmuz 1951’den önce doğanlar yaş artışından etkilenmeyecek olup, kapsam dışında tutulmuşlardır. Eski yasaya göre, 01 Ocak 1956 doğumluların emeklilik başlangıç yaşı 01 Ocak 2016 tarihinde dolacak iken, getirilen yeni düzenleme ile erken emeklilik başlangıç yaşı 01 Ocak 2016 tarihinden 01 Ocak 2018 tarihine yani 62 yaşa çıkarılmıştır. 65 yaşından itibaren tam oran üzerinden emeklilik hakkı elde edilmektedir. Yeni düzenleme tam oranlı emeklilik yaşına geçiş hakkını 65 yaşından itibaren giderek artarak 67 yaşına yükseltmektedir. Bazı sigortalılar, örneğin; zor ve yıpratıcı işlerde

Karşı Köşe

KOP YA L AYAPIŞTIR! Hiç düşünmeden kopyalarak yaşamak, oh ne rahat!

Şükran Bahar AKBULUT

bahar-akbulut@hotmail.com

İnsan yaşamı bölüm bölüm, bir ailenin evladı olarak doğuyor çoğumuz, algımız , farkındalığımız çoğaldıkça okul denen bilgi kapanına giriyor ayağımız..

Bu bilgi kaynağı aynı zamanda kilit, kapan, torna görevi de görüyor çoğu kez, n’apıyor senin çocuk, okuyor bizim çocuk teyzesi, n’aapsın? .. Aslında bireyselliğimizi çoğunluk psikolojisine teslim ettiğimiz ilk yer okul olmalı; bir yandan sosyalleşirken, rekabet, şablona en çok kim uyuyor yarışı, kim en çok söz dinliyor, hangi hanımın çocuğu daha başarılı, öğretmeninin gözdesi benim yavrum amcası, sınıf birincisi ama okul birincisi zaten öğretmenin kızı canımmmm, bir sürü klişeler ve varlığım eğitim sistemine armağan olsun!..

Eski Düzenlemeye Göre Emeklilik Başlangıç Yaşı

Yeni Düzenlemeye Göre Kademeli Ay Artışı

Yeni Düzenlemeye Göre Emeklilik Başlangıç Yaşı

Yeni Düzenlemeye Göre Emeklilik Başlangıç Tarihi

01 Temmuz 1951

01 Temmuz 2011

4 Ay

60 Yaş+4Ay

01 Kasım 2011

01 Ocak 1952

01 Temmuz 2012

8 Ay

60 Yaş+8Ay

01 Eylül 2012

01 Ocak 1953

01 Temmuz 2013

1Yıl

61 Yaş

01 Ocak 2014

01 Ocak 1954

01 Temmuz 2014

1Yıl + 4Ay

61 Yaş+4Ay

01 Mayıs 2015

01 Ocak 1955

01 Temmuz 2015

1 Yıl+ 8Ay

61 Yaş+8Ay

01 Eylül 2016

01 Ocak 1956

01 Temmuz 2016

2 Yıl

62 Yaş

01 Ocak 2018

çalışanlar, bedenen çalışma zorluğu olanlar (% 80 oranında işgörmezlik kapasitesi olan malüller) engelli sigortalılar, engelli çocuklarına bakmakla yükümlü olan aile bireyleri, aile bireylerinden bakıma muhtaç olan birine bakmak için işini kesintiye uğratanlar, anlaşmalı erken emekliliği kabul edenler, genç yaştan itibaren çalışma hayatına giriş yapmış, uzun süre çalışması bulunanlar sözkonusu yaş artışı kapsamı dışında tutulmuşlardır. Ayrıca, 01 Temmuz 1951 ila 31 Aralık 1953 yılları arasında doğan sigortalıların en az 3 çocuk yetiştirmeleri veya çocuklarının eğitimlerinden kaynaklanan nedenlerle iş hayatını kesintiye uğratmaları veya azaltmaları sonucu daha önceki sigortalılık süreleri düzenli çıkması halinde yeni düzenleme ile tam oranda emeklilik hakkından istifade edeceklerdir. 2003 yılından beri, 14, 15 veya 16 yaşında iken çalışma hayatına başlayan sigortalılara 60 yaşından önce emekli

olma hakkı tanınmaktaydı. Yeni düzenlemeyle mevcut durum daha da genişletilerek 01 Ocak 1956 tarihinden önce doğmuş ve 17 yaşında çalışma hayatına girmiş olanları içine alacak şekle dönüştürülmüştür. Sözkonusu sigortalılar, 58 ve 59 yaşlarında emekliliğe hak kazanabileceklerdir. Zor ve yıpratıcı işlerde çalışırken işin verdiği zorluklar neticesinde sağlığını gitgide kaybetmeye başlayanlar (uzun süre % 10 veya % 20 oranında işgörmezlik hali devam eden sigortalılar) ile iş kazası ve meslek hastalıklarına maruz kalanların emeklilik başlangıç yaşı olarak 60 yaş kabul edilmiş olup, bu kategorilerde olanların işgörmezlik hallerinin resmen kabul edilmiş olması ve icra edilen işle ortaya çıkan işgörmezlik hali arasında bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Sözkonusu durumdan yararlanan sigortalıların sigortalı geçen sürelerine bakılmaksızın aldıkları çıplak ücretin %50’si oranında tam emeklilik maaşından yararlanırlar.

Ömür ağır ağır sisteme armağan edilmeye başlıyor böylece; anaların, babaların gerçekleştiremediklerini çocukları üzerinden yaşama çabası, yetişkinler arası rekabete koşulan taze dimağlar, iğdiş edilen, tek tip haline getirilmeye çalışılan, başarıya kurban edilen, varolmanın tek yolunun bu yollardan geçmek olduğuna inandırılan temiz, berrak zihinler “sınırlarla” taçlandırılıyor.. Al sana başarı...

üst değerler listesinden sınıfı geçmiş olmak, parlak, gelecekte kolejde okutulacak çocuğa “layık” bir anne veya baba adayı....

Okul faslı milli eğitim şablonundan çıkıp üniversite şablonuna gark ederken, zaten özgünlüğü törpülenmiş, tomurcukları budanmış genç insan diğerleri için en iyisi neyse kendisi için de öyle olduğuna inanıp özgünlüğünü kaybediyor, kendiliğinden olandan, öznelliğinden iyice uzaklaşıp “gereken” ve popüler olana kucak açmıyor mu? XXXXX XXXXX XXXXXX XXXXXXXX Sonra okul mu okul, üniversite mi üniversite, meslek mi e o da olacak, hem de en iyisi, en süperi.. Süperin, harikanın ölçüleri hep diğerlerinin tekelinde, sen ne istiyorsun diye soran yok, ya da buna fırsat bile yok, yarışa koşturulan çocuklar falanca okula kapak atmak için hafta arası okulda canhıraş koştururken, bir de hafta sonları kurslarla iyiden iyiye harap oluyor... Sistem gacur gucur çalışıyor, birilerine daha kıyma makinesinde kıyılıyor, sonra hasbelkader meslek sahibi içi kurumuş, boşalmış, hayalsiz, tektip bir sürü insan.. Bu arada aynı dönemlerde yine eş zamanlı bir de uygun bir “eş” de seçmek gerekiyor, kriter tüm bu

Ve onların çocukları... Zincir böyle devamedegeliyor, kimse soru sormuyor, kendine bakmıyor ki, çocuğuna baksın, özüne ait biricik ve sadece ona dair tüm özel ve farklı şeyler birbir eriyor bu varoluş (yokoluş) sürecinde.. Uyum sağlayamayanlara, reddedenlere temkinli bakıyor en çok da diğer çocukların ana-babaları, aman evladım dikkat et o çocukla arkadaşlık etme, tembelin, asinin teki, maazallah seni de kendine benzetir çocuğum.. Oysa şöyle bir dünya tarihine baktığımızda önayak olanların, çığır açanların, farklılık yaratanların hep uyumsuzlar, argo tabiriyle “çıkıntılar” olduğunu görmüyor muyuz? Yoksa aman bize bir şey olmasın, böyle gelmiş böyle gidercilerin elinde dünyada yaşamaya dair ne kalırdı ki? Her şey nizami, gri, bir o kadar da tatsız olmaz mıydı? Şükür ki güzel adamlar da yaşamış,yaratmış ve güzelllikler bırakmışlar bize... Aslına bakarsak uyumsuzluk, farkındalığın, yaratıcılığın, kendin olmanın ilk ateşleyicisi gibi değil mi? Sonrasında ya uyum sağlamak uğruna kendimize sırtımızı dönebilir, ya arafta kalıp beklentisiz, ilgisiz, yersiz yurtsuz, aidiyetsiz bir boşlukta yalpalayabilir, ya da kendimiz olma cesareti ve kararlılığını gösterip yola devam edebiliriz... Dışımızın içimizi yakıp yıkmadığı, dışı seni, içi beni “açar” bir dünya yaratmanın özlemiyle...


e-mail: info@objektifgazete.fr Kaldı ki yıkılmak istenen kutsal ve evrensel bir değerse, hatta ve hatta yıkım

ÖNCE SAĞLIK

kararı verenleri bile İnsan oldukları kadar (!) içine alan bir İnsanlık anıtıysa bu hiç yıkılmaz. Bu nasıl bir tehlike böyle.

Durak ARSLAN FUAF Başkanı

d.arslan@wanadoo.fr

İnsanlık…

Karslılar, tüm Türkiyeliler, bu ne büyük bir suç ortaklığı farkında mısınız ? Dünyaya hakim olan kötülükler, kötülerin çok olduğundan değildir, kötülere sessiz kalanların çoğunlukta olmasındandır bilirsiniz.

Erdinç ÜSTÜNDAĞ Psikolojik Danışman / Kehl

info@kekeleme-psikoloji.de TEL: 0049 7851 496 15 03

« Okunacak en büyük kitap İnsandır » der, Hünkarımız Hacı Bektaş Veli.

Ancak, bu kadar da kötü, bu kadar da kötülere sessiz kalınmaz ki kardeşlerim.

Boşanmak, Hayatın Sonu Değildir!

« İnsan ne müthiş canavardır.

Açlıktan insanlar ölürler.

Ne büyük yeniliktir.

Acıdır, dayanılır.

Küfür, Dayak, Nefret, Kumar, Alkol Varsa Evliliğin Önemi Ne Olabilir ki ?

Ne müthiş ucubedir.

Savaşlarda insanlar öldürülürler.

Ne büyük kaostur. Ne müthiş çelişkinin öznesidir.

Acıdır ve yine dayanılır.

Ne büyük bir harikadır. Tüm nesnelerin yargıcıdır. Bön bir solucandır. Doğrunun yöneticisi, bilgisizliğin ve yanılgının lağımıdır. Evrenin şatafatı aynı zamanda pisliğidir » diye tarif eder insanı Pascal. Dört ayrı kapıdan geçerek, kırk ayrı basamaktan çıkarak, süzülerek, yoğurularak, pişerek « İnsan-ı Kâmil » olmanın yolunu da gösterir yine Pir’imiz Hacı Bektaş Veli, Pascal’ın tarif ettiği o İnsana. Güzel söz, anlayan “Kâmil İnsan” içindir. Oysa biz; Bir Başbakan tarafından İnsanlık nasıl yıkılır, ona tanık oluyoruz. Tabii ki o yalnız değil, sarmaşık gibi Anadolumuzu saran bir zihniyetin ürünü. Önce derinden, inceden inceye, çaktırmadan başladılar. İnsanı yücelten her ne varsa onları yoketmekle devam ediyorlar. Hep birlikte, Türkiye’de, Kars ilinde, bir Başbakanın yıkım emrine, bir belediye başkanının bu emire biat edişine, İnsanlık anıtının yıkımına karar verişine tanık oluyoruz. Hem de demokratik bir şekilde ! Yıkılacak olan bir anıt değil sadece. Bir İnsanlık anıtı. Bir lideri, bir ideolojiyi, bir sınıfı, bir tarafı, bir bireyi sembolize etse bile bir sanat eseri yıkılmaz. Beğenip beğenmeme hakkımız var… bitti.

Ya İnsanlık öldürülürse ! Bu acıyı hissedecek kim kalır geriye ? Mehmet Aksoy “Dozerin önüne bedenimi siper edip heykelimi yıktırmayacağım” diyerek, insanlık için duyduğu acının, fiziksel acıdan daha şiddetli olduğunu çınlatıyor kulaklarımıza.

Duyuyor musunuz ? İşte sanatçının şimdiden ve derinden hissettiği acı budur.

Ayrılıklar, boşanmalar tarafların hayatını olumlu ya da olumsuz etkiler. Bu nedenle ayrılmadan önce onunla ya da onsuz ne kadar mutlusunuz bunu iyice düşünmelisiniz. Ayrılık aşamasından sonra ise, hayata umutlu ve yeniden sarılmalı, planlı yaşamalısınız. Bugünkü yaşamınızı pozitif düşüncelerle kurmak için geçmişe ait düşüncelerinizi bir kenara bırakmalı ve yaratıcı gücünüzü başka şeyler için kullanmalısınız. Ondan çok kısa süre önce ayrıldıysanız belki kendinize dinlenmek için biraz zaman ayırmanız gerekebilir.

Bu ışığı görenleri, bu sesi duyanları, insanlık anıtını yıktırmamak üzere, bedenini siper etmeye, Mehmet Aksoy’un omuzuna omuz vermeye davet ediyorum.

Kendinize iyi davranın Bu, dönüşü olmayan bir yolculuktur ve henüz bu yolculuğu tamamlamadan kendinizi hiçbir konuda yargılamayın. Şu an zaten bu yolculuğun yükünü üzerinizde taşıyorsunuz o yüzden hiçbir konuda mükemmel olmak ya da davranmak zorunda değilsiniz.

O müthiş ucube’nin dozerine karşı gelmek üzere, Avrupa’dan sanat severlerle orada olmaya hazırız.

İyi bir gelecek hayal edin Kendinize iyi bir gelecek vaat edin.

Körlüğümüze ışık, sağırlığımıza ses olmak istiyor sanatçımız.

Yargısız ve işkencede canına kıyılan, direnmenin destanını yazan Kaypakkaya’yı övdüğü için, hapse mahkum edilen Pınar Sağ ve Mehmet Özcan sanatçılarımızın da yanlarında olduğumuz gibi.

Görüşmek üzere müthiş ucube. Tunus’da yakılan ateş, Mısır’ı kavururken, bir anıt siluetinde Kars üzerinden ışık olup Anadolu’ya sızabilir.

Kimbilir ! Söz konusu olan, İnsanlık. Strasbourg, 03.02.2011

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

11

Bu düşünceyle içinizde büyüttüğünüz korkulardan kaçarak şu an yaşadığınız anda ne hissettiğinize odaklanacaksınız. Kendinizi sınırlamayın Bizi her zaman engelleyen bir düşünce vardır, o da hayatta şu an durduğumuz yerde olmamamız gerektiğini düşünmemizdir. Unutmayın ki şu an olduğunuz yer son nokta değildir, burası sadece uzun yolculuğunuz sırasında mola verdiğiniz bir duraktır. Bir süre sonra yolunuza devam edeceksiniz. Unutmayın, sizi ayakta tutabilecek sadece sizsiniz Gerçekten “kim” olduğunuzu bilirseniz geçmişte kiminle birlikte olduğunuz ya da ileride kiminle olacağınızın hiçbir önemi kalmaz. Siz bu durumla başedecek kadar güçlüsünüz. Bunu her zaman kendinize hatırlatın. Geçmişi sevgiyle anın Hayatınıza giren herkes aslında sizin kendinizi tanımanız için size tutulmuş bir ayna görevi görür. Yaşadığınız her şeyden bir şeyler öğrenmeye çalışın ve problemleri hayatınıza yöneltilen tehditler olarak değil de size verilmiş fırsatlar olarak görün. Korkularınızı yenin Unutmayın ‚korku’ her zaman kötü bir şey değildir. İçinizden atmaya çalışmadan korkuya tamamen teslim olun ama daha sonra bu korkuyu serbest bırakın. Göreceksiniz ki gelecek yaşamınızda daha mutlu ve daha kendine güvenli bir kişi olacaksınız.

Soru - Cevap

K B

ekemelik kalıtsal olabilir mi?

u durumun kalıtsal olduğu kesinlikle kanıtlanmamıştır. Ancak, ailenin bir bireyinde varsa, diğer kişilerde görülmesine rastlanmıştır.


12

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

Kayhan KARACA’nın Kitabı Çıktı

“Birleşik Avrupa’nın Türk Öncüleri”

Ulusal haber kanalı NTV’nin Fransa muhabiri, Strasbourg’un ve çevresinin beğenilen, sevilen, başarılı ve genç gazetecisi Kayhan KARACA’nın ilk kitabı olan “Birleşik Avrupa’nın Türk Öncüleri”, NTV Yayınları’ndan çıktı. Kasım 2010 tarihinde yayımlanan 189 sayfalık bu kitapta KARACA, birleşik Avrupa’yı kuran öncülerin arasındaki Türklerin katkısını anlatıyor.

O

13

bulunuyor.

olduğunu belirtiyor.

Kitaba yazdığı Giriş’te kitaba nasıl başladığını anlatan Kayhan KARACA, amacının Avrupa Konseyi arşivleri temelinde Türkiye’nin son altmış yıllık parlamenter diplomasi tarihi hakkında bazı fikirler vermek ve böylelikle AvrupaTürkiye diyaloğuna katkı sağlamak

Çeşitli ve önemli resimlerle de süslenmiş bu güzel kitabı için Kayhan KARACA’yı kutluyor; sizlere de bu güzide kitabı okumanızı salık verirken, gelecek sayılarımızda kitapla ilgili bir yorum yazısına da yer vereceğimizi duyurmak istiyoruz.

Kitap, aynı zamanda, birleşik Avrupa’nın oluşum öyküsünü de özetliyor. Önsöz’ünü Avrupa Konseyi Parlamenter meclisi Başkanı Mevlüt ÇAVUŞOĞLU’nun yazdığı kitapta; Avrupa Konseyi’nin kökleri, Avrupa kimliği, Schuman Planı ve Türk parlamenterler, Almanya’nın hamisi Türkiye, Vizesiz Avrupa’yı yaratan Türkiye, Avrupalı mülteciler, Askeri müdahaleler Avrupa Konseyi’nde nasıl yankılandı?, 12 Eylül: Kırılma noktası, AKPM’nin asil Türk üyeleri gibi ara başlıklar

ROYAL MANTI’DAN BİRİNCİ YIL RESEPSİYONU Strasbourg ve çevresinde hizmet vermekte olan ROYAL MANTI firmasının birinci kuruluş yıldönümü, 19 Şubat 2011 tarihinde, şirketin merkezinin bulunduğu Rosheim şehrinde yapılan resepsiyonla kutlandı. Akşam üzeri saat 18.30-20.30 arasında gerçekleştirilen resepsiyonda görüşlerine başvurduğumuz firma sahibesi Nihal ATMAZ, Objektif Gazete okuyucuları için şu açıklamaları yaptı : “Bu, çok zor şartlar altında geçirdiğimiz, ilk senenin kutlaması niteliğindeki bir resepsiyon. Çok şükür ayakta kalabildik, bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Bu tanıtım amaçlı bir buluşma; şöyle ki : Biz daha çok Rosheim’ın dışında tanınıyoruz ama kendimizi burada tam tanıtamamıştık. Buradaki komşular, tanıdıklar, restoranlardan talep

geldi; biz de hem onlar hem de diğer dostlar için bu tanıtım gecesini düzenledik. Bu gece davetlilier ürünlerimizin tadımını da yapacaklar. Özellikle yeni mamül çikolatalı mantı ile mantarlı-trüflü mantının çok rağbet göreceğini umuyorum. Ispanaklı, etli, üç çeşit peynirli, patatesli, naneli mantılarımız ve diğer soslarımıza ek olarak bu yeni tatlarımızın da müşterilerimizin beğenisini kazanacağını düşünüyorum. Bu gece aşağı-yukarı doksan kişinin üzerinde bir konuğu ağırlayacağımızı söyleyebilirim. Gelen-gelemeyen tüm davetlilere teşekkür ediyorum gösterdikleri ilgi için. Önümüzdeki dönem ROYAL MANTI’nın atılım dönemi olacak; bir yandan hizmet alanımızı genişletirken, diğer yandan da ürün çeşidimizi yenileriyle arttırmak amacındayız. Sizin aracılığınızla tüm vatandaşlarımıza selam ve sevgilerimi iletiyorum.” Nihat ATMAZ, ayrıca, resepsiyon esnasında yaptığı konuşmada, özetle şöyle seslendi davetlilere : “ Firmamızın birinci kuruluş yıldönümünde sizleri ağırlamaktan onur duyuyorum. Bu projemi destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum. Hepimizin bir diğerine ihtiyacı olduğu ve toplumun herkese yerini vermesinin zorunlu olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu öyle bir dönem ki, hayat bazen bizleri zorluyor ve kendimizi yalnız ve terkedilmiş sandığımız anlarımız oluyor.

Bunedenle, beni destekleyen sizlere ayrı ayrı teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Aile üyelerimle dostlarıma ise özellikle teşekkür ediyorum; bana olağanüstü yardımları oldu. Hepinize tekrar hoşgeldiniz diyorum; sizleri burada görmekten çok mutlu oldum. Arkamda bu destek varken, başarılı olmamak mümkün mü ?...” Biz de Nihal Hanım’ı ve ROYAL MANTI’yı kutluyor, başarılarının sürekli olmasını diliyoruz. ( ROYAL MANTI 10, rue du Lion 67560 Rosheim / 03 88 48 35 16 – 06 76 07 69 87 )


14

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

15


16

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

İZMİR VOYAGES ( SELESTAT ) MOLSHEIM VE ST DIE CEMİYETLERİNİN FUTBOL EKİPLERİNİN YENİ SPONSORU OLDU

UJ ERGERGSHEIM ve Saint Die Cemiyeti adına oynayan FC TURK takımlarının yeni formalarını teslim eden İZMİR VOYAGES SELESTAT firmasının sahipleri, bu tür ciddi ve başarılı Türk takımlarını sponsorluklar ile sürekli destekleyeceklerini açıkladılar.

2009’dan beri uçak bileti, havaalanı servisi ve organize tur hizmetlerini başarı ile sürdüren İZMİR VOYAGES SELESTAT, spor ve gençliği desteklemek adına iki Türk futbol ekibinin sponsorluğunu üstlendi.

7 Şubat 2001 tarihinde yapılan forma teslim törenine katılan cemiyet yöneticileri ve futbol ekibi sorumlularından Neşet POLAT, Yalçın AKKAYA, Umut AKBAS (Molsheim) ile Müslüm ATMACA, Günay ÇAKMAK ve Ozan RUMELİOĞLU (Saint Dié) şu

Molsheim Cemiyeti adına oynayan

e-mail: info@objektifgazete.fr

görüşleri paylaştılar : « Günümüzün zorluklarını yenmek için, gençlerimizi dernekler çatısı altında toplayıp, onların anladığı dilden konuşarak, geleceğe dair sorumluluklarını öğretmemiz lazım. Gençlerimiz çok becerikli, bunlara sahip çıkıp, bu becerilerini değerlendirmemiz gerekiyor. Bunları gerçekleştirmek için herkesten destek almamız gerekiyor. Bu hususta İZMİR VOYAGES SELESTAT, bu sponsorluk ile bu zor işimizin bir ucundan tuttular, sağolsunlar. » Bu buluşma, İZMİR VOYAGES SELESTAT şirketi yöneticileri Hüseyin

Yeni Pasaportlar Hakkında Duyuru Bilindiği üzere, 1 Ocak'tan bu yana eski tip pasaportlarla ilgili ita, temdit ve refakat hanesine kayıt dâhil tüm işlemler sonlandırılmış olup, Başkonsolosluğumuzda e-pasaport başvuruları kabul edilerek, Ankara'ya gönderilmekte ve bilahare Ankara’da tanzim edilen pasaportların teslimatı yapılmaktadır. E-pasaport başvurusunda bulunabilmek için,www.epasaport.gov.tr internet sitesi veya 00 90 216 444 30 20 telefon numaralı E-pasaport Çağrı Merkezi'nden randevu almak gerekmekteydi. Ancak, son dönemde E-pasaport Çağrı Merkezi’ne yönlendirilen randevu ve bilgi taleplerinde yaşanan çok ciddi boyutlardaki artış ve yoğunluk hizmet kalitesinin düşmesine neden olmuş ve bu nedenle kalitenin yeniden arttırılması amacıyla, 21 Şubat 2011 tarihinden itibaren e-pasaport randevuları sadece internet sitesi (www.epasaport. gov.tr) üzerinden alınmasına karar verilmiştir. E-pasaport Çağrı Merkezi belirtilen tarih itibarıyla yalnızca vatandaşlarımızın bilgi taleplerini karşılayarak hizmet vermeyi sürdürecektir. İşlemlerin doğru ve zamanında yürütülebilmesi bakımından vatandaşlarımızın aşağıdaki hususlara dikkat etmesi şükranla

kanşılanacaktır: Pasaport başvurusunda bulunmak için gelen vatandaşlarımızın nüfus cüzdanlarında T.C. kimlik numarasının kayıtlı olması zorunludur. Bu nedenle T.C. kimlik numarası bulunmayan nüfus cüzdanına sahip vatandaşlarımızın pasaport randevusu almadan önce nüfus cüzdanlarını yenilemeleri gerekmektedir. Başvuru için gerekli olan iki adet fotoğrafın "biyometrik fotoğraf " olarak adlandırılan cinsten olması gerekmekte ve fotoğrafın çekilmesi sırasında aşağıda yer alan hususlara dikkat edilmiş olması önem arzetmektedir: "Yüz fotoğraf üzerinde ortalanmış, çene ucundan saçların başladığı bölgeye kadar sağ ve sol yüz hatları tamamen görünür olacaktır. Yüz kısmının yüksekliği 32 ile 36 mm arasında olacak, fotoğrafın yüzde 70 ile 80’ini kapsayacaktır. Baş öne eğik veya herhangi bir tarafa dönük olmayacak, nötr bir yüz ifadesiyle ağzı kapalı olarak çekilmiş, beyaz ve desensiz fon olacaktır. (Açık renk ya da nötr gri fon kaldırılmıştır.) Fotoğrafta leke ve bükülmeler olmayacaktır. Fotoğraftaki renkler nötr olacak ve yüzün doğal rengini yansıtacak, fotoğraf doğrudan kameraya bakarken çekilecektir. Gözler açık ve iyi görünür (kırmızı olmayacak) şekilde, gözlerin önü saç veya gözlük çerçevesiyle kapatılmamış olacak, güneş gözlüğü veya gözlük camı üzerinde

yansımalar olmayacaktır. Küçük çocukların biyometrik fotoğrafları bu hususa dikkat edilerek çekilmiş olacaktır. Işık yüze eşit ölçüde yansıtılacak, yansıma veya gölgeler bulunmayacaktır. 50×50 mm veya 50×60 mm ebadında renkli olmak üzere 2 adet fotoğraf istenecektir." Her yaştaki küçük çocukların kendilerine ait pasaportları olacağından çocuklar için de ismen randevu alınması gerekmektedir. Sözkonusu randevular sadece yeni pasaport müracaatı için geçerli olup, diğer konsolosluk işlemleri için Başkonsolosluğumuza 08:30 ile 12:00 saatleri arasında gelinerek numeratörden sıra numarası alınması gerekmektedir. Pasaport müracaatında bulunacak vatandaşlarımızın, yeni pasaportun Türkiye'den gelme süresinin 2 ya da üç hafta kadar olacağını gözönünde bulundurmaları, müracaattan belirli bir süre geçtikten sonra da yeni pasaportun Başkonsolosluğumuza ulaşıp ulaşıp ulaşmadığını öğrenmek üzere Web Sitemizde güncel olarak yayınlanan listeyi kontrol etmeleri gerekmektedir. Yukarıdaki yaklaşık üç haftalık süre gözönünde bulundurularak, acilen seyahat etme ihtiyacı doğabilecek vatandaşlarımızın gecikmeksizin e-pasaport randevularını almaları tekraren önemle hatırlatılır.

KOCA ve Ali DURMAZ’ın şu sözlerinin ardından, forma teslimi ile kapanmıştır : « Sporda başarı aynen firmalarda olduğu gibi, kalite anlayışı, karşılıklı güven, sağduyu ve uzun vadeli projeler ile gelir. Biz firmamızda bunu uyguladık ve her gün müşteri güvencesi ile büyüyoruz. Aynı stratejiyi özellikle Türk spor klüplerine tavsiye ediyoruz. » ( İZMİR VOYAGES SELESTAT / 5, Rte de Colmar 67600 Sélestat / Bureau no: (+33) 09 81 35 01 36 – 09 81 33 01 36 / H. KOCA : (+33) 676 37 42 73 - A.DURMAZ: (+33) 624 93 96 88 )

Pasaportları Başkonsolosluğumuza ulaşmış olan vatandaşlarımızın yeni pasaportlarını teslim almak üzere tekrar gelmeleri gerekmektedir.(Pasaportu hazır olan vatandaşlarımızın isim listesi yukarıda da belirtildiği üzere, Başkonsolosluğumuz web sitesinin “Bilgi Notları” menüsünde yeralmaktadır. Telefonla haberleşmede güçlük yaşandığından web sitemizin kullanılması faydalı olacaktır. Vatandaşlarımız pasaportlarını teslim alma konusunda uzakta oturma, izin alamama gibi sebeplerle sıkıntıda iseler, sorumluluğu üstlenmek kaydıyla, eski pasaportlarını Başkonsolosluğumuza gelecek olan güvendikleri bir yakınına teslim etmek ve bir dilekçe imzalamak suretiyle de yeni pasaportlarını alabilirler. Pasaportların teslim alınması için randevuya ihtiyaç olmayıp, Başkonsolosluğumuza girişte numeratörden sıra numarası alınması gerekmektedir. Vatandaşlarımızın pasaportlarını teslim almakta ya da teslim alınmasını sağlamakta gecikmeleri halinde artan işyükü dolayısıyla maalesef bekleme süresi artacağından gecikmeksizin pasaportlarını teslim almaları da önem arzetmektedir.)

Zeynep Sibel ALGAN Strazburg Başkonsolosu


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

17


18

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

Eski Başbakanlardan Necmettin ERBAKAN Vefat Etti Türk siyasetinin renkli ve duayen isimlerinden, eski Başbakanlardan Prof. Necmettin ERBAKAN, 27 Şubat 2011 tarihinde, 85 yaşında iken, kalp ve solunum yetmezliği neticesinde Hakk’ın rahmetine kavuştu. Milli Görüş hareketinin lideri olan

Necmettin ERBAKAN, 42 yıllık siyasî hayatı boyunca kendine özgü tarzıyla zihinlere kazındı. Bunun yanı sıra birlikte çalıştığı çok sayıda ismi de Türk siyasetine kazandıran isimdi. Türkiye’yi yöneten ve son döneme damgasını vuran politikacılardan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve çok sayıda bakan bunlar arasında yer alıyor. Mevcut iki siyasi partinin lideri de

BAŞSAĞLIĞI

Eski Başbakanlardan, Milli Görüş lideri,

e-mail: info@objektifgazete.fr Erbakan’ın öğrencisi. Cumhuriyet tarihi Türk siyasetinin en önemli isimlerinden biri olan Necmettin ERBAKAN, bir dava adamıydı. Kurduğu 4 parti kapatıldı, darbe dönemlerinde yargılandı. Başbakanı olduğu hükümet, postmodern darbe ile yıkıldı. Renkli kişiliğinin yanında, geride derin izler bıraktı.

Siyasal Hayatı

ERBAKAN’ın mücadelelerle dolu günleri1966’da Türkiye Odalar Birliği’nde (TOB) üst düzey görev almasıyla başladı. 1969’da TOB başkanı oldu. Ancak Süleyman Demirel’in yönlendirmesiyle polis zoruyla başkanlıktan indirildi. AP’den adaylığı kabul edilmeyince de, siyasi yolunu kendi çizdi. 1969’da ‘Bağımsızlar Hareketi’ni başlattı ve Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi. 24 Ocak 1970’te ise Milli Görüş Hareketi adını alan ekolün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi’ni kurdu. 12 Mart muhtırasının ardından MNP kapatılınca bu kez Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1974’te Bülent Ecevit’in CHP’siyle koalisyon hükümeti kurdu. Ecevit’le birlikte ‘Kıbrıs Fatihi’ unvanını pay-

TIP KÖŞESİ

Prof. Necmettin ERBAKAN’ın sebebidir.

Hoca'ya Allah'tan rahmet,

tüm dava arkadaşlarına, Millî Görüş camiasına ve üyelerine

başsağlığı diliyoruz.

Coca-Cola’da Alkol Olduğu Ispatlandı ! Ünlü Fransız dergisi l’Express’in haberine göre 1886’da ilaç niyetine satılan Coca Cola’nın devlet sırrı gibi saklanan içeriği çözüldü. Amerikan ve İngiliz haber sitelerinden alınan bilgilere göre 1979’da çekilen ve Coca-Cola’nın formülü yazılan bir resim yeni teknoloji sayesinden okunarak içeriği deşifre edildi. Burada en dikkati çeken madde ise sonradan katılan alkol. Fransa’da bir içeceğin alkollü sayılmaması için alkol oranın %2 ‘den düşük olması gerekiyor. O yüzden bazı biralar bile alkolsuz diye satılabiliyor.

Dr Cihan BIRCAN Médecin urgentiste

Ancak bu formüle göre yapılan hesaplama da alkol oranının %2’yi geçtiğini gösteriyor. Uzun yıllardır Coca-Cola hakkında şüpheler vardı. Özellikle bağımlılık yapması şüpheleri artırıyordu. Küçük yaştaki çocuklar bunu içerek büyüdüklerinde alkol kullanmaya daha yatkın oluyorlar. Sağlık açısından da özelde Coca’dan genelde ise tüm asitli içeceklerden uzak durulması tavsiye ediliyor. Kaynak : http://www.lepost.fr/ article/2011/02/15/2406369_de-lalcool-dans-la-recette-du-coca-cola. html Haber : Artı Media

Renkli Kişilik

ERBAKAN, renkli kişiliği ve konuşmalarıyla da siyasi literatüre miraslar bıraktı. ‘Hadi oradan’,’Sizi gidi taklitçiler’,’Glu glu dansı-fasa fiso (Susurluk ve 1 dakika karanlık eylemleri için’ bunlar arasındaydı.

gelişiminde temel bir rol üstleniyor. Yaşadığımız Alsace-Lorraine bölgesinde insanların üçte birinde D vitamini eksikliği vardır. Sağladığı bronzluk etkisi ile estetik bir öneme sahip olan güneş, akne ve sivilce tedavisinde de çok işe yarayabiliyor. Fiziksel faydalarının yanı sıra güneşin psikolojik faydalarının da olduğu bilinen bir gerçek.

Hayatını kaybetmesi Türk siyaseti için de derin bir üzüntü

Objektif Gazete

laştı. Ardından ‘Milliyetçi Cephe’ hükümetlerinde Süleyman Demirel ve merhum MHP lideri Alparslan Türkeş ile ortaklık yaptı. 12 Eylül öncesi iş başında olan Demirel azınlık hükümetine desteğinin bitmekte olduğunu ifade etmek için kullandığı ‘kadayıfın üstü de kızardı’ ifadesini, bu dönemde siyasi literatüre kazandırdı. 1980 darbesinin ardından diğer liderlerle birlikte Dil Okulu ve İzmir Uzunada’da tutuklu kaldı. Yargılandı ve siyasi yasaklı kaldı. Bu arada Refah Partisi’ni (RP) arkadaşlarına kurdurdu. 1991’de yeniden Meclis’e girdi ve 1995 seçimlerinde partisi sandıktan birinci çıktı. DYP ile kurduğu ve Başbakanı olduğu Refah-Yol koalisyon hükümeti Erbakan için bir dönüm noktasına işaret edecekti. Tarihsel 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı ve burada alınan kararlar, hükümetin yıkılmasıyla sonuçlandı.

cmbircan@gmail.com

Ancak, tüm bu faydaları içeren temel hayat kaynağımız güneş, ozon tabakasının incelmesiyle birlikte artık insanlar için bir tehlike unsuru haline gelmeye başladı. Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte, yeryüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonu miktarında büyük bir artış oldu.

Eskiden, yeryüzüne sadece A ve B ultraviyole radyasyonu ulaşırken artık C ultraviyole radyasyonu da ulaşmaya başladı. A ultraviyole radyasyonu cildin erken Değerli okurlar, bu ay, şu zaman- yaşlanması ve kırışmasına neden larda çok aradığımız fakat yete- olurken, B ve C ultraviyole radrince ışığını göremediğimiz gü- yasyonları ise deri kanserleri risneşten bahsedeceğim. kini artırıyor. www.unitebirlik.com

Güneş ve Bizler

Güneş insan sağlığında önemli rol oynamaktadır. Dünyadaki tüm varlıklar için güneş bir hayat kaynağıdır. Yani olmazsa olmazlardan bir tanesidir.

Bu yüzden deniz ya da havuz kenarında güneşlenirken dikkat etmek, fakat günlük hayatımızda (bilhassa kış gününde) güneşin ışığından kaçmamak gerekir.

Aynı zamanda vücudun D vitami- Saygılarımla. ni sentezlemesini gerçekleştirdiği için özellikle çocukların kemik


e-mail: info@objektifgazete.fr

Başbakan ERDOĞAN Düsseldorf’ta Türk Vatandaşlarıyla Buluştu Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, 27 Şubat 2011 tarihinde, Almanya’nın Düsseldorf kentinde İss Dom Salonunda düzenlenen ‘’Düsseldorf Buluşması’’nda Türk vatandaşlarına hitap etti.

her türlü meselenin üzerine kararlılıkla gidin. Almanya makamları sizlere eminim ki her kolaylığı sağlayacaktır. Bizler de bütün kurumlarımızla her zaman sizlerin yanında olacağız. Biz, daha fazla Türk’ün, Avrupa’da, Almanya’da, siyasette, sosyal yaşamda, ekonomik alanda aktif olmasını diliyoruz. Bunun, sizlere de, bulunduğunuz ülkelere de, Türkiye’ye de çok büyük yarar sağlayacağını biliyoruz. Bu bağlamda, Almanya’da gerçekleştirilecek olan, Göçün 50. Yılı Etkinliklerine de katılmanızı, katkı vermenizi sizlerden rica ediyorum. »

Samimi bir ortamda geçen buluşmada ERDOĞAN, bizleri yakından ilgilendiren hususlar olan yurtdışında bulunan vatandaşlarımızın oy kullanma hakkı ve Almanya’da yaşayan Türkler’e verilecek Mavi Kart konularında şunları söyledi :

Mart / Mars 2011 * N° 58 yasada yapacağımız bir değişiklikle, bu sorunları ortadan kaldırıyoruz. Mavi Kart’ı değerli evrak olarak kabul edecek, bir kimlik kartı olarak kabul edecek, resmi dairelerde, bankalarda işlem yapmanızı daha kolay hale getireceğiz. Ayrıca Mavi Kart sahiplerinin, çocuklarının da bu karta sahip olmasını bu yasa

SEÇİMLER VE OY KULLANMA «  Sizlerin, büyükelçiliklerde, konsolosluklarda, temsilciliklerimizde oy kullanabilmeniz için gerekli anayasal ve yasal düzenlemeler tamam. Ülkelerden izin almak kaydıyla, diplomatik temsilciliklerimizde sandık kurulabilecek ve vatandaşlarımız buralarda oylarını kullanabilecekler. Şu anda Almanya için bu konuda iki makamdan karar bekliyoruz. Birincisi Almanya makamları. Henüz onlar görüş ifade etmediler. Ben de sayın Şansölye ile bunları görüşeceğim. İkincisi de Türkiye’de Yüksek Seçim Kurulu. Dışişleri Bakanlığımız ve Yurtdışı Türkler Başkanlığımız Yüksek Seçim Kurulu ile irtibat halindeler. Artık son aşamaya geldiler. Nihai kararı da verdiklerinde, sizlerin de oy kullanmasının önünde hiçbir engel kalmayacak. Almanya makamlarının ve YSK’nın bu konuda olumlu bir netice vermesini ısrarla bekliyoruz. Sivil toplum örgütleri aracılığıyla, dayanışma halinde, koordinasyon halinde

Franas’da 30 Euro’luk İnternet Devri Kapandı Haber / Artı Medya Diğer Avrupa ülkelerine nazaran Fransa ınternet konusunda gerek fiyatı, gerek sunduğu servislerle çok daha ileride idi.

KDV oranının artmasını fırsat bilen tüm BOX şirketleri hem fiyatları artırdı hem de tüketicinin anlamayacağı, pazarlanan ürünlerin birbiri ile kıyaslanamayacağı şekilde

19

Danışma Kurulu üyeliğini daha aktif bir şekilde yeniden tesis ediyor. Şu anda kurul ile ilgili yönetmelik Resmi Gazetemizde yayınlandı. Kurul üyelerinin müracaatları için takvim başladı. Almanya’dan da 10 kişi bu danışma kuruluna seçilecek ve görev yapacak. Bu kurulun da sizlere hayırlı olmasını diliyorum. »

MUTLULUK DİLEKLERİ

MAVİ KART Almanya’daki Türklere, ancak Türk vatandaşlığından çıkmak kaydıyla Alman vatandaşlığı verildiğine işaret eden ERDOĞAN, şunları söyledi: «  Bu noktada, Alman vatandaşlığına geçenler için, Türkiye ile iletişimlerini kolaylaştırmak için Mavi Kart uygulamasını başlattık. Mavi Kart ile ilgili birçok sorun olduğunu biliyoruz. Şimdi, yeni yaptığımız bir çalışmayla,

ayarlanarak karmaşık bir yapıya büründü. Önceden o şirketlerden birine abone olduğunuzda “Degroupage partiel ya da total” olsa da aynı fiyatı ödüyordunuz. Şimdi ise duruma göre

değişikliğiyle mümkün hale getireceğiz. Şimdiden bu yeni uygulamanın da sizlere hayırlı olmasını diliyorum.  » Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı adı altında yeni bir kurum kurduklarını anımsatan ERDOĞAN, konuşmasını şöyle sürdürdü: « Dışişleri Bakanlığımızla, diğer ilgili kurumlarla birlikte, bu Başkanlığımız da her sorununuzda, her meselenizde yanınızda olacak. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yurtdışı Vatandaşlar

Doğalgaza Yeni Zam Kapıda Haber / Artı Medya Fransa’da en çok kullanılan ısıtma enerjisi doğal gaz 1 Nisan’dan itibaren %5 lik bir zama daha tâbi olacak. Son bir yıl içinde %20’ye varan artırımilevatandaşı iyice zor duruma düşüren zamlar, kademeli olarak yapılarak vatandaş kandırılmaya çalışılıyor.

2002’den beri Freebox ile piyasaya çıkan “box” lar sayesinde tüketiciler hem hızlı internete, hem kaliteli tv yayınına hem de bedava telefon etme imkanına sahipti. Fransa bunu şirketlere sağladığı KDV avantajı ile tüketiciye daha uygun olmasını sağlıyordu. Ancak Avrupa Birliği’nin aldığı karar neticesinde KDV oranları artırılınca, sembolik hale gelen 29,90 € luk fiyatdta tarihi karışmış oldu.

O

değişirek 40 €’ya dayandı. Üstelik TV kanalları da opsiyon haline gelirken tek sevindirici tarafı Fransa içi cep telefonlarının artık bedava olması.

Her zam sonrası faturaya 30-40 €’luk küçük bir yansıma olacağını açıklayan yetkililer toplam zam oranına bakmıyor.

Yalnız cep telefonlarının bedava aranabilmesi için BOX’larınızı yeni versiyona geçirmek zorundasınız. Bu geçiş ise paralı olup hesabınızı iyi yapmanızda fayda var.

Ancak son bir yıldaki zamlar duruma göre 100 € ila 200 € arası bir artışa neden olacak.

« Bir kez daha tekrar ediyorum sizler ne kadar mutlu olursanız, bizler o kadar mutlu oluruz... Sizler hüzünlenirseniz, biz hüzünleniriz. Sizin her daim mutlu olmanızı, geleceğe umutla bakmanızı istiyor ve diliyorum. Büyük bir ülkenin, güçlü bir ülkenin vatandaşları olarak her zaman kendinizi güven içinde hissetmenizi istiyorum. Bizim Türkiye’deki gayretlerimizle, sizin buradaki katkılarınızla, inşallah her şey daha iyi, çok daha güzel olur.  » Başbakan ERDOĞAN, konuşmasını «  Ben, Almanya’da, Avrupa’nın diğer kentlerinde, bugün buraya katılamayan, gelemeyen tüm kardeşlerime, tüm ailelere selamlarımızı, saygılarımızı iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Ailelerinizle, sevdiklerinizle, sizlere sağlıklı, huzurlu, başarılı günler diliyorum. Hepinizi tek tek Allah’a emanet ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah’ın selamı üzerinizde olsun diyor sizleri tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum » diyerek tamamladı.

Maaşların ve sosylar yardımların enflasyonun altında arttırıldığı düşünülürse ve bunun yanına diğer akaryakıt gibi genel ihtiyaçlara yapılan zamlar da katılırsa vatandaş hayli zor duruma düşecek gibi görünüyor. Arap ülkelerinde patlak veren devrimlerin en büyük nedeni ekono-

mik sıkıntılardan dolayı olduğu düşünülürse, bazı uzmanlarca Avrupa’nın bir gün bu tür protestolara sahne olacağı tartışılıyor.


20

O

Mart / Mars 2011 * N° 58 kıldığında gelecek nesillerin yetişmesinde en büyük pay kadınlarındır.

İbrahim MERAL

Saint-Dizier ve çevresi Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni www.saintdizierturkokulu.com ibrahimmeral@hotmail.com

GÜNÜMÜZ KADINLARINA BİR BAKIŞ Kadınlar olmaksızın bir dünya nasıl olurdu? diye sorsanız; tereddütsüz size cevabım ‘‘çiçeksiz bir dünya’’ olurdu. Yaşamakta olduğumuz dünyada çiçekler nasıl bir görev üstleniyorsa bence kadınlar da benzer bir göreve sahipler. Onlar dünyamızın çiçekleri olarak hayatımıza renk katıyorlar. Bazen annemiz, bazen bacımız, bazen kızımız ve bazen de eşimiz olarak hayatımızdalar. Yaratılış yönünden ele aldığımızda; yaratılan ilk kadın olan Hz. Havva, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem A.S.’a arkadaş olarak yaratıldı. Hepimizin bildiği cennette yaşanan gelişmeden sonra dünyaya gönderildiler. Dünyada ilk insan varlığı ve hayatı böylece başlamış oldu. Kadın doğurganlık özelliği sayesinde, kâinattaki insan nüfusunun çoğalmasına ve sürekli var olmasına sebep oluşturdu. Kadın sadece doğuran değil, aynı zamanda üreten, koruyan ve yetiştirendir. Aynı zamanda hepimizin ilk öğretmeni olarak; eğiten, şefkat ve sevgi verendir. Kısaca Yüce Yaratıcı; insanlığın var oluşunda ve gelişmesinde kadına çok büyük roller ve erdemler vermiştir. Bu cihetten ba-

Toplumların güçlü olması aileye verdiği önemle belli olur. Aile deyince de ilk akla gelen annedir. Anne; yuvayı kuran, ocağının bacasını tüttüren, onu sıcak tutan, aile fertlerini yetiştirip hayata hazırlayan, onları koruyan ve kollayandır. Güçlü toplum tabirinden kastım ise; milli manevi değerlere karşı gerekli hassasiyete sahip, örf ve ananelere saygılı, atalarından kendine miras olarak günümüze taşınan kültürünü yaşayan, birlikte yaşadığı vatana ve milletine sıkı sıkıya bağlı nesillere sahip bir toplumdur. Bu anlayışı haiz bir toplumun oluşmasının ilk adımı ise; annelerin dünyaya getirdiği ve yetiştirdiği nesillerdir. Bu nesillerin en güzel şekilde yetişmesi de, annelerin iyi yetiştirilmesine bağlıdır. Peki, hayatımıza renk katan, dünyamızın çiçekleri dediğimiz kadınlara, eşlerimize ve kız çocuklarına gerekli değeri veriyor muyuz? Üzülerek ifade ediyorum ki; bu sorunun cevabı hayır olacaktır. Gelecek nesillerimiz için koruyup kollanması, adeta narin bir çiçek gibi yetiştirilmesi gereken kadınlarımız; sadece bir meta ve cinsellik nesnesi olarak görülmekte, gelir getirici her türlü alanda değerlendirilmektedir. Hak ettiği yeri, değeri asla bulamamaktadır. O; hep kullanılan, yeri geldiğinde paçavra gibi atılan, horlanılan, suçlanılandır. Şiddet söz konusu olduğunda, ilk şiddete maruz kalandır. Hepimiz biliriz ki; bir çiçeğe olması gerektiği gibi bakım yapmaz, onun isteklerine ve özelliklerine hassas olarak davranmazsak, şartlara göre yetiştirmezsek; o çiçek açamayacak ve ömrü kısacık olacaktır. Kadına en geniş hakları yüce dinimiz İslam vermiştir. Kadın ve kadın haklarıyla ilgili Kuran-ı Kerim’de zikredilen onlarca ayetin yanında, Peygamberimiz tarafından söylenmiş onlarca hadis de mevcuttur. Kadınla ilgili bütün meseleler ayrıntılı bahsedilmiş, kadın ve erkeğe eşit haklar yüklenmiştir. Birbirlerine karşı olan sorumlulukları ayrıntılı olarak kayıt altına alınmıştır. Asılsız ve haksız uydurmaların dışında tarafsız gözle incelendiğinde bunun

e-mail: info@objektifgazete.fr böyle olduğu görülecektir. Batı dünyasında kadına bakış açısı çağdaş olarak nitelendirilmektedir. Kadına çağdaşlık adına rol biçilmekte ve istedikleri amaca ulaşmada kadını her anlamda kullanmaktadırlar. İnancımızı ve kültürümüzü doğru yaşamadığımız ve kadına vermemiz gereken değeri vermediğimiz için bizde de durum pek iç açıcı değildir. Toplumun çekirdeği olan aileyi ayakta tutmak ve hayata hazırlamak gibi ulvi bir görevi olan kadın; günümüzde çalışma dünyasına gerekli altyapı hazırlanmadan atılarak yıpratılmaktadır. Amaç daha fazla tüketici toplum oluşturmak, insanları bireyselleştirerek harcamaları patlatmaktır. Kadınlar bu amaçla her reklâm filminin değişmez figürü olarak boy göstermektedir. Kadınların çalışma şartları; vücut yapıları ve gerekli hassasiyetleri düşünülerek, çocuk yetiştirme sorumlulukları da göze alınarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda kadınlara gerekli haklar ve kolaylıklar sağlanmazsa gelecek tehlikede demektir. Çünkü onlar aynı zamanda kültürümüzün yaşanmasında ve gelecek kuşaklara taşınmasında büyük pay sahibidirler. Bugün maalesef gelişen toplumlarda liberal ekonomiyle birlikte yayılan aşırı tüketim ve dünya malına tamah anlayışı kadını bir eğlence aracı haline dönüştürmüştür. Dünyanın örnek aldığı sanatçılar, siyasetçiler, sporcular yüksek meblağlarda paraya sahip olunca, bir kadından diğerine geçerek rahatça gönül eğlendirmektedirler. Hepinizin tanıdığı bazı meşhurların gururlu bir şekilde; bugüne kadar şu kadar kadınla birlikte oldum, dediklerine basında şahit oluyoruz. Bazılarından binler üzeri sayılar duyunca hiç de şaşırmıyoruz. Aşırı hoşgörünün ve sınır tanımazlığın getirdiği, kazanma hırsıyla her şeyin mubah görüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Çocuk yaşta fuhuşun yaygınlaştığını, artık ilkokul çağlarına indiğini müşahede ediyoruz. Bunu yapanların da bu körpe dimağları kolundan tutması ve eğitmesi gereken varlıklı insanlar olduğunun da altını çizmek isterim. Her gün basından günlük hayatını yaşarken taciz ve tecavüze uğramış, günah keçisi yapılarak

mahkemelere düşmüş, hayatını kaybetmiş onlarca kadın haberi izliyoruz. Bütün bu olayların temelinde kadına ve aileye gerekli önemin verilmeyişi ve yetersiz eğitim anlayışı yatmaktadır. Aile mefhumu ayaklar altına alındıkça, toplumun diğer katmanları da bu durumdan etkilenecek ve sert kırılmalar yaşanacaktır. Zaten boşanan, ayrı yaşayan, kadın sığınma evlerinde kalan ve mahkeme kapılarında sürünen kadınların sayısında aşırı patlama yaşanmaktadır. Ülkemizde yaşadığı şiddeti çeşitli sebeplerden dolayı açığa vuramayan, inancından dolayı bazı şeyleri örtbas eden kadınları da düşünürsek bu oranın aslında gerçekçi olmadığını, daha vahim boyutlarda olduğunu anlamış oluruz. Ülkemizde son yıllarda kadına yönelik çalışmalarda ilerleme söz konusudur. Milli Eğitim Bakanlığı da bu anlamda; gerek kendi bünyesinde gerekse bazı dernek ve vakıflar aracılığıyla geleceğin kadınları olan kız çocuklarının okullaşması ve gerekli eğitimi alması için kampanyalar başlatmıştır. Özellikle doğu bölgelerimizde ve kırsal kesimde yaşayan halkın kız çocuklarına ulaşılmış, onlara gerekli eğitim verilmiş ve durumlarına göre maddi destek sağlanmıştır. Amaç geleceği yetiştirecek annelerin iyi yetişmesidir. Önümüzdeki günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü var. Bugünün kadınlar için göstermelik kalmaması, sadece onları hatırlamak gibi algılanmaması ve bir günlüğüne de olsa gönüllerini almak gibi düşünülmemesi gerekir. Bu vesileyle gelin kadınları daha iyi anlamaya çalışalım. Onların yaşadıkları sorunlara eğilelim. Onları daha çok mutlu edecek ve yaşadıkları bunalımlardan uzaklaştıracak eylemlerde bulunalım. Varlıklarında sevdiklerimize göstermediklerimizi, yokluklarında istesek de gösteremeyiz. Ya onların üstüne düşecek, gerekli ilgiyi göstereceğiz; onlar da bize hoş kokular içinde huzur ve sevgi veren bir gül bahçesi gibi olacaklar ya da onları kendi haline bırakacağız değersiz bir dikenliğe dönüşecekler. Seçim elimizde… Sağlıkla kalın. Saint-Dizier; 17 Şubat 2011


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N° 58

Meryem Şenocak

www.meryemsiezgiler.com meryem.senocak@gmail.com

“Gûn”un sanat sahibi öğrencisidir. Bunlarn tanınmışlarından başka, adı geçen üstad Bihzad’ın öğrencilerinden Horasalı “Şeyh-zade Musavvir”, Tebrizli ressam ve musavvir “Ağa Mirek” ve Sultaniyeli “Mir Musavvir” vardır.

Rûmi: Sözlük anlamı Anadolu’ya ait demektir.

Yine tasvirciler bölüğünden İsfahanlı “Mir Zeynelabidin” de Mir Musavvir’in mehareti belirlenmiş yetiştirmesidir.

ÇİZİLİŞİNE GÖRE Sade Rumî: Buna yalın Rumî de denir. En basit

KULLANILAN TERİMLER Desen : Yalnız çizgilerle boyasız olarak yapılan resim. Motif : Süslemelerde tekrarlanan biçim-öğe. Kompozisyon: Bir sanat eserinde kurallara dayalı ve estetik anlamlı düzen kurma. Üslûp : Bir devrin ya da bir sanatçının kişiliği, bir eserin teknik, renk, kompozisyon biçim ve anlatım bakımından özellikleri.

Üslûp Türleri : Selçuk, Bursa, Edirne, klasik, barok, rokoko, yeni klasik, uyanış gibi bölüm ve karışımlar gösterir. Her uygarlığın kendi adını taşıyan özel ya da karışık üslupları vardır.

Biri de Horasanlı “Abdullah Musavvir”dir ki adı önceden anılmış olan Şeyh-zade’nin öğrencisidir. Tebrizli “Kemal Musavvir” ise ad yapmış üstad ve yüksek şöhret kazanmış, nakkaş Mirza Ali’nin ünlü öğrencisidir. Tarrahî sanatı kendinin ve üstadının hüner oldu eseridir. Bunlardan başka “Heratlı Muhammed” buluşu açık bir üstattır, ilerde anılacak olan Mihrab’ın da yetiştirmesidir. Üstad Hasan’ın öğrencisi olan üstad “Siyavüş Gürcî” müzehhipliği ustasından elde ettikten sonra, musavvirliğini olgunlaştırması bazı üstadların güzelliklerinden güzelliği taklit ve bulma yoluyladır. Ancak üstad “Mihrab Musavvir” hem erkek kardeşi hem de meharet eserli öğrencisi olup güzellikler ve sanatlar resimhanesinde kendinin gece ve gündüz arkadaşıdır.

SÜSLEME SANATINDA

Üslûplaştırma : Gerçek şekil ve motiflerin karakterini kaybettirmeden basitleştirerek, süslemeyi şematik hale sokmak

21

adı verilen kavisli iri ve büyük yapraklar kullanılmış ve sadece bu yapraklarla yapılan kompozisyonlar olmuştur. Bu kompozisyonlarda hayvan figürleri de görülür. 16. yüzyılın bu süsleme tarzı “saz yolu” diye adlandırılır.

Orta Asya kökenli olan motifin ilk yaygın kullanımı Selçuklu Devleti zamanında olduğu için “Selçukî” adını verenler de vardır. 16. yüzyılda çok çeşitli yorumları çizilmiş olan bu motif, şekline ve kompozisyonlarda kullanılış biçimine göre iki türlüdür. TRT Türk Halk Müziği Ses Sanatçısı

O

şekliyle çizilmiş Rumî örneğidir. Dendanlı Rumî: Sade Rumî sınır çizgisinin iç kısmında münhani örneklerle süslenmiş rûmi örneğidir.

Bunlardan başka Ağa Mirek yetiştirmelerinden Tebrizli “Sultan Muhammed” adı geçen Sultan Muhammed’in oğlu ve hünerli öğrencisi “Muhammed Big” vardır. Bu sanatçı ruganî ciltler tasvirinde ve diğer meclis resimlemekte ve dünyanın üstün bulduğu kişidir. Ve yine onun öğrencilerinden musavvir Erdebilli “Berhî Ali” ve üstad Heratlı Muhaammed öğrencilerinden Horasanlı “Muhammed Mü’min” ve tarrahların sanat kalburunu eleyen eğitimcisi Tebrizli “Mirza Ali”, yine tarrahlar bölüğünün şöhreti ufukları tutan üstadı “Iraklı Kasım” ve daha önceden anılan Sultan Muhammed öğrencilerinden, sabık Şah İsmail’in nakkaşbaşı-

Kanatlı Rumî: Rumî motifinin iki kola ayrılarak çizilmiş şeklidir. Sarılma Rumî: Buna piçide Rumî de denir. Kendi içinde sarılma ve bükülme anlamında Farsça bir terimdir. Rumî motifinin üzerine çıkma yaparak sarılmış rûmi örneğidir. Sencide Rumî: Ölçülü iki taraflı çizilen Rumî çeşidi anlamında Farsça bir terimdir. Sanki iki Rumî sırt kısmında birleştirilmiş gibidir. İşlemeli Rumî: Büyük bir Rumî motifinin iç kısmında hatâi grubu motifler yer alır. Münhanî, Sembolik motifler, Bulutlar, Çintamâni ve üç benek …Diğer motifler… TEZHİP SANATÇILARI

BİTKİSEL MOTİFLER (naturalist motifler) Çiçekler (Hatâi): Gül, gül goncası ve benzer çiçeklerin boyuna kesitinin anatomik hatların üslûplaştırılmış görünümleriyle çizilmiş şekline denir Penç: Gül, gül goncası, papatya ve benzer çiçeklerin kuş bakışı görünüşünün stilize edilerek çizilmiş şekilleridir. Çiçekler yapraklarına göre biçimlendirilirler. Pençberk: 5’lik yaprak demektir. Yapraklar: Süsleme sanatlarında diğer bir özellik de her çiçeğin kendi yaprağıyla kullanılmış olmasıdır. Hiçbir zaman bir gül ve karanfil yaprağıyla birlikte çizilmemiştir. Bu özellikten başka hançer yaprağı

Ün almış, şöhretleri yurdu tutmuş, ülkelere yayılmış olanların yani musavvirlerin başta geleni ve nakkaşlar bölüğünün sürekli kısmet sahibi, ilkin üstad Heratlı “Bihzad”dır. Sanatının başlangıcı olan Sultan Hüseyin Baykara yüzyılında ve sonraları Haydar oğlu Şah İsmal çağında büyük rağbet görmüştür. Çin nakkaşı gibi nakış ve resmi her yerde, bütün ülkelerde tanındı. Gerçi adı ilerde söylenecek olan Tebrizli Pir Seyyid Ahmed’in su katılmamış öğrencisidir. Fakat eserinin geçerlilik kazanmasına ve adları anılan padişahların gösterdikleri yüksek iltifatlarını kendine özgü kılmasıdır. Sanatçılardan biri de adı geçenin eğiticisi Tebrizli “Pir Seyyid Ahmed”dir. Bu sanatçı, musavvirlerin dayanağı, güvendiği üstad Buharalı “Cihangir”in öğrencisidir. Cihangir de yazarların iyisi üstad

lığı hizmetinin müsaid memurlarından “Kazvinli Hüseyin”le Şah Tahmasb’ın resimhanesi başkanı ve hassa nakkaşlarının ustalığı dost edinmiş üstadı “İsfahanlı Nakkaş” Ağa Mir’in öğrencisi “Şah Kulu Nakkaş” vardır. Yine bu kişi “Nakkaş son nakşı ilkinden daha iyi olandır” mısraının beğenilmiş icadı olduğunu doğrulamaktadır. Günümüz Sanatçılarından bazılarına da yer verelim. Aliye Tirkeş Göze, Fatma Tirkeş Gülaç , Hasan Türkmen, Eda Şahan , Beyza Tuna gibi… Esen kalın.


22

O

Mart / Mars 2011 * N° 58 Devlet Yönetimiyle İlgili Dersler; idare, hukuk, askerlik ve siyasi konular. Dini-Manevi Dersler. Spor Eğitimi; ata binmek, ok atmak, kılıç kullanmak, güreş, yüzmek ve halk oyunları. Evet, geçmişin değerli öğretmen ve öğrencilerine kısaca değindikten sonra, şimdi de dilerseniz, yakın geçmişimizin bazı değerlilerine bir göz atalım.

Erdoğan MUTLUGÜN Türkçe ve Türk Kültürü Öğretmeni erdoganmutlugun@gmail.com

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ VEYA GÜL BAHÇESİNİN BAKIMI (5) Bu arada yeri gelmişken, Şehzade Okullarının bulunduğu şehirleri de zikredelim. Bunlar: Manisa, Amasya, Konya, Trabzon, Kütahya, Sivas, Sinop, Muğla, Bursa, izmit, Eskişehir ve Balıkesir'dir. Şehzade sancakları içinde en meşhur olanı Manisa'dır. Bunun sebebi ise, daha çok buradan padişahın çıkmış olmasıdır. Yıldırım Bayezıd'ın oğlu Süleyman Çelebi, II. Mehmed'in oğlu Fatih Sultan Mehmed, Fatih'in oğlu Mustafa, II. Bayezıd'ın oğulları Abdullah ve Mahmut, Yavuz Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman burada yetişmiştir. Şehzadelerin almış oldukları derslere de kısaca değinelim. Bahsi geçen şehzade okullarında şu dersler okutulmaktaydı:

(h)aykırı-yorum Hakan KAYA

Seçim Dönemine Girilirken... Bildiğiniz üzere, Türkiyemiz’de 12 Haziran 2011 tarihinde genel seçimler yapılacak ve yeni milletvekillerimizi seçeceğiz. Dolayısıyla da yeni bir hükümetimiz olacak... Şimdiden herkes meşrebine göre oy vereceği partiyi ve adayları belirler, neden bu yönde oy vereceği hususundaki gerekçelerini temellendirirken, tabii ki önemli olan seçimin sonuçları ve kimin hükümeti kurmaya hak kazanacağıdır. Her parti ve aday mutlaka ve mutlaka kendilerinin kazanacağını, bunun tersini düşünmenin bile mümkün olmadığını ileri sürecektir ve kuşkusuz bunda hepsi de haklı olacaktır; çünkü, siyasette hedef hep ilk sırayı almaktır ve bunun aksini söyleyecek parti va adaylar için yarışa girmenin bir anlamı yoktur. Birçoğu barajı aşıp Meclis’e

e-mail: info@objektifgazete.fr Fakir BAYKURT: 1929'da Akçaköy/YeşilovaBurdur'da doğdu. Gönen Köy Enstitüsünü bitirdi. Akabinde beş yıl köy öğretmenliği yaptı. İlköğretim müfettişi oldu. Türkiye Öğretmenler Sendikası ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu Genel başkanı oldu.Bu etkinliklerinden dolayı 1971 yılında sıkıyönetimce tutuklandı. Askeri mehkeme önünde uzun süre yargılanıp beraat etti. Bazı Eserleri: Yılanların Öcü, İrazca'nın Dirliği, Onuncu Köy, Amerikan Sargısı.

Cemil MERİÇ: 12 Aralık 1917'de Hatay Reyhanlı'da doğdu. Hatay Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan Hatay'a döndü. İlkokul öğretmenliği yaptı. Elazığ Lisesinde fransızca öğretmenliği yaptı.İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalıştı. 1955'te gözleri kör oldu. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 13 haziran 1987'de İstanbul'da vefat etti.

İbrahim ÇALLI (Ressam Öğretmen): 1882'de Çal kasabasında doğdu.( Bu kasaba o sıralar, İzmir'e bağlıyken sonra'dan Denizli'ye bağlanmıştır.) 1906'da Şeker Ahmet Paşa'nın desteğiyle Sanayi-i Nefise'ye girdi. (şimdiki Güzel Sanatlar Akademisi) 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra Hikmet Onat ve Ruhi Arel'in de aralarında bulunduğu bir grupla Paris'e resim öğrenimine gönderildi. Ünlü ressam Paris'te L'Ecole des Beaux Arts'da Fernard Carmon atölyesinde eğitim gördü.

Bazı Eserleri: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Bu Ülke, Mağaradakiler, Işık Doğudan Gelir, Bir Fâcianın Hikayesi.

Cahit KÜLEBİ: 1917 yılında Zile'de doğdu. Sivas Lisesini, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. Antalya ve Ankara'da Edebiyat öğretmenliği ve Milli eğitim müfettişliği görevlerinde bulundu. Kültür Ataşesi olarak İsviçre'de görev yaptı. Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı olarak çalıştı. Bazı Eserleri (Şiir yazmıştır): Biri, Rüzgâr, Yeşeren Otlar, Sıkıntı ve Umut adlı şiir kitaplarıdır.

giremeyeceğini bildiği halde, vatandaşa sanki iktidara en yakın kendileriymiş gibi demeç vermek zorundadır siyasetçiler; eşlanın tabiatına uygun olan da budur. Biz, gerçekten de memlekete hizmet etmek aşkında ve gücünde olan tüm partilere ve adaylara bol şans dileyelim ilk ağızda...

Pekiyi, seçimlere daha üç aylık bir zaman varken, şimdiden nasıl görünüyor dersiniz durum ? Aslında bu soruya da herkes gönlünde yatan aslana göre bir yanıt verecektir ama, işin doğrusu bilimsel ve objektif yaklaşmak olacaktır seçimlere; tıpkı her sosyal olayda olduğu gibi... Böylesi bir gözlükle bakmak ise, bizi doğrudan şu gerçeğe götürür : toplumsal olaylarda tekil olgular değil, süreçler önemlidir; bir diğer deyişle, ağaçlara değil ormana bakmak, o ânı değil akmakta olan süreci gözetlemek gerekmektedir. Bunu dediğimiz zamansa, Türkiye’de son dönemlerde sosyolojik bir değişim, gelişim, başkalaşım var mı, onu incelemek lâzımdır. Yani, Arap ülkelerinde son demlerin modası olan isyanlar, toplu başkaldırılar ve

I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda dönen ressam, sanatın köklü gelişmelerden yana olduğunu her fırsatta belli etmiştir. Çallı, Sanayi-i Nefise'ye öğretmen olarak atandıktan sonra, Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Namık İsmail de hocalık yapmaya başladılar. Çallı, iyi bir ressam olmanın yanı sıra, iyi bir öğretmen olduğunu da ispatlamıştır. Yetiştirdiği öğrenciler arasında Şeref Akdik, Refik Ekipman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sabati, Ali Avni Çelebi, Bedri Rahmi Eyüpoğlu gösterilebilir.

Semra SEZER: Türkiye'nin 10.Cumhurbaşkanı Ahmed Necdet Sezer'in öğretmen eşi, Ankara'ya 18 Eylül 1975 tarihinde naklen geldi. Çankaya İlköğretim Okulu'nda görev yapan, şubat 2000'de emekliye ayrılan Sezer, eşinin 24 Nisan 2000'de iktidar ve muhalefet partilerinin tarihi mutabakatıyla Cumhurbaşkanı adayı olarak gösteerildiğini televizyondan öğrendiğini belirtirken, yorum yapmaktan kaçındı. Sadece “Hayırlı olsun” demekle yetindi.

Yusuf ZİYA Bey: 1919 yılında Yalova Merkez Okulu Başöğretmenliğine atanmıştır. Yunan işgalinden sonra Kabaklı Köyü'nde Kaymakam Demir Hulusi Bey yönetimindeki orduya ve muharebelere katılmıştır. 20 Mart 1923 yılında tekrar silah altına alınmıştır. El-Cezire hattına gönderilmiş ve burada gösterdiği başarı sonucu İstiklâl Madalyası ile onurlandırılmıştır. 1923 yılının Haziran Ayı'nda Yalova - Fevziye Köyü'ne öğretmen olarak atanmış, daha sonra kendi isteğiyle Çınarcık öğretmenliğine atanmıştır. 3 Haziran 1938 yılında görevi başında vefat etmiştir.

Yukarıda icmalen değindiğimiz örnek bağban şahsiyetler, bu günlerin inşa ve ibdasında aktif rol oynamış şimdiki zamanımızın mimarlarıdırlar. Tüm bu yıldızların yanında, ölümüyle beş kişiye hayat üfleyen ve onlara can veren Jale Öğretmeni de derkenar olarak şu ak sayfaya nakşetmiş olalım.

benzerleri Türkiye için de geçerli midir ? Böyle bir olasılık mevcut mudur ?

Tabii, bu durumda önemli olan, partilerin alacakları oy oranı olmaktadır.

Her ne kadar Türk insanı büyük ekonomik sıkıntılardan geçse de ( bakınız işsizlik ve dış açıklar, borçlanma ), ülkenin demokratik ortamı artık nefes alınamaz hale gelse de ( sıralamaya gerek var mı ? ), bir önceki paragrafta sorduğumuz hükümeti zorlayacak davranışlar hakkındaki soruların cevabı koca bir hayırdır.

Burada ise birden fazla faktör işin içine girmekte ve oranları etkileyebilmektedir. Bunlar, satırbaşlarıyla, kısaca şöyle özetlenebilir : AKP’nin ve ana muhalefet partilerinin performansı, BDP’nin ne yapacağı ve ne kadar oy alacağı, son üç ay içinde yaşanabilecek önemli ekonomik, ulusal ve uluslararası gelişmeler, partilerin veya liderlerin / adayların yapabilecekleri hatâlar, gösterilecek adayların niteliği, kararsızların ne yönde oy kullanacağı, liderlerin halka kendilerini ve politikalarını kabul ettirebilmeleri, yaşanabilecek ( hiç arzu edilmeyen ) terör olayları, kimi partilerin barajı aşıp aşamayacakları, sol güçlerde birleşme ve halka inmenin olup olmayacağı vb...

O nedenle de hemencecik rahatlıkla diyebiliriz ki, bu seçimlerde de AKP ilk parti olarak öne geçecektir; bu da, Türkiye’nin şu anki konjonktüründe ve son dönemlerin devam edegelen sürecinde, çok doğal ve normal bir sonuçtur. Son zamanlarda insanlar aniden çok tahsilli duruma gelmedikleri ya da müthiş bir bilinç patlaması yaşamadıklarına, ülkemizdeki genel eğilim ve ortalama düzey de bilindiğine göre, hele ki bu durumdan hep sağcı ( bunun içinde dincilik de var tabii ki ) siyasetlerin yararlandığı da gözönünde tutulursa, AKP’nin ilk parti olmasında şaşılacak ve beklenmedik hiçbir şey yoktur.

Her ne olursa olsun, dileriz sonuçta kazanan Türk halkı olsun : daha müreffeh, daha demokratik, daha özgür ve daha barışçıl bir ortamda yaşayabilsin insanımız bundan böyle. Gerisi teferruattır...


e-mail: info@objektifgazete.fr

FOTOĞRAFÇI

Mustafa ÖZSOY objektiften@hotmail.fr

Bakabildiğimizin farkında mıyız? Sevdiklerimle birlikte olmak kadar, bana başka hiçbir şey huzur vermez. Şubat ayı içinde gerçekleşen Alsace Fotoğraf Bayramı etkinliklerine katıldım. Birçok fotoseverle birlikte harika bir gün geçirdik. Hafta sonunu mutlaka bir etkinliğe katıla-

taba veriyorsunuz. Tabii bunun faydası da olmadı diyemem. Güzel uğraşılar, bazı kötü alışkanlıklara yönelmeyi engelliyor. Başkalarının sigaraya başlama çağında, benim sigaraya harcayacak param kalmıyordu bu tip uğraşılara olan bir param gidince. Yani bir tutku ile başlıyor, farkına varılmayanı fark ettirmek için fotoğraf çekmeye başlıyorsunuz. Bir de bundan para kazanmıyorsunuz, pahalı bir uğraşı velhasıl. Tabii bu o zamanlar için geçerli. Şimdi dijital makineler için bu geçerli değil…

gibi, kendinden bir şeyler katmıştır. Tüm bunları birarada düşününce, fotoğraf makinesini elime alınca, makinenin marifeti ile sizin marifetiniz birleşip, yani bir

-Şu an profesyonel bir makineye sahipsiniz. Makinenizi elinize aldığınızda neler hissediyorsunuz? -Profesyonel bir makineye sahibim ama profesyonel değil amatörce bu işi yapmaya çalışıyorum. Fotoğrafçı ne kadar usta olsa da, fotoğraf makinesi önemli. Şu an genelde herkesin sahip olduğu nümerik fotoğraf makineleri ile fotoğraf çeken arasında bir iletişim, bir etkileşim olmuyor. Yani çeken, fotoğrafa kendinden ya hiç ya da çok az

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

bütünleşme olduğu hissine kapılıp, ortaya çıkacak kareyi merakla bekliyorsunuz. Fotoğrafı görünce, içinizden “silmek” niyeti geçmiyorsa, tamam diyorsunuz. Fotoğraf makinesine, olağanüstü, sihirli, her çektiği kadrajı, tam da benim istediğim gibi çeker şeklinde bakmıyorum bu arada. Zira fotoğrafı çeken benim, makine yalnızca bir vasıta, ben istediğimi ne kadar elde ettiysem, çekim o kadar iyi olmuştur, makine de o ölçüde bu iyi çekime yardımcı olmuştur.

23

an, işte o an benim için önemli oluyor. -Pek çok resim çekmişsinizdir bugüne kadar. Onları saklamak için ne yapıyorsunuz? -Başta da dediğim gibi, daha çok tabiat manzaraları çekmeye çalışıyorum. Mesela sonbaharda dans edercesine düşen sararmış bir yaprağı havada yakalamak ve çekmek gibi. Suda yüzen bir ördek ve sizi görünce naz yapan, oyun yapan, ben buradayım demek için yaptığı hareketleri resimlemek, yani fotoğraflamak… Bunun yanında hayatın içinden, dedim ya « poz vermeden » tabii olan anları yakalamak da tercihlerim arasında. Çektiğim resimleri olduğu gibi, yani düzeltme yapmadan ham şekliyle, önce çekildiği yıla, daha sonra konularına göre, mesela kültürel etkinlik, tabiat manzaraları, sokaktaki insanımız gibi klasörlerde biriktiriyorum. Zamanı gelince bunları başkaları ile paylaşmayı düşünüyorum ve bundan da büyük mutluluk duyacağımı şimdiden söyleyebilirim. -Fotoğraf çekerken unutamadığınız ya da

-Fotoğraf çekmek, o anı ölümsüzleştirmek demek deniyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? -Yaratılan hiçbir şey ölümsüz değildir. Her canlı ölümü tadacaktır. Tabiata, ağaçlara, dağlara bir bakın. Mevsim mevsim, an be an nasıl da değişiyor. İşte fotoğrafçı, o değişimleri fotoğraflıyor, durduruyor ama bir süreliğine. Zira siz de kabul edersiniz ki, resimler de zamanla renk değiştiriyor, kullanımına göre yıpranıyor, yırtılıyor.

rak geçiren Strazburg Eğitim Ataşesi Abdurrahman TOPAL, 26.02.2011 Cumartesi günü Maison de l’Entreprise Espace Europeenne’de fotoğrafçılar arasındaydı. Kendisiyle küçük bir söyleşi yaptık fotoğraf ve fotoğrafçılık üzerine…

bir şeyler katabiliyor. Ama elinizde profesyonel bir makine varsa, işte orada sizin bilginiz, merakınız, duygularınız, baktıklarınız ve gördükleriniz, en önemlisi nasıl görmek ve görülmek istediğiniz, ışığın

-Bugün buradaki bir etkinliği izliyorsunuz. Niçin buradasınız ve fotoğrafı kimin için çekiyorsunuz ? -Genelde teknolojiye, özelde de fotoğraf makinelerine, fotoğrafçılığa karşı bir ilgim var. Böyle bir etkinlikten haberim olunca,

-Fotoğrafla ilgilenmeye, fotoğraf çekmeye ne zaman başladınız? -Fotoğrafa ve fotoğraf çekmeye merakım, bakmakla görmenin farklı şeyler olduğunu fark ettiğim ortaokul çağlarında başladı. Şu an markasını hatırlamadığım küçük bir makine ile, eş-dost fotoğrafı çekmekten ziyade, tabiat fotoğrafı, başkalarının pek dikkat etmediği, ama objektiften bakınca bir anlam yüklenebilecek, ben işte buradayım, beni de fark et diyecek görüntüler almayı çok seviyordum. Okul harçlıklarımı daha çok fotoğraf filmlerine, fotoğraf tabetmeye verirdim. Öyle ki, bazı fotoğrafçıların, çektiğim kareleri büyük ebatlarda basarak vitrinlerine numune olarak koydukları da olmuştur. Tabii o zamanlar siyah beyaz film alabiliyor ve siyah beyaz tabettirebiliyordum. -Ortaokulda başlayan bu merak, tutku, bugün itibariyle 40 yıla yakın bir zaman birimini kapsıyor. Memnun musunuz böyle bir tutkudan? -Sonuçta evet. Ama pahalı bir tutku fotoğraf çekmek. Öğrencisiniz, olan 3-5 kuruş harçlığınızı ya fotoğrafa ya da ki-

karşılaştığınız birkaç olayı bizimle paylaşır mısınız? -Öğretmen olarak bulunduğum bir beldede, güzel fotoğraf çektiğim duyulmuş olacak ki, beldenin kaymakamı çocuğunun yaşgününde birkaç fotoğraf karesi çekivermemi istedi. Çektim ve çok beğendiler. Para teklif etti. Almadım. Hiç olmazsa masraflarını al diye ısrar edince, aldım. Çektiğim fotoğrafları gören savcı, hakim ve diğer kurum amirleri de istekte bulundular. İyi bir makinem ve birkaç objektifi de vardı ta o zamanlar. Tabii ben sonuçta o beldedeki fotoğrafçılar tarafından, biraz da “Ekmek paramıza mani oluyorsun” diye küçük bir tehdit aldım. Belki de haklıydılar. Bunu hiç unutmuyorum. Bir olay daha var ki onu da hiç unutmuyorum. Aldatıldığım için değil, böyle bir şeyi nasıl akıl edip becerdikleri için unutmadım. İstanbul’a bir ziyaret için gittiğimde, Eminönü’nde, 2 film alana 3. film bedava diye bağıran satıcıdan 3 film aldım. Kutunun birinden kullanılabilecek film çıktı. Diğer ikisinin içinde film yoktu. Bunlar da tatlı bir anı olarak not düşüldü. Daha pek çok ilginç anılarım oldu ama bu kadarla yetinelim. - Söyleşi için teşekkür ederim. -Ben de teşekkür ederim.

sıcaklığı, hız vs. gibi pek çok unsur devreye geliyor ve “Bu fotoğrafı ben çektim” deme hakkı elde ediyorsunuz. Hani derler ya, arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim diye… Aynı onun gibi, çektiğin fotoğrafı göster, sana kim olduğunu söyleyeyim diyebilirsiniz. Çünkü, fotoğrafçı, çektiği resime, az önce söylediğim

kaçırmak istemedim. İkinci sorunuza gelince, fotoğrafları kendim için çekiyorum. Başta da dediğim gibi, bunu para kazanmak için yapmıyorum. Kendim için çektiğim için, çektiğim konunun şöyle veya böyle durmasını, biraz gülümse, biraz sağa sola demeden, o an neyi nasıl yakalamışsam, deklanşöre dokunduğum

Bu ayki yazımda değerli hocamla birlikteydik. Gelecek yazıda DSRL makinası olan başka bir arkadaşımı sizlerle tanıştıracağım. Işığınız bol olsun…


24

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

AZICIK

Fahri EKMEKÇİ

fekmekci@objektifgazete.fr

Yazı Köşesi

Günlerden herhangi bir gün, 8 Mart filan da olmayan sıradan bir gün, diyelim bugün kadınlar için ne yaptınız ? Onların hangi derdine çare aradınız ( buldunuz demiyorum ), onları nelere ve kimlere karşı korudunuz, onların iyiliği ve yararı için ne tür bir çaba gösterdiniz ? Bırakın dünyayı, Avrupa’yı, Türkiye’yi,

Okunası Kitaplar

yaşadığınız bölgeyi, şehri, kasabayı, köyü, mahalleyi; sadece ve sadece çevrenizdeki kadın(lar) için ne yaptınız ? Eşinizdir, kızınızdır, kızkardeşinizdir, annenizdir, büyükannenizdir, arkadaşınız, dostunuz, sevgiliniz, nişanlınız, sözlünüz, yavuklunuzdur; onları soruyorum işte, onlar için kılınızı kıpırdattınız mı ? Örneğin kadınlar şiddet görmesin, taciz edilmesin, tecavüze uğramasın, töre gereği öldürülmesin, taşlanarak hayatına son verilmesin, yüzü gözü mosmor bırakılmasın diye bir ucundan tutabildiniz mi bir şeylerin ? Örneğin “Karı gibi gülme”, “Eksik etek”, “Kaşık düşmanı”, “Saçı uzun, aklı kısa”, “Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” gibi sözlerin ve deyimlerin sözlükten silinmesi için gayret sarfettiniz mi ? Örneğin “Erkek adam ağlamaz”, “Erkekle kadın hiç eşit ve bir olur mu”, “Erkek sever de döver de”, “Erkeğin elinin kiri, kadının namusu” türü ‘vecizeler’i günde kaç kere kullanırken yakaladınız kendinizi ve bunu gidermek için zahmete girdiniz mi ? Hayır, kaçamak yanıtlar değil istediğim; şöyle yürekli, kendine güvenen, korkusuz, gerçekçi, yani adam gibi ( erkek ya da kadın

“Şeytanın Gör Dediği” -Çetin ALTAN- Deneme / İnkılâp Kitabevi

Alıntılar

“ Yılandan korkmam / Yalandan korktuğum kadar.” -KAYAHAN-

Ayın Sözü

"Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor."

FRANSA GÜNDEMİ

Dörtlükler “Saraylar saltanatlar çöker / Kan susar bir gün/ Zulüm biter / Menekşeler açar üstümüzde / Leylaklar da güler / Bugünlerden geriye / Bir yarına gidenler kalır / Bir de yarınlar için direnenler” -Nazım HİKMET-

Ama olmuyor işte. Küçüklük, aşağılık psikolojisi iliklerimize kadar işlemiş. Çok kuvvetliler, onlar izin vermeden dünya dönmez, güneş doğmaz, rüzgar esmez, hatta nefes bile alamayız. Yok canım. O “büyüklerden” korkumuz yaratandan daha mı beter ? Bakın işte olmaz denen oluyor. Hadi Tunus’u geçtik Firavunun torunu hiç bırakır mıydı ? Kendisi olmasa bile oğlu olacaktı, o da olmasa yine despot rejimin savunucuları olacaktı. Ama olmadı. Rezil oldular. Bin Ali gitti şimdi ölüm döşeniğinde, Kaddafi direndikçe batıyor. Mısır’da sular dirilmiyor.

Fatih KARAKAYA karakaya.fatih@gmail.com

Biz Adam Olur muyuz ? Oluruz ! Neden olmayalım ki ? Nice kendini adam zannedenler varken biz niye olmayalım ? Asıl sorun adam olup olamayacağımız değil “olmak” isteyipistemediğimizdir. Şair ne güzel söylemiş : Nice adamlar gördüm elbisesi yok, nice elbiseler gördüm adamı yok ! Biz farkında değiliz. Ne yüce bir milletin torunları olduğumuzu, bize bırakılan bu mirasın bile bizim kendimize gelmemize yetmesi lazım.

Batı ve Amerika yeni bir uşak daha yerleştirmek için uğraşıyor. İsrail yine aynı politikasını yaparak Arap ve Müslümanlara demokrasi yaramaz savaş çıkar diye korkutmaya çalışıyor. Neymiş aşırı dinciler gelirmiş de Ortadoğu’daki barışı sekteye uğratırmış ! Bu kadar yüzsüzlük olur mu ? Hangi barıştan söz ediyoruz ? Her gün yıkılan evlerden mi ? Her gün alınan canlardan mı ? Ama görüyorsunuz işte, hiç bir zalim ebedi kalmadı ki bu despotlar kalacak ? Hani karunlar nerede, firavunlar nerede ? Ne demiş atalarımız alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Ve çıkıyor işte ne kaddafiler kalacak, ne abdallahlar, ne salehler. Hepsi yerin dibine girecekler. Çünkü anaların gözyaşları, bebelerin kanları, babaların bedduaları, gençlerin nefreti karşılıksız kalamazdı. Peki dünyada bu kadar değişiklikler oluyorken biz bu oyunun neresinde

e-mail: info@objektifgazete.fr gibi değil ) cevaplar duymak istiyorum. İstiyorum ki hep bir ağızdan haykırsın erkekler, âvazları dünyaları tutsun, yer gök inlesin, yedi cihan şahit olsun; “Eveeeeet, bugün kadınlar(ımız) için şunları şunları şunları yaptık, herbirine dünyanın en değerli varlıkları olduğunu hissettirdik hem de sonsuza dek, onlarla gurur duyduk, onlara güvendik inandık, onlara gönlümüzün en güzel kuytularından fışkıran güller armağan ettik, onları delicesine sevdiğimizi defalarca söyledik yüzlerine, onlarsız bir hiç olduğumuzu itiraf ettik”... Fazla mı hayalci oldu dersiniz ? Yazının duygusal boyutunda ayar tutturamadık mı diyorsunuz ? Bu kadar da uçulur mu, nerede böylesi erkek(ler) mi demek istiyorsunuz ? Belki de haklısınız.. Ama, eğer bu dünya bir gün yaşanabilecek, güzelliklerle dolu, barış ve insan(cıl)lıkla donanmış bir dünya olacaksa, ancak bu hayallerin gerçekleşmesiyle olacak bu. Bu hayalleri de biz gerçekleştireceğiz, biz erkekler : ben, sen, o, biz, siz, onlar... Bu hayalleri biz erkekler, kadınlarımızla birlikte, onlarla elele, kol kola, omuz omuza gerçekleştireceğiz.

Anektodlar

Churchill, Avam Kamarası’nda konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill’e kızgın kızgın şöyle seslenir: -Eğer karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım. Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: -`Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.

olacağız ? Olayları sadece bir film gibi mi izleyeceğiz yoksa aktörler biz mi olacağız ? Neden biz olmayalım ki ? Biraz da onlar bizi seyretsin. O halde ne yapabiliriz ? Siz ister inanın, ister inanmayın ama gücünüz farkında değilsiniz. Onlarla aranızda çok büyük bir fark var, onlar için ölüm yokluk demek, bizim için bir başlangıç demek. O halde onlar bugün için yaşıyorsa biz yarın için yaşayacağız. Onların dini imanı para. Paralarına dokunuldu mu, sanki bebeğin elinden emziği alınmış gibi feryadı koparıyorlar. Elimizdeki en büyük koz boykot. Eğer bunu bir uygulayabilsek çok şey değişecek. Belki duymuşsunuzdur. Stephane Hessel Alman Yahudi asıllı bir Fransız. Fransa’nın İsrail eski büyükelçisi. Adam tam bir beyefendi ve insan hakları savunucu. 80 yaşını geçmiş. Her fırsatta Filistin halkının hakkını savunuyor. Geçen günlerde 30 sayfalık bir kitap yazdı. 1 milyondan fazla satış yaparak rekor kırdı. Adam kitabında kısaca diyor ki “Ayağa kalkın, kendinize gelin, uyuşuk olmayın, itiraz edin, her şeyi kabullenmeyin”. Eskiye nazaran yeni insanların vurdumduymazlığından yakınıyor. Sıkı bir İsrail boykotçuluğu yapıyor. İsrail’den gelen ürünleri almamaya katıldğı için siyonist kurumları tarafından mahkeme verildi. Onunla birlikte yeşiller senatrisi Alima da bundan nasibini aldı. Baskılar o kadar arttı ki, şimdi Yeşiller bu kadını yeniden aday göstermemeye çalışıyor.

Onlar olmadan bizim de olmayacağ��mızı, her zaman bir yanımızın ve birazımızın eksik kalacağını bilerek, sadece ve sadece kadın-erkek birlikteliğinin bu dünyayı yaşanılır kıldığının bilincinde olarak gerçekleştireceğiz bu düşü. “Elbette ki sevgilim elbet” dediği gibi şairin, biz olmasak da çocuklarımız, onlar olmasa da torunlarımız görecek bu şanlı günü; o gün koskoca bir düğün olacak dünya, şenlik olacak, bayram olacak... Ve inanın bana, bir gün mutlaka olacak bu. Bir gün gelecek, dünyayı kadınlar yönetecek; evleri, şehirleri, ülkeleri, şirketleri, uluslararası kuruluşları hep kadınlar yönetecek. İşte o gün olacak dünyanın kurtuluşu, insanın ve insanlığın kurtuluşu; gerçek barış o gün gelecek dünyamıza, gerçek sevgi, gerçek aşk, gerçek tutku, gerçek insan.. Biz de işte ancak o gün utanmayacağız erkek olduğumuzdan...

Söylenesi Türküler / Şarkılar Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor Şu sılanın, ufak tefek yolları, Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri. Tepeden tırnağa şehir güleri, Yiğidim aslanım burda yatıyor. Bugun efkarlıyım açmasın güller, Yiğidimden kara haber verirler. Demirden döşeyin taştan sedirler, Yiğidim aslanım burda yatıyor. Ne bir haram yedi ne cana kıydı, Ekmek kadar temiz su gibi hayrı. Hiç kimse duymadan hükümler giydi Yiğidim aslanım burda yatıyor. -Zülfü LİVANELİ-

Bunun yanında birçok ünlü insan mahkeme verildi. Kayserberg belediye başkanı kendi kendini şikayet ederek boykota katıldığını duyurdu. Ama biz ne yapıyoruz. “Aman canım, bu da bir şey mi ? Boş şeyler bunlar, her şey onlara ait, yediğimiz, içtiğimiz, aldığımız nefes onlara ait” !!! Yok kardeşlerim yok. Kendiniz bu kadar vurdumduymaz hale getirmeyin. Kendinizi bu kadar küçük görmeyin. Başlayın bir yerden gerisi gelir. Almayın onların ürününü. Mümkün olduğu kadarını yapın. Bir kaka kola içmeseniz ne olur ki sanki ? Ama onlar için çok şey değişir. O zaman işte güç sizde olur.

Türk Derneklerine Çağrı Bildiğiniz gibi her sene terör yanlıları, terörist başının serbest bırakılması için Strasbourg’da yürüyüş yapıyorlar. Kendilerince demokratik taleplerini dile getiriyorlar. Yapsınlar bakalım, demek ki batıda katili övmek serbestmiş. Peki biz neden susuyoruz. Binlerce ölen evladımız için neden bir şey yapmıyoruz. Her sene tüm Avrupa’dan gelecek insanlarla Avrupa Binası’na kadar neden yürümüyoruz ? Ölen yiğitler bizim evlatlarımız değil mi ? Yoksa onları da mı siyasi ayrılıklarımıza kurban edeceğiz. Tek yapmamız gereken yılda bir defa batılılara gerçeği göstermek. Kim katil, kim kurban göstermek gerek. Peki var mısınız böyle bir yürüyüşe ?


e-mail: info@objektifgazete.fr

Kayhan KARACA Yorum - Analiz

Ne Olacak Bu Türk-Fransız İlişkilerinin Hali?

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye’ye “büyük jest” yapıp 25 Şubat Cuma günü Ankara’ya tam beş saatlik bir ziyaret gerçekleştirdi. Kırmızı halılarla karşılandı, ne de olsa Türkiye’ye ve insanına beş saatlik ziyaretiyle büyük lütufta bulunmuştu. Ziyaret çok kısa olsa da ilginçti. Sarkozy, resmi olarak G20 dönem başkanı şapkasıyla gelmişti. Fransa’nın dönem başkanlığı programı için Türk hükümetinden destek istemeye ve Arap ülkelerinde meydana gelen son olaylar hakkında Türkiye’nin görüşlerini almaya gelmişti. Ancak bir cumhurbaşkanının işi gücü bırakıp beş saatlik bir ziyaret için gidiş-dönüş altı saatlik uçak yolcuğu yapmasını anlamak oldukça zordu. Yoksa ziyaretin G20 ötesi bir boyutu da mı vardı? Fransa-Türkiye ilişkileri, her ne kadar her iki tarafın diplomasileri tersini kanıtlamaya çalışsa da, siyasal planda parlak sayılmaz. Aslında ilişkiler Sarkozy öncesinde 2000’li yılların başlarında kötüleşmeye başladı. Bu konuda tetiği çeken, Fransız parlamentosunun Ocak 2001 tarihli “Ermeni soykırımı” yasası oldu. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 1995 yılında iktidara geldikten sonra Türkiye’nin AB sürecine köstek olmamıştı. Fakat Fransa’nın, bu desteğin karşılığını Türkiye’den ihale bazında alamadığından yakınıyor, Ankara’ya perde arkasından “Ben size asansörü yolluyorum ama geri gelmiyor” mesajı gönderiyordu. Ankara’dan “yeterli” karşılık alamayınca da Fransa’da yıllardır “soykırım” yasası için lobi yapanların önünü tıkamak amacıyla özel çaba sarf etmedi. Ermeni lobisinin parlamenterleri 2006 yılında da “soykırımı inkarın cezalandırılmasını” öngören yeni bir yasa tasarısını Ulusal Meclis’te oylatmayı başaracaktı. Sarkozy’nin de mensubu olduğu Fransız merkez sağı için Türkiye konusundaki ikinci kırılma noktası 2002 yılında gerçekleşti. Aşırı milliyetçi Fransız lider Jean-Marie Le Pen, beklenmedik biçimde Sosyalist Parti adayı Jospin’i saf dışı bırakıp cumhurbaşkanlığı seçiminde Jacques Chirac’ın karşısında ikinci tura yükselecekti. Le Pen, Türkiye’nin AB üyelik sürecini AB’nin kafasına vurmak amacıyla seçim kampanyasında kullanmaktan kaçınmamış, Fransızları Türkiye’yle korkutarak bolca oy toplamıştı. Fransız merkez sağı o tarihten itibaren Türkiye konusunu “aşırı sağın eline bırakmamak” gerektiğini düşünmeye başlayıp, tavır değiştirdi ve net ifadelerle Ankara’nın üyeliğine karşı çıkmaya başladı. Bugün dahi itiraf etmekte zor-

landıkları gerekçeleri ise “Biz yapmazsak aşırı sağ yapacak” oldu. Türkiye’nin AB süreci konusunda Ankara-Paris hattında ipler Fransız halkının 2005 yılında AB Anayasası’nı referandumla reddetmesiyle tamamen kopma noktasına gelecekti. AB-Türkiye ilişkileri –alakası olmasa da- referandum öncesi yine bolca işlendiğinden, sadece merkez sağda değil aynı zamanda merkez solda da, “AB’nin Fransız kamuoyundaki imajını kurtarmak” adına Ankara’nın üyelik sürecine karşı sesler yükselmeye başladı. Fransa’da AB projesinin taşıyıcısı olan merkez sağ ve merkez sol partiler içinde, Türkiye’nin olası AB üyeliğiyle birlikte Fransa’nın AB içindeki ağırlığının tamamen kaybolacağına olan inanç Ankara aleyhine işler oldu. Tüm bunlara, Fransa’daki laik elit kesimlerin “islamcı-muhafazakar” olarak adlandırdıkları Türk hükümetine yönelik mesafeli yaklaşımı da eklenince bugünkü tablo ortaya çıktı. Bu tablo Sarkozy’ye 2007 yılında miras kaldı. Oportünist ve popülist siyasetçi kimliğiyle tanınan Sarkozy de bu mirası değerlendirmekten kaçınmadı. Sarkozy aslında Türkiye kartını daha 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçim kampanyasında kullanmaya başlamıştı. Seçimden birkaç hafta önce Fransız televizyonunda canlı yayında rakibi Sosyalist aday Segolene Royal’e “Eğer cumhurbaşkanı olursam Türkiye konusu tartışmaya açacağım ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkacağım. Bunun demokrasi veya Müslümanlıkla alakası yok, Türkiye'nin Küçük Asya’da olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin üyeliğini isteyenler politik Avrupa’ya karşılar… Kapadokya’da yaşayanlara Avrupalı olduklarını anlattığınızda tek bir şey yapmış olacaksınız, o da İslamizmi kuvvetlendirmek olacak… Türkiye laik ülke de olsa Küçük Asya ülkesi. Ben ilkokula giden Fransız çocuklarına Avrupa’nın sınırlarının Irak ve Suriye olduğunu açıklayamam. Kürdistan sorununu da Avrupa sorunu yaptığımızda pek ilerlemiş olmayız. Avrupa’yı öldürerek dünyada istikrarı pekiştireceğimize inanmıyorum. Politik Avrupa’nın muhalifleri Avrupa’nın sınırsız genişlemesinden yanalar. Çünkü sınırsız genişleme politik Avrupa’nın gerçekleşmesini engelliyor. Ben politik Avrupa’dan yanayım. Dolayısıyla Türklere ‘Avrupa’yla ortak olacaksınız, sizinle ortak pazar kuracağız ama Küçük Asya'da olduğunuz için AB üyesi olamayacaksınız’ denilmesini tercih ediyorum” demişti. Bu ifadeleri bir nebze affettirmek amacıyla, seçilişinin hemen ardından 29 Mayıs 2007’de diplomatik konulardaki baş danışmanı Jean-David Levitte’i apar topar Ankara’ya gönderecek ve “Ermeni soykırımını inkarın cezalandırılmasını öngören yasa tasarısının Senato gündemine gelmesini engelleyeceği” sözü verecekti. Fransız hükümeti bu sözünü tuttu ve Aralık 2008’de yaptığı açıklamayla, tasarının Senato gündemine getirilmesine karşı olduğunu resmen ilan etti. Ancak tasarının gelecekte gündeme gelmeyeceği konusunda kimse güvence veremiyordu. Seçilmeden önce Fransa’daki Ermeni topluluğuna “soykırımı” inkarın cezalandırılmasıyla ilgili ek vaatlerinde bulunan Sarkozy, bu tavrı nedeniyle, ülkesindeki Ermeni kökenlilerden sert eleştiriler alacaktı. Fransa ile sorunlar Ermeni meselesiyle sınırlı değildi. Sarkozy iktidara gel-

Mart / Mars 2011 * N° 58 dikten sonra geliştirilen Akdeniz İçin Birlik projesi de Paris-Ankara hattında pürüzlere neden olacaktı. Projeyi ilk etapta ve haklı olarak elinin tersiyle iten Ankara’yı ikna etmek Sarkozy açısından kolay olmadı. Ankara’ya tavizler verilmesi gerekti. Bu amaçla Mayıs 2008’de Avrupa İşleri’nden sorumlu bakan Jean-Pierre Jouyet Ankara’ya gönderildi. Ankara projeye, AB üyeliğine alternatif olmayacağının açıkça ifade edilmesi ve Başbakan Erdoğan ile Sarkozy arasında Paris’te Akdeniz İçin Birlik zirvesi öncesinde başbaşa 45 dakikalık bir görüşme yapılması karşılığında yeşil ışık yakacaktı. Sarkozy o güne kadar Erdoğan’la sadece Eylül 2007’de New York’ta BM genel kurul toplantıları paralelinde görüşmüş, bu görüşmede iki lider “taraflar arasındaki anlaşmazlıkların ortak yönetimi” konusunda mutabakata varılmıştı. Fransızlar, “Anlaşmadığımız noktalarda anlaştık” diyor, bu söylemin Ankara tarafından da benimsenmesinde ısrar ediyordu. Bu gergin ilişkiler nedeniyle son yıllarda Türk pazarında pay kaybetmeye başladığının farkına varan Fransa, Ankara’yı yumuşatmanın yollarını aramaya başladı. Ankara’nın en hassas olduğu konuların başında PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerinin geldiğini herkes biliyordu. Fransız terörle mücadele birimleri 2007 yılından itibaren ülkedeki PKK unsurlarına yönelik operasyonlar düzenlemeye başladı. Operasyonlar Fransız yazılı basınında geniş yer alıyordu. Buna rağmen Fransız topraklarında gerçekleştirdikleri eylemler nedeniyle gözaltına alınan PKK militanlarının birçoğu teker teker serbest bırakılacaktı. Serbest bırakılanlardan kimilerinin Kandil’de olduğu söylendi. Fransız basını ise gözaltına alınan PKK’lılardan bazılarının Fransız kontr-espiyonaj birimleriyle doğrudan ilişkili olduklarına dair haberler yayımlıyordu. Hatta bazılarının Fransa’da Sarkozy’ye yakın, bakanlık yapmış bir siyasiyle görüştükleri de yazıldı. Fransa PKK operasyonlarıyla “jest” yaptığı imajını vermeye çalışıyor, Sarkozy yönetimi Ankara ile yeni bir sayfa açmak istiyordu. Ankara tarafından “ahlaksız teklif” olarak algılanan “imtiyazlı ortaklık” terminolojisi artık pek dillendirilmiyordu. Bunun yerine 2008 yılından itibaren “İçini beraber dolduracağımız yeni bir ortaklık kuralım” deyişi geliştirilmeye başlandı. Fransa, “Avrupa içinde bir Türkiye” değil, “Avrupa ile beraber bir Türkiye” diyor ama bunun ne anlama geldiğini açmıyordu. Ankara ise Paris’in hukuki ve ahlaki açıdan hiçbir gerekçe göstermeksizin AB ile Türkiye arasında yürütülmekte olan katılım müzakerelerinin beş başlığını tek taraflı olarak askıya almasına ateş püskürüyordu. Ahmet Davutoğlu, 19 Aralık 2008’de Fransız Senatosu’nda katıldığı bir toplantıda Fransız parlamenter ve diplomatlarının suratına dobra dobra “Türk-Fransız ilişkilerinin, ‘İkili’, ‘Bölgesel ve Küresel’ ve ‘AB’ olmak üzere üç temel ayağı var. AB ayağını unutup, sadece diğer planlarda iyi ilişkiler beklemeyin. Bu yaşamaz” diyecekti. Bu arada Fransa’da bir de “Türkiye Mevisimi” gerçekleşti. Karar Jacques Chirac’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında alınmıştı, ancak Sarkozy ve ekibi, normal şartlarda bir yıl sürmesi ve “Türkiye Yılı” olarak adlandırılması gereken etkinliği yedi-sekiz aylık sönük bir

O

25

etkinliğe dönüştürdü. Etkinliklerin finansmanında ve sergi malzemelerinin gümrük işlemlerinde sorunlar yaşandı. Fransa’da yaşayan yaklaşık 450 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ufak tefek yankı uyandırmayan birkaç etkinliğin dışında saf dışı bırakıldı. Halbuki sokaktaki Fransız Türkiye’yi, komşusu olan, aynı toplumda beraber yaşadığı Türk kökenlilerden öğreniyor, görüyordu. Etkinlik için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ekim 2009’da Paris’e düzenlediği ziyaret Fransız basını tarafından “diplomatik skandal” olarak yorumlandı. Le Monde ve Liberation gazeteleri, Fransa’nın Gül’e “düşük profilli protokol” uyguladığını yazdı. Sarkozy, Paris Grand Palais’deki “Bizans’tan-İstanbul’a” sergisinin açılışına sadece 12 dakikalığına katılmış, içeriye kamera aldırmamış ve serginin küratörü Nazan Ölçer Fransızca bilmediği gerekçesiyle, sergiyi kendisine anlatmasını engellemişti. Türk edebiyat dünyasının Paris Kitap Fuarı’na onur konuğu olarak daveti dahi engellenecekti. Ankara bunların hiçbirine ses çıkartmadı, olmamış gibi davrandı. “Türkiye Mevisimi” Fransa’daki Türkiye ve Türk algısını değiştirmeye yetmedi. Fransa’daki siyasal ve sosyal konjonktür nedeniyle etkinlikleri gelecek yıllara ertelemek Ankara’da kimilerinin aklına gelmiş olsa da, bu kesimler azınlıkta kaldı. 2015’li yıllara doğru kullanılsa çok daha etkili olabilecek bir fırsat böylelikle çarçur edilecekti. Türkiye son bir-iki yıldır Fransa’da daha görünür hale geldiyse bunu tam bir fiyasko olan “Fransa’da Türkiye Mevisimi” etkinliğine değil, ekonomik göstergelerine, AB’ye karşı daha özgüvenli politika izlemesine ve Ortadoğu’da yükselen imajına borçlu. Fransa ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi şu an 1112 milyar Euro civarında seyrediyor. İki ülkenin ekonomik cüssesi, kalkınmışlık düzeyi, coğrafi konumu ve Fransa’da yaşayan Türk kökenlilerin sayısı hesaba katılırsa, olağanüstü düşük bir rakam. Sarkozy-Erdoğan ikilisi bu rakamı 2012 perspektifinde 15 milyar Euro’ya yükseltmek niyetindeler. Sarkozy Türkiye ile özellikle sivil nükleer, enerji ve altyapı projelerinde sadece Türkiye’de değil aynı zamanda Orta Asya’da işbirliği istiyor. Bir diğer deyişle Ankara’ya “Beni Orta Asya’ya taşı” diyor. Karşılığında da Türkiye’ye Afrika pazarında ortaklık öneriyor ve Türk şirketlerini Fransa’ya yatırıma davet ediyor. Ankara, AB gibi temel bir konuda gerginlik devam ederken, hiçbir şey yokmuş gibi Paris ile ekonomik ve ticari ilişkilere ne yön verecek hep beraber göreceğiz. Sarkozy gelecek yıl Nisan ayında yeniden Cumhurbaşkanlığı seçimine girecek. Bu yılın ikinci yarısından itibaren de büyük olasılıkla seçim kampanyasında olacak. Dolayısıyla Fransız halkına “Türkiye’yi AB penceresinden pazarlaması” olağanüstü zor, taktik nedenlerden ötürü mümkün değil, zaten istese de yapamaz. Sonuç olarak Türk-Fransız ilişkilerinde şimdi oturup hesap yapma zamanı. İlişkileri, özellikle ekonomik ve ticari planda ilerletmek her iki taraf için de avantajlı ve gerekli. Burada sorun, tarafların bu ilişkinin ilerlemesi karşılığında birbirlerine ne verip ne alacakları…


26

O

Mart / Mars 2011 * N° 58 SEVDİĞİM

KAPALI KUTU Mahsun tavırlarla yanıma geldin Şen kahkahalarla yüzüme güldün Değişti tavırların kediye döndün Bir kapalı kutusun seni bilemem kadın

kadın

Yanakların al al kırmızı bir yüz Utangaç tavrın da sanki bir öksüz Çatık kaşlar altında simsiyah bir göz Açtı sineme derin yaralar kadın

Nerede kaldı yaşadığımız o tatlı anı Yıllar sonra oldun bir engerek yılanı Bana vaat ettiğin sözler hani Türlü türlü yalanları karşımda sıralar kadın

Gözlerin yay gibi kalbimi hedef aldı Kirpiklerin zehirli ok sineme daldı Bir tebessüm edişin aklımı çaldı Ondan sonra ben giydim karalar kadın Ben seni sevdim aşkına taparcasına Gönlüme köşkler saraylar yaparcasına Neden bağlarımı çözdün koparcasına Ben senin düşüncelerini bilmedim

Gölünde yeşil ördek havada kaz gibi Öfken kışa benzer gülüşün yaz gibi Bahr-i ummanda sanki deniz gibi Bazen sakin bazen dalgalısın kadın

Gönlüme girdin kalbime koydun dinamit Benliğim sarsıldı yaşamam bir ümit Viran ettin Yılmaz’ı oldun mu fit Sen de ben de giydik karalar kadın. Yılmaz ÜNAL / Selestat

İŞTE BEN YABANGÜLÜ yaban ellerinde solmadan açan bir çiçek, yani ben yabangülü bazen yaşıyorum bazen de ölü ruhum gurbet mezarlarında hasret çukurlarında gömülü attılar beni gavur Almanya’nın ortasına gizli gizli karanlık gecelerde gidip nöbetçi durdum sevdiklerimin kapısına insan bu kadar mı vicdansız olur aynı karında yattığı, ana bir, baba bir bacısına yavaş yavaş ölüyorum sanki, kalbim dayanamayacak artık bu hasret acısına hasretin kitabını bir gecede bin sayfa yazdım da bitmedi ne belalı başım varmış, gurbet elde çektiğim çileler hâlâ gitmedi hayalleri geldi yanıma da, sarılıp da bir kez beni doya doya öpmedi

e-mail: info@objektifgazete.fr

Yar senin yüzünden ben neler çektim Eller duydu sen duymadın sevdiğim Ağladım ardından, gözyaşı döktüm Eller duydu sen duymadın sevdiğim. Bağırdım çağırdım varmadı sesim Tâkatım kesildi, bitti nefesim Sıktı, hırpaladı geçen her mevsim Eller duydu sen duymadın sevdiğim. Ben senin aşkından her gün ağladım Senin için yüreğimi dağladım Nice güzellere gönül bağladım Eller duydu sen duymadın sevdiğim. Seni ben sevmiştim yâd eller aldı Üçtepe derdinden dertlere daldı Başıma gelmeyen haller mi kaldı Eller duydu sen duymadın sevdiğim. Mehmet ÜÇTEPE Colmar, 03,11,2007

dört duvar evime kendimi hapsettim ne kapıyı açasım ne de çalan telofona bakasım var saçımı başımı yola yola, avaz avaz bağırıp, yettin gayri kader canıma diyesim var iflah olmam ben artık arkama bakmadan dönülmez diyarlara sürgüne gidesim var unuttular beni ne ararlar ne de sorarlar rüyalarında görseler öldüğümü, vah demeden hayra yorarlar varsam yanlarına kapıyı açmaz, beni gerisin geri gurbetin buzdan soğuk kucağına geri kovarlar içimdeki yaşama sevincim öldü umutlarım hayallerim geleceğim söndü yalan dünya sadece benim için mi yıllardır acılı döndü öldürdü ruhumu, karanlık gecelere beni şair diye gömdü. Ayşe ŞAHİN / Karlsruhe, 21.09.2010)

Arzu ile Kamber’in Öyküsü (3) Anlatan : Nadi GÖÇER

Yazan : Mahmut BİLEN Arzu evine gittikten sonra annesi kızım seni ağalara paşalara vereceğim, ben de zengin itibarlı olanların kaynanası olacağım diyerek iyi bir hayat süreceğim diye umut eder ve o hayale kapılır.

SEVGİLİ Terkettim her güzeli yandım senin aşkına Bu gün bile muhtacım sende olan ışığa Yine doğum gününde zor gelir mi aşığa Binlerce kutlu olsun doğum günün sevgili Ümmetin boynu bükük senin yolunu gözler Dillerden dökülüyor zatına yakışan sözler Aşıklar aşkın arar kavrulur yanar özler Binlerce kutlu olsun doğum günün sevgili Mekke’den doğdu güneş yüreğimi ısıttı Gam keder yüküm vardı başımızdan dağıttı Ağladığım en güzel sana olan ağıttı Binlerce kutlu olsun doğum günün sevgili Bugün her yer şenlendi bir bayram yaşıyorum Sevinçten yüzüm güldü kükreyip taşıyorum Tut elimden sevgili haddimi aşıyorum Binlerce kutlu olsun doğum günün sevgili Ravzandan uzaktayım engel var gelemedim Sana layık sünnetle ümmetlik edemedim Huzuruna vardım da nur yüzü göremedim Binlerce kutlu olsun doğum günün sevgili Güller rengini senden kokuyu senden aldı Karanlık çağdan çıktık aydınlık nura daldı Bindörtyüz iki yıldır boynumuz bükük kaldı Doğum günün kutlu olsun alemin sevgilisi Hasan KARAKAYA 14 Şubat 2011 Strasbourg

İki aileyi de bilen yaşlı bir adam gelir der ki, siz bu işi yanlış yaptınız. Bu yaptığınız hak âşıklarına ezadan cezadan başka bir şey değil der. Yüz tane at getirseniz yüz tanesinin de beli kırılır der. Bunu yapmasaydınız iyi olurdu ama bunu ancak Kamber tay götürür der.

O arada Arzu’yu isteyenler çıkmaya başlıyor. Ama Arzu’nun annesi elini çabuk tutuyor ve ırmağın öbür tarafında kalan zengin bir ağanğn oğluna Arzu’yu sözlüyor. Bu sırada karşı tarafta hemen düğün hazırlığına başlıyor.

Kamber tay Kamber’in atı Kamber Pir Gayıb’ın yanında, duyan az, iş ona düştü, Kamber bulunacak. Sonunda Kamber’i bulurlar, atı almak için ama Kamber vermek istemez. Ama çok ısrar ederler, sen o evde yedin içtin, hiç mi hatırları yok, ağır sözler söylerler. Kamber yalnız atın başını köprüye kadar « Hey kavaklar kavaklar-ben çekerim der, onlar da kabul ederler. birbirinden savaklar---Kamber atını alır, gelir Arzu’yu atın üstüArzu’mun al yanağını--ne bindirirler. Atı süslerler, Kamber birkaç incitmeyin duvaklar--saat atın başını çeker köprüye yaklaşana kadar.

Kamberse yine arkadaşı coban olan Pir Gayıb’ın yanına gidiyor ve onun yanında yiyip içiyor, onun yanında kalıyor. Kamber’din sesi güzel, elinde kırık bir saz var ; saz söz ilerlemiş. Pir Gayıp da çok meraklı ; biraz da çocukluk arkadaşı olmanın ötesinde saz söz merakı, birliği var ; onun için birbirlerinden ayrılamiyorlar da.

Kamber köprüye yaklaşınca başlıyor acı acı türkü söylemeye. Yol boyunca uzun uzun selvi kavaklar varmış. O kavaklara bakar ve başlar söylemeye.

Mahmut BİLEN mbilen@web.de

Kamber arkadaşı Pir Gayıb’ın yanında yani çobanlık yapıp dağda yatıp kalkıp kendisini rahat hissediyor. Akşam olunca koyunları ağıla kapattıktan sonra diğer çobanlar da yanlarına geliyorlar. Bu arada 2 hafta kadar zaman geçmiş, bunlar çalıp çağırıp söylerken Arzu’yu isteyen ağa da hemen düğün yapıp Arzu’yu götürmek ister ve düğün hazırlıklarına başlar. Üç gün beş gün koçlar kesilir, kınalar yakılır, halaylar çekilir. En son birgün Arzu’yu almaya gelirler. Güzel bir at getirirler gelini –Arzu’yu almak için. Arzu’yu gelinlik içinde eli kınalı, yüzü duvaklı ata bindirirler. Eve götürmek için yola çıkarlar. Köyün dışına çıkınca atın beli kırılır. O köyden başka bir at alırlar, biraz gittikten sonra o atın da beli kırılır, yani Arzu’nun bindirildiği ikinci atın.

hey hengiler hengiler-birbirine dengiler--Arzu’mun topuğunu-incitmeyin--üzengiler---

Yel eser kum savrulur--cihan başıma devrilir-eğil bir yol öpeyim Arzu-yol gedikten ayrılır »

Arzu gelin gidiyor ama Arzu’nun aklında Kamber var. Bir ara Arzu eğiliyor ve Kamber de hemen Arzu’yu öpüyor. Bunu gören gelinin etrafındaki seymenler, orada akraba olan var ; Kamber’e bir güzel dayak atarlar. İndirin şunun atından, bunun atı da lazım değil kendi de derler. Atı da bırakırlar, yaralı bereli Kamber’i atarlar oraya. Zaten köye yaklaşmışlar, yürüyerek köye varırlar. Arzu’yu gerdek odasına koyarlar. Kamber de Pir Gayıb’ın yanına gider. ( Devam edecek )


e-mail: info@objektifgazete.fr

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

27

Ouver ture le 3 de vot re nou Janvier 20 11 veau m de car agasin relage et cui sine à CO

LMAR

Şahabettin BAKAR Tel. : 00 336 03 40 28 09

1790€

(ensemble meubles + électroménager)

Paiem ent en pl

usieurs fois SAN S FRAI S *

jusqu’à

50% de remise

(sur les modèles sur mesure)

Livraison offer te Devis gratuit M u l t i m u r s - 4 2 ru e d e s p a p e te r i e s 6 8 0 0 0 CO L MA R Té l : 0 3 8 9 2 4 1 4 3 4 - Fa x : 0 3 8 9 2 4 0 1 3 5 E m a i l : m u l t i m u r s @ o ra n g e. f r - S i te : w w w. m u l t i m u r s. f r Ho ra i re s d ’o u ve r t u re d u m a g a s i n : D u l u n d i a u ve n d re d i d e 9 h à 1 2 h e t d e 1 4 h à 1 9 h Le s a m e d i d e 9 h à 1 9 h * U n c ré d i t vo u s e n g a g e e t d o i t ê t re re m b o u r s é. Vé r i f i e z vo s c a p a c i té s d e re m b o u r s e m e nt ava nt d e vo u s e n g a g e r.

S o u s ré s e r ve d ’a cce p t at i o n d u d o s s i e r p a r S O F E M O 3 4 , ru e d u Wa c ke n 6 7 9 0 7 St ra s b o u rg ce d ex 9 - S . A . a u c a p i t a l d e 1 1 0 5 0 0 0 0 € R . C . S . St ra s b o u rg B 3 3 9 9 4 3 6 8 0 - O R I A S N ° : 0 7 0 2 5 3 6 7 . Le co û t to t a l d u c ré d i t e s t p r i s e n c h a rg e p a r vo t re m a g a s i n M U LT I M U R S . Au c u n ve r s e m e nt d e q u e l q u e n at u re q u e ce s o i t, n e p e u t ê t re ex i g é d ’ u n p a r t i c u l i e r, ava nt l ’o b te nt i o n d ’ u n o u p l u s i e u r s p rê t s d ’a rg e nt.


28

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

29


30

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

OKUL AİLE BİRLİĞİ VE 23 NİSAN ŞENLİKLERİ Birkaç yıldır eğitim, sosyal ve kültürel konuları içeren etkinliklerin yok denecek kadar az olmasından hareketle, “Communauté Urbaine de Strasbourg (CUS)” de bulunan sivil toplum kuruluşlarının tamamının yönetimde yer alacağı, yapılacak her türlü etkinliklerde bir ve beraber olarak yer almak için, yeni bir Okul Aile Birliği Derneği kurulması yoluna gidildi.

e-mail: info@objektifgazete.fr

mitesi” tarafından hazırlanmış ve yine bir ilk olarak, daha önce kapalı alanlarda yapılan kutlamalar, açık havada yapılmıştır. Bu yıl da, yönetiminde değişik derneklerin yer aldığı ve kutlamalarda başka derneklerin de yer alacağı kutlamalar, yine açık havada yapılacaktır. Bu seneki Kutlama Komitesi şu isimlerden oluşmaktadır :

de Strasbourg (CUS) sınırları içinde yer alan tüm derneklerimizin ortaklaşa işbirliği ve iş adamlarımızın sponsorluğunda üç bine yakın vatandaşımızın katılımı ile bir şenlik havası içinde kutlanarak iyi bir birlik ve beraberlik örneği verilmişti. Bu durum Strazburg’da yaşayan Türk toplumuna, Fransa kamuoyu nezdinde çok olumlu görünürlük kazandırmıştı. Bu yıl da aynı başarıyı birlik ve beraberlik içinde yakalamak için çalışmalar, yazışmalar ve görüşmeler hız kesmeden devam etmektedir.Dernek yönetimi olarak, önümüzdeki günlerde söz konusu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerinde sponsor olacak kişi ve kurumlara tanıtım ve destek isteme ziyaretleri yapılacaktır.

Fransızca ismi “Maison des Enfants” olan bu Okul Aile Birliği Derneğinin tüzüğü, 25.10.2010. Tarihinde 15.02.2011… mahkemece onaylanarak resmiyet kazanmıştır. Dernek yönetimi ve üstlendikleri görevler şu şekilde oluşmuştur.

Derneğimiz, başta T.C. Strazburg Başkonsolosluğu himayesinde, Eğitim Ataşeliği işbirliğiyle ve diğer tüm kurum ve kuruluşlarla ortaklaşa eğitim, kültür, sosyal konularında pek çok ekinliği gerçekleştirmeyi planlamaktadır.

1-Başkan: Semra BOZ 2-Başkan Yardımcısı: Murat ÖZDEMIR 3-Sekreter: Semiha ANMAÇ

Kültürel Bağlarımızı Devam Ettirmeliyiz

Henüz yeni kurulan derneğin önümüzdeki günlerde herkese açık bir bürosu, kolaylıkla ulaşılabilecek iletişim adresleri ile yapılacak ve yapılan etkinliklerin yer aldığı internet sitesi ile vatandaşlarımızın hizmetinde sınır tanımadan çalışmalarını sürdürecektir. Derneğin ilk ve çok önemli etkinliği, 2010 yılında dernek temsilcilerinin de katılımlarıyla T.C. Başkonsolosluğu’nda yapılan toplantıda, 23 Nisan 2011 tarihinde yapılması kararlaştırılan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olacaktır. Bu etkinlikler, 2010 yılında ilk defa çeşitli dernek temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan “Düzenleme Ko-

Aytekin BABAYİĞİT’in Öğrencileriyle Verdiği Konsere İlgi Büyüktü

Cojep’ten Murat Özdemir ve Abdullah Aydın, Eyüp Sultan Camisi’nden Cengiz Deleş, Ascok’tan Müslüm Ağdere, Cultur’ill derneğinden Harun Yıldırım ve bölgedeki Türkçe ve Türk Kültürü öğretmenlerinden Sebahat Oktay ile Gül Denizlerkurdu. Geçen yıl 8 Mayıs 2010 Cumartesi günü Parc de Citadelle’de yapılan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri, Communaute Urbain

İçlerinde bir de Fransız öğrencinin bulunduğu programa öğrenciler, aileleri, okul müdürü ve personeli katıldı.

Bilindiği üzere 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı UNESCO tarafından da tanınan bir bayramdır. Bu programı düzenleme amacımız yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye’yle kültürel bağlarının devam etmesini sağlayarak “milli benlik” bilincinin korunmasını sağlamaktır. Strasbourg Başkonsolosluğu’nun sorumlu olduğu bölgelerde yaklaşık 30 yerde gerçekleştirilecek olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şenliklerinin Strasbourg ayağında ziyaretçileri çeşitli canlı müzik gösterileri, şiir dinletileri, dans gösterileri ve halk oyunları gibi muhteşem etkinlikler bekliyor.

Besançon’daki Kültürlerarası Öğrenci Platformu Derneği Resepsiyon Düzenledi

Strasbourg ve çevresinin başarılı sanatçılarından, saz ustası Aytekin BABAYİĞİT, 19 Şubat 2011 Cumartesi günü, öğrencileriyle bir konser düzenledi. Ecole de Musique de Neuhof ’ta düzenlenen programda, BABAYİĞİT’in saz kursuna gelen öğrenciler, öğretmenleriyle beraber bir mini konser verdiler. Yaklaşık 50 kişinin katıldığı programda öğrenciler, öğrendikleri türküleri sazla icra ettiler.

Konser sonrasında kurslarla ilgi bilgi vererek « Bir Fransız müzik okulu olmasına rağmen saz derslerine rağbet oldukça fazla » diyen Aytekin BABAYİĞİT, « İlk sene 5 kişiyle başladığımız derslere bu üçüncü senede biri Fransız olmak üzere toplam 24 öğrenci katılmaktadır » açıklamasını yaptı. Biz de Türk kültürüne yaptığı katkılar dolayısıyla kendisini kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Besançon’daki üniversiteli gençler tarafindan kurulan Plateforme Interculturelle Etudiante (Kültürlerarası Öğrenci Platformu) adlı öğrenci derneği, Franche-Comté Üniversitesi bünyesinde bulunan Edebiyat Fakültesi, Préclin salonunda açılış resepsiyonu düzenledi. Açılış merasiminde öğrenciler birbirleriyle tanışmanın yanı sıra, daha önce kendileri gibi Besançon şehrinde eğitimlerini tamamlayan mezunların tecrübelerini de dinleme firsatı bulup, sunulan ikramları canlı müzik eşliğinde tatma imkânına kavuştular..

 ‘Plateforme Interculturelle Etudiante’ derneği Başkanı Fatih ÜNAL, açılış resepsiyonuyla ilgili olarak, « Yeni açılan bir dernek olarak farklı etnik kökenden 100’e yakın davetlinin katılımıyla gerçekleşen programda öğrencilerin birbirleriyle kaynaşarak mutlu bir şekilde ayrılmalarının kendilerini çok memnun ettiğini » söyledi. Ayrıca, Besançon gibi bir şehirde okurken farklı kültür ve değer standartlarında olan öğrencilere seminerler, konferanslar, söyleşi günleri ve çeşitli sosyal aktiviteler düzenleyerek, çokkültürlü topluma entegre olmalarına katkı sağlamak istediklerini ve özellikle üniversiteli öğrencilerin 90%’ının farklı şehirlerden geldiği kentte her türlü konuda öğrencilere destek olmaya çalışacaklarını dile getirdi.


e-mail: info@objektifgazete.fr

Sibel ALGAN’dan Önemli Açıklamalar T.C. Strasbourg Başkonsolosu Zeynep Sibel ALGAN, 18 Şubat 2011 tarihinde makamında kabul ettiği Objektif Gazete yöneticilerine, siz vatandaşlarımıza iletilmek üzere önemli açıklamalarda bulundu. Pasaport konusundaki son durum, yeni Konsolosluk binası, son ırkçı saldırılar, THY’nın Strasbourg seferleri gibi başlıklarda bilgiler veren ALGAN, özellikle son dönemde artış gösteren ırkçı saldırılara karşı vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırdı.

Mart / Mars 2011 * N° 58

(Pasaportu bitip de henüz başvuru yapmamış olanlar, Seyahat Belgesi ile gidip, Türkiye’den de yeni tip pasaport çıkartabilirler; bu da bir ihtimaldir, ancak Türkiye’deki bekleme süresinin de uzun olabileceğinin ve bu nedenle Fransa’ya dönüşün gecikebileceğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.) Başvuru esnasında vatandaşlarımızın mutlaka hatırlaması gereken iki önemli husus var : öncelikle iki adet biyometrik resim bulundurulacak; bir de, üzerinde vatandaşlık kimlik numarası (T.C. kimlik numarası ) yazılı nüfus cüzdanı. Bu ikisi olmadan işlem yapmak imkânsız. Bazı vatandaşlar bu numarayı öğrenmiş olabilir ama bu yeterli

Eski Pasaportlar Artık Uzatılmayacak Yeni Başvurularda Biyometrik Resim ve Vatandaşlık Kimlik Numarasına Dikkat !

İnsanlarımız soruyorlar, bir konuya açıklık getireyim. Diyelim ki pasaport henüz yoldayken, acil bir şey için Türkiye’ye gitmek gerekti, eski pasaportla bu mümkün mü diyorlar. Hayır, maalesef bu artık yapılamıyor, eskisi uzatılamıyor. Tek yapabileceğimiz, kendisine bir Seyahat Belgesi vererek tek yönlü gitmesini sağlamak olabilir ama bunun da dönüşünde sorun çıkabilir pasaport olmazsa. Bu durumda vatandaş pasaport başvurusu yaparken pasaportunu ailesinden bir başkasının alacağını söyleyebilir o kişinin ismini vererek, o kişi de pasaportu bizden teslim alarak Türkiye’ye ulaştırabilir. Tabii bunun da çeşitli sakıncaları olabileceğinden, en iyisi vatandaşlarımızın pasaport sürelerinin bitiminden bir süre önce, başvuru yapıp pasaportlarını bir an önce almalarıdır.

Fransa’da İlk Lisanslı Türk Menajer Faruk BEYAZ Menajerlik çalışmalarını Fransa’da sürdüren Faruk BEYAZ, Fransa Futbol Federasyonu’na bağlı, lisanslı ilk Türk menajer ünvanını aldı. BEYFA MENAJERLİK ismi altında faaliyetlerini sürdüren ve Türkiye’de Teknik Direktör Mehmet BİRİNCİ ile birlikte çalışan Faruk BEYAZ, 2011 yılının Ocak ayında aldığı bu lisans ile alanındaki ilk Türk olma sıfatına hak kazandı.

Yeni Konsolosluk Binası İçin Belediye’yle Satış Vaadi Anlaşması İmzalandı “Yeni Konsolosluk binamızı yapacağımız arazinin alımı konusunda, Strasbourg Belediyesi ile “Satış Vaadi Anlaşması” ( promesse de vente ) imzalamış durumdayız; bu imzalar 3 Şubat 2011 tarihinde atıldı. Önümüzdeki dönemde proje yapılacak, inşaat izni alınacak; biz de zaten proje için çalışmalarımızı başlatmış durumdayız. Normal şartlar altında, tüm işlemleri ve aşamaları tamamlayıp ( bu ülkenin prosedürüne göre bazı itiraz hakları gibi, askı gibi yasal süreler var ), inşaatın 2012 yılında başlamasını öngörüyoruz. Bu durumda umuyoruz ki inşaat 2013’te bitecek ve yeni yerimize taşınacağız. ( Avrupa Konseyi Nezdindeki Daimî Delegasyon’un kançılaryası da aynı yerde olacak.)”

“Vatandaşlarımızın son dönemlerin önemli konularından olan ırkçı ve yabancı düşmanı saldırılar hususunda biraz daha duyarlı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlarda yükselen ırkçı, Türk ve Müslüman karşıtı olaylarla ilgili olarak vatandaşlarımızın hem daha dikkatli ve uyanık hem de duyarlı olmaları gerekiyor. ‘Üzerimize tepki çekmeyelim, olayları büyütmeyelim’ diye düşünülmemeli; yarın sıranın kime geleceği belli olmaz. O nedenle daha duyarlı olmakta, örneğin bunlara karşı yapılabilecek toplantılara daha çok sayıda katılmakta fayda görüyorum. Eğer toplum böyle görünmez şekilde kalmaya devam ederse, bazı kötü niyetli insanlar, bu topluma karşı her şeyi yapma hakkını kendilerinde görürler.

Yeni tip pasaport almak için aranılan Çağrı Merkezi uygulaması da 21 Şubat 2011 itibariyle sona ermiş bulunuyor; bu merkez sadece bilgi verme amaçlı kullanılacak, buradan randevu alınamayacak. Randevular artık internet üzerinden alınabilecek; bunun için www. epasaport.gov.tr adresine girmek gerekmektedir. Bunun uygulaması da çok kolaydır; vatandaşlarımız hiçbir zorluk çekmeyeceklerdir.

Başvurudan itibaren, ortalama iki-üç haftalık bir bekleme süresinden sonra pasaport Başkonsolosluğumuza ulaşmış oluyor. Vatandaşlarımız bunu web sayfamızda yayınladığımız listeden takip edip, gelip pasaportlarını alıyorlar. Bunun nedeni de pasaport teslimatında bilgisayara işlemek zorunda olduğumuz bir uygulamadır; bu aşamada da bir formüler doldurulup imza alınmaktadır.

31

Irkçı Saldırılara Karşı Vatandaşlarımız Daha Duyarlı Olmalılar

“1 Ocak 2011 tarihi itibariyle, eski pasaportlar artık kesinlikle uzatılamıyor. Sadece, mevcut pasaportlardan geçerlilik süresi halen var olanlar, bu sürenin sonuna kadar geçerli kalmaya devam edecekler. Bunun dışında, eski tip pasaportlar artık ne uzatılıyorlar ne de yenileniyorlar. Bundan böyle yalnızca yeni tip e-pasaport uygulaması başlamış oluyor.

Başvuru yapıldığında ise genelde Strasbourg için iki-üç gün sonrasına randevu verilmektedir; henüz bu hususta bir sıkışıklık yoktur ( örneğin Almanya’da bu süre çok daha uzun olabilmektedir ).

O

T.C. Strazburg Başkonsolosu Sibel ALGAN değildir; mutlaka ama mutlaka nüfus cüzdanında yazılı olmalıdır. Yeni tip cüzdanlarda bu numara zaten mevcut; eski tip cüzdana sahip olanlar ise, pasaport başvurusu yapmadan önce yeni tip nüfus cüzdanı çıkartmak zorundalar. Pasaport randevusu sadece pasaport müracaatı içindir. Bu nedenle nüfus cüzdanını değiştirmesi gereken vatandaşlarımızın bu işlemlerini tamamladıktan sonra pasaport randevularını almaları, gereksiz zaman kayıplarını ve tartışmaları önleyecektir. Şunu da bildirelim vatandaşlarımıza; artık çocuklar için de ayrı birer pasaport almak zorunluluğu var, eskisi gibi anne ya da baba üzerine işlenme dönemi bitti. Bunu göz önünde tutarak başvuru yapmalı vatandaşlarımız. Pasaport cüzdan bedelleri eskiye oranla oldukça indirildiği için ( 65 €’dan 27 €’ya ), bunun bir problem teşkil edeceğini sanmıyorum. Bu konulara ilişkin bilgiler tüm derneklere ve basın organlarına gönderilmiş durumdadır...”

Gazetemizin spor sayfasında yorumlarını da okuduğunuz Faruk BEYAZ, 2015'in yıldız futbolcularını bugünden ortaya çıkarmak istediklerini söylüyor. Özellikle ailelerin iyi futbol oynayan, yetenekli gençlerini Türkiye ve Fransa’da spor hayatına kazandırmayı amaçlayan Faruk BEYAZ’ı kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Şimdiye kadar meydana gelen bunca olaya karşın, sadece tek bir olayın tek bir faili yakalandı; o da, kimsesiz, evsiz-barksız birisi ve bu olayı yapması için hiçbir nedeni de yok. Hiç olmazsa bazıları yakalansın ki, diğerlerinin de gözü korksun, cesaret edemesin.Basın da bunu sürekli gündemde tutmalı ki insanlar haberli olsun, bilinçlensin, kamera koymak gibi önlemler alsın...”

Türk Hava Yolları’nın Strasbourg Seferleri Konusunda Sonuç Alamıyoruz “Bilindiği üzere THY’nın Strasbourg seferleri bir süredir yapılmıyor. Biz bu konuda elimizden gelen gayreti göstermekteyiz; hattâ bu bölgenin Ticaret ve Sanayi Odası, Belediye Başkanı gibi kurum, kişi ve kuruluşlar da, sayın Mevlut Çavuşoğlu başta olmak üzere buraya gelen giden milletvekillerimiz de çok uğraşıyorlar ama bir türlü bir ilerleme kaydedemiyoruz maalesef bu alanda. THY ticarî bir kuruluş, onların da gerekçeleri var tabii ki ama biz de en azından bir cevap bekliyoruz, bir sebep göstermelerini istiyoruz ama bırakın sebebi, olumlu veye olumsuz bir cevap dahi gelmiyor. Bildiğiniz gibi, son olarak sayın Cumhurbaşkanımız bu konunun takipçisi olduklarını belirtmişlerdi; belki böylece bir sonuç alabileceğimizi ümit ediyorum ama artık bu konuda vatandaşlarımızda bir beklenti yaratmak istemiyorum...”

Faruk BEYAZ’a ulaşmak için : 06 19 04 68 93


32

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

Mutlu günlerinizi sevdiklerinizle bu köşede paylaşın.

e-mail: info@objektifgazete.fr

MUTLU GÜNLERİNİZ

Sinem & Halil'e mutluluklar dileriz. Foto Objektiften / Mustafa

Serpil ve Nadir'e mutluluklar dileriz. Foto Objektiften / Ömer

16 Şubat 2011 de dünyaya gelen Cengizhan'a ve Pakır ailesine ömür boyu mutluluklar dileriz. Objektif Gazete Deborah & Ersin E.E.O.S.


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

33


34

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

Serife Organizasyon

A’dan Z’ye organizasyon Dügün arabasi Foto & Kamera Dekorasyon Orkestra Palyaço Yemek Pasta & Tatli Servis Temizlik...

Siz, en güzeline layýksýnýz ...

00 333 88 29 73 39 00 336 78 27 74 69

9 senelik tecrübesi ile, profesyonel hizmet...


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

35


36

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

37


38

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

Türk Yemekleri Yarışması Çok Mücadeleli Geçti Strasbourg’ta düzenlenen Türk Yemekleri Yarışması, geniş bir katılıma ve mücadeleli bir çekişmeye sahne oldu. Bu konuda, bölgedeki Türkçe ve Türk Kültürü öğretmeni İmran KOCABAŞ, sizler için şu bilgileri verdi :

veliler, öğrenciler ve benim aramda bir kaynaşma sağlamaya çalıştım. Bu piknikli oyunlarda da daha çok Türkiye’deki 23 Nisan bayramlarındaki oynanan oyunları oynatarak onların da bu bayramı, anlamını ve önemini kavrayarak sevmesini amaçladım. Çünkü buradaki her çocuğun 23 Nisan kutlama etkinliklerine katılmasına imkan ve de olanak yok. Etkinliklere katılan gerek Fransız müdür ve öğretmenlerden olsun, gerek Türk veli ve öğrencilerden olsun bana gelen dönüşlerde bu tarz etkinliklerin ne kadar az yapıldığını ve ne kadar gerekli olduğunu, aynı zamanda amacımda başarılı olduğumu gördüm. 

e-mail: info@objektifgazete.fr

yaş pasta, revani, köstebek pasta, incir dolması, ıspanaklı yaş pasta, sac burma ( baklava) ve irmik helvası. Her iki bölümde 2 ayrı jüri üyesi vardı. Değerlendirme 2 ayrı kategoride yapıldı ( sunum ve tat). Altışar kişiden oluşan jüri üyeleri 10 üzerinden notlar verdiler. Yemek bölümünün jüri üyeleri arasında Mme SCHOETTEL Cronenbourg bölgesi RRS (reseau reussite scolaire) sorumlusu, M. FERNANDEZ Langevin 2.sınıf öğretmeni, M.KIRVEL Langevin 4.sınıf öğretmeni, M. İBRAHİM, Langevin Arapça (Fas) öğretmeni, M.ÖZDEMİR , Bischwiller Türkçe öğretmeni, Mme MILLET din kültürü öğretmeni vardı.

Tatlı bölümünün jüri üyeleri ise Mme MENESTRIER okul müdüresi, Mme COLAS Langevin 3.sınıf öğretmeni, Mme CASTEL Langevin 2.-3. sınıf öğretmeni, Mme KESSLER Langevin 5.sınıf öğretmeni, Mme WEISSLINGER Langevin 1.sınıf öğretmeni ve M.KIRVEL Langevin 4.sınıf öğretmeni vardı. Yarışma çok çekişmeli bir mücadeleyle başarı ile tamamlandı.Velilerimizin maharetli elleriyle hazırladıkları görülmeye değerdi, tabii özverileri de başarılarında büyük pay sahibiydi.

Yemek birincisi İslim Kebabıyla Ebru KIYMETLİ hanımefendi, ikinci Sac Kavurma ve bulgur pilavıyla Sultan ATMACA hanımefendi, üçüncü ise Mercimek Köftesiyle Meryem TÜRKBEN hanımefendi oldu. Tatlı birincisi ise Ispanaklı Yaş Pasta ile Dilek DURMUŞ hanımefendi, ikinci Köstebek Pasta ile Fatma OKUTAN hanımefendi ve üçüncü Sac Burma ile Şermin COŞAR hanımefendi oldu.

« Görev yaptığım okullarda Türk velilerin okulla az ilgili olduklarını ve okulla ilgili etkinliklerde ve okul adına, öğrenci adına alınan kararlarda aktif rol almadıklarını gördüm. Doğal olarak okul yönetimi ve öğretmenler de Türk velilerini iyi tanımamalarından dolayı bir önyargı gelişiyor. Ben de göreve başladığım yıldan itibaren hem bu önyargıyı yıkmak hem Türk kültürünü, Türk yemeklerini tanıtmak hem de Türk öğrenci velilerinin okullarında daha aktif hale gelerek söz sahibi olmaları amacıyla “Türk Günü“ ve “Yemek yarışması “ gibi çeşitli etkinlikler yapmaya karar verdim.

Yemek yarışması 14 yemek ve 8 tatlıdan oluştu ve okul müdüresi Mme.MENESTRIER’nin teşekkür konuşmasıyla başladı.

Her eğitim öğretim yılı başında okullarda yapmış olduğum toplantılarda velileri bu tür etkinlikler yapmaya ve birlikte hareket etmeye teşvik ve motive ettim. Eğitim öğretim yılı sonlarında da görev yaptığım okullardaki öğrenciler ve velileriyle beraber oyunlu piknikler düzenleyerek Türk

Yemekler sırasıyla tarhana çorbası, tepsi mantı, tavuklu sebze çorbası, sarma, düğün çorbası, bezelyeli köfte, etli yeşil fasulye, islim kebabı, yoğurtlu mantı, içli köfte, yayla çorbası, sac kavurma + bulgur pilavı, karalahana sarması ve mercimek köftesi idi. Tatlılar ise un helvası, bisküvili

Dereceye girenlere Eğitim Ataşemiz Abdurrahman TOPAL tarafından hazırlanan teşekkür belgeleri ve çeşitli ödüller takdim edildi. »


e-mail: info@objektifgazete.fr

8 Mart Dünya (Emekçi) Kadınlar Günü Bilindiği üzere, 8 Mart, tüm dünyada, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Her ne kadar kadınlara; anamız, bacımız, eşimiz, kızımız, sevgilimiz, arkadaşımız olan kadın(lar)a koskoca bir sene içinde tek bir günün hasredilmiş olması yetersizse de, hattâ böyle bir günün varlığı bile onların ne denli ezilmiş olduğunun kanıtı da olsa, yine de bu anlamlı günün hakkını vermek, kadınlarımızı hiç olmazsa bu günde baştacı etmek gerekir diye düşünüyoruz. Bu nedenlerle, Mart ayına denk gelen bu sayımızda, yazarlarımızın bu günle ilgili yazdıklarından ve Başkonsolosumuz Sibel ALGAN’ın bu konudaki demecinden oluşturduğumuz özel dosyamızı sizlere sunmak istedik. Tüm dünyanın kadınlarca veya kadın duyarlığıyla yönetildiği, kadınların ve hiçkimsenin dışlanıp sömürülmediği, töre vb. cinayetlerin, şiddetin son bulduğu; kısacası daha güzel, daha insancıl, daha barışçıl bir dünya özlemiyle Kadınlar Günü’nü kutluyor, tüm kadınlara ( ve tabii ki tüm insanlığa ) mutlu ve güzel yarınlar diliyoruz...

T. C. Strasbourg Başkonsolosu Sibel ALGAN’ın Kadınlar Günü Demeci Neden Derneklerin Erkek Kolları Yok da Kadın Kolları Var ? “Kadınlarla ilgili dosyaların sadece Kadınlar Günü vesilesiyle yapılmayacağı bir dünyanın, zamanların ümidini taşıyorum. Yani, Kadınlar Günü diye bir günün olmasını bile aslında bir eşitsizlik olarak görüyorum. Neden erkekler günü yok da kadınlar günü var, neden buna ihtiyaç duyulmuş ? Böyle bir günün olması bile kadın-erkek eşitsizliğinin bir göstergesidir. Her ne kadar bu konuda dünyada çok ilerleme kaydedildiği, adımlar atıldığı düşünülüyorsa da, ki bu da en azından kimi ülkeler açısından bir gerçekliktir, yine de kadının hâlâ bir eşitsiz düzen içinde olduğu bir hakikattır. Bunun ilacı, çaresi nedir pekiyi ? Tabii, her şeyden önce eğitim; sadece kadınların değil, erkeklerin de eğitimi ! Kadınların da kendilerine saygı duymaları ve kendilerini her şeyden önce eşit olarak görüp bunun mücadelesini vermesi gerekiyor. Ben şahsen kız çocukların eğitimine erkek çocuklarınkinden daha çok önem veriyorum. Çünkü erkek herhangi bir işi rahatlıkla yapabilir ama kadın, erkeklerin yapabileceği, güce

“DÜNYA KADINLAR GÜNÜ” dolayısıyla Schiltigheim Victor Hugo Sosyal Merkezi ve ADERSCIS derneğinin İşbirliğiyle düzenlenen faaliyetler 8 Mart 2011 Salı günü saat 08:30’dan itibaren: -Herkese açık ve ücretsiz kahvaltı -Strazburg üniversitesi Fars Enstitüsü doktora öğrencisi Pegah SHAHBAZ’in sunacağı “Doğu masallarında kadınların kurnazlığı” konulu seminer -Tanıklık ve tartışmalar (Adres : CSF Victor Hugo, 4 rue Victor Hugo, Schiltigheim) 10 Mart 2011 Perşembe günü saat 09:00’dan itibaren: Türk yemek atölyesi ve ardından, Türk yemeği (bu yemeğin hasılatı bir yardım kuruluşuna bağışlanacaktır) (Adres : CSF Victor Hugo, 4 rue Victor Hugo, Schiltigheim / Rezervasyon için: 03 88 62 14 13) ADERSCIS (Strazburg Toplumlararası Sosyal ve Kültürel Ilişkileri Geliştirme Derneği’nin faaliyetleri ile ilgili bilgiler için: aderscis.blogspot.com )

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

dayalı her işi yapamaz. Yani kadının eğitimli olması, tek başına ayakta durabilmesi açısından çok önemli; onun için, hiçbir vatandaşımızın bu olguyu gözardı etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çocuklarının hayatta mutlu, başarılı ve ayakları yere sağlam basan bireyler olarak tutunmasını ve yaşamasını istiyorlarsa, mutlaka bu eğitim işine sarılmaları lâzımdır. Dünyada, şimdikinin aksine, kadın egemen bir zihniyet olmasından ziyade, bir eşitlik olsaydı, yani erkek yöneticiler kadar kadın yöneticiler de olsaydı, ben dünyanın daha barışçı bir dünya olacağına kesin inanıyorum... Buradaki görev bölgemde de kadınlarımızın yeterli derecede öne çıkmadıklarını gözlüyorum. Örneğin, Cumhurbaşkanımızın son ziyaretinde vediğimiz resepsiyona derneklerin yöneticilerini veya diğer seçilerek görev almış kişileri dâvet ettik. Hanımefendi gelemediğinden çağrımızı biz de eşsiz olarak yaptık; siz de gördünüz ki orada çok az sayıda kadın vardı; bu da, bu tür görevlere gelmiş bulunan kadın sayısı istenilenin çok altında olduğunu açıkça gösteriyor. Bu, bence, buradaki Türk toplumu içindeki kadının yerinin bir göstergesidir. Mesela kadınlar derneklerde sadece kadın kollarının başkanı olabiliyor; neden dernek başkanı değil kadın ? Pekiyi, derneklerin neden erkek kolları yok ? Bu bile kadının yerinin erkeğinkiyle aynı düzeyde olmadığının kanıtıdır; böyle olmamalıdır, böyle

39

olmaması gerekiyor. Benim istediğim dünyada, derneklerin yarısının başkanı kadın olacak ! Ben bir toplantı yaptığımda, karşıma erkek sayısı kadar kadın da gelecek ! Bence böyle bir dünyada ancak kadınla erkeğin eşit olduğu söylenebilir... Ama bunlar zorlamayla, siyasetteki gibi kotayla filan olacak şeyler değil; bunun, bu güdünün, dürtünün toplumun içinden gelmesi lâzım. Bir kadın o denli başarılı, girişken, herkesle ilişkileri o kadar iyi olacak ki, dernektekiler başkan olarak ondan başkasını düşünemeyecekler. Ama şu da bir olgudur ki, herhangi bir yerde ya da alanda bir kadının erkek kadar başarılı olması için, en az erkeğin iki misli çalışması gerekmektedir.”


40

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

Le spécialiste des commerces, Café, Restaurant, Sandwicherie, Boulangerie, Boutique etc.

Güveninizin Eseri PROCOMM

Affaires en Liquidations 10 000 € à 40 000 €

Département de la Moselle et Meurthe & Moselle Boulangeries Restaurants Cafés

www.procomm.fr Mr. Chenel A. TEL.: 06 68 09 58 80

Yeni Yerimize Taşındık ! Centre d'Affaires de METZ (Parking Coislin) - 2e Etage 1, Place du Pont-à-Seille - 57000 METZ

Nancy bölgesi için, en az 2 yıl tecrübeli Agent Commercial aranmaktadır TRANSPORT VE LIVRAISON İŞİ ARIYORUM

Satılık Fond de commerce Market

ALSACE BÖLGESİ ‘NDE TRANSPORT / LIVRAISON İŞİ ARIYORUM. FRANSA’DA 9 PLACE 3.5 TON ARAÇ KULLANMA PERMIS 1988 VAR BİRTAT DÖNER KEBAP DAĞITIM, MC CAIN FRITES, SIMEXAL PARIS GİBİ YERLERDE ÇALIŞTIM. HAZIR DÖNER, FRITES VE TRANSPORT TECRÜBEM VAR. FRANSA DIŞINA DA GİDEBİLİRİM. GECELERİ DE ÇALIŞIRIM.

Strasbourg’a 27 km, Colmar’a 50 km mesafede bulunan Benfeld’deki çok geniş, iyi çalışır vaziyetteki market, yalnızlık sebebiyle sahibinden satılıktır. 300 metrekarelik markette A’dan Z’ye tüm gıda ürünleri ve kasaphane + 300 metrekare tam teşekküllü fırın + çok geniş park alanı bulunmaktadır.

TEL : 06 46 59 42 93

Satılık Araba

Renault Laguna, 1.9 DCI Siyah, 135.000 Km. 110 CV. DIESEL 6 CV. EXP. Satış yeri Mulhouse ( 68 Bölgesi ). Fiyatı 5 500 €

TEL : 06 46 59 42 93

Mail : senturk_oktay@hotmail.com

Satılık fond de commerce Mulhouse merkezde, iyi çalışır durumda, işlek yerde 60 kişilik salonu olan Snack-Dönerci satılıktır.

Tel : 06 89 54 42 35

Tel : 03.88.74.15.61 / 06.62.25.20.91

Satılık fond de commerce

Saverne’de, Döner ve pâtes, 130 m2, 50 kişilik, Lise’nin ve Kolej’in yanında, müşterisi hazır, kirası 850 €, fiyatı 41 000 € anlaşmalı.

Tel : 06 72 01 28 73

Döner / Aşçı işi arıyorum

PERMIS B .04/1988. AYRICA 20 YILLIK AŞÇIYIM. 1990’DAN 2010’A KADAR PARİS’TE ÇALIŞTIM. DÖNER İŞİNİ İYİ BİLİYORUM. ALSACE BÖLGESİ’NDE İŞ ARIYORUM.

TEL : 06 46 59 42 93

Satılık Evler Strasbourg’a 20 km uzaklıktaki Marlenheim’ın merkezinde sahibinde acil satılık evler. 405 m² üzerinde iki sokaktan girişi olan ve yeni inşa için tüm olanaklara sahip olan evler, Bas-Rhin bölgesinin gözde

yerleşim merkezlerinden biri olan Marlenheim’ın merkezinde Rue du Noyer ile Place de la Liberté sokakları arasında bulunmaktadır.

Onarılması veya tümüyle yeniden yapılması halinde şu anki değerini en az ikiye katlayacak müstakil evler, alacaklar için ileriye dönük iyi bir yatırım olabilir.

Satış fiyatı 325.000 €. + noter giderleri. İletişim : 06 12 23 01 70


e-mail: info@objektifgazete.fr

Satılık Fond de Commerce Strasbourg merkezde, 7 rue de la Division Leclerc adresinde bulunan Libertine Kebap satılıktır. İşlek yerde, müşterisi hazır, 30 kişilik + 30 kişilik teras, 55 m2, tüm malzemesiyle satılıktır. Kirası : 1 400 € ( charges dahil ). Tel : 03 90 23 24 74 SATILIK FOND DE COMMERCE Haguenau’da restaurant-snack fonu satılık, 40kişilik, teras, iyi işler durumda, işlek cadde üzerinde, üniversite, gare, mediatheque ve okulun sokağında, 3-6-9 kira kontratlı, pizza, döner, mutfak ve salonun bütün malzemeleri yeni. Fiyatı pazarlıklı 80 000 € Tel : 06 72 85 25 24 – 06 22 60 70 20

Satılık fond de commerce

Devren Satılık Döner Kebap Haus

Colmar merkezde bulunan Le Cappadoce isimli Restaurant & Grill, emeklilik nedeniyle satılıktır.

Karlsruhe’de bulunan Kebap Haus devren satılıktır.

Tel : 03 89 23 69 36

Tel : 0173 448 47 57

Mart / Mars 2011 * N° 58

O

41

SATILIK FOND DE COMMERCE Audincourt’da ( 25400 ) Restaurant Munzur, 85 kişilik + 60 kişilik teras, iki katlı, lisans 4’ü var, çok merkezi yerde, bölgenin en temiz ve en işlek restoranı, fiyatı uygun. Tel : 06 70 74 23 11

SATILIK FOND DE COMMERCE

Kehl’de güzel çalışan Bistro Cafe satılıktır. Tel : 0049 (0)176 78 34 20 43

Satılık Fond de Commerce Döner-Kebab

Mulhause'da Pazar yerine yakın, 110m² kapalı alan, 300 m² havuzlu teras, 50 kişilik salon, iyi çalışır durumda, müşterisi hazır, işlek caddede, tüm malzemeleriyle beraber satılık.

Tél : 06 11 19 44 06


42

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

SATILIK Fonds de commerce Epicerie BRUMATH’IN MERKEZİNDE, Satılık Dukkan FİLİZ MARCHE, 20 yıldır çalışan, çevresinde tek olan Market, yaşlılıktan dolayı satılıktır.

Tel : 03.88.51.00.65 Cep: 06 80 98 34 14

Satılık fond de commerce

Marmoutier’de tek döner dükkânı, 100 m2, müşterisi hazır, işlek yerde, bütün malzeme yeni, kirası 800 €, fiyatı : 58 000 €

Tel : 06 70 14 84 45

Fond a vendre

Boulangerie – Patisserie – Salon de the

30 places, 140 m2, matériel récent, plus un véhicule neuf, dans quartier Europe à Obernai. Prix : 150 000 €

Tel : 06 75 13 28 53

Satılık Fond de Commerce Schwindratzheim'da Döneristan, işlek caddede, halen çalışır vaziyette, müşterisi hazır, 40 otoparklı, 100m², teras + 30 kişilik salon tüm malzemeleriyle satılıktır.

TEL.: 06 77 79 79 64

Satılık fond de commerce

Mommenheim’da Döner Kebap, çok işlek ana cadde üzerinde, çevresinde tek, süper ünü olan, günlük geliri çok yüksek, çevresinde iş yerleri ve yakınında diskotek, 2 kat, 45 kişilik, tüm malzemesi yeni, geceleri açık olan mekân yalnızlıktan dolayı acilen satılıktır.

Tel : 06 32 10 19 66

Satılık fond de commerce Fransa-İsviçre sınırındaki Saint Louis’de şehir merkezinde, işlek yerde, alimentation dahil, her işe uygun, 60 m2 işyeri, kirası 535 €.

Satılık Fond de commerce

Strasbourg’ta Katedral yakınında, yazlık terası ve lisans 4’ü olan, 55 kişilik ve 95 m² restoran, çok elverişli bir mekan. Fiyatı : 200 000 euros Tel : +33 6 48 05 00 07

Satılık Raflar

Völklingen’de satılık market raf ve regal sistemleri, standlar + elbise raf, regal ve askı sistemleri.

Tel : 03 89 69 73 91

Tel : 00 49 176 666 51 923

Satılık

SatılıkFond de commerce

Fond de commerce

Colmar’da, La Boheme. Şehir merkezinde işlek yerde, müşterisi hazır, lise karşısında, bilançoları hazır ve iyi, 60 m2, 20 kişilik oturma yeri, + teras imkânı. Kirası 700 € ( charges dahil ).

Tel : 06 69 75 02 16

Fransa’nın Almanya ve İsviçre sınırındaki Huningue şehrinde bulunan elbise mağazası, içindeki terzi eşyası ile birlikte satılıktır. 130 metre kare içerisi, terası 30 metre kare. Köşe başı, tam merkezde. Sağlık nedeniyle satılıktır.

İrtibat tel : (00 33) 06 82 11 68 67

Satılık fond de commerce

Haguenau’da market, işlek yerde, müşterisi hazır, 150 m2 satış alanı + 150 m2 depo, her şeyi hazır olarak malzemesiyle beraber sağlık nedeniyle satılıktır. Kirası 610€. Restoranlara mal verilmektedir.

Tel : 06 17 82 85 27

e-mail: info@objektifgazete.fr

Avrupa Psikoloji Merkezi Sekreter Arıyor

Kehl’de bulunan Avrupa Psikoloji Merkezi’ne diksiyonu düzgün, Türkçe, Almanca ve Fransızca’yı iyi derecede konuşan sekreter aranıyor.

İlgi duyanlar Cv’lerini e-mail olarak info@kekeleme-psikoloji.de adresine veya posta yoluyla Avrupa Psikoloji Merkezi Erdinç Üstündağ Rhein str 49 77694 Kehl adresine gönderebilirler.

Satılık Fond de Commerce

Satılık fond de commerce

Turistik Obernai şehrinde, 40 kişilik, müşterisi hazır, işlek yerde bulunan, 100 m2’lik dönerci, tüm malzemesiyle birlikte satılıktır.

Wittenheim’da çalışır vaziyette, müşterisi hazır, 11 yıllık döner restoran özel sebeplerden dolayı satılıktır.

SATILIKfonds de

Satılık Bar – PMU –

Strasbourg Meinau’da, tramvay durağının hemen yanında, içinde her çeşit makinesi mevcut, müşterisi hazır ve iyi işleyen dükkân satılıktır.

Haguenau’da, işlek cadde üzerinde, müşterisi hazır, 200 m2 .Ciddi olarak ilgilenenlere

Mulhouse’da bulunan Au Soleil d’İstanbul isimli restaurantın fonu satılıktır. 70 kişilik + 70 kişilik teras. İyi işler durumda, müşterisi hazır, lisenin ve iş alanlarının olduğu bölgede. 3-6-9 kira kontratı 2008’in 7. ayında yenilendi. Kirası 864 € ( şarjlar hariç ). Fiyatı : 139 000 € ( tartışılabilir ).

Satılık Fond de commerce

SATILIK Petrol İstasyonu ve İmbiss Kehl’e 2 km uzaklıktaki petrol istasyonu ve yanında imbiss ile beraber tüm eşyalarıyla mülkiyeti. satılıktır. Ciddi olanlar bu telefonlardan ulaşabilirler. 0049.170.730.73.77 veya 0049.7844.99.11.22

Eleman Aranıyor

Mulhouse’da Satılık Döner Dükkanı

Tel : 06 08 84 11 77 / 03 88 50 31 38

commerce Epicerie

Tel. : 06.62.86.40.48

Tel : 03 89 32 26 80

Strasbourg’ta saat 20.00 – 01.00 arası çalışacak, içecek servisi + temizlik için bayan eleman aranıyor.

Tel : 06 32 64 29 63

Tel : 06 24 54 17 60

Snack

tel : 06 17 40 32 14

24 kişilik salonuyla, pazar yeri ve liseye yakın, kirası 550 € Sağlık problemleri nedeniyle uygun fiyata satılıktır.

Tel : 03 89 60 51 07

Satılık Fond de Commerce SNACK-Traiteur Sandviççi Strasbourg Merkezde(5, Rue des orphelins), ana yol üstü, fırın, ocak, havalandırma ve çalışma masasıyla tam teşkilatlı mutfak. Ortalama 50 M2 Kirası ucuz, 388 Euros TTC Fiatı : 53 000 € (Ciddiyseniz arayınız!)

Tel : 03 88 35 23 30 (saat 15-17 arası kapalı) Cep: 06 83 53 42 77


e-mail: info@objektifgazete.fr

Satılık fond de commerce Kuaför Salonu

Mulhouse’un merkezî yerinde, iyi işler durumda, müşterisi hazır bay-bayan kuaför salonu fond de commmerce ile satılıktır. Fiyatı : 38 000 € (anlaşmalı )

Tel : 06 32 58 22 84

Mart / Mars 2011 * N° 58

Erkek Kuaför Aranıyor

Almanya’nın Achern şehrinde bulunan STAR LOOK isimli kuaför salonunda çalıştırılmak üzere, bayan ve erkek saçlarından anlayan ( erkekler için saç traşı, saça çizgi çekme, sakal traşı vb. işler + kadın saçı ) genç bir elemana ihtiyaç vardır. Ciddî olarak ilgilenenler, cv + fotoğrafını aşağadaki adrese gönderebilirler.

Star Look / An der Acher 6 – 77855 Achern

SATILIK DÖNER DÜKKANI MULHOUSE’UN EN ESKİ DÖNERCİSİ OLAN CHEZ YASSIR İSMİYLE TANINAN İYİ ÇALIŞIR DURUMDAKİ, DEVAMLI MÜŞTERİSİ OLAN, PAZAR YERİNE YAKIN, DÖNER VE PİZZA SALONU İÇİN GEREKLİ TÜM MALZEMESİ MEVCUT OLAN, BÜYÜK TERASI VE HAVUZU BULUNAN, 40 KİŞİLİK KAPALI, 100 KİŞİLİK AÇIK ALANA SAHIP SATILIK DÖNER SALONU. İRTİBAT : 06 11 19 44 06

Satılık Düğün Dekor Malzemeleri 800 Sandelye Örtüsü 200 Masa Örtüsü 19 Mumluk

O

43

Mulhouse’da Satılık Döner Dükkanı.

24 kişilik salonuyla, pazar yeri ve liseye yakın, kirası 550€ Sağlık problemleri nedeniyle uygun fiyata satılıktır.

03.89.60.51.07

Satılık fonds de commerce Bakkal – Snack – Traiteur Strasbourg’da çok iyi bir semtte, cirosu yüksek, her türlü işe elverişli, bir çift veya bir aile için ele geçirilmez bir fırsat. Tel : 06 73 16 50 51

Eleman Aranıyor Strasbourg Ostwald’de bulunan CREPIS RHIN isimli şirkette çalıştırılmak üzere, dış sıva ve izolasyon ustaları aranıyor. İş yeri : Strasbourg ve çevresi. Başvurular arasında kalifiye olanlar dikkate alınacaktır. Ciddî olarak ilgilenenler için irtibat no : 03 88 66 09 01

Satılık veya Kiralık Petrol İstasyonu ve İmbiss Kehl Neumehl’de bulunan, iyi işler durumda ve müşterisi hazır olan istasyon ve imbiss, tüm malzemeleriyle birlikte satılık veya kiralıktır. Tel : 00 49 / 170 73 073 77

Eleman Aranıyor MULHOUSE’DA YENİ AÇILACAK BİR TÜRK RESTORANTI İÇİN, İŞİNDE TECRÜBELİ, TÜRK YEMEKLERİNİ ÇOK İYİ BİLEN BİR AŞÇI ARIYORUM. NERİMAN ASLANTEPE TEL : 06 28 43 61 78

16 Masa çiçekleri 8 adet 84 cm colon 2 adet 200 cm colon Tel : 0049-176 354 262 12

Satılık Nintendo Oyunları + Trotinette + Çamaşır kurutma makinası Nintendo DS + 6 oyun + saklama çantası 80 € Trotinette 20 € Brant marka çamaşır kurutma makinası, az kullanılmış 50 € Cep tlf : 06 85 77 22 65


44

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Satılık İŞ YERİ

Fond de commerce

Besançon'da Restaurant, 120 m2 ( 90 m2 / 44 kişilik + 30 m2 / 20 kişilik ), 24 kişilik teras, klimalı ve su arındırıcılı, şehir merkezinde, yaya yolu üzerinde, lise-kolej ve hastane yakınında, kısa süre içinde yakına ticaret merkezi açılacak, fiyatı 200 000 € anlaşılabilr.

Tel : 06 89 27 22 96

Satılık fond de commerce Kebap

Vittel'de, çarşıda Gare'ın hemen yanında, 20 kişilik oturma salonu ve terası var, müşterisi hazır, ailevi sebeplerden dolayı satılıktır.28 000 € benefice (kâr), yıllık cirosu 90 000 € Fonu 45 000 €’ya satılık.

Tel : 06 37 28 04 91 / 06 37 28 04 91

SATILIK

Fond de commerce Restaurant Strasbourg Grand rue’de, çok işlek, yaya bölgesinde, müşterisi hazır, yüksek cirolu, 20 kişilik + 26 kişilik terası olan restoran satılıktır. Restoranın bitişiğindeki fırını da satın almak mümkündür.

Tel : 03 88 21 81 06 ( 11h00 – 23h00 arası )

Satılık fond de commerce Colmar’da çarşı içinde, merkezî yerde, müşterisi hazır, 36 kişilik + 12 kişilik terası olan dönerci satılıktır.

Tel : 06 89 15 38 05

Satılık fond de commerce Erstein’da 40 kişilik döner kebap, işlek yerde, müşterisi hazır.

Tel : 06 72 78 11 09 FRANSA KANGAL KULÜBÜ ÜYESİ M A L A T YA L I Ş A H İ N

KENDİ YETİŞTİRDİĞİ KANGALLARI SİPARİŞ ÜZERİNE SATMAKTADIR. AYRINTILI BİLGİ VE SİPARİŞ TEL.:

+33 6 71 56 62 20

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

45

Satılık Fond de Commerce

Montbéliard Bölgesi'nde, Kebab, Pizza ... İşlek yer, 8 senedir çalışmaktadır, müşterisi hazır. Yeri çok stratejik (ana yol üzeri), parking yeri müsait, 100 m² satış alanı + 30m² mutfak kısmı + 90m² terasse. Cirosu çok iyi ve yanı sıra her sene artmaktadır. CA: 180 000 ile 220 000 € arası. Satış fiyatı: 120 000 € (konuşmalı), kirası 800 € (studio 35m² dahil).

Tel : 06 28 37 03 78

Satılık Fond de Commerce Pfaffenhoffen'de Restaurant DI CAPRI Pizza, tartes flambees, döner kebab. Müşterisi hazır, iki adet alışveriş mağazasının hemen yanında, çok potensiyeli olan dükkânın fond de commerce’i ailevi problemler nedeniyle satılıktır. İçindeki malzemelerin hepsi bir seneliktir, hepsinin garantisi vardır. İçinde 46 000 €’luk malzeme vardır. Kirası 500 € Fiyatı : 69 000 € ( pazarlıksız )

Tel : 06 33 35 07 80 Satılık Fond de Commerce Snack Restoran Grill National Strasbourg'da Garın yakınında, işlek bir yerde, müşterisi hazır, 30 kişilik salon, her türlü ekipman mevcut olup halen iyi bir müşteri kapasitesiyle faaliyette... Adres: 30, rue du Faubourg National F-67000 Strasbourg Tel : 06 14 73 34 33 03 88 23 24 88

Ölçüye göre her türlü mutfak dolabı, bar, vs. yapılır

MARANGOZ 10, rue André Kiener F-68000 COLMAR TEL. : +33 6 03 70 41 80

KOLTUK TAMİRİ YAPILIR ( Kumaş müşteriden!)

Marangoz SADIK TOPAKTAŞ


46

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

47


48

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

49


50

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

51


52

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

53


54

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

55


56

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

57


58

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

59


60

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

S i z d e n b i r i...

ispat etti. Peki kadın ve erkekler arasında gerçek bir eşitlikten bahsedilebilir mi ? Hak, özgürlük ve ödevlerde eşitlik, tartışma götürmez bir husus. Hak ve özgurlükler, bireysel sorumluluk ve ödevler, erkek için ne ise kadın için de odur. Bunun muhakemesi bile yapılmamalı.

Albera Meynioğlu

Tabii ki bütün bunlar, kadını kadın erkeği de erkek yapan özellikleri gözardı etmeden.

KADINLARA DAİR

Maksadım, konuyu « kadın mı erkekten üstündür, erkek mi kadından üstündür ? » tartışmasına getirmek değil.

Konu kadın ve erkek ilişkileri olunca, modern söyleşiler « kadınlar ve erkekler eşittir » diye başlar hep.

Yok yok.

Ataerkil toplum yapısının egemen olduğu toplumlarda hazmı epey zor olan bu formülasyon 20. yüzyılda girmiştir günlük yaşama.

En nihayetinde, herbiri fiziksel ve psikolojik özellikleri bakımından tamamiyle farklı olan iki cins söz konusu...

Eşinin özel iznine tabî olmadan çalışmak ve bir sendikaya üye olmaktan tutun da, çocuk aldırmaya, gebeliği önleyici hapa ve hatta pantalon giymeye kadar, kadınlara tanınan pek çok hak 19. yüzyılın yarısından bu yana verilen uzun bir mücadelenin ürünüdür.

Peki, bu iki cinsin birarada uyum içinde yaşamasını ve toplumsal değişimin bir sonucu olarak, mâli yükümlülüğü paylaşmasını mümkün kılmaya yönelik « eşitlik » kavramına bunca tepkinin kaynağı ne ?

Kadın, bir zamanlar hâyal bile edemeyeceği iş ve mesleklerde çalışma imkânını, bu eşitlik kavramının yürürlüğe girmesinden sonra bulabildi. Çocuk doğurma ve yetiştirmenin, ev işi ve yemek yapmanın yanında, iş hayatını da bütün bunlara paralel bir şekilde ustaca yürütebileceğini böylece

Elmayla armudu karıştırmak olmaz.

Yıllar boyunca kadın-erkek sorunu hep başka boyutlara taşındı. Bir kısım erkekler « pantalon elden gitti, erkeklik bitti » korkusuyla neredeyse bir psikozun içine girdiler. Aynı kişiler, kadın için bir utanç sayfası diyebileceğimiz bir dönemi, kadını erkeğin birkaç metre gerisinde

ADERSCIS Derneği’nin Ömer HAYYAM Gecesi İlgiyle İzlendi

e-mail: info@objektifgazete.fr yürüten gerici zihniyeti özlemle arar oldular. Karısına izinsiz konuşmayı ve evden çıkmayı bile yasaklayan, o'nu (dini de alet ederek) bazı bâtıl geleneklerin tutsağı yapmaya çalısan erkek örneği, bu psikozun bir sonucudur.

riz, kızlarımızı para karşılığı (hadi bazılarımız ona başlık parası desinler !) zorla ve tanımadıkları birilerine eveririz. “İki şey sınırsızdır, demiş Albert Einstein. Evren ve insanın ahmaklığı… Ama birincisinden emin değilim.”

Bütün bunlar neden ?

Katılmamak elde değil.

Anlı-şanlı erkeklik onurunu kaybetmek korkusundan mı ?

Kadın ve erkek arasındaki karşılıklı hoşgörü ve eşitlik olgusu, karı ve koca, anne ve oğul, baba ve kız, hatta kız ve erkek kardeşler arasındaki ilişkilerin kalitesini de belirleyen bir husus. Dolayısıyla bu iki cins arasında kesin bir uyumun sağlanması, bireysel ve toplumsal huzura erişmede “olmazsa olmaz” bir koşul.

Başkaları ne der, neler düşünür endişesinden mi ? Kim bilir… Toplumun en küçük birimi olan aile, ta başından beri böyle bir mücadele üzerine kurulunca da, bunun devam edemeyeceği ve çoğu zaman da hezimetle sonuçlanacağı besbelli. Bunu anlamak için boşanma istatistiklerine bir göz atmak yeterli. Olay bununla bitse keşke… Koenigshoffen'de bir anaokulunun önünde, boşandığı eşi tarafından boğazı kesilerek öldürülen ve geride üç yetim bırakan Emine'yi hatırlarsınız. Boşanma davası açtığı için, çalıştığı işyerinde eşinin bıçak darbeleriyle can veren Reyhan; bir Fransız gencine gönül verdiği için boğularak öldürülen Colmar'lı genç kızımız ve iki çocuğuyla birlikte bir araç içinde canlı canlı yakılan Türk annesi ise kezâ.... Nasıl bir zihniyet bu bizimkisi ? Çocuk aldırma günahtır deriz, ama evlilik dışında doğdu diye bir bebeği acımasızca kalorifer kazanına atarız. Kadın kısmı mahremdir de-

“Ömer Hayyam / Bilgelik Söylemleri” slogan altında gerçekleştirilen anma gecesinin müzik bölümünde sazıyla Mehmet KABA, meyiyle ( Ermeni düdüğü ) pastör Michel ROTH ve tamburuyla ( tar ) İranlı Azerî sanatçı Aidin NAKHLBAND yer alırken, gece boyunca Hayyam’ın şiirleri dört dilde; Farsça, Türkçe, Fransızca ve Alzasca olarak okundu.

“Gerçekten özgür olan toplumlarda kadınlar, tapılan ve özgür varlıklardır” demiş Antoine de Saint-Just, Esprit de la Révolution ( Devrimin Ruhu) adlı kitabında. Nihayet René Barjavel « Eğer ben Tanrı olsaydım, herseyi silbaştan yaratırdım, demiş, kadın hariç... » Abartmalı gibi görünse de, kadına hakkettiği yerin verilmesi gerektiğini ifade eden iç okşayıcı ve samimi özdeyişler … Kişisel ve toplumsal mutluluk, bu eşitliğin özirade ile benimsenmesi ve günlük yaşamda yürürlüğe konulması ile mümkün olabilir ancak. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlarken, toplumumuzun gerçekten eşitlikçi, ferah ve barışçıl bir düzene kavusmasını yürekten diliyorum.

“12. yüzyıl şairi ve bilim adamı Ömer Hayyam’ı Türkiye’de çoğu kişinin tanıdığını biliyoruz; hattâ okullarda edebiyat dersi kitaplarına girdiğini de duyduk. Ama bu büyük şair Fransa’da maalesef hemen hiç tanınmıyor, çok az kişi onun varlığından haberdar.

12. yüzyılın ünlü İranlı şair ve felsefecisi, bilim adamı Ömer HAYYAM adına, 26 Şubat 2011 tarihinde, Schiltigheim’daki Victor Hugo Merkezi’nde bir anma gecesi düzenlendi. Bölgenin etkili derneklerinden ADERSCIS tarafından organize edilen ve partnerliklerini Victor Hugo Sosyal ve Aile Merkezi , Schiltigheim Protestan Kilisesi ve Schilick Langues’ın yaptıkları geceye katılım çok yüksek düzeydeydi. Özellikle Fransızlar’ın etkinliğe çok önem verdikleri gözlerden kaçmadı. Ömer Hayyam’ın biyografisinin ve düşünce sisteminin, Strasbourg Üniversitesi doktora öğrencisi, Farsî Bilimler Enstitüsü’nden Pegah SHAHBAZ tarafından anlatıldığı gece, kimi katılımcıların kendi dillerinden okudukları Hayyam dörtlükleri sonrasında, herkese açık bir büfeyle sona erdi. Bu organizasyonla ilgili olarak, dernek başkanı Albera MEYNİOĞLU, gazetemize şu açıklamayı yaptı :

Biz ADERSCIS derneği olarak onu tanıtmak için bu geceyi düzenledik. Doğu ve İran kültürünün büyük bir ismi, gurur kaynağı olan Hayyam aradan geçen sekiz asıra rağmen hâlâ unutulmamış, söyledikleri, felsefesi bugün dahi geçerli olan müthiş bir insan. Dolayısıyla, kendisini dünyaya tanıtmanın bir görev olduğunu düşünüyoruz. Bu anma gecesi de bu amaçla organize edildi. Bizi biraraya getiren de hepimizin Ömer Hayyam’a duyduğumuz sevgi ve ilgidir.”


e-mail: info@objektifgazete.fr

Karateci Nuri TAŞ Siyah Kuşağı Aldı Mustafa GÜÇLÜ / Saint Die Des Vosges Saint Die’de yaşayan Nuri TAŞ aslen Konyalı. Karateye tekrar 4 ay önce başlamasına rağmen ödül üstüne ödül alıyor. Katıldığı Karate şampiyonalarından hiç eli boş dönmüyor.

babasının izinden gidiyor. Farklı bir alanda da olsa, atletizm şampiyonasında takım arkadaşlarıyla Vosges birincisi oldular. Ayrıca bu başarısına sponsorluk ederek katkıda bulunmak isteyenler Objektif Gazetesi’nden bilgi alabilirler (mustafaguclu@live.fr). Ojektif Gazetesi olarak Nuri TAŞ ve oğlunu tebrik eder, başarıların artmasını dileriz.

Yıllar önce yaptığı karate sporuna tekrar başlamasıyla beraber kendini iyi hazırladıktan sonra rakiplerine meydan okuyor ve başarıdan başarıya koşuyor.

Mart / Mars 2011 * N° 58

O

61

YİĞİT Ailesi Mevlid Okuttu

Mustafa GÜÇLÜ / Gerardmer

20 Şubat 2011 Pazar günü, Gerardmer Ditib camisinde Başkan Cevdet YİĞİT ve kardeşi Mustafa YİĞİT’in vefat eden babalarının adına Kuranı Kerim ve mevlid şerif okundu. Bruyeres Camisi’nin imamı ve Gerardmer imamı verdikleri sohbetlerle ölümün herkes için olduğunu ve kaçınılmazlığını gelen cemaate hatırlattılar. Kuranı Kerim tilavetleri, Mevlidi şerifler ilahiler ve dualarla geçen programda zaman zaman yapılan konuşmalar duygulu anların yaşanmasına sebep oldu. Programın ardından cemaate yemek verildi. Objektif Gazetesi ailesi olarak merhuma Allah rahmet eylesin diyor, Başkan Cevdet YİĞİT ve kardeşi Mustafa YİĞİT’e başsağlığı diliyoruz.

Nuri TAŞ en son yaptığı karate gösterisinde 20 puan üzerine 13 alarak siyah kuşağını aldı. Nuri TAŞ aynı zamanda Fransa karate şampiyonasına katılma hakkını kazandı ve oradan da ödüllerle dönmek istiyorum dedi Nuri TAŞ’ın oğlu Hayrettin de

TÜMSIAD Fransa Birinci Şubesini Paris’e Açtı TÜMSIAD Fransa derneği, 12 Şubat 2011 tarihinde, Paris şehrinde birinci şubesini açtı. Merkezi Strasbourg’ta bulunan TÜMSIAD Fransa Derneği bu sayede üyelerine daha yakın hizmetler vermeyi hedefliyor. TÜMSIAD Avrupa başkanı, yönetim kurulu üyeleri, TUMSIAD Belçika başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, ayrıca 50’ye yakın iş adamının katılımı ile TÜMSIAD Fransa derneği görkemli bir açılışa imza attı. Toplantıya hoş geldiniz konuşmasıyla başlayan TÜMSIAD Fransa genel sekreteri Mustafa AYDOĞAN, akabinde toplantı programını katılımcılara sundu. Arkasından TÜMSIAD Fransa derneğinin Paris şube başkanı Murat ULAŞ kürsüye davet edildi. Kendisi tüm katılımcılara şubelerinin açılışına icabette bulunduklarından dolayı teşekkür etti. Sözlerine kısa ve orta vaadede gerçekleştirmek istedikleri projeleri açıklayarak devam eden ULAŞ, TÜMSİAD Fransa merkez yönetimine kendilerine vermiş oldukları desteklerden dolayı teşekkür etti. Devamında TÜMSİAD Fransa merkez başkanı Mahmut DEMİREL söz aldı. Kendileri başta TÜMSİAD Avrupa başkanı ve yönetim kurulu üyeleri olmak üzere tüm katılımcılara teşekkür konuşması gerçekleştirdi. Sayın DEMİREL konusmasının devamında, Paris gibi önemli bir

şehirde TÜMSIAD Fransa derneğinin şube açılış onurunu kendilerine yaşattığı için Paris şube başkanı Murat ULAŞ’a sonsuz şükranlarını arz etti. TÜMSİAD Fransa derneğinin kuruluşunda yaşadığı bir anekdotunu anlatan DEMİREL, alkışlardan dolayı sözlerine sık sık ara vermek zorunda kaldı. TÜMSİAD derneğinin amacının üyelerinin kazanması olduğunun altını çizen DEMİREL, Fransa genelinde yeni şubeler açılacağının müjdesini vererek sözlerini bitirdi. TÜMSIAD Avrupa Başkan yardımcısı ve Fransa sorumlusu Mehmet ÖZTEKİN ise, konuşmasında iyi bir işadamının dürüstlüğü ve samimiyetiyle tespit edilebilir olduğunu açıkladı. Devamında TÜMSIAD Fransa teşkilatına « göz bebeğimiz » diyerek hitap eden ÖZTEKİN, Fransa teşkilatının faaliyetlerinden çok memnun

olduklarını bildirdi. Toplantıya damgasını TÜMSIAD Avrupa Başkanı Cahit KERENCİLER vurdu. Konuşmalarına Mahmut DEMİREL ve ekibini kutlayarak başladı. TÜMSIAD’ın gün be gün güç kazandığını bildiren KERENCİLER, bu büyüme ile tüm üyeler ve özellikle gönüllü hizmet eden yönetim kurulu üyelerinin kişisel gelişimleri ve ekonomik kalkınmaları gözle görünür şekilde ilerlediğini açıkladı. KERENCİLER ifadelerinde bu büyümeyi TÜMSIAD’a borçlu olduklarını bildirdi ve üyelerin tümünün TÜMSIAD için önem arzettiklerini belirterek, TÜMSIAD’ın çalışmalarına katkıda bulunan yönetim kurullarına teşekkürlerini bildirerek konuşmalarına son verdi.


62

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

63


O

Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

ÇENGEL BULMACA Resimdeki oyuncu

Bebek ayakkabısı

Özlenen vatan

Muğla’nın bir ilçesi

Özgür

Yasal, meşru

Üflemeli bir çalgı

Geveze

HAZIRLAYAN Güven Söztutan

gsoztutan@ihlas.net.tr Sert, kırıcı, gönül kırıcı

Pislik

Güvence Tür, çeşit

Tekdüze

Birlik, birleşmiş olma durumu

Barındırma (eski) Bir sayı

Pay Teşebbüs

Doğal

Sodyumun sembolü

Aymaz

Yüzün her iki yanı Tenis oynama aracı

Kar fırtınası

Sağ ve esen olarak

Hoşlanma, zevk

Uğursuz

Dönemeç

Fas’ın plaka işareti

Perhiz, rejim

Havadar Yanardağ püskürüğü

Karelere bölünmüş, damalı

Kavimle ilgili, budunsal

Bilinen, belli

Hayat arkadaşı

Anlam

Tayin etmek Radyumun sembolü

Başkaları, yabancılar, eller

Patika Asıl konu, temel motif Emek karşılığı ücret Tırnak cilası

Branş

Bir gemi veya uçağın gidiş yönü

Evre, merhale Otlak Köşk

Tiyatro sahnesi

Haydut, eşkıya

Avuç içi

Olay, hadise Bir tür büyük kayık Argoda çalma

Yoksulluk Tembellik

Elbisenin boyun bölümü

Duygu

Ödeşme Yeryüzü kırığı

Yetki

Anılar

Uzaklık belirten söz

Ziraat

Sayıların işareti

Şahit Toplu olarak ava çıkma

Edirne’nin bir ilçesi

Bir yağış şekli

Bir kumaşın alt dokusu

Bir Uzak Doğu sporu

Bulmaya çalışmak

Tarihte bir uygarlık

Savunma oyuncusu

İnce dantel

Neonun sembolü

Sayıca çok Lityumun sembolü Sene Kovuşturma

Sodyumun sembolü Korunacak eşya

Hangi yer

Apartman dairesi

Geçmiş zaman

(çözümü 72. sayfada)

64


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N° 58

O

Çocuğunuza “Hayır”ın Anlamını Öğretin 1 yaşındaki çocuklar farklı bir birey olmaya alıştıkları için yetişkinleri dinleme gereğini duymazlar. Ancak dinlemekten çok hoşlanmayan bir ufakl��ğı bile disipline edebilirsiniz. Çocukların size göre doğru olmayan davranışları, sizin otoritenize karşı gelmek için yapılan kasıtlı hareketler değildir. Sadece onların en büyük görevi olan dünyayı keşfetmenin birkaç yan etkisidir diyebiliriz. 1 yaşını yeni geçmiş küçük çocuklar yaptıkları hareketin ne gibi sonuçlar doğuracağını tahmin edemezler. Kendisine enteresan gelen bir nesneye doğru hemen atılırlar. Onu ellerine geçirmeleri durumunda kendilerini tehlikeye atabileceklerini ise düşünemezler. Onun davranışlarını anlayışla karşılıyor olsanız bile bazı şeyleri görmezden gelmeniz de gerekmez. Disiplin bir cezalandırma değil bir öğretme metodudur. Sizin yapmanız gereken, çocuğunuzun merakını ve öğrenme arzusunu azaltmadan ona limitleri olduğunu gösterebilmektir.

Hayatınızı Kolaylaştıracak Şeyler Ufak Ayrıntılarda Gizli Olabilir

> Gömlek yakalarındaki kirleri gidermek için gömleği makinaya atmadan önce yaka kısmına sabun sürüp 15 dakika bekletin. > Ellerdeki soğan ve sarımsak kokularını giderebilmek için yapılacak en iyi şey haşlanmış patatesle ovmaktır. > Ütüde sararan elbise hemen oksijenli su ile silinirse sararan yerler kaybolur. > Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayınız. Tertemiz olacaktır. > Dibi tutan tencereleri bir gece suda bekletin, tencere daha kolay temizlenecektir. > Musluklarınızı temizlemek için bez yerine eski bir naylon çorabı tercih edin, sonuç daha mükemmel olacaktır. > Pirinç ve bakliyatları saklamak için cam kavanozları tercih edin.

Anason deyip geçmeyin bir çok şeye faydası var

Hollanda Bisküvisi

> Acı ve yakıcı tadı, kokusu sebebiyle tükrük ve mide ifrazatını çoğaltır, Malzemeler : Tarifi : dolayısıyla iştah açar, hazmı kolaylaştırır. Bağırsak gazları için 1 su bardağı kay- 1.5 su bardağı un, Unu eleyin. nar suya 1 tatlı kaşığı anason atılarak karıştırılır. Daha sonra bal veya şeker ile 175 gr tereyağı, 1 adet Ortasını hafif tadlandırılarak içilir. Anethol müsekkin ve barsak spazmlarını, sancılarını yumurtanın akı, 1 su çukur şeklinde bardağı pudra şekeri, 1 çözücüdür.  açın. Oda paket vanilya, ½ paket > Fazlası hafif sarhoşluk ve sonra da ağır uyku verir. Bu özelliği sebebiyle gaz kabartma tozu, 1 su sıcaklığındaki tereyağını şikayetleri dolayısıyla uyumayan çocuklara hem ağrı gidermek hem de uyut- bardağı toz şeker. pudra şekerini, yumurtanın akını, mak maksadıyla anason çayı içirilmesi çok bilinen bir uygulamadır.  > Bebeklere anason çayı hazırlamak için 2 çay kaşığı anason tohumu, 2 çay vanilyayı ve yarım paket kabartma tozunu ilave edin. İyice karıştırdıktan bardağı suda haşlanır, tatlandırmak için içine biraz bal veya şeker ilave edile- sonra bir hamur elde edene dek bilir. Elde edilen bu sıvıdan bebeklere günde 3 kez 2 çay kaşığı verilir. yoğurun. Hamuru üç çeşit parçaya > Anason çayı süt veren hanımlarda sütü arttırır, öksürüklerde göğsü yumuşatır. ayırın. Bu parçaları uzun bir rulo Süt arttırıcı etki için 30 gram anason yaprağı 1 litre suda kaynatılır, yemeklerden şeklinde yuvarlayın. Toz şekeri dikdörtönce 3’er çorba kaşığı içilir. Anason yağı vazelin ile karıştırılarak vücut bitlerine gen şeklindeki bir tepsiye yayın. Hamur karşı kullanılabilir. Müsilaj sebebiyle hafif müshil etkilidir. Ayrıca idrar söktürür.  rulolarını şekerle yuvarlayın. Keskin bir bıçakla verevine 2cm genişliğinde kesin. Çok hafif yağlanmış tepsiye « Yalan dört nala gider. Hakikat ise adım adım yürür, fakat yine de dizin. Orta hararetli bir fırında 15 dk vaktinde yetişir. » Japon Atasözü pişirin. - Afiyet Olsun -

65


66

O

Mart / Mars 2011 * N° 58ve Almanya’daki Önemli e-mail: info@objektifgazete.fr Fransa Telefon Numaraları

T.C. Strasbourg Başkonsolosluğu

Servislerimizin doğrudan(direkt) numaraları (14:00 - 17:00 arası)

Santral N° Fax N°

03 88 36 68 14 03 88 37 97 39

Danıșma

03 88 36 68 14 03 88 24 74 44

Pasaport ișlemleri

03 88 24 77 33 03 88 24 77 31

Nüfus ve Doğum ișlemleri Cenaze ișlemleri

Noter ișlemleri

03 88 24 77 32

Vize ișlemleri

03 88 24 74 43

Tebligat-Kasa

03 88 24 74 42

Eğitim Ataşeliği

03 88 52 97 09

Çalışma Ataşeliği

03 88 37 14 27

Din Hizmetleri Ataşeliği

03 88 36 86 44

T.C. Paris Büyükelçiliği

01 53 92 71 12

Av. Kons. Nezdinde Türkiye Daimi Tems.

03 88 36 50 94

T.C. Paris Başkonsolosluğu

Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu Fransa’nın Ankara Başkonsolosluğu

01 56 33 33 33 0090/212 334 87 30 0090/312 455 45 45

T.C. Lyon Başkonsolosluğu

Santral

Passport(Düzenleme)

04 72 83 98 40 04 72 83 98 45

Passport5Uzatma)

04 72 83 98 51

Askerlik

Santral Numaraları Eğitim Ataşeliği

Eğitim Ataşeliği

Çalışma Ataşeliği

Merkez Hastaneler

04 72 83 98 46

Nüfus

04 72 83 98 47

Evlenme

04 72 83 98 53

Güvenlik

04 72 83 98 55

Çalışma Ataşeliği

04 72 74 26 73

Kasa

04 72 83 98 52

Eğitim Ataşeliği

04 78 24 33 00

Din Hizmetleri Ataşeliği

Appel d'Urgence Européen

04 78 65 01 21 112

SAMU SOCIAL

115

Enfance Maltraitée

Turizmle İlgili Birimler

119

Strasbourg Turizm Bürosu

03 88 52 28 28

Mulhouse / Basel Havaalanı

03 89 90 31 11

Entzheim Havaalanı S.N.C.F. ( Tren )

C.T.S. ( Otobüs ve Tramvay )

Acil Numaralar

03 88 64 67 67 36 35

03 88 77 70 11 18

Polis

17

Jandarma

03 88 37 52 99

Elektrik

03 88 18 74 00

S.A.M.U.

15

Gaz

03 88 75 20 75

T.C. LYON BAŞKONSOLOSLUĞU

http://www.lyonbk.com

Vatandaşlarımız, yerel makamlarla temasları sırasında karşılaştıkları hukuki ve adli sorunlara ilişkin olarak Başkonsolosluğumuz bünyesinde görev yapmakta olan Hukuk Danışmanımıza Çarşamba günleri 09:00 – 13:00 saatleri arasında bizzat müracaat edebilirler. Şimdi SÖZ HAKKI sizde. Bilgisayarınızla, kaleminizle yazarak bize iletebileceğiniz gibi, görüşerek röportaj biçiminde de aktarabilirsiniz.

SORUNLARIMIZI BİRLİKTE DİLE GETİRELiM : BİZE ULAŞIN : info@objektifgazete.fr

0 6131-98 26 00

0 6131-98 26 027

Mannheim Santral Karlsruhe Santral

Turizmle ilgili Birimler

Mannheim Turizm Bürosu

Karlsruhe Baden-Baden Havaalanı Stuttgart Havaalanı

Acil Numaralar

Mannheim

Karlsruhe

İtfaiye Mannheim MVV-Elektrik ve Gaz

Karlsruhe Stadtwerke-Elektrik ve Gaz

Stuttgart EnBW-Elektrik ve Gaz

TESPİT VE TUTANAK HARÇLARI

24,00 €

DÜZELTME HARCI(İMZA BAŞINA)

4,00 €

MÜKAVELE FESİH HARCI

10,00 €

RES’EN SENET, BABALIĞI TANIMA SEN.

75,00 €

0 621-293-93 00 0 711-216-25 54 0 621-293-0 0 711-216-0 0 621-10 10 11

0 1805-94 84 44

Stuttgart

110

0 621-290-0 0 721-599-0

0 711-289-0

hafta içi her gün 08:30-13:00 / 14:00-17:00 saatleri arasında açıktır. Vatandaş kabulü saat 12:00’ye kadar yapılmaktadır.

E-mail: turkcons.strasbourg@mfa.gov.tr

Strasbourg ve çevresi: Colmar ve çevresi: Mulhouse ve çevresi: Metz ve çevresi: Mannheim ve çevresi:

06 88 75 14 49 06 03 97 98 58 03 89 43 40 43 03 87 80 36 43 06 21 15 32 95

KONSOLOSLUK

HARÇLARI

İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ

14,00 €

İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ METNE ŞAMİL

28,00 €

KANUNLARA UYGUNLUK HARCI

14,00 €

BELGE, TUTANAK, ŞERH HARCI (1. SAYFA)

14,00 €

TEREKE MÜHÜRLENMESİ

35,00 €

PASAPORT

HARÇLARI

6 AY UZATMA

23,00 €

1 YIL UZATMA

33,00 €

2 YIL UZATMA

54,00 €

3 YIL UZATMA

77,00 €

4 VE 5 YIL UZATMA

0 7229 -66 20 00

T.C. STRAZBURG BAŞKONSOLOSLUĞU

Çilingir:

24,00 €

0 711-24 07 10

112

Polis

GENEL VEKALETNAME(Beher imza)

11,00 €

0 721-133-0

Stuttgart Santral

14,00 €

TERCUME, FOTOKOPI TASDİKİ. (Beher sayfa)

0 721-133-10 10 Belediyeler

ÖZEL VEKALETNAME(Beher imza)

0 711-26 40 57

0 711-253-00

Stuttgart Valiliği

17,00 €

ÜCRETSİZ

Klinikum Stuttgart

Karlsruhe Valiliği

TAAHHÜTNAME,MUVAFAKATNAME,İMZA TASDİKİ

ACTE DE MARİAGE, ACTE DE NAİSSANCE

0 711-16 66 70

0 721-974-0

Mannheim Valiliği

Tutarı

ÜCRETSİZ

0 621-383-0

İdari Birimler

İŞLEMİN CİNSİ

DOĞUM KAYIT BELGESİ,EVLENME KAYIT BELGESİ

Klinikum Mannheim Klinikum Karlsruhe

EURO ÜLKELERİ T.C. BAŞKONSOLOSLUKLARINDA 2010 YILINDA UYGULANAN HARÇ MİKTARLARI

0 721-85 77 87

0 6131-98 26 031

T.C. Stuttgart Başkonsolosluğu

04 72 83 98 54

Noter

İtfaiye

T.C. Mainz Başkonsolosluğu

Santral Numaraları

0 721-98 44 00

0 721-98 44 027

Çalışma Ataşeliği

03 88 24 74 09 03 88 24 74 06 03 88 24 74 06 03 88 24 74 09

Doğum, Evlenme, Ölüm, Kayıt ve Ehliyet

Eğitim Ataşeliği

Çalışma Ataşeliği

03 88 24 77 32

Çifte Vatandaşlık ișlemleri

Santral Numaraları

03 88 24 77 35 03 88 24 74 06

Askerlik ișlemleri

T.C. Karlsruhe Başkonsolosluğu

DEĞERLİ

108,00 € KAĞITLAR

PASAPORT CÜZDAN BEDELİ

24,00 €

NÜFUS CÜZDANI

3,00 €

ULUSLARARASI AİLE CÜZDANI

22,00 €

NOTER KAĞITLARI

3,00 €

VEKALET, PROTESTO, RESEN SENET KAĞITLARI

5,00 €

BEYANNAME

3,00 €

SÜRÜCÜ BELGELERİ

29,00 €

Konsolosluk evinize taşınıyor: 2010 yılında uygulanan harç miktarları dahil her türlü detaylı bilgiyi edinebileceğiniz adres

www.e-konsolosluk.net

SIHHİ TESİSATÇI İBRAHİM CEYLAN Kanalizasyon ve boru tıkanıklıklarında ve acil durumlarda 24 saat hizmet! Her türlü su tesisat işleri / KAPI AÇMA TEL.: 06 88 75 14 49


e-mail: info@objektifgazete.fr

ÇOCUK DÜNYASI

Hatice YILDIRIM Araştırmacı

e-mail: akabeay@free.fr

ÇOCUK VE KİTAP « Okuma san’atı çoğunlukla hayatı kitaplarda tekrar bulmak, kitaplar sayesinde hayatı daha iyi anlamak san’atıdır » (Andre Maurois) ( Bu ay sizlerle,Uzm.Dr.Çocuk ve Ergen Psikiyatristi.Gökçe Küçükyazıcı’nın yazısını paylaşmak istiyorum.) Masallar ve Çocuk Gelişimine Etkileri « Masalların çocuk gelişiminde birçok önemli ve değerli katkıları vardır.

COJEP Basın Bildirisi 21. Yüzyıl Avrupası’nın Karsılaştığı Sorunlar ve Fırsatlar Sempozyumu COJEP Basın Sözcüsü Veysel FİLİZ, gerçekleştirdikleri sempozyuma ilişkin olarak aşağıdaki bildiriyi göndermiştir. « 19 Şubat 2011 tarihinde, Avrupa’da bulunan iki uluslararası sivil toplum kuruluşu, COJEP International ve EMISCO’nun temsilcileri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL tarafından Avrupa’da yükselen İslamofobik akımlar üzerinde fikir alışverişinde bulunmak ve Türk hükümetinin moral desteğini talep etmek üzere kabul edildiler. Heyet toplumsal bütünlüğün promosyonunun sürdürülmesinin son derece önem taşıdığını belirtmiş oldu. Önceki gün de çok yapıcı ve olumlu bir görüşme Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ ile gerçekleşti. İki lider de bu STK’ların öngörülü çalışmalar yürütmesinin önemi vurgulayıp özellikle Avrupa’daki Müslüman toplulukların toplumsal bütünlüğün temel parçalarından biri olduğu-

Masal anlatımı esnasında bir yandan anlatan kişi ile çocuk arasında iletişim kurulurken diğer yandan da çocuğun bütün zihinsel faaliyetleri harekete geçer. Okuduğu veya dinlediği masallardaki karakterler hakkında hayaller kuran çocuk, olayların gelişimine göre iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi öğrenir. Genellikle kız çocuklar kız, erkek çocuklar erkek karekterlerle özdeşleşerek ilerideki kişiliklerinin temellerini atarlar. Kabaca 4-5 yaşına gelmiş bir çocuk masallarda anlatılan birçok olayın aslında gerçek olmadığını bilir. Zaten bu amaçla masallara başlarken söylenen ve ‘bir varmış bir yokmuş’ diye başlayan tekerlemelerin amacı da çocuklara bu mesajı vermektir. Bunu yanısıra masal anlatan kişinin de çocuğa zaman zaman olağanüstü olayların sadece masallarda olacağını söylemelerinde fayda vardır. Aslında çocukların masallardan almaları gereken şey onların hayal dünyasına hitap ederek, onların dünyasına girerek ki bu şekilde daha eğlenceli ve kolay öğrenirler, gerçekte nasıl biri olmaları gerektiğinin ipuçlarını vermektir.

Mart / Mars 2011 * N° 58

okumak için vakit bulamamaktan yakınmaktadırlar. Ayrıca çizgi filmlerin ve dizilerin hayatımıza girmesiyle birlikte çocuklar masal okumak yerine bu tip programları seyretmeye ağırlık vermektedir. Üstelik çocukların bazen kendilerine hitap etmeyen dizi ve programları seyretmeleri veya şiddet içeren ve doğru mesajlar vermeyen çizgi filmleri izlemeleri henüz kişilikleri yeni gelişmekte olan bu çocukların yanlış figürlerle özdeşleşmesi sorununu gündeme getirmektedir. Örneğin 6 yaşında, şiddet içerikli davranışları nedeniyle değerlendirmem için getirilmiş bir çocuğun ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ şeklinde yönelttiğim soruya ‘Mafya babası’cevabını vermesi hayli düşündürücüdür. Üstelik bu tip örneklere hiç azımsanamayacak sıklıkta rastlamaktayız.

Genel olarak masallarda bütün toplumları ilgilendiren ortak unsurlar olsa da genellikle masallar içinden çıktıkları toplumun değer, tutum ve davranışlarını yansıtır. Bu nedenle çocuklarımızın öncelikle kendi masallarımızı okumasını, diğer kültürlere ait masallarında iyi bir incelemeden sonra çocuklarımıza sunulması faydalı olacaktır.

Aileler, çocuğun gündelik yaşam içinde görsel ve yazılı medya ile karşı karşıya geldiği magazinel ünlüler, başarılı iş adamları ve politikacılar hakkında da, olumlu mesajlar içeren ve çocuğa iyiyi, doğruyu, çalışkan olmanın ve zorluklar karşısında asla yılmadan elimizden gelenin en iyisinin yapılması gerekliliğini gösteren örnek hikayeler anlatabilirler. Bu şekilde çocuk çevresinde olup bitenlerden en olumlu şekilde ders alacak, olumsuz etkilenmeler en aza indirgenecektir. »

Günümüzde yoğun iş tempoları nedeniyle anne babalar çocuklarına masal

nu ifade ettiler. Ayrıca demokratik Avrupa’nın daha işlevsel hale gelmesinde bu toplulukların kapsayıcı bir şekilde katilim süreçlerine dahil edilmesi koşuluna bağlı olduğu görüş birliğine varılmıştır.

Türkiye’nin başarılarından da bahsederek, bu ülke Demokrasi’nin ve İnsan Hakları’na saygının İslam’la uyuşabileceğini ispat etmiştir dedi.

Doç. Dr. İbrahim KALIN’ın Avrupa’daki etnik azınlıkların STK perspektifinden durumlarını açıklayan sunumu özellikle dikkat çekiciydi. BM Irkçılıkla Mücadele Raportörü (2002-2008) ve EMISCO Başkanı Doudou DIENE’in konuşması Arap dünyasında son dönemde yaşanılan siyasi gelişmelerin bölgeyi demokratikleşmeye taşımasına vurgu yaptı. Aynı zamanda,

67

karşılıksız kalmayacağı, zekanın çoğu zaman beden gücünden üstün olduğu, sevginin birçok şeyden daha değerli olduğu, arkadaşlığın çok önemli olduğu, el ele vermenin ve birlik içinde olmanın her zaman daha çok başarılar getirdiği, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamamız gerektiği ve elimizden geleni yaptığımız taktirde başarının bizi zaten bulacağı mesajlarını verirler. Örneğin Keloğlan masalını okuyan veya dinleyen bir çocuk çoğu zaman çok güçlü olmamıza gerek olmadığı, eğer aklını kullanırsa birçok şeyi başarabileceğini düşünür. Veya ‘Külkedisi’, ‘Pamuk Prenses ve yedi cüceler’, ‘Çirkin ördek yavrusu’ gibi masallar insanların başlangıçta zorluklar yaşasalar da sonunda mutlaka iyilerin galip geleceğini sabretmenin önemini vurgularlar.

Masallar her zaman iyi olanların galip geldiği, sabırlı davrananların mutlaka amacına ulaştıkları, yapılan iyiliklerin

Bu iki görüşme dışında, COJEP International’in EMISCO ile düzenlediği “21.yüzyıl Avrupası’nın karsılaştığı sorunlar ve fırsatlar” konulu sempozyum Ankara’daki çalışmaların önemli boyutunu oluşturmuştu. Farklı ülkelerden katılan uzmanlar çok geniş bir konu yelpazesine değindiler.

O

COJEP International Genel Başkanı Ali GEDİKOĞLU İslamofobik yaklaşımların Avrupa’da kurumsallaşmasından, İslam hakkındaki yanlış bilgilendirmenin ve Medeniyetler çatışması teorilerinin yaygınlaşmasından duyduğu endişeyi ifade ederek, bu ideolojilerin yıkılması doğrultusunda çağrıda bulundu.

Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra güçlendirilen bu teorilerin merkezinde İslam’ın ve ulusal kimlik ve güvenlik açısından tehlike oluşturduğu düşüncesi yatmakta. Bu akımın durdurulmasının en önemli koşulu İslam ile diğer dinlerin etkileşiminin yaygınlaştırılması ve Müslüman Toplulukların görünürlülüğünün artırılmasından bağlı olduğunu vurgulayan Genel Başkan, ancak bu şekilde Yeni Avrupa Barış ile Refahın simgesi olacaktır dedi. »


68

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

69


70

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

71


72

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

73


74

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

Promotion sur le stock – stoklarda şok promosyon / Abiyelerde 30% - 40 %– 50 % varan inidirimler ! Takılar Nikah şekeri Gelinlik bedenine tasarlanmış sipariş üzerine gelinlik aksesuarları

İrtibat : 03 29 36 18 79 Dükkan 06 47 70 36 18 – 0645 18 63 13 Özel Randevu ile dükkan açabiliriz


e-mail: info@objektifgazete.fr

Ses ve Müzik Sanatçısı Mehmet Ali Acur’un “Ana Yar” Adlı Albümü Çıktı

Mart / Mars 2011 * N° 58

O

75

MG : Müzikteki hedefiniz nedir ? İyi bir besteci olmak, kendi bestelerimi okumak. Starlıkta bir hedefim yok ama iyi bir müzisyen olarak tanınmak. MG : Albümünüz çıktı, biraz anlatır mısınız nasıl oldu ? Türkiye’de bestelerimi pazarlamaya gitmiştim, oradan Ateş ve Türkü firması neden kendin bir albüm yapmıyorsun diye sordular ve bu arada bana albüm teklifi yaptılar, ben de kabul ettim. Yola buradan çıktım. Ama hiç kolay olmadı, albüm çalışması 2 sene sürdü. Albümdeki 12 parçadan 7’sini ben yazdım, içimden geçenler ve hayatın içinden esinlenerek yazdım, umarım herkes beğenir. MG : Ne zorluklarla karşılaştınız ? Maddi olarak başta çok maaliyeti olan bir iş, gidip gelmek ve konaklama zor oluyordu. Avrupa’da yaşayan brisinin albüm yapması çok zor. Ama başardım, ayrıca bana çok yardım eden oldu ; Haluk Gazze, Selami Şahin gibi. Onlara çok teşekkür ediyorum. MG : Ne tarz müziği çalıyordunuz ?

Saint Die Des Vosges’da yaşayan Mehmet Ali Acur yıllardır müzikle uğraşıyor, yaptığı başarılı çalışmalarının neticesinde halkın gönlünde taht kuruyor. Aslen Denizli Acıpayam Örenköylü olan Mehmet Ali Acur, Grup Şensesler ismiyle herkesin ilgi odağı oluyor, muhteşem sesiyle düğünlerde herkesi coştururken uzun havalarıyla da gurbetçileri ağlatarak duygulu anlar yaşatıyor. Gelin bu güzel başarıları hep birlikte dinleyelim. MG: Müziğe ne zaman başladınız ? 1975’de fransaya geldim ve 25 senedir Saint Die’de ikamet etmekteyim. 7 yaşındayken aileden etkinlenerek müziğe başladım. Babam Ramazan Acur, Koca Ramazan derlerdi, müzikle uğraşırdı ve Talip Özkan Babam’ın talebesi idi. Musa Eroğlu’yu çok severdim ve ondan beri müziğe karşı bir merakım var.

Ben halk müziği çalıyorum, albümüm de zaten bu tarzda. MG : Ünlü sanatçılarla hiç müzik yaptınız mı ? Evet, ünlülerle Sefai, Mustafa gibi sanatçılarla

konserler yaptım ; Aşık Yıldızdoğan, Songül Karlı konser yaptım.

MG : Geleceğe düşünüyorsunuz ?

yönelik ne

Yaptığım müziği isterim, konserlere isterim. Tabii nişanlarda her As Müzik kafekendi mekanımda okuyorum.

herkesin tanımasını daha çok sık katılmak düğünlerde, sünnet ve zaman hazırım. Şu an sini çalıştırıyorum ve yazdığım bestelerimi

MG : Son

mesajlarınız ?

Herkese 2011 için afiyet diliyorum. luk ve kardeşlik

mutluluklar, sağlık ve İnşallah her zaman dostiçinde yaşarız.

(Grup Şensesler’le düğün, nişan, sünnet veya solo konser organizasyonlar için irtibata geçebilirsiniz. Konser yapmak isteyenlere sanatçı temin edilebilir.)

GRUP ŞENSESLER Düğün, Nişan, Sünnet veya Solo Konser Organizasyonlarda irtibate geçebilirsiniz.

Konser yapmak isteyenlere sanatçı temin edilebilir. DÜĞÜN - NİŞAN - SÜNNET VE

HER TÜRLÜ EĞLENCELERİNİZDE

SİZLERLE OLMAKTAN MUTLULUK DUYARIZ.

İrtibat : 06 80 72 63 39 http://mehmetali-acur.new.fr/


76

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

77


78

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN

da kendini bilmez, kalbi kin ve nefretle dolu, kendi hissiyatlarına kapılmış, sadece işlerin kendi denetimi altında yürümesini isteyen aklı evveller her toplumun içerisine düşmüş ağaç kurtları gibidir. Onlar sadece kendilerini tatmin sürecini dopingleyerek başkalarının hiçbir değer ve kıymeti bulunmamaktadır. Dilleriyle bulundukları toplum içerisinde sureti haktan görünüp gönüller arasında yaraları derinleştirmeye devam ederler ve neticede kangren haline gelirler.

Hasan KARAKAYA DİLİN AFETLERİ VE TOPLUM İÇİNDEKİ İLİŞKİLERİMİZ Hz Adem’den bu yana çoğalmaya başlayan toplumlar arasındaki uzaklaşmalar, neticesinde kabileler halinde yaşamaya çalışan insanlar aralarındaki problemleri halletme arzusunda olanlar birçok şeylerden feragat ederek aralarındaki ilişkileri en mükemmel noktaya taşımak zorundalar. Aralarındaki tartışmaları cedelleşmeleri anlaşmamazlıkları sorunları o çevrede bulunan önde giden bilge kişilerin önderliğinde kurulan meclisler dahilinde problemleri çözerler idi. Tabii bu toplumlar şu içinde yaşadığımız zaman itibariyle, yirmibirinci asırda birçok çalışmaların teknoloji ile birleşmesi bazı toplumların da o teknolojiyi kullanamaması mutlaka bir toplumda kuşaklar çatışmasını gün yüzüne çıkarıyor. Şu anda dünya telaşına düşmüş birçok toplumlar, birbirlerinden uzaklaşmanın nedenlerini araştırırken bazı toplumlar

Bu konuda Peygamber Efendimiz sav şöyle buyuruyor : İnsanoğlu sabaha vardığı zaman bütün uzuvlar dil’e yalvararak şöyle derler : Bizim hakkımızda Allah’tan kork; çünkü biz ancak seninle kaimiz, doğru olursan doğru oluruz, eğri olursan eğri oluruz ) TİRMİZİ : 4.C.2518.N. Sefahat, rezalet ve azgınlık içinde kendinden başka kimseyi düşünmeyen benciller var. Manevi lezzetleri tatmamış nice insanlar var.. Bizler müslümanız. Yeryüzünün onur abideleriyiz. Her insan fitratta kardeşimizdir. Ufkumuzu yedi kat semalara çıkartan gözümüzün nuru Kur’an-ı Kerimi okuyalım, anlayalım ve öğretelim. Ümmet ruhu ile hareket etmeyi Rabbim nasip eylesin. Dünyanın bir yerinde kardeşinin ayağına diken batsa dünyanın başka bir yerinde olmamıza rağmen bunu hisseden ve üzülen bir ümmetin zümreleriyiz. Rabbim sana şükürler olsun bizi şükredenlerden ettin. Toplumu parçalara bölen, insanları renklerine ve kafatası şekillerine göre tasnif eden veya tuttuğu takıma göre insanları değerlendirerek karşı takımın insanlarını sanki bir düşman gibi algılayan ve böylece toplum yapısını zayıflatan “Irkçılık hastalığını” İslam da yasaklamaktadır. İslam; “Biz insanları bir erkek ve bir kadından yarattık. Sonra onları kabile kabile ayırdık ki bunlar birbirleriyle tanışıp kaynaşsınlar” hükmünü koymaktadır.

PONT A MOUSSON'DA

GÖZYAŞI « İZ » BIRAKTI Mustafa GÜÇLÜ / Pont a Mousson Fransa’da bulunan Pont A Mousson Okul Aile Birliği tarafından organize edilen program, Pont A Mousson Tiyatro ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Fransız müslümanların da bulunduğu program

e-mail: info@objektifgazete.fr Peygamberimiz ise “İslam’da Arap’ın Acem’e (Arap olmayanlara) Acem’in de Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır (her işinde Allah’ın rızasını öne almak)” buyurarak derinin renklerine göre insanların ayrılamayacağını beyan etmiştir. Asr-ı saadette bunun bizzat örneğini de ortaya koyan Peygamberimiz, bir taraftan Arap Hazreti Ebu Bekir’e, bir taraftan Habeşli bir siyahî köle olan Bilal-i Habeşi’ye ve diğer taraftan Farslı (İranlı) Selman-i Farisi’ye aynı derecede iltifat etmişler ve kıyamete kadar gelecek Müslümanlara da örnek olmuşlardır. Bugün bu uygulamayı, Hicaz’a hacca giden dünya Müslümanları Kâbe’nin huzurunda yaşamakta, beyazıyla, siyahıyla, zencisiyle, kırmızı derilisiyle aynı safta aynı elbiseler içinde birbirleriyle kardeşliklerinin hazzını yaşamaktadırlar. Irkı, dili, rengi ne olursa olsun bütün Müslümanları birbirine kardeş ilan eden İslam, bunların dağınık olmalarına izin vermemiş, mutlaka toplu olmalarını istemiştir. Bu konu da Kur’an-ı Kerim; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Ayrılıp tefrikaya düşmeyin” buyurmuştur. Ayette, “Allahın ipi…” olarak tarif edilen Kur’anı kerimdir. “…sarılın…” ifadesi ise Kur’an da bildirilen emir ve yasaklara uyun demektir. Hemen sonra gelen ifade de ise “Ayrılıp tefrikaya düşmeyin” yasağı Müslümanların bir vücut ve bir kalp olmalarına işaret etmekte, herhangi bir şekilde birbirleriyle çekişmeye düşmemeleri istenmektedir. Yukarıda verilen ayette Allah’ın ipine sarılmaları, böylece İslam’a inanan insanların bir bütün olmaları emredilirken, ayrılıp tefrikaya düşmeleri ise yasaklanmış bulunmaktadır. Bugün adı Müslüman olduğu halde İslam’ın toplumun oluşmasında ortaya koyduğu bu ana hükümlere uymayarak

büyük ilgi ile takip edildi. Gözyaşı Geceleri İz programının Avrupa turnesi 11 Şubat 2011 pazar günü Pont A Mousson Tiyatro ve Kültür Merkezi’nde 700 kişinin üzerinde bir davetli topluluğu önünde gerçekleşti. Saatler öncesinden salona gelmeye başlayan misafirler bilet kontrolünün ardından salondaki yerlerini aldılar. Program başlayıncaya kadar salon içine kurulmuş olan onlarca standdan yiyecekten giyeceğe, hediyelik eşyadan kitaba, fındıktan baklavaya tüm ihtiyaçlarını giderdiler. Adeta bir panayır havasının hakim olduğu salona Gözyaşı Geceleri İz programının başlamasıyla müthiş bir sükunet ve ardında da programa bağlı olarak büyük bir coşku hakim oldu. Pont A Mousson yakınında ve uzağında bulunan şehirlerden, hatta diğer eyaletlerden ve ülkelerden de gelenlerin olduğu programa yine gözyaşı ve coşku hakimdi. Seyyar kefenci Fırfırık Seyfi'nin kendine has üslubu ile satmaya başladığı kefenlerle başlayan programın ilk 20 dakikasında kahkahalara boğulan davetliler ondan

“ayrışanlar ve tefrikaya düşenler” yine bir takım adı Müslüman kişiler tarafından büyük destek görmekte, böylece bu tip ayrışmacı insanlara ve dolayısıyla inançlarından prim vermektedirler. Görülüyor ki ayetlerde ve hadislerde vurgulanan kardeşlik bütünlük sevgi ve saygılar bir tarafa bırakılıp adeta nefislerin esiri haline gelerek bir toplumu kırk parçaya bölmeye çalışanlar inşallah hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaklar Bir düşünün ağzımızın içerisinde el kadar bir et parçası ama onun yaptığı onun saçtığı zehiri de zerafeti de hiçbir varlığın saçmadığını herkes bilir! Hangi davayı, hangi ideolojiyi, hangi farksiyonu, hangi meşrebi güdersen güt ama belli zamanlar ölçüsünde yapılan olayları toplum arasına nifak tohumları gibi sokma. Bu toplumun arasına atılan nifak tohumları bir gün gelir onun ateşi seni de yakar beni de toplumu da yakar, ama en çok da bu toplumun temel taşları olan geleceğimizin garantileri ve daha nice yıllar nesillerimizin beyinlerine onarılmaz yaralar açar, o zaman bu nesillerin nasıl heba edildiğine bakıp bakıp ah etmeden bugünden o günlerin hesaplarını iyi yapmalıyız. Sonuç itibariyle her kim olursa olsun sosyal faaliyet gösteren toplumlarda her türlü düşünceye sahip insanlar olmalı, ama o sosyal kuruluşlarda belirli fikirler ön plana alınmamalı, hatta bu gibi toplumun birbirleriyle her zaman birarada bulunmalarını sağlayan kuruluşlarda net bir şekilde siyasi polemiklere prim verilmemeli. İnsanların nefisleri akıllarının önünde giderse birçok bela ve musibetlere düçar olacağını söylemek mümkün. Ama nefislerimizin akıllarımıza hizmet ettiği sürece geleceğimizin garanti altında olacağını kesinlikle ifade edebiliriz. Allah’a emanet olun…

sonraki saatler içinde bazen hüzünlendiler, bazen gözyaşlarına hakim olamadılar, bazen de coşkuyla sahnede anlatılan konuyu alkışladılar. « Çok dinamik bir seyirci kitlesi olan Pont A Mousson 'de her zamanki gibi coşku, gözyaşı ve aşk vardı. Teşekkürler Vefa, teşekkürler bize sponsor olan tüm gönül dostu firmalarımız ve özellikle teşekkürler coşkulu ve aşk dolu Pont A Mousson 'de yaşayan gönlü güzel kardeşlerimiz. İnşaallah yeni programımızda yine buluşmak üzere » diyerek program sona erdi.


e-mail: info@objektifgazete.fr

SERİ KATİLLER VE SERİ KATİLLER 2 KİTAPLARININ YAZARI FİKRET TOPALLI'DAN GERÇEK SERİ KATİL YAŞAM ÖYKÜLERİ... çocuklar çok seviyorlardı. Her zaman onları güldüren, eğlendiren bir adamdı Joachim amca.

3

Temmuz 1976 günü Laar semtindeki bir oyun parkında oynarken aniden ortadan kaybolan Marion Ketter adlı kız çocuğu ailesini telaşa düşürdü. Hemen karakola haber verildi. Polis alarma geçerek küçük kız çocuğunu aramaya başladı. Sarı saçlı, güzel bir kız çocuğu olan Marion daima arkadaşlarıyla oynardı ve ailesi de asla arkadaşlarının yanından ayrılmadığını bildiği için ev dışında oynamasından endişe duymazlardı. İlk gün hem ailenin hem de polisin araştırmaları bir sonuç vermedi.

JOACHIM KROLL RUHR AVCISI (1)

D

uisburg, Avrupa’nın en önemli demir-çelik üretim merkezlerinden olan büyük bir Alman kentidir. Ülkenin Kuzey-Batısında, Ren ve Ruhr nehirlerinin kesiştiği noktada yer alan kentin sahip olduğu liman dünyanın en büyük iç limanlarındandır. Çeşitli maden üretim alanları da barındıran bu tipik Ruhr kenti gerek canlı ekonomisi gerekse hareketli nüfusuyla özellikle 20. yüzyılın başından itibaren Almanya’nın en aktif, üretken ve kozmopolit kentlerinden biri olmuştur.

Laar, Duisburg’un varoşlarındandır. Dünya üzerindeki tüm sanayileşmiş, kalabalık kentlerin herbirinde benzerleri görülebilecek olan Laar semti küçük, ucuz konutlarıyla çalışan nüfusun önemli bir bölümünü barındırır.

1970

’lerin ortasında mahalledeki Freisen sokağındaki 11 numaralı küçük apartmanda yaşayan kısa boylu, yuvarlak yüzlü, saçları hayli dökülmüş, kepçe kulaklı ve gözlüklü orta yaşlı adam sokakta oynayan çocuklar tarafından “Joachim Amca” olarak tanınıyordu. Zaman zaman onlarla konuşan, hatta bazen şekerleme, sakız gibi küçük hediyeler veren bu adam bazen çocukları oynamaları için evine de davet ediyordu. Freisen sokağındaki blok apartmanların ortak tuvaletlerinin bakım ve temizliğinden sorumlu bir işçi olan ve yalnız yaşayan Joachim amcanın evinde küçük konukları oynasın diye satın aldığı bir sürü oyuncak bebek vardı, üstelik çocukların evdeki elektronik aletlerle oynamalarına da hiç sesini çıkarmazdı. Joachim amca evine en çok kız çocukları çağırırdı. Onların etrafında bulunmalarından her zaman keyif alan adamı

H

iç kimse küçük Marion’u görmemişti. Ertesi gün mahalleden gönüllülerin de katılımıyla daha geniş çapta bir arama gerçekleştirildi. Çevrede yapılan araştırmalar bir sonuç vermedi. Mahallede yaşayan her insanın bilgisine başvurulmasına karar verildi. Bu amaçla iki kişilik gruplar halinde sokaklara dağılan polisler her kapıyı çalacak ve Marion hakkında sorular soracaklardı. Tam da bu sırada Freisen Caddesi 11 numarada tuhaf bir olay yaşanmaktaydı. Oskar Müller adlı bir komşu apart-

Polisler adamın telaşından ciddi bir sorunla karşılaşabileceklerini tahmin ediyorlardı. Ve birkaç dakika sonra yorumlamaya korktukları dehşetli manzara karşılarındaydı. manın ortak tuvaletini kullanmak için geldiğinde koridorda Joachim Kroll ile karşılaştı. Kroll, gülümseyerek selam verdiği Müller’i en sondaki tuvaleti kullanmaması için uyardı. Nedenini soran Müller’e “Tamamıyla tıkandı.. içi bağırsak dolu..” dedi. Kroll’un şaka yaptığını düşünen Müller tıkalı olan tuvaleti görmek için kapıyı açtığında dehşete düştü. Tuvaletin deliği ağzına kadar kıpkırmızı bir sıvıyla doluydu. Sıvının içinde tuhaf parçalar yüzüyor ve içerisi çok kötü kokuyordu. Burnunu kapatarak daha yakından bakmak istediğinde gördükleri gerçekten de bağırsak parçalarına benziyordu. Düşüncesiz komşulardan birinin kasap artıklarını tuvalete attığının düşünerek sinirlendi.

O

skar Müller apartmandan dışarı çıktığında sokakta Marion adlı küçük bir kız çocuğunu arayan polislerle karşılaştı. Birden ka-

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

fasında şimşekler çakan adam telaşla polislere yaklaştı ve kekeleyerek tuvalette gördüklerini anlatmaya çalıştı. Heyecanlı adamın sakinleşmesini bekleyen polisler kendilerini anlattığı tuvalete götürmesini istediler. Polisler adamın telaşından ciddi bir sorunla karşılaşabileceklerini tahmin ediyorlardı. Ve birkaç dakika sonra yorumlamaya korktukları dehşetli manzara karşılarındaydı. Birisi gerçekten de insan organlarına benzeyen parçaları tuvalete atmıştı. Kıpkırmızı kan renginin belirgin görüntüsü ve kokusu başka ihtimalleri ortadan kaldırıyordu. Tuvalet hemen mühürlendi kapısına bekçi konularak Duisburg emniyetinin adli tıp uzmanlarıyla birlikte bir de lağım ustası olay yerine çağrıldı. Kısa sürede Freisen Sokağındaki apartmana gelen uzmanlar, lağım ustasının yardımıyla tuvaleti kırıp borularını söktüler ve tüm içeriği büyük bir kovaya doldurdular. Şimdi daha da korkunç bir görüntü vardı karşılarında. Kovanın içinde küçük bir çocuğa ait olduğu anlaşılan iç organlar yüzüyordu: kan, doku ve yağ artıkları arasında akciğer, böbrekler, bağırsaklar ve küçük bir kalp. Hiçbir insanın bu dehşet verici görüntü karşısında etkilenmemesi mümkün değildi.

79

polis mutfağa girmiş ve tencerenin kapağını yavaşça aralamıştı. Gerçekten de bir et yemeği kaynıyordu, kepçeyle şöyle bir karıştırdı, patatesler, havuçlar, soğan ve minik bir el! Polis elinde kapakla donakalmıştı. Joachim Kroll evdeki tüm polislere hitap etti; “Arkadaşınız kızı buldu sanırım..”

B

undan sonrası telaşlı bir koşuşturmaydı, polisler küçük dairenin her köşesini arıyorlar, dedektifler soğukkanlılığını hiç yitirmeyen bu tuhaf adamla konuşmaya çalışıyorlardı. Buzdolabında tabaklar içinde daha sonra pişirilmek için ayrılmış “et” parçaları bulundu. Buzluk kısmında da güzelce paketlenmiş birkaç parça daha vardı. Mahalledeki çocukların “Joachim Amcası”nın polisle-

Tutuklandığı yüzüne söylenip emniyet müdürlüğüne götürülürken hiç sorun çıkarmadı, Kroll soğukkanlılığını koruyordu. re yapması gereken bir hayli açıklama vardı anlaşılan. Tutuklandığı yüzüne söylenip emniyet müdürlüğüne götürülürken hiç sorun çıkarmadı, Kroll soğukkanlılığını koruyordu.

M

Dedektifler ellerindeki adamın sadece küçük Marion’un değil uzun süredir bölgede işlenen birçok başka cinayetin de faili olabileceğini tahmin ediyorlardı. Genç kızlara tecavüz edip öldüren meçhul katile gazeteler “Ruhr Avcısı” adını vermişlerdi.

Karşılarına çıkan kısa boylu kel adamın polislerin varlığına dair tedirgin veya ürkmüş bir hali yoktu. Polis memurları adama adını sordular “Ben Joachim Kroll.. size nasıl yardım edebilirim?” diye yanıtladı. Tuvaletteki kanlı atıklar hakkında bilgisine başvurmak için geldiklerini söylediklerinde Kroll soğukkanlılıkla açıklamaya başladı : “Haa.. o mu?

Joachim Kroll ilk sorgulamalarda sadece Marion Ketter hakkında konuştu, polise başka bilgi vermekten kaçındı. Sanığı bir süre tek başına bir hücreye kapatıp ortamın sakinleşmesini bekleyen dedektifler bu öngörülerinde haklı çıktılar.

üller kendisini sorgulayan polislere bulguyu yapan komşusundan söz etmişti; Joachim Kroll adlı şakacı komşu bağırsakları ilk gören ve kendisini uyaran kişiydi. Polis memurları aceleyle Kroll’un kapısını çaldılar. Bu adamın anlatacakları önemli olabilirdi.

Dün avladığım bir tavşanı kesmiştim, artıklarını da tuvalete attım. Sanırım biraz fazla geldiği için tıkanmış.. en kısa zamanda tıkanıklığı gidereceğim.”

P

olisler kapıda adamı dinlerken mutfaktan gelen kokular gerçekten de tencerede bir et yemeğinin kaynamakta olduğunu doğruluyordu. Polislerden biri içeri girerek mutfağa bakmak için ısrarcı oldu, Kroll da hiç itiraz etmedi. “Buraya sahiden tıkalı tuvalet için mi geldiniz?” diye sordu aniden. Memurlar küçük daireyi kolaçan ederlerken kayıp küçük kızdan söz ettiler. Bu arada içeri girmekte ısrar eden

Hiç kimse üzerine gelmeyince Kroll kısa sürede rahatladı ve dedektiflerle konuşmaya başladı, 43 yaşındaki uysal, zararsız görünümlü bu adamın anlattıkları herkesi şaşırtacaktı. Kroll dedektiflere bu süre içinde 14 kişiyi öldürdüğünü, ancak hafızasının iyi olmadığını, belki de daha fazla kişiyi öldürmüş olabileceğini söyledi. Faili meçhul kalan birçok cinayeti işlediğini itiraf etmesinin yanı sıra başkalarının suçlandığı, hatta hüküm giydikleri birkaç cinayeti de aslında kendisinin işlediğini söyleyecekti. Kendi anlattıklarının ışığında Kroll’un son yirmi yılı gerçekten dehşet vericiydi. ( Devam edecek )


80

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

HAYATIN EMEK YAKASI

ları bütün Arap dünyasını etkisi altına almış ve bununla da sınırlı kalacağa benzemiyor. Onyılların biriktirdiği bu öfke patlamaları öylesine hızla ve şiddetle yayılmaktadır ki karşısına dikileni ezip geçmekte, otuz kırk yıllık baskıcı rejimler yerle bir olmaktadır. Arap halklarının bu uyanışı ve ayaklanışı, Araplar’dan hiçbir şey olmaz diyenlerin ezberlerini bozmakta, oryantalist bakışlar bozguna uğramaktadır.

İbrahim BALCI DIDF ( Demokratik İşçi ve Gençlik Dernekleri Federasyonu ) Yn. Kr. Üyesi ibrahim-balci@live.fr

Arap Halk İsyanları! Arap aleminde büyük çalkantılar, alt üst oluşlar yaşanmakta, köklü değişimler olmakta, sert devrimci kasırgalar kopmakta, diktatörleri önüne katıp silip süpürmektedir. Tunus’ta başlayıp Mısır’da doruğa ulaşan ve dalga dalga yayılan halk isyan-

Arap dünyasının içerisine girdiği bu devrimci demokratik bahar havası, toplumsal bir bilinç sıçramasına neden olacak, elde edilen bu kollektif mücadele, deney ve tecrübeler, Arap halklarında ve emekçilerinde önemli demokratik birikim ve dönüşümlere yol açacaktır. Ne gerici petrol şeyhleri, ne eski rejim artıkları ne de emperyalist haydutların bu topraklarda at oynatmaları eskisi kadar kolay olacaktır. Hiç kuşkusuz gerici Arap rejimleri ve arkasındaki emperyalist güç odakları bu devrimci süreci boğmaya çalışacak, bu sürecin yolundan sapması ve kesintiye uğraması için her yolu deneyecekler. Çeşitli makyajlar ve oyunlarla yeni işbirlikçi yönetimler oluşturmaya, olmadı bazı yüzeysel reformlarla işi geşiştirmeye çalışıcaklardır.

e-mail: info@objektifgazete.fr Tunus halkı yol göstermeye devam ediyor! Örnegin Tunus halkı devrimci dalganın başlatılmasında öncü bir rol oynadığı gibi, kazanımlarını kaptırmama ve devrimin yeni kazanımlara doğru ilerlemesinde de kararlı görünmekte, bu konuda da öncü ve yol gösterici olmaya aday görünmektedir. Diktatörü devirmenin önemli olduğunu ama onun rejimini yıkmanın ve yerine halkın denetiminde bir demokratik düzene geçişin daha da önemli olduğunun farkında Tunuslular. Bu nedenle semtlerde, işyerlerinde, okullarda ve fabrikalarda komiteler kurmakta, hızla örgütlenmekteler. Geçici hükümetin icraatlarını denetlemek, taleplerinin takipçisi olmak ve ülkeyi demokratik bir seçime götürüp halkın özgür iradesinin yansıyacağı yeni bir hükümet oluşturmak için uyanık ve örgütlü olmak zorundalar. Tunus’tan gelen bir diğer önemli haber ise ayaklanmayı yönlendiren tüm muhalif örgüt, parti ve sendikaların geniş ve güçlü bir ittifak üzerinde anlaştıklarıdır. Tunus İşçileri Komünist Partisi sözcüsü Hamma Hamami'nin açıklamasına göre solculardan sendikalara, siyasal islamcılardan Nasırcı bağımsızcılara kadar irili ufaklı tam yirmi sekiz rejim muhalifi örgüt devrimi ilerletmek ve

nin cinsiyetine göre ücretlendirili- için yine eğitim, ekonomik düzen, yor. Ne yazık ki mağdur edilen yine saygı, sevgi gibi unsurların gerçekleşmesi için yapılacak çalışmaların kadınlarımız oluyor. bence çok faydası olacaktır. Tarlada kadın çalışıyor, fabrikada kadın çalıyor, ofiste kadın çalışıyor, İsterseniz gelin hep beraber kadınevinde kadın çalışıyor, ev ekono- larla ilgili ilginç kimi bilgileri okumisini yönlendiriyor, geleceğimiz yalım.. olan çocuklarımızı onlar yetiştiriyor ancak o hiçbir şey bilmiyor, o Birleşmiş Milletler tarafından yapıanlamıyor, onun kafası çalışmıyor. lan bir araştırmaya göre;

Mehmet DİLKİ

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ( Der Internationale Frauentag)

Bir baba adayına çocuğunun ne olmasını istediği sorulduğunda %98 cevap erkek çocuk olarak veriliyor. Halen Türkiye’nin büyükçe bir bölümünde kız çocukları için “okuyup da ne olacak” tarzında ilkel bir düşünce hakim olup, 21.yüzyılda kız çocukları önce cahilliğe sonrasında ise kocasının insafına terk ediliyor. (Bu durum Avrupa’daki ithal gelin konusunda da hassasiyet gerektiren bir durum) Özel sektörde olsun kamu sektöründe olsun yapılan iş yapan kişi-

Halbuki; onlar ninelerimiz, onlar 1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınanalarımız, onlar eşlerimiz, onlar lar tarafından görülüyor. sevgililerimiz ve onlar biricik kız2. Buna karşın kadınlar dünyadaki larımız. toplam gelirin ancak %10’una saHer ne kadar inkâr yolunu seçsek hipler. de ne yazık ki ülkemizde ve çoğu geri kalan ülkelerde kadın erkek 3. Dünyadaki mal varlığının ise % ayırımı taa doğumdan başlıyor ve 1’ine sahipler. tüm yaşamları boyunca bu böyle 4. Başka bir deyişle dünyadaki işdevam ediyor. lerin % 34’ü erkekler tarafından Dünya üzerinde kadınlar sayı ola- görülüyor ama erkekler dünyadaki rak oldukça fazla olmalarına rağ- toplam gelirin % 90’ına ve toplam men tek başlarına söz sahibi olama- mal varlığının % 99’una sahipler. dılar, halen erkeğe boyun eğerek, Türkiye’den rakamlar : erkeğin egemenliğinde yaşamlarını devam etmekteler. Son zamanlarda 1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, kadınlarımızda iş sahasında politi- köylerde de % 76’sı eşleri tarafınkada çeşitli kuruluşlarda söz sahi- dan dövülüyor. bi oldular ama bence yeterli değil. Kendi ayakları üzerinde durmaları 2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin için beylerin yardımcı olması gere- ilk gününde şiddetle karşılaşıyor. kir diye düşünüyorum. 3. Aile içi suçların % 90’ını kadına Ekonomik olarak dünyada yine karşı işlenen suçlar oluşturuyor. ezilen cefa çeken kadınlarımız, bir de erkeklerin baskıcı zihniyetin- Bunları okuduktan sonra bence fazden aldıkları darbeler var. Bugün la söze de gerek yok.. Eşitlikler ve dünyada kadınlarımıza yapılan haklar sadece bir gün için değildir.. en büyük haksızlıkları aşabilmesi Bir ömür boyu paylaşılmalıdır.

eski rejimi değiştirmek için bir ittifak üzerinde anlaştılar. Çünkü diktatör kaçtı ama diktatörlük hâlâ birçok kurum ve işleyişi ile sürmektedir. Hibir şey eskisi gibi olmayacak! Arap halkları makus talihlerini değiştirme yolunda önemli bir dönemece girmiş bulunuyorlar. Esaret zincirlerini kırıyor, zulme ve zorbalığa başkaldırıyor, ayaklanıyorlar. Günün birinde ayakların baş olacağına dair güçlü bir işaret fişeği yakıyorlar. Gün gelecek, devran dönecek, firavunlar, tiranlar ve haramiler halka hesap verecek diyebileceğimiz bir dönemden geçiyor Arap coğrafyasi. Şüphesiz bu durum sadece Arap gericiliğini ve diktatörlerini değil, bütün bir kapitalist emperyalist dünya düzenini ve onun işbirlikçilerini de sarsmakta, korku dolu kabuslar yaşatmaktadır. Dünya halklarına ise yeni bir umut, yeni bir mücadeleci ruh ve dinamizm kazandırmaktadır. Artık devrimler ve toplumsal mücadeleler dönemi bitmiştir diyenler hükmünü ve etkisini yitirmiştir. Ezilen halkların ve sömürülen emekçi sınıfların ancak birleşip mücadele etmesi sonucu bir şeylerin değişebileceğine olan inancın güç kazanacağı bir döneme girilmiştir.

Ne demiş Nazım HİKMET : KADIN Kimi der ki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli Köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran. Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal O benim kollarım bacaklarım. Yavrum, anam, karım, kız kardeşim Hayat arkadaşımdır. 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ, TÜM DÜNYADA, KADINLARIN EŞİTLİK, KALKINMA VE DAHA HUZURLU YAŞAM ÖZLEMLERİNİ VE İSTEKLERİNİ DİLE GETİRDİKLERİ, BİRLİK VE BERABERLİK GÜNÜ OLARAK KUTLANMASI DİLEĞİ İLE VE TÜM DÜNYA KADINLARININ MAKUS TALİHLERİNİ YENİP BÖYLESİ ÖZEL GÜNLERE İHTİYAÇLARININ KALMADIĞI ÖZGÜR, ADİL BİR DÜNYA DİLİYORUM. TÜM KADINLARIMIZIN DÜNYA KADINLAR GÜNÜNU KUTLUYORUM.


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N° 58

üçüncü kuşak yani bugünün gençleri, birinci ve ikinci kuşaklara benzemiyor. Asimile olmuş bir toplumun gençleri. Benliğini Türklüğünü kaybetmiş bir nesille karşı karşıyayız. 10 gençten 6’sının kulağında küpe, elinde esrar ortalarda gezerler, halbuki ilk nesil böyle miydi ? Fransa’ya geldiklerinde ayaklarında kara lastikle gelenler vardı, onlar mücadele verdiler ki gelecek nesil düzgün bir ortamda büyüsün, vatanına hizmet etsinler diye gecesini gündüzüne kattılar ama düşündükleri gibi olmadı.

faruk.beyaz@hotmail.fr

HAYKIRIŞ Sevgili okuyucularım, Bu ayki yazımda bir ayrıcalık yaparak farklı bir yazı yazdım ; uzun yıllardır üstünde durduğum bir konu vardı, sizlere onu anlatacağım : Fransa’da Türk olmak… 1970’lerin başında tanıdı Fransa Türk işçilerini, o zaman bu zaman tam tamına 40 yıl geçti. Geçen bunca yılda neyi başarabildik Türk toplumu olarak ? İlk nesil çalışkan idi, bunca zorluklara karşı mücadele ettiler, pek dil öğrenemediler. İkinci kuşak onlar da babalarının yolunda gitti, yani bizi Fransa’dar atacaklar o yüzden çalışalım mantalitesi vardı. Ve

Aralarında başaran insanlar var onlara sözüm yok. Halbuki bu nesil çok şeyler başarabilir, başarı gelmesi için de mücadele vermek lazım, burada büyüklere çok iş düşüyor, bu gençleri başarıya iteklememiz lazım ; hangi dalda olursa olsun kendini ve vatanını en iyi şekilde temsil etmesi lazım. Sonuçta ay-yıldızlı bayrağı unutmamak gerek. Yeni neslin umrunda olmayabilir yazdıklarım, herkes kendisi bilir, ben sadece gördüklerimi duyduklarımı ve yaşadıklarımı yazıyorum. 40 yılın içerisinde acaba hangi başarımız var diye baktınız mı ? Aslında pek büyük bir başarımız yok, sadece günden güne açıp kapanan, vur-kaç yapan Türk işadamlarımız var. Fransa genelinde 80’i bulmayan Türk avukatımız var, hemen hemen 100’den az Türk doktorumuz var ; yani anlayacağınız şu ki 40 yılda fazla başarımız yok, ne milletvekilimiz, ne belediye başkanımız, ne emniyet müdürümüz var, ne sinemacımız ne de sporcumuz ( Erdinç Mevlut hariç ) var… Aslında gençlerimizin suçu yok ; suç, gençlerimi-

O

81

zin ailesinde, yani büyüklerde. Kahve köşelerinde (ben lise mezunuyum Türkiye’den, ben milletvekili olabilirim demekle de milletvekili olunmaz ) vakit öldüren sizler entegre olamamışsınız ki çocuklarınız entegre olsun, zaten yetişen nesil de diskodan geri kalmıyor, o da normal, baba gündüz inşaatta nasıl vur-kaç yapabilirim peşinde, akşam olunca kredi ile aldığı lüks arabasıyla kahve kahve gezer, çocuklarından haberi olmaz, çocuklarının eğitiminden haberi olmaz, oğlu hafif futbolu iyi oynarsa bir klüpte, baba başlar benim oğlum Galatasaray’da 10 numaraya layık demeye. Ben de diyorum ki, « Ben menajer Faruk Beyaz, senin oğlun Galatasaray’da değil 10 numara oynamak, benim mahalle takımında bile 10 numarayı giyemez. Öyle bir günde başarı gelmez, başarıya zemin ayarlamak gerek, sen zemini ayarlamadan çatıyı yapmaya kalkışırsan mahvolursun. » Bizim Türk toplumu olarak başarmamız gereken çok konu var, onlardan biri de kendi milletvekilimizi çıkartmamız. Ama ben inanıyorum ki bir gün Fransa’da Türk kökenli milletvekilimiz olacak… Bu yüzden birbirimize sahip çıkalım, birbirimizi destekleyelim, gerekirse Türk sendikası kurulsun, işadamları derneği kurulsun, değişik sektörlerde sendikamız olsun, bizi her koşulda savunabilecek sendikalar olsun, o zaman biz daha başarılı olabiliriz. Unutmayalım ki « Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur », hep birlikte büyük başarılara imza atalım… ( Bu yazıyı yazmada bana yardımcı olan sevgili aileme teşekkür ediyorum, saygılarımla.)

Kısa ve öz olarak dün adeletsizce davrananlara,

Dünyada bu kadar haksızlıklar yaşanırken, hani

haksızlık yapanlara, hukuk tanımayanlara kı-

ne oldu bizim yeni dünya düzeni adı altında me-

zan dostlarımız, maalasef bir yerlere gelip bazı

deniyet iddiamıza ? Dünyaya hakkı, adaleti, eşitli-

imkânlardan istifade etmeye yani nemalanmaya

ği, bütün hakları verme mücadelemiz, yani kısaca

başlayınca, dün karşı çıktıkları meselere kendileri

medeniyet iddiamiz ?

muhatap olmaya başlamışlardır.

Mücadelesini servet, mevki, makam adına sür-

Ben yazımı çok fazla uzatmdan şunu kısaca dile

düren, milletini, medeniyet iddiasını unutanları,

getirip veda etmek istiyorum.

biraz tarihlerini okumaya, paralarını biraz kitap

Bir millette adalet, hak, eşitlik, hukuk, kul hakkı,

alarak, geçmişlerini incelemeye davet ediyorum.

yetim hakkı, insan hakları ve daha bunlara ekleye-

Peygamberimizin güzel bir sözüyle veda edelim.

ceğimiz onlarca hak karşısında haksızlık yapıp da,

Beşikten mezara kadar oku. Sizler okuyorsunuz.

Değerli okurlarım,

kendilerine benzemeyenleri, ötekileştiriyorlarsa, o

Allah bana da sizler gibi okumayı nasip etsin.

Bu ayki köşe yazımı çok kısa bir şekilde yazmak

millette, o millete ait bireylerde bozulmalar mey-

Bu arada ülkemize uzun yıllar her alanda hizmet

gereği duydum. Bizim milletçe bir iddiamız vardı,

dana gelmiş demektir.

etmiş, siyasi alanda haddi hesabı olmayan güzel

ya da müslümanlar olarak medeniyet iddiamiz

Bir yerde haksızlık varsa, müslüman kavramını

eserler bırakmış, eski Başbakanlardan Necmettin

vardı. Bunu belki birçok akademisyen arkadaşı-

kendine yakıştıranların daha adaletli olması ge-

Erbakan Hocamız’a, yakın akrabalarına, dava ar-

mız dile getirmiş, bunun üzerine onlarca makale

rekmez mi ? Ama son yıllarda kendimize benze-

kadaşlarına da Allah’tan rahmet diliyorum. Türk

yazılmıştır. Ben Türk ulusunun bir ferdi olarak

yeni koruma, fikirce kendimize benzemeyeni öte-

milletinin başı sağolsun.

çok uzun yazmak, anlaşılmayan cümleler kurarak

kileştirip dışlamak Allah’ınızı severseniz nereden

Allah´a emanet olunuz...

konumdan uzaklaşmak istemiyorum.

çıktı ?

MEDENİYET Şahismail KAYA sahismail@web.de İDDİ00.49 / 179.784.31.83 AMIZ NE HALE GELDİ


82

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

MİZAH Gürsel EKMEKÇİ

inek pisliği epeydir inmiyodum, bi miktar tembellik vardı üzerimde sanki.. dün, hazır evden çıkmışken ''yahu biraz halka ineyim'' dedim.. nasıl bi yazarım ulan ben, adam ayda iki-üç kez halkına inmez mi.. diğerleri nasıl iniyo bilip bilip.. değüşük bi herifim sanırım, diğer kağıtkalem erbabına benzemiyom pek.. biraz kalemtıraş ve kokulu silgi erbabı gibiyimdir huy bakımından.. çok eksiklerim var çok, bildiğiniz gibi diğil.. boynumda fularım yok mesela, bu tür bi şarlatanlığı hiç sevemedim.. attila ilhan misali, ağzımdan bikez çıkan sözlere dair ''uğrunda asılırız'' diye düşünür, boynuma o muhtemel ipten başka hiç bişey dolandırmam kimseye, neme gerek.. sonra, bu işlerde keçi sakallı olmak şarttır desek; öyle biri de diğilim.. günün birinde illa ki bi sakal uzatacaksam, bu camış sakalı olabilir ancak.. bana yakışanı budur.. onun da nasıl bi sakal biçimi olduğunu bilmiyom valla.. bi daha yaylaya çıktığımda yakından bakacam camışların suratına, sözüm söz olsun.. çanta da önemli bi aksesuardır bakın bu camiada.. çantasız yazar, ormansız tarzana benzer.. (ugh!!!, kabul edin, sıkı laftı, ben de şaştım kendime).. insanlar, içinde mühim şeyler taşıyorum zannetsin deyu, belimde kocaman bi çanta da bulundurmadım ki şu cahil ömrümde.. ne kadar da gariban görünüyorum kim bilir kem gözlere.. bi minicik el çantam var hepi-topu; içine bitek gözlüğüm,

e-mail: info@objektifgazete.fr

cüzdanım, evin anahtarları ve minik not defterim sığabiliyo.. bu saydığım eşyalarımı her dakka bi yerlerde unuttuğum içün aldım bu çantayı zaten; eskiden ya gözlüğüm kayıp olurdu, ya da cüzdanım.. dolmuşta düşürürdüm evin anahtarlarını en iyimser olasılık.. şimdi öyle mi, kurtuldum bu dağınıklıktan.. bu kez de gittiğim yerlerde direkt olarak çantamı unutuyom, ama bi biçimde birileri bulup yetiştiriyo ardımdan.. zaten, mühim olan düzenli bi adam gibi görünmek annemin gözüne.. o’nun bakışlarında ‘’bak, ne kadar tertipli benim oğlum, tüm önemli eşyalarını bi çantaya koymuş’’ ışıltısını görebilmek.. garanti, yakın bi arkadaşının düzensiz bi oğlu da vardır annemin.. bi çanta nelere kaadir.. say say bitmiyo ki noksanlarım, deli olacam bu gidişle.. bi de dış görünüm derdi var anasını satiyim.. ööle, uzaktan bakıldığında, sürekli bişeyler düşünüyo gibi yapıp, benzersiz kurgular tasarlayan ciddi bi yazar pozlarına da giremiyom ki bi türlü.. kurban olduğum Allah’ım, ne yapayım, nasıl edeyim.. öylesi ukala, kibirli bi yüz ifadem 4o yıldır hiç olmadı, aha geldim gidiyom.. en son sünnetimde ciddiydim.. haala da ciddi ve sinirliyim bu konuda, deşmeyin yaramı şimdi.. bi de kundaktayken çok tutarlı bi surat ifadem olduğu rivayet olunur.. doğumevi başhekimi’nin; ‘’ahir zaman peygamberi doğdu galiba’’ diye odasına kapanıp kendini ibadet etmeye adadığı, anestezi ekibinden ise o günden sonra bi daha haber alınamadığı söylenir, aramızda kalsın.. yengeye bile söylemeyin.. ehh, niyet ettik bi kere, çıkmış bulundum evden.. soranlara; ‘’halka inmeye gidiyorum, beş-on dakka inip hemen eve dönecem’’ diye de özellikle belirterek atıyodum adımlarımı.. biraz zor oldu tabi, alışmamışım böyle şeylere.. denize ilk girişte, önce ayaklarını sokarak suya alışmaya çabalayanlara özgü bi tedirgin-

lik içerisindeydim.. uzaklarda, bikaç tane mürekkep yalamış dostum bana sesleniyodu; ‘’gel oğlum korkma, biz biliyoz da mı iniyoz sanki’’.. tam olarak cesaret edemesem de bikaç arkadaşımın koluma girmesi sayesinde, güç-bela iniverdim halkıma.. baktım, sevgili büyüğüm, şehrimin naif yürekli yazarı ali ışık abimin de işi yok muymuş, canı sıkılıp da inmemiş mi o gün halka.. halk ekmek kuyruğunda raslaşmış kadar mutlu olup, nasıl sevindim anlatamam.. kısa ve özlü bi kucaklaşmadan sonra, bi müddet de beraberce indik halkımıza.. bedensel engelliler spor kulübü yararına bi kitap hazırlıyo ali abi.. şehrimizin eski fotoğraflarından oluşan bi albüm bu.. ben de aile albümümüzden bazı fotoğraflar verdim bu çalışmaya.. karınca kararınca katkı yapmak boynumun borcuydu.. ve bu vesileyle sevgili babamın küçüklük hallerini de görmüş oldum.. ilk kez görüyo olamam, ama bu bilinçle ilk defa gördüğüm kesin.. 1930’lu yılların sonuna doğru, bi ulusal bayramda çekildiği fotoğrafı.. sonra, insanlara rozet dağıtırken görüntülendiği bi diğeri.. duygulanmamak mümkün diğil.. bugüne kadar ‘’ben babama benziyom’’ diye düşünürdüm.. resimlerini görünce fikrim tamamen değişti; meğer babam aynı bana benziyomuş küçükken.. o’nunla hiçbi kötü hatıram yok.. bi kez bile sinirlendiğini, bizleri azarladığını görmedim.. bi gece yarısı eve sarhoş gelip, karanlıkta korkunç bi gürültüyle bişeyleri devirdiğimde bile sadece ‘’pes’’ diye sitem edip, uyumasına devam etmiş bir çelebi idi babam.. baştan aşağı; müzikli, mizahlı, gaste-kitap okumalı, cumhuriyet balolu, giresunsporlu, tiyatrolu, yazlık sinemalı, plajlı anılar kalmış geriye.. salt bana diğil, kimseye sinirlenmez, ağzını bozmazdı örneğin.. kullandığı en

www.emst-strasbourg.f

ağır sövgü sözcüğü ‘’inek pisliği’’ydi.. inek boku bile diyemez, bu kibar halini kullanırdı.. nice siyasetçiler, nice gasteciler, nice futbol adamları, daha niceleri ‘’inek pisliği’’ olarak damgalandılar evimizde.. iyi ki bugünküleri görmemiş babam.. bi doktoru vardı babamın, ankara’da mıydı, neydi, kalp hastalıkları uzmanıydı.. ama, adamcağızın kendisinin de bissürü hastalıkları vardı.. bi bacağı felçli, bi kulağı sağır, gözleri az görüyo falan filan işte, tam kalmamış aklımda detayları.. ‘’baba, doktor seni muayene etmeye sedyeyle mi getiriliyo’’ demiştim.. sanırım şanlı tarihimdeki ilk esprim budur.. zaten o doktor kalp krizi geçirip öldüğünde ailecek çok üzülmüştük.. bi gün de öğlen yemeği masasında, körler arası futbol maçını canlandırmıştım.. bu görme engelli kardeşlerimiz, topa yerleştirilmiş bi çıngırağın sesi sayesinde maç yapabiliyo malumunuz.. işte böyle bi maçta, topun tribünlere kaçması halinde olabilecekleri anlatmıştım babama.. o’ndaki gülme krizi ve nefesi kesilip de ölecek diye bende oluşan korku şimdi bile gözlerimin önünde.. günün birinde ‘’menşure hanım’’ türküsünü çok sesli halde çalıp dinletmiştim babama, çok da mutlu olmuş, beni bi süreliğine beethoven’la bi tutmuştu.. menşure hanım erciş’li mübarek bi kadındır ve türküde ‘’kızlara paşa’’ ünvanıyla geçer.. menşure ismi, ülkemizde yaygınlık yönüyle 1727. sıradaymış.. kaderin bi cilvesi olsa gerek, abd’de ise aynı sırada darwin ismi yer alıyomuş.. sakın bu tanrısal bi işaret olmasın.. anadolu’nun kadın paşa’sı ile evrim teorisinin paşa’sı nasıl da denk düşmüş.. şeyleri şeylerine denk yobazlar bunu düşünsün bi yol.. inek pisliği olarak yaşamayı bırakırlar o zaman belki..


e-mail: info@objektifgazete.fr

Üstelik dikenlikte açmış güller gibi üç çocuk doğmuştu bu zulmün ortasında. Dayak faslı başlayınca çocuklar bağrışa çağrışa sokaklara kaçışır, konu komşuyu anneye yardıma çağırırdı. Her seferinde Semiha’nın ağabeyleri enişteyi bir güzel yola getirirlerdi ama, iki gün sonra aynı olaylar başlardı. Polisler getirirdi bazı geceler evine kocasını üstü başı çamur ve sarhoş bir vaziyette.

Balıkçılar durağında evlerinin balkonunda oturanlar bir yaz akşamı sefası yapıyorlardı. Temmuzun ılık esintisiyle kendilerinden geçmişlerdi. Gözleri durakta otobüsten inenleri seyre dalmıştı. Aniden yolda hız yapan belli ki birbiriyle yarışan iki oto belirdi. Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir çığlık, acı bir fren sesi! Bir kadın yükseldi yerden, havada üç takla attı, yol ortasına düşüverdi.

Üç kez baba evine döndü Semiha. İki kez hatırı sayılır büyükler girdi araya … birleştirdiler. Sonunda bıçak kemiğe dayandı. Can“Fabrika kızı” isimli bu larına tak eden şarkı sözleri sanki aile torunlaBalıkçılar duraonun için yazılmışrıyla birlikte ğında evlerinin balkotı. Köyden kente evlerine nunda oturanlar bir yaz göç etmiş bir aldılar ailenin üçünakşamı sefası yapıyorlardı. kızlarını. cü evladı, en Temmuzun ılık esintisiyle ken- K o c a s ı büyük kızlasınırları rıydı Semiha. dilerinden geçmişlerdi. Gözleri ç okt an durakta otobüsten inenleri Samsun’da bir aşmıştı. fabrikada çalıseyre dalmıştı. Aniden yolda İnsan gibi şan askerliğini yaş ama k hız yapan belli ki birbiriyyapmış bir gence Semiha’nın le yarışan iki oto beisteyiverdiler. On da hakkıydı. lirdi. beşine gelince çok iyi Boşanma davası tanımadığı bu gençle evaçıldı. Yıllar sürse de lendirdiler. Semiha becerikli sonunda boşanma resmen bir kızdı, şehirdeki dikiş nakış kursgerçekleşti. Bir daha hiç evlenmedi larından faydalanmış, bayan terziliği Semiha. Hem anne hem baba oldu öğrenmişti. Sonunda nasip olmuş tüçocuklarına. Çalışma hayatı içinde tün fabrikasında da işe başlamıştı. olması ve ekonomik güç ona ayakta Semiha’nın evliliği tam bir kabustu. durmayı öğretti. Uyanamıyordu bu kabustan, bitirmeYıllar sonra, ailesinin desteğiyle girdiye de cesaret edemiyordu. Tek istediği ği kooperatiften bir evi oldu. Üç çocuiçmeyen bir koca, dövmeyen bir eşti. ğuyla Samsun sahil yolunda Balıkçılar Kocası sadist, alkolik bir adam çıkdurağı mevkiinde yeni bir yaşama mıştı. Kızcağıza yaptıklarını yürekler başlıyordu. kaldıracak gibi değildi. Her gün dayak, morartılar, ısırma, boğmaya kalk- Henüz yeni eve taşınalı bir hafta olma, kızgın sobada yakmaya teşebbüs, muştu. Bir haftadır izindeydi. İşte bu odaya kilitleme, ayrılmaya kalkarsa gün izin bitmişti. Çocuklarını yaailesini öldüreceğine kadar varan teh- şama hazır hale getirdiği yuvasında bırakacaktı. İlk defa işe otobüsle gidecek, evine otobüsle dönecekti. İşte bu durakta inecekti. Hoşça kalın dedi giderken, gözleri ilkokul çağındaki çocuklarını tek tek gezerken.

Kaza yapan şoför, gurbetçilerimizden bir gençti. Ailece tatile gelmişlerdi. Bu akşam bin bir dil dökerek zar zor ancak razı ettiği babasından arabasını alıp arkadaşıyla birlikte dışarı çıkmıştı. Gözleri dikiz aynasında kendisini görmüş, “Bu yaşta ve bu arabada! Var mı benim gibisi?” demişti. Yabancı plakayla bir güzel sahil yolunu tutmuştu. Artık onu durdurabilene aşk olsundu. Bu anı bir yıl beklemişti, değmeliydi doğrusu.

Fabrikada tütün sarar Sanki kendi içer gibi Sararken de hayal kurar Bütün insanlar gibi Bir evi olsun ister

s.bircan1@hotmail.com

UNUTULAN SINIRLAR, UNUTULMAYAN ACILAR Yurtdışında yaşayan gurbetçilerimizin Türkiye özlemlerine tanık oluyorum. Ah o yazı iple çekişler yok mu … tatil ve yolculuk planları… hasretle geçen bir yılın ardından kısa süren yaz tatilleri, bu kısa zamanlara sığdırılmaya çalışılan ve giderilmek istenen özlemler … Bazen de evdeki hesabın çarşıya uymadığı yaşanmış hikayeler… Her yaz Samsun sahillerinde gözler aşinadır yabancı plakalara. Dışarıya veryansın eden bir müzikle gıcır gıcır otomobillerinin içinde gençler, atılmak istenen bir hava içinde, etrafı süze süze, adeta birilerini arar gibi geçerler sahil yolundan. “Almancılar geldi” derler görenler. “Almancılar geldi…” Bu cümle, bir fısıltı gibi dolaşır kulaktan kulağa, yukarı mahallelere, hatta Samsun’un daha yukarılarında Kıranköy’e dek varır. Orda büyük bir mezarlık vardır. Bu mezarlıkta tek başına yatan bir merhumenin kabri vardır. Usulca uçar fısıltı, bu kabrin başındaki selvi ağacına konar, onu kışlık uykusundan uyandırır: “Almancılar geldi.” Lakin korkacak bir şey yoktur mezarda yatan merhume için. Olan olmuş geçen geçmiştir. Belki de tek merakı geride kalan yetimleridir. Bu, doksanlı yılların gerçek yaşam öyküsü bir roman olup sızlar yüreğimde “yaz!” diye. Kelimeler, cümleler dans ederken düşüncelerimde, her seferinde boğazım düğümlenir, gözyaşları mürekkep olur dağılır sayfalarda. Yarım

83

dik inen karşıdaki yola, evine doğru merakla bakarak, zihninde sorularla durakta otobüsten indi. Arkadaşı bir şeyler söyledi arkasından, heyecanlıydı sesi. Fakat Semiha duyamadı.

TOUL Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmeni

O

ditler... bu fiziksel ve psikolojik şiddet altında Semiha, uyuşmuş gibi hissediyordu kendini. Artık sağlıklı düşünemiyordu. Bunu yıllar sonra daha iyi anlayacaktı.

kalır roman da, tıpkı merhumenin hayatı gibi. Huzura ereceği çağda, otuz yedi yaşında. Adı Semiha.

Salih BİRCAN

Mart / Mars 2011 * N° 58

Bir de içmeyen kocası Allah ne verirse geçinir gider Yeter ki mutlu olsun yuvası

Suda yansıyan yüzünü görüp kendisine aşık olan efsane Narcicus gibiydi. Ne zaman arabanın dikiz aynasında kendini görse aşırı bir özgüven ve özgürlük duygusu yükleniyordu kişiliğine. Ancak bu şekilde içindeki bütün olumsuzlukları, güvensizlikleri, bütün yaraları görmezden gelebiliyordu. Bu arada özgürlüğünün sınırlarının başkalarının yaşam hakkıyla kesiştiği çizgiye kadar olduğunu unutuyordu. Trafik kurallarının ise herkesin can güvenliği için olduğunu da unutuyordu.

Evlerinin balkonunda gözleri yolda üç çocuk, olanlardan habersizdi. Az sonra kapıya gelen polis olay yerine götürdü en büyüklerini. Kalabalıktı orası. Samsun’un cümle arabası buraya mı toplanmıştı, farlar gözünü alıyordu. Onu görenler kenara çekiliyordu. “İşte oğlu bu” dediklerini duyuyordu. Anlam veremiyordu. Neler oluyordu? Yerdeki bayan çantasını tanıdı ilkin. İçinden yollara dökülmüş, kadıncağızın besbelli çocuklarına getirdiği yarım ekmek ve köfteler, bir poşetten saçılmış üç salkım üzüm ve ayaklar altında ezilmiş taneler... Gözlerine Aynı akşam işten dönüyordu. Oto- inanamadı çocuk. Üzerine gazete örbüsteydi. Yanında aynı apartmandan tülmüş, yerde yatan kanlı cesedi nasıl komşusu ve işyerinden bir bayan doğruladı, nasıl bağırdı “Anne!” diye arkadaşı vardı. Balıkçılar durağına bilemedi. yaklaşırken yüzünde merak bulutları gezinmeye başladı. “Çocuklara bir Gurbetçi genç sürücü ise yaşadıklarışey olmuş mudur acaba?” diye sordu nın şokuyla hayat boyu unutamayacayanındakine. Ne de olsa yeni bir ma- ğı acı bir ders aldı. Trafik kazaları mı? hallede ilk defa tek başlarına kalmış- Dünyanın her yerinde kanayan yara, lardı yavrucaklar. Yeni yaşam bu şe- en büyük problemlerden biri olmaya kilde devam edecekti demek. Anayola ve can almaya devam ediyor.


86

O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O

87


84

O

Mart / Mars 2011 * N° 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

KARİKATÜR KÖŞESİ Kendi kaleminden Derya SAYIN

1962 yılında Trabzon’da doğdum... İlk, orta ve lise eğitimimi Giresun’da tamamladım... 1981 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim ve orada grafik eğitimi gördüm. Karikatüre Gırgır dergisinde başladım... Yirmi beş yıl değişik dergi ve gazetelerde karikatür çizdim. Derya kuzuları, Derya kuzularının sessizliği, Pamuk ipliği, Sayın Derya Sayın adlı dört karikatür albümüm yayınlandı...

Karikatürün, topluma yön veren, onu etkileyen, ezilenlerin tarafında olan popüler bir sanat olduğunu düşünürken; onları şaşırtmak, eğlendirmek, hoş vakit geçirtmek gibi bir işlevi olduğunu da düşünürüm... Karikatür çizimlerimin yanında suluboya resimler de yapıyorum...


e-mail: info@objektifgazete.fr Evlerinin Önünde Halı Yıkayan Vatandaşlar Dikkatli Olsunlar ! Bölgemizin az sayıdaki Türk halı yıkama firmalarından olan TAPIS CLEAN’ın sahibi İsmail KÖSE, evlerinin önünde halı yıkamayı düşünen vatandaşlarımızı dikkatli olmaları hususunda uyardı. Bu uygulamanın çeşitli açılardan zarar verebileceğini söyleyen KÖSE, konuyla ilgili olarak gazetemize şu açıklamaları yaptı : “Biz firma olarak halıların metrekaresini 4,90 €’dan yıkıyoruz; vatandaşlarımız bilsinler ki, kendi evlerinin önünde yıkadıkları zaman, bunun maliyeti neredeyse bu fiyatı geçiyor çünkü bunun suyu, sabunu, deterjanı var, harcanan zamanı var. Artı, bizim kadar profesyonel de yıkayamıyorlar tabii ki; biz şampuan kullanıyoruz, leke çıkartıcı kullanıyoruz, makinelerimiz var, ortamımız hijyenik, her şey profesyonel. Ayrıca vatandaşın evinde kurutma sistemi yok, bu önemli bir sorun. Bunun güneşi var, çalınma riski var, o ağır halıları kaldırma-indirme meselesi var... Yasal olarak da, bu işin farkedilmesi halinde, 200-400 € arası bir cezası bulunuyor ki insanlarımızın bunlara çok dikkat etmesi gerekiyor. Benim naçizane tavsiyem, tüm bu noktaları göz önüne alarak, vatandaşlarımızın halılarını yıkatıp temizlet-

YEMEKLOPEDİ

Hasan ALAKUŞ

Tüm Erkeklerin « 8 Mart Dünya Kadınlar Günü » Kutlu Olsun ! Merhaba Sevgili Dostlar, Yıl miladi 632, kadınların hak ettikleri gerçek değerin verilmesi gerektiğini Allah’ın sözleriyle haykıran, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının suçunu soran, kadınların da erkeklerin üstünde hakları vardır diyen biri... O zamana kadar kadın hakkı üstüne söylenmemişleri söyleyen ve uygulayan, milyonların örnek aldığı sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) efendimiz, henüz peygamberlik kendisine tebliğ edilmeden önce de kadınlara karşı nazik ve centilmendi. Yıl miladi 1977, 1345 sene sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık’ta aldığı bir kararla her yılın 8 Mart gününün « Dünya Kadınlar Günü » olarak kutlanmasına karar verir. Çook geç kalınmış olsa da bu karar bir nevi yüzyıllardır haksızlıklara, kötü muamelelere maruz kalan kadınları günümüz dünyasında onurlandırmış oldu. Ancak kadınları onurlandırmak için onlara onca günün içinde

Mart / Mars 2011 * N° 58

mek için profesyonellere gitmesi yönündedir. Kendimden örnek verirsem; ben dört kişilik bir aileyim ve tüm evimin halıları bizim hesaptan gidersek 150 € civarında bir ücretle yıkanabiliyor. Bu durumda yılda bir veya iki kere halı yıkatılacağı düşünülürse, bu riski almaya değmez diye düşünüyorum. Tam tersi, risk almak bir yana, evvelce de dediğim gibi, su ve deterjan masrafı olmayacak, halının çalınma rizikosu bulunmayacak, taşıma zorluğu olmayacak ( bizim halıyı evlere teslimimiz, Strasbourg’un otuz kilometre çevresinde bedavadır ) vs... Üstelik, diyelim leke çıkmadı, biz ikinci kez alıp yıkıyor ve bundan ücret de talep etmiyoruz. Bizim yüzde yüz değilse de, yüzde doksan leke çıkarma garantimiz mevcut. Halıların yılda kaç kez yıkatılacağı sorununa gelince.. Bize göre, bu halının serili olduğu odanın kullanım sıklığıyla ilgili bir konudur. Her gün kullanılan odalarda, örneğin salonda ya da çok çocuklu ailelerin çocuk odasında bulunan halılar senede üç kere yıkatılsa iyi olur. Diğer halılar ise iki kere yıkatılsa kâfidir. İşin tabii ki bir de sağlık boyutu var. Bilindiği gibi halılarda mutlaka toz barınıyor ve bunları çıplak gözle göremiyoruz. Özellikle çocuklu ailelerde bu toz çok önemli sağlık bakımından, kesinlikle gözardı edilme-

bir gün mü vermek gerekti yoksa yüz yıllar önce peygamberimizin yaptığı gibi, kadınların hak ettikleri gerçek değeri vererek onlara yılın her gününü hediye ederek mi onurlandırmak ?... İslam dini, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve hiçbir sistemin veremediği müstesna bir makama layık görmüştür. Nitekim Allah (CC) Kur’an-ı Kerim’inde : « Erkeklerin kadınların üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkeklerin üzerinde hakları vardır » buyurmuştur. Sevgili peygamberimiz ise erkekleri, kadınların hak ve hukukunu gözetmeye davet etmekte ve bu konuda ; « Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah’tan korkunuz ! Zira siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız » buyurmaktadır. Peygamberimizin kendi eşlerine tam bir centilmen erkek gibi davrandığını ve hak konusunda nasıl titiz olduğunu birçoğumuz biliriz. Yüzlerce yıl önce peygamberimiz kadın hakkından bahsettiğinde ne İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi vardı, ne de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyordu. Öyle bir zamanda kadınların hakları için çırpınmıştır ki ; kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, bir erkeğin, değil dört sayısız kadınla evlenme ya da yaşama hakkına sahip olduğu, kadınların mal gibi alınıp satıldığı, vurulduğu, dövüldüğü, köle pazarlarında satıldığı, kullanılıp bir tarafa atıldığı zamanda kadınların haklarını kadınlardan fazla savunmuştur. 600’lü yıllarda dünyanın hiçbir toplumunda kadın haklarından bahsedilmezken, O Allah’ın emriyle erkeklere annelerinin de « KADIN » olduğunu hatırlatarak, insanın annesine olan saygısının bütün kadınlara yansıması gerektiğini buyurmuş ve yaşadığı yüzyılda buyruklarıyla insanlara kıyamete kadar örnek teşkil etmiştir.

O

85

meli. Sonuç olarak, halı yıkatmak önemli bir iştir ve, cezası da dikkate alınırsa, bu işi profesyonellere bırakmak tüm vatandaşlarımızın yararınadır.”

(Günümüz kadınları, feminizmi gerçek anlamından saptırıp, erkek düşmanlığı boyutuna getirirken acaba bunları biliyorlar mı ?)

gr taze bamya * 4 çorba kaşığı limon suyu Bamyalı Piliç yemeğinin hazırlanışı: Soğanları piyazlık olarak doğrayın. İslam dini ve İslam hukuku bazı çe- Tereyağını eriterek soğanları vrelerce bilinenin aksine kadına hak pembeleştirin. Domatesleri küp ettiği değerden fazlasını vererek onu şeklinde doğradıktan sonra, annelik makamından dolayı dahi soğanlara ilave ederek 5 dakika en üst mevkilere taşımıştır. « Cen- daha hepsini soteleyin. net annelerin ayakları altındadır » ifadesiyle manevi anlamda hak Hazırladığınız karışıma bamya ve edilen değer fazlasıyla verilmiştir. tavuk suyunu (eğer taze bamya Peygamber efendimiz veda hut- kullanacaksanız önce bamyaları besinde « Ey insanlar ! Kadınlar yıkayın, suyunu süzdükten sonra hakkında Allah’tan korkunuz ! Si- tepelerini ince bir bıçak yardımı ile zin kadınlarınız üzerinde hakkınız huni şeklinde temizleyin) ilave edevardır. Kadınlarınızın da sizin üze- rek tuz, limon suyu ve karabiber ile rinizde hakları vardır » buyurarak, lezzetlendirin. Piliçleri sote etmek daha yedinci yüzyılda yaklaşık için ; bir başka kapta tereyağını yüzyirmi dört bin müslüman eriterek piliçleri ters düz ederek hacıya hitaben kadınların haklarını kızartın. Piliçleri bamyalı karışıma ilk olarak açıklamıştır. ilave ederek kısık ateşte 30 dakika pişirin. İnsanlik tarihi boyunca kadına Üzerine biberiye veya maydanoz kadınlığını hissettiren ve ona ze- serperek sıcak olarak servis yapın. rafetinin gereği olarak hakkını fazlasıyla veren İslam dini, bugün de kadına en üst makamdan değer Künefe vermektedir. Yedinci yüzyılda Peygamberimiz ne buyurmuşsa Malzemeler : kadın hakları üzerine, günümüzde � 200 gr Tel Kadayıf de O’na yürekten inananlar dedikle- � 50 gr Tuzsuz Dil Peyniri rini ve yaptıklarını eşlerine ve tüm � 4 Çorba Kaşığı Tereyağı kadınlara karşı uygulamaktadırlar. Künefe’nin Yapılışı Tereyağından 1,5 çorba kaşığı alıp, Bize, sevgili Peygamberimizin ince ince ufalanmış kadayıflerı eşlerine nasıl bir samimiyet ve se- ateşte tereyağıyla yedirerek bir süre vgiyle davrandığını,diğer kadınlara karıştırın. da nasıl bir kibarlıkla davrandığını Künefeyi pişireceğiniz tepsinin diöğrenerek hayatımıza uygulamak bini yağlayarak kadayıfların yarısını yerleştirin. Üzerine dilimlenmiş dil düşer... peynirini koyun. En üst kısma yeniden kadayıf döşeyerek ılık fırında üzeri hafif Bamyalı Piliç kızarıncaya kadar pişirin. Bir yüzü kızaran kadayıfı tekrar yağlanmış Malzemeler : tepsiye ters yerleştirerek bu yüzünü * 8 parça piliç budu de kızartın. * 2 çorba kaşığı tereyağı İki yüzü kızaran kadayıfı fırından * 2 adet kuru soğan alarak fazla ağdalanmamış soğuk * 4 adet orta boy domates şurubu sıcak künefenin üzerine * 1 su bardağı tavuk suyu dökün. * Yarım çay kaşığı karabiber Servis yapın. * Tuz * 1 kutu bamya konservesi veya 500


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr


100

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

101


102

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

103


104

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

105


106

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

107


108

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

109


110

e-mail: info@objektifgazete.fr

Mart / Mars 2011 * N째 58

O


O

Mart / Mars 2011 * N째 58

e-mail: info@objektifgazete.fr

111


Objektif Mart 2011