Issuu on Google+

Ekim / Octobre 2012 No: 75

Yeni Strasbourg Başkonsolosu

Serdar CENGİZ Göreve Başladı Geçtiğimiz ay göreve başlayan Strasbourg’un yeni Başkonsolosu Serdar Cengiz gazetemiz aracılığıyla vatandaşlara ilk mesajlarını verdi. Serdar Cengiz’e hoşgeldiniz diyor, yeni görevinde başarılar diliyoruz... Sayfa 25

Saint Dié’deki Coğrafya Festivali’nin Konuk Ülkesi

Türkiye

Saint Dié Belediyesi’nin organizasyonu olan Uluslararası Coğrafya Festivali, 11-14 Ekim 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festivale Grup Turquoise da 12 Ekim’de bir konser ile katılacak. Sayfa 46

Kervansaray Restaurant Kayseri Mobilya İddialı geliyor... Kehl’de hizmete girdi

On seneden beri Kehl / Sundheim’da KAYSERİ MARKET adı altında faaliyet yürütmekte olan Erdal VURAL, servis ağını genişleterek, Eylül ayında KAYSERİ MOBİLYA’yı vatandaşlarımızın hizsayfa 8 metine açtı.

Kehl şehrinde açılışı yapılan Kervansaray isimli aile restoranı, birbirinden lezzetli, Türk damak tadına uygun yemekleri ve üst düzeyde kaliteli servisi ile daha ilk günlerden vatandaşlarımızın haysayfa 28 ranlığını kazandı.

Özel Selman Asan Koleji Açıldı Alsace Bölgesi ve çevresinin en büyük Türk kuruluşlarından olan PRO-INTER marketler zincirinin sahibi ASAN Ailesi, 24 Eylül 2011 tarihinde genç yaşta vefat eden Selman ASAN’ın adını, özel SELMAN ASAN KOLEJİ ile ölümsüzleştirdi. Sayfa 17

Bekir Çınar’ın İlk Albümü Çıktı

Alsace Bölgesi’ndeki Colmar şehrinde yaşayan vatandaşımız Bekir ÇINAR, «Ben Seni Sevdim» ismini verdiği ilk albümü ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Çınar, müzik dünyası ve sanat yaşamı üzerine sayfa 14 sorularımızı yanıtladı.

Müdür Özgür Dönmez

Strasbourg Büyük Camii açıldı

27 Eylül 2012 perşembe günü Strasbourg’lu Müslümanlar için özel bir gündü. 20 yıldır politik kavgalar arasında gerçekleşemeyen “Büyük Cami” (Grande Mosquée de Strasbourg) projesi nihayet muradına erdi. sayfa 6

YAYGIN DAĞITIM AĞI, GÜÇLÜ HABERCİLİK, ETKİLİ YAZARLAR... HER AY ON BİNLERCE OKUR... BİZİ SOSYAL MEDYADAN TAKİP EDİN! objektif actu

Haber için +336 81 48 55 39 Reklam için +336 86 20 43 38

Yazışmak ve paylaşmak için info@objektifgazete.fr

20 ve 21 Ekim’de AÇIK KAPI GÜNLERİ


2


3


4 SİZDEN BİRİ

ALBERA MEYNİOĞLU İdealcilik üzerine... İdealist insan kimdir?

Larousse’ta yapılan tanımı ele olacak olursak: idealist; toplumsal, ahlakî ve entellektüel değer yargılarına bağlı olan ve bu yolla toplumu ve insanı, müspet anlamda değiştirebileceğine inanan kişidir. Her ne kadar idealist insan, uzak görüşlü ve erdemli bir insan olarak kabul edilse de, günümüzde kamuoyunun idealistlere bakış açısı az buçuk değişime uğradı, diyebiliriz. Zamanla birlikte, bazı toplumsal yargılar da değişti ne yazık ki! Genel anlamda idealist insan “toplumsal dayanışma, yardım ve paylaşım ilkelerine inanır ve bunlara dört elle sarılır.” Bugünkü toplumda idealist insan, akıntıya karşı kürek çeken, olmayacak duaya amin diyen, Don Kişot misali yel değirmenlerine kılıç sallayan bir hayalperest olarak algılanır. Fransızcaya son zamanlarda yerleşmiş olan “Trop bon, trop con!” atasözü modern insanın idealiste bakış açısını oldukça güzel ifade ediyor. Bizde durum daha farklı değil. Günlük hayatta oldukça sık kullanılan şu atasözlerini bilmeyenimiz yoktur: “Yemeyenin malını yerler”, “Acıma, acınacak duruma düşersin”, “Merhametten maraz doğar”, “Besle kargayı oysun gözünü” , “Verip kötü olacağına, vermeden kötü ol” vs. İdealist insan daha güzel, daha adîl ve daha barışçıl bir toplum olasılığına inanır ve bu yolda mücadele eder. Tarih sayfalarını iyice irdeleyecek olursak, hak ve hukuk alanlarında katedilen büyük aşamaların hep bu idealist ruhlu insanlar sayesinde gerçekleştiğini görürüz. Tıpkı Martin Luther King örneğinde olduğu gibi. ABD’li siyahların ikinci sınıf yurttaş muamelesi gördükleri, beyazlarla aynı okullara ve restoranlara gitmelerinin ve hatta otobüslerde aynı bölümde oturmalarının bile yasak olduğu bir dönemde, Martin Luther King bu ayırımcı ve aşağılayıcı sisteme karşı baş kaldırmıştı. ABD’li siyahların beyazlarla eşitlikleri için başlattığı şiddetsiz mücadelede milyonlarca insanı ardından sürükleyerek... Nisan 1968’de kurşunlanarak ölmek pahasına... İşte, tarih sayfalarına girmiş “I have a dream” başlıklı o çok ünlü konuşmasından bir alıntı: “ ... Bir hayalim var benim… Gün gelecek, bu ulus ayağa kalkacak ve kendi inanç değerlerini tam anlamıyla yaşayacak. Şu husus apaçık ortadadır ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır. Bir hayalim var benim!… Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler… Bir hayalim var benim… Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların ateşiyle bunalmış olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek… Bir hayalim var benim… Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar… Bugün bir hayalim var benim… Gün gelecek, Alabama eyaleti, şirret ırkçıları ile, ağzından hep müdahale ve yasaklar yönünde sözler dökülen valisi ile, o eyalet bile, minicik siyah erkek ve kız çocuklarının, minicik beyaz erkek ve kız çocukları ile, kardeşçe el ele tutuşabilecekleri bir yer olacaktır…” Martin Luther King, kendisi gibi idealist olan Gandi’nin şiddetsiz mücadele ve sivil itaatsizlik felsefesinden oldukça etkilenmiştir. Yalnızca O değil tabii ki.... Güney Afrika’daki ırkçı politikaya karşı mücadelede Nelson Mandela ve Steve Biko, Tibet’in Çin istilasına karşı mücadelede Dalai Lama, Batı istilâcılığına ve ırkçılığa karşı mücadelede Albert Schweitzer, ilhamlarını hep Gandi’den almışlardır. Ülkelerinin ve dünyanın içinde bulunduğu kaosa rağmen, daha güzel bir gelecek idealine inanmış ve kendilerini bu hedefe adamış nadir insanlardı hepsi... Oscar Wilde’ın dediği gibi... “Hepimiz bir çöplük içinde yaşamaktayız. Yalnız birkaçımız başlarını kaldırıp yıldızlara bakarlar.” Daha güzel ve aydınlık yarınlar dileğiyle....

ÇİÇEK PASAJI

BASRİ ÇİÇEK cicekbasri@hotmail.fr

YABANCI GENÇLER, NİTELİKLİ İŞGÜCÜ OLMAK ZORUNDASINIZ

Sevgili gençler sözü fazla uzatmadan, sizlere bu sayıda Avrupa’da olan krizden bahsetmek istiyorum. Yunanistan, İspanya ve Portekiz’de başgösteren ekonomik krizin ardından gelen, Euro bölgesi krizi ile ilgili biraz dertleşmek istedim. Bilindiği üzere Avrupa Birliği’nin iki önemli ülkesi olan Almanya ve Fransa’da da günden güne daha da artan işsizlik, buna bağlı olarak bozulan ekonomi dolayısıla önlenemez bir hal almış durumda. Sebebine gelince, mal ve hizmet alımlarına doymuş bir Avrupa, ürettiğine pazar bulamama, işgücü ve hammadde alımlarındaki pahalılık, dolayısıyla birim maliyetinin artışları ve diğer dış etkenler, buna bağlı olarak da sektör ayırt etmeden, iş güvencesi hissetmeyen, binlerce insanın yaşadığı yerlerden alınan mal ve hizmet ki bunlara da üçüncü dünya ülkeleri denilir. Az gelişmiş ve ucuz iş gücü olan bu ülkelerin Euro bölgesine katılmalarından dolayı maalesef Avrupa, mali sorunlar yumağı haline gelmiştir. Bu durumda sizler, genç işgücünün iş bulması ve hayata atılması zor gibi gözüküyor. Avrupa’da ekmek artık aslanın midesinde. Al alabilirsen… Siz yabancı gençlerin, yeteneklerine göre doğru meslekleri bulmada da yardımcı olamayan ailelerin yanı sıra okuldaki olumsuz şartlar da eklendi mi, sorun daha da büyümektedir. Kaldı ki arada birkaç öğrencimiz başarılı olsa da nüfus oranımıza bakıldığında devede kulak kalmaktadır. Bu durumda geleceğinizi yönlendirmek size kalmaktadır. Bu da eğitimle olacaktır. Sizleri bizim Avrupa’da geleceğimiz diye gösterebilmemiz için, kendi yetenekleriniz çerçevesinde ve okulu severek daha çok çalışmanız, aynı zamanda alacağınız her türlü kararın arkasında durarak, bu alanda daha çok çalışmak ve başarmak zorunasınız. Herkesin bir üniversite bitirmesinin koşul olduğunu da söylemiyoruz. Meslek okulları olabilir. Staj veya çıraklık yaparak öğrenilebilinir. Oysa sanayi toplumlarının alt yapısı çıraklık eğitimi ve zanaat öğreniminden geçer. Sanayi alt yapısı sağlam olursa, becerikli insanların maaşı da artar, milli geliri de. Bu ikisinin ve yeteneğin yokluğunda; çok insan tanıyarak, kendini iş yerinde sevdirmiş, bir yerlere gelmiş, adam yokluğunda “adam olmuşlara” bakarak aldanmayalım. Bunların durumları geçici olduğu gibi, en küçük krizde , bulundukları konumu kaybedebilirler. Zaten var olan işsizler ordusuna, her gün yüzlerce ilave olduğu şu günlerde sizlerin de aynı akıbeti yaşamanız kaçınılmaz gibi gözüküyor. İkibin yedi yılında sadece Alsace bölgesinde 57 000 olan işsiz sayısı, içinde bulunduğumuz yıl itibarı ile 86 000 oldu, benden söylemesi. Hele de adın Ahmet, Mehmet, Ayşe, Hasan, Fatma oldu mu, bir adım daha yakın olmuş oluyorsun. Yok ben nasıl olsa iş bulurum ; baba veya annenin kazandıkları ile her gün gezip tozma, güzel araba, marka giyim ve en önemlisi son çıkan telefon elimde hava atacağım derseniz de siz bilirsiniz. Hava atmanın bedelini; bulabilirsen inşaatta amelelik yaparak, evlere temizliğe giderek veya kalırsa şayet fabrika köşelerinde boğaz tokluğuna çalışarak ödersin. O güzel telefondan arkadaşına kontörüm yoktu demek utandırmazsa seni… Şu anki çalışanların yüzde yetmişi yaptıkları işten memnun olmadıkları gibi mecburiyetten çalışıyorlar. Hâlâ ilerde bir şekilde bir iş kurarım veya istediğimi bulurum diye. Okulların yeni eğitim yılına başlamasını sizlere verilmiş bir şans olarak görmelisiniz. 20122013 eğitim yılında hepinize başarılar diler, bir sonraki sayıda buluşmak üzere hoşça kalın derim…

TEKNİK ANALİZ

FARUK BEYAZ faruk.beyaz@hotmail.fr

4 BÜYÜK İSİM: ŞENOL GÜNEŞ, FATİH TERİM, ABDULLAH AVCI, AYKUT KOCAMAN Yıllardan beri Türk futbolunda yerli hocanın farklılığını konuşur, tartışır ve eksikerini dile getirir dururuz. Peki bu büyük isimlerin yaptıklarına bır bakalım, Türk futboluna neler kazandırmışlar bir hatırlayalım: Fatih Terim’in en büyük hediyesi Türk futboluna 2000 yılında Galatasaray’la kazandığı UEFA finaliydi. Ondan önce bizi uluslararası Euro 96 turnuvasına götüren ilk isim olma unvanını yakaladı, kısa bir dönem Milan’ı çalıştırdı, Fiorentina’nın teknik direktörlüğünü üslendi. 2008 yılında Milli Takımımızı Avrupalılar’a hatırlatmıştı. Cimbomluluarın değil tüm Türkiye’nin tanıdığı imparator lakabını almıştır. Oynadığı futbolla göz kamaştıran oyun yapısı, maç öncesi dobra dobra konuşması ayrı bir kişilik veriyor ; Şampiyonlar Ligi kurasında Milan’ı istemesi de farklı bir stratejisiydi. Manchester’de basın toplantısında İngiliz basınına şu demeci vermişti : Sahaya çıkıp çatır çatır oynayacağız! Sözünde de durdu ; maçın ilk dakikasında Alman hakem biraz daha cesaretli olsaydı, bugün o maçtan tarihi bir zaferle ayrılırdı, olmadı, Alman hakem biraz değil bayağı bir light’tı ! Lafin kısası, Terim İngilizler’i salladı ama vuramadı, tahminime göre bu gruptan elini kolunu sallaya sallaya cçıkar. Abdullah Avcı enteresan bir kişilik ; Galatasaray altyapıında teknik direktörlük yapan, Arda Turan, Aydın, Ferhat vb futbolcuları çıkartan hocadır. Fazla medyatik değildir, tam işine konsantre olan bir kişidir. Miili Takımın başında ilk resmi maçında Hollanda’ya yenilmesi bir şanssızlıktı ; sonuçta güzel bir oyun oynayan bir Milli Takım vardı, rakibi çok bunalttılar ama olmadı. Yenilenmiş bir Milli Takım vardı sahada. Basın toplantısında tahta tebeşir dönemi bitti diyen Avcı, artık özlenen bir Milli Takım olacağının sinyallerini vermiştir. ŞenolL Güneş sadece Trabzonlularca değil, tüm Türkiye’nin taraflı tarafsız her kesimince beğenilen bir hocasıdır. 2002 Dünya Kupası’nda 3. olarak dünyaya Milli Takımımızı tanıtmıştı. Fc Seul’de Asya şampiyonu oldu, bütün Koreliler’in gönlünde taht kurdu. Doğduğu şehrin takımının yıllar boyu kalesini korudu, teknik direktör olduğunda da büyük işler başardı. Hep positif bakışıyla herkesin beğenisini toplayan bir hocadır, hep dar kadroyla büyük işler yapabilme kabiliyeti olan bir insandır. Demek oluyor ki gençlere çok ama çok güvenen bir hocadır, aslında kendisinin çok iyi bir eğitmen olduğu da bilinir. Aykut Kocaman çok farklı bir insan, iyi bir kadro sürer sahaya ama her an oyuna yaptığı hamleler yüzünden bu sene başı biraz ağrıyacak gibi. Elinde dünya yıldızlarını bulundurmasına rağmen, basit hatalar yüzünden saş baş yoldurmaya başladı. Son iki maçını seyrettim (Marsilya ve Trabzonspor ), Marsilya’yla iki sıfır öndeyken basit hatalar yüzünden iki iki berabere kalıyorsun ; Trabzon maçında rakibin onca eksiğine rağmen sen Şükrü Saraçoğlu’ndan zar zor da olsa bir puanla ayrılıyorsun. Trabzon’un iyi bir forveti olsaydı belki de sen o akşam bye bye derdin kendi taraftarına. Yıldızlarla dolu bir klüpte çalışıyorsun ama dediğim gibi basit hatalar yapıyorsun. Sonuçta demek istediğim şudur : Bizler bu hocalara sahip çıkarsak büyük işler başaracağımıza inanıyorum ; Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur ! Çağımızın Fatih’lerinin yetişmesini bekleyenler ; bizler Fatih’in babasının ve hocasının yerini dolduramadığmızın farkına dahavarabilmiş değiliz. Kimse alınganlık göstermesin, tamamen kendi nefsimi muhatap alarak bu satırları kaleme alıyorum. Benim nazarımda irade, ruhun özünü teşkil eder ; ben öyle inanır, öyle yaşarım…


6

STRASBOURG BÜYÜK CAMİİ’NİN RESMİ AÇILIŞI YAPILDI AÇILIŞ, CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN ADINA FRANSIZ İÇİŞLERİ BAKANI MANUEL VALLS’IN KATILIMIYLA Haber: Kemal Ergül 27 EYLÜL’DE GÖRKEMLİ BİR TÖRENLE GERÇEKLEŞTİ

F

ikir olarak 1982 yılında ortaya atılan ve 1992’den 2012 yılına kadar yapılan bütün maddi ve manevi fedakarlıklar sonucu gerçekleşen büyük cami projesi 10 000 000 € yani 23 000 000 TL’ye malolup cami kapasitesi 1500 kişinin ibadet etmesi ile Fransa’nın en büyük camisi olma özelliğine sahip ( Paris 800 kişilik) olup, 1300 m² ibadet salonunun, 250 m²’lik mezanin bölümü bayanlara ayrılmış artı mihrab olup camide asansör, abdest- vestiyer yerleri, teknik ve idari lokaller ile 2731 m² olup 148 araçlık parkı ile toplam 10 187 m²’lik alan üzerinde 16 m çapında ve 20 metre yüksekliğinde kubbesi ile şehir merkezine çok yakın mesafede bulunmaktadır. (Hopital civil’e 50 m, gare 350 m, Cathedral’e 450 m) 1931 Roma doğumlu ünlü italyan mimar Paolo PORTOGHESI tarafından 2000 yılında projesi uluslararası yarışma sonucu kabul edilen büyük cami projesi 21’inci yüzyıla, islâmi ve Strasbourg gotik mimarisine uygun olarak inşa edildi. Böylece yıllardır eski fabrika köşeleri, bodrum katları vs. gibi yerlerde ibadet etmek zorunda kalan ve buraları cami olarak gören biz müslümanlar bilhassa son nesiller için bu muhteşem eserden dolayı hiçbir önyargıya düşmeden onur ve gurur duyacağız . Bu eserin 2 500 000 €’su bağış ve yardımlarla, Strasbourg Belediyesi 858 400 € , il ve bölge genel meclisi 1 372 000 €, Fas devleti 3 934 000 € , S. Arabistan 900 000 € ve Kuveyt 500 000 €’ luk bağışlar sonucu tamamlanıp hizmete açılmıştır. Her ne kadar %50’si dış yardımlarla finanse edilse de, bu eserin yapılan beyanlarla Fransa’da yaşayan tüm müslümanların bilhassa ikinci ve üçüncü nesillerin ortak dili olan fransızca ile ibadet yeri olma özelliğinde olması önemlidir. Açılışa bakanlar, belediye başkanları, il ve bölge başkanları, Strasbourg / Bas-Rhin hahambaşı, din adamı ve çok sayıda vatandaş katılmıştır.

GÖLGELER ARASINDA CAMİİ AÇILIŞI

Cami ile ilgili bilgiler: Adres : 6, rue Averroês 67100 STRASBOURG / Tel: 03 88 22 10 95 contact@mosquee-strasbourg.com www.mosquee-strasbourg.com :

IZMIR VOYAGES STRASBOURG’TAN İKİNCİ GRUBUNU GÖNDERİYOR Strasbourg şubesinin açılışını Mart 2012’de yapan IZMIR VOYAGES, Strasbourg ve çevresinde yaşayan vatandaşlarımıza kısa sürede kendini tanıttı ve büyük ilgi gördü. Verdiği hizmetler ile ilgi toplayan başarılı acenta, İstanbul'a ikinci grubunu gönderiyor.Daha önce 20 kişilik bir öğrenci grubunu gönderen Izmir Voyages, bu kez ASTU derneği ve çevresinden oluşan 35 kişilik kadınlar grubunu 1 Kasım'da göndermeye hazırlanıyor. Gezinin tamamen kültürel ve İstanbul'u tanıtma amaçlı olduğunu vurgalayan grup sorumlusu Madam Panzer, Izmir Voyages’a sundukları kaliteli hizmetten dolayı teşekkür ederek, "Sunulan fiyatın enteresan olması grubumuzun çoğalmasına etki yaptı ve bu sayede 35 kişiye ulaştık" diyerek, Izmir Voyages ile dernek çatısı altında yapacakları diğer gezilerde bir ortaklık oluşturmak istediklerini ifade etti. Bu arada, İzmir Voyages yetkilileri, uçak bileti, havaalanı taşıma ve her şey dahil

oteller hizmetleriyle, cazip fiyatlarla aynı şekilde servise devam edeceklerini ve acentanın Strasbourg şubesine ilgiden dolayı vatandaşlarımıza teşekkür ettiklerini ilettiler. «BİZDEN BİLET ALAN HER ZAMAN AVANTAJLI OLACAKTIR» sloganıyla hareket ettiklerini belirten yetkililer, son zamanlarda internette sahte biletlerin çoğaldığını, vatandaşlarımızın buna çok dikkat etmeleri gerektiğini de sözlerine eklediler.

IZMIR VOYAGES STRASBOURG ŞUBESİ 21 Bld de Nancy 67000 STRASBOURG, Tel: 03 88 1 629 58 IZMIR VOYAGES SELESTAT ŞUBESİ 5 Rte de Colmar 67600 SELESTAT Tel: 09 81 35 01 36 ) ( IZMIR VOYAGES / Tours Organisés, A Travers Le Monde / Garantie financière 140 000€ - Licence IM067100036 / H. KOCA : (+33) 676374273 / A. DURMAZ:(+33) 624939688

Haber / Yorum : Hasan KARAKAYA 27 Eylül 2012 perşembe günü Strasbourg’lu Müslümanlar için özel bir gündü. 20 yıldır politik kavgalar arasında gerçekleşemeyen “Büyük Cami” (Grande Mosquée de Strasbourg) projesi nihayet muradına erdi. Zaten o dönemlerde Arap Müslümanların çoğunluğunda cami yapma derdi olmadığı gibi buna imkanları da yoktu. Ancak 1970’li yıllardan sonra özellikle de 80’lerden sonra Fransa’ya yerleşmeye başlayan Türkler Milli Görüş Teşkilatları öncülüğünde camileşme sürecine girdiler. Diyanetin olmadığı yerlerde bile cami açan Milli Görüş Fransa’lı Müslümanlara büyük katkıda bulundu. Araplar kalabalık olmaları ve ilişkilerde önde olmaları sayesinde öne geçtiler. Strasbourg büyük cami projesi 1990’lı yıllarda başladı. Görüşmeler uzadıkça uzadı. Proje çok büyük düşünülmüştü. Tüm cemaatlerle beraber yapılacaktı. Ancak pratik sorunlar ortaya çıkınca Türkler projede yer almadı. (Hac zekat paraları, Türkçe – Arapça hutbe, vaaz, vs..) Açılış nedeniyle birçok siyasi bu açılışta kendini buldu. İlk günden bu projeye sıcak bakan eski belediye başkanı Catherine Trautman, eski milletvekili Jean Philippe Morer, Phlippe Richer ve diğerleri. Ev sahibi olarak da Strasbourg Belediye Başkanı Roland RIES, Kültür Daire Başkanı Olivier BITZ. Proje 11 milyona avroya mal oldu. %27’sini Strasbourg yerel yönetimleri (belediye, bölge, il, vs..), %39’unu Fas Cami Derneği (Fas’a yakın dernek), %14’ünü de Arabistan karşıladı. Geri kalanını da Strasbourg’lu Müslümanlar tamamladı. 1300 m² den oluşan caminin minaresi yok. Proje uluslararası bir ihale ile İtalyan bir mimara çizdirildi. İçinde hiçbir sütun olmayan cami kubbesiyle göz dolduruyor. Şehir merkezi sayılacak bir yerde olan cami, Strasbourg’un ünlü Katedrali’ne 2 km uzaklıkta ve belediye binasına yakın bir yerde. Şu anki belediye başkanı minare talebi gelirse karşı olmadığını her fırsatta dile getiriyor. Açılışa Başbakanının katılması bekleniyordu. Ama resmi olarak ajanda problemi, gayri resmi olarak ekonomik krizle boğulan Fransızlar’ın tepkisinden korkulduğu için, onun yerine içişleri bakanı katıldı. Fas Kralı Muhammed 6’nın temsilcisi olarak da bakanı Muhammed Bouqiaf, 14 yıl önce Fransız vatandaşlığına geçen ve tesadüfen sol partiye kayıt olan, sert politika yanlısı Manuel Valls de açılışa katılanlar arasındaydı. Valls konuşmasında önce Müslümanlara gül gönderdi. İslamın Fransa’da yeri vardır, camiler, kilise ve havralar gibi şehirlerimizin bir parçasıdır, artık bodrumlarda ibadet etmemelisiniz dedi. Güllerden sonra ise dikenleri batırdı. Mohammed Merah olayını hatırlattı, ancak bir önceki hükümetin kazanıp kaybetme kaygısıyla senaryosu yazılıp seçim zamanında sahneye konmasını devlet politikası olarak açıklama gereği duymadı. Yeryüzünde en büyük zulmü gören, yerinden yurdundan edilen, toprakları işgal altında olan Müslüman milletleri savunma gibi veya yaşama hakkı verileceğini söylemeyi unuttu, sadece Yahudi düşmanlığı konusunda çalışmalısınız dedi. İslamofobik filmi protesto etmek isteyenleri eleştirdi ve sükunete davet etti, camileri ve imamları tebrik etti. Laiklikten dem vurdu, kimse size karışamaz ama sınırlarımız var, okul da bunlardan biri dedi. Daha dün Amerika’da Müslümanların en kutsalı inancının peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimize hakaret eden filmi kınayıp Hebdo dergisinin böyle saygısızca davranamayacağını ikrar edemedi. Ve bir de öyle bir söz söyledi ki ertesi gün tüm gazete siteleri, televizyonlar, radyolar böyle bir açılışta bu sözleri manşet yapmayı tercih etti. Valls diyordu ki İslam adına kin saçanları, değerlerimize savaş açanları, kadın erkek eşitliğini kabul etmeyenleri, toplumsal huzuru bozanları sınır dışı edebiliriz. O ana kadar birçok sefer konuşması alkışla kesilen Valls alkış almayınca bunu da alkışlayın diyerek zorla alkışlattı! Valls’ın aklında geçen hafta yürüyüş yapmak isteyen 150 Müslümanın tutuklanması ve tüm yürüyüşlerin yasaklanması vardı. Özgürlükçü Fransa, ifade özgürlüğünü savunan Fransa protesto izni vermiyordu! Bizler en güzel camilerde en güzel eğitimleri almayı, en iyi şekilde ibadet etmeyi hak ediyoruz. İçişleri Bakanı ne kadar sert olursa olsun bizi ilgilendirmez. Biz yolumuza devam edeceğiz.


7


8

Tenisçi AKYOL Kardeşler... Anatolian Garden Hizmete Devam Ediyor Melike AKYOL, 2000 senesi doğumlu, 4. sınıftayken, bir sene atlayarak 5. sınıfa gitmiş bir kardeşimiz. Tenise altı yaşındayken başlamış ama yarışmalara ancak iki sene önce, 2010’da başlamış. «Tenise bayılıyorum, o benim bütün hayatım » diye özetliyor Melike tenis sevgisini. Tenisten önce jimnastik yapıyormuş ve bu alanda birçok kere Alsace Bölgesi şampiyonu olmuş. «Sporu ve eğitimi birlikte götürmek isterdim ama imkânsızlıklar yüzünden maalesef bu mümkün olamadı » diyen Melike, Ablası Melisa AKYOL için de, « Ablam şu an 15 yaşında ve 10 yaşından bu yana tenis oynuyor ; her fırsatta birlikte tenis oynamaya gidiyoruz » diyor. Melike tatilini turnuvalara katılarak geçirmiş ve bunların dokuzunu kazanmış. Belfort’taki Nike Junior Tour’da önce kalifiye olmuş, sonra yarı-finali kazanmış ama finalde rakibine boyun eğmiş. Kendisi 15/4 grubundanmış ; iki kere 15/3, bir kere de 15/1 performansına çıkmış ama çoğu kez 15/4’teymiş. Melike, Ablası gibi, Annesine çok teşekkür ediyor ; çünkü anneleri iki kızını da her turnuvaya götürüp destekliyor ve teşvik ediyormuş.

Sporcusu olduğu klüp Melike’ye ücretsiz ders verse de, bütün bu turnuvalara gidiş gelişler çok pahalıya mal olduğundan ( ortalama 11 – 16 € arası ), AKYOL kardeşler mücadelelerini sürdürmek ve daha iyi sonuçlar elde etmek için sponsor arayışındalar. Kendilerine bu konuda yardımcı olmak isteyecek vatandaşlarımız, melike_7@hotmail.fr adresinden Melike ve Melisa’ya ulaşabilirler. Biz de AKYOL kardeşleri kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz…

Strasbourg’u bilenlerin yolu, 15 yıldır Quai des Pêcheurs’de Sivaslı Coşkun COŞKUN’un işlettiği Milas Restaurant’a mutlaka düşmüştür. Coşkun Bey orayı bu kadar uzun süreyle işletip emekli olduktan sonra, kızı Hülya COŞKUN mesleği devraldı. Bir başka deyişle, babası lokantacılığı bırakınca, Hülya Hanım’ın aklına başka bir lokanta açmak geldi ve 2008 senesinde ANATOLIAN GARDEN ismiyle yeni bir restoran açtı. “Herkes yapıyor, ben neden yapmayayım” düşüncesiyle, Hülya COŞKUN kendi asıl çalıştığı sektörü değiştirip gastronomiye yöneldi.Restoranında döner ve ızgara çeşitleri, mevsimlere göre çorba çeşitleri, poğaça ve börek türü yiyecekler bulunduran Hülya COŞKUN, sipariş üzerine ev yapımı mezeler, içli köfte, su böreği çeşitleri, mantı, dolma ve zeytinyağlı çeşitleri ile tatlı da hazırladıklarını ifade ederek, özel günler (doğum günü, resepsiyon vb.) için de açık büfe şeklinde sipariş aldıklarını belirtiyor. Anatolian Garden: 27, rue de l’Yser 67000

Strasbourg / Quartier des XV / Tel: 09 51 44 03 61 Hülya COŞKUN Kimdir? 31 yaşındaki Hülya Hanım Strasbourg doğumlu. Strasbourg’ta Nakliyat ve Lojistik alanında BTS yaptı.

Karlsruhe‘de Folklor şenlikleri

Dans ve Folklor Şenlikleri, 7-9 Eylül 2012 tarihlerinde Karlsruhe‘de yapıldı. Üç gün süren şenliklere 20 ülkeden 700 dansçı katıldı. İki yılda bir düzenlenen şenliklere katılan ülke ler arasında Fransa, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs, Hırvatistan, Portekiz, İrlanda, Meksika, Kenya, Macaristan, Güney Afrika, İspanya, Polonya ve Türkiye ilk akla

gelenler. Katılan ülkelerin birbirleriyle kaynaşmasını sağlamak, kültürel geleneklerini tanıtmak amacıyla düzenlenen şenliklere bu yıl da ilgi yoğundu.

KAYSERİ MOBİLYA Kehl’de Hizmete Girdi

On seneden beri Kehl / Sundheim’da KAYSERİ MARKET adı altında faaliyet yürütmekte olan Erdal VURAL, hizmet ağını genişleterek, Eylül ayında yine Kehl’de bir mobilya mağazası açtı: KAYSERİ MOBİLYA Serhat Mobilya’nın bölge ana bayii olarak açılan yeni mağazasında görüşlerine başvurduğumuz Erdal VURAL, şirketleri hakkında Objektif Gazete mikrofonlarına şu açıklamayı yaptı : “Serhat Mobilya’nın kataloğunda olan ne varsa, bütün bu ürünler bizde de mevcut; yemek odaları, yatak odaları, oturma grupları, televizyon sehpaları, ev eşyaları, avizeler, Merinos ve Şehrazat halı çeşitlerimiz... Kısacası bir ev için ne lâzımsa, insanlarımız 350 metrekarelik bu yeni yerimizde hepsini bulabilecekler. Kayseri Market’in önümüzdeki Mart ayında kutluyucağımız onuncu yılını KAYSERİ MOBİLYA ile taçlandırmış olduk! Burada, Mustafa Tuncer’in müdürlüğünde, arkadaşlarımız vatandaşlarımıza hizmet etmeye devam edecekler. Zaten, bu yeri açmaktaki amacımız da halkımıza daha geniş bir mekânda, daha iyi bir hizmet sunabilmekti. 6 Ekim’de artık geleneksel hale gelimş olan mangal partilerimizden birini vereceğiz vatandaşlarımıza. Artı, yine her zaman olduğu gibi, tüm ay boyunca indirimlerimiz de olacak. Bu arada, ana mağazamızda bir yeniliğe daha imza attık; mağazanın arka bölümündeki mobilya bölümünü bu yeni yere taşıdığımızdan, orada kazandığımız alanı, restoranlar-dükkânlar gibi profesyonellere hizmet edecek, Metro sistemiyle çalışacak bir yer olarak düzenledik ve 4 Ekim’de hizmete sunduk. Burada işyeri sahipleri tüm restoran malzemelerini promosyonlarımız eşliğinde edinebilecekler. Gerek market ve yeni profesyonellere yöne-

lik bölümümüz, gerekse mobilya mağazamız, her zaman olduğu gibi vatandaşlarımıza en iyi hizmeti vermek üzere hazırdırlar. Herkesi davet ediyoruz; kendilerini ağırlamaktan mutluluk duyacağız...” KAYSERİ MÖBEL / Schulstrasse 36a 77694 Kehl / Tel : 0049 7851 95 79 830 – 0049 172 76 26 934 – 06 36 64 43 20 / Açılış saatleri: Pazartesi – Cumartesi 10.00-19.00 arası


9

OBJEKTİF GAZETE HER YERDE SİZLERLE Gazeteniz Objektif, okuyucuların ve işadamlarımızın vermis olduğu destekle, Karlsruhe ve çevresinde de elden ele, elden evlere kadar dağılarak gün geçtikçe büyüyor. Hasan BELLİKLİ / Karlsruhe Objektif Gazete çalışanları olarak bizlere göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ediyoruz. Objektif Gazete yalnız büyük şehirlerde değil, küçük kasaba ve köylerde oturan vatandaşlarımıza da ulaşıyor. Fransa‘dan sonra Almanya‘da da beğenilen ve de ara-

nan Objektif Gazete, büyük marketlerin yanı sıra dönercilerde, imbisçilerde, uçak bi leti satan bürolarda, hatta kahvelere kadar dağılarak, okuyucularımızın fikirlerini de alarak daha da güçlü olma yolunda ilerleyerek okuyucusuyla birlikte uyum içinde çalışıyor.

Bir örnek verelim: bu ay Bretten‘e bağlı Knittlingen kasabasında bir kahveye konuk oluyoruz ve oyun oynayan vatandaslarımızla sobet ediyoruz. Kahve sahibi sayın Arap Aydın, Bektaş Tosun, Arap Taştan ve Necmi Bey‘le konuşuyorum. Boş zamanlarını okey veya baska oyunlar oynayarak geçirdiklerini anlatıyorlar. Ben de onların resimlerini çekerek bir dahaki sayıda onlara bir sürpriz yapmak istiyorum. İkinci kahvemiz Karlsruhe’den; orada da okey oynayan arkaşlarımız Haydar Metin ve

Hoca Cihangir ile muhabbet ediyor ve gazetemizden konuşuyoruz. Tecrübeli ve bilinçli ekibiyle her ay daha da güclenen Objektif Gazete, artık her yerde sizlerle buluşuyor…

Yardım Sevdalısı Bir Hanımefendi: MEINAU’da MÜSLÜMAN MEZARLIĞI

Fatima RIAHI

Kendisi ile birkaç ay önce hastanede tanıştık. Jardins de la Montagne Verte’in müdürü hayırsever, çalışkan bir hanımefendi olan Fatima RIAHI, bizi hastane ziyaretlerinde görünce, daha başka ne iş yaptığımızı sordu; biz de burada bir derneğimizin olduğunu söyledik ve işte o andan itibaren başladı sohbetimiz. Bizim aracılığımızla, Türkiye’deki engelli kardeşlerimize verebileceği çok miktarda tekerlekli sandalye olduğunu, gerek görüldüğü takdirde daha da temin edeceğini bizlere söyleyince doğrusu gözlerimiz sevinçten parladı. Şimdi biz de o tekerlekli sandelyeleri Türkiye’deki engelli kardeşlerimize ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu işlerin resmiyet kazanması açısından Türkiye Beyaz Ay Derneği ile irtibata geçtik çünkü bu tekerlekli sandelyeleri

gurbet ellerde çalışan Müslüman göçmenler, gideceği ülkede yakınları ve akrabaları kalmayınca, artık bulunduğu yere defnedilmeyi arzu ediyor.

gönderirken bizler de sıkıntı çekiyoruz, zira gümrük problemleri var. En azından sesimizin ulaştığı yetkili makamlar, Konsolosluk veya Elçilik bu konuda bize yardımcı olursa seviniriz. Ayrıca, vatandaşlarımız / yetkililer ellerindeki kullanmadıkları veya temin edebildikleri motorlu ya da motorsuz tekerlekli sandalyeleri bize bildirir veya ulaştırırlarsa, onları da ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya gayret edeceğiz. Hasan KARAKAYA

Strasbourg Büyükşehir Belediyesi’nin 800 000 Euro harcayarak iç-dış ve çevre düzenlemesini yaptığı Müslüman Mezarlığı’na her geçen gün Müslümanların defin yapılması devam ediyor. Yarım asırdır bu memleketi kendi memleketi bilerek gurbet ellerde çalışan Müslüman göçmenler, gideceği ülkede yakınları ve akrabaları kalmayınca, artık bulunduğu yere defnedilmeyi arzu ediyor çünkü onun en yakınları artık en yakı-

nındalar. Geçenlerde Türk vatandaşlarımızdan Erdal Türk’ün oğlu YasinTürk’ü defnetmiştik, şimdi ise Faslı Muhammed Riahi’yi defnettik. Aynı zamanda Fatima Riahi’nin babası olan Muhammed Riahi, uzun zamandır rahatsız olduğu kanser hastalığına yenik düşerek Hakkın rahmetine kavuştu. Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Restaurant Mer Noire Barr’da Açıldı Özellikle Türk damak zevkini tatmak isteyenler için, artık yeni bir restoran daha var: Barr’da, Giresunlu Yakup YAZMIŞ’ın açmış olduğu MER NOIRE.

çizdi ve, şimdilik iki personelle hizmet sunulan restoranda, döner ve ızgara çeşitleri, lahmacun, pizza, börek ve sandviç çeşitlerinin mevcut olduğunu söyledi.

Yılların tecrübesi Yakup YAZMIŞ’ın restoranı MER NOIRE’ın açılışı, çok sayıdaki davetli eşliğinde, 1 Eylül 2012 tarihinde yapıldı. Açılışa, Barr ve çevre yerleşim yerlerinden çok sayıdaki vatandaşımızın yanı sıra, üst düzey kimi politikacılar da katılarak, Yakup Bey’i onurlandırdılar. Bu politikacılar arasında Barr Belediye Başkanı Gilbert Scholly dışında, eski Tarım bakanlarından Bruno Le Maire, milletvekili ve Alsace Bölge Konseyi Başkan Yardımcısı Antoine Herth, Alsace Genel Konseyi Başkan Yardımcısı Alfred Becker, Alsace Bölge Konseyi Başkan Yardımcısı Monique Jung ile “Ortadoğu’da Türk Diplomasisi” kitabının yazarı Charles Sitzenstuhl’ü de sayabiliriz. Açılışta ilk konuşmayı yapan Yakup Bey’in kızı ve Alsace Bölge Konseyi üyesi Nejla Yazmış Brandalise katılımcılara teşekkür ederken, poltikacılar ve yerel yöneticiler de Yakup YAZMIŞ’ı bu girişiminden dolayı kutladılar ve memnuniyetlerini dile getirererk Türkiye ve Türkler’den övgüyle söz ettiler. Katılımcıların hazırlanan enfes açık büfe-

Biz de Yakup Bey’i tebrik edip, işlerinde başarılar dilerken, sizlere de MER NOIRE’ı tavsiye ettiğimizi bildiriyoruz. ( Mer Noire: 8, quai de l’Abattoir 67140 Barr / Tel: 06 13 71 34 21 )

den iştahla Türk lezzetlerini tattıkları açılış sonrası sorularımızı yanıtlayan Yakup Bey, haftanın yedi günü normalde saat 10.00-22.00 arası serviste olan restoranda, sabahları 06’dan itibaren kahvaltı da verileceğini müjdeledi. Restoranın 32 kişilik olduğunu, 20 kişilik de teras olanağının bulunduğunu belirten YAZMIŞ, restoranın önündeki park yerinin de oldukça müsait olduğunun altını


10

Fransalı Türklere Büyük Müjde! Artık Bir Düğün Salonumuz Oluyor! Fransa kuzey doğusunda Alsace bölgesine bağlı Mulhouse şehrinde çok amaçlı salon açılıyor. Düğün, sünnet, konser, konferans, seminer, sivil toplum kuruluşları geceleri, fuar organizasyonları, şirket toplantıları, ürün tanıtım programları gibi kültürel ve sanatsal kitap fuarlarının yapılacağı 2000 m2 alan içerisinde, Türk kültürünün örf, âdet ve geleneksellerine uygun, estetik bir Osmanlı sarayı kahvehanesi de olacak. 1 500 ila 1 800 kişiye kadar hitap eden salon geniş bir sahneye ve piste, akustik ses düzeni ile kimseyi rahatsız etmeyecek donanımına sahip, bütün duvarları 25 adet projektör, led

ekrandan oluşuyor. Hayallerinizin düğününü gerçekleştirecek salonda, mutluluğunuzun ölümsüzleştiği güzel anlamlı karelerle akıllarda kalabilecek. Büyük bir organizasyon artık Türk toplumunun hizmetine sunulmaya hazırlanarak son aşamasına geldi. Kasım ayında görkemli bir açılışla Fransa, Almanya ve İsviçre'ye hitap edebilecek kapasitede olan salon geniş bir servis kadrosuyla da hizmet verecek. Çok amaçlı düşünülen Grand Palais Gluck düğün salonunun organizasyonları içerisinde, düğün ve sünnet organizasyonları, konser-

ler, aile geceleri, kurum ve kuruluşların, girişimcilerin toplantı yemekleri ve tanıtımları, araba fuarları, kültürel etkinlikler, Türkiye’nin tanıtım programları, çocuk ve aile şenlikleri, sürpriz konserlerin olacağı; daha birçok faaliyetin ve projeninse önümüzdeki günlerde açıklanacağı müjdesi verildi. Grand Palas Gluck yetkililerin verdiği bilgiye göre Türk toplumunun büyük bir sıkıntısının böylelikle ortadan kalkacağı, artık Türk toplumunun evde misafir ağırlama hassasiyetinin burada da yaşanacağı, vestiyer, güvenlik hizmeti, çocuklara yönelik özel bir alanın ayrıldığı salonda, Türk kültürünü anımsatan tarzda çay ve

FRANSA GÜNDEMİ FATİH KARAKAYA Karakaya.fatih@gmail.com http://twitter.com/fkarakaya

Karikatür Krizinin (Kötü) Sonuçları!

Fransa bir kez daha provokasyonu tercih etmiştir. Daha önce Danimarka’da başlayan karikatür krizinde öfkeli Müslümanlara inat Fransız gazetesi Charlie Hebdo hakaretçilere destek vermek için kendisi de yayınlamıştı. Tüm dünya öfkelenmiş ve boykot çağrıları yapılmıştı. Daha sonra ortalık sakinleşti! Ta ki yeni provokasyonlar başlayana kadar. İlk önce kim olduğu belli olmayan bir adam örneğinden milyonlarca olan bir video yayınladı. Daha önce bu tür videolar kaç kez yayınlandı. Ancak neden bu sefer çok farklı ses getirdi? Kimler halkı galeyana getirdi? Her zaman olduğu gibi Müslümanlar provoke olup yakıp yıktılar. Bir taraftan İslam hoşgörü dinidir dediler bir taraftan etrafı yağmaladılar, polisle çatıştılar. Hatta ölenler, yaralananlar oldu! Ettikleri hiçbir işe yaramadığı gibi tam tersine zararı daha çok oldu. Artık Müslümanlar kendine gelmek zorunda. Zaman ve mekan değişti. Artık savaşlar caddelerde bağırmakla, hamasi sloganlarla kazanılmıyor. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali bir durum var ortada. 23 yıl önce Salman Rüşdi’nin katli vaciptir, öldürene ödül vardır fetvası verdiler de ne oldu? Müslümanlara bir katkısı oldu mu?

Tüm dünya (onların tabiriyle) kudurmuş Müslümanları izledi. Batıda yaşayan Müslümanlar zor durumda kaldı. Elbet Peygamberimize yapılan hakaretlere sessiz kalamayız. Ama artık akıllı davranmak zorundayız. Bunu fırsat bilen Charlie Hebdo gazetesi hemen yine İslama, Müslümanlara ve Peygamberimize hakaret eden karikatürüler yayınladı. Daha önce de bunu yapmış ve her seferinde ifade özgürlüğü maskesiyle karşımıza çıkmıştı. Önce şu soruyu cevap vermek gerekiyor: Charlie Hebdo gazetesi nasıl bir gazetedir? Charlie Hebdo sözde komik karikatürler yayınlayan, dini olan ne varsa düşman olan bir karikatür gazetesidir. Zamanında çok satan ancak son yıllarda sürekli para kaybeden bir gazete. Buna rağmen hâlâ kapanmayan (kapatılmayan) gazete arada sırada İslam’a saldırarak satışlarını artırmaya çalışıyor. 48 000 adet satan gazete 2006 yılında Danimarka karikatürlerini yayınlayarak 400 bin adet satmıştı. Son olayda ise 75 000 adet birkaç saat içinde satıldı. Geçen yılda aynı şekilde provokasyon yapan Charlie Hebdo binasına saldırı olmuş ve gazetenin yöneticileri kanal kanal gezerek her şeylerini kaybettiklerini, tüm bilgisayar ve arşivlerinin yandığını iddia etmişti. Ancak yangından bir gün sonra bu gazetenin bilgisayarlar bakımlarını yapan firma ne kadar güvenli firma olduklarını göstermek için her şeyin korunduğunu ve yedeklendiğini anlatıyordu. Her nedense o günden sonra o firma yetkilileri bir daha tv’ye çıkmadı. Fırsatı nakite çeviren Charlie ise 30 bin € toplayarak yepyeni bir binaya hem de bedava kullanım şartıyla taşındı.

O dönemden beri Müslüman dernekler mahkemeye gitmesine rağmen, her seferinde mahkeme ifade özgürlüğünü ve laikliği ön plana çıkartarak gazeteye hak verdi. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Batıda İslamofobi artık doğal sürecine geçti. İsteyen istediği gibi İslamı hakaret derecesine varacak kadar eleştiriyor. Müslümanların can ve mal güvenliği ayaklar altında. Her geçen gün açıktan saldırılar yapılırken vatandaş arası günlük kavgalar çerçevesinde değerlendiriliyor. Bu durumda birçok Müslüman çaresiz kaldığını düşünüyor ve haklı davasında haksız duruma düşüyor. Filmi ve karikatürleri protesto etmek isteyen bir grup, Elysée Sarayı’na 200 metrede izinsiz gösteri yaptı. Sokak ortasında namaz kılıp Cumhuriyet yasalarını tanımadıklarını duyurdular! 200 kişinin katıldığı gösteride 150 “islamist” tutuklandı. Ardından her şey çorap söküğü gibi geldi. Türkiye’de izinsiz gösterilerde tutuklananlar olunca krize giren Batı, çok sert açıklamalar yaparak tüm gösterileri yasakladı. Özgürlükçü Fransa o kadar korkutuyordu ki tüm imamlar, camiler, dernekler sükunete çağırdı. Hiçbir gösteri teşebbüsü bile olmadı. Medya her gösteri yapanı terörist gibi tanıtmaya başladı. Milyarlarca insan bu yaptığınızı hakaret ola-

Türk kahvesinin de bulunacağı, salonda özel gün ve gecelerin de organize edilebileceği bildirildi. Gelecek sayımızda salonun açılış tarihi, salon sahibi olan Türk işadamı ile salon direktörün açıklamalarını yayınlayacağız. Şimdiden bilgi ve rezervasyonlarınız için irtibat numaraları: TEL: (+33)03.89.60.10.10 Grand Palais Gluck Düğün Salonu 23 ALLEE GLUCK 68200 MULHOUSE www.grandpalaisgluck.com mail:contact@grandpalaisgluck.com rak algılıyorum dedikçe “Pis fanatikler, pis teröristler, pis gericiler” cevabı alıyor. “Bizim ifade özgürlüğümüz var, bizim için kutsal” diyorlar. Aynı özgürlüğü başka alanlarda kullanamıyorlar tabii. Ya da aynı özgürlüğü bize vermiyorlar. Evet tüm bunlar canımızı sıkıyor hatta canımızı yakıyor. Çaresizlik içinde olduğumuzu hissediyoruz. Her şeye rağmen sakin olmamız gerekiyor. Hiçbir şekilde ellerine malzeme vermememiz gerekiyor. Bize düşen o yüce dinimize yakışır cevaplar vermek. Elbet mahkemeye gitmeliyiz, her seferinde kaybetsek de asla vazgeçmemeliyiz. Bunun yanı sıra boş işlere milyonlar yatıracağımıza Hollywood en büyük yönetmen ve oyuncularıyla film yapmalıyız. İster kabul edelim, ister etmeyelim bu yıldızların insanlar üstünde etkisi büyük. Bir deli kuyuya taş atıyor 2 milyar Müslüman taşı çıkartmak için kuyuda boğulurken ırkçı partiler de rahat durmuyor. Protestolardan önce filmden bir çoğunun haberi olmazken, şimdi Almanya filmi sinemalarda yayınlama tartışması yapıyor. Fransa’da Marine Le Pen kesinlikle başörtüsünün ve Kipanın (Yahudi takkesi) sokaklarda yasaklanması gerektiğini anlatıyor. Hatta diyor “Aslında Yahudilerle sorunumuz yok. Onlar çok iyi derecede entegre olmuş durumdalar. Ama yasalar herkes için geçerli olduğu için onlar da bu fedakarlığı yapmak zorundalar”. Tüm politikacılar da şok olmuş numarası yapıyor, itiraz ediyor ama gerisi yok. Çünkü gün geçtikçe halk artık bu tür söylemleri kabul ediyor. Tüm medya kaç gündür bu kadını konuşuyor, konuşturuyor. Birkaç yıl sonra tüm partiler aynı söylemleri parti programı olarak sunacak. O zaman siz görün ifade özgürlüğünü!


02 YAZIYORUM ALİ BAŞARAN Eğitimci - Yazar alibasaran@voila.fr

TÜRKİYENİN SURİYE BATAĞI

Türkiye’de son on yılı aşkındır iş başında tek parti ve onun ulusal ve uluslararası politikası hâkim. Bu hâkimiyet hayatın her alanında en üstten en alta doğru, tepeden aşağı doğru otoriter biçimde kendini göstermekte ve tek « adam » yönetimi görünümünde devam etmektedir. Böyle bir yönetim biçiminin, iş başındaki iktidar açısından her şeyi istediği gibi rahatlıkla gerçekleştirme olanağı sunması açısından «güzel » ve rahat, demokrasi kültürünün gelişip yerleşmesi ve onun temeli olan sivil toplum örgütlerinin örgütlülüğü ve ağırlığını hissettirmesi açısından da sakıncalı olduğu herkesçe bilinir. Dış politaka ve komşu ülkelerle ilişkilerde de bu otoriter ve tek sesli politikanın – diğer parti ve sivil toplum kuruluşlarını ciddiye almayan- sonuçlarını görmeye başladık, durumun pek de iç açıcı olmadığını belirtelim. AKP iktidarının ilk yıllarında « komşularla sıfır sorun politikası » gündeme geldiğinde olumlu tepkiler almıştı. Bu doğrultuda bir ilk gerçekleştirilerek Cumhurbaşkanı Gül, Ermenistan’ı ziyaret etmişti. Herkes bir « uf » çekmiş ve nihayet komşularla var olan, bir kısmı hayli eskiye dayanan tarihsel sorunların da çözülmesi için politik bir iradenin varlığını desteklemişti. Aynı açılımı iç politikada da Kürt açılımı, Alevi açılımı, Ermeni açılımıyla da izliyorduk. Gerek iç gerekse dış politik açılımlarda değişik grup, sivil toplum örgütü ve partilerin görüşlerine başvuruluyor, görüşmeler yapılıyordu. Demokrasinin temel öğeleri toplumsal ilerleme ve konsen-

M

arket dediğime bakmayın.. bakkaldan bozma 50-60 metrekarelik bi yer aslında.. yolumun üzeri, uğramak zorunda kalıyom pek sık, alel acele geçip gidiyoken.. ekmek alıyom misal, yumurta alıyom, ne biliyim sudur, maden suyudur falan.. şudur budur.. limondur, tozşekerdir filan.. tülbent satmıyo bak, limonata yapamıyom.. sırf bu yüzdendir herhal, dört yanımı almıyo güzeller / bi bir yandan / bi bir yandan.. ula bi de arı gibi işliyo burası, nazar değmesin.. çobanısın ya aşk sarhoşları aleminin, bi çam sakızını beş dakkada anca alabiliyon kuyrukta.. -‘’müdürü çağırın ulan’’ diyecek bi durumun yok.. çünkü müessesede müdüriyet deyu bi kurum düşünülmemiş.. kasada orta yaşlı bi abi var, bi de tahminen oğlu olan bi herif oluyo tezgahta, beraberce götürüyolar güzel güzel işi.. bakmayın siz market dediğime, ufacık bişey burası.. zaten market falan da dememişim, kendi kendinize laf uydurmayın.. **** **** ne zaman gitsem orada oluyodu komutan.. bu dükkanda tanıdım kendisini ilk.. elinde bi çay bardağı.. kasanın azıcık sağ yanında, tüm dükkana hakim bi vaziyette oturuyo patron denen abiyle bir.. bi danışman gibi adeta.. bi ceo gibi.. bi bilirkişi edasında.. sürekli tebessüm eden bi suratla biz gariban müşterilere doğru bakıyo hep.. bi dediğini iki etmiyoz biz de, napalım.. çok büyük bi saygı görüyo mahalle ahalisinden komutan.. olası bi düşman işgalinde, muhtemel bi seferberlik haalinde mahalleliyi sevk ve idare edecek gibi karizması.. komutan dediğime bakmayın siz.. sivil giyimli, kravatlı-takım elbiseli, 70 civarı bi yaşa gelse de pek dinç duran, hafiften bastonlu bi amcamız bu.. adını hiç sormadım, sormam da.. böyle

süs için aktif çalışıyorlardı. Süreç içinde mevcut yönetimin, bu açılımları seçimlerde malzeme olarak kullanıp iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra söylediklerinin tersini yapmaya başladığını gördük. Gerçi önümüz seçim dönemi, iktidar yeniden bu açılım ve görüşmeleri başlatırsa hiç şaşmamak gerekir ! Geldiğimiz noktada iç politikadaki açılımların tersine işleyerek, yeniden eski halini aldığını, dış politikada ise komşularla «sıfır sorundan» topyekün sorunda olduğumuzu gözlemliyoruz; Ermenistan, İran, Irak, Kıbrıs, Suriye ve de Yunanistan’la çok ciddi sorunlarla başbaşayız. Önceden iyi komşuluk ilişkisi olan ülkeler de sorunlu oldu. Bunlardan günümüzde can alıcı hale gelen ise Suriye sorunu. Suriye sorunu, oldukça karmaşık bileşkenleri olan ve sayın Erdoğan’ın ilk zamanlarda söylemeye çalıştığı gibi hemen Bashar el Assad’ı alaşağı etmekle çözülebilecek gibi değil. Sayın Erdoğan’ın «aile dostum» dediği Suriye Devlet Başkanı El-Asad’ın aniden «düşman» ilan edilmesinin arkasında Amerika ve onun Büyük Orta Doğu Projesi’nde aktif rol alan sayın Erdoğan’ın olduğu biliniyor. Orta Doğu’nun yeniden biçimlenmesini, bazı devletlerin bölünmesi, yeni oluşumların yaratılmasını öngören bu projede Türkiye’nin tuzağa düşürüldüğü eskiden beri geniş çevrelerce dillendirilirdi, fakat Türkiye’deki iktidar ve destekçileri duymazlıktan gelirdi. Son günlerde iktidara yakın çevrelerden de bu konuda, özellikle de Suriye konusunda Türkiye’nin tuzağa düşürüldüğü yazılmaya başlandı. Örneğin son olarak Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç da bunu açıkça vurgulamaya başladı. Suriye’de demokrasiden uzak, otoriter ve baskıcı bir devlet yönetimine rağmen halkın geniş bir kesiminin iktidarı desteklediği biliniyor. Özellikle azınlıklar (Hıristiyan ve Müslüman) ve ülkenin ekonomik «kaymak» tabakası iktidarın yanında. Çok az sayılabilecek, Türkçe’de «varoş» denilen kesimlerdeki yoksul halkın tepkisi var. Suriye’nin Bağımsızlık Ordusu diye lanse edilen ve Türkiye’nin her

olanağını sunarak desteklediği grup, esas olarak başka ülkelerden derlenen, islam devleti kurmayı amaçlayan ve kendilerinini «mücahit» ilan eden Libyalı, Iraklı, Suudi, Afgan, Türk, Mısırlı, Yemenli,…lerden oluşuyor. Yani derleme. Türkiye, komşuda «sıfır sorun» değil kargaşa çıkarmaktan zevk alan konumda. Bunu sayın Erdoğan « Halkına baskı yapan bir iktidara » karşı « demokrasi » getirmeyi amaçlamakla açıklıyor. Demokrasiyi de, Özgür Suriye Ordusu’nu en aktif ve açıkça destekleyen Katar ve Suudi Arabistan’la getirecekler. Peki Katar ve Suudi Arabistan’ın kendilerinde demokrasi var mı? Hayır. Bunlar krallıkla idare edilen ve kadının bile hâlâ adam yerine konmadığı için ehliyet alamadığı, politik haklarının (seçme-seçilme hakkı) olmadığı ülkeler değiller mi? Demokrasisi olmayan «cunta» larla başka ülkelere demokrasi ihraç etmeye kalkışmak inandırıcı değil. El Assad, er-geç gidecek, fakat ondan sonra sorunlar daha da karmaşıklaşacak gibi. Üstelik Türkiye’in besleyip desteklediği «mücahit» ler Türkiye’nin başına sorun olacaklar. Bunun ipuçlarını şimdiden görüyoruz da. Amerika’da radikal islamcıları (Ben Ladin ve benzeri grupları) Afganistan’da sırf yönetime karşı oldukları için eğitip, beslemiş sonra da başına bela olmamışlar mıydı? Tayyip Erdoğan’ın İslam adına sahinleştiği ve müslüman ülkelerde sempati topladığı dönemde de ciddi duraklama farkedilmeye başlandı. Hatta “yol arkadaşı” olan, Müslüman Kardeşler örgütü lideri ve Mısır’ın yeni Devlet Başkanı Mohammed Mosri, Erdoğan’a alternatif olarak desteklenen ve sahnelenen bir lider olarak karşımıza çıkmaya başladı bile. Önümüzdeki dönemde bunu daha da iyi görebileceğiz. Türkiye komşu ülkelerin iç işlerine hem de aktif biçimde karışırsa, onların da Türkiye’nin iç işlerine o kadar karışma hakları olmayacak mıdır? Tarihten ders çıkararak “Yurtta barış, dünyada barış” şiarının önemini iyi kavramalıyız. Eylül 2012

UĞRAYAMAYAN ADAM daha bi gizemli herşey.. tüm çevre esnaf, komşular ve müşterilerle birlikte ben de komutan diyerek hitap ediyom amcamıza.. emekli bi subay mıdır.. veya astsubay mı, hiçbi fikrim yok.. komutan işte.. benim şehrimin lakap kültüründe bazı mertebelere erişmek öyle kolay diğildir; ‘’komutan’’ sıfatının verildiği adam, büyük bi ihtimalle asker kaçağıdır.. komutan dediğime bakmayın.. dememişim zaten, şimdi benden laf aramayın..

**** **** açık konuşacam, çok sevdim bu amcayı ben.. huyuna suyuna gidip, her gördüğümde; -‘’emir ve görüşlerinize hazırım, emret komutanım’’ diyerek tekmiller mi vermiyom, neler yapmıyom.. sokakta her raslaştığımızda verdiğim asker selamları.. mekana her girdiğimde çaktığım topuk selamları..hangi birini şey ediyim şey olarak.. komutan da beni çok sevdi işin gerçeği.. adeta yaveri gibi bişiyim gözünde.. yolda bi görmesin beni, hemen gözlerinin içi gülüyo; -‘’bi türlü yanına gelemedim be gürsel’ci-

ğim’’.. -''emret komutanım''.. -''nasıl işlerin''.. -''iyidir komutanım''.. -''uğrayacam bi ara evladım''.. -''sağolll komutanım''.. **** **** Kabahatin birazı da bende helbet.. huyum, tabiatım böyle napiyim, iki dakika oturamıyom popomun üstünde.. mutlaka bi taraflara gidiyo oluyom komutanla her karşılaştığımızda.. kuru temizlemecide karşıma çıktı epeyce bi vakit önce.. bi türlü çıkmayan bi pontul lekesi yüzünden laf sokuyodum kuru temizlemeci dostuma; -''yahu hasan, hastamızın durumu nasıl''.. -''hastayı kaybettik kardeşim.. daha da çıkmaz bu leke''.. -''ooo gürsel'ciğim ben de tam sana geliyodum evladım''.. -''emret komutanım''.. -''işin var galiba''.. -''azıcık gasteye geçecem komutanım''.. -''sonra uğrarım evladım''.. -''sağollll''.. **** **** şehrimin meydan yerine kurulan kızılay çadırında kan vermek üzere sedyeye uzandığım bi öğlen sonrasıydı.. sağlık, insanlık, duyarlılık, bigün bana da lazım olur falan gibisinden hiçbi gerekçesi yok kan vermemin.. arada bi veriyom işte, hangi talihsize nasip oluyo benim zırdeli kanım, nerden bileyim.. gözlerimi kapamışım demek bi an, görmemişim o'nu..

MİZAH YAZISI -''gürsel'ciğim ben de tam sana uğramayı düşünüyodum evladım''.. -''emret komutanım''.. -''geçerken tesadüfen gördüm seni.. daha çıkmiyim bari yukarı, sonra uğrarım''.. -''sağollllll komutanım''.. **** **** sevgili annem aramıştı bigün.. ilaçları bitmiş'miş, ilaç yazdıracakmış, ben götürecekmişim doktora.. pür telaş fırladım işyerimden.. sokağı dönüp caddeye kavuştuğum an burun buruna geldik komutanla.. fırsat vermeden tüm gücümle bağırdım; -''gürsel ekmekçi giresun.. emret komutanım''.. -''bi çayını içmeye geliyodum be yavrum''.. -''komutanım kem küm.. annem aradı.. ilaç milaç şey yaani.. özür dilerim''.. -''olsun gürsel'ciğim, sonra uğrarım ben, üzülme''.. -''sağollllllllll''.. **** **** şehrimiz tarihinde ilk gece maçı oynanacak geçen.. biletleri çoktan almışım, nasıl da heyecanla düştüm yola maça bi saat kala.. nasıl da koşar adım iniyom sahile doğru.. karşı kaldırımdaydı komutan.. hemen yanına koştum.. ellerinde poşetler.. -''biraz nevale aldım.. sana geliyodum gürsel'ciğim''.. -''emret komutanım''.. -''hayırdır nereye böyle''.. -''arkadaşlar bekliyo komutanım, biletleri de bende aksilik''.. -''bekletme evladım.. ben sonra uğrarım''.. -''sağollllll komutanım''.. **** **** öykü dediğime bakmayın.. bi yerinizden laf uydurmayın..bitti işte..sağolun..


14

«Ben Seni Sevdim» Bekir ÇINAR’ın İlk Albümü Çıktı

Alsace Bölgesi’ndeki Colmar şehrinde yaşayan vatandaşımız Bekir ÇINAR, «Ben Seni Sevdim» ismini verdiği ilk albümü ile müzikseverlerin karşısına çıktı.

Müzik piyasası gerçekten çok zorlu bir alan. Birkaç kez Unkapanı’na gittim. Hiç kolay bir iş olmadığını anladım ama bu albümü yapmakta kararlıydım.

Öz Prodüksiyon yapımı olan ve Ağustos ayında piyasaya sunulan albümü üzerine Bekir ÇINAR’ı ziyaret ettik; kendisinden sanatı, albümü ve diğer konular hakkında bilgiler aldık.

Albümden sonra nasıldı tepkiler? Dinleyenlerimin verdiği tepkilerden çok mutlu oldum. Türkiye ve Avrupa satışları ayrıca bizi mutlu eden bir şey.

Bekir Bey, albüm hazırlıkları nasıl gelişti? Albümüm yaklaşık 2 ay önce çıktı. Albüm hazırlığını Türkiye’de Öz Prodüksiyon stüdyolarında yaptık. Yapımcım Özkan Sarı ile yoğun bir çalışma ortamında gerçekleşen albüm şu an Türkiye’deki müzik marketlerde yerini aldı. Ne tür müzikler var albümde, hangi tür müziklere ilgi duyuyorsunuz? Halk müziği ağırlıklı ama özgün müzik ve fantazi parçalar da var. Yaklaşık 15 yıllık müzik birikimimi bu albümle taçlandırmış olmaktan sevinç duyuyorum. Müzik dışında şiiri de çok seviyorum. Avrupa’daki dinleyicileriniz albümünüze ulaşmak için ne yapmalı? Strasbourg’ta Yılmaz Müzik’ten ulaşabilirler. Onun dışında Kehl’deki Kayseri Market’te ve Lara Türkü Evi’nde satılıyor. Daha uzaktaki insanlarsa irtibat telefonlarımız ve facebooktan ulaşabilirler. Biraz sizi tanıyalım… Ben 1977 Yozgat Yerköy doğumluyum. İlkokulu Yozgat’ta bitirdim ama ortaokula Fransa’da gittim. Evliyim, 2 çocuğum var.

Küçüklükten bu yana müziğe ilgim vardı. Fakat çok eğitim alma fırsatım olmadı bu konuda. Ama doğuştan bir yeteneğim var. Bir enstrüman çalıyor musunuz? Evet, bağlama çalıyorum fakat albümde müzikal kalitenin önemi açısından tüm enstrümanları profesyonellere bıraktık. Sadece seslendirdim ben. Ne zaman profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdiniz, kimler size destek oldu bu işte? Çevremdeki hemen herkes beni cesaretlendirdi diyebilirim. En çok ailem, dostlarım, dinleyenlerim heyecanlandırdı beni. Ve sonunda da albüm çıktı işte ortaya. Ama gerçekten çok zorlu bir süreçti. Anlatır mısınız biraz, ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Sizin sevdiğiniz sanatçılar kimler? İlham kaynaklarınız nedir, hangi şarkıcıları dinlersiniz? En başa Mustafa Yıldızdoğan’ı koyabilirim. Rahmetli Kıvırcık Ali’yi de çok seviyorum. Engin Nurşani de sevdiğim bir sanatçı. Kısa, uzun vadeli hedefleriniz, iddialarınız nedir? Kendinizi gelecekte nerede görüyorsun? Bir söz, bir insan, bir saz dedik. Benim için en önemli şey buydu. Ama yürekten inanıyorum ki bir iz bıraktık müzik dünyasına. Başarılı olduğuma inanıyorum çünkü yapımcım da ikinci albüm için beni teşvik ediyor. Müzik, benim hayatımdaki en önemli olgulardan biri. O yüzden asla vazgeçmeyeceğim. Bitirirken neler söylemek istersin? Dinleyicilerime, gösterdikleri ilgi için teşekkür etmek istiyorum. Umarım kısa süre sonra yeni albümlerle, yeni türkü-

lerle tekrar buluşacağız. Bir de, bana her zaman destek veren, sponsorluğumu yapan Colmar’daki Duo Tendance mağazasının sahibi sevgili Kenan Bey’e ayrıca teşekkür etmek isterim. İletişim bilgileri: Abdurrahman Bey 06 86 85 85 86 / www.bcinar.com

Albümdeki şarkılar : 01/ Ben seni sevdim 02/ Bu dünya’da Kürk lazım 03/ Asker türküsü (Oğlum Şiiri ) 04/ Korkarım 05/ Senin için yar 06/ Boşanacağım 07/ Doydum giderim 08/ Adam değilmiş 09/ Sana kızdım 10/ Gülcanım 11/ Gülmemiş babam 12/ Bir çocuğum olsaydı 13 / Düşemedim dengime 14/ Memleketim Yozgatım 15 Elma kopardım daldan

Avrupa Psikoloji Merkezi Dolu Dizgin Devam Ediyor Fransa – Almanya sınırındaki Kehl şehrinde bulunan Avrupa Psikoloji Merkezi, Yönetim Kurulu Başkanı Psikoloji Uzmanı Erdinç ÜSTÜNDAĞ liderliğinde yoğun çalışmalarını sürdürüyor. Erdinç ÜSTÜNDAĞ’ın televizyonda canlı yayınlanan programları, Türkiye’de ulusal kanallarda ve Avrupa’da da Euro D ekranında devam ediyor. Değişik ülkelerden seminerlere de çağrılan ve bu davetleri kırmayıp, “Seminerlere zaman el verdikçe katılmaya çalışıyorum” diyen ÜSTÜNDAĞ, psikolojik her konuda kendilerine güven duyan ve 15 ülkeden seans-

lara gelen “vatandaşlara hizmet vermenin bir görevden ziyade belirli bir sorumluluk olduğu” düşüncesinde. Görüşlerine başvurduğumuz Erdinç ÜSTÜNDAĞ, mikrofonumuza şunları söyledi: “Maalesef psikolojik sorunlar artarak devam ediyor, çünkü insanların birbirlerine zaman ayırmaları ve sabırla dinlemeleri artık pek görülmüyor. Aileler neredeyse aralarında konuşamaz ve herkes konuya kendi penceresinden bakar hale geldiği için, empati eksikliği kişilerde sorun oluyor. 15 ülkeden gelen ve burada pansiyonlarda kalan aileler çözüm için sayısız fedakârlık gösteriyor; bizler de pro-

fesyonel ve kü ltürel desteğimizi sağlamaya çalışıyoruz. Burada eğitim konusunda da gayretli olmak gerekiyor. Öğrenme arzusu içinde olmalıyız. Başarılı öğrenci olmak mümkün fakat başarılı ebeveyn olmak da mümkün. Çocukları bir yarış makinesi gibi görmeyelim ve gördükleri eğitimde de sabırlı olalım. Başarı için vakit gerek.”

SELESTAT DİN GÖREVLİSİ ALİ KAHRAMAN’A VEDA TÖRENİ 27 Ağustos 2008 tarihinden beri ACFTS - Sélestat Derneği’nde görev yapmakta olan ve 27 Ağustos 2012 tarihinde görev süresi sona eren olan Din Görevlisi Ali KAHRAMAN için 25.08.2012 tarihinde ACFTS - Sélestat Derneği’nde anlamlı bir veda töreni yapıldı. Programda Ali KAHRAMAN Hoca’nın 4 yıl içerisinde yapmış olduğu faaliyetler slayt gösterisi olarak izlendi. Programın akışı esnasında ACFTS - Sélestat Dernek Başkanı Sinan ÇAĞLAYANLAR, Ali Hoca ile ilgili olarak şöyle konuştu : « Ali Hocamız’a görevi içerisinde başından sonuna kadar yapmış olduğu bütün faaliyetler için

yönetim kurulu ve cemaatimiz adına sonsuz teşekkurlerimizi sunuyorum. Din görevlimizin başarılarından dolayı gurur duyuyoruz. Veda programı yapılan Ali Kahraman Hocamıza Avrupa görevi sonrası hayatı için başarılar diliyoruz. Yeni gelecek olan hocamız ile toplumumuzun hizmetine derneğimizin yeni yönetim kurulu ile devam edeceğini ve

bunun bir bayrak yarışı olmasını temenni ediyorum.» Ali KAHRAMAN Hocamız ise veda konuşmasında özetle şunları söyledi: « Bilerek veya bilmeden üzdüğümüz insanlar varsa ben özür diliyorum. Hakkım varsa helal ediyorum. Sizlerin de haklarınızı helal etmenizi

istiyorum. Burada 4 senelik görevim esnasında yardımcı olan Sélestat cemaatine, dernek yönetimine ve bu programda bizi yalnız bırakmayan değerli misafirlerimize teşekkür ediyorum. » Törene katılan misafirler aynı anda hem hüzünlenip hem de neşelenirken, veda programı dernek yönetiminin hazırlamış olduğu ikramlarla sona erdi.


15

HER ŞEY BİR YANA ALEV ALEV YANAR Sevdalı gönlümle düştüm yola Gülüm alev alev yol alev alev. Dilber her tarafı ateş sarmış Yayla alev alev çöl alev alev. Sana mektup yazdım sultanım Mektup alev alev pul alev alev. Bahar vakti yayla ne hoş olur Aşık olan mor dağlara yaslanır. Gelincik yar gibi nazlı çiçektir Lale alev alev gül alev alev.

Bizim yüce dağlara kar yağdı, Kar bir yana yağmur bir yana. Ağa beylere bir güneş doğdu, Fakir bir yana zengin bir yana. Beylere inandım, kandım, güvendım, El alemi Hakkın kulu sandım. Gizli gizli fakire çok yandım, Ateş bir yana duman bir yana. Kimisine para kimisine pul, Nice kullara oldum kul. Hayli zaman anam anamdır dul, Babam bir yana anam bir yana.

F. CEYLAN / Karlsruhe

Razı olmaz İnsan farklı diye dışlarsan Türlü türlü günah işlersen Her gününe gafletle başlarsan Yaradanın buna razı olmaz Kulluk etmektir insanın hoş adabı Etmezsen eğer çekersin azabı Gizli açık olan her gaybı Yaradandan başka kimse bilmez İki gözünle gerçeği göremezsen Bütün günahlarına yanıp erimezsen Allah’ın çizdiği yolda yürümezsen Güzel cennetine seni almaz Ey dünyaya düşkün olan insan Dünya yalandır diye anlatır furkan Allah’tan başkasına gönlünü açan Derdine derman asla bulmaz Şeytana uyup ona hizmet eden Onun yolunda ömrünü tüketen İsyanlarla dolmuş ise beden Rabbin ruhu feraha salmaz Hep gidersen dünyanın peşine Dikkat etmeden dalarsan haram aşına Yalanlarla mutluluğu getirirsen başına Dünyada yüzün güler ahirette ise gülmez Âşık Abdullah dünya kalacaktır yalan Dünyadır gönüldeki imanı çalan Odur gül resulu senden acımadan alan Bil ki bu dünya hiçbir cana kalmaz

Bellerim ezildi çileden çile, Hz. Ali ile Muhammet olsa bile. Aramıza koymuşlar şüphe ile hile, Dinler bir yana diller bir yana. Çok insanın yarası gizli derinde, Gülmeyen çoktur kendi serinde. Bu dünyanın tam orta yerinde, Dünya bir yana güneş bir yana. Ali Pise der ki ben hep böyleyim, Yanlışım varsa erenler siz söyleyin. İnsan yaşasın öldürmeyin, Gün olur can bir yana ruh bir yana...! Ali PİSE Colmar/ FRANSA

MADENCİLER Yüzü siyah siyah kömür Yüzlerce metre altında Veda etse yetmez ömür Ölür gider madenciler Vur kazmayı hızlı hızlı Her vuruşta neler gizli Eller siyah siyah kömür Yüzlerce toprak altında Yukarıdan gelir emir Bunu bilir madenciler Vur kazmayı hızlı hızlı Her vuruşta neler gizli Yürek siyah siyah kömür Yüzlerce tünel altında Ekmek için arar demir Gider Fidan madenciler Vur kazmayı hızlı hızlı Her vuruşta neler gizli

Abdullah KELEŞ / 30.09.12/ Stuttgart Fidan ÇOLAK

Zamana Dokunuş’tan her aşk kendi yarasını yaratır ve her yara kendi kabuğunu... ve her boşluk kendi biçimine benzer... seninle aynı yüzyıla gömüleceğiz çocuk... sen uzaklara yatırıp efkarını iç cigaranı... ben ağlarım... seninle aynı yüzyıla gömüleceğiz... Hilmi NAR

BIRAKTIN BENİ Bir rüyadır gelir geçer ağlama Gurbetten gurbete düşürdün beni Uyanınca bak karalar bağlama Gurbetten gurbete bıraktın beni Duracak yerim yok mekanım sensiz Gündüzüm kalaba geceler sesiz Göçmen kuş gibiyim yuvasız yersiz Gurbetten gurbete bıraktın beni Tutunacak dal yok çalacak kapı Geçmiyor günlerim bitmiyor yapı Ellerim bağlandı almıyor hapı Gurbetten gurbete bıraktın beni Ne bir dost kapısı ne de tanıdık Güneş geç doğuyor her yer karanlık Ümitle yolları hep biter sandık Gurbetten gurbete bıraktın beni Dert ortağım yok ki döksem derdimi Ayakta durup da bulsam kendimi Gözümüz yollarda acep geldi mi Gurbetten gurbete bıraktın beni Halimden memnunum yeter ki sen gel Senin gelmene nedir ki engel Bir kez bak yüzüme ne olur dön gel Gurbetten gurbete bıraktın beni Şairim nedir bu sitemin neden Kalmadı gücümüz yoruldu beden Çaresiz kalmışım gidiyor elden Gurbetten gurbete bıraktın beni Hasan KARAKAYA 20 09 2012


16

Vakitleriniz Aşk Ola Değerli Canlar !

S

evgili canlar, son dönemde kimileri tv ekranlarında, gazete köşelerinde, kıraathânelerde, ibâdethanelerde, siyaset alanlarında Alevilik hakkında yorumlar yapıyor ve Alevileri Cami’ye davet ediyorlar. “Alevilerin kitabı ne? Alevilerin Peygamberi kim? Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim” der, Allah-MuhammedAli’yi ağızlarından düşürmezler. Daha da ileri giderek hakiki Müslüman'ın kendileri olduklarını beyân ederler. “Biz İslam'ın özüyüz” derler. “Ramazan orucunu tutmuyorsunuz, Cami’ye gelip namaz kılmıyorsunuz” diyerek, Alevilere hakaret ederler. Bir grip salgını gibi yayılıp gidiyor bu durum. Öncelikle şu vurguyu yapalım; Aleviler, dört dine, dört kitaba ve dört Peygambere hak der, kutsallığını kabul ederler. Saygıda kusur etmezler. Aleviler 72 millete aynı gözle bakar, kimseyi dininden, dilinden, renginden, ırkından ve cinsiyetinden dolayı küçümsemezler. Aynı değerde görürler. “Biri diğerinden üstün değildir” ilkesini savunurlar. İnançsal olarak neye-nasıl-nerede inanıyorsa özgürce yapmasından ve yaşamasından yanadırlar. İbadetini ne zaman nasıl ve nerede yapıyorsa, ona karışma hakını kendisinde görmezler. Birileri ibadetini ister Kilise’de, ister Havra’da, ister Cami’de, isterse Cemevi'nde yapar. Kimsenin inancını ibadetini sorgulama, tarif etme, yorumlama hakını kendilerinde görmezler. Alevilerin inancını ve yaşam tarzını yorumlama, tarif etme veya ibadetlerini ne zaman, nasıl ve nerede yapacaklarının kararını Alevilerin kendileri bilir ve kendileri karar verirler. Alevi inancından olmayıp, buna rağmen Aleviliği tarif etmeye kalkmak, Alevileri Cami’ye davet etmek kimsenin haddi değildir. Alevilerin ibadetlerini nerede yapacaklarını ancak ve ancak Alevi canlar bilirlerler. Aleviler ibadetini CEMEVİ’nde yaparlar. Cemevi’nde yapılan ibadete CEM denir. Cemlere katılan canları irşat etme bölümü var. Rızalık, razılık var, yargılanma, özünü dara çekme ve arınma var. Yasama var, hizmet yürütme var, paylaşım var, dayanışma var, İnançsal sanat var ve Kerbelâ şehitlerini anma ve yası var. Daha da önemlisi Hakk’tan korkma değil, Hakk’la bütünleşme, Hakk’la Hakk olma var. Cemlerin ibadet içeriğini başka bir ibadet şeklinde bulamazsınız. Başka bir ibadet biçimine de benzemez. Biz Aleviler olarak bütün inaçlara saygılıyız, Alevi ibadetinin haricinde, diğer inancların hangisinde yukarda saydığımız bu hizmetler var. Bırakın herkes kendi inancını istediği gibi özgürce yaşasın. ERENLER CEMİNE GİREYİM DERSEN Erenler Cemine gireyim dersen Kin ile kibiri at da öyle gel Gerçekler sırrına ereyim dersen Ulu bir mürşide yet de öyle gel Bülbülün güledir feryadı ünü Zaya verme geçen saati günü Okumak istersen ilmi ledünü Bir gerçekten destin tut da öyle gel Kolay mı Divani gerçeğe ermek Hasbahçe bağının gülünü dermek

İnsan hakta hak insanda Arıyorsan bak insanda Hiç eksiklik yok insanda Madem ki ben bir insanım

Alevilerin Kutsal Kitab-ı nedir diyenlere, bir tek cümleyle, “Okunacak en kutsal kitap İnsandır” Ayetler de Yol Ulularının nefesleridir. Ehl-i Beyt kutsallığına gelince ; Alevilerin Ehl-i Beyt soyuna ve 12 İmamlara bağlılığını, Ocakların soy seceresini, 12 İmamlara dayandırır ve Seyid-i Saadet soyunun devamı olarak algılanırlar. 12 İmamlara haksızlık yapıldığına inandıkları için 12 İmamları Cem erkânlarında, Gülbanglar’da, Deyişler’de, Mersiyeler’de, Duazımamlar’da ve Nefesler’de 12 İmamların isimleri tek tek zikredilir.12 İmamların soyuna yapılan haksızlıklar, kalleşlikler ve katliamlar kınanır ve lanetlenir. Yezit, Muaviye ve Alevilerin katliamlarını gerçekleştirenlerin isimleri geçtiği her yerde “Lanet olsun“ derler. Alevi İnancında Kamil toplum yaratmak için 4 Kapı - 40 Makam diye bir öğreti vardır; 1. Şeriat 2. Tarikat 3. Marifet 4. Sırr-ı Hakikât Bu kapıların adlandırmaları diğer inançlardaki adlandırmalarıyla aynı olsa da, içerik ve misyonları farklıdır. Dört Kapı’yı gününümüzün eğitim sistemiyle açıklamak istersek 1. Şeriat (İlkokul), 2. Tarikat (Orta okul), 3. Marifet (Lise), 4. Sırr-ı Hakikat (Üniverste). Her Kapı’nın 10 Makamı vardır. Aynı okullardaki ders sistemi gibi. Nasıl ki bir çocuk hayata hazırlanmak için ilkokuldan başlayıp ve Üniversteyi bitirdikten sonra bilim adamı olma konusunda adım atıyorsa, Alevi inancında da Şeriat’ta başlayıp ve Sırr-ı Hakikat kapısına ulaşmak için bir eğitim sisteminde geçen her Alevi can Kamil İnsan olma yolunda ilerliyor. İnsan-ı Kamil olan bir topluluk yaratmak demek, İnsan-ı merkezine koyan, kutsayan, evrensel ve humanist bir yaşam tarzına sahip olup, her canlının yaşam hakkına saygılı olan, doğayı ve çevreyi koruyup kollayan, her canlıya yapılan hizmeti bir ibadet şekli olarak gören, bir topluluk yaratmaya çalışır. Alevilerin inancı ve kültürü bu değerler üzerine kurulmuştur. Diğer bir konu da Diyanet İşleri Başkanlığı. Laik bir sistemle yönetilen bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olması, meşru ve yasal değildir. İslam dininde hak edilmeden elde edilen kazanç haramdır. Peki Türkiye’de çalışan Alevi ve diğer inaç topluluklarından alınan vergileri, (8 Bakanlığın bütçesine eşit) milyarlarca lirayı, sadece bir dinin (Sunni İslam'ın) hizmetine sunmak ve saltanat yürütmek haram değil midir ? Bu da yetmiyormuş gibi kendisi dışında olan inançları yok sayması ve Cemevlerine yasal statü vermeyerek, ibadet yerlerinin yasallaşması için yapılan başvuruları red eden bir inancın hoşgörüsünden dem vurmak ne kadar doğrudur. Dünyada geçerli olan bir kural vardır; Her birey benimseyip, yaşattığı inancını kendisi finanse eder. Herkes inancını özgürce yaşasın ve finanse etsin. Aleviliği târif etme huyundan vaz geçsin.

Bunca temenni dilekler Vız gelir çark-ı felekler Bana eğilsin melekler Madem ki ben bir insanım..

Hüseyin Çarman Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Yol ve Erkân Komisyonu Sorumlusu huseyin.carman@alevi-fuaf.com

Nene lazım elin kusurun görmek Sen kendi aynana bak da öyle gel Kaynak: Dertli Divani Aleviler oruç olarak, 12 gün boyunca, 12 İmamlar Matem-i, yani 12 Muharrem Orucunu tutarlar. 12 İmam'lar zehirlenerek veya katliama uğrayarak öldürüldüler. 12 gün boyunca, her gün bir İmam'ın yasını, Alevi yol ulularını, yol erenlerini ve zalime karşı dik duruşunu yâd edip, boyun eğmiyenlerin anısına 12 gün oruç tutulur. Yas çekme ve anma olduğu için, Alevi canlar Muharrem boyunca iç arınma olarak, eğlence yerlerinde uzak dururlar. Hiçbir canlıyı incitmemeye özen gösterirler. Örnek olarak Elma’yı yemezler. Eğer elmanın içinde, elma kurdu varsa, kurdun canına kıymamak için genellikle bu özeni gösterirler. Aleviler Muharrem boyunca birbirlerine oruçlu olup olmadıklarını sormazlar. Tutulan oruçlar şekilsel değil, içseldir. Oruç tutma konusunda kimse kimseye baskı kurmaz. Alevilerin tuttuğu oruç Ramazan değil, Muharrem Orucudur. Alevilikte Hakk-Muhammed-Ali üçlemesi kutsal bir değer olarak, her Alevi canın yüreğinde yer edinmiştir. Aleviler Hakk-ı insanda görür. “Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gö-

züme“ Hak-Muhammed-Ali üçlemini kullanırken, üçünü de aynı değerde, birbirinden ayırt etmezler. Yapılan bir hizmeti kutsamak için, Hak-Muhammed-Ali kabul etsin derler. Fazla uzatmaya gerek yok. Aşağıdaki dörtlükler gerekeni izah ediyor. Anlayıp ve çözmesini bilene; Kainatın aynasıyım Madem ki ben bir insanım Hakkın varlık deryasıyım Madem ki ben bir insanım

Ekim / Octobre 2012 * N° 75 10, rue Contades 67300 Schiltigheim Tel: 03 88 85 83 66 www.objektifgazete.fr

* Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités. * İmtiyaz sahibi/Edité par: ACTIF SARL * Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Tuncer KIRÖMEROĞLU info@objektifgazete.fr * Grafik-Dizayn: Murat ATEŞ * Dağıtım/Distribution: ACTIF SARL TEMSİLCİLERİMİZ SAINT-DIE, EPINAL, NANCY ve çevresi Mustafa GÜÇLÜ Tel : +33 6 07 61 09 24 KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ Tel : +49 1795 592 171 MANNHEIM ve çevresi: Şahismail KAYA Tel : +49 1797 843 183 SAVERNE-SARREGUEMINESHAGUENAU - BISCHWILLER LUNEVILLE-BOUXWILLERWISSEMBOURG ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02 METZ ve çevresi: Recep GÜNEŞ Tel : +33 6 67 11 87 89 *Baskı adedi/Tirage: 10000

*Baskı/Imprimé par: Imprimerie des Dernières Nouvelles d’Alsace *Objektif Gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse. *Objektif Gazete’de yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal. *Dépôt Légal: Octobre 2012

BANKA BİLGİLERİ IBAN: FR76 1760 7000 0170 2167 5415 462 SWIFT ( BIC ): CCBPFRPPSTR SIRET No : 539 864 06600011


17

Özel SELMAN ASAN KOLEJİ Strasbourg’ta Açıldı Alsace Bölgesi ve çevresinin en büyük Türk kuruluşlarından olan PRO-INTER marketler zincirinin sahibi ASAN Ailesi, 24 Eylül 2011 tarihinde genç yaşta vefat eden Selman ASAN’ın adını, özel SELMAN ASAN KOLEJİ ile ölümsüzleştirdi. Selman Bey’in de sağlığında üzerinde epeyce çaba sarfettiği okul projesi nihayet bu okul sezonu başında hayata kavuşmuş oldu. Biz, eğitime verilen bu örnek destek ve bir aile bireyine gösterilen bu vefa nedeniyle ASAN Ailesi’ni tebrik ediyor, okulun açılışı dolayısıyla kapısını çaldığımız ve bizi geri çevirmeme nezâketini gösteren Müdür Özgür DÖNMEZ’le yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Sayın Özgür Dönmez, bize bu okulun niçin kurulduğunu, amacını anlatır mısınız? -Bu proje uzun zamandan beri var, Selman Ağabeyimiz ve arkadaşları böyle bir okulu kurmayı uzun zamandan beri düşünüyorlardı; tabii ilkokul, ortaokul, lise herhangi biri olabilirdi, ama önceliği ortaokula verdik. Ҁünkü ortaokul, ilkokul ile lise arasında bir köprü vazifesi görüyor; ilkokulda çocuklar daha henüz eğitime tam geçmiş olmuyorlar, tüm kazanımlar ortaokulda gerçekleşiyor, ortaokul eğitiminiz ne kadar sağlamsa, bu, lise eğitimine de yansıyor, tabiatıyla da üniversite kapıları daha rahat açılıyor. Köprünün sağlam olması lazım. Bazen de notları çok iyi olan öğrenciler yanlış yönlendirme ile

meslek okullarına gönderiliyorlar, bu da bir haksızlık; biz bir bakıma da devlet okullarına altenatif olarak görüyoruz kendimizi. Selman Abimiz’in çok gayreti oldu bu okulun kurulmasında, arkadaşlarını da bu ortak amaç etrafında birleştirmeyi başardı. Vefatından sonra da onun ismini vermeyi istedik okulun adına. Okulun statüsü nedir? -Okul, özel olsa da, müfredat açısından devlete bağlı tabii. Ancak rektörlük izin veriyor, bunun için de dosya hazırlanması gerekiyor. 14 sayfalık pedagojik bir proje sunduk, ay-

Fransa’da özel okullar yaygın mı? -Evet, Alsace Bölgesi’nde çok özel okul var, bunlar da genellikle Yahudilik ve Hıristiyanlığa dayalı dîni ağırlıklı okullardır. Bir de devletin desteklediği özel okullar bulunuyor

rıca ekip de kuruldu, bunun için de bir sunum yaptık. Bunlar analiz ediliyor, bir de binayı kontrol ediyorlar “eğitime uygun mu değil mi?” diye. Binanın her türlü tetkiki yapılıyor. Her şey uygun bulunursa izin veriliyor. Bu işler 6-9 ay arası kadar sürüyor. Nihayet 19 Temmuz 2012 tarihinde iznimiz geldi. Ayrıca 2013 Ocak ayında da ilkokul için başvuruda bulunacağız ki ortaokula yavaş yavaş talebe yetişmeye başlasın. Daha sonra da, yani ortaokuldan mezun olanları bünyesine almak için ileride liseyi de kuracağız.

Sizin okulun diğer okullardan farkı ne? -Özel okulunuzu kuruyorsanız bir özelliği olmalı ; bizimki de yabancı dile daha çok ağırlık verecek. Hangi dil, Türkçe mi ? -Hayır, Almanca ve İngilizce; bu iki dile haftada 4’er saat ayrılacak, yani toplam 8 saat. Devlet okullarında bu 4 saat, ikinci bir dil olursa 6 saate kadar çıkıyor. Müfredat, devlet okulları ile aynı. Öğretmenlerimiz rektörlükçe onaylı Fransız ve Türk öğretmelerinden oluşuyor.

Ekibinizi bir tanısak… -İdari ekip olarak 4 kişi var; müdür olarak ben varım. Hem sekreterlik, hem de danışmanlık yapan bir personel, bir muhasebe personeli ve de dil ağırlıklı olduğu için de pedagojik lengüstik bir danışmanımız var. Şu an 8 öğretmenimiz, 1 sınıfımız ve çoğu Fransız vatandaşı olan Türk kökenli 26 öğrencimiz var. Ön kayıtlarımız Toussaint tatiline kadar devam ediyor. Yeteri kadar kayıt olursa bir ikinci sınıf daha açılacak mutlaka. Tabii okul kurma iznini geç aldığımızdan ancak bu kadar öğrenci kaydolabildi. Henüz çok bilinmiyoruz, işte sizin gazeteniz aracılığı ile olsun, yapılacak olan tanıtımlar ile olsun gelecek sene daha da çok öğrencimiz olacağından eminiz. Yalnızca Strasbourg’da oturanlar mı gelebiliyor? -Özel okul olduğu için isteyen herkes gelebilir. Şu anda başka bir devlet okulunda veya özel okulda okuyanlar da isterlerse

okullarını değiştirip bizim okulumuza kayıtlarını yaptırabilirler. Kayıtlar ücretli midir? -Evet, özel okul olduğu için ücretli; devlet yardım etmiyor, kendi imkanlarımızla bu okulu ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bir kısmını velilerden alıyoruz, bir kısmını da okula yardım edenler veriyor. Kayıtlarımızı hep Orta 1’den itibaren yapıyoruz, her sene böyle olacak, talebeler hep orta 1’den kayda alınarak öğretime katılıp yollarına devam edecekler.

Okulda yemekhane var mı? -Evet yemekhanemiz var, ama şimdilik yemek vermiyoruz, talebeler yiyeceklerini evden getiriyorlar ve aşağıdaki yemekhanede yiyorlar. İleride, geliştikçe kantin de açacağız ve burada yemek de vermeye çalışacağız. Her alanda tam kapasite çalışmak elbette zaman istiyor, birazcık sabır… Başka ne var? Spor salonu, kütüphane gibi? -Dil sınıfımız var, laboratuarımız var, müzik sınıfı, bir de kütüphanemiz var ve tabii derslikler. Ders saatleri nasıl ? -Sabah 8h30-12h30, öğlen 1 saat yemek molası var, öğleden sonra 13h30-16h30. Yakında oturanlar öğleyin evlerine gidip yemek yiyebiliyorlar.

Biraz da sizi tanıyabilir miyiz ? -Fransa doğumluyum, 37 yaşındayım, Babam işçi olarak gelmiş Fransa’ya, teknoloji-mekanik dalında üniversiteyi bitirdim, ayrıca öğretmenlik sınavını geçerek kendi dalımd a lise öğretmenliği yapma hakkını kazandım ve 2000 yılından bugüne kadar öğretmenlik yaptım. Burada da haftada bir saat teknoloji dersi vereceğim bu okulda.

Vermek istediğiniz son bir mesaj var mı ? -Şimdi “özel okul” deyince kalite gerekiyor, kaliteyi sağlayacaksınız. Biz bu kaliteli eğitimi sunuyoruz. Eğitim geniş kapsamlı bir konu, yalnızca Fransızca, matematik, kimya ile eğitim dört duvar arasında olmuyor; evrensel değerlerin de verilmesi gerekir. Mesela öğrenciler sabah geldiklerinde de sınıfa girmeden ders yapılabilir, teneffüslerde de başlarında bir eğitmen olur, onlara adab-ı muaşeret kuralları öğretilip bu değerler kavratılabilir, böyle bir eğitim verilebilir. Biz buna da dikkat edeceğiz.

Sarreguemines’de Türk-Fransız Kültür Derneği Etkinlikleri

Sarreguemines’de faaliyetlerine devam eden Türk-Fransız Kültür Derneği çocukları unutmadı. Yeni eğitim ve öğrenim yılına başlayan çocuklara, müze ziyareti ve hayvanat bahçesi gezisi düzenledi. Metz'de bulunan ve birçok kişinin merakla ziyaret ettigi "Pompidou" müzesini ziyaret eden çocuklar, müzenin içeriği ve yapımıyla yakından ilgilendiler. Müze ziyareti sonrası "Zoodamneville" Hayvanat Bahçesi’ni de ziyaret eden çocuklar, keyifli anlar yaşadılar. Sarreguemines Okul Aile Birliği Başkanı Kurtuluş YILDIZ, « Güzel bir ekip çalısmasıyla başaramayacağımız hiçbir şey yoktur. Çocuklarımız için, Okul Aile Birliği olarak faaliyetlerimize aralıksız devam edeceğiz" dedi.


18


19


20


21


22


23


24


info@objektifgazete.fr

2

No 75

EKİM / OCTOBRE 2012

Yeni Strasbourg Başkonosolosu

Serdar CENGİZ Görevine Başladı T. C. Strasbourg Başkonsolosluğu görevine 15 Eylül 2012 tarihinde, selefi Sibel Algan’ın yerine başlayan Serdar CENGİZ, mesaisinin daha ilk günlerinde bölgedeki gazete temsilcilerini makamında sırayla ağırlayarak ilk demeçlerini verdi. Biz de, Objektif Gazete olarak, 27 Eylül Perşembe günü kendilerini ziyaret ederek, sizler adına ilk izlenimlerini dinledik. Serdar CENGİZ’e hoşgeldiniz diyor, yeni görevinde başarılar diliyor ve sizleri sözleriyle başbaşa bırakıyoruz... “2012 yılının Ocak-Temmuz ayları arasında Avustralya / Melbourne’da Başkonsolos olarak görev yapıp, Ağustos’ta Türkiye’ye döndükten sonra, burada göreve başladım. Orası geçici bir görev yeriydi benim için ve sonrasında Avrupa’da bir yere gideceğimi biliyordum; hatta, Strasbourg olduğunu da tahmin etmiştim. İstesem orada da kalabilirdim belki ama daha önemli olduğunun düşündüğüm için burayı tercih ettim. Aslında Melbourne’u da çok sevdim, orada başarılı işler yaptığıma ve iyi ilişkiler kurduğuma da inanıyorum. Melbourne dünyada en yaşanılacak yerler arasında her zaman ilk üç içinde yer alır; birinci olduğu dönemler de var. Ama daha yakın ve daha önemli bir yer olarak Strasbourg her zaman aklımdaydı. Yani buraya severek ve isteyerek geldim, görev sürem boyunca da, tecrübemi de işin içine katarak, iyi şeyler yapmaya çalışacağım. Serdar CENGİZ’in Özgeçmişi 1965, Edirne doğumlu. Hakim bir baba ile öğretmen bir annenin oğlu. Babası Aydınlı, Annesi Erzurumlu. Evli, bir çocuklu, eşi Şeyda Hanım da Dışişleri mensubu ; BM’deki Daimi Delegasyon’da İkinci Katip olarak görevli. İngilizce ve Fransızca biliyor. Ankara Mimar Kemal Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Türk-Sovyet İlişkileri konulu Master yaptı. 1986'da Enformasyon Dairesi'nde Aday Meslek Memuru olarak göreve başlamış ve 1987'de askerlik nedeniyle görevinden ayrılmıştır. 1988'de Sosyal İşler Dairesi'nde Aday Meslek Memuru, Ataşe, 1989'da Dakka Büyükelçiliği'nde Ataşe, Üçüncü Katip, 1991'de Rotterdam Başkonsolosluğu'nda Muavin Konsolos, 1994'de Bölgesel Ekon. Kur. D.Çok Taraflı Ekon.İliş.D. İkinci Katip, Başkatip, 1996'da Beyrut Büyükelçiliği'nde Başkatip, Müsteşar, 2000'de Ekonomik İşler Dairesi'nde Şube Müdürü, Daire Başkan V., Daire Başkanı, 2004'de Tokyo Büyükelçiliği'nde Müsteşar, Birinci Müsteşar, 2008'de Denizcilik-Havacılık Dairesi'nde Daire Başkanı olarak görev yapmış ve 2009'da Genel ve İkili Ekonomik İşler Dairesi (Ortadoğu Ve Kuzey Afrika)'a Daire Başkanı olarak atanmıştır. Ocak-Ağustos 2012 tarihleri arasında geçici süreyle Melbourne Başkonsolosu olarak görev yapmıştır.

Buranın, Avrupa kuruluşlarının merkezi olmak gibi önemli bir özelliği bulunuyor. Çok işimiz olacağını biliyorum, zaten daha göreve başlar başlamaz Meclis Başkanı’mızı ağırladık bildiğiniz gibi. Hakim baba ile öğretmen anneden ne öğrenir bir memur çocuğu? İnsan sevgisi, vatan sevgisi, sorumluluk ve adalet duy-

gusu; ben bu şekilde yetiştim. Siyasal Bilgiler’deyken daha, bu mesleğe girmeye niyet etmiştim. Büyük bir bankanın müfettişlik sınavının kazandığım halde, tercihimi Dışişleri’nden yana kullandım. Buraya çok iyi niyetlerle geldim, vatandaşlarımızla birlikte güzel işlere imza atmak isterim. İlk önce, insanlarımızın, kırmızı

çizgilerini korusalar da, beraber hareket etmelerinde çok fayda gördüğümü belirteyim. Örneğin Melbourne’da, tüm dernekler, asgari müştereklerde birleşerek, mesela bir Harmony İftarı’nı gerçekleştirebilmişler, bu da bizi çok memnun etmişti. Ki bu insanlar, Türkiye’de birbirlerine selam vermeyen kişilermiş. Burada da bu tür oluşumları görmek bizi ziyadesiyle sevindirecektir. Meclis Başkanı’mız için verdiğimiz resepsiyonda konu edilen eğitimle ilgili sıkıntılı durum hakkında da, yeni bir koordinatör öğretmenimizin göreve başladığını bildireyim. Ayrıca, kapımızın vatandaşlarımıza her zaman açık olduğunu da ifade edeyim. Rezidansımızın kapısı hep açık olacak ve orada halkımızın temsilcilerine sık sık davetler vermek, onlarla toplantılar yapmak istiyorum. Önümüzdeki dönem içinde buradaki işadamları, dernek temsilcileri, öğrenciler ve basın mensupları gibi gruplarla bir araya gelip, Avustralya’da edindiğim tecrübeler ışığında, burada da insanlarımızı birlikte bir şeyler yapmaya yönlendirmek ve sorunlarına çözüm bulmak arzusundayım. Bunun yanı sıra, çeşitli sanatçılar, konserler, sergiler getirerek kültürel anlamda da güzel atılımlar yapmayı tasarlıyorum. Aracılığınızla tüm vatandaşlarımıza mutluluklar ve sağlıklı bir hayat, sizlere de görevinizde başarılar diliyorum.”

Yeni Başkonsolos Serdar CENGİZ’den İlk Resepsiyon

T.B.M.M. Başkanı Cemil ÇİÇEK Strasbourg’taydı T. C. Strasbourg Başkonsolosluğu görevine 17 Eylül 2012 tarihinde başlayan Serdar CENGİZ, ayağının tozuyla, 21 Eylül günü, T.B.M.M. Başkanı Cemil ÇİÇEK’i rezidansında ağırladı. Avrupa Konseyi Parlamento Başkanları Konferansı’na katılmak üzere 20-21 Eylül 2012 tarihlerinde Strazbourg’u ziyaret eden TBMM Başkanı Cemil ÇİÇEK’le, Başkonsolosluk görev bölgesindeki çatı kuruluşları temsilcilerinin bir araya gelebilmeleri amacıyla düzenlenen resepsiyona, bölgede görev yapan basın organlarının temsil-

cileri de katıldılar. Çok sıcak bir ortamda ve bir saat kadar süren toplantıda dernek temsilcileri Cemil ÇİÇEK’e sorunlarını aktarırken, gazeteciler de gündeme ilişkin sorular sordular. Vatandaşların dertleri konusunda duyarlı davrandıklarını ve sorunları gerekli mercilere ileteceğini söyleyen ÇİÇEK, vatandaşlarımızın da kendi problemlerini daha yakından takip etmelerini salık verdi. Gazetecilerin soruları karşısında fazla angaje olmayan yanıtlar veren Cemil ÇİÇEK, yeni Anayasa çalışmalarını tüm partilerle birlikte yürüttüklerini ve so-

nuçların memlekete hayırlı olmasını umduğunu belirtti. Resepsiyona az zaman kala açıklanan Balyoz Davası hakkında ise, gerekçeli kararı okumadan bir şey söylemesinin mümkün olmadığını ve daha temyiz aşamaları bulunduğunu ifade etti. Yeni Başkonsolosumuz Serdar CENGİZ de ilk kez tanışma imkânı bulduğu vatandaşlarımızla ve gazetecilerle böyle bir fırsat vesilesiyle bir araya gelmiş olmasının kendisi için bir şans olduğunu dile getirdi ve Cemil ÇİÇEK’e bu durumdan dolayı ayrıca teşekkür etti.


26 ÖZGÜR KÖŞE

ÇOCUK DÜNYASI

NURBANU KABLAN

MUSTAFA KAYA Suriye’deki İç Savaş

Suriye’deki iç savaş tüm siddetiyle devam ediyor. Taş üstünde taş kalmadı. Kardeş kardeşi öldürüyor. Peki neden ? Nasıl oldu da Suriye bu duruma geldi ? Tüm bunların kökenine inmek lazım. İndiğimiz zaman yine karşımıza başta Amerika olmak üzere emperyalist ülkeler çıkıyor. Neden mi ? Bildiğiniz gibi Varşova Paktı dağıldıktan sonra dünyanın tek sömürü sahibi Amerika kaldı ve Amerika Ortadoğu’nun haritasını ve politikasını değiştirmeye karar verdı. Irak’a vurdu, petrol denetimini eline aldı. Afganistan’a vurdu, denetimi eline aldı. Şimdi sıra İran ve Suriye’de ; Suriye’den işe başladı zaten. Amerika’nın Büyük Ortadoğu projesini herkes biliyor. Ortadoğu’da direksiyonu eline almak istiyor. Bu projesini tek tek hayata geçiriyor. Yarın sıranın İran’a geleceği kesin. Ama önce Suriye’yi değiştirmeye kararlı görünüyor. En kötü yönü de Suriye’ye vururken, Türkiye’yi maşa olarak kullanıyor. Açıkça söylemek gerekirse, Suriye’yi dağıtma, iç savaşa sürükleme görevini resmen Türkiye’ye vermesi ; Suriye’deki olaylar başlamadan önce Türkiye Başbakanı Suriye Cumhurbaşkanı Beşer Esad’la en ileri giderek, Suriyeli bakanlarla Türk hükümetinin bakanları, ortak bakanlar kurulu toplantısı yapıyorlardı. Yine Suriye ile bir konuşmasında Tayyip Erdoğan şöyle diyordu : « Biz sayın kardeşim Beşer Esad’la konuştuk. Tüm sorunları konuşarak aşacağız… Biz iki devlet ama bir milletiz. » Nasıl oldu da bu konuşmalardan birkaç ay sonra, Tayyip Erdoğan birden 180 derece dönüs yapmıştı. Altı ay önce kardeşim dediği Beşer Esad’a kalleş Esad diyordu. Birden kanlı bıçaklı savaş ilan ediyordu. Değerli okurlarımız, bunları anlamamak çok da zor değil. Bütün bu roller Amerika tarafından değiştirildi ve Tayyip Erdoğan’a bu görev verildi. Suriye’yi sizin elinizle yıkacağız diye. Bu görev verildi ve tabii ki hiçbir görev karşılıksız değildir. Tayyip Erdoğan başka bir konuşmasında diyor ki : « Büyük Ortadoğu projesinde eşbaşkan benim. » Yorumu sizler yapın. Oysa Suriye’nin dünü de aynı idi bugünü de. Baba Esad tartışmasız bir diktatördü. Binlerce insanı katletmişti baba Esad. Ölünce oğul Esad İngiltere’deydi, Suriye’ye getirildi. Yaşı 35’in altında olduğundan babasının yerine geçemiyordu. Bir günde yaşını büyütüp babasının yerine cumhurbaşkanı yaptılar. Oğul Esad aynı babasının yolundan giderek baskıcı otoriter bir rejim sürdürdü. Gelelim yaşanan insanlık dramına. Yaşanan dram çok acı. Bugün Türkiye’ye sığınan Suriyeli sayısı 100 bini geçmiş durumda. Türkiye artık tıkanmış, baş edemez durumda. Hatay, Kilis, Antep, Adana, Osmaniye, Mersin, Urfa ve Mardin Suriyeli sığınmacılarla dolmuş durumda. Şüphesiz bir insanlık dramı yaşanıyor. İçimiz kan ağlıyor o insanları öyle görünce, ama Türkiye uluslararası tüm kurumlara çağrı yapmasına rağmen istediği desteği bulamıyor. Bilmiyorum belki de sen yaptın sen bak mı diyorlar. Peki halkımız ne diyor? Hatay’da şalvarlı sakallı insanlar lokantada yedikten sonra parasını Tayyip Erdroğan’dan alın diyorlarmış. Kilis’teki kampta olaylar cıktı ; Antep’te, Mardin’de benzeri olaylar oldu. Suriye’nin halkını birbirine vurduran başta Türkiye diyorlar. Binlerce Hizbullah militanı Suriye’deki çatışmaları yönetiyor diyorlar. Şu bir gerçek ki, Suriye’deki iç savaş emperyalistlerin işine yarıyor; ne Suriye halkı ne Türkiye halkı bu savaşı istiyor. İsteğimiz savaşın bir an önce bitmesi ve Suriye halkının huzura kavuşması. Sevgiyle kalın…

ARİF KOPUZ

HATİCE YILDIRIM CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM

İç Anadolu'nun çırılçıplak tepelerinden ve dağlarından bulutlara yükselen hüzün; bozlak olup yağmur, boranla toprağa düşer. Toprağa bir garip, yüreklere türkülerin kavurucu ateşi düşer. Kuraklıktan çatlayan coğrafyaya acının notaları sızar. Gözyaşlarıyla ıslanır bozkır. Tezene kahrolur, saz gönülsüz kalır. Gönlüyle başı dertte olanlar öksüz kalır... Cahildim dünyanin rengine kandım Hayale aldandım boşuna yandım Seni ilelebet benimsin sandım Ölürüm sevdiğim zehirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin Ölüm kapısının eşiğinde dinlenmiş türkü hayatı bir çırpıda özetleyiverir. "Cahildim dünyanın rengine kandım / hayale aldandım boşuna yandım.." Türkünün anısı taze olmasına karşın öyle acı ve öyle derindir ki, hayat hikâyesinin çok önemli bir noktasına yapışır ve öylece kalır. Ne zaman bu türkü dinlense, ozanın parçalarcasına çaldığı teller gönüle batar. Aslında gönlünün parçalanmasıdır telleri parçalatırcasına çaldıran sebep. Gönlüyle başı hep belalıdır çünkü ve gönlüyle başı belalı olanların kılavuzudur onun türküleri.. Sözüm yok şu benden kırıldığına Gidip başka dala sarıldığına Gönlüm inanmıyor ayrıldığına Gözyaşım sel oldu kahırım sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin. Ayrılık acısının çığliığını en güçlü çıkaran sesin coşkun ırmağında gürül gürül akar türkü. Gönül kırılmıştır artık. Tutunamaz birbirine. Yar başka daldadır. Gözyaşlarının kelepçesi çözülüp coşkun ırmağın sularına karışır. Garibim can yakıp gönül kırmadım Senden ayrı ben bir mekan kurmadım Daha bir gönüle ikrar vermedim Batımım sen oldun ahirim sensin Evvelim sen oldun ahirim sensin. En çok da gönül kırmayanların gönlü kırılır. Zehirlenir gönül, zaman hançerini gönüle saplar. Ezel, ahir; hepsi evvel olur. Evvel zaman içinde bir garip düşer yola, gider gider gider yüzyıllar boyunca....

akabeay@free.fr

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

ÇOCUĞUMU KAÇ YAŞINDA KREŞE BIRAKMALIYIM ?

Ekonomik Krizle Mücadele Yöntemleri (1)

Sevgili anne-babalar! Bir çocuğun hayata gelmesine vesile olup anne baba olmak başka bir şeydir. O hayata geldikten sonra, anne-babanın; bilinçle, fedakarca, sevgi dolu, özveriyle bebeğini büyütüp, eğitebilmesi çok farklı bir şeydir. Bu iki anne-babalık tamamen birbirinden ayrıdır. Çünkü: birinci ebeveynlik, olması gerektiği için bir çocuk olmuştur veya bir şekilde bu dünyaya gelmiştir. Bu eksiltici, var olanı geliştirmeye yönelik değildir. İkinci ebeveynlik; coşkulu, planlı, var olan değerlerin üzerine artılar koyan, geliştirmeye dayalıdır. Yukarıdaki ebeveynlik seçimimiz aslında; evlendiğimiz kişiyi seçimimize, kültür ve aileden bize aktarılanlara, bizim bu konuda kendimizi geliştirebilmek için ne kadar çalıştığımıza da bağlıdır. Geçen günlerde bebekler üzerine dünyadan bilim adamlarının yazmış olduğu makaleleri okuyordum. Bunların içinde Amerikalı bir bilim adamının yazmış olduğu makaleyi okurken hem epeyce gülümsedim hem de gözyaşlarıma hakim olamadım. Onlardan bazı bölümleri sizlerle de paylaşmak isterdim ama, makaleleri yayınlayan dergiden yasal izin alınması gerekiyordu. Anne- babalar bebeğin gelişim süreçlerini çok iyi bilmelidirler. - Bebeğin motor gelişimi - Duygusal gelişimi - Alışkanlık gelişimi - Zeka gelişimi Bunları derinlemesine araştırıp, öğrendiğimizde; bebeğimizin yaşamının ve duygularının güzelleşmesini sağlayabiliriz. 0-4 Bebeklik, okul öncesi dönem yukarıdaki tüm gelişimler için çok önemlidir. Annelerden çok duyduğum şu cümleler ve sorular giderek çoğalıyor. - İkinci bebeğimiz oldu, kızımı kreşe gönderiyorum. - Kızınız kaç yaşında? - İki yaşında. - Oğlum bir buçuk yaşında, onu sosyalleşsin diye kreşe götürüyorum. - 4 yaşındaki kızımı, iki yaşındaki oğlumu, çalıştığım için 2-3 aylık sürelerle annemlere bırakıyorum; acaba doğru mu yapıyoruz? - Karı - koca çalışıyoruz, iki kızımızı Türkiye’de babaannesine götürüp bıraktık; etkilenirler mi? Sevgili anneler! Bebeğinizin o muhteşem duygu dünyasını tanımadan, verimli anne baba olabilmek hiç de kolay değildir. Bu iş şansa ve oluruna bırakılamaz. Tam da bilim adamlarının yazmış oldukları makalelerde okuduklarım gibi, 0-4 yaş dönemi, çocuğun tüm hayatına etki edebilecek bir dönemdir.

Değerli vatandaşlarım, Bu yazımda sizlere, gazetemiz Objektif’te birkaç bölümde yayınlanacak olan Avrupa ülkelerinde son yıllarda yaşanan ekonomik krizle mücadele yöntemleri ve istihdam yaratmaya yönelik tedbirler konusunda Avrupa Yaşam ve Çalışma Koşullarının Geliştirilmesi Vakfı tarafından hazırlanan ekonomik kriz karşında istihdamla mücadele raporunun temel unsurlarını paylaşacağım. Sevgi ve saygılarımla. Fransa başta olmak üzere birçok AB üyesi ülkede son yıllarda yaşanan küresel krize karşı istihdamla mücadele tedbirleri çerçevesinde değişik zamanlarda bir takım ekonomik, sosyal ve mali önlemler konjonktüre uygun olarak alınmaktadır. Bu önlemleri, genel başlıklarıyla, mevcut istihdamı korumaya yönelik tedbirler, yeni istihdam alanları yaratmaya yönelik tedbirler ile işsizler ve işgücü piyasası dışında kalanlara yönelik finansal destek tedbirleri olarak özetlemek mümkündür. Fransa ve birçok AB üyesi ülkede mevcut istihdamı koruma tedbirlerine genel olarak baktığımızda karşımıza ana hatlarıyla aşağıda belirtilen uygulama yöntemleri çıkmaktadır. Mevcut İstihdamı Korumaya Yönelik Tedbirler • Kısa Süreli İş ve Geçici İşten Çıkarmalarda İşverenlerin personel giderlerinin düşürülmesi ve nitelikli insan kaynağı temininin kolaylaştırılması için sosyal taraflar ve hükümet arasında mutabakat sağlanarak kısa süreli iş ve geçici işten çıkarmalarda mali destek sağlanması,(işsizlik sigortasından sağlanacak yardım oranında) Hastalık ve yaşlılık sigortası ile aile yardımlarından bir kısmının geçici bir süre de olsa karşılanmaya devam etmesi, İşveren tarafından çalışanlara yönelik ödenen eğitim maliyetlerinin belirli bir kısmının devletçe ödenmesi değerlendirilmektedir. Ancak, kısa süreli çalışmanın ve geçici işten çıkarmalarla ilgili olarak sosyal taraflar arasında farklı görüşler bulunmakta olup, özellikle sözkonusu uygulamaların işverenlerce suiistimal edilmesi olasılığı ve işten çıkarma veya kısa süreli çalıştırma esnasında çalışanlara yapılacak asgari ödemelerin ve tazminatların düzeyleri konusunda çekincelerin ortadan kalkması için sosyal taraflar arasında bir tür sosyal uzlaşıya gerek duyulmaktadır. Bu nedenle, devlet sübvansiyonlarının belirli bir kısmının çalışanlara aktarılmasını zorunlu kılan ya da asgari ödeme tutarlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması ilgili taraflarca talep edilmektedir. • İstihdam Edilenlerin Mesleki Eğitimi Ekonomide yaşanan kriz döneminde çalıştırılamayan işçilerin normal koşullarda alamayacakları eğitimleri almalarının sağlanması, İşletmelere, devlet tarafından eğitim danışmanlığı desteği verilmesi veya mesleki eğitim, hizmet içi eğitim gibi alanlarda mali katkı verilmesi, Mali katkılar kapsamında şu örneklerle karşılaşılmaktadır, mesleki eğitim programlarının fonlarının arttırılması, Çalışanların eğitim maliyetlerinin devlet tarafından üstlenilmesi, Hem işveren maliyetlerinin hem de işçi ücretlerinin eğitimler süresince desteklenmesi, Eğitim amacıyla ücretsiz izne ayrılan çalışanlara, işsiz kalmaları durumunda hak kazanacakları işsizlik ücreti ödenmesi, Çalışma saatlerinde eğitim alanlara tam, normal çalışma saati dışında eğitim alanlara yarım ücret ödenmesi öngörülmektedir. • Çalışanların Ücret Dışı Maliyetlerinin Azaltılması İşletmelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve istihdamı korumak amacıyla işverenlerin ödemekle yükümlü oldukları sosyal güvenlik primlerinin ertelenmesi veya oranlarının düşürülmesi, vergi muafiyeti getirilmesi, gelir vergisi indirimi sağlanması, Devletin ödemekle yükümlü olduğu işçi, işveren prim katkılarının arttırılması, İşveren tarafından ödenen sağlık sigortası tazminat oranının düşürülmesi, Yaşlı ve genç işçilerin istihdam edilmesine yönelik teşvikler veya belirli sektörlerde sosyal güvenlik primlerinin azaltılması, (havayolu ve kara taşımacılığı gibi) Fazla mesai süresinin iki katına çıkarılması veya belirli işlerde vergi muafiyetlerinin getirilmesi, Çevreci teknolojiler üzerine çalışan firmalara özgü indirim veya muafiyetlerin uygulanması, Gelir düzeyi düşük olan çalışanlara gelir vergisi indirimi sağlanması, sağlık sigortası primlerinin faizsiz olarak ertelenmesi gibi farklı biçimlerde uygulanmaktadır.

(Devam edecek)

(Devam edecek)


27 BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN

HASAN KARAKAYA HASTA ZİYARETİ

İnsan zayıf bir varlıktır. Her zaman sağlıklı yaşayamaz. Hastalık ve sağlık onun içindir. Hastalık hali, bütünüyle insanın duygu ve davranışlarını etkileyen, fevkalade zor bir durumdur. En basitinden en ağırına kadar hastalıklar insan psikolojisini etkiler. Bu sebeple hastalık sırasında insan sevdiklerini, dost ve akrabalarını yanında görmek ister. Bu bakımdan hasta ziyareti önemlidir. Hasta ziyareti yapmak sünnettir. Hasta ziyareti hastaya moral verir, maneviyatını yükseltir. İnsan, hasta olmadıkça sağlığın kıymetini bilemez. Hastaların ziyaret edilmesi, insana ölümü ve ahireti hatırlatır. Hastalıklar birer imtihandır. Mümine isabet eden bela ve musibetler, onun derecesinin yükselmesine, günahının eksilmesine vesile olur. Nitekim aynı konu ile ilgili olarak Resul-i Ekrem Efendimiz bir müslümanın ayağına batan dikene varıncaya kadar, ona isabet eden her bir sıkıntı ve keder, üzüntü ve elem sebebiyle Allah Teala’nın o kulunun günahlarını bağışlayacağını ifade buyurmuştur. Efendimizin yaptığı gibi müminler de aynı şekilde hastaları ziyaret ederlerdi. Hastalık kul ile Allah arasında ilginin devam ettiğini gösterir. Allah hastalığı sebebiyle bir kulunun günahlarını temizler, eğer ruhunu alırsa onu bağışlar. Burada işaret edildiğine göre hastalıktan insan şifa bulursa, o hastalık günahlara kefaret olur. Şayet hastalık üzere ölürse, ömrün sonuna kadar işlenmiş günahlar bağışlanmış olacağından cennete girer. Herhangi bir hastalıkla imtihan edilmeyen bir kişi işlediği günahlardan arınma fırsatı bulamamış demektir.’ Olağanüstü ve fevkalade durumlarda gece yarısı veya sabahın erken saatlerinde hasta ziyaretine gitmekte bir sakınca yoktur. Evin şartları göz önüne alınarak ziyaret saatleri ayarlanabilir. Uygun şartlarda hasta ziyaretlerinin yapılması hastanın maneviyatını düzeltmeye vesile olduğu gibi, ziyaret edenin de ecir ve sevap kazanmasına vesile olur. Hastalıklara sabretmek de ecir ve sevaba vesiledir. Efendimiz bunun için hasta ziyaretine önem verir, ashabından hasta olanları zaman zaman ziyaret eder, onların maneviyatların yükseltmeye, morallerini düzeltmeye çalışır, kendilerine hayır dua ederdi. Efendimiz hasta ziyaretinde elini hastanın alnına kor, hastanın elini kendi eli içine alır, şefkatle hatırını sorar, “Geçmiş olsun, inşallah hastalığın günahlarını temizler” buyurur ve hasta için dua ederdi. Tedavi, tevekküle aykırı değildir. Çünkü Efendimiz tedavi yollarına başvurmuş ve tedavi olunmayı emretmiştir. Bir hastalığa yakalanan kişinin hastalıktan kurtulmak için dua etmesi güzel bir davranıştır. Hastalıktan ecir alabilmek için sabretmek, fazla şikayet etmemek gerekir. Hastanın bilgi vermek, durumunu hikaye etmek amacıyla kendisinde ağrı olduğunu söylemesi şikayet sayılmaz. Hastanın dua, tedavi veya halini bildirme dolayısıyla hastalığını anlatması şikayet kısmına girmez. Hastanın durumunu gizlemeden hangi halde olduğunu açıklamasında bir sakınca yoktur. Normal olan hasta ziyaret edildiği gibi baygın olan hasta da ziyaret edilir.. Baygın olanlar ziyaret edildiği gibi hasta olan çocuklar da ziyaret edilir. Buna göre fazilet ve mevki sahibi kimselerin ölüm döşeğinde bulunanların çocuk dahi olsalar yanlarına gitmeleri güzel bir davranıştır. Ölüm gelmeden önce hastaya sabır telkin etmek ve ona tesellide bulunmak gerekir. Ölüm gelmeden önce geride kalacaklara yapılan sabır tavsiyeleri onlara güç kuvvet kazandırır, psikolojik destek sağlar. Allah’ın kaderine razı olmalarına, kazasma boyun eğmelerine yardımcı olur. Yakın olsun uzak olsun, köylü olsun kentli olsun hastayı ziyaret etmek sünnettir. Hasta ziyareti kişinin dindarlığını ve olgunluğunu gösterir. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz bir gün ashabına içlerinden o gün kimin oruçlu olduğunu sordu. Ebu Bekir kendisinin oruçlu olduğunu söyledi. Efendimiz kimin bir hasta ziyaretinde bulunduğunu sordu. Ebu Bekir kendisinin bir hastayı ziyaret ettiğini söyledi. Ardından Efendimiz cenazeye kimin katıldığını, bir fakiri kimin doyurduğunu sordu. Ebu Bekir bu iki soruya da olumlu cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz bu özelliklerin bir günde kendisinde toplandığı kişinin muhakkak cennete gireceğini söyledi. Musibetin ilk geliş anı, en dehşetli ve en acıklı olduğu zamandır. Bu anda gelen musibetin Allah’dan olduğuna teslimiyet gösterip sabreden ve Allah’dan buna karşılık mükafat bekleyen kişinin cehenneme hiç uğramadan cennete gireceğini Allah Teala bu şekilde ifade buyurmuştur. Aynı şekilde arada fitne korkusu olmadığı durumlarda kadınların erkek hastaları ziyaret etmesinde de bir sakınca yoktur. Nitekim Ümmü’d-Derda bir gün devesine binerek mescid ehlinden Medineli bir erkek hastayı ziyarete gitmiştir. Bir kadının mahremi olmasa da yabancı bir erkeği iyi ve temiz bir niyetle ziyaret etmesinde bir sakınca yoktur. Erkeklerin de aynen hasta kadınları ziyaret etmeleri caizdir. Efendimizin hasta hanımları ziyaret ettiğine dair hadisler vardır. Ümmü’d-Derda, Ebü’dDerda’nın eşidir. Kadın sahabilerin faziletlilerinden, ilim sahiplerinden idi, ibadet ve takvası çok olan bir hanımdı. Kocasından iki yıl kadar önce Şam’da Osman’ın hilafeti zamanında vefat etti. Hasta ziyaretinde de ziyaret edebine dikkat etmek gerekir. İslam baştan sona bir edeb dinidir. Ziyaret sırasında gereksiz davranışlarda bulunmak, sağa sola bakmak hoş değildir. Nitekim bir gün Abdullah İbni Mesud birkaç kişi ile birlikte bir hasta ziyaretine gitti. Yanındaki adamlardan birinin evde bulunan kadınlardan birine bakmaya başladığını gören İbni Mesud ona, gözünün çıkmasının bu yaptığından kendisi için daha hayırlı olduğunu söyledi. Hastane koridorlarında herkesin evine yuvasına döndüğü ziyaretlerin bitip kapıların kapandığı saatlerde, ıssız sesiz kimsesiz kalan yerlerde, gidecek yeri evi tanıdığı olmayan, hastası başında günlerce gözyaşı döken kimseleri unutmamanızı, bunun bir kaderi ilahi olduğunu bilmenin ne kadar önemli olduğunu bilmenizi istedim. Biz de diyoruz ki bu kaderi ilahi mucibince yakınlarımızda kaza geçiren Hasan Ertuğral kardeşimize, İslamın ve Müslümanlığın gereği olduğu için bütün Müslümanlardan dua bekliyoruz.

MERYEM ŞENOCAK TRT Türk Halk Müziği Ses sanatçısı meryem.senocak@gmail.com

YETİŞ ATATÜRK Vatanı haydutlar çakallar sardı Neredesin ey! yüce Atatürk Daha düne kadar umudum vardı Neredesin Ey! Yüce Atatürk… Adalet, haklılık, masumiyetlik Gerilerde kalmış insaniyetlik, Kuzu postu giymiş yedi düvel it, Neredesin Ey! Yüce Atatürk… Aslında sana karşı hiç yüzümüz yok, İçimizde hain sandığından çok, Başını kaldırıp halimize bak, Neredesin Ey! Yüce Atatürk… “Allah! Allah!” diyen, acep dürüst mü? Kanınıza dokunan, taştan bir büst mü? Yoksa satılmışlık, ülkeye kast mı? Neredesin Ey! Büyük Atatürk… Atalarım çakıl taşı vermezken, Böyle bir tarihi dünya yazmazken, Başımızda güdenler hâlâ aymazken, Neredesin Ey! Büyük Atatürk… Hava puslu, kurtlar cirit oynuyor, Aç gözlüler oyunlara doymuyor, Bir ton kömür işimizi çözmüyor, Akıl ver fikir ver, Büyük Atatürk… Parmaklık ardında eri, paşası Kimileri, Amerikan maşası, Tescillinin inine ateş düşesi, Paşaların paşası, yetiş Atatürk… Onlarca seneler rehavet çöktü Şimdi bunca şehit toprağı öptü, Analar babalar gözyaşı döktü, Uyan artık uyan! Yüce Atatürk… Bu vatanın hepsi birdir, Kürt ve Türk, Mahkeme kadıya kalmaz inan mülk, Bir kez daha yazar tarihini halk, Yetiş kılavuzum, Yetiş ATATÜRK… 23 Eylül 2012 / Ankara Değerli dostlar, halimiz ahvalimiz malum… Bugünlerde elim kalem tutamaz oldu ve kendimi biraz zorlayınca bu dizeler dökülüverdi duygularımdan.... Sizler uzaktan takip ederken bizler burada, ülkenin kalbi Ankara’da kan ağlamaktayız. “Layık olduğunuz üzere yönetilirsiniz” Hadis-i Şerifinde olduğu gibi sanıyorum biz bu günleri hakkediyoruz. Çünkü; Atalarımız ” Dost uyur, düşman uyumaz “ demişler. Bir de bakmışız ki, uyuyan bizmişiz. İçinde bulunduğumuz bu kaostan çıkabilmek için sanırım seksen yıl öncesine dönmemiz gerekecek. Aksi takdirde Allah muhafaza, birilerinin sıcak denizlere inmesi an meselesi olmuştur. Kalın sağlıcakla...

ŞAHİSMAİL KAYA sahismail@web.de

ZOR OLAN ŞEY: NİYE BÖYLEYİZ ?

Asıl felaket iyilerin, kötüler kadar gayretli olmamasından kaynaklanıyor. Parası olana tezkere, parası olmayan askere. Alarak değil, vererek mutlu olmalıyız. Aldığın abdest ürküttüğün kurbağaya değmiyor. En fazla ileriye giden ok, en çok geriye çekilmiş yaydan çıkar. Gözleriniz yıldızlarda olsun, ayaklarınız yerde. Neden adam yerine koyduğum insanları, koyduğum yerde bulamıyorum. Zamanınızı harcamayın, değerlendirin. Başarı tonlarca disiplin demektir. Çocuğunuzun yaptığı bize verilen rolleri oynamak. Hayatın aktörleri ve aktrisleri gibiyiz. Peki, yönetmen koltuğuna oturmayı hiç düşündünüz mü? İnsanın yapısı ağaç gibidir. Kökleri vardır. İnsan doğduğunda, ihtimallerde beraber doğmuştur. İleri gitmek istiyorsanız, risk almak zorundasınız. Hayatınızın başlangıcından sorumlu değilsiniz ama finallerinden sorumlusunuz. Mutluluğun iki yolu vardır. Birincisi iyi biri olmak, ikincisi iyi birini bulmak. Sorumluluğun bilincinde olan insan her zaman geleceğe bakar, suçlayan ise her zaman geçmişe. Devleti yıkan ne ihtilallardır ne de halk; devleti yıkan devleti idare edemeyen politikacılardır. Sevgi, ilgi ve bilgi yegane hayat kaynağımız olsun. Bir siyasetçide üç şey aranmalıdır: AKSİYON, VİZYON VE MİSYON. Siyasetçi arkadaşlarımızın söylemlerine değil, eylemlerine bakmak gerekmektedir. Bir zamanlar AKP’liler mağdurdu, mazlumdu. Şimdi millet mağdur ve mazlum konumunda. Eskiden hayat tarzları bize benzemeyen insanlar sömürüyordu; işin acı tarafı nedir biliyor musunuz, şimdi ise bize benzeyenler sömürüyorlar. Siyaset hak için, halk için yapılmalıdır. Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil. Etnik köken üzerine siyaset yapılmaz; önemli olan ülke ve vatan bütünlüğüdür. Bizim dindarımız anlamadığı dünyanın, yaşamadığı islamın adamıdır. Aslolan Müslüman değil, mümin olmaktır. Her mümin mutlaka müslümandır. Lakin her Müslüman mümin midir; orası tartışmalıdır. Ekranda kavga, perdede kavga, sahnede kavga, okulda, işyerinde kavga, gazetelerde, haberlerde, sahnelerde kavga; asık suratlar, teşekkürü unutanlar, hançer bakışlı insanlar. İşte bir asır yanlış Batılılaşmanın faturası...

BAŞSAĞLIĞI Küllü Nefsin Zaiğatül Mevt Her canlı Ölümü tadacak. İNNALİLLAHİ ve İNNA İLEYHİ RACİUN ‘‘O’’ndan geldik, yine ‘’O’’na döneceğiz. Dünyadaki ömrünü tamamlayarak Hakka yürüyen muhterem insan MUHAMMED RIAHI’ye Yüce Rabb’imden rahmet, kederli ailesine Sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Hasan KARAKAYA


28

Restaurant Ocakbaşı KERVANSARAY Kehl’de Açıldı Fransa-Almanya snırındaki Kehl şehrinde 13 Temmuz 2012 tarihinde açılışı yapılan Kervansaray isimli aile restoranı, birbirinden lezzetli, Türk damak tadına uygun yemekleri ve üst düzeyde kaliteli / özenli servisi ile daha ilk günlerden vatandaşlarımızın hayranlığını kazandı. Açılış sonrası söyleşi için yanlarına gittiğimiz Kervansaray yetkilileri, muhteşem bir iç mimari dizayn eşliğinde, müşterilerinin hafta sonlarında seviyeli türküler, şarkılar ve fasıllar eşliğinde, aileleriyle birlikte bir akşam yemeği ve müzik ziyafeti çekebileceklerini

açıkladılar. Yetkililer, Kervansaray’ın, ailelere hitap eden 200 kişilik kapasitesi ve geniş park imkânıyla aynı zamanda iş toplantıları için de ideal bir yer olduğunu vurgulayarak, 100 metrekarelik teraslarında da misafir ağırlanabileceğini ifade ettiler. Kömür ateşinde ve odun fırınında pişirilen yemeklerin ve bol çeşitli mezelerin bulunduğu Kervansaray, kısa zamanda müşterilerinden tam not aldı. Restoranın hemen yanındaki KS Lounge adlı nargile bölümünde gençlere yönelik

rahat atmosferli bir buluşma mekânı sunulduğunu söyleyen yetkililer, burada da Dj eşliğinde gençlerin eğleneceği akş a m l a r ı n düzenleneceği müjdesini verdiler. Yetkililer, “Kısacası huzurlu bir ortamda, ailece eğlenilebilecek, müzikli, park sorunu olmayan bir mekânda, 3 farklı aşçı ve toplam 12 kişilik bir ekiple müşterilerimize en iyi hizmeti sunmaya hazırız. Müşteri memnuniyetine büyük önem veriyoruz; müşterilerimiz kendilerini huzurlu ve mutlu hissetmeliler” derken; restoranın Başaşçısı da görüşlerini “Mutfakta öncelikle temizlik ve hijyene önem veriyorum ve mutfak prensiplerini koruyorum, mutfağa da kimsenin girmesine izin vermiyorum” şeklinde açıkladı. Sorumuz üzerine, yetkililer, iç dizaynda kullanılan renklerin rahatlatıcı özelliklerden oluşmasına dikkat ettiklerini ve bunu özel olarak seçtiklerini dile getirdiler. “Eşsiz Türk mutfağı lezzetini, Kervansa-

ray'da sizlerle buluşturuyoruz” ve “Kervansaray, gönlünüzdeki Saray” sloganlarıyla hizmet veren yetkililer, son olarak Objektif mikrofonlarına şunları söylediler: “Kervansaray Restaurant toplantılarınızı yapabileceğiniz eşsiz, müsait, unutamayacağınız, güzel, müstakil bir aile restoranıdır. Kervansaray sadece damak zevkinize değil, eşsiz manzarasıyla göz zevkinize de hitap ediyor... Doğum günleri, özel kutlamalar, şirket yemekleri, personel motivasyon yemekleri, davetleriniz için daha önceden rezervasyon yaptırın. Sürpriz ikramlarımız Kervansaray’dan sizlere hediyedir...” (Quer Str. 4 77694 Kehl / Rezervasyon Tel: 0049 (0)176-32122808 Tel: 0629857983 )

YAYGIN DAĞITIM AĞI İLE HER ZAMAN SİZİNLE...


29

ÖNCE SAĞLIK DURAK ARSLAN d.arslan@wanadoo.fr

7 Ekim’de Ankara-Sıhhiye Meydanı’nda Olacağız Bir İnsan olarak Bir Anadolu’lu olarak Bir Avrupa’lı olarak Bir Dünya’lı olarak Bir Can olarak Bir derya’da tek tek su damlaları gibi Bir Ulu Yol’un yolcusu olarak Yüzbinlerin içinde olacağız. 7 Ekim’de Ankara-Sıhhiye Meydanı’nda olacağız. Soracağımız sorular olacak Soracağız, devletin tepesindekilere Soracağız, nerede şimdi bu ülkenin onca farklı renkleri diye Soracağız, kimin nasıl inanacağına, kimin nasıl yaşayacağına karışma ehliyetini size kim verdi diye Soracağız, bu topraklara kin ve nefret tohumu ekerek ne biçmek istiyorsunuz diye Soracağız, kendi ülkesinde Alevileri asimile ederken, Avrupa’lıları asimilasyonculukla suçlayanları Soracağız, soygun ve yağmalarını gizlemek için mi bu kadar savaş taşeronluğuna hevesli olduklarını 7 Ekim’de Ankara-Sıhhiye Meydanı’nda olacağız. Haykıracağız, kaderine razı olan gariplere Haykıracağız, sineye çekip sabredenlere Haykıracağız, köklü miraslarına sırt dönenlere Haykıracağız, günü kurtarma derdine düşenlere Haykıracağız, el ele verip halaya girmeyenlere Haykıracağız, biz o meydandayken, dostlar siz neredesiniz diye Haykıracağız, ortak değerler etrafında örgütlenmeyenlere Haykıracağız, hem aynı kederi paylaşıp hem birbirini beğenmeyenlere. 7 Ekim’de Ankara-Sıhhiye Meydanı’nda olacağız. Susacağız, susuz kalmış gül dalındaki bülbüller misali Susacağız, kuru gürültü etmemek için Susacağız, kara toprağa sinmiş ninniler, ağıtlar, türküler duyulsun diye Susacağız, Anadolu Aydınlanma neferlerinin nefesleri anlaşılsın diye Susacağız, felsefe, bilim ve kültür karşısında eğilerek saygı ile 7 Ekim’de Ankara-Sıhhiye Meydanı’nda olacağız. Dinleyeceğiz, Pir nefesinden üflenenleri Dinleyeceğiz, sevgi ve aşk’ın dilini Dinleyeceğiz, asimilasyona karşı direnenleri Dinleyeceğiz, eşit hak talebiyle gelenleri Dinleyeceğiz, korku ve endişeleri Dinleyeceğiz, sanatçıların ortak nefesinden barış ve dostluk deyişlerini Alıp yanımızda götüreceğiz dinlediklerimizi, Avrupa’nın Başkentine. 20 Ekim’de Strasbourg Avrupa Konseyi’ne yürüyeceğiz. Bir Can olarak Bir İnsan olarak Bir Anadolu’lu olarak Bir Avrupa’lı olarak Bir Dünya’lı olarak Yürüyeceğiz onbinlerle Haykıracağız dünya’ya “ bu yangını görmeniz için, illa ki yanmamız mı gerek” diye. Strasbourg, 29 Eylül 2012

ERDİNÇ ÜSTÜNDAĞ Psikolojik Danışman info@kekeleme-psikoloji.de

Ereksiyon Sorununun En Büyük Nedeni Stres Diyabet, hipertansiyon, damar hastalıklarının yanı sıra erkeklerin stres nedeniyle de ereksiyon sorunu yaşayabildiklerini biliyoruz. Ereksiyon sorunlarına neden olan stresin, günlük yoğun iş yükü altında çalışan, ekonomik sorunlarla mücadele eden erkeklerde etkili olduğunu belirtmek istiyorum. Strese bağlı ereksiyon sorununun daha çok görüldüğü bir gerçektir. Özellikle aşırı titiz, kuruntulu veya her şeyin kontrolünde olmasını isteyen hırslı erkek tiplerinde daha fazla ereksiyon problemi görüldüğünü ifade etmek isterim. Aşırı sempatik ve heyecanlı tiplere dikkat Aşırı sempatik ve heyecanlı erkek tiplerinde de bu sorunun sıklıkla görülebildiğini söylemek istiyorum. Ayrıca iş yaşamında başarısızlığı ve sonuçlarını kabullenemeyen, erişkin olamamış erkeklerde sürekli iniş-çıkış gösteren duygusal ruh halinin, iktidarsızlığı doğuran nedenler arasında olduğuna çokça rastlıyoruz.. Borsa gibi strese açık meslekler ile ekonomik belirsizliğin hakim olduğu iş kollarında çalışan erkeklerin de her yaşta bu riski taşıdıklarını dile getirebilirim. Eş desteği ve tatil öneriliyor Stres yüklü görevlerde çalışan erkeklerin eşleri ile tatile çıkarak stresin kaynağından uzaklaşması sorunla mücadelede etkili oluyor. Avrupa ve ABD'de de psikolojik nedenlerle iktidarsızlığını gizleyen erkeklerin sayısı oldukça fazla. Bu tür ereksiyon bozukluklarının çok çeşitli psikolojik nedeni olabiliyor. Uzmana başvurulması durumunda sorunu tüm boyutları ile açıklıkla tartışmak, yaşanan döngünün kırılmasını ve normal cinsel yaşama dönülmesini sağlayacaktır. Erkeklerin böyle dönemlerde kesinlikle kendilerini çok iyi anlayacak, duygusal ve cinsel uyarıcı desteği verecek birisine ihtiyacı var. (Makale yazara ait değildir.)

Soru cevap 6 yaşında bir oğlum var. Çok yaramaz, bir dakika oturmuyor. Okulda da çok hareketliymiş, dersi hiç dinlemiyor, dinleyen arkadaşlarını da rahatsız ediyormuş. Herkes şikâyetçi. Önerinizi bekliyorum.

Anlattıklarınız bana hiperaktiviteyi düşündürüyor. Hiperaktif çocuklar çok heyecanlıdır, hareketlidir. Aşırı hareketliliği eğitimini de olumsuz yönde etkileyebilir. Bu çocukların doğru anlaşılıp, iyi yönlendirilmesi gerekir. Oğlunuzun elinde olmadan bu şekilde davrandığı, öğretmenine de açıklanmalıdır. Hemen bir psikolojik uzmana gidip, doğru teşhisin konulması ve ona göre bir eğitim programı çizilmesi gerekir.

Grup TURQUOISE’dan Ekim’de İki Konser Strasbourg’un önemli ve sevilen müzik gruplarından TURQUOISE, Ekim ayi içerisinde gerçekleşecek iki festivale katılarak vereceği konserlerde müziğimizi temsil edecek. Saz ustası Mehmet KABA yönetimindeki Grup TURQUOISE, son yıllarda ortaya koyduğu güzel performanslarla müzikseverlerin geniş beğenisini kazanmış durumda. Dile getirdikleri türkü ve şarkılarımızla hayran kitlesini her gün biraz daha arttıran grubun, Ekim ayında sahne alacağı sözkonusu konserlerin bilgileri aşağıda verilmektedir. 1/ Festival EuroClassic 2012 06 ekim 2012 Cumartesi Saat : 20h00 Reyersviller 2/

Festival International de la Géographie de St. Dié 12 ekim 2012 Espace Georges Sadoul Saat : 21h00 Saint-Dié-Des-Vosges

Grup TURQUOISE’a Türk müziği adına teşekkür eder, konserlerinde başarılar dileriz.


30


31


32


33


34


35


38


40


41


42


43


44


45


46

23. Uluslararası Coğrafya Festivali Saint-Dié-des-Vosges’da Düzenlenecek KONU: PEYZAJLARIN ANLAMI VE DEĞERİ. NE GÖRÜYORSUNUZ ? : “COĞRAFYACILARIN PEYZAJA BAKIŞ AÇISI” KONUK ÜLKE: TÜRKİYE Mustafa GÜÇLÜ – Saint Dié Des Vosges Fransa'da Türk rüzgarı estirecek coğrafya festivalinden ayrıntılar Saint Dié Belediyesi’nin organizasyonu olan Uluslararası Coğrafya Festivali, Saint Dié șehrinin değișik mekanlarında ve alanlarında yapılacak. Bu yıl 11-12-13-14 Ekim tarihlerinde 23. kez gerçekleştirilecek olan Coğrafya Festivali, her yıl geleneksel olarak düzenleniyor. Uzun yıllardır birlikte yaşadıkları Saint Dié'de, Fransız ve Türk vatandaşlarını Anadolu'nun kendine has dokularını Avrupa'ya taşıyacak böyle bir organizasyonda bir araya getirerek; birbirlerinin kültürlerini daha iyi tanımalarına ve anlamalarına yardımcı olabilmek amacıyla yola çıkıp Türkiye’yi konuk ülke olarak seçen Coğrafya Festivali, dört gün sürecek. Festival kapsamında başta konferanslar, sergiler ve konserler düzenlenecek. Strasbourg ‘ta bulunan Groupe Turquoise, Türkiye'den katılacak olan Orhan Kilis ve Gülay Hacer Toruk, Paris ten Haïdouti Orkestar grubu, ile izleyicilere müzik ziyafeti sunacak. Coğrafya Festivalin 'de yer alan etkinlik ve gösteriler şu başlıklarda toplanıyor: Film gösterimleri, konferanslar, tarih öğretmeni olan Salih Babayiğit’in « L’immigration turque en France de 1830 à 1960 : aspects politiques, culturels et artistiques » isimli gösterisi Jule Ferry okulun konferans salonunda düzenlenecek. Ayrıca sempozyumlar, Nedim Gürsel bulușması, geleneksel Türk Mutfağı, halk oyunları, Ebru sanatının Zeynep Koğ tarafından sunumu, Mehmet Karaaslan’dan çini sanatı gibi etkinlikler de olacak. En son olarak Saint Dié Türk Dostluk cemiyetinde Cumartesi günü konferanslar düzenlenecek. Ayrıca kadın kollarının yaptıkları yemekler, pastalar, el ișlemeleri görücüye çıkacak.

Egeli coğrafyacılar Türkiye’yi Fransa’da temsil edecek

Yeni Atanan Öğretmenler Strasbourg’ta Göreve Başladılar Yeni eğitim-öğretim yılının başlaması münasebetiyle, Strasbourg ve çevresindeki okullara atanan yedi yeni öğretmen görevlerinin başına geçti. 21 Eylül 2012 tarihinde Basel Havaalanı’nda, Maison des Enfants derneği Başkanı Semra BOZ ve öğretmen arkadaşları tarafından karşılanan öğretmenler, Strasbourg Başkonsolosluğu Eğitim Ataşeliği nezdindeki görevlerini devraldılar.2Yeni öğretmenlerimizin isimleri ve görev yerleri

şöyle : Gülşen KAŞKA / Strasbourg, Dicle Bacı KILIÇ / St. Dizier, Hülya MALAT / Toul, Kenan KARA / Haguenau, Zuhal GÖKKAYA / Haguenau, Ertuğrul BALCI / Montbéliard ve Esen TAN / Montbéliard. Yeni atanan öğretmenlerimizden Gülşen KAŞKA, aynı zamanda koordinatör öğretmenlik görevini de üstlenmiş bulunuyor.Öğretmenlerimize hoşgeldiniz diyor, görevlerinde başarılar diliyoruz.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyeleri ve öğrencileri Türkiye’yi Fransa’da temsil edecek. Fransa’nın Saint-Dié-des-Vosges kentinde düzenlenen ve dünyada tek olan “Uluslararası Coğrafya Festivali”nde bu yıl davetli ülke Türkiye olarak belirlendi. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü 11 Ekim’de başlayacak olan ve tüm Dünya’dan coğrafya konusunda araştırma yapan bilim insanlarının katıldığı etkinliğe, 5 öğretim üyesi ve 23 öğrencilik büyük bir ekiple adeta çıkarma yapacak. Fransa’nın kuzeydoğusunda, Strasbourg’a 99 km uzaklıktaki Saint-Dié-des-Vosges kentinde her sene belediyenin ev sahipliğinde düzenlenen ve dünyada tek olan “Uluslararası Coğrafya Festivali”nin bu yıl 23.cüsü yapılacak. Bu yıl davetli ülke Türkiye konu ise doğal, kültürel ve ekonomik peyzajlar olarak belirlendi. Festivalde Türkiye’yi en geniş katılımla Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü çeşitli yönleriyle tanıtacak. Toplam 28 kişilik Ege Üniversitesi ekibini Coğrafya Bölümü’nden Prof. Dr. Füsun Baykal ve Prof. Dr. Mustafa Mutluer koordine edecek. Dünyaca ünlü bir bilimsel organizasyonda Türkiye’yi ve Ege Üniversitesi’ni en iyi şekilde tanıtmak ve anlatabilmek için çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Füsun Baykal, “Katılımı özellikle geniş tuttuk. Ekibimizdeki herkes birikimleri ölçüsünde hazırladıkları bilimsel çalışmalarını dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen konuklara sunacaklar. Ülkemizin tarihi, turizmi, doğal güzellikleri ve birçok yönü organizasyon boyunca çeşitli şekillerde anlatılacak. Festivale Türkiye’den bilimsel katılım konusunda poster sunumlar ağırlıkta. Türkiye hakkındaki 21 poster arasında üniversitemiz 12 poster ile en yüksek katılımı sağladı. Posterlerden 9’u coğrafya bölümü öğrencilerine ait. Festivalde ayrıca, öğretim üyeleri ve öğrenciler “Türkiye’de Doğal ve Kültürel Peyzajlar” konulu 40 fotoğraftan oluşan bir sergi açacaklar” diye konuştu.

GEÇMİŞ OLSUN Anavatandan izin dönüşü geçirmiş olduğu trafik kazasından dolayı uzun zaman yoğun bakımda kalan muhterem kardeşimiz Hasan ERTUĞRAL ve ailesine ve yakınlarına geçmiş olsun der, ALLAH’tan acil şifalar dilerim. Hasan KARAKAYA

GEÇMİŞ OLSUN Anavatandan izin dönüşü geçirmiş olduğu trafik kazasından dolayı uzun zaman yoğun bakımda kalan muhterem kardeşimiz Hasan ERTUĞRAL ve ailesine ve yakınlarına geçmiş olsun der, ALLAH’tan acil şifalar dilerim. Zeki KARAHANÇER


47


info@objektifgazete.fr

3

No 75

EKİM / OCTOBRE 2012

La promesse sur le vote des étrangers sera tenue, dit l'Elysée

L

'Elysée assure que la promesse de François Hollande d'accorder aux étrangers non européens présents sur le territoire français depuis cinq ans le droit de vote aux élections locales sera tenue. François Hollande tiendra sa promesse d'accorder aux étrangers non européens présents sur le territoire français depuis cinq ans le droit de vote aux élections locales, a fait savoir la présidence de la République. Le secrétaire général de l'UMP, Jean-François Copé, a réagi en disant que si tel était le cas, le principal parti d'opposition de droite en France exigerait un référendum. Un groupe de 75 députés socialistes, inquiets d'un possible recul, avait auparavant lancé dans Le Monde un appel invitant le gouvernement à accélérer la cadence. "Ce qui est clair, c'est que l'engagement sera tenu", at-on répondu dans l'entour age du chef de l'Etat. Réplique de l'UMP : "Jean-François Copé demande que le président de la République dise clairement ses intentions (...) Si François Hollande devait maintenir cette promesse, Jean-François Copé demande qu'elle soit soumise à référendum", a déclaré un proche du secrétaire général. L'idée d'octroyer le droit de vote aux étrangers, évoquée en 1981 par le président socialiste de l'époque, François Mitterrand, revient régulièrement dans le débat politique. Elle est vivement critiquée par l'opposition de droite et le Front national. Pour Bruno Beschizza, secrétaire national de l'UMP, les socialistes "sacrifient l'intérêt de la Nation pour leur intérêt électoral". Une proposition de loi avait été adoptée en 2000 à l'Assemblée nationale mais jamais confirmée au Sénat. A l'inverse, une nouvelle disposition constitutionnelle similaire a été adoptée au Sénat, passé à gauche, fin 2011. Dans leur appel, les 75 députés soulignent que les sondages montrent que l'opinion française est favorable en grande majorité à cette mesure. Ils disent que "le temps presse". PAS D'URGENCE POUR VALLS Le ministre de l'Intérieur, Manuel Valls, estime pour sa part que le vote des étrangers ne représente pas une urgence, ni une "revendication" forte. "Est-ce que c'est aujourd'hui une revendication forte dans la société française ? Un élément puissant d'intégration ? Non. Ça n'a pas la même portée qu'il y a trente ans", dit-il, également dans Le Monde. Pour les 75 députés signataires de l'appel, "cette mesure changera la nature du corps électoral en France." "Loin d'être votée à la va-vite, elle doit au contraire être discutée publiquement pour en expliquer la portée et sa contribution à une République réconciliée avec ses

cipales "pour l'année prochaine". Mais il n'a pas caché que l'adoption de ce texte pourrait être difficile: "Il faudra vérifier qu'il y a une majorité pour le voter." Jean-Marc Ayrault est resté d'autant plus prudent que cet élargissement du corps électoral nécessite une réforme de la Constitution et donc une majorité des troiscinquièmes du Parlement. "Nous ne les avons pas" a-t-il reconnu et "c'est pour ça qu'il ne faut pas se précipiter". L'UMP lance une pétition contre le droit de vote des étrangers Jean-François Copé a annoncé que l'UMP allait lancer une pétition nationale afin "d'appeler les Françaises et les Français à faire connaître directement leur opposition" au droit de vote des étrangers non communautaires aux élections locales. Une promesse de campagne de François Hollande.

citoyens", lit-on dans l'appel. Face à l'argument de la droite qui craint un vote communautaire, les députés PS répondent "que c'est au contraire l'inégalité de traitement entre l'élu et ses administrations qui favorise une organisation communautarisée de la société". "A celles et ceux qui nous disent que cette mesure est dérisoire, nous répondons qu'elle est essentielle, d'abord pour redonner du sens à un rituel civique appauvri, notamment dans les quartiers populaires, ensuite parce que la représentativité des communes et des départements connaissant une importe population étrangère est mise à mal", écrivent les signataires. Manuel Valls souligne le risque lié selon lui au droit de vote des étrangers, qui suppose une modification de la Constitution. "Attention à la jonction droite-extrême droite sur ce sujet. Il faut bien évaluer les conséquences d'un référendum, pas seulement en termes de résultats, mais aussi de déchirure dans la société française", dit-il. Le groupe socialiste compte 279 membres et 18 apparentés. Jean-Marc Ayrault annonce une loi sur le vote des étrangers "l'année prochaine" Invité de RTL, le Premier ministre a indiqué qu'il allait faire préparer un projet de loi, sur le droit de vote des étrangers aux élections muni-

l'UMP va lancer une pétition nationale contre le droit de vote des étrangers annonce Jean-François Copé. Le débat sur le droit de vote des étrangers non communautaires aux élections locales est lancé. Jean-Marc Ayrault a annoncé ce mercredi qu'il allait faire préparer un projet de loi sur le sujet "pour l'année prochaine". La réponse de l'UMP ne s'est pas faite attendre. Lors de son point presse hebdomadaire, le secrétaire général de l'UMP, Jean-François Copé, a annoncé que le parti d'opposition allait lancer une pétition nationale sur le sujet. Le parti veut "appeler les Françaises et les Français à faire connaître directement leur opposition à l'introduction de cette mesure".

Exigence d'un référendum Selon le député-maire de Meaux; cette proposition a été mise par plusieurs membres du bureau politique et acceptée à l'unanimité. Pour Jean-François Copé, "cette démarche de notre part est une manière aussi de rappeler qu'il y a un parcours d'intégration à accomplir, que chacun de celles et ceux qui sont étrangers non communautaires sur notre territoire peuvent engager un processus de naturalisation et ainsi d'accession à la nationalité française et dès lors à l'ensemble des droits et devoirs afférents." Par ailleurs, Jean-François Copé a de nouveau réclamé un référendum sur cette question sur le gouvernement décide "bel et bien de légiférer". "Il est capital que le peuple français se prononce", a estimé le secrétaire général de l'UMP. (Reuters)


50 FADİME DEMİR Psychologue à Strasbourg fadimedemir@hotmail.fr

Le couple et les difficultés

Actuellement, nous constatons une recrudescence des difficultés de couple et des divorces au sein de la communauté turque. Différents facteurs entrent en ligne de compte quant aux raisons qui amène à cette réalité. Les couples turcs se marient en général jeune, cela implique beaucoup de choses dans la longévité du couple et semble présenter des facteurs de complication lorsque les premières difficultés apparaissent. La jeunesse de chacune des personnes implique qu’ils n’ont pas fini leur cycle de maturité, sinon de puberté. Cela veut dire qu’ils grandissent ensemble, et qu’ils changent également ensemble, chacun mature de son coté et tout deux maturent en interaction, dans le cadre de leur couple. A cela s’ajoute l’implication importante de chaque famille (de la jeune femme et du jeune homme) dans la vie de couple des personnes. Le désaccord possible entre les familles, les structures éducatives différentes des familles (ce n’est pas parce qu’on est turc, qu’on a tous le même style d’éducation vis-à-vis de nos enfants) ou bien la volonté de l’une ou l’autre des familles de vouloir diriger les décisions du couple peut apporter des difficultés supplémentaires. De plus il est à constater qu’il n’existe pas ou peu dans les familles turques une éducation à vivre bien ensemble dans le couple. Les femmes sont censées être soumises et les hommes sont censés apporter l’argent à la maison. L’équilibre est parfois difficile à vivre pour chacun, la femme ayant parfois envie de faire entendre sa voie et vivant mal la situation de soumission, et l’homme désirant parfois une femme forte qui la soutienne dans son rôle d’homme devant les autres hommes de la famille et de la communauté, dans ces temps économiquement difficile. Lors de mariages entre turcs de Turquie et de France, les turcs pensent souvent que parce que l’on est turc cela marchera quelque soit le mariage. Mais il est une réalité qu’il est parfois difficile de percevoir : la différence culturel qui peut exister entre un turc élevé en France et un turc élevé en Turquie. Tous sont turcs mais ils ont grandi dans des mondes différents même si les règles familiales se ressembles. Alors lorsque des mariages se font entre un turc de France et un turc de Turquie, on constate des difficultés qui sont parfois du à des problèmes de compréhension de l’approche du monde de l’autre. Dans la culture turc les rôles sont parfois trop étroit (ca veut dire quoi ?), les règles trop stricte et le pardon difficile à donner. Cette observation amène parfois une incompréhension de la souffrance et des problèmes au sein d’un couple. Les problèmes vécu au sein des couples turcs ne sont pas exclusivement du à l’un de ces facteurs mais plutôt à une combinaison de facteurs qui englobent l’une ou l’autre des raisons évoqués au dessus.

Le nouveau roman de Nedim GURSEL«L’Ange rouge»

L’Ange rouge, le nouveau roman de Nedim GURSEL, a été publié par l’Edition Seuil le 20 septembre 2012.

C

onsacré aux années d’exil du poète turc Nâzim Hikmet en Europe de l’Est, ce nouveau roman évoque autant le Berlin d’avant et d’après la chute du mur qu’il éclaire la vie d’errance et la reconversion au communisme de cette figure révolutionnaire et controversée, à laquelle l’auteur avait déjà consacré une thèse en confrontant son oeuvre à celle d’ Aragon. Construit en trois parties, ce roman rassemble tout ce qui traverse l'oeuvre de Nedim GURSEL: sa passion pour les villes et leur littérature, pour la Turquie et son histoire, pour l'errance et la poésie. Il s'agit sans conteste d'un des meilleurs livres de l'auteur. Installé à Paris depuis 1980, Nedim GURSEL est directeur de recherche au CNRS et chargé de cours à l’Inalco. Il est l’auteur d’une trentaine de romans, nouvelles, et essais dont Un long été à Istanbul (Gallimard, 1991) ; Les turbans de Venise (Seuil, 2001) Les Filles d’Allah (Seuil, 2009) et Belle et rebelle ma France (Empreinte temps présent, 2011).

Résumé du livre : L'ange rouge Roman sur les années d'exil du poète turc Nâzim Hikmet en Europe de l'est, L'Ange rouge est aussi une longue évocation du Berlin avant et après la chute du mur. Le biographe turc de Nâzim Hikmet se rend à Berlin, où un mystérieux personnage lui a

donné rendez-vous pour lui remettre des dossiers très importants concernant la vie du poète. C'est pour lui l'occasion de se remémorer les années qu'il y a passées avant la chute du mur, sa passion pour une chanteuse turque. La lecture des rapports sur Nêzim Hikmet que lui a donnés "l'Ange", indicateur de la Stasi, l'éclairent sur la vie en exil du poète, sa vie privée, ses sentiments envers le communisme, et le conduisent à s'interroger sur ce mystérieux agent. Autrefois emprisonné et torturé par les militaires turcs, "L'Ange" est devenu communiste en même temps qu’il lisait Hikmet puis a fui en RDA. Homosexuel, il était profondément amoureux de Hikmet au point de le haïr et de le trahir non sans une grande culpabilité.

Un institut de formation d'imams en France Un institut de formation d'imams, le premier de ce type en France, ouvrira en janvier 2013 à Strasbourg à l'initiative du gouvernement turc, a-t-on appris ce vendredi auprès de son président. Baptisé «Faculté libre de théologie musulmane», il accueillera une promotion de trente étudiants français titulaires d'un baccalauréat, pour un cursus de cinq années. Les études, dispensées par des enseignants turcs et français, seront ouvertes aux femmes même si celles-ci n'ont pas vocation à devenir imams, le ministère du culte musulman restant, comme dans la religion catholique, réservé aux hommes. Accord entre Paris et Ankara Les diplômes délivrés à Strasbourg seront validés par l'Université de théologie d'Istanbul. «Il est important que nous ayons l'appui de la Turquie qui est un Etat laïc et qui a une cinquantaine d'années d'expérience concernant la formation des imams dans un cadre laïc», a déclaré à Reuters Murat Ercan, président de la Faculté. «Il est important aussi que nous recrutions des étudiants qui connaissent la réalité du

pays et qui aient intégré les valeurs de la république», a ajouté cet homme de 43 ans, arrivé en France à 10 ans, qui préside également l'Union des entrepreneurs franco-turcs. La création de cet institut a fait l'objet d'un accord entre Paris et Ankara, via la Ditib, une émanation du gouvernement turc qui supervise quelque 250 lieux de culte en France, selon des informations publiées vendredi par Les Dernières nouvelles d'Alsace et confirmées par Murat Ercan. Importante communauté turque L'investissement dans l'achat et l'équipe-

ment d'un ancien centre de formation de La Poste, soit deux millions d'euros, a été intégralement financé par la Turquie et les dons de fidèles. Cette implication d'Ankara, où un parti islamiste modéré, l'AKP, est au pouvoir, et d'un Etat musulman dans la formation d'imams en France constitue une première. Les seuls enseignements existants sont le fait d'associations religieuses telles que l'Union des organisations islamiques de France ou la Grande Mosquée de Paris, tandis que l'Institut catholique de Paris propose, depuis 2008, aux futurs imams, une formation complémentaire. Le choix de Strasbourg s'explique par l'importance de la communauté d'origine turque dans l'est de la France, soit 160.000 personnes sur un total de 550.000, mais aussi, symboliquement, en raison du concordat qui s'applique toujours en Alsace Moselle. «Strasbourg a toujours été précurseur pour traiter sur un pied d'égalité les différents cultes», estime Murat Ercan. (Reuters - 07/09/2012)


"Tea time" à la turque Çay ister misiniz ? (Vous voulez du thé ?)

51

C

ette question, on l’entend à longueur de journée en Turquie. Que ce soit à la maison, au restaurant, au café ou au bazar. Mais aussi dans des endroits plus surprenants : un magasin de portables, la boulangerie, une boutique de photocopies, le hall d’un immeuble, le bord d’un trottoir. Et la réponse est toujours oui… Le thé accompagne les Turcs tout au long de la journée, du petit déjeuner jusqu’au coucher en passant par la pause au café où le verre de thé accompagne une partie de tavla (backgammon) ou un narguilé. Le thé consommé en Turquie est un thé noir, cultivé dans le pays et vendu en vrac. On le prépare d’une façon bien particulière où une théière spéciale est nécessaire. Elle est composée de deux parties qui se superposent, une grande et une petite. Dans la petite théière, placée au-dessus et avec un couvercle, on dispose les feuilles de thé. Dans la grande partie située en dessous, l’eau à bouillir. Une fois que l’eau de la partie basse bout, on en verse une partie sur les feuilles de thé de la petite théière. Le tout est à nouveau porté à ébullition. La boisson est prête lorsque les

pique-nique, sur un chantier, au bureau ou sur le stand d’un maraîcher, hors de question de céder à la facilité d’une thermos et de sachets de thé. La théière a toujours sa place dans un petit coin et le service se fait rarement dans un gobelet en plastique ou en carton. Le thé est une institution en Turquie et ça se respecte ! La Turquie est l’un des plus gros consommateurs de thé au monde, mais aussi un des plus gros producteurs. A la fin de l’Empire Ottoman et avec la perte des provinces productrices de café, les habitudes de consommation se sont mises à changer. Le café, jusque-là consommé en

feuilles de thé ne flottent plus et sont toutes retombées au fond de la théière. Quant au service, il se fait dans des petits verres aux contours arrondis, toujours disposés sur des soucoupes. Une partie du verre est remplie de thé pur et le reste est complété avec l’eau bouillante, pour diluer le tout. Le thé est servi très chaud ce qui rend la prise en main du verre un peu périlleuse pour les novices. Le rituel de la préparation et du service est incontournable pour un thé réussi. En

grandes quantités, a été remplacé par le thé. Et pour assurer l’autosuffisance du pays, des plantations de thé noir ont été implantées au Nord-Est du pays, dans la région de la Mer Noire et particulièrement autour de la ville de Rize. Aujourd’hui, la Turquie reste encore loin derrière la Chine et l’Inde, mais se place tout de même dans le top cinq des pays producteurs de thé avec 6% de la production mondiale.

par Margaux Agnes (Türkiye’de okumuş ve Le Petit Journal’de gazetecilik yapmıș bir gazeteci)


52

YAYGIN DAĞITIM AĞI İLE HER ZAMAN SİZİNLE...


53


54


55


56


57


58

GESTION 2000


59



OBJEKTİF GAZETESİ