Issuu on Google+

Ocak / Janvier 2014 No: 88

Herkese eşit mesafede...

Grup Turquoise 11 Ocak’ta Odyssée’de 25. Türk Sinema Günleri kapsamında, Mehmet Kaba yönetimindeki Turquoise Müzik Topluluğu, 11 Ocak 2014 tarihinde Odyssée Sineması’nda bir konser verecek. Odyssée’de ayrıca, 10 Ocak akşamı, ‘Senin Hikâyen’ filminin yönetmeni Tolga Örnek ile başrol oyuncusu Timuçin Esen seyircisiyle buluşacak. S:31

Filmin galası 10 Ocak’ta

Sağlık seminerine yoğun ilgi 22 Aralık 2013 tarihinde Nancy şehrinde Türk Tabipler Birliği’nin düzenlediği Sağlık Semineri vatandaşlarımızın yoğun ilgisiyle karşılaştı. Mustafa Güçlü haberleri sayfa: 21

Tel: +336 81 48 55 39

info@objektifgazete.fr

Benfeld Bedir Camisi resmen açıldı 15 Aralık 2013 tarihinde yapılan açılışta, Başkonsolos Serdar Cengiz ile Dernek başkanı Veis Bilgin konuklarla birlikte kurdelayı kesti.

objektif actu

S:16


4

YAZIYORUM ALİ BAŞARAN Eğitimci - Yazar alibasaran@voila.fr

YENİ YIL, her şey sende gizli!

Yeni yıl, bir 365 günün daha arkada bırakılarak 12 aylık yeni bir döneme başlangıç, takvimdeki dört rakamlı yıl göstergesinin son rakamının bir sayı büyümesi, geçen günlerin muhasebesi ve geleceğin öngörülmesidir. Gelecek günlerde olumsuzluk ve karamsarlıkların yok olması, daha mutlu, sevinçli ve güzellikler dolu yaşam özlemi insanları beklentiler içine sokar. Bu beklenti ve özlemlerle insanlar yeni yılı kutlar ki yıl güzelliklerle başlayıp devam etsin. Umut bu, beklenti bu. Gelecek günlerdeki yaşamın sosyal, ekonomik, kültürel, politik,.. kurucusu, yaratıcısı insanın kendisidir. Nasıl bir dünyada yaşamak istediğini bilen, onu yaratmak için uğraşır. Eşitlikçi, demokratik, dayanışma içinde özgür ve kardeşçesine bir dünyada yaşamak çoğumuzun arzusudur, bu da toplumsal bir bilinç ve hareket gerektirir. Ben de dostlukların gür biçimde yeşerdiği, sevgilerin boy attığı, gözyaşlarının sevinçleri muştuladığı, gülücüklerin bitmediği, barış içinde ve hoşgörülü en güzel yılların sizin ve sevdiklerinizin olmasını diliyorum. “Kitabı açacağız. Sayfaları bomboş… Sayfaları kelimelerle biz dolduracağız. Kitabın adı ‘İmkan’ ve ilk bölümünün adı: Yeni Yıl’ın İlk Günü…” Edith Lovejoy Pierce Her şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç… Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin… Can Yücel « Küçük bir mutluluk istiyorum, o kadar küçük olsun ki istemesin kimse benden onu, ben yüreğimde, elimde, toprağımda birlikte yetişeyim hayata, bir borcum olmasın insandan doğadan yana, bir mutluluk ki sorma gitsin, yeter ki bir benim olsun, tüm dünyadan, tüm güzellikleri severken, benim sevgimle, senin sevginle coşan bugün, yarının hikayesi olsun, yazmak isteyip de yazamadığım, ilk sayfasından sonuna, sevda,mutluluk,aşk,özgürlük bir olsun » NHE

Giresunlular Derneği’nden Doğu Türkiye Turu

Kısa adı ACEGAL olan Alzace Lorraine Giresunlular Eğitim ve Kültür Derneği, faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor. Özellikle kadınların yönetime gelmelerinden itibaren atağa geçen dernek, son bir yıl içinde düzenlediği çok sayıda etkinlikle adından söz ettirmeyi başardı. Dernek yetkilileri, en son 20 Aralık’ta Best Hotel’de gerçekleşen eğlence gecesi ve 31 Aralık’taki yılbaşı programının ardından, 3-10 Mayıs 2014’te yapacakları Doğu Türkiye turunu sunmaktan kıvanç duyduklarını dile getirdiler. Tüm amaçlarının toplanan

OCAK / JANVIER 2014 N° 88

Edition Objectif

5, Impasse des Prunelles 67820 Wittisheim Tel: 03 88 85 83 66 www.objektifgazete.fr info@objektifgazete.fr * Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi /Journal mensuel d’infos, d’annonces et de publicités. * İmtiyaz sahibi/Edité par: Edition Objectif * Genel Yayın Yönetmeni /Directeur de la Publication: Fahri Ekmekci fekmekci@objektifgazete.fr * Grafik-Dizayn: Murat Ateş Dağıtım Sorumlusu / Responsable de distribution Tuncer KIRÖMEROĞLU info@objektifgazete.fr

TEMSİLCİLERİMİZ SAINT-DIE, EPINAL, NANCY ve çevresi Mustafa GÜÇLÜ Tel : +33 6 07 61 09 24 KARLSRUHE ve çevresi: Hasan BELLİKLİ Tel : +49 0176 92962065 SAVERNE-SARREGUEMINESHAGUENAU - BISCHWILLER LUNEVILLE-BOUXWILLERWISSEMBOURG ve çevresi Kemal ERGÜL Tel : +33 6 70 47 09 02

*Baskı/Imprimé par: Imprimerie des Sun Print / Offenbach

*Objektif Gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. /Objektif promet à respecter les principes et les lois concernant le métier de presse.

paralar ve yapılacak yardımlarla lösemili çocuklara destek vermek olduğunu belirten yetkililer, bütün vatandaşlarımızı derneğe ve etkinliklere katılmaya çağırarak, birlikten kuvvet doğacağı gerçeğine vurgu

yaptılar. Doğu turu için az sayıda yer kaldığını ve oraları görmek isteyenlerin bir an evvel başvuruda bulunmaları gerektiğini ifade eden dernek yöneticileri, program ve diğer konularda bilgi almak

için 06 95 26 44 18 / 06 72 13 46 09 / 06 86 20 43 38 numaralı telefonların aranabileceğini söylediler. Biz de kendilerini kutluyor, başarılı çalışmalarının aynen sürmesini diliyoruz.

*Objektif Gazete’de yayımlanan yazı, haber ve fotoğraflardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. /Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces ou publicités parues dans notre journal est libre sous l’obligation de citer le nom du journal. *Dépôt Légal: Janvier 2014

BANKA BİLGİLERİ/ Les coordonnés bancaires IBAN: FR76 1760 7000 0170 2129 1344 932 SWIFT ( BIC ): CCBPFRPPSTR


6

Adem GÜRSAL a.gursal@hotmail.com

Stratejik geri bir adım mı? Dershaneler kapanacak diye başlayan gerginlikte gelinen son noktaya baktığımızda, ''mesele dershane değilmiş'' gibi gözüküyor. Mesele, taa 12 Eylül'den, 28 Şubat'tan geliyor. O günlerde de dershanelerin kapanması gündeme gelmiş ama siyasi nedenlerden dolayı ertelenmiş... Ya da kapatılamadı. Hükümet'in almış olduğu karar doğrudur. Dershaneye bağlı bir eğitimin olmasına karşıyım. Ama, okullarda verilen eğitimlerin daha verimli olması şartıyla. Yoksa eğitimin bütünü ele alınmadan sadece dershanelere yönelik bir düzenlemeye gitmek, var olan sorunları daha da artırır gibi gözüküyor. Eğitimin tümüne çözümler bulunmasıyla, daha verimli sonuçlar elde ederiz. Dershanelerin ücretlerine gelirsek; kişiye göre, öğrenciye göre değiştiği aşikârdır. Gelelim asıl konumuza. Dershanelerin kapatılmasının 2015 yılına ertelenmesi, halkın dilinde ''hükümet geri adım attı'' oldu. Ama... Fethullah Gülen'in son açıklamalarını kimi geri adım olarak yorumladı, kimi olayı soğutan, yumuşatan bir hamle. Mesela şu sözler, Gülen'in açıklamasından: "Kimsenin kendi devletiyle ve başındaki iktidarıyla savaşma gibi bir niyeti yoktur... Bunu öyle göstermek isteyenler (zannediyorum) ortada söz getirip götüren fitneciler, fesatçılar, mekirciler, keydciler ve hud'acılardır..." Hükümet ile Cemaat arasında herhangi bir çekişme- itişme yokmuş... Olamazmış... Varmış gibi görünmesinin nedeni fitnecilermiş. Bence şunu düşündü: Hükümet kendilerini dönüştürmeleri için dershanelere iki yıl süre tanıdı.

2014 yerel seçimlerini de düşünürsek böyle bir erteleme normal. ''Müslümanlar birbirine düştü'' diye söylenmesi hiç hoş bir durum olmayacağı için, bu adım, zamana yayarsak, doğru bir adımdır. Böyle bir durumda gerilimi sürdürmenin de bir anlamı kalmayacak. Gülen Cemaati, buna rağmen kavgayı devam ettirmek istese dahi... Üçüncü aktörler; diğer dershane sahipleri. "Yapmayın...Etmeyin... Hükümet anlayış gösterdi ya... Hükümet geri adım attı ya..." diyecektir. Peki, bu kavga gerçekten bitecek mi? Bitti mi? Bekleyelim, zaman en iyi cevabı verecektir. Ama bence bitmedi. Gazetelerde atılan manşetler, televizyonlarda çıkan haberler, hafızalara ve kayıtlara girdi. Diyelim ki herkes unuttu, internet unutmuyor. Yazılıp yayınlananlar silinmiyor. Dershaneler hakkında tam 6 sayfa haber yapıldı. Ama 28 Şubat'ı asla unutmadık. Başörtüsü konusunda da bu kadar haber yapılmadı. Bu durum bizi şaşırttı. Dershane mi daha önemli yoksa başörtüsü mü? 28 Şubat mı, Mavi Marmara mı? diye sorasım geliyor. Çünkü o günlerde de haber yapıldı ama 6 sayfa yer ayrılmamıştı. Bu aşırı reaksiyon neyin nesidir? Herkes düşünce özgürlüğünü kullanıp, fikrini kendi penceresinden yorumluyor. Doğrudur-yanlıştır!... Hükümetin işine çok karışırsan, siyaset yaparsan, cemaat işiyle meşgul olmayıp (elbette meşgul oluyor ama...), siyasetle ya da hükümetle meşgul olursan; o zaman hükümet tarafından, "alternatif bir iktidar odağı", ''alternatif siyaset partisi'' olarak görüldüğünü... anlarsın veya hissedersin. Bu yüzden de etkisizleştirilmek istendiğini çok iyi algılarsın. Siyasi bir parti kursanız, seçimlere girseniz %5 - %7 oy ancak alırsınız. Belki sizin etkiniz şudur: Vereceğiniz partiye güç katarsınız. O parti sandıktan daha çok oyla çıkar. Barajı aşamayan bir partiye oylarınızı kullanırsanız meclise belki girer. Üç aşağı beş yukarı oylarınız böyle... Yine de Ak Parti iktidar olur. Yani Hükümetin işine karışmamak gerek. Herkes kendi işini yapmalı. Beğenmediysek hükümeti, en iyi cevabı seçim zamanı sandıkta vermek en doğrusudur. Ben de bu özgürlükten faydalanıp kendi penceremden yorumladım. Kimseyi

Futbol tutkusu

Evet sayın okuyucularım, yeniden buluşuyoruz bir spor köşesi için... Futbol öyle bir şey ki, kişiyi kendinden geçiren, insanları birbiriyle sevince boğan, insanları sokaklara döken, bütün sorunları, sıkıntıları, mutsuzlukları, dargınlıkları unutturan ve insanların moralFOOTBALLJECTİF lerine katkı yapan bir şey... Ama bir o kadar da öyle bir şey ki, insanları derinden üzen, insanların birbiSuat riyle çatışmasına, kavga yapmasına, SARAYDEMİR sahaya saldırmasına, sokakları savaş ts.taus@free.fr alanına döndürmesine sebep olan bir şey...

kırmadan incitmeden. Cemaat hiç mi iyi birşey yapmadı? Yapmadı dersek yalan olur, ayıp olur, haksızlık yapmış oluruz kardeşlerimize. Eğitime mutlaka katkı sundu-sağladı. Dini konulardaki hizmetler elbette yok diyemeyiz. Allah razı olsun emeği geçenlerden. Kısacası doğru ve iyi yapılan her şeyi destekledik, alkışladık ve de savunduk. Türkçe'nin dünyada konuşulan dil olması aşamasında adımlar attıldı. Ülkemizi dünyaya tanıttı. Türkçe Olimpiyatları düzenlendi. ( Kutlama gecesi bazı durumlar hoş görüntü olmasa da; yani ergenliğe girmiş kızların baş açık şarkı, türkü söylemeleri. Bazıların giyimi, dini bir örtünme olmadığı için, misafirlerin de geceye özgü daha süslü daha modern giyinmeleri vs...) Bir de; ''Peygamberimiz efendimizin Türkçe Olimpiyatları'na teşrif etti'' ifadesi bizi üzdü. Çünkü Peygamberimiz o ortama asla teşrif buyurmaz. Şarkı, türkü, horon olan ortama neden teşrif etsin. Hâlâ aklım almıyor. Konuya tekrar dönersek. Cemaat bundan sonra, genişçe düşünüp, bundan sonra nasıl bir yol çizeceklerinin kararını alıp, yola çıkacaklar. Şu an Hocaefendi stratejik olarak geri çekiliyor... Dedim ya düşünmeye ihtiyacı var. Gülen'in açıklamasında: "Bazen geriye bir adım atmak, ileriye on adım atma değerindedir" diyor. Önce hasar tespiti yapılacak... Kaybettiklerini geri alınabilip alınamayacağına iyice bakılacak, hesaplanacak... Yeni hedefler yeni yollar belirlenecek... Şimdi.... Hükümetle kavga etmemelerini; ne yapacaklarsa, güzel bir üslupla, tatlı dille, güler yüzle yapmalarını istiyor takipçilerinden... Yumuşak bir tutum sergilenecek. Hizmete gönül vermiş kişiler ile hükümete gönül vermiş kişileri birbirine düşürmeden, üzmemesi ve de üzülmemeleri içindir. En doğru yaklaşım yoludur. Yani bundan sonra hükümetle olan kavga, mümkün olduğunca üçüncü kişiler bilmeden devam edecek. Son olarak Hocefendi; ''Ünlü bir kişiyi hapisten çıkardık'' diye söyledi. Bu ünlü kişi de hoca olmasın! Zamanla onunda adı duyulur. Duam şudur: İnşallah kardeşlerimizle hep beraber aynı yolda yürümeye devam ederiz. Yürüdüğümüz yolda kırgınlıklar varsa da büyütmeden, birlik ve beraberlik için, Allah yolunda olmak için, bu kırgınlıkları kaldırıp yola daha huzurlu bir şekilde devam etmeliyiz. Adımlarımızı atarken kardeşlerimizi de düşünerek atmalıyız.

Diyorum kendime, acaba gerçekten bir çare var mı? Tabii ki tutkulu değilsen, bunlar gerçekten delirdi dersin! Ama tutku büyükse!!! Hapı yuttun!!! Gönül verdiğin renkler için yaşıyorsun, onunla yatıp kalkıyorsun, adeta kalbin güm güm atıyor. Klübünün kalbi attıkça seninki daha çok atıyor. Babam bana derdi ve der hâlâ: "Oğlum sana ekmek mi veriyorlar onlar? " Ben de, "Vermesinler istemiyorum, onların var olması bana yetiyor" diye yanıtlarım. Delilik mi dersiniz? Aşk mı dersiniz? Annemin demesi gibi, "Allah akıl fikir versin" mi dersiniz?

Vallahi bana bu saatten sonra kim ne derse desin, artık bir işe yaramaz çünkü ben çoktaaaaaaaan kontamine oldum... Futbol öyle bir şey ki, başka hiçbir şeyle kıyaslayamazsın... En önemlisi de, ne olursa olsun sayın okuyucularım, bunu hiçbir zaman unutmamak lazım, SAYGI. Tutkulu olabilirsin, takımını sevebilirsin, ama karşındakinin insan olduğunu ve senin gibi olduğunu untmayacaksın, saygını esirgemeyeceksin. İşte futbol böyle bir şey...

Görüşmek üzere...


ARİF KOPUZ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi

Fransız Emeklilik Yasası’nda Reform

Sevgili Objektif Gazetesi okuyucuları, Değerli vatandaşlarım, Fransız Emeklilik Yasası’nda yeniden bir reforma gidileceği hususu son günlerde Fransa’da konuşulmaya başlanmıştır. Yapılacak olan yeni düzenlemelerle ilgili olarak hazırladığım bir bilgi notunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım. En içten sevgi ve saygılarımla. Fransa’da süren ekonomik kriz karşısında Hükümet, 2010 yılında aldığı Emeklilik Reformu’na ilişkin kararları yeniden gözden geçirmeye başlamıştır. Hollande Hükümeti’nin sosyal güvenlik alanındaki bütçe açığının kapanmasına yönelik üç yıl aradan sonra

Naçiz'hane Buket EKŞİ buketeksi@hotmail.fr

HATIRLA V for Vendetta filminde insanın beynine ve ruhuna işleyen bir çok unutulmaz replik vardı. Ama bende en çok yer edenlerinden biri sanırım « İnsanlar hükümetlerinden değil, hükümetler insanlarından korkmalı » sözü oldu. İster istemez V’nin söylediği bu söz, onca haksızlığı görüp yaşayan ve buna rağmen ruhu ve vicdanı hâlâ köseleye dönmemiş, içlerindeki cesaret ateşini harlamaya devam eden bir çok karakterli ve prensip sahibi insanı derinden etkiledi. Çünkü biz tam da bu sözün herkesçe avaz avaz bağırılması gereken topraklarda yaşıyorduk. Ama herkesçe… Sadece %50’si, 60’ı, 70’i değil. Bizler, 75 milyon birbirimizden farklı da olsak, dünyayı kafamızda farklı da şekillendirsek, farklı da görünsek, farklı da konuşsak, değerlerimiz birbirinden farklı da olsa, farklı da ölsek

yeniden düzenleme yapma ihtiyacını duyması, emeklilik rejiminde 2005 yılından beri artmaya devam eden açıkların artık kırmızı alarm vermesinden kaynaklanmaktadır. Asgari emekliliği finanse eden Yaşlılık Dayanışma Fonları’nda (FSV) 6,5 milyar Euro’ya ulaşan açıkta hesaba katıldığında 2020 yılında olması beklenen açığın 40 milyar Euro’yu aşmasından korkulmaktadır. Sözkonusu reform kapsamında erken emeklilik yaşının 2017 yılında 60’tan 62’ye çıkacak olması reformla hedeflenen açığın 20 milyar Euro’sunu kapatması beklenmektedir. 2013 yılında ekonomide yaşanan değişiklikler, artan ve derinleşen ekonomik kriz ve işsizlik karşında Fransa’da ekonominin parametrelerini yeniden düzenlemek için sosyal güvenlik reform yasasında güncelleme yapmak üzere daha önce öngörülen maddeye işlerlik kazandırmak isteyen Hükümet, Avrupa Birliği’nin istediği kamuda çalışanlara yönelik yeniden düzenleme yapmak istemektedir. Emeklilik sistemini borç ile çözmenin bir çözüm olmadığı, yeni kaynakların

bulunmaması halinde 2040’ta bu borcun durmaksızın artacağını basına açıklayan François Hollande Hükümeti, emeklilik reformunun derinleşen krizin baskısı sonucu kaçınılmaz olduğunu, 2 yıllık bir süre karşılığında Avrupa Komisyonunun 2020’ye kadar emeklilik açığının tamamen kalkmasını istediğini belirtmiştir. Hükümet çözüm yolu olarak, emeklilik için işveren katkılarını arttırmaktan öte, indeksleme kurallarını, minimum yaş ve tam orandan emekli olmak için prim ödeme süresini arttırmak istemektedir. Ayrıca, genel rejimde var olan birçok aykırılığı gözden geçirmeye ve daha avantajlı olan emekli sandığı ve özel rejimleri yeniden düzenlemek istemektedir. Hükümet emeklilik reformu için istediği önlemleri almakta özgür olsa bile, Avrupa Birliği Komisyonu’nun reformları kontrol etmek istemesi rahatsızlık yaratmaktadır. Özellikle, acil olarak finansal olarak alınması istenen önlemler orta vadede bir demografik meydan okuma hareketi olarak iki katına çıkmakta, özetle, Fransa’da

aynı geminin içinde aynı yere gidecek olan insanlarız. Bizi ortaklaştıran, yek bir halk haline getiren belki de yegane şey gemi gideceği yere varsa da, batsa da aynı kaderi paylaşacak olmamız. Nitekim geminin son 10 yıldaki gidişatını görenler, gören ama gözlerini kapayan ve susanların hak ve sorumluluklarını da sırtlanarak 28 Mayıs 2013 günü bağırdılar avaz avaz, geminin batmaması için, rotayı ışığa çevirmesi için… Çünkü egemenliğin tek sahibi olması gereken halk, baskı, zorlama ve korkuyla tabiri caizse halk müsvettesine dönüştürülmeye artık katlanamadı. Ve Gezi Direnişi’nde insanlar Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki belki de en büyük birlik beraberlik örneğini ortaya koyarken tüm kimlik ve sıfatlarından sıyrılıp, tüm etnik ve dini kalıplardan kurtulup, en başta insan olduklarını, düşünme ve yaşama özgürlüklerinin olduğunu ve yaşadıkları topraklarda en büyük söz hakkının onlara ait olduğunu ve saygı gösterilmesi gerektiğini, o küçük dağları yarattığını sanan küçük ama yetkileri büyük insanlara hatırlatmak istediler. Binlerce kişi Kürt Türk’e, dindar dinsize, kadın erkeğe, sağcı solcuya sarılarak, aynı topraklarda yaşayabilmeleri için aynı olmaları gerekmediğini, 3 kıtanın arasında ama 3 kutupta yaşattırılmak istemediklerini

farklı olanı kucaklayarak kanıtladı bu insanları yüzde yüzde bölen sevgiyi kalplerinde yeşertemeyen ülke yöneticilerine. Günlerce özgürlük, hak, onur, fikir, sevgi, huzur adına meydanlarda sabahlayan insanlara, gencecik yaşında can veren 6 kişiye ve binlerce yaralıya rağmen bile ne hükümet kademesinde bir değişiklik, ne halkın şikayetlerinden ve açılan onca davadan sonra başlatılan ciddi bir soruşturma, ne bir istifa ya da hepsini geçelim ve belki de hepsinden önemlisi Başbakan’ın o binlerce kişiyi hem sakinleştirecek hem de kalplerinde bir umuta gebe olabilecek o basit ama büyülü sözü söylediğini duyabildik: Sizi anlamaya çalışacağım.. Ama kendisi hakaret etmeyi, öfkeyi, kalp kırmayı, halkın mutsuzluğunu seçerken insanlar da nefretin ele geçirdiği bu şahsa bakarak kendi seçimlerinde de ne kadar yanılmış olduklarını farketti. Şimdi yaşanan tüm bunlar halen hafızamızda taptaze dururken Türkiye’de gümbür gümbür tecelli eden adaleti içim biraz da burkularak seyrediyorum. O vakitler tüm ısrar ve çabalarla istifaya davet edilen ama icabet etmeyen o bakanlar, Amerika’dan gelen bir parmak şıklatması akabinde istifa dilekçelerini şıp diye sunarken, sevincimizin üstünü kaplayan buğuda gencecik 6

emekli hakkı elde edecek daha çok emekli olmasının sistemi boğmasından korkulmaktadır. 1945 yılında, sigorta kurumlarından 60 yaşında emekli olunduktan sonra yaşam süresinin ortalama düşük olması, bu sürenin bugün ise (emeklilikten sonra yaşam süresi olarak) ortalama 25 yıl devam etmesi, aktüer dengeyi olumsuz etkilemektedir. Hükümet, 2012 Temmuz ayında yürürlüğe giren yasada öngörülen erken çalışma hayatına girenler ile yıpratıcı işlerde çalışanlar için 60 yaş sınırını değiştirmeme kararı almıştır. Bu durum ise, senede 100.000 kişinin emekli olması demektir. Bunun yerine, prim ödeme süresinin uzatılması istenmektedir. Değişik emekli rejimleri arasındaki büyük farklılıkların giderilmesi öngörülmektedir. Emeklilik hesaplama yönteminde rejimler arasındaki adaletsizliğin giderilmesine gayret edilecek olup, kamuda ve özel rejimlere tabi olarak çalışanların emeklilik hesaplama yönteminin yeniden düzenlenmesi yapılacaktır.

güzel çocuğun kırılgan yüzlerini görmedik mi? Halk olmamız yetmemişti bizim adaleti istememize, değer görülmemişti bize hak, hukuk. Tek bir kişi, evet tek bir kişi velakin güç timsali olma avantajına sahip bir zatın Türkiye’deki ticari emellerinin önüne taş konulması, son 10 yıldır ülkenin her bir köşesinde didik didik aranıp da bulunamayan adaletin deliğinden çıkmasına yetip de arttı. Ve önümüze şu içler acısı resim çıktı. Hizmet sektörü( !) devlet kadrolarında ne kadar büyük bir ağa sahipmiş ki, yeri gelince bakan emriyle halkı yerlerde sürükleyen polisimiz, iş nüfuzluların menfaatlerine gelince o aynı bakanların kapılarına dayanmakta tereddüt dahi etmemiş. İşte ben buna « Hizmet » aşkı derim. Kıymetsizliğimize yanarım. Bu ülkede bir adımızın, yerimizin ve varlığımızın olabilmesi için güce, paraya tamah etmemize gerek kalmadan sadece insan olmamızın yeterli olduğu bir geleceği yaşamak için daha ne kadar acı çekmemiz gerekiyor? Bizler senelerdir kaptanın pupa yelken kayalıklara doğru götürdüğü bir geminin içindeyiz. Dümene geçecek onurlu, koca yürekli bir insan yoksa eğer batmaktır tek çare. Belki o zaman hatırlayabiliriz tutmayı unuttuğumuz elleri. Kimliği dibe vurduğunda anlarız karşımızdakinin sadece insan olduğunu.


13 İbrahim Acar

Özlem AĞCA Avukat

agcahukuk@gmail.com

İbrahimacar50@hotmail.com

MODERN TOPLUM YAŞAMIMIZ (II) Geçen ayki yazımızda muazzam teknolojik gelişmelere karşın insanların mutlu olamadıkları, temel işsizlik sorununun çözülmek bir yana girerek arttığından bahsetmiştik. İnsanlar avcılık döneminden yerleşik hayata geçmeye, tarım ile uğraşmaya başladığından itibaren ilk ilkel tarımsal aletleri yapmaya başlamasıyla birlikte, doğaya karşı ilk dönüştürücü eylemine adımını atar. Doğanın bu cömert tavrı, 1’e 5, 1’e 10 ve daha fazlasını verme özelliğini keşfeder ve kendi keşfettikleri aletlerle - biz ona üretici güçler diyelim daha fazlasına ulaşıldığını da keşfeder. Bu fazlaya ulaşma insanda ona sahip çıkma, biriktirme ve bu sahiplik ilişkisiyle birlikte diğer insana ya da insanlara da sahiplik olgusunu ortaya çıkarır. Topraklar özel mülkiyetin konusu haline gelir, tabii keşfedilen üretim araçları ile birlikte. Sahip olanlar ile sahip olamayanlar arasında da bariz ayrımlaşmalar başlar. Sahip olanlar ihtiyacından fazlasına sahiptir, sahip olamayanlar ise, temel ihtiyaçlarından bile azına razı olmak zorunda kalırlar bir müddet sonra. Asırlar boyu insanın teknolojiyle ilişkisi en kaba anlamında bu temel üzerinde devam eder. Üretici güçlere sahip olanlar, teknolojiyi adeta hizmetleri altına alırlar ve bu hizmet kendilerine toplum içerisinde bir ayrıcalık, bir statü kazandırır. Sanayi devrimiyle birlikte topluma göz attığımızda, hem teknolojinin çok ileri noktalara evrildiğini, hem de toplumsal katmanlarda ve ilişkilerde daha yoğun karmaşık ilişkilerin var olduğunu görürüz. Üretimin yapısı değişmiş, eskiden üretimin tüm safhalarını tek bir kişi üretirken, ürünün yaratıcısı tek bir kişi iken ve yarattığı ürüne, bunu ben yarattım diyebiliyorken, artık sadece üretim bandının içerisinde üretimin çok küçük bir safhasına müdahale edebilen bir dişli haline dönüşmüştür insan. Pazar için yüksek miktarda üretimin ihtiyaçları bu düzeye getirmiştir bireyi. Üretim araçlarına sahip olanlar, pazara sundukları ürünler sayesinde statülerini sağlamlaştırmakla kalmamış, ihtiyacından çok daha fazlasını elde eder hale gelmişlerdir. Sahip olamayanlar ise, ne olduğunun bile farkında olmaksızın yoksunluğun derin kuyusunda sürdürmek zorunda kalmışlardır yaşamlarını. Düşman olarak makineleri görmüşler ve nefretlerini makineleri kırma eylemlerinde göstermişler. Bu arada toplumsal bilimler, özellikle iktisat bilimi, bu toplumsal ilişkilerin doğal olduğunu, olması gerekenin, rasyonel ilişkilerin bunlar olduğunu göstermek için uğraşmışlardır. İktisat ‘’bilimi’’ serbest piyasanın otomatik olarak üretim seviyesini, arz ve talep mekanizmaları sayesinde dengeye getireceğini, dolayısı ile ‘’bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’’ meşhur özdeyişi ile üretici güç sahibi sınıfların meşruiyetlerini onamak için yarışmışlardır adeta. Konumuz insanların mutluluğu açısından baktığımızda durum o zamanlar da hiç iç açıcı olmadığı gibi, bugünkünden de daha ilkel ve kaba bir yoksunluğun içerisinde yaşamış insanlar. İnsanlar kendi yaşamlarını daha mutlu kılacak yöntemleri neden acaba serbest rekabet ve arz talep dengesi gibi müdahale edilmemesi gereken mekanizmalara terk edip, neden daha rasyonel ve insana dair çözümlere yönelmemişler? Devam edeceğiz.

İşyerinde taciz

İşyerinde tacize uğrayan kişi tazminat davası açabilir mi? Mağdur olan çalışan elbette tazminat hakkına sahiptir. Gerek psikolojik taciz olsun gerek ise fiziksel taciz olsun, bu durumlara maruz kalan çalışanların tazminat hakları vardır. Öncelikle iş akdinin sona erdirilmesinden dolayı, işçi alacaklarının tazmini yönünde iş mahkemesine dava açılabilir. Bununla birlikte kıdem tazminatı, yıllık izin ve fazla mesai ücret alacakları talep edilebilir. Ayrıca mağdur edilen kişi ruhen veya fiziksel olarak bir olumsuzluğa uğramışsa, TCK'nın 105. maddesine göre manevi tazminat talebinde de bulunabilir. Eğer çalışan bu tacizden dolayı iş kaybına uğramışsa, yine TCK'nın 105. maddesine göre maddi tazminatta bulunabilir. Yani kısacası taciz olayına maruz kalan kişiler tazminat talebinde bulunabilirler ve zararlarını tazmin ettirebilirler. İş yerindeki taciz olayının ispatı, taciz olayına maruz kalan kişiye aittir. Yani ispat iddia makamına aittir. Tacize uğrayan kişi bununla ilgili herhangi bir psikolojik rahatsızlığa uğramışsa bunu doktor raporuyla belgeleyerek mahkemeye delil olarak sunabilir. Ancak tacize uğrayan kişi bunu somutlaştırırsa daha iyi olur. Örneğin şahitler ve diğer delillerle olayın dikkate alınması sağlanır. İş arkadaşının tacizine uğrayan kişi işverenine haber vermeli mi? İş yerinde tacize uğrayan kişi bu durumdan işvereni derhal haberdar etmeli. İşveren bu haberi aldıktan sonra konuyla ilgili detaylı bir araştırma yapmak zorunda. Konunun gerçekliğini araştırıp, somut delillerin olup olmadığına bakması gerekir. Tacize uğrayan kişi bu durumu işverene bildirdikten sonra bu durumla ilgili tedbir alınmasını beklemesi gerekir. İşveren tacizi gerçekleştiren kişi hakkında iş akdinin feshi veya cezai işlemde bulunabilir. İşyerindeki taciz nedeniyle iş sözleşmesini feshedebilir miyiz? İş yerinde tacize uğrayan kişi iş akdini haklı nedenlerle derhal feshedebilir. İşveren işçinin kişilik haklarına, aile fertlerinden birisinin namus ve şerefine dokunacak sözler sarf ettiğinde ya da kadın çalışanlara fiziki veya görsel içerikli veya sözlü cinsel tacizde bulunduğunda, çalışan kadın iş akdini derhal feshedebilir. Konuyu tek kadın üzerinden daraltmamak gerekir, mobbing dediğimiz psikolojik taciz de aynı kategoride değerlendirilir. İş kanunun 24. maddesinin 2. fıkrasının d bendi bu yönde çalışanın lehine karar verebilir: MADDE 24.- Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: ‘’İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa.’’

Satılık restaurant eşyası 15,5 metre uzunluğunda koltuk + 12 masa (70x70cm) + 7 masa (120x70 cm) + 42 sandalye + 2 bar sandalyesi. Toplam alış fiyatı 18 400 €, bundan %20 indirim var. Bar için buzdolabı ve çekmeceler + büyük soğuk hava deposu. Toplam alış fiyatı 16 300 €, bundan %20 indirim var. Tüm malzemeler hiç kullanılmamı durumda, pakette, el değmemiş vaziyette, depoda tutuluyor. Tel: 00 49 (0)152 29 65 60 84

Satılık fond de commerce Turistik Barr şehrinde, 9 Grand’ rue adresindeki Au Petit Crue isimli Barr’ın en eski döner kebapçısı. 59 m2, 25 kişi kapasiteli + teras, müşterisi hazır, işlek yerde, iş değişikliği nedeniyle çok uygun fiyata satılıktır. Kirası 700 €. Tel: 03 88 08 52 63 Satılık fond de commerce Turistik Barr şehrinde, 9 Grand’ rue adresindeki Au Petit Crue isimli Barr’ın en eski döner kebapçısı. 59 m2, 25 kişi kapasiteli + teras, müşterisi hazır, işlek yerde, iş değişikliği nedeniyle çok uygun fiyata satılıktır. Kirası 700 €. Tel: 03 88 08 52 63

GÖZAYDINLIĞI Ayyıldırım ve Kibar ailelerinin çocukları Aslı ile İsmail 28 Aralık 2013 tarihinde hayatlarını birleştirdiler. İki aileye de hayırlı olsun der, genç çifte ömür boyu mutluluklar dileriz. Ekmekci ailesi – Objektif Gazete


14


15


Benfeld Bedir Camisi’nin Açılışı Yapıldı Benfeld-Huttenheim arasında bulunan Bedir Camisi, 15 Aralık 2013 tarihinde yapılan resmî açılış sonrasında hizmet vermeye devam ediyor. Bölgenin sevilen işadamı, VB Services firması sahibi Veis Bilgin’in başkanı olduğu ‘Association Culturelle et Cultuelle franco-turque de Benfeld et environs’ derneğinin evsahipliğinde yapılan açılışa, Strasbourg Başkonsolosu Serdar Cengiz, Bölge Konseyi Başkanı Roland Brendle, Cocoben’in başkanı Michel Kocher, Benfeld Belediye Başkanı Jacky Wolfarth, Huttenheim Belediye Başkanı Auguste Schnaiter, Benfeld eski Belediye Başkanları André Wetzel ve Robert Lustig, caminin din görevlisi Ali Kahraman ile çok sayıda vatandaşımız katıldı. Veis Bilgin, yaptığı açılış ve teşekkür konuşmasında, caminin yapım ve açılış sürecini anlatırken, derneğin 1992’den bu yana başkanlığını yapmış olan ve emekleri geçmiş bulunan Lütfi Furtuna, Mustafa Aydın, Hacım Çıldır, Yüksel Furtuna ve Önder Ünlü ile tüm diğer yetkili kişilere (eski ve şu anki belediye başkanları, diğer yöneticiler, derneğin Kadınlar Kolu üyeleri, üye eşleri) şükranlarını sunmayı da ihmal etmedi. Belediye başkanlarının tebrik ve destek konuşmaları sonrasında söz alan Başkonsolos Serdar Cengiz de, herkese kalbî selamlarını sunarak, orada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Yerel

yöneticiler ve derneğin yönetimi ile bu projenin tamamlanmasına gönüllü katkı verenleri özellikle kutlayan Cengiz, Başkan Veis Bilgin’e de ayrıca teşekkür etti. Bu caminin iki halk arasındaki kardeşlik ve kültür bağlarını güçlendireceğini söyleyen Cengiz, derrneğin etkinliklerinin önyargıları geriletip diyalog yollarını genişleteceğini de belirtti. Konuşmalar sonrası toplu kurdele kesimiyle açılışı yapılan caminin avlusuna kurulan çadırda sunulan yiyecek ve tatlılar, derneğin Kadınlar Kolu’nun bu konudaki marifetlerini herkesin onaylamasını sağladı. (6, route de Strasbourg 67230 Huttenheim adresinde bulunan camiyle ilgili bilgi almak isteyenler, 06 08 17 46 81 numaralı telefona başvurabilirler.) Tepkiler Biz de, açılış esnasında, mikrofonlarımızı uzattığımız şahıslardan aşağıdaki mesajları aldık. Başkonsolos Serdar Cengiz: Açılış davetini alınca çok memnun olduk ve seve seve geldik. Bunlar vatandaşlarımızın

birlik ve beraberliği için iyi şeyler; çok hoşuma gidiyor. Vatandaşlarımız için böylesi birleştirici yerleri her zaman teşvik ediyoruz zaten. Burada 120 aile varmış, bu da 350-400 kişi eder; umarım bir de belediye meclis üyesi, başkan yardımcısı çıkartırız buradan. Başkan Veis Bilgin: Bedir camimizin resmî açılışı için projenin Koımisyon’dan geçmesi ve denetimin tamamlanmasını bekledik ve 2009’da yapımına başlanan camimizi ve kültür merkezimizi, tüm izinleri 2013’ün Ekim’inde alarak, bugün resmen açmış olduk. Bu güzel olayın benim başkanlığımın ikinci yılına denk gelmesi beni ayrıca mutlu etti. Başta Başkonsolusumuz olmak üzere, davetimize icabet eden ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Başkonsolosumuzun buraya gelmesi bile bizim için çok önemli; bu, beni ve bütün arkadaşlarımı çok memnun etti. Din Görevlisi Ali Kahraman: 4 senelik Sélestat görevimden sonra, 14 aydır da

Benfeld’de din görevlisiyim. Dedelerimiz 1970’lerde buralara gelmişler; odalarda, küçük ve köhne yerlerde ibadet etmeye, sosyal ve kültürel aktivitelerde bulunmaya çalışmışlar. Ama onlardan sonra gelen kuşak, birinci neslin de desteğiyle, böyle büyük mabetler açma azmi ve gayreti içersinde yer almaktalar; Allah onlardan razı olsun. Onlar imar ediyorlar buraları, biz de dinsel ve sosyo-kültürel açılardan boşlukları doldurmaya çabalıyoruz. Tabii ki bugünkü açılış benim için de ayrı bir mutluluk, haz ve heyecan kaynağıdır, çünkü artık resmî hüviyete de kavuşmuş ve bunu Fransızlar’a da öğretmiş oluyoruz. Halit Bilgin: Oğlumun yaptıklarıyla gurur duyuyorum. Ben Fransa’ya 1972’de geldim, o zamanlar hiçbir şey yoktu buralarda; şimdi bakın her taraf güllük gülistanlık. Bunda oğlumun da katkısı olması bir baba olarak bana gurur veriyor...

AİHM, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’in İsviçre’ye karşı açtığı ‘Ermeni Soykırımı’ davasında Perinçek ve Türk hükümetinin tezlerine hak vererek Perinçek’in ifade özgürlüğünün ihlâl edildiğine hükmetti. Doğu Perinçek ile davaya müdahil olan Türk hükümetinin tezlerine büyük ölçüde hak veren AİHM, İsviçre hükümetinin savlarının aksine 1915 olayları ile Yahudi soykırımının kıyaslanamayacağını belirtti. Perinçek İsviçre’de “Ermeni soykırımı”nın inkârının cezalandırılması için yasal düzenlemelerin yapıldığı 2005 yılında bu ülkeye giderek Lausanne, Opfikon ve Köniz kentlerinde üç değişik toplantıya katılmış ve bu toplantılar sırasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere soykırımı yapıldığı iddialarını “uluslararası yalan” olarak nitelemiş, İsviçre-Ermenistan derneği de bu ifadelerin “ırkçı ayrımcılık” kapsamına girdiği gerekçesiyle Perinçek’ten davacı olmuştu. Davaya ilk aşamada bakan Lausanne Polis Mahkemesi, davacı tarafı haklı

bulmuş ve Perinçek’i, günlüğü 100 İsviçre Frangı’ndan olmak üzere 90 gün tazminat cezasına mahkum etmişti. Mahkemenin gerekçeli kararında “Ermeni soykırımı”nın gerek İsviçre'de gerekse genel olarak kabul görmüş “tarihi bir olay” olduğu kaydedilmişti. Kararda, Avrupa Konseyi böyle bir soykırımı tanımamış olsa da tanımış gibi gösterilmişti. Perinçek’in Vaud Kanton Yargıtayı ve ardından İsviçre Federal Mahkemesi önündeki temyiz başvuruları da büyük ölçüde aynı gerekçe ve ifadelerle reddedilmişti. İsviçre yargısı önünde aradığını bulamayan Perinçek, davayı ifade özgürlüğünün ihlal edildiği teziyle 2008 yılında AİHM gündemine taşıdı. Türk hükümeti de 2010 yılından itibaren Perinçek’in yanında AİHM önünde davaya müdahil oldu. İsviçre hükümeti AİHM önünde, Perinçek’in yargılanıp mahkum edilmesine gerekçe olarak, dünya genelinde 20'den fazla ulusal parlamentonun, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1915-1917 yılları arasında meydana gelmiş tehcir ve kat-

liamları soykırımlarla ilgili 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi çerçevesinde “soykırım” olarak tanıdıkları teziyle savunma yaptı. Bern hükümeti, uluslararası ceza hukuku literatürünün soykırımlarla ilgili bölümünde “Ermeni soykırımı”nın “klasikler” listesinde gösterildiği tezini de işledi. Perinçek’i “ırkçı ve milliyetçi” olarak tanımlayan İsviçre hükümeti, İşçi Partisi liderinin ifade özgürlüğünün engellenmediğini savundu. Doğu Perinçek, bu savunmaya, mahkemeye “Ermeni soykırımı” iddialarını reddeden tek kişinin kendisi olmadığını belirten uzun bir liste ve tez sunarak cevap verdi. Soykırımı kavramının 1948 sözleşmesiyle açıkça tanımlanmış uluslararası bir ceza olduğuna işaret eden Perinçek, Fransız Millet Meclisi tarafın-

dan “tarihle ilgili konular” hakkında 2008 yılında hazırlanan rapor ve Fransız Anayasa Konseyi’nin “Ermeni soykırımını inkar eden kişileri cezalandıran yasaların Fransız Anayasasına aykırı olduğuna” ilişkin kararlarını örnek gösterdi. Karara İsviçre devletinin 3 ay içinde itiraz hakkı bulunuyor. Bern’in itiraz etmemesi halinde karar kesinleşecek ve Avrupa hukuku açısından benzer davalar için emsal oluşturacak. AİHM’nin Perinçek kararı sonrasında Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkede, en azından 1915 olaylarıyla ilgili tarihçiler tarafından yapılmakta olan araştırmalar sonuçlanana kadar “Ermeni soykırımı” iddialarının inkârına ilişkin yasal düzenleme yapılmasının yolu da büyük ölçüde kapanmış oldu.

AİHM'de Perinçek zaferi


SPORTİF BAKIŞ FARUK BEYAZ faruk.beyaz@hotmail.fr

Bunları da gördük!

Sevgili okuyucularım, ne yazık ki sporda bunları da gördük yazıma başlamadan, öncelikle yazılarımın hiçbirinde birilerine laf sokma gayretinde olmadığımı bildirir ve kendi nefsimi muhatap alarak yazdığımı belirtmek isterim. Birileri alınganlık göstermesin, ben gördüğümü ve içimden geçeni anlatıyorum, birilerinin baskısı ile değil öz irademle yazıyorum, kimsenin kuklası da değilim. Ne yazık ki bunları da gördük sporda! Birilerinin benim ülkemde bir şeyleri karıştırmak istediği pek açık ortada. Eskiden sağcısı, solcusu hepsi yan yana spor yaparlardı, ne yazık artık devir mi değişti yoksa birileri çomak mı sokuyor spora, milletin bütünlüğünü bozmak istiyor? Şimdi ise bu faşist diye odasında yatmak istemeyen, bu gece namaz kılıyor, rahatsız oluyorum diye oda arkadaşlarını yönetime şikâyet eden sporcuları görüyorum televizyonda. Vay be, biz bu hallere düşecek adam mıydık? Artık sporcuları cemiyetin, hizmetlerin, teşkilatların gücüne göre alıyoruz spor klüplerine ve milli takımlarımıza. Bravo bizlere, biz ne büyük adammışız, biz birbirimizden sakınan bir toplum olduk. Bu yüzden diyorum, altına da imzamı atarım: 2010 DÜNYA KUPASI’NDA YOKTUK, EURO 2012’DE YOKTUK . 2014 DÜNYA KUPASI’NA BAŞLAMADAN HAVLU ATTIK! Neden derseniz, çok basit; biz artık Türkiye’de klüplerimizi birbirlerine düşürdük, oyuncularımız saha içinde top koşturmuyorlar, rakibin ailesini virgül ve noktasına kadar kalaylıyorlar, cezalar da düzgün verilmediğinden, teşkilatların ağır basmasından oyuncu 1 veya 2 maç ceza alıyor. Sonuç ne oluyor: Avrupa’da yokuz, Dünya Kupası’nda yokuz. Hüsranlarla yola devam ediyoruz. Biz bu zihniyeti değiştirmezsek, birileri bizim oyuncularımızı kendi ülkelerinde oynatır! Aklıma gelmişken söyleyeyim, ismini bir başka yazıda ifade edeceğim bir şahıs çıktı, o tarihte sevgili Başkanım OLGUN PEKER hapishanedeydi, Mart ayıydı, senin başkanın bir daha içerden çıkamaz, savcı bizden, ondan 15 yıl isteyecek davada diyordu, gel sen de bizim hizmet ağına katıl, dünyaya kapılarını açalım dedi; ben de dedim ki suçu varsa yargılansın ama suçlu değilse adalet tecelli eder. «Bu lafların çok büyük, kendine fazla güvenme, genç yaşta yazık olur sana » dedim... Bana aynen şu lafı kullandı: «Artık dünya hizmeti konuşuyor, her dalda adamlarımız var, sen neden bahsediyorsun! » Tabii haklısınız diyerek ayrıldım onun yanından. Şimdi ben de diyorum ki: KESER DÖNER SAP DÖNER ,GÜN GELIR HESAP DÖNER! Neyse ki inşallah bu hatalarımızdan ders çıkarırız da gelecek yıllara umutla bakarız... 2014 yılınızı en içten dileklerimle kutluyor, başarılar diliyorum; her şey gönlünüzce olsun, saygılarımla…

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI Colmar’da bulunan Etamis firmasının sahibi Sevilen esnaf Sadık TOPAKTAŞ 26 Aralık 2013 tarihinde Hakk’a yürüdü. Nurlar içinde yatsın. Ailesine sabır diliyoruz. Ekmekci ailesi – Objektif Gazete

FRANSA GÜNDEMİ Fatih KARAKAYA Karakaya. @gmail.com http://twitter.com/fkarakaya

Türklerle yine alay ettiler!

Bildiğiniz gibi Mart 2014’te Fransa’da yerel seçimler yapılacak. Ardından da Haziran ayında Avrupa Milletvekilliği için oy kullanacağız. Bu seçimleri konuşmaya bile değmez. Hep elitlerin aday olduğu, katılım oranının düşük olduğu, Türklerin aday adayı bile olamadığı bir seçim sonuçta. Ancak yerel seçimler hakkında söylenecek çok söz var. En son 2008’de yapılmış olan bu seçimler Türkler için o dönemde daha verimli idi. Şimdi yeniden 2001 yılına dönmüş gibiyiz! Bu satırların yazıldığı saatlerde şu anki belediye başkanı Roland Ries ve Yeşiller partisi aday listesinin en önemli bölümünü açıklamış durumda. Yeşillerde ilk Türk aday 12. sıradan gösterildi. Yani seçilme şansı hiç yok denecek kadar az. Zaten seçilse de fark etmez. Türk toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden biri değil. Bizi asıl ilgilendiren sosyalistlerin adayı (Parti Socialiste / PS) ve şu anda bu görevi yürütmekte olan Roland Ries. 2008 yılında listesinde 2 Türk’e yer veren ve seçimlerden önce Türklerle buluşan Ries’in bu sefer Türkler umurunda değil galiba. Listesinde 4. sıradan aday yaptığı Türk asıllı bayan tabiri caizse ise Türk değerlerine ve çoğunluğu teşkil eden kesime hem uzak hem de düşman. Türkiye aleyhine alınacak kararlarda öncü olan, Kayseri ile ortaklık projesini sekteye uğratmak isteyen, bir kez olsun bile sözde temsil ettiği Türklerle kucaklaşmayan bu bayan 4. sıradan yani belediye başkan yardımcılığı garanti olan bir yerden aday gösterildi. Buna karşılık birçok dernek ve camiye söz verdiği halde muhafazakâr camiadan hiçbir adaya yer veremeyerek dalga geçtiğini apaçık gösterdi. Bir tepki oluşmaması için de bir STK temsilcisinin “sivil sosyete” kontenjanından yer alacağını tahmin ediyorum. Ancak Türkler Strasbourg’ta % kaçı temsil ediyor? Belediye başkan yardımcılığı neden çoğunluğun değil de azınlığın temsilcisi? Yıllardır söylüyoruz ama dinletemiyoruz. Sosyalistler her zaman bize yan çizmiş bir partidir. Hiçbir sözlerine güvenilemeyeceği gibi hatta gizli düşmanlıklarından korkulmalıdır. Ries’in oluşturduğu ekibe baktığımızda nerede Türk ve Türkiye düşmanı varsa etrafına almış. Maalesef bir takım dernek ve cemaatler ise hala bu oyunu görmeyip tuzağa düşmüş, tokatı yiyince de bir sürü mazeretler üretmeye başlamışlardır. Herkes bildiği işi yapmak zorundadır. Eğer beyin ameliyatınızı kasap da yapar çünkü sonuçta o da et bu da et diyorsanız o zaman siyaset yapmaya kalkışabilirsiniz. COJEP gibi dernekler 2001 yılında Türklerin listelerde olması gerektiği fikrini ortaya atmış, 2008 yılında da bu gayretleri sonuç vermiş 100’den fazla Türk seçilmişti. Şimdi de COJEP Türklerin artık bağımsız listelerle yola deva etmesi gerektiğini savunuyor. Ama maalesef bazı dernekler 2001 yılına geri dönerek Türklerin de aday adayı olma aşamasına geri götürdüler. Bu millete yazık günah değil mi? Siz Hac ve Zekat organizasyonunuzu hemşeri derneklerinin yapmasını doğru bulur musunuz? Elbette herkes bildiği ve asıl görevi neyse onu yapmak zorundadır. Bu milleti yıllarca geriye götürerek bu vebali altından kalkamazsınız. Belediye başkan yardımcıları ile kahvaltıda buluşmak, istediğiniz zaman aramak siyaseti bildiğiniz anlamına gelmez. Öyle zannederseniz 6 yıl içinde diğer derneklere milyonlar aktarılırken bize verilen 3 kuruş gözümüze sokulurcasına her bayramda hatırlatılır! Bari bir gün 10 kuruş daha fazla para toplayıp geri gönderelim de sussunlar, bizi salak yerine koymaktan vazgeçsinler. Bu saatten sonra yapacağınız tek şey bu milletin geleceğini düşünerek “sizden” biri olan ve sizin iyiliğinizi düşünmekten başka suçu olmayanlara destek vermektir. Hala bu alanın ne kadar meşakkatli ve tuzaklı olduğunu görmüyor ve anlamıyorsanız artık görevi bırakmak daha faydalı olur. Not: 30 Mart’ta ne pahasına olursa olsun oyununuzu kullanın. Kullanılmayan her oy, kendi ayağınıza sıktığınız bir kurşun gibidir. Seçim sandığına gittiğinizde elinizi vicdanınıza koyun ve hangi adayın sizin menfaatlerinizi daha iyi koruyacağını düşünün. Sizin şehirde öyle biri yoksa boş oy kullanın. Ama oy kullanmazsanız şikâyet edenlerden olmayın.


TÜRK DOKTORLARIN GURUR GÜNÜ 22 Aralık Pazar günü Nancy şehrinde Türk Tabipleri Sağlık Semineri düzenlendi. 2008 yılında Strasbourg’da kurulan (ACMFT - Association Du Corps Medical Franco-Turc) Türk Tabipler Birliğinin amacı Fransa’da sağlık sektöründe çalışan türk doktor, dişci, hemşire, eczacı gibi insanları bir araya getirerek, vatandaşlara sağlık hakkında bilgi vermek. Derneğin ayrıca türk gençleri tıp sektörüne yönlendirmektir. Dernek, kurulduğundan beri, tıp dalında kurslar, seminerler ve konferanslar düzenlediler. Bu düzeyde, ilk defa düzenlenen seminere Strasbourg Başkonsolosu Serdar Cengiz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ataşesi Arif kopuz ve Ticaret ataşesi Fisun Aktuğ da katıldı. Fransa Türk Tabipler Birliği Başkanı Doktor Köksal Yeğin’in açılış konuşmasını ardından kürsüye bu kez Türkiye Cumhuriyeti Strasbourg Başkonsolosu Serdar Cengiz çıktı. Bu çapta organizasyon bizleri gururlandırdı ve bu semineri düzenleyenleri tebrik etti ve bu gibi etkinliklerin daha sık düzenlenmesini arzuladıklarını söyledi. Başkonsolosun

konuşmasından sonra, sırayla Vandoeuvre Les Nancy Belediye Başkanı Stephane Hablot, SAMU Nancy bölgesi acil servisi Müdür Yardımcısı Doktor Lionel Nace ve Metz Hukuk Fakültesi Öğretim üyesi Florent Roemer konuşma yaptı. Fransa’da eğitimini gerçekleştirmiş Türk doktorlar programda boyunca , kendi alanlarında sunumlar yaptılar. Sunumlardan sonra, etkinliğe katılan vatandaşlar, uzmanlara çeşitli konularda sorular yöneltme imkanı buldu. Programın ilk bölümünde, Diş hekimi Doktor Bilal Özgürcan “Genel diş hastalıkları”, Aile Doktoru Nazmiye Güler “Kardıyovasküler riskler”, göz hastalıkları uzmanı Doktor Soydan Kurun “Göz hastalıkları ” (fransada tek türk doktorudur), acil servis Hemşiresi Türkan Filcan ise “Organ bağışı”, Ebe Serpil Maden bebek bakımı, gibi konularda katılımcıları bilgilendirdi.

Programın ikinci bölümünde Tıp öğrencisi Serpil Maden “Bebek bakımı”, Psikiyatri Hemşiresi Davut Fidan, Psikolog Emrah Aydın, Psikoloji öğrencileri Melis Özdemir ve Gamze Birol, “Psikoloji ve Deprasyon”, Eczacı doktor Ekrem Dağtekin ise “Medyada ilaçlar” hakkında bir sunum yaptı. Sağlık atölyeleri düzenlendi Sağlık seminerlerinin yanı sıra Nancy, Strasbourg, Grenoble gibi Fransa’nın farklı tıp fakültelerinden gelen öğrenciler eğitim aldıkları bölümler hakkında atölyeler düzenlediler. Tıp öğrencileri pratik atölyelerde vatandaşlara ilk yardım teknikleri gôsterimleri yaptılar ve önemli bilgelerde verdiler. Çoçuklarımızı Sağlık mesleklerine yönlendiriniz

Mustafa Güçlü Haberleri

Bu seminerlen çoçuklarımızı sağlık ve tıppa daha çok ilgi duymuşlardır, daha bilinçli bir nesil için de büyüklerimiz çocuklarını eğitime mutlaka teşvik etmeleri gerektiğini ifade ettiler. Doktor Köksal Yeğin tıp öğrencilerinin çok yoğun çalışması gerekiyor dedi, « Şu an çok sayıda hekimimiz var ama çok az sayıda uzman doktor var. Artık bu durum değişmeli ve gençlerimiz uzmanlaşmalı. Liseli kardeşlerimize de tavsiyem hedeflerini önceden belirlemesi lazım, bu yolda çok çalışmaları gerekiyor. Eğitimde ırkçılığın yeri yok diye düşünmüyorum. Öğrenciler hakkıyla çalışırsa ve başarılı olursa bu sebeble kimse hakk yemez. » belirtti. En genç doktorlarımızdan olan Dr. Soydan Kurun, Salman Erçin ve Hüseyin Gürel eşliğinde, sazlı sözlü bir müzik dinletisi verdi.

Saint Dié cemiyetinde tadilat tüm hızıyla devam ediyor

Saint Dié cemiyetinde geçtiğimiz günlerde yeni seçilen yönetim faaliyetlere hızlı başladı. Saint Dié cemiyetinin yeni yönetimi şu isimlerden oluşuyor: Başkan Ahmet Şahin, Başkan Yardımcısı Hamit Demirel, Vezne Abdurahman Taş, Sekreter Şambaz Saçkan, Koordinatör Mehmet Algül, Akif Çoşkun, Bayram Ali Dursun, Süleyman Dursun, Zekeriya Karataş, Hakan Karagöz ve Ali Taş. En başta tadilat mescitte baş-

ladı; iyice yıpranan tavan komple sökülerek tekrar yapıldı ve duvarlarla beraber boyandı. İkinci aşamada sigara içme salonu yapıldı ve son olarak da çay servis yeri değiştirildi. Cemiyetteki tadilat vatandaşın daha rahat etmesi için yapılmıştır. Ayrıca bu değişlikleri gören üyeler her hafta sonu yemek vermekteler ve katılım her hafta artmaktadır. Cemiyete gelenler bu değişiklikten çok menmunlar.

Grup Şensesler’den televizyon programı Grup Şensesler Ozan Nihat ve Aşık Ayten Gülçınar televizyon çekiminde Geçtigimiz gûnlerde Grup Şensesler DRT (Denizli TV) televizyonunda yayınlanmak üzere bir çekim yaptılar. Grup Şensesler, Ozan Nihat’ın ile Aşık Ayten Gülçınar çok güzel bir aşıklar program çekimleri gerçekleştirdiler. Denizli DRT TV de Yayınlanacak.

Programda ustalar birbirleri ile atışma gerçekleştiler, şiveleri ve atışmaları ile program eğlenceli geçti. Program sohbetler, şiirler ve müziklen sona erdi. Program düzenlemek isteyenler Grup Grup Şenseslere irtibat kurabilirler Kontak numarası 06 80 72 63 39 - facebook.com/grupsenseslerege


çıktığı kadar bağıran bir Başbakan’ı olmasın istemeli mesela! Belirsizliklerle dolu bir yıldan sonra, son günAsiye lerde olduğu gibi, beddualar havada DEMİREL uçuşmasın, çünkü sadece iktidar ve DRACH cemaat kaybetmeyecek, Türkiye’de yaşayan herkes bu karmaşadan paasiyedemirelstr@gmail.com yını alacak... İkincisi; çocuklar, pamuklara sararak YENİ YIL DİLEKLERİ büyüttüğümüz çocuklarımız gibi tüm Yeni bir yıl için ne istemeli dünya çocukları hep gülsün, ağlamainsan? sın demeli insan. Birincisi; kirli savaşlar ve yolsuzlukların Üçüncüsü de; dinsel ve ahlaki değerolmadığı, ama onlar da şöyle, onlar da lerle yaklaşılarak sosyal baskı gören böyle demeden, insanlara insan gibi kadınlara, birer eşya gibi davranılmadavranarak, ayrım yapmadan, birazcık sın; onların kalpleri de çarpar diye bir da olsa empati kurmayı deneyerek ba- düşünebilmeli insan! şarabilmeyi istemeli insan! 2013’ün Bir gün, Strazburg’da bir Türk mağason günlerinde, patron kim kavgasıyla zasında görmüştüm. Rengarenk avibozulan iktidarın, ardından çok boyutlu zeler, kumandasına bastığında her krizlere dönüşmesine yol açan tahri- renge uyarlanmış farklı oryantal müzikbatların olmadığı bir yıl dilemeli insan! ler çalıyorlar. Aman tanrım ne korkunç Televizyon kanalları açıldığında, utanç dedim! Sinirimden gülme krizi tuttu, verici manzaralarla karşılaşmamayı di- saatlerce güldüm deli gibi. Güya kalemeli insan. Tehditkar sözlerle avazı dınlar evden çıkmasınlar diye teknolo-

S

evgili Objektif gazete okuyucuları, sizlere bundan böyle spor haberlerinden hariç, her ay yaşanmış gerçek öyküler de yayınlayacağım. Sizin de gurbet elde yaşadığınız herhangi bir olay varsa, anonim bir şekilde anlatın, yayınlayalım. Uzun zamandan beri üzerinde çalıştığım « Anlatsam roman olur…» dizimizde gerçekleri an be an aktaracağım. Hiçbir abartma yapmadan doğruları ile sizlere anlatacağım. Belki ilk başta komik görülebilir ama sonraya doğru gerçekten içler acısı hikâyeler ortaya çıkıyor… Bu ayki yazımda sohbet ettiğim ve sonra da arkadaş olduğum bir abinin öyküsünü sizlere aktaracağım. Dediğim gibi isimleri gizlilik nedeniyle söylemiyorum. Arkadaşımız askerlik yaptıktan sonra Çevik Kuvvet Polis Akademisi’ni kazanmış ve bir yıl boyunca Akademi’de kalmış bir ağabeyimizdi. Aşk ateşi onun bu kutsal mesleğinin önüne geçmiş ve sevdiği kızın peşinde Fransa’ya gelmiş. İlk zamanlar çok mutlu ve her şey toz pembeydi ama kendisi geldiğinde ne dil vardı, ne de iş; İşçi Bulma Kurumu’nun sayesinde bir fabrikaya giren arkadaşımız, çevre edinir ve toplumla artık iç içe yaşamaya başlamıştır. Bu görüntü ne yazık ki evde bozulmuş, artık iç savaş kopmaya başlamıştı. Eşinden kaynaklanan bir durum değildi bu, tamamen kayınvalidesi ve kayınpederinin kirli oyununa kaybetti. Kirli oyun diyorum çünkü mahkemeye verilen suç duyurusunu bana gösterdi ve akıl almaz bir şekilde suçlanıyordu. Benim bu yazıyı yazmam için gerekli evrağı bana gösterdiğinden, bildiğim için sizlere anlatıyorum. Günun birinde bakmış eşi evde yok, annesinin yanına

jiyi ayaklarına götürüyorlar. Uzun bir süre düşündüm, evlerine bu avizeleri alan kadınları… Mutfakla yatak odası arasında eskitiyorlar yaşamlarını. Ne kapı aralığından evlerine giren gün, ne de dünya umurunda onların. Kendilerinden ibaret hayat yaşıyorlar kadife perdeler ardında. Kristal bardaklarda çay içerek kurabiye yiyorlar süslü masalarda. Daha ne istesinler bu beyaz yüzlü kadınlar. Ne var ki bunlar, kadınlar tarafından uygun görülmesi yüzünden bu boyuta vardırılıyor… Belki de, çağın çirkinlğini görmezlikten gelmek için neleri ayıklıyorlar hayatlarından. Kendi hüzünlü dünyalarında, erkeğin elindeki bir kir olduğuna inandırılan bu kadınlar oldukça, daha bu alemin sokaklarında onları çok yanlışlığa götürür bu düzen… Birer çıkmaz olarak geriye sayan bir zaman içinde, gözyaşlarını içlerine akıtır, kendilerinden bile gizlerler acılarını gömdükleri yeri. Hep içlerinde gezdirirler fikirlerini konuşmadan, kavga etmeden. Yine de

zararı yok onlar için, kocaları gününü gün etmenin telaşındayken, içilen kahvenin ardından fal kapatıp umutlarını sürdürüyorlar bir anlamda… İşte 2014’te, bunlar değişsin istemeli insan, ama içlerinden gezdirmeden direkt haykırarak, konuşarak olacak bunlar. Bir şeyleri değiştirecek olanlar kadınlardır da aynı zamanda. Erkekler zaten memnunlar hallerinden. Sosyal baskılar onları etkilemiyor kadınları etkilediği kadar… İnsanlık adına gelin hep birlikte, 2013’teki birçok yönlü yolsuzluklarla dolu mevcut krizden kurtulmak ve 2014’te de bu yolsuzlukların örtbas edilemeyeceği bir yıl dileyelim! Mesela insanlar haksız yere beton duvarlar ardında gün saymasın, hukuk yerlerde sürünmesin, özgürlükler tehdit altında olmasın, bir noktadan sonra insanlar patlayıp sokağa çıkmasın. İklim değişsin, Akdeniz olsun, herkes gülümsesin! YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.

gitmiş, gidiş o gidiş bir daha dönme- log desteği görüyor... miş. Halbuki bizim delikanlı ağabeyimiz llah kimseleri böyle imtihandan geçirmesin, alimallah yine sevdiğinin peşine gitmiş ama ne insan gurbet elde tez katil olur... eve alınmış ne de yüzüne bakılmış. Aracı da koysa, o da işe yaramamış, Bir başka yazıda görüşmek üzere.. 2014 yılının herartık ortada kalmıştı. Öz eşi bile, canın- kese mutluluk, sağlık ve huzur getirmesi dileği ile… dan çok sevdiği bile sırt dönmüş mecburiyetten, çünkü annesinin, babasının bedduasını almak istemiyordu. Yani güzelim yuva dağıtıldı aile baskısıyla! Olan kime oldu derseniz, bu çiftin 5, boulevard du Président küçük bir oğlu var ve baba oğlunu göremiyor artık; oğlu babasını düşman Poincaré gibi görüyor çünkü karşı taraf ister is67000 Strasbourg temez küçük yavrunun aklını çeliyor. Tél :03.69.73.41.02 Bu insanlık acısı ne yazık ki sadece filmlerde olur bilirdim, meğer AvruMail : fadimedemir@homail.fr pa’nın göbeğinde yani Fransa’da da olurmuş! Ne gerek vardı diye sorduğumda inaStrasbourg Psikoloji Fakültesi mezunu nın gözyaşları sel oldu gitti gözünden. Herkes için: Anksiyete, depresiyon, panik atak, aşırı korku…Terapi uzmanı Hayatta tek bir isteği var şimdi, o da Yaşlılar için: beyin üzerine psikolojik araştırmalar ve test geçirmeler oğluyla doya doya vakit geçirmek. Ne yazık ki bu yuva dağıtıldı! Yalancı şaÇocuklar için : yardım terapisi ve zeka testi hitler sunulmuş, mahkemede kendiÇocuk zeka testi (6-16 yaş arası) :okullarda ve sini ifade edemediğinden haksız duruma düşmüş. Artık her şeyini kayçocuklarla ilgilenen kuruluşlarla geçerlidir betmiş, nafaka borçları, ailenin talep ettiği hak mahrumiyeti masrafları bizim Bireysel danışma - Aile danışma garibana yüklenmiş, artık ödeyemediTürkçe ve fransızca konuşuluyor ğinden faize biniyor ve baba borçları Bütün raporlar, testler ve yazılar nedeniyle evladını göremiyor... Fransız kuruluşlarında geçerlidir Yazık be, sen gel aşkın için, sevdan için Akademi’den ayrıl, gel bir de Fransa’nın çektirdiği acı hayatı yaşa! Gerçekten durum o kadar kötü ki bunalıma giren delikanlı abimiz psiko-

Fadime DEMİR

Psikolog


İYİ YILLAR...


24

İZMİR VOYAGES’DAN "TÜRKİYE’DE SEYAHAT" ANKETİ Strazburg ve Sélestat şubelerinden bildiğimiz IZMIR VOYAGES, bölgemizin en başarılı seyahat acentalarından biridir. "Tatilde Türkiye" başlıklı bir anket düzenleyen firma sahipleri, sırf Fransız vatandaşlarına yönelik olan anketin amacını, Fransızlar’ın Türkiye’yi tatilde ne kadar beğendiğini anlamak olarak açıkladılar. Alsace Bölgesi genelinde yapılan anketin sonuçlarına göre, her 10 kişiden 4’ü Türkiye’ye gitmeye niyetli. Anketin diğer soruları ve verilen yanıtlar da şu şekilde:

64% Fransa ile mesafe olarak yakınlığından dolayı 62% Türk halkının yardımsever olması nedeniyle 58% konaklama imkânlarının kalitesi için

Tatil için neden Türkiye’yi istiyorsunuz? 86% iklim güzelliği için 79% tarihsel ve kültürel zenginliği için 79% fiyatların cazip olması nedeniyle 65% misafirperverliği için 65% otellerin güzelliği nedeniyle

Türkiye’ye yeniden gitmeyi düşünüyor musunuz sorusuna, 81% evet cevabını verdiler.

Bölgemizin önemli düğün organizasyon firmalarından Sırma Organizasyon’un sahibi Hüdai Sırma, siz okuyucularımıza firmasını ve yaptıklarını tanıtmak amacıyla Objektif Gazete’ye bir demeç verdi. « Biz organize işinde 6 yıllık tecrübe ve profesyonel kadro ile hayellerinizi gerçeğe dönüştürüyoruz. Organizeye ilk oğlumuzun sünnet dekoru ile başladık. Çevremiz tarafından bu büyük bir ilgi ile karşılandı ve onların manevi desteğiyle organize işine başladık. Düğün organize iini gerçekten büyük bir zevkle yapıyoruz çünkü attığımız her adım bizi tecrübelendiriyor. Müşterilerimizle samimiyetle dostluk kuruyoruz, bu yüzdendir ki her düğünü kendimizinki gibi itinayla yapmaya çalışıyoruz. Amacımız bu ite her zaman kalıcı olabilmek, temiz ve titiz çalıabilmektir. Biz düğün sahiplerinin her türlü isteğine ve

bütçesine göre bir üğün paketi yapıyoruz; kısacası, klasik paketler değil, talebe göre paket sunuyoruz. Her zaman yenilikler peşindeyiz ve her dekor sunumuna hazırız. Organize için Türkiye’den sanatçı da getiriyoruz; en son olarak değerli ilahi sanatçısı Sedat Uçan’ı konuk ettik. Bizim kadromuz (aşçı, kameracı, pastacı ve diğerleri ) alanında senelerin tecrübesine sahip, uzman olmuş kişilerdir; bu nitelikli ekibimizle düğünlerinizi gerçekleştiriyoruz. Son olarak gazetenize çok teşekkür ederiz, başladığımız günden beri desteğinizi hiç eksik etmediğiniz için minnettarız.

Sorulara cevap verenler arasında, Türkiye’ye seyahat edip, seyahattan memnun kaldıklarını belirten kişilerin sayısı 80%. Bu kişilerin 41% i, Türkiye’nin beklediklerinden daha iyi çıktığını belirttiler. Ve sadece 8%’i memnun kalmadıklarını söylediler.

Ve son olarak en beğenilen bölgeler sorulduğunda;

İstanbul 53% Antalya 58% Kapadokya 32% İzmir ve Ege 29% olarak cevap vermişlerdir. Türkiye’nin Fransızlar’ın bakış açısından beğenilmesini memnuniyetle karşılayan acenta yetkilileri, 8%’in memnun kalmama sebebini araştırıp, yeni bir anket düzenleceğini açıkladılar. Biz de Objektif olarak, Türkiye’ye yönelik bu çalışmalarından dolayı kendilerini kutluyoruz. (Bu arada, yaz için erken rezervasyonların başlamış olduğu duyurusunu da biz ekleyelim.)

( IZMIR VOYAGES- Tours Organisés, A Travers Le Monde 2 agences: 5 Rte de Colmar 67600 SELESTAT, Tel: 0981350136 / 21 Bld de Nancy 67000 STRASBOURG, Tel: 0388162958 / Garantie financière 140 000€ - Licence IM067100036 / H. KOCA : (+33) 676374273 - A. DURMAZ: (+33) 624939688 )

Sırma Organizasyon: «Siz hayal edin, biz rüyanızı gerçekleştirelim»

Buradan bütün vatandaşlarımıza nice hayırlı seneler diliyoruz. En güzel yarınlar sizlerin olsun… »


BONNE ANNEE 2014


26

İYİ SENELER...

6. Cojep Ödülleri Sahiplerini Buldu

COJEP International, Fransa´da faaliyet gösteren uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. Avrupa´nın önemli uluslararası kuruluşlarında üyelikleri (UNESCO, AVRUPA KONSEYİ, BM) ve ortaklıkları (AGİT, AVRUPA PARLAMENTOSU) olan COJEP International, dünyanın pek çok bölgesinden sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içerisindedir. Gerek demokratik katılım ve yurttaşlık çalışmaları, gerek ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele faaliyetleri, günümüz Avrupası’nda ve özellikle Fransa’da ihtiyacı hissedilen birlikte yaşama olgusunu

geliştirmeye yöneliktir. COJEP, farklı alanlarda başarılı olmuş akademisyen, gazeteci veya siyasilerin yapılan çalışmalarını desteklemek için her sene COJEP Ödülleri’ni takdim etmektedir. Bu sene 6. ödül töreni Avrupa Parlamentosu Paris temsilciğinde düzenlenmitir. Ödüllerin dağılımı şöyledir: En iyi siyasetçi ödülü: Bariza Khiari - Senatris Rachel Corrie ödülü (İnsan Hakları): Nils Muiznieks – Avrupa Konseyi İnsan Hakları komiseri

Vatandaşlık ödülü: Louis Mohamed SEYE – Sosyalist Parti’nin eşitlik ve vatandaşlık genel sekreteri Gizem Doğan ödülü (Irkçılık ve Ayrımcılığa karşı mücadele): Tankut Taşkın Soykan – BIDDH/AGİT

Farah – Djibouti Büyükelçisi En etkili girişimci ödülü: Anissa Meziti – UNICEF Büyükelçisi Onur ödülü: Murtaza Yetiş – Ak Parti Adıyaman Milletvekili

Birlikte yaşama ödülü: Virginie Martin – Think Thank Different Başkanı Sivil toplum kuruluşu ödülü: Marwan Muhammed – CCIF Sözcüsü Sanat ve Kültür ödülü: Rachad Ahmed

(Cojep International – Communication / Mail : Cojep.Communication@gmail.com Tél.: +333.88.84.49.30 / www.COJEP.com)

/


27 Fadime DEMİR Psychologue à Strasbourg

5, boulevard du Président Poincaré 67000 Strasbourg Tél :03.69.73.41.02

L’homme et la nature Ekrem ATAC ekrem.atac@free.fr

fadimedemir@hotmail.fr

LES BESOINS DES ENFANTS Pendant les fêtes de fin d’année il existe en Europe occidentale une frénésie d’achats. Que l’on soit chrétien ou pas, beaucoup de personne se font entrainer à dépenser, que ce soit pour faire plaisir aux enfants ou par pur imitation à cause de toutes les lumières et des décors dans les magasins et espaces publics. Pourtant, nous oublions souvent que les besoins fondamentaux des êtres humains et en particulier des enfants sont bien différents de ce que l’industrie commerciale veut nous vendre. Pour revenir aux fondamentaux, voici les besoins essentiels d’un enfant d’un point de vue psychologique. Tout parent devrait d’abord et avant tout prendre en compte ces besoins et considérer le reste comme un plus qui s’ajouterait à cette base. 1 – Le besoin de relations chaleureuses et stables est une évidence qui est confirmée par tous les travaux. Ce sont dès le très jeune âge des relations émotionnelles interactives. Avant d’être gestuelles ou verbales, elles s’expriment par le regard, les mimiques… qui traduisent lors des tout premiers échanges avec la ou les figures d’attachement l’importance et la primauté du système affectif du bébé. 2 – Le besoin de protection physique, de sécurité et de régulation concerne la sphère affective et psychologique. Il réclame la stabilité du milieu de vie et des relations familiales et sociales, génératrice de sensation de sécurité. On connaît à l’inverse les effets néfastes du stress familial et environnemental qui réalise une authentique maltraitance psychologique. 3 – Le besoin d’expériences adaptées aux différences individuelles. Chaque enfant a son propre comportement dans les domaines émotionnel, relationnel et dans celui de l’apprentissage. Il évoluera avec l’âge et la maturité. Ceci exige une approche spécifique de la relation avec chaque enfant, incompatible avec une attitude ou décision standardisée et préétablie.

4 – Le besoin d’expériences adaptées au développement. A chaque âge ses besoins. Ceux-ci passent par plusieurs étapes: la sécurité visà-vis des évènements extérieurs dès 3 à 4 mois; la sécurité intérieure vers 4 à 6 mois permettant des relations confiantes avec les personnes; le développement de la communication non verbale puis de la conscience de soi de 6 à 18 mois; enfin la maîtrise des mots et de la pensée. L’organisation de la vie de l’enfant (échanges, jeux, activités diverses… ) doit naturellement tenir compte de ces évolutions. 5 – Le besoin de limites, de structures, et d’attentes. Il s’agit des apprentissages, qui sont rendus possibles par le climat de confiance et de sécurité établi entre l’enfant et les personnes qui l’entourent. La discipline doit être progressivement inculquée sous la forme d’un enseignement répété et patient. Le but est pour l’enfant de faire plaisir aux personnes proches et de contrôler ses impulsions tout en étant respecté et aimé, et plus tard d’acquérir à son rythme une véritable autodiscipline de vie. 6 – Le besoin d’une communauté stable et de son soutien, de sa culture. C’est pour l’enfant le besoin de vivre dans un milieu où il est intégré, accepté, aidé dans ses démarches relationnelles. La langue, le type de civilisation, la culture, la religion… y participent. De même la famille, les personnes assurant la garde, l’école, les activités personnelles… 7 – La protection de notre avenir. La fréquence grandissante des séparations parentales, l’évolution des conditions de vie, la moindre disponibilité des parents sont de plus en plus pour l’enfant des causes de carence affective et de privation de ses besoins essentiels. Cette évolution n’est pas sans influence sur les relations interhumaines. A côté des problèmes de démographie, d’alimentation, de santé physique, assurer les besoins psychologiques et affectifs des bébés et des jeunes enfants est une nécessité pour l’avenir de notre société et des générations à venir qu’ils représentent.

Migrations et chaîne humaine De tous temps les humains ont recherché des endroits sûrs pour mieux vivre ou tout simplement pour ne pas mourir. Ils ont essayé de survivre aux guerres, aux catastrophes climatiques, aux menaces politiques, à la situation économique. Tous ces déplacements ont causé des bouleversements aux personnes qui ont dû partir: d’une part quitter leur lieu de vie, leur famille, leur culture. Et d’autre part recommencer une vie ailleurs. Actuellement, près de 200 millions de personnes vivent hors de leur pays de naissance, soit 3% de la population mondiale. Sans compter les personnes déplacées dans leur propre pays. Quand des personnes sont en danger dans leur pays, la plupart du temps elles se réfugient juste dans un pays voisin. C’est pour cette raison qu’il y a énormément de réfugiés dans les pays du sud. Seule une petite partie d’entre eux entreprend de venir jusqu’en Europe. Mais ce voyage vers l’Europe est luimême source de dangers. Peu de gens qui décident d’aller en Europe sont informés des risques qu’ils encourent pendant le voyage et ensuite à leur arrivée à destination où ils ne sont pas toujours les bienvenus. Car contrairement à ce dont rêvent les personnes qui décident de venir en Europe, la réalité est de plus en plus difficile. Au vingtième siècle, lorsque les pays européens avaient besoin de main-d’œuvre, ils ont fait venir des travailleurs en bonne santé pour travailler dans les mines, les usines et les travaux publics. Mais la politique de l’Europe a beaucoup changé ces dernières années: le libéralisme économique a favorisé l’installation d’usines dans les pays pauvres où la main-d’œuvre coûte moins cher. En conséquence, l’Europe ferme de plus en plus ses frontières aux immigrés des pays tiers. Vis-à-vis des migrants, elle se transforme en forteresse de mieux en mieux gardée. Et pourtant, d’après la déclaration universelle des droits de l’homme: Article 13 1. Toute personne a le droit de circuler librement et de choisir sa résidence à l'intérieur d'un Etat.

2. Toute personne a le droit de quitter tout pays, y compris le sien, et de revenir dans son pays. Article 14 1. Devant la persécution, toute personne a le droit de chercher asile et de bénéficier de l'asile en d'autres pays. 2. Ce droit ne peut être invoqué dans le cas de poursuites réellement fondées sur un crime de droit commun ou sur des agissements contraires aux buts et aux principes des Nations Unies. Comme les problèmes politiques, économiques et climatiques subsistent dans les pays d’origine, les gens continuent à quitter leur pays par tous les moyens, même en mettant leur vie en danger. Ils sont souvent obligés de vendre tous leurs biens pour payer des passeurs. Cela ne leur garantit pas une arrivée en toute sécurité. Des milliers de personnes ont perdu la vie par noyade, étouffement, suicide en prison etc avant d’arriver à leur but. Un exemple tragique est l’événement de Lampedusa en Italie. Tout récemment à la frontière entre la Syrie et la Turquie 3 personnes ont été fusillées et à Izmir « Çesme » un bateau a coulé, faisant des morts et des disparus. Tout ceci n’est pas humain. Le 20 novembre à Strasbourg, des associations ont manifesté devant le Parlement Européen pour exiger une politique plus humaine : ouverture des frontières et libre circulation des personnes. Ils ont déployé une banderole de 100 m de long portant les noms de 17600 migrants qui ont perdu la vie ces vingt dernières années en essayant d’entrer en Union Européenne. CETTE ACTION AURA LIEU AUSSI A SELESTAT, VILLE HUMANISTE, LE SAMEDI 18 JANVIER 2014 A 15h. LES ASSOCIATIONS DE DEFENSE DES DROITS DE L’HOMME ET DES MIGRANTS ORGANISENT UNE GRANDE CHAINE HUMAINE LE LONG DE CETTE BANDEROLE GEANTE. LE BUT EST DE SE SOUVENIR DE TOUTES CES PERSONNES DECEDEES TRAGIQUEMENT ET DE PROTESTER CONTRE « L’EUROPE FORTERESSE ». RENDEZVOUS LE 18 JANVIER 2014 à 15h PLACE DE LA VICTOIRE A SELESTAT POUR LA CHAINE HUMAINE. Je souhaite tous les lecteurs une bonne Année 2014 dans la solidarité! Herkese iyi yıllar diliyorum!


28

ON SEKİZ YAŞ On sekiz yaşına girmek Gönülün dal seçmekte kararsız kaldığı Geceyle gündüzü karıştırdığı Bakışlardan nem aldığı Hayal dünyasında dayı Kanın kaynadığı Kaderin oynadığı Deli kanlının büyüdüğüm sandığı yaş Babanın gözünde büyümeyen Devletin gözünde ergin Zamanı fark etmeden On sekiz yılın akıp gidişi Dünü hatırlatıyor bana Dönüp bakınca arkaya Elinden tutup yürümeyi öğrettiğim günler geliyor aklıma Şimdi ardından yetişemiyorum ama Elini bırakıcağımı sanma Bugün sevincim Yarın gücüm Belki sana umut bağlayışım Çok yükseklere çıkmaksa amacın Gel omuzlarıma alayım Çünkü ben ancak o kadar yükseltebilirim. Doğum günün kutlu olsun oğlum......

AVRUPA PSİKOLOJİ MERKEZİ Psikolog Erdinç Üstündağ Alsace ve çevresi için Her türlü Test (IQ ve Konzentire) yapılır. Resmi kurumlar için her dilde rapor verilir. 8 Yıldır vatandaşlarımıza hizmet vermekten gurur duyuyoruz. Kitabımıza gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederiz. Hizmetlerimiz: Depresyon, Panik Atak, Saplantı Takıntı, Cinsellik, Çocuk Eğitimi, Çocuklarda Motivasyon / Konsantrasyon kumar bağımlılığı

Ali İhsan BAKLAN

VATAN BİZİM YURT BİZİM Tarih yazdık şeref ile şan ile Devlet kurduk yüz binlerce can ile Karış karış sınır çizdik kan ile İhanete yumruğumuz sert bizim, Bu mukaddes vatan bizim, yurt bizim! Her an fırsat kollar Türk’ün yağusu, Hazır bekler tuzağıyla ağusu; Kuzey, güney, batısıyla, doğusu Gecikmeden bir olmamız şart bizim, Bu mukaddes vatan bizim, yurt bizim! Tedavisi bizde olan yara var, Derdimize özümüzde çare var, Kol kırılır yen içinde töre var, Sevinç bizim, tasa bizim, dert bizim, Bu mukaddes vatan bizim, yurt bizim! İmanlıyız, bizim için zor yoktur. Alnımızda leke yoktur, kir yoktur. Safımızda namertlere yer yoktur. Aslımız neslimiz yiğit, mert bizim, Bu mukaddes vatan bizim, yurt bizim! Nihat’ım ayrılık kalmasın bitsin, Şüpheler tarihe müracat etsin. İstemeyen varsa defolsun gitsin! Türkmen bizim, Çerkez bizim, Kürt bizim Bu mukaddes vatan bizim, yurt bizim!

Ozan Nihat

Müjde!

Tel: 0049 7851 496 15 03 www.kekeleme-psikoloji.de

Avrupa Psikoloji Merkezi, Uzman Psikolog Erdinç Üstündağ öncülüğünde, yurt dışından gelen yoğun seans taleplerini karşılamak için, Kehl’de tam donanımlı 2. şubesini açıyor.


AZICIK Fahri EKMEKCİ fekmekci@objektifgazete.fr

Zalım 2013!

Başlıktaki zalim’i, bilerek zalım diye yazdım ki, halk ağzındaki bu söyleyiş duygularımı(zı) daha iyi dile getirsin... Evet, 2013’ü bitirdik ve 2014’e girdik; hepimize sağlık, mutluluk, huzur ve barış getirsin yeni yıl diyelim... Türkiye’mize de demokrasi... Aslında yılların suçu yok tabii ki, her musibet biz insanlardan geliyor. Yaşadığımız ne kadar olumsuzluk (ve olumlu durum) varsa, doğal âfetler ve ölümler dışında, hep biz insanların eseri; başka yerde suçlu aramaya gerek yok. Ama, iş ölümlere gelince, orada biraz durmak lâzım, iki nedenle: birincisi, yukarda imâ ettiğimiz gibi, normalde elimizde değil ölmek veya ölmemek; ikincisi de, işin bir de öldürme ve öldürülme boyutu mevcut. Şu ikinci bağlam epey acı ve kötü; savaşlarda, toplumsal olaylarda, aile içi şiddette ve benzeri durumlarda gördüğümüz ölümler aslında doğal, ecelle gelen ölümler değil. Ve, ne yazık ki, hele bizimki gibi ülkelerde, bu tür ölümler ne kadar da çok ve çoğaldı son dönemlerde (bakınız Gezi olayları). Ancak, birinci tür ölümler de her zaman çok acı(tıcı) ve çok erken, yakınlarının ve sevenlerinin yüreğini dağlar nitelikte. İşte 2013’e zalımlık karakterini veren de, öteki tür ölümlerin yanı sıra, böylesi ölümlerin de geçtiğimiz yıl boyunca çok sık yaşanması oldu. Senenin başında ünlü gazeteci Mehmet Ali Birand’ın ölümüyle başlayan dönem, yıl boyu ünlü-ünsüz, tanıdık-tanımadık onlarca kişinin vefatıyla son buldu. Ne sanatçılar, gazeteciler, bilim insanları, siyasetçiler aramızdan ayrıldı; sayısını bile hesaplayamaz olduk. Bizim kuşak da artık yaşlanmaya başladığı için mi bize öyle geldi, yoksa 2013 sahiden bir genel tırpan yılı mı oldu bilemiyorum ama, hiçbir sene olmadığı kadar çok ölüm sığdı 2013’e. Dilerim 2014 daha ılımlı olur bu açıdan... Kişisel olarak da kayıplarımız oldu 2013’te. Başta sevgili arkadaşım Yavuz’un kızkardeşi Ayşe, sonra canım İsmet Abi, en nihayet de kardeşim kadar yakın İhsan’ın Annesi Müşerref Teyze ebediyete intikâl ettiler sırayla. İlk aklıma gelenler bunlar; belki anımsayamadığım başkaları da vardır. Onların dışında, şimdi yazmaya kalksam uzun bir liste oluşturacak kadar çok sayıda, sevdiğim yazar ve sanatçı da var kaybettiklerimiz arasında. Zaten, arkadaşlarla, eş-dostla biraraya geldiğimizde en çok konuştuğumuz konuların başında geliyordu 2013’te ne kadar çok insanın öldüğü. Demek ki yalnızca benim yaşadığım bir duygu değilmiş bu. Hepsinin hâtıraları önünde saygıyla eğiliyorum... Artık önümüze bakma zamanı şimdi. İstiyoruz ki 2014’te acılar az, sevinçler çok olsun. İstiyoruz ki 2014 güzellikler, sımsıcak baharlar, rengarenk şenliklerle gelsin. İstiyoruz ki 2014’te barış, 2014’te demokrasi, 2014’te insan hakları ve özgürlükler kaplasın dört bir yanı. İstiyoruz ki 2014 durdursun boşuna akan kanı... Herkese mutlu ve sağlıklı seneler...

BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN HASAN KARAKAYA DUA’nın KUR’AN’daki Yeri

Ortak koşmak, yani şirk, Allah'tan başka ilahlar edinmek, Allah'a karşı işlenecek en büyük suçtur. Şirk koşmanın ne derece büyük bir suç olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir: "Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmişolur." (Nisa Suresi, 48) Şirkin bilinmesi gereken önemli bir yönü ise, tarihin her döneminde, içinde yaşadığımız çağ da dahil olmak üzere, çok yaygın oluşudur.. İnsanlar için en büyük tehlike olan şirke karşı korunma yollarından biri Allah'a dua etmektir. Kuran’da, “Ey Peygamber, sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter” (Enfal Suresi, 64) ayeti gereği, Müslümanlar bilirler ki kendisinden yardım istenilecek tek varlık Allah’tır. İbadetler sırasında manevi yoğunluk en fazla yalnız başına, kimsenin bilmediği zamanlarda, tam bir huzurla sağlanabildiği sırada yaşanır. İhtiyaçları, hataları veya eksikleri konusunda Allah'a dua etme gereksinimi duyan insan, yalnız başına ve için için dua etmeyi tercih eder. Buna güzel bir örnek Hz. Zekeriya'nın duasıdır. Kuran'da, onun Allah'tan soyunu devam ettirecek bir varis isterken gizlice dua ettiğine işaret edilir. Duanın tanımı için "gücü sınırlı ve sonlu bir varlığın gücü sınırsız bir kudret karşısında acizliğini ortaya koyarak istekte bulunmasıdır." Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler...” (A’raf Suresi, 205-206) Duanın nerede yapıldığı, dua sırasında düzenlenen "tören"in büyüklüğü, katılımın fazla olması ve dua eden şahsın sesinin çok fazla çıkması ölçü değildir. Öncelikle bilinmelidir ki, duadaki yüksek ses tonları duanın Allah'a ulaşmasını ya da Allah'ın duaya icabetini kolaylaştırmaz. Dua ettiğimiz Rabbimiz, içimizden geçirdiğimiz düşünceleri bilen, her şeyden haberdar olan ve bize şah damarımızdan daha yakın olandır. (Kaf Suresi, 16) Bize bu kadar yakın olan Allah'a dua ederken sesimizi gereksiz yere yükseltmemizin bir anlamı yoktur. Kişi içinden dua edebileceği gibi, ancak kendisinin duyabileceği bir tonla da dua edebilir. Dua ile ilgili ayetlerde defalarca "dini Allah'a halis kılarak dua etmek"ten söz edilir. Bunun anlamı, dinin, yani ibadetin sadece ve sadece Allah için yapılması, O'ndan başkalarının rızasının kesinlikle aranmamasıdır: De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O’na) doğrultun ve dini yalnız Kendisi’ne has kılarak O’na dua edin. “Başlangıçta sizi yarattığı” gibi döneceksiniz.” (A’raf Suresi, 29) Din sadece Allah'ındır. İbadetlerin hepsi sadece

O'nun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yapılır. Bunun yegane yolu da O'nun istediği ve tarif ettiği gibi yapmaktır. Duasını, ya da başka herhangi bir ibadetini Allah'a halis kılmadan yapanlar, yani etraflarındaki insanlara "takva" görünmek endişesinde olanlar büyük bir dalalet içindedirler. Allah Kuran'da onlardan şöyle söz eder: İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösterişyapmaktadırlar. (Maun Suresi, 4-6) Duanın en önemli unsurlarından biri Allah'a olan kesin imandır. İnsan çaresiz kaldığı durumlarda Allah'ın varlığını ve kendisine sadece O'nun yardım edeceğini hiç şüphesiz bilir. Ancak insanın rahat zamanlarında da Allah'ın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua etmesi gerekmektedir. Aslında insan sadece dua sırasında değil, günlük yaşantısının her anında bu bilinçte olmalıdır. Her an, Allah'ın varlığını ve yakınlığını hissederek dua etmelidir. Çünkü ancak Allah'ın varlığının farkında olan insan duanın anlamını ve önemini kavrar. Duanın özelliği, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir bağlantı kurmasıdır. İnsan tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allah'a açar, O'na yakarır ve Allah kulunun isteğine icabet eder, duasını karşılıksız bırakmaz. Bir takım cahil insanların kendi kendilerine ürettikleri ağaçlara bez bağlama, suya üfleme gibi batıl inançlar bunun bir göstergesidir. Dikkat edilirse bu tür uygulamaların temel özelliği, bunları uygulayan kişilerin Kuran'ın mantığından uzak oluşlarıdır. Doğrudan Allah'a yönelip isteklerini O'ndan istemektense, bir takım batıl tören ya da semboller icad etmekte, duayı da bunlar aracılığıyla yapmaktadırlar. Kime dua ettiklerinin, kime yakardıklarının ise pek farkında değildirler. Dua için kullandıkları cisimlerde bir tür "keramet" olduğu zannındadırlar, ama sorulsa bunun ne demek olduğunu tarif edemezler. Türbe ziyaretlerini amacından saptırarak bu türbelerde yatan insanlara dua edenler, onlardan medet umanlar da aynı batıl ve sapık inanca sahiptirler. Mümin ise "Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel" (Müzemmil Suresi, 8) emrine uyar, Görüldüğü gibi korku ve umut, Kuran'da kastedilen duayı oluşturan iki temel histir. Kuran dikkatlice incelendiğinde zaten tüm ibadetlerde, ve yaşamın her anında bu iki hissin hayati önem taşıdığı rahatlıkla fark edilebilir. Müminin, Yolcunun, Hastaların, Mazlumların, Mahsunların, Çaresizlerin, Yolda kalanların, Yolsuzların tek dayanağı ve tek kapısı çalınacak olan Yüce Rabbımız. Yalnız senden yardım diler yalnız senden isteriz, duası kabul olan kullarından eyle bizi. "Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmran Suresi, 53)


Türk Sinema Günleri’nde Grup Turquoise konseri Bu yıl 25.’si düzenlenen geleneksel Türk Sinema Günleri kapsamında, 11 Ocak 2014 Cumartesi günü, bölgenin sevilen müzik topluluğu Grup Turquoise da bir konser verecek. Tarihî Odyssée Sineması’nda, sinemanın Müdürü Faruk Günaltay’ın da katkılarıyla düzenlenen konser, saat 18.30’da başlayacak. Sekiz kişiden oluşan kadrosuyla müziksev e r l e r e seslenecek olan grupta, yakın geçmişte ağır bir rahatsızlık geçiren solist Selma Deveci maalesef yer alamayacak.

Bunun eksikliğini hissettirmemeye çalışacaklarını söyleyen şef Mehmet Kaba, her zaman olduğu gibi sevilen türkü ve şarkılardan oluşan güzel bir repertuarla konseri izlemeye gelenlere zevkli anlar yaşatacaklarını ifade etti. Tolga Örnek ve Timuçin Esen de 10 Ocak’ta Odyssée’de olacaklar Bu arada, Faruk Günaltay’dan aldığımız bilgilere göre, ünlü yönetmen Tolga Örnek ile sevilen oyuncu Timuçin Esen de, 10 Ocak 2014 tarihinde saat 20.15’te gösterime girecek “Senin Hikâyen” filminin galası için sinemada ola-

caklar ve gösterim sonunda sinema severlerin sorularını yanıtlayacaklar. Bu yılki Türk Sinema Günleri, 14 Ocak 2014’te sona erecek.

Strasbourg - Méditerranée Festivali’nde Türkiye Rüzgârı Esti Bu yıl 30 Kasım – 14 Aralık 2013 tarihleri arasında 8.’si düzenlenen olan Strasbourg – Méditerranée Festivali çerçevesinde, bölgemizin en etkin derneklerinden ASTU’nün (Actions Citoyennes Interculturelles) katkılarıyla sunulan programlar tam not aldı. Ana temasını –kültürel- Melezlik ( Métissage ) olarak seçen Festival’de, ASTU destekli olarak önce ‘Les Petits Riens’ isimli, Sedef Ecer’in sahneye koyduğu ve Frédérique Mathieu ile Doğan Ertener’in rol aldıkları gösteri sunuldu. Bunun ardından, gazetemiz yazarı Ali Başaran’ın da oyuncuları arasında bulunduğu,‘Babelum Esperantum’ isimli tiyatro gösterisi yer aldı. Bir ASTU tasarımı olan ve doğaçlamanın bol bol kullanıldığı bu oyunu sahneye, Potimarron Tiyatrosu’ndan Jean-Michel Sicard koydu. Daha sonra, 4 Aralık günü, Salle de la Bourse’da, Amman Jetlag konseri vardı. Christian Maes, Etinne Gruel ve Anıl Eraslan’dan oluşan trioya, koreograf olarak danslarıyla Burcu Yılmaz’ın eşlik ettiği bu gösteride, grup, Akdeniz’den Ortadoğu ve Orta Asya’ya uzanan repertuarlarını seslendirdi. Sonrasında, ünlü şarkıcımız Aynur Doğan’ın 5 Aralık günü Cité de la Musique et de la Danse’da verdiği muhteşem konser kalabalık bir kitleyi adeta büyüledi. 14 Aralık tarihinde ise, Salle de la Bourse’da gerçekleştirilen bir yuvarlak masa toplantısında, ‘Anadolu: melezliğin ve çatışmaların toprağı’ konulu buluşmanın moderatörlüğünü Prof. Samim Akgönül yaparken, ünlü avukat Fethiye Çetin Ermeniler’in, Doçent Maya Arakon Kürtler’in, Doçent Zeynep Alemdar ise Aleviler’in ülkemizde yaşadıkları baskılara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Biz başta ASTU tüm katılımcıları kutlarken, Ali Başaran’ın hemen oyun sonrası verdiği ilk tepki ile Prof. Samim Akgönül’ün festivalle ilgili bir paylaşımını sizlere aktarmak istedik. Ali Başaran: « Biz oyuncular, 12 kişilik bir grup, yedi yaşındaki bir kız çocuğu da dahil, severek hazırlandık ve oynadık. Üstelik, farklı kültür ve yapılardan insanların birarada olduğu, içinde Türkçe’den Alzasca’ya, Almanca’dan Arnavutça’ya farklı dillerden diyalogların da bulunduğu, bu birlikteliğin nasıl olabildiğinin iğneleyici bir söylemle anlatıldığı bir gösteriydi. Bu benim üçüncü tiyatro oyunum; bir anlamda sahnede ‘tecrübeli’ sayılırım. Bu oyun da çok zevkliydi; farklı kültür ve yaş grubundan insanın birlikte emek vererek hazırladığı, güzel, espritüel bir oyundu diye düşünüyorum. Çok severek oynadık; başta ister istemez, sahnede oyuna ısınıncaya dek biraz korku ve telaş oluyor oyun(cu) psikolojisi bağlamında ama oyuna kendinizi kaptırdıktan sonra çok rahat ediyorsu-

nuz… » Samim Akgönül: « Öyle bir festival ki 45 STK katılıyor, şehrin 30 ayrı yerinde yapılıyor. İşte Strasbourg'daki anti elitist festival! Strasbourg Fransa’nın soğuk bir ş e h r i . Dünya’da Avrupa kurumları ve Üniversi-

diği etkinliklerin hem Strasbourg’un merkezinde hem de göçmen asıllıların ve işçi sınıfının yaşadığı semtlerde yer alması. İkinci özellik de gene kültür kavramının yurttaşlıkla, şehrin hayatına katılımlaözdeşleştirilip festival etkinliklerinin 2003’den beri her iki senede bir, bir tema etrafında odaklanması. Bu temaların hepsi çok kültürlülük, kültürler arası ilişkiler, demokrasi, insan hakları gibi değerleri işliyor. “Yeni Kimlikler”, “Sınırları aşmak”, “Miraslar” ve « Sürgünler » gibi temalardan sonra, festivalin 8.si bu sene “Melezlikler” konusuna eğildi. Bu tema çerçevesinde Strasbourg 30 Kasım 2013 ile 14 Aralık 2013 tarihleri

tesi ile tanınıyor. Ayrıca Fransa ile Almanya’nın barışmasının da bir sembolü. Ancak şehrin ve Alzas bölgesinin başka bir özelliği daha var. O da kozmopolit yapısı. Şehir 19. yy’dan beri çeşitli göç dalgalarının merkezi olmuş durumda. 1999’dan beri iki senede bir StrasbourgMéditerranée (Strasbourg Akdeniz) derneği her seferinde daha da güçlenen bir kültür ve bilgi festivali düzenliyor. Derneğin geçmiş başkanı Muharrem Koç ve bugünkü başkanı Myriam Chopin sayesinde Festival iki özeliğini pekiştirmiş bir durumda. Birinci özellik « kültür » kavramının elitist anlayışının kırılması. Dernek aslında bir dernekler federasyonu ve Akdeniz’le ilgili irili ufaklı yurttaş derneklerinin öner-

arasında 45 değişik sivil toplum örgütünün katılımı ile, şehrin 30 ayrı yerinde 75 değişik etkinliğe sahne oldu. Konserler, Sergiler, Konferanslar, Tiyatro gösterileri, Film gösterileri 15 gün boyunca Strasbourg ve çevre illerden gelenleri « melezlikler » kavramı etrafında düşündürdü, eğlendirdi, güldürdü, hüzünlendirdi, besledi, doyurdu. Şahsen Christian Maes, Anıl Eraslan, Etienne Gruel, Burcu Yılmaz’dan oluşan müthiş grup Amman Jetlag Konserini, Rachid Taha Konserini, Aynur Doğan Konserini ve Fethiye Çetin, Maya Arakon ve Zeynep Alemdar’ın katılımıyla gerçekleştirilen “Anadolu : bir Melezlik ve Çatışma bölgesi” konulu kapanış toplantısını çok önemli buldum. »



objektif 88