Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Eylül 2014 1435

Yıl: 2 Sayı: 22 - Fiyatı: 6 TL

www.nebevihayatyayinlari.com

Zilhicce

... Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir. (Nisa, 1)

SILA-İ RAHİME RİAYET ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ MÜKÂFATI Hakan Sarıküçük BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ BİLMEK GEREK Nedim Bal AKRABALIK BAĞINI KOPARMA RABBİNİN RAHMETİNDEN MAHRUM KALMA Ali Yücel KALBİN İMAR VE ISLAHI-2 Mahmut Varhan

KUDÜS FATİH’İ SELAHADDİN EYYUBİ Hüseyin Kalender SADECE EVLİLER OKUSUN(!) -2 Halime Yılmaz facebook.com/nebevihayat twitter.com/nebevihayat


KURBANLIK VE HİSSE SATIŞLARIMIZ BAŞLAMIŞTIR 0(539)

798 80 83

HİSSE ALMAK İÇİN

HİSSE İ EL l i m BED s Te s

IŞI D T R U Y E SURİY

00

. 5 7 9

Adre

00

550.

YAKLAŞIK 28-32 KG KEMİKLİ ET İmam Buhârî Vakfı olarak bu yıl da Kurban çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kurbanlıklarınızı İslâmî Usûller ve hijyenik ortamlarda kesip adreslerinize teslim ediyoruz.

adresinize teslim

VAKFIMIZA VEKALETEN

KURBAN BAĞIŞINDA BULUNABİLİRSİNİZ.

- Kurban kesimleri dini vecibelere uygun bir şekilde yapılmaktadır. Yurt içinden temin edilen kurbanlıkların; hijyenik koşullarda ve her kesimhanede görevlendirilen tecrübeli personel eşliğinde kesimi gerçekleştirilmektedir. - Kesim faaliyetleri alanında hisseleme ekibimiz tarafından kurbanlarınız hisselenecektir. - Hisse bedeli 975 TL olup yaklaşık 28-32 kg. kemikli et verilmesi planlanmaktadır. - Vakfımıza vekaleten kurban bağışı yapabilirsiniz.. - Kurbanlarınızı dilerseniz adrese teslim de yaptırabilirsiniz. - Kesimlerimiz “Hilale Göre” yapılacaktır.

www.imambuharivakfi.org Güneşli Mahallesi Ayçin Sokak No: 36 Güneşli / İstanbul


YARDIMLARIMIZ

DEVAM EDİYOR

5 TIR

DAHA YOLA ÇIKIYOR 21 EYLÜL

PAZAR

11:00 17 18

19 20 21 22 23 24

25

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli / Bağcılar - İSTANBUL bilgi@imambuharivakfi.org

www.imambuharivakfi.org


YIL: 2 Sayı: 22 Fiyatı: 6 TL

İÇİNDEKİLER

Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ramazan Küpoğlu Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Abone ve Dağıtım Sorumlusu Hakan Sarıküçük (0543 654 46 63)

SILA-İ RAHİME RİAYET ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ MÜKÂFATI

Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63

Hakan Sarıküçük

23

4

GÜNDEME

BAKIŞ

“SILA-İ RAHİM”İ SAHABELERİN TERK DİLİNDEN VE ETMENİN HAYATINDAN DÜNYA VE AHİRETTEKİ SILA-İ RAHİM KARŞILIĞI

Mustafa Tatlı

10

Muhammed Ali Mücahid

13

KALBİN İMAR VE ISLAHI - 2

Mahmut Varhan

19

BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ BİLMEK GEREK Nedim Bal

twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

29

“Üzülme! Davanın sahibi Hak’tır. Hak olan davada zafer muhakkaktır.” Zafer Mert

32

AKRABALIK BAĞINI KOPARMA RABBİNİN RAHMETİNDEN MAHRUM KALMA Ali Yücel

Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63

38

BAŞKALARINI KENDİNE TERCİH ETMEK “ÎSAR” S. Ramazan Aycil

41

SADECE EVLİLER OKUSUN(!) -2 Halime Yılmaz

44

BİR ANNE SEVDALISI EBU HUREYRE Cihan Malay

46

MÜ’MİNE KARDEŞLERİME Derya Fıçıcı

49

KUDÜS’ÜN FATİH’İ SELAHADDİN EYYUBİ Hüseyin Kalender

55

KİTAPLIK: ANNE-BABAYA KARŞI DAVRANIŞ FIKHI

56

BİR SİLAHIN TETİĞİNDE ASILI KALDI DÜŞÜNCELERİM Esma Köse

58

DÜNYADAN HABERLER: Emrah Seven

64

SİZDEN GELENLER: BİR KOVA BUZLU SU BİZİ UYANDIRMAYA YETER Mİ? Savaş Kılıç

Abone Şartları 2014 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 70 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı Cilt: Marki Matbaa Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Eylül 2014 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.


H

amd, “Adını anarak birbirinizden bir şeyler istediğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının ve akrabalık bağlarına saygı gösterin” buyuran Allahu Teâlâ’ya, salatu selamların en güzeli “Üç şey kimde bulunursa, Allah (ahiret gününde) onun hesabını kolaylaştırır ve rahmetiyle onu cennete koyar.” Bunu işitenler: “Anamız babamız sana feda olsun, onlar nedir ya Rasulallah?” diye sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Size yardımını esirgeyene yardım etmeniz, sizinle ilişkisini kesen kimseyle ilişki kurmanız ve sizi zulmedeni bağışlamanızdır. İşte bunları yaparsanız Allah sizi cennete koyar” buyuran güzel ahlakın tamamlayıcısı, tek önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, sahabelerine ve takipçilerinin üzerine olsun. Değerli Kardeşlerimiz, Toplumumuzdaki sosyal çözülme, akrabalık bağlarının gevşemesi, daru’l-acezelerdeki bakıma muhtaç insanların sayısının her geçen gün artması, apartmanlarda yaşlı kimselerin ölüm haberlerinin ancak komşuları vesile ile duyulabildiği bir ortamda bizlerde akrabalık bağlarının önemine değinmeye ihtiyaç hissettik. Bu sayımızı sıla-i rahim/akrabalarla ilişki konusuna ayırdık. Değerli Kardeşler, Müslüman olmanın gerektirdiği sorumlulukların bir tanesi de akraba haklarına saygı göstermek, onlara riayet etmektir. Nitekim yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de; “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa Suresi; 36) buyurmakta, peygamber efendimiz ise; “Akrabası ile alakasını kesen kimse cennete giremez” buyurmaktadır. Gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadisi şeriflerde akrabalık bağlarının muhafaza edilmesi ve korunmasına yönelik bir çok ayet ve hadis mevcuttur. Bu da bizlere konunun ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından oldukça önemlidir. Değerli Kardeşler, Akrabalarımıza hem maddeten hem manen yardımı öncelemeli onların haklarını yerine getirmeliyiz. Rabbimiz, peygamber efendimizi “Yakın akrabanı uyar” emri ile yönlendirerek akrabalarına özen göstermesini emretmiş, Peygamber efendimiz ise; “Yoksula verilen sadaka bir sadaka, akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka sevabı, öteki de akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.” buyurarak akrabaya yapılan iyiliğin iki katı ile mükâfatlandırılacağını müjdelemiştir. Değerli Kardeşler, Ümmetin hali malum. Kardeşlerimiz Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar kan, zulüm ve işkence altında… Kurtuluşun yolu aramızdaki ilişkilerin kuvvetlendirilmesi, dayanışmanın artırılmasından geçmektedir. Bunun da başlangıç noktası sıla-i rahimden başlamaktadır. Akrab (en yakın)asını aramayan sormayan kimsenin uzağı arayıp sorması zaten beklenmez. Yanındakinin derdi ile dertlenip onun maddi ve manevi sorunlarına çözüm üretmeye çalışmayanların kendilerinden uzakta bulunan kimseler için harekete geçmesini beklemek pek doğru olmasa gerek. Öyleyse saflarımızı en yakınlarımızdan başlayarak sıklaştırmaya başlayalım ki hem dünyada aramıza şeytanlar ve onların dostları sızmasın, hem de ahirette inşallah mükafatına nail olabilelim. Değerli Kardeşler, Sizleri dergimizin değerli kalemleriyle baş başa bırakırken Aralık ayında yapılması planlanan Nebevî Hayat Dergisi Bilgi yarışmasına da şimdiden hazırlanmaya davet ediyoruz. 2014 dergileri içeriğinden düzenlenecek olan yarışmamızda birinci olan kardeşimiz umre ziyareti ile ödüllendirilecek ayrıca ilk ona giren kardeşlerimize hediyeler takdim edilecektir. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duası ile.


Kapak Dosya

SILA-İ RAHİME RİAYET ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ MÜKÂFATI

H

amd, sıla-i rahimi müminler ile fasık ve kâfirler arasındaki alâmetifarika kılan1 Allah’a,

salatu selâm ise sıla-i rahim hakkında birçok hadisi şerif ile ümmetini irşad eden peygamberimiz, efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun. Bugün ümmet olarak bunca sıkıntı ve belâlar ile imtihan olunmamızın belki de en temel sebeplerinden birisi, lanete uğramış veya sapıklığa düşmüş Yahudi ve Hristiyanlardan olan daha önceki kavimlerinde yaptığı gibi naslara gereken önemi vermeyip görmezlikten gelmemiz ya da yanlış ve batıl tevillerle nasları yorumlamaya kalkışmamızdır. Ne yazık ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in de ikaz etmesine rağmen bugün ümmet bu sapık ve melun kavimlerin yoluna karış karış, arşın arşın tabi olmuş, onlar bir keler deliğine girdiklerinde dahi onların peşinden gidebilecek derecede İslami düşünce sisteminden uzaklaşarak batıl ve fasid zihniyetlerin içine düşmüştür.

4

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I HAKAN SARIKÜÇÜK iyiliğin ölçüsü, onların yakınlık derecesine, ihtiyaç durumlarına, bizim de maddî gücümüze

Müslüman olmanın bir gereği de akrabasıyla ilgisini devam ettirmek ve onlara iyilikte bulunmaktır. Bu ihmâl edilmemesi gereken bir görevdir. Akrabalarıyla ilgiyi koparmak ve onlara kötü davranmak büyük bir günahtır. Akrabaya iyiliğin ölçüsü, onların yakınlık derecesine, ihtiyaç durumlarına, bizim de maddî gücümüze göre değişiklik gösterir. Amcalar, dayılar, teyzeler ve bunların çocukları yakın akrabalardır. Aç açık kalmışlarsa, onları doyurmak, giydirip kuşatmak şart olur. Böyle muhtaç bir durumda değil iseler, zaman zaman kendilerini ziyaret etmek, elden geliyorsa müşküllerini çözmeye çalışmak, mektupla veya telefonla hatırlarını sormak, sevinç ve kederlerine ortak olmak, hiçbir şey yapılamıyorsa selâm vermek veya selâm göndermek suretiyle akrabalık ilgisini devam ettirmek gerekir. Bu zaman da ihmal ettiğimiz meselelerden biriside sıla-i rahime ehemmiyet göstermeyişimizdir. Oysa bu husus Allahu Teâlâ’nın bize olan buyrukları içerisinde yer almaktadır. “Adını anarak birbirinizden bir şeyler istediğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının ve akrabalık bağlarına saygı gösterin.”2 Ana babadan sonra kendilerine karşı ahlâkî sorumluluk taşıdığımız kimseler akrabalardır. Tanımadığımız birine yaptığımız yardım bir iyilik

göre değişiklik gösterir. Amcalar, dayılar, teyzeler ve bunların çocukları yakın akrabalardır. Aç açık kalmışlarsa, onları doyurmak, giydirip kuşatmak şart olur. Böyle muhtaç bir durumda değil iseler, zaman zaman kendilerini ziyaret etmek, elden geliyorsa müşküllerini çözmeye çalışmak, mektupla veya telefonla hatırlarını sormak, sevinç ve kederlerine ortak olmak, hiçbir şey yapılamıyorsa selâm vermek veya selâm göndermek suretiyle akrabalık ilgisini devam ettirmek gerekir. Allahu Teâlâ rahime riayet edene riayet edip onunla arasını vasledeceğini, onunla arasını koparanla arasını koparacağını bildirmektedir. İşte bu da çok ciddi bir tehdittir. Bu tehdidin kapsamına girmemek için sıla-i rahimin önemini kavramak ve buna göre davranmak mecburiyetindeyiz. Şimdi sıla-i rahimin önemini birkaç madde ile sıralayalım; Sıla-i rahime riayet etmek Allah’a yaklaşmaya vesiledir. “AllahuTeâlâ hazretleri mahlûkatı yaratıp bu işten fâriğ olduğu zaman, rahim ayağa kalkarak dedi ki: “Bu, kat edilmekten (koparılmaktan) sığınanın makamıdır.” Cenab-ı Hak cevaben: “Evet, sana sıla yapana, benim sıla yapmam, senden kopup alâkayı kesenle benim de alâkayı kopup kesmem yetmez mi, bundan razı değil misin?” buyurdu. Rahim: “Evet, razıyım!” deyince, Cenab-ı Hak: “Bu sana verildi!” diye hükmetti. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Dilerseniz şu

sayıldığı hâlde, akrabaya yapılan yardım iki iyilik

ayeti okuyun” dedi: “Geri dönerseniz yeryüzünde

sayılmaktadır.

bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını

Müslüman olmanın bir gereği de akrabasıyla ilgisini devam ettirmek ve onlara iyilikte bulunmaktır. Bu ihmâl edilmemesi gereken bir görevdir. Akrabalarıyla ilgiyi koparmak ve onlara kötü davranmak büyük bir günahtır. Akrabaya

kesmeniz beklenmez mi sizden? İşte Allah’ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır. Bunlar Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?”3 Allah’a ve Rasulüne Olan İmanın Alâmetidir. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

5


HAKAN SARIKÜÇÜK I Ebû Hureyre radıyallahuanh’den rivayet edildi-

“Yakın akrabalarını uyar!”6 âyeti nâzil olunca,

ğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kureyş ka-

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine

gamber aleyhisselâm kimine genel, kimine de özel

bilesini toplantıya çağırdı. Onlar da geldiler. Pey-

ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse

olarak şöyle hitâb etti:

akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman

“Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka`b İbni Lüeyoğulları!

eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”

Kendinizi cehennemden kurtarınız!

4

Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurSıla-i Rahim Allah azze ve celle Katında En Sevimli Ameldir. “Bir kişi ashabıyla birlikte bulunan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek: “Allah’ın peygamberi olduğunu ileri sürüyorsun öyle değil mi?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:“Evet”dedi. Adam: “Peki ya Rasulullah! Hangi davranış ve hareket Allah’a daha sevimlidir?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:“Allah’a iman etmek.” dedi. Adam: “Sonra?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve

tarınız! Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız! Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez. Ama aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle ilgimi kesmeyeceğim.”7 Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in “Aramızdaki akrabalık bağı sebebiyle sizinle ilgimi kesmeyeceğim”sözü, müslüman olmadı diye bir akraba ile ilgiyi kesmemek gerektiğini dile getirmektedir.

sellem:

Bir gün din kardeşimiz olması ihtimâl dâhilinde

“Yakınlarla ilişkiyi sürdürmek” dedi. Adam:

yet’ten soğutmak anlamını taşır. Bu da doğru bir

bulunan bir kimseyle ilgiyi kesmek, onu İslâmi-

“Daha sonra?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi

hareket değildir. Müslüman olmayan bir akraba

ve sellem:

sıkıntıya düştüğünde ona yardım etmek, başına

“İyiliği söylemek, kötülükten uzaklaştırmak.”buyurdu. 5

bir kötülük geldiğinde ona el uzatmak müslüman olan akrabanın görevidir. Akrabalık bağı, işte böylesine önemlidir.

Akrabalık Bağına Riayet Etmek Tebliğ İçin Bulunmaz Fırsattır.

Ebû Abdullah Amr İbniÂs radıyallahuanhuma şöyle dedi:

Ebû Hureyre radıyallahuanh şöyle dedi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gizli değil açıkça şöyle buyururken dinledim: “(Akrabam olan) Falan oğulları ailesi benim dostlarım

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: “Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin”

değildir. Benim dostlarım Allah Teâlâ ile iyi mü’minlerdir. Fakat ötekilerle aramızda akrabalık bağı bulunduğu için kendileriyle ilgimi kesmeyeceğim.”8 Sıla-i Rahim; Mükâfatı En Hızlı Verilen Ameldir. “Onlar, gözetilmesini Allah’ın emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.”9

6

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I HAKAN SARIKÜÇÜK Ayete göre kendilerini güzel bir âkıbetin beklediği

ve Allah’ın bunda bir hakkı olduğunu biliyor. Bu kimse

haber verilen bu üç grup bahtiyardan konumuzla

en üstün mertebededir.

ilgili olanlar, “gözetilmesini Allah’ın emrettiği şeyleri gözeten” kimselerdir. Allah Teâlâ’nın bu kimselerden gözetmelerini istediği şeyler, öncelikle akrabalık bağlarını sürdürmek ve mü’minlerle bir arada dostça yaşamaktır. Bu kimseler

Bir kula da Allah ilim vermiş, mal vermemiş fakat iyi niyetlidir. “Eğer malım olsaydı, falan kimse gibi davranırdım” der. Bu kimse niyetine göre mükâfat alır. Bu ikisinin mükâfatı eşittir.

akrabaya şefkat besledikleri, muhtaç olanlarına

Bir başka kula Allah mal vermiş, ama ilim vermemiş.

yardım ettikleri, onları koruyup savundukları,

Bu kimse malını bilgisizce harcar, malı konusunda Al-

başlarına bir kötülük gelmemesi için canla başla

lah’tan korkmaz, onunla akrabalık haklarını yerine ge-

çalıştıkları için Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmış-

tirmez, Allah’ın onda bir hakkı olduğunu bilmez. İşte

lardır.

bu kişi en kötü derecededir.

Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem

Bir kul da var ki, Allah ona ne mal vermiş, ne de ilim.

efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Eğer malım olsaydı, falan gibi davranırdım” der. Bu

“Mükâfatı en hızlı verilen hayır, iyilik ve sıla-i ra-

da niyetine göre karşılık görür. İkisinin de günahı ay-

himdir. Cezası en hızlı verilen kötülük de zulüm ve

nıdır.”14

sıla-i rahimi terk etmektir”10

Sıla-i Rahimi Gözeteni Allah azze ve celle de Gö-

“Sevabını hemen vermesi için Allah’ın yapılmasını is-

zetir.

tediği iyilik ise yakınlarla olan ilişkiyi sürdürmektir. Yakınlarıyla ilişkiyi sürdürenler günahkârda olsalar, servetleri çoğalır ve nüfusları artar.”11 “Sevabı (karşılığı) en çabuk verilen ibadet sıla-i rahimdir. Hatta aile efradı fasık ve facir olmasına rağmen bazı hanelerin malları artar ve adetleri çoğalır. Çünkü onlar sıla-i rahim yaparlar.”12 Sıla-i Rahime Riayet Eden Kişi İnsanların En Fa-

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sıla-i rahim arşa asılmış ve şöyle demiştir: ‘Beni gözeteni Allah da gözetsin, benimle münasebeti kesenden de Allah rahmetini kessin.’”15 Sıla-i Rahim Rızkın Bollaşmasına ve Ecelin Gecikmesine Sebeptir.

ziletlisidir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:“İnsan-

şöyle buyurmuştur: “Her kim rızkının bol olmasını

ların en faziletlisi kimdir?” diye sorulunca şu ce-

ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gö-

vabı vermiştir:

zetsin”16

“Allah’tan en fazla korkan, sıla-i rahmi en güzel şekilde

“Rızkının bol ve ömrünün uzun olmasını isteyen kimse

yapan, ma’rufu (iyiyi) emir ve münker (kötü) den neh-

yakınlarıyla ilgilensin.”17

yetme görevini en iyi şekilde yerine getiren kimsedir.”13 Sıla-i Rahime Riayet Eden En Üstün Mertebededir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: “Size bir şey söyleyeceğim, onu hatırınızda iyi tutun. Dünya ancak şu dört grup insanındır:

“Büyüklerinizden akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede muhabbeti artırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır.”

Bir kula Allah mal ve ilim vermiş, o da bu konuda Rabbinden korkuyor, bunlarla akrabalarına iyilik yapıyor ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

7


HAKAN SARIKÜÇÜK I “Yakınlarıyla olan ilişkilerini sürdürmeleri, birbirini ziyaret etmeleri sebebiyledir.” buyurdu.” 22

“Üç şey kimde bulunursa, Allah (ahiret gününde) onun hesabını kolaylaştırır ve rahmetiyle onu cennete koyar.” Bunu işitenler: “Anamız babamız sana feda olsun, onlar nedir ya Rasulallah?” diye sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Size yardımını esirgeyene yardım etmeniz, sizinle ilişkisini kesen kimseyle ilişki kurmanız ve sizi zulmedeni bağışlamanızdır. İşte bunları yaparsanız Allah sizi cennete koyar” buyurdu.” “Ömrünün uzun, rızkının bollaşmasını ve iyi bir şekilde ölmeyi arzulayan kimse Allah’tan korksun, haramlardan korunsun ve yakınlarıyla olan ilişkisini sürdürsün.”18 “Şüphesiz gizli verilen sadaka, Allah’ın gazabını dindirir. Akrabalarla iyi ilişkiler, ömrü uzatır. İyiliklerin yapılması, kötü ölümden korur. “La ilahe illallah” sözü, kendisini söyleyen kimseden doksan dokuz belâ çeşidini

Arttırır.

“Büyüklerinizden akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede muhabbeti artırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır.”23 Sıla-i Rahim sebebiyle yapılan sadaka ve yardımlar eciri iki katına çıkarma yollarındandır. “Yoksula verilen sadaka bir sadaka, akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka sevabı, öteki de akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.”24 Sıla-i Rahim Günahlara Kefarettir. İbn-i Ömer radıyallahuanh şöyle rivayet etmiştir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e birisi gelerek: “Büyük bir günah işledim, bundan dolayı tevbe etsem olur mu?” diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemde:

“Anan var mı?” dedi. Adam: “Yok” diye cevap verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

def eder. Ki, bunların en hafifi kaygı ve üzüntüdür.”19

“Peki, teyzen var mı?” diye sorunca

“Kim rızkının geniş olmasını ve ölümünden sonra ese-

“Var” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem;

rinin devam etmesini istiyorsa, sıla-i rahim yapsın.”20

“Öyleyse ona iyilik et, tevbe etmiş olursun. Günah-

Sıla-i Rahim Ülkeleri Mamur Eder,

ların affolunur” buyurdu.25

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: “İnsanlık yönünden nasibini alan dünya ve ahiret hayrından da nasibini alır. Sıla-i rahim, güzel komşuluk yahut güzel ahlâk ülkeyi mamur

Sıla-i Rahim Kötü Ölümü, Tevbesiz Ölmeyi, Şerri ve Zararı Def Eder. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:“Allah sadaka ve sıla-i rahim

eder. Hayır ve bereketi çoğaltır ve ömrü artırır.”21

(yakınlarıyla ilişki sürdürmek) sebebiyle insanın öm-

“Allah azze ve celle halkının tutumu dolayısıyla nice

tevbesiz ölmeyi, şerri ve zararı (o insandan) defeder.”26

memleketleri mamur eder, mal ve servetlerini de bollaştırır. Onları yarattığından beri onlaraasla gücenmez de.” Orada bulunanlar bunları duyunca: “Bu nasıl oluyor ya Rasulallah?”diye sordular:

8

Sıla-i Rahim Malda Zenginliği, Ailede Sevgiyi

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

rünü uzatır. Yine bunlar nedeniyle kötü ölümü, yani Sıla-i Rahime Riayet Edenin Ahiret Gününde Hesabı Kolay Olur. “Ebu Hureyre radıyallahuanh Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini rivayet etti:


I HAKAN SARIKÜÇÜK Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bir yolculuğunda, bir bedevî peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e karşı çıkıp dedi ki: “Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak şeyi, bana bildir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’a ibadet edersin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, akrabaya iyilik edersin” buyurdu.29 “Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle cennete giresiniz”30 Rabbimiz bizleri sıla-i rahimin önemini kavrayıp bu uğurda gayret gösteren kullarından eylesin. Müslüman vasıflarıyla vasıflanıp nifak ve küfür alameti olan hasletlerden uzak eylesin. Selâm ve dua ile.

“Üç şey kimde bulunursa, Allah (ahiret gününde) onun hesabını kolaylaştırır ve rahmetiyle onu cennete koyar.” Bunu işitenler: “Anamız babamız sana feda olsun, onlar nedir ya Rasulallah?” diye sorunca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Size yardımını esirgeyene yardım etmeniz, sizinle ilişkisini kesen kimseyle ilişki kurmanız ve sizi zulmedeni bağışlamanızdır. İşte bunları yaparsanız Allah sizi cennete koyar” buyurdu.”27 Sıla-i Rahim Kişiye Şefaat Eder. “Şefaatçiler beştir: Kur’an, akrabalarla iyi ilişkiler içinde bulunmak, güvenilir olmak, Peygamberiniz ve Ehl-i Beyt’i”28 Sıla-i Rahim Cennete Yakınlaştırır, Cehennemden Uzaklaştırır. “Ebu Eyyub el-Ensarî radıyallahuanh’ den;

-----------------------------------1. Bkz: Bakara:2/27. 2. Nisâ sûresi:4/4. 3. Muhammed 23-24. Müslim. 4. Buhârî, Edeb 85; Müslim, Îmân 74, 75. Ayrıca bk. Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, Rikak 23; EbûDâvûd, Edeb 123; Tirmizî, Kıyâmet 50; İbniMâce, Edeb 4 5. Ebu Ya’la 6. Şu`arâ sûresi:26/214. 7. Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîrusûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîrusûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6 8. Buhârî, Edeb 14; Müslim, Îmân 366 9. Ra`dsûresi 13/ 21. 10. EbûDâvud, Edeb. 11. İbnMâce, Tirmizî, Hâkim 12. Beyhâkî, Harâkî, İbnHibban. 13. Ahmed, Taberânî 14. Tirmizi 15. Buhari, Müslim. 16. Buhari, Edeb. 17. Buhârî, Tirmizî. 18. Bezzar, Hakim. 19. İbn-i Asakir. 20. Müslim, Buhari. 21. İmam Ahmed. 22. Taberânî, Hâkim. 23. Tirmizî. 24. Tirmizî, Zekât 26. Ayrıca bk. EbûDâvûd, Savm 21; Nesâî, Zekât 82; İbniMâce, Sıyâm 25, 28 25. İbn-i Hıbban, Hâkim. 26. Ebu Ya’la. 27. Bezzar, Taberani, Hakim 28. Deylemi. 29. Buhârî, Edeb 10; Müslim, Îmân 14. Ayrıca bk. Nesâî, Salât 10 30. Tirmizî.

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

9


Kapak Dosya

“SILA-İ RAHİM”İ TERK ETMENİN DÜNYA VE AHİRETTEKİ KARŞILIĞI

‫الل ا ّلَ ِذي‬ َ َ ّ ‫َوا ّتَ ُقوا‬ ‫تَ َسا َءلُو َن ِب ِه‬ ََ ّ ‫َو ْال َ ْر َحا َم إِ ّ َن‬ ‫الل‬ ‫َكا َن َعلَ ْي ُك ْم َر ِقي ًبا‬ (Nisa, 1)

10

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I MUSTAFA TATLI

İslam yapısı gereği, toplu olarak yaşanarak ifa edilen canlı bir din olduğundan bireyin ilişki kurduğu herkesi önemser. Kişinin ilişki kuruduğu en önemli çevre anne-babasından sonra akrabalarıdır. Akrabalık, bizim ve bizden sonra gelen neslimizin devamlı olarak bağlı ve ilişki içinde olacağımız toplumsal bir unsurdur.

İ

slam dini, insanların birbiriyle ilişkiler kurmasını ve kurdukları bu ilişkilerde bazı hususlara dikkat etmelerini talep eder. İnsanların anne-babasından başlayarak akraba ve çevresindeki bireylerle münasebeti gündelik yaşamını etkiler. İslam yapısı gereği, toplu olarak yaşanarak ifa edilen canlı bir din olduğundan bireyin ilişki kurduğu herkesi önemser. Kişinin ilişki kuruduğu en önemli çevre anne-babasından sonra akrabalarıdır. Akrabalık, bizim ve bizden sonra gelen neslimizin devamlı olarak bağlı ve ilişki içinde olacağımız toplumsal bir unsurdur. Bu ayki yazımızda sıla-i rahim kavramından ve öneminden kısaca bahsettikten sonra akrabalık bağını koparanların İslam’a göre dünya ve ahirette görecekleri karşılıktan bahsetmeye çalışacağız.

Sıla kelimesi, sözlükte; ulaşmak, kavuşmak, irtibat; rahim ise, ana rahmi, yakınlık, acıma, koruma anlamlarına gelmektir. Mecazen, insanlar arasındaki soy birliği anlamına gelen sıla-i rahim ıstılahta; kişinin, mirasçı konumda olan veya olmayan akrabalarına, yakınlık derecesi gözeterek, imkân nispetinde maddi ve manevi yönden yardımcı olması, ilgi ve alaka göstermesi, onlarla irtibatı koparmaması anlamına gelir.(1) Sıla-i rahim, anne-baba yoluyla gelen kan bağımız, evlilikle oluşan hısımlık ve süt emme ile oluşan süt bağımızın bütünü ile olan ilişkimizin adıdır. Akrabalara iyilik etmek,(2) imkân ölçüsünde sıkıntılarına kol-kanat germek, ihtiyacı olanlara tasadduk etmek, hasta olanları ziyaret etmek, sevinç ve üzüntüleri paylaşmak, hediyeleşmek, borç vermek, tebrikleşmek, komşulukta öncelik etmek, sıkıntılarına karşı sabretmek sıla-i rahim görevlerimiz arasındadır.

Pek çok ayet(3) ve hadiste sıla-i rahimin önemi vurgulanmıştır. Bunlardan birkaç tanesini aktaralım. Kutsî bir hadiste Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur: “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Rahmi (akrabalığı) ben yarattım. Ona ismimden bir isim ayırıp taktım. Kim onunla (akrabayla) ilgisini sürdürürse ben de onunla ilgimi sürdürürüm. Kim ondan ilgisini keserse ben de ilgimi keser, perişan ederim.”(4) Hz. Peygamberin, cennete girmesine vesile olacak amelleri soran bir kişiye verdiği cevap şöyledir: “Hiçbir şeyi ortak koşmaksızın Allah’a kullukta bulunursun, namazı kılarsın, zekâtı veririsin ve sıla-i rahim yaparsın.”(5) Bu hadisin de belirttiği gibi sıla-i rahim sadece normal bir davranış değil müminler için bir ibadettir. Sıla-i rahmin hadiste yer alan önemli ibadetlerle beraber zikredilmesi bunu göstermektedir. Sıla-i rahim yapmak ne kadar önemli ise, sıla-i kat’ yani akrabalık bağlarını koparmamak da o derece önemlidir. Hadislerde sıla-i rahim yapanlara muazzam mükâfatlar vaat edilirken akrabalık bağlarını koparmaktan da sakındırılmış ve bunun büyük günahlardan olduğu bildirilmiştir. Kuran’da akrabayla ilişkiyi kesene lanet edilmiştir(6) Bu ayetlerden birinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”(7) Allah’a saygısızlığın hemen ardından akrabalık haklarına riayet etmemekten sakınılması istenmekte olup âlimler bu ayete ve daha başka ayetlerle hadislere dayanarak sıla-i rahmi gözetmenin vacip (farz) ve sıla-i rahme riayetsizliğin haram olduğunu bildirmiştir.(8) ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

11


MUSTAFA TATLI I Abdullah ibnu Evfa (r.a) anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyorduk. “Sıla-i rahmi koparan bugün bizimle oturmasın” dedi. Gruptan bir genç kalktı. Aralarında bir sorun olan teyzesine gitti. (durumu izah edince) birbirleri için istiğfar edip durumlarını düzelttiler. Genç tekrar gruba geldi. Efendimiz buyurdu ki: “İçlerinde sıla-i rahmi koparmış birisi bulunan bir topluma rahmet inmez.”(9) Aktardığımız bu hadis, sıla-i rahmi terk etmenin ne kadar büyük bir günah olduğunu gösteriyor. Öyle ki Hz. Peygamber böyle bir günahın varlığından dolayı daha bu dünyada Allah’ın rahmetinin kesileceğini bildirerek durumun düzeltilmesine yönlendiriyor. Ve işlenen böyle bir günah toplumu da ilgilendirip sonuçları toplum tarafından da hissediliyor. Halimize baktığımızda toplum içinde duyduğumuz ‘neden rabbimiz yardım etmiyor’, ‘neden rahmetini indirmiyor’ gibi sorular daha kolay cevap bulacaktır. Acaba aramızda akrabalık hakkını yerine getirmeyen, şu veya bu nedenden dolayı akrabalarla ilişkileri kesen, ‘onlar bize küstü; bir daha onlarla görüşmem’ diyen kimler vardır. Sıkıntılarımıza deva yine Allah’ın resulündedir. “Bir adam: Ya Rasulallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Eğer dediğin gibi isen, onlar senin iyi davranışların altında eziliyorlar. Sen böyle davrandıkça, Allah’ın yardımı seninledir.”(10) buyurdu. Rabbimizin Kuran ve Hz. Peygamber’in örnekliğiyle bizlerden yapmasını istediği hususlar hem dünyada hem de ahirette mutluluğa erişmemiz içindir. Ne zaman bir sıkıntı yaşıyorsak bunun altında yerine getirilmemiş bir emir buluyoruz. Ve hayatımızı iki alem için de sıkıntıya sokuyoruz. Rızkının yetmediği, hayatının bereketsiz geçtiğini nida eden bizler acaba akrabalık bağlarını koparanlar olabilir miyiz? Hz. Peygamber:“Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ömrünün uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.”(11) Başka bir hadiste: “Büyüklerinizden akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede muhabbeti arttırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır.”(12) buyurmuştur. Sıla-i rahmi terk etmenin dünyadaki

12

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

karşılıklarını bildiren bir diğer hadis de şudur: “Sılâ-i rahmi terk etme ile azgınlık günâhını işleyenin —âhirette ona hazırlanan azapla beraber— dünyada Allah’ın acele olarak cezasını vermeğe bunlardan daha lâyık bir günah yoktur.”(13) Sıla-i rahmi terk etmenin en büyük karşılığı muhakkak ki ahiret diyarındadır. Şimdi bu konuyla ilgili hadisleri aktaralım. Hz. Peygamber bir hadiste şöyle buyurur: “Akrabalık bağlarını kesip koparan, cennete giremez.”(14) Bu tehdit, ‘kişinin, usûl ve furûundan nafakası kendine vacip olan yakınları ile ilişkisini kesmesi, haram olduğunu bildiği halde bunu helal sayması’ şeklinde anlaşılabilir. Sonuç olarak, bu hadis sıla-i rahmin önemini mübalağalı bir şekilde ifade ediyor.(15) Başka bir hadiste şöyle buyruluyor: “Ahiretteki cezası bâki kalmak üzere kişiye hemen ceza verdiren şey; dille tecavüz ve akrabadan alakayı kesmektir.”(16) Hem Kuran ayetleri hem de hadisi şerifler, sıla-i rahmi ahlâki bir görev olmaktan çok ucunda cennet ve cehennem olan işlerden göstermiştir. Hadisler, akrabalık hakkına riayet edenlere rızık genişliği, uzun ömür, ailesi arasında sevilmeyi, kötü bir ölümle ölmemesini mükâfat olarak gösterir. Bu ibadeti görmezden gelip hafife alanlara ise azap ve rahmetin inmemesini kötü sonuç olarak bildirir. O halde, başta anne-babamızın olmak üzere, yakın ve uzak akrabalarımızın haklarına riayet etmek müslümanın en önemli görevlerinden biridir. Hatırlamak ve hatırlanmak temennimiz ile...

----------------------------------------

1. Mehmet Eren, Kuran ve Sünnete göre Sıla-i Rahmin önemi, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 12, 2008, s. 369.; Mustafa Çağrıcı, DİA, Sıla-i Rahim, c. 37, 112. 2. Nahl, 90. 3. Nisa, 36; Ahzab, 6; Nisa, 8; Enfal 38. 4. Ebu Davud, 1694; Tirmizi, 1907. 5. Buhari, Zekat, 1. 6. Bakara, 27; Muhammed, 22-23. 7. Nisa,1. 8. Mustafa Çağrıcı, DİA, Sıla-i Rahim, c. 37, 112. 9.Fazlul’llahi’s-samed, c.1, s. 145; Esbahânî. 10. Müslim, Birr, 22. 11. Ebu Davut, Zekât, 45. 12. Tirmizi, 1979. 13. İbn Mace, 4211. 14. Buhari, Edep, 11. 15. Mehmet Eren, a.g.m, s. 369. 16. Ebu Davud, 1697.


Kapak Dosya

MUHAMMED ALİ MÜCAHİD

Sahabelerin Dilinden ve Hayatından

SILA-İ RAHİM

İbn-i Mesud radıyallahu anh sabah namazından sonra (camide) bulunanlarla oturur ve: “Allah’a yemin ederim, yakınlarıyla ilişkisini kesen aramızda barınamaz. Çünkü biz Rabbimize dua ederiz, gökyüzünün kapıları (rahmet kapıları) ise yakınlarıyla ilişkisini kesene kapalıdır. (Dualarımızın kabulüne engel olur.)” derdi.”

S

ahabeler hayatlarıyla ve sözleriyle sıla-i rahimi tavsiye etmişlerdir…

 İbn-i Ebi Cemre radıyallahu anh;

“Sıla-i rahim mal ile, bir işe yardım etmekle, bir zararı kaldırmakla, akrabadan gelecek eziyet ve ilgisizliğe güler yüzlü olmakla ve dua etmekle olur.” (Buhari-Edebü’l-Müfred) Hicretin yedinci senesinde Mekke’de kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. Allâh Rasûlü, kendisine yirmi senedir amansız bir şekilde düşmanlık eden Mekkelilere, altın, arpa ve hurma göndererek yardımda bulundu. Ebû Süfyân, bunların hepsini teslim alıp Kureyşlilerin fakirlerine dağıttı. “İNSAN, İHSÂNA MAĞLUPTUR.” İkram ve ihsan, düşmanın bile düşmanlığını yumuşatır. Allâh Rasûlü’nün Mekke fukarâsına yaptığı bu infâkı dolayısıyla; ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

13


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD I Ebû Süfyân bile, kalbindeki katılık ve düşmanlık azaldığı için:“Allâh, kardeşimin oğlunu hayırla mükâfatlandırsın! Çünkü O, akrabâlık hakkını gözetti!” diyerek duyduğu memnûniyeti dile getirmiştir. Bu âlicenaplık ve fazîlet karşısında pek çok insan İslâm ile şereflenmiştir. Yûsuf -aleyhisselâm- da bu hususta güzel bir misâldir. Kardeşleri kendisini çekemeyip kuyuya attıkları hâlde o, kardeşlerine en güzel şekilde ikramda bulunmuş, hatâlarını yüzlerine vurmayıp onları affetmiş, bunun üzerine onlar da: “…Yemîn ederiz ki Allâh, seni hakîkaten bizden üstün kılmıştır. Biz doğrusu hatâya düşmüşüz.” (Yûsuf; 91) demişlerdir. Efendimizle ilk vahyin heyecanını paylaştığı dönemde Hz. Hatice annemiz, Peygamberimizin, Cebrail’den (a.s.) ilk ayetleri aldıktan sonra “Kendimden korkuyorum.”demesine mukabil; “Hayır ebedîyyen Allah seni zâyi etmeyecektir. Şüphesiz sen sıla-i rahim yapıyor, ihtiyacı olanın elinden tutuyor, yoksula bakıyorsun...”demiştir. Hz. Hatice validemizin bunu demesi, Varaka b. Nevfel’in de bu istikamette bir mütalaada bulunmasından anlaşılıyor ki, sıla-i rahim, o toplumda zor yapılan bir şey. Hz. Ebu Bekir, Efendimiz’e yapılanlar karşısında O’na sahip çıkarken, “Senin gibi, fakirin, yoksulun elinden tutan, sıla-i rahim yapan birine bu yapılmaz.”diyor. Ve yine komşulukla korumaya almak istediğinde, Kureyş’e karşı sıla-i rahimi referans olarak veriyor. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, sıla-i rahim o dönemde de herkes için gâye-i hayâl ve çok önemli bir şeydi. Bunlara bir örnek ise Kureyşlilerin kıtlığa düştüğü dönemlere rastlanır.  İbn-i Abbas radıyallahu anh anlatıyor; “Kureyşliler şiddetli bir kıtlığa düşmüşlerdi. Öyle ki kurumuş kemikleri yemeye mecbur kaldılar. Kureyş’in arasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Abbas b. Abdulmuttalip’den daha zengini kalmamıştı. Hz. Peygamber Ab-

14

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

bas’a: “Ey amcam! Senin kardeşin Ebu Talib’in çoluk çocuğu çoktur ve Kureyş’in başına gelen sıkıntıyı da görüyorsun. Gel ona gidelim çocuklarından bazılarını alıp yükünü hafifletelim” dedi. Ebu Talib’e: “Biz senin bazı çocuklarını alıp da bakalım diye, geldik” dediler. Ebu Talip: “O halde bana Akil’i bırakın, diğer çocuklarımdan kimi isterseniz götürün” dedi. Böylece Hz Peygamber Hz Ali’yi, Abbas da Cafer’i götürdü. Ali ile Cafer, Hz. Peygamber ile Abbas’ın yanında büyüyünceye kadar kaldılar. Cafer Abbas’ın yanında Habeşistan’a muhacir olarak gittiği zamana kadar kaldı.” (Bezzar, İbn Abbas) Bir başka hadisede ise, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir kurban kesecek olsa muhakkak Hazret-i Hatîce’nin akrabâlarına da gönderirdi. (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 20.) İki cihan serveri aleyhisselatu vesselam şöyle buyurmuştur; “Allâh Teâlâ beni akrabâyı koruyup gözetmek, putları kırmak ve Allâh’ın bir olduğunu bildirip O’na ortak koşulmaması gerektiğini anlatmak vazîfesiyle gönderdi.” (Müslim, Müsâfirîn, 294)  Ameş radıyallahu anh diyor ki; İbn-i Mesud radıyallahu anh sabah namazından sonra (camide) bulunanlarla oturur ve: “Allah’a yemin ederim, yakınlarıyla ilişkisini kesen aramızda barınamaz. Çünkü biz Rabbimize dua ederiz, gökyüzünün kapıları (rahmet kapıları) ise yakınlarıyla ilişkisini kesene kapalıdır. (Dualarımızın kabulüne engel olur.)” derdi.” (Taberânî)  İbn-i Ömer radıyallahu anh; İbn-i Ömer radıyallahu anh Mekke’ye gidiyordu. Yanında devesi ve merkebi vardı. Devede gitmekten usanınca merkebe binerdi. Sarığı da vardı. Merkebi üzerinde giderken ona bir bedevi rastladı. İbn-i Ömer radıyallahu anh: “Sen filan oğlu filan değil misin?” diye sordu. “Evet” deyince ona merkebini verdi ve “bin” dedi. Sarığını da vererek: “Başına koy” dedi. Olay üzerine arkadaşları İbn-i Ömer radıyallahu anh’a: “Allah seni bağışlasın, istirahat için


I MUHAMMED ALİ MÜCAHİD bulundurduğun merkebini bu adama verdin. Başına sardığın sarığı da verdin” diye hayret ettiklerinde, o şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “İyiliklerin en güzeli, insanın babası öldükten sonra, babasının dostlarını görüp gözetmesidir.” Çünkü onun babası, babamın arkadaşı idi.” (Müslim, Tirmizi) Zür bin Hubeyş radıyallahu anh anla-

tıyor;

Hemen halasına gitti. Halası ona dedi ki: “Ey kardeşimin oğlu! Seni getiren nedir?” Genç de dedi ki: “Ebu Hureyre’nin şunu ve şunu söylediğini işittim.” Halası da ona şöyle dedi: “Ebu Hureyre’ye dön ve ona sor ki, bu sözü ne için söylemiştir?” Bunun üzerine Ebu Hureyre:

“Saffan bin Assal el-Muradî’ye geldik. Bize:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in:

“Ziyaretçi misiniz?” dedi. Biz de:

“Her Perşembe akşamı- Cuma gecesinde- insanoğlunun amelleri şanı yüce ve yüksek Allah’a arz edilir de, sıla-i rahmi terk edenin ameli kabul edilmez.”dediğini duydum.”buyurdu. (Müsned-i Ahmed)

“Evet” dedik. Bunun üzerine: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim mümin kardeşini ziyaret ederse, geri dönünceye kadar rahmete dalmış olur. Yine kim mümin kardeşini hastalığında ziyaret ederse, geri dönünceye kadar cennet bahçelerine girmiş olur” buyurduğunu anlattı.” (Taberânî)

 Abdullah Bin Mesud radıyallahu anh; Kendisini ziyarete gelen arkadaşına: “Bir araya gelip oturuyormusunuz?” diye sordu.

Ata radıyallahu anh;

Onlar: “Bunu hiç bırakmıyoruz ” dediler. İbni Mesud:

Ben ve Ubeyd bin Umayr, Hz Aişe’nin huzuruna girdik. Hz. Aişe, Ubeyde’ye:

“Birbirinizi ziyaret ediyor musunuz?” deyince de:

“Anacığım! Size ilk söyleyenin söylediği gibi:

“Evet. Ey Ebu Abdurrahman! Bizden biri kardeşini kaybedince onunla karşılaşmak için ta Küfe’nin sonuna kadar yaya olarak yürür” dediler İbni Mesud:

“Seyrek ziyaret et ki, sevgin artsın, diyeceğim” dedi. Hz. Aişe de:

“Böyle davrandığınız müddetçe hayır içerisinde bulunuyorsunuz” dedi.” (Taberânî)

“Bizi ziyaret etme zamanın gelmişti” dedi. Ubeyde:

“Bu ihmalkârlığınıza bizi vesile kılmayın” dedi.” (İbn-i Hibban)  Ebu Eyyub Süleyman radıyallahu anh anlatıyor; “Perşembe akşamı (Cuma gecesi) Ebu Hureyre bize geldi ve dedi ki: “Sıla-i rahmi terk eden her şahsı, yanımızda bulunduğu için günah işlemekle suçlandırıyorum.

Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-’den ri-

vayet edildiğine göre bir adam:

- Yâ Rasûlallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar, dedi.

Yanımızda durmasın, sılasını yapsın.”

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kimse kalkmadı. Bu sözü Ebu Hureyre üç defa tekrarlayınca bir genç geldi ki, iki seneden beri halasına dargın bulunuyordu.

“- Eğer dediğin gibi isen, akrabana sıcak kül yediriyor gibisin. Şayet bu şekilde davranmaya devam edersen, onlara karşı senin yanında Allah Teâlâ’nın ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

15


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD I görevlendireceği bir yardımcı dâimâ bulunacaktır.” (Müslim, Birr, 22) Hadis-i şerifte geçen “onlara sıcak kül yediriyor gibisin” ifadesi bir teşbihtir. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, akrabasından ilgi gördüğü halde aynı şekilde karşılık vermeyen kimselerin içinde bulunduğu hâli, sıcak kül yiyenin acı ve ıstıraplı hâline benzetmiştir. Her ne kadar yakınları tarafından karşılık görmese bile kişinin yaptığı iyiliğe devam etmesi gerektiğini Fahr-i Kâinât sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle belirtmektedir: “Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Edeb, 15) Medine’de Ensâr arasında en fazla hurmalığı bulunan Ebû Talha idi. Ebû Talha’nın en sevdiği malı da Mescid-i Nebevî’nin karşısındaki Beyruhâ adlı hurma bahçesiydi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu bahçeye girer ve oradaki tatlı sudan içerdi. Enes sözüne devamla der ki:

‫لَ ْن تَ َنالُوا ا ْل ِب ّ َر َح ّ َتى ُت ْن ِف ُقوا ِم ّ َما ُت ِح ُّبو َن َو َما ُت ْن ِف ُقوا ِم ْن‬ ‫هلل ِب ِه َع ِلي ٌم‬ َ ‫َش ْى ٍء َف ِا ّ َن ا‬

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, gerçek iyiliğe (asla) eremezsiniz” (Âl-i İmrân; 92) âyet-i kerîmesi nâzil olunca, Ebû Talha, Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldi ve: - Yâ Rasûlallah! Cenâb-ı Hak sana “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, gerçek iyiliğe (asla) eremezsiniz” âyetini gönderdi. En sevdiğim malım Beyruhâ adlı bahçedir. Onu Allah rızası için infak ediyorum. Allah’tan onun sevabını ve benim için âhiret azığı olmasını dilerim. Beyruhâ’yı Allah’ın sana göstereceği şekilde kullan, dedi. Bunun üzerine Nebiyy-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

16

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

“- Âferin sana! Kârlı mal dediğin işte budur! Seni duydum Ebû Talha. Onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum.” Ebû Talha: - Öyle yapayım, yâ Rasûlallah, dedi ve bahçeyi amcasının oğulları ve diğer akrabaları arasında taksim etti. (Buhârî, Vekâlet, 14; Müslim, Zekât, 42) Emir ve tavsiyeleriyle sıla-i rahimin önemine vurgu yapan Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem aynı zamanda kendi hayatında, uzak yakın demeden bütün akrabalarıyla irtibatını sürdürmüştür. Bilindiği gibi Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem kendisi dünyaya gelmeden evvel babasını, altı yaşında iken de annesini kaybetmişti. Dolayısıyla o, önce dedesi daha sonra da amcası Ebû Tâlib’in yanında büyümüş, bu esnada amcasının eşi Fatıma, Efendimize kendi çocuğu gibi bakmış, bazen çocuklarından bile üstün tutmuştur. Müslüman olup Medine’ye hicret eden bu hanım sahabi vefat ettiğinde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çok üzülmüş ve “Annem öldü.” demiştir. Ayrıca onu kendi gömleği ile kefenletmiş, hatta kabre konulmadan önce bir müddet kabrine uzanıp yatmıştır. Sahâbîler: - Ya Rasûlallah, Fatıma için yaptığını başka hiç kimseye yapmadın, dediklerinde; Efendimiz şu cevabı vermiştir: “- Ebû Tâlib’ten sonra bana, ondan daha çok iyilik eden birisi yoktur. Gömleğimi ona cennet hulleleri giydirilsin diye giydirttim. Kabir hâli kendisine kolay gelsin diye de kabrine uzandım.” (İbn Abdilber, İstîâb, IV, 1891) Efendimiz, Ebvâ köyünde kendisiyle beraber annesinin ölümünü gören dadısı Habeşli Ümmü Eymen’i de zaman zaman evinde ziyaret eder, onun hakkında: “Annemden sonra benim annemdir.” derdi. (İbnü’lEsîr, Üsdü’l-ğâbe, VII, 303) Amcası Abbas radıyallahu anh ile ilgili şu haber de dikkat çekicidir:


I MUHAMMED ALİ MÜCAHİD Bir gün Abbas radıyallahu anh öfkeli bir hâlde Hz. Peygamber’in yanına gelir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “- Seni öfkelendiren nedir?” diye sorar. Hz. Abbas: - Kureyş’in bizimle alıp veremediği nedir? Kendi aralarında birbirlerine karşı güler yüzlü davranırlar, bizimle karşılaştıklarında surat asarlar, der. Bu duruma Hz. Peygamber de öfkelenir. Öyle ki öfkeden yüzü kızarır ve şöyle buyurur: “Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zü’l-Celâl’e yemin olsun ki Allah ve Resûlü için sevmediğiniz sürece hiç birinizin kalbine iman girmez.” Sonra devamla der ki: “Ey insanlar, her kim amcama eziyet ederse mutlaka bana eziyet etmiş olur. Zira kişinin amcası babası yerindedir.” (Tirmizî, Fiten, 28) İbn-i Abbas radıyallâhu anhuma anla-

tıyor: Rasûlullah birgün (babam) Abbas’a dedi ki:

“- Amcacığım, sen ve oğlun Pazartesi sabahı bana gelin, sizlere dua edeyim. Allah bu dua bereketiyle sana ve oğluna hayırlar versin.” Babamla birlikte Rasûlullah’a gittik. Bize birer elbise giydirdi ve şöyle dua buyurdu: “Allah’ım! Abbas’ı ve oğlunu zâhir ve batın hiçbir günahın hâriç kalmayacağı mağfiretinle bağışla. Allah’ım! Onu çocuğu sebebiyle muhafaza buyur.” (Tirmizi, Menakıb, 28)

Sütannesi ve Hz. Peygamber Amir bin Vâsıla radıyallahu anh tarafından şöyle anlatılır: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Cîrane denen yerde et taksim ederken gördüm. Ben, o zaman çocuktum ve kesilen develerin kemiklerini taşıyordum. O anda bir kadın gelip Hz. Peygamber’e yaklaştı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem hırkasını yere serdi. Kadın onun üzerine oturdu.

Ben: - Bu kimdir, diye sordum. - Sütannesidir, dediler. (Ebû Dâvûd, Edeb, 119, 120) Yine Fahr-i Kâinât sallallâhu aleyhi ve sellem sütannesi Halime’ye de iyi davranmış, o yanına gelince çok sevinmiş, sırtındaki ridasını yere sererek onu üzerine oturtmuş ve “Anneciğim, anneciğim!” diye hitap etmiştir. (İbn Sa’d, I, 113, 114) Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe’yi hiç unutmadı, Mekke’de iken onu ziyaret eder ve ona ikramlarda bulunurdu. Hicret edince Medine’den ona giyecek gönderirdi. Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırdı, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrendi. (Dimyâtî, es-Sîretü’nNebeviyye, s, 33; Aişe A. Bint Şâtî, age, I, 161) Sütannesi Halime Hatun’u gördükçe, “Ümmü Eymen, ehl-i beytimin hatırası!” “Benim annem, annemden sonraki annem” der, kendisine içten sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını serip üzerine oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke’ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmişti. Onunla şakalaşır ve ona latife yapardı. Bir gün Ümmü Eymen, beni bir deveye bindirsene, deyince Peygamberimiz, “Seni, bir deve yavrusuna bindireyim” diyerek ona takılmıştı. (Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, s, 36; Muhammed Mehdî- Mustafa Ebunnasr, Nisâ Havle’r-Rasul, Beyrut, 1995, s, 235-236; Köksal, age. II, 46-47, 167) Mekke Fethinde sütannesi Halime Hanımın kız kardeşini görüp sütannesini sordu, vefat ettiğini öğrenince ağladı. Süt teyzesine izzet ikramda bulundu, ayrıca 200 dirhem (nisap miktarı) para verilmesini emretti. Kadıncağız ona şöyle dedi: “Sen küçükken de büyük iken de ne güzel kefil olunan, bakılansın!” (Köksal, age. II, 46-47)

Süt kızkardeşi ve Hz. Peygamber H. 8. yılda yapılan Huneyn savaşında esir düşen sütkardeşi Hz. Şeyma’yı elbisesinin üzeZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

17


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD I rine oturtmuş ve ‘hoş geldin’ buyurmuş, gözleri dolu dolu olmuş, ona sütanne ve sütbabasını sormuş, onların ölmüş olduklarını öğrenmiş, sonra Şeyma’ya şunları önermiştir: “İstersen sevgi ve saygıyla yanımda otur, istersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim.” Şeyma ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür. (Köksal, age. XV, 431-432) Onun bu davranışında 60 yıl kadar sonra bile devam eden vefakârlığını görüyoruz. Hicretin 2. yılı Efendimizin amcası Ebu Leheb’in kızı Dürre, iman etmek için Medine’ye geliyor… “Ey İnsanlar! Sizin nesebiniz/soyunuz var da benim yok mu? Dürre benim amcamın kızıdır. Onun hakkında hiç kimse hayırdan başka bir şey söylemesin. Haberiniz olsun ki, kim benim soyumdan gelenleri ve akrabalarımı incitirse beni incitmiş olur. Kim beni incitirse Allah’ı incitmiş olur. Unutmayın küfür üzere ölen yakınları yüzünden, diriler rahatsız edilmezler.” Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem çok uzak akrabaları bile yâd etmekten geri kalmamış insanlar arası münasebetlerde bu durumun önemine daima vurgu yapmıştır. Ebû Zer radıyallâhu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem birgün ashabına şöyle hitab etti: “Siz kırât denen bir ölçü biriminin kullanıldığı Mısır’ı fethedeceksiniz. Oranın halkına iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyetimi tutunuz. Zira onlarla bir ahid ve emânımız, bir de akrabalık bağımız vardır.” (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 226) Bir diğer kayda göre de Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “... Onlarla ahid ve emân görevi ve hısımlık bağı vardır.” (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 227) Bilindiği üzere, Peygamber Efendimiz’in soyu Hz. İsmâil’e dayanmaktadır. Hz. İsmâil’in annesi Hz. Hâcer, Mısırlı olduğu için Efendimiz Mısırlıları akraba saymakta, böylece kendisini onlarla ahid yapmış ve kendilerine emân vermiş kabul etmekte, dolayısıyla Mısır fethedildiği zaman halkına iyi davranılmasını tavsiye etmektedir.

18

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem’in Mısırlılarla olan ikinci yakınlığı ise hısımlık bağıdır. Hatırlanacağı gibi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, hicretin yedinci yılında devrin bazı hükümdarlarını İslâm’a dâvet ederken İskenderiye Mukavkısı’na da bir mektup göndermişti. Mukavkıs İslâmiyet’i kabul etmemekle beraber Resûl-i Ekrem’e bazı hediyeler göndermişti. Hediyeler arasında bulunan Mâriye isimli cariye ile Peygamberimiz evlenmiş, bu evlilikten oğlu İbrahim dünyaya gelmişti. Böylece Resûlullah ile Mısırlılar arasında, dededen gelen akrabalık bağından sonra bir de hısımlık bağı oluşmuştu. Hâsılı Hz. Peygamber’in sünnetinde, her hâlükârda uzak veya yakın akrabaya değer verilmesi, akrabalık bağının korunup yaşatılması teşvik ve telkin edilmektedir. Ne acıdır ki bizler bugün iki göbek sonraki akrabamızı unutmuş durumdayız. Meselâ dedemizin amcasının oğlu, ninemizin kardeşinin kızı dendiği zaman, aramızda hiçbir bağ kalmamıştır. Ne onlara gitmeyi, ne de onların bize gelmesini istiyoruz. Bilhassa şehirlere doğru yaklaştıkça akraba ilişkilerinin zayıfladığını, hatta kaybolma noktasına geldiğini görmekteyiz. Bunun en önemli sebebi, modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzının sonucu kendi değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Hâlbuki bizim kültürümüzde akrabalar insanın ilk tanıdığı, sevdiği, insanî münasebetlerini geliştirdiği, sıcak bakışlardan oluşan çevresidir. Bu çevreyi oluşturan bağlar ise tesbih tanelerini bir araya getiren ipliğe benzerler. Söz konusu ipliği koparmak uygun olmadığı gibi kuvvetlendirmek de Müslümanlığımızın gereğidir. Rasulullah’ın şu buyrukları UNUTULMAMALIDIR Kİ; “Mükafatı en hızlı verilen hayır, iyilik ve sıla-i rahimdir. Cezası en hızlı verilen kötülük de zulüm ve sıla-i rahimi terk etmektir” (Ebû Dâvud, Edeb, 51) “Sıla-i Rahmi (akrabalarla ilişkiyi) kesen cennete giremez.” (Müslim, Birr 19)


MAHMUT VARHAN

KALBİN İMAR VE ISLAHI-2

Şeytan, Âdemoğlunun kalbine yavaş yavaş sızarak oraya yerleşmek ve kalbi tamamen kendi kontrolüne alarak Âdemoğlunu istediği şekilde yönetip yönlendirmek istemektedir. Bunun için de insanın kalbine bazı kapılardan gelmekte ve kalbe giden bir takım yolları bulunmaktadır. Eğer bu kapılar açık tutulursa, şeytanın kalbe nüfuz etmesi gayet kolaylaşır.

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

19


MAHMUT VARHAN I

şeytanın kalbe nüfuz etme yollarını kapatmak ve şeytanın kendisinden giriş çıkış yaptığı kapıları kilitlemek gerekir.

B

ilinmesi gerekir ki kalp ve çevresi Rahman’ın melekleri ile İblis’in askerlerinin savaş meydanıdır. Her bir kalbin yanında bir melek ve bir de şeytan vardır. Melek sürekli kalbe hayrı ilham edip, onu hayır yollarına ve salih amellere teşvik ederken; şeytan devamlı kalbe şerleri ve kötülükleri fısıldayıp, çeşitli şüpheler ve şehvetlerle kalbi vesveselerle boğmaya çalışır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki şeytanın Âdemoğlun(un kalbine) bir dokunması vardır, meleğin de bir dokunması vardır. Şeytanın dokunmasına gelince, bu şerri va’detmek ve hakkı yalanlamak şeklindedir. Meleğin dokunması ise, hayrı va’detmek ve hakkı tasdik etmek şeklinde meydana gelir. Her kim buna mazhar olursa, bilsin ki bu hali Allah’tandır ve bundan dolayı Allah Teâlâ’ya hamdetsin. Her kim de diğer hale maruz kalırsa, kovulmuş şeytandan Allah Teâlâ’ya sığınsın.” Sonra şu ayeti okudu: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size fahşâyı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bir bolluk va’dediyor. Allah ihsanı bol olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 268)1 Şeytan, Âdemoğlunun kalbine yavaş yavaş sızarak oraya yerleşmek ve kalbi tamamen kendi kontrolüne alarak Âdemoğlunu istediği şekilde yönetip yönlendirmek istemektedir. Bunun için de insanın kalbine bazı kapılardan gelmekte ve kalbe giden bir takım yolları bulunmaktadır. Eğer bu kapılar açık tutulursa, şeytanın kalbe nüfuz etmesi gayet kolaylaşır. İşte bunun için şeytanın kalbe nüfuz etme yollarını kapatmak ve şeytanın kendisinden giriş çıkış yaptığı kapıları kilitlemek gerekir. Diğer taraftan meleğin etkisini arttıracak

20

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

ve onu destekleyip kuvvetlendirecek bazı amellere sarılmak gerekir. İşte kalbi meleğin ilhamlarıyla imâr etmek ve şeytanın dokunuşlarından ve hücumlarından korumak için şu esaslara yapışmak gerekir: 1- Tahkiki ve kâmil bir iman: Daha önce de geniş bir şekilde açıkladığımız gibi kalbi en iyi ıslah ve imâr eden ve kalbi en fazla nurlandıran kâmil bir imandır. İnsan nur’u iman ile âlâ’yı illiyyine çıkar, cennete layık bir kıymet alır. İman hem nurdur, insanın kalbini münevver yapar; hem de muazzam bir kuvvetir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir. İman, insanı insan eder, belki insanı sultan eder. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.2 Şeytanın kalbe hâkim olmasını sağlayan en etkili vesileleri küfür, şirk ve nifaktır. Bu hastalıklardan arınmış ve kâmil imanın nûruyla aydınlanmış bir kalbin ışığı, sürekli karanlıklar içinde bulunan şeytanın gözlerini kör edecek kadar kuvvetlidir. 2- Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’e sarılmak: Kur’an-ı Kerim imanı arttırarak kemâle erdirir ve kalbi yumuşatıp kalpteki her türlü kasveti giderir. Kur’an-ı Kerim ayetleri kalbe işledikçe, şeytanın kalbe atmış olduğu bütün şüpheleri ve şehvetleri yakıp yokeder ve kalbi paklayıp Rahmanî feyizlere layık hâle getirir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rabblerine karşı içleri titreyerek korku duyanların ondan derileri ürperir. Sonra da onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar yatışır. İşte bu, Allah’ın yol gösterme-


I MAHMUT VARHAN sidir, onunla dilediğini hidayete eriştirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösteren yoktur.” (Zümer, 23) “Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl, 2) Kur’an-ı Kerim’i hakkıyla tilavet etmeli, onunla amel etmek için gereği gibi okumalıdır. Böylece Kur’an kal’asına girerek kendini şeytanın her türlü tesirinden korumaya almalısın ve Kur’an eczahanesinde bulunan ilaçlarla kalbini tedavi ederek ıslah etmelisin. 3- Zikir: Allah Teâlâ’yı zikretmek kalbin cilasıdır. Zikir, kalbin ve ruhun en kuvvetli gıdasıdır. Zikir kalbi uyanık hâle getirerek, gafleti izâle eder. Şeytanın, Âdemoğlunun kalbine kendisinden girdiği en büyük kapılarından biri de gaflet olduğuna göre; kalbi teyakkuz hâline sokan zikir, şeytana karşı girilecek en sağlam kaledir. Kalbin en fazla güvende olduğu an, Allah’ın zikredildiği vakittir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Dikkat edin, gerçekten kalpler, ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.” (Ra’d, 28) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “...Ve ben size Allah’ı pek çok zikretmenizi emrediyorum. Bunun (zikrin) örneği şöyle bir adama benzer ki, düşmanlar hızlı bir şekilde onu takibe koyulduklarında o, sapasağlam ve korunaklı bir kaleye gelip kendisini o kalede korudu. İşte kul da ancak Allah’ı zikretmekle şeytandan kendisini koruyup kurtulabilir.”3 Said b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas’tan yüce Allah’ın: “Vesvese veren, o sinsi ve sinici olanın

şerrinden” (Nas, 4) buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: “Şeytan Âdemoğlunun, kalbi üzerinde oturur. Yanılır ve geflete düşerse ona vesvese verir; Allah’ı zikredecek olursa, hemen geri çekilip siner.”4 4- Günahlardan sakınmak: Şeytanın kalbe nüfuz ettiği kapıların başında ma’siyetler kapısı gelmektedir. Bundan dolayı bid’atlerden, günahlardan ve özellikle de kalbi hastalıklar olan riya, ucub, kibir ve hased gibi zehirleyici ma’siyetlerden sakınmak gerekir. Çünkü ma’siyetler kalbi karartarak harabeye çevirir ve imanın nûrunu söndürür. Böylece şeytan surları yıkılmış, nûru sönmüş böyle bir kalbe rahatlıkla girip ifsad eder. Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kul bir günah işlediği zaman, onun kalbinde (bu günahı) siyah bir nokta meydana getirir. Şayet kul bu günahtan vazgeçer, istiğfar edip tevbe ederse, kalbi yine arındırılıp parlatılır. Eğer kul günah işlemeye devam ederse, siyah noktalar arttırılır ve öyle bir hâle gelir ki, bu siyahlık kalbini tamamen kaplar (ve kalbi simsiyah kesilir). İşte bu, Allah Teâlâ’nın zikrettiği (kalbi kaplayan) perdedir: “Hayır; aksine onların kazandıkları kalplerini örtmüştür.” (Mutaffifin, 14)5 5- Ahireti dünyaya tercih etmek: Ahiret ile dünya iki kuma gibidirler. Birinin imâr edilmesi ve rızasının gözetilmesi durumunda diğeri muhakkak harap olacaktır. Bundan dolayı Allah’ın rızasını ve sevgisini isteyen mü’min, dünyası harap olsa bile ahiretini imâr etme gayreti içerisinde olmalıdır. Dünyayı, Allah Teâlâ’nın esmâ ve sıfatını kendisinde müşahede ettiği bir sergi ve salih ameller işleyerek ahiretteki derecelerini yükseltmeye vesile olan bir uhrevi ticarethane ve ahi-

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfâl, 2)

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

21


MAHMUT VARHAN I rette devşirilmek üzere salih amellerin ekildiği bir mezraa olarak kabul eder. Yoksa sırf dünyevi olan fâni yönüne asla değer vermez. Mü’min bilir ki: “Dünya sevgisi, her türlü hatanın başı/sebebidir.”6 Yine mü’min bilir ki: “Eğer dünyanın Allah katında bir sinek kanadı kadar değeri olsaydı, kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.”7 Değersiz ve fâni olan bu dünya kâfirlerin oyalanıp eğlendiği geçici bir kervansaraydır. Bununla beraber şeytanın kalbe nüfuz ettiği en önemli kapılardan biri de dünyadır. Şeytan insanların çoğunu zehirli bir bal suretinde olan cazibedar dünya ile tuzağa düşürür. Kimini mal/para ile, kimini mevki-makam ile ve kimini de kadın fitnesi ile avlar. İşte bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de ve sünnet’i seniyyede bu konuda pek çok uyarıcı nasslar varid olmuştur. Şimdi birkaç tanesini üzerinde düşünerek okuyalım: “Hayır, (ey insanlar) hayır, siz çabucak geçeni (şu dünyayı) seversiniz; ve ahireti ise bırakırsınız!” (Kıyame, 20-21)

ise amel etmenin olmayacağı hesap günü olacaktır.”10 Allah Teâlâ bizleri ahiretin evlatlarından eyleyerek, dünya sevgisini kalbimizden söküp çıkarsın. Zira müslümanların maruz kaldığı en tehlikeli musibet bu dünyevileşme hastalığıdır. Öyle ki kalplerine dünya sevgisi yerleşen müslümanların, bütün mukaddesatlarının çiğnenmesine karşı sessiz kaldıklarını ve nemelazımcı bir tavır takındıklarını esefle müşahede etmekteyiz. Dünyevileşme hastalığı neticesinde müslümanların kalplerine kin, hased, ucub, kibir, haksız rekabet ve cimrilik mikropları yerleşmiştir. Böylece pek çok insanın kalbi ölmüştür. Makalemizi şu hadis’i şerifle sonlandıralım: Ebû Hureyre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ sizlerin ne bedenlerinize ne de suretlerinize bakmaz. Fakat O, sizlerin kalplerinize bakar.”11 “Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma. Bize katından bir rahmet bağışla. Muhakkak ki Sen bol bol bağışlayansın.”

Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; hiç şüphe yok ki (onun için) cehennem varılacak yerin ta kendisidir. Rabbinin huzuruna

varmaktan korkup nefsini hevâdan alıkoyana gelince; hiç şüphe yok ki (onun için) cennet, varılacak yerin ta kendisidir.” (Nâziât, 37-41) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki kendimden sonra sizin için (en çok) korktuğum şeylerden biri de dünyanın süs ve zinetinin önünüze serilmesidir.”8

---------------------------------------------

Yine şöyle buyurdu: “Muhakkak ki dünya tatlı ve

1. Tirmizi: 3231. Merfu olarak zayıf olan bu hadis, Abdullah b. Mes’ud’a mevkûf olarak sahihtir. Bu mevkûf da merfû hükmündedir.

yeşil/çekicidir. Ve şüphesiz ki Allah Teâlâ sizleri oraya

2. Said Nursi, Sözler, Yirmi üçüncü söz.

halife yapacak ve nasıl amel edeceğinize bakacaktır.

3. İmam Ahmed, Müsned: 4/130-202; Tirmizi: 2867. Tirmizi dedi ki: Bu Hasen Sahih bir hadistir.

Bunun için de dünyadan sakının ve kadınlardan sakının.”9

4. İbni Kesir Tefsiri: 6/590 5. Tirmizi: 3334. Tirmizi dedi ki: “Bu Hasen-Sahih bir hadistir.”

Hz. Ali radıyallahu anhu şöyle demektedir:

6. Beyhaki, Şüabü’l-İman: 7/338. Hasan el-Basri’den...

“Dünya arkasını dönüp gitmekte, ahiret ise bize

7. Tirmizi: 2320. Sehl b. Sa’d’dan... Hasen bir hadistir.

doğru gelmektedir. Bu ikisinden her birinin evlatları vardır. Sizler ahiretin evlatlarından olunuz;

22

8. Buhari: 1465; Müslim: 1052. Ebû Said el-Hudri’den... 9. Müslim: 2742. Ebû Said el-Hudri’den...

sakın dünyanın evlatlarından olmayın. Zira

10. Buhari: 6417. hadisten hemen önce muallak olarak zikretmiştir.

bugün hesabın olmadığı amel günüdür. Yarın

11. Müslim: 2564

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


NEDİM BAL I

GÜNDEME

BAKIŞ

BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ BİLMEK GEREK Bismillahirrahmanirrahim.

lerek İslam’ın tevhid sancağı oralarda dalgalandı.

slam topraklarına yönelik işgaller, Müslümanlar arasına ekilen fitne tohumları, katliamlar ve sürekli akan Müslüman kanı… Niçin bu zulümler, bu katliamlar, bu çaresizlik son bulmuyor?

İslam; daha henüz bazı sahabeler hayatta iken İs-

İ

Bugün İslam coğrafyasında yaşanan bu acziyet ve kargaşayı anlayabilmek için, dün’ü iyi bilmek gerekiyor. Şanı yüce Allah, 1435 yıl önce kaybolan tevhid inancını yeniden diriltmek ve insanlığa son bir uyarı olması için Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile İslamiyeti gönderdi. İslam dini çok kısa bir zamanda güç bularak fetihler yoluyla yayıldı. O dönemin iki süper gücünden biri olan büyük Pers imparatorluğu mağlup edi-

tanbul’un surlarına kadar dayanıp o günün süper gücü olan Bizans imparatorluğunu tehdit eder konuma geldi. İslam’ın bu hızlı yükselişi ortaçağ döneminde ki Hıristiyan devletler ve tabii ki onların üzerinde nüfuz/otorite sahibi olan papazların hâkimiyetine karşı büyük bir tehdit oluşturuyordu. Böyle giderse pek yakında kilise’nin dolayısıyla papazların dünya üzerindeki hâkimiyeti kalmayacak ve kâfir olarak gördükleri müslümanların! Hâkimiyetine mahkûm olacaklardı. Bu yüzden öncelikle İslamiyet’in hızlı yükselişini durdurmak ve sonrasında bir daha ayağa kalkamayacak şekilde onları yok etmek gerekiyordu.

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

23


NEDİM BAL I kadınlar sokarak ahlaklarını bozacağız. Onların birlik ve beraberliğinin arasına fitneler koyacak sonra ani bir savaş başlatıp köklerini kazıyacağız.

Amerika Birleşik Devleti’nin kuruluşu da, katil İsrail terör devletinin kuruluşu da İngilizlerin plan, himaye ve desteği ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bugün şer odakları görünürde Amerika ve İsrail gözükürken arkalarındaki itici güç İngiltere, masum gibi algılanmaktadır.

Bir İslam mütefekkiri İngilizleri şöyle tarif ediyor; ”İslamın en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslamiyeti bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler şayet fırsat bulursa bu ağacı dibinden keserler. Müslümanlarda bunları düşman bilir ve savunmaya geçerler. Fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. Lakin İngilizler böyle değildir. Onlar bu ağaca hizmet eder, besler, ilgi alaka gösterir. Müslümanlarda onları sever. Fakat gece kimse anlamadan İslam

Bu amaçlarını gerçekleştirebilmek için çeşitli gizli misyoner cemiyetleri kurdular. Bu çalışmalara 1500’ lü yıllarda yani bundan 515 sene evvel başladılar. Bu misyonerlik faaliyetlerinde en mahir olan ve İslamiyet’in yıkılması için en büyük gayreti ortaya koyan İngilizlerdi. O günkü adıyla büyük Britanya imparatorluğu... Britanya İmparatorluğu’nun sömürge bakanlığına bağlı misyonerlik teşkilatının genel sekreteri misyonerler toplantısında şunları söylüyordu; “Asırlarca devam eden haçlı seferleri (yani İslamiyeti yok etmek için yapılan din savaşları) hiçbir sonuç vermemiştir. Keza Moğollar yani Cengiz Han’ın orduları İslam’ın kökünü kazımak adına bir şeyler yapmış fakat sonuçta başarılı olamamışlardır. Çünkü onların yaptığı iş ani ve plansız olarak

ağacının köküne zehir sıkarlar. Ağaç öyle bir kurur ki bir daha filiz dahi veremez. Sonra ağacın karşısına geçip vah vah çok üzüldüm diyerek Müslümanları aldatırlar. İşte İngilizler budur…” Değerli dostlarımıza şunu hatırlatmakta fayda var; Amerika Birleşik Devleti’nin kuruluşu da, katil İsrail terör devletinin kuruluşu da İngilizlerin plan, himaye ve desteği ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bugün şer odakları görünürde Amerika ve İsrail gözükürken arkalarındaki itici güç İngiltere, masum gibi algılanmaktadır. Bu hususu dikkatten kaçırmayalım inşallah. İslamiyeti ve tabiî ki Müslümanların kökünü kazımak için uğraşan İngilizler bu hedeflerine ulaşabilmek için üç başlık altında çok önemli bir çalışma yapmışlardır.

sadece savaşıyor, yakıp yıkıyorlardı. Bu yüzden çabuk yoruldular ve sonra geldikleri yere çekilip gittiler. Fakat şimdi hükümetimizin değerli idarecileri İslam’ı çok ince bir plan ve uzun bir sabırla içten yıkmak için çalışıyorlar. (Bu konuşmalar 1700 yıllarda yapılıyor). Bu işleri yapmak için

Şuan aşağıda zikredeceğimiz maddeler biz Müslümanların değil, bizzat İngiliz misyonerlerinin çalışmaları sonucunda kaleme aldıkları madde-

görevlendirildiğimiz 5000’den fazla adamımız

lerdir.

var. Bakanlık bu sayıyı 100.000 adama çıkarmayı

1. İslam; birlik ve beraberliği emredip tefrikayı

düşünüyor. Bu sayıya ulaştığımız zaman Müslü-

(ayrılığı) yasaklar.

manların hepsine hâkim olacak ve bütün İslam memleketlerini ele geçireceğiz. Onların aralarında içkiyi, kumarı, fıskı ve fesadı yayacak, Müslüman

24

A. İSLAM DİNİ NELERİ EMREDER?

2. İslam; şuurlanmayı ve bilgi edinmeyi emreder. 3. İslam; kadın erkek her Müslümanın ilim öğren-

gençleri dinleri hakkında şüpheye düşürecek,

mesini emreder.

Müslüman çocuklar için okullar açacak, kiliseleri

4. İslam; hem dünya hem de ahiret için çalışmayı

yaygınlaştırılacak, idarecilerin evlerine Hıristiyan

emreder.

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I NEDİM BAL 5. İslam; istişareyi emreder. 6. İslam; Müslümanlara sağlıklarını korumalarını ve tedavi olmalarını emreder. 7. İslam; düzen ve disiplini emreder. 8. İslam; çok kuvvetli silahlarla donatılmış bir ordu kurmayı emreder. 9. İslam; kadınların haklarına riayet etmeyi ve onlara kıymet vermeyi emreder. 10. İslam; temizliği emreder. 11. İslam; ırk, dil, örf, adet ve milliyetçilik taassubunu ortadan kaldırmıştır. 12.İslam; faizi, karaborsayı, zinayı, içkiyi ve domuz etini yasaklar.

”İslamın en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslamiyeti bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler şayet fırsat bulursa bu ağacı dibinden keserler. Müslümanlarda bunları düşman bilir ve savunmaya geçerler. Fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. Lakin İngilizler böyle değildir. Onlar bu ağaca hizmet eder, besler, ilgi alaka gösterir. Müslümanlarda onları sever. Fakat gece kimse anlamadan İslam ağacının köküne zehir sıkarlar. Ağaç öyle bir kurur ki bir daha filiz dahi veremez. Sonra ağacın karşısına geçip vah vah çok üzüldüm diyerek Müslümanları aldatırlar. İşte İngilizler budur…”

B. MÜSLÜMANLARIN KUVVETLİ OLDUĞU NOKTALAR 1. Müslümanlar âlimlerine sıkı bir şekilde bağlıdırlar. 2. Müslümanlar halifeyi peygamberin vekili olarak görürler. Allah’a ve peygamberine itaat ettikleri müddetçe onlara itaatin farz olduğuna inanırlar. 3. Müslümanlar mallarını, canlarını, ırzlarını, topraklarını korumak ve İslam dinini dünyaya yaymak için cihadın farz olduğuna inanırlar. 4. Bütün Müslümanlar İslam’ın tek hak din olduğuna inanırlar. 5. Müslümanların çoğu Yahudi ve Hıristiyanların Arap yarım adasından çıkarılmasının farz oldu-

9. Müslümanlar toplandıkları zaman vaizler onların imanlarını kuvvetlendirir ve ibadete teşvik ederler. 10. Müslümanlara göre iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak farzdır. 11. Müslümanların çoğalması için; evlenmek ve birden fazla kadınla nikâhlanmak sünnettir. 12. Müslümanlar için bir insanı İslam’a getirmek bütün dünyaya sahip olmaktan daha güzeldir. 13. Müslümanlar Kuran’a ve hadis’lere çok büyük hürmet ve önem gösterirler. Onlara tabi olmanın cennete girmenin şartı olduğuna inanırlar.

ğuna inanırlar. 6. Müslümanlar çocuklarını öyle büyütüyorlar

C. İSLAMİYETİ YOK ETMEK İÇİN YAPMAMIZ

ki onların dedelerinin yolundan ayrılmaları

GEREKENLER

mümkün değildir.

1. Cemaatlerin aralarına düşmanlık sokup, su’i

7. Müslüman kadınlar, o kadar güzel örtünüyorlar

zannı aşılayarak ihtilafı teşvik eden kitaplar neş-

ki onlara fesadın bulaşması mümkün değildir.

retmek.

8. Müslümanları her gün beş defa bir araya ge-

2. İslami okulların açılmasını, kitapların yayınlan-

tiren cemaat namazları vardır.

masını yasaklamak. Din adamları hakkında çeşitli ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

25


NEDİM BAL I iftiralar uydurarak Müslümanların çocuklarını dini okullara vermekten vazgeçirmek. 3. Onların yanında cenneti övüp dünya hayatını temin etmekle mükellef olmadıklarını söylemek. Tasavvuf halkalarını genişletmek. Zühd’ü tavsiye eden Gazali’nin, Mevlana’nın ve Muhyiddin-i Arabi’nin eserleri gibi kitapları okumaya teşvik etmek ve böylece şuursuz kalmalarını sağlamak. 4. Hükümdarları zulüm ve diktatörlük yapmaya teşvik etmeliyiz. Böylece halk ve devletin arasını açacak ve isyan hareketlerini rahatça destekleyebileceğiz. 5. Adam öldürenleri idam etme cezasını kanunlardan çıkarmamız gerekir. Yol kesici (gaspcı) ve hırsızları ağır cezalarla cezalandırmaktan hükümetleri alıkoymalıyız. Yol kesicileri silahlandırarak bu işi yapmalarını teşvik etmeli böylece yolların ve sokakların emniyetsizliğini devam ettirmeliyiz. 6. İslam’ın ibadet dini olduğunu, dinin devlet işleriyle hiçbir alakası olmadığını yaymak. 7. Mahsulleri çürütmek, ticaret ve sanayi merkezlerini tahrip ederek kullanılamaz hale getirmek. 8. Devlet adamlarını, toplumda fitneye ve parçalanmaya sebep olacak; kadın, içki, kumar, rüşvet ve hazine mallarını kendi şahsi işlerinde harcamaya alıştırmak, etrafındaki vazifelileri bu işleri yapmaya teşvik edip bize hizmet edenleri mükâfatlandırmak. 9. Faizin her şeklini yaymak lazım. Zira faiz, milli ekonomiyi harab ettiği gibi, Müslümanları, Kuran’ın ahkâmına karşı gelmeye de alıştırır. Zira insan, bir kanunun bir maddesini ihlal edince, artık diğer maddelerini de ihlal etmesi kolay olur. Onlara, faizin kat kat olanının haram olduğu fakat kat kat olmayınca helal olacağını anlatmalıyız. 10. Âlimlere kötü isnatlarda bulunup, aleyhlerine adi yalanlar uydurarak Müslümanların onlardan soğumalarını temin etmek lazımdır. Casuslarımızın bir kısmını onların kıyafetine sokacağız. Sonra bu adamlarımıza çirkin işler yaptıracağız. Böylece bunlar, âlimler ile karışmış olacak ve her

26

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

âlimden şüphe edilecek. Bu casusları El-Ezhere, İstanbul›a, Necef ve Kerbela’ya sokmak zaruridir. Müslümanları âlimlerden soğutmak için okullar, kolejler açacağız. Bu okullarda Rum ve Ermeni çocuklarını, Müslümanlara düşman olarak yetiştireceğiz. Müslüman çocuklarına kendi ecdadlarının cahil olduklarını aşılayacağız. Bu çocukları; halifelerden, âlimler ve devlet adamlarından soğutmak için onların hatalarını, kendi zevkleri ile meşgul olduklarını, halifenin cariyelerle vakit geçirip halkın malını kötü yollarda kullandığını, hiçbir işte Peygambere uymadıklarını aşılayacağız. 11. İslam’ın kadınlara hakaret ettiğini ve değer vermediği fikrini yayacağız. 12. Şu dört şeyi gizli ya da açık yaymak şarttır; İçki, kumar, zina ve domuz eti… Siyasi fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız. Partileri ve spor kulüplerini birbirlerine düşman yapacağız. Gündemlerini bunlarla meşgul edeceğiz. Birbirleriyle uğraşmaktan dini kitap okumaya ve dinlerini öğrenmeye vakit bulamayacaklar. Avladığımız kimselere günlük gazete, dergi çıkarttıracağız. Gazetelerini, dergilerini bol parayla ve menfaatlerle besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri; kurtarıcı, kahraman gibi isimlerle övdüreceğiz. İslam dinine bağlı olan idarecileri kötüleyeceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan aile yuvasını yok edeceğiz. Bunun için spor ismi altında avret mahalleri, edep yerleri açık kız ve oğlan resimleri yayınlayacak, gençleri fuhşa, homoseksüelliğe, cinsi sapıklığa sürükleyeceğiz. İslam ahlakı bozulunca İslamiyet’i yok etmek kolaylaşır. Çok cami yapacağız fakat camilerde gerçek hocaları değil misyonerleri ve bizim satın almış olduğumuz insanları konuşturacağız. Camileri birer tuzak olarak kullanacağız. Camilere giden ve eşleri örtünen devlet memurlarını ve subayları casuslarımız tespit edecek ve bunlar vazifelerinden uzaklaştırılacaklar. İslam dinine uyan gençler üniversitelere alınmayacak veya girmiş olanların diploma almaları engellenecektir. 13. Cihadın sadece belli bir zamana has olduğu ve peygamber döneminden sonra cihadın son bulduğunu her yerde yayacağız. Müslümanlara,


I NEDİM BAL peygamberin İslam’dan kastının mutlak din olduğunu ve bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olabileceği inancını her yerde aşılayacağız. 14. Müslümanları (Allah insanların yapacağı ibadetlere muhtaç değildir) diyerek ibadetlerden uzaklaştırmaya çalışacağız. Özellikle beş vakit namaz ve hac gibi onları bir araya getiren ibadetlerden soğutmaya çalışacağız. 15. Müslümanların akidelerine bidatler sokup İslam’ı gericilik ve terör dini olmakla itham ede-

Koca İslam ümmeti bir günde veya bir şahıs yüzünden bozulmadı. O yüzden de bir günde veya bir şahıs sebebiyle düzelecek değildir. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var. En az onlar kadar acı çekmedikçe, onlar kadar çalışmadıkça, onlar kadar sabretmedikçe Allah’ın yardımı gelecek değildir.

ceğiz. İslam memleketlerinin geri kalmışlığının sebebinin yine İslam dini olduğu fikrini yayacağız. 16. Çocukları, babaları ve annelerinden uzaklaş-

racağız. Arap memleketleri dışında ezan, namaz

tırıp büyüklerinin dini terbiyelerinden mahrum

ve duaların Arapça okunmasına engel olacağız.

kalmalarını sağlayacağız. Sonra onları biz yetişti-

22. Hadisler hakkında çeşitli şüpheler ortaya

receğiz.

atarak Müslümanlar içerisinde hadislere karşı

17. Kadını tahrik edip örtüsünü açmasına sebep

şüpheler oluşturacağız...

olacağız. Örtünün gerçek İslami bir emir olmadı-

İslam’a gönül veren Müminlerin, İslam davasını

ğını Abbasiler döneminde ortaya çıkan bir adet ol-

sırtlayan gençlerin bugünü ve Müslümanların

duğunu yayacağız. Kadını açtıktan sonra gençleri

içinde bulunduğu çaresizliğin sebeplerini anla-

onlara karşı tahrik edip her ikisinin arasında fesat

maları için, dünü ve düşmanlarının planlarını bil-

meydana gelmesi için çalışacağız. Müslümanlığı

mesi gerekir.

yok etmek için bu iş çok önemlidir. Öncelikle bu

Düşmanını tanımayan, onların düşünce ve plan-

işi gayri Müslim kadınlara yaptıracaksınız. Sonra Müslüman kadın kendiliğinden bozulup bunların yaptığını yapacaktır. 18. Bütün Müslümanları; eşitlik, hürriyet sloganları etrafında toplayacak ve onlara iyiliği emretmenin kötülüğü yasaklamanın ve İslam şeriatını öğrenmenin farz olmadığını anlatacağız.

larından haberdar olmayanlar onlara karşı galip gelemezler. Koca İslam ümmeti bir günde veya bir şahıs yüzünden bozulmadı. O yüzden de bir günde veya bir şahıs sebebiyle düzelecek değildir. Önümüzde uzun ve meşakkatli bir yol var. En az onlar kadar acı çekmedikçe, onlar kadar çalışmadıkça, onlar kadar

19. Müslümanların çoğalmasına engel olmak için

sabretmedikçe Allah’ın yardımı gelecek değildir.

doğum sınırlandırması yapılıp birden fazla evli-

İslam dini bize ilmi, salih ameli, ahlakı, düşman

liğe engel olunması gerekir. 20. Müslümanları Kuran hakkında şüpheye düşüreceğiz. İçinde noksanlık veya fazlalık bulunan

için hazırlık yapmayı, cihadı, sabrı ve tevekkülü emrediyor. İslamın genç davetçileri şunu iyi bilmeleri gerekir ki; bizler Allah’ın emrini yerine ge-

bilerek bozulmuş Kuran tercümeleri hazırlayıp

tirmedikçe Allah’ın yardımı da bize gelmeyecek.

her tarafa dağıtacağız. Daha sonra bu Kuran’lar

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım eder-

birbirlerini tutmuyor diye propaganda yapacağız.

seniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da

21. Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ı Ke-

size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bas-

rim’de, Yahudilere, Hıristiyanlara ve bütün gayri

tırır.” (Muhammed; 7)

Müslimlere yönelik cihadı emreden ayetleri çıka-

Allah’a emanet olunuz selam ve dua ile… ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

27


KOMŞULUK HAKKI

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim.” (Buhari, Edeb 28)

Ebu Şureyh radıyallahu anh şöyle dedi: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz! Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz! Allah’a yemin olsun ki o iman etmiş olmaz!” Sahabeler: –Ey Allah’ın Rasulü! Bu iman etmiş olmayan kimdir? Dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: –“Komşusu şerrinden emin olmayan kimsedir!” Buhari, 13/6008


ZAFER MERT I

Bir Konu Bir Ayet

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

“Üzülme! Davanın sahibi Hak’tır. Hak olan davada zafer muhakkaktır.” “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”(1)

H

‫َوقُ ْل َجاء الْ َح ُّق‬ ‫َو َز َه َق الْ َب ِاط ُل إِ َّن الْ َب ِاط َل‬ ‫َكا َن َز ُهو ًقا‬

amd, kıyamet gününe kadar izzeti, galibiyeti ve üstünlüğü hakkın askerleri olan mücahitler için yazan Allah’a, salat ve selamlar Rasûl-i zî şan efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, mübarek sahabelerine ve onların izinden giden sâlihlerin üzerine olsun.

maktadır. Nasıl olurda on binlerce kişi ana vatan-

Kabil tarafından ateşi tutuşturulan hak batıl savaşı günümüzde de olanca hızıyla, şiddetiyle devam etmektedir. Kâfirler, İslam ümmetine Hz. Peygamberin ifadesi ile “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi” çöreklenmişler, Avrupa’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya yeryüzünün her karesinde Müslümanlara zulüm etmekteler. On binlerce kişi kadın, çocuk, yaşlı demeden katledilmektedir. Gazze, Suriye, Mısır, Doğu Türkistan gibi beldelerde Müslümanlar katledilirken ikiyüzlü dünya ise katledilenlere ve onların destekçilerine terörist damgası vurmakta, katliamı yapanları ise demokrasi havarisi olarak pompala-

inleyen ümmetin bir kesimi ise, cihad farzı ayn

larında öldürülür, hapsedilir, sürgün edilir, mülteci konumuna getirilir de bunu yapanlar insanlık timsali medeniyet olarak görülür! Anavatanlarını, namuslarını, canlarını koruyanlar ise terörist olabilir! Bu süreçte kâfirlerin saldırısı altında inim inim mıdır yoksa farzı kifaye mi, cihad savunma savaşı mıdır yoksa saldırı savaşı mı? Münazaraları ile vakitlerini zayi etmekte, hatta bazı saray mollaları zulmün çarkına su taşımaktadırlar… Genelde insanlar özelde ise Müslümanlar ise bu zulüm dünyasında iki cepheye ayrılmışlardır. Bir gurup Allah’ın ve Resulünün hak olan vaadine iman etmiş ve bu yolda malı ve canı ile mücadele etmektedirler. İmanı güçlü olan bu cenah Allahu Teâlâ’nın; “Mü’minler, düşman birliklerini görünce, “İşte bu, Allah’ın ve Resûlünün bize vaad ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

29


ZAFER MERT I ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir” dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.”(2) ayetinde buyurulduğu gibi her düşman birliğini ve onların tuzaklarını gördüklerinde imanları artmakta, saflarındaki yerlerini daha bir kuvvetle savunmaktadırlar. Kâfirlerin tuzak ve hileleri onları yolundan çevirmek bir yana imanlarının artmasına vesile olmakta, imanlarını daha bir perçinlemektedir. Müslüman olduğu halde imanı zayıf olan ikinci ve büyük guruptaki kişiler ise bizim küfrün karşısında duracak dermanımız yok diyorlar. Bunlar kâfir komutan Calut’un askerleri karşısındaki Müslüman komutan Talut’un askerleri arasındaki imanı zayıfların “Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler.”(3) diyenlerin söylediğini tekrarlıyorlar. Merhum M.A. Ersoy’un dizeleri bu ikinci gurubu çok güzel tasvir etmektedir; Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi Lakin aşk olsun ki aldırmazda otlarmış eşek Sanki tavşanmış gelen yahut kılıksız köstebek Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı Hasmı derken çullanırmış yutmadan son lokmayı Bir hakikattır bu bildiğin üsluba sok Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaydındayız Bir bakın halamı hala ihtiras ardındayız Ama Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre Talut o azıcık ordusuyla Allah’ın izniyle Calut’a galip gelmiştir. “Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”(4) “Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.”(5) Müminler Allah’ın vaadine güvenerek yollarına devam etmelidirler. Maddeye ve güce kul

30

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

olanlar şunu unutmamalıdır. Bir zamanlar dünyanın süper gücü olan Firavun’un gücüne güvenerek “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz”(6) diyenler mağlup oldular. “Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”(7) diyen Sebe kavminin diyarında İslam sancağı yükseldi. “Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, «Bizden daha güçlü kim var?» demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah›ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.”(8) diyen Ad kavmi de helak edilenler kervanına katılarak dünyadan izleri silindi. Allah’ın müminlere yardım vaadi, hem yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in hem de Hz. Peygamber aleyhisselam’ın hadislerinin açıkça müjdelemiş olduğu hakikatlerdendir. Fakat bu yardım ve Allah’ın zaferi çeşitli sebepler ile gecikebilir… Başlangıçta yenilgi olarak gözükebilir. Hatta hak, bir savaşta yenilebilir ve batıl bir dönem üstün olabilir. Ancak İslâm durduğu yerde bozulup zafiyete de uğramaz, kendi kendine zafere de ulaşamaz. Allah’ın hidayeti ve inayetiyle İslâm’a sahip çıkan müminler elbette kazanacaktır. “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”(9) “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(10) “Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele!”(11) gibi ayetler de açıkça gösteriyor ki, kazanmak veya kaybetmek, mağlup olmak veya galip gelmek hezimete uğramak veya zafere erişmek insanlara ait olan durumlardır ve Allah’ın yardımıyla zafer inananlarıdır. İslâm durduğu yerde, hayat düzeni ve disiplini olmadığı gibi, Müslümanda gayretsiz oturduğu yerden galip olmamaktadır. Allahu Teâla sebeplerle iş görmektedir ve insanlar eliyle hâkimiyet


I ZAFER MERT

Kurtuluş gününün çok yakın olduğunda hiç şüphe yoktur. Şafak her halükarda sökecek, çok yakın bir gelecekte ufukta nur gözükecektir. Artık bu uyanıştan sonra İslam âlemi bir daha uykuya dalmayacak, bu dirilişinden sonra bir daha asla yıkılıp yok olmayacaktır. Zira İslam âleminin helaki takdir edilmiş olsaydı, elbette bugüne kadar çoktan helak olurdu. Bunun yanı sıra mücadelesinde kendisine rehberlik eden akidesi de ölmeyecektir, çünkü bu akide kaynağını Allah’ın ruhundan almaktadır; Allah ise diri ve ölümsüzdür.14) ve galibiyetlerini gerçekleştirmektedir. Ve zaten müminleri, yeryüzünde kendi zatına halife kılmasının hikmeti de burada gizlidir. “Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.”(12) “Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(13) ayetleri bu durumu izah etmektedir. Ve Müslümanların zaferi umduğumuzdan daha yakındır. Zalimler istemese ve münafıklar hazmetmese de bu aziz dine hizmet edenler aziz ve muzaffer olacaktır. Merhum Seyyid Kutup bu durumu şöyle izah etmektedir: Şundan hiç şüphe edilmesin ki, emperyalizm yapabileceklerinin tümünü yapmıştır. Herkesin emperyalizmin kesin zafere ulaştığını ve bu akidenin bir daha uyanmamak üzere uykuya daldığını sandığı bir sırada bir de ne görsün!... Bu akide bir daha uykuya dalmamak üzere uyanıp ayağa kalkmış ve İslam âlemi baştanbaşa tek bir ses halinde emperyalizme karşı var olduğunu göstermiş, yeryüzündeki tüm özgürlük hareketlerine el uzatmaya ve her yerde gücüne güç katmaya başlamıştır. Kurtuluş gününün çok yakın olduğunda hiç şüphe yoktur. Şafak her halükarda sökecek, çok yakın bir

gelecekte ufukta nur gözükecektir. Artık bu uyanıştan sonra İslam âlemi bir daha uykuya dalmayacak, bu dirilişinden sonra bir daha asla yıkılıp yok olmayacaktır. Zira İslam âleminin helaki takdir edilmiş olsaydı, elbette bugüne kadar çoktan helak olurdu. Bunun yanı sıra mücadelesinde kendisine rehberlik eden akidesi de ölmeyecektir, çünkü bu akide kaynağını Allah’ın ruhundan almaktadır; Allah ise diri ve ölümsüzdür.14) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise hak üzere mücadele edecek bir gurubun kıyamete kadar bulunacağını bizlere şu hadisi ile müjdelemektedir: Sevban’dan radıyallahu anh Rasulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet etmiştir: “Ümmetimden bir taife hak üzere üstün olmaya devam eder. Onları yardımsız bırakanlar, onlara zarar veremezler ve Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere devam ederler.”(15) Hakka hizmet eden taife içinde olmamız dualarımla…

---------------------------------------1. İsrâ, 17/81. 2. Ahzab, 33/22. 3. Bakara, 2/249. 4. Bakara, 2/249. 5. Al-i İmran, 3/146. 6. Şuara, 44. 7. Neml, 33. 8. Fussilet, 15. 9. Bakara, 249 10. Fetih, 7. 11. Saf, 13. 12. Bakara, 251. 13. Tevbe, 14-15. 14. Seyyid Kutub, Tarihte Düşünce ve Metod, Arslan Yayınları, İstanbul 1997. 15. Sahih-i Müslim

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

31


Hadis-i Serif

sallallahu aleyhi ve sellem

ِْ ‫حممد ُج‬ ‫عن أيب‬ ‫بي ب ِن ُمطعِ ٍم‬ َّ ‫رسول‬ َ ‫الل عنه أَن‬ َّ ‫رضي‬ َ ‫الل‬ ُ‫صلّى ِهللا‬ ِ ‫علَي‬ »‫ «ال يَ ْد ُخ ُل اجلَنَّةَ قَاط ٌع‬:‫وسلَّم قال‬ ‫ه‬ َ َْ ِ ِ ‫ قاطع رحم‬: ‫ ْيعين‬: ‫قال سفيان يف روايته‬ ‫متفق عليه‬ ٌ . AKRABALIK BAĞINI KOPARMA

RABBİNİN RAHMETİNDEN MAHRUM KALMA

İ

nsan, sosyal bir varlık olduğundan dolayı hemcinsleriyle çeşitli açılardan irtibat halindedir.

Birçok münasebetle ikinci şahıslarla teşrik-i mesai yapmakta, onlarla ilgi ve alaka kurmaktadır. Bu beraberlik ve bir arada bulunmayı sağlayan ise çeşitli bağlar ve ilişkilerdir. Din bağı, nikâh bağı, aile bağı, akrabalık bağı gibi. İnsanı yaratan ve ona çeşitli ihtiyaçları ilham eden, bir takım arzuları insanın fıtratına kodlayan Allah azze ve celle; şerefli ve üstün kıldığı insanoğluna ihtiyaç duyacağı bu ilişki, alaka ve bağlar konusunda yapısına en uygun emirleri direktif olarak yönlendirmiş ve

32

lakap takma, haset vb. kalbi ve ameli bütün hastalıkları da yasaklamıştır. İnsanlığa rehberlik edecek son ve mükemmel din olan İslam’ın gerek nasslarının ve gerekse pratik uygulamasının üzerinde önemle durduğu konulardan biri de akrabalık ilişkileridir. Bu ümmetin beşeriyete önderlik etmesi için elindeki yegâne kılavuz olan Kitab-ı Mübin’in onlarca ayet-i kerimesinde akrabalara hakkının verilmesi, onların korunup gözetilmesi emredilmekte ve bu konuda görevlerini yerine getirmeyenler “münafıklar” veya “Allah’a verdiği sözü bozanlar” zümre-

rızasına uygun olan irtibat, alaka ve ilişkilerin son

sinden sayılmaktadır. “Ey münafıklar! Siz iş ba-

bulmasından şiddetli bir şekilde sakındırmıştır.

şına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır,

Söz gelimi, nikâh ile akrabalığı emrettiği gibi bu

akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte Al-

bağın kopmasına ve zayıflamasına sebep olacak

lah’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözle-

unsurlara yaklaşılmasını bile yasaklamıştır. Din

rini kör ettiği kimseler bunlardır” (Muhammed;

bağı ile kardeşliği emrettiği gibi bu bağı zayıfla-

22-23) Ra’d Suresinde mümin kimse ile kâfir

tacak kuru zan ve su-i zan, gıybet, ayıp araştırma,

kimse arasındaki farkları belirtirken yüce Rab-

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I ALİ YÜCEL bimiz, mümin kulları için şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. Onlar Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.” Ayetteki “Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyler”den maksat, tefsircilerin birçoğuna göre akrabalık bağlarını sürdürmektir.(1) Bunun akabinde inançsız insan ve kâfir portresi çizerken ise şu özellikleri sıralamaktadır Allah celle celâluh: “Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.” (Bkz. Ra’d Suresi 20-21 ve 25) Müslüman bir şahsiyetin Rabbine, ana-babasına, düşküne, yolcuya, evlatlarına ve toplumun diğer fertlerine karşı yükümlülüklerini en veciz bir şekilde peş peşe sıralayan İsra Suresi’nin ilgili ayet-i kerimelerinde(2) ilk olarak Allah’a karşı vazifeler, ardından ana-babaya karşı görevler ve hemen peşinden üçüncü olarak da akraba haklarının vurgulanması; ayetlerinin sıralamasında bile bir mucize bulunan Kur’an-ı Kerim’in, akrabalık bağına verdiği önemi açık bir şekilde göstermektedir. Diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa Suresi; 36)

Müslüman bir şahsiyetin Rabbine, ana-babasına, düşküne, yolcuya, evlatlarına ve toplumun diğer fertlerine karşı yükümlülüklerini en veciz bir şekilde peş peşe sıralayan İsra Suresi’nin ilgili ayet-i kerimelerinde ilk olarak Allah’a karşı vazifeler, ardından ana-babaya karşı görevler ve hemen peşinden üçüncü olarak da akraba haklarının vurgulanması; ayetlerinin sıralamasında bile bir mucize bulunan Kur’an-ı Kerim’in, akrabalık bağına verdiği önemi açık bir şekilde göstermektedir. önem verdiğini apaçık bir şekilde göstermektedir: “Ey Hükümdar! Biz Câhiliyye üzere olan bir millet idik. Putlara tapar, leşler yerdik. Akla gelebilecek her türlü kötülüğü işlerdik. Hısım ve akrabalarımızla ilgimizi keser, komşularımıza kötülükte bulunur, zayıfları ezerdik. Bizler bu hâl üzere iken, Allah, içimizden birini bize peygamber gönderdi. Nesebini, asaletini, doğruluk ve eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz bir peygamber! O, bizi Allah’ın varlık ve birliğine inanmaya, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın Allah’tan başka tapınageldiğimiz putları ve taşları terketmeye davet etti. Doğru sözlü olmayı, emanetleri yerine getirmeyi, akrabalık haklarını gözetmeyi, komşularla

İslam’ın İlk Emirlerinden: Sıla-i Rahim İslam dininin bir filiz halinde yeşermeye başladığı

güzel geçinmeyi, günahlardan ve kan dökmekten sakınmayı bize emretti.”(3)

ilk dönemlerde hakikatin aydınlığından gözleri

Ebu Süfyan’ın İslam ile şereflenmeden önce, Bi-

kamaşan, vicdanları ve kalpleri körelmiş müşrik

zans imparatoru Herakliyus karşısında Rasulullah

güruhun baskıları neticesinde Habeşistan’a hicret

sallallahu aleyhi ve sellem’in özelliklerinden ve

eden Müslümanlar adına, İslam’ı Necaşi’ye an-

davasından bahsederken “Bize namazı, doğru-

latan Cafer b. Ebu Talib’in söyledikleri, daha ilk

luğu, iffetli olmayı ve sıla-i rahimi emrediyor”(4)

dönemlerinde bu dinin akrabalık bağına ne kadar

sözleri de akrabalık bağlarına verilen ehemmiZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

33


ALİ YÜCEL I - “Akrabayı koruyup gözetmek, putları kırmak ve Allah’ın bir olduğunu belirtip ona ortak koşulmaması gerektiğini anlatmakla görevlendirdi” buyurdu.(5) İslam davasının ilk defa açıktan dillendirildiği dönemde de muhatap kitle, Rasul-ü Ekrem’in akrabalarından oluşmaktaydı zira kendisini risaletle yücelten Zât-ı Zü’l-Celâl’in emri bu doğrultu-

Asırların geçmesi ve cehaletin yaygın hale gelmesiyle Sa’d ve Mus’ab gibi delikanlı sahabelerin yolundan gittiğini söyleyen ama davranışlarıyla onlardan fersah fersah uzak olan gençler zuhur etmeye başladı ümmet içersinde. Sahabeler davete en yakın akrabalarından başlamışlar ve onları dine kazandırmak için ve neticesinde onlara “Müslüman” demek için olan güçleriyle çaba harcamışlardır. İslam’ın nasslarının çoğundan habersiz, klişeleşmiş bir takım söylemlerle, namaz kılan ve “Lâ ilâhe illallah” diyen ana-babasına, akrabalarına “müşrik” damgası vurmak için can atan hasta zihniyetli gençler Sa’d ve Mus’ab’ın neresindeler acaba? Yüce Allah’tan bizleri, söz ve davranışlarımızda itidalden ayırmamasını niyaz ediyorum.

daydı. “(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şuara; 214) İslam’ın genç davetçileri de önder ve rehberleri gibi ilim ve hikmeti kuşanarak ilk etapta akrabalarından başlayacaklardır uyarmaya ve hakikate davet etmeye. Çünkü bu, davanın gerçek sahibi olan Allah’ın emri ve davanın mübelliği olan Hz. Peygamber’in metodudur. Yine aynı şekilde davetçi ile arasındaki bağdan dolayı da akrabanın bir hakkıdır.

Müslüman Olmayan Akrabalara İyilik İslam, akrabalık bağına o kadar önem vermiştir ki, dini açıdan velayetleri geçerli olmayan gayr-i müslim akrabalara bile iyiliği/sıla-i rahimi emretmiştir. İmam Buhari’nin es-Sahîh isimli eserinin Kitâbü’l-Edeb bölümünde bu konu ile alakalı “Müşrik (Ana-)Babaya İyilik Etmek/Sıla-i Rahim” başlığı kullanılmış ve Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’nın –Allah ikisinden de razı olsun- o zaman müşrik olan annesini ziyaret edip sıla-i rahim yapıp yapamayacağını sorduğu, Hz. Peygamber’in de buna “Evet, ziyaretlerine git/sıla-i rahim

yetin göstergesidir. İslam’ın ilk yıllarında yaşanan

yap” cevabını verdiği kaydedilmiştir.(6) Hatta Bu-

şu hadise, daha o zamanlar akrabalık bağına ve-

hari’nin şarihlerinden olan İbn Battal’a göre “On-

rilen önemi fazla söze ihtiyaç bırakmayacak bir

larla dünyada iyi geçin” (Lokman; 15) ayet-i keri-

açıklıkta izah etmektedir. Amr b. Abese anlatıyor:

mesinden dolayı, bir müslümanın gayr-i müslim

Mekke’de Peygamberliğin ilk günlerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna vardım ve ona: - Sen kimsin, necisin? diye sordum.

vaciptir.(7) Sahabe efendilerimizin kendilerini İslam dininden döndürmeye çalışan ana-babalarına karşı, dinlerinden hiçbir şekilde taviz vermeden güzellikle davranması, İslam’ın şanlı tari-

- “Peygamberim” diye cevap verdi.

hine onların adını altın harflerle yazdırmıştır. Sa’d

- Peygamber ne demek? dedim.

b. Ebi Vakkas ve Mus’ab b. Umeyr bu bahtiyar

- “Beni Allah gönderdi” dedi. - Seni hangi görevle gönderdi? diye sordum.

34

ana-babasına iyilik etmesi/sıla-i rahim yapması

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

zümrenin öncülerindendir. Şu hadis-i şerif meseleyi kısa ve öz bir şekilde izah etmektedir. Ebu Abdullah Amr İbn Âs radıyallahu anhumâ şöyle


I ALİ YÜCEL dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gizli değil açıkça şöyle buyururken dinledim: “(Akrabam olan) Falan oğulları ailesi benim dostlarım değildir. Benim dostlarım Allah Teâlâ ile salih müminlerdir. Fakat ötekilerle aramızda akrabalık bağı bulunduğu için kendileriyle ilgimi kesmeyeceğim.”(8) Asırların geçmesi ve cehaletin yaygın hale gelmesiyle Sa’d ve Mus’ab gibi delikanlı sahabelerin yolundan gittiğini söyleyen ama davranışlarıyla onlardan fersah fersah uzak olan gençler zuhur etmeye başladı ümmet içersinde. Sahabeler davete en yakın akrabalarından başlamışlar ve onları dine kazandırmak için ve neticesinde onlara “Müslüman” demek için olan güçleriyle çaba harcamışlardır. İslam’ın nasslarının çoğundan habersiz, klişeleşmiş bir takım söylemlerle, namaz kılan ve “Lâ ilâhe illallah” diyen ana-babasına, akrabalarına “müşrik” damgası vurmak için can atan hasta zihniyetli gençler Sa’d ve Mus’ab’ın neresindeler acaba? Yüce Allah’tan bizleri, söz ve davranışlarımızda itidalden ayırmamasını niyaz ediyorum. Akrabaya İyiliğin Kazandırdıkları Akrabaya iyilik hem dünyada hem ahirette müslümana maddi-manevi büyük kazanımlar sağlamaktadır. İmanın alametlerinden sayılan akrabaya iyilik, İmam Beyhaki’nin Şu’abü’l-imân isimli kıymetli eserinde imanın 56. şubesi sayılmıştır.(9) Akrabaya iyiliğin iman ile olan alakasına şu şekilde vurgu yapmıştır Rasul-ü Ekrem efendimiz: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden akrabasına iyilik etsin.”(10) Sıla-i rahim, akrabaya iyilik, Allah azze ve cellenin rahmetini kazanmanın yollarından bir tanesidir: Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.”(11)

Amellerin sevabının katlanması hususunda da fevkalade önemi vardır sıla-i rahimin. “Yoksula verilen sadaka bir sadaka, akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka sevabı, öteki de akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.”(12) Şu içinde bulunduğumuz dünya hayatının, içersindeki bunca hengâme, çatışma ve kargaşanın yegâne sebebi Allah’ın rızasına nail olup cehennem azabından kurtulmaktır. Sıla-i rahim yani akrabaya iyilik etmek, Rabbimizin rızasını ve cennetini kazanıp azabından ve cehenneminden kurtulmaya vesile olan amellerdendir. Bir adam “Ya Rasulallah! Beni Cennete götürüp cehennemden uzaklaştıracak davranışı haber ver” dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a ibadet edip ona hiçbir şeyi denk tutmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı koruyup gözetirsin.”(13) Rızkın çoğalması ve ömrün uzayıp bereketlenmesi için akrabalık ilişkilerine hassasiyet göstermeli ve olur olmaz sebeplerle bu bereket pınarını kendi ellerimizle kurutmamalıyız. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse, akraZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

35


ALİ YÜCEL I kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlarsa bana kaba davranıyorlar” dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: -“Eğer dediğin gibi isen, onlara sıcak kül yutturmuş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça, Allah’ın yardımı

Allah azze ve celle şöyle buyurdu: “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Rahimi (akrabalığı) ben yarattım. İsmimden ona isim verdim. Kim akrabalık bağını devam ettirirse Ben de onunla ilgimi kesmem. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Ben de onunla ilgimi keserim.” basını kollayıp gözetsin.”(14) Hadisin Beyhaki rivayetinde “Ani ölümden kurtulmak isteyen, duasının kabul edilmesini isteyen sıla-i rahim yapsın” şeklinde bir ziyade bulunmaktadır.(15)

seninledir.”(17) Bana gelene ben de giderim, bana gelmeyenle işim olmaz diyenleri şu şekilde ikaz ediyor âlemlere rahmet Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem: “Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam, kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devam edendir.”(18) Yine aynı konuya ışık tutan bir diğer hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali’ye şöyle nasihat eder: Ey Ali! Öncekilerin ve sonrakilerin (diğer bir rivayette dünya ve ahiret ehlinin) en hayırlı ahlaklarını söyleyeyim mi?

Akrabaya iyiliğin en asgari standardı ile ilgili

Senden esirgeyip mahrum edene vermen, seninle

olarak şöyle buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi

alakasını kesen akrabana iyilik etmen ve sana zul-

ve sellem: “Akrabalarınıza selamla dahi olsa iyilik

medeni affetmen.”(19)

ediniz.”(16) Akrabalarımız Bize Küsüp Darılsalar Bile Sıla-i Rahim Sudan sebeplerle nice bayramdır ana-babası, akrabalarıyla bayramlaşmayan Müslümanları görüp duydukça içerliyor insan. Bir karış dünya arazisi yüzünden yer ve gökler genişliğinde cennetten mahrum kalacak akrabaları düşündükçe tarif edilemez bir üzüntüye garkoluyor. Cüceyken develeştirilmiş, fındıkkabuğunu doldurmayan meseleler yüzünden dökülen akraba kanları cehennem olup kaç insanı rahmet-i Rahman’dan uzaklaştıracak acaba? Erdemli bir müslümana yaraşan Ebu Leheb olan akrabaya karşı Muhammed olmaktır. –Canlar feda ona- Kötünün kötülüğünü iyilikle savmaya çalışan sahabe olmaktır. Şöyle anlatıyor Ebu Hureyre radıyallahu anhu: Bir adam

36

Akrabalık Bağını Kesmenin Zararları İslam dininin bu kadar ehemmiyet verdiği, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok ayet-i kerimesinde kendisinden bahsettiği, Hz. Peygamber’in gerek uygulama ve gerekse sözlerinde oldukça önemli bir yer işgal eden sıla-i rahimi ter etmenin, akrabayla alakayı kesmenin, küs durmanın mutlaka birçok maddi-manevi zararı vardır. Allah’ın rahmetinden uzak kalacak olmak bile akrabalık bağını koparmanın tek zararı olsa, bu günaha düşen kişinin durumunun vahim olduğunu göstermektedir. İslam ümmetinin medar-ı iftiharlarından olan ve âlimlerimizin önde gelenlerinden Abdurrahman İbnü’l-Cevzi ve İmam Zehebi, büyük günahlara dair kaleme aldıkları eserlerinde 43. büyük günah olarak akrabalık bağını

-“Ya Rasulallah! Benim akrabam var. Ben ken-

kesmeyi zikretmektedirler.(20) Akrabalık bağlarını

dilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip git-

koparandan Allah’ın rahmetini esirgeyeceğine

miyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana

dair Hz. Aişe hadisi daha önce geçmişti. Benzer

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I ALİ YÜCEL bir rivayet de şöyledir: Allah azze ve celle şöyle

---------------------------------------

buyurdu: “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Rahimi

1. Şevkâni, Fethu’l-Kadîr 3/108

(akrabalığı) ben yarattım. İsmimden ona isim verdim.

2. İsra Suresi 23-26.

Kim akrabalık bağını devam ettirirse Ben de onunla ilgimi kesmem. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Ben de onunla ilgimi keserim.”(21) Yüce Rabbimiz insanların hesabını ahirete saklamıştır ve yaptıkları amellerin karşılığını kendilerine eksiksiz bir şekilde verecektir. Ancak bazı günahlar vardır ki ğayretullaha dokunduğu için cezası hem dünyada hem de ahirette verilebilmektedir. Bu günahlardan biri de sıla-i rahimi terk etme günahıdır. “Ahirette cezasını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezalandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulüm ve akrabasını ihmal etmektir”(22) Akrabalık bağını kesmenin bir diğer zararı da amellerin kabulüne engel olmasıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anhu,

Peygamber sallallahu aleyhi ve

sellem’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Her perşembe akşamı - cuma gecesinde- insanoğlunun amelleri şanı yüce Allah’a arz edilir de, sıla-i rahmi terk edenin ameli kabul edilmez.”(23) Kulluğumuzu izhar ettiğimiz en yüce amelleri-

3. Konuşmanın devamı şu şekildedir: “Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten bizi menetti. Biz de ona iman ettik ve davasını tasdik ettik. Onun Allah’tan getirip bildirdiği şeylere tâbi olduk. Bu yüzden kavmimiz bize düşman kesildi, zulmetti. Bizi dinimizden vazgeçirmek, Allah’a ibadetten alıkoyup putlara taptırmak için türlü türlü işkencelere ve mihnetlere uğrattılar. Biz de bütün bu sebeplerden dolayı yurdumuzu, yuvamızı terkederek ülkene geldik. Sana sığındık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin yanında zulme, haksızlığa uğramayacağımızı ümit etmekteyiz.” İbn Hişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye 1/336. Ayrıca bkz. İbn İshak, el-Meğâzi 1/195. İbn İshak’ın rivayetinde Allah’a kulluktan sonra sıla-i rahimin zikredilmiş olması oldukça dikkat çekici ve önemlidir. 4. Buhari, Bed’ül-vahiy 7. 5. Müslim, Müsâfirîn 294. 6. Bedrüddin el-Ayni, Umdetü’l-Kâri 22/136 (Hadis no: 5978) 7. Bedrüddin el-Ayni, Umdetü’l-Kâri 22/136. 8. Buhârî, Edeb 14; Müslim, Îmân 366. 9. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/317. 10. Buhârî, Edeb 85; Müslim, Îmân 74, 75. Ayrıca bk. Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, Rikak 23; Ebû Dâvûd, Edeb 123; Tirmizî, Kıyâmet 50; İbni Mâce, Edeb 4 11. Buhârî, Edeb 13; Müslim, Birr 17.

mizden olan dua, bizim her şeyimizdir. Allah ka-

12. Tirmizî, Zekât 26. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 21; Nesâî, Zekât 82; İbni Mâce, Sıyâm 25, 28.

tındaki değerimizdir dua. Bizi yaratana şükrün en

13. Buhârî, Edeb 10; Müslim, Îmân 14. Ayrıca bk. Nesâî, Salât 10.

yüce sembollerindendir. Duanın kabul olmasının

14. Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 45.

şartları olduğu gibi, kabul olmasına engel olan hususlardan da uzak durmak gerekir. Dualarımızın

15. Bkz. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/329. (Hadis no: 7575)

kabul olmasına engel günahlardan biri de sade-

16. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/346. (Hadis no: 7602)

dinde olduğumuz akrabalık bağını kesme güna-

17. Müslim, Birr 22.

hıdır. Abdullah b. Mesud radıyallahu anhu, sabah namazından sonra bir halka içinde dedi ki: “Allah

18. Buhârî, Edeb 15. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 45; Tirmizî, Birr 10.

için akraba bağını koparmış biri varsa kalksın.

19. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/335. (Hadis no: 7584)

Çünkü biz Rabbimize dua etmek istiyoruz. Se-

20. Ebu’l-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Tezkiratü ülü’lbasâir fi ma’rifeti’l-kebâir 241. Şemsüddin ez-Zehebi, el-Kebâir 122.

manın kapıları ise akrabalık bağlarını koparan kimseye kapalıdır.”(24) Sıla-i rahmi kesmenin en vahim sonuçlarını haber veren şu hadis-i şerif ile bitirelim. Ebu Muhammed Cübeyr İbni Mut’ım radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.”(25)

21. Ebu Davud, Zekât 45. İmam Ahmed, Müsned 1/191. Beyhaki, el-Âdâb 12. 22. Ebû Dâvûd, Edeb 43; Tirmizî, Kıyâme 57; İbni Mâce, Zühd 23 23. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/341. (Hadis no: 7595) 24. Beyhaki, Şu’abü’l-imân 10/340. (Hadis no: 7594) Taberani, Mu’cemü’l-Kebir 9/173. (Hadis no: 8793) 25. Buhari, Edeb 11(Hadis no: 5984) Müslim, Birr 18, 19 (Hadis no: 2556) Ayrıca bkz. Ebû Davud, Zekât 45; Tirmizi, Birr 10.

ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

37


BAŞKALARINI KENDİNE TERCİH ETMEK Îsar: Başkasının ihtiyacını kendi ihtiyacından önce düşünmek; muhtaç olduğu hâlde, kardeşini kendisine tercih edip kendi durumuna sabretmektir. Îsar: Allah’ın buyruklarına teslim olmuş, Ahidlerine sadık kalmış Müslümanların şah-

R A ÎS

siyetlerini süslüyecek, kişiliklerini olgunlaştıracak ahlâki amellerden bir tanesidir.

N

itekim Allah Teâlâ şu ayeti kerimelerde bizlere bu vasıfla vasıflanmayı tavsiye etmektedir.

Hz. Ömer bir gün dört yüz dinarı bir keseye ko-

“Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.” (Haşr; 9 )

yarak hizmetçisine “Bunu Ebu Ubeyde b. el-Cer-

“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz.” (Âli İmran; 92)

ne yapacağını öğren” dedi. Hizmetçi paraları alıp

Müslümanlar îsar’ı gerçek anlamda hayatlarında tatbik etmeye başladıkları zaman, toplumdaki bencillik ve açgözlülüğün yerine kardeşlik ve kanaat duyguları hakim olur. Böylelikle fertlerin kalplerine ülfet ve muhabbet duyguları ekilerek toplumsal huzurun ve refahın sebeplerinden bir tanesi de oluşturulmuş olur. Ayrıca îsar, Rabbimizin rızasına, sevgisine ve cennetine ulaşmaya vesile olan faziletli büyük amellerden bir tanesidir . Îsar’ın malla ve canla yapılan mertebeleri vardır. Elbette ki canla yapılan Îsar diğer mertebelere göre daha üstündür.

38

MAL İLE YAPILAN ÎSAR

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

rah’a götür ve sonra oralarda oyalanıp bu parayı Ebu Ubeyde’ye götürdü ve “Mü’minlerin Emîri bu dinarları, ihtiyaçlarını gidermen için sana gönderdi” dedi. Ebu Ubeyde “Allah Teâlâ, Mü’minlerin Emîrine merhamet etsin” dedi ve sonra cariyesini çağırarak ona “Şu yedi dinarı falan aileye, şu beş dinarı falan kişiye götür. Şu beş dinarı da falana ver” diye emretti. Böylece hiç bir şey bırakmaksızın paranın tamamını fakirlere dağıttı. Hz. Ömer’in hizmetçisi dönüp geldi ve gördüklerini olduğu gibi ona anlattı. Bu kez Hz. Ömer “Şimdi de şu dört yüz dinarı alıp Muaz b. Cebel’e götür. Aynı şekilde onun evinde de biraz oyalanıp paraları ne yapacağını öğren” dedi. Hizmetçi paraları Muaz’a vererek “Mü’minlerin Emîri ihtiyaçların için bu parayı sana gönderdi” dedi. Muaz


S.RAMAZAN AYCİL

Bu sebeple günümüz dünyasında günlerdir İsrail’in zulmü altında inleyen Filistinli yavrular, bir lokma ekmeğe muhtaç hâlde ölümü bekleyen Suriyeli din kardeşlerimizi, günlerce bir şey yemediği için yeni doğmuş yavrusunu emziremeden vefat eden Afrikalı çilekeş anneleri, gayr-i müslimlerin katliamına mâruz kalan Orta Afrika Müslümanlarını ve daha nicelerini gördükçe, imanın en büyük meyvesi olan merhamet, şefkat, diğergâmlık ve bunların en tabiî neticesi olan infak ve cömertlik hasletlerinin bugün her zamankinden çok daha fazla ehemmiyet arz ettiğini söyleyebiliriz. Hattâ bugün, cömertliğin de zirvesi demek olan “îsâr” ahlâkına şiddetle ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. da “Allah ona merhamet etsin ve kendisine bol

ve sellem gelince Âişe annemiz, Hz. Peygam-

bol ihsan eylesin!”diye dua etti. Sonra o da Ebu

bere olayı anlattı. Bunun üzerine Peygambe-

Ubeyde gibi cariyesini çağırarak “Şu paraları al! Falan aileye şu kadar, falan adama bu kadar ver. Falan yoksula da şu kadarını götür” dedi. Bunun üzerine Muaz’ın hanımı “Allah’a yemin ederim ki o gönderdiğin kişiler kadar biz de muhtacız. Bundan bize de bir şeyler ayır” dedi. Ancak kesede iki dinardan başka para kalmamıştı. Muaz bu ikisini de hanımına verdi. Hizmetçi Hz. Ömer’e

rimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: - “Bundan neden taaccüp ediyorsun? O kadıncağızın, her iki çocuğuna ettiği merhamet sebebiyle Allah ona rahmet etmiştir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi) ALLAH’IN TAACCUP ETTİĞİ ÎSAR “Bir adam Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a

dönerek gördüklerini ona anlattı. Bunları öğren-

gelerek:

diğinde Hz. Ömer sevinerek “Onlar birbirlerinin

“Ben açlıktan bitkinim!” dedi. Aleyhissalâtu ves-

kardeşidirler” buyurdu Bir kadın Hz. Aişe radıyallahu anha’ya geldi. Âişe ona üç hurma verdi. Kadıncağız çocuklarına birer hurma verdi ve kendine de bir hurma alıkoydu. İki çocuk hurmaları yediler ve annelerine baktılar. Kadıncağız alıkoyduğu hur-

selâm derhal hanımlarından birine (adam) (gönderip yiyecek istedi. Ama kadın):

“Seni hak ile gönderen Zâüt-ı Zülcelâl’e yemin olsun yanımızda sudan başka bir şey yok.” diye cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm bunun üze-

maya dönerek onu böldü de her çocuğa yarım

rine diğer bir kadına gönderdi. O da aynı şeyi söy-

hurma verdi. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi

ledi. Aleyhissalâtu vesselâm sonunda: ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

39


“Bu (bitkin) açı kim misafir edip (doyurursa) Allah ona rahmet edecektir!” buyurdu. Ensardan Ebu Talha (radıyallahu anh) denen birisi kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben misafir edeceğim!” buyurdu ve onu evine götürdü. Evde hanımına:

“Yanında yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Hanım: “Hayır, sadece çocukların yiyeceği var!” dedi. Bunun üzerine hanımına:

“Sen onları bir şeylerle avut, sonra da uyut. Misafirimiz girince, ona sanki yiyormuşuz gibi görünelim. Yemek için elini tabağa uzatınca lambayı düzeltmek üzere kalk ve onu söndür!” diye tenbihatta bulundu. Kadın söylenenleri yaptı. Beraberce oturdular. Misafir yedi. Karıkoca geceyi aç geçirdiler. Saban olunca Aleyhissalâtu vesselâm’a geldiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ebu Talha’ya: “Dün gece misafirinize olan davranışınız sebebiyle Allah Teâla Hazretleri taaccüp etti (ve güldü)!” buyurdu ve şu âyet-i kerime nazil oldu. (Meâlen): “...Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendi nefislerine tercih ederler.”  (Haşr, 59/9). (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 10, Tefsir, Haşr 6; Müslim, Eşribe 172) CAN İLE YAPILAN ÎSAR Yermuk savaşında meydana gelen bir olay can ile yapılan îsar’ın en güzel bir örneğidir. Hz. Huzeyfe şöyle anlatıyor: “Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, “Ah su”, diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım’ın oğlu Hişâm. Tam ona su vereceğim sırada başka birisi “Su!” diye inledi. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi. Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm’ın yanına koştum, o da şehit olmuştu. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye onun yanına gittim, fakat o da şehit

40

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

olmuştu. Nihayet su elimde kaldı. Allah hepsine rahmet etsin.” İslâm, mü’minleri kendi aralarında “kardeş” kılmış ve onları âdeta birbirine zimmetlemiştir. Bu sebeple günümüz dünyasında günlerdir İsrail’in zulmü altında inleyen Filistinli yavrular, bir lokma ekmeğe muhtaç hâlde ölümü bekleyen Suriyeli din kardeşlerimizi, günlerce bir şey yemediği için yeni doğmuş yavrusunu emziremeden vefat eden Afrikalı çilekeş anneleri, gayr-i müslimlerin katliamına mâruz kalan Orta Afrika Müslümanlarını ve daha nicelerini gördükçe, imanın en büyük meyvesi olan merhamet, şefkat, diğergâmlık ve bunların en tabiî neticesi olan infak ve cömertlik hasletlerinin bugün her zamankinden çok daha fazla ehemmiyet arz ettiğini söyleyebiliriz. Hattâ bugün, cömertliğin de zirvesi demek olan “îsâr” ahlâkına şiddetle ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Cömertlik, malın fazlasından, kendine lâzım olmayan kısmından vermektir. Îsâr ise, nefsinden fedakârlık yaparak veya hakkından vazgeçerek, kendisinin de muhtaç olduğu bir hakkı veya imkânı, diğer bir mü’mine Allah rızâsı için gönül huzuruyla devredebilmektir. Bir nevî benlikten diğergâmlığa geçip, “önce ben” yerine “önce kardeşim” diyebilmektir. Bu sebeple denilebilir ki îsâr, nefsin îtirazlarını susturup ihtiraslarına set çekerek kazanılan mânevî bir zaferdir. Ve bu zaferlere günümüz insanı, gerçekten çok muhtaçtır. Rabbimiz, kullarında görmeyi arzu ettiği bu yüksek ahlâka dair şöyle buyurmaktadır: “Onlar, kendi canları çektiği, kendileri de muhtaç oldukları hâlde, yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirirler: “Biz sizi sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizʼden (O’nun azâbına uğramaktan)  korkarız.”  (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger;  (yüzlerine)  parlaklık,  (gönüllerine)  sevinç verir.” (İnsân; 8-11) Selef-i salihinin ulaşmış olduğu yüce mertebelere ulaşmak temennisiyle… 


HALİME YILMAZ

SADECE EVLİLER OKUSUN(!) -2

Nebevi Aile

Kadının fıtratında beğenilmek, önemsenmek, özel olmak gibi duygular vardır. Erkeklere tuhaf kaçan bu durum kadının duygu dünyasını oluşturan bir durumdur. O yüzden bir erkek, eşine vereceği değeri küçük olan bir hediyeyi, hanımını önemsediği hissini vererek, bu hediyeyi kendisine duyduğu muhabbetten dolayı aldığını itiraf ederek takdim ederse bu kıymetsiz zannedilen şey, kadının iç âleminde büyük bir mukabele görecektir.

G

eçtiğimiz ay ki yazımızda evliliğin ilk yıllarında karşılaşılan sıkıntıların çokluğuna ve bu problemlerin çözümüne ışık tutacak birkaç maddeye değinip kalan kısımları bu sayfalara bırakmıştık. Geçen sayıdan kalan madde sıralamasını dikkate alarak yazımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. 4- Sevginin Belirtisi Olan Sürprizler Yaparak Eşimizi Dolayısıyla Kendimizi Mutlu Etmek Bu konuyu erkek ve kadın fıtratını göz önüne alarak açıklamak gerekmektedir. Kadının fıtratında beğenilmek, önemsenmek, özel olmak gibi duygular vardır. Erkeklere tuhaf kaçan bu durum kadının duygu dünyasını oluşturan bir durumdur. O yüzden bir erkek, eşine vereceği değeri küçük olan bir hediyeyi, hanımını önemsediği hissini vererek, bu hediyeyi kendisine duyduğu muhabbetten dolayı aldığını itiraf ederek takdim ederse bu kıymetsiz zannedilen şey, kadının iç âleminde büyük bir mukabele görecektir.

Erkeğin fıtri yapısında da güzel gördüğü kadınla beraber olma duygusu vardır. Bu kadınlarca garip karşılansa da Allahu Teâlâ erkeğe böyle bir yaratılış vermiştir. “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı.” (Âl-i İmran; 14) Müslüman kadınlar ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

41


HALİME YILMAZ I

Âdemoğlunun kaderine her yönden eksiklik yazılmıştır. Kadınıyla erkeğiyle hiç kimse bundan istisna tutulmamıştır. … “çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa; 28) İnsan maddi ve manevi âleminde, hal ve hareketlerinde, olaylara karşı göstereceği reflekslerinde kusursuz değildir. Evlilik kurumunda erkek özellikle bu durumu daha iyi bilmesi gerekmektedir. “Kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır! Dilediğin bir tarz üzere doğru olamaz! Eğer ondan istifade etmek istersen, onda bu eğrilik olduğu halde ondan istifade edersin! İsteğine göre onu doğrultmak istersen onu kırarsın! Onun kırılması ise boşanmasıdır!” (Müslim) Herhalde hayat içinde bunu tecrübe eden müslüman erkekler, kadınlarında gördükleri fıtrata ait kusurlara sabretmek yerine onları doğrultmaya kalkarsa Allah muhafaza onu kırar ki bunun sonu boşanmadır. bu durumu göz önünde bulundurarak, eşlerini memnun etme adına onlara, onların hislerini harekete geçirecek ilgiyi yapmak aynı zaman da Rahman’dan hanemize yazılacak salih bir amelde olacaktır. “Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?” diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; “O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır” buyurmuştur. (Müslim, Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel) Bir kadın her an böyle sürpriz yapmaya hazırlıklı olmayabilir. Ama arada bir de olsa buna kendini alıştırması gerekir ki eşinin göz zinasına kaymasına neden olup onun günahına ortak olmasın. Bununla beraber bu durum eşler arası ülfeti arttırmada önemli bir etkiye sahiptir. 5- Eşinin Güzel Yanlarını Görmek “Mümin, mümin hanımına karşı kötü duygular beslemesin; çünkü onun bazı huylarından hoşlanmasa da diğer huylarından hoşlanabilir.” (Müslim; Rada,61)

42

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

Âdemoğlunun kaderine her yönden eksiklik yazılmıştır. Kadınıyla erkeğiyle hiç kimse bundan istisna tutulmamıştır. … “çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa; 28) İnsan maddi ve manevi âleminde, hal ve hareketlerinde, olaylara karşı göstereceği reflekslerinde kusursuz değildir. Evlilik kurumunda erkek özellikle bu durumu daha iyi bilmesi gerekmektedir. “Kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır! Dilediğin bir tarz üzere doğru olamaz! Eğer ondan istifade etmek istersen, onda bu eğrilik olduğu halde ondan istifade edersin! İsteğine göre onu doğrultmak istersen onu kırarsın! Onun kırılması ise boşanmasıdır!” (Müslim) Herhalde hayat içinde bunu tecrübe eden müslüman erkekler, kadınlarında gördükleri fıtrata ait kusurlara sabretmek yerine onları doğrultmaya kalkarsa Allah muhafaza onu kırar ki bunun sonu boşanmadır. Bayan kardeşlerimde bu hadisin gölgesine sığınıp kusurlarını değiştirmek yerine umursamaz tavırlar içine girerlerse onlarda bu sonun müsebbibinden olabilir. Aynı zamanda kocalarının da kendileri gibi kusurlu olabileceklerini, değişmek için gayretleri sonuçsuz kaldığında buna katlanmaları gerektiğini unutmamalıdırlar. 6- Affetmek Affetmek birçok güzelliğin kapılarını aralar bize. “…öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmran; 134) Eşimizde ve çocuklarımızda gördüğümüz hataları affedelim ki biz de affa layık olalım. Sonuçta karşımızda bulunan can da etten ve kemikten. Biz affeder, kusurlarını örtersek gün gelir onlarda aynı tavrı bizim için gösterirler. Bize aynı affedicilik ile muamele yapmasalar da kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Zira Allahu Teâlâ affedenleri sever. Ev halkımızı haksız olduklarında affetmek, onlara sosyal hayat içinde merhamet ile muamele yapmayı öğretecektir. Bugün toplum içinde hiç bir şeyden taviz vermeyen, insanları yanlışlarından dolayı kalın çizgilerle çizen kişilerin vakıalarına indiğimizde aile içinde bunun şahitliğine rastlayamamış olmaları büyük etken olmaktadır. Çekirdek ailede bunun örnekliğini göremeyen bireyler, toplum içine çıktıklarında affediciliğin pratiğini yaşamakta zorlanmaktadırlar.


I HALİME YILMAZ 7- Özür Dilemek “Her insan hata yapabilir. Fakat hata yapanların en hayırlısı çokça tevbe edendir.” (Tirmizî, İbn-i Mâce) Hadiste her şey çok net ifade edilmektedir. İster koca ol, ister ev hanımı; ister yöneten ol, ister yönetilen her insan hata yapar. Kişiyi hem aile içinde hem aile dışında küçülten hata yapması değil hatalarını kabul etmemesidir. Önemli olan hata yaptıktan sonra bunu kabul edip peşi sıra özür dilemektir. Karşısındaki kişinin eşi olmasının yanında çocuğu da olsa hata sonucu özür dileme erdemliğini ortaya koyması gerekmektedir.

Maalesef toplumumuzda hata yapan nice eş, hanımını ve çocuklarını şımartmama adına hatasını kabul etse de özür dilemeye yanaşmamaktadır. Bu durum böyle devam ettikçe maalesef nice kardeşimiz ev hayatının kepenklerini kapatmak zorunda kalmışlardır. Boş bir gurur aile içi enkaza dönüşmektedir.

Maalesef toplumumuzda hata yapan nice eş, hanımını ve çocuklarını şımartmama adına hatasını kabul etse de özür dilemeye yanaşmamaktadır. Bu durum böyle devam ettikçe maalesef nice kardeşimiz ev hayatının kepenklerini kapatmak zorunda kalmışlardır. Boş bir gurur, aile içi enkaza dönüşmektedir.

9- Eşinizi Çok Nadir Gördüğünüz Bir Misafir Gibi Karşılayın

Özrü sadece küçük, statüsü düşük, konumca ve makamca altta olan dilememelidir. Haksızlık, işlenen kabahat ve hatalar karşısında büyük de, idare edende özür dilemelidir. Özür dilemek insanı küçültmez, aksine büyültür ve yüceltir. Masumiyeti, hatadan korunmuşluğu bilinen, insanlara çok hassas ve kibar davranan Sevgili Peygamberimiz, buna rağmen bir Hutbesinde  kalabalığa seslenerek  “Eğer sizlerden kimseye vurdumsa işte sırtım, gelsin vursun; bende alacağı olan varsa işte malım, gelsin alsın” (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul, 1980, C. II, 1165). Şeklinde özür beyanında bulunmuştur. (Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu) 8- Eşinizi Başkasının Yanında Küçümsemeyin Düşünsenize! Hangimiz bir insan yanında küçümsenip yaptıklarının hor görülmesini ister. Bu aklı başında olan her insanın üzüleceği bir durumdur. Bu yüzden ömrümüzü beraber geçireceğimiz, yoklukta ve genişlikte her daim sırtımızı dayayacağımız eşimiz ve çocuklarımızı bu sıkıntı ile karşı karşıya getirmemiz gerekmektedir. “Müslüman kardeşini hor görmesi kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)

Her zaman gördüğümüz yüzler biz de alışkanlık yapar. Bazen varlıklarının bile farkına varmaz, kıymetlerini unuturuz. Ancak aramıza kısa veya uzun bir ayrılık girdiğinde eksiklerini hisseder, iç geçiririz. Ama ara sıra evimize misafir olarak gelenlere karşı olabildiğine cömert davranır, güler yüz gösterir, ne yapacağımızı şaşırırız. Bu, kınanacak bir durum değildir. Ancak sıkıntı olan insanlara karşı böyle davranışlar sergileyenlerin iş, eşlerine döndüğünde aynı hassasiyeti göstermemelerindedir. Eşimizi nadir görülen bir misafir gibi karşılamak yerine, geldiğinde, kaynanamızla, komşumuzla veya falanca ile yaşadığımız sıkıntıları kucağına bırakmak yanlış olan bir durumdur. Erkek olan, iş yerinde müşterisine, patronuna gösterdiği nazik tavırları, ev halkına göstermekten aciz kalıyorsa bu durumda kınanması gereken bir tutumdur. Sokakta gördüğü her çocuğun başını okşayan elleri, kendi yavrusunu kucaklamakta kuvvetsiz kalmışsa bu düzeltilmesi gereken bir durumdur. Özellikle mümin erkek ve mümin kadınlar ama özel de davetçi olan erkek ve bayanlar bu duruma daha fazla titizlik göstermeleri gerekmektedir. Davetçi olan aileler, ev halkına vakit ayırmada zorlansalar da aile bireyleriyle geçirecekleri kısacık bir zaman dilimini, verimli kılmaya çalışmalıdırlar. Sükunete ulaşmış evlerin artması duasıyla. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

43


BİR ANNE SEVDALISI EBU HUREYRE En çok hadis rivayet eden sahabe olan Ebu Hureyre radıyallahu anh, annesine çok fazla hürmet eder ve saygı gösterirdi. Size annesi ile bize örnek olacak olan üç hatırasını sunuyorum;

1.

Hatıra: Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatır:

“Annem müşrikti. Onu İslam’a davet eder, ancak o ısrarla iman etmezdi. Bir gün yine İslam’a davet ettiğimde Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hakkında hoşlanmadığım bazı kelimeler söyledi. Ben bu durum karşısında ağlayarak Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e geldim. Durumu ona bildirdim ve annemin hidayete ermesi için kendisinden dua etmesini istedim. O da; ”Allah’ım! Ebu Hureyre’nin annesine hidayet ver” diye dua etti. Anneme aldığım bu güzel dua müjdesini haber vermek için tekrar hızlıca eve doğru yola çıktım. Eve geldiğimde kapının kapalı olduğunu gördüm. Kapının arkasından su şırıltısı seslerini işittim. Annem geldiğimi anladı ve “Oğlum sen misin?” diye sordu. Ben “Evet “ cevabını verdim. Bunun üzerine giysisini giydi ve örtüye bürünmüş halde kapıyı açtı.”

Bana; ”Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulu olduğuna şehadet ederim” dedi. Üzüntüden ağlayarak ayrıldığım evime şimdi sevinçten ağlayarak girdim. Bu durumu Rasulullah

44

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

sallallahu aleyhi vesellem’e haber vermek için yanına gittim. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buna sevindi. Bunun üzerine ben; ”Beni ve annemi bütün müslümanların sevmesi için dua et”dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem; ”Allah’ım! Şu kulunu ve annesini mü’minlere sevdir”diye dua etti. (Ahmed b.Hanbel; Müsned)

2.

Hatıra:

Bir keresinde Ebu Hureyre radıyallahu anh çok şiddetli bir açlık çekince evinden dışarı çıktı. Dışarıda Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in ashabından bazılarıyla karşılaştı. Onlar; “Ey Ebu Hureyre! Seni bu saatte çıkaran nedir?” diye sorunca “Beni dışarı çıkaran açlıktan başka bir şey değildir” dedi. Kalktık ve Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına gittik. Ebu Hureyre şöyle devam ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem; ”Sizi bu saatte buraya getiren nedir?” diye sordu. Biz; “Açlık” diye karşılık verdik.


I CİHAN MALAY

Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir tabak içinde hurma getirdi. Her birimize iki hurma verdi ve; “Bu iki hurmayı yiyin. Üzerine de su için. Muhakkak bu iki hurma bu gün için size yeter” dedi.

Ebu Hureyre; “Küçükken beni yetiştirdiğin için Allah sana rahmet etsin” der, annesi de: ”Ey oğulcuğum! Allah sana da rahmet etsin. Büyükken bana hürmetkar davrandığın için Allah senin hayrını versin ve senden razı olsun” derdi.

Ben bir hurmayı yedim, diğerini sakladım. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bu durumu fark edince; “Ey Ebu Hureyre! Diğer hurmayı neden sakladın?” diye sordu.

(Buhari; Edebu’l Müfred)

Ben: “Onu annem için sakladım” diye cevap verdim.

Eğer bu konuda eksiklik varsa hayatında, bu eksikliği bir an önce gidermen gerektiğini çok iyi bil. Bu konuda da hızlı davran. Çünkü ölümün bize ne zaman geleceğini bilmiyoruz.

Bunun üzerine bana: “Onu ye! Annen için de sana iki hurma vereceğim” dedi. Ben de onu yedim. Annem için bana iki hurma daha verdi. (İbn Hibban)

3.

Hatıra: Ebu Murre anlatıyor: “Ebu Hureyre dışarı çıkmak istediği

zaman, annesinin kapısında durup:

Şimdi Kardeşim! Bu üç hatırayı hayatına bakarak düşün.

Yine şunu da unutma(!), hadis-i şerifte “cennet annelerin ayakları altındadır” buyrulmaktadır. Hadiste “Kadın” değil de “Anne” ifadesinin kullanılması bize bir şeyleri hatırlatmalı.

“Annenin” yanında bulunan “bir cennet anahtarı” ve “değerli bir hazine” olduğunu aklımızdan hiç ama hiç çıkarmayalım.

“Ey anneciğim! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun.”derdi. Annesi de:”Ey oğulcuğum! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi senin de üzerine olsun” derdi. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

45


MÜ’MİNE KARDEŞLERİME “A

llah katında tek din İslam’dır.” (Ali İmran; 19) Din kelimesinin sözlük manası “hayat tarzı,

inanç sistemi, yaşam biçimi” demektir. Hayatımızın her hücresini, her zerresini şekillendiren, biçimlendiren ancak ve ancak dinimiz olan İslam’dır. Bütün mücadelemiz, gayemiz bunun üzerine kuruludur. Hayat içerisindeki tüm kimliklerimizi inandığımız din oluşturmalı, örneğin; annelik, gençlik ve eş gibi bütün evrelerimiz İslam’a göre şekil almalıdır. Mü’mine kardeşlerim, İslam’ın olmadığı her yer insanoğlu için zulümdür, güvensizdir, huzursuzdur. İslam’ın yaşanmadığı bir ev, sokak, mahalle, şehir, ülke; insanı tehdit eden her türlü tehlikenin hayat bulduğu, insanı içine çeken adeta bir girdaptır. Eğer insan kendi kendini yönetecek güce, kuvvete ve akla sahip olsaydı, Allah-u Teâlâ insanoğluna hükümlerini içeren kitaplar ve elçiler göndermezdi. İnsanı yönetecek, ona hüküm koyacak, onun geleceğini ve geçmişini, bütün zaaflarını bilen Rabbil Alemin’dir. Biz mü’minleri, peygamberlerden öğrendiğimiz, amel etmemiz gereken, mücadelesini vermek zorunda olduğumuz ve bizi cennete taşıyacak olan dava işte budur. Kim Allah Teâlâ’nın hükümlerine, sıfatlarına saldırırsa, bozmaya kalkarsa bizler Allah’ın koyduğu hudutlara riayet ederek onlarla bir mücadeleye gireriz.


I DERYA FIÇICI İnsanlık güneşin, ayın, yıldızların yaratıcısı olan Allah Teâlâ’nın ve O’ndan başka hiç kimsenin bu gezegenler üzerinde söz hakkı olmadığını bildiği gibi, yeryüzünde ticaretin, namazın, nikahın üzerinde de Allah’tan başka hiç kimsesin söz sahibi olmadığını öğrenip iman edinceye kadar, Rabbimizin bize verdiği ömrü bu dava için adarız. Biz Saliha hanımlar ne altın gününde harcarız vaktimizi, ne kahve gününde, ne de beş çayında. Mü’min kadın, şahsiyetini İslam ile şekillendiren öyle bir bireydir ki, ruhunda, kalbinde Allah’ın hükümlerinin hâkim olduğu, tevhid sancağı kalbinde dalgalanan canlı bir İslam yurdudur. O kucakta ümmetin evlatları güven içinde büyür. Allah Teâlâ’nın düşmanları bu sebeple en çok da kadının şahsiyeti üzerinde türlü oyunlar oynar, ahlaksızlaştırmak, sokağa çekmek, evinden uzaklaştırmak, kendi kölesi haline getirmek ve gelecek nesli elinde tutmak için, kadına kendi biçtiği kimliği giydirmeye çalışır. Bugün özgür kadın diye bir kimlik ortaya attılar. Sabah erkenden kalkıp saatlerce aynanın karşısında süslenen, ayağında zorla yürüdüğü topuklu ayakkabısı, üzerinde oturup kalkmasına dahi engel olan, çekip çekiştirdiği, elbise diye giydiği kumaş parçası, sabah itiş kakış bindiği otobüs, dolmuş, akşama kadar “Buyurun efendim” deyip önünde küçüldüğü, eğildiği insanlar ve eve döndüğünde ne eşine, ne çocuklarına, ne de ev işlerine tahammülü kalmamış bir ceset.

Eğer insan kendi kendini yönetecek güce, kuvvete ve akla sahip olsaydı, Allah-u Teâlâ insanoğluna hükümlerini içeren kitaplar ve elçiler göndermezdi. İnsanı yönetecek, ona hüküm koyacak, onun geleceğini ve geçmişini, bütün zaaflarını bilen Rabbil Alemin’dir.

saçan deniz fenerleri gibidir.” Yeryüzü karanlığa gömülmüş, insanlar yolunu kaybetmiş ve biz biliyoruz ki insanları karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan yalnızca Rabbimizin sözü, O’nun nizamıdır. Ve bizler Allah Teâlâ’ya savaş açabilme cüretinde olan azgın şeytanlar ve iblislere karşı savaşacak ve mücadele edeceğiz. Allah’a karşı savaşanlarla, Allah’tan aldığımız güç, kuvvet ve sabır ile mücadele etmek… Bizler Darul İslam olan, güven içinde yaşadığımız, namazlarımızı eda ettiğimiz, ırz ve namuslarımız korunmuş olarak eşlerimizin himayesi altında, bize sürekli Allah’ın hudutlarını hatırlatan eşle-

Gün boyu bin tane adama en kibar dil ile konuşan, akşam eşine “yeter artık bir de sen üstüme gelme” diye haykıran, çocuklarına “susun da biraz kafamı dinleyeyim” deyip aldığı maaşı dadıya, yuvaya, temizlikçiye harcayan özgür cesetler.

rimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin olduğu

Ve bizler bu kadın, genç ve çocuk cesetleri arasında dolaşırken bu kokuşmuşluğa gözümüzü, kulağımızı, burnumuzu tıkayıp yaşayamayız.

aklımıza gelebilecek her türlü bela ve pisliğin

Kardeşlerim! Üzerimizdeki yük öyle büyüktür ki şöyle ifade edelim; Okuduğum bir kitapta mü’minlerden şöyle bahsediyordu: “Mü’minler, karanlıkta yolunu kaybetmiş gemilere karanın nerede olduğunu gösteren, sürekli etrafa ışık

sında Allah’a davet edilecek bunca insan var. Ve

evlerden başımızı azıcık dışarı çıkarttığımızda, bu saydığımız nimetlerden uzak, muhtaç nice hanım kız kardeşlerimizi göreceğiz. Allah ve Rasul’ünden ve İslam’dan yetim kalmış, içinde kıvranan binlerce genç hanım görmekteyiz. Sokağımızda, mahallemizde, akrabalarımız arahatırımıza gelen ayet; “Allah’a davet eden, Salih amel işleyen, ben Müslümanlardanım diyen bir kimseden daha güzel sözlü kim olabilir.” (Fussilet; 33) ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

47


Davetçi olmak sofraya yalnız oturmamak, geceleri uykusuz kalmak, kardeşinin derdiyle dertlenip uykunun kaçması, Allah için affetmek, in-

Davetçi olmak sofraya yalnız oturmamak, geceleri uykusuz kalmak, kardeşinin derdiyle dertlenip uykunun kaçması, Allah için affetmek, incitici sözlere dayanmaktır. Bazen tonlarca yükün altında kalmak, yine kalkıp yürümek… Yaşadığın ortamdan haberdar olmak, kuşatmak, sokağındaki yetime, hastaya, yaşlı ve düşküne yardım etmek, iyilikte öncülük etmek, insanları iyilikte yarışa davet etmektir.

citici sözlere dayanmaktır. Bazen tonlarca yükün altında kalmak, yine kalkıp yürümek… Yaşadığın ortamdan haberdar olmak, kuşatmak, sokağındaki yetime, hastaya, yaşlı ve düşküne yardım etmek, iyilikte öncülük etmek, insanları iyilikte yarışa davet etmektir. Davetçi hanımın evi bazen mescid, bazen medrese ve bazen misafirhanedir. Bizlerin evlerinde, odalarında; koltuklar, mobilyalar yerine ensar ve muhacir olan kardeşlerimiz oturur. Bizim evlerimizden Kur’an tilaveti yükselir. Eşlerimiz Allah yolunda koşturur, vaktinin çoğunu bu yolda harcar. Bizler ne sitem eder ne serzenişte bulunuruz. Ancak sadaka niteliğinde bir tebessümdür onlara sunduğumuz… Değerli hanım kardeşlerim, gençliğinin baharında genç kızlarımız, ablalarımız ve annelerimiz! Bizleri bu onurlu, izzetli görevden alıkoyan daha

İnsanları Allah’a davet etmek için, âlim olmayı, hafız olmayı, müfessir olmayı beklememize gerek yoktur. Önce bildiklerimizle amel etmek, sonra da amel ettiklerimize davet etmektir görevimiz.

oyalayan nedir? Kıymetli zamanımızı, evin içinde eşyalara hizmet ederek geçiriyorsak, halı, koltuk, perdelerin kirini çıkarırken çocuklarımızın zihinlerine işleyen kirleri umursamıyorsak, kahve le-

Demiştik ya mü’min kadın demek, yüreği İslam

kesini çıkartacak envai çeşit formül öğrenip, Al-

yurdu olan hanım demektir. Artık o İslam yur-

lah’ın dinine uzak kalıyorsak, masa örtüsündeki

dunu, oranın ne kadar güvenli olduğunu muhata-

leke günlerce uykumuzu kaçırıyor ama sokağın-

bına açma, davet etme, gösterme vaktidir.

daki genç kızın namus ve ahlakına sürülen leke

Davetçi olmak akademik kelimelerle insanlara ayet, hadis anlatmak demek değildir. Davetçi olmak panel, seminer düzenlemek demek de-

umurunda bile değilse, biz gerçekten kazananlardan mıyız yoksa kaybedenlerden mi? Öyle ise buyurun kazananlardan olmaya…

ğildir. Davetçi olmak pazarlamacı edasıyla, eleş-

Asiye annemizin duasında buluşmak, firavunları

tirel bir dil kullanmak demek değildir.

Rabbimize olan teslimiyetimizle, dilimize düşen

Davetçi olmak aynı anadan doğmadığın, biyolojik bağın olmayan, sokağındaki Fatıma hanımı yü-

48

kıymetli, daha değerli olan nedir? Bizleri aldatan,

dua ile aciz bırakmak, yalnızlaştırmak, saraylarının içine gömmek gayreti ile…

reğinin ortasına koyman, onu dert edinmen, sab-

“Allah inananlara da Firavun’un karısını misal

retmen, katlanman demektir. Sen doğurmadığın

gösterdi. O “Rabbim! Bana katında, cennette bir

halde bir kız çocuğuna gerektiğinde anne, gerek-

ev yap, beni Firavun’dan ve onun kötü işinden

tiğinde abla olarak sabır ve sevgiyle kuşanmak

kurtar ve şu zalimler topluluğundan kurtar!” de-

demektir.

mişti.” (Tahrim; 11)

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


İMİZ

RLER ÖNDE ENDER

KAL ÜSEYİN

H

T

arih, dışarıdan göründüğü kadar masum ve tarafsız bir ilim dalı olmamakla birlikte,

insanların en çok ilgisini çeken disiplinler arasında yer almaya devam etmektedir; çünkü in-

KUDÜS FATİH’İ

SELAHADDİN EYYUBİ

sanoğlunun, geçmiş örnekleri araştırarak içinde bulunmuş olduğu durumu anlamaya çalışması, istikbaline ait daha tutarlı planlar yapması, doğal ve aydınlatıcı olduğu kadar, eğlendirici ve merak gidericidir. Biyografiler ise tarihin en çok izlenen, en fazla zevk duyulan bölümlerini oluşturmaktadır. Hele bu hayat hikâyesi farklı kavmiyetlerin kendisine sahip çıktığı, dostları ve sevenleri bir yana, düşmanlarının bile takdir ettiği bir şahsiyete ait ise, daha çok dikkat ve ilgiye mazhar olacağı açıktır. Diğer yandan Selâhaddin Eyyubi’nin hayatı askeri ve siyasi yönleri ile olduğu kadar, dini ve ahlaki taraflarıyla da bize örnek olabilecek zengin bir birikim sunmaktadır. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

49


HÜSEYİN KALENDER I

Tarihçilerin anlattığına göre Selâhaddin, zamanını ya ilim ya cihad veya devlet işleriyle geçirirdi. Kur’an’ı ezberlemiş ve iyi bir eğitim görmüştü. Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu. Amelde Şâfiî, itikadda Eş‘arî idi. Müneccimlere inanmazdı. Bahâeddin İbn Şeddâd, tarih bilgisinin kuvvetli, kültürünün geniş olduğunu, meclisinde bulunanların başkasından duymadıkları şeyleri ondan duyduklarını söyler. Selâhaddin verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. İbn Cübeyr onun, “Af konusunda hata etmek, haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gider” dediğini nakleder. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamış, Haçlılar onun bu yönünü çok takdir etmiştir. 

Dünya tarihinde haklı bir şöhret kazanan ve örnek bir sultan olarak gösterilen Selâhaddîn-i Eyyûbî, İslâm tarihinin en tanınmış kahramanlarından biridir. Mehmed Akif Ersoy onu “Şark’ın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor “İslâm’ın en saf kahramanı” diye nitelemiştir. Selâhaddin kaynakların ittifakla belirttiğine göre dindar, merhametli, cömert, güler yüzlü, vakur, sağlam iradeli, mert ve heybetli bir kişiydi. Her konuda Nûreddin Mahmud Zengî’nin takipçisi, onun başlattığı eserlerin tamamlayıcısı olmuş, yeni bir devlet kurduğunu bile iddia etmemiştir. Müslümanlar onun şahsında ideal bir sultan, Haçlılar gerçek bir İslâm kahramanı görmüştür. Doğulu ve Batılı tarihçi yazarların eserlerinde kendisinden övgüyle söz edilmiştir. Sultanlığı döneminde aynı kişilerle çalışmış, onlara değer vermiştir. Bunların başında veziri Kādî el-Fâzıl, kâtibi İmâdüddin el-İsfahânî gelir. Emîrlerinden hiçbiriyle bir ihtilâfa düş-

50

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

memiş, danışmanlarının görüşlerine daima önem vermiştir. Danışmanlarından Üsâme b. Münkız onu Hulefâ-yi Râşidîn devrini yeniden canlandıran bir kişi olarak anar. Tarihçilerin anlattığına göre Selâhaddin,  zamanını ya ilim ya cihad veya devlet işleriyle geçirirdi. Kur’an’ı ezberlemiş ve iyi bir eğitim görmüştü. Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu. Amelde Şâfiî, itikadda Eş‘arî idi. Müneccimlere inanmazdı. Bahâeddin İbn Şeddâd, tarih bilgisinin kuvvetli, kültürünün geniş olduğunu, meclisinde bulunanların başkasından duymadıkları şeyleri ondan duyduklarını söyler. Selâhaddin  verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. İbn Cübeyr onun, “Af konusunda hata etmek, haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gider” dediğini nakleder. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamış, Haçlılar onun bu yönünü çok takdir etmiştir. 

DOĞUMU VE YETİŞMESİ: Selâhaddin Eyyubi; 532 (1138) yılında Tikrît’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyûb bu sırada Selçuklular’ınTikrît valisiydi. Musul Atabegi İmâdüddin Zengî ile dostluk kurmuş olan Eyyûb, onun isteği üzerine Selâhaddin’in doğduğu yıl aşiretiyle birlikte Tikrît’ten ayrılarak Musul’a gitti ve Zengî’nin hizmetine girdi. Zengî 534’te (1139) Ba‘lebek’i zaptedince Eyyûb’u bu önemli sınır şehrine vali tayin etti. Kardeşi Esedüddin Şîrkûh el-Mansûr ise Zengî’nin kumandanları arasına katıldı. İmâdüddin Zengî ölünce oğlu Nûreddin Mahmud, Halep ve civarının hükümdarı oldu (541/1146), Şîrkûh da onun en yakın kumandanı haline geldi. Necmeddin Eyyûb bu dönemde Dımaşk Atabegliği’ne (Tuğteğinliler) bağlanmak zorunda kaldı. İki kardeş, Nûreddin’in Haçlılar’la mücadelesinde ve onun Dımaşk’ı ele geçirmesinde önemli rol oynadı. Nûreddin, Şîrkûh’u ordu kumandanlığına, Eyyûb’u Dımaşk valiliğine tayin etti. Böyle bir ortam içinde şehzade gibi yetişen ve iyi bir eğitim gören Selâhaddin genç yaşında Haçlılar’a karşı yapılan seferlere katıldı ve Dımaşk şahneliğine kadar yükseldi.


I HÜSEYİN KALENDER 558 (1163) yılında iktidardan uzaklaştırılan Fâtımî Veziri Şâver b. Mücîr’in yardım istemek için Dımaşk’a gelmesi Nûreddin’e Mısır işlerine müdahale yolunu açtı. Bu sırada Mısır’daki Fâtımî Devleti kriz içindeydi. Fâtımî halifeleri nüfuzlarını kaybettiğinden ülke sultan unvanı alan vezirler tarafından yönetiliyor ve iktidar sık sık el değiştiriyordu. Bu yüzden hem Haçlılar hem Nûreddin gözlerini Mısır üzerine dikmişti. Mısır’ı ele geçiren taraf diğer tarafa karşı stratejik bir üstünlük sağlayacaktı. Amcası Şîrkûh’un kumandasında 559 (1164), 562 ve 564 (1169) yıllarında Mısır’a yapılan seferlere katılan Selâhaddin  usta bir kumandan ve devlet adamı olarak sivrildi. Daha önceki iki seferinde Şâver’in sözünde durmaması sebebiyle Dımaşk’a dönmek zorunda kalan Şîrkûh 564 yılındaki üçüncü seferinde emrindeki kuvvetlerle Kahire’ye girdi. Fâtımî Halifesi Âdıd-Lidînillâh bu sırada öldürülen Şâver’in yerine Şîrkûh’u vezir tayin etti. Şîrkûh’un ordusunun büyük kısmı Oğuzlar’dan oluşuyordu. Böylece Mısır’da Türk hâkimiyeti devri başlamış oldu. Şîrkûh iki ay sonra ölünce Halife Âdıd, kumandanların baskısıyla onun yerine yeğeni  Selâhaddin’i “el-Melik’in-Nâsır” unvanıyla vezir tayin etti (25 Cemâziyelâhir 564 / 26 Mart 1169). Amcasının ölümünün ardından Nûreddin Mahmud Zengî’nin Mısır’daki ordusunun kumandanı olan  Selâhaddin  aynı zamanda Fâtımî halifesinin veziri olarak bu iki önemli görevi üstlendi. Selâhaddin, daha sonra Nûreddin Mahmud Zengî’ye danışarak onun nâibi sıfatıyla Mısır’ı ve Mısır’a bağlı yerleri müstakil bir hükümdar gibi yönetmeye başladı.

KUDUS’ÜN FETHİ Allah azze ve celle Selâhaddin Eyyubi’nin vesilesiyle birçok ülkenin ve şehrin fethedilmesini müyesser kıldı. Bu ülke ve şehirler sayılamayacak kadar çok ve büyüktür. Bunların en önemlisi Kudüs’ü tekrardan haçlılardan geri almasıdır. Allah azze ve celle bu büyük başarıyı kullarının içerisinden Selâhaddin Eyyubi’ye nasip etti. Selâhaddin Eyyubi öncelikle dağınık halde olan askerlerinin toplanması için etrafa haberciler gönderdi.

Kudüs’ün teslimi Recep ayının yirmi yedisi 2 Ekim 1187’ye tevafuk eden Miraç gecesinde gerçekleşmişti. Bu yüzden birçok kimse fethin bu geceye tevafuk etmesini bu yoldaki gayretlerin ve cihadın kabul alameti olarak değerlendirmişlerdir. Çok sayıda âlimin tanıklık yaptığı eşsiz bir fetihti o gün; çünkü sahilin fethi tamamlanıp Kudüs’ün fethi için asker toplanmaya başladığını duyan ulema ve din büyükleri, etraftaki şehirlerden akın akın bu mukaddes beldeye gelmeye başlamışlardı. Fetih günü hutbeler okundu, namazlar kılındı. Tekbir ve tehlil sesleri ortalığı çınlatıyor, dualar arşa yükseliyordu. Kubbetu-s sahra üzerinde bulunan devasa haç indirilmiş, mukaddes mekânlar şirk unsurlarından temizlenmeye başlanmıştı.

Kudüs üzerine sefer yapılacağını duyan her imanlı mü’min bu çağrıya icabet etmek için adeta birbirleri ile yarıştılar. Nihayet Selâhaddin Eyyubi 1187 senesi, 20 Eylül Pazar günü, Kudus’ün batı tarafına inerek karargâhını kurdu. Uzmanların tahminlerine göre askerlerin sayısı kadın ve çocukların dışında altmış bini buluyordu. Selâhaddin tam 5 gün surlarda saldırıyı başlatacak zayıf bir nokta bulabilmek için incelemelerini sürdürdü. Daha sonra Selâhaddin’in gördüğü lüzum üzerine, surların en zayıf olarak korunduğu sanılan şehrin kuzey tarafına intikal edilerek mancınıklar kuruldu. İki taraf arasında şiddetli çatışmalar oldu. Her iki tarafta her hangi bir zorlama olmadan dini bir görev ve sorumluluk duygularıyla savaşı sürdürüyordu. Teke tek yapılan mübarezelerin birinde kahraman bir asker olan İzzet İsa ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

51


HÜSEYİN KALENDER I likte çarpışır ya onurumuzla ölür veya muzaffer oluruz dedi. Bunun üzerine emirleriyle yeniden

Daima cihada koşar, olabildiğince cihadı önemser, şayet birisi cihada çıkışından sonra ancak cihad ve yardım için harcama yaptı diye yemin etse yeminde doğru söylemiş olurdu. Cihada karşı olan sevgisi ve tutkunluğu kalbini ve bütün organlarını öyle bir kuşatmıştı ki yalnız cihattan söz eder, yalnız cihad aletlerine bakışlarını çevirir, yalnız cihad yapanlara değer verir, yalnızca cihattan söz edip cihada teşvik edenlere meylederdi.

bir durum değerlendirmesi yapan Selâhaddin, fidye karşılığı eman vermeyi kabul etti. Buna göre Cuma günü Kudüs’ü kılıç hükmünde emanla teslim alan Selâhaddin, haçlıların adam başına 10’ar, kadın başına 5’er, çocuk başına 2’şer altın dinarı en geç 40 gün içerisinde ödeyerek istedikleri yere gidebileceklerini belirtti. 18.000 kişi fidye bedellerini ödeyerek özgürlüklerine kavuştu; fakat 16.000 kişi ödeyecek paraları olmadığı için esir alındı. Kudüs’te oturan Haçlı liderlerinin zengin hanımları, yanlarında bulunan köle, cariye hizmetçilerinin fidye bedellerini ödeyip topluca şehri terk ediyorlardı. Kudüs’ün teslimi Recep ayının yirmi yedisi 2 Ekim 1187’ye tevafuk eden Miraç gecesinde gerçekleşmişti. Bu yüzden birçok kimse fethin bu geceye

şehit olmuştu. Onun şehadeti ile heyecana gelen Müslümanlar şiddetli bir hücuma geçtiler.

52

tevafuk etmesini bu yoldaki gayretlerin ve cihadın kabul alameti olarak değerlendirmişlerdir. Çok sayıda âlimin tanıklık yaptığı eşsiz bir fetihti o gün;

Düşmanlar başlarına gelecek felaketi anlayıp Müslümanların galibiyet işaretlerini fark edince, bir savaş meclisi toplayarak ne yapılması gerektiğini tartıştılar. Gençler, sonuçları ne olursa olsun savunmanın devam etmesini istediler. Balian ve Patrik Heraklius ise böyle bir davranışın kadınlar ve çocukların da içinde bulunduğu bütün Hıristiyan halkın esareti ile sonuçlanabileceğini, oysa akıllıca tutumun eman istenmesi olduğunu belirtip komutan Selâhaddin’den eman istenmesine karar vediler. Selâhaddin bu taleple gelen elçiye “Haçlılar doksan bir yıl önce Kudüs’ü Müslümanlardan nasıl aldılarsa öyle teslim alacağını söyledi.”

çünkü sahilin fethi tamamlanıp Kudüs’ün fethi

Selâhaddin’den olumsuz cevap alan Balian, ”ey sultan, şunu unutma ki, biz bu şehirde oldukça kalabalığız. Bu insanlar senin emanını umdukları için savaşmakta gevşeklik gösteriyorlar. Bir kurtuluş yolu olmadığını gördüğümüz anda çocuklarımızı, hanımlarımızı katledip mallarımızı yakarız. Sizler ne ganimet alacak eşya, ne de esir alacak insan bulabilirsiniz. Ayrıca mukaddes mekânları ateşe verip elimizdeki 5000 Müslüman esiri öldürürüz. Daha sonra size karşı hep bir-

Cemaatle namazı aksatmama hususunda son de-

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

için asker toplanmaya başladığını duyan ulema ve din büyükleri, etraftaki şehirlerden akın akın bu mukaddes beldeye gelmeye başlamışlardı. Fetih günü hutbeler okundu, namazlar kılındı. Tekbir ve tehlil sesleri ortalığı çınlatıyor, dualar arşa yükseliyordu. Kubbetu-s sahra üzerinde bulunan devasa haç indirilmiş, mukaddes mekânlar şirk unsurlarından temizlenmeye başlanmıştı. ŞAHSİYETİ NAMAZA VERDİĞİ EHEMMİYET: rece titizdi. Kendisi senelerdir bu kurala riayet ettiğini belirtir; hasta olduğu zamanlarda bile imam getirterek namazını terk etmez. Nafile ve sünnet namazlarını kaçırmazdı. Eğer geceleri uyanabilirse mutlaka teheccüt namazı kılar, uyanamazsa sabah namazından önce bunu eda etmeye çalışırdı. Bilinci yerinde olduğu müddetçe namazını aksatmadı. İbn Şeddad, ölüm yatağına düştüğü son hastalığında bile ayakta namazı terk etmedi-


I HÜSEYİN KALENDER ğini, şuurunu kaybettiği son günler dışında bu prensibini bozmadığını, bize haber verir. KUR’AN SEVGİSİ Merhum, yüce Kur’an-ı dinlemeyi çok sever; kendisine imamlık yapacak kişi hakkında araştırmalarda bulunur, onu Kur’an ilimleri konusuna hâkim ve sağlam hafız olmasını şart koşardı. Geceleri ikamet ettiği kalede, kendisine muhafızlık yapmak üzere gelenlerden Kur’an okumalarını ister, onlar 2, 3, 4 cüz kadar okurlar; o ise huşu ile dinlerdi. Âdeti olduğu üzere, umumi toplantılarda yirmi ayetlik veya daha fazla bir bölümün okunmasını arzulardı. HADİSLERE MERAKI Hadis-i Şerif dinlemeye çok meraklıydı. Ne zaman meşhur hadis üstatlarından hadis dinlerse, mümkün olduğu takdirde çocuklarına, kölelerine ve ilgili kimselere de aynı hadisleri dinletirdi. Hadisler nakledildiği zaman onlara hürmeten insanların oturmalarını emreder, eğer söz konusu üstat sultanların toplantılarına katılmak istemeyip huzurdan ayrılırsa, kendisi o âlimin peşini takip ederek gittiği yerde onu dinlerdi. İskenderiye şehrindeki hadis âlimi Hafiz el-İsfihanihi dinlemek için defalarca yanına gitmiş ve kendisinden hadis nakletmişti. İbn Şeddad diyor ki: Onun bizzat kendisi de hadis okur bazen yalnız kaldığı zamanlarda beni de çağırarak belirli bir kitaptan hadisler okur, ibret verici bölümler gelince gözleri dolar ve ağlardı. Merhum, ölenlerin bedenleriyle diriltilip ortaya çıkarılacağını iyilik sahiplerinin cennetle, kötülerin cehennemle cezalandırılacağını söyler; şeriatın getirdiği her şeyi onaylar, filozoflara, muattılaya, dinsizlere kızar, şeriatın sembollerine, simgelerine derin bir saygı gösterirdi. Şeraite aykırı görüşleriyle tanınan Sühreverdi adlı gencin yakalanması için Halep meliki olan oğlu Zahir’e emir vermiş, yakalanınca katlini emretmişti. AHLÂKI- TEVEKKÜLÜ Yüce Allah’ın rahmetinden asla ümidini kesmez, hep ona dayanır, daima ona yönelirdi. İbn Şeddad bunun ile ilgili şöyle bir olay anlatır: Haçlılar Ku-

düs’e doğru yola koyulmuşlar, şehri kuşatıp savaşmaya karar vermişlerdi. Bu yüzden Müslümanlar korkuya kapılmışlar, komutanlar çağrılıp karşılaşılan ani durum kendilerine haber verilmiş, Sultanın ordu ile birlikte şehirde kalıp birlikte savunma yapılması konusunda görüş alış - verişinde bulunulmuştu. Cumaya rastlayan o gece akşamdan sabaha kadar Sultanın yanında kalıp kendisinin hizmetinde bulundum. Allah’tan başka yanımızda kimse olmayıp o kış gecesinde sadece iki kişiydik. Hiç durmaksızın kuvvetlerimizi gruplara ayırıp gerekli noktalara yetiştirmekle uğraşıyordu. Bir ara sağlığının bozulacağından korkup kendisine acıdım. Çünkü uykusuzluktan muzdaripti ve hiç olmazsa bir saat kadar uyuması az da olsa kendisini rahatlatacaktı. Bana dönerek galiba senin uykun geliyor, diyerek kalktı. Evime vardım henüz bazı küçük şeyler yapmaya koyulmuştum ki ezanlar okunup sabah oldu. Çoğunlukla sabah namazını kendisiyle birlikte kılardım, yanına girdim abdest almaktaydı. Beraberce namaz kıldıktan sonra aynı konuya döndüm: “Hatırıma bir şey geldi, umarım faydalı olur” dedim. “Nedir” dedi. “Allah’a yöneliş, O’na dönüş, bu sıkıntıyı gidermek hususunda yalnız O’na dayanma” dedim. “Bunu nasıl gerçekleştirebiliriz” dedi. “Bugün Cuma, efendim boy abdesti aldıktan sonra, âdeti olduğu üzere Aksa Camiine varır, Peygamber Efendimizin Miraca çıktığı yerde durup namazını kılar, güvendiği birinin aracılığıyla gizlice yoksullara bir miktar sadaka verir, ezan ve kamet arasında iki rekât namaz kılıp ellerini yüce mevlasına açarak hadiste belirtildiği üzere şöyle yakarışta bulunur: “Ya Rabbi senin dininin muzefferiyeti için yapabileceğim her şeyi yaptım. Geriye ancak sana yönelmek, senin kudretine sarılmak, senin lütfuna sarılmak kaldı. Sen bana yetersin, sen ne güzel vekilsin,” dedim. Yüce Allah seni hayal kırıklığına uğratmayacak ölçüde kerimdir. Denilenlerin hepsini yaptı. Yine adet olduğu üzere namazımı yanında eda ettim. Ezan ve kamet arasında iki rekât namaz kıldı. Secdeye giderken gözlerinden akan yaşların sakalını ve seccadesini ıslattığına tanık oldum. Ancak ne dediğini işitemiyordum. O gün akşam olmadan keşif kolunda görevli komutan İzzeddin Curdik’ten Haçlıların ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

53


HÜSEYİN KALENDER I anlaşmazlığa girdiğini haber veren bir pusula ulaşıyordu. Cumartesi günü erkenden aynı haberleri tekrarlayan yeni bir pusula ulaşmıştı. Cumartesi gündüz vakti yeni bir casus ulaşarak, Fransızların mutlaka Kudüs kuşatmasında ısrar ettiklerini, oysa Arslan Yürekli Rişard’ın aynı düşüncede olmadığını, bildiriyordu. Rişard, Sultanın Kudüs’ün etrafındaki bütün suları içilemez hale getirdiğini, böyle bir durumda Haçlı ordusunu tehlikeye atmanın doğru olmayacağını ileri sürüyordu. Nihayet bir tartışma meclisi oluşturarak adetleri üzere at üstünde konuyu görüşmeye başladılar. Vardıkları karara göre, aralarından seçilen on kişilik hakem heyeti hangi karara varırsa hepsi sonucu kabullenip itirazda bulunmayacaktı. Pazartesi sabah olunca bir müjdeci gelip Haçlıların yön değiştirerek Remle’ye gittiklerini söyledi. CİHAD AŞKI Daima cihada koşar, olabildiğince cihadı önemser, şayet birisi cihada çıkışından sonra ancak cihad ve yardım için harcama yaptı diye yemin etse yeminde doğru söylemiş olurdu. Cihada karşı olan sevgisi ve tutkunluğu kalbini ve bütün organlarını öyle bir kuşatmıştı ki yalnız cihattan söz eder, yalnız cihad aletlerine bakışlarını çevirir, yalnız cihad yapanlara değer verir, yalnızca cihattan söz edip cihada teşvik edenlere meylederdi. Cihad aşkıyla ailesini, evladını, vatanını, evini ve diğer dünya zevklerini terk etmiş, dünya nimetleri adına sağından solundan rüzgâr alan bir çadır gölgesinde oturmakla yetinmişti. Akkâ çarpışmaları esnasında şiddetle esen rüzgâr, içinde bulunduğu çadırı yıkmış, onu mutlak bir ölümden çadırın korunaklı özel bölmesinde olması kurtarmıştı. Eğer birisi ona yaklaşmak istiyorsa, cihattan söz açar veya ona teşvik eden sözler söylerdi. Kendisi için kaleme alınmış çok sayıda cihad kitabı vardı. Bunlardan birisini benden yazmamı istemiş, ben de cihad disiplininin, konuyla ilgili bütün ayetleri ve hadisleri içeren bir eser yazıp kendisine takdim etmiştim. Bu eseri çok beğenir, elinden düşürmezdi.

54

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014

Onunla ilgili olarak şu olayı mutlaka anlatmalıyım: 1284 yılında askere izin verdi. Melik Adil komutasında Mısır askeri ayrılınca, Sultan da onlarla beraber Kudüs’e gidip bayram namazını orada kılmak istedi. Bizde kendisine eşlik ettik. Bayram namazını kılınca askerle birlikte Askalân’a kadar gidip orada askerleri uğurlamak istediğini söyledi. Sonra Askalândan sahil yoluyla Akkâ’ya yöneldi, gayesi oradan geçerek durumu yerinde görmekti. Ancak yol üzerindeki Sur şehri Haçlılarla dolup taştığı ve biz çok az sayıda olduğumuz için bunun çok tehlikeli olacağı kendisine söylenmesine rağmen kararından dönmeyerek yoluna devam etti. Etrafta müthiş bir kış, deniz dev dalgalarla çalkalanıyordu. Öyle bir korku doluyor ki içime, biri bana, şu denizde bir mil gitsen sana dünyayı veririm, dese, kabul etmezdim. Üç beş kuruş kazanmak için denize açılanların düşüncelerinin sakatlığını, deniz yolculuğu yapanların şahitliklerinin kabul edilmemesinin haklılığını daha iyi anladım. Aklımdan bu düşünceler geçerken birden bire bana dönerek: “Sahilin diğer şehirlerinin fethini Allah bana ne zaman nasip edecek? Düşünüyorum da onları alıp valilerim arasında bölüştürsem, sonra onlarla vedalaşıp denizlere açılsam, adalara varıp oralar da kâfirlerin peşine takılsam, ya dünya yüzünde inançsız bir Allah kulu kalmayıncaya kadar onların izini sürsem veya Allah canımı alsa!” dedi. Düşündüklerinden beni utandıran bu sözlerden çok etkilendim. “Efendim bunlar güzel şeyler; ama Müslümanların hamisi olan birinin kendisini tehlikeye atması nasıl uygun olur?” dedim. Cevabını ben vereyim diye şöyle sordu: “Sizce en asil ölüm hangisidir.?” “Allah yolunda olan ölüm” dedim. “O zaman burada gaye: En asil şekilde ölmemdir” dedi. Gelinde şu ibretlik olaydan kendimize dersler çıkarmaya çalışalım. İnsanın rabbini unutması ne kadar da kötü! Selam ve Dua ile… Kaynak; Rağbet Yay. Selahhaddin Eyyübi (hayatı ve şahsiyeti)


KİTAPLIK

‫إقرأ باسم ربك الذىخلق‬ Yaratan Rabbinin adıyla oku!

ANNE-BABAYA KARŞI DAVRANIŞ FIKHI Allah ve Rasulünün haklarından sonra en büyük hak, anne-baba hakkıdır. Allahu Teâlâ birçok ayette, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem birçok hadislerinde anne-baba haklarını hatırlatmış ve bizlere hukukumuzu bildirmiştir. Hatta bizden önceki ümmetlerden, anne-baba haklarını ve sorumluluklarını yerine getirme konusunda söz alınmıştır. Malum üzere, hatırlatma bir konu üzerinde yoğunlaşıyorsa, bu hatırlatma o konunun ehemmiyetini gösterir. Allahu Teâlâ’ya hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet ettikten sonra anne ve babamızın haklarını gözetmek yine Allahu Teâlâ’ya sunulan salih amellerdendir. “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, Çeviren : Musa Olgaç Yayın Yılı : 2009 Sayfa Adedi : 170 Kağıt Cinsi : Kitap Kağıdı Ebat : 13,5x21 cm Kapak : Karton Kapak ISBN : 9759066642 Dili : TÜRKÇE

yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” Müslümanlar olarak her geçen gün elimizin altında eriyen değerlerimiz ile olan hukukumuzu ayet, hadis ve âlimlerin görüşleri ile kaleme alan Mustafa el- Adevi’nin bu kıymetli eseri Polen Ya-

yınları tarafından neşredilmiştir. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

55


IN H A L İ S BİR E D N İ Ğ TETİ I

LD A K I L I AS RİM E L E C N DÜŞÜ

H

er gün binlerce el var tetikte ve binlerce yürek bir namlu hedefinde. Bu kadar gerekli miydi savaşlar ölmeli mi birileri? Bu sorgulamaları yapmak bize düşmez tehlikelidir bu sorular. Fakat her insan düşünmeli ölenleri, öldürenleri ve en önemlisi de bu ölümlerin neresinde olduğunu. Bir yaz günü incirlerin yeni olmaya başladığı zamanlardı. Köye gitmiştim. En çok sevdiğim şeylerden biri; babamın silahını gizlice alıp dağlarda gezintiye çıkmaktır. İşte o sene, bir sabah yine silahı aldım ve dışarı çıktım. Fakat bir sebebi vardı bu sefer elime silahı almamın. Bir kuş varmış çok lezzetli olurmuş eti, benim av yapmayı sevdiğimi bilen komşumuz o kuştan onun için öldürmemi

56

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


I ESMA KÖSE istedi. Bende acemi nasibi belki öldürebilirim diye bir ümitle tamam dedim. Öyle av falan diyorum da aslında pek beceremem öldürmeyi hatta şimdiye kadar ateş ettiğim tek şey abimin öldürdüğü hayvanın ölü bedeniydi.

Ölüm hiç beklenmedik zamanda beklenmedik

Abimle gittiğim avların tecrübesinden kalanları uygulamak üzere sabah namazını kıldıktan sonra çıktım evden. Eski evin yanındaki incir ağacının yanında izlemeye başladım çevreyi. Ancak ilk defa bu kadar erken çıkmıştım sokağa ve ilk defa şahit oluyordum bu kadar çok kuşun aynı anda çıkardığı o birbirinden farklı büyüleyici seslere. Öylesine güzel ve huzur vericiydi ki sesler bu cazibe bana hedefimi unutturdu uzun bir süre kaldım öyle. Sonra aklıma geldi ve kuşu aramaya başladım. Ancak tüm çabalarıma rağmen bir tane dahi göremedim. Sonra karşımda her şeyden habersiz kaygısızca sabahın ilk lokmalarını yiyen serçeye doğrulttum silahı.

geldiğinde yaşamın varlığı söz konusu olamaz.

Şimdi elim tetikteydi ve namlunun ucunda öylece duran küçücük bir serçe... Kalbimde hissettiğim duyguyu dinledim elim tetikte beklerken. Benim karşımdaki bir hayvandı, bu dünyadan eksildiğinde herhangi bir şeyin değişmeyeceği küçücük aciz bir hayvan. O bu dünyadan gittiğinde yeryüzünde hiçbir şey değişmeyecekti sadece bir serçe ölmüş bende öldürmüş olacaktım(!). Ve bana engel olmaya çalışmıyordu serçe. Yalvarmıyordu. Kaderine teslimiyetin huzuruyla son hareketlerini yaşıyordu. Sanki hadislerde anlatılan kuş yüreğini tarif ediyordu. Kaygısız ve korkusuz izlerken etrafı. Sonra kimin aciz olduğunu düşündüm. Namludaki midir aciz olan yoksa eli tetikte olan mı? Biraz düşünceden sonra acziyetin eli tetikte olana ait olduğuna karar verdim. Zira bu dünyada yaşamak olamazdı üstünlük. Biraz sonra el tetiğe bastığında aralarındaki tek fark birisi ebedi bir dünyaya kanatlanmış olacak diğeri ise bir başkasının namlusuna ya da azrailin dokunuşuna kadar ölümü bekleyecekti. Birisi ölümü beklerken diğeri beklediği ölüme kavuşmuş oluyordu. Bu durumda üstünlük ve güç beklediğine kavuşana aitti.

yerde beklenmedik bir misafir olarak çıkar karşına. Oysa unutulan bir şey vardır ki, ölüm değildir misafir olan, yaşamdır. Yaşam Allahın kullarına geçici bir süre için verdiği bir hediyedir. Ölüm Ölümün misafiridir yaşam, o belirler kalma süresini. Misafirliğin süresini unutup orada ev sahibi gibi yaşayanları ansızın yakalar bir gün ev sahibi. Misafirliğinin farkında olan ise zaten gitmek için kalıyordur orada ve vakti geldiğinde serçe yüreği gibi sükunetle karşılar gidişi. Sır, ölüme nasıl baktığınla ilgilidir. Ölümü ev sahibi bilenler namlunun ucunda olmaktan korkmazlar. Zira disiplinli bir ev sahibidir ölüm, vakti gelmeden kovmaz hiç bir yaşamı. O halde elin tetikte olmasının ya da yüreğinin namluda asılı olmasının hiçbir anlamı yoktur. Ölüm gelmeden yaşamın gitmesi imkansızdır. Ölümü getirmek ise ne tetikteki elin ne de namludaki yüreğin işidir. Herkes ölüm kapısını çalana kadar yaşamını misafir etmeye mahkumdur. O halde biz neresindeyiz bu ölümlerin? Evet aslında herkes her ölümün hem her yerinde hem de hiçbir yerindedir. Hem tetiğe basan eldir insan hem de namlunun ucunda yürek. Ya da sadece ölüme kısa süreliğine misafir olmuş bir yaşam. Ölüme ve öldürmelere nasıl baktığınla ilgilidir durduğun yer. Bir ölüm vardır öldürmek için, bir ölüm vardır yaşatmak için. Anlamlarda gizlidir işler. Hangi ölüme yaşamı hangi ölüme yok oluşu yüklediğinle alakalıdır elinin tetikte ya da yüreğinin namluda olması. Her hareket yüklendiği anlama göre şekil alır. Bu yüzden değerlidir ilk adımlar ve o ilk adıma yüklenen anlamlar. Ölümün misafirleri olanlar yaşamlarını amel yapıp omuzlarında taşırlar. Ve bir gün namlunun ucunda asılı kalsa canı, onu serçe yüreği kadar hafif ve yumuşak bir bakışla karşılar. Selam olsun eli tetikteyken kibirlenmeyen ve bir namlunun ucundayken dahi bakışlarında teslimiyetin huzurunu gizleyenlere... ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

57


EMRAH SEVEN

DÜNYA CEMAAT-İ İSLAMİ LİDERİ: ORDU DARBE YAPABİLİR PAKİSTAN

Pakistan Cemaati İslami lideri Hak: “Siyasal çatışmalar derinleştiğinde ve çözümsüzleştiğinde ordu bu durumu fırsat bilerek darbe yapabilir.”

P

akistan Cemaat-i İslami lideri Siraj-ul Hak, “Siyasal çatışmalar derinleştiğinde ve çözümsüzleştiğinde ordu bu durumu fırsat bilerek darbe yapabilir” dedi. Şerif’in bir önceki iktidarın yürüdüğü yolu değiştiremediğini ifade eden Hak, “Aynı yoldan devam ediyor. Halkın Şerif’i seçmesiyle ülkede pek fazla değişiklik gözlenmedi. Aksine ülkede enflasyon ve yoksulluk daha da arttı. Evet, hükümet ekonomi sektöründe başarılar elde etti ama bunun faydası halka

pek yansımadı’” şeklinde konuştu. Hak, siyasiler arasındaki çatışmanın, ordunun darbe yapmasına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

IŞİD İSLAM DİNİNDEN DEĞİL, HARİCİLERİN UZANTISIDIR ARABİSTAN

Suud Müftüsü Abdulaziz Al eş-Şeyh yaptığı açıklamada IŞİD’in İslam Dininden olmadığı, Haricilerin günümüzdeki uzantısı olduğunu ifade etti.

Ş

eyh, Suudi Arabistan resmi ajansı SPA’da yer alan yazılı açıklamasında, İslam dininin kemal ve güzellik dini olduğunu ifade ederek, tüm kesimlere sağduyu ve denge çağrısı yaptı. Radikalizm, aşırıcılık ve teröre karşı uyarıda bulunan Şeyh, bunların yeryüzünde bozgunculuğa yol açacağını, İslam’da bu türden şeylerin olmadığını dile getirdi. Bu Harici örgütler, İslam dininden değildir. Müslümanları günahkâr

ve suçlu gören bu kişiler, kanları ve malları helal kılınan Hariciler’in uzantısıdır” ifadelerini kullandı. Suudi Şeyh, açıklamasında rivayet edilen şu Hadis-i Şerife de yer verdi: ‘’Ahir zamanda yaşları küçük, akılları zayıf bir grup insanlar/birtakım gençler ortaya çıkacak. Kur’an okurlar ama imanları gırtlaklarından öteye geçmez. Okun yaydan çıkıp fırladığı gibi dinden çıkarlar. Onlara nerede rastlarsanız onları öldürün. Kuşkusuz, onları öldürmek, kıyamet günü, öldürenler için bir ücret/bir mükâfat sağlar.”

58

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


DÜNYA

AVUSTURYA’DA CAMİYE IRKÇI SALDIRI Avusturya’nın Tirol eyaletine bağlı Telfs şehrinde bulunan Eyüp Sultan Cami’nin duvarlarına “Nazi” işareti yapıldı.

AVUSTURYA

E

yüp Sultan Cami Derneği Başkanı Yusuf Çıtak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sabah na-

mazı kılmak için camiye geldiklerinde 3 “Nazi” işareti ile karşılaştıklarını söyledi. Kamera kayıtlarını incelediklerinde gece 04.26 sıralarında yüzünü kapşonla kapatan genç yaşlarda birisinin caminin kantin girişine ve avludaki şadırvana “Nazi” işareti

yaptığını tespit ettiklerini belirten Çıtak, saldırı ile ilgili polise şikâyette bulunduklarını ifade etti. Öte yandan Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Ramazan bayramında, Eyüp Sultan İmam Hatip Lisesi inşaatına 5 domuz kafası konulmuştu.

KAYIP İSRAİL ASKERİ ÖLÜ BULUNDU İsrail polisi, daha önce kaybolduğunu duyurduğu askerinin ölü olarak bulunduğunu açıkladı.

İSRAİL

İ

srail’in Kanal 2 televizyonunda yer alan habere göre, İsrail polisi yaptığı yazılı açıklamada, kay-

bolan David Menahem Gordon (21) isimli askerin İsrail’in orta kesimlerindeki bir bölgede ölü bulunduğu belirtildi. Askerin eşyalarının da yanında olduğu ifade edilirken, ölüm nedeninin bilinmediği ancak bunun için soruşturma başlatılacağı kayde-

dildi. İsrail’in Jerusalem Post gazetesinin internet sitesindeki konuyla ilgili haberinde ise kaybolduğu belirtilen askerin, ABD vatandaşı olduğu ve orduya gönüllü katıldığı bilgisine yer verilmişti.

TALİBAN O KENTİ ELE GEÇİRDİ! Afganistan’ın doğusunda bulunan Nuristan kentinin Doaab ilçesi bu sabah Taliban tarafından ele geçirildi.

N

AFGANİSTAN

uristan polis yetkilisi Şerzad Ahmadi, AA’ya yaptığı açıklamada, Doaab ilçesinde polis ve-

Taliban üyeleri arasındaki çatışmaların dünden beri devam ettiğini belirterek “Bu sabah ilçeyle bağlantımız kesildi. Güvenlik güçlerinden alınan bilgiye göre, Doaab ilçesi Taliban’ın eline geçti” dedi. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

59


EMRAH SEVEN

DÜNYA İSLAMABAD’DA ORDU ‘YÜKSEK ALARMA’ GEÇTİ PAKİSTAN

Pakistan’ın başkenti İslamabad’da muhalif göstericilerin yönetim binalarını işgal edecekleri yönünde tehditleri üzerine ordu yönetim binalarının çevresinde konuşlandırıldı.

P

akistan’da iki muhalif siyasi partinin ülkenin başkenti İslamabad’da eylem yaparak hükümeti istifaya çağırması ve kamu binalarını işgal etmekle tehdit etmesi üzerine ordu alarma geçti. Ülkenin iki önemli muhalif lideri Tahir Kadri ve İmran Han, on binlerce kişiyle İslamabad’a gelerek hükümete istifa etmesi için 48 saat süre verdiklerini

açıklamıştı. Muhalifler, süre sonunda istifanın gerçekleşmemesi durumunda yönetim binalarını işgal edeceklerini ifade etmişlerdi. Bunun üzerine ordu, başkentin merkezine konuşlanarak tedbir aldı. Pakistan Ordusu, İslamabad’da yönetim binalarının yer aldığı Anayasa Caddesi’nde 500 asker konuşlandırdı. İslamabad’a dayanan protestocuların sayısının ise 55 bin olduğu ifade ediliyor. Pakistan yönetimi, protestocuların yönetim binalarına yaklaşmasına izin vermeyeceğini açıklamıştı.

ÖZBEKİSTAN’DA CAMİLERE 18 YAŞ UYGULAMASI Özbekistan’da öğretmenlerden ilginç ‘cami’ nöbeti. ÖZBEKİSTAN Özbekistan’da polisler bağımsızlık günü öncesi güvenlik işlerine kaydırılınca öğretmenler ve doktorlar 18 yaşından küçüklerin camiye alınmaması için cuma namazında polisin yerine görev yaptı.

Ö

zbekistan’da İslam Kerimov idaresinin Müslümanlara yönelik baskıları ve İslam düşmanlığı trajikomik sahnelere kadar ulaştı. “Ozodlik” radyosunun bildirdiğine göre 15 Ağustos Cuma günü ülkenin başkenti Taşkent’te okullardaki öğretmenler ve hastane doktorları Cuma namazına gelen küçük yaştaki Müslüman çocukları camilere sokmamak için

seferber edildi. Öğretmenler ve doktorlar camilerde nöbet tutarak polise küçük yaştaki çocukları yakalamaya yardımcı oldular. Özbekistan’da 18 yaşından küçük çocuklarla öğrencilerin camilerde ibadet etmesi yasak. Dolayısıyla cami girişlerinde genellikle polis görev yapıyor. Ülkede kamu görevlileri tıpkı Kuzey Kore’de olduğu gibi rejimin istediği şekilde ve yerlerde görevlendirilebiliyor. Bu sebeple şehirlerde temizlik işleri yapmak, kamu inşaatlarının yapımında çalışmak, sonbaharda pamuk toplamaya katılmak Özbek öğretmenler ve hastane çalışanları için “normal” görevler.

60

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


DÜNYA ORTA AFRİKA MÜSLÜMANLARI BAĞIMSIZLIK İLAN ETTİ Eski Orta Afrika Cumhurbaşkanı ve Seleka lideri Djotodia, Müslümanlara yönelik soykırıma karşı can güvenliğini sağlamak için ülkenin kuzeyinde “bağımsız bir devlet” ilan etti.

ORTA AFRİKA

S

eleka Koalisyonu’nun 1’inci Başkan Yardımcısı Nureddin Âdem, yayınladığı yazılı açıklama-

da,”Orta Afrika’nın kuzey doğusunda Orta Afrika Cumhuriyeti’nden ayrı, eski Cumhurbaşkanı ve Seleka lideri Michel Djotodia başkanlığında Bangui’den 800 kilometre uzaklıktaki Vakaga bölgesinde

başkenti Birao olan bağımsız bir devlet kuruldu. Özgür ve bağımsız devletimize bağlı geçici hükümet te teşkil edildi”ifadelerini kullandı.

DEMOKRASİ’NİN HAMİSİ ABD’DE NELER OLUYOR? ABD’de bir siyahi gencin polis tarafından öldürülmesi ile başlayan gerginlik hat safhaya ulaştı ve Ferguson semtinde sokağa çıkma yasağı kararı alındı.

AMERİKA

S

iyahi gencin beyaz polis tarafından öldürülmesine yönelik tepkilerin artması üzerine Missouri valisi, Ferguson semtinde olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Polis yetkilileri gencin polise saldırdığını ve memurun aldığı yaralar yüzünden tedavi gördüğünü söylerken görgü tanıkları gencin elleri havadayken polisten kaçtığını söylüyorlar. Öte yandan gencin mahallesinde protestolar ve olaylar devam ediyor. Kentte 6 gündür protestolarını sürdüren eylemcileri güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazla dağıtmaya çalıştı.

MISIR’DA KAN AKMAYA DEVAM EDİYOR Sisi’nin darbeyle kontrolü ele geçirdikten sonra halkın Adeviyye ve Nahda Meydanlarındaki protesto eylemlerinde 1000’den fazla kişinin katledilmesine neden olan kimseler katliamın yıldönümünde de kan dökmeye devam ediyor.

MISIR

M

ısır’daki askeri darbenin ardından protestoların merkezi haline gelen Rabiatul Adeviyye ve Nahda Meydanlarındaki kanlı baskının yıl dönümü nedeniyle düzenlenen gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e yükseldi. Darbe’yi Ret ve Meşruiyete Destek için Ulusal İttifak yetkililerinden alınan bilgiye göre; gösteriler kapsamında Giza’daki El-Heram Caddesi bölgesinde Ahmed Şitos, Kahire’deki Ez-Zaviye el-Hamra bölgesinde Vail Said, Giza’da Ali Ebu Süleyman ve kimliği henüz tespit edilemeyen 2 kişi, polisin gerçek mermiyle müdahalesi sonucu hayatını kaybetti. Mısır’da dün 14 Ağustos 2013’te Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarında toplanan sivillere yapılan kanlı baskının birinci yılında düzenlenen gösterilerde hayatını kaybedenlerin sayısı 7 olarak açıklanmıştı. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

61


EMRAH SEVEN

DÜNYA

ÇİN SAKALLI ERKEKLER İLE TESETTÜRLÜ BAYANLARA SAVAŞ AÇTI Yerel Komünist Partisince geçen hafta alınan bir yasaklamalar Listesine göre Karamay bölgesinde Ayyıldız işlenmiş her türlü Formaların giyilmesi yasaklanmıştı

ÇİN

E

lde edilen bilgilere göre Doğu Türkistan’ın petrol bölgesi olarak bilinen Karamay şehrinde 8-20 Ağustos tarihlerinde yapılacak “Bölgesel Spor Müsabakalarının” huzurlu ve güvenli şekilde yürütülmesi bahane edilerek Uygur Türklerine karşı nezaret ve kontrollerin sıklaştırıldığı ve yeni ek güvenlik tedbirlerinin alındığı bildiriliyor. Ayrıca erkeklerin sakallı

ve tesettürlü hanımların Toplu Taşıma Araçlarına alınmayacağı bildirilmişti. Ana Durak ve tali bütün duraklara yeterli sayıda muhbirler yerleştirilerek bu konudaki yasaklara uyulup uyulmadığı kontrol edilmekte. Yönetim tarafından erkekler için toplu sakal kesme, tesettürlü hanımlar için toplu başını açma törenleri düzenlenerek toplum baskı altına alınmakta ve taciz edilmektedir.

PAPA’DAN IŞİD’E KARŞI 1 MİLYON DOLAR IŞİD’in Hristiyan ve Yezidi’lere karşı yaptığı saldırılar üzerine Papa Franciscus, Iraklı Katolik ve Yezidi sığınmacıların faydalanması için şahsı adına 1 milyon ABD doları bağışta bulundu.

IRAK

I

ŞİD örgütünün Irak’ın kuzeyinde Hristiyanlara, Yezidilere ve diğer etnik azınlıklara yaptığı saldırılar nedeniyle yerlerinden olan ve kayıp verenlere destek olması için geçen hafta bölgeye gönderdiği özel temsilcisi Kardinal Fernando Filoni, ruhani liderin Iraklı sığınmacılar için 1 milyon ABD doları bağış yaptığını açıkladı. Kardinal Filoni, bağış miktarının yüzde 75’inin bölgedeki Katolik toplumuna, yüzde 25’lik kısmının ise Yezidilere

verildiği bilgisini paylaştı. Papa Franciscus, Irak’ta IŞİD saldırılarından etkilenen Hristiyanlar, Yezidiler ve diğer azınlıkların korunması ve onlara insani yardım ulaştırılması için çağrılarını son dönemde sıklaştırmıştı.

EBOLA’DA SAYI GİDEREK ARTIYOR! BİN 145’E ÇIKTI BATI AFRİKA

Dünya Sağlık Örgütü, Batı Afrika’daki Ebola salgınında ölenlerin sayısının bin 145’e yükseldiğini bildirdi.

D

SÖ’den yapılan yazılı açıklamaya göre, 12-13 Ağustos arasında Liberya, Gine, Sierra Leone ve Nijerya’da 152 yeni Ebola vakası tespit edildi ve 76 kişi hayatını kaybetti. Buna göre, Liberya’da 116 yeni vaka 58 ölüm, Gine’de 9 yeni vaka 3 ölüm, Sierra Leone’de 27 yeni vaka 14 ölüm ve Nijerya’da 1 ölüm görüldü. Böylece, 13 Ağustos’a kadar 2 bin 127 yeni Ebola vakası

tespit edilmiş ve bin 145 kişi bu hastalık dolayısıyla hayatını kaybetmiş oldu. DSÖ verilerine göre, 13 Ağustos’a kadar Liberya’da 413, Gine’de 380, Sierra Leone’de 348 ve Nijerya’da 4 kişi hayatını kaybetti.

62

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


DÜNYA KUVEYT’DE EL-KAİDE FİNANSÖRÜ TUTUKLANDI Kuveytli Haccac Bin Fahd El Acmi tatil dönüşü El-Kaide’nin Suriye kolu Nusra’ya para yardımı yaptığı gerekçesiyle tutuklandı.

KUVEYT

B

irleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz hafta Acmi ve diğer beş cihat yanlısını El Kaide ile bağlantılı listeye ekleyerek seyahat yasağı ve hesaplarının dondurulması kararı almıştı. Söz konusu kişiler, ‘terörist gruplara’ para, adam ve silah sağlamakla suçlanıyor. Bu ayın başlarında da ABD’li makamların Acmi ve diğer iki Kuveytliyi terör listesine aldığı hatırlanıyor. Kuveyt, daha önce terörizmle mücadelede kararlılığını bildiren bir açıklama yapmıştı.

GAZZE’DE İSRAİL CASUSLARI İDAM EDİLDİ Gazze’de İsrail adına casusluk yaptığı gerekçesiyle 3 kişi idam edildi, casusluk yaptığı belirlenen 7 kişi de yakalandı.

H

GAZZE

amas hareketine yakınlığıyla bilinen El-Mecdu’l-Emni internet sitesindeki açıklamada, “Filistin direniş gruplarına

bağlı emniyet birimlerinin, casusluk suçlamasıyla daha önce alıkonulan üç kişiyi idam ettiği ve bu kapsamda 7 kişinin daha yakalandığı” belirtildi. Yakalanan 7 kişinin “direnişin faaliyetlerini ve Gazze’deki bazı evleri gözlemlediği” ifade edilen açıklamada, “İşbirlikçilere karşı müsamahakâr davranmayacak olan emniyet birimlerinin ellerinde, suçüstü yakalanan muhbirleri idam etme emri vardır” denildi.

BATI ESAD’LA EL SIKIŞMAYA HAZIRLANIYOR ABD ve Avrupa ülkelerinin, IŞİD karşı Suriye’de Esad rejimine destek vereceği iddia edildi.

SURİYE

IŞİD, Suriye’nin doğusundaki Rakka’da petrol kuyularını ele geçirmesinin ardından yeni gelir kaynağına kavuştu. Şimdi ise ABD öncülüğünde Batı dünyası, IŞİD karşı Esad rejimiyle adeta bir “u dönüşü” yaparak, anlaşma yapmaya hazırlanıyor. İngiliz İndependent Gazetesi’ne göre ABD, Esad rejimine Alman istihbaratı BND aracılığıyla IŞİD mevzilerinin bilgilerini verdi. Bu durum, Suriye rejiminin hava ve topçu saldırılarının isyancı komutanları ve karargâhlarını nasıl imha ettiğini açıklıyor. Haberde, IŞİD’in Halep’i alması halinde bütün Suriye’yi ele geçirme ihtimali olduğu, bu yüzden ABD Senatosu’nda Esad rejimine ehven-i şer gözüyle bakıldığı ve Suriye’ye Irak’taki gibi bir yardımın söz konusu olduğu vurgulandı. ZİLHİCCE 1435

NEBEVÎ HAYAT

63


SİZDEN GELENLER

SAVAŞ KILIÇ

Bir Kova Buzlu Su Bizi Uyandırmaya Yeter mi?

S

izlerin de dikkatini çekmiştir. Son günlerde Sosyal Medya ve Televizyonlar’da “Ice Bucket

Challenge” adında bir akım almış başını gidiyor. ALS hastalığına dikkat çekmek için insanlar birilerine meydan okuyarak başlarından aşağı kova dolusu buzlu suları boşaltıyorlar. Eğer meydan okuduğu kişi aynısını yapmaz ise hastalara bağış

monotonlaşmış hayatımıza mı? İslami Davette ihmal ettiğimiz ailemiz, çocuklarımıza mı? Selam vermeyip güler yüzümüzü esirgediğimiz komşumuza mı?

yapmak zorunda. Bu durum bu şekilde devam

Mahalle köşelerinde, apartman merdivenlerinde

ediyor ve insanlar hastalara bir faydam olur dü-

uyuşturucu satıcılarının hedefi olan gençliğimize mi?

şüncesi ile belki kendisini rahatlatıyor, belki dikkat

Kova kova buzlu sular hepimizi uyandırıp kendi-

çekiyor, belki birileri reklamını yapıyor vs. vs. Haberlerde görüntüleri izlerken bir kova buzlu suyun insanı nasıl kendine getirip tabir-i caiz ise çivi gibi bir hale getirdiğine şahit oldum ve beynimde şimşekler çakmaya başladı. Acaba dedim kendi kendime, şu uyku ve tembellik hali üzerimize çökmüşken okuduğumuz Ayetler ve dinlediğimiz sohbetler bizi titretip kendimize getirmiyorsa bir kova buzlu su yeterli olur mu? Hangimizin veya hangisinin üzerine kova kova buzlu sular boşaltıp bir meydan okumada bulunsak?

64

Geçim derdi içerisinde yaşamakta olduğumuz

mize getirmeye yeter mi sizce? Oluk oluk kardeşlerimizin kanlarının başlarından aşağı aktığı ve yangın yerine dönen Suriye, Gazze, Afganistan, Irak ve Arakan’daki ateşi söndürmek için kaç kova buzlu su gerekir sizce? Dahası onlarca yıldır hipnoz edilmiş gibi boş gözlerle izlediğimiz Ümmetin akan kanını ve göz yaşını dindirmek için kaç kova buzlu su gerekir sizce? Her defasında “bundan daha kötüsü olamaz” dediğimiz ve her defasında daha da kötüsü ile karşılaşıp beyinleri parçalanan bebeklerimizi izlemek eğer bizi kendimize getirmiyor ise inanın

Sabah Namazına dahi zar zor kalkıp yarı uykulu

kutuplardaki bütün buzulları üzerimize dökseler

ve baygın halde apar topar bize secde ettirip selam

yine de tepki veremeyecek durumdayız. Rabbim

verdiren ve bir an önce yatağına dönmek isteyen

bizleri affetsin. Bir an önce kendimize gelip tekrar

nefsimize mi?

izzet ve şeref sahibi kılsın inşallah…

NEBEVÎ HAYAT

EYLÜL 2014


İslam Daveti ve Davetçilerin Özellikleri KONU BAŞLIKLARI: Nebevî Davet Davet�n Hükmü ve Gerekl�l�ğ� Davetç�n�n Vasıfları Davet�n Araçları Davette Uslüp ve Merhale Davet ve Davetç�ler�n Önündek� Engeller Öncü davetç�ler

10 EYLÜL 2014 ÇARŞAMBA | SAAT: 20.30 YER: İMAM BUHARİ VAKFI

www.imambuharivakfi.org


Nebevi Hayat Dergisi 22. sayı (2014)  
Nebevi Hayat Dergisi 22. sayı (2014)  
Advertisement