Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Haziran 2014 1435

Yıl: 2 Sayı: 19 - Fiyatı: 6 TL

www.nebevihayatyayinlari.com

RAHMETE AÇILAN KAPI

RAMAZAN HİLÂL’İN GÖRÜNMESİ - Hasan Karakaya RAMAZANI BAYRAM BİLMEK - Hakan Sarıküçük GEÇMİŞ ÜMMETLERDE ORUÇ - Mahmut Varhan TERAVİH NAMAZI - İbrahim Özpolat EBU BEKİR ŞATİRİ İLE RÖPORTAJ - Hüseyin Kılıç KADİR GECESİ VE FAZİLETİ - R. Said Aycil

facebook.com/nebevihayat twitter.com/nebevihayat

Ramazan


1

TOZ ŞEKER 1000GR

ALTUN

1 AD

2

ÇAY 500 GR

OFÇAY

1 AD

3

SIVI YAĞ 2LT

OLİN/BİRYAĞ

1 AD

4

PİRİNÇ 1000GR

NEHİR

1 AD

5

KIRMIZI MERCİMEK 1000GR

NEHİR

1 AD

6

NOHUT 1000GR

NEHİR

1 AD

7

BULGUR 1000GR

NEHİR

1 AD

8

MAKARNA 500GR

GOLDA

3 AD

9

ARPA ŞEHRİYE 500GR

GOLDA

1 AD

10

TEL ŞEHRİYE 500GR

GOLDA

1 AD

11

SALÇA 830GR

TAMEK

1 AD

12

TUZ 750GR

SALİNA

1 AD

13

HURMA 300GR

TUNUS

1 AD

14

ZEYTİN 500GR

NEHİR/GEMLİK

1 AD

15

REÇEL 380GR

LOKMAN

1 AD

16

HAZIR ÇORBA 60GR

LEZZO

3 AD

17

GOFRET

ÜLKER

3 AD

18

UN 1000GR

GOLDA

1 AD

RAMAZAN KUMANYASI

1. PAKET

60

1

TOZ ŞEKER 2000GR

ALTUN

1 AD

2

ÇAY 500 GR

OFÇAY

1 AD

3

SIVI YAĞ 2LT

OLİN/BİRYAĞ

1 AD

4

PİRİNÇ 1000GR

NEHİR

1 AD

2. PAKET

5

KIRMIZI MERCİMEK 1000GR

NEHİR

1 AD

6

NOHUT 1000GR

NEHİR

1 AD

70

7

BULGUR 1000GR

NEHİR

1 AD

8

MAKARNA 500GR

GOLDA

4 AD

9

ARPA ŞEHRİYE 500GR

GOLDA

1 AD

10

TEL ŞEHRİYE 500GR

GOLDA

1 AD

11

SALÇA 830GR

TAMEK

1 AD

12

TUZ 750GR

SALİNA

1 AD

13

HURMA 300GR

TUNUS

1 AD

14

ZEYTİN 500GR

NEHİR/GEMLİK

1 AD

15

REÇEL 380GR

LOKMAN

1 AD

16

HAZIR ÇORBA 60GR

LEZZO

3 AD

17

GOFRET

ÜLKER

3 AD

18

UN 1000GR

GOLDA

2 AD

19

KEMALPAŞA 150GR

GAZİOĞLU/ÜÇLER

1 LT

20

FINDIK KREMA

LOKMAN

415 GR

RAMAZAN KUMANYASI

Amel, sözün efendisidir. Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli / Bağcılar - İSTANBUL

Tel: (0 212) 550 63 77

Gsm: (0 538) 517 23 21

www.imambuharivakfi.org bilgi@imambuharivakfi.org


YIL: 2 Sayı: 19 Fiyatı: 6 TL

İÇİNDEKİLER

Sahibi İmam Buhari Eğitim ve Araştırma Vakfı Adına Ramazan Küpoğlu Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük

HİLÂL’İN GEÇMİŞ GÖRÜNMESİ ÜMMETLERDE ORUÇ

RAMAZANI BAYRAM BİLMEK

NEFSİN ESÂRETİNDEN KURTULMANIN ADI; İTİKAF

Abone ve Dağıtım Sorumlusu Hakan Sarıküçük (0543 654 46 63) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları 2014 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 70 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı Cilt: Marki Matbaa Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Haziran 2014 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

Hasan Karakaya

30 33 38 40 43 47 53 58 60 62 64 67 68 70 73 78 80

4

13

Mahmut Varhan

Hakan Sarıküçük

20

Said Özdemir

26

ORUÇ ÇEŞİTLERİ Mustafa Tatlı RAMAZAN MUHASEBESİ Ali Yücel KADİR GECESİ ve FAZİLETİ S. Ramazan Aycil RAMAZAN ORUCUNUN FAZİLETİ Hüseyin Kalender TERAVİH NAMAZI İbrahim Özpolat İSLAM FIKHINDA ZEKAT Hüseyin Nohut ORUÇ FIKHI Ebubekir Eren RAMAZANDA YAŞANAN DOĞRULAR ve YANLIŞLAR Muhammed Ali Mücahid RAMAZAN HEYECANINI HAYATA TAŞIMAK Yusuf Yılmaz NESİLLERİMİZE İLMİ ve ALİMLERİ SEVDİRELİM Halime Yılmaz GÜNDEME

BAKIŞ

EDEPSİZLİĞİN ADI; RAMAZAN EĞLENCELERİ Nedim Bal

AĞLATAN KASİDE İFTAR & SAHUR Betül Demir RAMAZAN ve KUR’AN Derya Fıçıcı EBUBEKİR ŞATİRİ İLE RÖPORTAJ Hüseyin Kılıç Dünyadan Haberler Cihan Malay Sizden Gelenler; VAKIF ADAM Esma Köse


Allah’ın adıyla Hamd, “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara; 2/185) buyuran yüce Rabbimize, salâtu selâmların en güzeli “İman ederek ve Allah’tan sevap bekleyerek Ramazan’da oruç tutan kimsenin günahları bağışlanır” (Muttefekun aleyh) buyuran efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve kıyamete kadar Onun izinden gidenlere olsun. Değerli Kardeşler, Rabbimize hamdu senalar olsun yine bir Ramazan ayı iklimine girmek üzereyiz. Günahların, zulmün, karanlığın, haksızlığın envai çeşidi ile karşı karşıya kaldığımız, kalplerimizin işgal altında olduğu bir zamanda yine Ramazan imdadımıza yetişti. Kararan kalplerin cilalanmasına, cehennem kapılarının kapanmasına, cennet kapılarının açılmasına ve şeytanların bağlanmasına sebep olan rahmet iklimi yavaş yavaş bizleri tesiri altına almaya başladı. Değerli Kardeşler, Ramazan her müslümanın yıllık bakımı anlamına gelen manevi bir çekap (check up) dönemi. Bu zaman diliminde her birimiz Rabbimizle olan kulluk münasebetimizi gözden geçirmeli, Allah için yaptıklarımızı muhasebe etmeli ve imanımızı güçlendirmek için bu zaman dilimini ganimet olarak bilmeliyiz. Hz. Peygamber ve ashabının yaptığı gibi bu mübarek ayda amellerimizi daha bir artırma ve çoğaltma yollarına başvurmalıyız ki onlar gibi bizler de bu hak yolun yılmaz savunucuları ve hizmetçileri olabilelim. Omuzlarımızdaki ağır yükü kaldırmaya güç yetirebilelim. Değerli Kardeşler, Şunu bilmeliyiz ki yakıtı olmayan arabanın yol alması mümkün olmadığı gibi imanı güçlü olmayan bir Müslümanın da hak yolda hizmet etmesi, yılmaması düşünülemez. Her Müslüman bu zaman dilimini imanını güçlendirmek adına en iyi bir şekilde geçirme azminde olmalı, oruç, teravih, hatim, itikaf ibadeti, zikirler, yardımlar gibi ibadetlerin hepsini yerine getirmek için azmetmelidir. Özellikle itikaf ibadetini yerine getirmek için çalışmalı, Hz. Peygamberin bu sünnetini ihya hususunda azimli olmalıdır. Değerli Kardeşler, Üzülerek belirtmek zorundayız ki son yıllarda Ramazanlar, ibadet ayı olmaktan çıkarılmış ve eğlence kültürü içinde boğulmaya başlanmıştır. Bazı mekanlarda kurulan eğlence mekanları Ramazanların vazgeçilmezleri haline gelmiş, sahurlara kadar süren eğlencelerde insanlar vakitlerini heba eder bir duruma getirilmişlerdir. Bu tip eğlence mekanlarından da uzak durmalı vaktimizi ibadet ve taatla geçirmenin yollarını aramalıyız. Değerli Kardeşler, Bu Ramazan ayında da geçen aylarda olduğu gibi Müslüman kardeşlerimiz zülum altında inim inim inlemekte, öldürülmekte, yetim ve dul bırakılmaktadır. Ramazan sadece kendi nefsimizde yaşadığımız bir ibadet olmamalı, özellikle zor durumda bulunan Müslüman kardeşlerimizi de zekat, infak, fitre gibi ibadetlerimizle desteklemeliyiz. Bir nebze de olsa onların da yaralarına çare olmak için kamuoyu oluşturmalı, özellikle de mazlum kardeşlerimizin zaferi, kafirlerin ve onların destekçilerinin kahru perişan olmaları için Rabbimize dua etmeliyiz. Değerli Kardeşler, Bu sayımızı Ramazan ayına ayırdık. Hilâlin görülmesinden, teravih namazına, zekattan, bayrama kadar birçok konuda faydalanacağınızı ümit ettiğimiz yazılar hazırladık. Yine bu ay dergimizin ikinci altı aylık abone kampanyasını başlattık. Siz değerli okurlarımızdan bu kampanyaya da destek olmanızı, sesimizin daha gür ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilmemiz için bu kampanyamıza da desteklerinizi bekliyoruz. Rabbim şimdiden yapacağınız çalışmalardan dolayı hepinizden razı olsun. Sizlere son olarak bir de müjdemiz var. Dergimiz inşaallah bundan sonra her sene Aralık ayında dergimizin içeriğinden oluşacak bir bilgi yarışması yapmayı planlamaktadır. Birinci olan kardeşimizi umre, ikinci ve üçüncü olan kardeşlerimize de güzel hediyeler vermeyi planlıyoruz. Ayrıca ilk ona girecek olan kardeşlerimize kitap setleri de hediye edilecektir. Allah’a emanet olun. Özellikle bu mübarek zamanda dualarınızda bizleri de unutmayın. Rabbimiz hepimizi hayra muvaffak eylesin, yolunun hizmetçisi kılsın, ayaklarımıza sebat, amellerimize istikrar, kalplerimize sekinet, dillerimize doğruluk, amellerimize ihlas ve katında hüsnü kabul nasip eylesin. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla…


HASAN KARAKAYA

HİLÂL’İN GÖRÜNMESİ

B

u konuda Hz. Ebu Hureyre, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah,

Hz. Cabir, Hz. Aişe, Hz. Huzeyfe, Hz. Ömer, Hz. Enes, Hz. Ebu Bekre ve Hz. Ta’lik b. Ali gibi pek çok sahabî, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘den birçok hadis rivayet etmişlerdir.

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyler: “Ramazan orucunu, Hilâli gördüğünüzde tutun. Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa, (ayın tesbitine mani olursa) otuzu sayın.”

Günümüzde önemli bir mesele olması sebebiyle, özetle şunları zikretmekte fayda mülahaza edilmiştir. Ramazan Orucunun Başlangıç ve Bitiş Tarihlerinin Ancak Hilâl’in Görülmesiyle Tesbit Edileceğini Belirten Hadisler: a. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyler: “Ramazan orucunu, hilâli gördüğünüzde tutun. Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa, (ayın tesbitine mani olursa) otuzu sayın.”(1) Diğer bir rivayette “...Sayıyı otuza tamamlayın.”(2) Başka bir rivayette: “Hilâli görmedikçe orucu tutmayın. Hilâli görmedikçe orucu bozmayın. Hilâli gördüğünüzde orucu tutun. Hilâli gördüğünüzde


orucu açın. Şayet hava kapalı olursa, (Hilâlin görülme-

g. Huzeyfe el-Yeman radıyallahu anh, Rasulullah

sine engel olursa) otuz günü sayın.”

sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu

(3)

b. Abdullah b. Abbas radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Orucu Ramazandan önce tutmayın. Orucu Hilâli gördüğünüzde tutun. Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet Hilâlin görülmesine bulut mani

söyler: “Hilâli görmedikçe veya sayıyı (Şaban ayının sayısını) tamamlamadıkça ay gelmeden önce oruca başlamayın. Sonra Hilâli görünceye veya sayıyı (Ramazan ayının sayısını) tamamlayıncaya kadar orucu tutun.”(11)

olursa, otuz günü tamamlayın.”(4) Diğer bir rivayette: Abdullah b. Abbas radıyallahu

Şaban Ayının Dikkatle Hesaplanması Hakkın-

anh der ki: Ramazan ayından önce oruca başlayan-

daki Hadisler:

lara şaşarım. Hâlbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Orucu, Hilâli gördüğünüzde tutun ve Hilâli gördüğünüz zaman açın. Şayet hava kapalı olursa, (Hilâli görmenize mani olursa) sayıyı otuzgüne tamamlayın.”(5) c. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh‘dan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, Ramazanı anlatarak şöyle buyurduğu rivayet olunur: “Hilâli görmedikçe orucu tutmayın. Hilâli görmedikçe orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa (Hilâli görmenize mani olursa), görüldüğü gibi kabul edin.”(6) Diğer bir rivayette Abdullah, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu işittim, der: “Hilâli gördüğünüzde orucu tutun. Hilâli gördüğünüzde onu açın. Şayet hava kapalı olursa görüldüğünü kabul edin.”(7) d. Cabir b. Abdullah radıyallahu anh der ki, Ra-

a. “Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Ramazan ayı için Şaban ayının Hilâlini hesaplayın.”(12) b. “Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle buyuruyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Şaban ayının Hilâline gösterdiği titizliği başkasına göstermezdi. Sonra Hilâli görünce (Ramazan) orucunu tutardı. Şayet hava kapalı olursa, (O’nun görülmesine mani olursa) otuz günü sayar, sonra oruç tutardı.”(13) c. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ‘in şöyle buyurduğunu söyler: “Orucu, Hilâli gördüğünüzde tutun ve onu gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı olursa, (görmenize engel olursa) Şaban ayının sayısını otuza tamamlayın.”(14)

sulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hilâli gördüğünüzde orucu tutun. Hilâli gördüğü-

Hilâlin Görülmemesi Halinde Ramazan Oru-

nüzde onu açın. Şayet hava kapalı olursa (Hilâli gör-

cunun Otuz Güne Tamamlanacağını Bildiren

menize mani olursa) otuzu sayın.”(8)

Hadisler:

e. “Ebu Bekre radıyallahu anh ‘dan, Rasulullah sal-

a. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sal-

lallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet

lallahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğunu ri-

edilir: “Hilâli gördüğünüzden dolayı orucu tutun.

vayet eder: “Hilâli gördüğünüzde orucu (Ramazan

Hilâli gördüğünüzden dolayı onu açın. Şayet hava

orucunu) tutun. Hilâli gördüğünüzde orucu açın (bi-

kapalı olursa, (Hilâli görmenize mani olursa) sayıyı

tirin). Şayet hava kapalı olursa, (Hilâli görmenize mani

otuza tamamlayın.“

olursa) otuz gün oruç tutun.”(15)

f. Ta’lik b. Ali der ki, Rasulullah sallallahu aleyhi

b. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasulullah sal-

ve sellem şöyle buyurdu: “Hilâli gördüğünüz zaman

lallahu aleyhi ve sellem’den şu hadis-i şerifi rivayet

orucu tutun. O’nu gördüğünüz zaman orucu açın.

ediyor: “Önceden devam eden bir orucunuzun tesadüf

Şayet hava kapalı olursa, (onu görmenize mani olursa)

etmesi hariç, Ramazan’dan bir veya iki gün önce oruca

sayıyı tamamlayın.”

başlamayın. Hilâli gördüğünüzde oruç tutmaya baş-

(9)

(10)

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

5


Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ramazan ayının başlangıç ve bitiş tarihlerinin tesbitinde başvurulacak yol, Hilâle bakmaktır. Hilâl görülmediği takdirde, birinci görüşe göre bu ayın otuz olduğu takdir edilecek; ikinci görüşe göre, Hilâlin bulutlar altında var olduğu farzedilecek ve üçüncü görüşe göre ise, astronomik hesapların takdirine başvurulacaktır. Bu son görüşün kabule şayan olmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla herşeyi bırakıp takvim hesaplarını esas almak fevkalade yanlıştır. Bundan derhal vazgeçmek gerekir. layın. Hilâli gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava ka-

ifade etmiştir. Üç kere on, otuz olduğuna göre,

palı olursa (Hilâli görmenize mani olursa) otuz günü

orucun da otuz olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak

tamamlayın, sonra orucu açın.”

Rasulullah son defasında başparmağını kapatarak

(16)

c. Abdullah b. Abbas radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğunu söy-

günlerin sayısının yirmidokuz da olabileceğini beyan etmiştir.

lüyor: “Önceden devam eden bir orucunuzun tesadüf et-

C. Abdullah’dan nakledilen diğer bir rivayet ise

mesi hariç, Ramazan’dan bir veya iki gün önce oruç tut-

şöyle varid olmuştur: “Bir ay yirmidokuz olur. Hilâli

maya başlamayın. Orucu, Hilâli gördüğünüzde tutun ve

görmeden orucu tutmayın. Ve Hilâli görmedikçe orucu

Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet bulut Hilâlin görülmesine mani olursa sayıyı otuza tamamlayın. Sonra orucu bozun. Ay yirmidokuzdur.” İmam Ahmed: ‘Yani, ay eksiktir’ şeklinde tefsir etmiştir.(17)

açmayın. Şayet hava kapalı olursa (görmenize engel olursa), O’nu takdir edin.”(20) Bu hadis-i şerifte zikredilen “Onu takdir edin” ifadesinden neyin kastedildiği hususunda âlimler ihtilaf etmişlerdir: a. İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ebu Hanife,

Bir Kameri Ayın Yirmidokuz veya Otuz Gün Olabileceğini, Bundan Fazla veya Eksik Olamayacağını Belirten Hadisler:

de göz önünde bulundurarak, bunun manasının “Şayet Hilâli göremezseniz, ayı tam sayı olan otuza göre takdir edin” olduğunu söylemişlerdir.

A. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Ayın yirmidokuzuncu gecesi olunca, Hilâli görmeden orucu tutmayın. Hilâli görmeden orucu açmayın. Şayet hava kapalı olursa, (görmenize mani olursa) sayıyı otuza tamamlayın.”(18)

b. İmam Ahmed b. Hanbel ise, “Şayet Hilâli göremezseniz, onun bulut altında olduğunu takdir edin.” manasını ifade ettiğini bildirmiş ve ayın yirmidokuzunda hava açık olur da Hilâl görülmezse, otuza tamamlanacağını, buna mukabil hava bulutlu veya sisli olur da görülmezse, bu hadise

B. Diğer bir rivayette Abdullah şöyle der: Rasu-

6

selef ve haleften cumhur ulema, diğer hadisleri

göre Hilâlin var sayılacağını ve o ayın yirmidokuz

lullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan’dan bah-

kabul edileceğini söylemiştir.

setti. İki elini birbirine vurarak: “Bir ay şöyle şöyle

c. İbn Şureyh, İbn Kuteybe gibi üçüncü bir kısım

ve şöyledir” dedi. Üçüncü defasında başparmağını ka-

âlimler ise, buradaki “O’nu takdir edin” ifade-

pattı ve şöyle buyurdu: “Orucu Hilâli gördüğünüzde

sinden, “Şâyet Hilâli göremezseniz, astronomik

tutun ve Hilâli gördüğünüzde açın. Şayet hava kapalı

hesaplara göre onu takdir edin” anlamının kas-

olursa, (size engel olursa) ayı otuza göre takdir edin”

(19)

dedildiğini ileri sürmüşler, ancak bu görüşleri

Görüldüğü gibi, Rasulullah iki elini üç defa birbi-

âlimler tarafından kabul görmemiştir. Çünkü

rine vurarak oruç günlerinin sayısını parmaklarla

diğer bir rivayette:

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


“...Şayet Hilâli görmenize hava durumu mani olursa,

O’nu (Hilâli) gördüğümü haber verdim. Bunun üze-

ayın sayısını otuza göre takdir edin” diye varid ol-

rine Rasulullah oruç tuttu ve insanlara oruç tutmala-

muştur.

rını emretti.”(23)

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ra-

b. İkrime, Abdullah b. Abbas’ın şöyle buyurdu-

mazan ayının başlangıç ve bitiş tarihlerinin tesbi-

ğunu rivayet ediyor: “Bir bedevi, Rasulullah’a geldi.

tinde başvurulacak yol, Hilâle bakmaktır. Hilâl

“Ben Hilâli gördüm” dedi. Rasulullah: “La ilahe il-

görülmediği takdirde, birinci görüşe göre bu ayın

lallah Muhammedür Rasulullah’a (Allah’tan başka

otuz olduğu takdir edilecek; ikinci görüşe göre,

ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü

(21)

Hilâlin bulutlar altında var olduğu farzedilecek ve üçüncü görüşe göre ise, astronomik hesapların

olduğuna) şahidlik eder misin?” dedi. Bedevi; “evet” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Ey Bilal,

takdirine başvurulacaktır. Bu son görüşün kabule

insanlara bildir de yarın oruç tutsunlar” dedi.”(24)

şayan olmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla herşeyi

Tirmizi, bu hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra

bırakıp takvim hesaplarını esas almak fevkalade

şunları söylüyor: “İlim ehlinin çoğu bu hadisle

yanlıştır. Bundan derhal vazgeçmek gerekir.

amel ederek, oruç tutmak için yalnız bir kişinin şahitliği makbuldür demişlerdir. Nitekim İb-

D. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh, Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem‘in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Allah, Hilâlleri, vakitleri bildiren vasıtalar kıldı. Hilâli gördüğünüzde orucu tutun. Hilâli

nü’l-Mubarek, Şafii, İmam Ahmed ve Küfe ehli bu görüştedir. Buna mukabil orucun bozulması için en az iki kişinin şahitliğinin gerekli olduğunda ihtilaf yoktur, ittifak vardır.”

gördüğünüzde orucu açın. Şayet hava kapalı olursa, (buna mani olursa) takdire çalışın ve bilin ki, bir ka-

Şevval Hilâlini Tesbitte İki Şahidin Gerekliliği

meri ay otuz günden fazla olmaz.”(22)

Hakkındaki Hadisler: Aşağıda zikredilen hadis-i şerifler, Ramazan’ın

Ramazan Hilâlini Görmede Tek Kişinin Şahitliğinin Yeterli Oluşunu Bildiren Hadisler: Ramazan orucunun başladığını tesbit için tek kişinin Hilâli gördüğüne dair şahitliği, şu hadis-i şeriflere dayanılarak yeterli görülmüştür:

bittiğini gösteren Şevval Hilâlini tesbitte iki şahidin gerekli olduğunu ifade etmektedirler: a. Rib’i b. Haraş, Peygamber Efendimizin sahabelerinden birinin şöyle buyurduğunu rivayet eder: “İnsanlar, Ramazan’ın son günü hakkında ihtilafa düşmüşlerdi. Bu sırada iki bedevi geldi ve “Dün akşam

a. Nafi’, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ın şöyle bu-

Hilâli gördük” diyerek Rasulullah’ın yanında Allah’a

yurduğunu rivayet eder: “İnsanlar, Hilâli izliyor-

yemin edip şahidlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah,

lardı. Ben, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem‘e

insanların orucu bozmalarını emretti.”(25)

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan’ın otuzuncu gününü tamamlamak üzere oruçlu iken sabahleyin iki bedevi geldi. Allah’tan başka ilah olmadığına ve dün Hilâli gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah emretti ve insanlar orucu bozdular.”

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

7


b. Bu ravilerden nakledilen ikinci bir rivayet şöy-

Her ne kadar Hz. Ömer radıyallahu anh’den ri-

ledir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Rama-

vayet edilen bu haber tek kişinin şahitliği ile de

zan’ın otuzuncu gününü tamamlamak üzere oruçlu

Ramazan orucunun bozulabileceğini ifade edi-

iken sabahleyin iki bedevi geldi. Allah’tan başka ilah

yorsa da, diğer hadislerde iki veya daha çok ki-

olmadığına ve dün Hilâli gördüklerine dair şahitlik

şinin şahitliği beyan edildiğinden, Ramazan oru-

ettiler. Bunun üzerine Rasulullah emretti ve insanlar

cunun sona erdiğine karar vermek için, en az iki

orucu bozdular.”(26)

şahidin gerektiği hükmüne varılmıştır.

c. Yine aynı ravilerden nakledilen üçüncü bir ri-

Bununla beraber, tek kişinin şahitliğini kabul-

vayet şöyledir: “İnsanlar, Ramazan’ın otuzuncu gü-

lenen mezhepler de yok değildir.

nünü tamamlamak üzere oruçlu iken, iki bedevi geldi ve dün akşam Hilâli gördüklerine dair şahidlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem emretti, insanlar da oruçlarını bozdular.”(27)

Hilâlin Görülmesinin Beldeden Beldeye Değişmesi: Hilâlin görülmesinin beldeden beldeye değişik

Rib’i b. Haraş, aynı hadisi, Ebu Mes’ud el-En-

olabileceği görüşünde olan âlimler, aşağıdaki ha-

sarî’den rivayet ederek şöyle söylediğini nakletti:

dis-i şerifi delil göstermişlerdir:

“Biz, Ramazan’ın otuzuncu gününün sabahında idik. İki bedevi geldi ve Rasulullah’ın huzurunda, dün Hilâli gördüklerine dair şahidlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah emretti, insanlar da oruçlarını bozdular.”

(28)

d. Ebu Umeyr b. Enes der ki: Rasulullah’ın sahabilerinden olan Ensar kabilesine mensup amcalarım şu hadisi rivayet ederek dediler ki: “Havanın elverişsizliği yüzünden Şevval ayının Hilâlini göremedik ve oruç tutuyorduk. Gündüzün geç vakitlerinde bir kafile geldi. Dün Hilâli gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram namazına gitmelerini emretti.”(29) e. Hz. Enes radıyallahu anh’den şu hadis-i şerif ri-

Kureyb der ki: “Ümmü’1-Fadl bint Haris, beni Şam’da bulunan Muaviye’ye gönderdi. Şam’a vardım. Ümmü’l-Fadl’ın isteğini yerine getirdim. Ben, Şam’da iken, Ramazan ayı başladı. Cum’a gecesi bizzat ben de Hilâli gördüm. Sonra, Ramazan ayının sonuna doğru Medine’ye döndüm. Abdullah b. Abbas radıyallahu anh bana, bazı şeyler sordu. Sonra Hilâlden bahsetti ve dedi ki: “Hilâli ne zaman gördünüz?”Cum’a gecesi gördük dedim. “Sen de gördün mü?” dedi. “Evet insanlar da gördüler ve oruç tuttular. Muaviye de oruç tuttu,” dedim. Abdullah b. Abbas: “Fakat biz onu (Hilâli) cumartesi günü gördük, otuz günü tamamlayıncaya veya onu (Şevval Hilâlini) görünceye kadar oruç tutacağız” dedi. “Muaviye’nin görmesi ve oruç tutması senin için yeterli değil mi?” dedim. “Hayır, kâfi değil. Rasulullah bize böyle emretmişti” dedi.”(32)

vayet edilir: Enes’in amcaları “Rasulullah’ın huzurunda Hilâli gördüklerine dair şahidlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanlara oruçlarını bozmalarını ve ertesi gün bayram na-

rüşleri:

mazına gitmelerini emretti.”(30)

Hanefi Mezhebi:

f. Abdurrahman b. Ebu Leyla şöyle der: “Ömer ra-

Bu mezhepten olan âlimler, Hilâlin görülmesi

dıyallahu anh ile beraber bulunuyorduk. O’na bir adam geldi ve ‘Şevval Hilâlini gördüm’ dedi. Bunun üzerine

8

Hilâlin Görünmesi Hakkında Mezheblerin Gö-

hususunda havanın açık olup olmaması arasında fark gözeterek özetle aşağıdaki görüşleri beyan

Hz. Ömer radıyallahu anh, “Ey insanlar orucunuzu

etmişlerdir:

bozun’ dedi...”(31)

1. Ramazanın Başlamasını Tesbit:

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


Şaban ayının yirmidokuzuncu günü, güneşin bat-

Yeterki Hilâlin görüldüğünü belirten şahitlik,

ması anında insanlar Hilâli araştırmaya çıkarlar:

hâkim huzurunda yapılıp tasdik edilsin.

a. Hilâli görürlerse, ertesi gün Ramazandır.

Şafiilere göre ise, aralarında yirmidört fersah (yak-

b. Hava bulutlu veya dumanlı olur da Hilâli gö-

laşık 126 km.) veya daha fazla mesafe bulunan iki

remezlerse, Şaban ayını otuz güne tamamlarlar ve sonra oruca başlarlar. 2. Ramazanın Bitişini Tesbit: Ramazan ayının yirmidokuzuncu günü, güneşin battığı vakit Şevval ayının Hilâli araştırılır:

beldenin Hilâlleri ayrı ayrı görülmelidir. Birinde görülen Hilâl, diğer beldeyi bağlamaz. Bundan yakın mesafelerde ise bir yerde görülürse, diğerinde de görülmüş sayılır. F. Ramazan ve Bayramın tesbitinde, müneccimlere (gök bilginlerine) ve astronomik hesaplara

A. Hilâl görülürse, ertesi gün bayramdır.

başvurulup başvurulmayacağı:

B. Hilâl görülmezse, Ramazan otuz güne tamam-

Cumhur ulemaya göre, müneccimlerin (gök bi-

lanır.

limcileri) bu husustaki sözlerine itibar edilmez.

C. Bir Kameri ayın sayısı:

Çünkü hesaplar, kesin olsalar da bunları yapanlar

Yirmi dokuz veya otuzdur. Bundan az veya çok olamaz. D. Hilâlin görülme vakti:

hatadan masum değildirler. Nitekim memleketlerin takvimlerinin birbirinden farklı oluşu da bunu göstermektedir. Diğer yandan, hesaplara göre Kameri aylar mutlaka otuz veya yirmidokuz

Hilâlin, güneşin batmasından sonra görülmesi

değildir. Az da olsa kesirlidirler. Allahu Teâlâ,

muteberdir. Bu itibarla Hilâl, zeval vaktinden

kullarına kolaylık olması için orucun yirmi dokuz

(Öğlenden) önce veya sonra gündüzleyin görü-

veya otuz olacağını Peygamberi vasıtasıyla biz-

lürse, bununla o gün ne oruca başlanır, ne de oruç

lere bildirmiş ve müslümanları kesirleri hesapla-

bozulur. Çünkü o Hilâl ertesi güne ait sayılır.

maktan azade kılmıştır.

E. Hilâlin görülmesinin beldeden beldeye de-

G. Hilâli gören şahitlerin sayısı:

ğişip değişmemesi:

Hanefi mezhebine göre Ramazan Hilâlinin gö-

Hanefi, Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre Ra-

rülmesinde aranan şahit sayısı Şevval Hilâlinin

mazan Hilâli nerede görülürse görülsün, bütün

görülmesinde aranandan farklı olduğu gibi, her

müslüman mükelleflerin oruç tutmaları gerekir.

iki ayda da havanın açık veya kapalı olması duRAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

9


rumunda da aranan şahit sayıları değişmektedir.

2) Havanın açık olması halinde: Yine iki görüş

Şöyleki:

zikredilmiştir:

a. Orucun başladığını bildiren Ramazan Hilâ-

- Tercih edilen görüşe göre, haberleri zann-ı galip

linin görülmesinde gerekli olan sahit sayısı:

ifade edecek sayıda çok kimsenin şahitlik etmeleri

1) Havanın kapalı (bulutlu veya sisli) olması ha-

gerekir.

linde, Ramazan Hilâli için tek kişinin Hilâli gör-

- Diğer bir görüşe göre ise, iki adil şahidin şahitliği

düğüne dair şahitliği yeterlidir. Erkek veya kadın

yeterli sayılmaktadır. Bu zayıf bir görüştür.(33)

olması farksızdır. Ancak, şahidin müslüman, adil, akıllı ve baliğ olması şarttır. 2) Havanın açık olması halinde iki görüş zikredilmiştir:

Bu mezhebin sadece Hanefi mezhebinden farklı olan görüşlerini zikretmeye çalışacağız. Birleştikleri hususlar Hanefi mezhebi bölümünde zikredil-

Tercih edilen görüşe göre, haberi, zann-ı galip ifade edecek sayıda çok kişinin Hilâli gördüklerine dair şahitlik etmeleri gerekmektedir. Bu kişilerin sayılarını tayin etme, Müslüman ulu’l-emr’e (idareciye) bırakılmıştır. Bununla beraber elli, beş yüz olsun diyenler de vardır. Diğer bir görüşe göre ise; İki adil şahidin şehadeti yeterli sayılmıştır. Günümüzde bu görüşün alınmasını uygun görenler vardır.

10

Şafii Mezhebi:

miştir. A. Şafii mezhebine göre Hilâlin görülmesi beldeden beldeye değişebilir: Şöyleki; Hilâl, herhangi bir ülkede görülürse, ona yakın olan ülkelerde de görülmüş sayılır. Bağdat’la Küfe gibi. Buna mukabil, görülen yere uzak düşen beldelerde görülmüş sayılmaz. Bu beldeler, kendi görmelerine veya yakınlarındaki beldelerin görmelerine göre oruca başlar veya bitirirler. Irak’la Suud bu tür-

b. Orucun (Ramazanın) bittiğini belirten Şevval

dendir.

Hilâlinin görülmesinde gerekli olan şahit sayısı:

Uzaklık mesafesi: Tercih edilen görüşe göre yir-

1) Havanın kapalı olması halinde: Adil iki er-

midört fersahtır. Yani, yaklaşık olarak 126 km.

keğin veya bir erkek iki kadının Hilâli gördük-

mesafedir. (94.939.20 cm. diyenlerde vardır).

lerine dair şahitlikleri yeterlidir. Şahitlerin müs-

Diğer bir görüşte ise, misafir olmak için aranan

lüman, akıllı, baliğ, hür ve adil olmaları şarttır.

mesafedir.

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


B. Ramazan veya Bayramın tesbitinde müneccimlerin sözlerine itibar edilip edilmeyeceği: Şafii mezhebinden olan Subkî ve ona tabi olan bir kısım âlimler, Hilâlin tesbiti hususunda müneccimlerin (gök bilimcilerinin) sözlerine itibar edileceğini söylemişlerse de, mezhepte hâkim olan görüş bunların sözlerine itibar edilemeyeceğidir.(34) C. Hilâlin görülmesinde gereken şahit sayısı ve sıfatları: a. Orucun başladığını ifade eden Ramazan Hilâlinin görülmesinde tek kişinin Hilâli gördüğüne dair şahitliği yeterli sayılmıştır. Ancak şahidin adil, hür ve erkek olması şart koşulmuştur. Havanın açık veya kapalı olması Şafii mezhebine göre önemli değildir. Her iki halde de hüküm ay-

Orucun başladığını ifade eden Ramazan Hilâlinin görülmesinde tek kişinin Hilâli gördüğüne dair şahitliği yeterli sayılmıştır. Ancak şahidin adil, hür ve erkek olması şart koşulmuştur. Havanın açık veya kapalı olması Şafii mezhebine göre önemli değildir. Her iki halde de hüküm aynıdır.

nıdır. b. Orucun sona erdiğini ifade eden Şevval ayı Hilâlinin görülmesinde de tercih edilen görüşe göre yukarıdaki sıfatlara sahip olan tek kişinin şahitliği yeterli sayılmıştır. Burada da havanın açık veya kapalı (bulutlu, dumanlı) olmasının herhangi bir farkı yoktur.(35) Maliki Mezhebi: Bu mezhebin de sadece Hanefi mezhebinden farklı görüşlerini özetlemeye çalışalım: A. Maliki mezhebine göre Hilâlin görülmesi, beldeden beldeye değişik sayılmamıştır. Bir ülkede görüldüğünde bütün mükellef müslümanların oruç tutmaları gerekir. B. Hilâlin tesbitinde iki adil şahit şarttır. Tek şahit yeterli değildir.

(36)

b. Hava kapalı (bulutlu veya dumanlı) olur da, Hilâl görülmezse, bu durumda İmam Ahmed’den üç görüş nakledilmiştir: - Tercih edilen birinci görüşe göre; Oruç tutmak vaciptir. - İkinci görüşe göre ise; İnsanlar müslüman olan ulu’l-emirlerine tabidirler. Eğer O, oruç tutarsa, onlar da tutar, tutmazsa tutmazlar. - Üçüncü bir görüşe göre ise; Oruç tutmak gerekmez. Şayet o günün Ramazan’dan olduğu daha sonra anlaşılırsa, oruç tuttuğu takdirde de Ramazan borcunu ödemiş olamaz.

Hanbelî Mezhebi:

2. Bu mezhebe göre, Ramazan Hilâlinin görülme-

1. İnsanlar, Şaban’ın yirmidokuzuncu günü Hilâli

sinde tek şahit yeterlidir. Ramazan’ın bittiğini be-

araştırmaya çıkarlar: A. Hilâl görülürse, ertesi gün oruç tutulur. B. Hilâl görülmezse iki ihtimal vardır:

lirten Şevval Hilâlinin görülmesinde ise iki kişinin gördüklerine dair şahitlikleri gerekli görülmüştür. 3. Bu mezhebe göre de, Hilâl nerede görülürse görülsün, bütün müslümanların oruç tutmaları

a. Hava açık olduğu halde görülmezse, bu du-

gerekir. Hilâlin görüldüğü yerin yakın veya uzak

rumda ertesi gün oruca başlanmaz.

olmasının herhangi bir farkı yoktur.(37) RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

11


Şii mezhebine göre Hilâl, şu dört husustan birinin

16. Müsned İmam Ahmed, c. 2 sh. 438, 497.

gerçekleşmesiyle tesbit edilmiş olur:

17. Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab: 7, hn. 2327; Müsned İmam Ahmed, c. 1, sh. 258

a. Bizzat kişinin kendisinin görmesiyle Hilâl gö-

18. Buhârî, Kit. Savm, bab: 11

rülmüş olur. Velev ki gören kişi tek bir insan

19. Müslim, Kit. Siyam, bab: 2,4 hn. 1080

olsun. (Bunun görmesi kendisini bağlar).

20. Müslim, Kit. Siyam, bab; 3,7, hn. 1080; Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab. 4, hn. 2320; Darimî, Kit. Savm. bab. 5; Muvatta, Kit. Sıyam. bab. 1

b. Hilâlin görüldüğü, bilgi ifade edecek bir şekilde yaygınlaşır ve tevatür yoluyla nakledilecek olursa, Hilâl tesbit edilmiş olur. c. Şaban ayı otuza tamamlanmış olursa, Ramazan Hilâli tesbit edilmiş olur. Diğer aylar için de bu hüküm geçerlidir. d. Şer’i şehadetle de Hilâl tesbit edilmiş olur. Bu da iki adil şahidin Hilâli gördüklerine dair şahitlik etmeleri ve şer’i hâkimin buna karar vermesiyle gerçekleşmiş olur. Ancak, hâkimin ve şahitlerin hata ettikleri anlaşılmış olmamalıdır.(38) e. Hilâlin bir beldede tesbit edilmesi, diğer beldenin halkı için yeterli değildir. Beldelerin birbirlerine yakın olmaları veya uzaklıklarının birbirine uygun olduğunun bilinmesi hali müstesnadır.(39)

21. Buhârî Şerhi Umdetü’l-Kari c. 10, sh. 281; Müslim, Şerhi Nevevi, c. 7, sh. 190 22. Hakim, Müstedrek c. 1, sh. 423. Miistedrek’in sahibi Hakim, bu hadisin Buhârî ve Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu ve bunlar tarafından rivayet edilmediğini söylemiştir. 23. Ebû Dâvûd Kit. Savm. bab. 7, hn. 2342; Darimi, Kit. Savm, bab. 9; Müstedrek c.1, sh. 423. 24. Tirmizi, Kit. Savm. bab. 7, hn. 891; İbn Mace, Kit. Siyam, bab: 6, hn. 1652; Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab. 14, hn. 2340. 2341; Nesâi, Kit. Siyam, bab. 9, hn. 2115; Darimi, Kit. Savm, bab. 7; Müstedrek, c. 1, sh. 423. 25. Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab. 13, hn. 2339; Darakutni, Kit. Siyam, bab. 12 26. Darakutni, Kit. Siyam, bab. 14 27. Müsned, İmam Ahmed c. 4. sh. 314, c. 5, sh. 363 28. Darekutni, Kit. Siyam, bab. 22 29. İbn Mace, Kit. Siyam, bab. 6, hn. 1653; Müsned İmam Ahmed, c. 5, sh. 57, 58; Darekutni, Kit. Siyam, bab. 14; Nesâi, Kit. el-’İdeyn, bab. 21. 30. Müsned İmam Ahmed, c. 3, sh. 279 31. Müsned İmam Ahmed, c. 1, sh. 28

-------------------------------------------------1. Müslim, Kit. Siyam, bab: 19, 20 hn. 1081; Nesâi, Kit. Siyam, bab: 9, 11; Darimi, Kit. Savm, bab: 2: Müsned, İmam Ahmed. c. 2, sh. 282, 415, 409. 2. Müsned, İmam Ahmed, c. 2, sh. 422 3. Müsned, İmam Ahmed. c. 2, sh. 456, 430 4. Nesâi, Kit. Siyam, bab: 13; Tirmizi, Kit. Savm, bab: 5, hn: 688 5. Nesâi, Kit. Siyam, bab: 12; Müsned İmam Ahmed, c. 1, sh. 221; Muvatta, Kit. Siyam, bab: 1, hn. 3. 6. Buhârî Kit. Savm bab: 11; Müslim, Kit. Siyam, bab: 2, hn. 1080; Nesâi, Kit. Siyam, bab: 10; Darimi Kit. Savm bab: 25 7. Müslim, Kit. Siyam bab: 2 hn. 1080; Nesâi, Kit. Siyam bab 10; İbn Mace Kit. Siyam bab:7 hn. 1654. 8. Müsned İmam Ahmed, c. 3, sh. 42 9. Müsned, İmam Ahmed, c. 5, sh. 42. 10. Müsned, İmam Ahmed, c. 4, sh. 23 11. Ebu Davûd, Kit. Savm, bab: 6 hn. 2326; Nesâi, Kit. Siyam, bab; 13, hn. 2128, 2129. 12. Tirmizi Kit. Savm, bab: 1. hn. 687, Müstedrek, c. 1, sh. 42 13. Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab: 6, hn. 2325; Müsned İmam Ahmed, c. 6, sh. 149; Müstedrek, c. 1, sh. 423. 14. Buhârî, Kit. Savm, bab: 11 15. Müslim, Kit. Siyam, bab: 17, hn. 1081; İbn Mace, Kit. Siyam, bab: 7, hn. 1655; Nesâi, Kit. Siyam, bab: 10; Müsned, c. 3, sh. 25

12

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

32. Müslim, Kit. Siyam, bab. 5, hn. 1087; Ebû Dâvûd, Kit. Savm, bab. 9, hn. 2332; Tirmizi, Kit. Savm, bab. 9, hn. 692; Nesâi, Kit. Savm, bab. 7, hn. 2113; Darekutni, Kit. Siyam, bab. 21; Müsned İmam Ahmed c. 1, sh. 306. 33. Hilâl hakkında Hanefi mezhebinin görüşleri için bakınız: - Bedai es-Sana’i, c. 2, sh. 985-989, Matbaatu İmam, Kahire - Serahsi, es-Serahsi, c. 3, sh. 139-140, Matbaatu’s-Saade, Kahire baskısı. - Fethu’l-Kadir, c. 2, sh. 313-326, Matbaatu’l-babi’l-Halebî, Kahire baskısı. - İbn Abidin, c. 2, sh. 385-391, Matbaatu’l-babi’l-Halebî, Kahire baskısı. - el-Fetevai’l’Hindiyye, c. 1, sh. 197-198, Matbaatu Bulak, Kahire baskısı. 34. Bkz. Muğni’l-Muhtac, c. 1, sh. 420-423. 35. Bkz. Muğni’l-Muhtac, c. 1, sh. 420-423. 36. Bkz. Şerhu’l-Zerkani ala Muvatta, c. 2, sh. 152-156, İstikamet Matbaası, Kahire baskısı.) 37. İbni Kudame, el-Muğni, c. 3, sh. 87-90. 38. Bu mezheple ilgili olarak bkz. Zübdetu’l-Ehkam sh. 9, H. 1404 baskısı İran-Tahran Sepher matbaası. 39. A.g.e.


Kapak Dosya

MAHMUT VARHAN

GEÇMİŞ ÜMMETLERDE

ORUÇ Âlemlerin Rabbi olan Allahu Teâlâ’ya hamd; öncekilerin ve sonrakilerin seyyidi olan Peygamber efendimize, onun âline, ashabına ve etbâına salât ve selâm olsun.

“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.” (Bakara; 183)

İ

nsan melek ile hayvan arası, ruh ile bedenden oluşan bir varlıktır. Ruh, insanı melekûti âleme doğru yüceltirken; bedenin hayvanî özellikleri olan yeme, içme ve cinsel arzuları tatmin etmek insanı esfele doğru çeker. İnsanın bu iki yönünün de dengeli bir şekilde beslenmesi ve aralarında mükemmel bir uyumun sağlanması gerekir. Yoksa insanın bedeni özellikleri ve nefsanî arzuları şiddetli bir şekilde bastırılıp, sadece ruhî hazları doyurulacak olursa; işte o zaman ruhbanlık ortaya çıkar ki, bu da pek çok fitnelere ve ahlâkî bozulmalara sebebiyet verecektir. Hıristiyan rahip ve rahibeleri bunun en açık örneğidir. Diğer taraftan insanın ruhu ihmal edilerek aç bırakılır da sadece hayvanî olan bedenin istek ve arzuları yerine getirilecek olursa; o zaman da bencil, obur, hayatı sadece mutfak ile tuvalet arasından ibaret RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

13


MAHMUT VARHAN I vardır. Bundan dolayıdır ki insanın Rabbi/terbiye edicisi olan Allahu Teâlâ hem bu ümmete ve hem de bundan önceki bütün ümmetlere orucu farz kılmıştır. Âdeta bütün insanlığı terbiye etmek için

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’i Münevvere’ye geldiğinde Yahudilerin Âşûra gününde oruç tuttuklarını gördü ve onlara: “Bu nedir?” diye sordu. Onlar şöyle cevap verdiler: “Bu faziletli ve değerli bir gündür.” Allah Azze ve Celle bu günde Mûsâ aleyhisselam’ı ve İsrailoğullarını düşmanlarından (Firavun ve kavminden) kurtardı. Bundan dolayı da Mûsâ aleyhisselam bu günde (şükür olarak) oruç tuttu. (Ve işte biz de bu günü tazim için oruç tutuyoruz.)” Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki ben sizden daha fazla Mûsâ’ya yakınım ve benim onunla olan hukukum sizinkinden daha kuvvetlidir.” Rasûlullah aleyhisselam bu günde oruç tuttu ve bu günde oruç tutulmasını emretti.”

takrir ettiği bu farizayı da yüce Kitabında şu şekilde beyan etmektedir: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.” (Bakara; 183) Ayet’i kerimenin zahirine bakıldığında Hz. Âdem aleyhisselam ile Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arasında gönderilmiş bulunan bütün peygamberlerin dininde orucun farz kılındığını ifade ettiği görülmektedir. Fakat bizim sahih olan kaynaklarımızda diğer ümmetlere farz kılınan orucun kemmiyet ve keyfiyeti ile ilgili daha fazla bilgi bulunmamaktadır. Bunun için de onlara farz kılınan orucun nasıl olduğunu bilmek için korunmamış olan ve sağlamlığında şüphe bulunan onların kaynaklarına müracaat etmek kaçınılmazdır. Önceki ümmetlerde orucun nasıl olduğu mevzusunu tafsilatlı bir şekilde açıklamaya girişmeden önce iki hadisi şerifi kaydetmeyi faydalı buluyoruz:

sanan, midesini ve şehvetini her şeye önceleyen hayvanlardan da daha aşağı olan maddeperest bir mahlûk ortaya çıkar. Akıllı canavarlar olan kapitalistler bu türün en tipik örneğidir. Bu türdeki insanlar hakkında yüce Mevlâ şöyle buyurmaktadır: “Kâfirler ise, onlar faydalanırlar ve davarların yediği gibi yerler; kalacakları yerleri ise ateştir onların.” (Muhammed; 12) İşte insanı bu iki aşırılıktan da muhafaza eden, insanın ruhu ile bedeni arasında tam bir uyum

14

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’i Münevvere’ye geldiğinde Yahudilerin Âşûra gününde oruç tuttuklarını gördü ve onlara: “Bu nedir?” diye sordu. Onlar şöyle cevap verdiler: “Bu faziletli ve değerli bir gündür.” Allah Azze ve Celle bu günde Mûsâ aleyhisselam’ı ve İsrailoğullarını düşmanlarından (Firavun ve kavminden) kurtardı. Bundan dolayı da Mûsâ aleyhisselam bu günde (şükür olarak) oruç tuttu. (Ve işte biz de bu günü tazim için oruç tutuyoruz.)” Bunun üze-

sağlayan, insanın nefsini temizleyen, onu kötü

rine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

huy ve davranışlardan arındıran ve böylece onu

buyurdu: “Şüphesiz ki ben sizden daha fazla

mükerrem bir insan seviyesine yücelten en önemli

Mûsâ’ya yakınım ve benim onunla olan hukukum

ibadetlerden biri de oruç ibadetidir. Orucun in-

sizinkinden daha kuvvetlidir.” Rasûlullah aley-

sanın ruh ve bedeni üzerinde, ferdi ve toplumu

hisselam bu günde oruç tuttu ve bu günde oruç

arındırmada sayılamayacak kadar çok faydaları

tutulmasını emretti.”(1)

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I MAHMUT VARHAN

Ebu’l-Hasan en-Nedvi rahimehullah, bu orucun,

Kaydetmek istediğimiz ikinci hadis ise Dâvûd

bütün Yahudilere farz olan “kefâret günü orucu”

aleyhisselam’ın oruç tutma şeklini beyan etmek-

olmadığını ispat etmek için yaptığı uzun tetkik-

tedir.

lerden sonra şöyle demektedir: “İbni Abbas ve

Abdullah b. Amr b. Âs radıyallahu anhuma dedi

daha başkalarından rivayet edilen hadislerde adı geçen ve Ramazan orucu farz kılınmadan önce müslümanların oruç tutmaları istenen Âşûra gününe en çok benzeyen ve ona en yakın olan eski “Abib” veya (daha sonraki ismiyle) Nisan ayının ortasına düşen gündür ki; bunun adını Yahudiler, Babil’den sürüldükten sonra değiştirmişlerdir.(2) Hatta o günün değer ve önemi bayram günü gi-

ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “En faziletli (ve Allah’a en sevimli olan) oruç, Dâvûd aleyhisselam’ın orucudur. O bir gün oruç tutar, diğer gün tutmazdı. (Gün aşırı oruç tutardı.)”(4) Bu iki hadis’i şerifi kaydettikten sonra şimdi de önceki ümmetlerde ve eski dinlerde oruç mevzusunu biraz daha açalım.(5)

biydi ki, o günde onlar neşe ve sevinç gösterisinde bulunurlar ve âdeta bayram gibi onu kutlarlardı.

Yahudilerde Oruç:

Ve işte bu, İsrailoğullarının Mısır’dan çıktıkları

Yahudilere göre bir tehlike ortaya çıksa veya bir

ve Firavun’un suda boğulduğu gündür. Tevrat’ta İshah, 34’de şöyle yazmaktadır: “Ve Mûsâ insanlara şöyle dedi: “Siz köle olarak bulunduğunuz yer olan Mısır’dan çıktığınız günü asla unutmayınız. Çünkü Allah kendi gücü ile sizi oradan çıkardı. O gün mayalı ekmek yenmemeli. Siz oradan Abib

kahin herhangi bir ilhamın gelmesi için hazırlığa başlasa, o zaman mutlaka oruç tutardı. Yahudi, Allah’ın kendisine gazap ettiğini zannettiği zamanda da geçici olarak oruç tutardı. Memlekette bir veba salgını olduğunda, bir bela ve musibet ortaya çıktığında, kıtlıkla karşılaşıldığında veya

ayında bugün çıktınız.”

kral çok önemli bir savaş yapmak üzere hareket

Bütün bunlardan sonra tercih edilmesi gereken;

ettiğinde de oruç tutulurdu.

o günün, hicretin 2. yılının Arabî aylardan Mu-

Yahudilikte öncelikle nefsi alçaltma vasıtası kabul

harrem’in 10. gününe rastlamış olduğudur. Daha

edilen oruç ibadeti, “canlarınıza cefa edecek-

sonra Ramazan ayında oruç tutulmasını emreden

siniz”(6) emrinin bir gereği olarak tutulur. Oruç

ayet gelerek onun hükmünü ortadan kaldır-

tutarken sadaka vermeye, yoksullara yemek ye-

mıştır.”(3)

dirmeye de teşvik edilmiştir. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

15


MAHMUT VARHAN I

Pek çok oruç değişik zümrelerde yerleşmiştir.

Yahudilikte birinci sürgün sonrası (M. Ö. 586) dö-

Her zümre, kendine özgü tarihi acı bir olayı ha-

nemde ihdas edilmiş, fakat yine Eski Ahid kökenli

tırlamak için bu orucu tutar veya üzüntü ve neşe

olan diğer farz oruçlar şunlardır:

kutlamalarının bir hatırası olarak onu tutar. Pek

2- Dokuz av orucu: Yahudi ay takvimine göre

çok oruç da kıtlıktan, herhangi bir felaketten,

av (Ağustos) ayının dokuzuncu günü tutulması

musibetten veya dönemin hükümetinin zalimce

gerekir. Bu oruç, Kudüs’teki kutsal Süleyman

kanunlarından, hatta çeşitli belalardan ve afet-

mâbedinin birincisi milattan önce 586 ve ikin-

lerden korunmak için oruç tutmalarını halka em-

cisi milattan sonra 70 yıllarında olmak üzere iki

reden Yahudi âlimlerinin yetkisindedir. Kendi başına kişisel olarak tutulan bir takım oruçlar daha vardır ki herkes kendi durumunu ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak bunları tutar. Yahudilere göre en önemli oruçlar şunlardır: 1- Kefâret günü (Yom kipur) orucu: O günde

16

defa yıkılmasını hatırlamak amacıyla tutulur ve önem itibariyle kefâret günü orucundan sonra gelir. Yine kefâret günü orucu gibi yaklaşık yirmi beş saat süren bu oruç da çocuklar, hasta ve düşkünler hariç herkese farzdır. 3- Dördüncü ay orucu: Yahudi ay takvimine göre 17 Temmuz’da ifâ edilen bu oruç, Kudüs’ün Ba-

Yahudiler bir yıl içerisinde işledikleri hatalardan

billilerin eline geçişi ve daha sonra Kudüs’ün

ötürü duydukları pişmanlığı dile getirerek Tan-

Romalılar tarafından işgal edilmesi ve diğer fela-

rı’dan af dilerler. Hasta ve düşkün olmayan,

ketler münasebetiyle tutulur. Oruç süresinin kı-

şeriat önünde sorumlu tutulma çağına gelmiş

salığı (gün doğumu ile gün batımı arası) ve oruç

bütün Yahudilere farz olan bu oruç, Yahudi ay

sırasında dünyevi iş yapılmasına izin verilmesi

takviminin birinci ayı olan Tişri’nin onuncu günü

bakımından yukarıdaki iki oruçtan ayrılır.

tutulur. Oruç arefe günü güneş batımından yak-

4- Onuncu ay orucu: Kudüs’ün Babil kralı Buh-

laşık bir saat önce başlar ve ertesi gün (10. gün)

tunnasr tarafından kuşatılmasını hatırlamak ama-

gün batımından yaklaşık 45 dakika sonraya kadar

cıyla tutulan bir diğer kısa oruçtur.

devam eder. Yirmi beş saati aşan bu süre içinde

5- Yedinci ay orucu: Tişri ayının üçüncü günü, bi-

yeme, içme, cinsel ilişkide bulunma, yıkanma ve

rinci sürgün sırasında Kudüs’te kalan Yahudilerin

her türlü temizlik yapma, yağlanma ve ayakkabı

lideri durumundaki Yahûda valisi Gedalya’nın

dahil deriden yapılmış bir şey giyme haramdır.

hatırasını tazim için tutulur. Dördüncü ve onuncu

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I MAHMUT VARHAN ay oruçlarında olduğu gibi sabahleyin şafağın sökmesiyle başlayıp güneşin batmasıyla sona erer ve dünyevi işlerde çalışmaya izin verilir. Nisan ayının ilk dokuz günü ve Temmuz ayının on yedinci günü kısmî oruç için ayrılmıştır. Yani o günlerde sadece et yemek ve şarap içmek yasaktır.

Hıristiyanlarda Oruç: Yeni Ahid (İncil)’de Hz. İsa ve havârilerinin Yahudi oruç geleneğine uygun olarak oruç tuttuklarından bahsedilir. Peygamberliğinden önce Hz. İsa’nın kırk gün oruç tuttuğu nakledilir. Hz. İsa’dan orucun hükümleri nakledilmiş değildir. Sadece orucun ana prensipleri aktarılmıştır. Orucun bu prensiplerini teker teker izah ederek uygulamaya konulması kilise tarafından yapılmıştır. Oruç ve perhiz dönemlerine ait kurallarla bu günlerde yapılacak işler ve yenilecek besinler konusunda tarihsel süreçte önemli değişiklikler olmuş ve Hıristiyan mezhepleri arasında ihtilaflar ortaya çıkmıştır.

Bedenin sıhhati için bir perhiz ve asıl olarak da insanın ruhunun arınmasını ve nefsinin terbiye edilmesini sağlayan Rahmâni bir devadır. İnsanın her türlü nefsanî hastalıkları için ilâhi bir şifadır. Bunun için de Allah’ın rızasını kazanmak için ve ilâhi şeriata muvafık bir şekilde edâ edilmesi gerekir. Hâlbuki orucun şifa olmasının asıl sırrı olan bu sahih niyet, Allah’ın dininden uzak olan kitap ehli ve müşriklerin oruçlarında bulunmamaktadır. Bundan dolayı da onların oruçları bedenleri için bir perhiz olsa da ruhlarını arındırmada ve nefislerini terbiye etmede bir fayda sağlamaz ve ibadet olmaktan uzaktır.

Günümüz Hıristiyan dünyasında başlıca iki çeşit oruç vardır: 1- Şükran orucu: Her hafta Pazar günü icrâ edilen Evharistiya töreninden (ekmek-şarap ayini) önce alkollü içki içmemek şeklinde edâ edilir. Katoliklere ve Ortodokslara göre şükran orucu Cumartesi akşamından veya akşam yemeğinden hemen sonra başladığı halde özellikle farklı Protestan mezheplerinde Evharistiya’dan üç saat önce başlar ve hepsine göre törenin tamamlanmasıyla sona erer. 2- Kiliseye mensubiyet oruçları: Anglikan kilisesi dışındaki bütün Hıristiyan mezheplerince benimsenen, fakat farklı biçimlerde uygulanan bu oruçların en önemlisi ve uzun sürelisi Hz. İsa’nın çölde kırk gün boyunca tuttuğu orucun hatırasını yaşatmak üzere IV. Yüzyılda başlatılan ve paskalyadan önceki kırk güne denk gelen oruçtur. Paskalya, Yahudi ay takvimine bağlı şekilde Nisan ayının on beşinden sonraki ilk Pazar olarak belirlendiğinden kırk günlük oruç/

perhiz süresi de Katoliklerde Şubat ayında “küllü Çarşamba” denilen günde başlar. Katolikler ve Ortodokslar kırk günlük bu paskalyaya hazırlık orucu/perhizi dışında her hafta Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleriyle önemli yortu günlerinden önce de oruç tutarlar. Hıristiyanlara göre oruç veya perhizin gayesi günahlara kefâret ve nefsanî arzuların köreltilmesidir. Bu sebeple hasta, düşkün, çocuk, asker ve ağır işlerde çalışan işçiler dışında her Hıristiyan oruç tutmakla mükelleftir. Bu kimselerden yukarıda zikredilen günlerde oruç tutamayanlar diğer zamanlarda bunları kaza edebilir. Oruç tutan kimse günde ancak bir öğün (öğle veya akşam) yemek yiyebilir. Bunun dışında günün her anında hafif bir şeyler yemesi mümkündür. Sigara RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

17


MAHMUT VARHAN I

gibi keyif verici maddeler kullanılmaz. Zaruret halinde ilaç alınabilir. Eski Dinlerde Oruç: Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi aslı itibariyle ilâhi/ semâvî olan fakat daha sonraları beşer elinin karışarak tahrif ve tebdil ettiği dinlerde orucun mahiyetini özetle arzettik. Bunların dışında kimi putperest dinlerde de orucun izlerine rastlamaktayız. Bu konuda Ebu’lHasan en-Nedvi şöyle demektedir: “Dünyanın en eski dinleri ve dini merasimleri arasında oruca en çok rastladığımız din, büyük çapta inananı bulunan Hindistan’daki Hindu dinidir. Bu dinin bir temsilcisi olan ve Madras Üniversitesi’nin Felsefe Bölümü başkanlığını da yapan T. M. P. Mahadevan, Hindu dininde ve Hindu toplumunda orucun durumuna ışık tutarak şöyle yazmaktadır: “Her sene kutlanan bayramlar içinde bazı bayramlar, nefsi arındırmak maksadı ile oruç (beret) için ayrılmıştır. Her Hindu fırka, pek çok insanın oruç tutacağı bazı günler kararlaştırmıştır. Yemekten, içmekten uzak duracakları, sabahlara kadar uyanık kalıp, kendi din kitaplarını okuyacakları ve dini tefekküre dalacakları bazı günler belirlemişlerdir. Bunlardan en önemli ve en meşhur olup, çeşitli fırkalar arasında yaygın olan bayram, Vişnû putu ile ilgili Viketna Ekadeşi Bayramı’dır. Ama bu bayramda sadece Vişnû’ya inananlar değil, başka pek çok Hindu da oruç

18

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

tutar. Bu bayramda onlar, gündüz oruç tutarlar, gece ise (puta) ibadet ederler.” Mevlâna Seyyid Süleyman Nedvi, “Asrı Saadet” adlı eserinin 5. Cildinde Ancylopedia Britanica’dan naklen şöyle yazmıştır: “Eski Mısırlılarda ise oruç, diğer dini bayramlar içinde görülmektedir. Eski Yunan’da sadece kadınlar “Thesmo Firîa”nın üçüncü günü oruç tutarlardı. Farisi dininde (eski ateşperest/mecûsi İran dininde) bütün inananlara oruç farz değil idiyse de, onların ilhama dayalı kitaplarının bir ayetinden onlarda da belli bir kesim için oruç emrinin bulunduğu kesinlik kazanmaktadır. Özellikle din önderleri için beş senelik oruç gerekli idi.”(7) Cahiliye döneminde Arap müşriklerinde de oruç vardı. Nitekim Hz. Âişe radıyallahu anha şöyle demektedir: “Âşûra gününde Kureyş cahiliye döneminde oruç tutardı. Rasûlullah aleyhisselam da bu günde oruç tutardı. Medine’ye gelince de bu günde oruç tuttu ve oruç tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, Âşûra günü (farz olarak) oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra dileyen bu gün oruç tuttu, dileyen de terk etti.”(8) Önemli Birkaç Mülahaza: Burada birkaç hususu belirtmemiz yerinde olacaktır: Birinci mülahaza: Orucun insanın bedeni ve ruhu üzerinde sayısız faydaları vardır. Bedenin sıhhati için bir perhiz ve asıl olarak da insanın ru-


I MAHMUT VARHAN hunun arınmasını ve nefsinin terbiye edilmesini sağlayan Rahmâni bir devadır. İnsanın her türlü nefsanî hastalıkları için ilâhi bir şifadır. Bunun için de Allah’ın rızasını kazanmak için ve ilâhi şeriata muvafık bir şekilde edâ edilmesi gerekir. Hâlbuki orucun şifa olmasının asıl sırrı olan bu sahih niyet, Allah’ın dininden uzak olan kitap ehli ve müşriklerin oruçlarında bulunmamaktadır. Bundan dolayı da onların oruçları bedenleri için bir perhiz olsa da ruhlarını arındırmada ve nefislerini terbiye etmede bir fayda sağlamaz ve ibadet olmaktan uzaktır. Olsa olsa bedenin kesafetinden kurtulan ruhlarının bir takım şeytani ilhamlara maruz kalmasına sebep olabilir! İkinci mülahaza: Eski dinlerin bazıları orucun miktarını belirlemede ifrata kaçmış ve insanın bedeninin tahammül edemeyeceği kadar uzun bir zaman ve bazen de insanı bitkin düşürecek derecede aralıksız birkaç gün oruç tutmayı esas alırken; diğer bazı dinler de insanın nefsine hiç ağır gelmeyecek ve nefsanî duygularına darbe indirmeyecek kadar az bir miktar oruç tutarlardı. Hâlbuki bu konuda ifrata ve tefrite kaçılmadan dengeli bir miktar belirlenmelidir. Bu konuda Şah Veliyullah Dihlevi şöyle demektedir: “En aza veya en çoğa saparak aşırılığa gitmeye fırsat doğmasın diye; orucun zamanını da belirlemek gerekliydi. Eğer öyle olmayıp da zamanı belirlenmeseydi, o zaman biri kendisine hiçbir faydası dokunmayacak ve hiçbir etkisi görülmeyecek kadar az oruç tutardı. Başka biri de o kadar aşırılıkla hareket eder ve o kadar fazla oruç tutardı ki, güçsüzlüğü ve zayıflığı son haddine ulaşır, yarı ölü hale gelirdi. Aslında oruç, nefsin zehirini yok etmek için hazırlanmış bir panzehir olduğundan dolayı gerekli olan miktarı göz önünde bulundurmak şarttır.”(9) Üçüncü Mülahaza: Geçmiş ümmetlerdeki bazı oruç çeşitlerinde sadece belirli gıdalardan sakınılır ve diğer bazı gıdaların alınmasında sakınca görülmezdi. Hâlbuki bu da orucun hikmetlerine ve gayesine aykırıdır. Çünkü bu durumda gıda alma devam ettiği için hayvanî arzularda bir azalma meydana gelmez. Fakat İslam şeriatının belirlediği gibi belli bir müddet her türlü gıdadan

sakınmak, açlık ve susuzluğun tam olarak hissedilmesini ve hayvanî arzulara darbe indirilmesini sağlar. Dördüncü mülahaza: Eski dinlerde oruç tutma şekli daha çok aralar verilerek değişik günlerde tutulan oruçlar şeklindeydi. O günler, hem senenin değişik günlerine dağıtılmıştı, hem de etkisi kaybolacak şekilde aralarında uzun zaman aralıkları olur ve insanın duyguları, eğilimleri, düşünceleri tamamen orucun manevi yapısına uyum sağlayamadan önce süresi biterdi. Hâlbuki oruç tutmanın hikmeti, bu günlerin zincirleme, peş peşe devam etmesini gerektirirdi. Şah Veliyullah Dihlevi bu konuda şöyle yazıyor: “Allah’a itaat ve kulluk alıştırması olsun diye, yemekten içmekten uzak kalma olayının tekrarlanması, kesinti yapmadan devam ettirilmesi gerekliydi. Yoksa ne kadar ağır ve ızdırap verici açlık olursa olsun bir sefer, bir gün aç kalmanın hiçbir faydası olmaz.”(10) Bütün bu yönleri göz önüne alınarak bakılırsa görülecektir ki, İslam şeriatının bu şartların ve özelliklerin hepsini içine almakta olduğu, oruçla amaçlanan bütün manevi, ahlâki, psikolojik, ictimai faydaları ve meyveleri kendinde toplamıştır.(11) Son olarak: “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak İslam’ı beğenip seçtim.”(12) buyuran Allah Azze ve Celle’ye hamd ederiz.

------------------------------------------------1. Buhari: 2004; Müslim: 1130. Parantez içine alınan bölümler hadisin farklı rivayetlerinde geçmektedir. 2. Bostani diyor ki: “İsrailoğullarının şu anda kullandıkları aylar, öyle sıralanmıştır ki, senelerinin ilk ayı Tişri’dir. Buna göre Abib ayı senenin yedinci ayı olmaktadır.” 3. Ebu’l-Hasan en-Nedvi, Dört Rükün: 233-234 4. Buhari :1974; Müslim: 1159; Tirmizi: 770 5. Biz bu bölümü, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 33/414 415 ve Ebu’l-Hasan en-Nedvi’nin Dört Rükün (219 - 224 arası) kitabından özetlemiş bulunmaktayız. 6. Levililer, 16/29 7. Ebu’l-Hasan en-Nedvi, Dört Rükün: 219- 220 8. Buhari: 2002 9. Hüccetullah el-Baliğa: 2/37 10. Hüccetullah el-Baliğa: 2/37 11. Bu mülahazalarda Ebu’l-Hasan Nedvi’nin Dört Rükün isimli kitabından istifade edilmiştir. 12. Maide, 3

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

19


HAKAN SARIKÜÇÜK

RAMAZANI BAYRAM BİLMEK

R

amazan ayını daha çok fazilet ve ikram ile ayrıcalıklı kılan, Ramazan ayı gibi bir ayı biz kullarına lutfeden, mağfiret ve rızasına imkân tanıyan, Ramazan ayını ecirlerin ve faziletlerin artmasına vesile kılan Allah’a hamdolsun. O’na hamdeder; Oruç, gece namazı ve Kadir gecesi gibi ibadetlerle bu ayı şereflendiren Allah’a zatına yaraşır bir hamdle mahlûkatının sayısınca hamdederiz. Kulu ve Habibi olan ve ümmet için en mükemmel örneği oluşturan efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e de salâtu selâm ederiz ki O, Ramazanı en güzel şekilde ihya eden, en iyi namaz kılan ve oruç tutan, en takvalı bir şekilde gece kalkan ve teheccüd kılandır. Allah O’na, ailesine, karanlığı aydınlatan ışıklar ve insanlara yol gösteren hidayet önderleri olan sahabilerine salât ve selâm eylesin.

konumundadır. Bu mesajı; Allahu Teâlâ’ya ku-

Bu mübarek ayda Allah’ın emrettiği ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in açıkladığı şekilde oruç tutmak ve bayram yapmak, akıllara ve kalplere güçlü şekilde tesir eden bir mesaj

reken hürmeti göstermeli, sultanlara yakışan bir

sursuz boyun eğmenin, O’nun emir ve yasaklarına tam anlamıyla uymanın ve Allah sevgisini bütün sevgilerin üzerinde görmenin apaçık delili olarak bütün dünyaya sunmak İslam Ümmeti’nin hakkı ve görevidir. Bu mesaj ayrıca; Nefsin arınmasının ve bu şekilde mükemmellik basamaklarında yükselmesinin, ilişkileri güçlendirerek kardeşlik bağlarını sağlamlaştırmanın, ümmet mensupları arasında şefkat ve merhamet duygularının yayılmasının da göstergesi olarak sunulmalıdır. “Ramazan ümmetimin ayıdır.” şeklinde buyuran Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri ümmetin kulağına küpe olmalı, Ramazanın tamamını bir bayram bilmeli, bu ayı bayram edasıyla geçirip ahiret yolculuğu için bir azık edinmelidir. İslam ümmeti, On bir ayın sultanı olan bu aya gekarşılamayla ve ihtimam ile muamele etmeli, vedalaşırken de bu mübarek ve faziletli aydan yine aynı özen ile hasretini hissederek ayrılmalıdır.

İSLAM’DA BAYRAMLAR İslâm dininde Ramazan ve Kurban olmak üzere iki bayram vardır. Arapça’da“Îdü’l-Fıtr ve Îdü’IEdhâ şeklinde adlandırılan her iki bayram da hicretin 2. yılından itibaren meşru kılınmıştır. Esasen Ramazan orucu ilk defa bu yıl farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren müminler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama “Ramazan Bayramı” veya

20

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


bayramdan önce fitre (fıtır sadakası) verildiği için “Fıtır Bayramı” denilmiştir. Ayrıca bu iki bayramın, İslâm toplumunun eski dönemlerin izlerinden arınması ve müstakil bir kimliğe bürünmesinde de rol oynadığını söylemek gerekir. Nitekim Medine’ye hicret ettikten sonra, burada yaşayanların İran’dan alınma Nevruz ve Mihricân bayramlarını kutladıklarını gören Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir”(1) mealindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramın kutlanmasını yasaklamıştır.

Ramazan’a veda ederken mü’min asla ibadete ve taata veda etmez. Bilakis çağlayan bir hayır pınarı olarak kalmak için Rabbi ile ahdini daha da sağlamlaştırır ve yaratıcısıyla bağını kuvvetlendirir. Allah ile ahitlerini bozan ve bayram topuyla mescitleri terkedenler ise ne kötü insanlardır. Allah’ı ancak Ramazan’da bilirler. Onlar gerisin geriye dönmüş ve hayrı terketmişlerdir.

BAYRAM GÜNAH VE MASİYETTEN ARINANLAR İÇİNDİR. Şüphesiz bayram, Allah için oruç tutan ve namaza kalkan içindir. Bayram; İman nurunun parladığı, günahlardan ve masiyetlerden arınmış kalpler içindir. Bayram zahiren insanların nazarında meşakkat gibi görünen bir takım zahiri amellerin ahiret için değerini anlamış, bu ayı fırsat bilmiş ve gücü nispetinde bu feyizli aydan hissesini almış kimseler içindir. Asıl bayram Rabbini razı etmek için açlığı, susuzluğu ve nefsi şehvetleri erteleyen ve bu şekilde nefsini terbiye edenler içindir. Ramazan da açlık, susuzluk ve benzeri meşakkatler çekenlere sanki Rabbimiz şöyle seslenmektedir: “Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yeyin, için.”(2) Ve yine şöyle buyurulur: “İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.”(3) (Kullarımızdan, takva sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.)(4) Ümitsizlik ve çaresizliğe kapılmak ise iblisin silahıdır. Şeytan bu silahı günahkârın günahında devam etmesi için kullanır. Kul ne kadar günah ve kötü amel işlerse de İslam’da Allah’ın rahmetinden ümit kesmek yoktur. Tevbe, kendinden öncekileri yok eder, pişmanlık kendinden önce yapılanları siler. Kim bir günahı işlemeye devam ediyorsa bilmelidir ki, Ramazan tevbe ve pişmanlık mevsimidir. Şeytanlar bağlanmıştır ve nefsin direnci kırılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: “Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım!

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar.”(5) Günahlarımız çoklukta bulutlara, gözümüzün alabildiği uzaklığa ulaşsa da, sayılamayacak kadar çok olsa da tereddüt etmeden tevbe etmeliyiz! Çünkü Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder ve hatalarını bağışlar. Allah azze ve celle kudsi bir hadiste şöyle buyurur: “Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım.”(6) İstiğfar, salih amellerden sonra yapılır. Namaz, hac, gece ibadeti ve sohbet meclisleri istiğfarla bitirilir. Orucun da bu şekilde bitirilmesi gerekir. Gaflet ve unutkanlık hatalarını bu ancak bu şekilde ıslah edebiliriz. İhmal ve sapmanın kusurlarını ancak bu yolla silebiliriz. İstiğfar etmek; kibir duygusunu ve kendini beğenmeyi, ibadetleri ile gurur duymayı nefisten giderir. Nefislerde, yaptığını gereği gibi yapamadığı duygusunu doğurur. Bu his de kişiyi Ramazan’dan sonra daha çok RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

21


nemden azat ederek nimetlendiren Allah’a şükrederiz. “Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”(8) Bu

Bizler bayram günlerini akraba ve komşu ziyaretleri vesilesiyle davetimiz için fırsat bilmeli, bu yolla İslam davasını yaymaya çalışmalıyız. İnsanın kendi nefsini ıslah etmesinden sonra yapacağı amellerin en faziletlilerinden biri de Allah’a davet etmesidir. İnsanların hidayeti için uğraşmalı, ahlaklarından ve davranışlarından bozuk olanları düzeltmeye çalışmalıyız. (Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve “Şüphesiz ben müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?)

sebeple Allah’ı yücelttiklerini ilan için ve O’na ibadet ettiklerini ve şükrettiklerini beyan için erkeklerin bunu camilerde, çarşılarda ve evlerde yüksek sesle söylemeleri sünnettir. İlim ehli şöyle der:“Bayram gecesi insanların toplu oldukları ve yalnız kaldıkları yerlerde tekbir getirmeleri sünnettir. Erkekler yüksek sesle tekbir getirir, kadınlar ise kısık bir sesle tekbir getirir. Müslüman, hadiste belirtildiği üzere bayram namazını kılıncaya kadar tekbir getirir. Tekbirin şekli hakkında, sahabilerin çoğundan şu nakledilir: “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu Vallahu Ekber, Allahu Ekber velillahi’lhamd.” İbni Abbas radıyallahu anhuma tekbir getirirken şöyle derdi:“Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber velillahi’lhamd, Allahu Ekber ve Ecel, Allahu Ekber alâ ma hedâna”(9)

22

ibadet etmeye sevkeder. Hasenatı artar ve amel terazisinde ağır gelir.

Abdurrezzak’ın Musannefi’nde ve es-Sünen’ul-

İbnu’l Kayyım rahimehullah ibadet edenlerin istiğfara ihtiyacını açıklayarak şöyle der: “Yaptığı ibadeti beğenmek nefsin düşüncesizliğinden ve ahmaklığındandır. Gayret ve basiret sahipleri kusurlarını için, Allah’ın celaletine ve büyüklüğüne layık kulluk yapamadıklarını düşündükleri için ibadetlerden sonra daha çok istiğfar ederler. Bu ibadetleri yapma konusunda emir olmasaydı onlardan hiçbiri bu tür kulluğa yönelmez ve bunu efendisi için layık görmezdi.”

yallahu anh’ın şöyle dediği rivayet edilir: “Allah’ı

Ebu Musa el-Eş’ariradıyallahu anh, Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Muhakkak ki Allah gündüz hata edenin tevbe etmesi için geceleyin elini açar. Gece hata edenin tevbe etmesi için gündüz elini açar. Tâ ki güneş battığı yerden doğana kadar.”(7)

lamlaştırır ve yaratıcısıyla bağını kuvvetlendirir.

Bizler bu kıymetli ayın sonunda Allah subhanehu’ya şükrederiz. Bizleri oruca ve namaza muvaffak kılarak, bizlere yardım ederek ve cehen-

banım, hayatım ve ölümüm hepsi Alemlerin

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Kebir’de sahih bir senetle, Selman El-Hayr radıtekbir edin: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber u Kebirâ.”

BAYRAM MEŞAKKATİ SEVİNCE DÖNÜŞTÜRMEKTİR. Ramazan’a veda ederken mü’min asla ibadete ve taata veda etmez. Bilakis çağlayan bir hayır pınarı olarak kalmak için Rabbi ile ahdini daha da sağAllah ile ahitlerini bozan ve bayram topuyla mescitleri terkedenler ise ne kötü insanlardır. Allah’ı ancak Ramazan’da bilirler. Onlar gerisin geriye dönmüş ve hayrı terketmişlerdir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: Benim namazım, kurRabbi Allah içindir.”(10) Ramazan’dan faydalanan kişinin Ramazan’dan sonraki hali, Ramazan’dan


önceki halinden daha hayırlı olur. İyiliğin kabul

BAYRAMLAR DAVET VESİLESİDİR

edildiğinin bir işareti de kendisinden sonra iyilik

Bizler bayram günlerini akraba ve komşu ziyaretleri vesilesiyle davetimiz için fırsat bilmeli, bu yolla İslam davasını yaymaya çalışmalıyız. İnsanın kendi nefsini ıslah etmesinden sonra yapacağı amellerin en faziletlilerinden biri de Allah’a davet etmesidir. İnsanların hidayeti için uğraşmalı, ahlaklarından ve davranışlarından bozuk olanları düzeltmeye çalışmalıyız. (Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve “Şüphesiz ben müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?)(12)

yapılmasıdır. Yapılan ibadetin boşa gittiğinin ve reddedildiğinin bir işareti de ibadetlerden sonra günahlara geri dönülmesidir. Oruç tutan Müslüman Ramazan’ın ışık saçan esintisinden yılın diğer zamanları için hayır anahtarı ve her durumda uygulayacağı bir yaşam metodu edinmeli, Anne-babaya iyilik etmeli, komşularıyla iyi ilişkiler kurmalı ve kardeşlerini ziyaret etmelidir. Mazlumlara yardım etmeli, yetimin başını okşamaktan zevk almalı, arası bozulan iki kişinin arasını düzeltmelidir. Yoksulları doyurmalı, Gönlü kırılanın gönlünü almalı, Musibete ve belaya uğrayanların dudaklarında mutluluk tebessümü görülmesine ortak olmalıdır. Akrabalarını ziyaret etmeli, Kardeşlerinin ırzını muhafaza etmeli, Ramazan’da olduğu gibi diğer zamanlarda da hayırla coşan bir kaynak olmalıdır. Oruçlu için iftar ettiğinde bir sevinç ve Rabbine kavuştuğunda bir başka sevinç vardır. Dünyada hemen yaşadığı bir sevinci olduğu gibi ibadet ve tâata devam edenin ahirette ebedi olarak yaşayacağı bir sevinç daha vardır. En büyük kazanca ve en yüce nimete kavuşur. Bu; Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyen cennettir. Allah, cenneti sevdiği kulları için ebedi karargâhı kılmıştır. Rahmeti, cömertliği ve rızasıyla onu doldurmuştur. Nimetlerini, büyük kazanç olarak tanımlamıştır. Bütün hayırları orada toplamıştır. Onu; her türlü ayıptan ve kusurdan, her türlü afetten arındırmıştır. O öyle bir cennettir ki, kişi oraya bir kez sokulup çıkarılsa bütün dertleri yok olur. Üzüntüsünü ve kederini unutur. Enes b. Malik radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Cennetliklerden dünyada en dertli olan getirilecek. O da cennete bir sokulup, çıkarılacak ve kendisine: “Ey Ademoğlu! Hiç dert gördün mü, hiç sıkıntı çektin mi?” denilecek. O da: “Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç dert geçmedi, hiçbir sıkıntı çekmedim” diyecek.”(11)

Davet alanı geniş bir alandır. Samimi bir nasihattir, doğru bir sözdür, ilim ve amel, takva ve ahlâk açısından iyi bir örnekliktir. Doğruluk ve hidayet basamaklarında yükselmek için samimiyetle gayret göstermektir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmaktadır:”Kim bir hidayete çağırırsa, kendisine tabi olanların ecirlerinden hiçbir şey eksilmeden onların ecrinin bir benzeri de o kişiye verilir.”(13) Ümmet; yaşadığı çağlar içinde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşantısını bilmeye bu çağdaki kadar muhtaç olmamıştır. Çünkü bu çağda musibet dalgaları ümmeti bir o yana bir bu yana savurmuş, fitne halkaları birbirine bağlanmış, heva ve hevesler galip gelmiş, kişisel görüşler ve varsayımlar nefislerin derinliklerinde kökleşmiştir. Ümmet bu çağdaçeşitli engellemelerle, tahriklerle ve entrikalarla karşı karşıya kalmıştır. İşte bu nedenle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgisi kalplerimizde yaşamalı, davranış ve düşüncelerimiz her an O’na uymalıdır. O’nun yaşantısından, imanımızı artırıcı, yaşantımızı güzelleştirici, ahlakımızı yüceltici ve yolumuzu düzeltici unsurlar edinerek, sünnetini şekli olarak değil de, gerçek anlamda ihya etmeliyiz. Müslümanların bayramı kin ve düşmanlıkları bir kenara atmak, şeytanın tahrik ettiği hisleri ve duyguları yenmek için uygun bir fırsattır. Niçin bayramı akrabalarımızla, komşularımızla ve kardeşlerimizle ilişkilerimizde gerçek bir dönüş noktası yapmayalım!? Niçin bir takım gelenekleri ve RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

23


olguları bir kenara bırakarak, samimi kalplerle ve arınmış nefislerle bir bayram ve sevinç yaşamayalım!?. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”(14) BAYRAMDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR Güzel Elbise Giymek Ve Güzel Kokulardan Sürünmek Erkeklerin bayram namazına çıkmadan önce gusledip koku sürünmeleri müstehaptır. Saîd b. Cubeyr radıyallahu anh’ın şöyle söylediği sahih olarak rivayet edilmiştir: “Bayramın sünneti üçtür: Yürümek, gusletmek ve çıkmadan önce bir şeyler yemek.” Aynı şekilde en güzel elbiselerle süslenmek gerekir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in bayramda ve Cuma günü giydiği bir cübbesi vardı. İbni Ömer radıyallahu anhuma’nın bayram için en güzel elbisesini giydiği sahih olarak rivayet edilir. Bayram Namazına Gitmeden Önce Birkaç Hurma Yemek Bayram namazı için namaz kılınacak yere (musallâya) gitmeden önce tek sayıda hurma yenir. Buhari, Enes radıyallahu anh’dan şunu rivayet eder: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fıtır günü (Ramazan bayramı günü) bir kaç hurma yemeden çıkmazdı.” Bir başka lafızda da “tek sayıda” ilavesi vardır.

24

üzümden veya pirinç ve benzeri yiyeceklerden bir sa’ (2,917 kg) olarak verilir. Fıtır zekâtını vermek için en faziletli vakit, bayram namazından önceki vakittir. Bayram gününden bir veya iki gün önce de vermek caizdir. Mazeretsiz bir şekilde bayram namazı sonrasına geciktirmek caiz değildir. İbni Ömer radıyallahu anhuma kanalıyla şu hadis rivayet edilir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hurmadan bir sa’ (2,917 kg) ya da arpadan bir sa’ fıtırzekatını Müslümanlardan köle ve hür, erkek ve kadın, küçük ve büyük herkese farz kıldı ve insanlar musallâya (bayram namazı kılınacak mekana) çıkmadan önce verilmesini emretti.”(15) Müslüman’ın bu sadakayı kendi adına ve bakmakla yükümlü olduğu eşi, çocukları ve anne-babasından her biri adına ayrı ayrı vermesi gerekir. Anne karnındaki çocuk için fıtır sadakası vermek ise müstehabtır. Fıtır sadakasının vacip olan miktarı buğdaydan, arpadan, kurutulmuş süzme peynirden, hurmadan ya da kuru üzümden bir sa’ (2,917kg)dır. Pirinç ve benzeri o ülke insanının yiyeceği türden vermek de caizdir. Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’tan şu rivayet edilir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde, Fıtır (Ramazan Bayramı) günü bir sa’ yiyecek verirdik.”(12) Zaman bakımından verilmesi en faziletli olan fıtır sadakasını sabah namazı ile bayram namazı arasında vermektir. Bayramdan bir ya da iki gün önce de vermek caizdir. Oruçlunun bulunduğu yerde verilir. Kişi yolcu ise, kendisi adına ülkesinde fıtır sadakası vermek üzere bir kimseyi vekil tayin etmesinde bir sakınca yoktur. Özellikle de bunda gözle görülür bir yarar varsa...

Fıtır Sadakası Vermek

BAYRAM MEFHUMUNU MUHAFAZA ETMEK

Rabbimiz biz kullarına fakirleri doyurmak, bizleri kötü ve boş sözden arındırmak üzere fıtır zekâtını farz kılmıştır. Fıtır zekâtı, oruçlu için çirkin sözden ve davranıştan arınması, miskinlerin doyurulması içindir. Küçük-büyük, kadın-erkek, hür-köle her müslüman kişi adına arpadan, hurmadan, kuru

Türkiye’de bazı çevrelerde muhtemelen bayramda şeker, lokum ve tatlı ikramı şeklinde öteden beri var olan gelenekten dolayı buna “Şeker Bayramı” da denilmektedir. Ancak Peygamber efendimizin uygun olmayan bazı isimleri değiştirmesi ve özellikle dinî terim ve kavramların muhafazası konu-

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


sunda hassasiyet göstermesi, bu şekilde bir adlandırmanın doğru olmayacağını göstermektedir. Bu sebeple öncelikle bizlerde dini kavramlarımıza ve bize özel günlerimize özen göstermeli bu günlere gereken değer ve önemi vermeliyiz. Aile bireylerimize bayram günlerini diğer günlerden farklı bir şekilde geçirebilmenin duygusunu hissettirmeliyiz. Özellikle çocuklarımıza Bayram günlerinde bizlerde açıkça görülmesi gereken bayram coşkusunu gösterebilmeli, onlarında bu coşku ile coşturabilmeliyiz. Evlatlarımızın Bayramı özlemle karşılamalarını sağlayacak yolları düşünüp uygulamaya geçirmeliyiz.

BAYRAMDA MAZLUM KARDEŞLERİMİZİ UNUTMAMAK Bayram coşkusunu kendi benliğinde ve bulunduğu coğrafyada yaşayan müslümanlara deriz ki: İhtiyaç içindeki mazlum kardeşlerinizi unutmayın ve onların halini hatırlayın. Gücünüz yettiğince para ve gıda, elbise ve ilaç yardımında bulunun. Allah celle celaluhu şöyle buyuruyor: “Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başka-

Ellerinizi açarak yalvarın ve çeşitli ibadetlerle Allah’a yönelin. Allah’tan, zayıf düşürülmüş ve yurtlarından kovulmuş kardeşlerinize merhamet etmesini dileyin. Kâfirler topluluğundan onları kurtarmasını isteyin. Bilin ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şüphesiz her müslümanın, her gün ve gecede kabul edilen bir duası vardır.” Allah azze ve celle için duadan daha değerli bir şey yoktur. İnsanların en acizi duadan aciz olandır. Kardeşlerinizle bir vücudun azaları misali kenetlenin. Onların dertlerini derdiniz, kederlerini kederiniz, acılarını acılarınız bilin. Yaşadıkları bu zulümlerden bir an önce kurtulmaları için Yüce Rabbimize en samimi ve ihlâslı bir şekilde dua edin. Unutmayın ki Rabbimiz hepimizi imtihan ediyor. Her birimizin imtihanı ayrı ayrı. Bugün onların başlarına gelen yarın bizlerinde başına gelebilir. Fakat asıl olan İslam kardeşliğinin bizlerde etkisini göstermesi ve bu şuuru her zaman hissedebilmemizdir. Ancak şunu da unutmamalıyız ki dünyada sevinemesek de, sevinçlerimiz kısa süreli sevinçler olsa da, sevinçler başka baharlara kalsa da beklenen gelecek, bu davanın olacaktır.

sını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”(17) Ramazan’da dünyanın her köşesindeki mazlum müslüman kardeşlerinizi hatırlayın. Onlar için ayrıca dua edin ve Mevlâ celle celaluhu’ya el açıp yakarın. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz duası reddedilmeyen üç kimse arasında “İftar edinceye kadar oruçlu kimse”(18) yi zikrettiğini unutmayın. Ey müslümanlar! Şu an dünyanın çeşitli yerlerinde dertlere ve sıkıntılara uğramış, başlarına belalar ve musibetler gelmiş kardeşlerimiz var. Kanları akıtılmış ve düşmanlar üzerlerine çullanmışlar. Onlara her türlü katliamı, her çeşit işkenceyi tattırıyorlar. Bedenlerinin zayıflığına rağmen ihtiyarlara, hastalıklarına rağmen hastalara, çoluk-çocuğa acımıyorlar. Küçüklüğüne rağmen bebeklere ve uğradıkları musibetin büyüklüğü nedeniyle gözlerinden yaşlar boşanan kadınlara merhamet etmiyorlar.

----------------------------------------------------1. Müsned, İlim, 103, 235, 250; Ebû Dâvûd, “Salât”, 245; Nesâî, “Salâtül-’Îdeyn”, 1 2. (69/el-Hâkka/24) 3. (43/ez-Zuhruf/72) 4. (19/Meryem/63) 5. (39/ez-Zümer/53) 6. Tirmizi 7. Müslim 8. (2/el-Bakara/185) 9. Bu hadisi Beyhaki, sahih bir senetle rivayet eder. 10. (6/el-En’âm/162) 11. Müslim 12. (41/Fussilet/33) 13. Müslim 14. (4/en-Nisâ/36) 15. Buhari 16. Buhari 17. (34/Sebe/39) 18. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Şu üç dua muhakkak kabul edilir: • İftara kadar oruçlunun duası, • Haksızlığa uğrayanın duası, • Adaletten ayrılmayan devlet büyüğünün duası. Bu duaların her üçünü de AllahuTeâlâ kabul etmek üzere bulutlar üstünde göğe yükseltir. Ve onlaras emanın kapılarını açarak şöyle buyurur: “Ululuğun büyüklüğün hakkı için müddet sonda olsa bile sana yardım edecek ve seni kabul edeceğiz.” (Cami’üs-Sağir) Hafız İbni Hacer, bu hadisin hasen olduğunu söyler.

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

25


Nefsin Esâretinden

Kurtulmanın Adı; SAİD ÖZDEMİR • etrafında varolan sahte sevgililerden kurtulup Allah ile hasbihâl etmektir. • boyun büküp Rahmân’a ben geldim demektir. • ‘O halde Allah’a doğru kaçın’ ayetini harf harf yaşamaktır. • artık enâniyet(1) duygusunu kapı önüne bırakmaktır. • günah tuğyanından İslam kalesine sığınmaktır. strateji ile hayatına yön vermektir… • yalnızlıkta Hakk’ı bulmaktır. • geçmişe üzülmeden, geleceği kaygı etmeden tevekkülün engin denizine dalabilmenin provasıdır.      • ibadetin zevkini an ve an yaşamaktır. • İtikâf, zamanın akışını lehe çevirebilmenin bir diğer adıdır. • İtikâf, kimsen olmasa bile Rabbinin seninle olduğunu anlamanın en güzel yoludur.  NEBEVÎ HAYAT

celen ve hafifleşen teknolojik aletlerin günlük yaşamı kolaylaştırdığı, ülkeler arasındaki her türlü mesafelerin kısaldığı, her şeyin âdeta elimizi uzattığımızda dokunabileceğimiz kadar yakınımıza geldiği bir zamandayız... Koca dünya, sanki küçücük bir köye dönüşmüş, bu köyün ucundaki bir çığlık veya bir davul sesi, ânında öbür ucundan duyulur hâle gelmiştir. Globalleşen bir dünya da insanlar da artan ve yankısının tüm

• dertsiz, programsız bir hayattan Nebevî bir

26

S

on asırda teknolojik gelişme ve ilerleme sonucu, her geçen gün hızlanan cihazların, in-

HAZİRAN 2014

dünyada hissedildiği tek sıkıntı; ‘rûhî bunalımlardır’. Dikkat ettiğimizde insanlık artık mutlu olamıyor. Eskiden bir kuru ekmekle, soğan yiyen toplumların eriştiği saadete envâi çeşit yemeklerle erişilemiyor. Önceleri bir odalı evde, kaynana ve kayınbabasıyla oturanlar şimdiler de üç odalı bir evde otursalar da huzuru yakalayamıyorlar. Televizyon, telefon, bilgisayarın olmadığı neşeli aile toplantıları artık tarihte kaldı. Teknoloji, yaşam standartları, refah arttı; huzur, güven, sekînet kayboldu. Sokaklar artık ‘insanın, insan kurdu’ olduğu ortamları andırıyor.


Şimdi bizler, on dört asır sonra, kibritini İslamsız bir hayatla, tembellikle, günahlarla yaktığımız bir yangında yanıyoruz. Hem dünyamız, hem aklımız hem de duygularımız yanıyor. Ateş, artık dışımızda değil, içimizde yanıyor!..Günahlara pişman olup çektiğimiz âh’lar, vâh’lar gibi dumanlarımız semâyı kaplamış. Lâkin asılı kalmış, yükselmiyor. Yükselmesine izin vermiyor, pervazsızca işlediğimiz günahlar, üzerimizdeki haklar, nefsimizi hesaba çekmeyişimiz… Bırakmıyor. Müstecâb bir duâmız yok, göğün kapılarını açacak!... Rahmet-i Rahmân’a sığınmışız. Bu buhranlı havada bizi mutlu edecek, gönüllerimizi rahatlatacak, kalplerimizi sıkıntılardan kurtaracak tek çözüm ise; kıymetini ancak kaybettiğimiz zaman anlayacağımız ‘İslam dinini yaşamadır’… Her gün kıldığımız beş vakit namazımız, okuduğumuz kur’an, zikirlerimiz, katıldığımız sohbet ortamları aslında huzurun ve mutluluğun olduğu yerlerdir. Biz müslümanız ve rûhumuzu beslemeye mecburuz. Çünkü rûhumuz bizim adımıza sürekli nefsimize karşı büyük bir cihad yapıyor. Rûhumuz zayıf düşer de nefsimiz galip gelirse, ebedî hayatımızı ziyan etmiş oluruz. Rabbimizin önümüze çıkardığı bir fırsat da sayılı günler kalan ‘Ramazan ayıdır’… Ramazan… Son on gün... İtikâf mevsimi... Hatimleri tamamlama, oruçları taçlandırma, fıtır sadakalarını, varsa zekât borçlarını bayramdan önce gariplere ulaştırma, onların duâsını alma mevsimi... Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in ifadesiyle; “Cennet’i özleyen, Cennet için hayır peşinde koşar; Cehennem’den korkan, hevâ ve hevesinin isteklerinden yüz çevirir…”(2)

Eskiden bir kuru ekmekle, soğan yiyen toplumların eriştiği saadete envâi çeşit yemeklerle erişilemiyor. Önceleri bir odalı evde, kaynana ve kayınbabasıyla oturanlar şimdiler de üç odalı bir evde otursalar da huzuru yakalayamıyorlar. Televizyon, telefon, bilgisayarın olmadığı neşeli aile toplantıları artık tarihte kaldı. Teknoloji, yaşam standartları, refah arttı; huzur, güven, sekînet kayboldu. Sokaklar artık ‘insanın, insan kurdu’ olduğu ortamları andırıyor.

veren şeyleri men edip, rûhumuzu aslî hüviyetine, yani kulluğa hapsetmek… Dînî bir ıstılah olarak ise;  “cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde, mükellefin (birtakım şeyleri yapmaktan) kendisini tutması” demektir. Kur’ân-ı Kerim’de yer alan şu âyetler, itikâfın ibadet olduğunu gösterir: “Sizler, mescidlerde itikâfta iken hanımlarınıza yaklaşmayınız.”(3) “Benim evimi (Kâbe’yi) tavaf edenler ve itikâfta bulunanlar için temizleyiniz.”(4) Sünnetten delilleri ise, şu hadîs-i şeriflerdir: “Allâh’ın Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem, Medine’ye geldikten sonra vefâtına kadar Ramazan ayının

İtikâf kavramı üzerine:

son on gününde itikâfa girerdi.”(5)

Kelime olarak îtikaf; “hapis, men, bir şeye devam ve mülâzemet etmek” mânâlarına gelir. Demek ki, ruhumuzun huzura kavuşması için ona ağırlık

“Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Ramazan ayının son on gününe girince bütün geceyi ihyâ eder, âilesini uyandırır ve kadınlarından ayrı kalırdı.”(6) RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

27


İtikâfın en kısa süresi, Hanefî mezhebi imamla-

milerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar ise,

rından Ebû Yusuf’a göre bir gün, İmam Muham-

kendi evlerinde mescid edinebilecekleri bir odada

med’e göre ise, bir saattir. Bir saatten daha kısa bir

itikaf yapabilirler. Buralar, onlar için mescid sa-

süre olabileceği de söylenmiştir.

yılır. Kadınların, dışarıdaki mescitlerde itikâfa çe-

Diğer mezheplere gelince, Mâlikîlerde tercih edilen görüş, bir gün ve bir gecedir. Şâfiîlerde, en az “Sübhanallah” diyecek kadar bir süre durmakla itikaf gerçekleşmiş olur. Hanbelîlere göre de, en az süre, bir an durmaktır.

kilmeleri câiz ise de mekruh sayılmıştır. Kendi evlerinde namaz kılmaları, mescidde kılmalarından daha faziletli sayıldığı gibi, evde itikâfları da mescidde itikâflarından daha faziletli sayılmıştır. İmam Şafiî hazretleri ise, Peygamberimizin hanımlarının mescidde itikâf yaptıklarını delil göstererek kadınların da uygun mescidlerde itikâfta

İtikâfın Şartları

bulunmasının evlerdekinden daha faziletli oldu-

İtikâfın geçerli olması, şu şartların bulunmasına

ğunu ileri sürmüştür.

bağlıdır:

4- Vâcip olan itikâfta, itikâflı kimse, oruçlu bu-

1- İtikâfta bulunan kimse (mûtekif), Müslüman,

lunmalıdır. Sünnet itikâf, zaten Ramazan ayında

akıllı ve temiz olmalıdır. Gayr-ı müslimin, akıl

bulunduğu için oruç tutulmuş olur. Ancak yol-

hastasının; cünüp, hayız veya nifastan temiz-

culuk, hastalık gibi sebeplerle oruçsuz bulunmak,

lenmemiş kimsenin itikâfı câiz değildir. Çünkü

sünnet itikâfa zarar vermez. Müstehap itikâflarda

gayr-i müslim ibadete, akıl hastaları da niyete

da oruç şart değildir.

ehil değildir. Gayr-i müslim, önce iman etmeli,

Şâfiîlere göre, vâcip itikâfta da oruç şart değildir.

sonra ibadetten sorumlu olmalıdır. Akıl hastası da, akıl sağlığına kavuşmalıdır. Mânen kirli olan kimselerin ise, mescidlere girmesi yasaklanmıştır. Ancak itikâfa giren kimse, mescitte iken ihtilâm olursa, dışarı çıkarak boy abdesti alır ve yeniden

alması gerekir. Koca, eşine itikâf için izin verince, bundan dönemez.

itikâfa devam eder. Bu durum, orucu bozmadığı

İtikâfın Âdâbı

gibi, itikâfı da bozmaz. Âdet ve lohusalık hâli

İtikâf, Ramazanın son on gününde ve en faziletli

başlayınca, itikâfı bozulmuş olur. Hâli düzelince,

mescidde yapılmalıdır.

kadın, kaldığı yerden itikâfına devam eder. Kadınların özür hâllerinde itikâfta bulunmasında ise bir sakınca yoktur. İtikâfta ergenlik çağına gelmiş olmak şart değildir. Bu yüzden temyiz gücüne (doğru ile yanlışı ayırt edecek ya da pazardan herhangi bir şeyi zarar etmeden alıp gelebilecek durumda) sahip bir çocuğun itikâfı da geçerlidir.

28

Kadının itikâfa girebilmesi için, kocasından izin

İtikâf sırasında kötü ve çirkin söz söylememeli, hayır konuşmalıdır. Günâhı gerektirmeyecek sözler söylenmesinde bir sakınca yoktur. İtikâf sırasında Kur’ân-ı Kerim okumalı; tefsir, hadis ve fıkıh gibi dînî ilimlerle ilgili kitapları mütalaa etmeli, Allâh’ı zikretmeli, ibadetlerle vakti değerlendirmelidir. Tevbe ve istiğfarda bulunulmalı, bol bol salavât-ı şerife okunarak duâ edil-

2- İtikâfta niyet asıldır. Niyet olmadan, itikâf ge-

melidir. Bazı âlimler, mübârek gün ve geceleri ih-

çerli olmaz.

yâda, yukarıda sayılan çeşitli ibadetlere ayrı ayrı

3- İtikâf, mescidde veya mescid hükmünde bir

yer verilmesini tavsiye etmişlerdir.

yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan

İtikâfta bulunan kimse, temiz kıyafetler giyip

herhangi bir yerde itikâf yapılabilir. Büyük câ-

güzel kokular sürünmelidir.

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


Mümkün olduğu kadar az uyumalı, az yiyip iç-

4- İtikâfta olan kimsenin, yemesi, içmesi, uyuması

meli, vakitlerini daha çok ibadet vb. şeylerle ge-

ve ihtiyacı olan şeyleri satın alması mescidde olur.

çirmeye çalışmalıdır.

Mescidi işgal etmeyecek tarzda ihtiyacı olan şey-

İtikâfı Bozan Şeyler

leri buraya getirebilir. Mescid içinde hazırlanmış bir yer varsa, abdest veya boy abdestini burada

1- İster kasten, isterse unutarak olsun, cinsel iliş-

alabilir. Aksi hâlde mescidden çıkar, abdest veya

kide bulunmak, itikâfı bozar.

boy abdestini alıp hemen mescide girer.(7)

2- İtikâflının, mescidden özürsüz olarak ayrılması

Evet, ağlayan ruhlarımıza bir ilaç vermek; nefsi-

itikâfını bozar. Bu ayrılışın, gece veya gündüz ol-

mizin gerisinde kalmış, çamura batmış ruhları-

ması, bilerek veya yanlışlıkla olması sonucu de-

mızı temizlemek vaktidir şimdi... Haydi, Rama-

ğiştirmez. Kadın da itikâf yaptığı odadan özürsüz

zan-ı Şerîf geldi. Maddî, mânevî arınma mevsimi

olarak, evin diğer kısımlarına çıksa itikâfı bo-

geldi. Globalleşen dünyanın bunalımından rûhu-

zulmuş olur. Hasta ziyareti, cenâze, cenâze namazı veya şâhitlik için mescidden çıkmak da itikâfı bozar. Her-

muzun serin iklimlerine doğru yolculuğa çıkma zamanı geldi. Hoş geldi!...Safâlar getirdi.

hangi bir hastalıktan dolayı, bir saat kadar dışarı çıkılması da itikâfı bozar. İtikâfta olan kişi, şer’î, zarûrî veya tabiî ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Meselâ bulunduğu mescidde Cuma namazı kılınmıyorsa, bu namazın kılındığı

------------------------------------------------

bir mescide gitmek için itikâf yaptığı mescidden

1. Enâniyet, değişik kullanım şekilleriyle “ben” mânâsına gelen “ene”den türetilmiş bir kelime. Allah’ın insana ihsan ve ikram eseri olarak verdiği nimetleri sahiplenip kendine mal etmesi ve kendinden bilmesidir.  2. Beyhakî, Şuabu’l-Îman, 10618 3. el-Bakara, 187 4. el-Bakara, 125 5. Buhârî, İtikâf, 1, 6; Müslim, İtikâf, 2 6. Müslim, İtikâf, 8 7. Daha geniş bilgi için bkz: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, “Delilleriyle İslâm İlmihâli”, Erkam Yayınları, sh: 572-575; Ömer Nasûhi Bilmen, İslâm İlmihâli; Türkiye Diyanet Vakfı, İslâm İlmihâli, I, 404-405

çıkabilir. Aynı şekilde küçük veya büyük abdest için mescidden çıkması da şer’î ve tabiî özürlerdendir. 3- İtikâflıya, itikâf sırasında birkaç gün baygınlık veya akıl hastalığı gelmiş olsa, itikâfı bozulmuş olur. İyileşince yeniden itikâfa başlar.

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

29


MUSTAFA TATLI

ORUÇ ÇEŞİTLERİ Hicretten bir buçuk sene sonra şaban ayının onuncu günü farz kılınan oruç, İslam’ın beş temel esasından biridir. Oruç, Müslümanların hayatında önemli bir ibadettir. Oruç kulluğun tüm bedenle hissedildiği, günahların bağışlanmasına vesilen olan muazzam bir sabır eğitimidir. Ramazan ayının yaklaşması münasebetiyle orucun ele alınacağı birçok yazı içerisinde biz de orucun çeşitlerini aktarmaya çalışacağız. Oruç; farz, vacip(1) ve nafile olmak üzere üçe ayrılır. Öte yandan belirli zamanlarda ve durumlarda oruç tutulması yasaklanmış veya dinen hoş görülmemiştir. Farz Oruçlar Farz oruç denince Ramazan orucu kastedilir. Zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, Ramazan ayının dışında kaza edilmesi de aynı şekilde farzdır.(2) Bu duruma göre, bir kimse yolculuktan, hastalığının ağırlaşmasından dolayı ya da kadınlar için hayız nifas gibi bir mazeretten dolayı oruç tutmaz veya bozarlarsa, tutmadıkları gün sayısınca başka günlerde oruç tutmaları farzdır.(3)

İmam Şafiî’ye göre bir Ramazan ayına ait kaza orucunu, diğer Ramazan gelmeden önce tutmak gerekir. Yukarıda belirtilenlerin dışında bir de kefaret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan oru-

tutulması şart değildir. Son olarak yemin kefaretinde, yeminini yerine getirmeyen kimse eğer gücü yeterse on fakiri sabah-akşam doyurur ya da giydirir. Buna gücü yetmezse üç gün arka arkaya oruç tutar.

cunun bozulması sebebiyle tutulması gereken oruç bu türdendir. Kaza ile birlikte iki ay peş peşe

Vacip Oruçlar

kefaret orucu tutmayı gerektirir. Zıhar kefareti

Nezir (adak), kişinin dinen sorumlu olmadığı halde bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi oruç tutmayı adamışsa oruç tutması vacip olur. Eğer oruç tutulacak gün belirlenmişse, bu muayyen bir vacip olur. Yani belirlendiği gün tutulması gerekir. Nezre-

(4)

de yine art arda iki ay oruç tutmayı gerektirir. Yanlışlıkla veya kaza ile birini öldüren de eğer köle ve cariye azat edemezse iki ay art arda oruç tutar. Hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olan da üç gün oruç tutar. Bu orucun art arda

30

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


dilen itikaf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vacip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayri muayyen vacip olur ve dileği mubah bir günde tutulabilir. Başlanmış nafile bir orucun bozulması durumunda kaza edilmesi Hanefiler’e göre vaciptir. Malikiler ise kazanın farz olduğunu söylemişlerdir. Şafiî’ye ve Malik’ten başka bir rivayete göre ise, nafile orucun kazası gerekmez.(5)

Nafile Oruçlar Nafile (tatavvu), farz olmayan ibadetlerle Allah’a yaklaşmadır. Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak sünnet veya mendup olarak kabul edilmiştir. Peygamberimizin sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği günleri başlıklar halinde inceleyelim;

lere eyyam-i biyz denir. Ebu Zer radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Aydan üç gün oruç tuttuğun zaman 13, 14 ve 15.günlerinde oruç tut.”(7) c) Pazartesi-Perşembe Orucu: Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da tavsiye edilmiş başka bir nafile oruçtur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de “İnsanların amelleri Allah’a pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben de amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum.”(8)

a) Davud Orucu: Gün aşırı oruç tutmak, yani bir gün oruç tutmak ertesi gün oruç tutmamaktır. Oruçların en faziletlisi bu oruçtur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: “En faziletli oruç, Davud aleyhisselam’ın tuttuğu oruçtur. Davud aleyhisselam bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.”(6)

d) Şevval Orucu: Ramazandan sonraki ay olan Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bayramdan hemen sonra peş peşe bu orucu tutmak daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Bir kimse kaza, adak yahut benzer bir orucu bugünlerde tutacak olursa yine aynı sevabı elde eder. Bir kimse ramazan orucunu tuttuktan sonra Şevval orucunu da tutarsa bütün yıl boyunca farz oruç tutmuş gibi olur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Şevval orucuyla ilgili şöyle buyurmuştur: “Her kim Ramazan orucunu tutar da buna Şevval ayından altı gün ilave ederse, bütün yılı oruçlu geçirmiş gibi olur”(9)

b) Her Ay’dan Üç Gün Oruç: Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Bu gün-

e) Zilhicce (Arefe) Orucu: Arefe günü hacı olmayanlar için oruç tutulan günlerdendir. Kurban bayramı Zilhicce ayının onuncu günüdür. BayRAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

31


Nezir (adak), kişinin dinen sorumlu olmadığı halde bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi oruç tutmayı adamışsa oruç tutması vacip olur. Eğer oruç tutulacak gün belirlenmişse, bu muayyen bir vacip olur. Yani belirlendiği gün tutulması gerekir. Nezredilen itikaf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vacip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayri muayyen vacip olur ve dileği mubah bir günde tutulabilir. ramdan önceki dokuz zilhicce Arefe günüdür. Bundan dolayı bu oruca zilhicce orucu da denmiştir. Hacıların arefe günü oruç tutmaları sıkıntıya ve halsizliğe sebep olacağı için mekruh görülmüştür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem arefe gününün faziletine ilişkin olarak “Arefe gününden daha çok Allah’ın cehennem ateşinden insanları azad ettiği bir gün yoktur”(10) buyurmuştur. Ayrıca hacı olsun olmasın zilhicce ayının arefe gününden önceki sekiz günde de oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem zilhicce ayının ilk on günü oruç tutmayı hiç bırakmadığı(11) Hz. Hafsa radıyallahu anha tarafından rivayet edilmiştir. f) Aşure Orucu: Muharrem ayının onuncu günü aşure günüdür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu orucu hiç terk etmediği rivayet edilir. Yani aşure orucu müekked sünnettir. Fakat sadece onuncu günü oruç tutmak uygun görülmemiş, önceki veya bir sonraki günle beraber tutulması tavsiye edilmiştir. Bir rivayete göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin de aşure gününde oruç tuttuğunu görünce, onlara bu orucun anlamını sormuştur. Yahudiler, bugünün büyük bir

32

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

gün olduğunu; Allah’ın Musa aleyhisselam ve İsrailoğullarını düşmanlarından bugünde kurtardığını ve Musa aleyhisselam’ın bu sebeple oruç tuttuğunu, kendilerinin de oruç tutmasının sebebinin bu olduğunu söyleyince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Ben Musa’ya sizden daha yakınım” demiş ve bu günlerde oruç tutulmasını emretmiştir. g) Haram Aylarda Oruç: Haram aylar; zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarıdır. Hanefilere göre bu aylarda mendup olan, her birinden üçer gün oruç tutmaktır. Bu günler de perşembe, cuma ve cumartesi günleridir. h) Şaban Orucu: Nafile oruçlardan bir diğeri şaban orucudur. Aişe validemizden rivayet edilen hadiste şöyle demiştir: “ Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şaban ayından çok hiçbir ayda oruç tutmazdı, şaban ayının tamamında oruç tutardı.”(12) Yukarıda sayılanlar dışında –oruç tutmanın mekruh ve haram olmadığı günlerde- kişinin kendi isteğiyle oruç tutması tavsiye edilmiştir. Oruç tutmanın haram ve mekruh olduğu günlerinden konu içerisinde bahsetmenin konuyu uzatacak olması sebebiyle başka bir başlık altında incelenmesi daha uygundur. Konuyu Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem duasıyla bitiriyoruz: “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.” (13)

----------------------------------------------1. Hanefi mezhebine göre bir ayrıma gidilmiştir. Diğer mezheplerin görüşlerine az da olsa yer verilecektir. 2. TDV, İlmihal, c.1, s. 385. 3. Bakara, 184. 4. Bir kimsenin hanımının vücudunun bir kısmını ya da tamamını, kendisine ebedi olarak haram olan annesi veya kız kardeşinin vücuduna benzetmedir. 5. TDV, İlmihal, c.1, s. 385. 6. Buhari, Müslim 7. Sünenler 8. Ebu Davud 9. Buhari, Nesai 10. Müslim 11. Nesai, Ebu Davud 12. Buhari, Müslim. 13. Beyhaki, Şuabül İman, 3/375.


ALİ YÜCEL

Hadis-i Serif

sallallahu aleyhi ve sellem

‫عن‬ ْ ، ُ‫الل عنه‬ ‫أَيب ُهَريرَة‬ َّ ‫رضي‬ َ ِ ‫َّب صلّى هللا علَي‬ ‫قال‬ ‫ه‬ َ ‫وسلَّم‬ َ ْ َ ُ َ ِّ ِ‫عن الن‬ ِ ‫و‬ ‫ا‬ ‫ان‬ ‫مي‬ ‫ضا َن إ‬ ً‫احتِ َسابا‬ ً َ َ ‫ص َام َرَم‬ ْ َ ‫ « َم ْن‬: ِ ُ‫غ‬ « ‫َّم ِم ْن ذنْبِ ِه‬ ‫د‬ ‫ق‬ ‫ـ‬ ‫ت‬ ‫ا‬ ‫م‬ ‫ه‬ ‫ل‬ ‫ر‬ ‫ف‬ َ َ َ َ َُ َ

RAMAZAN MUHASEBESİ

R

asulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ifadesi ile “Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üze-

rimize düşmüş”(1) bulunmaktadır. Her yolculuğa

yapılan hazırlık ve kontroller gibi bu manevi yolculuk için de hazırlıklar yapmalı ve yolculuğun istenilen doğrultuda tamamlanması için gerekli kontrolleri ihmal etmemeliyiz. İslam dünyasının

Ramazan için yapılan hazırlıklar içerisinde ilk olarak kendimizi hesaba çekelim. Ramazan deyince ne geliyor aklımıza bir düşünelim. Mükellef sofralar mı yoksa iftar mı? Günahlarla bezenmiş sözüm ona “Ramazan eğlenceleri” mi yoksa günün her anı ibadetle bürünmüş bir zaman dilimi mi? “Şu kadar susadım, bu kadar acıktım” muhabbetleri mi, cennet-cehennem, hesap-kitap-sırat-mizan sohbetleri mi? Oruç tutturulan dil mi yoksa oruç kalkanını delik deşik eden dil mi?

ve müslümanların içinde bulunduğu bunca hengame ve kargaşa içersinde, selamet durağına varması ve insanlık için deruhte etmesi gereken önderlik vazifesini hakkıyla ifa etmesi, Rabbi ile olan bağının istenilen düzeyde olması ile alâkalıdır. Bunun için de Ramazan ayı kaçırılmaması gereken fevkalâde bir fırsattır. Gönüllerimizi siyah noktalarla kasvetli bir kömüre çeviren ve neredeyse tutuşmasına vesile olacak olan günahlarımızdan arınmak için fırsat… Kendisine karşı hukukumuzu tam bilmediğimiz alemlerin Rabbini tanımak için fırsat… Oruç ibadetinin sıradan bir diyet programı olmayıp yüce manaları muhRAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

33


ALİ YÜCEL I tevi olduğunun farkına varabilmek için fırsat…

nilen keskin kılıcın bizi Ramazan ayına ulaşmadan

Mukabelelerin rida ve cübbelerden riya dökülsün

dünyadan ayırmayacağına garantimiz yok. Onca

diye yapılmayıp Kur’an’ın hayatımıza müdahale

günah için ve bu günahların ahirette bize hazır-

etmesi gerektiğini öğrenmemiz için fırsat… Kadir

ladığı korkunç son için düşünmeye, af dilemeye,

Gecesi’ni TV karşısında öldürmek yerine yaklaşık

tövbe etmeye ne kadar da ihtiyacımız var. Bütün

84 yıla tekabül edecek bir ibadet ganimeti oldu-

günahların öğütülebileceği bu mübarek ay için

ğunu hissetmek için fırsat… Dünya sevgisi ve

samimi tövbe idmanlarına ne kadar da muhtacız.

tamahın bürüdüğü duygular alemine manevi bir

Sinemizdeki kasvetli karanlıkların mağfiret ci-

gem vurmak için fırsat… Günah ve isyanlarla zin-

lasıyla cilalanıp aydınlanması için ne çok çalma-

cirlenmiş hayır amellerine ulaşma gayret ve himmetini azat etmek için fırsat… Ve yaradılış maksadımız olan, Rabbimizi razı etmek için kaçırılmaz fırsat…

yüzdürecek yegâne vesilelerden olan tövbe ne kadar da uzak hayatımızdan. Nice kullara en ulvi makamları kazandıran tövbe makamına ne kadar

Ramazan için yapılan hazırlıklar içerisinde ilk

da yabancıyız. Amel defterinin hangi taraftan ve-

olarak kendimizi hesaba çekelim. Ramazan de-

rileceğini bilemeyen biz aciz kullar, neyimize gü-

yince ne geliyor aklımıza bir düşünelim. Mükellef

veniyoruz, günahlarımızı affettirecek hangi ma-

sofralar mı yoksa iftar mı? Günahlarla bezenmiş

nevi tiryakı kullandık hayatımızda? Kimi zaman

sözüm ona “Ramazan eğlenceleri” mi yoksa

o kadar vurdumduymaz oluyoruz ki, yaptığımız

günün her anı ibadetle bürünmüş bir zaman di-

tövbeler bile tövbeye muhtaç oluyor. O zaman,

limi mi? “Şu kadar susadım, bu kadar acıktım”

gelin Ramazan’da nefesimiz tıkanmasın diye şim-

muhabbetleri mi, cennet-cehennem, hesap-ki-

diden tövbe, istiğfar idmanı yapalım, alıştıralım

tap-sırat-mizan sohbetleri mi? Oruç tutturulan dil

dilimizi, bedenimizi tövbe etmeye. Yalvaralım

mi yoksa oruç kalkanını delik deşik eden dil mi?

rahmeti engin Rabbimize, rahmet nebisi gibi:

Öyleyse öncelikle Ramazan algımızı değiştire-

“Allahım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptık-

ceğiz. Bize Ramazan’ı mübarek kılan Allah’ın istediği bir Ramazan düşüneceğiz. Uygulamasını tam manasıyla gerçekleştiremesek de Hz. Peygamber’in yaşadığı gibi bir Ramazan düşüneceğiz. Ramazan deyince aklımıza sahabe-i güzin gelecek. Fedakârlıkları, cefakârlıkları, kararlılıkları, ihlâsları ve takvaları gelecek. Kendi istek ve

larımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla! Allahım! Ciddî ve şaka yollu yaptıklarımı, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim. Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve

arzularımıza göre şekillenmiş bir Ramazan değil,

benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle!”(2)

Kur’an-ı Kerim’in kendisinde indiği, insanların

Ramazan ayının manevi yolculuğunda sağlıklı bir

yaşantılarında inanılması güç değişimlere vesile olan Ramazan ayı gelecek aklımıza. Niyetimizi tashih ettiğimiz gibi Ramazan algımızı da tashih edeceğiz. Bunu yapmak için gereken adımları gevşeklik göstermeden atacak, gereken fedakârlıkları yapmaktan geri durmayacağız. İşte o zaman Ramazan, Ramazan olur, bayram da bayram.

34

lıyız tövbe kapısını. Mağfiret ummanın da kulu

yolculuk yapmak ve maksada ulaşmak için dikkat edilmesi gereken bir diğer husus “Gece Namazı-Kıyamı”dır. Dinimizin ilk emri “Oku” emrini ihmal ettiğimiz gibi ikinci emri olan “Kıyama dur” emrini de, ne acıdır ki ihmal ettik. Müslüman fatihlerin fetihler için vesile kabul ettiği “Gece Namazı”ndan uzaklaştığımızdan beri hasret kaldık

Ramazan ayı için atılacak ilk ve en önemli adım

fetihlere. Hatta elimizdeki toprakları kaybeder

samimi bir tövbedir. Tövbe etmek için Ramazan’ı

olduk Rabbimizle aramızı iyi tutmadığımız için.

veya Kadir Gecesi’ni bekleyemeyiz zira ecel de-

Ömer b. Abdülaziz, bozulmaya yüz tutmuş bir

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I ALİ YÜCEL toplumu “Gece Münacatı” ile tekrar ihya ederken “Gece Kıyamı”nı ihmal eden bizler öldürdük maneviyatımızı. Selahaddin-i Eyyubi’nin ordusu, “gece namazı” ile aralarken Kudüs’ün kapılarını, biz “gece namazı”ndaki gevşekliğimizle mahzun bakar olduk Mescid-i Aksa’ya. Âlemlerin Rabbi,

Ramazan ayının manevi yolculuğunda sağlıklı bir yolculuk yapmak ve maksada ulaşmak için dikkat edilmesi gereken bir diğer husus “Gece Namazı-Kıyamı”dır. Dinimizin ilk emri “Oku” emrini ihmal ettiğimiz gibi ikinci emri olan “Kıyama dur” emrini de, ne acıdır ki ihmal ettik. Müslüman fatihlerin fetihler için vesile kabul ettiği “Gece Namazı”ndan uzaklaştığımızdan beri hasret kaldık fetihlere. Hatta elimizdeki toprakları kaybeder olduk Rabbimizle aramızı iyi tutmadığımız için. Ömer b. Abdülaziz, bozulmaya yüz tutmuş bir toplumu “Gece Münacatı” ile tekrar ihya ederken “Gece Kıyamı”nı ihmal eden bizler öldürdük maneviyatımızı. Selahaddin-i Eyyubi’nin ordusu, “gece namazı” ile aralarken Kudüs’ün kapılarını, biz “gece namazı”ndaki gevşekliğimizle mahzun bakar olduk Mescid-i Aksa’ya. Âlemlerin Rabbi, “Oku, hazırlığını yap ve meydana atıl” buyururken biz takdir edemedik bize yöneltilen buyruğun ağırlığını. “Gece Kıyamı” ile kolaylaşacaktı ilahi buyruklar, mesuliyetin ağırlığına gece hazırlık yapanlar tahammül edebilecekti. Heyhat ki ne heyhat! Ramazan ayının kıyamı olan teravihten hissedar olmak isteyenler! Haydi, zaman amel zamanı, meydanda apışıp kalmamak için ilahi nusreti celbetme zamanı, topukları şişinceye kadar gece namaz kılan öndere ümmet olma zamanı. Haydi, zaman “Gece Namazı” zamanı.

“Oku, hazırlığını yap ve meydana atıl” buyururken biz takdir edemedik bize yöneltilen buyruğun ağırlığını. “Gece Kıyamı” ile kolaylaşacaktı ilahi buyruklar, mesuliyetin ağırlığına gece hazırlık yapanlar tahammül edebilecekti. Heyhat ki ne heyhat! Ramazan ayının kıyamı olan teravihten hissedar olmak isteyenler! Haydi, zaman amel zamanı, meydanda apışıp kalmamak için ilahi nusreti celbetme zamanı, topukları şişinceye kadar gece namaz kılan öndere ümmet olma zamanı. Haydi, zaman “Gece Namazı” zamanı. Ramazan ayında olmazsa olmaz ibadetlerimizden bir tanesi de zikirdir. “Zikr”in indirildiği ayda Allah’ı gerektiği gibi zikir ne kadar da güzeldir. Hakkıyla övemeyeceğimiz Rabbimizi, övme gayretinde olmak, O’ndan haberdar olmak, O’ndan bahsetmek, O’nu zikretmek ne ulvi bir duygudur. Rabbimizi andığımız zaman O’nun bize karşılık vermesi ve bizi anması ne muhteşem bir makamdır. Allah’ı gerektiği gibi zikrederek münafıklık damgası yemekten kurtulmak ne büyük bir bahtiyarlıktır. Rahman’ın zikrinden yüz çevirmeden O’na yönelerek şeytanların tasallutundan kurtulmak ne büyük bir kazançtır. Ateşte İbrahim’in, kuyuda Yusuf’un, karanlıklarda Yunus’un, sessizce Zekeriyya’nın, deniz kıyısında Musa’nın, çaresizlik kıskacında Yakub’un ve Eyyüb’ün silahını kuşanmak ne muhteşemdir. Meleklerle musafahalaşırcasına, onlar gibi nurani bir kisveye bürünerek Allah’ı zikretmek ne hoştur. Eyvah ki ne eyvah! Fikrimiz bozulunca zikrimiz, zikrimiz bozulunca fikrimiz bozuldu. “Çokluk bizi oyaladı” da zikrimiz dünya oldu, mal-mülk, yat-kat oldu. “Zikretmeyecek misiniz?”, “Benden bahsetmeyecek misiniz?” diye sorup dururken Kur’an, başka başka kitaplar zikrimiz oldu. Rahman’ı zikirden yüz çevirince kör olduk, hakikati RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

35


ALİ YÜCEL I

Ey Müslümanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde “bin aydan daha hayırlı” olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır. Bu ay, Allah azze ve celle’nin, gündüzlerinde orucu farz; gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı bir aydır.

Bu ayda kim bir hayır işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. bulamaz olduk. Rahman’ı zikirden yüz çevir-

evler yıkıyor, nice yuvalar dağıtıyor, nice canlara

menin acı sonucu olan “dar geçimlere” düçar

kıyıyor, nice mazlumun sebebi oluyor şu dilimiz.

olduk. “Zikr”in indiği ay yaklaştı. Haydi sinesi

Dili ve edep yerini garanti edene cenneti garanti

yanıklar zikirle kuşanmaya, rehberiniz olan Mu-

etmesi bu sebepten olsa gerek yüce Rasul’ün.

hammed sallallahu aleyhi ve sellem’e benzemeye,

Gıybet, yalan, iftira, lakap, alay, sövme, lanet, ha-

Rabbimizi hatırlamaya. Aksi takdirde, bu gün

karet, minnet, yalancı şahitlik, böbürlenme, hile,

olduğu gibi yine fayda vermeyecek dualarımız,

aldatma ve bunlardan başka daha nice günahlara

güzel neticelenmeyecek cihatlarımız, kabul olma-

düşürmektedir dilimiz bizi. Sahip olmalıyız di-

yacak namazlarımız. “Allahım! Seni gereği gibi

limize, deldirmemeliyiz oruç kalkanını. Cehen-

zikretmek, Sana hakkıyla şükretmek ve Sana gü-

neme siper olan orucumuz, yenilmesin dilimize.

zelce ibadet etmek için bana yardım et, yardımını

Gelelim artık kendimize, cennete gireceğimiz

esirgeme ya Rabbi!”

“Reyyan Kapısını” kapatmayalım dilimizle. Bize

Ramazan öncesi yapılması gereken hazırlıklardan bir tanesi de; dili kontrol etme gayretidir. Çünkü azalara istikamet vermeyen oruç, kul için açlık ve susuzluktan öte bir şey ifade etmemektedir. O sebeple sahip olmalı dilimize, kontrol altında tutmalı, kendisinden sadır olan sözlere esir olmamak için çaba sarf etmeli. Ne hazindir ki, ameli söze efendi kılan kutlu Nebi’nin ve selef-i salihi’nin, sözü amele efendi kılan ümmeti olduk, hep konuştuk durduk, fütursuzca kullandık dil sermayesini, dillerimiz kılıç gibi keser oldu kardeşliğimizi. Şu kemiksiz et parçasından dolayı ne kadar insan

36

sövene bile vermeyelim karşılık, “Ben oruçluyum, dilim oruçlu” deyip geçip gidelim. Maharetin konuşmakta değil susmak da olduğunun artık farkına varalım. Söz gümüş ise sükutun altın, inci, mercan olduğunu unutmayalım. Hatırlayalım artık Kirâmen-Kâtibin’i. Farkında olalım ağzımızdan çıkanların kaydedildiğini. Kayıtların deşifre edileceği kıyamet gününde mahcup olmamak için mahcup edelim nefsimizi. Ne olur istikamet verelim dilimize. Ya Rabbi! Dilimle işleyeceğim hataların şerrinden Senin sonsuz rahmet ve azametine sığınıyorum, Sen beni koru Allahım!

yüzü koyun cehenneme sürükleniyor? Ne kadar

Muhakkak daha bir çok vazifemiz var Ramazan

afetlere sebep oluyor şu küçücük dilimiz? Nice

öncesi, sadakaya alıştıracağız kendimizi. Hatırla-

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I ALİ YÜCEL yacağız kardeşlerimizi. Paylaşacağız ekmeğimizi. Daha şimdiden takdir edeceğiz Kadir Gecesi’nin kadrini. Alıştıracağız her türlü ibadete kendimizi. Gözden geçireceğiz tilavetimizi. Ve yeniden inşa edeceğiz benliğimizi. Ramazan gelmeden Ramazan’a çevireceğiz hal ve hareketlerimizi. Ahiretimizin bayram olmasını istiyorsak Ramazan şekillendirecek hayatımızın her anını, dakikasını ve saniyesini. Rabbim, Ramazanla ihya olan kullarından eylesin bizleri. Ramazan vazifelerinden bir tanesi de; ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Rasul-ü Zi-Şan efendimizin Ramazan tasavvurunu iyi bilmektir. Rasulullah’ın Ramazan tasviri ile alakalı en meşhur hadislerinden birini burada aktarmayı bu açıdan faydalı mülahaza ediyoruz. Selman-ı Fârisî radıyallahu anhu diyor ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize Şa’ban ayının son günü bir hutbe îradetti ve şöyle buyurdu:

Ne hazindir ki, ameli söze efendi kılan kutlu Nebi’nin ve selef-i salihi’nin, sözü amele efendi kılan ümmeti olduk, hep konuştuk durduk, fütursuzca kullandık dil sermayesini, dillerimiz kılıç gibi keser oldu kardeşliğimizi. cehennemden azat eder. Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnut edersiniz, ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnut edecek iki işiniz; lâ ilâhe illallâh diyerek Allah’ın birliğine şehadet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kala-

“Ey Müslümanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi

mayacağınız iki şeye gelince; Allah’tan cenneti isteyip

üzerinize düştü. Bu, içinde “bin aydan daha hayırlı”

cehennemden kurtulmayı dilemenizdir. Kim bir oruç-

olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır. Bu ay,

luyu doyuracak olursa, Allah onu benim havuzumdan

Allah azze ve celle’nin, gündüzlerinde orucu farz; ge-

sulayacak da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk

celerinde teravih namazını nafile olarak meşru kıldığı

çekmeyecektir.”(3)

bir aydır. Bu ayda kim bir hayır işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır. Bu ay, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir. Bu ay, ihsan, yardım ve eşitlik ayıdır. Bu ay, müminin rızkının arttığı bir aydır. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, onun günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. İftar ettirdiği müslümanın aldığı sevaptan bir şey eksilmeksizin kazandığı kadar da ayrıca sevap kazanır.” -“Bizim hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek imkâna sahip değildir” dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allahu Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su yada bir içim süt ile iftar ettirene de verir. Bu ay, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve

Son olarak Ramazan ile ilgili vazifemiz, hakkını eda ettiğimizde bize muştu olarak verilen şu haberdir: Ebu Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallalllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(4) Rabbim, bizleri günahsız bir şekilde katına alsın, Ramazan ayını mağfiretimiz için bir vesile kılsın. (ÂMİN) ------------------------------------------1. İbn Huzeyme, Sahîh, 3/191-192. (Hadis no: 1887) İbn Huzeyme rivayeti, “Eğer haber sahihse” kaydı ile aktarmaktadır. Kitabın muhakkiki M. Mustafa el-A’zami, rivayetin senedinin zayıf olduğunu belirtmektedir. 2. Buhârî, Daavât 60. Müslim, Zikir 70 3. İbn Huzeyme, Sahîh, 3/191-192. (No: 1887) İbn Huzeyme rivayeti, “Eğer haber sahihse” kaydı ile aktarmaktadır. 4. Buhârî, Îmân 28, Savm 6. Müslim, Sıyâm 203, Müsâfirîn 175. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1, Savm 57. Tirmizî, Savm 1, Cennet 4. Nesâî, Sıyâm 39. İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 33.

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

37


S.RAMAZAN AYCİL

ٰ ‫ِب ْسم‬ َ َ ‫يم‬ ‫ح‬ ‫ر‬ ‫ال‬ ‫ن‬ ‫م‬ ‫ح‬ ‫ر‬ ‫ال‬ ‫الل‬ ِ ّ ٰ ۪ ّ ّ ْ ِ ِ ِ ٓ َ ‫﴾ َو َمٓا اَ ْد ٰر‬١﴿ۚ‫دْر‬ ‫﴾ لَ ْيلَ ُة‬٢﴿ ‫دْر‬ ِۜ ‫يك َما لَ ْيلَ ُة ا ْل َق‬ ِ ‫اِ ّنَا اَ ْن َز ْل َنا ُه ۪في لَ ْيلَ ِة ا ْل َق‬

ٓ ‫وح ۪في َها ِب ِا ْذ ِن‬ ُ ‫﴾ تَ َن ّ َز ُل ا ْل َم ٰل ِئ َك ُة َوال ُّر‬٣﴿‫دْر َخ ْي ٌر ِم ْناَ ْل ِف َش ْه ٍۜر‬ ِ ‫ا ْل َق‬ ﴾٥﴿ ‫َج ِر‬ ْ ‫﴾ َس َل ٌۛم ۠ ِه َي َح ّٰتى َم ْطلَع ا ْلف‬٤﴿ ‫ۙر‬ ٍ ۛ ‫َر ِّب ِه ْ ۚم ِم ْن ُك ِّل اَ ْم‬

ِ

Kadir Gecesi ve Fazileti “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.”  (Kadir; 1/5 )  

K

ur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kadir gecesinin fazîleti, üstünlüğü (bin aydan daha fazîletli, kıymetli, hayırlı olduğu), bizzât Allahu Teâlâ tarafından, Kadir sûresinde açıkça bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır: “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?  Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.  O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.”  (Kadir; 1/5 )   Enes bin Malik radıyallahu anhu şöyle bir rivayet nakletmektedir: Ramazan (ayı) girdiğinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu ay size gelmiş durumdadır. Bu ay içinde bin aydan hayırlı bir gece vardır. Kim bu geceden mahrum olursa, hayrın tümünden mahrum olmuş demektir. Bu gecenin hayrından sadece (Allah’ın rahmetinden) mahrum olanlar mahrum kalır.” (İbni Mace)

38

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efen-

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bu-

dimiz yine bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

yurdu:

“Kim Kadir Gecesi’ne inanarak, ihlas ile o geceyi iba-

“Onu son yedi gecede arayın.”

detle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buharî)

Müslim’e ait rivayette de Hz. Peygamber sallal-

“Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulu-

lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

nan, ondan nasibini almıştır.”

“Kadir Gecesi’ni son yedi gecede arayın.” (Müslim)

Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

Başka bir rivayette de şöyle buyurdu:

Buharî ve Müslim, Abdullah bin Ömer radıyal-

“Onu -yani Kadir Gecesi’ni- son on gecede arayın. Bi-

lahu anhu’dan şu şekilde bir hadis rivayet etmiş-

riniz zayıf düşer ya da aciz kalırsa, sakın ha en son yedi

lerdir:

gecede onu aramaktan vaz geçmesin.” (Müslim)

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ‘in

Başka bir rivayette de şöyle buyurmuştur:

ashabından bazı kimselere Kadir Gecesi, rüyada

“Kim onu arayacaksa, son on gecede arasın.” (Müslim)

Ramazan’ın son yedi gecesi içinde gösterildi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de (onlara) şöyle buyurdu: “Ben sizin rüyalarınızın Ramazan’ın son yedi gecesi içinde birine uygun düşmüş olduğunu görüyorum. Artık kim Kadir Gecesi’ni aramaya çalışacaksa, onu Ramazan’ın son yedi gecesi içinde arasın.” Diğer bir rivayette Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle anlatıyor: “Bir adam Kadir Gecesi’nin yirmi yedinci gece olduğunu rüyasında gördü. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rüyalarınızın son on günde yoğunlaştığını gördüm. Artık onu tek sayılı gecelerde arayın.” (Müslim) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kadir Gecesi konusunda şöyle buyurdu: “Sizden bir takım insanlara rüyalarında Kadir Gecesi’nin ilk yedi gece içinde olduğu gösterildi. Bir takım-

Kadir Gecesi’nin   günler arasında dolaşması mantık için uzak değildir. Zira Ebu Hanife rahmetullahi aleyh’e göre Kadir Gecesi tüm sene içerisinde gizlidir. Nitekim Kadir Gecesi hakkında bir çok hadis-i şerif rivayet edilmiş, bu hadis-i şeriflerde Kadir Gecesi’nin yer aldığı gecenin rakamı konusunda müteaddit haberler verilmiştir. Bu da gösteriyor ki, insanlar ibadet noktasında çalışkan olsunlar diye Kadir Gecesi, diğer geceler arasında dolaşmaktadır. En sağlam metod Kadir Gecesi’ni yakalamak için yıl boyu çalışmaktır. Buna gücü yetmiyorsa Ramazan boyu ibadet etmeye çalışmak gerekir. Buna da gücü yetmiyorsa Ramazan’ın son on gecesini ibadetle geçirmeye çalışmak gerekir. Buna da güç yetmiyorsa, Ramazan’ın son on gecesinin tek sayılı olanlarını ibadetle geçirmek gerekir. (Said Havva) Kadir Gecesinde yapılacak dua Müminlerin annesi Hz.Aişe radıyallahu anha şöyle diyor :  -Dedim ki: Ya Rasulallah, Kadir Gecesi’ni bilirsem

larına da son yedi gece içinde olduğu gösterildi. Artık

onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:

onu son yedi gece içinde arayın.” (Müslim)

(Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

Buhari’ye ait diğer bir rivayet de şöyledir:

Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet va-

“Bir takım insanlara rüyalarında Kadir Gecesi’nin

kitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o

son yedi gecede olduğu, bir takım insanlara da

gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır.

son on gecede olduğu gösterildi. Bunun üzerine

Kur’ân okuyup da dua ederse güzel olur. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

39


HÜSEYİN KALENDER

RAMAZAN ORUCUNUN FAZİLETİ

H

amd; Kendisine yakınlaşmak, sevmek ve en büyük kurtuluş vesilesi olan “Takva”ya ulaşabilmek için Ramazan ayında müminlere orucu farz kılan Allah’a mahsustur. “Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı. Umulurki (bu vesile ile) takvaya ulaşırsınız.” Salât ve selamların en güzel ve temiz olanı, Ramazan ayının gelişi ile mü’minleri müjdeleyip onları Salih amele teşvik eden efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun. Allah Rasulü’ünün Ramazan Ayının Gelişini Müjdelemesi Selman el- Faris-i radıyallahu anh şöyle der; Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Şaban ayının son gününde hutbeye çıkarak bize şöyle nasihatlerde bulundu: “Ey insanlar! Muhakkak ki size çok mübarek ve şerefli olan bir ay yaklaştı. Onda, bin aydan daha hayırlı olan bir gece vardır. Allah -azze ve celle- onun gündüzünü oruçla, gecesini ise nafile ibadetler ile geçirmenizi istedi. Her kim onda hayır işlerinden birini işlerse, diğer zamanlara nispeten, sanki bir farzı eda etmiş gibi sevap alır. O yardımlaşma ve sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı

40

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

da cennetdir. O kendisinde, mü’min rızkının artmış olduğu bir aydır. Her kim o ayda bir oruçluya bir iftar ettirse, bu onun geçmiş günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden azad olmasına bir vesile olur. Ve o kimseye, oruçlu olan kimsenin sevabından eksilme olmaksızın, aynısı verilir. Bunun üzerine sahabe “Ey Allah’ın Rasûlü, bizden herkes oruçluya iftar ettirecek kadar erzak bulamıyor.” deyince Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle cevap verdi: Allah -azze ve celle- bu sevabı, oruçluya iftarını açması için bir hurma, bir damla su veya bir kaşık süt ikram eden kimseye de verir. Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonunda ise cehennem ateşinden âzad olma vardır. Her kim bu ayda kölelerine kolaylık sağlarsa Allah -azze ve celle- de onun günahları bağışlayıp, cehennem alevinden onu azad eder.” Bu ayda şu dört hususa çok dikkat edin. Bunlardan iki tanesi ile Rabbinizin rızasını kazanırsınız, diğer ikiside kendisine çok ihtiyaç hissettiğiniz hususlardır. Kendisi ile Allah’ın rızasına ulaşabileceğiniz iki özellik; Çokça Kelime-i Şehadet getirmeniz ve çokça istiğfar etmenizdir. Kendisine her zaman muhtaç olduğunuz iki özellik ise Allah’tan cenneti isteyip, cehenneminden ona sığın-


manızdır. Her kim oruç olan bir kimsenin karnını doyuracak olursa, Allah onu Kevser havuzunda su içirip, cennete girene kadar bir daha artık susuzluk çektirmeyecektir. (İbn Huzeyme (1887) İmam Beyhaki-İsnadı Zayıftır)

yere gidip, nefsinin kötü arzu ve isteklerini yerine getirebilir. Ama o, her şeyi en ince detayına kadar bilen Allah azze ve celle’nin emrine itaat ederek orucunu bozmayıp, orucuna devam eder. Böyle yapmak ile orucunu Allah’a özgü kılmıştır.

Oruçlunun Ağız Kokusu Allah Katında Misk Kokusundan Daha Güzeldir

Oruç Sabrın Yarısıdır

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayetle; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah azze ve celle’den şöyle buyurdu:

1. Allah’a itaatte sabır.

“ Âdemoğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim için yapılan bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm.”buyurdu. Oruç bir kalkandır. Herhangi biriniz oruç günü olduğu zaman, artık o kimse kötü söz ve fiil yapmasın ve düşmanlık da (bağırıp çağırma dâhi) etmesin. Eğer bir kimse, oruç tutan kimseye söverse veya onunla dövüşürse derhal “Ben oruçluyum” desin. Muhammedin nefsini (canı) elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağzının (açlıktan dolayı) kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoş ve temizdir.

3. Allah’ın kulunu sınamış olduğu zor ve acı verici musibetlere karşı sabır.

Oruçlunun sevinip neşeleneceği iki sevinci vardır. Birisi (iftar vaktinde) orucunu açtığı zaman, diğeri ise Rabbine kavuştuğu zaman. (Buhari; 1904-Müslim; 164)

“Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk, açlık çekmeleri, kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı zafer kazanmaları karşılığında mutlaka kendilerine salih bir amel yazılır. Şüphesiz Allah iyi hareket edenleri mükâfatsız bırakmaz.” (Tevbe-120)

Yukarıdaki hadisi “Oruç benim içindir. Onun mükâfatını da bizzat ben veririm” kısmını inceleyecek olursak Allah azze ve celle’nin bu şekilde buyurup orucu kendisine has kılmasının sebeplerini İslam uleması şöyle açıklamıştır: Oruç Allah’a ait bir ameldir. Hiç kimse (başkasının onun üzerindeki hakkından dolayı ) onun ecir ve sevabını alamaz. Bilakis orucun ecri Allah katında kul için saklanmıştır. Kulun oruç dışındaki salih amelleri ile günahları affedilir. Kulun haklarından dolayı kişinin salih amellerinden alınıp, haksızlığa uğramış olan kimseye verilir. Ancak oruç böyle değildir. O Allah içindir, oruç ile kişinin üzerindeki herhangi bir kul hakkı ödenmez. Kişi, gücü yettiği halde nefsinin istek ve arzularını Allah için terk edince bu onun imanlı olduğunun bir göstergesidir. Çünkü o şahıs Allah’tan başka hiç kimsenin kendisini görmeyeceği bir

Sabır üç kısma ayrılır.

2. Allah’ın haramlarına düşmemek için sabır.

Oruç bu üç çeşidi bir araya getirmiştir. Oruçlu olan kimse (oruç tutmakla) Allah’a itaat ile Allah’ın oruç sebebi ile kendisine haram kılmış olduğu şehvetlere karşı, açlık ve susuzluk sebebi ile gelen acıların hepsine sabreder. Allah’a itaatten dolayı hissedilen bütün bu acılardan dolayı Allah katında kul mükâfatlanır. Allah azze ve celle kendi yolunda yorulan mücahidlerin yorgunluklarının kendileri için birer salih amel olduğunu şu şekilde beyan etmektedir:

Oruç , sabrın bu üç çeşidini kapsadığından dolayıdır ki; Kainatın efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onu Sabır ayı olarak isimlendiriyor. “Ramazan ayı, sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir.”(İbn Huzeyme; 1887 isnadı zayıftır.) Ramazan Ayında Huriler Oruçlular İçin Hazırlanırlar Kim yemesini, içmesini ve şehvetini Allah için terk ederse, Allah izzet ve ikram diyarı olan cennetinde ona en güzeli ile karşılık verecektir. Kim Allah ile ticaret yaparsa, muhakkak surette o, kazananlardan olacaktır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir adama şöyle nasihatte bulunur: “Sen Allah’tan korkarak bir şeyi terk edecek olursan, şüphesiz Allah ondan daha hayırlısını sana verecektir.” (Müsned İmam Ahmed; 20739, İbnul Mübarek 1168, Beyhakî Sünen-i Kübra) RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

41


masını, yemesi ve içmesini sadece benim yanımdaki nimetleri düşünerek terk eden şu kuluma bakın” der. “Şahid olun ki ben onun günahlarını bağışladım. İşte ey Allah’ın sadık kulu Allah seni o gün bağışlamış ve beni seninle evlendirmişti.” Değerli kardeşlerim! Bu Allah -azze ve celle-nin Salih kullarına hazırlamış olduğu nimetlerdir. Bizden bu nimetleri istemeyen var mı? Bu mübarek ayda tertemiz ve pak olan cennet zevceleri-huriler ile- nikâh kıymayı istemeyen var mı? Bu duyguları şair ne güzel de terennüm etmiş; Kim cennetin mülküne talip olursa, Başındaki gevşeklik ve tembellikten kurtulsun. Gecenin zifiri karanlığını, Kur’an’ın nuru ile aydınlatsın. Yazın sıcağında orucuna devam etsin, çünkü bu yaşantı gerçekten fanidir. Hakiki yaşantı Allah’ın himayesinde, eman diyarında olandır. Değerli kardeşlerim!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Cennet; Ramazan ayının girmesi ile her sene süslenir ve yükselir. Cennet hurileri “Ey Rabbimiz bu aylarda kullarından kendisi ile mutlu olacağımız eşler bizlere hazırla.” derler. (Taberani Evsad -6800- Senedi Zayıftır) Allah azze ve celle, ikram evi olan cennette Salih kullarına şöyle hitap eder : “Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yeyin, için.” (Hakka; 24) Müfessirlerden Mücahid; bu ayet oruçlular hakkında nazil oldu, der. Tabii’nin büyüklerinden birisi olan Hasan el Basri şöyle der: “Cennet hurileri; Cennette Allah’ın has dostları ile birlikte bal pınarlarının başlarında, tahtlara yaslanmış bir şekilde şöyle derler; Ey Allah’ın sevgili kulu! Sen gündüzü uzun ve sıcak olan bir yaz gününde oruçlu iken, Allah -azze ve celle- rahmet nazarı ile sana bakıp, seninle meleklerine karşı övündü. Ve meleklerine ; “Hanımı ile beraber ol-

42

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Kendimizi manevi olarak mübarek olan bu Ramazan ayına hazırlayalım ve lisan-ı halimiz şöyle haykırsın! : Ey kalpleri çepeçevre kuşatan gaflet perdeleri çekilin. Ey iman ve takva güneşinin parlak nurları etrafa yayılın. Ey Salihlerin amel defterleri bu ayda yükselin. Ey huşu ve haşyetle oruç tutan kalpler artık huzur ve güvene kavuşun. Ey abidlerin beden ve ayakları sizlerde, o yüce olan rabbe kıyam ederek, ruku ederek ve secde ederek yorulun. Ey kötü arzu ve isteklerin arazisi olan topraklar suyunuzu yutun. Ey semanın bulutları sizlerde rahmet pınarlarını gönderin. Ey çok yüce ve yüksek olan mümince temenniler, artık sizde harekete geçin. Bu davete icabet eden kula müjdeler olsun. Bundan yüz çeviren bedbahtsızlara da yazıklar olsun. Ey büyük arşın sahibi, senin İsm-i Azam’ın ile sana yalvarıyoruz. Bu Ramazan ayını Müslümanların hakkında hayırlara vesile kıl. Bizleri Şeytan, Nefis ve Hevanın şerrinden koru. Allahümme Amin.


İBRAHİM ÖZPOLAT

TERAVİH NAMAZI

Allah’ın İsmiyle…

H

amd, Şari-i hakim Allah azze ve celle’ye, salât-ü selâm kutlu nebi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem efendimize olsun. Sözlükte “rahatlamak, dinlenmek” anlamındaki teravihe kelimesinin çoğulu olan teravih, Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan namazı ifade eder. Hadislerde “kıyam-u şehri Ramazan” (Ramazan ayı namazı) veya “ihya-u leyâli Ramazan” (Ramazan gecelerinin ihyası) diye anılan bu namaza dört rekatte bir dinlenme amacıyla biraz oturulduğundan (teravihe) teravih denmiştir. Zaman içinde, her bir tervihayı oturup dinlenmek yerine zikir ve salâvat gibi nafile ibadetlerle değerlendirme veya ara vermeden namaza devam etme şeklinde uygulamalar ortaya çıkmıştır. Ramazan ayının İslam dininde ayrı bir yeri ve önemi vardır. O, orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, sahur ve itikâfı ile Mü’minlerin aşk ve iştiyak ile maşuklarına ibadete koştukları bir aydır. Cennet kapılarının ardına kadar açıldığı, rahmet


İBRAHİM ÖZPOLAT I ve mağfiret ikliminin her bir yanı kuşattığı, şeytanların zincire vurulduğu mübarek ve kutlu ay… Bu ayı diğer aylara üstün kılan bir husus vardır ki o da gündüzünde insanları kudsiler mertebesine çıkartan orucun, gecesinde takva yudumlamaya sevk eden teravih namazının meşru kılınmasıdır. Teravih namazı, İslam’ın şiarlarından sayılmaktadır. Şiarı Müslümanlığın sembolü, işaret ve alamet-i farikası demektir. Şiarın bulunduğu yerde İslam’dan söz etmek mümkün iken bulunmadığı yerde şüphe ve ihtimal dairesinde hareket edilir. Cuma namazı, bayram namazları ve kurban kesmek İslam’ın diğer şiarlarına örnek verilebilir. Ebu Hureyre radıyallahu anhu’nun rivayet ettiği hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim Ramazan da inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) geçmiş günahları bağışlanır.”(1) Teravih namazının vakti, yatsı namazının arkasından fecre kadar geçen süredir. Vitirden sonra kılınması caiz olmakla birlikte uygulamada vitirden önce kılınmaktadır. Hanefiler ve Şafiilere göre teravihin gecenin ilk üçte birlik dilimine veya yarısına ertelenerek kılınması müstehaptır. Hanbeliler ise gecenin ilk vaktinde kılınmasını daha faziletli görmüşlerdir. Teravih namazının eda edilmesi için ezan ve kamet getirilmez; kılamayan kişinin kaza etmesi gerekmez. Hz. Aişe radıyallahu anha’nın rivayet ettiği hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir Ramazan gecesi ashabı ile birlikte namaz (Teravih) kılmıştır. Ertesi gün duyulunca cemaat artmış, namaz (Teravih) yine beraber kılınmıştı. Üçüncü gece cemaat daha da çoğalmış yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hanesinden çıkıp namazı ashabıyla kılmıştır. Ancak dördüncü gece cemaat mescide sığmayacak derecede çoğalınca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yalnız yatsı namazını kıldırarak hanesine çekilmiş, namaz için çıkmamış ve sabah namazına kadar bekleyen cemaate namazdan sonra şöyle söylemiştir: “Sizin durumunuzu (teravih için beklediğinizi) biliyorum fakat üzerinize farz olur da edasından aciz kalırsınız diye korktum.”(2)

44

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Hz. Aişe radıyallahu anha rivayet ediyor: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, (gece namazı olarak) ne Ramazan’da ne de Ramazan dışında on bir rekâttan fazla namaz kılmış değildir.(3) Ebu Zerr radıyallahu anhu rivayet ediyor: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Ramazan orucunu tuttuk. Ramazan’ın bitimine yedi gün kalıncaya kadar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize hiçbir gece farzdan başka namaz kıldırmadı. (Yatsı namazını kıldırır sonra hanesine giderdi.) Ayın yirmi üçüncü gecesinde ise gecenin üçte biri geçinceye kadar bize (teravih) namazı kıldırdı. Ramazan’dan altı gece kalınca (Ramazan’ın yirmi dördüncü gecesi) bize namaz kıldırmadı. Ramazan’dan beş gece kalınca (yirmi beşinci gece) gecenin yarısı geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Ben dedim ki, Ya Rasulallah! Gecenin geri kalan yarısında da namaz kıldırsaydınız (bizim için daha hayırlı olurdu.) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevap olarak: “İman, namazı bitirinceye kadar onunla namaz kılmak bütün geceyi namazla ihya etmeye denk gelir” buyurdu. Ramazan’dan dört gece kalınca (yirmi altıncı gece) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize namaz kıldırmadı. Gecenin üçte biri geçinceye kadar beklemiştik. Ramazan’dan üç gece kalınca (yirmi yedinci gece) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ehlinin kadınlarını ve ashabını topladı. Bize bütün gece namaz kıldırdı ki, biz sahuru kaçıracağız zannettik. Bundan sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan’ın geri kalan gecelerinde bize namaz kıldırmadı.(4) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ahirete irtihalinden sonra Hz. Ebubekir radıyallahu anhu ve kısmen Hz. Ömer radıyallahu anhu döneminde teravih namazı Asr-ı saadette olduğu gibi münferiden kılınmak suretiyle devam etmiştir. Bilahare cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Urve’nin Abdurrahman bin Abd el-Kâri’den rivayetine göre Abdurrahman şöyle anlatmaktadır: Bir Ramazan gecesi Ömer bin Hattab ile birlikte mescide çıkmıştık. Mescitte halk ayrı ayrı yerlerde münferiden namaz (teravih) kılıyorlardı. Kimi kendi başına yalnız namaz kılıyordu, kimi de ardında birkaç kişilik cemaatle namaz kılıyordu.


I İBRAHİM ÖZPOLAT Ömer, öyle zannediyorum ki, bunları bir imamın arkasında toplarsam daha iyi olacak, demişti. Ertesi gece olunca Ömer, Ubey bin Kab’ı imam tayin edip cemaati onun arkasında topladı. Böylece namaz (teravih) toplu bir halde cemaatle kılınmış oluyordu. Başka bir gece yine Ömer ile birlikte mescide çıkmıştım. İnsanlar (teravih) imamları Ubey bin Kab ile birlikte namaz kılıyordu. Ömer bin Hattab, halkın huzur ve huşu içerisinde namaz kıldığını görünce, bu ne güzel yenilik oldu, diyerek sevincini izhar etti.(5) Teravih namazı Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhebinin bir görüşüne göre yirmi rekâttır. Bu görüşün delili Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin teravihi teşvik etmiş olması ve yukarıda geçtiği üzere sahabeye Ramazan’ın bazı gecelerinde namaz kıldırması ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra onun yolundan giden Râşid halifeler döneminde teravihin yirmi rekât olarak kılınmasıdır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kavli olarak teravihin rekât sayısını muayyen bir şekilde belirtmemiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sünnetine oldukça bağlı ve düşkün olan sahabenin yirmi rekatten de kılınabileceği ve hatta sünnet olduğunu göstermektedir.

Ramazan ayının İslam dininde ayrı bir yeri ve önemi vardır. O, orucuyla, iftarıyla, mukabelesiyle, sahur ve itikâfı ile Mü’minlerin aşk ve iştiyak ile maşuklarına ibadete koştukları bir aydır. Cennet kapılarının ardına kadar açıldığı, rahmet ve mağfiret ikliminin her bir yanı kuşattığı, şeytanların zincire vurulduğu mübarek ve kutlu ay…

devrinde on bir rekât olarak kılındığını ifade eden hadis hakkında “yalnız İmam Malik’in Sâib bin Yezid’den rivayet ettiği on bir rekât rivayeti vardır ki, bu da Hz. Ömer radıyallahu anhu devrinde teravihin cemaatle kılınmaya başlandığı ilk günlere aittir” demekte ve devamla “teravihin kesinlikle yirmi rekâtta karar kıldığı” ifade etmektedir.

İmam Nevevi, Teravihin âlimlerin icması ile sünnet olduğunu vurguladıktan sonra mezheplerine göre yirmi rekât olduğunu ifade etmiştir.

Hakkı batıldan, sünneti bid’atten ayırmak husu-

Beyhaki’nin Sünen’inde Sâib bin Yezid’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Biz, Ömer bin Hattab zamanında yirmi rekât teravih ile vitir kılardık. Nevevi, bu eserin isnadının çoğunluğunun bu görüşte olduğunu, Hz. Ömer ve diğer sahabelerden de teravihin yirmi rekât olarak rivayet edildiğini söylemekte ve Sevri, İbn-ul Mübarek ve İmam Şafi’ninde bu görüşte olduğunu vurgulamıştır.

müsellem olan Hz. Ömer radıyallahu anhu şer’i

Hz. Ömer radıyallahu anhu döneminde teravihin on bir rekât olarak kılındığı şeklinde bir rivayet de mevcuttur.(6) Ancak Buhari şerihlerinden İbni Hacer, dört halife devrinde kılınan teravihin yirmi rekât olduğunda ashabın icması olduğunu vurgulamış ve teravihin Hz. Ömer radıyallahu anhu

sunda müstesna kudreti ve din hususunda üstün derecedeki dikkati, isabetli görüş ve ictihadıyla bir konuda kaynak olmaya değer bir kabiliyettir. İmam Ebu Hanife şöyle söylemiştir: Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünneti müekkettir. Hz. Ömer radıyallahu anhu, bu namazın yirmi rekât olarak kılınmasını ne kendi ictihadıyla ne de sırf kendi düşüncesinden çıkartmış değildir. O, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde cari olmayan bir din meselesini ihdas edip ortaya koyan bir bid’atçi değildir. Elbette Hz. Ömer, bunu kendisine malum olan dinin bir asıl kaynağına ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bir tavsiyesine dayanmıştır. Teravihin sekiz rekât olduğunu söyleyenler de vardır. Bunların delillerinin başında Hz. Aişe raRAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

45


İBRAHİM ÖZPOLAT I İmam Suyuti şöyle söylemiştir: Bu meseleyle alakalı gerek sahih gerekse de hasen hadisleri inceleyen kimse, belli bir adet ile tahsis etme olmaksızın, mutlak manada teravihe teşvik edildiği so-

Beyhaki’nin Sünen’inde Sâib bin Yezid’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Biz, Ömer bin Hattab zamanında yirmi rekât teravih ile vitir kılardık. Nevevi, bu eserin isnadının çoğunluğunun bu görüşte olduğunu, Hz. Ömer ve diğer sahabelerden de teravihin yirmi rekât olarak rivayet edildiğini söylemekte ve Sevri, İbn-ul Mübarek ve İmam Şafi’ninde bu görüşte olduğunu vurgulamıştır.

nucuna varacaktır. Hanefilerden İbnu-l Hümem teravihin yirmi rekât olduğunu, bunun sekizinin sünnet, geriye kalanın ise müstehap olduğu görüşüne gitmiştir. İmam Malik’in meşhur olan görüşüne göre teravih otuz altı rekâttır. İmam Malik’in bu husustaki delilleri ise Medine ehlinin amelidir. Onun döneminde Medine’de taamülde olan bu olduğundan dolayı Medine ehlinin amelini delil kabul etmiş ve teravihin otuz altı rekât olduğunu söylemiştir. İbn Teymiyye şöyle söylemektedir: Ramazan gecelerini ihya etme hususunda efdaliyet şahısların durumlarına göre farklılık arzeder. Şayet onların uzun uzun kıyam yapmaya durumları müsait, güçleri de yetiyorsa bunlar hakkında faziletli olan uzun kıraatle birlikte namazı on rekât olarak kıl-

dıyallahu anha’nın “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ne Ramazan’da ne de Ramazan dışında on bir rekatten fazla kılmazdı” rivayeti gelmektedir. Bu rivayetin tahrici ve sahih olduğu daha önce geçmiş idi. Diğer bir delil ise Hz. Cabir radıyallahu anhu’dan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Ramazan’da sekiz rekât ve vitir namazı kıldırdığı rivayetidir ki bu rivayetin senedinde Yahya bin Main’e göre münkeru-l hadis, Ebu Davud ve Nesai’ye göre metruk olan ise bir cariyenin bulunması sebebiyle rivayet mualleldir. Teravihin sekiz rekât olarak kılınmasının sünnet olduğu kabul edilir olmasıyla birlikte, sekizin üstünün sünnet olmayacağı ve hatta kılınmasının doğru olmadığı şeklinde uç bir görüş takınmak müsellem değildir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yukarıda da belirttiğimiz gibi teravihin rekâtları için aşılması caiz olmayan muayyen bir şeyi belirtmiş değildir. Aksine namaza teşvik etmiş ve hatta sahura kadar ashabına namaz kıldırmıştır. Hz. Aişe radıyallahu anha’nın tek hadisini baz alarak diğer rivayetleri yok saymak kabul edilir bir bakış açısı değildir.

46

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

malarıdır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gerek Ramazan gerekse de Ramazan dışında genelde on rekât gece namazı kılardı. Şayet uzun kıraatle namaz kılmaya durumları uygun değil, güçleri de yetmiyorsa, bu durumda daha faziletli olan kısa kıraatle birlikte yirmi rekât olarak namazı eda etmeleridir. Bu, Müslümanların çoğunluğunun uyguladığı ve on kısa rekât ile kırk rekât arasında vasat olana uymaktır. Şayet kişi kırk rekât veya daha fazla kılmak isterse, bu da caizdir. Bunların hiç birisi mekruh sayılmaz. Her kim Ramazan’da kılınan namazla alakalı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den mahdut bir rekât sayısı olduğunu ve bu sayıya arttırma veya eksiltme yapılmayacağını iddia ederse hata yapmış ve doğruyu ıskalamış olur.

---------------------------------------------1. Buhari; Salâtu’t-Teravih 1, Müslim; Salâtu’l Müsafirin 25. 2. Buhari; Salâtu’t-Teravih 1 Müslim; Salâtu’l Müsafirin 25. 3. Buhari; Salâtu’t-Teravih 1 Müslim; Salâtu’l Müsafirin 17. 4. Ebu Davud; Salâh 316, İbni Mâce; İkametu’s Salâh 173, Şuayb El-Arnavûti sahih olduğunu söylemiştir. 5. Buhari; Salâtu’t-Teravih 1, Muvatta; Salâh fî Ramazan 2. 6. Muvatta: Salâh fî Ramazan 2.


HÜSEYİN NOHUT

İSLÂM FIKHINDA ZEKÂT

1- ZEKÂTIN SÖZLÜK VE ISTILAH MANALARI

“Namazı kılın ve zekâtı verin. Kendi nefsiniz için ne tür bir hayır takdim ederseniz muhakkak onun mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarını görmektedir.” (Bakara; 110)

“Z

ekât”, Arapça’da “ze-kâ-va” fiilinden türemiş bir mastardır. Sözlük manası açısından çeşitli anlamlar ifade eder.

“Artmak”, “bereketli olmak”, “temizlemek-arınmak” zekât için kullanılan manalardandır. Şer’i ıstılahta ise zekât, şeriatın tayin etmiş olduğu mallardan, yine şeriatın belirlediği bir oranı, fakir olan Müslümana herhangi bir karşılık beklemeden Allah rızası için vermektir. Bu ibadetin –zâhiren malı eksiltmesine rağmen- zekât diye isimlendirilmesine İslâm âlimleri çeşitli yorumlar yapmışlardır: a- Zekât, içinden çıkarıldığı malı arttırır, bereketlendirir. Ayrıca fakirin hakkının içinden çıkarılması sebebiyle bu malları, çeşitli afetlerden korur. b- Zekât veren kişinin, nefsi başta cimrilik olmak üzere çeşitli kötü ahlâklardan arınmış olur. c- Zekât başka açıdan değerlendirildiğinde fakirin mallarının artmasına vesile olur. (bkz. Fıkhu’z-Zekât, Yusuf el-Kardavi c.1 s.) Zekât, tercih edilen görüşe göre hicretin 2. yılında farz kılınmıştır. 2- ZEKÂTIN HİKMETLERİ VE TOPLUMA SAĞLADIĞI FAYDALARI: Zekâtın birçok hikmeti ve faydası vardır öyle ki bunları belirli bir sayıda toplamak oldukça güçtür. Genel manada bu hikmetler ise, RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

47


gibi, fakir olan insanı da ona karşı kin duymaktan, hased etmekten muhafaza eder.

“Namazı kılın ve zekâtı verin. Kendi nefsiniz için ne tür bir hayır takdim ederseniz muhakkak onun mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarını görmektedir.” (Bakara; 110)

zekâtı veren ile zekâtı alana sağladığı faydalardan kaynaklanır. Özetle şu hikmetleri sıralayabiliriz: 1- Zekât, zekât veren kişiyi cömertliğe alıştırır, içindeki cimrilik huyunun köklerini söker atar. Özellikle de yapmış olduğu bu ibadetin meyvelerini gördüğünde; zekâtın, aslında malını eksiltmediğini tam aksine malını arttırdığını müşahede ettiğinde… Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sadaka, hiçbir şekilde malı eksiltmez” (Müslim, 2588) 2- Zekât, müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirir. İslâm toplumunda bu ibadetin hakkıyla uygulandığını, gücü yeten her müslümanın bu ibadeti yerine getirdiğini düşündüğümüzde toplum fertleri arasındaki sevgi ve kardeşlik bağlarının ne derece güçleneceğini anlayabiliriz. 3- Zekât, her ferdin zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak hayat standardını muhafaza etmeye yardımcı olur. Zengin - fakir arasındaki uçurumların derinleşmesine engel teşkil eder. 4- Zekât, işsizlik sorununa da büyük ölçüde çözüm getirir. Nitekim iş yapamamanın temel sebeplerinden biri de sermaye sahibi olamamaktır. Zekât bu problemi de çözebilir. 5- Kalpleri, kin, hased, cimrilik gibi hastalıklardan temizlemenin tek yolu zekâttır. Zekât, veren insanı cimrilikten koruyup cömertliğe alıştırdığı

48

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

3- ZEKÂT VERMENİN HÜKMÜ: Zekât İslâm’ın temel şartlarından biridir ve bu dinin en önemli rükünlerindendir. Dinde, bilinmesi zaruri olan hükümlerdendir. Buna delalet eden ayet ve hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Zekât Kur’an-ı Kerim’de otuz defa zikredilmektedir. Bunların yirmi yedisinde namazla beraber anılmıştır. Bundan dolayı zekâtı inkâr edenin kâfir olduğunda şüphe yoktur. Cimrilik edip vermeyenden İslâm devleti zorla alma hakkına sahiptir. a- Kur’an-ı Kerim’de Zekât: “Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara; 43) “Namazı kılın ve zekâtı verin. Kendi nefsiniz için ne tür bir hayır takdim ederseniz muhakkak onun mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara; 110) “Namazı kılın, zekâtı verin ve Rasul’e itaat edin.” (Nur; 56) “Onların mallarından, onları temizleyecek günahlardan arındıracak bir sadaka (zekât) al. Onlara ayrıca dua et. Çünkü senin duan onlar için bir sükûnet vesilesidir. Allah işiten ve bilendir.” (Tevbe; 103) b- Hadisi şeriflerde Zekât: 1- Ebû Ümame radıyallahu anhu diyor ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Veda haccında şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunu tutun, mallarınızın zekâtını verin, size emir verildiğinde de itaat edin. Bunları yaptığınızda Rabbinizin cennetine girersiniz…” (Tirmizi no: 6160, Müsned c.5 s. 251; Hâkim, 1/9) 2- İbn Abbas radıyallahu anhu şöyle demiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderdiği zaman ona şöyle dedi:


“Sen Ehl-i kitap olan bir kavmin yanına gidiyorsun. Oraya vardığında onları, “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmeye” davet et. Bu hususta onlar sana itaat ederlerse, “Allah’ın kendilerine bir gün içinde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver.” Bu konuda da sana itaat ederlerse, “Allahu Teâlâ’nın kendilerine –zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere- bir sadakayı farz kıldığını” haber ver. Buna da itaat ederlerse sakın ola ki zekât alırken en güzel malı seçip alma. Ayrıca mazlumun bedduasından çekin. Çünkü onunla Allah arasında herhangi bir perde yoktur.” (Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî, İbn Mâce) 3- Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Müslim) 4- Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip şöyle dedi. “Bana öyle bir amel söyle ki onu yaptığımda cennete gireyim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz namazları ikame edersin, farz olan zekâtı verirsin ve orucunu tutarsın.” Adam dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki ben bundan fazlasını yapmam” Adam sırtını dönüp gidince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Cennet ehlinden birine bakmaktan hoşlanan kimse bu adama bakabilir.” (Buhârî, Müslim, Nesâî) 4- ZEKÂT VERMEYENİN HÜKMÜ: Zekât verme mükellefiyeti olduğu halde zekâtı vermeyen kişinin tafsilatlı hükümlerine girmeden önce, zekât vermeyi teşvik eden, vermemekten korkutan ayet ve hadislerden birkaçını vermek yerinde olacaktır: A- Zekât Vermeyi Teşvik Eden Ayet ve Hadisler Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Onların mallarından, onları temizleyecek günahlardan arındıracak bir sadaka (zekât) al. Onlara ayrıca dua et. Çünkü senin duan onlar için bir sükûnet vesilesidir. Allah işiten ve bilendir.” (Tevbe; 103)

“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler.” (Mü’minun 1-4) “Onlar ki, mallarında –isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalana belli bir hak tanıyanlar…” (Mearic 24–25) “İman edenler, salih amel işleyenler, namaz kılanlar ve zekât verenler için Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara 277) “Rahmetim her şeyi kaplamıştır. Onu, (kötülükten) sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” (A’raf 156) Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, beyt-i hacc etmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Müslim) Ebû Hureyre ve Ebû Said radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dediler: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki…” Ardından Rasulullah yüzünü kapattı. Bu sefer herkes yüzünü kapatıp ağlamaya başladı. Rasulullah’ın ne RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

49


“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim! Bana ilahınızın bir ilah olduğu vahyolunuyor. O halde O’na yönelin. Ondan bağışlanmazınızı dileyin. Müşriklerin de vay haline! Onlar ki zekâtlarını vermezler…” (Fussilet, 6–7)

için yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra yüzünü kaldırdı, yüzünde sürur, müjde alametleri vardı.” Onun bu mutlu hali, bize kırmızı develer verilmesinden daha sevimli geldi.” Buyurdu ki: “Herhangi bir kul, beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, zekâtın çıkartıp verir ve de yedi büyük günahtan uzak durursa muhakkak ki ona, cennet kapıları açılır ve selâmetle gir denilir.” (Nesâî, İbn Mâce, İbn Hibban, İbn Huzeyme, Hâkim) Muaz b. Cebel radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber bir seferdeydik. Bir sabah yürürken yanına yaklaşıp şöyle dedim: “Ey Allah’ın Rasulü! Beni cennete koyacak, cehennemden uzaklaştıracak bir amel söyler misiniz? Buyurdu ki: “Zor bir şey sordun. Fakat bu iş Allah’ın kendisi için kolaylaştırdığı kimseler için kolaydır. Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı ikame eder, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Beyt’i (Kâbe’yi) haccedersin.” (Müsned-i İmam Ahmed, Tirmizi sahihtir demiştir. Nesâî, İbn Mâce) Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Bir bedevi Rasulullah’a geldi ve şunu söyledi: “Ey Allah’ın Rasulu! Beni öyle bir amele irşad et ki onu yaptığımda cennete gireyim.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz olan namazını ikame edersin. Farz olan zekâtı verirsin. Ve Ramazan orucunu tutarsın.” Adam dedi ki: “Nefsim

50

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

(canım) elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Bunun üzerine bir şey yapmayacağım.” Adam sırtını dönüp gidince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennet ehlinden birine bakmaktan hoşlanan, işte bu adama baksın.” (Buhârî-Müslim) Abdullah b. Muaviye el-Ğadiri dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç husus vardır ki, bunları yapan imanın tadını alır. Bir ve tek Allah’a ibadet eden, Ve Allah’tan başka ilah olmadığına (inanan), Ve de her yıl, hem gönül hoşluğu hem de nefsinin teşvikiyle malının zekâtını veren. Zekâtını verirken (hayvanlardan) yaşlıyı, uyuzu, hastayı veya en kötü olanı seçip vermeyen… Bilakis malının orta halinden zekâtını veren. Çünkü Allah’u Teâlâ sizlerden mallarınızın en güzelini talep etmemiştir, bunun yanında en kötüsünü vermenizi de emretmemiştir.” (Ebû Dâvûd) B- Zekât Vermeyeni Tehdit Eden Ayet ve Hadisler Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyenleri can yakıcı bir azapla müjdele…” (Tevbe, 34) “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim! Bana ilahınızın bir ilah olduğu vahyolunuyor. O halde O’na yönelin. Ondan bağışlanmazınızı dileyin. Müşriklerin de vay haline! Onlar ki zekâtlarını vermezler…” (Fussilet, 6–7) Tefsir âlimleri bu ayeti izah ederken, zekât vermeyen kişinin müşrik olmayacağını, burada Allahu Teâlâ’nın muradının, -zekât vermemenin müşriklerin hasletlerinden biri olduğunu belirtmek” olduğunu söylemişlerdir. Hadisi Şerifler: Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Altını veya gümüşü bulunan herhangi bir insan, bunların hakkını ödemeyecek (zekâtını vermeyecek) olursa, kıyamet günü geldiğinde muhakkak bu altın ve gümüşler demir levhalara çevrilir. Bu levhalar cehennem


ateşinde kızdırılır ve bunlarla o zâtın yanları, alnı ve sırtı dağlanır. Her soğuduğunda tekrar kızdırılır. Süresi elli bin dünya yılı olan bir günde bu azap devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir, kendisine de yolu gösterilir. Artık ya cennete veya cehenneme. Denildi ki: Peki ey Allah’ın Rasulü, ya devesi varsa. Buyurdu ki: “Deve sahibi de. Devesi bulunan herhangi bir insan, bunların hakkını ödemeyecek olursa, kıyamet günü geldiğinde muhakkak o adam dümdüz bir alanda yere serilir. Bu develer en kalabalık haliyle gelirler bir yavruları bile eksik olmaz. Adamı ayaklarıyla çiğnemeye, dişleriyle ısırmaya başlarlar. Son deve adamın üzerinden geçer geçmez, baştaki deve tekrar üzerine gelir. Ve bu azap süresi elli bin dünya yılı olan bir günde devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir. Artık ya cennete veya cehenneme… Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulu! Peki, inek ve koyunlar… Buyurdu ki: “İnek ve koyun sahibi de… İnek veya koyunu bulunan herhangi bir insan, bunların haklarını vermeyecek olursa kıyamet günü geldiğinde muhakkak o adam dümdüz bir alanda yere serilir. Bu inek ve koyunlardan biri bile eksik olmadan, hepsi de boynuzlu, boynuzu kırık veya eğri olan bir tane bulunmadan gelirler. Ona boynuzlarıyla toslar, tırnaklarıyla çiğnerler. Sonu adamın üzerinden geçer geçmez baştakiler tekrar üzerine gelir. Ve bu azap süresi elli bin dünya yılı olan bir günde devam eder. Nihayet kullar arasında hüküm verilir. Artık ya cennete veya cehenneme… Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulü! Peki atlar… Buyurdu ki: Atlar üç türlüdür. At, bir insan için günah, bir insan için örtü, bir insan için de ecir kapısıdır. Atların kendisi için günah sebebi olduğu adama gelince, bu adam atını, riya, iftihar ve de müslümanların düşmanlarına destek için beslemiştir. İşte at, bu adam için günah sebebidir. Atın kendisi için örtü olduğu adama gelince, bu adam atını Allah yolunda bağlamıştır, sırtındaki ve boynundaki Allah’ın hakkını da unutmamıştır. İşte at bu adam için bir örtüdür. Atın kendisi için ecir kapısı olduğu adama gelince, bu adam atını Allah yolunda cihad için müslümanların hizmetine vermiştir. Onu geniş otlak bir arazide beslemiş… O otlaktan o meralardan ne yerse yediği otlar sayısınca ona sevap yazılır. Bağlı bulunduğu ipi kesmeden dolaşıp dursa bir veya iki tepe aşsa ayak izleri ve terkisi sayısınca ona sevap yazılır. Sahibi onunla

bir nehrin yanından geçse, sulamak istemediği halde oradan su içse içtiği su kadar ona sevap yazılır… Denildi ki: Ey Allah’ın Rasulü. Eşekler için ne dersin. Buyurdu ki: Eşeklerle ilgili bana bir şey indirilmedi. Bir tek her manayı ihtiva eden şu ayet indirildi: “Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa, onun sevabını alır. Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onun cezasını görecektir.” (Zilzal 7–8) (Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce, Müsned) Cabir b. Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Develeri olan herhangi bir insan, bu develerdeki hakkı yerine getirmeyecek olursa, kıyamet gününde en fazla oldukları gün gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, develer de onu ayaklarıyla çiğner dururlar. İnekleri olan herhangi bir insan da bu ineklerdeki hakkı yerine getirmeyecek olursa kıyamet gününde en fazla oldukları gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, inekler boynuzlarıyla ona toslar, ayaklarıyla onu çiğnerler. Koyunları olan herhangi bir insan da, şayet bunlardaki hakkı yerine getirmeyecek olursa, kıyamet gününde en fazla oldukları gün gibi gelirler. Adam dümdüz bir arazide onların önünde oturtulur, koyunlar gelip boynuzlarıyla ona toslar, tırnaklarıyla çiğnerler. Aralarında boynuzsuz veya boynuzu kırık olan bir tane bile yoktur. Hazinesi (parası) olan herhangi bir insan da, bu hazinesinin hakkını yerine getirmeyecek olursa, o hazinesi kıyamet gününde büyük bir yılan şeklinde karşısına gelir. Ağzını açarak adamın peşine düşer, yılan gelince adam kaçmaya başlar. Yılan arkasından şöyle seslenir: Sakladığın hazineleri gel al, benim bunlara ihtiyacım yoktur. Yılandan bir kaçış olmadığını anlayınca elini ağzına sokar.” (Müslim) Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Malının zekâtını vermeyen hangi insan olursa olsun, muhakkak ki kıyamet gününde o malı yaşlı, büyük bir yılan suretinde karşısına çıkar. Ardından onun boynuna dolanır.” Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an-ı Kerim’den bunun tasdiki olan ayeti okudu. “Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler bunun, kendileri için hayırlı olduğunu zannetmesinler. Bilakis bu, onlar için bir şerdir. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

51


Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran, 180) (İbn Mâce, Nesâî, İbn Huzeyme)

dırmaya kalkarsa, İslâm devletinin yöneticisi tarafından kendisine savaş açılır ve fitnesi ortadan kaldırılır.

C- Zekât Vermemenin Hükmü

“Rasulullah vefat edince ve Arapların belirli bir kısmı irtidat edince… Ömer radıyallahu anhu (Ebû Bekir’e) şöyle dedi:

a- Cimrilik Ederek Zekâtı Vermeme: Farz olduğuna inandığı, bunu ikrar ettiği halde malının zekâtını vermeyen büyük günah işlemiş bir fâsık olur. Âhirette bunun için can yakıcı bir azap vardır. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Altın ve gümüşü biriktirip bunları Allah yolunda infak etmeyenleri can yakıcı bir azapla müjdele. O gün bu altın ve gümüşler cehennem ateşinde kızdırılır bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanır. Onlara denilir ki: İşte sizin kendi nefsiniz için hazine yaptıklarınız bunlar. Hazinelerinizi tadın bakalım.” (Tevbe 34–35) Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kime Allahu Teâlâ bir mal verir de o da bu malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde malı karşısına azgın bir yılan olarak çıkar. Başında iki siyah nokta vardır. (Bu çok zehirli olduğunu gösterir) Kıyamet gününde yılan onun boynuna dolanır, çenesinin iki tarafından yakalar. Ardından: “İşte, senin malın benim, senin hazinen benim” der. Ardından Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: “Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik yapanlar bunun kendileri için hayırlı olduğunu zannetmesinler. Bilakis bu, onlar için bir şerdir. Cimrilik yaptıkları şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran, 180) (Buhârî, hadis no: 1338) Zikredilen bu nasslar, cimrilik ederek zekâtını vermeyen kişinin âhirette karşılaşacağı azap ile alakalıdır. Dünyadaki hüküm açısından ise, zekâtı vermek istemeyen kişiden İslâm devleti veya onun görevlendirdiği memurlar bunu kendisinden zorla alırlar. Eğer karşı koyar, zekât memurlarına sal-

52

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Bunun delili ise şu hadisi şeriftir: - Ebû Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

— Sen bu insanlara karşı nasıl savaş açarsın. Hâlbuki Rasulullah şöyle buyurmadı mı? “Ben, insanlar “Lâ ilahe illallah” deyinceye kadar onlara karşı savaşmakla emrolundum.” Ebû Bekir cevaben dedi ki: —Allah’a yemin olsun ki, namaz ile zekâtı birbirinden ayırt edene karşı savaşacağım. Çünkü zekât malın hakkıdır. Allah’a yemin olsun ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e vermiş oldukları bir oğlağı bana vermeyecek olsalar, onun için onlarla savaşırım.” Bunun üzerine Ömer radıyallahu anhu dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki! Baktım ki Allah, Ebû Bekir’in içini savaşa mutmain kılmıştı. Ben de bunun hak olduğunu anladım.” (Buhârî, 1335; Müslim, 20) b- İnkâr Ederek Terk Etmenin Hükmü: Aktardığımız nasslardan, zekâtın İslâm’ın temel rükünlerinden biri olduğu ortaya çıkmaktadır. Kelime-i şehadet ve namazdan sonra gelen üçüncü rükündür. Bu sebeple İslâm âlimleri, zekâtı inkâr edenin, farz olduğunu reddedenin kâfir olacağında icma etmişlerdir. Tevbe etmemesi halinde de kanı helaldir. Çünkü zekât, dinde bilinmesi zaruri olan meselelerdendir. İmam Nevevi, Hattabi’den şunu nakleder: “Zekâtın farziyetini bu dönemde inkâr eden müslümanların icması ile kâfir olur… Zekâtın farz olduğu müslümanlar arasında meşhur olup yayılmıştır. Âlim de cahil de bundan haberdardır. Hiç kimse herhangi bir tevile binaen bunu reddedemez. İslâm ümmetinin icma ettiği, farz olduğu herkes tarafından bilinen diğer meseleler de böyledir. Beş vakit namaz, Ramazan orucunu tutma, cünüplükten yıkanma, zinanın haram olduğu, mahremlerle evlenmenin haram olduğu… bunlara örnek verilir. (Nevevi, Müslim Şerhi 3/262)


EBUBEKİR EREN

ORUÇ FIKHI

H

amd, gökleri ve yeri yoktan var eden ve bizleri varlıklar içerisinde canlılar zümresi içerisinde yaratan, İslamı fıtratımıza yerleştiren Allah’a dır.

Yapılan her amelin Allah katında kabul edilebilmesi için, kalp ile niyet şarttır. Hafsa radıyallahu anha’dan rivayet edildiğine göre; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; ‘’Kim fecirden önce oruca niyet etmez ise onun orucu yoktur.’’

Salât ve selâm, alemlere rahmet olarak gönderilen peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ve ailesine, ashabına ve kıyamete kadar kendisine tabi olanların üzerine olsun. İlim kenarı bulunmayan derya gibidir. Oruç fıkhını detayları ile dört beş sahifeye sığdırmak mümkün olmadığından dolayı daha çok bilmeye ihtiyaç duyduğumuz mes’eleleri özetle ele almaya çalıştık tevfik Allah’tandır. Orucun tanımı: Oruç; Farsça ‘Rüze’ kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça bir mastar olarak ‘’savm ve sıyam’’ sözlükte; ‘’bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek, oruç tutmak’’ demektir. Bir fıkıh terimi olarak ise; oruç tutmaya ehil olan kimselerin niyet ederek, ikinci fecirden itibaren güneşin batışına kadar orucu bozan şeylerden korunmalarıdır. Kısaca oruç, belli bir süreyle, bilinçli olarak yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

53


EBUBEKİR EREN I Orucun zamanı; ikince fecrin doğuşundan gü-

olduğu halde sayamayacağım kadar misvak kullanırken

neşin batışına kadar geçen süredir. Orucun bu

gördüm.”(3)

başlama vaktine ‘’imsak’’ denir. Tan yerinin ağarması ile başlayan bu vakitle, yatsı namazının vakti çıkmış ve sabah namazının vakti de girmiş bulunur. Oruç yasaklarının sona erdiği vakte de ‘’iftar’’ vakti denir. Bu, güneşin düz ufukta batma vakti olup, bununla akşam namazının vakti girmiş bulunur.(1)

her

gerekir. Hanbeli ve Şafiilere göre, oruçlu bir kimsenin öğleden sonra misvak kullanması mekruhtur.

Hadis-i Şerifi delil getirmişlerdir. Çünkü, misvak

için,

Allah

kalp

ile

katında

kabul

niyet

şarttır.

Hafsa radıyallahu anha’dan rivayet edildiğine göre; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; ‘’Kim fecirden önce oruca niyet etmez ise onun orucu yoktur.’’

duptur. Ancak misvakın kırıntılarını yutmaması

misk kokusundan daha güzel olduğunu belirten

amelin

edilebilmesi

senin bütün vakitlerde misvak kullanması men-

Oruçlu bir kimsenin ağız kokusu, Allah katında

ORUCA NİYET Yapılan

Hadis-i Şeriften anlaşıldığı gibi oruçlu bir kim-

(2)

Hadis-i Şerif’ten anlaşılan, fecrin doğuşundan önce kalbiyle oruca niyet edip belirtmesi gerekir. Mezhep imamları oruca ne zaman niyet edilmesi gerekir konusunda farklı görüşlere sahipler; A) Malikiler; Yukarıdaki hadisi delil alarak farz, vacip ve nafile oruçlar arasında fark gözetmeksizin oruca niyetin fecrin doğuşundan önce olması gerektiğini söylerler.

kullanmak oruçlunun ağız kokusunu giderir. Hacamat yapmak; İbni Abbas radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre; ‘’Rasulullah sallallahu aleyh ve sellem ihramlı olduğu halde hacamat yaptı. Ve yine oruçlu iken hacamat oldu.’’(4) Şafiiler, Hanefiler ve Malikilere göre, hacamat orucu bozmaz. Hanbelilere göre, başka Hadis-i Şeriflere dayanarak, hacamat orucu bozar Sürme çekmek; Hanefiler ve Şafiilere göre, sürme çekmek orucu bozmaz. Hanbeliler ve Malikilere göre, eğer ‘ismit’in etkisini boğazında hissederse oruç bozulur ve sadece kazası gerekir. Bu konuda dayanmış oldukları delil; Hz. Aişe radıyallahu anha’dan rivayet edildiğine

B) Hanefilere göre; Kaza ve zamanı belirlenmiş

göre; ‘’Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu

adak oruçları için, geceden niyet etmesi gerekir.

olduğu halde sürme kullandı.’’(5)

Fakat diğer oruçlar için evla olan fecrin doğuşundan önce yapılmasıdır. Bununla beraber fecrin doğuşundan önce oruca niyet etmeyen, gündüzün yarısına kadar niyet edebilir. C) Şafii ve Hanbelilere göre; Farz oruçlara geceden niyet edilmesi vaciptir. Diğer oruçlar için geceden niyet edilmemişse gündüzün yarısına kadar niyet edebilir.

Unutarak yemek, içmek; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre; Rasulullah sallallahu aleyh ve sellem şöyle buyurdu; “Kim oruçlu olduğu halde yer veya içerse orucunu tamamlasın, çünkü onu Allah yedirmiş ve içirmiştir.”(6) Cünüp olarak sabahlamak; Hz. Aişe ve Ümmü Seleme radıyallahu anhüma’dan rivayet edildiğine göre; ‘’Nebi sallallahu aleyh ve sellem, cinsel münasebette bulunduğundan dolayı cünüp olarak sabah-

54

ORUÇLU KİMSEYE YAPILMASI MÜBAH

lardı. Daha sonra boy abdesti alırdı, orucu tutardı.’’(7)

OLAN ŞEYLER

Alimlerin geneli, bu hadise dayanarak cünüp

Misvak kullanmak; Abdullah b. Amr b. Rebia

olarak sabahlayanın orucu tamamlaması gerekti-

dedi ki; ‘’Rasulullah sallallahu aleyh ve sellem’i oruçlu

ğini belirtmişlerdir.

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I EBUBEKİR EREN ORUÇLUYA MEKRUH OLAN ŞEYLER

re’den gelen rivayettir; ‘’Rasulullah sallallahu aleyhi

Oruçlu kimsenin eşini öpmesi; Hz. Aişe’den rivayet edildiğine göre; ‘’Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde (eşlerini) öperdi ve yine oruçlu olduğu halde (eşleri) ile şakalaşırdı, onlara tenini dokundururdu. Zira O hepinizden daha çok nefsine sahip idi’’(8)

ve sellem, şöyle buyurdu; “Büyük abdesti tam yapın ve

Alimlerin geneli, bu Hadis-i Şerife dayanarak oruçlu kimsenin eşini öpmesi orucu bozmaz kanaatına varmıştır. Ancak kişiye nefsi arzuları kendisine galip geleceği endişesinden dolayı, Hanefiler ve Malikilere göre ihtiyatı esas alarak mekruhtur. Diğer bazı alimler bu sınırlandırmayı özellikle gençler için belirtmiştir. Ancak her halükarda eşini öpen oruçlu kimseden, meni boşalsa orucu bozulur ve sadece kazası gerekir.

yıdır. Buna bağlı olarak yeme, içme yolu dışında

Özürsüz olarak bir şeyi tatmak, çiğnemek mekruhtur; Çünkü ağıza alınan bir şeyin yutulma tehlikesi vardır. Ancak kocasının kötü huylu olması halinde, pişirilen yemeğin ve aldanma tehlikesi varsa satın alınacak gıda maddesinin tadına bakılabilir.

devam etse hem kaza hem kefaret gerekir.

Bünyesi zayıflayacak kimsenin hacamat yaptırması mekruhtur. Oruçlunun gül, misk, esans gibi şeyleri kullanması; Hanefi mezhebi dışındaki diğer üç mezhebe göre mekruhtur.

parmak aralarını Hilâlleyin, mazmaza ve sümkürmeyi iyice yap. Ancak oruçlu olma hali hariç.’’(10) Oruçlu olduğu halde mazmazanın ve sümkürmenin mübalağalı yapılmanın yasaklanması, boğaza kaçacak suyun orucu bozacağından dolainsanın içine bir şey ulaşsa orucu bozar. Yukarıda belirtilen beden de kullanılan ilaçlar da buna örnektir. Unutarak yiyip içen kimsenin orucu bozuldu zannına kapılarak yeme ve içmeye devam etse orucu bozulur, sadece kazası gerekir. Şüphe söz konusu olduğundan dolayı kefaret gerekmez. Ancak orucun bozulmadığını bildiği halde yeme içmeye Gece niyetlenmeyip, gündüz niyet ettikten sonra niyetin yetersiz kaldığını zannederek yemek, içmek kazayı gerektirir. Geceden oruca niyetlenip mukim olarak sabahlayan ve gündüz yolculuğa başlayan kimsenin sefer halinde iken orucu bozmasının caiz olduğunu sanarak yiyip, içmesi orucu kazasını gerektirir, kefareti gerektirmez. Sabah namazının girip girmediği konusunda şüphe içerisinde bulunan kimse yemeye ve iç-

ORUCU BOZAN KAZAYI GEREKTİREN, KEFARETİ GEREKTİRMEYEN DURUMLAR Kusmak; Kasıt olmaksızın kendiğinden kusan kimsenin orucu bozulmaz. Ancak kasten kusarsa oruç bozulur. Buna delil ise Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre; ‘’Kim kendiliğinden kusarsa orucunu kaza etmez. Kim de bilerek kusarsa orucunu kaza etmesi gerekir.”(9) Beslenmek veya Tedavi amacı taşımayan bir şeyi yutmak; Orucu bozar. Sadece kazayı gerektirir. Tedavi amaçlı burun ve kulaktan damlatılan ilaçlar, iğne yaptırmak ve beyine ulaşacak kadar derin yaralara ilaç sürmek; Orucu bozar, kazası gerekir. Bu meselelere delil ise, Lakit b. Semu-

meye devam etse fakat bu arada fecrin doğmuş olduğu anlaşılırsa yalnız kazası gerekir. Kefaret gerekmez. Çünkü fecrin doğuşu kesin olarak bilinmeden önce asıl olunan gecenin devam etmesidir. Oruçlu kimse güneşin battığını sanarak iftar etse, ancak güneşin batmamış olduğunu öğrenirse kesin battığı kanaatiyle iftarını açtığı için kazası gerekir, kefaret gerekmez. Bir kimse yemek yerken imsak vakti girse hemen yemeği bıraksa o gün ki orucu devam eder. Oruçlu kimsenin şehvetini cinsel birleşimi dışında başka bir yolla tatmin etmesi orucu bozar. Kazayı gerektirir, kefareti gerektirmez. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

55


EBUBEKİR EREN I Bir kimse Ramazan dışında tutmak da olduğu bir orucu yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak suretiyle bozarsa Ramazan ayını ihlâl söz konusu olmadığı için kefaret değil kazayı gerektirir.

bulunan Ramazan orucunun kasten bozulmasının bir cezasıdır. Bu yüzden sünnet, kaza, adak veya nafile diğer oruçları bilerek veya bilmeyerek bozulması durumunda gün yerine gün kaza etmesi gerekmektedir.

ORUCU BOZAN, KAZAYI VE KEFARETİ GEREKTİREN DURUMLAR Orucu bozup hem kazayı hem de kefareti gerektiren durumların başında Ramazan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelir. Kuran’da doğrudan oruç kefareti ile bir hüküm yoktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de oruç kefareti hükmünü, o dönemde vuku bulan bir cinsel ilişki olayı üzerine vermiştir. Oruç kefareti konusunda tek uygulama örneği olan olay şudur; Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre; ‘’Bir adam mahvoldum diyerek, Peygambere gelmiş ve Ramazan günün de eşi ile cinsel ilişkide bulunduğunu söylemişti, bunun üzerine aralarında şu konuşma geçmiştir;

ÖZÜRLER

- Köle azat etme imkanın var mı? - Hayır, yok. - Peş peşe iki ay oruç tutabilir misin? - Hayır, bu iş zaten sabredemediğim için başıma geldi. - Altmış yoksulu doyuracak imkanın var mı? - Hayır.

mında ‘’Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için

Bu sırada Allah’ın elçisine bir sepet hurma getirildi. Bu hurmayı adama vererek, yoksullara dağıtmasını istedi. Adam ‘’Bizden daha yoksul kimse mi var?’’ deyince Allah’ın Rasulü gülümseyerek, ‘’Al git bunları ailene yedir.’’ demiştir. (11) Oruçla ilgili bu kefaret hükmü, Kuran’da zıhar hükmü ile aynıdır. Zıhar hükmünde de bir köleyi azat etmek, güç yetiremeyenin iki ay peş peşe oruç tutması, oruç tutmaya güç yetiremeyenin altmış yoksulu doyurması vardır. Buna göre mutlak olarak yenilen, içilen bir şeyi oruçlunun bilerek yemesi veya içmesi orucu bozar. Hem kaza hem de kefaret gerektirir. Ancak bu arada hastalık, hayız ve nifas hali, yolculuk, zorlanma, korkutma ve yanılma gibi oruç tutmayı mübah kılan bir özür ortaya çıkarsa yalnız kaza gerekir ve kefaret düşer. Ancak şunu da belirtelim ki kefaret yalnız farz olan ve niyet ederek başlanılmış

56

ORUC TUTMAMAYI MÜBAH KILAN

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Ramazan orucunu tutmamayı veya başlanmış bir orucun bozulmasını mübah gören unsurlar şunlardır; 1-) Yolculuk (Seferilik); Allahu Teâlâ Ramazan ayında hasta ve yolcu olanların orucu konusunda şöyle buyurmuştur: ‘’Sizden kim hasta olur veya seferde bulunursa diğer günler sayısınca oruç tutsun.’’(12) Zarar görmeyecekse yolcunun oruç tutması daha faziletlidir. Çünkü yukarıda ki ayetin son kısdaha hayırlıdır.’’ buyrulur. Yolcunun arkadaşları oruçlu olur veya yolculuk masrafları ortak bulunmazsa kendisinin de oruç tutması daha faziletlidir. Fakat arkadaşlarının çoğunluğu oruç tutmaz veya harcamada ortak bulunurlarsa oruç tutmaması daha uygundur. Şafii ve Hanbeliler’e göre yolcu, geceden niyetlendiği orucunu da bozabilir. Delil olarak, İbni Abbas radıyallahu anhu’dan rivayet edilen şu hadistir; ’’Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayında Mekke’nin fethi için yola çıktı. Kadid denilen yere varıncaya kadar oruç tuttu. Orada kendisi ve diğer insanlar oruçlarını bozdular.”(13) 2-) Hastalık; Bir kimse oruç tuttuğu takdirde ölmekten veya hastalığının artmasından veya uzamasından yahut aklının gitmesinden korkarsa, oruç tutmayabilir ve ya tutmakta olduğu orucu açabilir. Daha sonra iyi olunca bunu yalnız kaza eder. Eğer hastalık deri kaşıntısı, diş ağrısı, parmak ağrısı, çıban ve benzeri hastalıklarda olduğu gibi kişinin oruç tutması halinde kendisine bir zararı olmayacak hastalıklardan ise orucu bozmak mübah olmaz. Orucun hastanın sağlığı için bir tehlike


I EBUBEKİR EREN teşkil edip etmediği konusunda Müslüman uzman bir doktorun bilgisine başvurulmalıdır. Hastanın orucu tutmama ruhsatı şu ayete dayanır; ‘’Sizden kim hasta olur veya seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutsun.’’ Ramazan ayı içinde sağlıklı olan, fakat oruç tuttuğu takdirde hasta olacağı galip zan ile veya tıbbın verilerine göre bilinen kimse de hasta hükmündedir. Gebelik ve Çocuk Emzirmek; Ramazan ayında gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine veya çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları durumunda oruç tutmayabilirler. Daha sonra kaza ederler. Başkasının çocuğunu emzirme durumunda, çocuğa kendisinden başka süt veren bulunmamalı veya bulunduğu halde çocuk emmemelidir. Gebe ve emzikli kadınların oruç tutmamalarının caiz olmasının delili hasta ve yolcu ile kıyastır. Başka bir delil, Hz. Peygamber’in şu hadisidir; ‘’Allahu Teâlâ yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır, gebe kadınlarla emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır.’(14) Yaşlılık; Yılın bütün mevsimlerinde oruç tutmaktan aciz olan çok yaşlı erkek ve kadınların oruç tutmamaları icma ile caizdir. Bunların oruçlarını kaza etmeleri de gerekmez. Bunun yerine, tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. Kuran’da şöyle buyrulur; ‘’Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir.’’(15) İbni Abbas radıyallahu anhu bu ayetin çok yaşlı ve oruç tutmayan erkek ve kadınlarla ilgili olduğunu söylemiştir. Bunlar her bir güne karşılık bir yoksulu doyururlar. İyileşme ümidi bulunmayan hastalar da yaşlılar gibidir. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor; ‘’Allah sizin için dinde bir güçlük yapmamıştır.’’ Ancak Ramazan’da oruç tutma gücüne sahip olmayıp da, daha sonra kaza edebilecek durumda bulunanlar fidye vermeyip tutamadıkları oruçları kaza ederler. Oruç fidyesi Ramazan’ın başında veya sonunda

verilebilir. Otuz günün fidyesi çeşitli yoksullara verilebileceği gibi bir yoksula da topluca verilebilir. Hatta Ebu Yusuf’a göre bir günün fidyesi birkaç yoksula dağıtılabilir. Fidyede bu şekilde yoksula bizzat vermek yerine, fidye tutarı kadar yiyeceği ikram etmek de (ibaha) caizdir. Şöyle ki her günün orucuna karşılık bir yoksula sabah ve akşam doyacak kadar yiyecek yedirilmesi de yeterli olur. Yaşlılık veya iyileşmeyen sürekli bir hastalık nedeniyle oruç fidyesi veren kimse, daha sonra oruç tutmaya güç yetirecek olsa fidyenin hükmü kalmaz. Oruç tutması, geçmiş günleri de kaza etmesi gerekir. Kadının Adetli veya Loğusa Bulunması; Bir kadın Ramazan ayında gündüzün adet görmeye başlasa veya çocuk doğursa orucu bozulmuş olur. Artık adet günlerinde ve loğusa bulundukça oruç tutması caiz olmaz. Ramazan’da adet gören bir kadın, geceleyin adeti kesilmiş olsa, eğer adet günleri tam on gün sürmüşse, ertesi gün Ramazan orucuna başlar. Fakat on günden az sürmüşse, adeti kesildikten sonra imsak vaktine kadar yıkanmasına yeterli ve bir miktar da fazla bir vakit kalmış olursa yine oruca başlar. Bu kadar bir vakit bulunmazsa, mesela; yıkanmasının arkasından hemen imsak zamanı olursa o gün oruca başlamaz. Çünkü on günden eksik adet görenler hakkında yıkanma süresi de adet vaktinden sayılır.

-----------------------------------------1. İslam ilmihali, Hamdi Döndüren. 2. Ebu Davud, 2454. Hadis sahihtir. 3. Ebu Davud, 2364, Tirmizi 734 hadis hasendir 4. Buhari 5. Tirmizi 536, İbni Mace 105. Hadis zayıftır. 6. Muttefekun aleyh. 7. Muttefekun aleyh. 8. Muttefekun aleyh. 9. Ebu Davud, 2380, Tirmizi 729. Hasis sahihtir. 10. Ebu Davud, 142. Hadis sahihtir. 11. Ebu Davud, 2390. Buhari. 12. Bakara: 184 13. Buhari, Müslim. 14. Nesai 2277, Ebu Davud, 2408. (Şuayip Arnavud ve Elbani hadise hasen demişlerdir. 15. Bakara: 180 Detaylı bilgi için İ’lamul Enam Şerhu Buluğul Meram, Şerhu Muhtasarı Tahavi ve Hamdi Döndüren’in İslam İlmihaline bakınız.

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

57


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD

RAMAZANDA YAŞANAN DOĞRULAR VE YANLIŞLAR

R

amazan Kur’an ayıdır. Müslümanların on iki ay içerisinde rehavete, gaflete ve gevşekliğe düştüğü, hayatın meşgaleleriyle kendini yıprattığı bu günlerden kendine çekidüzen verebileceği, düşüncelerine bir format atabilme fırsatıdır Ramazan ve üç aylar. Recep ve Şaban ayı, müminin maneviyatı için bir kampa girmesi, ibadetlerine çeki düzen vermesi için ilk adımlardır. Ramazan ise bunun müsabakasıdır. Eğer müsabaka öncesi hazırlığını gereği gibi yapmışsa ve müsabakada da gereken emeği ve performası sergilemişse işte o kimse ödüle layık olur. Günahları affedilebilmişse, kötü karakterden kurtulmuşsa, dilini, kalbini, fikrini, zikre alıştırıp bu alışkanlığını bütün bir yıla yayabilmişse karakterine İslam’ın istediği ahlakı aşılayabilmişse işte bu şahsiyet, Ramazandan kazançlı olarak çıkabilmiştir. Rabbim bizleri bu topluluktan ayırmasın. (Amin) Ancak bir takım hususlar vardır ki insanların geneli Kur’an ve Sünnet gibi tertemiz pınardan beslenmeyip bidat, hurafe, İslami olmayan her türlü yanlış inanışa daha fazla bağlanır olduklarını görürüz ve bununla birlikte İslam düşmanı olan istismarcılarında avucunda kekliktir bunlar.

2- Ramazan ayının bir başka bid’atlerinden biri de; özellikle mahalle kadınlarının otobüslerle ülke veya şehir genelinde, sabahtan akşama süren camilere sefer düzenlemeleridir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyurmuştur: “Üç mescidin dışındaki bir yere (ziyâret amacıyla) yolculuğa çıkılmaz. Mescid-i Haram, bu benim mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Mescid-i Aksa.” (Buhârî, Müslim, Tayâlisî (1348), Ahmed (6/6) 3- Ramazan ayında kabirperestlik hortlayarak; cahillerin sığınıp yardım isteyecekleri kabir sorgusundaki ölüler gündeme gelir. Özellikle iftarlar orada açılmak için saatler öncesinde kabre yakın yerde mevzi alınır.  Zeytinburnu’ndaki ‘oruc baba’ türbesinde, daha Ramazanın ilk günlerinde iftar, özellikle sirke-ekmek ile açılır.

Yanlış davranış biçimleri

4- Ramazanda yapılan yanlışlardan bir diğeri de teravih namazlarının, farzın önüne (üstün-değerli) geçirilmesidir. Günlük farzları tanımayan, önemsemeyen pek çok insanın, iftardan sonra tek veya guruplar halinde bir yere doğru gittiklerini görürsünüz. Bu kişiye nereye gittiğini sorsanız yatsı namazı yerine teravihe gittiğini iftiharla söyler. Halbuki yatsı namazı farz, teravih nafile(sünnet)dir. Bu davranış aslında kişinin kendini kandırmasıdır.

1- Müslümanların bir araya gelerek, Allah’ın kitabını zikretmeleri, ilmi münazaralarda bulunma-

5- Ramazanda Hilâlin gözetilmesi doğru bir davranışken Ramazanı takvimden belirlemek ise

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler.” (Enam Suresi, 116)

58

ları övülen, tavsiye edilen bir şeydir. Fakat bunu doğallığından çıkarıp internet sitelerinde, radyolarda, TV’lerde 30 cüzü kampanya ile dağıtarak ‘Hatim piyasası ‘ oluşturmak yanlış olandır.

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


yanlış olan bir durumdur. Halbuki Rasulullah

“Allahumme inneke afuvvun, tuhibbu’l-afve

sallallahu aleyhi ve sellem“(Ramazan ayının) hilâ-

fa’fu annî.”

lini gördüğünüzde oruç tutun. (Şevvâl ayının) hilâlini

(Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)”

gördüğünüzde de bayram edin. Eğer (Şaban ayının hilâli) size görünmezse, (oruca başlamak için Şaban ayını, bayram etmek için ise Ramazan ayını) otuz güne tamamlayın.” ( Buhârî; 1909 ve Müslim; 1081) diye buyurmaktadır. 6- Ramazanın ilk gününü tesbit edememiş bazı müslümanlar da, Şaban’ın 30. gününde şüphe ile hareket ederek iki ayrı oruca tek niyetle niyet ederek “Ramazanın ilk günüyse farz oruca, Şaban’ın 30’u ise nafile oruca diye” yasak olan fiile meylederler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kim şüpheli günde oruç tutarsa oruç tutan Ebu’l Kasım’a (Muhammed’e) isyan etmiştir.” buyurmuştur. (Buhari-Ahmed bin Hanbel) 7- Ramazanın 27. gecesi olan Kadir gecesinde Türkiye’ye mahsus bid’atler ile belirlenmiş rakamlar adedince namaz ve tesbihler çekilir. Halbuki sünnette ne yapılması gerektiği hakkında ihtilaf yoktur.

[Tirmizî, Da’avât 89, 3508]-[187] Kutub-i Sitte 1864] Bizler insanlara yolun yanlışlığını belirtmeliyiz çünkü bizler; Müslümanlar olarak İslam’i usule göre hareket etmeli, insanların ne dediğine değil, Allah’ın ve Rasulünün buyruklarına göre davranmalıyız, millet ne der dememeli, Allah ne der? Peygamberi ne der? demeliyiz. İslam bu günlerde şehvetimizi aşağıya çekmemizi, yemeyi ve içmeyi azaltıp züht bir yaşantı içerisinde olmamızı istiyor. Yani bu aylarda alışverişler azalmalı, gıda satan mağazaların satışları biraz düşüş yaşamalıdır. Ne gariptir ki, bugün pratikte tam tersi yaşanmakta. Araştırmalara göre en çok alışverişin yapıldığı, kampanyaların fazlalaştığı, oruç adına düzenlenen programlarda ticaret stantlarının çoğaldığı bir ay, Ramazan. Yasinler, mevlitler, mukabeleler bu ayların vazge-

Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor:

çilmez gelir fabrikasıdır.

“Ey Allah’ın Rasûlu, dedim, şâyet Kadir ge-

Rabbim Ramazan Ayını bidat ve hurafeden

cesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?”

arınmış salih ameller ile geçirmeyi bizlere nasib

Şu duayı okumamı söyledi:

etsin. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

59


YUSUF YILMAZ

RAMAZAN HEYACANINI HAYATA TAŞIMAK R

amazan geldiği zaman hayata canlılık ve heyacan gelir. İnsanla beraber tüm eşyaya sirayet eder bu mübarek ayın rahmet esintisi. Günahlardan arınan beldelerin üzerine daha farklı doğar sabah güneşi. Bu beldelerin üzerinde uçan kuşların kanat çırpışları bile farklıdır. İçinize çektiğiniz oksijen kalbinize huzur, bedeninize dinçlik verir. Çünkü haramların kirliliğinden korunmuştur eşya geçici süreliğine de olsa. Bu mübarek coşku çocuklarımızın yüreklerinde bile anlamlı etkiler bırakır. Dün aç kalamayan, evde atıştıracak abur cubur bulamadığında ortalığı ayağa kaldıran, cadde boyu geçilen her dükkanda ‘Hadi anne, bana ne zaman döner alacaksın?’ diyerek annesini zor durumda bırakan, televizyonda seyrettiği dondurma reklamlarının yönlendirmesiyle soluğu markette alan yavrularımız bile bu günü ihya etmenin heyecanıyla sevdiği bir çok şeyi terkedebiliyor. Kimisi tam gün, kimisi öğlene kadar, kimisi saat on da havluyu atsa da her birinin yüzünde gücünün yettiği kadar bir şeyi başarmanın eseri vardır. Hele yatsı vaktinde kılınacak teravih namazını beklemek en zor şey olur çocuklarımız için. Ramazandan önce çikolatayla bile kendilerini sokamadığımız yavrularımızı, o gün sopayla kovalamak zorunda kalırız camiden çıkarmak için. Başlarında beyaz başörtüleri, uzun etekleri ve kollarının tamamını örtmüş kıyafetleriyle küçük kızlarımızı yetişkin bir abla gibi görürsünüz annelerinin yanında en ön saflarda. Ertesi günlerde tutulan oruçlar, kalkılan sahurlar, kılınan teravihler çetelelere işlenir, okulda arkadaşlar arasında kritiği yapılır tüm yapılanların veya kaçırılanların. O haftalar futbol maçlarının, televizyon dizilerinin yerini oruçluyken başlarına gelen ilginç şeyler almıştır konuşmalarında…

Evin büyükleri bir hafta öncesinden Ramazan’ın havasına girmişlerdir. İçişleri bakanı, dışişleri bakanını yanına alıp dev alış veriş merkezlerinin raflarına kendilerini güçlükle atarlar. İçeri giriş bile neredeyse zor, hele siz kasadan çıkışı hiç sormayın. Tüm hüsni niyetimizi toplayarak yapılan yığınla harcamayı cimrilikten arınıp cömertliğe bürünmüş bir hal olarak yorumlayalım. Düşünün dün babaya evin hanımı bir liste verecekte listedeki ürün sayısı beşi geçtiği zaman evin beyinin tansiyonu oynardı. Ama bugün öyle beş madde değil aldıklarını ancak beş sepetle taşıyabilir. Çünkü bunun sahuru var ki burada kalorisi yüksek yiyecekler yenmeli ki gün zorlu geçmesin. Ki bu Ramazan da yaza denk geldi aman dikkat…İftar, üç aileyi doyurur cinsten olmalı neden çat kapı bir misafir gelir, gelen aç kalmasın. Evin büyükleri bir hafta öncesinden Ramazan’ın havasına girmişlerdir. İçişleri bakanı, dışişleri bakanını yanına alıp dev alış veriş merkezlerinin raflarına kendilerini güçlükle atarlar. İçeri giriş bile neredeyse zor hele siz kasadan çıkışı hiç sormayın. Tüm hüsni niyetimizi toplayarak yapılan yığınla harcamayı cimrilikten arınıp cömertliğe bürünmüş bir hal olarak yorumlayalım. Düşünün dün babaya evin hanımı bir liste verecekte listede ki ürün sayısı beşi geçtiği zaman evin beyinin tansiyonu oynardı. Ama bugün öyle beş madde değil aldıklarını ancak beş sepetle taşıyabilir. Çünkü bunun sahuru var ki burada kalorisi yüksek yiyecekler


yenmeli ki gün zorlu geçmesin. Ki bu Ramazan da yaza denk geldi aman dikkat…İftar, üç aileyi doyurur cinsten olmalı neden çat kapı bir misafir gelir, gelen aç kalmasın. İlk sahur…Evin tüm bireylerinin içinde anlayamadıkları uçsuz bucaksız bir huzur… Her zaman kahvaltıyı böyle beraber yapmadıklarından mıdır? diye evin hanımı iç geçirirken, evin beyi yahu Ramazan da hayat bir başka güzel sözüyle huzurun kaynağının cevabını verir. Sahur bitti yatalım mı derken müezzin efendinin tok sesi evin içine bir meltem rüzgarı gibi eser; Allahu Ekber… Allahu Ekber… Allahu Ekber…Allahu Ekber… Bu işittikleri ses ilk defa duydukları bir şey değildi ama bugün ayrı bir tatlı geldi kulaklarına. Evin beyi şöyle bir dışarı bakar, elinde bastonu, bembeyaz sakallarında tebessümlü amcaların evlerinin karşısındaki camiye gittiklerini görür; ‘Haydi gün bugündür’ deyip erkek çocuklarıyla kendileri camiye giderken evin hanımlarına kendi aralarında namaz kımalarını tavsiye eder. Ramazan geldi işlere paydos olmaz. Hem çalışarak hem de oruç tutarak ibadet edeceğiz. Bu iş yerinde bu Ramazan altılı-iddia oynamak yok, radyoda kral fm yerine ilahi çalan kanalları dinleyeceğiz. İşten çalmak, müşteriyi aldatmak, patron daha gelmedi demek yok. Çünkü bu ayda yalan söylemek olmaz; Allah muhafaza orucumuz sakatlanır. Sokaklarımızda ablalarımız, annelerimiz, teyzelerimiz küme küme ya camiye ya hoca hanımların evlerine giderek mukabele dinlerler. Hergün hiç yorulmadan, çıkan tansiyonlara aldırmadan…Çekilen virdler, tamamlanan cüzler…Televizyonda kim kimi kaçırmış, baklayı ıslatmadan mı yapmalı yoksa sarımsağı bol mu katmalı programlarını bir kenara atarak, dinlenen sohbetler evlere ayrı bir huzur vermektedir. Günler öncesi beş çaylarında yapılan dedikodular terk edilip yerini akşam okunan hadislerin analizi almıştır. Camiler İslam Hilafetindeki coşkularını yakalar bu ayda. Sabah, öğlen, yatsı her vakit saflar dolar taşar bu

mekanlarda. Sadece namaz mı hatimler, yediden yetmişe Kuran öğrenmek isteyenlerin diz çöktüğü rahleler bir medreseyi anımsatır. Bir de Ramazan’ın son on günü itikaf… En coşkulu yerlerden biri de fırınlar…Büyüğünden küçüğüne bir çok insan ip gibi sıraya girmiş çıkacak olan sıcak Ramazan Pidelerini bekler. Hem iftar da hem sahur da hınca hınc doludurlar. Ramazan’dan önce de çıksa bu pideler, bu ayda tadı daha bir güzel, bereket ayından aldığı lezzetle. Bu ayda kitap satışlarında patlama olur. Kamyon kamyon kitap satılır. Fuarlar yeri geldi mi adım atılamayacak kadar kalabalık olur. Bakarsınız ki küçük okul çocukları ikili sıra oluşturup gidecekleri standlar önceden abla veya abileri tarafından belirlenmiş kitapçılardan kendilerinin beğendiği kitapları satın alarak büyüklerin coşkusuna ortak olurlar. İyiliklerin çoğaldığı bu atmosferde kötülüklerde en aza iner. Küfürlü konuşmalar, neden el hareketi yaptın deyip başlayan kavgalar azalırken, bu Ramazan kapalıyız yazan meyhane ve lokantalara da rastlayabilirsiniz. İşte anlatamadıklarımla beraber yurdumda Ramazan hem canlı hem de renkli geçmektedir. Yediden yetmişe birçok insan bu rahmet ayının feyziden istifade eder. Ama ne yazık ki bu coşku Ramazan Bayramı’nın bitişinden sonrasına taşınamamakta. Hayat eski ruhsuz haline geri dönmekte. Bir ömür boyu salih amelle mükellef olan kalp, zihin ve beden, sorumluluğunu bir sonraki Ramazan’a ertelemektedir. Ölüm gelinceye kadar ibadet et düsturu yerini sadece bir ayda ibadet et anlayışına terk etmiştir. Hatta bazıları “Hoş Geldin Ramazan; İyi ki varsın on bir ay” söylemiyle amelsizliğini bilinç altına yerleştirmiştir. Unutmayalım ki gerçek huzur sahipleri, dününü ve yarınını Ramazan şuuruyla geçirip Bayramını cennetlerde yapanlardır.


NESİLLERİMİZE İLMİ VE ÂLİMLERİ SEVDİRELİM

A

llahu Teâlâ Zümer suresi 9. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Hiç bilenlerle bilme-

Hadiste değersiz anlamı verdiğimiz mel’un ke-

yenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri anlar.”

uzaklaştırmak, kovmak ve sövmek gibi anlamlara

İnsanları birbirinden ayıran ve farklı kılan bir

gelir. Dünyanın lânetlenmesi, onun değersiz ve

takım özellikler vardır. Kişiler, toplumda bu va-

kıymetsiz olduğunu ifade etmek içindir. Yoksa

sıflara göre muamele görürler. Ayetimiz insanlar

genel anlamda dünyanın lânetlenmesini yasak-

arasındaki asıl farkın ilim olduğunu beyan etmektedir. Buradaki bilenlerden kasıt ilmi olan ve ilmiyle amel edenlerdir. İslam’da bilip te amel etmeyenler cahil kabul edilirler.1 İslam’da ilim birçok şeyin başıdır. Öyle ki Kuranın ilk emri oku ile başlamaktadır. Alak suresinin ilk beş ayetinde geçen bu oku emriyle Rabbimiz biz aciz kullarına yaratıldığımız basit kan parçasını hatırlatarak söze başlayıp devamında bu kulunu basitlikten şerefini ilimle yükselttiğini açıklıyor. Muaviye radıyallahu anhu bir hutbesi esnasında şöyle dedi: Ben, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini duydum: “Allah kimin iyilik dilerse onu dinde İLİM ve ANLAYIŞ sahibi eyler.”2 Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem

62

limesi, lânetlenmiş demektir. Lânet, tard etmek,

layan birçok hadis vardır. Sadece kişiyi Allah’tan uzaklaştıran şeylerin lânetlenmesi câizdir. Buna rağmen insanların pek çoğunun gayesi ve hedefi, bu geçici dünyanın yine kendisi gibi gelip geçici ve bitip tükenecek olan nimetlerine düşkünlük göstermek, dünyalık zenginlikler elde etmek ve şehvetinin esiri olmaktan öteye gidememektedir. Bir insanın gaye ve hedefini bunlarla sınırlı kılması, ulvî düşüncelerden ve insanlara faydalı olmaktan uzak durması doğru bir davranış olamaz. Çünkü dünyaya ve dünyalığa düşkünlük insanı Allahu Teâlâ’dan ve O’na hakkıyla kulluktan uzaklaştırır.4 İşte bunun tam tersi olarak ilim, insanı Allah’a yaklaştıran ve yerle gök arasındaki her şeyin kendisine dua etmesine sebep olan övülmüş bir ameldir. İlim birçok nasla ön plana çıkarılırken bu mirasın taşıyıcısı âlimlerinde kadri ve kıymeti gereğince

şöyle buyurdu: “Allah’ın zikriyle O’na yakın olanlar

takdir edilmelidir.

ve âlim ile ilim öğrenen hariç dünyanın içinde bulu-

İbnu Mesud şöyle dedi: Rasulullah namaza başla-

nanların tümü lanetlenmiştir.”

yacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle

NEBEVÎ HAYAT

3

HAZİRAN 2014


I HALİME YILMAZ

İslam toplumu ibadet ve mabed toplumudur. Ondaki düzen ibadet düzenidir. Allah rasulü, namazda safların düz tutulmasını ve imamın arkasında en layık kişilerin öne alınmasını hem tavsiye etmiş hem de fiilen ortaya koymuştur. Hadiste geçen “ulul ahlam” hilm, sükûn ve vakar sahipleri demek olup buradan maksat akıllı kişilerdir. “en nuha” ise çirkinliklerden alıkoyan akıl demektir. Riyazu’s Salihin müellifi İmam Nevevi rahimehullah bu hadisi “Âlimlere Saygı” başlığı altında incelemiştir. Bu hadiste amaç herkese layık olduğu değeri vererek toplum düzenini sağlamaktır. Aksi durumda toplumda kargaşanın kapısı açılır, kimin baş kimin ayak olduğu bilinmez. Anarşinin bir başka sebebi de hak etmedikleri halde farklı muamelelerle şımartılmış kişilerdir. Toplum düzeninin bu şekilde bozulması ile kalpler de karma karışık olur. buyurdu: “Düz durun, karışık durmayın sonra kalplerinizde karma karışık olur. Namaz da benim arkamda ‘ULUL AHLAM VEN NUHA’ dursun. Onların arkasına kendilerinden sonra gelenler, daha sonra da onlardan sonra gelenler dursun.”5 İslam toplumu ibadet ve mabed toplumudur. Ondaki düzen ibadet düzenidir. Allah Rasulü, namazda safların düz tutulmasını ve imamın arkasında en layık kişilerin öne alınmasını hem tavsiye etmiş hem de fiilen ortaya koymuştur. Hadiste geçen “ulul ahlam” hilm, sükûn ve vakar sahipleri demek olup buradan maksat akıllı kişilerdir. “en nuha” ise çirkinliklerden alıkoyan akıl demektir. Riyazu’s Salihin müellifi İmam Nevevi rahimehullah bu hadisi “Âlimlere Saygı” başlığı altında incelemiştir. Bu hadiste amaç herkese layık olduğu değeri vererek toplum düzenini sağlamaktır. Aksi durumda toplumda karga-

şanın kapısı açılır, kimin baş kimin ayak olduğu bilinmez. Anarşinin bir başka sebebi de hak etmedikleri halde farklı muamelelerle şımartılmış kişilerdir. Toplum düzeninin bu şekilde bozulması ile kalpler de karma karışık olur. Abdullah b. Mesud’tan rivayete göre Hz. Peygamber bu hadisteki şeylerin benzerini söyledikten sonra şöyle buyurdu: “(Namaz’da) çarşı ve pazarlarda ki gibi kargaşalıktan sakının.” Gerçekten de çarşı ve pazarlarda alim ve cahil, çoluk ve çocuk, kadın ve erkek karmakarışık bir haldedir. Ama Müslümanların mescidlerinde, evlerinde, sokaklarında, işyerlerinde her nerede olursa olsun değer vereceği bir sınıf vardır ki onlarda Rabbani âlimlerimizdir. Ubade b. Es Samit’ten rivayet edildiğine göre Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âlimlerimize gereken değeri vermeyenler bizim ümmetimizden değildir.” (İmam Ahmed) Hâsılı kelâm, ilim ve âlimin ve onlara saygının önemi ile ilgili o kadar ayet ve hadis var ki bu sınırlı sayfalarda hepsini zikretmemiz mümkün değildir. Ancak, özelde muvahhid kardeşlerime şunu hatırlatmak isterim: Bizler değerleri o kadar karıştırdık ki birilerinin âlimlere saygı göstermede düştüğü ifrattan dolayı bizde farkında olmadan saygımızı kısmen yitirerek tefride düştüğümüz anlar oldu. Gerçek âlimlerimiz bir konuşma yaptıklarında sıradan bir insan konuşuyormuş gibi önemsemez tavırlar içine girdik. Hâlbuki onların ağızlarından dökülen her bir sözcük bizim için rahmete bir yakınlık vesilesidir. Bir de unutmayalım ki İslam vasat bir dindir. İfratı yasakladığı gibi tefritten de bizi men ediyor. Bu manada eşlerimize ve çocuklarımıza ilmin ve âlime gösterilmesi gereken saygının önemini aşılamamız gerekiyor. Unutmayalım ki çocuklar bizim aynamızdır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sözlerimizden çok fiillerimiz onlar üzerinde daha etkili olacaktır. Evimizdeki fertlere gerçek değerlerin kıymetini öğretelim. -------------------------------------------1. Riyazu’s Salihin, Erkam yay. 2.cilt 2. Buhari ve Müslim 3. Tirmizi 4. Riyazu’s Salihin, Erkam yay. 6.cilt 5. Müslim, Ebu Davud, Nesai

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

63


GÜNDEME

BAKIŞ

EDEPSİZLİĞİN ADI; RAMAZAN EĞLENCELERİ Bismillahirrahmanirrahim

Mü’minlerin bu ayda yaşayacağı coşku, ibadetin coşkusudur. Kulluğun coşkusudur. Duanın, tevbenin, zikrin, hayır hasenatın, infakın, namazın, teheccüdün, muhabbetullahın coşkusudur.

B

Müslümanın eğlencesi; İBADET’tir. Demokrat, Laik ve Kemalistlerin arzu ettiği ve olmasını istediği gibi DİREKLER ARASI eğlence rezaletleri değil…

bir gecenin bulunduğu, değişimin, dönüşümün,

aşı rahmet, ortası mağfiret sonu cehennem azabından kurtuluş olan, şeytanların zincir-

lere vurulduğu, günahların tel tel döküldüğü, ibadetlerle, dualarla, zikirlerle, infaklarla Allah’a yaklaşıldığı, içerisinde yaklaşık 84 yıla bedel özel yeniden dirilişin yaşandığı ay… Evet bahsettiğimiz ay, 11 Ayın sultanı RAMAZAN ayı… Biz Müslümanlar böyle inanırız Ramazan ayına… Bizim için Ramazan ayı dendiğinde bunlar canlanır zihnimizde.. Biz Müslümanlar, hiçbir ayda meşgul olmadığımız kadar meşgulüz bu ayda… Fakat bu sefer meşguliyet farklı… Zaman az, fırsat çok, işimiz ise daha çok… Gözlerimiz Allah’ın Rasulünde… Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem bu ayda hiçbir ayda olmadığı kadar Allah ile meşgul… Meşguliyetin zirveye çıktığı ay… Öyle ki, bu ayın son 10 gününde, alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Rasulü, alemlerden uzaklaşıp alemlerin Rabbine yöneliyor sadece… Bir sessizlik, bir yalnızlık, bir muhasebe, bir huzur, bir rahmet, bir miraç, bir yükseliş, bir dönüşüm, bir değişim, bir yakınlaşma…

64

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


I NEDİM BAL İşte biz Müslümanlar için Ramazan ayının anlamı ve önemi budur. Ramazan Ayını Çalmak İsteyenler

Herhalde gayrimüslim azınlığın içimize sokmaya çalıştığı Ramazan eğlenceleri kültürü, içimizdeki yüzsüz ve basiretsiz Müslümanların eliyle tekrar canlandırılacak

Osmanlı döneminin son zamanlarında Ermeni, Rum ve Yahudi azınlık, Ramazan ayı geldiğinde Şehzadebaşında “Direkler arası” adı altında şarkıcı kadınların ve tiyatrocuların sahne aldığı eğlenceler düzenlemeye başlamışlardı…

Son 25 yıldır, özellikle İstanbul merkezli enteresan bir Ramazan EĞLENCELERİ, Ramazan ŞENLİKLERİ kültürü ortaya çıktı. Herhalde gayrimüslim azınlığın içimize sokmaya çalıştığı Ramazan eğlenceleri kültürü, içimizdeki yüzsüz ve basiretsiz Müslümanların eliyle tekrar canlandırılacak. Hristiyan ve Yahudi âleminin, Müslümanlara karşı devamlı bir hainlik ve kumpas içinde olduğu, bu yüzden İslam’a ve Müslümanlara ait ne kadar güzel ve faydalı işler varsa bunların hepsini bozmak, değiştirmek ve içini boşaltmak istemeleri onların en büyük hayalleri ve hedefleri. Bunu anlamak kolay ve mümkündür. Fakat anlamakta zorlandığımız husus; kendilerinin de Müslüman olduğunu söyleyen insanların “ahmakça” bu oyunun bir parçası olmalarıdır. İslami camianın içerisinde hızla yayılan bir hastalık var… Hastalığın adı; Dünyevileşme. Gurur, kibir, kendini beğenmişlik, bencillik, şöhret ve servet düşkünlüğü... Bu dünyevileşmenin sonucu; dünyalarını dinlerine uydurmaları gerekirken, dinlerini dünyalık işlerine uyduran bir zümre türedi. Bir bakıyorsunuz beyefendiler, 5 boynuzlu (affedersiniz yıldızlı) içkili mekânlar da verilen iftarlara katılıyorlar. Akabinde şarkılı türkülü eğlenceler başlıyor.

Daha önceki yıllarda belediye tarafından, Haliç kenarındaki bir mekânda “Ramazan geceleri” adı altında açık saçık kadınların sahne aldığı etkinlikler düzenlenmişti.

Birileride, İslam’a ve Müslümanlara yapmadıkları hakaret ve çirkeflik bırakmayan Hıristiyan papazlarını ve Yahudi hahamlarını davet ederek diyalog ve hoşgörü, dinler arası kardeşlik iftarları veriyor… Bazıları da Sultanahmet Meydanı’ndan gökyüzüne maytaplar sallıyorlar. Neymiş maytapların patlamasıyla gökyüzü aydınlanıyor ve çok güzel görsel manzaralar oluşuyormuş! Böylece bu sivri zekâlılar, insanların Ramazanı hoş geçirmelerine katkıda bulunuyorlarmış! Özellikle, belediyelerin Ramazan ayında düzenledikleri “Ramazan eğlenceleri / etkinlikleri” bu mübarek ayın ruhuna taban tabana zıttır. Ramazan etkinlikleri adı altında çıplak kadınlara, İslâm düşmanı adamlara onbinlerce lira ödeyip şarkılar türküler söylettireceksiniz, sonrada bunu kültürel ve sanatsal bir faaliyet diye kendi reklamınızı yapacaksınız… Maalesef bu tür edepsizce organizeler tertipleyen belediyeleri uyardığınızda “bizde Müslümanız, biz belediyecilik yapıyoruz her kesime hitab ederiz” cevaplarını alıyorsunuz… İşte kendini beğenmişliğin, kibrin ve kendini her şeyin hatta dinin dahi üstünde görmenin işaretidir bu cevaplar. Bir de bu şarkılı, türkülü eğlence programlarının -altını çizerek söylüyoruz- özellikle teravih saatlerine denk getirilmesi de daha enteresan bir durumdur. “Ya Rabbi! İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme” ayetinin anlamını ve önemini RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

65


derdini

şimdi daha iyi anlıyoruz…

gidermeye

çalışmayan

pat-

Farklı inanç, kültür ve şartların etkisi altında ronlar, işçilerine sırf Peki devlet kukalarak Kur’an ve Sünnetle sabit olmuş; Radesinler diye Rarumları veya belemazan ayını ihya etme şeklini unutturmaya yömazan Kumanyası diyeler; Ramazan nelik sinsi ve alçakça planlara dikkat edelim. dağıtıyorlarsa, bu eğlencesi(!) adı alİnsanları uyaralım. Gösterişli iftar programlainsanlar İslam’da ki rına, sınıf ve itibara dayalı iftar yemeği davettında sergiledikleri lerine dikkat edelim. “infak” anlayışını aslında Ramazan katliamı olan bu gehenüz kavramamış celerde sahne alan demektir. şarkıcılara, türkücüİftar sofralarının lere ödedikleri onisraf ve gösteriş sofralarına dönüşmemesine binlerce liranın parasını kimden alıyorlar? Babadikkat edelim. Öyle sade ve mütevazı sofralar kularının veya kendilerinin cebinden mi çıkıyor bu ralım ki, bize gelen misafirlerimiz bizi de kendiparalar? sine davet etmeye cesaret bulsun. “Bu yıl İstanbul’a 1 milyon lale ektik” ekemez İsraf ve gösterişin ön plana çıktığı sofraların aileolaydınız… Ekme kardeşim ekme… O ekeceğin 1 leri birbirine kaynaştırmayacağını aksine birbirlemilyon laleye ve işgücüne harcayacağın parayla rinden soğutacağını anlayalım. bir bekâr evlendir, bir yetimi büyüt, bir garibana ev al, bin fakiri doyur… Kimin parasıyla kime reklam yapıyorsunuz?

Özellikle hanım kardeşlerimize sesleniyoruz;

Allah’tan korkun! Bu bozulma, bu dejenerasyon, bu bayağılaşma, bu özenti, bu israf nereye kadar devam edecek??

retleşme yaparak sevap kazanmaktır. Yemek ise

Ramazan bizleri değiştirmesi gerekirken maalesef içimizdeki beyinsizlerin eli ve marifetiyle biz Ramazan’ı değiştirme noktasına geldik…

sapmayalım, sevaptan mahrum kalmayalım.

Farklı inanç, kültür ve şartların etkisi altında kalarak Kur’an ve Sünnetle sabit olmuş; Ramazan ayını ihya etme şeklini unutturmaya yönelik sinsi ve alçakça planlara dikkat edelim. İnsanları uyaralım. Gösterişli iftar programlarına, sınıf ve itibara dayalı iftar yemeği davetlerine dikkat edelim. Ramazan’ı Ramazan olmaktan çıkarıp bir eğlence, bir kurtları dökme, bir karnaval, bir festival havasına sokmaya çalışan kişi ve kuruluşlara karşı uyanık olalım. Tepkilerimizi ortaya koyalım. Müslüman işveren kardeşlerimiz bu Ramazan ayında iki veya üç iftarını işçileriyle beraber yapsınlar. Çalışanının derdiyle dertlenmeyen henüz Mü’min ahlâkına sahip olmamış demektir. Yanında dürüstçe, alın teriyle çalışan insanların

66

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

asıl amaç bir araya gelmek ve rahmani bir ziyasadece ufak bir detaydır. Detayı gözümüzde büyütüp de asıl amacımızdan Karşımızdaki insanları israf ve gösterişle ezmeyelim… Komşularımızı, akrabalarımızı ve kardeşlerimizi lüks ve gösterişle değil, sıcak, samimi ve içten sohbetlerle kendimize bağlayalım. Son olarak, Mü’minlerin bu ayda yaşayacağı coşku, ibadetin coşkusudur. Kulluğun coşkusudur. Duanın, tevbenin, zikrin, hayır hasenatın, infakın, namazın, teheccüdün, muhabbetullahın coşkusudur. Müslümanın eğlencesi; İBADET’tir. Demokrat, Laik ve Kemalistlerin arzu ettiği ve olmasını istediği gibi DİREKLER ARASI eğlence rezaletleri değil… Ramazan ile değişenlerin kurtuluşa ulaşacağını, Ramazan’ı değiştirenlerin ise hüsrana uğrayacağını unutmayalım. Allah’ın Selamı Mü’minlerin üzerine olsun.


Ağlatan Kaside İmam Ahmed b. Hanbel’i Ağlatan Kaside

N

e zaman Rabbim bana; ”Utanmıyor musun benim sözümden çıktığında?” derse,

Ve günahlarını kullarımdan saklıyorsun ve onlarla karşıma çıkıyorsun!

Ne cevap verebilirim ki, yuh bana! Kim beni bundan sonra koruyabilir! Ben nefsimi zaman zaman değişik arzularımı yerine getirerek eğlendiriyorum! Ve ben öldükten ve kefene sarıldıktan sonra başıma ne geleceğini ve bana ne olacağını unutuyorum! Sanki ebedi hayat bana kesin bir şey, Sanki ölüm başıma gelmeyecekti. Ve güçlü ölüm kemeri gelmiştir.

Beni şimdi kim koruyacak...? Etrafımdakilere bakıyorum, “beni iyileştirecek kimse yok mu?” diye Bana sorulacaktır, “dünya hayatımda kendini kurtaracak ne ameller işledim!” diye, Cevabım ne olacaktır, dinimi ihmal ettikten sonra?

Yuh olsun bana! Allah’ın bana hitap ettiği sözleri hiç duymadım mı? Kaf ve Yasin sürelerinde geçenleri duymadım mı? Haşr gününü hiç duymadın mı? İnsanların toplanacağı gün? Din (hesap) gününü?

Ölüme çağıranın çağrısını hiç duymadın mı? Beni davet edip çağırdığı halde! Ya Rabbi tevbekar bir kulum, kim beni koruyacak? Affı her şeyi kaplayan ve beni hakka yönlendirecek Rabbimden başka? Ben sana döndüm, bana merhamet eyle ve benim salih amellerimi ağır eyle. Ve hesabımı hafifleştir, senden başka kimse

tarafından hesaba çekilmeyi tercih etmem.


&

İFTAR SAHUR BETÜL DEMİR

İftarın Fazileti

Ebu Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: “İnsanlar iftarda acele ettikleri sürece din üstün olmaya devam eder. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar iftarı geciktirirler.”(1) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine göre iftarı acele açmak ve sahurda sabah namazlarına yakın vakitte yemek, sahurda bir su dahi içmek de olsa kalkılması emir ve tavsiye buyruğundadır.

Ve yine Ebu Hureyre radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki; “Allah’u Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımdan bana en sevgili olan orucunu açmakta acele edendir.”(2) Başka rivayetlerde de orucu erken açanın hayır üzere yaşayacağı haber verilmektedir. İftarın faziletleriyle ilgili Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in diğer sünnetlerinden biri de orucu hurma veya su ile açılmasıdır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz iftar etmek istediği zaman orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa su ile iftar etsin, su temizdir.”(3) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem iftarı açtıktan sonra şöyle dua ederdi. İbn Ömer’in şöyle dediği nakledilir: “Susuzluk gitti, damarlar serinledi ve inşallah sevap da gerçekleştir.” Yine aynı yerde Peygamber efendimizin iftar ettiği zaman “Allah’ım! Sadece senin rızan için oruç tuttum ve senin verdiğin rızıkla orucumu açtım.” dediği nakledilmiştir.(4) İftarın faziletiyle ilgili olarak yukarıdaki hadisler tavsiye niteliği taşısa bile onun bir sünnetini dahi

68

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


takip etmek Müslümanın imanından gelen bir tavırdır. Onun izinde yürümek bir sevginin göstergesidir. Onu sevebilmek, onun izinden gitmek imanın bir derecesidir. Enes bin Malik radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Sizden biriniz beni annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe müddetçe tam iman etmiş olamaz.”(5) diye buyurmaktadır. Yaratılan kalpler kendisine iyilik yapana karşı sevgi duymak üzere yaratılmıştır. Ameller tartılırken niyetlerin ölçüsünü hedef alarak tartılır. Rasulullah’ın sünnetine uymanın bir diğer güzelliği ise ayetlerde açıklanmaktadır: “Rasulullah size neyi vadediyorsa onu alın, neyden men etti ise ondan sakının.”(6)“Zaten onun sözleri ve hareketleri kendi nefsinin eseri değildir. Yüce Mevla’nın vahyi ilhamının mahsulüdür.”(7)

İftar Yemeği Vermenin Fazileti Ramazan ayı girdiğinde iftar yemekleri verilir. Bu gelenek alışkanlık haline gelmiştir. Ancak bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerinden biridir. Birinin evinde iftar yemeği vermesinin fazileti de oldukça güzeldir. Sevap açısından da çok değerlidir. Zeyd İbn Halid el-Cüheyli radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim oruçluya iftar ettirirse oruçlu kadar sevap kazanır; oruçlunun sevabından ise hiçbir şey eksilmez.”(8) Rivayetlerden anlaşılır bir biçimde orucun sevabına dair yüce Allah, Orucun mükâfatını ben veririm, oruç benim için tutulur diye buyurmaktadır. Netice itibariyle oruç tutan bir kimse aynı zamanda bir oruçluyu iftar yemeğine davet ederse iki günün orucunu tek bir günde tutmuş gibi sevap kazanır. İyilikleri kat kat fazlasıyla, günahı ise yalnızca onun dengi kadar yazan bir Rabbimiz olduğuna göre yüce Allah ile ticaret yapmak Mü’minin hayatı boyunca yaptığı en güzel ve en kârlı alış-veriştir.

Sahurun Fazileti Sahurun faziletiyle ilgili olarak şu hadisler nakledilmektedir. Enes bin Malik radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.”(9) Amr İbn-ul As radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bizim orucumuz ile ehli kitabın orucu arasındaki en önemli fark sahur yemeğidir.”(10) Sahih hadisler sahur yemeğinin bolluk ve bereket olduğunu anlatıyor. Bizlere bolluk ve bereket her açıdan anlaşılabilir. Bu bereket hem seher vaktinin hem de sahura kalkan kimsenin yapacağı ibadet, zikir ile diğer güzel işlerin toplamından meydana gelen bir hayır ve sevap bereketidir. Yine sahur yapmanın tutulacak oruca güç vereceğini ifade ediyor. Gündüz orucu için sahur yemeğinden, namaz içinde öğle uykusundan yararlanın buyurulmuştur.(11) Rasulullah’ın bir sünnetini dahi uygulamak bolluk ve bereketten nasibini alabilmesi için bir bardak su ile de olsa yararlanmak oruçlu kimseye daha da güç ve kuvvet verecektir. Bu şekilde Rasulullah’ın sünnetine uymada disiplin haline getirmek ve bunu bir sevgi ruhu ile yapmak Mü’min için bir hayır sebebidir. Onun izinde gidenlere ve sevebilenlere ne mutlu.

-------------------------------------------------------1. Ebu Davud,İbn Mace 2. Tirmizi 3 .Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace 4. Ebu Davud, Siyam 22 5. Müslim, Buhari 6. Haşr 59/7 7. Necm 53/34 8. Tirmizi, Savm 82, Nesai, İbn Mace 9. Buhari, Müslim 10. Müslim, Tirmizi, Nesai 11. İbn Mace siyam 23, Hakim

RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

69


DERYA FIÇICI

RAMAZAN VE KUR’AN “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”(Bakara; 183)

“E

y iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara; 183)

fakat onu Rabbine kavuşturacak, ebedi cennetle

Seyyid Kutup bu ayetin tefsirinde orucun mahiyeti ile ilgili şunları söylemiştir: “İlahi hayat düzenini yeryüzünde hakim kılmak, insanlığı önder ve örnek olmak amacıyla kendisine Allah yolunda cihat etmesi farz kılınan bu ümmete, oruç tutmanın da farz kılınması son derece doğaldı. Çünkü oruç, azimli ve kesin iradeyi geliştirme alanı, insanın Allah ile itaat ve boyun eğme ilişkisi kurma ortamıdır. Bunların yanı sıra oruç, bütün organik bağlardan kurtulma, bu zaruretlerin üzerine yükselme, yüce Allah katındaki hoşnutluğu ve nimetleri tercih ederek bu organik zaruretlerin baskısına ve ağırlığına dayanmak/katlanmak ortamıdır.

rimizdeki baskısından kurtulamayıp, Kuran ile

İnsanı değerli kılan, diğer varlıkların üzerinde tutan, yeryüzünün halifesi olma şerefine yükselten, yaratan Rabbine itaat etmesi, Allah’ın kendisine çizdiği sınırlarda yaşama gayreti ve buna teslim olmasıdır. Müminlerin yaşam sınırlarını Allah, Kuran-ı Kerim’de ve peygamberin sünnetleriyle belirlemiştir. Mümin kul meşakkatli olan,

vuslat bulacak, sırat-ı müstakim yolunu takip eder.” Organik ihtiyaçlarımız sebebiyle, onların üzesıhhatli bir bağ, sıhhatli bir buluşma gerçekleştirmeyen insan, nefsi ihtiyaçlarını asgariye indirdiği bu ayda Rabbinin sözü ile baş başa kalmaz ise diğer on bir ayda gücü tükenir, kuvveti azalır, takvadan düşer. Sahabeyi kiramdan Hanzala ibni Rebî radıyallahu anhu anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydık, bize öğüt verdi, cehennemden söz etti. Sonra eve geldim, çocuklarla güldüm, eşimle eğlendim. Daha sonra evden çıktım. Yolda ağlayarak giderken Ebû Bekir’e rastladım. “Neyin var, Hanzala?” diye sordu. “Hanzala münafık oldu!” dedim. “Fesübhânallah! Sen ne diyorsun?” “Öyle ya, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyoruz.


Bize cennet ve cehennemden bahsediyor; onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi unutuyoruz.” Ebû Bekir radıyallahu anhu: “Vallahi biz de aynı durumdayız. Yürü Allah Rasulüne gidelim.” dedi. Birlikte yola düştük ve Hz. Peygamberin huzuruna girdik. Ben: “Ya Rasûlallah! Hanzala münafık oldu.” dedim. “Bu ne demek?” buyurdu. “Ey Allah’ın Rasulü! Yanında bulunduğumuzda bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun; biz de onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Senin huzurundan çıkıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işimizin başına dönünce, bunların çoğunu unutuyoruz.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz benim yanımda bulunduğunuz hâli devam ettirip hep zikirle meşgul olsaydınız, melekler, yattığınız yataklarda yürüdüğünüz ­yollarda sizinle tokalaşırdı. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi dünya işlerine ayırınız.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözü üç defa tekrarladı. Bu hadisten şunu da anlıyoruz o dönemde sahabeyi kiram Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dinlediği zaman imanında belirgin bir artış yaşıyor. Dolayısı ile bizlerin bugün peygamberi dinlemesi demek onun sünnetini çok iyi takip etmek, Kur’an-ı Kerim’i sürekli okumak, zihnimizde ve kalbimizde sürekli canlı tutmak demektir. Hanzala radıyallahu anhun dediği üzere dünyalık işlere uzun süre dalıp kuran ve sünnetten uzak olmak, imanda azalmaya sebep olur.

Seyyid Kutup bu ayetin tefsirinde orucun mahiyeti ile ilgili şunları söylemiştir: “İlahi hayat düzenini yeryüzünde hakim kılmak, insanlığı önder ve örnek olmak amacıyla kendisine Allah yolunda cihat etmesi farz kılınan bu ümmete, oruç tutmanın da farz kılınması son derece doğaldı. Çünkü oruç, azimli ve kesin iradeyi geliştirme alanı, insanın Allah ile itaat ve boyun eğme ilişkisi kurma ortamıdır. Bunların yanı sıra oruç, bütün organik bağlardan kurtulma, bu zaruretlerin üzerine yükselme, yüce Allah katındaki hoşnutluğu ve nimetleri tercih ederek bu organik zaruretlerin baskısına ve ağırlığına dayanmak/ katlanmak ortamıdır. İnsanın Rabbiyle arasında ki engel, Allah’ın insana verdiği nimetlerle doğru bir ilişki kuramamasından kaynaklanır. Allah Adem oğluna her zaman yeryüzünde ki nimetleri nasıl kullanacağını vahiy yoluyla bildirmiş ve bunu nasıl pratize edeceğini gösteren önderler, peygamberler göndermiştir. Mümin insana düşen görev Allah’ın kendisine gönderdiği kitabı hakkıyla okumak, anlamak ve peygamberin sünnetini takip etmektir. Kuran ve sünnetle olan bağımızı hakkıyla sürdüremediğimiz takdirde şeytanın kurduğu tuzaklar karşısında zayıflık gösteririz. Rabbimiz müminlere muhafaza etmek için, şeytanın türlü oyunlarına karşı nasıl mücadele edeceğimizi öğrendiğimiz Ramazan ayında bizleri oruç tutmakla mükellef kılmıştır. Hayat kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup, tefekkür edip, anlamamızın önündeki bütün engellerin kalktığı otuz günlük mübarek zaman dilimini kullarına bahşetmiştir. Sıratı müstakimde yürüme tekniklerini öğrendiğimiz, yolRAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

71


Ramazan ayı içerisinde bir gece vardır ki Rabbimiz şöyle buyurur: “Doğrusu Biz; onu, Kadr gecesinde indirdik Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? Kadr gecesi; bin aydan daha hayırlıdır.” Kadir Suresi (1, 2, 3.)

Kur’an ve Sünnetle olan bağımızı hakkıyla sürdüremediğimiz takdirde şeytanın kurduğu tuzaklar karşısında zayıflık gösteririz. Rabbimiz müminlere muhafaza etmek için, şeytanın türlü oyunlarına karşı nasıl mücadele edeceğimizi öğrendiğimiz Ramazan ayında bizleri oruç tutmakla mükellef kılmıştır. Hayat kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup, tefekkür edip, anlamamızın önündeki bütün engellerin kalktığı otuz günlük mübarek zaman dilimini kullarına bahşetmiştir. Sıratı müstakimde yürüme tekniklerini öğrendiğimiz, yoldaki sıkıntıların neler olabileceğini tecrübe ettiğimiz, vitamin depoladığımız, idman yaptığımız mübarek zaman dilimi… daki sıkıntıların neler olabileceğini tecrübe ettiğimiz, vitamin depoladığımız, idman yaptığımız mübarek zaman dilimi… Ramazan ayı içerisinde gerçekleştirdiğiniz sünnetlerden biri de mukabeledir. Mukabele sözlükte yüzleştirme, karşılık verme, mukayese etme anlamına gelir. Cibril aleyhisselam her sene Ramazan ayında bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kuran ayetlerini Cibril aleyhisselam’a okurdu. Buna “arz” denir. Aynı ayetleri mukayese için bir de Cibril aleyhisselam okurdu. Buna da “mukabele” denir. Rabbim inşallah bu sünneti yerine getirirken, kalbimizde ki, beynimizde ki, idrakimizde ki yanlışları Kuran süzgecinden geçirip onlarla yüzleşmeyi, mukayese etmeyi ve doğru olanla amel etmeyi bizlere nasip eder.

72

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014

Bu ayetlerin tefsirinde Seyyid Kutup şu ifadeleri kullanmıştır: Bugün biz birbiri ardı sıra uzayıp gelen nesillerin ardından bu mübarek ve mutlu geceye göz attığımızda, bu gecede bütün yeryüzünün tanık olduğu, akıllara durgunluk veren şu şenliği kafamızda canlandırdığımızda ve o gecede olan olayların iç yüzünü derinden derine düşündüğümüzde gerçekten büyük bir olayla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. O gecede her iş hikmet uyarınca açıklanmıştır, yazılmıştır. Değerler, prensipler ve değer ölçüleri o gece konulmuştur. O gece kişilerin kaderlerinden daha büyük kaderler, milletlerin, devletlerin, sistemlerin ve kalplerin kaderleri belirlenmiştir. Yeryüzü değerlerinin, prensiplerinin anlamsızlaştığı, iptal edildiği o mübarek gece… Rabbimizin sözüyle anlam kazandığımız, yüceldiğimiz o mübarek geceyi, içinde barındıran Ramazan… Ramazan bizi o geceye ulaştıran, Allah’ın kitabıyla yeniden buluşturup, yeniden anlam kazandıran, yeniden yücelten, değerlerimizi, değerlendirmelerimizi, prensiplerimizi neye ve kime göre yaptığımızı tekrar gözden geçirmemiz gereken ayın adı… Bu mübarek ayı dini ve manevi özelliklerinden soyutlamadan, amacından saptırmadan, insanı ibadetten uzaklaştıracak; alışveriş, eğlence ve panayır yerleri gibi ortamlardan uzak durarak, özellikle mümin kadınların zaten yıl boyunca mutfakla meşgul olup bu ayı daha fazla mutfağa hapsederek geçirmeyip Kur’an ve nafileler ile geçirebilmesi, Allah’ın bize verdiği nimetlerle fazlasıyla meşgul olup nimetlerin en büyüğü olan hidayet ve iman nimetini unutarak gaflete düşmeden geçirebilmek. Kendimizi bu ayda Kur’an ile değerlendirip, kuranla değerlenebilmek duası ile…


RTOJ

ROPÖ

HÜSEYİN KILIÇ

EBU BEKİR ŞATİRİ İLE RÖPORTAJ Ümmet-i Muhammed bir bütündür, onlara bir musibet geldiğinde bütün ümmet acı duyar, herhangi bir zarar ve kötülük isabet ettiğinde bütün ümmet bu dertle dertlenir. Çünkü Müslümanlar tek bir ümmettir.

J

osef İslam: Es selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh Şeyh,

Şatiri: VE ALEYKÜM SELÂM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATUH Josef İslam: Öncelikle sizden kısaca kendinizi tanıtmanızı istiyoruz. Şatiri: Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a, Salât ve Selâm Peygamberlerin en şereflisine, ailesine, onu takip eden sahabilere ve bütün Müslümanların üzerine olsun. Ben sevgili kardeşiniz, Şeyh İbn Ebu Bekir İbn Muhammmed eş Şatiri Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde doğdum. Şu an Cidde şehrindeki el Furkan Camii’nde imamlık yapmaktayım. Evliyim, biri kız dördü erkek beş çocuğum var. Josef İslam: Maşaallah. Birinci sorumuz hocam bildiğiniz üzere birçok Kurra, hafız, Kari ve Kur’an-ı Kerim’i okuyan birçok Müslüman var ve bununla beraber küfre karşı bir meylimiz var. Bunun sebebi Kur’an-ı RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

73


Kerim’i okuyup anlamamamız mı ya da manası üzerine tefekkür etmememiz mi? Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Şatiri: Öncelikle Soma maden ocağında vefat eden Müslüman kardeşlerimizin ailelerine baş sağlığı diliyorum. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın onları şehitler zümresinden kılmasını ve onların günahlarını bağışlamasını niyaz ediyorum. Ailelerine sabır diliyorum ve bizim de Allahu Teâlâ’nın bu

Kuranın hepsi Allah’ın kelamıdır, hepsi etkileyicidir. Fakat burada durum surelerle alakalı değil kalbin durumuyla alakalıdır, eğer kalp temiz ve Allah’tan korkar bir haldeyse okuduğu ayetlerden etkilenir.

kaderine razı olmamızı temenni ediyorum. Ümmet-i Muhammed bir bütündür, onlara bir musibet geldiğinde bütün ümmet acı duyar, herhangi bir zarar ve kötülük isabet ettiğinde bütün ümmet bu dertle dertlenir. Çünkü Müslümanlar tek bir ümmettir. ‘’Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir...’’ [Mu’minun Suresi 52. Ayet] Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bütün Müslümanları her nerede olursa olsun korumasını istiyoruz. Sorunuza gelince, Allah Subhanehu ve Teâlâ Kur’anı Kerim’i hayatımızda bir düstur kılmıştır ki Müslümanların üzerinde yürüdükleri yol

rebilmek için Kur’an-ı Kerim ayetlerini yaşantımızın bir parçası haline getirerek o ayetleri hayatımıza bir kandil kılıp ayetlerin gösterdiği yolda ilerlememiz ve herhangi bir şey yapmadan önce şunu düşünmemiz gerekir: ‘Allah Subhanehu ve Teâlâ bize bunu yapmamızı söylüyor mu?’ İşte bu şekilde Kur’an-ı Kerim bizim her zaman öncümüzdür ve bizi her zaman hayra teşvik eder. Ne zaman Müslümanlar Kur’an-ı Kerimi ve ayetlerini göz ardı ederlerse onları bu hareketleri

olsun.

helâka sürükler. Fakat eğer Müslümanlar Kur’an-ı

Bu hususta Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle bu-

ulaştırır.

yurmuştur: ‘’...Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitab gelmiştir.’’ [Maide Suresi 15. Ayet] Allah Subhanehu ve Teâlâ bu kitapla sırat-ı mustakime, kendi rızasına ulaştırır. Onları, içinde

Kerim’i hayatlarında öncü kılarlarsa onları hayra Josef İslam: Hocam, sizinde bildiğiniz üzere yaz aylarında birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Kur’an kursları eğitimini yoğunlaştırıyor. Sizden, Kur’an-ı Kerim öğreten kardeşlerimize eğitimlerinin daha verimli olması için kısaca tavsiyeleri-

bulundukları bütün karanlıklardan, Allah Subha-

nizi duymak istiyoruz.

nehu ve Teâlâ’nın nuruna çıkartır. Kur’an-ı Kerim

Şatiri: İlk olarak tabi ki de niyetlerimizi samimi

doğru kimseler için hidayettir. Müslümanlar hayatın tüm alanında, ister bireysel ister ailevi, ister ictimai, ister siyasi, ister iktisadi her durumda bu kitabı yol gösterici kabul edip sımsıkı sarılır, gözlerinin nuru kabul ederlerse mutluluğa ulaşırlar. Hatta insanlığın tamamı bunu yapsa mutluluğa ulaşır ve Allah Subhanehu ve Teâlâ bunu kita-

74

metli bir menheci içerir. Bu menheci değerlendi-

tutmamız gerekir. Medreselerde eğitim veren hocalarımız büyük sorumluluk alıyorlar ve onlar ümmetin en şerefli risalesini okutuyorlar. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.”

bında açıklamıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerim iyilik,

(Buhârî, Fedâilu’l Kur’ân 21)

güzellik, adalet ve hoşgörü üzerine inşa edilmiştir

Niyetlerini sadece Allah rızası için kılmaları ge-

ve Kur’an-ı Kerim tüm topluma karşı merha-

rekir. Öğrencilerine Kur’an-ı Kerimi sevdirmeli ve

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


onlara Kur’an-ı Kerimi daha iyi ezberleyip daha iyi okuyabilmeleri için güzel programlar yapmalıdırlar. Öğrencilerin hatalarını örtüp, onlara karşı çok sabırlı olmalı ve niyetlerini devamlı tazelemelidirler. Josef İslam: Teşekkürler. Bu arada hocam, bir şeyi çok ama çok merak ediyoruz. Acaba sizi Kur’an-ı Kerim’de en çok hangi sure veya hangi ayet etkiliyor ? Sebebiyle birlikte öğrenebilir miyiz? Şatiri: Vallahi, Kur’an’ın hepsi Allah’ın kelâmıdır, hepsi etkileyicidir. Fakat burada durum surelerle alakalı değil, kalbin durumuyla alakalıdır. Eğer kalp temiz ve Allah’tan korkar bir haldeyse okuduğu ayetlerden etkilenir. Mesela; bazen Fatiha Suresi’ni okur ve bir tatlılık ve enteresan duygular hissedersiniz ve birkaç gün sonra yeniden okuduğunuzda ilk günkü tat ve duyguyu hissedemezsiniz, peki burada değişen fatiha mı veya ayetler mi? Hayır! Bilakis kalplerin o an ki halidir. Kur’an-ı okuyup bir tat ve zevk almak isteyen kişi için gereken şey, Kur’an okumadan önce kalbini temizlemesidir. Hocam Şeyh Abdullah Mutlak (Allah onu korusun) bir keresinde yanında otururken şöyle demişti: ‘Ey evlatlarım! Kur’an-ı Kerimi okumadan önce kalplerinizi istiğfarla temizleyin.’ ‘’Hayır! bilakis yapmış oldukları şeyler onların kalplerinin üzerini kapladı (ve kalplerini kararttı.)’’ [ Mutaffifin; 14] Kalpler, içlerine günahlar girdi mi Kur’an’ın etkileyiciliğine, tatlılığına ve anlaşılmasına karşı bir engel olur. Hepimiz için gereken husus Kur’an-ı Kerim’i okumadan önce kalplerimizdeki niyetleri samimi tutmaktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan, kalpleri Kur’an-ı Kerim’e açılmışlardan kılıp, kalplerimizdeki fesadı temizlemesini temenni ederim.

mümkünse sesinizi nasıl muhafaza ettiğinizi ve bu konudaki tavsiyelerinizi bizlere söyler misiniz? Şatiri: Vallahi öncelikle bu Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bizim üzerimizdeki bir nimetidir. O bizi yaratmış ve kimimize ses, kimimize zeka, kimimize ise belagat nimeti vermiştir. Bazılarımız bu güzel nimetleri O’nun yolunda kullanmış fakat bazıları ise O’nun rızası dışında kullanarak bu güzel nimetleri israf etmişlerdir. Allah Subhanehu

Josef İslam: Hocam Maşaallah sesiniz Müslüman

ve Teâlâ sana bir nimet verdi ve kendi yolunda

gençleri ve büyük toplulukları etkiliyor. Peki

kullandırttıysa senin için bir hayır dilemiştir. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

75


Josef İslam: Son olarak, Hocam Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu

Yeryüzünde yürüyen Kuran olmalı ve inanmalısın ki insanlar sana baktığında yani dışarıdayken sana Türksün, Kürtsün, Arapsın veya Yemenlisin diye bakmasınlar. Bilakis seni Müslüman kişiliğinle tanısınlar, ‘sen Müslümansın’ desinler.

gibi: “Din nasihattir” [Buhari, İman 42] bu konudan ötürü özelde Josef İslam takipçilerine ve (Nebevi Hayat dergisi okuyucularına) söylemek istediğiniz bir şey var mı? Şatiri: Allah Subhanehu ve Teâlâ size İslam nimetini ikram etmişse en büyük ikramı yapmıştır. Bu nimetin değerini bilin bundan dolayı sürekli itibarınızı koruyun. Her zaman ve her yerde İslam davetçileri olun. İster Türkiye’de, ister Suud’da, ister İngiltere’de...

Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan gösterişsiz ameller isteriz.

lısın ki insanlar sana baktığında yani dışarıdayken sana Türksün, Kürtsün, Arapsın veya Yemenlisin

Allah Subhanehu ve Teâlâ bir nimet verdiği zaman

diye bakmasınlar. Bilakis seni Müslüman kişili-

onu geliştirmek ve nimet verici olan Allah Subha-

ğinle tanısınlar, ‘sen Müslümansın’ desinler.

nehu ve Teâlâ’nın rızasına uygun bir şekilde kul-

Senin kimliğin yaşadığın topraklarda hatta o top-

lanmaya çalış. Çünkü bir nimete şükretmek, sa-

rakların dışında da İslam’dır. Yani sen Müslü-

dece lisanla olmaz. Onu fiile dökmek de gerekir.

mansın, her şey sana bağlıdır. (insanlar sana bak-

Çünkü bu nimeti Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın rızasına uygun bir şekilde kullanırsan Allah Subhanehu ve Teâlâ bu nimeti üzerinde ziyade kılar, arttırır ve bu hususta önünü açar. Takvalı olun ki Allah Subhanehu ve Teâlâ size öğretsin. Eğer insan takvalı olursa ve bu nimeti kendisine Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın verdiğini

tığında) ‘bak bu Müslümanlar nasıl yaşıyorlar, nasıl davranıyorlar, bak ahlakları Nasıl?’ derler. Ve hatırla! İslam, beldelere ve Asya Kıtasına ticaretle girdi. Her ne zaman Müslümanlar inançlarını (gerçek manada) yaşadıklarında, tasarruflarında doğru olduklarında, emin olduklarında, insanlar bu muameleden dolayı etkilendiler ve Müslümanların İslam’i davetlerine icabet ettiler.

itiraf ederse ki Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle

Yani düşün! Sen doğruya çağırıyorsun ama doğru

buyuruyor: ‘..şükrederseniz arttırırım.’ [İbrahim

değilsin. Bu tezatta insanlar davetinize nasıl icabet

suresi 7. Ayet]

etsinler. Derler ki; ‘şayet bu dinde hayır olsa sen

Yani insan lisanıyla, kalbiyle ve bütün benliğiyle

etkilenir ve doğru olurdun.’

bu nimetlere şükrederse Allah Subhanehu ve

Allah bizi dini üzere sabit kılsın.

Teâlâ o nimeti arttırır, muvaffak kılar, sesine gü-

Josef İslam: Hocam teşekkür ederiz. Allah razı

zellik verir ve bu nimeti üzerinde korur.

olsun. Allah sizi korusun.

Bununla beraber bu yola baş koyanlar için boğaz-

Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bizi burada topla-

larını, diyaframlarını korumaları gerekir. Bunlarla

dığı gibi cennette de toplamasını temenni ederim.

ilgili çeşitli içecekler var. Bunları içmesi lazım.

Ve siz değerli izleyicilerimize (okuyucularımıza)

Bunlar sesi güzelleştirir ve bu nimetin ömrünü

76

Yeryüzünde yürüyen Kur’an olmalı ve inanma-

de izlediğiniz (okuduğunuz) için teşekkür ederiz.

uzatır. Bu nasihatlerim inşallah yeterlidir. Allah

Allahu Teâlâ, hocamız Şeyh Ebu Bekir Şatıri ile

Subhanehu ve Teâlâ’dan bizleri korumasını niyaz

yaptığımız röportajı bol sevaplı ve etkileyici kıl-

ediyoruz.

masını temenni ederiz.

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


RAMAZAN Ya Rab şu muazzam Ramazan hürmetine, Kaldır aradan vahdete ne hail ise; Ya Rab şu asırlarca süren tefrikadan Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se. Madem ki verdin bize bir ruh-u nevin... Ya Rab, daha bir nefha-i te’yid insin. M. Akif Ersoy


DÜNYA EBU HAMZA’YA ÖMÜR BOYU HAPİS İSTEĞİ

İ

ngiltere tarafından iki yıl önce ABD’ye teslim edilen ve A.B.D arasında El Kaide’ye desteğin de yer aldığı 11 suçlamayla yargılanan Mısır doğumlu alim Ebu Hamza, dört haftalık yargılamanın ardından jüri tarafından suçlu bulundu. İngiltere’nin Başkenti Londra’da Finsbury Park’taki camide verdiği vaazlarda nefret suçu ve cinayete azmettirme suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanan Ebu Hamza, ABD’nin talebi üzerine iki yıl önce New York’a getirilmişti. Manhattan’daki Federal Mahkemede, doğum ismi olan Mustafa Kamil Mustafa adıyla Yemen’de turistlerin kaçırılması, Oregon’da terörist eğitim kampı organize etme ve 11 Eylül saldırılarını övmenin de arasında bulunduğu 11 suçlamayla yargılanan Ebu Hamza, iddiaları reddetti. Avukatının, suçlamaların müvekkilinin eylemleri değil söylemleri nedeniyle yöneltildiğini savunmasına karşın Ebu Hamza, jüri tarafından suçlu bulundu. Ebu Hamza’nın ömür boyu hapis cezası alması bekleniyor.

BEDİİ MAHKEMEYE ‘’NAMAZ KILANLARI ÖLDÜRENLER BİZ DEĞİLDİK’’

M

ısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeyindeki Kalyub MISIR kentinin yolunu kesmek suçlamasıyla yargılanan Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii, çıkarıldığı mahkemedeki savunmasında, “İhvan olarak 85 yıllık geçmişimizde hiçbir zaman şiddet kullanmadık. Terörle suçlanacak hiçbir tutum sergilemedik. İnsaflı olanlar buna şahittir. Namaz kılanları öldürenler ve yaralıları canlı canlı yakanlar biz değil teröristler ve baltacılar idi. Biz, hiçbir zaman saldırılara karşılık vermedik. Allah’ın dinini hikmetle ve güzel nasihatle savunmaya devam edeceğiz” dedi. Kendilerini davetçi olarak tanımladıklarını ve halkın yargılayıcısı olmadıklarını kaydeden Bedii, her türlü şiddete karşı durmaya devam edeceklerini vurguladı. Mısır mahkemelerine siyasi çatışmalara girmeme çağrısında da bulunan Bedii, “Ben sizi bu siyasi çatışmaya katılmaktan tenzih ediyorum” diye konuştu. Aynı davadan yargılanan Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci de savunmasında mevcut rejimi ve güvenlik güçlerini kincilik ve şahsi, siyasi düşmanlıkla suçlayarak, hayatını ilimle ve siyasetle geçirdiğini ve bir anda mafya başkanı olmakla suçlandığını dile getirdi. Biltaci, “Tarih, çok uzun süre geçmeden bir kaç ay sonra gerçeği ortaya çıkaracak, utanç verici durum düzeltilecek ve herkes tek tek yargılanacak” dedi. Mahkeme, duruşmayı karar için 7 Haziran’a erteledi.

78

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


FİLİSTİN İÇİN KAN DÖKENLERİ UNUTMAYACAĞIZ !

DÜNYA

Gazze’deki Filistin Hükümeti Başbakanı İsmail Heniye, “Mavi FİLİSTİN Marmara’da Filistin için kanını feda eden Türklerin kanı, unutmamızın mümkün olmayacağı boynumuzun borcudur” dedi.

H

eniye, 2006’dan bu yana devam eden İsrail ablukası nedeniyle Gazze’ye destek amacıyla Ürdün ve Cezayir’den gelen yardım kafilelerini kabulünde yaptığı konuşmada, Mavi Marmara’daki Türklerin, Gazze ablukasını kırmak için kanlarını feda ettiklerini söyledi. Gazze ile dayanışma heyetlerinin İsrail ablukasını kırma konusunda katkı sağladığını da belirten Heniye, geçen yılın aynı döneminde Gazze’ye 170 kafile geldiğini ancak bu sene şu ana kadar 8 kafilenin bölgeye ulaştığını kaydetti. Türk halkının, Gazze’ye desteğinden övgüyle söz eden Heniye, “Mavi Marmara’da Filistin için kanını feda eden Türklerin kanı, unutmamızın mümkün olmayacağı boynumuzun borcudur” ifadesini kullandı. Refah Sınır Kapısı’ndan dün Gazze’ye giren ve 37 kişiden oluşan Cezayir-Ürdün konvoyunda yaklaşık 2,5 milyon dolar değerinde tıbbi yardım bulunuyor. İsrail’in, dış dünyayla bütün bağlantısını kopardığı Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisi, 2010’da dünyanın birçok ülkesinden çok sayıda aktivistle İstanbul’dan yola çıkmıştı. Bebeklere mama, oyuncak, gıda ve ilaç yüklenerek yola çıkan Mavi Marmara, 31 Mayıs’ta Akdeniz’de uluslararası sularda seyrederken İsrail komandolarının saldırısına uğramış, olayda, arasında 19 yaşındaki Furkan Doğan’ın da bulunduğu 9 Türk yaşamını yitirmiş, 50’yi aşkın kişi yaralanmıştı.

KAN EMİCİ ESAD’IN YENİ OYUNCAĞI ‘’KLOR GAZI’’

İ

nsan Hakları İzleme Örgütü, klor gazı bombalarının SURİYE askeri helikopterle muhaliflerin bulunduğu bölgelere atıldığının tespit edildiğini, görgü tanıkları, video ve fotoğraflara dayandırarak aktardı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Orta Doğu ve Kuzey Afrika sorumlularından Nedim Huri, “Sivillerin hedef alınması bir yana, Suriye’nin klor gazını bir silah olarak kullanması bile açıkça uluslararası hukukun ihlali anlamına geliyor. Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki durumu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sevk etmesi için bir başka nedendir” dedi. Örgüt, 5’i sağlık personeli 10 görgü tanığıyla görüştü. Bu görüşmelerde görgü tanıkları, saldırı sırasında helikopterlerden atılan varil bombalarının, “ev temizliğinde kullanılanlara benzer” belirgin bir koku yaydığını belirtirken, yaralılara müdahale eden doktorlar, 11 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan saldırılarda yaklaşık 500 kişide de klor gazına maruz kaldıklarını gösteren semptomlar görüldüğünü bildirdi. Video görüntüleri ve yerel aktivistlerden edinilen bilgilerin de bu iddiaları doğrular nitelikte olduğu ifade edildi. RAMAZAN 1435

NEBEVÎ HAYAT

79


SİZDEN GELENLER

Esma Köse

VAKIF ADAM B

ir adamdan bahsetmek istiyorum size. Hak olan davaya ruhunu vakfetmiş, hür yürekli bir adamdan. Adı bilinmiyor ama

vakıflığı Allah tarafından onaylanmış bir adam. Allah’ın unutturmadığı , kıyamete kadar Kuran’ın kalbi olan Yasin suresinde yaşattığı, herkesin Hakkı reddettiği bir ortamda Hakkı haykırmak için, tâ şehrin öte ucundan koşarak gelen adam, benim kahramanım.. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kavminden dolayı sıkıldığı bir anda bir şehir halkını örnek veriyordu Allah; ‘’hani onlara, O iki elçiyi göndermiştik de onları yalanladılar.” “Elçiler, Rabb’imiz biliyor ki; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz” diyorlardı. O kafir kavim ise onları uğursuzluk sebebi olarak görmüş ve taşlayarak öldürmekle tehdit etmişlerdi. İşte tam da o sırada koştu ölümü omuzunda taşıyan o adam. Şehrin dışında güvenli bir bölgede olduğu halde kendini düşünmedi. Şehrin öte ucunda, karanlık bir mağarada Allah’a ibadet etmeyi tercih etmedi. Tek başına olması, bir şeyleri değiştirecek gücünün olmaması (görünüşte) ona geri adım attırmadı. Allah’a güvendi ve Hakkın güçlü sesine koştu. Hakkın adamlara ihtiyacı olduğu bir durumda, adam olarak atıldı meydana. Söyleyeceği çok fazla sözü yoktu, ama söyleyeceği tek söz Hakk olandı, inandığıydı. Elçilerin haberini işitince, o tek sözü söylemek için koştu. ‘’Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim’’ derken vakıf ruhu ile sesleniyordu insanlara. ‘Kendi içinde uyanan fıtratın sesine çağırıyordu onları.’ Şimdi en çok o adamın vakıflığına ihtiyacı var dünyanın. Samimiyetle iman ettiği Hakkı, ölümü omuzlayarak yüklenen o hür adama. Vakıf ruhlu bu adam sırf savunduğu dava için kavmi tarafından şehit edildi. Ancak Rabbi onu şehadetinden sonra bile anlattı bizlere. Rabb’inin ‘’haydi gir cennete’’ hitabından sonra bile; “ah ne olurdu kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu görseydi’’ dedi. Vakıf adam merhametiydi bunu ona söyleten. O sadece bedenini değil ruhunu vakfetmişti davasına. Hakkı söyleyenin hakkının karşısına, hakka boyanmış batıllar sunulurken şehrin öte ucundan çıkıp gelecek, hak olana hak olduğu için omuz verecek adamlara ihtiyacı var Ümmetin…

80

NEBEVÎ HAYAT

HAZİRAN 2014


Nebevi Hayat Dergisi 19. sayı (2014)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/