Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Şubat 2014 1435

Yıl: 2 Sayı: 15 - Fiyatı: 6 TL

Facebook.com/NebeviHayat twitter.com/nebevihayat

www.nebevihayatyayinlari.com

Rebiülahir


Seminer

2014

da

Ay

1

Çarsamba

Bütün Dersler Saat: Müslümanın Hayatında Zikrin Önemi, Fazileti ve Günlük Zikirler

8 Ocak

İslam Nizamı ve Beşeri Sistemler

5 Mart

Hakan Sarıküçük

Yasin Karataş Fuhuş, Fuhuşa Götüren Yollar ve Gözü Haramdan Koruma

7 Mayıs

Geleneksel Ramazan İftarı Programı

Temmuz

İslam Daveti ve Davetçilerin Özellikleri

10 Eylül

20:30

Kıyametin Büyük Alametlerinden Deccal, Özellikleri ve Korunma Yolları

9 Nisan

Arınma ve Takva Ayı Ramazan

4 Haziran

Hüseyin Nohut

5 Kasım Mustafa Tatlı

Mahmut Varhan

Ebu Hanife’nin Hayatı, Mücadelesi, Eserleri

İbrahim Özpolat

Abdulkadir Kızmaz Merhum Şehid Seyyid Kutub’un Hayatı, Mücadelesi, Eserleri ve Şehadeti

6 Ağustos

Hz. İsa'nın Nüzûlu Meselesi

8 Ekim

Zafer Mert Oryantalizm ve İslam Ümmeti Üzerindeki Oyunları

5 Şubat

Hasan Karakaya

Mahmut Varhan Hz. Ebubekir (r.a)’ın Hayatı, Fazileti, Zühdü, Hilafeti ve Vefatı

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli/İstanbul www.imambuharivakfi.org

10 Aralık Ramazan Zenbil


Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli / İstanbul

Tel-Faks: (0212)

515 65 72 GSM: (0543) 654 46 63

www.nebevihayatyayinlari.com - siparis@nebevihayatyayinlari.com


YIL: 2 Sayı: 15 Fiyatı: 6 TL

İÇİNDEKİLER

Sahibi İmam Buhari Eğitim ve Araştırma Vakfı Adına Ramazan Küpoğlu Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük

CİHADIN GAYESİ VE HEDEFİ

TARTIŞMALAR

ARASINDA TERKEDİLEN CİHAD FARİZASI

CİHADIN KISIMLARI

GAZİLİK VE FAZİLETİ

Abone ve Dağıtım Sorumlusu Yusuf Çelebi (0534 403 64 25) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları 2014 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 70 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı Cilt: Marki Matbaa Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Şubat 2014 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

Mahmut Varhan

4

Hakan Sarıküçük

12

R. Said Aycil

16

24

Bir Haykırış; “Sakın Cihadı Terketmeyin!” Said Özdemir

28

Şehadet Bir Zaferdir Muhammed Ali Mücahid

32

Kaybedeni Olmayan Ticaret: “Allah Yolunda Şehadet” Ali Yücel

36

Bir Hidâyet Öyküsü Cihan Malay

38

Hama: DEVRİN DESTANLAŞAN ÖYKÜSÜ Rıdvan Bodur

41

Hama Kahramanı: Üstad Mervan Hadid Hüseyin Kalender

45

Fitneye Engel Olan Ayetler -2 Yusuf Yılmaz

48

“Öldü Ama... Hurilerin Sesini İşitiyordu.” Emine Özdemir

51

ŞEHADET ARZUSU Ebubekir Eren

52

Kitap - Şehid Dr. Abdullah Azzam Külliyatı

54

BAKIŞ

63

Dünyadan Haberler

64

Sizden Gelenler

GÜNDEME

Mustafa Tatlı

Suriye Cihadı ve Bir İç Muhasebe Nedim Bal

20


Allah’ın adıyla Hamd, “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu anlayamazsınız.” buyuran yüce Rabbimize, salât ve Selâmların en güzeli “Cennetlikler arasında şehidden başka tekrar dünyaya dönmekten mutluluk duyan bir kimse yoktur.” buyuran efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, pak sahabelerine ve onların nurlu yollarının takipçilerinin üzerine olsun. Değerli Dostlar, Coğrafyamızda Şubat ayı, şehitlerle birlikte anılır, şehitlere has programlar tertip edilir hale gelmiştir. Bizler de geçen sene şubat ayında olduğu gibi bu sayımızı da cihad ve şehadet konularına ayırdık. Değerli Dostlar, İslam coğrafyası kafirler, münafıklar ve onların işbirlikçileri tarafından kan gölüne çevrilmiş durumda. Ka-

tiller demokrasi havarisi olarak lanse edilirken, öz vatanlarını savunmak uğruna bedel ödeyen Müslümanlar terörist olarak damgalanmakta… Yüzbinlerce insanı kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürenler, yargılanmaz, aleyhlerinde ciddi hiçbir yargılama yapılmazken, zülme direnenler, namuslarını koruma mücadelesi verenler aşırıcılıkla suçlanmakta, terörist damgası yemekte… Üç beş ağacı bahane edip ayaklananlar ve onları destekleyen sözüm ona insan hakları havarileri, insanlık katledilerken cılız dahi olsa hiçbir ses vermemekte… Avrupa obezite ile mücadeleye milyar dolarlık bütçeler ayrırken Suriye ve Afrika kıtasında Müslümanlar açlıktan can vermekte… Kafirler küfrünü namlulardan, kalemlerinden, ekranlarından kusmakta da Müslüman Ümmet ölüm uykusunda... Sözüm ona aydın ve birtakım ulema! Cihad kelimesinden bile korkar, dile getirmekten dahi utanır olmuş, içini boşaltmış, gerçek mecrasından kaydırmıştır. Şeyhu’l-İslam Mustafa Sabri Efendi’nin ifadesiyle; Onlar cihadı olduğu gibi göstermekten kaçınıyorlardı. Batının Doğuyu dize getirici güçleri, onları komplekse sürüklemiş; dolayısıyla cihadı Batılılara hoş göstermeye çalışıyorlardı. Oysa yapılması gereken şey bu konuda gerçekleri gizlemek değil, Batıyı suçlamaktı. Çünkü Batılıların savaş anlayışı sömürmek, halkları, malları ve toprakları gaspetmekten ibaretti. Kendisini doyurup, başkalarını açlığa mahkum etmekten ve bu amaçla savaştan daha büyük ayıp var mıydı? Alçak, basit ve şehvânî hedefler uğruna savaşmaktan daha büyük alçaklık var mıdır? İ’lâ-yı kelimetullah için, insanların dünyâ ve âhirette kurtuluşa ve mutluluğa erişmelerinin önündeki engelleri kaldırmak için yapılan cihad nerede? Batılıların hayvanî arzularını tatmin için yaptıkları savaş nerede?

O halde asıl utanması gereken biz değil, Batılılardır. Ayrıca Allah için savaşan bir savaşçı, Allah korkusundan dolayı, savaşta zulmetmez. Onun savaşta da zaferde de uyması gereken sınırları vardır. Bugün galip devletlerin elinde oyuncak olan uluslararası savaş hukukunun esasını İslâm’ın koyduğu hukuk ve sınırlar çizmiştir; bügünkü hükümler kötü bir kopyadan ibarettir. (Mustafa Sabri, Hilafetin ilgasının Arka Planı, 6. Baskı, İnsan Yayınları, İstanbul, 2013, s. 52.) Mustafa Sabri Efendi devamla; Dindar Müslümanlara gelince: kardeşlerinin imdat çığlıklarına kulak tıkamışlar, kendilerini evlerine hapsetmişlerdir. Rahatlarını ve evde oturup ibadet etmeyi tercih ederler, tâ ki zulüm eli olanlara da uzansın! Bu gafil ve cahiller “Oturan, ayaktakilerden hayırlıdır” anlamındaki fitne hadislerine imtisal ettiklerini söylemektedirler. Böylece İslâm ve Müslümanlara karşı sorumluluklarından kurtulmaya çalışırlar. (Sabri Efendi, s. 80) Değerli Dostlar, Biz de içinde bulunmuş olduğumuz bu durumu göz önüne alarak cihat ve şehadet konularını işlemeye gayret gösterdik. Bu sayımızda cihadın mahiyeti, gazilik ve şehadet konularına değindik. Rabbim cümlemize istifade etmeyi nasip eylesin. Değerli Dostlar, Son olarak yeni yılımızda dergi abonelik çalışmalarında hizmetlerini esirgemeyen, bu hizmetin öncü kadrosu ve asıl hizmetkârları olan değerli gönüldaşlarımıza en içten teşekkürlerimizi sunuyor, Rabbimizin onları her iki cihanda mesrur kılmasını Rabbimizinden niyaz ediyoruz. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla…


Kapak Dosya

TARTIŞMALAR ARASINDA

TERKEDİLEN CİHAD FARİZASI İster savunma savaşı olsun ister de saldırı savaşı olsun genel olarak cihadın hükmü farz olmasıdır. Bu farziyetin niteliğinin farklı olması neticeyi değiştirmez. Zira farzı kifâye olan talep ve fetih cihadı ihmal edildiği ve yeterli derecede yerine getirilmediği zaman bütün Müslümanlar günahkâr olurlar. Diğer taraftan İslam âleminin her tarafının işgal edildiği günümüzde Müslümanların cihadı, farzı ayın olan savunma ve ihtilalci kâfirleri defetme cihadıdır. Böyle olmasına rağmen cihadı difâî/savunma savaşı olmakla sınırlayan ve bu hususta parlak laflar eden demogoji ustalarını bırakın cihad meydanlarında görmeyi, cihadı ve mücahidleri karalamaktan asla geri durmadıklarını esefle müşahede etmekteyiz. Ebû Hureyre radiyallahu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim gazveye çıkmadan ve gazveye çıkmayı içinden geçirmeden ölecek olursa, nifakın bir şubesi üzerinde ölmüş olur.” Ebû Ümame radiyallahu anhu dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim gazveye çıkmaz, ya da bir gaziyi techizatlandırmaz veya bir gazinin ailesine hayırlı bir şekilde bakmaz ise; kıyamet gününden önce Allah Teâlâ onu büyük bir musibete maruz bırakır.” Enes b. Malik radiyallahu anh dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle müşriklere karşı cihad ediniz.”

Â

lemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’ya hamd olsun. Mücâhidlerin rehberi olan son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’ya, Allah yolunda cihad ederek onun getirdiği dini yücelten ve âfaka neşreden onun âline, ashabına ve bu mübarek yolda onların izinden giden tüm mü’minlere salât ve Selâm olsun. Bilinmelidir ki; Müslümanların izzetli oldukları dönemlerde iman edenlerin imanlarını arttıran, onların kalplerini coşturan ve ruhlarının gıdası olan, iki kişi arasında bile asla tartışma konusu yapılmayan, hakkında tartışanların nifâk damgası yemelerine sebep olan ve samimi mü’minlerle yalancı münafıkları birbirinden ayırma özelliği bulunan Allah yolunda cihad etme farizası; İslam ümmetinin mahkûm ve mağlup olduğu, müslüman toplumların zillet bataklığında boğulmak üzere olduğu şu 20. ve 21. yüzyıllarda en fazla tartışma ve münakaşa mevzusu yapılmıştır. Cihad farizasının tarihsel olduğunu ve zaman tarafından neshedildiğini iddia edenlerden tutun da cihadı sadece “kalemle cihad”, “nefisle cihad” gibi bazı türleri ile sınırlı kabul edenlere kadar çok çeşitli açılardan bu mukaddes vazife itibarsızlaştırma operasyonlarına maruz kalmıştır. Bu münakaşa mevzularından birisi de cihadın hücûmî mi yoksa difâî mi olduğu, İslam’ın kılıçla mı yoksa sevgiyle mi dünyaya yayıldığı konusudur. Biz de Allah’ın izniyle bu makalemizde bu konuyu aydınlatmaya çalışacağız. Öncelikle şunu ifade edelim ki Allah Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de ve Rasûlullah aleyhisSelâm’ın

4

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


I MAHMUT VARHAN sünnet’i seniyyesinde en fazla üzerinde durarak emrettikleri cihad farizasının sadece difâî/savunma amaçlı olduğunu iddia edenlerin hemen hepsi, cihad meydanlarından uzak olan ve İslamî hakikatleri ancak seminer ve konferans salonlarında ve masa başlarında tartışma ve münakaşa mevzusu yapan ilim ehlinden oluşmaktadır. Bunların arasında samimi ve ihlâslı kimseler bulunmakla birlikte; sû’i niyyet sahibi ve tahrifçi kişiler, “ulemâu’s-sû’” tabirine layık sultan uleması da bulunmaktadır. Bunlar dini tecdid iddiasında bulunan din tahripçileridir. Bunların pek çoğu batı uygarlığı ve çağdaş medeniyet(!) karşısında ruhen hezimete uğramış ve zilleti peşinen kabul etmişlerdir. Oryantalizm hareketinin mahkumları haline gelmiş, müsteşriklerin attıkları oltaya takılmışlardır. Birçokları da müsteşriklerin fikirlerini pazarlamakta ve âdeta müsteşrikâne düşünmektedirler. Bunlardan bazıları da oryantalistlerin bilinçli bir şekilde ve neticesini önceden planlayarak ortaya attıkları: “İslam’ın cihad emri, modern uygarlık ve çağdaş medeniyetimize terstir. Zaten İslam yeryüzüne sevgi ve barışla değil de kılıç zoruyla yayılmıştır” ithamlarına karşı; kendilerine göre İslam dinini bu ithamdan kurtarmak ve İslam’ı savunmak düşüncesiyle hemen harekete geçtiler ve oryantalistlerin dahice hazırladıkları tuzağa düştüler. İşte bu kimseler müsteşriklerin maksatlarını gerçekleştirerek, Allah Teâlâ’nın cihad emrini tahrif ve te’villerle çarpıttılar. Dediler ki: “Hayır, asla İslam dini kılıç zoruyla yayılmamıştır. Bilakis sevgi ve barış yoluyla yayılmıştır. Zaten İslam’ın cihad emri de sadece savunma amaçlı olup, saldırgan mütecavizlere karşı yapılır. Bize saldırmayan kâfir devletlere kılıç çekilmez...” Böylece asrı saâdette meydana gelen bütün savaşları bu ölçüye göre izah etmek için pek çok tekellüfatı irtikab ettiler ve cihadı emreden nasları zorlama te’villerle asıl mecrasından kaydırarak çarpıttılar. Neticede oryantalistlerin fitne ve hileleri başarılı oldu ve müslümanların nefislerinde cihad ruhu öldü. Bir taraftan müslüman ilim adamlarının elleriyle cihad ruhunu öldüren oryantalizm hareketi, diğer taraftan batılı yöneticilere ve onların ordularına İslam âlemini işgal ederek sömürmenin yollarını ve taktiklerini öğ-

retiyorlardı. Batılı yöneticiler ve orduları da aciz bırakılmış ilim adamlarının liderlik edemediği, cihad ruhu öldürülmüş ve bunun sonucunda da cahil bırakılarak dünyevileşmiş müslüman toplumlardan ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan İslam âlemini baştan aşağıya işgal ettiler. Zâhiren çekilirken de saray uleması tarafından desteklenen ve en az kendileri kadar zalim olan, emirlerine âmade ve onların hizmetkârı olan korkuluk misali piyonlarını ve uşaklarını İslam ümmetinin başına musallat ederek çekildiler. Batı uygarlığının karşısında şok olan ve batı medeniyetinin aldatıcı cazibesine kapılarak ruhen hezimete uğrayan bu saray uleması, daha da ileri giderek Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyedeki sayısız nasları görmezden gelip, örümceğin evi misali indî te’villerle tahrif ettikleri bazı ayet’i kerimelere tutunmaya çalışmaktadırlar. Örneğin cihad hakkında ilk nazil olan ve savaşma iznini veren: “Kendilerine savaş açılan (müslümanlara, savaş konusunda) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kâdirdir” (Hacc: 39) ayet’i kerimesi ve: “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın, fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez!” (Bakara: 190) ayet’i kerimesi gibi... Dediler ki: Bu ve benzeri bazı ayet’i kerimeler ifade etmektedir ki, müslümanlar ancak kendilerine savaş açan ve onlara zulmedenlere karşı savaşır ve kendilerini müdâfaa edebilirler. Yoksa müslümanlara savaş açmayan kâfir ve müşrik devletlere karşı kılıç çekemezler... Biz de bunlara deriz ki: Endülüs İslam Devleti düştükten sonra müslümanlar sürekli toprak kaybetmiş, İslam ülkeleri tek tek işgal edilmiş, müslümanların izzet, namus ve şerefleri ayaklar altına alınarak çiğnenmiştir. Bu son asırda ise İslam hilafeti kaldırılmış, İslam şeriatı ilğa edilerek yürürlükten kaldırılmış ve müslümanlara her yönden savaş açılmıştır. Eğer sizler iddianızda samimi iseniz ve İslam’ın difâî/savunma savaşını emrettiğini kabul ediyorsanız, bütün bu işgallere ve mütecaviz kâfirlerin saldırılarına neden açıkça karşı çıkmıyor ve böyle bir durumda cihadın farz olduğu fetvasını veremiyorsunuz?! Neden bu saREBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

5


MAHMUT VARHAN I vunma savaşında cihad meydanlarına çıkıp ilminizle müslümanlara liderlik yapmıyorsunuz? Bu da sizin gibi saray ulemasının niyetinin samimi ve ihlâslı olmadığını, aksine desteklediğiniz İslam düşmanlarının saltanatlarını takviye etmek ve devamını sağlamak için bu tür te’vil ve tahriflere başvurduğunuzu göstermektedir. Diğer taraftan sizin delil olarak tutunmaya çalıştığınız naslar, cihadın nihâi hükmünü beyan etmekten ziyade cihadın belli merhaleleri ile ilgili naslardır. Burada özet olarak cihadın farz kılınma merhalelerini anlatmamız yerinde olacaktır: 1- Hicretten önceki merhale: Bu merhalede Allah Teâlâ savaşa izin vermemiş ve müslümanlara sabretmelerini emretmiştir. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine: “Ellerinizi savaştan çekin, namaz kılın ve zekat verin!” denilen kimselere bakmaz mısın? Şimdi onlara savaş farz kılınınca onlardan bazıları insanlardan, Allah’tan korkarcasına veya daha fazla korkmaya başladılar...” (Nisâ: 77) Bu merhale tebliğ ve davet, fikren ve ruhen talim ve terbiye merhalesi olup; bu dönemin esası eziyetlere tahammül ve sabrederek yola devam etmektir. Bu merhalenin yapısı ve gereği hakkında Mekkî surelerde pek çok nass mevcuttur. 2- Cihada izin verme merhalesi: Hicret ile birlikte Allah Teâlâ Müslümanlara cihad izni verdi. Bu izinle Müslümanlar, kendilerine zulmeden ve onları yurtlarından çıkaran müşriklere karşı savaşma serbestliğini elde ettiler. Diledikleri takdirde ve maslahatlarının gerektirmesi halinde savaşmaları câiz görüldü. Bu bir emir ve farziyet değil, onların iradelerine bırakılmış, maslahatlarına uygun davranmaları serbestliği tanıyan bir izindi. Bu merhale hakkında şu ayet nazil oldu: “Kendilerine savaş açılan (müslümanlara, savaş konusunda) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kâdirdir” (Hacc: 39) İbni Abbas’ın belirttiğine göre savaş hakkında ilk nazil olan ayet bu ayet’i kerimedir. 3- Müslümanlara savaş açanlara karşı savaşılmasının emredilmesi merhalesi: Özellikle Bedir savaşından sonra Müslümanlar belli bir güç haline gelince, Allah Teâlâ onlara, kendileriyle savaşan-

6

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

larla savaşmalarını emrederek cihadı farz kıldı. Bu dönemde Müslümanlar, kendilerine savaş açmayanlara saldırmıyor ve onları kendi hallerinde bırakıyorlardı. Bütün enerji ve kuvvetleriyle başta Kureyş olmak üzere kendilerine saldıranlara karşı savaşıyorlardı. Bu dönem de takriben Hendek savaşına kadar sürdü. İşte bu dönemde Müslümanlar savunma savaşı yapıyor, kendilerini müdâfaa ediyorlardı. Bu merhaleyle ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle ferman etmektedir: “Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın, fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez!” (Bakara: 190) 4- Son olarak Tevbe suresinin nazil olmasıyla cihadın nihâi hükmünün belirlendiği merhale: Bu merhalede Allah Teâlâ, Ehli Kitab da dâhil olmak üzere bütün müşriklerle savaşmayı Müslümanlara farz kıldı. İşte Allah Teâlâ’nın yolunda cihadın nihâi hükmü budur. Müşriklerle savaşmak hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Müşrikler sizinle topluca savaştıkları gibi, siz de onlarla topluca savaşın. Ve bilin ki; muhakkak Allah, muttakilerle beraberdir.” (Tevbe: 36) Ehli Kitaba karşı savaşmak hususunda da şöyle buyurdu: “Kitab verilmiş olanlardan; Allah’a da, ahiret gününe de iman etmeyen, Allah ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle boyun eğip kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe: 29) Güçleri zirveye çıkan Müslümanlar da bu ilahi emre uyarak, hem müşriklere ve hem de Ehli Kitaba karşı savaşarak ülkeleri fethettiler ve diğer toplumların İslam’a girmeleri için tevbe ve rahmet kapısını ardına kadar açtılar. Bu merhalelerle ilgili nasları en güzel bir şekilde değerlendiren şehid Seyyid Kutub şöyle demektedir: “Muhakkak ki merhalelerle ilgili şu hükümler, Tevbe suresindeki son hükümler nazil olduktan sonra İslam ümmetinin herhangi bir durumunda kendisiyle amel etmesinin câiz olmayacağı şekilde neshedilmiş değildir. Zira farklı şartlar, mekânlar ve zamanlarda İslami hareketin içerisinde bulunduğu durum ve vâkıa; mutlak ictihad yoluyla o şart, zaman ve mekân için bu hükümlerden hangi-


I MAHMUT VARHAN sinin daha münasip olduğunu belirler. Bununla birlikte -İslam ümmetinin bu nihâi hükümleri uygulama imkânını elde edeceği durum ve güce ulaştığı zamanlarda esas alınması gereken- bu en son inen hükümleri de asla unutmamak ve gözardı etmemek gerekir. Aynı Tevbe suresi nazil olduğu esnada ve daha sonraki İslamî fetihler döneminde olduğu gibi... Zira bu fetihler, ister müşriklerle muâmelede olsun ister de Ehli Kitabla muâmelede olsun bu en son nazil olan nihâi hükümler temelinin üzerine kurulmuştu.” (1) “Eğer müslümanlar bugün vakıâları gereği bu nihâi hükümleri gerçekleştirmeye güç yetiremiyorlarsa, bu durumda onlar geçici olarak bu hükümleri uygulamakla mükellef olmazlar. Çünkü Allah hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla mükellef tutmaz. Onlar için ilk merhalelerle ilgili hükümlerde genişlik bulunur ve bu hükümleri uygularlar. Tedricen ilerleyerek son inen nihâi hükümleri tatbik etme safhasına varıncaya kadar yollarına devam ederler. Bununla beraber bu nihâi hükümleri ifade eden nasları eğip bükerek, merhalelerin hükmünü ifade eden naslara uydurmaya çalışmamaları gerekir. Günümüzdeki zayıf durumlarını, güç ve kuvvet sahibi olan Allah Teâlâ’nın dinine mal etmemeleri gerekir. Allah’tan korkmaları ve “barış ve esenlik dini olduğu” iddiasıyla bu dini zayıf gibi göstermekten ve bozmaktan şiddetle sakınmaları gerekir. Evet, gerçekten bu din barış ve esenlik dinidir, fakat bütün insanlığı Allah’tan başkasına ibadet etmekten kurtararak, bütün beşeriyeti Allah’ın barış ve esenlik dini olan İslam’a girmelerini sağlamak temeli üzerine binâ edilmiştir. İşte insanların kendisine yükselmesi ve hayırlarından istifade etmesi istenen bu menhec, Allah’ın yöntemi ve yoludur.

Seferberlik ve düşman saldırısı esnasında cihadın farzı ayın olduğunun pek çok delillerinden biri Allah Teâlâ’nın: “Ey iman edenler, size ne oldu ki: “Allah yolunda topluca savaşa çıkın” denildiği zaman ağırlaşıp yere çakıldınız? Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahirete göre pek azdır. Eğer topluca cihada çıkmazsanız Allah sizi can yakıcı bir azabla azablandırır. Yerinize başka (itaatli) bir kavmi getirir ve siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye güç yetirendir.” (Tevbe: 38-39) ayet’i kerimesi; bir diğeri de şu ayet’i kerimedir: “Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak (genciniz ve yaşlınız, süvari ve piyade, silahlı ve silahsız, zengin ve fakir hepiniz birlikte) savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için çok hayırlıdır.” (Tevbe: 41) Yine bir diğer delil de Hz. Âişe’nin rivayet ettiği şu hadis’i şeriftir: “(Mekke’nin) fethinden sonra artık (Mekke’den Medine’ye) hicret yoktur. Fakat cihad ve niyyet vardır. Savaşa (seferberlik halinde) çağrıldığınız zaman, hemen savaşa çıkın.”

Bu herhangi bir kulun menheci ve insanlardan herhangi bir mütefekkirin mezhebi değildir ki, bu dine davet edenler nihâi hedeflerinin: “Bu dinin yolunda engel olarak duran bütün güçleri yok ederek ve ortadan kaldırarak, ferd ferd insanların bu dini seçip seçmemekte onlara tam anlamıyla hürriyet vermek” olduğunu ilan etmekten utansınlar.” (2) REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

7


MAHMUT VARHAN I

Allah yolunda cihad farizasını, savunma savaşı gibi dar bir çerçeve ile sınırlı kılanlara deriz ki: Sizin bu iddianız, Allah ve Rasûlü’nün belirlemiş oldukları cihadın gayesine, farz kılınma hikmetine ve hedefine tamamen aykırıdır. Kurân-ı Kerim’i ve sünnet’i seniyyeyi dikkatle incelediğimiz zaman cihadın emredilmesinin pek çok hikmet ve sebeplerinden bazılarının şunlar olduğunu görürüz: 1- Müslümanların vaktiyle maruz kaldıkları zulme ve hâli hazırda devam eden tehlikelere karşı cihad meşru kılınmıştır. Burada gaye, İslam devletinin sınırları içerisinde yaşayan müslümanları ve onlara tâbi olan zımmîleri korumak ve İslam’ın hâkim olduğu topraklara yönelen her türlü tehlikeyi defetmektir. Bu gayeye şu ayet’i kerimeler işaret etmektedir: “Kendilerine savaş açılan (müslümanlara, savaş konusunda) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kâdirdir. Onlar, yalnızca “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla bir kısmını defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, ma-

8

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

nastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini) ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” (Hac: 39-40) 2- İslam devletinin sınırlarının dışında yaşayan ve zulme maruz kalan müslümanların üzerindeki baskı ve zulümleri ortadan kaldırmak için cihad farz kılınmıştır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle ferman buyurmaktadır: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardımcı yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisâ: 75) 3- Cihadın farz kılınmasının en önemli bir sebebi de yeryüzünde fitnenin kaldırılıp dinin yalnız Allah’ın olmasını; şirk, küfür ve inkârın alçaltılıp, kâfirlerin zelil kılınmasını; Allah’ın sözünün, şeriatının en yüce olmasını ve egemenliğin, hâkimiyetin sadece tek olan Allah’a ait olmasını sağlamaktır. Bu hususta pek çok ayet’i kerime ve


I MAHMUT VARHAN hadis’i şerif bulunmaktadır ki, bazıları şunlardır: “Fitne kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara: 193) “Hani Allah, iki taifeden birini size vaadediyordu. Siz ise, kuvvetli bulunmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da istiyordu ki; sözleriyle hakkı gerçekleştirsin ve kâfirlerin kökünü kessin. Ta ki suçlular istemese de, hakkı gerçekleştirsin ve bâtılı iptal etsin.” (Enfâl: 7-8) Abdullah b. Ömer radiyallahu anhu’nun rivayet ettiği meşhur hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet edinceye, namazı ikâme ederek zekâtı verinceye dek insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman, kanlarını/canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Fakat İslam’ın hakkı (işledikleri suçlardan dolayı şeriatın onlara uygulanmasını gerektirdiği cezalar) müstesnâ olup, (gizli kalan suçları hususunda da) hesapları Allah’a aittir.”(3) Ebû Mûsâ el-Eş’ari radiyallahu anh’ın rivayet ettiği meşhur hadiste de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Her kim Allah’ın kelimesi/şeriatı en yüce olsun diye savaşırsa, işte o kimse Allah’ın yolundadır.”(4) İşte selefimiz olan sahabe’i kiram ve iyilikle onlara tâbi olanlar, bu ayet’i kerimelere ve hadis’i şeriflere lebbeyk diyerek hem İslam devletini ve müslüman toplumu korumak ve hem de bütün yeryüzünde ve tüm insanlık âleminde Allah’ın sözünün en yüce olması, O’nun şeriatının hâkim olması, müslüman ve gayri müslim herkesin ilâhî adâletin gölgesi altında yaşaması ve kâfirlerin söz, egemenlik ve sistemlerinin alçaltılıp zelil kılınması için cihad yolunda seferber oldular. Zalim saltanatları ve baskıcı imparatorlukları yıkarak, ilâhi adâletin ve İslam şeriatının hâkim olduğu büyük bir toplum, köklü bir devlet ve çok yüce bir medeniyet inşâ ettiler. O günden bugüne içeriden ve dışarıdan bu medeniyeti yok etmeye çalışan ve İslam’ı da diğer dinlerde olduğu gibi tahrif etmeye gayret eden binlerce çeşit düşmanlara rağmen hâlâ geldiği gün gibi taptaze ve yepyeni

durmaktadır. Allah’ın izniyle yakın gelecekte yine önceden olduğu gibi bu ilâhî adâlet olan şeriat’ı ğarra ve İslam medeniyeti tekrar yeryüzüne ve insanlık âlemine hâkim olacak, istikbâlin sâdaları içinde en gür sâda İslam’ın olacaktır. Şimdi ey şeytanın verdiği vesveselerle, Allah’ın yolunda cihad etme mefhumunu dar kalıpların içine hapsederek hem kendileri hakiki cihaddan uzak duran ve hem de toplumları i’lâ’i kelimetullah uğrunda cihad etmekten uzak tutan ve böylece cihad ruhunu söndüren tahrifçiler, sizler bu parlak neslin neresindesiniz?! Kendinizi hesaba çekiniz ve Müslüman toplumların maruz kaldığı zillet ve zulümlerde bir payınız olduğunu biliniz ve titreyiniz! Cihadı, savunma savaşı gibi günümüzün dar kalıpları içine sıkıştırmak isteyenlere deriz ki: Sizin bu iddianız şaz bir iddia olup, bu iddianızda hiçbir selefiniz yoktur. Bu görüşünüz, selefimiz olan bütün mutemed âlimlerin söylediklerine ters düşmektedir. Bütün Müslümanlarca hüsnü kabul gören ve ittibâ edilen dört mezhebin de ittifakla kabul ettiği Allah yolunda cihadın hükmüne aykırıdır. Ezcümle: Hanefi mezhebinin büyük fakihlerinden el-Kâsâni şöyle demektedir: “Cihadın farziyeti iki türlüdür: Zira eğer seferberlik hali değilse, cihad farzı kifâye olur. Yani cihad etme ehliyetine sahip olan herkese farz olur, ancak (yeterli derecede olan) bazıları bu vazifeyi yerine getirdikleri zaman farziyet (ve günah) diğerlerinden düşer. Şayet düşmanın bir beldeye saldırmasıyla seferberlik hali ârız olursa, bu halde cihada güç yetiren her bir Müslüman (düşmanı defetmek için) savaşmak farzı ayın olur.” (5) Şafii fukahasının önde gelenlerinden olan İmamü’l-Harameyn şöyle demektedir: “Cihad bazen farzı kifâye olur, bazen de farzı ayın olur. Farzı kifâye olmasına gelince: Kâfirler kendi ülkelerinde durup, İslam ülkesinin etrafına saldırılar düzenlemedikleri halde onlarla savaşmak farzı kifâyedir. Fakihler derler ki: Halifenin, her sene en az bir defa kâfirlere savaş açması farzdır. Benim tercih ettiğim ise, usûl âlimlerinin yöntemidir ki, onlar bir sene ile tahsis etmezler. Fakat onlara göre cihad, güçle yapılan bir davettir. Dolayısıyla REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

9


MAHMUT VARHAN I

güç ve imkân ölçüsünde sürekli devam ettirilmesi gerekir. Tâ ki insanlar ya Müslüman olsunlar veya Müslümanlarla antlaşmalı olsunlar.”(6) “Farzı ayın olmakla nitelenen savaşa gelince, fakihler bunu da şöyle tasvir etmişlerdir: Kâfirler, İslam beldelerinden herhangi birine saldırdıkları zaman, onları defetmek farzı ayın olur.”(7) Büyük Hanbeli fakihi İbni Kudame el-Makdisi şöyle demektedir: “Cihad farzı kifâye olup, yeterli derecede kimseler bu vazifeyi yerine getirdikleri zaman, diğerlerinden sâkıt olur. Düşmanla karşılaşma esnasında savaş meydanında hazır bulunanlara ve düşmanın saldırısına maruz kalan belde ahâlisine ise farzı ayın olur.”(8) Maliki fukahasından olan İbni Cüzey el-Ğırnâtî ise şöyle demektedir: “Cihadın hükmü, âlimlerin cumhûruna göre farzı kifâyedir. Eğer düşman Müslümanların beldelerinden birine saldıracak olursa, o belde ahâlisinin düşmanı defetmesi farzı ayın olur. Şayet onların buna güçleri yetmeyecek olursa, onların yakınında bulunanlara farzı ayın olur. Eğer bunların hepsinin düşmanı defetmeye güçleri yetmezse, düşman defedilinceye kadar bütün müslümanlara cihad farzı ayın olur.”(9) Konunun uzamaması için delilleri zikretmedik. Âlimlerin zikrettiği pek çok delilden bazılarına işaret etmemiz yerinde olacaktır. Ezcümle: Genel olarak cihadın farz olduğunun pek çok delilinden bir tanesi şu ayet’i kerimedir: “Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)

10

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Kâfirlerin yurtlarında onlarla savaşmanın farzı ayın değil de farzı kifâye olmasının pek çok delillerinden biri şu ayet’i kerimedir: “Mü’minlerin hepsi de seferber olacak değildirler. Her topluluktan bir taifenin dinini iyi öğrenmek ve kendilerine döndüklerinde kavimlerini uyarmak üzere geri kalmaları gerekmez mi? Olur ki sakınırlar.” (Tevbe: 122) Seferberlik ve düşman saldırısı esnasında cihadın farzı ayın olduğunun pek çok delillerinden biri Allah Teâlâ’nın: “Ey iman edenler, size ne oldu ki: “Allah yolunda topluca savaşa çıkın” denildiği zaman ağırlaşıp yere çakıldınız? Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahirete göre pek azdır. Eğer topluca cihada çıkmazsanız Allah sizi can yakıcı bir azabla azablandırır. Yerinize başka (itaatli) bir kavmi getirir ve siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye güç yetirendir.” (Tevbe: 38-39) ayet’i kerimesi; bir diğeri de şu ayet’i kerimedir: “Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak (genciniz ve yaşlınız, süvari ve piyade, silahlı ve silahsız, zengin ve fakir hepiniz birlikte) savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için çok hayırlıdır.” (Tevbe: 41) Yine bir diğer delil de Hz. Âişe radiyallahu anha’nın rivayet ettiği şu hadis’i şeriftir: “(Mekke’nin) fethinden sonra artık (Mekke’den Medine’ye) hicret yoktur. Fakat cihad ve niyyet vardır. Savaşa (seferberlik halinde) çağrıldığınız zaman, hemen savaşa çıkın.”(10) Açıkça görüldüğü gibi bütün müslümanlarca mutemed olan dört mezhebe göre de cihad iki türlüdür: Düşmanı kendi öz yurdunda talep etme


I MAHMUT VARHAN ve düşman bize saldırmasa bile onların diyarında onlarla savaşmak ki, bunun hükmü farzı kifâyedir. Bu bir tahrip değil, imar hareketidir. Bu bir işgal ve sömürü değil, fetih ve gönülleri İslam’a açma hareketidir. Bu emr’i bi’l-ma’rûf ve nehyi ani’l-münker farizasının bir türüdür ve İslam’a davet etmenin zirvesidir. Bu kâfir ve müşrik olan toplumlarla İslam arasındaki siyasi ve askeri engelleri ortadan kaldırmaktır. O toplumların İslam’a girmeyi reddeden ve halklarının da İslam’a girmelerine engel olan siyasi ve askeri müstekbirlerinin ortadan kaldırılıp, siyasi ve askeri olarak Müslümanların otoritesi sağlandıktan sonra halklar İslam’a girmeye zorlanmazlar. İslam’a girmek ya da cizye vererek İslam toplumunun hâkimiyeti altında güven içerisinde yaşamak arasında seçim yapmak hususunda tam bir hürriyete sahip olurlar. Bu da her açıdan onlar için mutlak bir hayır olur. Zira İslam’a girerlerse hem dünya ve hem de ukbada felaha ererler. Şayet İslam’a girmeyip eski dinlerinde kalmayı tercih ederlerse, İslam devletinin hâkimiyeti altında tam bir emniyet içinde ve ilâhî adâletin gölgesinde yaşarlar. İşte sahabe’i kiram ve onlardan sonra gelenler cihadı böyle anlamış ve İslami fetihleri de bu şuur ve inançla yapmışlardır. Bunun neticesinde Müslümanların savaş ve yönetim ahlâklarını gören diğer toplumlar kâhir ekseriyetle İslam’a girmiş ve İslam’a büyük hizmetler yapmışlardır. Zalim kâfirlerin baskıcı ve otoriter rejimleri altında yaşayan halklar da Müslümanları kurtarıcı olarak görmüşlerdir. Gayri müslim olarak kalan zımmîler de asırlar boyunca İslam’ın adâletinin gölgesinde rahat bir şekilde yaşamışlardır. Bu söylediklerimizin en kuvvetli delili ve şâhidi parlak İslam tarihidir. Farzı ayın olan cihada gelince: Bu da İslam toplumunu ve İslam devletini her türlü tehlikeye ve her türlü düşman saldırılarına karşı korumaktır. Hülasa: İster savunma savaşı olsun ister de saldırı savaşı olsun genel olarak cihadın hükmü farz olmasıdır. Bu farziyetin niteliğinin farklı olması neticeyi değiştirmez. Zira farzı kifâye olan talep ve fetih cihadı ihmal edildiği ve yeterli derecede yerine getirilmediği zaman bütün Müslümanlar gü-

nahkâr olurlar. Diğer taraftan İslam âleminin her tarafının işgal edildiği günümüzde Müslümanların cihadı, farzı ayın olan savunma ve ihtilalci kâfirleri defetme cihadıdır. Böyle olmasına rağmen cihadı difâî/savunma savaşı olmakla sınırlayan ve bu hususta parlak laflar eden demogoji ustalarını bırakın cihad meydanlarında görmeyi, cihadı ve mücahidleri karalamaktan asla geri durmadıklarını esefle müşahede etmekteyiz. Ebû Hureyre radiyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim gazveye çıkmadan ve gazveye çıkmayı içinden geçirmeden ölecek olursa, nifakın bir şubesi üzerinde ölmüş olur.”(11) Ebû Ümame radiyallahu anh dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim gazveye çıkmaz, ya da bir gaziyi techizatlandırmaz veya bir gazinin ailesine hayırlı bir şekilde bakmaz ise; kıyamet gününden önce Allah Teâlâ onu büyük bir musibete maruz bırakır.”(12) Enes b. Malik radiyallahu anh dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle müşriklere karşı cihad ediniz.”(13)

---------------------------------------1 Fi Zilâl: 3/1580 2 Fi Zilâl: 3/1582 3 Buhari: 1400; Müslim, İman: 21; Ebû Dâvûd: 2640; Tirmizi: 2606; Nesâi: 2443; İbni Mâce: 3927 4 Buhari: 7458; Müslim: 1904 5 el-Kâsâni, Bedâiu’s-Sanâi’: 9/380- 382 6 Nihâyetü’l-Matleb: 17/397 7Nihâyetü’l-Matleb: 17/409. İmamü’l-Harameyn bu konuyu çok güzel ve tafsilatlı ele almıştır. Konuya derinlemesine vâkıf olmak isteyenler oraya müracaat etmelidir. 8 İbni Kudame, el-Umde: 2/273 9 İbni Cüzey, el-Kavaninü’l-Fıkhiyye: 167 10 Buhari: 3900; Müslim: 1864 11 Müslim: 1910 12 Ebû Dâvûd: 2503. İsnadı Sahihtir. 13 Ebû Dâvûd: 2504. İsnadı Sahihtir.

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

11


Kapak Dosya

CİHADIN

GAYESİ VE HEDEFİ

C

ihad lügatte; insanın iyi şeylere nail olması veya kötülüklerin def’i için var gücüyle

yapmak suretiyle bütün gücün ve takatin sarf edilmesidir.”

bütün tâkatini sarf etmesi manasına gelir.(1) Ha-

Gayesi: Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber efendimiz “Kıyamet öncesinde hiçbir ortağı olmayan, tek olan Allah’a ibadet edilinceye kadar kılıçla gönderildim.”buyurarak cihadın gayesini özet fakat olabildiğince kapsamlı bir şekilde bizlere bildirmiştir.

nefi mezhebi imamlarından İbnu Humam, Fethul Kadir de(2) şu ibareyi zikreder:”Cihad: Kâfirleri, hak olan dine davet etmek ve kabul etmezlerse onlarla savaşmaktır.” Kaşani ise Bedai isimli eserinde(3) şöyle demiştir. Cihad: “Allah yolunda canla, malla, dille savaş

Kur’an-ı Kerim yapılacak mücadelenin hedef ve gayesini şu şekilde belirler: “Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” Ayette, iman ehline iki hedef gösterilmiştir: 1- Fitnenin kökünü kazımak. 2- Allah’ın dinini hâkim kılmak. “Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar”ehli küfürle savaşmak, genel bir dünya barışını hedef olarak gösterir. Her türlü fitneye son vermek, sulh ve sükûneti sağlamak, müslümanlar için varılması gereken bir hedeftir. Öyle ki, dünyanın uzak bir köşesinde gayr-i müslim bir devlet, bir başka gayr-i müslim devlete zulmetse, müslüman devlet bu fitneye müdahale etmeli, haddi aşanlara, hadlerini bildirmelidir.

12

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

İslam hür bir ortamda tebliğ edilebilmeli, bu dine girmek isteyenlere engel olunmamalı ve bu dini yaşamak isteyen her fert, serbestçe yaşayabilmeli, kimse dininden dolayı fitneye düşürülmemeli, ezaya maruz kalmamalıdır. İşte cihad, bu hürriyetleri sağlamak ve bu hususta ortaya çıkan engelleri aşmak içindir. Önündeki engeller kaldırıldığında, bütün insanlığın koşarak gireceği tek ilahi din, İslam olacaktır.(4) Hak ve Batıl savaşı Âdem aleyhisselâm’ın yeryüzüne gönderildiği andan itibaren kıyamet gününe kadar devam edecektir ve bu mücadele hiçbir zaman bitmeyecektir. Nitekim peygamber aleyhisselâm Ebu Davud’un rivayet ettiği bir hadisinde bunu şöyle bildirir: “Cihad, Allah’ın beni Rasul olarak göndermesinden ümmetimin deccalla savaşmasına kadar devam eder. Onu ne zalimin zulmü, ne de adilin adaleti ortadan kaldırabilir.” Kur’an-ı Kerim ise yapılacak mücadelenin hedef ve gayesini şu şekilde belirler: “Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”(5) Ayette, iman ehline iki hedef gösterilmiştir: 1- Fitnenin kökünü kazımak.


I HAKAN SARIKÜÇÜK 2-Allah’ın dinini hâkim kılmak. “Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar”ehli küfürle savaşmak, genel bir dünya barışını hedef olarak gösterir. Her türlü fitneye son vermek, sulh ve sükûneti sağlamak, müslümanlar için varılması gereken bir hedeftir. Öyle ki, dünyanın uzak bir köşesinde gayr-i müslim bir devlet, bir başka gayr-i müslim devlete zulmetse, müslüman devlet bu fitneye müdahale etmeli, haddi aşanlara, hadlerini bildirmelidir. Cihadın bu ulvi gayesine, şu ayet işaret eder: Size ne oluyor ki, “Rabbimiz!, Bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar. Bize, tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı yolla !” diyen mazlum erkek-kadın ve çocuklar uğruna Allah yolunda savaşmıyorsunuz ?”(6) “Dinin bütünüyle Allah’ın olması” hedefi ise beşeri, beşere kulluktan kurtarıp, sadece Allah’a kul olmasını temin gayesine yöneliktir.(7) Kur-an-ı Kerim, Yahudi ve Hristiyanlardan bahsederken, “Onlar, âlimlerini ve rahiplerini Allah’tan başka Rabler edindiler”(8) buyurur. Şüphesiz, herhangi birini Rab edinmek için, ona “Rab” ismini vermiş olmak şart değildir.(9) Âlim ve rahiplerin helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram kabul etmek, onları Rab edinmek demektir.(10) Kur-an’ı Kerim, bu noktada ehl-i imanla ehl-i küfür arasında şu net ayırımı yapar: “İman edenler Allah yolunda savaşır. İnkâr edenler ise “tağut” yolunda...”(11) “Tağut” ifadesi Allah yerine ikame edilen her şeyi içine alır.(12) Şeytan bir tağuttur. Şeytanın yolunda giden Firavun misali kişiler, birer tağuttur. Terbiye edilmemiş nefisler, birer tağuttur... Kur-an-ı Kerim, “hevasını ilah edineni gördün mü?... “(13) ayetiyle nefsin kötü arzularını putlaştıranlara işaret eder. İşte inkârcılar böyle tağutların peşinde giderler. Şeytana tabi olur, nefse uyar, kötü kimselerin rehberliğinde mücadele ederler. Onların bu mücadelesi, her türlü ulviyetten mahrum, süfli bir mücadeledir. Bu mücadelenin temelinde “menfaat” duygusu vardır. Kendi hasis menfaatleri için dünyayı ateşe vermekten asla çekinmezler. Bazıları, -Yeryüzünü istila,

“Dinin bütünüyle Allah’ın olması” hedefi ise beşeri, beşere kulluktan kurtarıp, sadece Allah’a kul olmasını temin gayesine yöneliktir. Kur-an-ı Kerim, Yahudi ve Hristiyanlardan bahsederken, “Onlar, âlimlerini ve rahiplerini Allah’tan başka Rabler edindiler” buyurur. Şüphesiz, herhangi birini Rab edinmek için, ona “Rab” ismini vermiş olmak şart değildir. Âlim ve rahiplerin helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram kabul etmek, onları Rab edinmek demektir. -Ganimet elde etmek, -Sömürgeler, pazarlar, hammadde kaynakları bulmak, -Bir tabakanın, başka bir tabakaya, bir milletin başka bir millete hâkimiyeti... gibi gayeler için savaşırlar.(14) Müminler ise, Allah yolunda savaşırlar. Ulvi değerler uğrunda cihad ederler. Rızay-ı ilahi yolunda gayret gösterirler. Müminlerin mücadelesi, bir fazilet mücadelesidir. Kur’an-ı Kerim’de, cihad ve kıtal (savaş) ifadelerinin geçtiği yerlerde, devamlı “fi sebilillah” (Allah yolunda) kaydının bulunması, son derece dikkat çekici bir durumdur. Allah yolunda olmayan bir mücadelenin, bir savaşın, hiçbir kıymeti yoktur. Nisa suresi 141. ayette, mü’minlerin zaferine “fetih”, kâfirlerin galebesine “nasib” denilmesinde, her iki tarafın savaş gayelerinin farklılığına işaret vardır. Mü’minler fethederler. Kâfirler ise; dünyevi, fani şeylerden bir miktar nasiplenirler(.15) Şüphesiz, “Dinin bütünüyle Allah’ın olması”, başka dinlere hayat hakkı tanımamak, o dinlerin mensublarını zorla İslam’a sokmak anlamında değildir.(16) Tatbikatta da böyle olmamıştır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem devrinden REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

13


HAKAN SARIKÜÇÜK I günümüze kadar, İslam devleti bünyesinde başka din mensupları da rahat bir şekilde yaşamışlardır.

yüce manalar bizlerin aciz akıllarıyla bile rahat bir şekilde anlaşılabilecektir.

Kur’an’ın, “Hiç bir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”(17) ayeti, İslam’ın hamle gücünü ortaya koyar. Müslümanlara, varmaları gereken nihai hedefi gösterir. Onları, gündelik işlerin telaşından kurtarır, yüce ideallere sevk eder. Bu yüce hedefin yeni nesle kazandırılması, onların ufkunu açacak ve onları ulvi mefkûrelere sahip kişiler haline getirecektir.

Nitekim bu vazifeyi bizler ihmal edersek o zaman zalimlerin zulmünü kim durdurabilecek? Dünyayı bir bataklığa çevirmeye kalkışan ve her tuttuğunu bu bataklığa çekip boğmaya çalışan kâfirlerin bu yaptıklarına kim mani olacak? Yeryüzünde haksız ve hadsiz bir şekilde ilahlık yarışına koyulan ve insanlara hâkimiyet kurarak onları Allah’a kulluktan uzaklaştırarak kendilerine köle yapan tağutları kim engelleyecek?

Bakara Süresi 216. ayette Allah azze ve celle şöyle Zulüm altında buyurmaktadır. “ Hoşunuza gitmediği halde, cihâd üzerinize farz kılınmıştır. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. Bir şey de hoŞüphesiz, "Dinin bütünüyle şunuza gittiği halde sizin için Allah'ın olması", başka kötü olabilir. Allah bilir, siz bildinlere hayat hakkı tanımezsiniz.” mamak, o dinlerin mensubAllah Teâlâ düşmanların şerrini İslâm diyarından defetmek için, müslümanlara cihadı farz kılmıştır. Zührî der ki; Cihâd ister savaşsın, ister otursun, herkese vâcibtir. Oturan kendisinden yardım dilendiği zaman yardım etmek, imdat istendiği zaman imdada koşmak; savaşa katılması bildirildiği zaman savaşa gitmek zorundadır. Eğer kendisine ihtiyâç duyulmazsa ancak o zaman oturabilir.

larını zorla İslam'a sokmak anlamında değildir. Tatbikatta da böyle olmamıştır. Hz.Peygamber devrinden günümüze kadar, İslam devleti bünyesinde başka din mensupları da rahat bir şekilde yaşamışlardır.

“Hoşunuza gitmediği halde” şeklinde ayette de beyan edildiği üzere savaş zor ve meşakkatli bir iş olduğu için insanın hoşuna gitmez. Fakat bununla beraber cihâd bizlere farz kılınmıştır. Çünkü savaşta öldürülmek ve yaralanmak olduğu gibi, düşmanlarla didişmek ve yolculuğa katlanmak zarureti de vardır. Bu emir karşısında içimizde hissedeceğimiz sıkıntıyı bizi bizden daha iyi bilen Allah-u Teâlâ olabildiğince açık bir şekilde önümüze sermektedir. Fakat bu emir her ne kadar meşakkatli, sıkıntılı ve zor bir emir gibi görülecek olsa dahi ibret gözüyle bakıldığında, bu emirin derinliğinde bulunan

14

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

inim inim inleyen “Yok mu bizlere yardım edecek?” diye feryat eden mazlumlara kim destek olacak? Kim onların gasp edilen haklarını geri alacak? Kim insanları kulluğa yaraşır bir şekilde tekrar Allah azze ve celle’nin istediği şekilde sevk ve idare edecek?

Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkündür. Neticede hepsine verilecek tek cevap şudur: Allah azze ve celle Rasulullah aleyhisSelâm’ın ümmeti olan bizleri “Siz insanlar için açığa çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz”(18) ilahi düsturuyla tercih edip seçmiş, hadisler ise kıyamet gününde ümmetlerin sayıca en çok olanı ve Peygamberimizin kendileriyle övüneceği kimselerin bu ümmet olacağını bildirmiştir. Öyleyse bu kutsal ve önemli vazifeyi yerine getirebilecekler olsa olsa ancak bu ümmet olmalıdır. Neticede İnşaallah bu ümmet olacak ve bu ümmetin içinden çıkacaktır. Bu emri yerine getirmek zahiren çok güç bir iş gibi görünse dahi, içerisinde nice hayırları barındırdığı da ayetin devamında bildirilmiştir. “Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir. ”Hayırlı işlerin peşinde koşturan fertler de muhakkak ki hayırlı fertleri oluşturmaktadır. Hayırlı fertlerin birlikteliği ise hayırlı ümmet olmanın gereğidir.


I HAKAN SARIKÜÇÜK Savaş bu ilahi emre “işittik ve itaat ettik” diyenler için hayırlı olabilir. Çünkü ardından düşmanlara karşı zafer ve galibiyet gelir. Onların ülkelerini, mallarını elde etmek hem onlara hem de idareleri altındakilere Allah’ın razı olacağı bir yaşam şekli sunmak mümkün olabilir. “Bir şeyde hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir.” Bu her konuda böyledir. Dolayısıyla hüküm umumidir. Kişi bazen bir şeyi sever; ancak o şey kendisi için faydalı ve hayırlı olmaz. Savaşa gitmeyip oturmakta bu şekildedir. Arkasından düşmanın ülkeyi istilâsı ve idareyi ele geçirmesi mümkün hale gelir. Gevşeklik ve rehavetin neticesi sonuçta çok acı olabilir. Bundan hem fertler hemde toplum tamamen etkilenebilir. Hür olan bir toplum tamamen köleye, sadece Allah’a kul olması gereken fertlerde tağutlara boyun eğen uşak ve kölelere dönüşebilir. Hangisinin netice itibariyle hayırlı olacağını ise “Allah bilir, siz bilmezsiniz.”ayeti celilesi beyan etmektedir. Çünkü Allah azze ve celle hakkımızdaki her şeyi en iyi bilendir. Bizim dünyamız ve âhiretimiz için neyin daha faydalı olduğunu en iyi o bilir, öyleyse onun buyruğuna uyarak emrine icabet etmeliyiz ki doğru yolu bulmuş olalım.

Soylu bir mücadelenin Nurlu mücahitleri…

Allahu Teâlâ, her bir emrine sımsıkı sarılan muvahhidler olabilmeyi bizlere nasip etsin. Amin.

Söylediklerinin ------------------------------------------1 LisanulArab, Kamus’ul Muhit 2 Fethul Kadir(5/187) 3 Bedai (9/4299) 4 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili II, 690 5 Enfal suresi, 39 6 Nisa suresi:75 7 Fîzilal, S.Kutub, III, 1433 8 Tevbe :31 9 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 2512 10 Tirmizi, Tefsir, 9-10; Razi, XVI, 37 11 Nisa suresi, 76 12 Beydavi, I, 135 13 Furkan:43 ve Casiye:23 14 Fîzilal, S.Kutub, I, 187; Sabuni, Saffetu’t-Tefasir, I, 27 15 Beydavi, I, 244 16 Zeydan, Şeriatu’l-İslamiye, s. 55-56; Vehbe Zuhayli, El-Alakatu’d- Düveliye fi’l- İslam, Müessesetü Risale, Beyrut, 1989, s.25 17 Enfal suresi, 39 18 Al-i İmran:110

Tarih sizi ve sizin gibileri

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

15


Kapak Dosya

CİHAD’IN KISIMLARI “…(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide-54) Şimdi cihadın kısımları hakkında beyanata geçebiliriz. Kur’an’ı Kerim ve Sünneti Seniyye’de dört çeşit cihad’tan bahsedilmektedir; 1.Dil İle Yapılan Cihad 2.Eğitim ve Öğretim Yolu İle Yapılan Cihad

A

llah yolunda cihad etmeyi ancak hiçbir kınayıcının kınamasından endişe duymayan

kimse yüklenebilir ve gereğini yapabilir. Kâfirler tüm güçleriyle bu cihada karşı yönelmişler, her bir kafir kendi özel çaba ve çalışmalarıyla bu cihadı önlemeye çalışmaktadır. Onların topluca harekete geçmeleri mücahitlerin çevresindeki insanları etkilemeye kadar varır. Yakın uzak ne gibi savunma araçları varsa hepsiyle çalışırlar. Babayı, hanımı, kardeşleri, akrabayı, komşuları, yakınları hemen hemen herkesi harekete geçirirler. Artık iş bir drama dönüşür.

3. El ( kuvvet) Yolu İle Yapılan Cihad

Cihad Müslümanlara mali ve bedeni sorumlu-

4. Mal İle Yapılan Cihad

luklar yükler. Ancak dünya terazisi ve gözü ile bakanlar ve böyle değerlendirenler ise her bir dil ile mücahitlerin karşısında yer alırlar. Bütün bunların önünde mücahid olmayan kimse bu durumlara dayanamayacak ve tutunamayıp o da teslim bayrağını çekecektir. Fakat tek bir kişi müstesna, o da her bakımdan özgürlüğünü ve şahsiyetini kazanmış, hiçbir kınayıcının kınamasından endişe duymayan hakiki mücahittir. Bu kimse Allah için ve Allah yolunda olma niyetiyle bu yola girmiştir. Bu kimse Allah yolunda eliyle, diliyle ve malıyla cihad edip meşru tüm yollardan yararlanarak cihadını sürdürür. İnsanlar ise onun cihadını hazmetmezler. Fakat mücahid kimse asla bunların hiçbirisine aldırmaz. Bütün sıkıntıları yüklenir, kendisini alaya alan ve Allah yolunda cihadı kabul

16

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


I R. SAİD AYCİL etmeyen toplumun yükünü “Artık cihad devri ve

tebliğ gerekmektedir. Bunu ancak tüm korkula-

dönemi geçmiştir” gibi bütün dünyayı saran safsata

rından arınmış, halis ve samimî kişi yürütebilir.

düşüncelere hiç değer vermeden yürür. Mücahid

Yani nefsine, malına ve makamına karşı yapılacak

bütün bunlara Allah yolunda olması nedeniyle

şeylerden hiçbir korkusu olmayan kimse yürüte-

hiç değer vermez. Davasını Allah için yürütür.

bilir. Toplumun, genel olarak halkın ve devletin et-

İşte kim bunları gerçekleştirir ise o kimse cihada güç yetirir, onu yürütür ve Allah’ın vasfetmiş ol-

kisinden kurtulabilenler bu cihadı yüklenebilirler. Sonra bu, peygamberlerin (aleyhisSelâm) en çok

duğu şu kullar zümresine dahil olur.

önem verdikleri ve aynı zamanda temel olan gö-

“…(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve

yuruyor: “Ey peygamber! Rabbinden sana indi-

hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide-54) Şimdi cihadın kısımları hakkında beyanata geçebiliriz.

revleridir. Nitekim Rabbimiz (celle celaluhu) burileni tebliğ et, bildir. Şayet (bunu) yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” (Maide;67) Müslümanların her birisi bu görevi kendi imkân ve yeteneklerini kullanarak yapmakla kişisel olarak yükümlüdürler. Kâinatta Allah’ın davetini genelleştirmek ve her insanın bunu öğrenmesi

Kur’an’ı Kerim ve Sünneti Seniyye’de dört çeşit

için, bunu yerine getirmek gerekir. Böylece gerek

cihad’tan bahsedilmektedir;

İslâm topraklarında olsun, gerek Müslüman ol-

1.Dil İle Yapılan Cihad 2.Eğitim ve Öğretim Yolu İle Yapılan Cihad 3. El ( kuvvet) Yolu İle Yapılan Cihad 4. Mal İle Yapılan Cihad

mayan topraklarda olsun, onlara hüccetleri gösterebilsinler. B) Dil ile cihat maddesi içerisinde yer alan diğer bir nokta ise, vaaz, nasihat, hatırlatma ve uyarmadır. Bunun da hedef yeri müminlerdir. Yani bu, ancak müminlere yönelik olarak yapılır. Rab-

1.Dil İle Yapılan Cihad A) Dil ile yapılan cihad içerisinde ele alınacak olan ilk unsur, İslâm’ı insanlara tebliğ etmek, duyurmak, bildirmek ve anlatmaktır. Hıristiyanlara, Yahudilere, kâfirlere, münafıklara ve fasıklara karşı tüm aklî ve naklî delilleri, iman hakikatlerini, yaratılış hikmetlerini ortaya koymaktır. Rabbimiz  “Ve bununla (yani Kur’an ile) onlara karşı büyük cihat et.” (Furkan; 52) buyururken, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle buyurmaktadır: “Benden, isterse bir tek ayet olsun, tebliğ edin.” 

bimiz (celle celaluhu) şöyle buyuruyor: “Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, müminlere yarar sağlar.”  (Zariyat; 55) Bu konuda İmam Gazalî (rahmetullahi aleyh) diyor ki: ‘…Vaaz yoluyla sakındırma, öğüt verme, Allah (celle celaluhu) ile korkutma gibi noktalar, ancak ilâhî emre yönelenler içindir. Yani bir şeyin münker olduğunu bilenler, bilerek emre karşı gelirlerse ya da onun münker olduğunu öğrendikten sonra hala bunda ısrar ederse bunlara karşı vaaz ile öğütle gereken sakındırma yapılır. Örneğin, Müslüman içkiye devam ediyor, zulmetmeye devam ediyor ya da Müslümanları gıybet ediyor.

Tebliğ çalışması ve hüccet (delil) ortaya koymak

Veya buna benzer büyük günahları işlemekte

İslâm’ın en büyük noktalarındandır. Çünkü bilin-

ısrar ediyorsa bunlara karşı yapılır. Yine zalim-

diği gibi İslâm’ın en yüksek noktası ya da tepesi

lerin yanında yer alıyor, onlarla dostluk kuruyor,

cihattır. Bu ise en büyük cihattır. Kişinin cihattan

kâfirlerin, münafıkların ve benzeri fasıkların ya-

maksadının ne olduğu, dil ile anlatılmadan önce,

nında yer alıyorsa, işte bunlara karşı da gereken

hemen el ile olaya girişilmez. Demek öncelikle

vaaz ve nasihat yapılır. Bir de bunun gibi kâfir, REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

17


R. SAİD AYCİL I münafık ve fasıkların amaçları doğrultusunda ha-

2.Eğitim ve Öğretim Yolu İle Yapılan Cihad

reket ediyor, onların isteklerini yerine getiriyor,

Eğitim ve öğretim yoluyla cihad’ın ölçüsü, her bir müslümanın İslami manada bilgili ve eğitilmiş olarak yetiştirilmesidir.

Allah (celle celaluhu)’a isyan noktasında onlara itaat ediyorsa bunlar için gereken şey, kendilerine öğüt verilmeli, Allah (celle celaluhu)’ın emir ve yasakları hatırlatılmak suretiyle korkutulmalıdır. Bununla ilgili gelen azap ve ceza haberleri anlatılmalı, geçmişlerin hayat hikâyeleri örnekler halinde sunulmalıdır. Takva sahiplerinin nasıl ibadet ettikleri bir bir anlatılmalıdır. C) Dil ile cihad olarak değerlendirilen bir başka nokta da şudur: Güzellikle anlatılamadığı takdirde başvurulacak olan yoldur ki, hakaret etmek, sert ve katı ifadelerle azarlamaktır. Kişi kendisine yapılan vaaz ve nasihat ile alay ediyor ve bunda ısrar ediyorsa, bunlara verilecek cevap ve takınılacak tavır, anlatıldığı gibidir. Hz. İbrahim (aleyhisSelâm)’ın bu gibi kimselere takındığı tavrı örnek olarak gösterebiliriz:“Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza.

Siz yine de akıllanma-

yacak mısınız?” (Enbiya-67) Ancak biz, hakaret derken, bu ifade yanlış anlaşılmamalıdır. Biz onlara karşı küfürlü söz etmeyeceğiz. Buna yakışır sövgülerde bulunmayacağız. Yalan söylemeyeceğiz. Öyle sövme-yerme kelimeleri kullanacağız ki, bunlar çirkin ve iğrenç türünden sövmeler olmayacaktır. Örneğin şöyle diyebiliriz: Hey ahmak, behey fasık, behey cahil, behey utanmaz, sen Allah (celle celaluhu)’tan korkmaz mısın? Yine behey aptal ve benzeri sözler söylenebilir. Çünkü her bir fasık ahmaktır ve cahildir. Şayet ahmak olmasaydı, Allah (celle celaluhu)’a isyan etmezdi. Aksine aklını çalıştırmayan her kimse ahmaktır, çünkü Allah (celle celaluhu)’a karşı gelmektedir. Halbuki zeki ve akıllı kimse, Allah Rasûlü’nün kendileri lehinde şehadette bulunduğu kimsedir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Zeki ve akıllı olan kimse, nefsini küçük görüp, ölüm ötesi için çalışan kimsedir. Ahmak ise, nefsini hevasına tabi kılandır ve bir de Allah’tan sonsuz yaşamayı arzulayandır.”  (Ahmet bin Hanbel, Tirmizi, Ebu Davud, Hakim, İbni Mace)

18

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

İslami bir eğitim edinmenin referansları ise şunlardır; 1. “Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti öğretip bilmediklerinizi size öğreten bir Rasûl gönderdik.” (Bakara-151) Bu ayet bize gayet açık anlatmaktadır ki İslam’da öğretimin temeli mutlak surette kitabı ve sünneti öğretmekten geçmektedir. 2.-Kur’an ve Sünnete dayalı İslami ilimleri öğrenmek Kur’an ilimleri, Hadis ilimleri, Akaid ilimleri, Ahlâk ilimleri ve bunlarla alakalı usul bilgilerini öğrenmeleri gerekir. 3-Siyer-Sahabe hayatı ve İslam tarihini anlamamız ve öğrenmemiz bizim için önemlidir. Çünkü çağlar boyu Müslümanların yaşamlarında, dersler çıkarabileceğimiz olaylar meydana gelmiştir. 4- İslam coğrafyaları hakkında malumat sahibi olmak. 5- Ülkemizde ve İslam coğrafyalarında, İslam’a ve Müslümanlara yapılan aleyhteki olaylara ve oyunlara karşı bilgi sahibi olmalı, kendini ve etrafındakileri yetiştirerek dahili ve harici oyunlara karşı basiretle hareket etmelidir. 6-İslami çalışmalar mutlak surette günün şartları göz önünde tutularak yapılmalıdır. Çağımızın eğitim-öğretimi göz önünde tutularak sağlıklı bir İslami bilgi verilmelidir. Çünkü artık kültürler karma karışık hale gelmiştir. Beyaz ile siyahın; temiz ile temiz olmayanın bilinmediği bir devirde olduğumuz muhakkaktır. 7. Arapça mutlaka öğrenilmelidir. Çünkü dinimizin dili, ilimlerin anahtarıdır. Dini ilimler hususunda sıhhatli bir bilgiye ancak Arapça’yı öğrenerek ulaşabiliriz. 8. Medreseler ve davet müesseseleri açmak. Bilindiği gibi bu, asırlardan beri bütün İslâm dün-


I R. SAİD AYCİL yasında uygulanan bir sünnettir. Mutlaka devam ettirilmelidir. 9. Ev sohbetlerine devam etmek. Evlerde, yetişkin Müslümanlar için sohbet ve ilim halkaları oluşturulmalı ve bunlar programlı ve sistemli bir şekilde aralıksız sürdürülmelidir. 10. Cami ve mescit dersleri yapmak. Cami ve mescitlerimizi, İslâmî bilgileri tahsil etmek, Kur’an okumayı ve tecvidi öğrenmek, Tefsir, Hadis, Fıkıh, İslâm tarihi derslerini verip bunları kardeşlerimizle mütalaa etmek için kullanmalıyız.

3. El ( kuvvet) Yolu İle Yapılan Cihad “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.” (Bakara;216)

gözü önünde) yaygınlaştırıp, yalan ve mesnetsiz bilgilerle neslimizi helak ediyorlar ise o zaman yapılacak olan bellidir. Yukarıdaki buyruklara kulak kabartarak gerekli olan hazırlığı yapmaktır. Bugün Müslümanlara farz olan gerekli hazırlığı yaparak yeryüzünde fitneye sebep olan etkenleri ortadan kaldırmaktır. Bugün Müslümanların karşı karşıya bulundukları zilletten kurtulmanın tek çaresi vardır o da yeniden cihada dönmek ve bu göreve tekrardan sarılmaktır. “Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa; 75)

El ile cihad’tan sadece darul harp’teki kafirlere karşı yapılan savaşın kastedilmemesi gerekir. Çünkü el ile yapılan cihad aynı zamanda mürtedlere, asilere, zalimlere, fasıklara ve İslam ülkesi aleyhine anlaşmasını bozanlara karşı da yapılabilmektedir. İzah etmeye çalıştığımız El ile cihad kavramı anlaşılması çok kolay fakat pratiği en zor olan cihad türlerinden bir tanesidir. Bundan dolayı İslam ümmetinin bir çoğu bu ibadeti terk etmiş, birçok alim ise ellerini bu amelden çekmiştir. Daha sayılarını bilmediğimiz birçok kişide çeşitli bahanelerle uzaklaşmıştır. Kimisi yaptığı nafile ibadetler ile oyalanmış kimisi ise cahilliği ile bu hakikatlerden uzaklaşmış, kimisi ise rezilce bir korkaklık ile bu cihad’ı bırakmış durumdadırlar. Halbuki ilk yüzyılların büyük adamları, son yılların üstün şahsiyetleri ve yüzyıllar boyunca İslam dünyasında yetişmiş bütün hadisçiler ve fıkıh alimleri, “Müslüman ülke topraklarının bir karışına bile saldırıda bulunulduğunda bütün Müslüman erkek ve kadınlara cihad etmek farzı ayın” olduğu hususunda görüş birliği içindeler. Bugün münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirlerde ve halkı Müslüman olan ülkelerde fitneyi, fıskı fücûru (Müslüman davetçilerin

4. Mal İle Yapılan Cihad Mal ile cihad, Allah Teâla’nın insana ihsan etmiş bulunduğu mal ve servetin yine Allah (celle celaluhu) yolunda harcanması demektir. Hakkın korunması ve zafere ulaşılması için insana, maneviyata ne kadar ihtiyaç varsa maddiyata da o kadar ihtiyaç vardır. Bunun için mal ile cihadın önemi büyüktür. Müslümanların, İslâm’ın yücelmesi hakkın muzaffer olması için her türlü mal, servet ve paralarını bu yolda fedâ etmeleri mal ile cihaddır. “İman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden, (mücâhidlere) yer veren ve yardım edenlerin hepsi birbirinin vekilidir. “ (Enfal; 72) “…Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşın. Bilseniz bu sizin hakkınızda ne kadar hayırlıdır. “ (Tevbe;41) “Allah, mallarıyla, canlarıyla mücadele edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. “ (Nisâ; 95) Sevgili kardeşlerim, Allahu Teâlâ rızasını elde edeceğimiz, kendi yolunda Firdevs cennetlerini kazanacağımız cihad yollarını bize kolaylaştırsın. REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

19


Kapak Dosya

GAZİLİK VE FAZİLETİ Gerek strateji ve harp taktikleri, gerekse dini ve siyasi sonuçları bakımından büyük önem taşıyan Hz. Peygamber’in gazvelerinin amacı küfür ve batılın zulmünü ortadan kaldırmak, İslamiyet’in yayılmasına engel teşkil eden unsurların tahakkümüne son vermek, yeryüzünde Hakk’ı yüceltmek, fitne ateşini söndürmek, insanları maddi ve manevi baskılardan kurtarmak ve İslami gerçekleri onlara duyurmaktır.

G

azi kelimesi (çoğulu; guzât, guzzâ, guziy) sözlükte “hücum etmek, savaşmak, yağma-

lamak; din uğruna cihad etmek” manasına gelen gazanın (gazve) ism-i faili olup savaşta başarı kazanan kumandanlara, hatta hükümdarlara şeref unvanı olarak verilmiştir. Gazi kelimesi Kur’an’ı Kerim’de bir yerde çoğul olarak geçmekte(1), başka

bir yerde de ima yoluyla şehidlikle birlikte zikredilerek övülmektedir; “De ki: Bize iki iyilikten –gazilik ve şehitlik- başka bir şeyi mi bekliyorsunuz?”(2). Ancak Kur’an’da bu anlamda daha çok mücahid kelimesi geçmektedir. Hadislerde ise gazinin ve çoğulu guzatın sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bunların bir kısmında “el-gazi fi sebilillah” bir kısmında yalnızca gazi şeklinde yer almaktadır. Hemen tamamında övülen gazilik mefhumun Allah yolunda savaşan kimseler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber’in şehitlik ve gaziliğin fazileti hakkındaki sözleri gaziliğin değerini arttırmış ve “ölürsem şehid, kalırsam gazi” düsturunun ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İslam fütuhatında bu prensibin birinci derecede rolü vardır.(3)

20

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Gazilik kavramından bahsedilirken aynı kökten gelen gazve kavramına da değinmekte fayda vardır. Hadis ve siyer âlimlerinin kabul ettiklerine göre asker sayısı az veya çok olsun, savaş için yahut başka bir maksatla hareket edilsin, çarpışma vuku bulsun veya bulmasın Hz. Peygamber’in bütün seferlerine gazve, bir sahâbînin kumandası altında gönderdiği askeri birliklere de seriyye denilir. Gerek strateji ve harp taktikleri, gerekse dini ve siyasi sonuçları bakımından büyük önem taşıyan Hz. Peygamber’in gazvelerinin amacı küfür ve batılın zulmünü ortadan kaldırmak, İslamiyet’in yayılmasına engel teşkil eden unsurların tahakkümüne son vermek, yeryüzünde Hakk’ı yüceltmek, fitne ateşini söndürmek, insanları maddi ve manevi baskılardan kurtarmak ve İslami gerçekleri onlara duyurmaktır.(4) Bu durumu bize açıklayan birçok ayeti kerime vardır.(5) Sözlük ve terim manaları hakkında bilgi verilen gazilik, tarihsel olarak çeşitli aşamalardan geçmiştir. Osmanlı Beyliği’nin ortaya çıktığı 13. yüzyıl sonları ile 14. yüzyıl başlarında Anadolu uç boylarında yaşanan çatışmalarda, Türkmen beylikleri ve derviş toplulukları arasında hem bir


I MUSTAFA TATLI

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Allah yolunda cihad etmeye denk ne olabilir?” denildi. “Sizin ona gücünüz yetmez” buyurdu. Bu sözü kendisine iki veya üç defa tekrarladılar. Hepsinde, “Sizin ona gücünüz yetmez” buyurdu. Daha sonra: “Allah yolunda cihad eden kimsenin misali oruç tutan, namaz kılan, Allah’ın ayetlerine bağlı kişi gibidir ki, ta Allah-u Teâlâ’nın yolundaki mücahid dönünceye kadar ne oruçtan gevşer, ne namazdan.” buyurdu. motivasyon hem de bir meşrutiyet unsuru olarak kullanılmış; İslamiyeti yaymak, Müslümanların yönetimindeki toprakları yahut nüfuz alanını genişletmek gibi gayretler uğruna akınlara katılmak ve “cengetmek” anlamı kazanmıştır. Ortaçağ Müslüman toplulukları arasında kullanımı çok daha eskilere giden bu kavramın Anadolu’da nasıl yayıldığı ve Türk dilinde kahramanlık ifade eden alplık ile örtüşmeye başladığı tam olarak bilinmemekte, ancak 13. yüzyıl sonlarında Anadolu’nun batı ve kuzeybatısında kullanılmakta olduğu kesin olarak tesbit edilmektedir.(6) Kavramsal ve tarihsel bilgilerinden bahsettiğimiz gaziliğin fazileti hakkında birçok nass bulunmaktadır. Direk olarak gazilik kelimesinin yer aldığı nassları yukarda aktardık. Bununla beraber nasslarda gazilik kavramından çok Allah yolunda cihad ve mücahid kavramları yer almaktadır. Faziletini aktaracağımız gazilik kavramını bu manada ela aldığımızı ifade ederek ayet ve hadislerdeki övgüleri aktaralım. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit

olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(7) Başka bir ayette ise; “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.”(8) buyrulmaktadır. Bu konuyla ilgili ayetler gerçekten çoktur.(9) Tüm bu ayetler bizlere cihad etmenin, Allah yolunda gazaya çıkmanın ne kadar önemli ve faziletli bir amel olduğuna işaret etmektedir. Cihadın fazileti zorluğundan dolayı bu kadar yüksektir. İslam cihad farizasının zorluğunu inkâr etmemektedir. Fıtratın da bundan hoşnutsuz olduğunu bildirmektedir. Allah yolunda savaş zor, ama yerine getirilmesi gereken bir farizadır. İslam fıtratla çatışmayacağına göre buradaki hikmet zorluktadır. Cihadın zorluğuna göğüs gerildiğinde birçok sıkıntı ve başka zorluklar yok olacaktır. İşte İslam’ın yararına olan bu ameli gerçekleştirenler büyük mükâfatları hak etmişlerdir. Cihadın faziletini bizlere açıklayan pek çok hadis de bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesini aktararak konumuzu tamamlayalım: • Ebu Zer’den (radiyallahu anh) şöyle rivayet edilmiştir: “Amellerin en efdali hangisidir?” diye Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’e sordum. Buyurdu ki: Allah’a iman ve yolunda cihattır.” “Peki, hangi köle azat etmek daha efdaldir?” buyurdu ki: “Sahibinin yanında en değerlisi ve ücret bakımından da en pahalısıdır.(10) • İbn Mesud (radiyallahu anh)’tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (salllahu aleyhi ve sellem)’e: “En efdal amel hangisidir?” diye sordum. Dedi ki: “Vaktinde (kılınan) namazdır.” Dedim ki: “Ondan sonra nedir?” Buyurdu ki: “Ana-babaya iyiliktir.” (Yine) ben: REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

21


MUSTAFA TATLI I Ondan sonra kim ?” diye sordu. “Kuytulardan bir kuytuda Rabbi olan Allah’a ibadet eden ve insanları kendi şerrinden azade bırakan kişidir.” buyurdu.(13) • Ebu Hureyre’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Yüce gayeleri olan aşağılık niteliklerden uzak nefislere ve dini şerefe haiz olan nebevi sohbete nail olmaları sebebiyle ecirleri kat kat olan, her türlü kemalde önde olan her yüce makamda ictihad mertebelerinde olan bu şahıslar cihada muadil bir ameli yapmaya güç yetiremiyorlarsa, bizim gibi ictihadsız kişiler nasıl da sevinebiliriz. Nasıl da aşağılık hakir amaç ve gayelerle azıcık amellere sevinip duruyoruz? Ona karışan, riya ve ihlâssızlık ile ondan kurtulmanın imkânsız olduğu oyun ve entrikalar işin cabası. Allah’ım! Ölüm gelmeden önce bizleri bu gafletten uyandır ve yolunda cihad etmek için muvaffak et. Her hayır senden istenir. La havle vela kuvvete illah billah. “Bundan sonra hangisidir?” diye sordum. O Allah yolundu cihadtır” dedi.(11)

“Allah kendi yolunda cihad eden, evinden kendisini onun yolunda cihadla, onun kelimesini tasdikten başka hiçbir şey çıkarmayan kimseyi cennete koyacağına yahut evine, kazandığı ecir veya ganimetle beraber döndüreceğine kefil olmuştur.(14) Ebu Hureyre (radiyallahu anh) şöyle demiştir: “Mücahidin atı ipiyle merada otlanırken bile ona iyilikler yazılır.(15) Yüce gayeleri olan aşağılık niteliklerden uzak nefislere ve dini şerefe haiz olan nebevi sohbete nail olmaları sebebiyle ecirleri kat kat olan, her türlü kemalde önde olan her yüce makamda ictihad mertebelerinde olan bu şahıslar cihada muadil bir ameli yapmaya güç yetiremiyorlarsa, bizim gibi ictihadsız kişiler nasıl da sevinebiliriz. Nasıl da aşağılık hakir amaç ve gayelerle azıcık amellere sevinip duruyoruz? Ona karışan, riya ve ihlâssızlık ile ondan kurtulmanın imkânsız olduğu oyun ve entrikalar işin cabası. Allah’ım! Ölüm gelmeden önce bizleri bu gaf-

• Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’tan şöyle ri-

letten uyandır ve yolunda cihad etmek için mu-

vayet edilmiştir: Rasulullah (salllahu aleyhi

vaffak et. Her hayır senden istenir. La havle vela

ve sellem)’e, Allah yolunda cihad etmeye

kuvvete illah billah.(16)

denk ne olabilir?” denildi. “Sizin ona gücünüz yetmez” buyurdu. Bu sözü kendisine iki veya üç defa tekrarladılar. Hepsinde, “Sizin ona gücünüz yetmez” buyurdu. Daha sonra: “Allah yolunda cihad eden kimsenin misali oruç tutan, namaz kılan, Allah’ın ayetlerine bağlı kişi gibidir ki, ta Allah-u Teâlâ’nın yolundaki mücahid dönünceye kadar ne oruçtan gevşer, ne namazdan.” buyurdu.(12) • Ebu Said el-Hudri (radiyallahu anh)’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Bir adam Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek: “İnsanların hangisi efdaldir?” diye sordu. Allah yolunda malı ile canı ile cihad eden kimsedir” buyurdu.

22

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

---------------------------------1 Al-i İmran, 156. 2 Tevbe, 52. 3 Özcan, Abdülkadir, DİA, c. 13, s. 443. 4 Algül, Hüseyin, DİA, c. 13, s. 488. 5 Bkz: Hac 39, Bakara 190, 193. 6 Kafadar, Cemal, DİA, c. 13, s. 227. 7 Nisa, 95-96. 8 Tevbe 20. 9 Bkz: Saf 10-14, Tevbe 111, Nisa 74. 10 Buhari Itk: 2, Müslim İman: 36 11 Buhari Mevakitu’s-Salât, 5; Müslim İman: 36, 12 Müslim İmare: 29. 13 Buhari Cihad: 2, Rikak: 34, Müslim İmare: 34. 14 Müslim İmaret: 28; Nesai: 6/16. 15 Buhari: Cihad: 1. 16 İbn Nehhas, Cihad, s. 78.


Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle baka kalacağı bir güne erteliyor. (İbrahim, 14/42)


Kapak Dosya

Sakın Cihadı Terketmeyin!

Bir Haykırış

“Kim (Allah Yolunda) savaş için niyet etmeden ve savaşmadan ölürse, savaştan kaçan veya geri kalan münafıklar gibi ölmüş olur.”

14

asır önce ‘Çöle inen nur’ böyle ferman buyurmuştu. Daha henüz cihadın tohum

olarak saçıldığı, yavaş yavaş filizlenerek büyüdüğü bir zamandı. Cihad sahabenin kalbinde taht kurmuş, gözyaşlarıyla onu takip ediyorlardı. “Ben Allah’ın oklarından bir ok’um, nereye istersen beni fırlat’ diyen ashab-ı kiram vardı. Cihad yoluna çıkmak için boylarını parmak uçlarıyla yükselten, yara aldığında umursamayan, kolları deriden sallandığında ‘sen mi beni Allah yolunda cihadımdan engelleyeceksin’ diyerek çekip koparan izzet timsali bir nesil vardı. Dinimizin bekçiliğini yaparak yürüdüğümüz İslam yolunun kenarında sahabelerin yere düşmüş bedenleri, serpilmiş kanları, umutları, hedefleri ‘cihadı bırakmayın’ haykırışları bulunmakta. Takip

24

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

ederseniz kurtulursunuz ser levhası yol boyunca durmaktaydı. Ey Kardeş! Bir topluluk idrak ettik ki onlar cihadla yoğrulmuşlardı. Hedefleri yüksekti. Büyük gayelerin büyük adamlarıydı onlar. Onlar bizden önce geldiler ve gittiler. Zaman onları bağrında sakladı, büyüttü ve yüceltti. Onlardı; sayıları az ama hedefleri, programları yüce olan. Onlardı; iki imparatorluk devirip Romalıları köşeye sıkıştıran. Onlardı; Kimse yoksa, adanacak ruhlar yoksa ‘Ben varım’ diyen. Onlardı; Ölümün üzerine üzerine giden ölümü öldüren, Onlardı; Cenneti kılıçların gölgesinde arayan, kapılarını sonuna kadar aralayan... Nesiller boyunca sahip olduk dünyaya,


I SAİD ÖZDEMİR Boyun eğdirdik ona, hep yüce kalacaklar olarak. Nurdan sayfalar yazdık tarihe, Ne, zaman unuttu geçmişi, ne de biz... Bizi ezmek isteyen olursa tuğyanla, Biz onun alnını ezerdik; Hidayetle dolup taşardı kalplerimiz, Göz yummazdık zulme hiçbir zaman. Yeryüzünde öyle bir mülk kurduk ki, Desteği gayretli gençlerdi. Öyle gençler ki, yüceye giden yolları çiğnediler İslam’dan başka bir din bilmediler. O din onları yetiştirdi hoş bir bitki gibi, Böylece hoş bir hayat sürdüler dünyada. Savaşta yiğitlerdi onlar, Sığınaklar, kaleler duramazdı önlerinde. Gece çöktüğünde göremezdin onları Rablerine secde hali dışında... Zaman, asırlar devirdi. Örnek neslin soluklarıyla büyüyen nesiller bir bir tarihe karışıp gitmişlerdi. Kanlarıyla mühür vurdukları bu din, yavaş yavaş

Seyyid Kutub rahimehullah diyor ki: “Allah yolunda cihad ettiklerinde, çekecekleri azap ve meşakkatlerden şehit olmaktan, can, mal ve evlât kaybından korkanlar, Allah’dan başkasına kul olmanın, ondan başkasına boyun eğmenin, cana, mala ve evlâda getirdiği yükümlülükleri bir düşünsünler. Bu uğurda paymal olan ırzlar ve ahlâk da çabası... Yeryüzüne egemen olmuş tağutlara karşı Allah yolunda girişilen cihadın gerektirdiği yükümlülükler, Allah’dan başkasına boyun eğdiklerinde, yerine getirmek zorunda oldukları yükümlülükler kadar değildir. Bütün bunların dışında bir de zillet için çirkefler ile dolu utanç verici bir hayat...”

terkedilmeye başladı. Sahabenin emanet ettiği o cihad yolunun izzetli sahifeleri artık yerini ci-

Bu ne kara bir zamandır çöktü üzerimize bütün

hadı terke ve zillete bırakmıştı. Artık zamanımız

ağırlığıyla… Bu ne kara bulutlardır göğümüzü

cihadın izlerinin silinip görünmediği, gecesi do-

kararttı da güneşi görmez olduk uzun yıllar bo-

lunayken karardığı bir zaman haline geldi. Öyle

yunca! Sen cihadı terkedersen ümmetin alın-

bir zaman ki; dalları yapraklıyken solan, kapıla-

larında beliren bu zilleti kim/nasıl kaldıracak?

rının kilitlenip çalınmaz olduğu, aslanların çöküp

Hz. Ali radiyallahu anhu; “Cihadı terkeden bir

ayağa kalkmadıkları, aşağılık kâfirlerin ellerinin

kavim zillete düçar olur.” buyurmuştur.

Müslümanlara uzatıldığı, onlara karşı seferberlik

Ey Kardeş! Sakın Allah yolunda cihadı terketme!

dilinin kesildiği bir zaman haline geldi. Müslümanlar cihadı terketmesiyle isteyeni olmadığı için şehadet gelini dul kaldı. İnsanlar kendisiyle muhatap değillermişcesine cihadı ihmal ettiklerinde ise; dünyanın geçici nimetlerine heveslendiler, ölüm korkusu, endişesi, infaktaki cimrilik onları çepeçevre kuşattı. Daha

İslam ümmeti cihadı terkettiğinden dolayı topraklarımız işgaller altında inim inim inlemekte, kutsal mekânlarımız düşman çizmeleri altında viran olmakta, ocaklar sönmekte, bayındır yurtlar harabeye dönmektedir yüzyılı aşkın bir zamandır... Ve ümmet suskun, ümmet acı içinde can çekişmekte, ümmet bir tespihin kopan taneleri gibi darmada-

düşüğü daha değerliye değiştirdiler.

ğınık bir haldedir birbirinden habersiz...

“O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi

Biz Cihadı Terkedersek Ne Olur Hiç Düşündün mü?

istiyorsunuz? “ (Bakara/61)

Allah’ın hem dünyada hem de ahirette gazabını

Ey Kardeş! Öyle bir nesilden böyle bir nesle

üzerimize çekeriz;

uzanan bu tarih serüveninde sakın Allah yolunda

“Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah)

cihadı terketme! Nice zamandır mazlum, nice za-

sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve

mandır mustazaftır ümmetin her bir ferdi...

yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (saREBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

25


SAİD ÖZDEMİR I vaşa çıkmamakla) O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe/39) İbn Kayyım el-Cevziyye rahimehullah der ki: “Cihad etmeyen insanlar dinleri zayıf ve Allah’ın gazabını en çok üzerine çeken kimselerdir.” Cihadı terketmek yeryüzünde şirkin, zulmün, küfrün yayılması ve insanların birbirlerine kulluk etmesine vesile olur;

Nesiller boyunca sahip olduk dünyaya, Boyun eğdirdik ona, hep yüce kalacaklar olarak. Nurdan sayfalar yazdık tarihe, Ne, zaman unuttu geçmişi, ne de biz... Bizi ezmek isteyen olursa tuğyanla, Biz onun alnını ezerdik; Hidayetle dolup taşardı kalplerimiz, Göz yummazdık zulme hiçbir zaman. Yeryüzünde öyle bir mülk kurduk ki, Desteği gayretli gençlerdi. Öyle gençler ki, yüceye giden yolları çiğnediler İslam’dan başka bir din bilmediler. O din onları yetiştirdi hoş bir bitki gibi, Böylece hoş bir hayat sürdüler dünyada. Savaşta yiğitlerdi onlar, Sığınaklar, kaleler duramazdı önlerinde. Gece çöktüğünde göremezdin onları Rablerine secde hali dışında...

“Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.” (Bakara/251) Cihadı terketmek zillet ve aşağılanma sebebidir; “İyne(1) (faiz) ile alışverişe başladığınız, öküzün kuyruğuna takıldığınız ve çiftçilikle yetinip Allah yolunda cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet verir ki dininize dönene kadar da onu üzerinizden kaldırmaz.“ (İmam Ahmed) Ey Kardeş! Bak cihadı terketmek nelere sebebiyet veriyor. Kulağına daima sahabenin yaşantısı yankılansın. Sahabelerden biriydi. Ömrünü boşa harcamadı. Bir gün her şeyin iyiye gittiğini gördü. Fetihler yaşanmıştı Arap yarımadasında. Müslümanların ilerleyişini görünce bir anda aklına bağı-bahçesi-hurma bahçesi geldi. Cihaddan el-etek çekecekti. “Artık şunlarla ilgilenme zamanı gelmişti. Çok zamandır ihmal etmiştim” dedi. Tam işe yönelecekti ki Allah ayetini indirdi. Bir an da kendilerine geldiler. “Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.” (Bakara/195) Bir an saadetin içerisindeyken sefalete düşeceklerdi. İzzetli bir hayatın eşiğinden döneceklerdi. Yüksek dağların zirvesine çıkmaya az kala geri döneceklerdi. Bayrağı İslam’a susamış toprakların bağrına dikecekken dünya metasının peşine düşecekti. Ama Allah uyardı. Onları asla cihaddan men etmedi. Ömer bin Hattab, bazı sahabelerin fethettikleri verimli Ürdün topraklarında ziraat yapmaya başla-

26

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


I SAİD ÖZDEMİR

dıklarını duyunca hasat zamanına kadar bekledi ve o zaman bu tarlaların harap edilmesini emretti. Bazıları kendisine şikayet için gelince şöyle dedi: “Bu, ehl-i Kitab’tan insanların yapacağı iştir. Sizin işiniz Allah yolunda savaşmak ve O’nun dinini yeryüzüne yaymaktır.” Seyyid Kutub rahimehullah diyor ki: “Allah yolunda cihad ettiklerinde, çekecekleri azap ve meşakkatlerden, şehit olmaktan, can, mal ve evlât kaybından korkanlar, Allah’dan başkasına kul olmanın, ondan başkasına boyun eğmenin, cana, mala ve evlâda getirdiği yükümlülükleri bir düşünsünler. Bu uğurda paymal olan ırzlar ve ahlâk da çabası... Yeryüzüne egemen olmuş tağutlara karşı Allah yolunda girişilen cihadın gerektirdiği yükümlülükler, Allah’dan başkasına boyun eğdiklerinde, yerine getirmek zorunda oldukları yükümlülükler kadar değildir. Bütün bunların dışında bir de zillet için çirkefler ile dolu utanç verici bir hayat...”(2) Ey Kardeş! Tüm bu anlatılanlardan sonra cihad gibi Allah’ın en çok sevdiği ameli terkedenlerden olma! Cehennemin yakıcı ateşinden kaçmak ve cihada alıştırmak için evinin balkonunda bir battaniyeyle soğukta yatanları, sobasının üstünde kuru ekmek kızartıp mücadeleye kendini hazırlayanları unutma! Kendini bu mücadele için daima hazırla!

Ey Kardeş! Aklına Bosna şehidi Abdulmetin Çakmak’ın son sözleri geliyor mu!? “Eğer bizler şu ortamda fitnenin ayyuka çıktığı şu zamanda şehid olamazsak, şehid olarak ölmezsek bilemiyorum nasıl hesap vereceğiz? Kabire kabir fitnesine nasıl dayanacağız? O kadar uzun hesaplara nasıl dayanacağız..? Yatakta ölmeyi unutun, unutun! Hesap zor, kabir zor, mahşer zor! Şehidlik kadar güzel bir şey yok. Kardeşlerim size tavsiyem; Ne yapın edin, cihadın lezzetini tatmadan, cihadın izzetini, bereketini, şevkini, aşkını tatmadan bu dünyadan göçmeyin. Sakın ve sakın yataklarınızda ölmeyi hayal etmeyin.” Ey kardeş! Davet yolundan parmak ucu kadar ayrılmadan, Allah’a verdiğimiz sözü bozmadan, hedefimizi yozlaştırıp değiştirmeden Rabbimize kavuşuncaya kadar yolumuza devam edeceğiz. Allah ile yaptığımız alış-verişle müjdelenip sevinerek.. İki güzelden birini gözeterek.. Ya zafer ve hükümranlık, ya şehidlik ve mutluluk!.. İle-l ebed davet ve cihada devam... ----------------------------------------------

1 Bir malı vadeli satıp, daha sonra peşin para ile, vadeli fiyatından daha ucuz bir fiyatla geri almaya “iyne satışı” denir. Uygulamada şöyle ortaya çıkar. Ödünç paraya ihtiyacı olan bir kimse, bunu bir tüccardan ister. Tüccar para yerine bir malını ona, diyelim altı ay vâde ile satar. Aynı malı peşin para ile ucuz fiyatla geri alır ve peşin parayı talep sahibine teslim eder. 2 Fizilal tefsiri 1/1941 Daru-ş’Şuruk baskısı

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

27


Kapak Dosya

ŞEHADET

BİR ZAFERDİR

Şehadet, ahirette büyük bir rütbe, büyük bir makamdır.

“Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır: Kanının ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yeri kendisine gösterilir. İman elbisesi giydirilir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur. Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.”

Peygamberlik derecesinden sonra üçüncü sıradadır. Allahu Teâlâ’nın ayette buyurduğu gibi: “İşte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar.”(2) Şehitler sağdırlar. Şehitler, Allah’ın misafirleridirler. Şehitler, Allah katında rızıklandırılırlar. Şehitler için peygamberlerin bile gıpta ettikleri makamlar vardır. Şehitler cennette diledikleri yerlere gidebilirler. Şehitlerin şefaati makbuldür. Şehitler kıyamet gününde gördükleri ikramdan dolayı tekrar diriltilip Allah yolunda savaşarak tekrar şehid olmayı arzulamaktadırlar. Şehadetin önemini ve şehitlere yapılan ikramı bildiren ayet ve hadisleri okuyan sahabilerin, şehit olmak için

R

asulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır. Kanının

ilk damlasıyla affedilir. Cennetteki yeri kendisine gösterilir. İman elbisesi giydirilir. Kabir azabından kurtulur. Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur. Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Huri-

lerden yetmiş iki hanımla evlendirilir. Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.”(1)

28

hep savaş meydanlarına koştuklarını görmekteyiz. Evlendiği gecenin sabahında cihada çağrıldığını duyup, sabah erkenden yıkanma fırsatı bulamayıp cünüb olarak Uhud meydan muharebesine, şehadete koşan, müşriklerle göğüs göğüse çarpışarak şehid olan ve sonra gökyüzünde melekler tarafından yıkanan “Gasîlu’l-Melaike” “Meleklerin Yıkadığı Şehid” lakaplı Hz. Hanzala (radiyallahu anh)’ın hayatı bütün Müslümanlar tarafından bilinmektedir. “Yarın savaş olsa, ben

Zulüm, baskı ve dayatmalara boyun eğmeden i’layı ke-

de o savaşa katılsam. Kafirler tarafından şehit edilsem.

limetullah için verilen hizmet ve mücadele sonucunda

Sonra karnımı yarsalar, ciğerimi çıkarsalar, burnumu

gelen ölüme, şerefli ölüm denir. Ancak i’layı kelime-

ve kulaklarımı kesseler sonra kıyamet gününde “niçin

tullah için İslam düşmanlarıyla yapılan savaş sırasında,

bunlar sana yapıldı?” dense, ben de: “Ya Rabbi! Senin

savaş meydanlarında veya İslam düşmanlarına karşı

için” desem! Bu benim için her şeyden daha sevimlidir”

verilen mücadele sebebiyle kafirlerin ve zalimlerin zin-

diyerek Allah’a yalvaran Abdullah b. Cahş (radiyallahu

danlarında işkence sonucunda gelen ölüm en şerefli

anh) adındaki sahabinin duaları; günlerce aç olduğu

ölümdür. Bunun adı Kur’an ve sünnet dilinde ŞEHA-

halde avucundaki birkaç hurmayı yemek için geçecek

DET’tir. Bu durumda hayatını kaybeden Müslüman

vaktin, şehadetinin, dolayısıyla cennete girmesinin ge-

şehittir.

cikmesine sebep olacağını düşünerek, avucundaki hur-

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


I MUHAMMED ALİ MÜCAHİD

maları yemeden atan ardından da kılıcını çekip müşriklerin arasına dalarak şehit düşen Hz. Umeyr adındaki sahabinin kahramanlığı ve şehit olup sakat ayağıyla cennete adım atmasına engel olan oğullarını şikâyet etmek üzere ağlayarak Rasulullah (s.a.s.)’e gelen ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den savaşa çıkma izni aldıktan sonra Uhud vadisinde şehit olan Hz. Amir ibnu’l-Cemuh adındaki sahabinin şehadet ve cennete girme aşkı onlardan sonra gelen, hayatlarını rablerine adayan, Müslüman nesiller için çok güzel örneklik teşkil etmiştir. Hz. Halid b. Velid yaklaşık yüz savaşa katılmıstır. Bu savaşlarda vücudunun çeşitli yerlerinden yaklasık yüz yara almıstır. Ölümcül hastalığa yakalanarak cihad meydanlarında değil de yatağında öleceğini anlayan Halid (radiyallahu anh), ölümden korktuğu için değil şehit olamadığı için ağlamıştır. Şehitlerin efendisi Hz. Hamza radıyallahuanh… O, büyük bir aşkla yeğeni Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e bağlıydı. O’nun cesareti dillere destandı. Cesareti şiirlere konu olmuş, şairlere:

hali bile Rabbimizin çok hoşuna gitmektedir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Rabbimiz, Allah yolunda savaşıp da yenilgiye uğrayan kişiye şaşar. Yenildikten sonra kanının döküleceğini bile bile, savaş meydanına atılır. O zaman Allah meleklerine der ki: ‘Kuluma bakın, katımdaki ödüle olan rağbetinden dolayı geri döndü. Kanı akıp şehit oluncaya kadar savaştı.”(3) Allah celle celaluhu şehadete apayrı bir anlam ve değer yükler ve onun karşılığını ancak kendinin verebileceğini ifade ederek şöyle buyurur: “O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.”(4) İki cihan serveri efendimiz şehitlere gıbta ederek buyurmaktadır ki: “Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Müslümanlar için zorluğa sebep olmasaydım, Allah yolunda cihad eden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım.” (Buhari, Müslim)

Bu doğru, ama heybetini gizli tut!

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, isterdim ki Allah yolunda cihad edip öldürüleyim, sonra yine cihad edip öldürüleyim, sonra yine cihad edip öl-

Yürüyüşün ölümü korkutuyor!...

dürüleyim.” (Buhari, Müslim)

dizelerini yazdıracak kadar kahramandı. Yalnızca bu kahramanların hali değil, yenilgiye uğrayan şehidin

Peygamber Efendimiz Ümmetinden şehid makamına

Ey Hamza! Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın.

ulaşanları şu şekilde müjdeliyor; REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

29


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD I “Şehidin Allah katında yedi özelliği vardır. Kanının ilk

da göndereceği sahabileri himaye etmesi için Ebû Be-

damlasıyla affedilir. Cennetteki yeri kendisine göste-

ra’dan söz aldıktan sonra Suffe Ashâbı’ndan 40 (bir

rilir. İman elbisesi giydirilir. Kabir azabından kurtulur.

rivayete göre 70 kişilik) bir irşat heyeti gönderdi. İşte

Büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konur.

bu heyette bulunanlardan birisi de Hz. Haram bin Mil-

Ondaki bir yakut taşı dünya ve içindekilerden daha

han’dı (radiyallahu anh).

hayırlıdır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir.

Hz. Haram, Hz. Enes bin Mâlik’in dayısıydı. Ümmü Sü-

Akrabalarından yetmiş kişiye şefaat eder.”(5)

leym’in ve Ümmü Haram’ın da (radiyallahu anh) kar-

- Enes b. Malik (radiyallahu anh)’den rivayet edildiğine

deşiydi. Bedir ve Uhud Savaşlarında bulunmuş, büyük

göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle bu-

kahramanlıklar göstermişti. Güzel Kur’ân okurdu. Hita-

yurmuştur: “Allah’ın kulları hesaba durdukları zaman,

beti de iyiydi.

bir topluluk gelir, kılıçlarını boyunlarının üzerine ko-

Heyet, hazırlıklarını tamamladıktan sonra yola çıktı.

yarlar. Onlardan kan damlar. Cennetin kapısında kala-

Ebû Bera önden giderek heyetin geçeceği yolda bulu-

balıklaşırlar. “Bunlar kimlerdir?” diye sorulunca, “Şe-

nanlara Rasulullah’ın ashâbının himayesi altında ol-

hidlerdir. Diridirler ve rızıklandırılıyorlar” denilir.(6)

duğunu söyledi. Onlara dokunmamalarını tembihledi.

Allahu Teâlâ kıyamet gününde cenneti çağıracaktır.

Bu arada irşat heyeti, Maûne Kuyusu’nun başına geldi.

Cennet bütün süsleri ve güzelliğiyle gelecektir. Allahu

Orada konakladılar, istirahat ettiler. Bu arada, “Civar

Teâlâ şöyle buyuracaktır: “Benim yolumda savaşıp öl-

halkını hangimiz İslamiyet’e davet eder?” diye konuş-

dürülen veya eziyet çeken, yolumda mücadele eden

tular. Hz. Haram, “Ben davet ederim.” dedi. Sonra da

kullarım nerede? Cennete giriniz.” Hesap vermeden

arkadaşlarına, “Ben haber getirinceye kadar yerinizde

cennete girerler. Melekler gelir, secde eder ve şöyle

durunuz. Eğer onlar bana Rasulullah’tan aldığımız

derler: “Ey Rabbimiz! Gece gündüz senin hamdinle

emri kendilerine tebliğ edinceye kadar imkân verirlerse

birlikte, seni tesbih ve takdis ederiz. Bizlere tercih et-

ne âla! Eman vermez de ihanet ederlerse, zaten siz de

tiğin bu kimseler kimdir?” Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

benden uzakta değilsiniz, tedbirinizi alırsınız.” dedi.

“Onlar, yolumda savaşan veya eziyet çeken kulla-

Haram bin Milhan (radiyallahu anh) onlara yaklaşınca,

rımdır.” Bütün kapılardan melekler yanlarına girerler. Şöyle derler: ““Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!”(7)

siniz?” dedi. Müsaade edince, onları İslam’a davet etti. “Ben Rasulullah’ın size gönderdiği elçiyim. Ben şehadet

Raşid İbnu Sa’d, ashaba mensup birinden naklen anla-

ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed

tıyor: “Bir zat Rasulullah’a gelip: “Ey Alah’ın Resulü,

de O’nun kulu ve Resûlüdür. Öyle ise siz de Allah ve

niye şehid dışında kalan mü’minler kabirde imtihan

Resûl’üne iman ediniz.” dedi.

edilirler?” diye sordu. Rasulullah şu cevabı verdi: “Şe-

Sonra da Rasulullah’ın gönderdiği mektubu Âmir bin

hidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kafidir.”(8)

Tufeyl’e uzattı. Âmir, mektubu okuma tenezzülünde dahi bulunmadı. Adamlarından birisine işaret ederek,

Bu hadisler, şehidin hiçbir konuda endişeye kapılma-

Hz. Haram bin Milhan’ı arkadan mızraklattı. Arkadan

sının gerekmediğini aksine mükâfat üstüne mükâfat-

saplanan mızrak bu büyük sahabinin göğsünden çıktı.

lara nail olacağının müjdesini veriyor bizlere… Rab-

Haram b. Milhan’ın kalbinden diline şu tesirli sözler

bimiz bizleri, zafere ulaşan, müjdeye nail olan şehid kulları zümresine nail etsin. (amin)

30

“Rasulullah’ın elçiliğini tebliğ için bana eman verir mi-

döküldü. Bir insan hakka imanı ancak bu kadar bağlı olabilirdi. “Allahüekber! Kâbe’nin Rabb’ine and

Bir mü’min için bu müjdeler bir kazançtır, günahlardan,

olsun ki kazandım gitti!” dedi. Şehitlik gibi yüce bir

fısktan bunun mukabili azaptan kurtulmasının bir zafe-

mertebeye ulaşmıştı…

ridir. Başarısıdır. Asrı saadetten bir örnek;

Müşrikler, Haram bin Milhan’dan (radiyallahu anh)

KABENİN RABBİNE YEMİN OLSUN Kİ

sonra diğer sahabileri de şehit ettiler. Sadece Amr bin

KAZANDIM:

Ümeyye’yi (radiyallahu anh) serbest bıraktılar. Saha-

Uhud Savaşı’ndan dört ay sonraydı… Necid bölge-

biler şehit olmadan önce, “Allahım, burada Resûlüne

sinde oturan Âmiroğulları kabilesinin reisi Ebû Berâ,

durumumuzu haber verecek Senden başkası yoktur.

Peygamberimize gelerek, kavmine İslamiyet’i anlatma-

Selâmımızı ona Sen ulaştır. Allahım! Resûlün vasıta-

ları için birkaç sahabi göndermesini istedi. Rasulullah

sıyla kavmimize haber ver ki, biz Rabb’imize kavuştuk.

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


I MUHAMMED ALİ MÜCAHİD Biz Rabb’imizden hoşnut olduk, Rabb’imiz de bizden

Amirin, Rüstemin gözlerinin içine baka baka konuştuğu

hoşnut oldu.” dediler.

şu tarihi sözlerin gereklerini yerine getirmişlerdir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem o sırada Me-

“Sizlerin hayatı ve şarabı sevdiği kadar, ölümü seven

dine’de bulunuyordu. Cebrâil (a.s.) geldi, onların Selâ-

bir orduyla üzerinize geliyoruz.” Bu cesaret ancak şe-

mını ulaştırdı. Peygamberimiz de onların durumunu Ashâbına haber verdi ve şöyle buyurdu: “Kardeşleriniz, müşriklerle karşılaştılar. Müşrikler onları kesip biçtiler, mızrakladılar. Onlar şehit olurlarken, “Ey Rabb’imiz, Rabb’imizden hoşnut olduğumuzu, Rabb’imizin de bizden hoşnut olduğunu kavmimize Sen tebliğ et.’ dediklerini ben size bildiriyorum. Onlar için Allah’tan mağfiret dileyiniz. Onlar bana Selâm gönderdiler.” Peygamberimiz daha sonra katillere beddua etti. Bu beddua sebebiyle zalim müşrikler kuraklık ve kıtlığa maruz kaldılar. Perişan oldular….(9) Biz Rabb’imizden hoşnut olduktan sonra, Rabb’imiz de bizden hoşnut olduktan sonra gerisi boştur. Ancak bu şekilde yaşarsak Kabe’nin Rabbine yemin olsun ki kazandık diyebiliriz. Tarih sayfasında imanı kâmil olan yiğitlere rastlamak pek çok kere mümkündür. İmam Hasan el-Benna İslam davasının esaslarını açıklarken şöyle diyordu: “Biz ölümün, tehlikelerle dolu bir hayattan ebedi nimet ve saadetlerle dolu gerçek bir hayata geçiş köprüsü olduğunu biliyoruz. O halde biz ölümden nasıl korkarız?... Ey Müslümanlar! Şunu da bilmek gerekir ki, ölümden korkana ayeti celilelerin bir tesiri olmaz. O ayeti kerime ne kadar yüce, ne kadar ulvi olsa da... Önemli olan bizlerin kelam ehli değil; İhlas, ilim ve amel ehli olmamız ile hadislerdeki belirtilen müjdelere nail olabilmemizdir. Aksi taktirde o müjdelere nail olabilmek, ancak ve ancak bir hayalden ibarettir. El-Benna, bu hususu pratikte de göstererek şu nihai hedefi söylemiştir.

hadet aşkıyla mümkündür. İşte şehadet aşkı budur. Bu fedakârlık içinde bu izzet şehadet yoluna özlemden geçer. Rabbimiz kalplerimizde bu aşkı arttırsın, asr-ı saadet yolcularının izinden gitmeyi ümmeti Muhammed’e nasib eylesin.(amin) Akif, şehidleri uzunca şiirinde ne güzel taltif etmiş, yazımızı onun birkaç mısrası ile sonlandıralım….. “Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…. Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin’i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran… Sen ki İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki; a’sara gömülsen taşacaksın….. Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat… Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. (M.Akif Ersoy)

“En yüce temennimiz Allah yolunda şehid olmaktır” Asrı saadeti örnek alan, baştacı yapan Osmanlı imparatorluğu, milliyetçilik ile değil İslam ile büyümüş, savaş meydanlarında adeta ölümün üzerine üzerine yürümüşler, korkmamışlardır. Şehadet makamına bu sayede ulaşmışlar. İslam dünyasını, dünyanın birçok yerine yaymışlardır. Onların savaş meydanlarındaki atılganlıklarından etkilenen Fransız seyyah j.b. tavernier (16051689) dönemin İslam mücahitleri hakkında şunları itiraf etmektedir; “Türkler (Müslümanlar) kaza ve kaderin değişmeyeceğine ve mukadderattan kurtulmak imkânı olmadığına iman ettikleri için ölüme karşı adeta hissiz denecek kadar metanet gösterirler.” Tıpkı Rıbi ibni

-----------------------------------------1) Tirmizi, cihad,25; Ebu Davut, Cihad,26 ayrıca; İmam Ahmed Hasen isnad, Taberani ve başkalarının Ubade b. Samit’ten. 2) Nisa: 4/69. 3) Ebu Davud, Cihad, 36. 4) Nisa,74. 5) Tirmizi, cihad, 25; Ebu Davut, Cihad,26 ayrıca; İmam Ahmed Hasen isnad, Taberani ve başkalarının Ubade b. Samit’ten. 6) Tirmizi Hasen Demiştir. İbni Mace, Hakim, Ahmed, 1/266. İbni Ebi Şeybe, Cihad, s. 290 Taberi Tefsiri 7/388 Al-i İmran s.169 ayetin Tefsiri. 7) Ahmed, Bezzar, İbni Hibban Sahih’inde ve Hakim rivayet etmişlerdir. Hakim “isnadı sahihtir” demiştir. 8) Tirmizi, Fedailu’l – Cihad 26, 1668 had. No:1007. 9) Tabakât, 3: 514; Üsdü’l-Gàbe, 1: 395; Müstedrek, 2: 110-111. Ayrıca benzer rivayetler Buhari, Müslim.

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

31


Hadis-i Serif

sallallahu aleyhi ve sellem

Kaybedeni Olmayan Ticaret

Allah Yolunda Şehadet Ş

ehitlerin mübarek kanını, ulûhiyetine şahitlik eden ve kendisinden hakkıyla korkan alimlerin mürekkepleriyle kıyasa tabi tutulacak kadar mukaddes kılan, şehitlere malları ve canları karşılığında cenneti vadeden ve onları sırat-ı müstakim üzere olan zümrelerin içinde zikreden Allah’a hamdolsun. Salât ve selâm, Allah yolunda onlarca kez şehit olmayı temenni eden, şehidin kanının ilk damlasıyla günahlarının bağışlanacağı müjdesini veren ve şehitleri peygamberlere en yakın mertebede zikreden Resul-ü Zi-Şan efendimizin üzerine olsun. Allah’ın Selâmı, rahmeti, esenliği ve ihsanı, din-i mübin-i İslam için kanını dökmüş, şeriat-ı ğarrâ-i Muhammedî’nin bayrağı yücelsin diye toprağa düşmüş, tüm nesillere ve çağlara Allah’ın dininin adını duyurmuş şehitlerimizle beraber olsun.

32

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

ٍ ‫َعن س ْه ِل بْ ِن ح ْني‬ ‫الل عنه أَن‬ َّ ‫ف رضي‬ ُ َ ْ ِ ‫النيب صلّى هللا َعلَي‬ َّ ‫ « َم ْن َسأ ََل‬: ‫وسلَّم قال‬ ‫ه‬ َ‫الل‬ َ ْ ُ َ َّ ِ ِ‫ادة ب‬ ُّ ‫اللُ َمنَا ِزَل‬ ‫الشه َداء‬ َّ ُ‫ص ْد ٍق بـَلَّغه‬ َ ّ ‫تعال ال‬ َ ‫ش َه‬ ِ ‫ات َعلَى فِر‬ . ‫اش ِه « رواه مسلم‬ َ ‫وإِ ْن َم‬

Bütün davalar müntesiplerinden fedakârlık ister ve bu fedakârlık dava müntesiplerinin samimiyetine göre değişkenlik arz eder. Herhangi bir inanca veya düşünce sistemine sempati duyan ile o inancın ve düşüncenin yayılması için gayret gösteren kimse bir olmayacağı gibi inandığı ve benimsediği inanç için sınırlı gayret ve çaba gösteren ile elinden geleni ve daha fazlasını ortaya koyan kimse mutlaka bir olmayacaktır. Bu açıdan bakıldığında İslam’ın her emri bir fedakârlıktır ve müntesiplerinin bu fedakârlıklardan aldıkları nasibe göre derecesi ve mertebesi olacaktır. Söz gelimi, namaz bir açıdan vakitten fedakârlık gibi gözükmekte, zekat ise maldan fedakârlık ihsas ettirmektedir. Kişiler de, gönüllerindeki inanç ve duygu yoğunluğuna göre bu fedakârlıklardan hissedar olmaktadırlar. Ama İslam’ın bir emri


I ALİ YÜCEL vardır ki o, her haliyle bir fedakârlık, cefakarlık ve gayretkeşliktir. Rasulullah’ın dilinde İslam’ın zirvesi konumunda bulunan bu büyük fedakârlık cihaddır. Bizim burada kastettiğimiz, ıstılahların ve İslami müesseselerin içini boşaltmada mahir olan kimseler tarafından dümura uğratılmış cihad değildir. Muteber bir çok alimin de belirttiği gibi, hak din olan İslam’a davet etmek ve bunu kabul etmeyen kimselerle mal ve can ile savaşmak manasındaki cihaddan bahsediyoruz bizler. Ortaya konulan değer insanoğluna nazaran gerçekten çok kıymetli olduğu için kendisine takdir edilen mükâfat da bir o kadar azametli ve büyüktür. Allah’ın dilediği kullarından seçip seçkin kıldığı peygamberler ile beraber zikredilmek bile bu amelden hissedar olanların ne kadar bahtiyar olduklarının bir göstergesidir. Yalnız mücahid bu konuda aldanmamalıdır ve Allah’ın kendisine olan lütfunu asla unutmamalıdır. İslam şehidi Seyyid Kutub şöyle diyor: “Fedakârlıklarının hesabını tutan insanlar bu davayı yürütemezler. Bu dava bağlılarından o kadar çok fedakârlıklar ister ki insan ancak yaptıklarını hemen unutursa bu istekleri göğüsleyebilir. Hatta gerçek dava adamı bu yoldaki özverilerini hiç aklına bile getirmemelidir. O kadar kendini Allah’a adamış olmalıdır ki, bütün emeklerini ve gayretlerini yüce Allah’ın kendine yönelik lütfu ve bağışı olarak algılamalıdır. Gerçekten bu yoldaki çabalar yüce Allah’ın kullarına sunduğu bir ayrıcalıktır. Yüce Allah tarafından seçilmiş olmanın ve bu yolda çalışma başarısına erdirilmenin göstergesidir. Buna göre bu uğurda çalışma fırsatına kavuşmak yüce Allah’a şükretmeyi gerektiren bir seçilme, bir ayıklanma, bir onurlandırmadır; yoksa başa kakılacak ve gözde büyütülecek bir angarya değildir.”(1) Bütün amellerde olduğu gibi cihadda da en önemli husus, niyetin sahih olmasıdır. Sahabeler tarafından hakkında şehid söylemlerinin dillendirildiği Kuzman için Rasulullah’ın “O, cehennemdedir” sözü, meselenin ne kadar ciddi olduğu konusunda yeteri kadar bilgi sunmaktadır bize. Ebu Musa el-Eş`arî radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu.

Rasulullah aleyhisSelâm şu cevabı verdi: “Kim, kelimetullah/Allah’ın kelimesi-dini İslâmiyet daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.”(2) Ebu Hureyre’nin radıyallahu anh aktardığına göre şöyle buyurmuştur Resul-ü Zi-Şan efendimiz: “Her kim körü körüne (çekilmiş) bir sancağın altında savaşır; (şeriata muhalif olduğu halde) bir asabe/kavim/ırk namına kızar yahut kavmiyetçiliğe/ırkçılığa davet eder veya bir kavme/ırka yardımda bulunur da öldürülürse bu bir câhiliyye ölümüdür.”(3) Kıyamet günü hesabı ilk görülecek üç kişiden biri olan ve niyetindeki hastalıktan ötürü yüzü koyun cehenneme atılacaklardan birinin de, kendisinin Allah yolunda savaşıp şehit olduğunu zanneden kimse olması, cihad konusunda niyeti tashih etmenin en öncelikli mesele olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.(4) Ümmetin bu konudaki hal-i hazır durumu ise; nefislerine ağır geldiği için cihadı farklı şekilde yorumlama gayreti içersindeki kimselerin tefriti ile kendi grubu, cemaati veya hizbinin ismini ön plana çıkarmak isteyenlerin veya bu konuda İslam’ın genel prensiplerini bilmeyenlerin ifratı arasında, İslam’ın cihad maksadından uzak iki farklı yönde seyir göstermektedir. Rasulullah’ın kıyamete kadar var olacağını müjdelediği, hakkı gerçek manasıyla temsil kabiliyetine sahip bir üçüncü grup da vardır ki, Rabbimizden temennimiz bizi onlardan kılması ve sahih niyetle bu yola baş koyanları muzaffer kılmasıdır. Allah’ın rızasına kavuşmak için, O’nun dini yüce olsun diye gayret gösteren kimseler bu işe yeltenmiş olmakla ilahi lütuflara kavuşmakta, kudreti sonsuz olan el-Kadîr’in muhafazası ve teminatı altına girmektedirler. Ebu Hureyre’nin radıyallahu anh aktardığına göre Rasulullah aleyhisSelâm şöyle buyurmuştur: “Allah kendi yolunda cihada çıkan kimseye -onu evinden çıkaran şey yalnız bana iman ve elçilerimi tasdik ise- nail olduğu ecir ve ganimetle (memleketine) geri getireyim, yahut cennete girdireyim” diye teminat vermiştir.”(5) Bir başka hadis de şu şekildedir: “Üç kişi vardır ki onlara yardım etmek Allah için bir haktır. Allah yolunda cihad eden kimse...”(6) Vadinden dönmesi asla söz konusu olmayan Rabbimizin bu teminatı altına REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

33


ALİ YÜCEL I

girmenin de en olmazsa olmaz şartı, halis ve sahih bir niyettir. Geçici ve ahiret nimetlerine nazaran değersiz sayılan bir takım dünyalıklara tamah edip ganimet malından çaldıkları için Hz. Peygamber tarafından cehennemlik oldukları haber verilen kimselerin durumu da cihad adı altında farklı niyetler güdülmesinin ne kadar vahim olduğuna işaret etmektedir. Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Hayber gününde Peygamber’in aleyhisSelâm ashabından bir kaç kişi gelerek “Falan şehiddir, falan şehiddir” dediler. Nihayet bir adamın yanına uğrayarak “Falan kimse de şehittir” dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hayır, ben onu (ganimetten) aşırdığı bir hırka yahut abadan dolayı cehennemde gördüm.”(7) Başlangıcından itibaren bir ayrıcalık olan Allah yolunda cihad, diğer zamanlarda yapılan ibadet ve amellere farklı bir boyut kazandırmakta ve içinde bulunulan meşakkatli hale rağmen ortaya konulan bu ibadet vecdi amellerin sevabını daha da katlamaktadır. “Kim Allah yolunda savaş yaparken bir gün oruç tutarsa Allah o kimseyi Cehennem’den yetmiş yıl uzaklaştırır.”(8) “Her kim Allah yolunda bir harcama yaparsa o yaptığı harcama için kendisine yedi yüz misli sevap yazılır.”(9) Bu mübarek ameli icra ederken nöbet tutmanın ne kadar kıymetli ve değerli olduğu hususunda da varit olan hadis-i şerifler, ribat vazifesini deruhte eden kahramanlara pek çok hayır muştulamaktadır. “Kim İslâm’ın ordusunda bir gün ve bir gece

34

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

nöbet tutarsa, bir ay boyu oruç tutmuş ve geceleri namaz kılmış kimse gibi sevap kazanır. Ölürse yaptığı amelin sevabı kendisine yazılmaya devam eder/defteri kapanmaz, kabir imtihanından kurtulur, rızkı da bol bol verilir.”(10) “İki göz var ki ateş onlara değmeyecektir. Allah’ın azabından korkarak ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyen göz.”(11) Normal zamanlarda nefislerin hoşlanmayacağı bir durum olan toza bulanma/toz-duman içersinde kalma, cihad ameli söz konusu olduğunda adeta insanı cehennemden koruyan bir kalkana dönüşmektedir. “Kimin Allah rızasını kazanma yolunda ayakları tozlanırsa o ayaklara cehennem ateşi haramdır.”(12) Cihad diye isimlendirilen ulvi ameli bi-hakkın yerine getirmiş olduktan sonra zamansal olarak ondan az hissedar olmak bile kurtuluş, rahmet ve cennet vesilesi olabilmektedir. “Kim, Allah yolunda bir süt sağımı zamanı kadar bile savaşırsa, Cennet ona vacip olur...”(13) İslam’ın zirvesi olan cihad fedakârlığını gösterirken kendisine bahşedilmiş en değerli emaneti gururla Rabbine sunan kahramanların, kaybedeni olmayan bir ticaretle canlarını cennet karşılığında Rablerine sunan cengaverlerin, maddi bakış açısıyla ölü addedilirken manevi perspektifle diri kabul edilen canların, mübarek kanlarıyla Allah’ın birliğine şahitlik eden şehitlerin mükâfatları, ortaya koydukları değer kadar ve daha fazlasıyla kendilerine ihsan edilecektir. Şehitlerin nail olacakları kazançların neler olduğunu


I ALİ YÜCEL haber veren hadis-i şeriflerden, bahr-ı ummandan bir katre misali sunmak gerekirse; ”Allah katında, şehid için altı haslet vardır: Dökülen ilk kanı ile beraber günahları bağışlanır, cennetteki makamı kendisine gösterilir, kabir azabından korunur, en büyük korkudan emin olur, iman elbisesi kendisine giydirilir -başka bir rivayette “vakar tacı giydirilir”, hûr-i îyn ile evlendirilir ve akrabalarından yetmiş kişi hakkında şefaati kabul olunur.”(14) ”Şehidin ölüm anındaki duyduğu acı, sizden birinin çimdiklemeden dolayı duyduğu acı kadar basittir.”(15) ”Hiçbir şey Allah’a iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Allah’ın azabından korkarak ağlayan kişinin gözünden akan damla ile Allah yolunda savaş meydanında akıtılan kan damlası. İki ize gelince: Biri Allah yolunda savaşırken meydana gelen sakatlanma ve yara izi diğeri de Allah’ın farzlarından bir farzı yaparken meydana geleniz.”(16)

doğacaktır. İçine girdiği Tih’den, bocalayıp durduğu girdaplardan ve bir türlü çıkışını kestiremediği labirentlerden kurtulacaktır. Müslümanım diyen bir kimsenin böylesine ulvi bir amelden en azından niyet bazında mahrum olması ve bu şekilde ölmesi münafıklık damgası yemesine sebep olabilecektir. “Kim savaşmadan ve savaş için niyetlenmeden ölürse bir çeşit münafıklık üzere ölür.”(21) Niyetindeki hastalıktan ötürü savaş meydanında öldürülen Kuzman’a “Cehennemdedir” diyen Rasulullah aleyhisSelâm’ın, yatağında bile ölseler şehit olacaklarını haber verdiği, şehadet isteğinde samimi kimseler hakkındaki şu müjdesi ile bitirelim: Sehl b. Huneyf radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Allah’tan sadakat/samimiyet ile şehidlik isterse yatağında ölse bile Allah onu şehidler mertebesine ulaştırır.”(22)

”Cennete ilk önce girecek üç kişi bana gösterildi; Şehid, iffetli ve kanaatkâr kimse...”(17) ”Allah yolunda öldürülüp şehid olmak tüm günahlara kefarettir. Cibril “Borç müstesnadır” dedi. Bunun üzerine Rasulullah aleyhisSelâm da “Borç müstesnadır” buyurdular.”(18) ”Cennetlikler arasında şehidden başka tekrar dünyaya dönmekten mutluluk duyan bir kimse yoktur.”(19) ”Ölen ve Allah katında Cennet hayrına erişen hiçbir kul, Cennet’ten tekrar geri dünyaya dönmeyi, tüm içindekilerle birlikte dünyanın kendisinin olmasını istemez ancak şehid bunun dışındadır. Çünkü o, şehidliğin faziletinden ötürü mazhar olduğu ikramlar sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve tekrar şehid olmayı arzu eder.”(20) Acizane aktarmaya çalıştığımız hadisler, bahse mevzu olan konunun konuşulmaktan öte icra ile pratik ile alakalı olduğunu bizlere öğretmektedir. Rasulullah’ın onlarca kez diriltilip tekrar şehit olma arzusunun arka planını anladığımızda yada selef-i salihinimizden aktarılan “başkalarının yaşama tutkun olduğu kadar ölüme ve şehadete tutkun olma” duygusu hissiyatımıza ve benliğimize egemen olduğunda amel ve pratik boyutu da tabii olarak bunun peşinden gelecek ve zillete düçar olmuş bir ümmet tekrar küllerinden

-----------------------------------------1 Seyyid Kutub, Fî zilâli’l-Kur’ân 2 Buhari, İlim 45, Cihad, 15, Farzu’l-humüs 10, Tevhîd 28; Müslim, İmâre 150, 151. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l-cihad 16; Nesai, Cihad 21; İbni Mâce, Cihad 13. 3 Müslim, İmâre 13. (Hadis no: 1848) 4 Hadis için bkz. Müslim, İmâre 43. (Hadis no: 1905) Nesâi, Cihad 22. (Hadis no: 3137) 5 Buhari, İman 25, Cihad 2, 119, Hums 8, Tevhid 28, 30. Müslim, İmâre 103-107, (1876). Muvatta, Cihad 2. Nesai, Cihad 14, İman 24. 6 Tirmizi, Cihad 20 (Hadis no: 1750). Nesai, Nikah 5. 7 Müslim, İman, 48 (Hadis no: 182) Ayrıca bkz. Buhari, Meğâzi 38 (Hadis no: 4234-6707) 8 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 3 (Hadis no: 1716) 9 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 4 (Hadis no: 1719) 10 Nesai, Cihad 39 (Hadis no: 3167-3168) Müslim, İmâre (Hadis no: 163) 11 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 12 (Hadis no: 1734) 12 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 7 (Hadis no: 1726) Ayrıca bkz. Buhari, Cum’a 18 (Hadis no: 907-2811) Nesai, Cihad 9 (Hadis no: 3116) 13 Nesai, Cihad 25 (Hadis no: 3141) Ebu Davud 2541. Tirmizi 1657. İbn Mace 2792. 14 İbn Mace, Cihad 16 (Hadis no: 2799) Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 25 (Hadis no: 1756) 15 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 26 (Hadis no: 1763) İbn Mace, Cihad 16 (Hadis no: 2802) 16 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 26 (Hadis no: 1764) 17 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 13 (Hadis no: 1736) 18 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 13 (Hadis no: 1737) 19 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 13 (Hadis no: 1737) 20 Tirmizi, Fezâil’ül-cihad 13 (Hadis no: 1738) 21 Müslim, İmâre 47 (Hadis no: 1910) Ebu Davud, Cihad 17 (Hadis no: 2502) 22 Müslim, İmâre 157. Ayrıca bkz. İbni Mace, Cihad 15

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

35


Bir Hidâyet Öyküsü

B

ir Yahudi Çocuğunun Mükemmel Hidayet Hikâyesi: Cadullah el-Kur’an

Bir Yahudi çocuğun Türk bakkaldan yaptığı hırsızlık ile başlar hikâye… İbrahim amca bir Türk. Fransa’da yaşıyor ve mütevazı bir bakkal dükkânı var, daha doğrusu küçük bir marketi... Ondan alışveriş yapan bir sürü site sakini var dükkânının çevresinde. Her milletten, her dinden, her renk ve ırktan pek çok insanlar… Bu evlerden biri de bir Yahudi aileye aittir. Hâdisenin kahramanı 7 yaşındaki Cad, bu Yahudi ailenin çocuğudur. Cad, her gün gelir ve İbrahim amcadan alışveriş yapar. Her gelişinde de ona çaktırmadan bir çikolatayı cebine indiriverir. Bu aylarca böyle devam eder. Bir gün yine gelir, alışveriş yapar. Ama her zaman yaptığı gibi çikolata çalmayı unutur ve dükkandan çıkar… İbrahim amca, arkasından seslenir şefkatle: “-Cad, bugün çikolatanı almadın?” Ve uzatır ona her zaman Cad’ın aldığı çikolatayı… Şaşırır çocuk ve “Biliyor muydun?” der hayretle. İbrahim amca başını okşar Cad’ın ve: “-Sakın bir daha çalma Cad, hırsızlık büyük bir suçtur. Başkasının hakkına tecavüzdür! Söz ver bana bir daha kimseden almayacağına böyle. Buraya geldiğinde yine al çikolatanı, ama benden hediye olarak” der şefkatle… Bundan sonra Cad ile arkadaş hatta dost olurlar. İbrahim amca 50 yaşında, Cad ise 7 yaşında bir çocuktur. Aradan yıllar geçer. İbrahim Amca bu Yahudi çocuğa hem arkadaş hem baba gibi davranır. Ne zaman Cad’ın bir sıkıntısı olsa, doğru İbrahim amcasına koşar Cad. Onun şefkatli sinesine sığınır. Ailesiyle, arkadaşlarıyla vb. tüm meselelerini anlatır bu dostuna ve nasihatlerini, çözümlerini hayranlıkla dinler ve tatbik eder. Ne zaman bir sıkıntıyla karşılaşsa İbrahim amcasına koşar Cad. İbrahim amcası çekmecesinden bir kitap çıkarır ve Cad’a vererek;

36

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

“-Hadi aç bir yeri” der, sonra Cad’ın açtığı yüzdeki iki sayfayı okur, Cad’a anlatır ve meselesini böylece çözümlerler birlikte. Hayrettir ki, her defasında da teşhis ve çözümler doğrudur! Dükkandan sıkıntıları bitmiş olarak ayrılır hep. Böylelikle tam 17 yıl geçer; Cad 24 yaşında koca bir genç delikanlı, İbrahim amca da ötelere yürüyen bir fani… Ama dostlukları hep bu minval üzere devam etmiştir. Bir gün emr-i Hakk vâki olur ve İbrahim amca, Hakk’ın rahmetine kavuşur. Ölmeden önce çocuklarına bir vasiyeti vardır İbrahim amcanın; “İçerideki kendisine ait küçük sandık, hediye olarak bu Yahudi gence verilecektir.” Cad, bu en büyük dostunun ölümüyle yıkılır… Çok ağlar, çok yanar. Artık elinden tutan, meselelerine çözümler bulan, sırdaşı dert ortağı yoktur. Vasiyet üzerine sandık Cad’a ulaştırılır. Ama ilk anların hüznüyle açmak istemez sandığı. Neden sonra yine büyük bir mesele ile baş başa kalır Cad ve içinden çıkamadığı, çok daraldığı bir vakit aklına İbrahim amcası ve sandık gelir. Koşar açar sandığı. Bir de bakar ki sandıktan, İbrahim amcasının eline verip açtırdığı ve okuduğu, böylelikle problemlerini her seferinde çözümlediği o kitap çıkar. Kitabı anlamaz, çünkü Arapçadır. Koşar, okutmak için Tunuslu arkadaşına gider. Her zamanki gibi iki sayfa okumasını ve açıklamasını ister ondan. Mesele yine halledilmiştir o kitap sayesinde… Merak eder Cad, sorar: “-Bu kitap nedir?” Tercüme eden Tunuslu; “-Bu Kur’an-ı Kerim’dir, Müslümanların kitabı” Cad şaşırır, şoktadır! Hiç tereddüt etmeden Cad sorar hemen; “-Müslüman olmak için ne yapmalıyım?” Tunuslu gerekeni söyler ve Cad Müslüman olur. Cadullah Kur’anî adını alır ve öyle ilerler, öyle kendini yetiştirir ki bu yolda, sadece Avrupa’da yaklaşık 6000 Hıristiyan ve Yahudi’nin Müslüman


CİHAN MALAY

olmasına vesile olur… Her geçen gün artar, hidayetine vesile oldukları...

sinin reisiyle karşılaşan Dr. Saffet Hicazî kabile reisine:

Bu eski Kitab’ı karıştırırken arkasında bir harita çıkar önüne. Orada, İbrahim amca’nın not ettiği şu ayet vardır:

“-Sen, Cadullah Kur’anî’yi tanıyor musun?” diye sorunca, adam çok şaşırır ve heyecanla;

“-Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davette bulun!” Bunun bir işaret olduğunu düşünerek Afrika’ya gider davetçi olarak. Önce Kenya’ya, sonra Güney Sudan’a oradan Uganda’ya ve komşu ülkelere. 30 yıla yakın dolaşır oralarda. Afrika’nın sıkıntıları bitmez. Allah’ın izniyle ve onun davetiyle İslam’a girenlerin sayısı milyonlara ulaşır. Ama o Afrika’da hastalanır ve 54 yaşında 2003 yılında Allah’a davet yolunda vefat eder. Cad’ın annesi koyu bir Yahudi ve üniversitede hocadır. O da 2005’te Müslüman olur. Yani oğlunun ölümünden 2 yıl sonra, 70 yaşında… Oğlunu Yahudiliğe döndürmek ve ikna etmek için 30 yıl uğraşmış, bütün tecrübesini bilgisini ve gücünü kullanmış ama muvaffak olamamıştır. İşte budur hakiki din… Neden Cad hemen Müslüman oldu? Annesi diyor ki: “İbrahim amca 17 yıl boyunca bir kere bile bana “Yahudi” ya da “kâfir” demedi, hatta İslam’a gir bile demedi... Ama bir çocuğun kalbinin nasıl Kur’an’a bağlanacağını iyi bildi.” Bir Arap kanalında Kur’an’ı, Ona sarılmayı, Kur’an’la amel etmenin lüzumunu anlatan Mısırlı Tebliğci Dr. Saffet Hicazî, konuşmasının sonunu onun kıssasına ayırmıştı. Gözyaşlarıyla İbrahim amca’yı anlattı. Hele zerafetle, hiç örselemeden yetiştirdiği fidanının, dünyanın dört bir köşesinde, âb-ı hayat dağıtması hiç olacak şey miydi İbrahim amca’nın?

“-Evet! Sen nereden tanıyorsun, yoksa gördün mü onu, konuştun mu onunla?” der ve peşpeşe sıralar sorularını. “-Evet’’ der doktor, ‘‘onunla İsviçre’de karşılaşmıştım.” Bunu söyleyince Saffet Bey, Zulu kabilesinin reisi onun ellerine sarılır, elini yüzünü öper gözyaşları içinde… Dr. Saffet Hicazî: “-Sen de onun tesiriyle mi İslam’a girdin?” der. O da; “-Ben onun sayesinde Müslüman olan birinin yardımıyla Müslüman oldum” der ve sonra da Dr. Saffet Bey’i kastederek: “Madem bu eller onun elini tuttu, madem bu gözler onu gördü, ben sanki onu öpüyorum.” Allah, Cadullah Kur’ani’ye rahmet etsin. Rabbim İbrahim amcaya da rahmet etsin, o gibilerin emsallerini arttırsın… Onların elinden kimler İslam’a girdi Allah bilir. Kapanmayacak bir amel defteri ile Allah’a kavuştu Cadullah ve onun İslam’a girmesine sebep olan İbrahim amca… Büyük fedakârlık onlarınki… Hele bu asırda! Herkesin maddeye meftun olduğu, herkesin “ben, ben” dediği, kendi çocuklarını bile önemsemeyip nefsinin bitmez tükenmez arzularının peşinde olduğu şu talihsiz asırda..

Dr. Saffet Hicazî, bizzat tanışır Cadullah’la ve hikâyesini ondan dinler. Elinden hiç bırakmadığı hayli yıpranmış Kur’an’ı sorduğunda Cadullah; “-Ammu İbrahim’in (İbrahim Amca) Kur’an’ı işte bu” der, yanında gezdirmektedir hep… Londra’da, Darfur’a destek ve oradaki Müslümanların meseleleriyle alâkalı bir toplantı sırasında Hıristiyanlaştırılmak istenen Zulu kabileREBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

37


Tarih

HAMA

DEVRİN DESTANLAŞAN ÖYKÜSÜ Tarih 2 Şubat 1982’yi gösterdiğinde Hafız Esad, Hama’da çok vahşice bir katliama imza atarak Müslüman Hama halkını çok acımasız ve vahşice bir kıyımdan geçirdi. Hafız Esad’ın kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rıfat Esad, Şubat 1982’de bir gece vakti havadan ve karadan saldırı düzenleyerek dört yandan Hama’yı kuşatmaya aldı. Suriye ordusunda görevli olup da harekâta katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildi. Bu saldırı 27 günün sonunda onbinlerce insanın katledilmesiyle sonuçlandı. Katliam neticesinde kırk bine yakın Müslüman hayatını kaybetmiş, otuz bine yakın sivil kaybolmuş, yüz binden fazla kişi hapsedilmiş ve sekiz yüz binden fazla Suriyeli de ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

38

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


S

uriye’nin orta kesiminde, Asî ırmağı kıyısında yer alan Hama’nın Müslümanların eline geçmesi Hz. Ömer döneminde gerçekleşmiştir. Hz. Ömer döneminde Ebu Ubeyde b. Cerrah kumandasındaki İslam ordusu Hama üzerine yürüyünce şehir halkı cizye ve haraç ödemeyi kabul ederek kendi istekleriyle Müslüman fâtihlere teslim oldular.(1) Günümüzde ise kukla rejimlerin hipnoz edilmişçesine Batı güdümlü tavırları, Müslüman halklar üzerinde özellikle 20. yüzyılda hissedilir bir etki yaşatmış ve yaşatmaya da devam etmektedir. Suriye’de Nusayri rejimi tarafından yalnızca Allah’a iman ettikleri için çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden şehid edilen binlerce insanın hazin öyküsünü sizlere sunmaya gayret edeceğiz. Öyle bir kıyım ki gözü dönmüşlüğün had safhaya ulaştığı ve insanlığın derin bir uykuda oluşunun apaçık bir göstergesi olan bir hadise… Hadisenin mimarı olan Hafız Esad, 1952 yılında Humus’taki askeri akademiye kaydolmuş, oradaki eğitimini tamamladıktan sonra Halep’teki hava kuvvetleri akademisine yazılmıştır. 1955’te en iyi pilot ünvanını alarak akademiden mezun olmuştur. Teğmen olan Esad, daha sonra eğitimine Mısır’da devam etmiş ve orada da en iyi Suriyeli pilot olarak ödül kazanmıştır. Mısır’dayken Muhammed Umran ve Salah Cedid ile beraber Baas

I RIDVAN BADUR Partisi’nin gizli Askeri Komitesi’ni oluşturdular. Daha sonra gücünü artıran bu komite, 1963 darbesini yapacak ve ülke siyasetinde bugüne kadar hâkim olacak guruba zemin hazırlayacaktır.(3) Suriye’de mevcut kukla rejimin ve sonrasında vuku bulacak hadiselerin temeli Mart 1963’te yapılan darbe ile başa geçen Baas Partisi tarafından atılmıştır. Suriye, Müslümanların güçlü olduğu bir bölge olması hasebiyle bölgede kuluçlanmış kukla rejim de bu güce darbe vurmanın bir yolunu bulma peşindeydi. Suriye’deki bu İslamî hassasiyeti 1928 yılında Mısır’da kurulan Müslüman Kardeşler teşkilâtı ile ilişkilendirmek mümkündür. Teşkilâtın etkisi Suriye’de 1930’larda hissedilmeye başlanmıştır. Teşkilât Suriye’de teşekkül ettiği ilk yıllarda 500-600 üyeye sahip iken üye sayısında gün geçtikçe artış gözlenmeye başlamıştır. Çünkü bâtıla karşı hakkı savunmak gerektiğini düşünen Müslümanların bir çatı altında toplamaları gerektiği fikri yaygınlık göstermekteydi. Bu bilinçlenmeyi kendisi için bir tehdit unsuru addeden Hafız Esad başa gelir gelmez anayasadaki “Devletin resmî dini İslamdır” ibaresini kaldırarak Müslümanların tepkisini biraz daha çekmiştir. Rejimin Hama’ya bir komplo hazırlığı içinde olduğunu, katliama giden süreçteki tavır ve hazırlıklarından anlamak mümkündür. Çünkü Suriye’deki oluşum kukla rejimden ziyade Fransa, İsrail, Rusya gibi İslam düşmanı gürûhu tehdit eder bir durumdaydı. Esasında Müslümanlara karşı girişilen bu olumsuz tutumların sebebi saydığımız bu devletlerin vermiş olduğu bir emirden ibarettir. Dikdatör Esad, katliama giden süreçte Müslümanlar arasına fitne tohumları ekmek ve insanların hassasiyetleri ile oynayarak onları galeyana getirmek üzere adamlarını göndermişti. Gönderilen bu şahıslar insanların dinî ve ahlâkî tutumlarına zarar verecek girişimlerde bulununca halk karşı tepki göstermek zorunda kalmıştır. Öyle ki bu kişiler, insanların inançlarına saldırmak, kadınların namuslarını kirletmek gibi hiç kimsenin rıza gösteremeyeceği birtakım işlere girişerek bir tahrik ortamı oluşturmaya çalışmışlardır. Amaç, gerçekleştirilecek olan kıyıma yasal zemin hazırlamaktı. Rejim, Müslümanların kendilerini savunmalarının da önüne geçmek için yasalarda birtakım değişiklikler yaparak işlerini daha kolay hale getirmeye çalışmıştır. Bölgede sıkıyönetim uygulanmaya başlanmış, halk ise savunmasız ve zor bir durumda bırakılmıştır. Bölgede askerî tedbirler artırılmış, istihbarat merREBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

39


RIDVAN BADUR I kukla rejim, şehre giriş-çıkışları yasaklayarak işlemiş olduğu bu gayr-ı insanî tutumun dış basına yansımasını engellemeye çalışmış olsa da böyle bir hadisenin duyulmaması imkânsızdı.

kezleri kurulmuştur. Tüm bunlar, halkın devlete isyan etmesini sağlamak için yapılmaktaydı. Hafız Esad, bu kirli kıyamı gerçekleştirmesi için kardeşi Rıfat Esad’ı olaydan hemen önce bu katliam için görevlendirmişti. Çünkü Rıfat Esad, bu kanlı kıyamı gerçekleştirebilecek bir psikolojiye sahipti. Rıfat Esad, göreve getirildiğinde kendisine birtakım yetkiler de verilmiş ve ona bir yetki genişliği sağlanmıştır. O yetkilerden birisi de şudur: “Hiç kimsenin onayını almadan beş bin kişiyi öldürebilirsin!”

İslami kimlik taşıyanların hepsinin evleri bazen on defadan fazla aranıyordu. İnsanların inançları zedelenmeye çalışılıyor, namuslarıyla oynanıyordu. Anne ve babalar çocukları önünde kurşuna diziliyordu. İşte bu vahşi saldırılarda gerek Müslüman Kardeşler cemaatinden ve gerekse rejime muhalif farklı kesimlerden pek çok insan vahşice katledilmiş, bu durum Hama halkına büyük yaralar açmaya başlamıştır. Böylece Hamalılar kendilerini haklı bir karşı koyuşun içinde bulmuşlardır. Tarih 2 Şubat 1982’yi gösterdiğinde Hafız Esad, Hama’da çok vahşice bir katliama imza atarak Müslüman Hama halkını çok acımasız ve vahşice bir kıyımdan geçirdi. Hafız Esad’ın kardeşi ve zamanın Genelkurmay Başkanı Rıfat Esad, Şubat 1982’de bir gece vakti havadan ve karadan saldırı düzenleyerek dört yandan Hama’yı kuşatmaya aldı. Suriye ordusunda görevli olup da harekâta katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildi. Bu saldırı 27 günün sonunda onbinlerce insanın katledilmesiyle sonuçlandı. Katliam neticesinde kırk bine yakın Müslüman hayatını kaybetmiş, otuz bine yakın sivil kaybolmuş, yüz binden fazla kişi hapsedilmiş ve sekiz yüz binden fazla Suriyeli de ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Taşı taş üzerinde bırakmayan bu saldırı neticesinde camiler ve birçok tarihi eser de yok edilmiş, yıkık-dökük binalara sığınan Müslümanlar zehirli gazlarla dışarıya çıkarılmaya zorlanmış ve vahşice katledilmişlerdir. Bu olaylar yaşanırken

40

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Sona gelirken İslam dininin haksızlığa bakış açısını ve Müslümanların bu durumdaki tavırlarının ne olması gerektiği yönündeki bakışını açıklamak, ayrıca İslam dininin hak-batıl mücadelesine nasıl bir yorum getirdiğini de aktarmanın yerinde olacağı kanaatindeyiz. Çünkü Hz. Âdem (aleyhisSelâm)’ın yaratılışı ile beraber hak-batıl mücadelesi başlamış ve günümüze kadar devam etmiştir. Nitekim konumuzun da özetini teşkil eden bu hususa bir ayet-i kerîme ile değinmek istiyorum: “İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler ise tâğut yolunda savaşırlar. O Halde (ey müminler) şimdi siz şeytanın velileri (dostları, yoldaşları) ile savaşın. Şüphesiz şeytanın hilekârlığı zayıftır.” (Nisâ, 4/76) Allah Teâlâ bu ayet-i kerîme ile hak ile batıl çizgisini net bir şekilde ayırmıştır. Böylece Yüce Allah, zulme rıza gösteren ve onun varlığı için tetiği çeken, hatta ve hatta buna alkış tutanların şeytanın taraftarları olduğunu ve ona kavuşmak için mücadele ettiklerini; müminlerin ise zulmü ortadan kaldırmak için uğraşıp Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak mücadele eden kimseler olduklarını anlamamızı istemektedir.

İnsan Hakları savunucularının, yaşandığı sırada inzivaya çekildiği ve dünya üzerinde yaşanabilecek en kötü senaryoların yaşandığı Hama katliamı, Müslümanların gözleri önünde yaşanmasına rağmen, gözlerindeki perdeyi kaldırmaya yetmemiştir. Bugün 2014’ün Suriye’sinde, dünyanın göbeğinde aynı durum yaşanmaya devam etmektedir. Aynı kukla rejimin devamı olan Beşşar Esad, 1963 sıkı yönetim anayasasının hükümlerini baz alarak Müslüman halka zulmünü en şiddetli bir biçimde ifa etmeye devam etmektedir. Hama Katliamının 32. yıldönümünde Hama şehidlerine Allah’tan rahmet diliyor, akıbetlerinin daha şiddetlisinin -hidayetleri mümkün değilsekafir gürûhun üzerine sağanak sağanak yağmasını yüce Allah’tan niyaz ediyoruz. -----------------------------------------------1 Robert Mantran, “Hama”, DİA, c.15, s.396. 2 Ahmet Emin Dağ, Suriye Bilâd-i Şam’ın Hazin Öyküsü, IHH İnsani Yardım Vakfı Araştırma ve Yayınlar Birimi, İstanbul 2013, s.37.


İMİZ

RLER ÖNDE

D A T S Ü I N A M A D HR İ A K D A A H HAM N A V MER ER

D KALEN N İ Y E S Ü

H

üne be m lü ö b in bir üstad gençler n a n a nçler ve ıl e g g r a n y e rı veril birlikte ı basın disiyle m kara Yabanc n a e . id k u d , a r a d o nund ağlıy kların hayret ildi. Ha ma salo çler ise alarına r ş n e u m e r v g u la ı r ğ D n a a r ndı. rı çıka m ka lüydü. rın ise t bağışla at kara ber ida ok güç çıkanla e a ç a ı r n r r e n e ti a b e r b e c y a e a k la eh d ve larınd eraat Bizlere üstad Mahkem dı. Hak ilen üsta esine, b cevap “ r üne de r e n la lm m v r e ü ı lü o il g r r ö iy e a b kar iğer lara v sevinip bana brik ed raat, d da idam nlerini enlerin a ise on ın lerini te il ü r d r ir g e ın la b i v r k ir v ı a la r e b k a kar ve i ceza üyor, sordu uştu. H gülüms da ölüm uğunu kalbimin .” olm beklediğ r ın ld ı r i, la o tl ın la e ta k z le m k z a y a a en le ’ın ları, h ğlam an id en bö Mervan d Merv ri için a mensup inin ned aşadığım ta r d le y s e ta ik ll Ü s a d a . d il Ü h ü d m k, türüld di. Bu rum e lerdir.” Hayatı doğaca rine gö etmişler an mah im gün am): “ le ın z d r v iğ z n a e d A y u a ir i z b h ç k e a e lar ise rek g zere c O can Abdull bekleye Ağlayan lemek ü ığı kişi tadır: “ ı k k ld e a tı ım b m la ı m n z n a krarla ri, infa ber id isine a le bera ın kend fından te talebele r y a r le la ç ta n O i ( e ğ ençli nler g nlatıyor İslam g uğu gü şöyle a la ld a o h t r a h le en ra kelime dığı şu z nefsimin a y n e k.” beklerk uluşaca b e il h idamını te Alla ği vakit Sözleşti

H

amd, sonsuz güç ve kudret sahibi, kendisine iman edip teslim olanları aziz ve bahtiyar kılan güzel isim ve sıfatların sahibi olan Allah’a mahsustur.

“Tarihe şeref veren erler anılırken

Selâmların en güzel ve temiz olanı, insanlar arasından seçilmiş, bütün güzel ve övülen hasletleri kendisinde bir araya getiren efendimiz Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in üzerine, temiz ailesine ve kıyamete kadar onun getirdiği dava için kan ve ter döken bütün muvahhidlerin üzerine olsun. Ömrünün elli iki senesini peygamber şehri olan medine-i münevverede geçiren Ali Ulvi Kurucu şöyle der: “Büyüklerin tarihi hayatları okunurken, ulvi menkıbeler söylenip, aziz hatıraları anılırken; insan, başka bir aleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, tertemiz sevgi hislerinin ateşi yakıyor ve ilahi feyzi sarıyor. Tarih öyle büyük insanlara şahitlik etmiş ki, birçok büyükler, onlara nisbetle küçük kalır.

Geçmiş gibi cennetteki gül bahçelerinden…

Yükselmede ruh en geniş âlemlere, yerden… Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden, Hayatını okuyacağımız Üstad Mervan Hadid’de tarihe şan ve şeref veren insanlardan bir tanesidir. Biz bu şekilde hüsnü zan ediyoruz. Allah’a karşı kimseyi temize çıkaramayız. Doğumu, Yetişmesi ve Tahsili Mervan Hadid, Miladi takvime göre 1934 yılında Suriye’nin Hama şehrinde dünya’ya geldi. Anne ve babası dinlerine bağlı muhafazakâr Müslümanlardı. Babası; Hacı Halid, Hama’nın ticaret merkezlerinin birinde tacirlik yapardı. Annesi Raife ise cömertlik ve yardımseverliği ile meşhur olmuş bir ev hanımıydı. Annesi yardıma muhtaç REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

41


HÜSEYİN KALENDER I birini gördüğünde veya duyduğunda üzerindeki elbiseyi dahi çıkarıp verebilecek kadar cömert bir kadındı. Mervan Hadid Hama’da soylu olan bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Beş nüfuslu bir ailenin dördüncü çocuğuydu. Mervan Hadid; Siyonistlerin İslam ümmetinin arasına sömürü tohumlarını serptikleri çok tehlikeli bir zaman diliminde büyüdü. İlk olarak Hama şehrinde bulunan okullarda ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini aldı. 1955 yılında bu okullardan mezun olup, 1956 yılında Mısır’ın Ayn’uş-Şems Üniversitesinin Ziraat fakültesine kaydını yaptırdı. Mısır istihbaratının birçok defa kendisini yakalayıp hapsetmelerinden dolayı bu üniversiteden 1964 yılında ancak mezun olabildi. 1965 yılında Dımaşk Üniversitesine kaydını yapıp 1970 yılında bu Üniversite’den lisans diplomasını aldı. Mervan Hadid, daha önce okuduğu liselerdeki sosyalist partisinin mali sorumlusuydu. Ancak daha sonraları sosyalizmi bırakıp “İhvanu-l Müslimin” cemaatine katılır. Bu geçiş sürecini kendisi şöyle anlatır: Ben çevremden ve kardeşlerimden bazılarının sosyalist olmaları sebebiyle Sosyalizmden etkilenerek sosyalist olmuştum. Bir gün sosyalist olan abim yanıma girerek: “Bugün arap milleti için çok tehlikeli olan adam öldürüldü” dedi. Daha sonra ağıza alınmayacak sözler ve küfürler sarf etti. Bende bu adam kimdir? Diye sordum. Dedi ki; bu adam Mısırdaki’’ İhvanü’l-Müslimin’’ cemaatinin kurucusu olan Hasan el-Benna’dır. Bu olay bende bir beyin fırtınası gerçekleştirdi. Arap milleti için bu kadar tehlikeli olan bu adam kimdir, fikirleri nelerdir ve ne yapmış ki arap milleti için bu kadar tehlikeli sayılıyor diye “kendi nefsime sormaya başladım.” O günden sonra bu adamın kim olduğunu, fikirlerinin ne olduğu hususunda araştırma yapacağıma kesin bir şekilde karar verdim. Onu tanıyanlardan bana onu anlatmalarını ve elime geçen onun bütün kitap ve risalelerini okudum. Daha sonra Allah’ın bana çok büyük bir lütfu olarak karanlıklardan aydınlığa, sapıklıktan hidayete ve batılın askeri olmaktan kurtulup hak yolunun askeri oldum. Mervan Hadid Suriye’nin Hama şehrindeki “İhvanü’l-Müslimin’in” çalışmalarına katıldı. Çok ciddi ve kararlı bir şekilde burada çalışmalarda bulundu. Bununla birlikte Mervan Hadid dünyayı kalben terk ederek Hama’da bulunan “Nuriye” mescidinde Allah ile baş başa kalmak için çokça zaman geçiriyordu. Burada ümmetin kurtuluşu için Allah azze ve cel-

42

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

le’ye çokça dua edip kendisini namaza vermişti. Namazlarında ağlayıp, rüku ve secdelerini çokça uzatırdı. Allah sana rahmet etsin ey Mervan Hadid! Mısır’da Tahsilini Bitirip Beldesine Dönüşü Mervan Hadid; Mısır da bulunan Aynüş-Şems Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni 1964’de bitirip, Lisans diplomasını aldıktan sonra memleketi olan Suriye’ye döndü. Mervan Hadid memleketiyle alakalı olan haberleri takip edip, her yaz memleketini ziyarete giderdi. Özelliklede 1963 yılında (Sosyalist Parti) İnkılâp yapıp başa geldiğinde, gelişen olayları yakından takip edip, bu olaylarla yakından ilgilenirdi. 1964’de memleketine döndüğünde camii ve mescitlerde verdiği sohbetlerinde talebe ve halkı bu dinsiz olan sosyalist parti hakkında uyarırdı. Bu Baas partisinin (Şu anda Katil ve Zalim Esad’ın başkanlığını yaptığı parti) gizli eller tarafından satın alındığını ve şayet bunlar tam olarak otoritelerini kuracak olurlarsa masum kadınların namuslarının çiğneneceğini beyan ediyordu. Ve gerçekten de aradan fazla zaman geçmeden bu zalim ve kafir olan Baas partisi İslam’a ve Müslümanlara karşı topyekun bir savaş başlattı. Ve hala bu savaş devam etmektedir. Mervan Hadid ve dinlerine tam bir şekilde bağlı olan imanlı gençlerin, bu dinsiz ve imansız olan Baas partisi ile bir gün muhakkak surette karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdı. Hama şehrinde şöyle bir olay olur: Sınıfta hocanın birisi İslam’a hakaretler içeren bir konuşma yapar. Bunun üzerine öğrencilerden biri kalkar ve hocaya birkaç tane yumruk vurur. Peşi sıra tüm öğrenciler kalkarak hocayı döve döve öldürürler. Sonra polis gelir ve hocaya ilk tokatı atan o öğrenciyi öldürür. Daha sonra olay yerine gelen Şeyh Mervan, öldürülen Müslüman genç dolayısıyla polise kısas hükmünün uygulanmasını talep eder. Öğrenciler de tek tek öldürülen genç, Müslümandı, öğretmen ise kâfirdi. Dolayısıyla öğretmenin kanı hederdir. Müslüman gencin ise kanı alınmalıdır, yani karşılığında öldürülen polise kısas uygulanmalıdır “derler. Kâfir devlet ise bu talebi reddeder. Bu talebin reddedilmesi üzerine Şeyh Mervan etrafındaki özel eğittiği gençlerle birlikte Sultan Mescidi’nde toplanır. Toplanan bu gençlerin her birinde bomba ve tabanca vardır (-ki bunların bazıları lise talebesidir.) Tekbir getirmekle ve kâfir


I HÜSEYİN KALENDER devlet aleyhinde konuşmalar yapmaktadırlar. Bu esnada Sultan Mescidi’nin etrafı tanklarla çevrilir ve mescid, içindeki Müslümanlarla birlikte yerle bir edilir. Allah’a yemin ederek söylüyorum ki (yemin eden Abdullah Azzam) daha sonra görüştüğüm Hama’lı güvenilir Müslümanlar bana şunu söyledi: “Bizler günler sonra şehit edilen gençlerin üzerinden yıkıntıları kaldırmak için mescidin oraya gittiğimizde toprağın altından tesbih ve tekbir sesleri işitiyorduk.” ŞEYH MERVANIN MAHKEMEDEKİ TAVRI Mescidin bombalanması olayında -Allah’ın hikmeti- Şeyh Mervan, bazı talebeleri ile birlikte sağ olarak yakalandı ve mahkemeye çıkartıldı. Baas partisi adaletli (!) olduklarını göstermek için Şeyh’in mahkemesini yerli yabancı tüm basın medyalarına açık olarak yapıyordu. Mahkeme heyeti Suriye Savunma Bakanı Mustafa Talas ve bölgeyi elinde bulunduran en kuvvetli şahsiyet olan Salah Cedid’den oluşuyordu. Mahkeme heyetinin ilk sorusu, “Neden silah taşıdınız ve devlete karşı başkaldırdınız ?” olur. Şeyh Mervan şöyle cevap verir: “Orada adı Salah Cedid olan Nusayri bir köpekle birlikte kendisini ehl-i sünnete nisbet eden ikinci bir köpek Mustafa Talas vardı. (O anki mahkeme heyeti bu ikisinden oluşuyordu ve üstad Mervan bunları yüzlerine karşı söylüyordu) bu iki köpek, bölgede İslam’ı yok etmek istiyordu. Bizler hayatta olduğumuz sürece İslam’ın yok edilmesine müsaade etmeyiz. “Bu ifadeleri duyan Mahkemedeki devrim Muhafızları Üstadın üzerine saldırırlar. Polisler ise Şeyh’in Mahkemede yabancı basın mensuplarının da bulunduğu bir ortamda öldürülmesini önlemek ve dünya basınına Suriye Mahkemesinde polis katliamı diye yansımasını engellemek amacıyla üstadı devrim muhafızlarından korurlar. Mahkeme heyeti Üstada “Sen Uşaksın” der. Üstat da “Ben Allah’ın Uşağıyım. Gerçek uşaklarsa siz ve sizin Abdunnasır’dan yetmiş sekiz bin cüneyh çalan parti lideriniz Michel Aflek’tir.”der HAYATIMDAKİ EN LEZZETLİ ANLARIM Mahkeme heyeti çok güçlüydü. Duruşma salonunda, kendisiyle birlikte yargılanan gençlerin bir bölümüne beraat, diğer bölümüne de üstadla beraber idam kararı verildi. Haklarında idam

kararı verilen gençler ve üstad gülümsüyor, birbirlerini tebrik ediyorlardı. Haklarında beraat kararı çıkan gençler ise ağlıyordu. Yabancı basın mensupları, haklarında ölüm kararı verilenlerin sevinip gülmesine, beraat kararı çıkanların ise ağlamalarına hayret etmişlerdi. Bu hallerinin neden böyle olduğunu sorduklarında ise onlara verilen cevap “Bizlere cennet bağışlandı. Ağlayanlar ise bundan mahrum edildikleri için ağlamaktalar.” olmuştu. Haklarında idam kararı verilen üstad ve talebeleri, infazı beklemek üzere cezaevlerine götürüldü. Üstad Mervan idamını beklediği cezaevi günlerini bana şöyle anlatıyor (Olayın kendisine anlatıldığı kişi Abdullah Azzam): “ Hayatımda yaşadığım en lezzetli, kalbimin ve nefsimin en rahat olduğu günler gençlerle beraber idamımı bekleyerek geçirdiğim günlerdir.” Üstad Mervan’ın idamını beklerken yazdığı şu kelimeler hala İslam gençliği tarafından tekrarlanmaktadır: “ O can ki yarın doğacak, Sözleştiği vakitte Allah ile buluşacak.” Sevgili Kardeşlerim! Bu kelimeleri ancak idamı, Allah’a kavuşmak için bir köprü gören bir insan söyleyebilir. İdamı fani olan bir dünyadan baki olan bir dünyaya yolculuk edip, orada sevdiklerine kavuşmak için bir bilet gören kimse… Bunu ancak davasına gönülden bağlanan ve bu uğurda her şeyini feda edebilecek kadar fedakâr insanlar yapabilir. Bu dava ancak böyle yiğit olan insanların omuzlarında yükselebilir. Bu yolda ancak başını koyanlar yürüyebilir. Korkak ve bencil insanlar bu yolda yürüyemezler… Çünkü yol çok meşakkatli ve dikenlerle dolu bir yoldur… Rabbim bizleri de bu yolun yolcularından eylesin… HAKİKİ İMANA EREN KİMSE DÜNYAYA MEYDAN OKUYABİLİR Üstad Mervan ve arkadaşları zindanda idamlarının infazlarını beklerken, Hama müftüsü Şeyh Muhammed El-Hamid, Hamalı olan Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’ın yanına giderek “Üstad Mervan El-Hadid’e ne yapmayı düşünüyorsunuz?” der. Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’da “Onun idamına hükmettik” diye cevap verir. Bunun üzerine Muhammed el-Hamid, “Sen bunu akıllıca düşünerek mi söylüyorsun? Mervan el-Hadid’i idam ettiğiniz takdirde Hama’nın susacağını mı zannediyorsunuz? Onu idam ederseniz REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

43


HÜSEYİN KALENDER I Hama’da üstesinden gelemeyeceğiniz ölçüde sorunlar başlar” der. Bunu dinleyen Cumhurbaşkanı “Peki, senin görüşün nedir?” diye sorar. Müftü Muhammed El-Hamid, “Benim görüşüm onu çıkartmanız ve affetmenizdir” der. Bunu duyan Cumhurbaşkanı el-Hafız’da “bizzat siz gidin ve onu çıkartın” der. 1973’de Suriye hükümeti yeni bir anayasa hazırlar ve bu anayasadan “Suriye İslam Devleti’dir” maddesini çıkartır. Eski anayasanın birinci maddesi olan bu madde silinince İslam âlimleri ve hatipler ayaklanırlar. Bunlardan biride üstad Mervan El-Hadid’tir. Cuma hutbesine; “Kim mescitte ölmek üzere biat edecek?” diyerek başlar. Üstadın bu şekilde başladığı hutbesini duyan insanlar camiden bir bir sıvışmaya başlarlar. Zira üstadın hutbesini dinlemek çok tehlikelidir. Üstad Mervan bu hutbesinden sonra gizlenir. Şam’a giderek orada bir daire kiralar ve gizlice silah toplamaya başlar. –Allahu Ekber- bitkinlik nedir tanımaz. Allah’ın dini için mücadelede gevşeklik göstermez. Korku nedir bilmez. Bir gün istihbarat, Üstadın gizlendiği yeri keşfetti ve oturduğu bina’nın etrafı sarıldı. Sabah namazını yeni kılmışlardı. Evde Üstad Mervan ile birlikte iki öğrencisi ve yeni nikahladığı eşi bulunmaktaydı. Üstad Mervan yeni evlenmişti. Gerdek gecesi, eşine “İçimde birkaç güne kadar bu dünyayı terk edeceğim hissi var. Bu nedenle yatağına gelmek istemiyorum. Bakire kalman senin için daha hayırlıdır” demişti. Üstadın yaşı 30 ile 40 arasındaydı. Belki de daha fazlaydı. Kendisi 20 yaşından beri sorunlardan sıyrılamamış, Mahkeme ve Zindanlar peşini bırakmamıştı. Bu nedenle nişanlanmaya ya da evlenmeye fırsat bulamamıştı. Arabalar üstadın bulunduğu binayı kuşatmıştır. Polisler hoparlörle binadakilere seslenerek dışarı çıkmalarını, içeride yakalamak istedikleri Iraklı bir casusun olduğunu” anons ederler. O sıralar Suriye ile Irak’ın arasında ihtilaf ve siyasi çekişme vardı. Üstad Mervan’da yanında bulunan bir mikrofonla dışarıdakilere, “İstihbarat adamları ve polisler! 15 dakika içerisinde burayı terk etmeniz konusunda sizleri uyarıyoruz. Aksi takdirde 15 dakika sonra sizinle savaşırız” diye seslenir. Gerçekten üstad 15 dakika sabretti. 15 dakika sonra ise bomba ve otomatik silahlarla binadan ateş etmeye başladı. Polisler durumu merkez’e bildirdiler ve evin etrafında hemen hemen 1000’e yakın polis ve istihbarat mensubu toplandı. Üstadın bulunduğu dairede ise kendisi, öğrencisi ve henüz

44

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

zifafa girmediği nikâhlısı vardı. Polisler binayı uçak ve helikopterlerle havadan da kontrol altına almışlardı. Polisler binaya girip TNT yerleştirmek istediler. Fakat kim binaya girmeye cesaret edebilecek? İki kişiye karşı bin kişi! Ve ayrıca uçak ve helikopterler ile gözetlenmekte. Öğle vakti olduğunda üstadın cephanesi tükenir. Öğleden ikindi vaktine kadar hiç kimse üstadın dairesine saldıramaz. İkindi sonrası dairesine saldırılır. Üstadın cephanesi çoktan tükenmiş ve kolundan yaralanmıştır. Üstad başı dik bir vaziyette binadan iner. Yanındakilerle birlikte tutuklanır. Olayın haberi Hafız Esad’a ulaştığında adeta çıldırır. Bin kişilik kuşatmada polisler çok kayıp vermişlerdir. Üstad ise sadece kolundan yaralanmış olarak başı dik olarak dışarı çıkmıştır. Hafız Esad der ki: “Mervan’la bizzat ben görüşmek istiyorum.” Daha sonra üstadın yanına gelir. Ona, “Ey Mervan! Geçmişte olanları unutup birlikte yeni bir sayfa açalım. Allah geçmişte olanları affetsin. Seni bir şartla hiçbir şeyden dolayı hesaba çekmeyiz. “Silahlı mücadeleyi bırakacaksın, tek şartımız bu” der. Kafir Esad’ın teklifine üstad şöyle cevap verir: “Bende bir şartla sizinle anlaşabilirim. O da Suriye’de İslam Devleti’nin kurulmasında bana yardım edeceksiniz.” Bu net tavrı işiten Esad; olduğu gibi geri döner ve mahkeme safhası başlar… Son olarak Üstad Mervan hapishanede vefat etti. Bilemiyoruz eceliyle mi? Yoksa suikast sonucu mu öldü? Vefat ettiğinde ailesine Üstad’ın cenazesini gelip almaları için haber saldılar. Onlarda cezaevi idaresinden, “Mervan’ı siz öldürdünüz” dediler. “Hayır” cevabı verildi. Üstad Şam’da bir mezarlığa defnolundu. Defnolunduktan sonra mezarının etrafında yaklaşık ikiyüz kişilik askeri birlik bekliyordu. Hükümet, cesedin alınmasından ve gösteri yapılmasından korkmuştu. Allah Mervan Hadid ‘e ve İslam uğrunda canlarını seve seve veren diğer bütün şehitlere rahmetiyle muamele etsin. Bizlere de onların yüklenmiş oldukları bu misyonu sürdürmeyi nasip etsin. Ey bütün ve güzel sıfatların sahibi olan Allah’ım! Bizler dünyada iken o güzel insanlarla bir araya gelemedik. Bizleri Firdevs cennetlerinde bir araya getir. ALLAHUMME AMİN… Kaynak: Cihad Dersleri, Abdullah Azzam s,27-32.


YUSUF YILMAZ

F itneye Engel Olan Ayetler 2 ‫يرا ِم َن‬ ً ‫اج َت ِن ُبوا َك ۪ث‬ ْ ‫يَٓا اَ ّيُ َها ا ّلَ ۪ذي َن ٰا َم ُنوا‬ ‫ض ال ّ َظ ِ ّن اِ ْث ٌم َو َل تَ َج ّ َس ُسوا‬ َ ‫ال ّ َظ ِۚ ّن اِ ّ َن بَ ْع‬

‫ضا اَيُ ِح ُّب اَ َح ُد ُك ْم‬ ۜ ً ‫َو َل يَ ْغ َت ْب بَ ْع ُض ُك ْم بَ ْع‬ ‫اَ ْن يَأْ ُك َل لَ ْح َم اَ ۪خي ِه َم ْي ًتا َف َك ِر ْه ُت ُمو ُۜه‬ ‫اب َر ۪حي ٌم‬ َ ّٰ ‫الل اِ ّ َن‬ ٌ ‫الل تَـ ّ َو‬ َۜ ّٰ ‫َوا ّتَ ُقوا‬ “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat; 12)

Nebevi Aile

SÛİ ZAN VE TECESSÜS Ey mümin erkek ve kadınlar! Zandan, tahminlerinize göre yargıda bulunmaktan, hele de olayın ayrıntısına muttali olmadan “bana göre”lerle insanlar üzerinde bir yargıda bulunmaktan kaçının. Bilginiz olmayan işlerde, karşınızdaki kim olursa olsun onu sûi zanla yargılamayın. “Efendim bana göre aslında o sözüyle şunu kastetmişti”, “Bakmayın onun öyle göründüğüne, aslında niyeti şudur”, “Sen ne dersen de bana göre senin…” gibi sözlerle muhatabımızın hareketlerine bir anlam yüklemek, her söylediği sözü kendi vicdanımızın sesine göre değerlendirmek, karşılaştığımız olağanüstü bir durumdan olağandışı sonuçlar çıkarmak hem aile yaşantımıza hem de insanlarla olan ilişkilerimize zarar verecektir. Bir de karşımızdaki kişiyle aramızda olumsuz bir diyalog geçti ise vicdanımızın sesine şeytanın vesvese frekansı karışacaktır. Bizi etkisi altına alıp bizim adımıza düşünecek, bizim adımıza hüküm verip son sözü o söyleyecektir. Hatta hızımızı alamayıp sûi zannımızı delillendirme adına harekete geçeceğiz ki, bu durum bizi tecessüse doğru itecektir.

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

45


YUSUF YILMAZ I Tecessüs, herhangi bir şeyin iç yüzünü, gizli tarafını, kusurunu araştırma, araştırma merakı anlamına gelmektedir. Kur’an’da sadece bu ayette geçen tecessüs ile ilgili olarak Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den birkaç hadis aktaralım;

Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah

1- Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham), sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını araştırmayın, birbirinize karşı övünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın, kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun.” (Müslim; Birr)

olur.” (Ebu Davud, İmam Nesai)

Müslim) “Bir müminin kusurunu örten bir kimse diri diri gömülmüş bir kız çocuğunu kabrinden diriltmiş gibi Eğer bu hadislere rağmen şeytanın ve nefsin sana ailenin, kardeşlerinin ve müminlerin kusurlarını araştırıp yaymayı telkin ediyorsa harekete geçmeden şu hadisi de okumanı isterim; “Ey dili ile inanıp, iman kalbine işlemeyenler topluluğu, müslümanları gıybet etmeyiniz. Onların ayıplarını araştırmayınız. Kim onların ayıplarını araştırırsa Allah da

2- Muâviye radıyallahu anh şöyle dedi: Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Müslümanların ayıplarının, gizli durumlarının peşine düşer, araştırmaya kalkışırsan, onların ahlâkını bozarsın veya onları buna zorlamış olursun.” (Ebû Dâvûd; Edeb)

onların ayıplarını araştırır. Allah kimin ayıbını araş-

Tabi ki birilerinin kusuru kendini bağlıyor ve sonucu sadece kendi ile sınırlı ise onun kusurunu araştırıp ortaya dökmek ona fayda yerine hadiste de buyurulduğu gibi zarar verecektir. Nasıl olsa hatam ortaya çıktı denip hatasını aleni bir şekilde yapmaya kalkışabileceği gibi bu kişinin izzet ve şerefi de zedelenebilecektir. Maalesef belki de nice davetçiler, nice âlimler, nice mallarını Allah yolunda infak eden tacirler gizli kalan kusurlarının pazarlara çıkarılmasıyla hayatımız içinden çekilip yalnızlığa mahkum olmuşlardır. Nice mutlu evler bilinmeyen hatalarının aşifte edilmesinden dolayı enkaz haline getirilmiştir.

lahu anh, bir gün kendisine bir adam getirilerek,

Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhuma bir seferinde Sevgili Peygamberimizi Kabe’ye bakıp tavaf ederken şunları söylediğini haber verir: “Ey Kabe kokun ne hoştur, ihtişamın ne büyüktür. Canımı elinde tutan Zât’a yemin olsun ki, müminin malıyla, kanıyla Allah yanındaki değeri senden daha büyüktür.” (İbni Mâce) Evet, müminin Allah katındaki şerefini düşünelim ve onun kusurlarını başkalarına hissettirmeden vazgeçirmeye çalışalım ki bunun karşılığını hem dünyada hem de ahiret yurdunda alalım; “…

46

Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” (Buhârî;

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

tırırsa onun evinin içinde dahi ayıbını açar perişan eder.” (Ebu Davûd; Edeb, Tirmizî; Birr) Şerefli selefimiz olan sahabe (Allah hepsinden razı olsun) bu anlamda ne de güzel örnek olmuş bu hastalıklı kalplerimize; İbni Mes’ûd radıyal“Bu, sakalından şarap damlayan falanca kişidir” denildiğini, bunun üzerine kendisinin de şu cevabı verdiğini bildirmektedir: “Biz ayıp ve kusur araştırmaktan menedildik. Kendiliğinden bir kusur veya ayıp ortaya çıkarsa biz onun gereğini yaparız.” (Ebû Dâvûd, Edeb) GIYBET Mümin erkek ve kadınların fitneye düşmelerine engel olan diğer bir yasak ise gıybet hastalığıdır; Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: - “Gıybet nedir, bilir misiniz?” - Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber: - “Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır” buyurdu. - Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu.


I YUSUF YILMAZ boylu oluşunu kastettiğini söylüyor-. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı.” buyurdu. Hz. Âişe dedi ki, ben bir başka gün de kendisine bir insanın durumunu takliden hikâye etmiştim. Bunun üzerine de Hz. Peygamber:

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: - “Gıybet nedir, bilir misiniz?” - Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber: - “Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır” buyurdu. - Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu. - “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir,” buyurdu. (Müslim, Birr) “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman  ona iftira ettin demektir,” buyurdu. (Müslim, Birr) Büyüğünden, küçüğüne; ilimlisinden, cahiline ki müstesnalar hariç, bizleri kuşatmış bir hastalıktır gıybet. İnsanların arkasından onların hoşlanmayacakları şekilde konuşmak, onların kusurlarını paylaşmak dinimizce yasaklanan işlerdendir. İnsan, kendisinin arkasından gıybet yapıldığını; kendisinin olmadığı bir ortamda kendisiyle alay edildiğini, eksiklerinin konuşulduğunu düşündüğünde bu yasağın ne kadar da hikmetli olduğunu daha iyi anlayacaktır. Çünkü gıybet dostlukları yıkan, insanların birbirlerine olan güvenlerini kıran bir hastalıktır. Bir gün müminlerin annesi Hz. Aişe, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem ile başından geçen bir olayı bize şu şekilde aktarmaktadır; - (Sevgili Peygamberimize) Ey Allah’ın Rasûlü! Safiyye’nin şöyle şöyle oluşu sana yeter, dedim. -Ravilerden biri, bu sözle Hz. Âişe’nin, onun kısa

“Bana dünyanın en kıymetli şeylerini verseler, ben yine de bir insanı hoşlanmayacağı bir şekilde taklid edip anmayı  kesinlikle istemem” buyurdu. (Ebû Dâvûd; Edeb, Tirmizî; Kıyâmet) İşte Allah Rasulü’nün kendise tüm dünya verilse de yapmaktan çekindiği bu durumun ahiretteki karşılığını yine ondan dinleyelim; Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mi’raca çıkarıldığımda ben bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan bir topluluğun yanından geçtim. “Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir? diye sordum.” “Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır.”  cevabını verdi. (Ebû Dâvûd, Edeb) Sevgili kardeşlerim, benim ve kendisini bu hastalıktan kurtaramamış kardeşlerimin kalplerini ve bedenlerini bir ağ gibi sarmış bu hastalıklardan, Şafi olan Allah’ın hidayet etmesi ile şifa bulmayı, yanlışımızdan dönüp takvaya bürünmeyi, ölmeden önce bizi bu kusurlardan temizlemesini Allah’tan niyaz ederek yazımı Hucurat Suresinin, sevdiklerimizle aramıza fitnelerin girmemesi için sakındırdığı altı konuyu tekrar hatırlatarak bitirmek istiyorum; Ey iman edenler! 1- Birbirinizle alay etmeyin, 2- Birbirinizi ayıplamayın, 3- Birbirinize kötü lakaplar takmayın, 4- Birbirinize sûi zan beslemeyin, 5- Birbirinizin kusurlarını araştırmayın, 6- Birbirinizin gıybetini yapmayın. “EY ALLAH’IN KULLARI! ALLAH’IN SİZE EMRETTİĞİ GİBİ KARDEŞ OLUN.” REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

47


EMİNE ÖZDEMİR I

“Öldü Ama…

Hurilerin Sesini İşitiyordu” H

48

ayat pınarı, yeryüzüne ilk merhaba dediği andan denize kavuşana kadar kesintisiz bir şekilde akıp gittiği… Günler günleri, aylar ayları kovaladığı şu dünyada yeryüzü yine sessizliğini koruyordu. Her müslümanın bir gece hayatı olmalı diyorlardı. Günahkârlar geceyi haramlara döşek yaparken, müslümanlar da Allah’a adayacaklardı. Bu sessizliğin verdiği gürültü ile akla hayale gelmeyen ama kalplere sığan masiyetler de işleniyordu. Üç gençti. Her gün buluşup Allah’ın arzında haramlara karşı şeytan onları mahmuzluyordu. Allah içlerinden birine hidayet damlalarını damlatıverdi. Kendine gelen bu genç hemen arkadaşlarını da bu nura davet etti. Rabbinin yardımı ile ertesi güne gençler, salih bir grup olarak sabahladılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi selem gençleri çok severdi. Zaten bu davete başladığında yanında sadece gençler vardı. Ammarlar, Mus’ablar, Suheybler, Cafer-i Tayyarlar daha 18-20 yaşları arasında atılmışlardı İslam davetine… Allah hepsinden razı olsun…

boğulan gençleri kurtarmayı istediler Nuh’un

Üç genç artık yeryüzüne daha da bir farklı bakıyordu. Hemen kolları sıvayıp isyan denizinde

omuzları koca ve kuvvetli adaleleri vardı!! Ara-

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

misyonu ve gemisi gibi… Anladılar bu terazinin kefesini şeytan değil de, melekçe bir hayat sürerek doldurmaları gerektiğini... Yine böyle bir gündü. Üç genç arkalarına fecir vaktini de alacak ve camiye gidip Teheccüd namazı sair ibadetleri yapıp azıklanacaklardı. Fakat içlerinden birisi biraz geç kaldı. Vakit de oldukça geç olmuştu. Sabah ezanına yarım saat vardı. Yol boyunca yürüyorken aniden bir araba kulakların zarını patlatırcasına bir müzikle karşıdan geliyordu. Hemen o anda karar vermişlerdi. Eliyle bu gence işaret edecekler ve onlara Allah’ı anlatacaklar ve umulur ki Allah onların elleriyle ona hidayet verecekti. Uzaklarda birilerinin elleriyle işaret ettiğini gören genç kendisini durdurmak istediklerini sarhoş kafasıyla anladı. Anlaşılan bu üç genç kavga etmek istiyorlardı!!! Yoksa bu saatlerde kim böyle hareketler yapardı. Bunlara bir ders vermek gerekiyor diyerek iç geçirdi. Nede olsa iri bir cüssesi, geniş badan aşağı hemen inip:


I EMİNE ÖZDEMİR “İçinizden kim benimle kavgaya tutuşacak? Dedi. -EsSelâmu aleykum ve rahmetullah diye Selâm verdi gençler. Bir anda afallamıştı. Kavga etmek için Selâm vermek, hiç alışılagelmiş bir şey değildi. Soruyu tekrarladı fakat aynı cevabı almıştı. -Aleykum Selâm! Ne istiyorsunuz? dedi. Gençler ise: -Hangi saatte olduğunu biliyor musun? Öyle bir saatte yaşıyorsun ki Allah’ın dünya semasına indiği “Dua eden yok mu? Duasına icabet edeyim. İsteyen yok mu? Ona istediğini vereyim.” dediği bir andır bu an. Allah’tan korkmuyor musun? Onun mücrimlere hazırladığı azaptan korkmuyor musun? Pusuya yatmış olan ölümden korkmuyor musun?!! dediler. Hasan ise anlatılanlardan mahzun bir kalple: - “Ağlamaklı bir sesle siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” dedi. -Sen kimsin? dedi genç topluluğu

-Bundan Allah’a sığınırız. Allah’ın rahmetinden nasıl ümidini kesebilirsin? Biliyorsun ki Allah günahları topluca affedendir. Rabbimiz buyurmadı mı? “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa/48,116) Allah’ı, Onun geniş rahmetini, cennetini ve vereceği büyük sevapları hatırlattılar. Hasanı bir ağlama tutmuştu. İşlemediğim günah kalmadı. Ben şuan da sarhoşum!!! Allah benim tevbe mi kabul eder mi? dedi. -Elbette Allah senin günahlarını güzel amellere tebdil edecek (inşallah) Ne dersin? Biz mescide sabah namazı kılmaya gidiyoruz. Bizimle gelmek ister misin? Hasan’ı yanlarına alarak caminin yolunu tuttular. Namaz esnasında imam da Allah’ın takdiri şu ayeti okuyordu: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüp-

-Ben Hasan… “Cehennemin sadece kendisi için

hesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

yaratıldığı kişiyim!”

(Zümer/53)

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

49


EMİNE ÖZDEMİR I Hasan’ın ağlaması daha da bir artmıştı. Namaz bitince:

Senin geri dönüşünle çok sevinmiştik. Sen

“Uzun zamandan beridir namaz lezzetini hiç hissetmemiştim.” dedi.

Hasan: “Ey Babacığım! Allah yolunda cihad ve

Namazdan dört genç yavaş yavaş çıktılar. Hasan’ın babasının yanına gideceklerdi. Hasan:

etme! diyebildi. Annesinin yanına gidip elini ve

-Benim babam falan mesciddedir. Orada âdeti olduğu üzere namazını kılar ve güneş doğuncaya kadar Allah’ı zikreder ve kur’an okur.” dedi. Tarif edilen mescide geldiklerinde köşede piri fani olmuş bir ihtiyar gördüler. Zayıf birisiydi ve ancak Hasan ve bazı gençlerin yardımıyla ayağa kalkacak şekilde çökmüştü. Yaşlı amca Hasan’ı karşısında görünce: “Ah Hasan Ah! Allah senin yüzünü cehennemde yaksın!” diye beddua etti. Hemen yaşlı amcayı gençler teskin ettiler. Hasan’ın tevbe ettiğini Allah’a döndüğünden bahsettiler. Hasan da hemen babasının ayağına kapanıp öpmeye başladı. Subhanallah! Ne acıklı bir olaydı bu. Gözyaşları bu uğurda birbirleriye yarışıyordu sanki. Babası ağlıyordu. Oğlunu bağrına bastı. Birlikte ağlaştılar uzun bir süre… Hasan hemen annesinin yanına gidip elini ve ayağını öptü. Ancak Beni affedin… Beni affedin… diyebildi Hasan. Artık Hasan değişmişti. Kendini İslam’i yaşamda buldu. Artık namazına, zikrine, Kur’anı’na dikkat ediyordu. Haramlardan tevbe etmiş O’na sığınmıştı küçük bir çocuk gibi. Affet diye iç çekiyor, aşka gözyaşı döküyor, bağışlanma diliyor ve boynunu büküp ağlıyordu daima… Günlerden bir gündü. Yine düşünceliydi. Günlerdir içinde besleyip büyüttüğü o fikri sesli bir şekilde düşünmeye başladı. Dudaklarında pelte pelte yerlere şu kelimeler döküldü: “Bunca yıldır işlediğin günahların hesabını nasıl vereceksin Hasan? Abdullah b. Mesud ve Abdullah Azzam’ın sözlerini tekrarlıyordu: “Benim günahlarımı ancak Allah yolunda akıtılan kanlar temizler.” Salih arkadaşları ile birlikte Allah yolunda cihada çıkmaya o meydanlarda toz kaldırmaya karar verdi. Bu fikrini babasına açtı. Babası: “Oğlum!

50

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

bizden bir daha mı ayrılmayı düşünüyorsun? şehadet şerefine nail olmaktan beni mahrum ayağını öptü. Annesine: “Eğer beni seviyorsan Allah yolunda cihada çıkmama engel olmazsın” dedi. Annesi ise: “Seni gönderirim fakat bir şartla bana kıyamet günü şefaat edeceksin.” dedi. Sonuç olarak Hasan artık cihad meydanlarında eğitimdeydi. Artık Hasan savaşın yaşandığı bölgedeydi. Hem de hidayetine vesile olan Salih arkadaşlarıyla birlikte… Müslüman kardeşlerini görüyor, dağın şehadet, cennet kokan havasından nasipleniyordu. Gözyaşlarını şehidleri tek tek kucaklayan toprağa döküyordu. Hasan bir mağaradaydı. Düşman uçaklarının bombalarından nasibini alan bir dağın parçası Hasan’a ölüm getiriyordu. Üstüne düşen kaya parçaları ile tepeden aşağıya hızlı bir şekilde düştü. Kemikleri kırılmıştı. Etrafında oluşan kan yığınında kala kalmıştı. Arkadaşları hemen yanına koştular. Hemen: “Hasan… Hasan!” dediler. Hasan ise: “Sessiz olun… Allah’a yemin ederim ki Ceylan gözlü hurilerin sesini işitiyorum. Dağların ötesinden bana sesleniyorlar. Beni çağırıyorlar…” Sonra kelime-i şehadeti söyledi ve şehadet şerbetini içti. İşte buydu Hasan.“Cehennemin sadece kendisi için yaratıldığı kişiyim!!!” diyordu. Şimdi ise Huriler ona kavuşmak için birbirleri ile yarışıyor, onu görme arzusu ile yanıp tutuşuyorlardı. Onu istiyorlardı. Ona sesleniyorlardı hem de dağların ötesinden, Şehadet çığlıkları ile… Subhanallah! İlahi Ya Rabbi sonumuzu şehadet eyle! Tevbelerimizi kabul eyle! Bizleri affınla müjdele! Âmin…


EBUBEKİR EREN I

ŞEHADET ARZUSU H amd bizleri yoktan var eden, var etmekle kalmayıp, kainatı hizmetimize veren, saya-

mayacağımız kadar bize lütufta bulunan ve bizleri müminlerden kılan Allah’adır.

Salât ve Selâm kâinatın efendisi, hatemu’n-nebiyyin Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sel-

Kıssadan Hisse

Ebu Âkil, Ensar diye seslenen

benim ismimi kasdediyor, dedi. İbni Ömer radiyallahu anh, Ensar’lıları kasdediyor, yaralıları kasdetmiyor, dedi. Ebu Âkil dedi ki: Bende Ensarlıyım velev ki emekleyerek gitsem bile, bu çağrıya icabet etmeliyim,

lem’e, âli eşrafına, ashabına ve kıyamete kadar ken-

dedi. Ardından kemerini bağladı, kılıcını sağ eline

disine ihsan ile tabi olan müminlerin üzerine olsun.

aldı ve şöyle seslendi: Ey Ensar! Huneyn gününde

Dünya, Müslümanın karşılığını ahirette alacağı

düşmanlarınıza saldırdığınız gibi saldırın, dağıl-

ticaret hanesidir. Müslüman bu ticaret hanesinde

mayın, ilerleyin. Allah hepinize merhamet etsin

yüzde yüz kazançlı çıkacağı bir ticaret yapmalıdır.

dedi. Müslümanlar o gün düşmanları tarafından

Bize karşı nefsimizden daha merhametli Rabbimiz azze ve celle bu ticareti bizlere belirterek şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Size, sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer

adeta hedef alınmıştı, ta ki Müslümanlar düşmanlarını Hadika’ya kıstırdılar ve iki ordu birbirine karıştı. Kılıçlar bizimle onlar arasında karışmaya başladı. İbni Ömer radiyallahu anh dedi ki: Ebu Âkil’in kolunun kesilip yere düştüğünü ve bedeninde ondört ağır yara aldığını gördüm ve o gün Allah’ın

bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. (Bunu

düşmanı Müseylemetul Kezzab öldürüldü.

yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi

İbni Ömer radiyallahu anh, Ebu Âkil’e son ne-

içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cen-

fesinde yetiştim ve ey Ebu Âkil! diye seslendim.

netlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu

Ebu Âkil bitkin bir sesle cevap verdi ve zafer ki-

büyük başarıdır.” Bu kazançlı ticareti elde etmek

mindir? dedi.

için arzu etmekle beraber gayret ve çaba göstermek

İbni Ömer radiyallahu anh, Müjdeler olsun Al-

gerekir. Arzusuyla, gayretiyle bizlere örnek teşkil

lah’ın düşmanı (Müseylemetul Kezzab) öldü-

edecek Ebu Âkil’in kıssası ne kadar manidardır.

rüldü dedim. Ardından Ebu Âkil parmağını

Cafer b. Abdullah b. Selem anlatıyor: Yemame

sema’ya doğru kaldırdı, Allah’a hamd etti ve ar-

(1)

günü gelince Müslümanlar düşmanlarına sal-

dından şahadete nail oldu.

dırmak için saf tuttular. O gün ilk yarayı Ebu

İbni Ömer radiyallahu anh dedi ki: Gazveden

Âkil aldı. Şöyle ki iki omuzu ile kalbi arasına bir

döndükten sonra babama Ebu Âkil’in yaşadığı

ok isabet etti. Kendisine isabet eden oku çıkarttı

bütün durumları anlattım, babam şöyle dedi:

fakat almış olduğu yaradan dolayı, gündüzün ilk

Allah, Âkil’e rahmet etsin, o Allah’ın Rasulünün

başında güçsüz düştü ve karargâh yerine götü-

güzide sahabesi ve ilk Müslümanlardandı. O hep

rüldü. Savaş kızışıp Müslümanlar yenilgiyle karşı

şehadeti arzulardı ve onun için çabalanırdı.(2)

karşıya gelip karargah yerinden ayrılınca Main b.

Allah şehadetini kabul etsin ey Ebu Âkil, sen im-

Adiy’in şöyle seslendiği işitildi: Ey Ensâr! Allah

dada çağıran kardeşlerinin imdadına yaralı halinle

Allah! Düşmanınızın üzerine saldırın. Takatten

yıldırım gibi yetiştin, kardeşlerini nefsine tercih

düşmüş Ebu Âkil arkadaşlarının imdadına ye-

ettin, Allah sana merhamet etsin ey Ebu Âkil.

tişmek için ayağa kalkınca Abdullah b. Ömer, Ebu Âkil’e ne yapmaya çalışıyorsun, sen bu halde savaşamazsın deyince,

---------------------------------------------1 - Saf:10-12 2 - Sıfatu-Saffe c:1 s: 466

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

51


‫إقرأ باسم ربك الذىخلق‬ KİTAPLIK

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

ŞEHİD DR. ABDULLAH AZZAM KÜLLİYATI Dil: Türkçe Ebat (cm): 17.5X24.5 Kağıt Cinsi: Şamua Kapak: Karton Kapak Sayfa Sayısı: 800 Yayın Yılı: 2013 Kaçıncı Baskı: 1. Baskı Yayınevi : Buruc Yayınları

İ

slam dünyasının en saygın şehid alimlerinden biri kabul edilen Dr. Abdullah Azzam’ın, bu

hükmü mezheplerin bakış acısıyla bu kitapta bulacaksınız.

külliyatı farklı zamanlarda hazırlamış olduğu

4 CİHADIN FAZİLETİ: Üstad bu kitabına şehadetinden kısa bir süre önce başlamıştır. Şehadet, hicret, cihada hazırlık, Allah yolunda ribatta bulunmak, mücahitlerin ailelerine bakmanın faziletlerini, Müslümanların kendi aralarındaki husumetlerin çözümü ve birçok meseleleri kalpleri harekete geçiren duyguları ateşlendiren hadisler ışığında izah etmeye çalışmaktadır.

konferans ve kitaplarından derlenmiştir. Bu eser, daha önceden Tevbe Süresi tefsiri’ni Müslümanların hizmetine sunan Buruc Yayınları tarafından basılıp, merhum şehidin hatıralarına sahip çıkarak Müslümanların istifadesine sunmuştur. Üstadın bu eserleri önceden farklı yayın evleri tarafından basılan 11 eserin tamamını bir araya getirilerek tekbir kitapta toplanılmıştır. Eserler şunlardır; 1 CİHAD KERVANI: Bu kitap cihadı meşruiyeti hakkında, mücahidlerin hayatlarını ve ahlaki şahsiyetlerini ve mücahidlere bazı tavsiyeleri içerir. 2 İSLAM AKİDESİNİN ÖZELLİKLERİ: İslam davasına gönül veren erlerin akidevi özelliklerini ve sahih bir akideyle beslenmiş bir neslin nasıl dünya düzenini değiştireceğinden bahsetmektedir. 3 CİHAD AHKAMI: Savaşın amacı ve meşru araçları? Savaş mahallinde masum kadın, çocuk,ihtiyar,rahip ve din adamlarının durumu, esirler ve casusun hükmü? Cihada katılmamıza engel olan durumlar? ve cihad ahkamıyla alakalı birçok

52

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

5 MÜSLÜMAN HALKIN CİHADI: Tarihçiler son asırda şerefini, onurunu, haysiyetini korumak için hayatını feda eden en fazla gencin, halkı Müslüman olan ülkeler olduğunda fikir birliğindedirler. Bu aziz topluluk zalimlerin önünde eğilmemek, boynunu küfür fırtınasında bükmemek vakarını muhafaza etmek için birçok kurbanlar takdim etti ve ağır bedeller ödediler… İşte bu kitap, ödenen bu bedellerin,verilen bu kurbanların sebebini ve gereğini açıklamaktadır. 6 İSLAM TOPRAKLARINI SAVUNMAK :İlk yüzyılların büyük adamları,son yılların üstün şahsiyetleri ve yüzyıllar boyunca İslam dünyasında yetişmiş bütün hadisçiler ve fıkıh alimleri :”Müslüman ülke topraklarının bir karışına bile saldırıda bulunduğunda bütün Müslüman erkek ve


‫إقرأ باسم ربك الذىخلق‬ Yaratan Rabbinin adıyla oku!

kadınlara cihad etmek farzı ayın” olucağını çeşitli alimlerin fetvalarıyla bu kitapta ifade edilmeye çalışılmıştır.

10 MARKSİZMİN ÇÖKÜŞÜ: Marksizm’in doğ-

7 CİHAD DÜNYA GÜNDEMİNDE: Cihadın ne manaya geldiğini, neden cihad etmemiz gerektiğini beyan edip Afganistan hakkında birçok mesele açıklar. Rusların yaptığı zülmü izah ederek, cihad hareketlerine karşı Hindistan’ın Çin’in,Avrupa ve Amerika’nın tutumu üzerinde durup, Müslümanları uyarır.

minde sosyalizm ve sosyalistlerin İslam’a tavırları

8 AFGAN CİHADINDA RAHMAN’IN AYETLERİ: Afgan İslami hareketinin kuruluşu, Afgan halkının meziyetlerini, Cihad meydanında görülmüş birçok keramet ve bu konuda Müslüman alimlerin görüşlerini zikrederek bir çok örnekleri bu kitapta anlatılmıştır. Son kısmında ise Sovyetler Birliğinin çekilmesinden sonra yapılacaklar hakkında bilgi vermektedir. 9 FİLİSTİN İSLAMİ DİRİLİŞ HAREKETİ HAMAS: Filistin mücadelesinin tarihi seyrini, Hamas’ın kuruluş ve gelişimini, Sultan Abdulhamit Han’ın Yahudilerle mücadelesini konu edinen bu kitap Hasan el-Benna’nın Filistin davası için yaptığı mücadelesini, fedakârlıklarını izah eden ve o döneme ait birçok olaylar anlatarak Hamas hakkında Müslümanlara gerekli bilgi vermektedir.

duğu ortam, Karl Marks’ın hayatı, Marksizm düşüncesi-Siyonistlerle ilişkisini ele alıp Arap aleile Arap Sosyalistlerin, İslam’a ve Filistin davasına yaptıkları ihaneti ve İslam aleminde sosyalizmin yayılma sebepleri anlatan bir kitaptır. 11 İSLAM VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ: Batı düşüncesinin insanlığı kurtaramayacağı,toplumlardaki huzursuzluğun ve bunalımın sebebi olacağı inkar edilmez bir gerçektir.Bundan dolayı batı medeniyeti! çökecektir. Onun için insanlığın geleceği ancak İslam ile mümkün olabilir. Aksi halde kan ve gözyaşı dinmez. İşte bu kitabın temas ettiği ana fikir budur. Bununla beraber kitabın son kısmında Üstad İslam toplumuna giden yolu da açıklamaya çalışmıştır. Her biri birbirinden değerli olan bu hazineler mutlaka kitaplığımızda bulunup hayatımıza yön veren rehber niteliğinde olmalıdır. Rabbim bu eserlerin yazılmasında ve hazırlanmasında emeği geçen bütün İslam erlerinden razı olsun. Bu kitaplardan istifade etmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin... REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

53


GÜNDEME

BAKIŞ

SURİYE CİHADI VE BİR İÇ MUHASEBE E

mperyalist Hristiyan alemi ve Siyonist Yahudiler son 200 yıldır aç köpeklerin yemek kaplarının başına üşüştükleri gibi Müslümanların topraklarına üşüşmüş, idarelerini, birliklerini, kutsallarını hedef almış, kuvvetlerini kırmış, namuslarını kirletmiş, şeref ve izzetleri ile oynamış ve ruhlarını köleleştirmişlerdir. Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Anadolu’da tam 15 haçlı devletin ordusuyla savaşmış 100 binlerce şehit vererek Allah’ın izni ile zafere ulaşmıştır. Fakat gelin görün ki savaş meydanında kazanılan istiklal mücadelesi; siyasi oyunlar, entrikalar ve hainliklerle masa başında kaybedilmiştir. Savaşanların uğruna canlarını verdikleri yüce İslam şeriatı (Allah’ın hükümleri) bu ülkede yasaklanmış, binlerce insan devrim kanunları, ilke ve inkılaplar uğruna darağaçlarında pervasızca asılarak şehit edilmişlerdir. Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Afganistan’da ayağa kalkmış, önce İngilizlerle 50 yıl , sonra Ruslarla 20 yıl savaşmış, şimdi ise, Amerika ve 19 devletin askeri kuvvetlerine karşı tam 13 yıldır İslami direnişin mücadelesini vermektedir. Allah’a yüzbinlerce şehit sunmuş ve halen sunmaktadırlar.

Keşmir, Burma, Ogadin, Özbekistan,Türkistan, Libya ve Irak`ta zalim, tağut ve münafık yönetimlere karşı ayağa kalkmış , binlerce şehit vermiş ve halen vermektedirler. İşte bu noktada şunu iyi bilmek gerekir ki, Suriye cihadı; toprakları işgal edilmiş, kaynakları sömürülmüş, şeref ve izzetleri ellerinden alınmış, kadınları ve kızları gözleri önünde tecavüze uğramış, onurları kırılmış, bedenleri en vahşi işkence yöntemleriyle parçalanmış, ruhları köleleştirilmiş bu ümmetin; DİRİLİŞ, DİRENİŞ ve KURTULUŞ mücadelesinin bir parçası ve devamıdır. Bu sebeple, Suriye İslami Direnişi çok önemlidir. Maalesef İslami kamuoyunun da yakından takip ettiği gibi Suriye’de ümmetin İslami direniş ve diriliş mücadelesi şu günlerde çok tehlikeli bir dönüm noktasından geçmektedir. Bizler bu fitne ateşine benzin dökmekten ve fitne ateşini daha da kuvvetlendirmekten Allah’a sığınırız. Fakat bizlerin şuan çok yakın olarak hissettiği, an be an yaşadığımız bu olaylar karşısında ibret almak,

Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Filistin’de ayağa kalkmış ve dünyanın en büyük fitnesi olan Yahudi İsrail devletine karşı ümmetin yüz akı olmuş, binlerce şehit vermiş ve halen vermektedirler.

kendimize yönelik öz eleştiri yapmak, hatalarımızı

Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Dağıstan’da Şeyh Şamil ile birlikte Çarlık Rusya’sına karşı ayağa kalkmış binlerce şehit vermiş ve halen vermektedirler.

ları ve Müslümanlar üzerinde oynadıkları şeytani

Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Mısırda Hasan el Benna, Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh, Halid El İslambuli ve on binlerce Müslümanla beraber ayağa kalkmış, binlerce şehit vermiş ve halen vermektedirler.

54

Bu ümmetin temiz, özgür ve şerefli ruhu, Somali,

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

tespit etmek, bazı hakikatlere işaret ederek nasihatleşmek Müslüman olmamızın bir gereğidir. Haçlı Hristiyan alemi ve Yahudilerin İslam toprakoyunlardan ve maalesef biz Müslümanların kendi hatalarından kaynaklanan sebeplerden dolayı, içine düştüğümüz perişanlık, zillet ve mağlubiyetten bazı dersler çıkarmamız gerekmektedir. Son günlerde, mübarek Şam topraklarında yaşanan üzücü hadiselerden sonra bu dersleri çıkarmak ve nasihatleşmek artık kaçınılmaz olmuştur.


I NEDİM BAL

SURİYE İSLAMİ DİRENİŞİNDEN ÇİKARACAĞIMIZ DERSLER Fitnenin Sebeplerini Ortadan Kaldırın Müslümanların birliğini bozan, güçlerini zayıflatan, onları düşmanlarının karşısında zelil ve çaresiz bırakan “fitnenin” ortadan kaldırılabilmesi için, önce kimlerin, hangi düşünce ve davranışların fitneye sebep olduğunu bilmemiz gerekir. Her Duyduğumuz Habere İtibar Etmeyin Allah (azze ve celle) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 6) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor; ”Duyduğunuz herşeyi söylemek size yalan olarak yeter” (R. Salihin) Şanı yüce olan Allah, Müslümanlara duydukları her habere kesin doğruymuş gibi inanmalarının büyük bir gaflet olduğunu bildirirken, Rasulullah (sav) doğruluğu ya da yanlışlığı araştırılıp kesin kanaat oluşmadan her duyulan sözü bir başkasına aktarmanın kişiye yalan günahı olarak yeteceğini haber verirken, gayet sağlıksız ve şüpheli olan internet haberciliğine dayanarak, önlerine koyulan resim, video ve yazılar üzerinden; kişiler, gruplar ve olaylar hakkında hüküm veren Müslümanlar DİN’LERİNE hizmet ettiklerini mi sanıyorlar? İslam düşmanlarının; Müslümanlar arasındaki birliği, huzuru, kardeşliği bozmak, kuvvetlerini zayıflatmak ve halkların desteğini kesmek amacıyla teknolojik üstünlüklerini ve gelişmiş istihbarat birimlerini kullanarak çok rahat bir şekilde yalan yanlış bir sürü belge, video, döküman hazırlayabileceklerini ne kadar çabuk unutuyoruz! Her gün, her akşam yalanlanan yüzlerce haber okumuyor musunuz? Bizler bu sözlerimizle Suriye’de herhangi bir grubu veya grupları temize çıkarmıyoruz.Onlar masum ve suçsuzlardır demiyoruz. Fakat adaletin ve hakkaniyetin gereği bu şahitliği yapmak zorundayız. Öte yandan hangi Müslümanın, hangi grubun kasıtlı veya kasıtsız eli masum ve mazlum insanların kanına bulaşmışsa onların top yekün karşısında olmamız da Allahın bize yüklediği İslami görevlerden biridir. “Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle

vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.” (Hucurat, 9) Fitne Dönemlerinde Dillerinizi Tutun Allah (azze ve celle) şöyle buyuruyor; “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (herkese bulaşır ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfal, 25) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; “insanlar öyle aldatıcı yıllar görecektir ki, o yıllarda yalancılar doğru, doğru insanlar ise yalancı zannedilecek, haine güven duyulacak güvenilir insana ise hainsin denilecek.O zamanlarda bozuk insanlar halkın idarecisi olacaklar.” “Kıyametten önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o fitne döneminde mümin olarak sabaha ulaşır akşama kâfir olur. Mümin olarak akşama ulaşır fakat kâfir olarak sabahlar. O fitne zamanında oturan ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyle ise yaylarınızı kırın, kılıçlarınızı taşa vurun. Sizden birinizin evinize girerlerse siz Hz. Adem’in iki oğlundan hayırlı olandan olun.” (Ebu Davut, Tirmizi) Tozun dumana karıştığı ve göz gözü görmediği zamanlarda, kişi arkadaşına yardım edeyim derken elindeki çubuğu arkadaşının gözüne sokarmış. Fitne/karışıklık zamanlarında en iyi yardım; onun bunun haklılığı veya haksızlığı hususunda, delilsiz olarak ileri geri konuşmak değil, taraflara Allah’ı, adaleti ve ahireti hatırlatmaktır. Tarafların hakka dönmeleri hususunda gayretli olmaktır. Doğruluğu kesinleşmeden yaydığımız her haber, fitneye dillerimizi bulaştırmaktır. İslam’ın Öncelikli Meselelerini ve İhtilaf Ahlakını Öğrenin Değerler, hükümler, ameller, yükümlülükler, şeriat nezdinde derece bakımından birbirinden farklıdır. Bunlardan büyük olanı olduğu gibi küçük olanı da vardır. Bunlar içinde asli olanı olduğu gibi fer’i olanı da vardır. Yine bunlar içerisinde şart olanlar olduğu gibi tamamlayıcı olanlar da vardır. Bir amelin diğer amele üstünlüğü vardır. REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

55


NEDİM BAL I “Müminlerden -özür sahibi olanlar dışındaoturanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (Nisa, 95)

Suriye cihadı; toprakları işgal edilmiş, kaynakları sömürülmüş, şeref ve izzetleri ellerinden alınmış, kadınları ve kızları gözleri önünde tecavüze uğramış, onurları kırılmış, bedenleri en vahşi işkence yöntemleriyle parçalanmış, ruhları köleleştirilmiş bu ümmetin; DİRİLİŞ, DİRENİŞ ve KURTULUŞ mücadelesinin bir parçası ve devamıdır.

“Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 19) Bir amelin diğer bir amelden, bir meselenin diğer bir meseleden daha önemli olduğu inceliğini ayırt edemeyen, bu konulara ilim ve hikmetle yaklaşmayan Müslümanların, ne akidede ne de amelde birliği sağlamaları mümkün değildir. İşte bu noktada şu soruyu sormamız gerekir. Ge-

nelde dünyada özelde ise Türkiye’de kaç İslami cemaat, fertlerini bu hususlarda yeterli derecede eğitiyor? İslami eğitim programları içerisinde “İslam’ın öncelikli meseleleri” diye bir şey var mı? Cemaatler; gerek liderlik, gerek metot, gerekse eğitim programları açısından birbirinden farklı ve ayrı çalışmalar yapsalar dahi, hangi noktalarda ortak çalışmalar yapabilir ve hangi amaçlar doğrultusunda safları birleştirebilirler? Bu ve benzeri sorular sorulmadıkça ve cevapları; nefsin, kişilerin, cemaatlerin önceliğine göre değil de şeriatın önceliğine göre verilmedikçe, Müslümanlar arasında bir vahdetin gerçekleşmesi mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla tüm İslami

coğrafyalarda bugün ise Suriye’de baş gösteren fitne ve sıkıntılar bu günün değil, İslami cemaatlerin geçmişten beri gelen eksik, yanlış, ve ciddiyetsiz eğitim programlarının bir neticesidir. Değerli Şehit Seyyid

56

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Kutub’un (Allah ona rahmet etsin) şu veciz sözünü hatırlamamak mümkün değil “Nefis ile mücadeleden zaferle çıkamayanlar, savaş meydanlarında asla muzaffer olamazlar.” Evet. Şuan Suriye’deki İslami öncelik; kan içici, işkenceci, tecavüzcü sosyalist Esed rejiminin ve bu zulümlerde ona en büyük desteği veren Hizbullat ve İran’ın

zulmünü ortadan kaldırmaktır.

Müslümanlar kendi aralarında bu tür ihtilafları, şer cephesinin zulmü ortadan kalktıktan sonra konuşmaları ve çözmeleri gerekmektedir. Hiç kimse Suriye’deki grupların şu anki halini kınamasın. Çünkü şuan; can, mal ve ırz imtihanının pek şiddetli olmadığı bu ülkede bile, güç ve kuvveti eline geçiren cemaatlerin, başka cemaatleri ezdiği ve yok etmeye çalıştığı görülmüyor mu? Başkalarının kusurlarını araştırıp duranlar, bunları dilleri ve elleri ile ifşa etmekten zevk alanlar kendi kusurlarını görmezmiş.. Allah bizleri muhafaza etsin… Hristiyan,Yahudi Ve Müşriklerin Sebep Olduğu Fitneleri Unutmayın Müslümanların arasında çıkan fitnelerin en büyük sebeplerinden biri de İslam düşmanlarının, İslam dinini ve Müslümanları yok etmek için yüzyıllardır haince kurdukları tuzak ve oyunlardır. Başta İngilizler olmak üzere Hristiyan Amerika ve Avrupa, Yahudi İsrail, komünist Rusya ve Çin; İslam coğrafyaları üzerinde itikadî, ilmi, iktisadi ve ahlaki çöküşü hızlandırmak, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberlik ruhunu bozmak, fitne ateşini tutuşturmak için açık-gizli örgüt ve teşkilatlar kurarak; kısa,orta ve uzun vadeli planlar doğrultusunda çalışmışlardır. Bu çalışmaların temeli ise; ilgili alanlarda etkin olan ve toplumun örnek alacağı insanlar yetiştirmektir. Öyle ki bu yönde gerek Osmanlı, gerek cumhuriyet Türkiye’sinde gerekse diğer İslami coğrafyalarda birçok imam, müftü, vaiz yetiştirilmiş yine birçok cemaat,


I NEDİM BAL örgüt, tarikat, tekke ve zaviyeler kurulmuştur.Müslümanlar arasında birliğin, hoşgörü ve sevginin ortadan kaldırılabilmesi için fıkhi ve itikadi ihtilaflar maksatlı olarak gündemde tutulmuştur.Ayrıca karşı cemaat mensupları kaçırılmış, bir kısmı öldürülmüş ve suçu diğer cemaat mensupları üzerine yıkmışlardır. Özellikle sıcak çatışmaların olduğu,ölümün her an kol gezdiği bölgelerde bazı küçük veya büyük gruplara sızarak kardeşi kardeşe düşürecek katliamlara imza atabileceklerini unutmamak gerekir.Ayrıca Suriye ve diğer sıcak çatışmaların olduğu bölgelerde kendilerine İslami kavramları isim olarak seçen ve ellerine silah alarak meydana çıkan, asıl hedefleri ise; kargaşadan faydalanarak hırsızlık, gasp, tecavüz, kara borsacılık yaparak ve bu yolla zengin olmak isteyen hain grupları da unutmamak gerekir.Bu tür gruplar kendilerine engel olan İslami direniş gruplarını yer yer Esad’a, İran’a, Amerika’ya ispiyonlamış ve bir çok Müslümanın şehadetine sebep olmuşlardır. Şuan Suriye’de İslami görünümlü bu tür münafıkların sebep olduğu bir çok çatışma mevcuttur. İslam dininin ebedi düşmanları olan; İsrail, İngiltere, ABD, Avrupa ve onların kuyruğuna takılan ulus ve mezhep çıkarlarından başka bir derdi olmayan İran’ın, Müslümanların birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini bozmaya, kuvvetini parçalamaya yönelik haince planlarını unutmayalım. Müslümanlar kendi içlerindeki bu hainleri ayıklayabilmek için yapmaları gereken tek şey; kendi insanlarını peşinen savunmak, onları hemen korumaya almak, suçsuz ve masum ilan etmek, onlara dokunmayı savaş sebebi kabul etmek değil, haklarında bu tür iddialar olan kimselerin tarafsız ve şer’i bir mahkemede yargılanması, delillerin ortaya konması, adaletli bir hükmün çıkması için çaba harcamak ve mahkemeden çıkacak olan karara tüm grup ve cemaatlerin saygı gösterip itaat etmeleridir. Böylece Müslümanların içinde bulunan ajanlar, kötü niyetli hain ve fırsatçılar açığa çıkacak ve hak ettikleri cezaları bulacaklardır. “Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (Al-i İmran, 120)

Müslümanların Birbirini Çekememesi/Haset Hastalığından Kurtulun Müslümanlar arasındaki fitne ve ihtilafları sadece ve sadece dış sebeplere, emperyalist ve Siyonistlerin oyunlarına bağlamak kendi evimizin önündeki çöp dağlarını fark etmemektir. Bu hal; gaflet ve aldanmanın en büyüğüdür. Müslümanların içine düştüğü fitne ve tefrikaların en büyük sebebi; bizzat yine biz Müslümanların söz ve hareketleridir. Şanı yüce Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyuruyor; “Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süre için Rabb’inin verilmiş sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Onlardan sonra Kitab’a varis kılınanlar da ondan kuşku duymaktadırlar.” (Şûrâ, 14) Yeryüzünü ve gökyüzünü bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm alemi yaratan Allah (Azze ve celle) Müslümanların kendi aralarındaki ihtilaf, parçalanma ve bölünmenin yine kendi nefislerinden yani birbirlerini çekememe/haset hastalığından kaynaklandığını bizlere haber veriyor. Yüce Allahın verdiği bu mutlak habere itiraz edebilecek bir babayiğit var mı? Şapka düştü kel gözüktü! Hiç kimse oturup da ona buna çamur atmasın. Her bir Müslüman bu ayeti, ahireti ve cehennemi hatırlayarak şöyle bir düşünsün; “ben Müslümanlar arasında ki fitne, ihtilaf, tefrika ateşine ne kadar odun taşıdım? Ben kendimi bu ayetin hükmünden kurtarabildim mi?” Müslüman Liderlerin Basiretsizliğinden Kaynaklanan Fitneler Ey liderler! Ey önderler! Ey şeyhler! Ey abiler! Ey komutanlar! Birbirine rahmet ve merhamet nazariyle bakması gereken, karşılaştıklarında muhabbetle kucaklaşması gereken bu Müslüman halklar; sizlerin basiretsizliği, keyfiliği ve cehaleti sebebiyle bu gün birbirine uzak hatta düşman gibi durmaktadırlar. Bu günah bile size yeter. Bu ümmetin idarecisi olma sorumluluğunu üzerinize almış bilgeler olarak; Hz. Ömer’den sonra ümmetin yöneticisi olması için yine kendi oğlu teklif edildiğinde Hz. Ömer’in verdiği şu meşhur cevap sizlere ulaşmadı mı? ’’Bir aileden bir kurban yeter.’’ Mademki bu ümmete kurban olmayı hiç düşünmediniz, o halde neden bu ateşten gömleği üzerinize giydiniz? REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

57


NEDİM BAL I İnsanların diriltileceği yanlar, “her şey benim ve hesaba çekileceği kontrolümde olsun, gün gelmeden önce ben olmazsam olgelin tövbe edin! Sizler maz.“diyenler, Allah’a Şuan Suriye’deki İslami öncelik; kan birbirinize yakınlaşmı yoksa nefislerine içici, işkenceci, tecavüzcü sosyalist madığınız müddetçe, mi tapıyorlar? Onlar Esed rejiminin ve bu zulümlerde ona en sizlerin ağzına bakan kendilerinin mi yoksa büyük desteği veren Hizbullat ve İran’ın müslüman halklar İslam’ın mı üstün gelzulmünü ortadan kaldırmaktır. birbirine asla yaklaşmesini istiyorlar? Bu mayacak. Sizler birsoruları hepimiz kendi birinizi sevmediğiniz kendimize soralım. müddetçe, sizin ağzıBu gün Türkiye’de yanıza bakan Müslüman şanan kavga ne? Mıhalklar birbirini sevmeyecek. Sizler birbirinize düşsır’da zalim Sisi’ye karşı birleşemeyen Müslümanmanmış gibi davrandıkça, sizin ağzınıza bakan müsların derdi ne?. lüman halklar birbirine düşmanmış gibi davranacak. Türkiye Müslümanları bu soruyu kendine sorsun? Öyle ise nereye bu gidiş! Mısır Müslümanları bu soruyu kendine sorsun? ÇeMüslümanların Söz ve Davranışlarından çenistan Müslümanları bu soruyu kendine sorsun? Kaynaklanan Fitneler Filistin Müslümanları bu soruyu kendine sorsun? Kafirlere karşı izzetli olmak ve Allah yolunda cihat Libya Müslümanları bu soruyu kendine sorsun? etmek, Allahın dininin yer yüzüne hakim olması için Suriye Müslümanları bu soruyu kendini sorsun? yeterli değildir. Hiçbir kişi, grup, cemaat kendi itikadı, fıkhi görüşleDünya üzerindeki tüm Müslüman önderler ve onrini, yöntem ve usullerini diğer kişi, grup ve cemaat lara tabi olan Müslümanlar, fitne, tefrika ve kavgayı mensuplarına zorla,güçle, baskıyla dayatmamalıdır. daha da azdırmamak adına şu hususlara Allah için Bizler elbette ki inandığımız, doğru bulduğumuz dikkat etmeleri gerekir! itikadı, fıkhi görüşleri, davetteki usul ve yöntemleri Müslümanların tamamına karşı mütevazi olmalıyız. diğer insanlara anlatacak ve tebliğ edeceğiz. Kendimizi de unutmayarak Müslüman kardeşlerimize Allah için nasihati terk etmemeliyiz. Müslümanlara karşı kibir ve üstünlük psikolojisi ile hareket etmemeli ve bu hususlarda orta yolu tutan insaf ehli alimlerin yolunu terk etmemeliyiz. Hiçbir Müslüman diğerine karşı kendini üstün görmemeli ve haddini aşmamalıdır. Şunu unutmayalım ki; diğer Müslümanlara karşı kendini üstün görme psikolojisine sahip olanlar, zamanı ve zemini geldiğinde bir gün mutlaka hadlerini aşacak ve Müslümanların; kanlarını, canlarını ve ırzlarını kendilerine helal göreceklerdir. Cezayir örneğini asla unutmayalım. Fitne zamanlarında kişisel çıkarları ya da grup veya cemaat menfaatlerini değil, bu aziz ümmetin menfaatlerini öne çıkarmalıyız. Şunu asla unutmayalım ki; Allah’ın hakları ve hatırı en yücedir.Başka hiçbir hakka ve hatıra feda edilemez. Bu ümmetin dirilişi, direnişi ve yeryüzünde Allah’ın adil nizamının kurulması yolunda, kişisel veya cemaatsel haklarından vazgeçmeye yanaşma-

58

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Yoksa Allah için nasihatleşme, iyiliği emretme ve kötülüğe engel olma farzının önünü kesmek olur ki, bu en büyük hata ve felakettir. Fakat burada yapılması gereken şey; açık, güzel, hikmetli ve şer’i delil’ler ışığında nasihat ve davette bulunmaktır. Dileyen kabul eder dileyen kabul etmez. ‘’Sen öğüt ver. Muhakkak ki sen öğüt vericisin. Onların üzerine bir zorba (bekçi) değilsin“ (Ğaşiye, 21-22) Muhataplarımızın kusurlu ve eksik yanlarını sayarken, adaletin gereği olarak güzel ve faydalı yönlerini de söyleyelim.Bu kalplerin yumuşamasını ve nasihatin tesirinin artmasına vesile olacaktır. Bazı Mücahid Guruplardan Kaynaklanan Fitneler Yüce İslam dininin hakimiyeti ve zulme uğramış Müslümanların yardımına koşan yiğitler,o ülkelere niçin gittiklerini asla unutmamalıdırlar.Amaçlarını unuturlarsa; önder olmak,öne geçmek ve sorumlu olmayı arzu ederlerse bu işin sonunun fitneye gideceğini bilmeleri gerekir.


I NEDİM BAL etmeleri ve Müslümanların hakimiyetini kabullenmelerinden sonra başlar.

Siyasi Fitneleri Unutmayın

Müslümanlar kendileri üzerinde oynanan Bu ümmetin dirilişi, direnişi ve yeryüzünde Allah’ın adil nizamının kurulması siyasi oyunlara dikkat yolunda, kişisel veya cemaatsel haketmeleri gerekir. İslam FİTNENİN KAlarından vazgeçmeye yanaşmayanlar, düşmanları, MüslüZANANLARINI “her şey benim kontrolümde olsun, ben manları savaş meyHATIRLAYIN! olmazsam olmaz.“diyenler, Allah’a mı danında mağlup edeAllah’a ve ahiret güyoksa nefislerine mi tapıyorlar? Onlar meyince bir takım nüne iman eden Müskendilerinin mi yoksa İslam’ın mı üstün siyasi oyunlarla zafer lümanlar şunu asla gelmesini istiyorlar? kazanmak isterler. Siunutmamalıdırlar. yonistlerin ve EmperMüslümanların arayalist ülkelerin sürekli sındaki fitne, çekişme yaptıkları şey; oyaortamlarından en fazla lamak ve uzatmaktır. kafirler, zalimler ve Bunun amacı ise davayı sulandırmak ve önemsizmünafıklar istifade edecektir. Müslümanlar araleştirerek büyük tavizler koparmaktır. Hiçbir İslami sında çekişme ve çatışmaların devam etmesi demek; grup, düşmana karşı yürütülen ortak mücadelede Amerika’nın, İsrail’in Fransa’nın, İngiltere’nin, Rusya’nın, Çin’in, İran’ın ve onların köpekleri olan diğer kesimler adına İslam düşmanlarıyla bir paSisi’nin, Faysal’ın, Esed’in, “biz buraya Sünni kanı zarlık ve siyasi sürece girmemeleri gerekir. Bu durum içmeye geldik“ dercesine konuşan Nasrallat’ın zulfitne ve şüpheleri artıracak çok ciddi bir problemdir. münün devam etmesi demektir. Bu sebeple, gerçek Nitekim Taliban İslami Yönetiminden önce, Afganisdüşman dururken; onların bellerini kırmak, cephetan-Rusya harbinde, yenileceklerini anlayan Ruslar, lerini zayıflatmak, mazlumların intikamını almak mücahit gruplar arasında fitne çıkarmak için birkaç dururken birbiriyle uğraşan, çatışan, çarpışan Müsgrubu siyasi ve resmi temsilci kabul etmiş, onlara bir lümanların hedefe ulaşamayacakları kesindir. takım yetki ve imkanlar sağlamıştı. Fakat bu durum, mücadele eden diğer İslami grupların birbirine olan güvenlerini sarsarak, bir takım şüphelere yol açmış ve sonunda çatışmalarına sebep olmuştur. Bu arada halk ezilmiş, dirlik ve birlik bozulmuş, asayiş perişan olmuştu. Daha sonra tüm bu grupların içinden; insaf, adalet ve vicdan sahibi müslümanlar ayrılıp Taliban ismi altında yeni bir yapılanma kurmuş ve 5 yıl gibi kısa bir sürede düşmanlarının bile taktirini toplayacak Afganistan İslam Emirliği kurulmuştu. Filistin’de de aynı oyun oynanmıştı.Yahudi İsrail korsan devleti, kendileri için asıl tehlike olan Hamas’ı bertaraf edebilmek için başka bir gruba siyasi imtiyaz ve yetkiler vermişti. Siyasi imtiyaz ve yetkiler verilen F.K.Ö örgütü, İsrail’in bu bonkörlüğünü(!) karşılıksız bırakmamış ve Yahudi-İsrail Devleti’nin bağımsızlığını tanıdığını ilan etmişti. Küfrün silahı ve taktiği hep aynı; Böl, Parçala, Yönet(!)… Müslümanların siyasi çözüm oyunlarına gelmemeleri gerekir.Siyasi görüşmeler ancak İslam düşmanlarının, Müslümanların topraklarını tamamen terk

ÜMİDİNİZİ ASLA YİTİRMEYİN! Emperyalist Hristiyan Amerika ve Avrupa istemese de, Siyonist İsrail istemese de, komünist, ulusalcı, ırkçı şeytanlar istemese de, Mecusilerin çağdaş ihanet şebekesi olan bugünkü torunları istemese de, satılmış münafık yöneticiler istemese de, bu ümmetin içerisinde; sayıları az da olsa, işgale hayır diyenler, sömürüye hayır diyenler, onursuzca şereften uzak bir hayata hayır diyenler, ırkçılığa hayır diyenler, tüm beşeri ideolojilere hayır diyenler, Allah’ın hükmü ile hükmetmeyen zalim ve katil idarecilere hayır diyenler , kanım, canım, ve ruhum Allah’a ve İslam’a feda olsun diyenler halen vardır ve kıyamete kadar da Allah’ın izni ile var olacaklardır. Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar. (Al-i İmran, 160) Selâm ve dua ile… REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

59


DÜNYA

Vahşet! Orta Afrika’da Parçaladıkları

ORTA AFRİKA

Müslümanları Yiyorlar Fransa müdahalesi sonrasında Orta Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Bangui’deki müslümanlara yönelik şiddet artarak devam ediyor. Başkent Bangui sokaklarında Müslüman olduğu şüphesiyle yakalanan bir kişi önce vahşice bıçaklanarak öldürüldü daha sonra lastiklerle yakıldı. Müslümanları taşıyan bir konvoyun da ateşe verildiği bildirildi. Save the Children adlı bir dernek tarafından Bangui’den kaçırılan Müslümanları taşıdığı bildirilen konvoya düzenlenen saldırıda, 3’ü çocuk 23 kişinin öldüğü bildirildi. Görgü tanıkları, “Çad’a kaçan Müslümanları taşıyan araçlara el bombası atıldığını” öne sürüyor.Geçtiğimiz günlerde de 22 müslüman palalarla katledilmişti.

SURİYE

Suriye’deki insanlık suçu

Budist Terör Müslüman Köye Saldırdı, Onlarca Ölü MYANMAR

60

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Saldırıda kadın, çocuk, yaşlı demeden onlarca kişi öldü. Myanmar hükümetinin destek verdiği Budist çeteler, yanlarına güvenlik güçlerini alarak Müslümanların yaşadığı Kilaidongh köyüne saldırdı. Saldırıda çok sayıda kişinin öldürüldüğü ve onlarca kişinin ise kılıç ve palalar ile yaralandığı bildirildi. Myanmar haber ajansları vermiş olduğu haberlere göre, Budist çeteler hangi eve girdilerse orada canlı bırakmadılar. Herkesi kılıç ve palalarla öldürdüler. Aralarında çok sayıda çocuk ve kadının olduğu saldırılarda, öldürülenlerin sayısı bilinmemekte. Herhangi bir gazetecinin girişine izin vermeyen Myanmar Hükümeti, olayı örtbas etmek için çeşitli yollara başvuruyor.


DÜNYA

Taliban’dan ABD’ye Red Kabil’de çok sayıda yabancının öldürüldüğü saldırının ardından Amerika’nın gündeme getirdiği müzakere teklifini Taliban reddetti.

AFGANİSTAN

Taliban sözcüsü Zebihullah Mücahid, “Ülkemizi işgal tehdidinden temizleyene kadar, halkın istekleri doğrultusunda bir İslami hükümet kurana kadar, iki büyük cihadımızdaki şehitlerimizin isteklerini yerine getirene kadar silahlarımızı bırakmamızı beklemeyin.” dedi.

Esed’in yeni silahı: Açlık Suriye Yardım Eşgüdüm Birimi Başkanı el-Atasi, dünyanın bir çok yerine insani yardım ulaştıran BM’nin Suriye rejiminin kuşatmasındaki halka bir ekmek gönderemediğini söyledi.

SURİYE

Suriye Yardım Eşgüdüm Birimi (ACU) Başkanı Suheyr el- Atasi, Birleşmiş Milletlerin (BM) kimyasal silahlar için Suriye’nin bütün bölgelerine girdiğini belirterek, “Kuşatma altındaki insanlara bir ekmeği bile gönderemiyor. Bu BM için büyük bir ayıp” dedi

Suriye’de açlıktan ölümler artıyor Suriye’de Devlet Başkanı Beşşar Esad’a bağlı ordu güçlerinin SURİYE muhaliflere yönelik çeşitli kentlerde ağır silahlarla düzenlediği operasyonlarda 12’si çocuk, 6’sı kadın olmak üzere 95 kişinin öldüğü bildirildi. Yermük Kampında Açlıktan Ölümler Devam Ediyor Birleşmiş Milletler Filistinli mülteciler ajansı, Filistinliler’in sığındığı Suriye’nin Yarmuk kampındaki “korkunç insani acılara” dikkat çeken bir açıklama yaptı. Kampın bulunduğu bölge isyancıların kontrolüne geçtikten sonra rejim güçleri Eylül ayından bu yana abluka uygulamaya başlamıştı. Suriye devlet medyası, kampa gönderilen son yardım konvoyuna terörist’ diye hitap ettiği muhaliflerin izin vermediğini iddia ediyor. Ama kamp, Esad güçlerinin ablukası altında ve tamamen kuşatılmış durumda. Kampta son üç ay içinde açlıktan ölenlerin sayısı 15’e yükseldi. Çatışmalar başlamadan önce nüfusu 250 bini aşan kampta şu anda 17 bin kişi yaşamaya çalışıyor. REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

61


DÜNYA

Sri Lanka’da Budist rahipler SRI LANKA

Müslümanlara karşı güç birliği yapıyor

Sri Lanka’da radikal Budist rahipler, tehdit olarak gördükleri Müslümanlara karşı güç birliği yapıyor.

Budist Bodu Bala Sena rahipleri, ülkede Müslüman azınlığa karşı binlerce taraftar toplarken, rahipler, Müslümanların Budist kadınlarla evlenmelerinin ve ülkeyi bölmelerinin yasaklanması çağrısında bulundu. Rahiplerden 37 yaşındaki Galagoda Atte Gnanasara, ‘’Burası Budist bir ülke, neden çok kültürlü bir toplum olarak adlandırmaya çalışıyorlar? Herkes, Budist kültürü şemsiyesi altında yaşayamaz’’ dedi. Hükümet, nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Müslüman azınlığı savunmak veya korumak için çok nadiren adım atarken, Medya Bakanı Keheliya Rambukwella, Müslüman karşıtı eylemleri, ‘’Çok kültürlü toplumda normal kabul edilen küçük gerginlikler’’ sözleriyle nitelendirdi. Ülkede 2012 ve 2013 yıllarında Budistler, onlarca camiye saldırmış, Müslüman ürünlerin boykot edilmesi, başörtüsünün ve helal gıdaların yasaklanması çağrısında bulunmuştu.

Ahraruş Şam lideri: İslami Gruplar Arasındaki SURİYE

Fitne Ateşi Söndürülmeli! Suriye İslam Cephesi içinde yer alan Ahraru’ş Şam birliği lideri Hasan Abbud Cezire’ye verdiği beyanatta şunları söyledi: “Tüm bu çatışma sadece devrimi zayıflatacak ve rejimi güçlendirecek. Biz, İslam Cephesi olarak IŞİD ile savaş kararı almadık fakat bu kararı alan gruplar IŞİD’in diğer gruplara tavrından ötürü buna mecbur kaldılar. IŞİD gerçeği inkar ediyor, kendisinin sadece gruplardan bir grup olduğunu kabul etmiyor. Bağımsız mahkemelere gitmeyi kabul etmiyor; birçok gruba saldırılarda bulundu; silahlarına el koydu; merkezlerini işgal etti. Ve tam bir keyfilikle pek çok aktivisti, savaşçıyı, gazeteciyi tutukladı. Hapishanelerinde insanlara işkence yapılıyor. Bu aşırılıklar artık taşınmaz boyuta ulaştı ve insanlar IŞİD’in yaptıklarından gına getirdiler. Evet, bazı gruplar IŞİD’in merkezlerine saldırdılar fakat bu işi başlatan, diğer gruplara ilk saldıran IŞİD oldu.”

Suriye’deki iç çatışma Esed’e yarıyor SURİYE Suriye’nin kurtarılmış bölgelerinde direniş gruplarının birbiri ile çatışması sonucu son 1 haftada Esed güçleri Halep’te bazı köyleri aldı. Humus’ta ise muhasara altına alınan direnişçilere yardım gitmeyince büyük kayıp verdiler.

62

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014


DÜNYA Fransa: “Mali’deki görevimiz bitti.” Mali’deki başarısızlığını gizlemeye çalışan Fransa, askerlerini geri çekme sebebi olarak görevlerinin bittiğini söyledi.

MALİ

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande Çarşamba günü yaptığı açıklamada; 1.600 askerin önümüzdeki ayın ortasına kadar Mali’den döneceğini söyledi. Mali’de toplam 2.600 Fransa askeri bulunuyor. İslami hareketlerin bir yıldan uzun bir süredir Mali’nin yüzölçümü olarak neredeyse Fransa kadar bir alanı kaplayan kuzeyini ele geçirip İslam düzenini inşa etmeye başlamaları üzerine Fransa, 11 Ocak 2013’de Mali’ye asker göndermeye başlamıştı. Fransa hükumeti ve bölgesel güçlerin Mali’nin tamamen İslamcıların kontrolüne geçeceği endişesine kapıldılar. Mali’deki İslamcıların kuvvetlenmesinden rahatsız olan Fransa ülkeye bombalı saldırılar düzenlemişti. Bu bombardımanda yüzlerce sivil halk yaşamını yitirdi.

Tunus Milletvekilleri “Anayasa’nın temel kaynağı Kuran’dır” maddesini kaldırdılar.

TUNUS

Tunuslu milletvekilleri yeni anayasa hazırlıkları yaparken Kuran’ın kaynak olarak kullanılamayacağını bunun demokrasiye aykırı olduğunu söylediler.

11 İhvan üyesi daha vurularak öldürüldü Güvenlik yetkililerince bildirildiğine göre Müslüman Kardeşler üyeleri ile polis arasında Kahire başta olmak üzere birçok şehirde çıkan çatışmalarda 11 gösterici yaşamını yitirdi.

MISIR

Hastane kaynakları, İsmailiye kentindeki Süveyş kanalında camiden dağılan cemaatin yürüyüş yapması esnasında göstericilerden birinin polis tarafından vurularak öldürüldüğünü söyledi.

REBİÜLÂHİR 1435

NEBEVÎ HAYAT

63


SİZDEN GELENLER HASAN VAROL

MAZLUMUN SESİ OLMAK!

“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptığından habersiz sanma! Allah onları gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar ertelemektedir.” (İbrahim: 42) Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla uriye’de 2011 yılından bu yana adeta bir insan katliamı yaşanmaktadır. Katliamın baş aktörü babası gibi “BAAS BAAS katliam” diye bağıran ve babasından aldığı mesleği büyük bir gaddarlık ve vahşetle devam ettiren diktatör lider Beşşar Esed… Katledilenler mi? Tarihin her sayfasında zalimlerin ellerinde zulme duçar olmuş Müslüman halk. Her zaman olduğu gibi suçları La ilahe illallah çatısı altında adaletle, özgürce bir yaşam talebi… İçinde ne kadar da saf duyguları barındıran bir istek değil mi? Fakat bu istekte bulunanlar Müslümanlar olunca, bu istek o kadar da masumane olmuyor. Çünkü küfre ters düşüyor bunların hepsi. 3 yılı aşkın bir süredir devam eden bu direnişte sırf La ilahe illallah diyen onbinlerce Müslüman, kadın,

S

erkek, çocuk, yaşlı ayırt edilmeden katledildi. Binlerce genç delikanlı işkencelere maruz kaldı, kadınlar tecavüze uğradı, çocuklar boğazlandı… Aynı şekilde binlerce insan evsiz barksız kaldı.

Fakat bütün bunlar yaşanırken İslam ümmeti bu yaşananları görmezden gelmeyi tercih etti. Bir nevi gören körler konumunu seçtiler. Hâlbuki yapmamız gereken: “Müslüman’ın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” hadis-i şerifini kendimize rehber edinmekti. Çünkü Müslüman’ın “Ateş düştüğü yeri yakar.” diyebileceği bir zihniyeti yoktur, olamaz da zaten. Kendisinin Müslüman olduğunu iddia eden biri: “Ateş nereye düşerse düşsün, beni de yakar” demesi gerekmektedir. Peygamberimizin bu hadisi şerifini aklından asla çıkarmamalıdır: “Müslüman O’dur ki, Dünyanın öbür ucunda bir Müslüman’ın ayağına diken batsa, onun acısını ta yüreğinde hisseder.” Bu, imanın gereğidir. Ne yazık ki kimi Müslümanlar bunu yapmaktan kaçındılar. Allah katında bir sinek kanadı kadar dahi değeri olmayan dünya hayatı onları meşgul etti de kardeşlerinin dertlerini unuttular. Yaşanan yangına bir kova su da biz dökelim diyemediler.

64

NEBEVÎ HAYAT

ŞUBAT 2014

Ben, Müslüman kardeşlerime Abdülaziz İsa b. Makrum’un çağrısıyla çağrıda bulunmak istiyorum: “Ey iman ehli! Ümmetiniz hakkında Allah’tan korkun. Bugün ümmetin size en fazla ihtiyaç duyduğu gündür. Bugün Allah’ın günlerinden bir gündür. Öyleyse Allah’a kendinizdeki hayırları gösterin. Allah’ı doğrulayın ki Allah da sizi doğrulasın. Bugün kardeşine yardım günüdür. Tembellik günü değil.” Bugün uyanık olup Hakkı görmenin çokça gerekli olduğu bir gündür. Mazlum ümmetin içinde bulunduğu bu aşağılanmanın sonlandırılması gereken bir gündür bugün. Maddi imkânları olanların maddi imkânlarını seferber etmesi gereken bir gündür. Öyle ki kardeşlerimiz bir yandan savaşı tüm zorluklarına rağmen devam ettirirken, öte yandan açlık gibi çok önemli başka bir sıkıntıyla uğraşmaktadırlar. İşin bu kısmında görev biz Müslümanlara düşmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi şeriflerinde bakın ne güzel buyurmuştur: “Kim Allah yolunda bir harcama yaparsa, bu yaptığı harcama için kendisine 700 misli sevap yazılır.” (Tirmizi, Nesai) Benzeri hadislerin sayısını arttırmak mümkündür. Maddi imkânları olmayan kardeşlerimizin de muhakkak yapacağı bir şeyler vardır. En basitinden batı medyasının çarpıtarak verdiği haberleri asıl şekilleriyle gerek yazılı medyada gerekse de sözlü medyada insanlara ulaştırabilirler. Buna da gücü yetmeyen kardeşler en azından dualarında kardeşlerini unutmamak suretiyle çorbada kendilerinin de tuzu olmasını sağlayabilirler. Unutmamak lazım ki Allah-u Teâlâ Rum suresi 42. ayette şöyle buyurmaktadır: “… Müminlere yardım etmek ise üzerinize bir haktır.” “Ancak müminlerin kardeş” olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmadan Allah yolunda tüm gücümüzle seferber olmalıyız. Rabbimden kardeşlerimize zaferler ihsan etmesini temenni ediyoruz. Selâm ve dua ile Allah’a emanet olun.


de

EVĂŽ NEBYA T HA izinde

O’nun

)LNLU YH.

 OW U 'HUJL

VL

$\OĂąNÄ OLP )LNLUYH.

de

izin

LP )LNL

UYH

\DWĂą7 /ZZZ

UJLV L

<ĂąO 6D\

KasÄąm

Ăą )L\D

ZZ WĂą 7/

ZQH EHYLK

D\DW \D\LQ

rrem

Ăą 1 Sa\

Fiya 1-

ZQ TL ZZ WĂą 5

HEH YLK

D\D

'LQLDNODX\GXUPDNPĂ&#x2014;" $NOĂ&#x2014;GLQHWDELNĂ&#x2014;OPDNPĂ&#x2014;"

oLQ

DQPDNL

FR P

$OODK¡Ă&#x2014;Q ara, 207)

UGĂ&#x2014;UNL

1DVODUD%DĂšOĂ&#x2014;OĂ&#x2014;N

Allahâ&#x20AC;&#x2122;Äąn RazÄą

Nedim Bal

Kutlu DoÄ&#x;um

Oryantalizme .Ă&#x2014;VD%LU%DNĂ&#x2014;Ăź

e aka t VerenHasan Kar PDN <DĂźDVarhan ĂşoLQ t $OODK Mahmu

Haya

el

Hakim iyet Ve Kanun Hasan Kara Koyma kaya <DVLQ.DUD

WDĂź

Mahmut

iLAHi

ebevihayatdergisi twitter.com/nebev ihayat

twitter.com/nebevihayat

SiViL

m/nebevihayat

twitter.co

/nebeviha .com yat facebook /nebeviha r.com twitte

NEBEVĂ&#x17D; HAYAT de

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun izin

EVĂ&#x17D; NEBYA T HA

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun

$\OĂąN Ä OLP

)LNLU YH.

 OW U 'HUJL

de

izin

$\OĂą NÄ O

LP

UJLV L

<ĂąO 6D\

muz

Tem

2013 1434

zan

Rama

)L

ZQ HEH

FR P

EMRďż˝ Bďż˝ L-M

D\Ăą 

 ZZ

\LQ ODUL

v ZAN im Ä&#x;iĹ&#x; RAMA De

WĂą 7/

ZZ ZQH

EHYLK

Ă&#x2013;zellikleri Nedim Bal

arÄąn HayÄąrda YarÄąĹ&#x;anl larÄą VasÄąflarÄą ve MĂźkafatSarÄąkßçßk Hakan

D\Ăą vi Ă&#x2021;o Nebe 8QXWP D\Ăą $OP

\D\LQ ODULF

MANLA MĂ&#x153;SLĂ&#x153;

Oâ&#x20AC;&#x2122;n

NE HAYBEVĂ&#x17D; AT un

201 14343

RP

Cemaziy

elahir

<ĂąO 6

\LQODULF RP

Ăą )L\

izinde

DWĂą 7/

$\OĂąN Ä OLP

)LNLU YH.

 OW U 'HUJL

EHYLK D\DW

\D\LQ ODULF

LEYEN

TLER FELAKE Bal Sonra Nedim Bundan MĂźslĂźman Bir

ilir mi?

Ăą 7/

de

 ZZ

ZQ HEH

$\OĂą NÄ O

LP )LNL

UYH .Â

OWÂ U 'H

UJLV L

Hazir

YLK D\D

W\D \LQ

ODUL FR

P

2013 1434

an

Recep

h0 0( OLM 7dĂş n Ka AK raka

Hasa

Ăş+<$

6,1 h00(7 $' ú1 Mahm2ø '(6 ut Va 58 ú9( rha n )$ $G =ú/( ú/ú0 7ú 7$/( HP6|]NH VHQ %(/( + VH\ 5ú 0(9 LQ1R1( '8' KXW ú¡1ú1 h67 7(6( $' + Hß $< 77 .$' h50 seyin Kalen$7, der ,1,1 h6/h .ú0 0$ 1 /ú Ebu øú' bek ir Ereú5 Ý$0

ya

%(/

n

Oâ&#x20AC;&#x2122;n

NE HAYBEVĂ&#x17D; AT un

201 14353

RP

)L \DW

izin

VL

KasÄąm

ZZ ZQH

D\Ăą 

iRADE Mi?

�uharre

m

<ĂąO 6

m KanÄąmla YazÄąyoru Seyyid Kutub

Hakan

ZQHEHY LKD\DW\D

<ĂąO 6D\

RI BEK

i Ă&#x2013;nem ra ve a Es â&#x20AC;&#x2122;da Ĺ&#x17E;uya rar Alm Ä°slam Karaka Äą ve Ka i Hasan Fazilet re Adab Ä°stiĹ&#x;a liliÄ&#x;i ve Mert Yusuf Gerek renin Ä°stiĹ&#x;a Ăźk

)L\DWĂą 7/ZZ

RP

Ă&#x2013;ncĂź Neslin

deti uç Ä°ba an Äą ve Or Mahmut Varh n zan Ay za Rama Rama el vsimi Ali YĂźc i ret Me etler oy MaÄ&#x;fi n Aks ve Hikm M. Emi aslarÄą Zekât

EHYLK D\DW

NE HAYBAEVĂ&#x17D; T

Zilkade

<ĂąO6D \Ăą

EHY-ďż˝ ANďż˝LMĂ&#x153; UF N Aâ&#x20AC;&#x2122;R

NKERÄ° K VE MĂ&#x153; RETME FARZDIR FU EM SÄ° MAâ&#x20AC;&#x2122;RU MEK VAZÄ°FE NEHYET Varhan KLERÄ° Mahmut Ă&#x2013;ZELLÄ° Ä°LERÄ°N ETĂ&#x2021; DAV t Zafer Mer ARINA YOLCUL YOLUN BU ut zi Ekini HĂźseyin Noh cuk Q

ZZ ZQH

ER NK

<ĂąO 6

7/ \DW Ăą

W\D YLK D\D

Ăą )L\D

selâ&#x20AC;&#x2122;in Kalender HayatÄą

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun

2013 1434

s

AÄ&#x;usto

ODULF D\DW \D\LQ

WĂą 7/

UJLVL )LNLUYH . OW U'H

�evval

EVĂ&#x17D; NEBYAT HAe ArÄąnma AyÄą un

Oâ&#x20AC;&#x2122;n

OWÂ U 'H

VL

EylĂźl

VL

20134 143

. )LNL UYH

$\OĂąNÄ OLP

 OW U 'HUJL

"EÄ&#x;er kurĹ&#x; unlar bugĂź saplanm n gĂśÄ&#x;sĂźme azsa diye hakk , yarÄąn Kur`anâ&#x20AC;&#x2122; Äą hayk a saplanac Merhum Äąran aktÄąr" Ĺ&#x17E;eh Halit el-Ä°s it annesi ile lambuliâ&#x20AC;&#x2122;nin rĂśportaj

Metin YĂźk

HĂźseyin

)LNLU YH.

�ayĹs

?

Demokr as &DKLOL\H i Bir <|QHWLP Varhan LGLU

ir

z

$\OĂąN Ä OLP

ĂşL ĂşRAD SĂşV

ĂşEUDKLP

Bal

facebook.com/n

i yatdergis

izinde

asi

0LOOHWL

Nedim

kir

Ăą )L\D

izinde

HĂş ĂşRAD ĂşLA

Demokr

Said Ă&#x2013;zdem

facebook.com/nebevihayatdergisi

BabasÄą n / Ä°ki Ĺ&#x17E;ehid Ebuâ&#x20AC;&#x2122;Ĺ&#x;-Ĺ&#x17E;ehidey ile RĂśportaj rk Hasan Ă&#x2013;ztĂź

ebevihayatdergisi

facebook.com/n

<ĂąO 6D\

Yusuf YÄąlma

Paul Woodâ&#x20AC;&#x2122;u rĂśportaj BBC için yaptÄąÄ&#x;Äą

aya Karak Hasan (IHQGLLOHj +RFD RĂśporta

Ali YĂźc

Gecesi, GĂźndĂźzĂź Kad AydÄąnlÄąk Bir ar Yol

NebevĂŽ Bir Nesl e AtÄąlan Ä°lk AdÄąm lar

Mustafa TatlÄą

DIH

Ă&#x2014;Q UĂ&#x2014;YH= $OODK PĂ&#x2014;%DĂźD <DUGĂ&#x2014; Bal Nedim UL %XKD ĂşPDP

l

E

n

si Nusret Cephe n

U

WĂ&#x2014; +D\Dak Adam ya

Cemaziyelevve

OlduÄ&#x;u Yol

Mahmut Varha

Mahmu

Äą Ă&#x2021; ngÄąc anÄąn at-Äą da ďż˝eri Yolun ďż˝laĹ&#x;m BaĹ&#x;la n h ariye ĂśnĂźĹ&#x;Ăź Alla D -i B RÄąza t; Ă&#x2013;ze re Hic

ODULFRP

Gayenin de Vesilenin de MeĹ&#x;ru Olma sÄą Gere

Mahmut Varhan CihadÄąn Allah Yolunda CihadÄą Gayeleri ve eleri 6 QQHWĂťHULDWĂ&#x2014;Q Tehlik ĂşNLQFL.D\QDĂšĂ&#x2014;GĂ&#x2014;U Terk Etmenin t Varhan Ebubekir Eren

RÄąza llah iz; A ayesi em ďż˝nÄąn G ak arÄą Gay Garrďż˝ alÄąĹ&#x;m Yoll

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun

NE HAYBAEVĂ&#x17D; T

2013 1434

QHEHYLK D\DW\D\LQ

kaya

)Ă&#x2014;WUL%LU=DUXUHWWLU

Yusuf Mert

DUGDQ

´úQVDQO

 OW U'HUJ LVL

Hasan Kara

Ĺ&#x;Äą Hak BatÄąl Sava Dini Bir Farziyet,

(Bak

NEBEVĂ&#x17D; METOD

\DWĂą7 /ZZZ

Ä°slamĂŽ Har tte NebevĂŽ Meteke od

Hasan Karakaya

Hakan SarĹkßç

ND] UĂ&#x2014;]DVĂ&#x2014;QĂ&#x2014;

HYD |\OHVLG

Naslara %DĂšOĂ&#x2014;OĂ&#x2014;N

Hasan Karakay

$\OĂąNÄ OLP )LNLUYH.

Nisan

<ĂąO6D \Ăą)L

Allah Yolunda CihadÄąn FaziletiĂźk

UÂľ

GDHGH

LIH NHQGLQ

de

RebiĂźlahir

ODULFRP

DĂźnyayÄą Ahiret nlar KarĹ&#x;ÄąlÄąÄ&#x;Äąnda Sata a

ODULF RP

2012 1434

ODUL W\D \LQ

QHEHYLK D\DW\D\LQ

<ĂąO6D\Ăą)L\DWĂą7/ZZZQHEHYLKD\DW\D\LQODULFRP

Safer

�uha

YĂąO

<ĂąO6D \Ăą)L

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun izin

NEBE HAYATVĂ&#x17D;

Mart

RebiĂźlevvel

Ocak

$\OĂąNÄ OLP)LNLUYH. OW U'HUJLVL

2013 1434

2013 1434

E

EVĂ&#x17D; NEBYAT HA sÄą un

Oâ&#x20AC;&#x2122;n

$\OĂą NÄ O

NEBEVĂ&#x17D; HAYAT

 OW U'HUJ LVL

�ubat

20134 143

'H . OW U

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun izinde

NEBEVĂ&#x17D; HAYAT

Oâ&#x20AC;&#x2122;nun izin $\OĂąN Ä OLP

D\Ăą 

) L\D

WĂą 7

izin

/ ZZ

de

ZQ HEH

$\OĂą NÄ O

LP )LNL

UYH .Â

OWÂ U 'H

UJLV L

AralÄą

YLK D\D

W\D \LQ

ODUL FR

P

2013 1435

k

Safer

Ăş1 *(9Ăť(0(<

(<6$1ú1,= h/$1,0<25 h=5ú1 (ø(

SandÄąÄ&#x;a ! GĂźveneb Robert Fisk ENÄ° LIK NED ahit TÄ°N VAR MĂźc Ă&#x153;MME ammed Ali Muh MALI? .com/nebevihayatdergisi NE YAP facebook k SONRA an SarÄąkßçß yat Nâ&#x20AC;&#x2122;DAN Hak twitter.com/nebeviha RAMAZA

(/(&(. h67h1* Ăş1Ăş= 56Ăş=/(56 2/$1/$

Ç°ČąĹ&#x2014;Ĺ&#x2122;Ĺ&#x;Çź

ÇťÂ&#x2022;ČŹÂ&#x2019;ČąGÂ&#x2013;Â&#x203A;Â&#x160;Â&#x2014;

AHDE VEFA Emanet ve Ä°mandand Äąr Mahmut

Varhan

facebook.c om/nebevih ayatdergisi twitter.com/ nebevihayat

AHDE VEFAâ&#x20AC;&#x2122; SAHĂ&#x201A;BEâ&#x20AC;&#x2122;NÄ° NIN ZÄ°RSEVÄ° N BÄ°ATL ERÄ° Mustafa

Harf İnkĹlâ GÜtßrßler bĹ ve i

RÄądvan

Badur

TatlÄą

AHDE VEFA ZAMANI Hakan SarÄąkĂź çßk Medyatik MĂźslĂźman KuĹ&#x;atma ve lar Metin Eken

MĂźslĂźman Hicretin lar İçin Ă&#x2013;nemi KURâ&#x20AC;&#x2122;AN Muhammed â&#x20AC;&#x2122;IN GĂ&#x2013;L Ali MĂźca GESÄ°ND hit Ĺ&#x17E;ehit E Hasan Abdulaziz Karakaya Rantisi faceboo k.com/n HĂźseyin Kalen ebeviha twitt derer.co yatd m/nebe

vihayat

ergisi

Ä°HTÄ°LĂ&#x201A;F VE Ă&#x201A;DA IN KISI MLA BI

RI

Ĺ&#x17E;EYH

Ĺ&#x17E;AMÄ°L

Mahmut HĂźseyin

Varhan

Kalende

SarĹkßç

r

Ä°HTÄ°LAF TEFRÄ°K A DEÄ&#x17E;Ä°L AYA HAY IR

Ĺ&#x17E;APKA MED Nedim YAT TOPLUM Ä°NKILĂ&#x201A;B MĂ&#x153;SLĂ&#x153; Ä°K KUĹ&#x17E; Bal ATM SAL Ă&#x2021;Ă&#x2013;Z I ve TĂ&#x153;KETÄ°M MANLAR A VE Ă&#x153;LM TOPLUM - 3 E U RÄądvan Metin ABDULM Badur Eken Ä°LE RĂ&#x2013;P ECÄ°D ZÄ°N ORTAJ DANÄ°

NebevĂŽ Hayat Dergisi YayÄąn Ä°lkeleri Gayemiz; Allahâ&#x20AC;&#x2122;Äąn RÄązasÄąnÄą Kazanmak Naslara (Kurâ&#x20AC;&#x2122;an ve SĂźnnet) BaÄ&#x;lÄąlÄąk Yolumuz NebevĂŽ Metot Redd-i Siyaset Ă&#x153;mmetçilik (Redd-i Asabiyet) Ä°stiĹ&#x;are ile Hareket Etmek Ä°yiliÄ&#x;i Emretmek, KĂśtĂźlĂźÄ&#x;Ăź Engellemek HayÄąrda Ă&#x2013;ncĂź Olmak Ekip Ă&#x2021;alÄąĹ&#x;masÄąna Ă&#x2013;nem Vermek Ahde Vefa GĂśstermek

Abone çalÄąĹ&#x;malarÄąmÄąz devam etmektedir. (0534)

403 64 25 numaralÄą telefondan bize ulaĹ&#x;abilirsiniz. dergi.nebevihayatyayinlari.com


Nebevi Hayat Dergisi 15. sayı (2014)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/