Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Ocak 2014 1435

Yıl: 2 Sayı: 14 - Fiyatı: 6 TL

www.nebevihayatyayinlari.com

Rebiülevvel

Davetçinin Yol Azığı DUA

&

ZİKİR

KUR’AN’IN GÖLGESİNDE Hasan Karakaya facebook.com/nebevihayatdergisi twitter.com/nebevihayat

Davetçinin Yol Azığı DUA & ZİKİR

Mustafa Tatlı

Davetçinin Sığınağı “Zikir” Zafer Mert ZİKİR YAPMANIN FAZİLETİ VE FAYDALARI Mahmut Varhan

KUR’AN VE SÜNNETTE DUA’NIN FAZİLETİ Hakan Sarıküçük GÜNDEME BAKIŞ Nedim Bal


E Y İ ED

H

YENİ ABONE KAMPANYASI ABONELİK

BEDELİ/ 1YIL

70.

00 TL

İrtibat 0534 403 64 25 0212 550 63 77

Yeni yayın dönemimizde,

Hediye kitap bilgileri 888 Sayfa Sıvama Kapak Şamua Kağıt 16.5 x 23.5 cm Ebat

abone olan herkese

İBNU'L MÜBÂREK EL-MEVSİLİ'nin hazırladığı, "8 Hadis İmamının Kitabından Rivayet Edilen EMİR ve YASAK HADİSLERİ"

Hediye Ediyoruz


Her türlü kışlık giysi ve battaniye bağışlarınız ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacaktır.

TIRIMIZ İNŞAALLAH 26 OCAK PAZAR GÜNÜ YOLA ÇIKACAKTIR

Temel yaşam malzemelerine ulaşmakta güçlük çeken masum halk kışın soğuk yüzünü yaşamaya devam ediyor. Özellikle çocuklar donma tehlikesi ile karşı karşıya. Suriye’de yaşanan katliamın yanında kardeşlerimiz bir de soğuktan donarak ölüyorlar. Çok geç olmadan yardım elimizi uzatalım. Haydi Sen de Bir Suriye’li kardeşini giydir!!!

BİR KİŞİYİ GİYDİRME

BEDELİ Ayakkabı Pantolon Kazak İç Çamaşırı İçlik Çorap

0533

167 19 92

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli İstanbul www.imambuharivakfi.org

0212

550 63 77


YIL: 2 Sayı: 14 Fiyatı: 7TL Sahibi İmam Buhari Eğitim ve Araştırma Vakfı Adına Ramazan Küpoğlu

İÇİNDEKİLER Kur’an’ın Gölgesinde

Tefsir Dersi

ZİKİR YAPMANIN FAZİLETİ VE FAYDALARI

KUR’AN VE SÜNNETTE DUA’NIN FAZİLETİ

Davetçinin Yol Azığı DUA & ZİKİR

Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Abone ve Dağıtım Sorumlusu Yusuf Çelebi (0534 403 64 25) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları 2014 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 70 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı Cilt: Marki Matbaa Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Ocak 2013 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

Hasan Karakaya

4

Mahmut Varhan

6

Hakan Sarıküçük

16

Mustafa Tatlı

25

Selefin Salihinden Öğütler Ebubekir Eren

26

Şeytanlara Karşı Mü’minin Kalkanı Halil İbrahim Turhan

30

Davetçinin Sığınağı “Zikir” Zafer Mert

34

Kıymetimiz Olur muydu? Duamız Olmasaydı! Ali Yücel

38

Gündeme Bakış Nedim Bal

44

Tarihin Ağladığı Hadise Rıdvan Bodur

46

Farz Namazlarından Sonra Toplu Bir Halde ve Sesli Zikir Çekmenin Hükmü Hüseyin Kalender

50

Fitneye Engel Olan Ayetler Yusuf Yılmaz

54

Gulam Azam / Abdulkadir Molla ve Şehid Edilişi

56

Şehit Abdulkadir Molla’nın Eşine Yazdığı Mektup

58

Dünyadan Haberler

63

Kitap Said Ramazan Aycil

64

Sizden Gelenler

22


H

amd, en güzel isimlerle isimlenen ve dua edenin duasına icabet eden şanı yüce Allah’a, salat ve selam; “dua mü’minin silahıdır.” düsturu ile yolumuzu aydınlatan efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi

ve selleme, O’nun temiz ailesine, şerefli arkadaşlarına ve onların yolunu yol edinen tevhid erleri yiğitlerin üzerine olsun. Değerli Dostlar, 2014 yılının ilk sayısında “Dua ve Zikir” konularını farklı yönleriyle inceleyerek sizlerin istifadesine sunmaya gayret ettik. Değerli Kardeşler, Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılma davası bütün davaların üstündedir. Böyle yüce, böyle zor bir davaya talip olan davetçi kardeşlerimizin, bu büyük davanın gerçek sahibi olan Allah ile bağının da en üst düzeyde olması gerekir. İşte “Dua ve Zikir”, bizleri bu davanın gerçek sahibi ve alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a yakınlaştıran ve O’nun yardımını kazanmamıza vesile olacak en büyük ibadetlerdendir. Bizleri Allah katında değerli yapan; O’na olan dualarımızdır. “(Resûlüm!) De ki: dualarınız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?...” (Furkan, 77) Sizlerin de yakinen bildiği üzere, yeryüzünde fitne ve çalkantılar hız kesmiyor. Dünya üzerindeki küresel fitne merkezleri yeni planlar, yeni oyunlar üzerinde harıl harıl çalışıyorlar. Müslümanların yaşadığı tek bir coğrafya yok ki huzur ve sükunet olsun. Kan emici işgalciler; kimi yerde bizzat kendileri, kimi yerlerde de kendilerine uşaklık yapan ve maşa olarak kullandıkları kukla yöneticilerle bu zulüm ve işgallerini devam ettiriyorlar. İşte Mısır, işte Pakistan, işte Bangladeş, işte Ürdün, işte Çeçenistan, işte Yemen, işte Filistin, işte Özbekistan, işte Türkistan... Hangi birini sayalım ki... Biz müslümanların her zamankinden daha uyanık ve daha çok birlik olmamız gerekir. Tüm Müslüman kardeşlerimize böyle dönemlerde şu ilahi emri hatırlatmak ve Allah’ın bu emrine güzelce uymalarını tavsiye ediyoruz. “Şayet bir fasık (günahkar) size haber getirirse, o haberin (doğruluğunu) araştırın” (Hucurat, 6) Değerli Kardeşler, Bir yiğidi, bir alimi, bir dava adamını daha uğurladık bu yalancı dünyadan gerçek hayata... Ama o yatağında değil, zalimlerin kurduğu darağacında ruhunu teslim etti Rabbisine... Hubeybler gibi... Molla Abdukadir şöyle diyordu; “Bize kulluk et” dediler. Ben de “Asın!” dedim. Yeryüzü böyle izzetli ve şerefli alimlere, davetçilere ne kadar da muhtaç... Şehidimize Allah’tan rahmet diliyor dava arkadaşlarına sabır ve zafer duasında bulunuyoruz. Sevgili Dostlar, 2012 yılının son aylarında başladığımız yayın hayatımızda bizlerin yanında olan, gerek maddi gerekse manevi desteklerini bizden esirgemeyen siz değerli dostlarımıza en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Öncelikle yüce Rabbimizin izni ve yardımıyla, sizlerin de maddi manevi destekleriyle 2014 yılında da sizlerle beraber olmayı canı gönülden arzu ediyoruz. Siz değerli dostlarımızdan istirhamımız abonelik kayıtlarınızı 2014 yılı için yenilemeniz ve her okuyucumuzun en az bir yeni abone bulmak için şimdiden çalışmalarına başlamasıdır. Her okuyucumuzun bir abone yapması durumunda tirajımızı ikiye katlayacağımız hepimizin malumu. Hep beraber hayırda yarışalım. Bu güzel hizmetten daha iyi faydalanmak ve hayrın yayılmasına vesile olmak, daha geniş kitlelere sesimizi duyurabilmek için abone olalım, abone bulalım… Bu hizmetten istifade ettiğimiz gibi, başka kardeşlerimizin de istifade etmesine gayret gösterelim. Bu vesile ile Nebevi Hayat Dergimize canı gönülden destek veren tüm okurlarımıza teşekkür eder, ecir ve mükâfatlarını Rabbimizin bol bol vermesini niyaz ederiz. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla…


HASAN KARAKAYA I

Kur’an’ın Gölgesinde

Tefsir Dersleri FATİHA SÛRESİ Fatiha Sûresinin Fazileti

‫ل َر ِّب‬ ِ ّٰ ِ ‫﴾ اَ ْل َح ْم ُد‬١﴿ ‫يم‬ ِ ّٰ ‫ِب ْس ِم‬ ِ ‫الل ال ّ َر ْح ٰم ِن ال ّ َر ۪ح‬

َ ّ ۪ ‫﴾ َمالِ ِك يَ ْو ِم‬٣﴿ ‫يم‬ ‫ين‬ َ ‫ا ْل َعالَ ۪مي‬ ۜ ِ ‫الد‬ ِ ۙ ‫﴾ ال ّ َر ْح ٰم ِن ال ّ َر ۪ح‬٢﴿ ‫ۙن‬ َ ‫الص َرا‬ ‫ط‬ ِّ ‫﴾ اِ ْه ِدنَا‬٥﴿ ‫﴾ اِ ّيَا َك نَ ْع ُب ُد َواِ ّيَا َك نَ ْس َت ۪عي ُۜن‬٤﴿ َ ‫ص َرا‬ ‫ط ا ّلَ ۪ذي َن اَ ْن َع ْم َت َعلَ ْي ِهْۙم َغ ْي ِر‬ َ ‫ا ْل ُم ْس َت ۪قي‬ ِ ﴾٦﴿ ‫ۙم‬ ٓ َ ّ ‫وب َعلَ ْي ِه ْم َو َل‬ ﴾٧﴿ ‫الضا ۪ ّلي َن‬ ُ ‫ا ْل َمغ‬ ِ ‫ْض‬

4

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

1

- Ebu Said el-Mualla radıyallahu anh şöyle rivayet etmektedir: “Namaz kılıyordum. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem beni çağırdı. Fakat namazımı bitirinceye kadar cevap vermedim ve bitirince yanına gittim. Bana, ‘Yanıma gelmekten seni ne alıkoydu?’ diye sordu. ‘Namaz kılıyordum’ dedim. Bunun üzerine; ‘Allah Teâlâ: Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulüne uyun, buyurmuyor mu?’ dedi. Ardından: ‘Mescid’den çıkmadan

önce Kuran’daki en büyük sûreyi sana öğreteceğim.’ dedi ve elimi tuttu. Mescidden çıkacağı sırada: ‘Ya Rasulallah! Sana Kuran’daki en büyük sûreyi öğreteceğim demiştin’ dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Evet. O, Elhamdulillâhi Rabbi’l âlemin’dir. O, tekrarlanan yedi ve bana verilen Yüce Kuran’dır.” buyurdu. (Buhari; 4474, 4703-Ahmed b.Hanbel; 3/211)

2

- Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘den şöyle rivayet etmiştir: “Kim namaz kılarda onda Ümmül Kuran’ı okumazsa, o namaz noksandır, tam değildir. Bunu üç defa tekrarladı. Bunun üze-


I HASAN KARAKAYA

rine Ebu Hureyre’ye, ‘Biz imamın arkasında oluyoruz’ denildi. O da, ‘Sen onu içinden oku, dedi ve ekledi; çünkü ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle işittim: ‘Allah şöyle buyurdu: ‘Namazı Benimle kulum arasında ikiye paylaştırdım ve istek kısmını ona verdim. O ‘elhamdulillahi rabbil alemin’ deyince, Allah, ‘Kulum Bana hamdetti’ der. Kul: ‘errâhmanirrâhîm’ deyince, Allah, ‘Kulum Bana sena etti’ der. Kul:

‘Mâliki yevmiddin’ deyince, Allah, ‘Kulum şanımı yüceltti’ der. Başka bir defa da: ‘Kulum her işini Bana havale etti’ buyurur. Kul: ‘İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn’ deyince, Allah, ‘Burası Benimle kulum arasında ortaktır ve istediği, kulumundur’ buyurur. Kul: ‘İhdina’s sırâtal müstakîm, sırâtallezîne en’amte aleyhim. Ğayril mağdubi aleyhim ve leddâllin’ deyince, Allah, ‘Bu kısım kulumundur ve istediği onun

olacaktır” der. (Müslim; 395, Nesai; Süneni Kübra(8012))

3

- Ebu Hureyre, Ubeyy b. Kab’dan şöyle bir rivayet nakletmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, Tevrat’ta da, İncil’de de Ümmül Kuran gibisini indirmedi. O, tekrarlanan yedidir (seb-u mesani). O, Benimle kulum arasında yarı yarıya paylaştırılmıştır. (Tirmizi; 1325, Nesai; 2875)

Ayetlerin Tefsiri

Öncelikle ‘Bismillahirrahmanirrahim’’den başlayalım.

B

ismillah, Allah’ın adı ile. O, öyle bir Allah

daki yüklem belli değil, fiil belli değil. Niye belir-

ki er-Rahman’dır. Esirgeyen ve bağışlayan

tilmemiş? Neye başlıyorsan ona gitsin diye.

er-Rahim’dir. Allah’ın adı ile ne demek isteniyor?

Aynı zamanda besmele içinde Allah’ın iki sıfatı

Özellikle burada yüklem dediğimiz fiil söylen-

zikrediliyor. er-Rahman, er-Rahim. Allah’ın o

miyor. İnsan hangi fiile niyetlendi ise onun için

kadar çok ismi varken sürekli tekrarlanması is-

Bismillah densin. Örneğin kitabı okumak, bir

tenen besmelede bu iki isim ön plana çıkarılmıştır.

konu hakkında hüküm çıkarmak hatta yemek yemek. Yani ben yemeği kendim yapmadım, yaratmadım, Allah’ın bana bir ikramı, onun adına, onun ziyafetine yemek yemek istiyorum. Bismil-

Rahman, dünyada bütün var ettiği yarattıklarına merhametli davranan demek. Kafir’e de, Müslüman’a da; yararlısına da, zararlısına da; yani akrebi de rızıklandırıyor, yılanı da. Domuzu da, koyunu da; insanı da, cinleri de ve aynı zamanda

lah’ın başında Allah’ın adı ile başlarım demişlerse

taşların içindeki hiçbir şeyin geçemediği kurtçuk-

de yemeğe başlarım olması şart değil. Yani ora-

ları da rızıklandırıyor. Rahman ismi böyle tecelli REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

5


HASAN KARAKAYA I ediyor. Her yarattığına, inancına, davranışına, ita-

İşte buna da şükür diyoruz. Yani bir nimet kar-

atine bakmadan merhametli olan demektir.

şılığı olursa şükür deniyor. Peki, bu ayette ne de-

Rahim, ahirette hak edene merhametli davranan, hak etmeyenlere merhametli davranmayandır. Bunu gelecekte yani ahirette Allah’tan korkanlara, zekâtlarını verenlere, ayetlerine iman eden-

Allah’a aittir, yalnız O’na aittir. Başka bir varlıkta bu olmaz. Çünkü Allah dışındaki her bir varlık eksiktir, kusurludur.

lere verecektir. Onlarda Rahman sıfatı olacak. İşte

Rabb ne demek? Rabb kelimesi, terbiye eden ve

Rahman burada oluyor. Yani müminlere oluyor.

yetki sahibi anlamında Arapça bir isimdir. Bu ke-

Allah’a itaat edenlere oluyor. Ahiret artık yapı-

lime aynı zamanda, ıslah etmek, üzerinde tasar-

lanların karşılığının görüldüğü yer. Dünyada gö-

rufta bulunmak, kemâle erdirmek, efendi olmak,

rebilir de görmeyebilirde. Orada torpil yok. Artık

sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak,

orada dünyadayken tüm insanlığa faydası do-

mâlik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat

kunan mucitlere kâfir olmalarına rağmen tolerans

edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek

tanınıp rahmet nazarı ile bakılmayacaktır. Mümin kullarına vereceği cennet nimetlerini küfrü üzere ölüp ama dünyada faydalı bir eser bırakanlara vermeyecektir. İşte Rahim ismi ahirette sadece mümin kulları için var olacaktır. Demek ki bu sıfatlar çok önemli olduğundan besmele de özel bir isim olan Allah’dan hemen sonra bu sıfatlar konuluyor. O Allah ki bütün yaratıklarına merhametli davranıyor. O Allah ki yaratıklarından onun gönderdiğini iman edenlere tekrar hayat verdiğinde haklarını veren ama cezayı hak edenleri de cezalandıran Allah’ın adıyla başlarım diyor.

gibi anlamlara da gelir. Kur’ânî bir terim olarak Rab; varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddî ve mânevî olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine mâlik ve her şeye sahip olan Allah anlamına gelmektedir. Peki, bu “Rabb kimin yaratanı ve terbiye edenidir?” sorusuna verilen cevap çok manidardır; el-âlemin. Yani bildiğimiz veya bilemediğimiz; duyduğumuz veya duyamadığımız tüm âlemin Rabbidir Allah. Bundan sonraki gelen ayetlerde de besmelede bahsetmiş olduğumuz iki isim ön plana çıkarılmaktadır. Tüm övgülere sahip olan âlemlerin Rabbi Allah, Rahman’dır ve Rahim’dir.

ّ ۪ ‫َمالِ ِك يَ ْو ِم‬ ﴾٤﴿ ‫ين‬ ۜ ِ ‫الد‬

Şimdi ise Fatiha Suresi içindeki ayetleri tek tek in-

Âlemlerin Rabbi olan Allah, aynı zamanda ahiret

celeyelim;

gününün de Rabbidir. Mutlak malik. Yani mülkünü

َ ﴾٣﴿ ‫يم‬ ِ ّٰ ِ ‫اَ ْل َح ْم ُد‬ َ ‫ل َر ِّب ا ْل َعالَ ۪مي‬ ِ ۙ ‫﴾ ال ّ َر ْح ٰم ِن ال ّ َر ۪ح‬٢﴿ ‫ۙن‬

6

niyor? Mutlak övülme, kayıtsız ve şartsız övülme

asla kaybetmeyen, dünya mülkü kendisinin olduğu

Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Hamd

gibi ahiret yurdunun da malikidir Allah. Bugün

ne demek? Hamd övmek, övülmeye layık olmak

dünyada imtihan gereği birtakım işlerde sana

anlamındadır. Yalnız burada ki hamd’in bir farkı

seçme hakkı verilmiştir amma ahirette bu söz ko-

var. Bu övülme, herhangi bir iyilikte bulunmasa

nusu olmayacaktır. Her şeyde bir sessizlik ve korku

dahi özünde övülmeye layık anlamındadır. Yüce

hâkim olacaktır. O gün insanlar ancak Allah’ın dile-

Allah’ın kendisi övülmeye layık. Bize bir hayrı

mesi ile konuşacak ve hareket edeceklerdir.

dokunsun veya dokunmasın. Yaptığı nimetlere

Allah’ın bu eşsiz isim ve sıfatları ile karşılaşır kar-

karşı övülmeye layık olduğu da muhakkaktır.

şılaşmaz dilimizden şu sözler dökülüyor;

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I HASAN KARAKAYA Âlemlerin Rabbine dönüp kendisinden şunu istiyoruz:

Rabb ne demek? Rabb kelimesi, terbiye eden ve yetki sahibi anlamında Arapça bir isimdir. Bu kelime aynı zamanda, ıslah etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak, kemâle erdirmek, efendi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, mâlik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek gibi anlamlara da gelir. Kur’ânî bir terim olarak Rab; varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddî ve mânevî olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine Mâlik ve her şeye sahip olan Allah anlamına gelmektedir. Peki, bu Rabb kimin yaratanı ve terbiye edenidir? Sorusuna verilen cevap çok manidardır; el-âlemin. Yani bildiğimiz veya bilemediğimiz; duyduğumuz veya duyamadığımız tüm âlemin Rabbidir Allah. Bundan sonra gelen ayetlerde besmelede bahsetmiş olduğumuz iki isim ön plana tekrar çıkarılmaktadır. Tüm övgülere sahip olan âlemlerin Rabbi Allah, Rahman’dır ve Rahim’dir.

َ ‫الص َرا‬ ﴾٦﴿ ‫ۙم‬ َ ‫ط ا ْل ُم ْس َت ۪قي‬ ِّ ‫اِ ْه ِدنَا‬

Sen bize doğru yolu göster veya doğru yola elimizden tut götür. Kimlerin yoluna? ;

َ ‫ص َرا‬ ‫ط ا ّلَ ۪ذي َن اَ ْن َع ْم َت َعلَ ْي ِهْۙم‬ ِ

Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna. Yani; peygamberlerin, sıdıkların, şehitlerin ve salihlerin yoluna. Dünyada hidayet

ile ahirette ise kalıcı nimetlerle şereflenenlerin yoluna ilet bizi Allah’ım. Bununla beraber,

ٓ َ ّ ‫وب َعلَ ْي ِه ْم َو َل‬ ﴾٧﴿ ‫الضا ۪ ّلي َن‬ ُ ‫َغ ْي ِر ا ْل َمغ‬ ِ ‫ْض‬

Kendilerine gazaplandığın ve sapanların yoluna da değil. Cumhurun görüşüne göre

gazaba uğrayanlar Yahudiler, sapıtanlar ise Hıristiyanlardır. Allah’ım bizleri bu iki şerli sınıftan da koru. İnsanlığın sapmasına ve tuğyan etmesine neden olan şeytanın kardeşlerinden bizleri koru. Amin. Ebu Davud, Ebu Musabbih el-Makrai’nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ashab-ı kiramdan olan Ebu Züheyr en-Numeyri’nin

﴾٥﴿ ‫اِ ّيَا َك نَ ْع ُب ُد َواِ ّيَا َك نَ ْس َت ۪عي ُۜن‬

Bu vasıflara sahip tek ilah Sen olduğun için ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım dileriz. Hayatın her alanını kuşatan bütün emirlerini

yanında otururduk. Çok güzel bir şekilde konuşur idi. Bizden herhangi bir kimse bir duada bulundu mu: Onu âmin sözü ile bitir, derdi. Çünkü âmin bir sahifenin üzerindeki mühür gibidir. Ebu Züheyr dedi ki: Bunun neden böyle olduğunu size bildireyim mi? Bir gece Rasûlullah sal-

Senin istediğin şekilde, kulluk bilinciyle yapa-

lallahu aleyhi ve sellem ile birlikte çıkmıştım. Israrla dua eden

cağım. İtikatta, ibadette, yasalarda, kanunlarda,

birisinin yanından geçtik. Peygamber

sadece Sana kulluk yapıp Senin kanunlarını işle-

sellem

teceğim. Ve tüm bunları yaparken bana yardım et. Hiçbir aracıya gerek kalmadan işlerimi kolaylaştır. Müslümanlara ne oluyor da namazlarında sadece “senden yardım dileriz” diyorlar da sonra gidip ey filan himmet et bana diyorlar. Neden böyle bir şey denir? Allah duymuyor mu? İşitmiyor mu? Bilmiyor mu? Vallahi Allah bizi işitiyor, görüyor ve her şeyi kendisinden istememizi bekliyor.

sallallahu aleyhi ve

onun duasını işitecek bir şekilde durdu. Sonra

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Eğer mühürlerse duası kabul olunur” dedi. Orada bulunanlardan birisi: Ne ile mühürleyecek ey Allah’ın Peygamberi? diye sordu. Hz. Peygamber: “Âmin ile” dedi. “Çünkü o âmin ile duasını bitirirse (kabulünü) gerektirmiş olur.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bu soruyu soran adam dua eden adamın yanına gitti ve ona: Ey filan, duanı mühürle (âmin diyerek bitir) ve (kabul olunacağına dair) müjde olsun, dedi. (Ebu Dâvud; Salât\167-168) REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

7


Kapak Dosya

ZİKİR YAPMANIN FAZİLETİ VE FAYDALARI Bütün ibadetlerin ruhu ve özü zikirdir. İbadetlerin en temel maksadı Allah Teâlâ’nın esmâ ve sıfatını tezekkürdür. Bundan dolayı zikir, ibadetlerin en büyüğüdür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sana vahyolunan kitabı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve münkerden alıkor. Allah’ı zikretmek ise elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.” (Ankebût: 45) Görüldüğü gibi namazın iki hasletine dikkat çekilmiştir. Namazın hayasızlıktan ve münkerden alıkoyması için, ikinci ve en büyük haslet olan tezekkür, tedebbür ve Kur’an tilaveti üzerinde tefekkürün yani namazın ruhu olan zikir hâlinin tahakkuk etmesi gerekir. Böylece kişi bütün hâl ve hareketlerinde Allah Teâlâ’nın gözetiminde olduğunu hissedecek ve namazın asıl maksadı gerçekleşmiş olacaktır. Diğer bütün ibadetlerde de durum böyledir. Bu zikir hâlini yaşamak, lezzet alarak bütün ibadetleri yerine getirmeye ve her türlü ma’siyetten sakınmaya vesile olacaktır.

8

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Â

lemlerin Rabbi olan Allah’a hamdeder, O’nu her türlü noksanlık ve ayıptan tenzih ederiz. Zâkirlerin seyyidi olan Efendimiz’e, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onlara güzellikle tâbi olan mü’minlere salât ve selam olsun. Şimdi; bizler ilk önce zikrin muhteva ve maksadından özetle bahsedecek, sonra da zikrin fazilet ve faydalarını maddeler halinde açıklayacağız. Gayret bizden, tevfik Allah Teâlâ’dandır. Kapsayıcı manası ile zikir, Allah Teâlâ’yı hatırda tutmaya ve O’nu unutmamaya vesile olan hususların hepsini kapsar. Allah Teâlâ’yı O’nun esmâ ve sıfatını, emir ve yasaklarını, mükâfat ve mücazatını tezekkür ve bütün bu hususlarda insanın kendisine düşen vazifesi üzerinde tedebbür ve tefekkürde bulunması zikir çerçevesine dahildir. Bu anlamı ile zikir ifadesi, öncelikle Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyeyi; zikir meclisleri de ilim meclislerini ve helal-haramın konuşulduğu meclisleri kapsar. Zikir ifadesinin bir de özel bir anlamı vardır ki, mutlak olarak kullanıldığı zaman o anlamı ifade eder ve bizim de bu makalemizde faziletinden bahsedeceğimiz zikir, bu anlama gelen zikirdir. Bu da tesbih, tahmid, tekbir, tehlil, tevekkülü ifade eden “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” zikri, istiğfar, salâvat ve benzeri genel zikirlerdir. Bir de her türlü durum, hâl ve çeşitli münasebetlerde yapılması bize tavsiye edilen özel zikirlerdir. Örneğin sabah-akşam zikirleri, uyuma ve uykudan uyanma zikirleri, abdest, namaz ve mescid zikirleri, eve giriş-çıkış, elbise giyme ve çıkarma ve


I MAHMUT VARHAN benzeri insanın hayatının tümünü kapsayan pek çok zikirler gibi… Zikir kelimesinin anlamı Allah Teâlâ’yı anmak ve hatırlamak olsa da bütün bu zikirlerin en temel maksadı Allah Teâlâ’yı hiçbir zaman unutmamak, O’ndan hiçbir yerde gafil kalmamak ve bir an bile O’nu hatırdan çıkarmamaktır. İşte saâdetin vesilesi de böyle sürekli uyanık bulunan bir kalbe ve bedeni kuvvetlerimize hâkim olan zinde bir ruha sahip olmaktır. Bunu sağlamak için de hayatımızın her ânı ile ilgili zikirler, Efendimiz tarafından bizlere tavsiye edilmiştir. Allah Teâlâ, bilinçli bir şekilde bu kalplerimize şifa ve ruhlarımıza gıda olan mübarek kelimat’ı zikriyeyi ezberleyip tatbik etmeyi bizlere müyesser eylesin! Şimdi de zikrin fazilet ve faydalarını açıklamaya çalışalım: En Büyük ve En Faziletli İbadet Bütün ibadetlerin ruhu ve özü zikirdir. İbadetlerin en temel maksadı Allah Teâlâ’nın esmâ ve sıfatını tezekkürdür. Bundan dolayı zikir, ibadetlerin en büyüğüdür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sana vahyolunan kitabı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve münkerden alıkor. Allah’ı zikretmek ise elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.” (Ankebût: 45) Görüldüğü gibi namazın iki hasletine dikkat çekilmiştir. Namazın hayasızlıktan ve münkerden alıkoyması için, ikinci ve en büyük haslet olan tezekkür, tedebbür ve Kur’an tilaveti üzerinde tefekkürün yani namazın ruhu olan zikir hâlinin tahakkuk etmesi gerekir. Böylece kişi bütün hâl ve hareketlerinde Allah Teâlâ’nın gözetiminde olduğunu hissedecek ve namazın asıl maksadı gerçekleşmiş olacaktır. Diğer bütün ibadetlerde de durum böyledir. Bu zikir hâlini yaşamak, lezzet alarak bütün ibadetleri yerine getirmeye ve her türlü ma’siyetten sakınmaya vesile olacaktır. Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına sordu: “Sizin için en hayırlı, melikiniz (olan Allah Teâlâ) katında en değerli, derecelerinizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin

onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu size haber vereyim mi?” Onlar da: “Evet, haber ver ya Rasûlallah” dediler. Rasul’i Ekrem şöyle buyurdu: “Allah Azze ve Celle’yi zikretmektir.”(1) 2- Allah Azze ve Celle Zâkir Olan İnsanı Anıyor! Kardeşim, âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın seni anmasını ve senden bahsetmesini ister misin!? Mü’min olan insanın kalbini heyecana getiren bir arzudur bu. İşte bu büyük mertebe ve yüce şeref senin Allah Teâlâ’yı zikretmene, O’na itaat etmene ve O’nun murakabesi altında yaşadığını hissetmene bağlıdır. Zikir hâlinde bulunmanın fazileti hususunda, Allah Teâlâ’nın zâkir kulunu anması kâfi değil midir? Bir kul için, seyyidinin kendisini anmasından daha büyük bir şeref ve yücelik var mıdır? Nitekim Rabbimiz Celle Celâluhû şöyle buyurmaktadır: “Öyle ise Beni anın ki Ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara: 152) Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadis’i şerifinde Rasûlullah efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ben kulumun Beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer Beni yalnız başına anarsa, Ben de onu yalnız anarım. Şayet Beni bir topluluğun içinde anarsa, Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım...”(2) 3- Kalbin Şifası ve Ruhun Gıdası Kardeşlerim, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Âgah olun ki bedende bir et parçası vardır. Eğer o düzelirse, bütün beden düzelir; şayet o bozulursa, bütün beden bozulur. Dikkat edin! O kalptir”(3) buyurduğu gibi; bir insan için en önemli şey, kalbinin ve dolayısıyla bütün âzalarının salih olmasını sağlamaktır. İşte kalbin devası ve ruhun gıdası zikirdir. Zikir, kalpte bulunan bütün şüpheleri ve şehvetleri yakıp yokeder. Gam ve kederleri kalpten izale eder, kalbi nurlandırıp, kuvvetli hâle getirir. Zikir, kalbin hayatıdır. Kalbin kirini ve pasını silerek, kalbi cilalayıp parlatır. Her şeyin pası olduğu gibi, kalbin pası da gaflet ve hevâdır. Kalbin cilası da zikir, tevbe ve istiğfardır. Zikirle hayat bulup nurlanan kalbin parlaklığı, yüze, dile ve bütün âzalara REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

9


MAHMUT VARHAN I zikre olan ihtiyacı, ekmeğe ve suya olan ihtiyacından daha fazladır. 4- Allah’ın Kendisiyle Övündüğü ve Meleklerin Katıldığı En Hayırlı Meclis

Allah Teâlâ’yı çokça zikretmek, nifaktan emandır. Zira münafıklar, Allah Teâlâ’yı pek az zikrederler. Allah Azze ve Celle münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır: “(Münafıklar) namaza kalktıkları zaman tembelce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az zikrederler.” (Nisâ: 142) Enes b. Malik’in rivayet ettiği hadis’i şerifte Hz. Peygamber’i Zişan şöyle buyurmaktadır: “Şu münafığın namazıdır, şu münafığın namazıdır, şu münafığın namazıdır: Oturup güneşi gözetler, öyle ki güneş tam şeytanın iki boynuzu arasında (batmak üzere) olduğu esnada kalkar ve dört rekat namazı gagalarcasına kılar. Namazında Allah Teâlâ’yı ancak pek az zikreder.” sirayet ederek, güzel meyveler ve salih ameller suretinde dışarıya yansır. İşte yüce Mevlâ’mız bütün bunları ifade etmek için şöyle buyurmaktadır: “... De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri de doğru yola iletir. Bunlar iman edenlerdir, gönülleri Allah’ın zikri ile huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! Güzel dönüş yeri de onlarındır!” (Ra’d: 27-29) Ebû Mûsâ el-Eş’ari radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasul’i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de bu hakikati şöyle ifade buyurmaktadır: “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.”(4) Evet zikir kalbin hayatı ve ruhun gıdasıdır. Zikirle beslenmeyen ruh, gıdası kesilen bedenin ölmesi gibi ölmeye mahkumdur. Ruhu bozulup zayıflayan kimseye, nefsi ve hevâsı hâkim olacaktır. Buradan da anlıyoruz ki insanın

10

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Kalpleri Allah Teâlâ’yı zikretmekle hayat bulup nurlanan kimselerin meclisi, Allah Teâlâ’nın rahmetinin feyizlendirdiği bir meclistir. Ebû Hureyre ile Ebû Said el-Hudri radıyallahu anhuma’nın rivayet ettikleri hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekinet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.”(5) Bu rahmet ve sekinet meclisleri, Allah Teâlâ’nın kendisiyle meleklerine karşı övündüğü meclislerdir. Muaviye radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir zikir halkasında oturan sahabilerin yanına geldi de onlara: “Burada niçin oturuyorsunuz?” diye sordu. Onlar da: “Bize İslamiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve O’na hamdetmek için oturuyoruz” diyerek cevap verdiler. Rasul’i Ekrem: “Gerçekten siz burada sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?” diye sorunca; onlar: “Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu: “Ben size inanmadığım için yemin verdirmiş değilim. Fakat bana Cebrail gelerek, Allah Teâlâ’nın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim.”(6) Allah Teâlâ’nın kendisiyle iftihar ettiği bir meclis, ne kadar nurani, ne kadar değerli ve ne kadar yüce bir meclistir! İşte melekûtî bir mahiyete bürünen bu meclislere, melekler de katılmak için âdeta birbirleriyle yarışırlar. Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadis’i şerifinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakkı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine: “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semasına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar...”(7)


I MAHMUT VARHAN Bu öylesine mübarek bir meclistir ki, bu meclise herhangi bir işi için gelen bahtsız ve kötü bir kişi bile, meleklerin dahi gıpta ettiği bu mübarek zâtların bereketi ile mağfirete mazhar olup feyizlenir. Yukarıda kaydedilen hadisin sonu şu şekilde bitmektedir: “...Allah Teâlâ meleklerine: “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, Ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri: “Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu” deyince; Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kimse bahtsız olmaz.” 5- Cennetin Bahçeleri Dünyada olduğu halde cennetin bağ ve bahçelerinde yaşamak isteyen kimsenin, zikir meclislerini mesken edinmesi gerekir. Zira meleklerin katıldığı, rahmetin oluk oluk aktığı, sekinet ve ilâhi lütufların çağıl çağıl coştuğu, manevi lezzet, zevk ve sürurun zirveye çıktığı bu mübarek zikir meclisleri; cennet bahçeleridir. Câbir b. Abdullah radıyallahu anhu anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza çıkageldi ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar, cennet bahçelerinde feyizlenin.” Bizler: “Ey Allah’ın Rasûlü, cennet bahçeleri de neresidir?” diye sorduğumuzda; şöyle buyurdular: “Zikir meclisleridir.” Ve devamla şöyle dedi: “Sabah-akşam zikredin. Her kim Allah Teâlâ katındaki mertebesini bilmek istiyorsa, Allah Teâlâ’nın onun yanındaki konumuna baksın. Muhakkak ki Allah Teâlâ, kulu O’na ne kadar değer veriyorsa kula o kadar değer verir.”(8) 6- İnsanı Şeytanlardan Koruyan En Sağlam Kale Haris el-Eş’ari radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, hem kendisinin amel etmesi ve hem de İsrailoğullarının amel etmesini onlara emretmesi için Yahya b. Zekeriyya’ya beş şeyi emretti... (Bunlardan beşincisi şöyledir:) “...Ve ben size Allah’ı pek çok zikretmenizi emrediyorum. Bunun (zikrin) örneği şöyle bir adama benzer ki, düşmanlar hızlı bir şekilde onu takibe koyulduklarında o, sapasağlam ve korunaklı bir kaleye gelip kendisini o kalede korudu. İşte kul da ancak Allah’ı zikretmekle şeytandan kendisini koruyup kurtulabilir.”(9)

Şayet zikrin fazileti, sadece bu hasletten ibaret olsaydı; yine de kulun hiç ara vermeden Allah’ı zikretmesi ve kalbiyle dilinin sürekli zikir halinde bulunması gerekirdi. Zira onun en azılı düşmanına karşı en etkili silahı zikirdir. O, kendisini cehenneme götürmek ve şu uzun imtihan seferinde yolunu kesmek isteyen eşkiyaya karşı ancak zikir kalesinde korunabilir. Düşmanları ona, gaflet kapısından baskınlar düzenliyorlar. Pusuda bekleyen düşman onu gözetlemektedir, gaflete daldığı an üzerine atlayıp onu avlamaya çalışır; Allah Teâlâ’yı zikrettiği zaman ise, düşmanı sinerek küçülür. Öyle ki Allah’ın düşmanı bir sinek kadar küçülerek geri çekilip saklanır. İşte bundan dolayıdır ki Allah Teâlâ, kulunun bu azılı düşmanına “el-vesvâsi’l-hannâs” sıfatını münasip görmüştür. Yani sinelere vesvese verir, kul Allah Azze ve Celle’yi zikredince hemen sinerek saklanır. İbni Abbas radıyallahu anh şöyle demektedir: “Şeytan, Âdemoğlunun kalbine çöreklenir. Gaflete daldığı zaman ona vesvese verir, Allah Teâlâ’yı zikrettiği zaman ise, sinerek saklanır.”(10) 7- Zikir, Nifaktan Emandır Allah Teâlâ’yı çokça zikretmek, nifaktan emandır. Zira münafıklar, Allah Teâlâ’yı pek az zikrederler. Allah Azze ve Celle münafıklar hakkında şöyle buyurmaktadır: “(Münafıklar) namaza kalktıkları zaman tembelce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az zikrederler.” (Nisâ: 142) Enes b. Malik’in rivayet ettiği hadis’i şerifte Hz. Peygamber’i Zişan şöyle buyurmaktadır: “Şu münafığın namazıdır, şu münafığın namazıdır, şu münafığın namazıdır: Oturup güneşi gözetler, öyle ki güneş tam şeytanın iki boynuzu arasında (batmak üzere) olduğu esnada kalkar ve dört rekat namazı gagalarcasına kılar. Namazında Allah Teâlâ’yı ancak pek az zikreder.”(11) İşte nifakın bir alâmeti de budur. Allah Azze ve Celle’yi pek az zikretmek... Dolayısıyla nifak hastalığına karşı insanı koruma altına alan en sağlam zırh da Allah Teâlâ’yı çokça zikretmektir. Zira Allah Azze ve Celle, Allah’ın zikrinden gafil olan kalplerin yakalandığı nifak hastalığına, zikreden REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

11


MAHMUT VARHAN I bir kalbi mübtelâ kılmayacak kadar Kerim ve yü-

uğrayanların kendileridir.” (Münâfikûn: 9) Bu

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bu iki fazileti birlikte tavsiye ederek Muaz b. Cebel’e şöyle buyurdu: “Ey Muaz, Allah’a yemin ederim ki seni gerçekten seviyorum. Her namazın peşinden sakın şöyle demeyi unutma: “Allah’ım, Seni zikretmek, Sana şükretmek ve güzelce Sana ibadet etmek hususlarında bana yardım eyle.”(12)

ayet’i kerime, Allah Azze ve Celle’nin zikrinden

10- Cennet Bahçelerinin Filiz ve Ağaçları

cedir! Allah Teâlâ daha iyi bilir ya “Münâfikûn Suresi”nin son bölümünde şu ayet’i kerimenin yer almasının hikmeti bu olabilir: “Ey iman edenler; mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa; onlar, hüsrana

gafil kalmaları sebebiyle münafıkların maruz kaldıkları nifak fitnesinden ihlaslı mü’minleri sakındırmak içindir. Nifak hastalığının her tarafı kapladığı şu âhir zamanda, bu hastalıktan sakınıp korunmak için Allah Azze ve Celle’yi pek çok zikretmeye ne kadar da muhtacız! 8- Zikir, Dili Boş ve Batıl Sözlerden Uzak Tutar Değerli kardeşim, nasıl ki nefsini hak ile meşgul etmeyeni, nefsi bâtıl ile meşgul eder; nasıl ki kalbi Allah Azze ve Celle’nin muhabbeti ile dolmayanın, kalbinin mahlukatın ve fâni eşyanın muhabbeti ile dolması kaçınılmaz olursa; aynı şekilde eğer sen dilini Allah Teâlâ’yı zikretmekle meşgul etmezsen, muhakkak dilin boş, faydasız ve bâtıl sözlerle meşgul olacaktır. Diğer bütün âzaların gibi dilin de ya lehine veya aleyhine şahitlik edecektir. İşte bundan dolayı dilini gıybet, nemime, yalan, insanları gereksiz yere övmek veya kötülemek gibi hastalıklardan korumak için onu Allah Azze ve Celle’yi zikretmekle meşgul etmelisin. 9- Zikir, Şükrün Başı ve Temelidir Değerli kardeşlerim, mü’min bir kulun en önemli özelliklerinden birinin şükür olduğu malumdur. Şükür makamının ruhu ve temeli de zikirdir. Zira Allah Teâlâ’yı kalbi ve diliyle hakkıyla zikretmeyen kimse, Allah Teâlâ’ya hakkıyla şükredemez. Nimetin içinde mün’im’i kerimi görmeyen ve nimetleri bizlere bahşeden rahmet elini müşahede etmeyen kimse, rahmet hazinelerinin mâliki olan Allah Teâlâ’ya nasıl şükredebilir!? İşte zikir ile şükürün bu münasebetinden dolayıdır ki Allah Azze ve Celle ikisini birlikte zikrederek şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin ve nankörlük etmeyin.” (Bakara: 152)

12

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Pek değerli müslüman kardeşlerim! Cennetin suları çok tatlı ve toprağı pek güzel olmakla birlikte binaları senin işlediğin salih amellerle inşâ edilir ve bağları ile bahçelerindeki ağaçları da senin kalbinden ve dilinden dökülen zikir kelimeleri ile dikilir. Nitekim Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh şöyle demektedir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “İsrâ gecesinde İbrahim el-Halil aleyhisselam ile karşılaştım. Bana şöyle dedi: “Ey Muhammed, benden ümmetine selam söyle ve onlara de ki: “Cennetin toprağı pek güzel ve suyu çok tatlıdır. Fakat orası ağaçsızdır. Cennetin filizleri de “Sübhânellâhi, ve’l-Hamdü lillâhi, ve Lâ ilâhe illallâhu ve’llâhu Ekber” sözleridir.”(13) Câbir b. Abdullah dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim “Sübhânallâhi ve bihamdihî (Allah’ı hamdederek her türlü noksanlıktan tenzih ederim)” derse, onun için cennette bir hurma ağacı dikilir.”(14) 11- Diğer Nafile İbadetleri Yapmaya Gücü Yetmeyenlere Büyük Bir Fırsat Namaz ve oruç gibi bedeni olsun, infak-sadaka gibi mali olsun ya da nafile hac ve umre gibi hem bedeni hem de mali olsun diğer bütün nafile ibadetleri yapmaya gücü yetmeyenler için; Allah Teâlâ’yı zikretmeye devam etmesi tüm bu nafile ibadetlerin yerine geçer. Bu nafile ibadetler kadar ecir ve mükâfat kazandırır. Nitekim Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği şu hadis’i şerifte bu durum açık bir şekilde ifade edilmiştir: “Fakir muhacirler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelerek şöyle dediler: “Ey Allah’ın Rasûlü, varlıklı olan mal sahipleri, yüce dereceleri ve ebedi nimetleri alıp götürdüler. Biz namaz kıldığımız gibi onlar da kılıyor, biz oruç


I MAHMUT VARHAN tuttuğumuz gibi onlar da tutuyorlar. Ayrıca onların fazladan malları bulunup, bu malları ile hac yapıyor, umreye gidiyor, cihad ediyor ve sadaka veriyorlar!?” Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara şöyle buyurdu: “Ben size, sizi geçenlere kendisiyle yetişeceğiniz, sizden sonrakileri de kendisiyle geçeceğiniz ve sizin yaptığınızın aynısını yapanlar dışında hiç kimsenin sizden daha faziletli olmayacağı bir şeyi öğreteyim mi? Onlar: “Evet, öğret ya Rasûlallah!” deyince de şöyle buyurdu: “Her namazın ardında otuz üçer defa tesbih eder, hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”(15) Nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmak isteyen fakat bunlara mali yönden güç yetiremeyen müslümanlara ne büyük bir müjdedir bu! Faziletli amellere düşkün olanların uyanık olması ve namazdan hemen sonra türlü vesveselerle onları kandırarak gafilâne bir şekilde kalkıp gitmelerini ve böylece bu büyük fırsattan mahrum kalmalarını arzu eden şeytanların oyununa gelmemeleri gerekir. Allah Teâlâ o mel’unun her türlü fitnesinden bizleri mahfuz eylesin. 12- Kolaylık ve Genişlik Zamanında Allah’ı Zikreden Kulu, Zorluk ve Sıkıntı Zamanında Allah Teâlâ Tanır Aziz kardeşim! Allah Teâlâ’nın rahmet dergâhında senin sesinin tanıdık bir ses olması gerekir ki, zorluk ve sıkıntı anlarında seslendiğin zaman sesin hemen tanınsın ve yankı bulsun. İşte bunun için de sıhhat, selâmet, afiyet ve genişlik zamanında yüce Mevlâ’yı çokça zikretmen ve O’na yalvarıp yakarman gerekir. Böylece zorluk ve sıkıntı anında Arş’ı âlâ’ya varan sesin, tanıdık bir dostun imdat sesi olarak karşılanır ve hemen karşılık bulur.

Güneşin insanların tepelerine bir mil yaklaştığı ve âdeta cehennemî bir sıcaklığın oluştuğu o büyük ve dehşetli kıyamet gününde, Allah Teâlâ’nın Arşının gölgesinde gölgelenen bahtiyar insanlar vardır. Müjdeler olsun bu mübarek insanlara! Bu mübarek insanlardan biri de tenhada Allah Teâlâ’yı zikrederek ağlayan kimsedir. Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yedi sınıf insan vardır ki, O’nun gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Allah Teâlâ onları kendi gölgesinde (Arşının gölgesinde) gölgeler... Ve tenhada iken Allah Azze ve Celle’yi zikrederek gözleri yaşaran bir kişi.”

Abdullah b. Abbas’ın rivayet ettiği hadis’i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Genişlik anında kendini Allah’a tanıt ki, zorluk zamanında seni tanısın.”(16) Bir adam Ebû Derdâ’ya: “Bana tavsiyede bulun” dedi de Ebû Derdâ radıyallahu anh ona şöyle buyurdu: “Genişlik anında Allah Azze ve Celle’yi zikret ki, Allah Azze ve Celle de sıkıntı ve zorluk zamanında seni ansın.”(17) REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

13


MAHMUT VARHAN I olduğun zikir kelimâtı, kalbinde bulunan ihlasa göre senin günahlarını affettirecek ve sana pek büyük bir mertebe kazandıracaktır. Bu hususta vârid olan pek çok ayet’i kerime ve hadis’i şerif bulunmaktadır. Ezcümle:

Yine Rabbimiz Celle Celâluhû, düşmanla karşı karşıya bulundukları savaş halinde dahi mü’minlerin O’nu pek çok zikretmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Bir topluluk ile karşılaşırsanız sebat edin (yüz çevirmeyin); Allah’ı çokça zikredin ki felah bulasınız.” (Enfâl: 45) Açıkça görüldüğü gibi Allah Teâlâ, savaş esnasında hakiki başarı ve zaferin sebeplerinden birinin de zikir ve dua olduğunu belirtmektedir. 13- Arş’ın Gölgesinde Gölgelenenlerden Biri de Allah Teâlâ’yı Zikrederek Ağlayan Kimsedir Aziz kardeşlerim! Güneşin insanların tepelerine bir mil yaklaştığı ve âdeta cehennemî bir sıcaklığın oluştuğu o büyük ve dehşetli kıyamet gününde, Allah Teâlâ’nın Arşının gölgesinde gölgelenen bahtiyar insanlar vardır. Müjdeler olsun bu mübarek insanlara! Bu mübarek insanlardan biri de tenhada Allah

Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasul’i Zişan sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim günde yüz defa “Lâ İlâhe İllallâhu vahdehû lâ şerîke lehû lehü’l-mülkü velehü’l-hamdu ve hüve alâ kulli şey’in kadîr” derse; bu onun için on köle azad etmeye denk gelir, onun için yüz hasene yazılır, ondan yüz günahı silinir, o gün boyunca akşam oluncaya kadar bu onun için şeytana karşı bir koruma olur ve bundan daha fazla amel eden hariç hiç kimse onun getirdiği (amel ve mükâfattan) daha faziletlisi ile (kıyamet gününde) gelmeyecektir.”(19) Ebû Hureyre dedi ki: Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Her kim günde yüz defa “Sübhânallâhi ve bihamdihî” derse; deniz köpüğü kadar olsa bile günahları silinip affedilir.”(20) Ebû Hureyre dedi ki: Rasul’i Ekrem şöyle buyurdu: “Benim “Sübhânallâhi ve’l-hamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu ve’llâhu ekber” demem; güneşin üzerine doğduğu her şeyden bana daha sevimlidir.”(21)

lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yedi sınıf

Ebû Hureyre dedi ki: Hz. Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu: “Rahman’a sevimli, dile kolay ve mizanda ağır iki kelime vardır ki, (onlar da şunlardır): “Sübhânallâhi ve bihamdihî Sübhânallâhi’l-Azîm.”(22)

insan vardır ki, O’nun gölgesinden başka hiçbir göl-

15- Devamlı Zikir Hâlinde Bulunmak

genin bulunmadığı günde Allah Teâlâ onları kendi

Değerli kardeşlerim! Bu kadar faziletleri ve daha burada sayamadığımız yüzden fazla faydaları bulunan zikrin, yiyecek, içecek ve nefes alıp vermekten daha çok bizim için gerekli olduğu âşikârdır. Şu halde zikrin en faziletli derecesi olan hem kalbin ve hem de dilinle, fazilet bakımından ikinci derecede olan sadece kalbin ile ve en son mertebe olan yalnız dilin ile yüce Mevlâ’yı sürekli zikretmelisin. Bilmelisin ki zikirden ayrılan kalbin hâli, sudan çıkan balığın hâli gibidir. Hayatını ve nurunu devam ettirmesi imkânsızdır. İşte bundan dolayıdır ki yüce Mevlâ bizlere, O’nu pek çok

Teâlâ’yı zikrederek ağlayan kimsedir. Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallal-

gölgesinde (Arşının gölgesinde) gölgeler... Ve tenhada iken Allah Azze ve Celle’yi zikrederek gözleri yaşaran bir kişi.”(18) 14- En Fazla Ecir ve Mükâfat Va’dedilen İbadetlerden Biri de Zikirdir Ey ecri çok olan amelleri arayan ve daha faziletli amelleri işlemek için çabalayan kardeşim! Bilesin ki ecri ve mükâfatı pek çok ve fazileti pek büyük olan amellerin başında zikir gelmektedir. Her zaman ve her yerde söyleme imkânına sahip

14

Allah Teâlâ mü’minlerin pek çok sıfatını saydığı Ahzâb Suresi 35. ayetin sonunda şöyle buyurmaktadır: “...Ve Allah’ı çokça zikreden erkeklerle çokça zikreden kadınlar için Allah, bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I MAHMUT VARHAN anmamızı emrederek şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, Allah’ı pek çok zikredin. Sabah, akşam O’nu tesbih edin. O, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât getirendir; melekleri de. O, mü’minlere çok merhametlidir.” (Ahzâb: 41-43) Aziz kardeşim! Allah’ın ve meleklerinin sana salât getirmelerini, Allah’ın rahmetine nâil olup meleklerin duasına mazhar olmayı ve dünya-ahirette sürekli bir nur içinde bulunmayı istemez misin? Bunun için her dâim Allah Teâlâ’yı zikretmelisin. Nitekim Rabbimiz Celle Celâluhû akıl sahibi olan mü’minlerden şöyle bahsetmektedir: “Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstünde yatar iken daima Allah’ı zikreder, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler): “Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmrân: 191) Görüldüğü gibi ayet’i kerimede mü’minlerin üç hâlinden bahsedilmektedir. Zaten insanın ayakta olma, oturma veya yatma hâlinden başka bir durumda olması düşünülemez. Demek ki mü’min sürekli zikir ve tefekkür halindedir. Nitekim Hz. Âişe validemiz, zâkirlerin efendisi olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün durumlarında ve her anında Allah Teâlâ’yı zikrettiğini haber vermektedir.(23) Yine Rabbimiz Celle Celâluhû, düşmanla karşı karşıya bulundukları savaş halinde dahi mü’minlerin O’nu pek çok zikretmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Bir topluluk ile karşılaşırsanız sebat edin (yüz çevirmeyin); Allah’ı çokça zikredin ki felah bulasınız.” (Enfâl: 45) Açıkça görüldüğü gibi Allah Teâlâ, savaş esnasında hakiki başarı ve zaferin sebeplerinden birinin de zikir ve dua olduğunu belirtmektedir. Yine Rabbimiz Celle Celâluhû şöyle buyurmaktadır: “(Allah’ın nûru) Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin (emir) verdiği ev (mescid)lerdedir. Sabah-akşam O’nu oralarda tesbih eden, ticaretin de alış-verişin de kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazı ikâme etmekten ve zekatı vermekten alıkoymadığı yiğitler vardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği bir günden korkarlar.” (Nûr: 36-37) Bu ayet’i kerime, ticaret ve alış-veriş hâli de dahil sürekli Allah Azze ve Celle’yi zikreden

yiğit kullara övgüyle doludur. Allah Teâlâ bizleri de onlardan eylesin. Abdullah b. Büsr radıyallahu anh şöyle dedi: “Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben: “Ya Rasûlallah! İslamiyetin tavsiye ettiği hususlar çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle” dedi. O da: “Dilin sürekli Allah’ı zikretsin.” buyurdu.(24) Burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, adamı öyle kapsayıcı bir hususa yönlendirmiştir ki, o bunu yaptığında İslam’ın tavsiye ettiği diğer bütün hususları da yapacaktır. Zira hakkıyla ve sürekli Allah Teâlâ’yı zikreden, O’nu sever ve kalbi Allah’ın azametiyle dolup taşar. Böyle bir kul da Allah’ın sevdiği bütün amelleri yapmak ve böylece sevgisiyle kalbini ma’mur ettiği Mevlâ’sını razı etmek için elinden gelen bütün gayreti ortaya koyar. Ebû Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mekke yolunda ilerlerken “Cümdan” denilen bir dağın yanına geldiğinde şöyle buyurdu: “İlerleyin. İşte şu Cümdan’dır. Muhakkak ki “müferridûn” olanlar öne geçtiler.” Denildi ki: “Ya Rasûlallah, müferridûn olanlar da kimlerdir?” Şöyle buyurdu: “Allah’ı çokça zikreden erkeklerle kadınlardır.”(25)

---------------------------------------------1 İmam Ahmed, Müsned: 5/195; Tirmizi: 3374; İbni Mâce: 3790; Hâkim (1/496) tashih etmiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir. 2 Buhari: 7405; Müslim: 6746 3 Buhari: 52; Müslim: 1599 4 Buhari, Daavât: 66 5 Müslim, Zikir: 38-39; Ebû Dâvûd, Vitir:14; Tirmizi, Daavât: 7 6 Müslim, Zikir: 40; Nesâi, Kudât: 37 7 Buhari, Daavât: 66; Müslim, Zikir: 25 8 Ebû Ya’lâ, Müsned: 1865; Bezzar: 3064; Hâkim, Müstedrek: 1/494. Şahitleri ile Hasen bir hadistir. 9 İmam Ahmed, Müsned: 4/130-202; Tirmizi: 2867. Tirmizi dedi ki: Bu Hasen Sahih bir hadistir. 10 Buhari buna benzer bir lafzı İbni Abbas’tan mevkûf olarak, “ Nas Suresi’nin Tefsiri” bâbında rivayet etmektedir. 11 Müslim: 622; Ebû Dâvûd: 413; Tirmizi: 160; Nesâi: 1/254 12 Ebû Dâvûd: 1522; Nesâi: 3/53. Sahih bir hadistir. 13 Tirmizi: 3458. Şahidleri ile birlikte Hasen bir hadistir. 14 Tirmizi: 3460. Tirmizi dedi ki: Hasen Sahihtir. 15 Buhari: 843-6329; Müslim: 595 16 İmam Ahmed, Müsned: 1/293; Ebû Ya’lâ, Müsned: 2556. Sahih bir hadistir. 17 Ebû Nuaym, el-Hilye: 1/209 18 Buhari: 660; Müslim: 2377 19 Buhari: 3293; Müslim: 2691 20 Buhari: 6405; Müslim: 2691 21 Müslim: 2695; Tirmizi: 3591 22 Buhari: 7563; Müslim: 6786 23 Müslim: 373; Ebû Dâvûd: 18; Tirmizi: 3381 24 Tirmizi, Daavât: 4; İbni Mâce, Edep: 53 25 Müslim: 2676; Tirmizi: 3596; Müsned: 2/323

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

15


Kapak Dosya

KUR’AN VE SÜNNETTE DUA’NIN FAZİLETİ

K

ulun acziyetini ifade eden dua Allahu Teâlâ’ya yakınlaşabilmek için yapılması gereken en önemli ibadetlerdendir. Müminlerin hayat rehberi olan Kur’an’ı Kerim duanın önemine birçok ayeti kerime ile değinmiş ve müminler duaya teşvik edilmişlerdir.

“Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin...” A’raf: 180 Ve yine şöyle buyurulmuştur. “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin...” Araf: 55 Rasulullah aleyhisselam’ın hayatını incelediğimizde yaşamında duanın büyük bir yerinin olduğunu, hatta bazı zamanlarının büyük bölümünü duaya ayırdığını görürüz. Bazen Bedir’de olduğu gibi savaşın başlayacağı bir anda ordusunun başarısı ve zaferi için “Allah’ım, şu bir avuç Müslüman ölürse yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz” diye dua ettiğini, bazen ise Taif dönüşünde olduğu gibi sıkıntı bir durum ile karşılaştığında “İlahi! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü, ancak sana arz eder, sana şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp te dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. İlahi! Huysuz ve yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar bana merhametlisin. İlahi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere belalara hiç aldırmam. Fakat senin esirgeyiciliğin bunları gösterme-

16

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

yecek kadar geniştir. Sana sığınırım. Bütün karanlıkları parlatan dünya ve ahiret işlerinin ıslahının yalnız ona bağlı bulunduğu Nur’a sığınırım. İlahi! Sen razı oluncaya kadar affını diliyorum. Bütün kuvvet, her kudret ancak sendendir” şeklinde dua ettiğini, bazen ise yaşamının en sakin ve normal bir anında dahi duaya yöneldiğini ve teşvik ettiğini görürüz. “Sıkıntılı ve zor anlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse, bolluk ve rahat zamanlarında duasını çoğaltsın.” (Buhari, Müslim, Tirmizi.) Hayatı Müminler için en güzel örnek olan Peygamberimizin bu hali bizler için bir misal teşkil etmelidir. Duanın Müslümanların hayatında çok önemli bir yeri vardır. Nitekim hadisi şerifler incelendiğinde duanın da bir ibadet olduğunu görürüz. Numan b. Beşir radıyallahu anh’ın rivayet etmiş olduğu hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki dua ibadetin ta kendisidir.” Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: “Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir) ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.” (Mü’min: 60 Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace) Yüce Allah Bakara süresi 186. Ayette “Kullarım, sana Beni sorarsa; Şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Bana dua edince, o dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da Benim davetime icabet


I HAKAN SARIKÜÇÜK etsinler.” buyurmuş, Rasulullah aleyhisselam da “Allah Azze ve Celle’den isteyeceğiniz zaman (size) icabet edileceğine yakinen inanarak isteyin. Şüphesiz Allah, gafil bir kalp ile O’na dua eden bir kula icabet etmez.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned) şeklinde buyurarak Müslümanın Allah azze ve celle’ye yöneldiğinde yapacağı duanın isteğine icabete sebep olacağını bilerek tam bir teslimiyet içerisinde dua etmesini ve asla dua hususunda gevşeklik göstermemesi ve aceleci olmaması gerektiğini bizlere bildirmiştir. Kutsi bir hadiste de Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Âdemoğlu, sen bana dua edip benden umdukça, ben de senin neler yaptığına bakmaksızın sana bağışlarım ve hiç aldırış etmem. Ey Âdemoğlu eğer günahların göğe kadar yükselecek olsa, sonra benden mağfiret isteyecek olursan, ben de sana günahlarını bağışlarım. Ey Âdemoğlu, eğer sen bana yeryüzü dolusu kadar günahla gelecek olsan, sonra da benim huzuruma bana hiçbir şey ortak koşmamış olarak gelsen, ben de yer dolusu kadar mağfiretle sana gelirim.” (Tirmizi) Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul günah veya sıla-i rahmi kesmek duasında bulunmadıkça, bir de acele etmedikçe duası kabul edilir durur.” - Yâ Rasulallah! Acele etmek nedir? denildi. “Duâ ettim de kabul edildiğini görmedim der ve o anda sıkılıp vaz geçerek duayı bırakır.” buyurdu. (Müslim) Müminin kıymeti Allah katında duasıyla ölçülür. Duası çok olan kulun değeri dua etmeyen ve duadan uzak durarak kendini bir nevi müstağni gören kula göre çok daha fazladır. Kula değer kazandıran ve onun kıymetini arttıran husus Allah’a ihtiyaç içerisinde bulunduğunu ve bu ihtiyacı O’ndan başka kimsenin gideremeyeceğini bilip ikrar etmesidir. “(Rasulüm) De ki: “Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” Furkan:77 Rasulullah efendimiz ise şöyle buyurmaktadır: “Allah katında dua’dan daha değerli ve daha yüce bir şey yoktur.” (Tirmizi, İbni Mace)

“İlahi! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü, ancak sana arz eder, sana şikâyet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin zayıf görüp te dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. İlahi! Huysuz ve yüzsüz bir düşman eline beni düşürmeyecek hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak kadar bana merhametlisin. İlahi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere belalara hiç aldırmam. Fakat senin esirgeyiciliğin bunları göstermeyecek kadar geniştir. Sana sığınırım. Bütün karanlıkları parlatan dünya ve ahiret işlerinin ıslahının yalnız ona bağlı bulunduğu Nur’a sığınırım. İlahi! Sen razı oluncaya kadar affını diliyorum. Bütün kuvvet, her kudret ancak sendendir”

Ve yine Rabbimiz azze ve celle dua hususunda ihmalkâr davranıp duaya değer vermeyen ve duayı ibadet gibi görmeyen kişilere müstekbir damgası vurmuş ve işte böylelerini aşağılanmış kimseler olarak cehenneme atacağını bildirmiştir. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

17


HAKAN SARIKÜÇÜK I “Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.” Mü’min:60 Duada sabredip sebat göstermekte Rabbimizin bir diğer buyruğu olarak karşımıza çıkmaktadır. “Sen sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret…” Kehf:28 Allah azze ve celle kulunun kendisine dua ederek yönelmesi hususunda, kulunun kendisine yönelmesinden daha fazla bir şekilde kuluna yönelir. Kendi acizliğini fark edemeyecek kadar cahil olan kuluna Allahu Teâlâ “Eşrefi Mahlûkat” olarak değer vermiş ve onu affedeceği yolları da bir bir önüne sermiştir. Böylece af ve mağfiret yolunu kullarına ayan beyan göstererek kullarına verdiği değeri defalarca tekit edercesine bizlere bildirmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rabb’imiz (Tebâreke ve Teâlâ) her gece, gecenin son üçte biri kaldığı zaman (keyfiyeti bizce bilinmez bir hâlde) dünyâ semâsına iner ve: Bana kim dua eder ki, onun duasını kabul edeyim! Benden kim bir hacetini ister ki, ona dilediğini vereyim! Benden kim mağfiret ister ki, ona mağfiret edeyim! buyurur.”

18

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Müslim’in diğer bir rivayetinde hadisin lafzı şöyledir: Ve kulunun dua ederek kendisine yönelmesi sebebiyle onun ellerini boş olarak çevirmeyi asla istemez. Selman el Farisî radıyallahu anh dedi ki: Rasulullahsallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah çok hayâ sahibi ve ikram edicidir. Kişi O’na ellerini kaldırıp dua ettiği zaman onları boş çevirmekten hayâ eder.” (Ebu Davud, Tirmizi, Hakim) Kul Allah’tan isterken Dünya ve Ahirete yönelik kendisinin hayırlı olacağını zannettiği şeyleri istemek yerine bilakis kendisinin bilmeyip Allahu Teâlâ’nın bildiği ve O’nun tarafından hayırlı görülen her şeyi istemeli, duasını bunlardan sadece birine tahsis etmemelidir. Bu hususta insanlar indinde hiç önemsenmeyen şeyleri dahi istemekten çekinmemelidir. Hadisteki tabiriyle bir ayakkabı bağına (tasmasına) varıncaya kadar Allah’tan istemede tereddüt etmemelidir. Duasını azimle, kararlı ve kabul edileceğine dair tam bir inançla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi üçer defa tekrarlayarak yapmalı, Allah’tan istediğini tam yapmalıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu:


I HAKAN SARIKÜÇÜK “Biriniz dua ettiği vakit: Allah’ım, dilersen beni affet! demesin. Lâkin isteği kesinleştirsin ve rağbeti büyültsün. Çünkü Allah’a verdiği bir şey büyük gelmez.” (Buhari, Müslim) Bütün bu anlattıklarımızdan sonra kul şunu da çok iyi bilmelidir ki; Bizlerin istediği hiç bir şey Allah’ın mülkünden hiçbir şekilde eksilmeye ve O’nu (haşa) mülk bakımında fakir düşürmeye sebep olmayacak, bilakis Adem aleyhisselam’dan itibaren dünya üzerinde bulunan tüm insanlarla cinler dahi hiçbirinin isteği Allah azze ve celle’nin mülkünden zerre miktarı bir azalmaya sebebiyet vermeyecektir. Ebu Zerr el-Gıfâri radıyallahu anh’den, O da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, (Peygamber de) Aziz ve Celil olan Rabb’inden şöyle buyurduğunu rivayet etti: “… Kullarım, ilkinizle sonunuzla, insanınızla cinninizle hep birlikte bir sahada (meydanda) toplansalar, hepsi benden dilekte bulunsalar, ben de her insana dileğini verecek olsam, bu benim yanımdaki şeylerden ancak iğnenin denize sokulduğu (ve çıkarıldığı) vakit eksilttiği kadar bir şey eksiltir…” Biz Müslümanlar Allah’a yöneldiğimizde kendimiz için dua ettiğimiz gibi Müslüman kardeşlerimiz içinde Allah’a dua etmeli ve onlarında dünya ve ahiret saadetleri için Allah’a niyaz etmeliyiz. Nitekim böyle yapmamız onların hayrına olduğu kadar aynı zamanda da bizimde hayrımıza olacaktır. Bu husus ile ilgili olarak aşağıdaki hadisi şerifi zikretmek konunun anlaşılması için yeterli olacaktır. Safvan’dan (bu zat İbnû Abdillah b. Safvan’dır.) dedi ki: Şam’a geldim. Ve Ebû’d-Derda’ya evinde vardım. Fakat onu bulamadım da Ümmü Derdâ’yı buldum. — Bu sene haccetmek mi istiyorsun? dedi.

Biz Müslümanlar Allah’a yöneldiğimizde kendimiz için dua ettiğimiz gibi Müslüman kardeşlerimiz içinde Allah’a dua etmeli ve onlarında dünya ve ahiret saadetleri için Allah’a niyaz etmeliyiz. Nitekim böyle yapmamız onların hayrına olduğu kadar aynı zamanda da bizimde hayrımıza olacaktır. Bu husus ile ilgili olarak aşağıdaki hadisi şerifi zikretmek konunun anlaşılması için yeterli olacaktır. Safvan’dan (bu zat İbnû Abdillah b. Safvan’dır.) dedi ki: Şam’a geldim. Ve Ebû’d-Derda’ya evinde vardım. Fakat onu bulamadım da Ümmü Derdâ’yı buldum. — Bu sene haccetmek mi istiyorsun? dedi. — Evet! dedim. — Öyle ise Allah’a bizim için hayır duasında bulun! Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Müslüman kişinin din kardeşine gaibinde yaptığı duasına icabet olunur. Onun başında müvekkel (görevli) bir melek vardır. Din kardeşi için hayır duasında bulundukça, ona müvekkel olan melek: Âmin! Senin için de bir misli olsun, der.” buyururdu, dedi. Safvân dedi ki: “Çarşıya çıktığımda Ebû Derda’ya rastladım. O da bana bunun aynısını söyledi. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ediyordu.

— Evet! dedim. — Öyle ise Allah’a bizim için hayır duasında bulun! Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Müslüman kişinin din kardeşine gaibinde yaptığı duasına icabet olunur. Onun başında müvekkel (görevli) bir melek vardır. Din kardeşi için hayır duasında buREBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

19


HAKAN SARIKÜÇÜK I

lundukça, ona müvekkel olan melek: Âmin! Senin için de bir misli olsun, der.” buyururdu, dedi. Safvân dedi ki: “Çarşıya çıktığımda Ebû Derda’ya rastladım. O da bana bunun aynısını söyledi. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ediyordu. Genel olarak duanın en fazla makbul olduğu yerler; Gecenin son bölümünde ve farz namazlardan sonra yapılan dualardır. Allah’a layıkıyla yapılacak dua ise kulun önce Allah’a hamd ile başlaması ardından Rasulullah aleyhisselama salatu selam getirmesi ve sonrasında da dilediğince dua etmesidir. Sonuçta da Rasulullah efendimizin yaptığı gibi yüzüne ellerini sürmeden indirmemesidir. Kulun duasına en fazla icabet olunacak yerlerden bir tanesi de kulun Allah’ın huzurundaki zilletini ifade eden ve O’na ihtiyaç duyduğu manasına gelen secde halidir. Kul bu hali fırsat bilmeli, O’na en yakın hale gelebilmenin yolunun secdeden geçtiğini idrak etmeli ve çokça secde ederek Rabb’ine yaklaşmaya çalışmalıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Kulun rabbine en yakın olduğu hâl secdede bulunduğu hâldir. O halde siz (secdede) pek çok dua edin!” (Tirmizi, Hakim) Hadislerde herhangi bir kayıt konulmadan kimlerin dualarının kabul edileceği ve arada hiçbir hicabın bulunmayacağı da bizlere bildirilmiştir.

20

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kabulünde şüphe olmayan üç duâ vardır: “Mazlumun duası, misafir ve yolculuk yapan kimsenin duası ve anne babanın çocuğuna yaptığı duâ.” (Tirmizi, İbniMace, Ebu Davud) Bu kadar öneme sahip olan duanın bunca faydalarının yanında eğer dikkatsizce ve cahilce gayri İslami bir şekilde bedduaya dönüştürüldüğünde ve günaha vesile olduğunda artık ağızdan çıkan gül kokusu mesabesinde olan o mübarek sözcüklerin yerini leş kokularını andıran beddualar aldığında etrafta hayır namına hiçbir şeyi bırakmaz, hem içe hem de dışa zarar verir. Bu nedenle ağzımızdan çıkacak sözcüklerin neticesinin neler olabileceğini düşünerek her zaman hayırlı şeyleri konuşmalı zarar verici kelimeleri fısıltıyla dahi olsa da müslümanlara karşı kullanmamalıyız. Cabir b. Abdullah radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendinize, çocuklarınıza, hizmetçilerinize ve mallarınıza beddua etmeyiniz. Olur ki, Allah’tan istenilenlerin ihsan edildiği bir zamana rastlarsınız da Allah dilediğinizi kabul ediverir.” (Müslim, Ebu Davud) Yapılan duanın yeri geldiğinde faydasının dünyada dahi tezahür edeceği ve kişiyi içinde bulunacağı kötü durumdan yapmış olduğu salih ameller neticesinde kurtarabileceği ve hiçbir zaman karşılıksız kalmayacağı Allah azze ve celle’nin ahirete tehir edebileceği veya benzer bir günahına kefaret


I HAKAN SARIKÜÇÜK kabul edeceği veya derhal icabet edeceği de Ashabu Gar hadisi olarak bilmiş olduğumuz üç kişinin kıssasında ve bir sonrasında zikredeceğimiz hadislerle açıkça anlaşılmaktadır. Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allah’ım! Eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi. Üçüncü adam da:

“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:

—Allah’ım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana:

— Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler.

—Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona:

İçlerinden biri söze başlayarak:

—Ey Allah kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.

—Allah’ım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızanı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi. Bir diğeri söze başladı: —Allah’ım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivayete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği

—Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim. Adamcağız:

Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler. (Buhârî, Müslim) Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir Müslüman, içinde günah ve sıla-i rahmi kesmenin bulunmadığı bir dua yapacak olursa muhakkak Allah bu duasından dolayı ona şu üç şeyden birini verir: Ya duasına derhal icabet eder veya onu(n mükafatını) ahirette vermek üzere tehir eder ya da onun bir benzeri kötülüğü ondan giderir.” Dediler ki: “O halde biz de çok dua ederiz.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’da daha çok verir.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned; Hakim, el-Müstedrek) Allahu Teala bizleri daima kendisine yönelen, kendisine dua ederek iltica eden, dualarında samimi, ihlaslı ve muvahhid kullarından eylesin. Dünya üzerinde sıkıntı içinde bulunan kardeşlerimizi de hiçbir zaman unutmayan onların da kurtuluşu ve hayrı için dua eden müminlerden eylesin. Amin. Selam ve dua ile. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

21


Kapak Dosya

Davetçinin Yol Azığı

&

H

DUA ZİKİR

erhangi bir yolun yolcusu, yolculuğuna başlamadan önce hedeflediği gayesini gerçekleştirebilmek ve yolculuğunu sürdürmek için ihtiyaç duyacağı her şeyi hazırlaması gerekir. Aynı zamanda; yolculuğu boyunca karşılaşabileceği ve yolculuğunun kesintiye uğramasına ya da gayesi ile kendisi arasında mesafenin açılmasına en azından ertelenmesine sebep olabilecek durumları da göz önüne alması gerekir. Davet yolu -ki bu yol, davetçi için her şey demektir- en çok önem verilmesi gereken yoldur. Davetçi bu yolda yürürken; kendisini sapmalardan duraklamalardan ve kaymalardan koruyan her türlü azığa muhtaçtır. Çünkü bunların sonucu olarak büyük hüsrana uğrayacağı

22

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

gibi, büyük bir mükâfatı ve kurtuluşu da kaçırmış olacaktır.(1) Büyük bir davayı yüklenebilmek ve davanın gerektirdiği fedakârlıkları yapabilmek için hazırlığa, donanım ve desteğe ihtiyaç vardır. İlahi hayat sisteminin nefislerde ve tüm yeryüzünde yerleşmesi uğrunda, canların, mal ve ürünlerin azalması, korku, açlık, şehadet, cihad ve cihadın zorluklarını göğüslemek, söz konusu fedakârlığın bir gereğidir. Allah (Subhanehu ve Tealâ), davanın gerektirdiği zorlu çalışmayı elbette ki bilmektedir.


I MUSTAFA TATLI Çünkü bu çalışma, yoldaki tüm cazibe ve dürtülere rağmen istikametten ayrılmamayı; Allah’a daveti, her tür sindirme ve engellemelere rağmen yürütmeyi gerektirmektedir. Bu, insanın her an harekete hazır olmasını, sinirlere hâkimiyeti ve içteki-dıştaki her şeye karşı dikkat kesilmeyi gerektiren bir çalışmadır. İşte tüm bu konularda sabretmek gerekir. İtaatte sabır… Günah işlememede sabır… Yardımın gecikmesine ve yorgunluğa karşı sabır… Batılın güçlenmesine sabır… Diken dolu yolda sabır… Kaypak karakterlere, inatçı kişilere, laf dinlemez kimselere ve katı gönüllere karşı sabır…(2) İşte zikrettiğimiz tüm bu zorluklara karşı sabretmek ve dava yolunda başarılı olmak için güçlü bir imana ve takvaya ihtiyaç vardır. İmanımızı güçlendirmek, takvamızı arttırmak, ruhumuzu diri tutmak için ihtiyaç duyduğumuz azıklardan biri de dua ve zikirdir.

gönül huzuruna kavuşsunlar. Kendisine sığınıp güveneni yalnız bırakıp horlamayan yüceler yücesi makamla ilişkili olduklarını anlasınlar. Dua, inanmış bir kalbin huzur kaynağıdır. Tatlı bir huzur, sıcak bir sevgi ve tatminkâr bir hoşnutluk sağlayan, inanç ve güvence dağıtan bir kaynaktır. Artık bu mümin rıza makamındadır. Sıcacık bir sevgi ve doyulmaz bir lezzet ortamındadır. Muhkem bir bölgede sürdürmektedir yaşamını...(4)

Dua, kulun Allah’a muhtaç olduğunu hissetmesi, Allah’ın kudretinin farkına varmasıdır. Tüm işlerin O’nun elinde olduğunu anlamasıdır. Dua, Allah’ın yanında hiçliği, küçüklüğü ve aczi, O’nun lütuf, kerem ve ihsanını ve her şeye gücünün yettiğini hissediştir. İşte kalbin bu duygularla yaşaması büyük bir azıktır. Davetçi, rabbine yakaracağı zaman insanların kulak ve gözlerinden uzak bir yer seçmelidir. Bir uzlet ortamında kendini her şeyiyle rabbine vererek yakarmalıdır. Mümin göğüs daraltıp çaresiz bırakan dertlerini böyle bir ortamda Rabbine açar. Araya hiçbir vasıta koymadan “ Ya Rab!” diye seslenir. Rabbinin yakın olduğunu bilerek… O’nunla bağlantı kurduğunu bilerek…

Allah’ı zikretmek; şüphe, vesvese, perişanlık, sıkıntı ve diğer kalbi hastalıklar denizinden kurtaracak can simididir. Allah’ı anmak huzur, sükûn, güven ve kalp rahatlığının göstergesidir. Allah’ı zikretmek, insana heybet, cüret ve atılganlık özellikleri kazandırır. Çünkü o her an Allah’la beraber olduğunu aklından çıkarmaz. Bu düşünce nefse korku, ürküntü pompalar, fısıltı ve vesvese duygularını harekete geçirir.(7)

Çünkü Rabbi, muhakkak ki işitiyor ve görüyor. Bağırıp çağırmaya gerek kalmadan işitiyor ve görüyor. Hiç kuşkusuz üzüntülü kimse derdini açmakla huzur duyar. Şikâyete ihtiyaç duyar. Kullarına merhametli olan Allah, hiç şüphesiz onların beşeri fıtrattan ileri gelen bu durumunu biliyor. Bildiği içinde kullarını kendine dua edip göğüs daraltan dertlerini kendisine açmalarından hoşlanıyor. “Rabbimiz buyurdu ki: ‘Bana dua edin ki size icabet edeyim”(3) Dua etsinler ki, yorucu yüklerinin sinirsel baskısından kurtulsunlar. Görevlerinin ağırlığını kendilerinden daha güçlü birine havale etmiş olarak

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm.”(5) Selamı Farisi (radiallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah, hiç şüphesiz bir kulunun hayır dilemek maksadıyla kendine açtığı elleri boş çevirmekten haya eder.”(6)

“(Rasûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, hoşnutluğa eresin.”(8) Küfre, alaya, inkâra ve söz dinlemezliğe sabretmek, sık sık tesbih yapmayı gerektirmektedir. Göğüs darlığından kurtulmanın yolu budur. Öyleyse Rabbine yönel! Güneşin doğuş ve batışından önce; yani ortalığın aydınlandığı sabah sessizliğinde ve güneşin batıp kâinatın istirahat ettiği durgunlukta Rabbini tesbih et. Gece ve gündüzün bazı vakitlerinde de Rabbini tesbih et. Gün boyunca Rabbinle bağlantılı ol ki, razı olduğuna kavuşabilesin. Allah’ı tesbih etmek, O’nunla ilişkili olmak demektir. Bu bağlantıyı kuran kimse, hiç kuşkusuz huzurlu ve razıdır. Bir rıza ve huzur ortamında yaşamaktadır. Rızanın kaynağı, tesbihat ve ibadettir. Ruhun derinliklerinden beslenip kalbin en sıcak REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

23


MUSTAFA TATLI I köşelerinde gelişen hazır mükâfattır rıza. Dava adamının ise azık ve desteğe ihtiyacı vardır. Yolun zorluklarını göğüslemeyi sağlayan bir azığa…

İbadet ve zikir İslam yolunun vazgeçilmez bir öğesidir. Çünkü İslamın yolu teoride kalan soyut bir metot değildir. Sözde kalan teokratik bir tartışma konusu da değildir. Aksine o, beşerin mevcut halini değiştirmeye yönelik pratik bir hareket metodudur. Beşeri vakıanın ise insanların kişilik ve yönetim biçimlerini aynı ölçüde etkileyen etki ve kalıntıları vardır. Cahili bir hayat yıkıp Allah’ın çizdiği yolun doğrultusunda razı olacağı bir rabbani hayat oluşturmak, kuşkusuz ki kolay değildir. Kesintisiz bir çalışma ve tükenmez sabır isteyen bir meseledir bu… Dava adamının gücü ise sınırlıdır. Rabbinden bir desteği bulunmadan bu meşakkatlere dayanması mümkün değildir. Çünkü mesele sadece ilim veya sadece bilgi meselesi değildir. Öyleyse bulunması gereken şey, Allah’a ibadettir. Allah’tan medet beklemektir. Bu, bir yol azığıdır, dayanaktır. Uzun ve zorlu yolun desteğidir. 24

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

İbadet ve zikir İslam yolunun vazgeçilmez bir öğesidir. Çünkü İslamın yolu teoride kalan soyut bir metot değildir. Sözde kalan teokratik bir tartışma konusu da değildir. Aksine o, beşerin mevcut halini değiştirmeye yönelik pratik bir hareket metodudur. Beşeri vakıanın ise insanların kişilik ve yönetim biçimlerini aynı ölçüde etkileyen etki ve kalıntıları vardır. Cahili bir hayatı yıkıp Allah’ın çizdiği yolun doğrultusunda razı olacağı bir rabbani hayat oluşturmak, kuşkusuz ki kolay değildir. Kesintisiz bir çalışma ve tükenmez sabır isteyen bir meseledir bu… Dava adamının gücü ise sınırlıdır. Rabbinden bir desteği bulunmadan bu meşakkatlere dayanması mümkün değildir. Çünkü mesele sadece ilim veya sadece bilgi meselesi değildir. Öyleyse bulunması gereken şey, Allah’a ibadettir. Allah’tan medet beklemektir. Bu, bir yol azığıdır, dayanaktır. Uzun ve zorlu yolun desteğidir. “Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et.”(9) Bu bir yol azığı ve bu yolu izleyen saygın davet kervanının hazırlığıdır. Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et. Çünkü bu, Kur’an’ı indiren kaynakla ilişki kurmaktır. Ve bu, davanın asıl sahibiyle ilişkili olmaktır. Çünkü kuvvetin kaynağı O’dur. Azık ve desteği veren O’dur. Bu ilişkiyi kurmanın yolu; zikir, dua, ibadet ve tesbihtir. Uzun bir gece boyunca… Yol uzun ve yük ağırdır, öyleyse tükenmez bir azık ve büyük bir desteğin bulunması şarttır. Her şeyden önemlisi bir kulun halvet ve yalnızlık halinde, umut bağlayıp ünsiyet kurarak Rabbiyle buluşması lazımdır. Yorgunluk ve bitkinliği huzura, yetmezlik ve çaresizliği de güçlülüğe dönüştüren bir buluşmadır bu. Ruhun bayağı duygu ve uğraşlardan silkindiği bir buluşmadır bu… Yoldaki dikenlerin verdiği rahatsızlığı önemsiz kılacak büyük bir görev ve muazzam bir emanettir bu… Çünkü görevin verdiği huzurun yanında dikenlerin varlığı gerçekten küçük ve önemsizdir.(10) -----------------------------------------------------1 Mustafa Meşhur, Müslümanın Yol Azığı, s. 5. 2 Ahmet Faiz, Fi Zilal-il Kuran’da Davet Yolu, s. 211. 3 Mümin, 60. 4 Ahmet Faiz, Age, s.228. 5 Bakara, 186 6 İbni Mace, 2/1271. 7 Fethi Yeken, Davetçiye Notlar, s. 102. 8 Taha, 130. 9 İnsan, 25-26. 10 Ahmet Faiz, Age, s.229.


EBUBEKİR EREN I

Kıssadan Hisse

Selefin Salihinden Öğütler S

elefimiz dünyayı ahiretin tarlası olarak algıladılar. Dünyanın geçici zevk-u sefasına, nefislerinin arzularına asla uymadılar. Onların gayeleri nefislerini ıslah etmek, Rahman’ın kendilerinden razı olmasıydı. Onlar gecelerini kıyam, gündüzlerini sıyam (oruç) ile geçirirlerdi. Dua, zikir ve ibadet onların ruh gıdasıydı. İyi hurmanın, çürük hurmadan ayıklandığı gibi sözlerini seçerek konuşurlardı. Öyle ki her bir sözleri gönüllere huzur verirdi. İşte bunlardan biri (Muhaddis, Allame, Abit, Zahit gibi sıfatlarla tanınan) Ebu Osman, el-Hurasani, Ata bin Meysere’dir. Ata bin Meysere’nin gönüllere huzur veren şu nasihatleri ne manidardır; Doğrusu hırsla istediğiniz ileride bırakıp gideceğiniz dünyayı asla size tavsiye etmem. Ben size ahiretiniz için gayret etmenizi tavsiye ederim, sizde kesin biliyorsunuz ki; mal, mülk ve şöhret sahibi olmak, falanın oğluyum demeniz sizi asla cehennemin azabından kurtarmaz. Ancak Allah, sizi kurtarır. Şüphesiz ki Allah, kimi cehennemden kurtarırsa felah bulmuştur. Allah kimi cehennemde bırakırsa doğrusu o en büyük hüsrana uğramıştır. Amel diyarı (dünya)’da karşılıkların verileceği ahiret diyarı için gayret gösterin. Dünyanın, dünya diye adlandırılmasının sebebi, yapılan her amelin en küçüğü dahi orada işlenildiğinden dolayıdır. Ahiretin, ahiret diye isimlendirilmesinin sebebi ise, yapılan bütün amellerin karşılığının orada verilmesindendir. Bir günah işlediğinizde hemen ardından ‘’Allah’ım bana mağfiret et’’ zikrine yapışın. Bu Allah’ın emrine teslim olmaktır. Ve yine biriniz işlemiş olduğu günahın ardından hemen şu zikre sarılsın “La ilahe illallahu vahdehu la şerike lehu” “Allah-u Ekber kebiran vel hamdullillahi rabbil alemin ve subhanallahi ve bi hamdihi vela havle ve la kuvvete illa billahi ve estağfirullahe ve etubu ileyhi” kıyamet gününde sahifeler dağıtılırken bu zikir huzura gelir, kul bütün ha-

talarıyla beraber bu zikir yapışır ve bu zikir sebebiyle hatalarının bağışlanmasını ümit eder. Yapmış olduğu bu iyilikler sebebiyle affolunur. Allahu Teala kitabında buyuruyor ki; “İyilikler kötülükleri giderir. Bu iyi düşünen kimseler için bir öğüttür.” (Hud/114) Kim dünyada iyilik ve kötülüklerle ayrılırsa, iyilikleri sebebiyle bağışlanmayı ümit eder. Kim günah işlemede ısrar eder ve istiğfar dileme hususunda kibirlenirse aynı şekilde kıyamet gününde de bu hal üzere gelir. Allah bu kimseyi hesaba çeker ona ameliyle muamele eder. Ancak kerim olan, Allah’ın bağışladığı kimseler müstesnadır. Doğrusu o kullarının günahlarına rağmen mağfiret sahibidir. Ve onun hesabı seridir. Siz dünyayı kendisinden ayrılmış olarak bilin. Muhakkak ki ondan ayrılacaksınız. Ve ahirete gitmişsiniz gibi davranın muhakkak ki oraya gideceksiniz. O, bütün insanların toplanacağı yerdir. Sefere çıkan herkes yanına yol azığını alır. Şunu bilin ki ahiret yolculuğuna çıkacaksınız. Kıyamet gününde güneşin kavurucu sıcağına karşı, çekileceği susuzluğa karşı ve soğuğa karşılık ahiret azığınızı almayı unutmayın. Kim bu yolculuğunda kendisini ıslah edecek azığını alırsa mutluluğu elde eder. Ve her kim ahiret yolculuğuna hazırlıksız, yanına azık almaksızın çıkarsa pişmanlık duyar, güneşte kaldığında gölge bulamaz. Susuzluk çektiğinde su bulamaz, üşüdüğünde kendisini ısıtacak giysi bulamaz. Bundan daha fazla pişmanlık duyacak birini düşünemiyorum. İşte bu dünyadan ahirete yolculuktur. Oraya asla bir daha dönülmez. İnsanların en olgunu çıkacağı bu ebedi yolculuğa hazırlanandır. O gün Allah kimi arşının gölgesinde gölgelendirirse ebediyen güneşin sıcaklığını görmez. O gün, güneşin altında kalan kimse gölgeyi asla bulamaz. Kişi o gün iki beraat alır. Birincisi bütün insanları kuşatan, korkudan emin olur. İkincisi ise Allah (azze ve celle)’nin huzurunda hesap verme beraatini alır. Allah bizi beraatini alanlardan eylesin. (Amin) Kaynak; Ebu Nuaym. (Hilyetul Evliya, cilt/5.s221) REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

25


HAKAN SARIKÜÇÜK I

ŞEYTANLARA KARŞI MÜ’MİNİN KALKANI Hamd “beni zikredin hatırlayın ki bende sizi hatırlayayım” (Bakara, 152) diyen Alemlerin Rabbi olan ve kendisinden başka ilah olmayan yüce Rabbimize olsun. Salat ve Selam Allah’tan aldığı vahiy ile bizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaran, önderimiz ve yol göstericimiz olan Hz. Muhammed aleyhisselam’a, onun ailesine, yüce ashabına ve bu hak yolun bütün yolcularına olsun.

D

eğerli İslam kardeşlerim; Ahir zaman insanları olmamız hasebiyle öncü sahabe

neslinden uzak, fitnelerin ve fesatların egemen olduğu, dünyaya yaklaştıkça ahiretten uzaklaşan bir toplumda yaşıyoruz. Öyle bir toplum ki ya İslamı yaşamayı tamamen terk etmiş ve sadece ismen Müslüman olduğunu söylüyor veya hayat nizamı olan bu yüce dini yani İslam’ı, Hristiyan ve Yahudilerin yaptıkları gibi cami ve mescidlere hapsetmiş; camide Müslüman sokakta demokrat, camide Allahın kitabını isteyen ama caminin dışında Allahın kitabının dışında her türlü gayri İslami kitapları ve anayasaları kendine düstur edinmiş bir toplum... Yaşadığımız toplum böyle bir anlayışa sahip olunca; Toplumdaki bozukluk ve ahlaki çöküntüler günden güne çoğalıyor ve sonuç olarak toplum İslam’dan bihaber bir topluma dönüşmüş oluyor. Durum böyle olunca İslam dinini yaşamak ve düstur edinmek isteyen Müslümanlar, istedikleri şekilde dini yaşayamıyorlar ve toplumdaki bozukluk ister istemez onların yaşayışlarına olumsuz bir şekilde etki ediyor. Tıpkı pis ve kötü kokan bir yerde bulunan güzel kokulu bir kimseye o kötü kokuların sirayet etmesi gibi. Artık toplum öyle bir duruma gelmiştir ki; yolda yürüyen bir kimsenin kulağını haram olan ses ve müziklerden koruması, gözünü Allah’ın yasakladığı görüntülerden alıkoyması neredeyse imkansız bir hal almıştır. Ve hallerin en kötüsü ise şudur; Artık Müslümanlar bile bu durumu normal karşılar olmuş, bu kötülükler ve bâtıl Müslümanlar da sıradanlaşmış bir hal almıştır. Ve iyiliği emredip, kötülükten yasaklayan davetçilerin azlığı hatta yokluğu sebebiyle ümmet top

26

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I HALİL İBRAHİM TURHAN yekun bir şekilde kendisini bekleyen elim azabı unutmuş ve ateşe doğru yürümeye başlamıştır. Peki değerli kardeşler, şeytanın askerlerinin her yeri istila ettiği bu toplumda biz Müslümanların kendimizi kötülüklerden koruyup muhafaza etmemiz için ne yapmamız gerekmektedir? Üzerimize nasıl bir kalkan giyinmeli ve kendimizi nasıl bir kaleye atmalıyız ki bu küfür ve şerlerden korunmuş olalım? Bu sorunun cevabını önderimiz olan Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tam 14 asır önce şöyle diyerek vermiştir;” Allahu Teala Hz. Yahya aleyhisselam’a şu 5 şeyi İsrailoğullarına emretmesini söylemiştir. Allah’ı çokça zikredin. Allah’ı zikredenin misali şu kimsenin misali gibidir; Bir adam kendisini yakalayıp öldürmek isteyen atlılardan kaçmaya başlar. Atlılar tam onu yakalayacakları esnada güvenli bir kale bulup oraya girer ve atlıların şerrinden kurtulmuş olur. Allah’ı zikreden kimse işte bu adam gibidir. Kötülüklerden ve şerli varlıkların şerrinden zikir kalesine girerek kurtulur.(1) Yine Abdullah b. Busr (radıyallahu anhu)’nun rivayet ettiği hadiste de ilk baştaki sorumuza cevap vermiştir. Hz. Abdullah dedi ki: “Bir adam şöyle dedi:” Ey Allahın Rasulu! İslam Şeriatı’nın nafile ibadetleri bana çok fazla ve ağır gelmiştir. Bana öyle bir amel söyle ki ona sımsıkı tutunayım ve asla ondan ayrılmayayım.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: “Dilini sürekli Allah’utealanın zikriyle ıslak tut. Sürekli Allah’ı zikret!”(2) İşte aradığımız kale ve kalkan budur. Düşünün, kibirli insan sürekli Allah’ı zikrediyor. Kalbi ve dili sürekli Allah’ı anıyor. Şeytan ve askerleri hiç bu insana yaklaşabilirler mi? Bir insan sürekli sapasağlam bir kalede durursa dışarıdaki düşman hiç onu yakalayabilir mi? Hayır. Tabi ki asla yakalayamaz. Bunu biz değil, Peygamber (aleyhisselam) söylüyor. Soruyorum size. Bizim imanımızın zayıf olmasının sebebi Allah’ı zikredip, anmaktan uzak kalmak değil midir? Öyle ki en ufak bir imtihanda yenik düşüyor ve sınavı kaybediyoruz. Biz Allah’ı anmayı bıraktıkça Allah da bizi bıraktı. Nitekim Allah Azze ve Celle bununla ilgili olarak şöyle

“Kişi günah işleyince onun kalbinde siyah bir nokta oluşur. O, günahı terk edip günahtan tevbe edince o günah ondan silinir ve kalbindeki siyah nokta gider. Ama o kimse o günahı terk etmezse o siyah nokta kalbinde kalır. Daha sonra başka bir günah işleyince kalbine başka siyah noktalar yazılır. Tâki kalbi simsiyah oluncaya kadar...(3) REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

27


HAKAN SARIKÜÇÜK I

Ebu Derda (radıyallahuanh) Resulullah’ın (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Size Allah katında amellerinizin en hayırlı, en temiz ve derece olarak en üstün olanını ve hatta gümüş ve altın infak etmekten daha hayırlı olanını hatta düşmanlarınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan bile daha hayırlı olanını haber vereyim mi?” Sahabeler: “Tabii ki ey Allah’ın Rasulü” dediler. Peygamber aleyhisselam: “Allah’ı zikretmek” buyurdu.(5)

buyurmuştur: “Beni çokça anın, hatırlayın ki bende sizi anayım.” (Bakara, 152). Kardeşlerim, Allah bizi bırakırsa biz hangi kapıya gider, nereye sığınırız. Ümmetin bu derece gafil olmasının sebebi Allah’ı anmayı unutmaktan başka bir şey değildir. Allah’ı ve Allah’ın azabını unutan insan günah işler ve Allah’a isyan eder. Ve günah işledikçe onun kalbi kararır. Tıpkı Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dediği gibi; “Kişi günah işleyince onun kalbinde siyah bir nokta oluşur. O, günahı terk edip günahtan tevbe edince o günah ondan silinir ve kalbindeki siyah nokta gider. Ama o kimse o günahı terk etmezse o siyah nokta kalbinde kalır. Daha sonra başka bir günah işleyince kalbine başka siyah noktalar yazılır. Tâki kalbi simsiyah oluncaya kadar...(3) Ümmetin kalbi öyle bir kararmıştır ki, artık kaskatı ve simsiyah olmuştur ve ümmet zelil bir hayata boyun eğmiş, artık değerlerini kaybetmiş ve uyumaya başlamıştır. Bugün dünya Müslümanları; 2 milyarlık İslam aleminin Allah’ı anmayı unutması sebebiyle artık kafir ve inkarcıların ayaklarının altında ezilir olmuştur. Ve İslam’ın tekrar hakim ve egemen olması için aranacak yol Allah’ı zikretmekten başka bir şey değildir. Onu hatırladığımız esnada bu gaflet uykusundan uyanmış olacak ve tekrar ayağa kalkacağız. Bizans ordusu girdiği bütün savaşlarda Müslümanlara yenilince Kral Heraklıyus, vezirleri ve komutanları toplayıp onlara şöyle der. “Girdiğimiz bütün savaşlarda Müslümanlara yenildik. Bizim ordumuz sayıca onlardan kat kat fazla olmasına rağmen neden bütün savaşlarda onlara yeniliyoruz?” Yaşlı vezirlerden birisi kalkıp şu cevabı verir: “Çünkü onlar geceleri âbit, gündüzleri ise at sırtında mücahittirler. Onlar kendi ilahlarına sürekli ibadet eder ve onu sürekli zikrederler. Biz ise dünyanın zevkleri içerisinde yüzüyoruz. Biz de onlar gibi olmadığımız sürece bu savaşlarda sürekli yenileceğiz”. Biz ahir zaman ümmeti olarak öncü nesil olan sahabelerin yaptığı bu şeyleri yapmadıkça bize vaat edilen zaferden uzak olacağız. Sahabe Allah katındakileri hatırlayıp zikrettikçe dünyadakilerden uzaklaşıyordu. Onlar Allah katında olanı yani cenneti istiyorlardı. Ve bunu unutup da amellerinin karşılığını dünyada almaktan çok

28

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I HAKAN SARIKÜÇÜK korkuyorlardı. Birgün Abdurrahman b. Avf (radiyallahu anh)’ın ticaret kervanı Şam’dan Medine’ye döner. Abdurrahman b. Avf çok aç olduğu için hizmetçilerine sofra kurmalarını emreder. Sofra hazırlanınca Abdurrahman b. Avf sofraya uzunca baktıktan sonra şu tarihi sözleri söyler: ”Vallahi Hamza, Musab ve diğerleri yaptıkları amellerin karşılığını ahirete bıraktılar. Dünyada hiçbir karşılık almadılar. Biz ise bu güzel nimetlerle karşılığımızı dünyada alıyoruz. Hayır! Vallahi ben de karşılığımı ahirette almak istiyorum.” Hüngür hüngür ağlar ve çok aç olmasına rağmen elini sofraya uzatmaz. İşte onlar Allah’ın katındakini hatırlayıp dünyadan böyle vazgeçtiler. Allah’ı zikretmenin faziletini anlatmaya hacet olmamasına rağmen bir örnekle izah edecek olursak şöyle bir soru sormamız gerekir. Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) tuvaletten çıktığı zaman neden “Gufraneke (Allah’ım beni bağışla)” diyordu. Bunu bazı alimler şöyle izah etmişlerdir. “Peygamber aleyhisselam her anında Allah’ı zikrediyordu. Sadece tuvalette tuvaletin Allah’ı zikretmeye uygun bir mekan olmaması hasebiyle Allah’ın zikirden uzak kalıyordu. İşte 3 – 5 dakika kadar bir süre Allah’ın zikrinden uzak kaldığı için “Rabbim sen beni affet.” diyordu. Allah’ın alemlere üstün tutup masum saydığı yüce Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) kısacık bir süre Allah’ı anmaktan uzak kaldığı için Allah’tan af diliyorsa bizim halimiz nedir? Bizim bazen saatlerce ve bazen günlerce zikirden uzak kalmamıza ne demeli! Bu durumdan dolayı Allah’a ne kadar istiğfar etmemiz gerekmektedir. Ki o Peygamber sallahu aleyhi ve sellem günahlardan zaten korunmuştu. Biz ise sağlam bir kaleye girmediğimiz her an günahla baş başa kalıyoruz. Ebu Said el Hudri’nin (radiyallahu anhu) rivayet ettiği bir hadiste Peygamber aleyhisselama şöyle bir soru sorulur “Kıyamet günü Allah katında ibadetlerin hangisi derece olarak daha üstün olacaktır? Hz.Peygamber (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verir: “Allah’ı çokça zikredenler.” Ebu Said: Ben dedim ki; “Allah yolunda savaşandan da mı üstün olacak ey Allah’ın Rasulü?” Şöyle cevap verdi: “Kılıcı kırılıncaya ve kanı akıtılıncaya kadar kafir ve müşriklere kılıcı ile saldırsa bile Allah’ı

çokça zikredenler daha faziletli olacaklardır.”(4) Başka bir hadiste Ebu Derda (radıyallahu anh) Resulullah’ın (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Size Allah katında amellerinizin en hayırlı, en temiz ve derece olarak en üstün olanını ve hatta gümüş ve altın infak etmekten daha hayırlı olanını hatta düşmanlarınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan bile daha hayırlı olanını haber vereyim mi?” Sahabeler: “Tabii ki ey Allah’ın Rasulu” dediler. Peygamber aleyhisselam: “Allah’ı zikretmek” buyurdu.(5) Bu hadisler zikrin önemini anlatma hususunda bize yeterlidir. İbni Teymiyye rahimehullah zikrin önemini şu misalle anlatmıştır: Mü’minin hayatı zikirsiz düşünülemez. Tıpkı balık su olmadan yaşayamayacağı gibi mü’min de Allah’ın zikri olmadan yaşayamaz. Kardeşlerim; biz İslam’ı bir bütün olarak kabul edip iman etmişiz. Cihatsız zikir olmayacağı gibi zikirsiz cihat da olmaz. Tebliğ ve davet olmadan zikir olmadığı gibi zikir olmadan da davet ve tebliğ olmaz. Bu sebeple bizim İslam’ın bütün yönlerini elimizden geldiğince kendimizde toplamamız gerekiyor. Zikrin olduğu yerde şeytan durmaz ve kaçar. Ve şeytan kaçınca biz o zaman kötülüklerden uzak kalmış oluruz. Uzun sözün kısası: Allah bize düşmanımız olan şeytanı kendisiyle yenebileceğimiz bir silah göndermiş. O halde bu silahı kullanmamak gafillik değil de ya nedir? Bir hadisinde Peygamber aleyhisselam: ”Kim akşamladığında şu duayı yaparsa şeytanların ve cinlerin şerrinden sabaha kadar emin olur; Allah’ın yarattığı şeylerin şerrinden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım.”(6) Zafere gidilecek yol bellidir. O halde başka yollar aramak niye? Kapının doğru anahtarı bir tanedir. O halde başka anahtarla kapıyı zorlamanın ne manası vardır? Allah, bizi kendisini anbe an hatırlayan ve onu unutmayıp onu zikretmekten geri kalmayan kullarından kılsın! Amin… ----------------------------------------------------1-Ahmed b. Hanbel –müsned-sahihtir 2-Tirmizi 3375 –ibni mace-3793-hasendir 3-Ahmed b. Hanbel-müsned-7952-Tirmizi3334-İbni mace -sahihtir 4-Tirmizi 3376 5-Tirmizi 3377-ibni Mace3790 6-Ahmed b. Hanbe l290-Nesai –Tirmizi 187 –İbni Mace 266

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

29


Bir Konu Bir Ayet

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

‫اِ ْذ َه ْب اَنْ َت َواَ ُخو َك بِا ٰ َيا ٖتى‬ ‫َو َلا َت ِن َیا ٖفى ِذ ْك ٖرى‬ “Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.” (Taha, 20/42)

Zikir

- Davetçinin Sıgınagı Z

ikir, İslami metodun ana esaslarından biri-

Rabbimiz Hz. Peygambere risalet görevini yükle-

sidir. İslam’ın hareket metodunun temeli kulun

dikten sonra ilk emirler arasında; “Birazı hariç gece-

Rabbi ile olan irtibatının canlı olması ve bu canlılığın

leri kalk namaz kıl...”(1) diğer bir âyette; “Rabbinin

hayatın her alanına yansımasıdır. Batılı izale edip

adını an, bütün varlığınla O’na yönel”(2) diye bu-

hakkı ikame etmek isteyen davetçiler Allah’ın zikri

yurmuş, bunun sebebini ise; “Doğrusu Biz sana (ta-

ile kuşanarak yola çıkmalıdırlar. Çünkü davet yolu,

şıması) ağır bir söz vahyedeceğiz”(3) âyet-i kerimesi

tebliğ yolu, cihad yolu meşakkatler, zorluklar, en-

ile açıklamıştır. Allahu Teâlâ İslâm daveti gibi büyük

geller ve birçok imtihanlarla doludur. Bu yorucu ve

bir sorumluluğu omuzlayacak olan peygamberini,

uzun yolun müdavimleri önce yolculuk için gerekli olan azıklarını yanlarına almalılar ki yolda kalmasınlar, imanları/heyecanları azalmasın ve hayatlarının sonuna kadar Allah’a hakkıyla kulluk edebilsinler ve bunun mücadelesini verebilsinler. Müslü-

30

kulluk ve davet mücadelesine bir ön hazırlık olarak bu âyetlerle hazırlamıştır. Buradan anlamaktayız ki göklerin ve yerin yüklenmekten kaçındığı bu ağır yükü omuzlayacak fertler öncelikle imanî hazırlıklarını tamamlamalıdırlar. Rableri ile olan bağlarını

manlar içerisinde zikre en çok muhtaç olanlar, Al-

güçlendirmelidirler.

lah’ı en fazla zikretmesi gerekenler Allah’ın dinine

Zikir, bu kulluk ve davet mücadelesinin uzun ve

yardım etmek ve O’nun yolunda mücadele etmek

meşakkatli yolunda, kalbi takviye eden yol azıkla-

için Allah’a beyat etmiş olan mü’minlerdir.

rının başında gelmektedir. Bu yüzden onun varisleri

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I ZAFER MERT olan biz mü’minlerde bu yüce dini hakkıyla yaşaya-

“Temizlenen, Rabbinin adını zikredip O’na kulluk

bilmek ve yaşatabilmek için Rasûlullah sallallahu

eden, namaz kılan kimse kuşkusuz kurtuluşa er-

aleyhi ve sellem gibi zikirle, duâyla kuşanarak, îmâ-

miştir.”(6)

nımızı kuvvetlendirmek durumundayız. Ancak bu

“Rabbini, içinden, yalvararak ve O’ndan korkarak,

durumda bizler de onun gibi kulluk, davet ve İslâm düşmanları ile olan mücadelemizde başarıya ulaşabilir; ferd ve toplum olarak içinde bulunduğumuz maddi ve manevî buhranlardan çıkış yolu bulabilir, dünya ve ahiretimizi ma’mur edebiliriz.

“İbadet ve zikir, İslam yolunun vazgeçilmez birer öğesidir. Çünkü İslam’ın yolu, teoride kalan soyut bir metod değildir. Sözde kalan teokratik bir tartışma konusu da değildir. Aksine o, beşerin mevcut halini değiştirmeye yönelik pratik bir hareket metodudur. Beşeri vakanın ise insanların kişilik ve yönetim biçimlerini aynı ölçüde etkileyen etki ve kalıntıları vardır. Cahili bir hayat yıkıp Allah Subhanehu ve Teala’nın çizdiği yolun doğrultusunda razı olacağı bir Rabbani hayat oluşturmak, kuşkusuz ki kolay değildir. Kesintisiz bir

yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam zikret. Gâfillerden olma!”(7) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise zikir konusunda şu tavsiyelerde bulunmaktadır; “Cennet bahçelerini gördüğünüz zaman orada otlayınız.” ‘Cennet bahçeleri nedir?’ diye soruldu. “Zikir halkalarıdır” buyurdu.(8) “Her şeyin bir cilâsı vardır; kalplerin cilâsı da Allah’ı zikretmektir. İnsanı Allah’ın azâbından en çok koruyacak şey, ancak zikrullahtır.” ‘Allah yolunda cihad da mı (zikirden hayırlı) değil?’ dediler. “Hayır, kesilinceye kadar vuruşsa dahi” dedi.(9) “Dünya mel’undur, içindekiler de mel’undur; ancak Allah Teâlâ’yı zikir ve zikrullah’a yardımcı olanlarla âlimler ve ilim öğrenenler hâriç.”(10)

çalışma ve tükenmez sabır isteyen bir meseledir

Hak ehlini Allah yolunda mücadele etmeye ve çalış-

bu… Dava adamının gücü ise sınırlıdır. Rab-

maya sevk edecek olan motor güç zikirdir.

binden bir desteği bulunmadan bu meşakkatlere

Günümüzde batılın her taraftan saldırıya geçtiği,

dayanması mümkün değildir. Öyleyse bulunması gereken şey, Allah Subhanehu ve Teala’ya iba-

nefis ve şeytanların her daim hak yoldan saptırmak için cirit attığı, medya, internet, gazete, içki, kumar,

dettir. Allah Subhanehu ve Teala’dan meded bek-

sinema ve dergilerinin birçoğunun fuhşa davet et-

lemektir. Bu, bir yol azığıdır, dayanaktır. Uzun ve

tiği bu zamanda mümini koruyan, hak yolda sebat

zorlu yolun desteğidir.”

ettiren, Allah için çalışmasında kendisini besleyen

(4)

Bilindiği üzere davetçi üç yönlü olgunluğa şiddetle muhtaçtır: 1.Aklî (fikri ve kültürel) 2.Ruhî (manevi) 3.Fiziki (bedensel) Bunların en önemlisi olan ruhî olgunlukta ise, zikir ve duânın ayrı bir yeri vardır. Bu yüzdendir ki, Kur’an ve sünnette, zikir ve duânın ruhî olgunluktaki rolüne dair deliller önemli yer tutar. Zira göklerin, yerin ve dağların dahi tahammül edemeyeceği kadar ağır olan mukaddes emaneti yüklenebilmek, mükemmel bir olgunluğu gerektirir. Unutmayalım ki, büyük ve önemli işleri ancak hazırlıklarını tam yapanlar başarabilirler. Rabbimiz zikrin önemine binaen şöyle buyurmaktadır; “Sabah akşam Rabbinin ismini zikret. Gecenin bir kısmında O’na secde et; gecenin uzun bölümünde O’nu tesbih et.”(5)

en büyük etken zikirdir. Hak yolun yolcuları olan müminler bu uzun ve imtihanlarla dolu olan yolda yılmadan, bıkmadan, usanmadan geçmelerinin tek yolu imanlarını güçlendirmeleri ve zikir ile kendilerini kuşatmalarıdır. Araba için yakıt ne ifade ediyorsa kişi için de zikir o mesabededir. Nasıl ki yakıtı olmayan veya yakıtı az olan araba uzun mesafe yol kat edemez ise Allah’ı zikretmeyen veya yeterince zikretmeyen mümin de hakeza yolunu tamamlayamaz. Çıkmış olduğu yolda aynı ivme ile hareket edemez. Yakıtı bittikçe hızı da azalır, heyecanı da… Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Mümin

cennete girene kadar hayra doymaz.” buyurmasına rağmen Müslümanlar Allah için çalışmaktan, mücadele etmekten yoruluyorsa bunun sebebi yeterince Allahu Teala’nın zikredilmemesidir. Heyecanlar REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

31


ZAFER MERT I

Müslümanlar içerisinde zikre en çok muhtaç olanlar, Allah’ı en fazla zikretmesi gerekenler Allah’ın dinine yardım etmek ve O’nun yolunda mücadele etmek için Allah’a beyat etmiş olan mü’minlerdir. Rabbimiz Hz. Peygambere risalet görevini yükledikten sonra ilk emirler arasında; “Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl...”(1) diğer bir âyette; “Rabbinin adını an, bütün varlığınla O’na yönel”(2) diye buyurmuş, bunun sebebini ise; “Doğrusu Biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz”(3) âyet-i kerimesi ile açıklamıştır. Allahu Teâlâ İslâm daveti gibi büyük bir sorumluluğu omuzlayacak olan peygamberini, kulluk ve davet mücadelesine bir ön hazırlık olarak bu âyetlerle hazırlamıştır. Buradan anlamaktayız ki göklerin ve yerin yüklenmekten kaçındığı bu ağır yükü omuzlayacak fertler öncelikle imanî hazırlıklarını tamamlamalıdırlar. Rableri ile olan bağlarını güçlendirmelidirler.

azalıyor, azimler kırılıyor, ümitler tükeniyorsa … zikrimizin azlığındandır. Çünkü ne şeytan ne de dostları Allah’ı hakkıyla zikreden müminleri değil hakka kulluk ve hak yolda hizmetten engellemek o yiğitlere vesvese vermeleri bile söz konusu değildir. Şeytan; “…”Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım”…”(11) diyerek ihlâslı olan kulları doğru yoldan saptıramayacağını ifade etmektedir. Yine Rabbimiz yüce kitabında; “İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti...”(12) buyurarak şeytan’ın insanları kaydırmasının sebebi olarak yine kendilerinin yapmış olduğu hatalar olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Dolayısıyla şirkin, batılın önderi olan Şeytan ve yandaşlarını yerle bir etmenin birinci yolu onların girebileceği vesvese kapılarını kapatmaktır ki, bu zikir kalesinden başka bir şey değildir. Mümin bu kaleye girdiğinde şeytan ve dostlarından korunmuş olur. Allah’ı hakkıyla zikredenleri ne şeytan ne de dostları etkileyemez. Bilakis zikir ehli Şeytanı ve dostlarını çarpar, tıpkı Hz. Ömer’i gören şeytanın yolunu değiştirmesi gibi… “Allah’ı zikredenle zikretmeyen, diri ile ölü gibidirler.”(13) buyurmaktadır Rasulu zîşan bundan dolayıdır ki şehitler ölmez de, nice canlılar vardır aslında ölmüşlerdir de sadece gömülmeleri kalmıştır. Şehit Rabbini zikir uğrunda, ilâi kelimetullah yolunda canını verdiğinden her daim diridir ve asla ölmez. Ama nice insanlar vardır ki Rabbini zikretmediğinden dolayı fizyolojik olarak yaşasalar dahi manen ölmüşlerdir. Kendisine faydası olmayanın başkasına ne faydası olabilir ki! Asr-ı saadet döneminde Müslümanların sayıca az olmaları, silah ve teçhizatlarının az olmasına rağmen düşmanlarına galip gelmelerinin sebebi nedir? Canlarını ve mallarını Allah için hiç tereddüt etmeden feda etmelerini sağlayan etken nedir? Onları gökteki yıldızlar mesabesine yücelten sebep ne olabilir? Bunların hepsinin tek bir cevabı vardır; İman ve onu güçlü kılan zikir… Hak ehlini başarıya ulaştıran ana unsur zikirdir. Zikri terk edenler yenilmeye mahkûmdurlar. Rabbini unutanı, zikretmeyeni Rabbi de zikretmez,

32

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I ZAFER MERT unutur… Zikirden uzaklaşmak, kişinin özünden uzaklaşması demektir. Çünkü zikir; aklın, düşünce ve duyguların tertemiz bir şekilde faâliyette olması demektir. İnsanın doğru yolda yürüdüğünün işaretidir. Zikirden uzaklaşmak ise bâtıla geçişin ve çöküşün bir başlangıcıdır. Allah’ın kitabının zikir olduğunu hatırlarsak, Kur’an’dan uzaklaşmak demek; delâlete/sapıklığa düşmek, İlâhî kitabın ışığından mahrum olmak, karanlıkta kalmak demektir. Rabbimiz, kitabına karşı ilgisiz kalan kimselerin kalplerinin katılaşmış olduğunu bildiriyor ve onlara “yazıklar olsun!” diyor: “Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı kimse, Rabbinden gelen bir nur üzerinde değil midir? Kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşmış olanlara yazıklar olsun! Bunlar apaçık bir sapıklık içindedir.”(14)

Hz. Âişe: “Peygamber (s.a.s.) (zamanının) her ânında Allah’ı zikrederdi” dedi.(17) Rasûlullah (s.a.s.) Rabbını zikretmek, O’na hamdetmek ve etrafındakilere O’ndan bahsetmek için, en ufak bir işi, bir değişikliğini fırsat biliyordu. Elbisesini giyerken, bineğe binerken, bir yokuş inişinde veya tırmanışında, yolda bir değişiklik olunca, enteresan bir durum karşısında, yatağa yatarken, uykudan kalkarken, tuvalete veya banyoya girerken ve çıkarken, evden dışarıya adım atarken... her durum karşısında zikir O’nun dilinde, gönlünde ve zihninde idi. Bütün bu durumlarda hamdettiğini, tesbih ve tekbir ile Allah’ın ismini andığını hadis kitapları zikreder. Nimet görür, Allah’a şükreder, yemeğe başlarken besmele ile zikreder, yemek esnâsında Allah’ın nimetlerini te-

Allah’ın zikrinden uzaklaşanlar, şeytanın kardeşi olurlar. Şeytan da onları doğru yoldan uzaklaştırır. Bâtıllarla oyalar. Fakat, insanın bundan hiç haberi olmaz da kendini hidâyette zanneder: “Allah’ın zikrini kim umursamazsa, ona bir şeytanı musallat ederiz de, artık o, ondan hiç ayrılmayan bir arkadaş olur. O şeytanlar onları doğru yoldan ayırırlar da onlar kendilerinin hâlâ doğru yolda olduklarını zannederler.”(15)

fekkür eder ve insanlara Allah’ı hatırlatır, bunu tav-

Aslında zikir ibâdetinin bir sonu yoktur. Kur’an; “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin.”(16) buyurarak, mü’minlere günün her saatinde Allah’ı zikretmelerini emrediyor. Sabah-akşam günün her saatini kapsar ve mü’min her güne ait ibâdetlerini yerine getirir. Mü’minin yerine getirdiği bütün ibâdetler birer zikirdir. Mü’min, Rabbini ne kadar anarsa ansın, hangi güzel zikirle hatırlarsa hatırlasın; bu, onun için fazilettir.

bilmeli ki bu nurlu yolda yürümek ve bu nurlu

İnsanlar içerisinde Allah’ı en güzel ve mükemmel zikreden elbette Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’di. O’nun bütün sözleri birer zikirdi. O’nun emirleri ve yasakları, Allah’ın adlarından ve sıfatlarından bahsetmesi, Allah’ın hükümlerinden ve fiillerinden söz etmesi, O’nun vaad ve vaidinden (müjde ve korkutmalarından) haber vermesi, O’na hamdetmesi, O’nu tesbih etmesi, O’ndan duâ ile bir şey istemesi, hep Allah’a rağbet etmesi, O’ndan korkup çekinmesi, O’na tevekkül etmesi, hep O’nun zikirlerindendi. Peygamberimizin susması bile kalbinin bir zikridir. Allah’ın Rasûlü her durumda ve her an Rabbini zikrederdi.

siye eder, sonunda mutlaka hamd ü senâda bulunur, şükrederdi. Allah’la kopuk bir sâniyesi olmadığını, her çeşit dünyevî zorluk ve kolaylık karşısında O’na yöneliyor, duâ ediyor, sabrediyor, şükrediyor; Allah’la bağını tazeliyor, zikrin tüm çeşit ve kapsamıyla zikrediyordu. Davetçiler de Hz. Peygamber gibi her anını zikirle geçirmeli, her olayı Allah’ı zikretmek için bir fırsat yolun hizmetçilerinden olmak lûtfunu Allah bizlere ihsan eylesin. Rabbimizi hakkıyla zikredip, O’nun da bizi daha hayırlı bir ortamda zikretmesi duasıyla…

---------------------------------------------------------------------1. Müzzemmil, 2. 2. Müzzemmil, 8. 3. Müzzemmil, 5. 4. Ahmed Faiz, Fi Zilal-il Kur’an’da Davet Yolu, 1. Baskı, Şehadet Yayınları, Konya, 2012, s. 229. 5. 76/İnsan, 25-26. 6. 87/A’lâ, 14-15. 7. 7/A’râf, 205. 8. Tirmizî, Deavât 83; Ahmed bin Hanbel, 3/150. 9. Buhârî, Deavât 5. 10. Tirmizî, Zühd 14, hadis no: 2323; İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4112. 11. Hicr, 15/39. 12. Al-i İmran, 3/155. 13. Buhârî, Deavât 67. 14. 39/Zümer, 22. 15. 43/Zuhruf, 36-37. 16. 33/Ahzâb, 41-42. 17. Müslim, Hayz, 117, hadis no: 373.

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

33


Hadis-i Serif

sallallahu aleyhi ve sellem

ِ ‫َع ِن النـُّْعم‬ ِ ‫ان بْ ِن ب ِشي ٍر‬ ‫رض َي اللَّه‬ َ َ ِ ‫وسلَّ َم‬ َ ِّ ‫ُعنـْ ُهما َع ِن الن‬ َ ‫َّبي‬ َ ‫صلّى اهللُ َعلَْيه‬ ِ ‫الدعاء ُهو‬ َ َ‫ق‬ ُ‫ادة‬ َ َ‫العب‬ َ ُ ُّ :‫ال‬ ‫رواه أبو داود والترمذي وقاال حديث‬ ‫حسن صحيح‬

Kıymetimiz Olur Muydu? Duamız Olmasaydı!

A

llah’a (azze ve celle) kulluk etmek için yaratılmıştır insanoğlu, bunun için vardır hayat ve ölüm, bu sebepten ötürü korku, açlık, sıkıntı ölüm, fakirlik ve zahmete muhatap oluruz hepimiz. Bu hikmete mebni olarak varedilmişiz ve hayatımızı sürdürüyoruz. Aciz, zayıf, mahdûd ve yetersiz olan bizlerin mutlak kemal sahibi, her şeyden müstağni Allah’ın azameti ve yüceliği karşısında boyun eğmesi, buyruklarına itaat etmesi, saygı ve tazimde bulunmasıdır ibadet. Bu açıdan bakıldığında çeşitli tezahürleri vardır ibadetin. Kimi zaman pak ve temiz alnımızı yere, toprağa koymak ibadet olurken kimi zaman düşünerek ibadet ederiz. Bazı zamanlar yürüyerek ibadet ederken bazı zamanlarda gözyaşı dökerek ibadet ederiz Rabbimize. Ve daha nice birçok tezahürü, yansıması vardır ibadetin hayatımızın her alanında. Ancak bu konuda dikkat edilmesi

34

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

gereken en öncelikli hususlardan bir tanesi de yaptığımız bütün işlerde olduğu gibi ibadette de ruhu anlayabilmek, asıl istenilen ve lazım olan özü hissetmek ve yakalayabilmektir. İbadetin ruhunun ve özünün dua olduğu ise yalın bilgi boyutunda da olsa hepimizin malumu. “Dua, ibadetin iliğidir/özüdür”, “Dua, ibadetin ta kendisidir” hadis-i şerifleri bir şekilde kulağımıza mutlaka ilişmiştir. Bu açıdan bakıldığında yapılması emredilen bütün ibadetler, kendilerine özgü bir dua barındırırlar bünyelerinde. Gerçekten muhtaç ve mecbur olduğunu hissederek alemlerin Rabbine el açıp bütün meşru talep ve isteklerini O’dan isteyenler ibadetin ruhunu kavrayabilenlerdir. Rabbini hakkıyla takdir edemeyen insanoğlu; duayı, onun etkisi ve gücünü pekala takdir edemeyebilir. Kendisini yaratanın kendisine bah-


I ALİ YÜCEL

şetmiş olduğu bu mükemmel nimet ve ihsandan yoksun ve mahrum olabilir. Bu konuda da kınayabileceği, kendisinden başkası değildir. Esasında Hz. Nuh’un şahsında semanın kapılarını açıp yeryüzünün pınarlarını fışkırtan dua, Hz. Musa’nın şahsında denizi ortadan ikiye yarmıştı. Bedir’de beş bin nişanlı meleği yeryüzüne indiren nasıl dua ise semadan ikram olarak gözler önünde bir sofranın inmesine vesile olan da duadır. Yani dua, aciz insan için olağan dışı gibi gözüken durumlarda dahi kendisini hiç bir istek ve talebin aciz bırakamayacağı ğaniyy-i mutlak olan Allah’a ilticadır, O’nun kudretinin devreye girmesini istemek ve niyaz etmektir. İnsan, kâh Hz. Süleyman’ın mülkü ve otoritesinden bir katreye sahip olabilir kâh Hz. Peygamber misali aç kalır hendeklerde. Kâh Hz. Eyyüb olur hastalanır kâh Hz. Peygamber olur Taiflerden kovalanır. Kâh kuyuya atılan Hz. Yusuf olur kâh balığın karnında, karanlıklarda Hz. Yunus. Kimi zaman İbrahim olur ateşlere atılan kimi zaman Habbab, Bilal olur ateşlerle dağlanan. Bazen Musa, İsa olur ihanete uğrayan bazen de Yakub olur gözyaşlarına boğulan. Öyle zamanlar olur ki elinden tutmaz ailesi, en yakınları, yardımsız bıraktıkları gibi çelme takmaya çalışırlar Ebu Lehebler misali. Bizler manevi ateşlerde yanmıyor muyuz, ihanet kuyularına atılmıyor muyuz kardeşim dediklerimiz tarafından, karanlıklarda değil miyiz, hasta değil mi kalplerimiz? Ama neydi peygamberleri bizden farklı kılan, içlerine düştükleri sıkıntılardan kurtaran, yaratanın rızasına kavuşturan?

Kur’an-ı Kerim şu şekilde cevap veriyor bu soruya peygamberlerin kıssalarını anlattıktan sonra: “Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize dua eder/ yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.”(1) Hz. Adem’i çıkarıldığı cennete tekrar girdiren dua değil miydi?(2) Hz. Nuh’u ve inananları tufandan kurtaran,(3) Hz. İbrahim’e ateşi serin ve selametli kılan, Hz. Süleyman’a ihtişamlı bir mülk ve otorite sağlayan,(4) Hz. Yunus’u karanlıklardan çıkarıp selamet sahiline ulaştıran,(5) Hz. Yusuf’u Mısır’a ve gönüllere sultan yapan,(6) Hz. İsa’ya lütuf olarak semadan ilahi sofra inmesine vesile olan,(7) yahudi ve hrıstiyanların dilinde bile Hz. İbrahim’e lisân-ı sıdk payesi bahşeden,(8) Hz. Yakub’a evladını bağışlayan, ilermiş yaşına rağmen Hz. Zekeriyya’ya Hz. Yahya’yı muştulayan dua değil miydi?(9) Hz. Eyyüb’e ailesini, malını ve sıhhatini misliyle tekrar nasibeden dua değil miydi? (10) Hz. Musa ve beraberindekileri kurtaran, Talut’u muzaffer kılan,(11) Bedir’de semanın kapılarını ardına kadar açan dua değil miydi?(12) Peygamberler bizim öncü ve önderlerimiz, yegane örneklerimiz ise eğer onları yücelten şeyin bizleri de yüceltmesini istiyorsak açacağız ellerimizi, dökeceğiz göz yaşlarımızı, titreyecek sinelerimiz, kıpırdayacak dudaklarımız Zekeriyya misali sessizce. Ve diyeceğiz “Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.”(13) Ey manevi karanlıklardan kurtulmak isteyenler! Yunus sizi selamet sahiline çağırıyor. Ey kin, nefret ve ihtiras ateşiyle yananlar! İbrahim çağırıyor sizi serinliğe. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

35


ALİ YÜCEL I Ey ihanet kuyularına kardeşleri tarafından insafsızca iteklenmiş mazlumlar! Yusuf’un tebessümü bekliyor saraylarda sizleri. Ey mağlup olmuş ve yenilmişler! Nuh çağırıyor dua gemisine bizleri. Ey gök kubbede hoş seda bırakmak isteyenler! Kuşanın İbrahim’in duasını, halâs eylesin Rabbim cehennemden bizleri. Ey hastalığın sıkıntısıyla şifa imdat edenler! Eyyüb önünüzde, takip edin rehberinizi. Açım diyenler! Açın İsa gibi elleri-

Peygamberler bizim öncü ve önderlerimiz, yegane örneklerimiz ise eğer onları yücelten şeyin bizleri de yüceltmesini istiyorsak açacağız ellerimizi, dökeceğiz göz yaşlarımızı, titreyecek sinelerimiz, kıpırdayacak dudaklarımız Zekeriyya misali sessizce. Ve diyeceğiz "Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım." Ey manevi karanlıklardan kurtulmak isteyenler! Yunus sizi selamet sahiline çağırıyor. Ey kin, nefret ve ihtiras ateşiyle yananlar! İbrahim çağırıyor sizi serinliğe. Ey ihanet kuyularına kardeşleri tarafından insafsızca iteklenmiş mazlumlar! Yusuf'un tebessümü bekliyor saraylarda sizleri. Ey mağlup olmuş ve yenilmişler! Nuh çağırıyor dua gemisine bizleri. Ey gök kubbede hoş seda bırakmak isteyenler! Kuşanın İbrahim'in duasını, halâs eylesin Rabbim cehennemden bizleri. Ey hastalığın sıkıntısıyla şifa imdat edenler! Eyyüb önünüzde, takip edin rehberinizi. Açım diyenler! Açın İsa gibi ellerinizi. Ey hendeklerde kalanlar, amansız kayalara muhatap olanlar! Alemlerin efendisi aldı silahını, kaldırın siz de haydi ellerinizi. Ey Bedirlerde sayıca az olanlar! Peygamberin ridası düştü yalvarmaktan, gözleri şişti belki ağlamaktan nerde sizin dualarınız hani? Bizler ellerimizi kaldırdık da Rabbimiz mi icabet etmedi?

nizi. Ey hendeklerde kalanlar, amansız kayalara muhatap olanlar! Alemlerin efendisi aldı silahını, kaldırın siz de haydi ellerinizi. Ey Bedirlerde sayıca az olanlar! Peygamberin ridası düştü yalvarmaktan, gözleri şişti belki ağlamaktan nerde sizin dualarınız hani? Bizler ellerimizi kaldırdık da Rabbimiz mi icabet etmedi? Kitab-ı Mübininde şöyle buyuran alemlerin Rabbi, bütün eksikliklerden münezzehtir: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”(14) Duanın ibadetin bizzat kendisi olduğunu söyleyen Resul-ü Zi-Şan efendimiz daha sonra bu ayet-i kerimeyi okumuştur ki, ayet de duaya vurgu yapıldıktan sonra ibadetten/duadan yüz çevirenlerin akıbeti dehşetli bir şekilde tasvir edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de en can alıcı ifadelerle kendisine dikkat çekilen dua hakkında bir diğer ayet-i kerime de şu şekildedir: “(Resulüm!) De ki: Duanız/ yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”(15) Allah’ın katında kıymetin ne ile ölçüldüğünün en bariz açıklama ve izahıdır bu mübarek ve mukaddes buyruk. İfsad olmamış sine ve vicdanlar bu ayet-i kerimenin hakemliğinde kendilerine kıymet biçebilirler. (Ya Rabbi! Mesuliyetinin altında ezildiğim şu yüce buyruğun hakkı için beni/bizleri affet! Amin!) “Ben duaya icabet edilmesi endişesi taşımıyorum. Benim endişem, dua edip etmemektir” diyen Hz. Ömer’in (radıyallahu anhu) ne demek istediğini daha iyi anlıyor duadan uzak kalınca insan. Yoksa şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım.

36

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I ALİ YÜCEL

Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.” (16) Darda kaldığında ellerini açıp Rabbi hatırlamak, rahata kavuşunca dönüp hiç bir şeye aldırmamak nasipsiz insanların karakteri olarak anlatılmaktadır Kur’an-ı Kerim’de. Abdullah b. Abbas’a nasihat ederken şöyle buyuruyor Rasulullah: “Rahat zamanında (Allah’ın hükümlerini yerine getirmek suretiyle) Allah’ı bil/O’nu tanı ki, sıkıntılı zamanlarında da Allah sana ihsan da bulunsun.”17) Numan b. Beşir’den (radıyallahu anhumâ) rivayet edildiğine göre: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Dua

ibadettir.” Sonra Mü’min Suresi 60. ayeti okudu: “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”(18) Son olarak Rasulullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bize müjde olan, onun gerçekten alemlere rahmet olduğunu tescil ve tespiti mahiyetindeki şu hadis-i şerifle bitiriyoruz:

َ ّ ‫رضي‬ ‫الل ع ْن ُه أن رسول اهلل صلى‬ ِ ‫عن أبي هريرة‬ ‫ لكل نبي دعوة مستجابة‬:‫اهلل عليه وسلم قال‬ ‫ وأريد أن أختبئ دعوتي شفاعة ألمتي‬،‫يدعو بها‬ ‫في اآلخرة‬ “Her peygamberin -kendisi ile dua ettiği- müstecâb/ Allah tarafından kabul edilen bir duası vardır. Ben ise, duamı ahirette ümmetim için şefaat olarak sakladım/ saklamayı arzu ediyorum.”(19)

-------------------------------------------------------------1 Enbiya Suresi 90. 2 “(Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” A’raf Suresi 23. 3 “Daha önce Nuh da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.” Enbiya Suresi 76. 4 “Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.” Sâd Suresi 35. 5 “Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.” Enbiya Suresi 87-88. 6 “Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!” Yusuf Suresi 101. 7 “Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. 115. Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim...” Maide Suresi 114-115. 8 “Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!” Şuarâ Suresi 84. 9 “Tarafından bana bir veli (oğul) ver. Ki o bana vâris olsun; Yakub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!” Meryem Suresi 5-6. 10 “(Rasulüm!) Kulumuz Eyyüb’ü da an. O, Rabbine: “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi”, diye seslenmişti... Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.” Sâd Suresi 41-43. 11 “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.” Bakara Suresi 250. 12 “Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.” Âl-i İmrân 125. 13 Meryem Suresi 4. 14 Mü’min/Ğâfir Suresi 60. 15 Furkan Suresi 77. 16 Bakara Suresi 186. 17 Tirmizi, Kıyâme 59 (Hadis no: 2516) 18 Tirmizi, Dua 1 (Hadis no: 3372. Tirmizi: “Bu hadis, hasen sahihtir.”) İbn Mace, Dua 27. 19 Buhari, Daâvat 1, Tevhid 31. (Hadis no: 6304-7474) Müslim, İman 334-335.

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

37


GÜNDEME BAKIŞ

BÜYÜK ŞEYTAN

D

ünya baş döndürücü gelişmelere sahne oluyor.

ve vahşiceydi. Abi (!) konumunda olan İran, muhakkak

İran, Büyük Şeytan Amerika ile nükleer anlaşma

silah ve insan yardımı yapar ve komünist Ruslarla

yapıyor. Hizbullah, İngiltere üzerinden A.B.D ile sessiz

açıktan olmasa da gizlice savaşır diyorduk. Zaten biz

sedasız görüşmeler yürütüyor.

hep diyor, hep bekliyorduk. Fakat abimiz (!) İran, do-

1979 İran Devrimi’nden tam üç yıl sonra Suriye’de Sos-

ğacak Sünni İslam Devletini desteklemek yerine Rusya

yalist Baas rejimine karşı Müslümanlar ayaklanmıştı.

İstihbaratı ile ortak çalışmalar yaparak malum suikast-

Baas Sosyalist rejimi, bu İslami Direnişi, 40.000 Sünni

lara imza attı.

Müslümanı katlederek bastırmıştı. Bu katliamlar sırasında gözler, İran İslam(!) Cumhuriyetine dönmüştü. Adı İslam(!) Cumhuriyetiydi ya, elbette bu zulme karşı çıkacaktı. Sosyalizme karşı İslam zafer kazanacaktı. Ama olmadı. Bırakın zulme karşı çıkmayı, Hafız Esed’in başında olduğu Suriye Sosyalist Baas rejimine tam bir destek verdi. 1994 yıllarında Çeçenistan’da Komünist Ruslara karşı, İslam’i bir direniş başlamıştı. Bu Sünni Müslümanlar ilk

38

MI?

Onca fitne ve savaşlardan sonra Afganistan’da kurulan tazecik İslam Emirliğini desteklemesi beklenirken, Amerika ve Batının işgali karşısında avuçlarını okşayan ve yüzü gülen bir İran gördük. Hatta İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat, “Eğer Afganistan’da biz Ameri-

kalılara yardım etmeseydik, onlar Afganistan’a bile giremezlerdi” itirafını alenen açıkça söylemekten bile çekinmedi.

Çeçen savaşını kazanmış ve Rusları ülkelerinden kov-

Afganistan İslam Emirliği ile Kuzey İttifakı’nın çatış-

muşlardı. Allah’ın hükümlerine göre idare edilecek bir

malarında İran yapımı silah ve mermilerin kullanıl-

devlet kurulacaktı. Bu çok önemliydi. Rusya, Çeçenis-

dığı herkes tarafından malum bir hakikat olarak önü-

tan’da ikinci bir savaş başlattı. Bu savaş çok acımasız

müzde duruyordu. Aynı zamanda Amerika, Irak’ı işgal

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I NEDİM BAL ederken, İran’ın rolü ve işgale olan hizmetlerini hiç

İran’la kucaklaşmaya kalkışan İsrail Cumhurbaşkanı;

kimse unutmuş değil.

bunu izah için “barıştan yanayız ve nihai amacın düş-

Suriye halkı, mevcut Sosyalist Baas rejiminin yıllardır süren baskılarından usanmış ve bu zulme ‘Allahu Ekber’ demişlerdi. Fakat Suriye Baas rejimi yine katliamlar yapmaya başladı. Beşşar Esed, babası katil olan Hafız Esed’in yolundan yürümeyi tercih etti. Tarih yine tekerrür edecekti. İran, direnişi değil, zalim ve Sosya-

manları dostlara dönüştürmek olduğuna inanıyorum” dedi; ancak bunu dediği esnada İsrail, Filistin’de Müslümanlara düşmanlığın “en ileri boyutları”nı tatbik ediyordu. Bu yaklaşım, İran ile İsrail arasında, ABD’nin de ağabeyliğinde biçimlendirilen Yeni Ortadoğu Stratejisi hakkında kirli gelişmelere dair önemli bir ipucu

list olan Esed rejiminin yanında yer aldı. Bazılarımız!

veriyor.

şunu bekliyordu; İran, Suriye’deki sosyalist rejimin

Nitekim “Mısır’da İsrail’in dediği oluyor, Suriye’de

devrilip İslam’i bir Devletin kurulması için Müslüman-

İran’ın...” ABD, her ikisi ile de iyi geçinirken, düne

lara yardım edecekti. Beklentiler yine bir başka bahara

kadar birbirini haritadan silmek isteyen İran ve İsrail

kaldı. Üstelik Esed rejimi tam yıkılacakken, İran bilfiil

arasında yakınlaşma sinyalleri servis ediliyor. Dünyaya

Suriye’ye müdahale etti ve Esed rejimini şimdilik kur-

nizam verip konvansiyonel silahları bile kontrol altında

tardı. Önceleri bu durumu her zamanki gibi inkâr etti.

tutmak isteyen ABD, “nükleer güç”e sahip İran’ın bu

Hizbullah’ta aynı şekilde bu durumu inkâr ediyordu.

faaliyetini bir nevi kabul etmiş oldu. Diğer yandan,

Müslüman direnişçiler, yakaladığı İran ve Hizbullah

“nükleer İran”a karşı çıkan İsrail ise, şimdi İran’la aşk

askerlerini teşhir edince onların “Sivil Hacılar” olduğu

yaşamaya hazırlanıyor!

yalanını atmaya çalıştılar.

ABD’nin, Türkiye’ye biçtiği Büyük Ortadoğu Proje-

Soruyoruz kendi kendimize “İslam alemi, Moğol ve

sinin tıkanması ve ilerleyememesi neticesinde“Sünni

Haçlı işgalleri ile karşı karşıya kaldıklarında Şii Devlet-

ülkeleri dize getirmek için Şii-Siyonist ittifakı projesini

çiklerin tavırları ne olmuştur?” “Tarihte kurulmuş olan

devreye alması, bunun için “Mısır’ın İsrail güdümüne,

22 Şii Devletçiklerin hangisi Haçlılar ile savaşmıştır?”

Suriye’nin de İran güdümüne terk edilmesi”, Sünni

“Hangileri İslam adına fetihlerde bulunmuşlardır?” Bırakın İslam’ı yayacak fetih hareketlerinde bulunmayı

Müslümanlar açısından bu “iki aykırı güç”ün “sıcak bir işbirliği”ne sokulması, “Yeni Ortadoğu Stratejisi”nin

veya Haçlılar ile savaşmayı, Osmanlı Devleti Viyana

köşe taşlarını oluşturuyor.

kapılarına dayandığında Şii Devletçiklerde de arkadan

2007 yılında katıldığı bir televizyon programında eski

Osmanlı’ya dayanmışlardı. İran’ın ulus-mezhep çıkarları uğruna emperyalist Amerika ve Batı ile Komünist Rusya ve Çin ile işbirliği yapmasına artık şaşırmıyoruz. İran ile İsrail, düne kadar birbirini “en büyük düşman” görüyordu. İran; İsrail’i haritadan sileceğini, İsrail ise; İran’ı yerle bir edeceğini açıklayıp duruyordu. Ancak şimdi İsrail Cumhurbaşkanı Peres, görüşmeye hazır olduklarını açıkladı. Bugüne kadar düşmanlıklarını

İstihbarat Başkanı Mahir Kaynak şunları söylüyordu: “Hepimiz bir noktaya bakıyoruz veya baktırılıyoruz. İran için; ‘Amerika Büyük Şeytan’, Amerika içinse İran; ‘Şeytan Üçgeni’nin bir ayağı’ dır. (o gün için İran, Suriye, K.Kore) Fakat size şunu söyleyelim ki Amerika’nın bölgede yapmış olduğu tüm operasyonlar geleceğe yönelik o bölgede kuvvetli bir Şii etkinliği ve tabi ki İran’ın yükselişini hazırlıyor. Bu planlama ve savaşların tek kazananı bölgede İran olacaktır.”

açıkça ilân etmemişler gibi Peres, “İran’ı düşman olarak

Meseleye bir bütünlük içerisinde bakıldığında; Amerika

görmüyoruz” dedi.

Afganistan’da Taliban Hükümetini, Irak’ta Saddam re-

Peres’in bu cümlesinden daha ilginç olanı ise, bu zamana kadar oynanan tiyatroyu ifşa eden ifadesi, “düşmanlığın kişisel bir mesele değil, politikanın bir konusu olduğu”na dair sözleridir. Yani bu zamana kadar İran ile İsrail, birbirlerine “politika gereği düşmanlık”

jimini yıkarak İran’ın bölgedeki Sünni rakiplerini bertaraf ediyordu. Afganistan’dan başlayarak Lübnan’a kadar uzanan Şii hilal, Amerika olmadan kurulamazdı. Enteresan olan şey ise ümmetin kaybettiği yerlerde hep İran’ın kazanmasıydı.

yapmışlar; daha doğrusu “politika gereği düşman gibi

Şimdi soruyoruz; “BÜYÜK ŞEYTAN AMERİKA MI?

gözükmüşler!”

Yoksa…” REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

39


NEDİM BAL I

KÜFÜR CEPHESİ K

BOŞ DURMUYOR

üresel emperyalist güçlerin oynadığı kirli oyunları anlayabilmek için son bir yılın içinde olan olayları yeniden hatırlamakta fayda var.

Ürdün kralı Abdullah yoğun bir diplomasi trafiği içinde. Önce Mısır’a geçiyor ve Mursi ile görüşmeler yapıyor. Ardında Türkiye’ye geliyor ve bazı üst düzey görüşmeler yapıyor. Hemen akabinde yoldaşı olan Suudi Arabistan’a giderek bazı taleplerde bulunuyor. En son olarak da Amerikalı yetkililerle uzun bir görüşme yapıyor. Amerikalılara kendisinden beklenen raporu! Büyük bir hizmet aşkı ile açıklıyor: ‘Mısır ve Türkiye bir hilal oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye bunu büyük bir kurnazlıkla yapmaya çalışırken Mısır bunu alenen ahmakça yapmaya çalışıyor.’ Bu üst düzey istihbaratların akabinde Mısır’da askeri darbe oluyor. Demokrasi dininin ilahı kabul edilen İngiltere, Amerika ve Batıdan ses yok. Demokrasi dininin temel prensibi olan seçilmişlerin dokunulmazlığı ayaklar altına alınıyor. Binlerce insan katlediliyor. Yüzlercesi tutuklanıyor fakat ABD, Avrupa ve Arap ülkelerinden çıt dahi yok. Darbeye ilk destek Ürdün Kralı Abdullah’ın görüştüğü Suudi Amerika!’dan geliyor. Darbeci Sisi ve uşaklarına milyar dolarlar karşılıksız olarak hibe ediliyor. Daha fazla Müslüman kanı akıtmak için ücretlerini peşin peşin alıyorlar.

40

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Şu an Mısır mahkemeleri Mursi ve 35 İhvan lideri hakkında Hamas ile işbirliği iddiasıyla yeni bir dava daha açtı. Hemen akabinde Mısır savcılığı Mursi ve üst düzey yöneticiler hakkında vatana ihanet suçlamalarını içeren bir dosya hazırlığına başladılar. Eğer dava, bu iddialar üzerinden devam ederse İhvan liderleri idam cezası alabilirler. Öte yandan Mısır’ın mahkemeleri!, büyük firavun Hüsnü Gayri Mübarek ve onun oğullarını serbest bırakma kararı aldı. Bu durum bize Kemalist rejimin kurduğu istiklal mahkemelerini hatırlattı. Hani o, binlerce masum Müslüman’ı derdest ederek darağaçlarında pervasızca astıktan sonra, astıkları masumlar hakkında suç dosyası hazırlayan trajikomik mahkemeler. Günümüz tağutları biraz daha tecrübelenmiş. Artık öldürmeden önce yalan yanlış iftiralarla dolu suç dosyaları hazırlayıp sonra idamına hükmediyorlar. Şu an Mısır darbe yönetiminin zulüm, işkence ve baskıları halen devam ediyor…

Amerika’nın Türkiye büyük elçisi Ricardone yabancı büyük elçiler toplantısında ‘Biz Türkiye’yi uyardık, dinlemediler. Yakında bir imparatorluğun çöküşünü seyredeceksiniz.’ diyor. Akabinde Türkiye’de herkesin malumu olan ama kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan kirli oyunlar, kirli operasyonlar başlıyor.


I NEDİM BAL

ABDULKADİR MOLLA’NIN ŞEHADETİ Böl…Parçala…YÖNET…Emperyalizmin değişmeyen sinsi planı. Emperyalistler bir ülkeyi işgal edip doğrudan yönetmek yerine bir şekilde kendi planlarına hizmet eden ve emirleri dışına çıkmayan kukla yöneticiler vasıtasıyla dolaylı olarak o ülkeleri yönetmeyi tercih ediyorlar. Çünkü bu şekilde hem kendilerine olan tepkiyi azaltıyor hem de ateşin kendilerini yakmaması için kukla yöneticileri maşa olarak kullanıyorlar.

Bölünmenin ardından milyonlarca Müslüman

İşte bunun en güzel örneği Hindistan’dır.

Ebulkelam ve arkadaşları olmak üzere Türki-

17. yüzyılda Hindistan’a girmeye başlayan İngilizler, 1858 yılında Hindistan’ı İngiliz Krallığı’na bağlıyorlar. Tabii devasa Hindistan’ı doğrudan yönetmek İngilizler açısından pek de kolay ve faydalı olmuyor. Bir taraftan Gandi liderliğindeki pasif Hindu direnişi öte yandan Müslümanların direnişi İngilizleri zor durumda bırakıyor. İki güç ile aynı anda baş edemeyeceğini anlayan İngilizler, bölgeyi yeniden dizayn etmek için yeni taktikler, yeni planlar yapıyor. 1900’lü yılların başlarında Sir Seyyid Ahmed Han etkisindeki Müslümanları destekleyerek Müslüman Birliği’ni kurduruyorlar. Amaç büyük Hindistan kıtasını bölerek küçük parçalar halinde yönetmek.

mübadele ile Hindistan’dan ayrılıyor. Bu bölünmeye başta Hindistan’da Mevlana Azad ye’deki pek çok alim ile kanaat önderi de karşı çıkıyor. Allah‘u alem belki de bu bölünme olmasaydı hızla yayılan İslam Hindistan’ın bütününde hüküm sürecekti. Ama İngiliz projesi gerçekleşti ve Hindistan bölünerek Pakistan kurulmuş oldu. İngiliz planı bununla da sınırlı kalmadı. İngilizler Pakistan’ı da bölmenin planlarını yapıyorlardı. Bu amaçlarına ulaşmak için Hindulardan ayrılarak Pakistan ismini almış Müslümanlar içine ırkçılık fitnesini soktular. Müslümanlar arasında hızla yayılan ırk üstünlüğü tartışmaları önü alınamaz çatışmalara dönüştü. İngilizlerin de yardımıyla nihayet 1971 yılında kanlı bir iç savaşın sonunda Pakistan da ikiye bölündü ve Bangladeş kuruldu.

Sonra Muhammed Ali Cinnah’ın başkanlığındaki bu birlik, 1940’ta Hindistan’ın Müslümanlar ve gayrimüslimler arasında bölünmesi kararını alıyor.

Abdulkadir Molla 1971 yılındaki bu ayrılık sa-

1947’de de Pakistan Genel Valisi olan Muhammed Ali Cinnah ve arkadaşları bağımsızlıklarını ilan ediyorlar.

tünleşmeyi isteyenler arasında çıkan çatışmalarda

vaşında ayrılığı değil Müslümanların birliğini savunan ‘el Bedr’ hareketinin üyesiydi. Irk temelinde bölünmeyi isteyenlerle din temelinde bühayatını kaybedenlerin ölümlerinden sorumlu tutularak hakkında idam cezası verildi. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

41


NEDİM BAL I Abdulkadir Molla, Bangladeş’in ulus’laşma(ayrışma) sürecine karşı çıkarak ümmetin birliğini savunduğu için ırkçı Bangladeş hükümeti tarafından şehit edilen bir alim, bir davet adamıydı.

tidar ve servet üretmeye çalışan yağmacıların kurdukları, derin bir çete hükümeti. Bangladeş diktası,  Hind  bölgesinin yeni  Sisi’si,  Esed’i,  Mübarek’i olmaya aday.

Cemaati İslami’nin Pakistan kolu lideri Münevver Hasan, Abdulkadir Molla’nın idam kararının ardında ABD, Batı ve Hindistan olduğunu söyledi.

İçinde taşıdığı iman dolu yüreği ile zalimlere boyun eğmeyen Abdulkadir Molla, gülen yüzü ve mübarek sakalıyla şahadet şerbetini içerek kendisini yaratan Rabbine doğru süzüldü. Abdulkadir Molla, bu ümmete öyle bir mesaj yolladı ki, söylediği sözlerle ümmeti dik durmaya, yalnız ve yalnız Allaha boyun bükmeye çağırdı. İşte Şehidin son sözleri:

Bangladeş’te Cemaati İslami liderinin şehadetinden sonra çatışmalar sürerken Pakistan’da da gösteriler devam ediyor. Bangladeş, sözde nüfusunun çoğunluğu müslüman olan İslam Devleti! Aslında yoksul bir halkın kan ve gözyaşı üzerinden kendilerine ik-

k et,

e kullu z i B . i t k e m e k etm

sına kullu a k ş a b n a ’t h a “Suçum All edim. d ” n ı s a “ ürülüyorum. e d ld ö n e in B iç . r m e u l ğ dedi p oldu nasip arekete mensu

ih lik sumum. İslam ah bana şehit a ll m A e le c k ü li Y . in s ir e d eğil Ben k yük başaü iş bir kader d b m n e il d e ın n m a tı s a ih se hay rüm. Şehitlik Şehitlik herke ü n ü ş ü d k ra kratların soola to o lı e s v n a k ş a c n a e i ır ld ederse, kendim keti ayağa ka re a h i m la İs Benim kanım rısı olacaktır. da akıbeti hakkın ktir. e n c ti re e k ti e re g a u h n i u m n milletin ve İsla u b n e B lemedim. İs. iş im ç il u ğ s e a d y li e e v iş nd ata Kendim için e herhangi bir h la y rı a d a k orum. Bildiğim . endişe duyuy tımı feda ettim ir a y a h n tü ü b im. Dünyevi b ğ için e t c e e k y e re a m ğ h e i m la la as adaletsizliğe ir b iç h llah, hayat ı A . ım z ş a a b m la la o y u u s lütf onu Yüce Allah’ın ak asla söz k m ra a ı k k a h rleyecektir. at y li e a b h e h v a f ll a A e i, d erim makam önün k güçtür. Kad te k e c re e v r lik zamanım da kara it n h u e s ş u n o im k n e m B lü . m ve ö am edilmiyoru id i ğ re h’ın karae a g ll rı A e ra c a ü k Y a in d m birin acak. Her duru Ben herhangi ıl ır d n la ç u n o s kararına göre Yüce Allah’ın orum.” rını kabul ediy Ey şehid! Şehadetin mübarek olsun. Canın ve kanın bu davaya yakıt olsun. Makamın cennet olsun. Arkadaşın şehitlerin şahı Hz. Hamza olsun. Zalimlere gelince; ‘Yaşasın Zalimler İçin Cehennem.’

42

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I NEDİM BAL

BİR BEDDUA VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

H

oca efendi beddua ediyor. Biz bu bedduayı

yapıyor.’ diyorlar. Başa alarak tekrar dinliyoruz. O

dinlerken şaşırıyoruz! ‘işte sonunda hoca

da ne!? Meğer o içten, o yanık beddua; İslam’ın ve

efendi aslına döndü, hakikati gördü, vicdanı artık

Müslümanların ebedi düşmanları olan ve bil fiil şu

dayanamadı’ diye seviniyoruz. Kadın-erkek, ço-

an yeryüzünde oluk oluk Müslüman kanı akıtan

luk-çocuk, genç-ihtiyar demeden binlerce Müslü-

işgalci ve işkenceci İsrail, Amerika, İngiltere, Rusya

man’ı katleden lanetlenmiş Yahudilere ve Müslümanların yaşadığı coğrafyaları işgal ederek en iğrenç, en alçak, en vahşi işkence, tecavüz ve öldürme yöntemleriyle Müslümanların bedenleri üzerinde eğlenen emperyalist Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve tüm zalimlere karşı bu kadar

ve tüm zalimlere karşı değilmiş! Meğer o beddua; kolları bacakları taşlarla kırılan, beyinleri dışarı çıkarılan ve ırzlarına geçilen masum kızlarımıza bunu reva görenler için yapılmamış! Meğer hoca efendinin canını inciten, vicdanını

içten, bu kadar samimi, bu kadar yanık beddua

sızlatan dava; SEN BEN DAVASIYMIŞ.

eden bir Hoca efendi!..

Bütün bu olup bitenleri ibretle ve hayretle seyre-

Kulaklarımıza inanamıyoruz. Sanki rüyada gi-

derken aklımıza peygamber efendimizin şu mü-

biyiz! Fakat rüya fazla sürmüyor. Arkadaşlar uyan-

barek sözü geliyor: ’Her kim bir başkasını razı etmek

dırıyor bizi bu tatlı rüyadan. ‘Sen bu bedduanın ba-

uğruna Allah’ı gazaba getirirse, Allah onu razı etmek is-

şını dinlemedin, hoca efendi bedduayı başkalarına

tediği insanların eline (insafına) terk eder.’(Tirmizi) REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

43


Tarih Tarihin Ağladığı Hadise:

KERBELA

T

arihin gizlenmek isteyen, en kanlı ve kirli sayfalarından birisini -yüreğimiz ağlaya ağlayabir kez daha aralayarak sizleri, olayın yaşandığı andan itibaren dünyaya yayılan kerb(hüzün) ve bela(zorluk-sıkıntı) iklimine götürmeye çalışacağız. Peygamber Efendimizin vefatından sonra İslam dünyasında dört râşid halife devrinin sonlarına doğru başlayan ve sonrasında da devam eden ihtilaflar baş göstermiş, Muaviye b. Ebû Süfyan’ın Emevî halifeliğiyle birlikte de bu süreç farklı bir boyuta taşınmıştır. Kerbela hadisesini körükleyen esas sebep, Peygamber Efendimizden sonra başlayan halifelik müessesesinin Emevî halifesi Muaviye b. Ebû Süfyan ile birlikte saltanat haline dönüşmesidir. Bu durumda Yezid b. Muaviye, babası tarafından varis olarak seçilmiş ve halife olmasıyla birlikte de Kerbela hadisesine giden süreç başlamıştır. Yezid’in halife olmasına Hz. Hüseyin razı olmadığı gibi Kûfe’de de bu duruma muhalif geniş bir çevre vardı. Bu muhalifler, aldıkları bir kararla Mekke’de bulunan Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye çağırmış, ondan Kûfe’deki muhalif grupları birleştirerek Yezid’e karşı bir güç oluşturmasını istemiş, şayet gelirse onu halife ilan etmeyi ve birlikte Yezid’e karşı savaşmayı teklif etmişlerdir. Hz. Hüseyin bu durumu araştırması ve hareketi organize

44

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

etmesi amacıyla amcasının oğlu olan Müslim b. Akîl’i Kûfe’ye gitmesi için görevlendirmiştir. Önce Medine’ye giden Müslim, ardından 5 Şevval 60 (9 Temmuz 680) tarihinde Kûfe’ye ulaştı.(1) Kûfe’de derhal çalışmalara başlayan Müslim, kısa sürede binlerce kişiden biat aldı. Sürecin iyi gitmesinden dolayı durumu Hz. Hüseyin’e haber vermeyi ve onu da Kûfe’ye davet etmeyi düşünen Müslim b. Akîl bir haberci görevlendirdi. Diğer taraftan, Müslim’in bu çalışmalarını yakından izleyen ve ses çıkarmayan Kûfe valisi Nu’man b. Beşîr’in bu tavırlarını yanlış bulan Emevi yanlısı bir grup Kûfeli, bu durumu Yezid’e haber verince Yezid, Nu’man b. Beşîr’i azlederek yerine Ubeydullah b. Ziyad’ı tayin etti. Kûfe’deki durumun Hz. Hüseyin’in lehine olduğunu gören İbn Ziyad’ın tehditkâr bir hutbeyle göreve başlaması üzerine Müslim b. Akîl bulunduğu evden ayrılarak daha nüfuzlu bir kimse olan Hâni’ b. Urve’nin evine sığındı.(2) Bir casus vasıtasıyla bu durumu öğrenen İbn Ziyad, Hâni’i konağına çağırdı ve Müslim’i kendisine teslim etmesini istedi. Fakat Hâni’, kendisine sığınan birisini teslim etmeyeceğini söyleyerek hapse atılmayı göze aldı. Müslim b. Akîl bu durumu haber alınca yanında bulunan yaklaşık 4000 kişi ile konağın önüne varsa da bu kalabalık, akşam karanlığında otuza kadar düşmüş durumdaydı. Bunun üzerine Müslim, Tav’a adlı yaşlı bir kadının evine sığındı. Fakat Tav’a’nın oğlu Bilal


I RIDVAN BADUR tarafından ihbar edilince yakalanıp öldürüldü. İbn Ziyad, Hâni’i de öldürerek ikisinin kesik başını Yezid’e gönderdi.

acı veriyor. 1400 yıl öncenin Kerbela’sında ya-

Hz. Hüseyin, Abdullah b. Abbas’ın Kendisini Kûfe’ye gitmemesi noktasındaki uyarılarına ve tarihi kaynaklara göre devrin şairi Ferazdak’ın “Kûfe’ye gitme! Onların gönlü seninle fakat kılıçları Ümeyyeoğulları’yladır” uyarısına aldırmayarak yola koyuldu. Yolda iken Kûfe’deki gelişmelerden ve Müslim’in öldürüldüğünden haberdar olunca, Kûfeliler hakkındaki düşünceleri değişmiş bir vaziyette, geri dönüp dönmeme noktasında kararsız kalsa da Müslim’in çocuklarının ısrarıyla yola devam etme kararı almıştır. Bunu haber alan İbn Ziyad, Ömer b. Sa’d’ı görevlendirerek onları tenha bir bölge’ye yönlendirip susuz bırakmasını emretti. Bunun üzerine İbn Sa’d onları Bağdat’a 100 km uzaklıktaki Kerbela bölgesine yönlendirdi. İbn Sa’d’ın attığı ilk okla başlayan savaşta önce Hz. Hüseyin’in etrafındaki korumaları, ardından da yalnız kalan Hz. Hüseyin 10 Muharrem 61/10 Ekim 680 tarihinde, aşura gününde şehid edilmişlerdir. Ardından mübarek başları kesilerek önce Kûfe’ye sonra da Şam’a gönderilmiştir. Hâdise uzun uzun anlatılacak da olsa uzunu kısa edecek şu sözle bağlamak icab eder: “Kerbela, şehitliğin ve fedakârlığın sembolü haline gelmiş, insanlığa kahramanlığı, haksızlığa boyun eğmeyişi ve Allah’ın rızasını kazanma gayretini öğreten mücadelenin adıdır.”

şeyleri düşünmelerinin vakti gelmiş ve geçmiyor

Peygamber Efendimiz, bilip öğrenmelerinde fayda gördüğü her hususu ashabına aktarmıştır. Kerbela hadisesi de daha Peygamber Efendimiz hayattayken konu olmuştur. Ebû Zeyd Amr İbni Ahtab el-Ensârî (r.a) tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, kendisinden hemen sonra gelecek halifelerin, ardından meliklerin yönetiminden bahsetmiştir. “Başına gelecek belâ” diye üstü kapalı olarak, ayrıca torunu Hz. Hüseyin’in de şehid edileceğini bildirmiştir.(3) Kerbela hadisesi ne kadar elim verici olsa da Müslümanların bundan bir ders çıkarmaları icâb etmektedir. Ama ne yazık ki günümüze bakıldığında dünyanın birçok bölgesinde hâlâ Kerbela’ların yaşandığını görmek biz Müslümanlara

şananlar, 1400 yıl sonrasının Kerbela’sında hâlâ tekerrür ediyorsa Müslümanların “artık” bazı mu? Anlıyoruz ki biz Kerbela’yı anmaktan öteye geçememişiz. Hâlbuki Kerbela’yı anlamak, gafletten uyanmaya daha çok sevk edicidir. Kıyamın hüviyetini ve hedeflerini muhafaza edebilmek için niteliğini çok iyi bilmek, bildirmek, anlamak ve anlatmak gerekmektedir. Bu kıyamı dört boyutta ele almak mümkündür; yıkmak, yapmak, yenilemek ve oluşturmak.(4) Hüseynî kıyam, Peygamber Efendimizden miras kalan halifelik müessesesini tahrîb eden ve onu saltanat usulüne bağlayarak haksızlığa imza atan zulmün temellerini “yıkmayı” hedefliyordu. Ve yine Hüseynî kıyam, İslam toplumunda zulme karşı durabilecek yeni akımların oluşabilmesi için insanlara cesaret ve uyanış ruhunu damıtmak, gelecek nesle Allah’ın rızasını arayan, şehadet aşığı neferler kazandırmak ve İslam camiasını diri bir toplum “yapmayı” hedefliyordu. Bununla birlikte eskiyen, yıpranan ve tahrif edilen değerleri eski canlılığına kavuşturmak için “yenilemeyi” düşünüyor ve bunları gerçekleştirmek için de yalnızca Allah’ın rızasını gözeten, iman ve takva hamuruyla yoğrulmuş ve İnsanlık için büyük, canlı, kahraman şahsiyetleri “oluşturuyordu.” Ve bu şahsiyetler tarih boyunca zalim mütekebbirlerin uykusunu kaçıran, kendileri için sıcak yatağı hoş görmeyen kimseler oldular.(5) Son olarak şunları belirtmek gerekiyor ki Hüseynî olmak fedakâr olmaktır, Hüseynî olmak iyiliği emretmektir, Hüseynî olmak kötülükten alıkoymaktır ve Hüseynî olmak Allah’ın emrettiğini yeryüzüne haykırmak için yerinde duramamaktır!.. ------------------------------------------

1 İsmail Yiğit, “Müslim b. Akîl”, DİA, c.32, s.91. 2 Mustafa Öz, “Hâni’ b. Urve”, DİA, c.16, s.33. 3 İmam Nevevî, Riyâzu’s Sâlihîn, trc. M. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul 2010, s.554. 4 Cevad Muhaddisi, A’dan Z’ye Kerbela Ansiklopedisi, trc: Alparslan Gürel, Metin Atam vd., Asr Yayınları, İstanbul 2010, s.275. 5 Muhaddisi, a.g.e., s.276. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

45


İNCELEME ARAŞTIRMA

“FARZ NAMAZLARINDAN SONRA TOPLU BİR HALDE VE SESLİ ZİKİR YAPMANIN HÜKMÜ”

46

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Z

ifiri karanlıkları ilmin nuru ile aydınlatan Allah’a hamd olsun. Pratik hayatı ile karanlık ortasında ilim çırasını yakan Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, pak ve temiz ailesine, güzide sahabesine ve kıyamet saatine kadar bu ilim meş’alesini taşıyan tüm mü’min ve Müslümanların üzerine olsun. Üzerinde inceleme yapacağımız mes’ele önceki âlimler arasında ihtilaflı olduğu gibi günümüzde de ilim ehli arasında ihtilaflı bir meseledir. Kimi ilim ehli namazdan sonra sesli ve toplu bir şekilde Allah’ı zikretmenin haram, bidat olduğunu savunurken kimileride bunun caiz olduğunu savunmaktadır. Meselinin ihtilaflı olmasının ana sebebi Allah Rasulünden bu mesele hakkında farklı farklı hadislerin rivayet edilmiş olmasıdır. Bunun için meseleyi dört başlık altında incelemeye çalışacağız. Bütün doğrular Allah’tan hata ve kusurlar da nefsimdendir. 1-) Sessiz zikrin caiz olmadığını ifade eden deliller ve bu delillerin münakaşası. 2-) Sesli zikrin caiz olduğunu ifade eden deliller ve bu delillerin münakaşası 3-) Toplu halde Allah’ı zikretmenin caiz olduğunu ifade eden deliller. 4-) Yapmamız Gereken .


I HÜSEYİN KALENDER

1- TOPLU HALDE ZİKRİN CAİZ OLMADIĞINI İFADE EDEN DELİLLER

1

-) “Ve Rabbini içinden, tevazu ile ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabahları ve öğleden sonraları zikret ve gafillerden olma.” (A’raf, 205) Bu ayeti kerime zikrin gizli bir şekilde yapılacağını ifade etmektedir. Ve şeriatın izin verdiği yerlerin dışında sesli bir şekilde zikrin yapılamayacağına delalet etmektedir. Bu delile iki şekilde cevap verilir: 1-) Buradaki “emir siğası ‘vucubiyet” ifade etmediğinden dolayı aksi yapıldığında bu haram veya mekruh olmaz. Bilakis “yalvararak ve korkarak” kelimeleri bu emir “siğasının” mü’minleri buna teşvik içindir. Yoksa “vucubiyeti” ifade etmez ki aksi haram veya mekruh olsun. 2-) Büyük müfessir Fahrettin er-Razi bu ayetin tefsirinde der ki; Aşırı bir şekilde olmaksızın sessiz bir şekilde kendi nefsinde gizli ve korkarak Rabbini zikret. Ayetten kasıt: gizli ve açık arasında olabilecek bir şekilde Rabbini zikret. Nitekim bu şu ayeti kerime gibidir. “Ne sesli bir şekilde nede gizli bir şekilde ikisinin arasında namazını kıl.” (İsra,110) Binaenaleyh ayeti kerime hem gizli hem de açık bir şekilde Allah’ı zikretmenin caiz olduğuna dalalet etmekle beraber, Allah’a yakarışın ise gizli olmasının faziletine dalalet ediyor. 2-) Ebu Musra der ki: Biz Allah Rasulu ile beraber seferdeydik. İnsanlar seslerini yükselterek tekbir getirmeye başladılar. Allah Rasulu de buyurdu ki: Ey

insanlar! Kendinize biraz acıyın! Sizler sağır ve gaib olan birine dua etmiyorsunuz. Bilakis sizler işiten, yakın olan ve her zaman sizinle beraber olan birine dua da bulunuyorsunuz… (Müslim) Bu hadis sesli bir şekilde zikir ve dua’nın mekruh olduğuna delalet etmektedir. Bu delile iki şekilde cevap verilir: a) Hindistanlı büyük âlim Şah Veliyullah ed-dehlevi der ki; “Hadiste emir siğası ile gelen “irbe’u” lafzı vucubiyeti ifade etmez. Bilakis bu kelimenin kök manası “kolaylaşıtırma, yumuşak” olmayı ifade eder. Hadisteki sesli bir şekilde dua’nın yasaklanması “kolaylık ve insanların kendilerini sıkıntıya sokmamalarını teşviktir. Yoksa sesli bir şekilde bunu yapmanın meş’ru olmadığını ifade etmez. Bu hadisten, gizli bir şekilde dua ve zikrin müstehap olduğu anlaşılır. Zaten buna itiraz edende yoktur. b) Seslerini yükseltmeleri aşırı olduğundan dolayı Allah Rasulu onları bundan yasakladı. Nitekim Ebu Davud’un rivayetinde buna işaret edilmektedir. Binaenaleyh bu yasaktan mutlak manada sesli zikrin yasaklandığı anlaşılamaz. 3-) Abdullah İbn Mesud’un mescid de bazı insanların toplanıp sesli bir şekilde tehlil ve salatü selam getirdiklerini görünce onların yanına gitti ve şöyle buyurdu: Allah Rasulunun zamanında böyle bir şey yoktu. Sizler bid’at işliyorsunuz. Onları mescidden çıkarana kadar bu şekilde söylendi. Bunu fakihlerden her ne kadar bazıları zikrediyorlarsa da, hadis kitaplarında böyle bir şey sabit değildir. Bilakis Abdullah

İbn Mesud’dan bunun tam tersi sabit olmuştur. İmam Suyuti: “netice’tul fikir” adlı eserinde der ki; İbn Mesud’dan rivayet edilen bu eser senedinin incelenmesine ve kimin rivayet ettiğine bakılması gerekir. Çünkü Ahmed bin Hanbel’in “zühd” kitabında bunun tam aksi rivayet edilmektedir. Ebu Vail der ki; Bazı insanlar Abdullah İbn Mesud’un sesli bir şekilde zikri yasakladığını söylerler. Hâlbuki Abdullah İbn Mesud ile oturduğumuz her mecliste, Allah’ı zikretmeden oradan ayrılmazdı. İkinci olarak bu “eser” aşırı olmamak şartı ile sesli bir şekilde zikrin yapılacağını ifade eden açık ve sahih hadislerle çelişmektedir. Zayıf olan bir eser ile sahih olan hadisler birbiri ile çeliştiğinde sahih olan hadisler tercih edilir. Bu hadislerin bahsi gelecek. 4-) Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: Zikrin hayırlısı gizli olandır. Rızkın hayırlısı da yeterli gelendir. (İmam Buhari, Şuabu’l-İmam, İmam Ahmed, Müsned, İbn Hibban). Bu Hadisin “mefhumu muhalef’i” sesli zikir şerdir. Şer’de ya haram olur veya mekruh olur. Çünkü hayırlı zikir sessiz olan zikir ise, şerli zikirde sesli olandır. Cevap olarak denilir ki; Arapça da bazen “hayır” kelimesi “en hayırlı” manasında kullanılır. Yani: En hayırlı zikir sessiz olandır. Sesli olan zikrin hayrı ise: sessiz olan zikre nispeten daha azdır. Bunun bu şekilde tevil edilmesinin temel sebebi sesli bir şekilde zikrin yapılacağını ifade eden sahih hadislerin varid olmasıdır. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

47


HÜSEYİN KALENDER I

2- SESLİ BİR ŞEKİLDE ZİKRİN CAİZ OLDUĞUNU SÖYLEYENLERİN DELİLLERİ

1

-) Ebu Hureyre radıyallahu anhu der ki: Allah Rasulu sallallahu

aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah şöyle der: Ben kulumun zannı üzerineyim. Beni zikrettiği zaman ben onunla beraberim. Beni kendi içinde zikrederse, ben onu kendi içimde zikrederim. Beni bir toplulukta zikrederse, bende onu daha hayırlı bir toplulukta zikrederim…” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, Beyhaki). İmam Suyuti bu hadis hakkında der

seleften bazılarının namazların pe-

onlara duyurduğu zaman olur.

şinde zikr ve tekbir ile sesi yükselt-

4-) İmam Beyhaki, Zeyd İbn Es-

menin müstehap olduğunu söyle-

lem’den o da bazı sahabelerden şöyle nakleder: Allah Rasulu bir mescidin yanından geçerken bir tane adam sesli bir şekilde zikir yapıyordu. De-

yenlere bir delildir. Muteahhir âlimlerden bunun müstehap olduğunu söyleyenden biri de İbn Hazm’dır. İmam Şafi’de bu hadis hakkında der

ki: Bir toplulukta Allah’ı zikretme;

nildi ki Ey Allah’ın Rasulu! Sanki

ki: Allah Rasulu sahabesine zikrin

ancak zikri sesli bir şekilde yaptığında

adam riya yapıyor. Allah Rasulu

sıfatını öğretene kadar, kısa vakitte

olur. Şayet gizli bir şekilde yapsa bu

de “Hayır o riya yapmıyor. Bilakis o

sesli bir şekilde zikir getirmişti.

sesli zikir olmaz. Dolayısıyla Allah

Allah’ı çok zikrettiğinden dolayı o hale

Yoksa Allah Rasulu ve sahabiler

katında daha hayırlı bir toplulukta

gelmiştir.” buyurdu Bu hadisten an-

sürekli sesli bir şekilde zikir yap-

laşılacağı üzere Allah Rasulu adamı

mazlardı. İmam Şafi devamında der

sesli zikrinden nehyetmiyor. Bilakis

ki: Buna göre namazdan sonra hem

adamı “Allah’ı çokça” zikreden diye

imamın hem de cemaatin sessiz bir

takdir ediyor.

şekilde zikirlerini yapmaları daha

5-) İmam Beyhaki Cabir İbn Abdul-

uygun olur. Ancak İmam cemaate

zikrolunmak için kişinin Allah’ı bir toplulukta sesli bir şekilde zikretmesi gerekir. Binaenaleyh hadis sesli zikrin caiz olduğunu ifade etmektedir. 2-) İbni Cerir et-Taberi İbni Abbas’tan şu ayet hakkında “gökyüzü

48

Buda ancak sesli bir şekilde sesini

lah’tan şöyle rivayette bulunuyor:

bunu öğretmek isterse öğretene kadar sesli bir şekilde zikrini yapar.

de yeryüzü de onlar için ağlamadı”.

“Bir adam sesli bir şekilde Allah’ı

(Duhan, 29) Şöyle bir nakilde bulunur:

zikrediyordu. Orada bulunanlardan

Mü’min öldüğü zaman namaz kıldığı

bir tanesi: Şu adam sesini alçaltsa ne

zikre döner. Denilse ki: Mezhep sa-

yer ve Allah’ı zikrettiği yer ağlar.

güzel olur.” buyurdu. Allah Rasulu

hipleri bu hadisle amel etmemişler.

3-) İbn Ebu Dünya, Ebu Ubey’den

buyurdu ki: “Onu bırak. O evvah (Al-

Deriz ki: Her ne kadar namazdan

şöyle bir rivayette bulunur: Mü’min

lah’a çokça yönelmiş) olanlardandır.”

sonra sesli bir şekilde zikri mezhep

öldüğü zaman yeryüzü arazileri

6-) Abdullah İbn Abbas der ki: Farz

birbirlerini çağırır ve şöyle derler:

namazlarından sonra zikir ile in-

Mü’min kul öldü. Yeryüzü ve gök-

sanların seslerini yükselterek dön-

yüzü ağlamaya başlar. Abdurrahman

meleri Allah Rasulünün zamanında

(rivayeti nakleden) sorar: Peki onları

var olan bir şeydi. İbn Abbas der ki:

ağlatan nedir? Onlar da derler ki: O

Ben bununla namazın bittiğini an-

mü’min kul üzerimizde yürüdüğü

lardım. (Buhari, Müslim) Buhari ve

zaman Allah’ı zikrederdi. İmam

Müslim’in başka bir rivayetinde şu

disi şeriflerden açık bir şekilde veya

Suyuti der ki: Bu iki rivayetle delil

lafız geçiyor: Ben Allah Rasulünün

işaret yolu ile sesli bir şekilde zikrin

getirme yönü: Dağların ve yerlerin

namazının bittiğini tekbir getirmesi

caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ancak

Mü’minin ölümüne ağlaması, üze-

ile bilirdim. İmam Nevevi Müslim’in

başkalarını rahatsız edecek bir sevi-

rinde Allah’ı zikrettiğinden dolayıdır.

şerhinde c.2.s.93: de der ki: Bu hadis

yede ki sesli zikir ise caiz değildir.

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Öğrendikleri zaman tekrardan sessiz

sahipleri müstehap görmemişseler de, bu mutlak olarak sesli bir şekilde zikrin caiz olmadığını ifade etmez. Hadis bazen de olsa sesli bir şekilde zikrin caiz olduğuna delalet etmektedir. Zaten bizim maksadımız da bundan başka değildir. Geçen ha-


I HÜSEYİN KALENDER

3- CEMAATLE ZİKİR YAPMANIN HÜKMÜ

Ö

geldiniz”? “Onlarda yeryüzünde seni

Ekber) ve Tehlil (Lailahe İllallah) la-

tesbih eden, seni tekbir eden, ve seni

fızları geçmektedir.

tehlil eden kullarının yanından geldik” derler. Allah; “onlar beni gördüler mi”?

ncelikle şunu ifade etmemiz melekler de; “hayır onlar seni görmegerekir. Bizim toplu bir haldeki diler” dediler. Allah’da; “beni görseler

zikirden kastımız, bazı kimselerin ne olur” Melekleri; “eğer seni görseler birbirlerine vurarak veya hançerle- muhakkak sana daha çok ibadet ederler,

yerek yaptıkları zikir değildir. Veya daha çok seni yüceltir ve tesbih ederler.” kaside ve neşitler eşliğinde yapılan derler. Hadisten anlaşılacağı üzere zikirde değildir. Bizim kastımız farz bir kavim bir araya gelip Allah’ı ziknamazlarından sonra herkesin sessiz rediyor. Şayet denilse ki: bu zikirden bir şekilde kendi yerlerinde oturarak yaptıkları zikirdir.

kasıt Kur’an okuma, İlim öğrenme ve daha başka manalardır. Deriz ki:

Şeriat bir kelimeyi bir manada kulla-

1-) İmam Buhari ve İmam Müslim nırsa artık o mana o kelime için şer’i Ebu Hureyre’den merfu olarak şunu hakiki bir mana olur. Herhangi bir

2-) Cabir İbn Abdullah der ki: “Bizler otururken birden Allah Rasulu yanımıza gelip şöyle dedi:” “Ey insanlar! Yeryüzünde Allah’ın görevli melekleri vardır. Bunlar zikir halkaları ve meclislerini yanında durup, oraya katılırlar. Cennet bahçelerinden nasibinizi alın.” Cennet bahçesinin ne olduğunu sorduklarında şöyle cevap verdi. O da “Zikir Meclisleridir” dedi. Allah’ı zikretmek için oralara gidip gelin. (Abu Ya’la, Hakim, Beyhaki, hakim sahih olduğunu belirtmiştir.) İmam Nevevi bu hadisleri göz önünde bulundu-

rivayet ederler. “Allah azze ve celle’nin yan delil olmadan başka manalara görevli bazı melekleri yeryüzünde do- yorumlanması caiz değildir. Sözlük laşıp, zikir ehlini ararlar. Allah’a zikirden manası itibari ile salât (namaz) dua

rarak, zikir meclislerine katılmanın

bir topluluk gördüklerinde derler ki: Gelin manasındadır. Ancak şeriat bunu işte sizin aradıklarınız burada. Onları tekbir ile başlayan ve belli hareket ve

atul Fetava” c.22-s 305: der ki: Allah’ı

yerden göğe kadar rahmet kanatları ile sözlerden ibaret olan bir eylem için

için bir araya gelmek, Allah’a yak-

kuşatırlar. O topluluk ayrıldığı zaman, kullanmıştır. Zikir kelimesi de bunun

laştıran en faziletli amellerdendir.

onlarda semaya çıkarlar. Allah (onlardan gibidir. Hadiste açık bir şekilde

Ancak bunun arada bir yapılıp, adet

daha iyi bildiği halde) sorar: “Nereden tesbih, (Subhanallah) Tekbir, (Allahu

haline getirilmemesi gerekir.

Y

müstehap olduğunu söylemektedir. Bu hususta İbn Tevmiyye “Mecmuzikretmek, Kur’an dinlemek ve dua

“YAPMAMIZ GEREKEN”

ukarıda zikri geçen delilleri

imam arkasındaki cemaate bunu

ğuna işaret etmektedir. Tabi ki bu

göz önünde bulundurarak,

öğretmek amacıyla sesli bir şekilde

işitenlere öğretmek, gaflettekileri

adet haline getirilmediği, sünnet

zikir yapabilir. Cemaat bunu ken-

uyandırmak, başkalarının kendi-

veya vucubiyetine inanılmadığı ve

disinden öğrenince terk eder. Bu

sini örnek alması ve sesin ulaştığı

içinde şeriata ters bir şey olmadığı

hususta Hindistanlı İmam ed-Deh-

sürece farz namazlarından sonra

her şeyin kendisine şahitlik etmesi

levi mişkatın şerhinde, Ubey Bin

sesli bir şekilde cemaatle zikir yap-

Ka’bın rivayet etmiş olduğu: Allah

için olduğunda caizdir. Şayet riya

mada herhangi bir sakınca yoktur.

Rasulu vitir namazını kılıp selam

Aynı şekilde bilmeyenlere öğretme

verdiğinde derdi ki: “Ey Rabbim!

ve gafil olan kimseler için teşvik

Sen Kuddüs, Melik olup, bütün ek-

olunduğunda caizdir. Bu hususta

sikliklerden münezzehsin.” Üç defa

yukarıda zikredilen İmam Şa-

bunu

fi’nin (radiallahu anh) görüşünü

bunu sesli söylerdi. (Ebu Davud,

tekrar etmede fayda görüyoruz:

Nesai, İbn Ebi Şeybe, Ahmed,

İmam veya cemaatin namazdan

Darekutni). İmam ed-Dehlevi bu

sonra sessiz bir şekilde zikirlerini

hadis hakkında der ki; Bu hadis

Fikir adlı eserine bakılabilir.

yapmaları uygun olandır. Ancak

sesli bir şekilde zikrin caiz oldu-

Selam ve dua ile...

söylerdi.

Üçüncüsünde

ve başka sebeplerden dolayı olursa caiz olmaz. Sonuç olarak deriz ki; bu tür ihtilaflı fıkhi meseleleri tartışma konusu yapıp ümmetin vahdetine zarar vermek, hikmetli bir davranış olmaz.

Geniş bilgi için Hindistan’lı İmam el-Leknevi’nin Sibahetü’l

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

49


Nebevi Aile

F itneye Engel Olan Ayetler 1 ‫يَٓا اَ ّيُ َها ا ّلَ ۪ذي َن ٰا َم ُنوا َل يَ ْس َخ ْر َق ْو ٌم ِم ْن َق ْو ٍم َع ٰسٓى اَ ْن‬

‫يَ ُكونُوا َخ ْي ًرا ِم ْن ُه ْم َو َل نِ َ ٓسا ٌء ِم ْن نِ َ ٓسا ٍء َع ٰسٓى اَ ْن يَ ُك ّ َن‬

َ ْ ‫َخ ْي ًرا ِم ْن ُه ّ َۚن َو َل تَ ْل ِم ُزٓوا اَ ْنف َُس ُك ْم َو َل تَ َنابَ ُزوا ِب‬ ‫اب‬ ۜ ِ ‫ال ْل َق‬ ‫ان َو َم ْن لَ ْم يَ ُت ْب َفاُو۬ ٰل ِٓئ َك‬ ۪ ْ ‫ِب ْئ َس ِال ْس ُم ا ْلف ُُسو ُق بَ ْع َد‬ ۚ ِ ‫الي َم‬ ‫ُه ُم ال ّ َظالِ ُمو َن‬

‫ض‬ ً ‫اج َت ِن ُبوا َك ۪ث‬ َ ‫يرا ِم َن ال ّ َظ ِۚ ّن اِ ّ َن بَ ْع‬ ْ ‫يَٓا اَ ّيُ َها ا ّلَ ۪ذي َن ٰا َم ُنوا‬ َ ‫ضا‬ ۜ ً ‫ال ّظ ِ ّن اِ ْث ٌم َو َل تَ َج ّ َس ُسوا َو َل يَ ْغ َت ْب بَ ْع ُض ُك ْم بَ ْع‬

‫اَيُ ِح ُّب اَ َح ُد ُك ْم اَ ْن يَأْ ُك َل لَ ْح َم اَ ۪خي ِه َم ْي ًتا َف َك ِر ْه ُت ُمو ُۜه‬ ‫اب َر ۪حي ٌم‬ َ ّٰ ‫الل اِ ّ َن‬ ٌ ‫الل تَـ ّ َو‬ َۜ ّٰ ‫َوا ّتَ ُقوا‬

50

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. (Hucurat; 11-12)


I YUSUF YILMAZ

H

ucurat sûresi, içerisindeki on sekiz ayetle,

hametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yara-

sahabe neslinin ve onlardan sonra gelecek

tacaktır.”

olan müminlerin, şahsiyet eğitimine önem vermiş bir sûredir. Bundan dolayı güzide âlimlerimiz bu

Sevgili kardeşlerim, her bir nimet, kendisine zarar veren iç ve dış etkenlerden korunmadığı takdirde

sûreye “Ahlak ve Âdap Sûresi” demişlerdir.

yok olmaya, kurumaya veya verimsizleşmeye

Rahman olan Allah, bu sûre içerisinde mümin

uğramaktadır. Bir tarla, sulanmadığı, zararlı bö-

erkek ve kadınları birbirlerine kardeş kılmıştır. Bundan önceki sûrelerden olan Al-i İmran 103. ayetinde “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” buyurarak, bu kardeşliği kendisinden bir nimet olarak niteledi. Hiçbir insanın zihninden geçmeyen ve hiçbir ideolojinin sözlüklerinde yer almayan bir nimet türünü Allah bu ümmetin lûgatına koymuş bulundu. Her nimeti yoktan var ettiğini bildiren Allah, bu kardeşlik nimetini müminlerin gönül tarlalarına bir tohum gibi atıp mahsul verdirenin

ceklerin vereceği zarardan korunmak için ilaçlanmadığında verimsizleşip çiftçiye mahsul verme konusunda cimri olmaktadır. İşte, Kitabullah’ta bir nimet türü olarak anılan müminler arası kardeşlik ve ülfetin de kendisine zarar verecek hangi unsurlardan korunmadığı takdirde, bu nimeti solduracağını, meyvesini kurutacağını Hucurat sûresi 11 ve 12.ayetleri çok net ve yalın bir ûslub ile ifade etmektedir. Aynı zamanda bu ayetlerde bulunan ifadeler biz mümin erkek ve mümin kadınların kalplerinde yer etmiş olan hastalıklarımızı yansıtmaktadır ki maalesef Allah’ın kendilerine nimet verdikleri müstesna hiçbirimiz bu hastalıklardan kurtulmuş durumda

de kendisi olduğunu Meryem Sûresi 96. ayetinde

değiliz. Bu hastalık kalbimizde neşet bulup dil-

şöyle ifade etmektedir: “İman edip de iyi davra-

lerimize sirayet ederek hem aile içindeki sevgi

nışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok mer-

ve saygıyı kaybetmemize neden olurken hem de REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

51


YUSUF YILMAZ I birbirimiz arasındaki birlik ve beraberliği yok etmektedir. Tabir yerinde ise bu sayılan hastalıklar, ülfetlerimizin dibine dinamit koymaktır. Sevgilerimizi darağaçlarına kendi ellerimizle asmaktır. Şimdi bunları tek tek inceleyelim; EY İMAN EDENLER! “Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Ka-

“Kendi kendinizi ayıplamayın.” Ayetin arapça metninde “enfüseküm” buyuruluyor. Yani kendinizi, kendinizden olanları ayıplamayın buyuruyor Rabbimiz. Öyleyse bir Müslümanın bir Müslüman kardeşini ayıplaması, aslında kendi kendini ayıplaması demektir. Çünkü bir hadisin beyanıyla, “mü’minler bir bütünün parçaları, bir bedenin uzuvları gibidirler.” Kardeşimi kötüleyip ayıplamam, kendimi kötüleyip ayıplamam demektir. Kimi insanlarda bu durum hastalık haline gelmiştir. “Kardeşime nasihatta mı etmeyeceğim?”,”Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” felsefelerini kullanarak aslında karşımızdaki insanları ayıplarız da buna gönlümüzü rahatlatacak kılıflar bulmaya çalışırız. Takdir etme yönü zayıf olan bu insanlar, en küçük bir hatada, gözüne batan bir eksiklikte hemen açar ağzını, yumar gözünü. Gözleri ve gönülleri her girdikleri ortamdaki kusurları tararlar ve nasihatten çok, iğneleyici laflar ile muhatabının gönül dünyasını yaralar.

dınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.” Mevdudi (rahimehullah): “Buradaki ‘alay etmek’ şeklinde ki ifadesi ise sadece söz ile yapılan alay değil, bir kimsenin taklidini yapmak, sözleri, davranışları, tipi, giyim ve kuşamı ile eğlenmektir. Burada esasında bir kimsenin ne şekilde olursa olsun bir başkasını alay konusu yapması yasaklanmıştır. Çünkü başkalarıyla alay eden bir kimse, muhakkak kendisini, başkalarını zelil ve hakir görebilme konumunda zanneder. Kendisini diğer insanlardan daha büyük olduğunu düşünür. Dolayısıyla alay konusu olan kimsenin kalbi kırılır ve bu da zamanla toplumun yozlaşmasına neden olabilir. İşte bu yüzden bu davranışlar yasaklanmıştır.” diyerek açıklamada bulunmuştur. Esasında alay etme davranışı çokta ciddiye almadığımız bir hastalığımızdır. Bunu Mevdudi’nin ifade ettiği gibi bazen karşımızdakini küçük gördüğümüzden dolayı yaptığımız gibi bazen de birbirimize duyduğumuz muhabbeti kullanarak yapmaktayız. Kâh insanların tenleri, konuşma ûslupları, giyim ve kuşamları, yürüme ve oturma şekillerini alay konusu yaparken kâh ekonomik, kültürel zaaflarını alay konusu yaparız. Hangi nedenden olursa olsun bir müslüman erkeği veya bir müslüman kadını alay konusu edinmeden önce şu hadisi zihnimizde ve yüreğimizde canlandıralım;

52

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


I YUSUF YILMAZ “Saçı-başı dağınık, toz içerisinde, elbisesi yırtık ve in-

sokaktaki insana davrandığımız gibi sana da ciddi

sanların gözlerinden ırak nice insanlar vardır ki, Allah

mi olalım?” sözleriyle serzenişlerini kınarız.

için bir şey yapacağına yemin etse Allah onu muhakkak

Âlimler ister kendisinin veya babasının, isterse

yerine getirir. (Hâkim) “Kendi kendinizi ayıplamayın.” Ayetin arapça metninde “enfüseküm” buyuruluyor. Yani kendinizi, kendinizden olanları ayıplamayın buyuruyor Rabbimiz. Öyleyse bir Müslümanın bir Müslüman kardeşini ayıplaması, aslında kendi kendini ayıplaması demektir. Çünkü bir hadisin beyanıyla, “mü’minler bir bütünün parçaları, bir bedenin uzuvları gibidirler.” Kardeşimi kötüleyip ayıplamam, kendimi kötüleyip ayıplamam demektir. Kimi insanlarda bu durum hastalık haline gelmiştir. “Kardeşime nasihatta mı etmeyeceğim?”,”Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” felsefelerini kullanarak aslında karşımızdaki insanları ayıplarız da buna gönlümüzü rahatlatacak kılıflar bulmaya çalışırız. Takdir etme yönü zayıf olan bu insanlar, en küçük bir hatada, gözüne batan bir eksiklikte hemen açar ağzını, yumar gözünü. Gözleri ve gönülleri her girdikleri ortamdaki kusurları tararlar ve nasihatten çok, iğneleyici laflar ile muhatabının gönül dünyasını yaralar.

annesinin veya kendisine nispet edilen herhangi bir şahsın bir vasfı olsun, bir insana hoşlanmadığı bir lakabın verilmesinin haram olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Bu genel hükümden, bir kimsenin kendisinin kötü kabul etmediği bir lakapla meşhur olması durumu istisna edilmiştir. Bu durumda böyle lakapların bir şahıs için kullanılması caizdir. Hadis ravilerinden A’meş (şaşı) ve A’rac (topal) isimleri buna misal gösterilebilir. Bunun yanında övgü ifade eden lakapların verilmesi haram ve mekruh değildir. Nitekim Hz. Ebu Bekir’e eski manasına gelen “Atik” lakabı, Hz. Ömer’e hakla batılı ayıran manasına gelen “Faruk”, Hz. Osman’a iki nur sahibi manasına gelen “Zünnureyn”, Hz. Ali’ye de toprağın babası manasına gelen “Ebu Turab”, Halid b. Velid”e Allah’ın kılıcı manasına gelen “Seyfullah”, Amr b. As’a İslâm’ın dâhisi manasına gelen “Dahiyet’ül-İslâm” lakabı verilmiştir. Bir sonraki sayımızda, onikinci ayet ile konumuza devam edeceğiz inşallah. Fitnelere kalbimizin kapalı kalması duası ile.

“birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın” Yine birbirinize kötü lâkaplar takmayın. Birbirinizi çağırırken kötü lâkaplarla çağırmayın. Hoşunuza gitmeyecek isimlerle, künyelerle birbirinize hitap etmeyin. Kardeşinizin gücüne gidecek, onun kalbini kıracak sıfatlarla hitap etmeyin. Özürlü kardeşlerinizi özrüyle çağırmayın. Topal Abdullah, sağır Hasan, kör Mûsâ, aksak Halil gibi lâkaplar, çok çirkin lâkaplardır. Çünkü bu eksiklik kardeşimizin arzu ettiği bir durum olmamakla beraber, tamamen Allah’ın, bu kardeşimiz üzerindeki takdiridir. İstenmeyen lakaplarla hitap şekline muhatap olanlar ya aile bireylerimizdir yada en yakınımızda ki dostlarımızdır. Bize bu durumdan rahatsızlıklarını bildirdiklerinde ise “Bizde seni en yakınımız bildik”,”Ne yani şimdi REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

53


Şehit Abdülkadir Molla’nın idamdan önce hapisten eşine gönderdiği son mektup:

Bismillahirrahmanirrahim

Sevgili hayat arkadaşım Peyori, Es-selamu aleykum ve rahmetullah Bugün nihai karar açıklandıktan sonra, sonuç yarın akşam hapishane yönetimine ulaşır. O zaman idam cezası alanların konulduğu hücreye alınabilirim. Çünkü kural böyleymiş. Muhtemelen bunlar hükümetin son zamanları. Bu yüzden son anda bu çirkin suçu işlemek için acele edebilirler. İtiraz dilekçesi sunduk fakat kabul edileceğinden şüpheliyiz. Kabul etseler bile verdikleri kararı değiştirip değiştirmeyeceklerini bilmiyoruz. Yüce Allah bize kurulan bu komploya izin vermeyecektir inşallah. Ancak Allah’ın hakkımda vereceği karara razıyım. İnançsızlar haksız yere peygamberleri bile öldürdüler. Rasulallah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok arkadaşı, hanım sahabeler bile vahşice öldürüldü. Şehitler bu takası yapıp canlarını feda ederek, Allah’ın İslam’ı muzaffer kılmasına yardım ettiler. Allah benim için de neye karar verecek bilemeyiz. Dün Hindistan dışişleri bakanı sadece Avam Ligi’ni cesaretlendirmedi; aynı zamanda Muhammed Erşad’a da baskı yaptı. Onu Cemaat-i Shibir’in güçlenme ihtimaline karşı da uyardı. Bu gösteriyor ki; Cemaat-i Shibir’e olan korku ve nefret Hindistan’ın her yerine yayılmış. En başından söylediğim gibi bizim aleyhimize alınan tüm kararlar aslında Hindistan tarafından planlanıyor. Avam Ligi istese bile bundan geri dönemez. Çünkü iktidara gelebilmelerinin sebebi Hindistan’a teslim olmalarından dolayıdır. Birçok insan ilke ve etik hakkında konuşuyor. Ben de dahil tüm cemaatin lanse edilme şekli ortadayken ve ülkemizdeki basın kuruluşlarının neredeyse hepsi hükümetin adaletsiz tutumlarını destekliyorken, hükümetin ilke ve etikten bahsetmesinin anlamı ne? Mahkemenin kendisi cellat rolüne bürünmüşken ve masum insanları öldürme arzusuyla sarhoş olmuşken, onlardan adaletli bir hüküm zaten beklenemez. Bir tek pişmanlığım var; insanlarımıza özellikle de benim adaletsiz bir şekilde idam cezasına çarptırılmamızın nedenini açıklayamadım. Medyanın tamamının bize düşman olması tam olarak mümkün değil. Ama halkımız ve dünya halkları gerçeği kesinlikle öğrenecekler. Benim ölümüm bu baskıcı rejimin çöküşüne sebep olacak ve inşallah yapılan bu adaletsizlik İslami hareketin uzun bir yol kat etmesine vesile olacak. Dün yine Tevbe Suresi’ni 17. ayetten 24.’ye kadar okudum. 19. ayette, canla ve malla Allah yolunda cihadın ödülünün Allah’ın evine (Kabe’ye) hizmet etmekten ve hacılara

54

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


son mektup su vermekten daha büyük olduğunu söylüyordu. Yani, Allah bizzat kendisi belirtiyor ki Allah yolunda, adil bir İslam toplumu oluşturmak için, adaletsizliğe karşı savaşırken canlarını verenler, ecelleriyle ölenlerden Allah katında daha yüksek bir statüye sahiptir. Eğer Allah beni cennetinde böyle onurlu bir yere getirmek istiyorsa böyle bir ölümü kucaklayabilmek için hazır olmalıyım. Çünkü zalimlerin elinde adaletsiz bir ölüm cennete kesin bir bilettir. Yanlış hatırlamıyorsam 1966 yılında, Mısır’ın tiranı Albay Nasır, Seyyid Kutub, Dr. Abdulkadir Udeh ve birçok diğerlerini ölüme mahkûm etmişti. “İslami Hareket yolunda dava ve sıkıntılar” konulu birçok vaaz dinledim. Bu tip vaazları dinlerken, birçok kez Profesör Gulam Azam sol eliyle omzuma dokunur ve derdi ki, “Bir gün darağacından sarkan urgan bu omuzlara da düşebilir”. Ben de ellerimi omuzlarıma götürür ve bunu düşünürdüm. Eğer Allah gerçekten kararını yerine getirecek, İslami Hareketi ve beni, bu zalim rejimin düşüşü için ileriye taşıyacaksa, bundaki kayıp nedir ki? Şehitlerle ilgili yüksek konumdan bahsederken, O mübarek peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şehit olmak için tekrar tekrar hayata gelme arzusunu dile getirmişti. Şehit olarak ölenler de, cennete girdiklerinde tekrar Dünya’ya dönmek ve Allah yolunda yeniden şehit olmak arzularını dile getireceklerdir. Allah’ın sözü muhakkak ki haktır, peygamberin sözü kesinlikle doğrudur. Bu ikisinde şüpheye düşende iman namına hiçbir şey yoktur! Eğer hükümet kararını gerçekleştirir ve beni asarsa, cenazemin Dakka’da yapılmasına izin vermeyebilir. Eğer mümkün olursa, cenazemi köyümdeki cami ve evimde düzenleyin. Eğer Padma Nehri’nin öbür tarafında yaşayan insanlar cenazeme gelmek istiyorlarsa, evimin olduğu tarafa geçmeliler. Bu konu hakkında bilgilendirilmeleri gerek. Mezarımla ilgili daha önce konuşmuştuk, annemin ayaklarının dibinde olmalı. Mezarı taşla/mermerle çevirmek gibi pahalı/müsrif ve bidat uygulamalara başvurmayın. Onun yerine elinizden geldiğince yetimlere sadaka verin. İslami Hareket’in şehitlerinin ailelerine yardım edin, onları yalnız bırakmayın, özellikle de benim tutuklanmam ve kararın açıklanmasından sonraki protestolarda şehit olanların. Zor durumda olan bu ailelere öncelik verin. Okulunu bitirdikten sonra Hasan Moudud’u evlendirin, aynı şekilde Nazneen’i de. Peyori, ah Peyori, Sana ve çocuklarıma karşı olan görevlerimi yerine getiremedim. Lütfen beni affet ve ödülünü Allah’tan bekle. Allah’a özellikle dua edeceğim, ikimizi, sen çocuklarımıza ve Allah’ın dinine karşı olan görevini yerine getirdikten sonra bizi buluşturması için. Sen de dua et, Allah bu Dünya’ya dair tüm sevgi ve isteği zihnimden çıkarsın ve tüm kalbimi Allah ve Resulü’nün sevgisiyle doldursun. İnşallah, cennetin merdivenlerinde buluşuruz. Çocuklarıma her zaman helal kazanmalarını öğütle. Farz ve vacib ibadetlerinize hepiniz dikkat edin, özellikle de namazlarınıza. Aynı tavsiyeleri akrabalarıma da ilet. Babama da baş sağlığı dile, onu rahatlat, eğer ben gittiğimde hala hayattaysa…

lla

Mo r i d a k Abdül

REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

55


ÖNDERLERİMİZ

ABDULLAH BİN MÜBAREK ALLAH’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR

H

amd; Gökleri direksiz yaratan, dağları yeryüzüne direk yapan, canlıların her türlü ihtiyacını gideren ve tek hükümran sahibi olan Allah’a mahsustur. Selamların en güzeli Allah’ın dostu ve elçisi, hak yolunun rehberi olan peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, güzellikle ona tabi olan tüm muvahhid mü’minlerin üzerine olsun. Tarihte; bütün hayatını Allah’a adayan insanlar pek nadirdir. Bu insanlar dünyayı ahirete götüren bir köprü kabul ederek, köprü ile uğraşmaktan ziyade köprüyü en güzel bir şekilde geçip ahirette rableri ile buluşmak için büyük bir iştiyakla çalışırlardı. İşte bunlardan bir tanesi de Abdullah ibni Mübarek’tir. Gerçekten Abdullah ibni Mübarek; ilmi ile amil bir şahsiyetti. Kalemler her ne kadar onu tarif etmekten aciz ise de gücümüzün yettiği kadarıyla onun hayatından bir parça demet sunmaya çalışacağız. DOĞUMU YETİŞMESİ VE TAHSİLİ Abdullah bin mübarek; tebeüt-tabiin’in ileri gelenlerinden, muhaddis, zahit, mücahit ve fakih biriydi. Hicri 118’de (736 m.) devrin kültür merkezlerinden biri olan Merv (Türkistan’ın tarihi bir şehri)’de doğdu. Babası Türk’tür. Annesinin’de Harizmli bir Türk olduğuna dair bir rivayet vardır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Merv’de geçirmiştir. İlk hocası Mervl’li Reb’i b. Enes el-Horasani’dir. İlim tahsili için ilk seyahate yirmi üç yaşında iken çıktı. Daha sonraki yıllarda bu seyahatlerini devam ettirdi. Zamanın ilim merkezlerinden olan Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam ve Irak’a yolculuklar yaptı. Derin bilgisiyle Basra’nın hadis imamı Hammad b. Zeyd’in takdirini kazandı.

56

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Ma’mer b. Raşid, imam Evzai, A’meş, Süfyan es-Sevri, Malik b. Enes ve Süfyan b. Uyeyne gibi meşhur muhaddislerden hadis okudu. Ahmed b. Hanbel, o devirde ondan daha meraklı ve hadis sahasında ondan daha büyük bir âlimin bulunmadığını söyler. Bir süre kaldığı Kufe’de, bir hadis hakkında ihtilafa düşüldüğünde, “Geliniz bu ilmin tabibine gidelim diyerek ona başvurulması, zamanında hadisleri en iyi bilen biri olarak kabul edildiğini gösterir. Evinde oturup hadisle meşgul olmayı çok seven İbnü’l-Mübarek’e, “bu yalnızlıktan rahatsızlık duymuyor musun?” diye sorulduğunda “Hz, Peygamber ve ashabıyla beraber iken nasıl yalnızlık duyarım” karşılığını vermişti. Dört bin kişiden hadis dinleyen ve bunların sadece bin tanesinden rivayette bulunan İbnü’l- Mübarek, ehil olmayanlardan hadis almadığı gibi böylelerine hadiste rivayet etmezdi; fakat beğenip takdir ettiği kimselere, cihada gittiği yerlerde dahi hadis öğretirdi. Kaynaklar onun soğuk bir gecede, bir tek hadisi yatsı namazından sabah ezanına kadar müzakere ettiğini bildirir. Onların hadise bakışları böyleydi. Onlar için bir tek hadisin dahi anlaşılması çok önemliydi. Abdullah b. Mübarek’e “Ne zamana kadar daha ilimle meşgul olacaksın?“ diye soruldu: Şöyle cevap verdi: “Nereden bileyim, kendisi ile faydalanacağım kelimeyi belki daha yazmamışımdır.” Süfyan b. Uyeyne, onu ashapla ile mukayese ederek ashabın Hazreti Peygamber ile sohbet etmelerinin dışında İbnu’l-Mübarek’e bir üstünlüklerini görmediğini belirtirdi. ŞAHSİYETİ Abdullah b. Mübarek; İslam’ın teşvik etmiş olduğu en güzel vasıfları kendisinde toplayan “Allah eri”


I HÜSEYİN KALENDER bir insandı. O gerçekten ilmi ile amil olan; bildikleri ile amel etmeye çalışan bir önderdi. O kendi zamanındaki birçok insanın yaptığı gibi, İslam’ın sadece bir kısmını alıp diğerlerini terk eden biri değildi. O cihadın gerekliliğine inandığı gibi ilmin ve ibadetin de gerekliliğine inanırdı. İslam sadece ilim olmadığı gibi sadece cihat da değildir. İslam bir bütündür bundan dolayıdır ki: arkadaşları oturup onun vasıflarını sıraladıklarında şöyle derlerdi: “O kendisinde ilmi, fıkhı, edebi, zühdü, fesahati, şiiri, gece kıyamını, ibadeti, haccı, cihadı, şecaati, boş şeylerden yüz çevirmesini ve boş yere arkadaşlarıyla tartışmayı terk etmesi gibi birçok güzel ahlakı kendisinde toplayan bir insandı.” Sevgili kardeşim, bizde sana onun engin olan ahlakından bir demet sunmaya gayret edeceğiz. İHLÂSI VE CESARETİ

ğırdı. Abdullah b. Sinan; Abdullah b. Mübarek’in kendisine dönerek şayet şehit olursan şunları ve bunları yap diye vasiyet edip, atına binip Romalı o kimsenin karşısına çıktı. Bir süre onunla mücadele ettikten sonra onu öldürdü. Bu şekilde onlardan altı kişiyi cehenneme gönderdi. Daha sonra kâfirler karşısına çıkmaktan korkunca, hiç kimseye hissettirmeden gözden kayboldu. Aradan bir müddet geçip onunla tekrar bir araya geldiğimde; Ey Abdullah b. Sinan: Ben yaşadığım sürece bu gördüğün olayı hiç kimseye anlatma dedi.

Sevgili kardeşim! Bu ihlâs ve cesaret tablosundan şu hikmetli dersleri çıkartabiliriz: Kişi yaptığı ameli küçük olabilir büyük olabilir sadece Allah’ın rızasını gözeterek yapması Ey Harameyn’in abidi bizi bir görsen, Senin ibadetinin bir oyun olduğunu anlardın. gerekir. İnsanların görmesi ve yahut Kimi var ki yüzünü gözyaşlarıyla ıslatır, bilmesi için değil. Bizim ise bağrımız kanımızla boyanır. İslam davası kişiden Kimi atını eğlencede koşturur, fedakârlık istediği Bizim ise meydanlarda şahlanır. zaman, kişi canı paGüzel kokular sizin olsun, hasına dahi olsa o Atların saçtığı toz-duman bizim kokumuz. fedakârlığı yapması Peygamberin dilinden bize haber ulaştı, gerekir. Kişi amelini Doğru, yerinde, yalan olmayan bir söz, ihlâslı bir şekilde Allah yolundaki atların saçtığı, yaptıktan sonra da, Toz dumanla, ateş alevi bir olmaz. bu ameline riyanın İşte Allah’ın kitabı aramızda hakem bulaşmaması için Şehit hayattadır ve asla ölmez. elinden gelen gayreti sarf etmesi gerekir.

İhlâs bütün amellerin ruhudur. İhlâssız bir amel, ruhsuz bir beden gibidir. Bütün başarıların altında samimiyet olduğu gibi başarısızlıkların altında samimiyetsizlik vardır. İşte Abdullah b. Mübarek’i bu seviyeye getiren ihlâstır. Onun ihlasını en güzel bir şekilde şu olay tasvir eder: Abdullah b. Sinan anlatıyor: Ben, Abdullah b. Mübarek ve Mu’tebir Süleyman Tarsus’ta beraberdik. Bir münadi “Haydi cihada!” diye seslendi. Ne zaman ki iki topluluk birbiri ile karşılaşınca Rum saflarından biri çıkıp düello istedi. Müslümanlardan bir adam onun karşısına çıkınca Romalı olan kimse ona şiddetli bir şekilde saldırıp şehit etti. Bu şekilde müslümanlardan altı kişi şehit etti. Romalı olan kâfir, iki safın arasında kibirlenerek tur atıp Müslümanları düelloya ça-

CÖMERTLİĞİ Cömertlik; İslam’ın tavsiye ettiği en yüce ahlaklardan bir tanesidir. Cömertlik; kişiyi Allah’a yaklaştıran en kuvvetli vesilelerden biridir. Abdullah b. Mübarek’de bu sıfat bir karakter haline gelmişti. Hatta ticaretle uğraşma sebebini şu şekilde izah eder; Şayet ilim talebelerine infakta bulunuşum olmasaydı, ben ticaretle uğraşmayı terk ederdim. Onun bu yüce ahlakını hayatındaki şu kıssa çok güzel bir şekilde açıklar: Hasan b. Şakik babasından aktararak şöyle der: Hacc vakti yaklaştığında, arkadaşları Abdullah b. Mübarek ile hacca gitmek için onun yanında toplanırlardı. O REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

57


HÜSEYİN KALENDER I da arkadaşlarından hazırlamış oldukları yol paralarını ve azıklarını kendisine getirmelerini söylerdi. Para ve yol azıklarının ona getirdiklerinde, herkesin para ve azıklarını ayrı ayrı sandıklara koyup kapısını kilitlerdi. Hacc seferine çıkacakları vakit her birine bir binek kiralayarak onları Merv’den (Türkmenistan’da tarihi bir şehir) Bağdat’a getirirdi. Bağdat’tan da onları Allah Resulu’nun şehri olan Medine’ye ulaştırırdı. Yol boyunca onların yemek içecek ve diğer ihtiyaçlarını kendi cebinden karşılardı. Medine’de bulunduklarında arkadaşlarına teker teker uğrayarak ne ihtiyaçları olduğunu öğrenip onları giderirdi. Medine’den de onları Mekke’ye getirirdi. Mekke’de bulundukları sırada; Herkesin ne almak istediğini öğrenerek onların ihtiyaçlarını temin ederdi. Hacc farizalarını eda ettiklerinde onları tekrardan vatanlarına getirirdi. Aradan üç gün geçtikten sonra, bütün hacı arkadaşlarını evine yemeğe davet ederdi. Yemeklerini yedikten sonra herkesin para ve hacc azıklarını tekrar kendilerine vererek onları evlerine gönderirdi. Abdullah b. Mübarek’in arkadaşlarıyla olan durumu bu şekildeydi. Sevgili kardeşim! Belki Abdullah b. Mübarek’in zamanında ondan çok daha zengin ve varlıklı kimseler mevcuttu. Ama onlar bütün bu varlıklarını arkalarında bırakarak kabrin soğuk toprakları arasına girdiler. Fakat Abdullah b. Mübarek (inşallah) yaptığı bu salih amelleriyle Allah’ın huzuruna gitti. Sence hangisi daha kazançlı? KARDEŞLERİNE NASİHATTE BULUNMASI Müslümanların en bariz vasıflarından birisi de, hakkı ve sabrı birbirlerine tavsiye etmeleridir. Bu yapıldığı sürece ümmet hatalardan korunarak, doğru yolda ilerler Abdullah b. Mübarek’in, en güzel hasletlerinden birisi de hiç kimsenin kariyer ve rütbesine aldırış etmeksizin doğru bildiği şeyi anlatması idi. Abdullah b. Mübarek’in “Abidul Harameyn” yani Mekke ile Medine’nin abidi olarak bilinen Fudayl b. İyad’a yazmış olduğu şu mektubu onun ne derece de bu hususta hassas olduğunu gösterir. İbrahim b. Ebi Sukeyna Abdullah b. Mübarek’in Tarsus’ta cihatta iken hicri 107’de Kendisine şu mektubu yazdırarak Fudayl b. İyad’a götürmesini ister. Mektup şu şekildedir:

58

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

“Ey Harameyn’in abidi bizi bir görsen, Senin ibadetinin bir oyun olduğunu anlardın. Kimi var ki yüzünü gözyaşlarıyla ıslatır, Bizim ise bağrımız kanımızla boyanır. Kimi atını eğlencede koşturur, Bizim ise meydanlarda şahlanır. Güzel kokular sizin olsun, Atların saçtığı toz-duman bizim kokumuz. Peygamberin dilinden bize haber ulaştı, Doğru, yerinde, yalan olmayan bir söz, Allah yolundaki atların saçtığı, Toz dumanla, ateş alevi bir olmaz. İşte Allah’ın kitabı aramızda hakem Şehit hayattadır ve asla ölmez. İbrahim b. Ebi Sukeyna der ki; Fudayl ile Mekke’de karşılaştım. Abdullah b. Mübarek’in kendisine yazdığı mektubunu verdiğimde, açıp okudu. Sonra ağlamaya başladı. Ve şunu dedi: Abdullah doğru söylüyor ve gerçekten bana nasihatte bulundu. Sevgili kardeşim! Abdullah b. Mübarek cihad beldesinde olmasına rağmen kardeşine nasihat etmekten asla geri durmadı. Fudayl b. İyad’ta Harameyn’in abidi olmasına rağmen gurur ve kibir yapmadan nasihati kabul etti. Allah her ikisine de rahmetiyle muamelede bulunsun. Son olarak Abdullah b. Mübarek, ilim, amel, cihad, infak, hacc ve daha birçok salih amellerle hayatını süsleyip hicri yüz seksen bir yılının Ramazan ayında altmış üç yaşında iken Fırat Nehri kenarında bulunan Hit’te ruhunu tertemiz bir şekilde Rahman’a teslim etti. Ve oraya defnedildi. Her şeye gücü yeten, her istediğini yapmaya muktedir olan şanı yüce Allah’dan temennimiz bizleri salih ameller işlemeye muvaffak kılıp fani olan bu dünya hayatını güzel bir ölümle sonuçlandırmayı nasip etmesidir. Her ne kadar layık olmasak da Firdevs cennetlerinde peygamberler, sıdıklar, şehitler ve salihlere komşu yapmasıdır. ALLAHUMME AMİN…

Kaynak:----------------------------------------------------Seyer-u A’lamun - Mûbela C.8. S.379 İslam Ansiklopedisi C.1.S.123


‫قلخ ىذلا كبر مساب أرقإ‬ Yaratan Rabbinin adıyla oku!

Orjinal isim: Amelü'l - yevm ve'l - leyle Efendimizin Dilinden Dualar ve Zikirler Yazarı: İmam Nesâi Çeviri: Naim Erdoğan Yayın Evi: İz Yayıncılık "Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691) "İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694) Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

E

ser İmam Nesâi tarafından kaleme alınmıştır. Kitap İz Yayıncılık tarafından basılarak okur-

larımıza sunulmuştur. Kitap peygamber efendimizin her zaman yapmış olduğu dua ve zikirler ile ilgili olarak 1141 hadis ihtiva etmektedir. Kitapta hadislerin hem Arapçası hem de türçe tercüme metinleri yer almaktadır. Her bölüm okuyucuları zikir ve duaya teşvik edecek başlıklar altında son derece zengin bir içeriğe sahiptir. Kitap özellikle zikir ve duaya olan ihtiyacımız düşünüldüğünde her Müslümanın okuyup, bilgilerini tazeleyip kendilerini salih amele teşvik etmesi bakımından oldukça önemli bir eserdir. Kitapta Peygamber efendimizin sabah ve akşamları devamlı yaptığı dualar yanında ezan duası, namaz duaları, mescide giriş ve çıkış duaları, korkan kimsenin yapacağı dualar gibi çok zengin bir çeşitlilik içinde dua metinleri bir araya toplanmıştır. Eseri yazan İmam Nesai’yi, tercümesini yapan Naim Erdoğan’a ve eserin basımını üstlenen İz Yayıncılığa Rabbimizin mükâfatlarını vermesini niyaz ederek nice hayırlı hizmetlere muvaffak olmalarını dileriz. Yeni bir kitap tanıtımında buluşmak ümidiyle… REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

59


DÜNYA BURMA ARAKAN

Burma Arakan... Müslümanların her gün zulüm gördüğü, katledildiği belde... Dünyanın bir ucunda, adeta düşüncelerin bile ulaşamadığı zulüm coğrafyası...

Müslümanlar “sessizce” değil, göz önünde katlediliyor ancak Dünya buraya sessiz... Budistler tarafından katledilen Arakan Müslümanlarının ağlayışları zor duyuluyor. Öldürülmüş bedenleri, şehrin sokaklarında rahatça bir motosikletin arkasına bağlanarak dolaştırılabiliyor. Herhangi bir ülkede büyük tepki çekecek bu olay, Arakan söz konusu olunca sıradanlaşıyor. Onlara karşı işlenen suçlar görmezden geliniyor. Videonun kaydedildiği Meiktila kasabasında Mayıs ayında çıkan olaylarda 50’den fazla Müslüman Budistler tarafından kesilerek ya da yakılarak öldürülmüştü.

Bangladeş Polisi Katliam Yaptı: 100 Ölü BANGLADEŞ

Bangladeş’te Şeyh Hasina Başbakanlığındaki rejim, katliamlara devam ediyor. Ülkede bugün 1971 yılında kazanılan bağımsızlığın yıldönümü. 16 Aralık kutlamalarında rejim ülkeyi kan gölüne çevirdi. 6 kişi hayatını kaybetti. Son 10 günde ölenlerin sayısının 100’u bulduğu iddia ediliyor.

ZAFER GÜNÜ MÜ YOKSA... BANGLADEŞ

Bangladeş bugünu “zafer günü” olarak kutluyor. Cemaati İslami liderlerinin vatan haini ilan edilerek asılmasının nedeni olan Bangladeş, 16 Aralık 1971’de Pakistan’dan ayrılarak, sözde bağımsızlığa kavuştu. Ancak o günün başbakanı olan Hindistan yanlısı, Avam Partisinin lideri Şeyh Muzibir Rahmana’nın bugün kızı Şeyh Hasina Başbakanlık koltuğunda oturuyor. Ve Cemaati İslami’ye göre Hindistan’daki rejimin himayesinde olan Hasina rejimi ülkede Cemaati İslami Partisine karşı iktidara geldiği 2010 yılından bu yana katliamlar gerçekleştiriyor.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA 14 MÜSLÜMAN ÖLDÜRÜLDÜ Çin Halk Cumhuriyeti’nde Sincan Uygur Özerk Cumhuriyeti olarak da bilinen Doğu Türkistan’da 14 Müslümanın güvenlik güçlerince öldürüldüğü bildirildi. Hükümet yanlısı medya kaynaklarının haberlerine göre polis Şufu bölgesinde bir suçluyu ararken, kalabalık bir grubun saldırısına uğradı. 2 polis öldü, güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 14 Müslüman da hayatını kaybetti. 2 kişi gözaltına alınırken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ

Haziran ayında Uygur Türklerine yönelik Çin güvenlik güçlerinin saldırısı sonucunda 35 kişi daha hayatını kaybetmişti.

60

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014


DÜNYA İran: “Mısır’da askeri darbe olmadı” İRAN

İran dini lideri Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, General Abdülfettah El Sisi’nin Mısır’dan Tahran’a gönderdiği heyetle yaptığı görüşmede 30 Haziran’da ordunun yaptığı askeri darbeyi ‘devrim’ olarak nitelendirdi.

İran Devrim Muhafızları: Suriye rejiminin muhafızıyız!

İRAN

Devrim Muhafızları Komutanı Caferi, Suriye rejimini kurtarmak için her şeyi yapacaklarını söyledi. 12 Aralık 2013 Perşembe – 19:01 İranlı yetkililer genelde İran’ın Suriye’deki varlığı konusunda çok diplomatik bir dil kullanmaktaydılar... İmam Sadık Üniversitesinde düzenlenen devrim muhafızları öğrencilerinin mezuniyet töreninde konuşan Caferi “Suriye yönetimini kurtarmak için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Bunu daha önce de duyurmuştuk, bizim özel kuvvetlerimiz tecrübelerimizi aktarmak ve eğitim vermek üzere oradalar. Suriye hükümetinin talebiyle orada bulunuyorlar.” dedi.

Ruhani “Tüm Gücümüzle Suriye’nin Yanındayız” İRAN

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Esed’e desteğini birkez daha yeniledi. Suriye’de yaşanan iç savaşın devam etmesi ve hergün onlarca insanın katledilmesi sanki hiç yaşanmıyor şeklinde hal içerisine giren İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Beşar Esed ile yaptığı telefon görüşmesinde, adeta yalnız olmadığını, ve yapmış olduğu katliamların destekçisiyiz demeye getiren konuşmalarını yaptı. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

61


DÜNYA Fransa’nın girdiği Orta Afrika’da Müslüman katliamı

FRANSA

Fransa’nın müdahale ettiği Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Müslüman katliamı yaşanıyor. Palalı Hıristiyanlar Müslümanların dükkanlarını yağmalıyor. Bugüne kadar en az 20 kişinin hayatını kaybettiği belirtilirken, Fransız askerlerinin Müslüman Seleka grubunun komutanını öldürdüğü bildirildi. Fransa’nın barış misyonu bahanesiyle girdiği Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Müslümanlara yönelik katliam yapılıyor. Müslümanların dükkanları Hıristiyanlar tarafından yağmalanıyor. Müslüman Seleka grubunun yetkililerinden albay Michel Narkoyo, Fransa’nın operasyonlara başladığı Pazartesi gününden bu yana 20 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Geçen haftadan bu yana Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, eski Seleka savaşçıları ve Hıristiyanlar arasında çıkan çatışmalarda en az 500 kişi hayatını kaybetti.

Kim demiş İsrail Esed’e Düşman! İsrail’in Esed’i tercih ediyor

İSRAİL

İsrailli eski ordu komutanı Tel Aviv’in isyancıların zaferi yerine Esed’in başta kalmasını tercih edeceğini söyledi. İsrail ordusu (IDF) eski komutanı Dan Halutz, İsrail’in Suriye’de “radikaller tarafından doldurulacak bir güç boşluğu yerine Beşar Esad’ın başkanlığını tercih edeceğini” açıkladı. “Suriye rejimi her gün vatandaşlarını öldürüyor, ama biz Suriye’de muhalifler arasında El-Kaide gibi aşırı İslamcılar olduğunu kabul etmemiz gerekir” diyen İsrailli komutan, “İsrail için daha iyi olan nedir sorusu önemli ve biz kötü bir rejimi, tanımadığımız çok kötü bir rejim ile değiştirmek istiyor muyuz iyi düşünmeliyiz” ifadesini kullandı.

Suriyeli çocuklar donarak ölüyor

SURİYE

62

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Suriye’deki soğuk hava koşulları ölümlere neden oluyor. Özellikle çocuklar kış şartlarından olumsuz etkileniyor. Savaş koşullarında evlerinde ısınamayan Suriyeliler yardım bekliyor. Lübnan’da Suriyelilerin kaldığı mülteci kampında en az 3 çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi.


DÜNYA İslami Cephe İlaç Üretimine Başladı SURİYE

Suriye’de devam eden savaşta, rejim güçleri tarafından kuşatma altında bulunan bir çok bölgede gıda ve ilaç eksikliğine dayalı ölümlerin arttığı gözleniyor. Geçen ay Suriye’de rejime karşı en büyük oluşum adı altında tek bir çatıda birleşen İslami Cephe, ilaç sıkıntısına çare olmak için kendi ilaçlarını üretmeye başladı. İlk etapta kuşatma altında bulunan Doğu guta bölgesine yardım edeceklerini dile getiren grup daha sonra bir çok bölgeye acil olarak hizmet edeceklerini söylediler. İslami cephe’nin yapmış olduğu bu girişim, Suriye’de yaşayan gerek sivil halk gerekse direniş güçleri arasında oldukça büyük bir sevinç ve başarı olarak karşılandı. Şimdilik Agumentin ve Parasetamol adlı ilaçları üreten grup ilk üretimini paketleyip Doğu Gutaya yolladı.

ABD’den Sisi’ye İslamcılarla savaştığı için teşekkür MISIR

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, darbeci Mısır yönetimi Savunma Bakanı Abdulfettah el Sisi’yi arayarak, Sina yarımadasındaki İslamcı gruplarla mücadele ettiği için teşekkür etti. ABD’den Mısır’da darbe yapan General el Sisi’ye teşekkür geldi. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, darbeci yönetimin savunma bakanı Abdulfettah el Sisi’yi arayarak, Mısır askerlerinin Sina’daki son kaybı nedeniyle başsağlığı dilerken, Sina’daki İslamcı gruplarla yürüttüğü mücadeleden ötürü de teşekkür etti.

Putin: Güney Kafkasya’dan çıkmayacağız KAFKASYA

MISIR Ensar Beytil Makdis Grubu Cunta Mısır Yönetimine Saldırmaya Devam Ediyor

Rusya – Ermenistan Bölgeler arası Forumu’na katılmak için Ermenistan’a gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Rusya, Güney Kafkasya’dan hiçbir yere gitmeyecek.” dedi. Mısır’da İhvan’ın barışçıl gösterilerine karşılık Sina merkezli olan Ensar Beytil Makdis Cemaati Mısır cunta ordusuna silahlı eylem yapmaya devam ediyor. Mısır’da son aylarda cunta orduya karşı saldırılar artmış durumda. Ensar Beytil Makdis Cemaati cunta Mısır yönetimine en ciddi 3 saldırı; İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim’e yönelik suikast, 6 askerin öldüğü 17 askerin de yaralandığı İstihbarat Binasına yapılan canlı bomba eylemi ve Mısır askeri konvoyun geçişi sırasında park halindeki bomba yüklü araç infilak etmesi ile en az 10 asker ölmesi, 35 asker yaralanması dünya basınında ciddi yankı uyandırmıştı. REBİÜLEVVEL 1435

NEBEVÎ HAYAT

63


DÜNYA Suudi Arabistan’dan Mısır’a yeni yardım paketi

MISIR

Suudi Arabistan’ın Mısır’da geçici yönetime 5 milyar dolarlık yeni bir yardımda daha bulunacağı bildirildi. Mısır Maliye Bakanlığı kaynakları, iki ülke arasında yaklaşık bir aydır devam eden müzakereler neticisesinde 5 milyar dolarlık yeni bir yardım paketi üzerinde mutabık kalındığını ve konuyla ilgili resmi açıklamanın önümüzdeki günlerde yapılacağını belirtti. Suudi Arabistan, Mısır’da ordunun yönetime el koymasının ardından diğer Körfez ülkeleri Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Kahire’ye mali yardımda bulunmuştu. Suudi Arabistan, 5 milyar dolarlık yardım paketi açıklarken, üç ülkenin Mısır’da geçici yönetime yaptıkları yardımlar 12 milyar dolara ulaşmıştı.

Gazze, yavaş yavaş insanlık felaketine sürükleniyor

MISIR

İsrail`in 7 yıldan beri sürdürdüğü kuşatma, Gazze`deki yaşam koşullarını her yönden olumsuz etkiliyor. Elektriklerin kesik olması, temiz suyun bulunmaması ve ilaçların eksikliği halkı bir insanlık felaketine sürüklüyor. Siyonist işgalcilerin 7 yıldan beri sürdürdüğü kuşatma ve ambargo, Gazze`de hayatı olumsuz etkiliyor. Mısır`da gerçekleşen darbeden sonra, zaten yetersiz olan tünellerin Mısır rejimi tarafından yıkılması ve Refah Sınır Kapısı`nın kapatılması neticesinde Gazzeliler ciddi sıkıntılar çekiyorlar.

Angola İslam’ı yasakladı: Camiler yıkılıyor

ANGOLA

64

NEBEVÎ HAYAT

OCAK 2014

Angola’da yayın yapan bazı gazetelere göre, Angola dünya çapında İslamı ve Müslümanlığı yasaklayan ilk ülke oldu. Yasak kapsamında camiler yıkılmaya başlandı. Angola Kültür Bakanı Rosa Cruz e Silva, “İslamın yasallaştırılması süreci, Adalet ve İnsan Hakları Bakanlığı tarafından kabul edilmedi. Camileri, başka bir ilana kadar kapatılacak.” dedi. Bakan Silva, son kararın “illegal” dini cemaatlerin yasaklanması girişimleri çerçevesinde alındığını söyledi. Angola böylece İslam’a “yasadışı” din hükmü vermiş oldu.


Ahkam Hadisler (Buluğu’l-Meram)

TEVBE SURESİ TEFSİRİ Şehid Abdullah Azzam;

İbn Hacer el-Askalanî

25.00 TL indirimli 10.00 TL

43.00 TL indirimli 19.00 TL

HANIMLARA ÖZEL KAMPANYA • ERKEĞİN EŞİNE SEVGİSİNİ ARTIRAN 57 İLKE • HANIM SAHABİLER • HİÇBİR KADIN ONLAR GİBİ OLMADI • HZ. PEYGAMBER'DEN HANIMLARA 50 NASİHAT • PEYGAMBERİMİZİN HANIMLARA TAVSİYELERİ 45.00 TL indirimli 15.00 TL

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli / İstanbul

Tel-Faks: (0212)

515 65 72 GSM: (0543) 654 46 63

www.nebevihayatyayinlari.com - siparis@nebevihayatyayinlari.com


Suçum Allah’tan başkasına kulluk etmemekti. “Bize kulluk et!” dediler. .

im d e d ” ! n ı s a “ Ben de

Ben kesinlikle masumum. İslami harekete mensup olduğum için öldürülüyorum. Şehitlik herkese ihsan edilmiş bir kader değildir. Yüce Allah bana şehitlik nasip ederse, kendimi en şanslı olarak düşünürüm. Şehitlik hayatımın en büyük başarısı olacaktır. Benim kanım İslami hareketi ayağa kaldıracak ve otokratların sonunu getirecektir. Kendim için endişeli değilim. Ben bu milletin ve İslami hareketin akıbeti hakkında endişe duyuyorum. Bildiğim kadarıyla herhangi bir hata veya suç işlemedim. İslami hareket için bütün hayatımı feda ettim. Abdülkadir Molla

Yüce Allah’ın lütfuyla başımı hiçbir adaletsizliğe asla eğmeyeceğim. Dünyevi bir makam önünde af ve hayat hakkı aramak asla söz konusu olamaz. Allah, hayat ve ölüm konusunda karar verecek tek güçtür. Kaderimi, Allah belirleyecektir. Ben herhangi birinin kararı gereği idam edilmiyorum. Benim şehitlik zamanım Yüce Allah’ın kararına göre sonuçlandırılacak. Her durumda Yüce Allah’ın kararını kabul ediyorum.”

Nebevi Hayat Dergisi 14. sayı (2014)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement