Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Nisan 2013 1434

Yıl: 1 Sayı: 5 - Fiyatı: 5 TL

NEBEVÎ METOD İslamî Harekette Nebevî Metod Hasan Karakaya

Allah’ın Razı Olduğu Yol Nedim Bal

Gayenin de Vesilenin de Meşru Olması Gerekir Mahmut Varhan

Kutlu Doğum Said Özdemir

Nebevî Bir Nesle Atılan İlk Adımlar Yusuf Yılmaz

facebook.com/nebevihayatdergisi twitter.com/nebevihayat

www.nebevihayatyayinlari.com

Cemaziyelevvel

Gecesi, Gündüzü Kadar Aydınlık Bir Yol


DI

L AÇI NEBEVÎ HAYAT yayınları

izin m i v ın E nda y a Y da ışı Açıl Aramız ur de n i r O e Sizl mekten . Gör uyarız D

Açılış Tarihi 6 Nisan 2013 Saat: 17.00

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli / İstanbul

Tel-Faks: (0212)

515 65 72 GSM: (0543) 654 46 63 www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com


Nebevî Hayat Yayınları’ndan Nisan ayına özel kitap kampanyası

5 KİTAP 20 TL

10 KİTAP 20 TL 5 KİTAP 15 TL

L T 1

LU KUT UM DOĞ İYAT L ÖZE


İSLAMÎ HAREKETTE NEBEVİ METOD

BAŞYAZI

Hasan Karakaya

5

ALLAH’IN RAZI OLDUĞU YOL

KAPAK GÜNDEM Nedim Bal

12

GAYENİN DE VESİLENİN DE MEŞRÛ OLMASI GEREKİR

KAPAK GÜNDEM Mahmut Varhan

14

NEBEVİ METODA KARŞI FARKLI ELEŞTİRİSEL YAKLAŞIMLAR

KAPAK GÜNDEM Hakan Sarıküçük

Sahibi İmam Buhari Eğitim ve Araştırma Vakfı Adına Şükrü Yıldız Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Dağıtım Sorumlusu Turhan Güncü (0543 654 46 63) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz

20

Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları Yurt içi yıllık: 60 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe)


ONLAR GİBİ OLAMADIK… Ummu Hira

NEBEVİ HAREKET METODUNUN GEREKLİLİĞİ Abdulkadir Kızmaz

24 26

GECESİ GÜNDÜZÜ KADAR AYDINLIK BİR YOL PEYGAMBER YOLU Ali Yücel

REBİU-L EVVEL AYI… KUTLU DOĞUMDAN BİR PARÇA Said Özdemir

30 34 40

CENNETİN EN ÜST MERTEBESİNDE BİR KÖŞK İSTER MİSİN? Adem Sözkesen

43

EDEP, İLİM VE İFFET AYNASINDA BİR PORTRE: İMAM BUHARİ -3 Ali Yücel

Yusuf Yılmaz

Basım Tarihi: Kasım 2012

DÜNYADAN HABERLER

60

TEKNOLOJİ DÜNYASI

62

49

NEBEVİ BİR NESLE DOĞRU ATILAN İLK ADIMLAR

Basım Yeri: İstanbul

KİTAPLIK

58

Hüseyin Kalender

Baskı Cilt:

46

YOLDAKİ İŞARETLER

ZAHİDLERİN HAYATINDAN TABLOLAR

Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

MİLYON BİRİNCİ: CEVHER DUDAYEV

54

SİZDEN GELENLER

Yazı kuralları • • • •

Yazılar e-posta ile bilgi@nebevihayatyayinlari.com adresine gönderilmelidir. Yazarın, e-posta ile beraber telefon (varsa faks) numaraları verilmelidir. Yazılar en fazla 3 sayfa -12 punto, Times New Roman ve 1.5 satır aralıklı- olmalıdır. Varsa yazı ile birlikte resimler yazı ile birlikte gönderilmelidir. Yoksa yazıda kullanılabilecek resimler hakkında bilgi verilmelidir.

• •

Yazı içinde kullanılan kaynaklar standart ölçülere uygun olarak sonda dipnot veya kaynakça olarak verilmelidir. Yayın kurulu, dergiye gelen yazılar üzerinde gerekli gördüğü takdirde değişiklik yapabilir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Gönderilen yazılar iade edilmez.

64


EDİTÖR Allah’ın adıyla Hamd, bizi hayra muvaffak kılan, hayru’l-beşeri bize önder kılan, Aziz kitabı ile bizleri izzetli kılan, merhametlilerin en merhametlisi Yüce Rabbimize, salât ve selam tek önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, sahabilerine ve onun yolunu izleyen tüm müminlerin üzerine olsun. Değerli Dostlar, Geçen sayımızı ümmetin temel meselelerinden olan “Naslara Bağlılık” konusuna ayırmıştık. Bu sayımızda ise yine ümmetin genel meselelerinden olan “Nebevî Metot” konusuna ayırdık. Yaşadığımız dünya üzerindeki tüm beşeri sistemlerin görünür eseri olan FİTNE’nin yani; küfür, şirk ve zulmün egemenliğine son verip, bu batıl sistemlerin yerine Allah’u Teâlâ’nın ilim, adalet ve merhametinin eseri olan yüce İslam Şeriatı’nın hâkim olmasını canı gönülden istemek, bunun hayali ile yaşamak, bu yolda gece gündüz demeden bütün imkânlarımızı seferber edip çalışmak “Ben Müslümanım” iddiasında bulunan her insanın en büyük görevidir. Bu husus bir fazilet veya müstehab değil, aksine bir akide, bir iman meselesidir. “Müminler ancak Allah’a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat, 15) İslam ümmetinin imanlı ve duyarlı insanları arasında, yeryüzünden fitnenin kaldırılıp Allah’ın biricik ŞERİATI’nın hâkim kılınması hususunda bir fikir ayrılığı yoktur. Fikirlerin ayrıştığı nokta, İSLAM’ın insanda ve toplumda hayat bulması, yaşanması ve yeryüzüne hâkim olması sürecinde izlenmesi gereken yol, takip edilmesi gereken metot/yöntem üzerindedir. Yani amaçta birlik vardır. Fakat amaca götürecek yöntem üzerinde maalesef bir fikir birliği yoktur. İslam’i cemaatlerin amaçlarının bir, fakat yöntem ve usullerinin birbirinden çok farklı oluşu –hatta yer yer İslam inanç ve ibadet esaslarına ters oluşu– Ümmeti Muhammedi dünya üzerinde zayıflatmış, çaresiz ve güçsüz konumuna düşürmüştür. Müslümanlar her hususta olduğu gibi, İslamın hayata hakim kılınması yolunda da Hz. Peygamberin takip etmiş olduğu “Nebevî Metot”u takip etmek zorundadırlar. İslamî hareketlerin mücadele metotları kendi içtihadlarına veya günümüzün kaygan zemin ve beşeri ideolojileri referans alınarak değil, İslamın sönmeyen nuru ve onun uygulayıcısı olan Hz. Peygamberin davet, hicret ve cihad üçgeninden oluşan hayat mücadesi örnek alınarak oluşturulmalıdır. “Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan saptırır.” (En’am,153) Bu takdirde çalışmalarımız hem Allah’ın rızasına hem de Hz. Peygamberin metoduna uygun olacaktır. Böylece ümmet de üzerinde ittifak edilen tek yol olan Nebevî Yol’da biraya gelip omuz omuza yürüyebilecektir. Değerli Dostlar Malumunuz olduğu üzere Şubat ayı denilince şehitlerimiz anılır olduğu gibi, Nisan ayı denilince de artık Peygamber Efendimizi anlatan programlar yapılmaya başlanmıştır. Özellikle Nisan ayında yapılan kutlu doğum etkinlikleri bu aya damgasını vurur hale gelmiştir. Bu nedenle bu sayımızda hem “Nebevi Metot” hakkında detaylı bilgiler bulabilecek hem de kutlu doğumda program yapmak ile ilgili görüşleri okuyabileceksiniz. Bu ayda içi boşaltılmış programlardan ziyade Hz. Peygamberin her yönü ile tanıtılabileceği programlar tertip ederek Peygamber Efendimiz, mübarek hayatları ve tevhid mücadelesi aktarılmaya gayret edilmelidir.

NEBEVÎ HAYAT

Değerli Dostlar,

4

Hamd olsun Nebevi Hayat 5. sayısıyla hizmet kervanına devam ediyor. İlk sayımızda ifade ettiğimiz üzere hayır kervanında bir kafile olmak, ümmetin inşasına mütevazi de olsa katkıda bulunmak, pak dinimizin mesajlarını kardeşlerimize ulaştırmak amacıyla canla başla çalışmaktayız. Tabi bildiğiniz üzere ‘bir araya gelmek başlanğıç, birlikte yürümek ise başarıdır’ cümlesinde ifade edildiği gibi işimizin asıl şimdi başladığının bilincindeyiz. Dergimizin dağıtımı hususunda elimizde olmayan nedenlerle sıkıntılar yaşamaktayız. Özellikle dergilerini PTT yolu ile gönderdiğimiz abonelerimizin bir kısmı, dergilerinin ellerine ulaşmadığı veya geç geldiği konusunda haklı olarak şikayette bulunmaktadırlar. Fakat maalesef PTT üzerinden yaptığımız göndermeleri sorup takip etme durumumuz sözkonusu değildir, kargo şirketlerinin fiyatları ise bizim maliyet tutarımızı aşmaktadır. Fakat buna rağmen dergilerimizin zamanında ulaşması ve bu aksaklıkların giderilmesi için dergilerinizi kargo ile göndermek için çalışıyoruz. Sizlerden istirhamımız bu anlamdaki aksaklıkları bize bildirmenizdir. Ayrıca inşaallah son altı ay için bir abone kampanyası daha düzenleyeceğiz şimdiden çalışmalarımıza başlayalım dergimizin daha çok kişiye ulaşması ve güçlenmesi için bu çalışmalarda azimli olmalıyız ki imkanlarımız genişledikçe hizmet kalitemizi de artırmaya muvaffak olalım. Dergimize desteklerini esirgemeyen gönül dostlarımızza teşekkür ederek sizleri yazılarımızla başbaşa bırakıyoruz. Zevkle okumanız dileklerimizle. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla… NİSAN’13


Başyazı

Hasan Karakaya

E T T E K E R TOD A H ME Î M İ A V İSL NEBE

ِ ‫الصالِ َح‬ ‫ات‬ َّ ‫ين اٰ َم ُنوا ِم ْن ُك ْم َو َع ِملُوا‬ َ ‫َو َع َد اللّٰ ُه الَّ ٖذ‬ ‫ين ِم ْن َق ْب ِل ِه ْم‬ ِ ‫لَ َي ْس َتخْ ِل َف َّن ُه ْم ِفى ا ْلا َ ْر‬ َ ‫ف الَّ ٖذ‬ َ ‫ض َك َما ْاس َتخْ َل‬ ‫َولَ ُي َم ِّك َن َّن لَ ُه ْم ٖدي َن ُه ُم الَّ ٖذى ا ْر َت َضى لَ ُه ْم َولَ ُي َب ِّدلَ َّن ُه ْم ِم ْن َب ْع ِد َخ ْو ِف ِه ْم‬ َ‫اَ ْم ًنا َي ْع ُبدُونَ ٖنى َلا ُيشْ ِركُو َن ٖبى شَ ْي ًپا َو َم ْن َكف ََر َب ْع َد ٰذلِكَ َفاُول ٰ ِئك‬ ِ ‫ُه ُم الْف‬ ‫َاسقُو َن‬ llah sizden iman edip salih amel işleyenlere onlardan öncekileri halife yaptığı gibi mutlaka halife yapacağını, kendileri için beğenip seçtiği dinini onlar için iktidar yapacağını, korkularını giderip yerine onlara güvenlik vereceğini vaad etti. (Böylece) bana ibadet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak koşmasınlar. Artık kim bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasıkların ta kendileridir. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Peygambere de itaat edin ki merhamet olunasınız.” (en-Nur, 24/55-56) İslâm’ın fert ve toplum açısından İslâm Ümmeti tarafından gerçekleştirilmesini zorunlu kıldığı birtakım hedefleri vardır. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için belli yolların izlenmesi, belli bir süreçten geçilmesi ve belli bir takım prensiplere riayet edilmesi kaçınılmazdır. İşte İslâm’ın gözettiği hedefleri - İslâm’ın öngördüğü ilke ve esaslara riayet etmek koşuluyla- gerçekleştirmeyi kendisine amaç edinmiş harekete “İslâmi Hareket” adı verilebilir. İslâm’ın öngördüğü hedefleri kendisine hedef edinmeyen bir hareket, İslâm’ı gerçekleştirmek iddiasıyla ortaya çıkmak hakkına sahip olmadığı gibi, açık

ya da üstü kapalı olarak İslâmî hedefleri gerçekleştirmek istediğini dile getiren fakat İslâm’ın bu hedefleri gerçekleştirmek için öngördüğü yolları ya da yöntemi izlemeyen bir hareket de İslâmî bir hareket olamaz. Demek ki hareketin İslâmî olabilmesinin en önemli şartlarından bir tanesi de izlediği metodun “Nebevî” olmasıdır. Hz. Peygamber’in İslâm’ı hakim kılmak için izlediği metoddan farklı bir metod izlemek, hedefe ulaştırmaz. Aynı zamanda, bu metoda uygun hareket edilmesi halinde amellerimiz ibadet olur. Aykırı hareket halinde ise bu tür ameller bütünüyle boşa çıkmaya mahkumdur. Çünkü Hz. Peygamber: “Her kim bizim bu işimizde (dinde) kendisinden olmayan bir şey icad ederse (uydurursa) o red edilir” diye buyurmaktadır. “Çünkü sonradan uydurulan her şey bid’at ve her bid’at bir sapıklıktır” (1) Böyle bir ibadetin ifa edilmesi için gerekli ehliyet şartlarına sahip müslümanların İslâmî Hareket içerisinde yer almaları ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışmaları farzdır. Çünkü İslâm’ın fert ve toplum açısından gerçekleştirilmesini öngördüğü hedefler gerçekleşmeden İslâmî hayatın yaşanması mümkün değildir. Yüce Rabbimiz İslâm’dan başka hiçbir dini yani İslamî olmayan bir hayat düCEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

“A

5


Hareketin İslâmî olabilmesinin en önemli şartlarından bir tanesi de izlediği metodun “Nebevî” olmasıdır. Hz. Peygamber’in İslâm’ı hakim kılmak için izlediği metoddan farklı bir metod izlemek, hedefe ulaştırmaz. Aynı zamanda, bu metoda uygun hareket edilmesi halinde amellerimiz ibadet olur. Aykırı hareket halinde ise bu tür ameller bütünüyle boşa çıkmaya mahkumdur. Çünkü Hz. Peygamber: “Her kim bizim bu işimizde (dinde) kendisinden olmayan bir şey icad ederse (uydurursa) o red edilir” diye buyurmaktadır. “Çünkü sonradan uydurulan her şey bid’at ve her bid’at bir sapıklıktır” (1) Böyle bir ibadetin ifa edilmesi için gerekli ehliyet şartlarına sahip müslümanların İslâmî Hareket içerisinde yer almaları ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışmaları farzdır. Çünkü İslâm’ın fert ve toplum açısından gerçekleştirilmesini öngördüğü hedefler gerçekleşmeden İslâmî hayatın yaşanması mümkün değildir. Yüce Rabbimiz İslâm’dan başka hiçbir dini yani İslamî olmayan bir hayat düzenini asla kabul etmeyeceğine göre İslâm’ı hayata egemen kılmak için gereken mücadeleyi İslâm’ın öngördüğü metotla vermek ve bu doğrultuda hareket etmek, her müslümanın temel sorumlulukları arasında, hatta en başında yer alır. zenini asla kabul etmeyeceğine göre İslâm’ı hayata egemen kılmak için gereken mücadeleyi İslâm’ın öngördüğü metotla vermek ve bu doğrultuda hareket etmek, her müslümanın temel sorumlulukları arasında, hatta en başında yer alır. Genel çizgileriyle nitelik ve gereğini vurgulamaya çalıştığımız “Nebevî Hareket”in mahiyetini ve diğer özelliklerini bir dereceye kadar detaylı olarak ele almadan önce; Nebevî Metodun gereğini vurgulayan bir takım ayet ve hadisleri hatırlatmakta fayda vardır sanırız.

A- Nebevi Metodun Gereği

NEBEVÎ HAYAT

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’in bütün emir ve hükümlerini ve Rasulullah (sav)in yüce sünnetini gereği gibi yaşayabilmek ve uygulayabilmek, İslâm’ın bir devlet düzeni olarak müslüman ümmet tarafından, uygulamaya konulması ile mümkündür. Ümmet, böyle bir kimlikle yani devlet kimliği ile ortaya çıkmadan İslâm’ın ve ona tabi olanların gereği gibi himaye edilmesi, müslümanların ve diğer bütün insanların başta din ve inanç hürriyetleri olmak üzere hürriyetlerinin korunabilmesi mümkün değildir. Yani İslâm’ın hükmetmediği yerde “ölümden beter” ve “ölümden büyük” olmakla nitelendirilen “fitne” var demektir. Allah’ın müslümanlardan ümmet olarak gerçekleştirmelerini istediği hedef ise “fitnenin yeryüzünden kaldırılması ve dinin yalnızca Allah’ın olmasıdır.” Bunun için gerekli olan cihad ihmal edilirse yeryüzünde fitne ve büyük bir fesad başgösterir.

6

İşaret ettiğimiz ayetler “fitne”nin mahiyeti hakkında bize yeterli bir fikir vermektedir. Bu ayetlerden anlaşıldığına göre belli bir coğrafyaya ya da bütün dünyaya egemen olan, eğer İslâm değil cahiliyye ise orada fitne vardır. Yani insanlar için, özellikle müslümanlar için inançlarının gereklerini hür bir ortam içerisinde ve engellerle karşılaşmaksızın yerine getirmeye imkan bulunmaz. Bunun da ötesinde insanlar yalnızca “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için zulüm altında kalırlar. Baskı ve işkenceler altında inim inim inletilir, hak yoldan vazgeçmeleri, akidelerini terketmeleri için zorlanırlar. Bu ve benzeri durumlar “fitne”nin ta kendisidir. NİSAN’13

Ve İslâm ümmeti eliyle bütün fitnelere son vermek kaçınılmazdır. Çünkü yeryüzünde ne kadar fitne varsa, fitne ne kadar yaygın ise, o oranda Allah’tan başka sahte ilahların egemenliği sözkonusudur. Bu temel gerçek İslâm’ın din olarak müslümanlar eliyle uygulamaya konulmasının kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun Nebevî Metodla gerçekleştirilme gereği ile ilgili olarak da şunları söyleyelim: İslâm dışı her türlü inanç ve sistemin Allah’dan başka uydurma ilahlara kulluk etme sistemlerinin ortak adı olarak “cahiliyye” ya da “şirk düzenleri” ile Allah’ın tevhid ve O’nun mutlak Uluhiyet ve Rububiyetini her alanda (inanç, amel, ahlak, toplumsal, bireysel, siyasal, ekonomik, değer ölçüsü, birey-devlet, devletdevlet, birey-birey ve toplum ilişkilerinde. . .) kayıtsız ve şartsız olarak kabul etmenin ifadesi olan “İslâm”ın herhangi bir noktada bir araya gelmelerinin imkansız olduğu bilinmelidir Esasen bu iki zıt kutbu temsil eden inanç ve hayat sistemlerinin her birisi ayrı bir ilaha ibadetin, ayrı bir ilahın dinini kabul etmenin yani ayrı varlıkları ilah edinmenin adı ve ifadesidir. Cahiliye sistemlerinde esas Şeytana ibadettir. İslâm’da esas Allah’a ibadettir: “Ey Ademoğulları! Şeytana ibadet etmeyin. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Ve bana ibadet edin diye size emir vermedim mi? İşte dosdoğru yol budur.” (2) Şeytana ibadet değişik şekillerde kendisini gösterebilir. Türlü türlü kimliklerle karşımıza çıkabilir. Fakat bütün cahili düzen ve sistemlerin ortak özelliği, Allah’ın dini dışında olmaktır. Allah’dan başka varlıkların uluhiyyetini yani onların teklif ettikleri inanç ve hayat düzenini, ahlak, felsefe, değer ve ölçüleri koyanları ilah kabul etmektir. Bütün bunlar ise, şeytanın telkinleriyle insanların karşısına çıkartıldığından dolayı son tahlilde “şeytana ibadet” etmeyi ifade ederler. Şeytanın insan kılıklı uşaklarının hükümlerini


“Sana indirilenlere de senden önce indirilenlere de iman ettiklerini ileri sürenlere bakmaz mısın ki, onu inkar etmekle emrolundukları halde Tağutun önünde muhakeme olunmak isterler. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla büsbütün saptırmak ister.” (3) Görülüyor ki İslâm ile Cahiliye arasında herhangi bir alanda bir araya gelmek, müşterek noktalarda buluşmak mümkün değildir. Çünkü mesele herşeyden önce itikadi olup ibadetle, uluhiyet ve rububiyet makamının kime tanınacağı ile ilgilidir. Durum bu derece ciddi olduğuna göre hayatın her alanında olduğu gibi, değer, yargı, ölçü ve yöntem alanlarında da İslâm’ın özüne ters düşecek bir şekilde cahiliye ile kesişmesinin ya da ortak zeminde, platformlarda buluşmasının düşünülemeyeceği açıkça anlaşılmaktadır. Haliyle cahili hareketin tam zıttı olan İslâmî Hareketin, cahili yöntemleri benimseyeceği de düşünülemez. Çünkü hedef ve maksatlar açısından da İslâm ile cahiliye arasında tam bir zıtlık, aykırılık ve ayrılık sözkonusudur. Kesin bilgiye (yakine) sahip olan mü’minlerin bu hususta olsun, başka hususlarda olsun cahiliyye’den bir şeyleri iğreti de olsa alamayacakları apaçık gerçekler arasındadır. “Onlar hâlâ cahiliye hükmünü (düzen, yönetim, yargı ve her türlü sistemini) mi arıyorlar? Yakin (kesin bilgi ki ancak vahiy bilgisidir) sahibi bir topluluk için hükmü Allah’tan daha güzel olan kimdir?” (4)

1. Nebevî Metodun Gereğini Vurgulayan Bazı Ayeti Kerimeler Şunu belirtmek gerekir ki, yüce Allah tarih boyunca gönderdiği bütün peygamberleri kendilerine itaat edilsin diye vazifelendirmiştir. Dolayısıyla peygamberlere iman etmek onlara itaat etmeyi de kaçınılmaz kılmaktadır. Nitekim, Peygamber (sav) Efendimize de itaat etmek emri Allah’a itaat emri ile birlikte verilmiş bulunmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere de itaat edin. . .” (5) Konu ile ilgili ve Hz. Peygambere itaati emreten, onun yolunu izlemeyi buyuran ayet-i kerimeler pek çoktur. Bunların ifade ettikleri ortak gerçek şudur: Müslüman için Rasulullah’ın uygulaması bağlayıcıdır. Rasulullah (sav)in herhangi bir konu ile ilgili sözlü, fiili ya da takrirî bir sünneti varsa, müslüman o hususta Rasulullah’dan başkasını örnek almak, ondan başkasının izinden gitmek yetkisine sahip değildir.

“Nebevi Metod” aslında hayatın genelini kapsayan bir disiplindir. Bununla birlikte, İslâmı hakim kılma sürecinde izlenmesi gereken yolu ifade etmek için özellikle bu tabiri seçmemizin sebebi şudur: Başka alanlarda Peygamberî metod tartışılmamakla birlikte ya da çok az tartışılmasına rağmen - özellikle bu alanda müslümanların kimi zaman ve zeminlerde peygamberî metodu gözardı etmek gafletini göstermeleridir. Bu yüce ve her alanda izlenmesi gereken metodun, özellikle bu alanda ihmal edilmemesi gerekir. İslâm adına, İslâmın hedeflerini gerçekleştirmek adına, yeryüzünde zulmü ve fitneyi kaldırıp Allah’ın adil düzenini uygulamak adına ortada olan ve varlık sebebini buna bağlayan bazı müslüman grupların; İslâm adına meydanda görülen pek çok cemaatlerin - sebebi ne olursa olsun - önemli hatalara düştüğü bu alanda; özellikle peygamberî metoda gereken önemin verilmesi kaçınılmazdır. Bu husus kaçınılmaz olduğu gibi, bu metodun genel ve karakteristik özelliklerinin de müntesiplerinin zihinlerinde belli bir açıklığa kavuşturulması da aynı şekilde kaçınılmazdır. Metodun belirgin kilometre taşlarını tesbite geçmeden önce, bu metodu izleme gereğini vurgulayan bazı hadisleri görmemiz yerinde olacaktır.

2. Nebevî Metodun Gereğini Vurgulayan Bazı Hadis-i Şerifler: Bilindiği gibi İslâm dininin temel kaynakları, Kitap (Kur’an-ı Kerim) ve Sünnet (peygamberimizin söz, uygulama ve takrirleridir. Yani, karşısında yapıldığı ya da yapıldığını haber aldığı halde itiraz etmediği hususlar)dır. Kur’an-ı Kerim’in bir harfinin bile bu şekilde Hz. Peygamber tarafından tebliğ edildiğinden en ufak bir şüphe yoktur. Bunun böyle olduğuna iman etmeksizin mü’min olunmaz. Peygamber efendimizin, Sünnet-i Seniyyesi de insanlık tarihinde başka hiç bir kimseye nasib olmamış bir şekilde günümüze kadar korunmuş, bu konuya yani Sünnet ile ilgili değişik alan ve ilimlere dair sayısız eserler yazılmıştır. Onun örnekliği kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için gereken şekil ve muhtevasıyla tazelik ve canlılığıyla, ilham kaynağı ve yol gösterici olmak özelliği ile muhafaza edilebilmiştir Zaten böyle olmasaydı, Kur’an’ın peygambere itaat etme emrini vermesi ve onun uyulmaya değer güzel örnek olarak sunulması bir anlam ifade etmezdi. Peygamber efendimiz şu hadisi şerifinde zaten bu büyük gerçeği dile getirmekte ve Allah’ın Kitabı ile Sünnet-i Seniyye arasındaki kopmaz ilişkiye dikkat çekmektedir: CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

kabul edip yönetim düzenlerine razı olup, boyun eğmek, onların koydukları değer ve ölçüleri kabul etmek, onları ilahlaştırmaktır. Tevhide ayıkırıdır, şirktir, iman ile bağdaşabilir bir amel değildir.

7


“Ben aranızda iki şey bırakıyorum. Onlara sarıldığınız sürece ebediyyen sapmayacaksınız; Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünneti.” (6) Bütün bu özel ve genel emir ve buyruklarla İslâm ve Nebevî Sünnet dışında kalan yöntemleri kabul etmek, onları uygulamaya koymak “Çağdaş Yöntem” diyerek bunu meşru göstermeye ya da “Çağdaşlığı” bir mazeret gibi görmeye kalkışmak mümkün olabilir mi? Yüce Allah çağlar boyunca bu ümmetin hangi problemlerle karşılaşacağını elbette biliyordu. Bunun içindir ki, İslâm son ve kâmil dindir. Hz. Muhammed (sav) de son peygamberdir. Ondan sonra semadan vahiy gelmemiştir ve artık gelmeyecektir. Bu aynı zamanda insanların buna ihtiyaçlarının kalmadığını da ifade eder. Yani İslâm eksiksiz ve son din olarak, insanlığın kıyamete kadar ortaya çıkacak bütün problemlerini çözecek bir yapıdadır. Hz. Peygamber’in Sünnet-i Seniyyesi de kıyamete kadar gelecek bütün insanların problemlerine cevap verebilecek bir seviye ve yeterliliktedir. İşte bundan dolayı Hz. Peygamber’in kıyamete kadar gelecek bütün müslümanlara, her alanda ve bu arada İslâmı hakim kılmak sürecinde izlenmesi gereken yol da dahil olmak üzere şu değişmez ve nihai emrini açıkça verdiğini görüyoruz: “Size Allah’tan korkmanızı, Habeşli bir köle dahi olsa (başınızdakini) dinleyip (ona) itaat etmenizi emrediyorum. Benden sonra aranızdan hayatta kalacak olanlar çokça ayrılıklar görecektir. Size benim Sünnetime ve benden sonra doğruya iletilen, Râşid halifelerin uygulamalarına bağlı kalmanızı emrediyorum. Buna sımsıkı sarılın ve (âdetâ) azı dişlerinizle kavrayın. Sonradan çıkan (dinde olmayan uydurma) şeylerden de çokça sakının. Çünkü sonradan çıkartılan her bir şey bid’attir. Her bid’at dalalettir.” (7)

B- Nebevî Metodun Belli Başlı Aşamaları

NEBEVÎ HAYAT

Bütün peygamberlerin Allah’ın kendileri için tayin ve tesbit ettiği sorumlulukları yerine getirmek ve istediği hedefleri gerçekleştirmek için izledikleri belli bir yöntemleri olmuştur. Bu yöntem tek düze bir yöntem değildir. Bunun karşı karşıya kalınan konum ve şartlara, gerçekleştirmek istenen hedefin yakınlık ve uzaklığına göre değişik görünümler arzetmesi mümkündür. Bu değişik görünümleri ya da tavır alışları, birbirinden ayrı ve kopuk halkalar olarak düşünmek yanlıştır. Aksine bunların birlikte ele alınıp hareket mantığına uygun olan sürece göre değerlendirmeleri halinde, mükemmel bir bütünün değişik halkalarını oluşturdukları görülür.

8

Peygamberler ya da onların izinden giden davetçilerin davet seyirlerine göz attığımız takdirde, kısaca şöyle bir durumla karşı karşıya kalırız: Önce peygamber ya da davetçi(ler) cahilî bir ortam içerisinde davetlerini açıklarlar. Ondan sonra bu davetlerin muhatabları tarafından kabul edilmesi için delilleriyle davetlerini ortaya koyup yaşanılan cahiliyyenin NİSAN’13

reddedilmesi ve ondan uzak kalınması gerektiğini açıklamaya çalışırlar. Peygamber ya da davet adamlarının etrafında daveti kabul edenler gittikçe artar. Arttıkça kurulu cahiliye için teşkil ettikleri tehlike de büyür. Cahiliyye, yeni davetin kendisi için tehlikeli boyutlara eriştiğini görünce veya varlığını tehdide yöneldiğini anlayınca, ya da hali hazırda olmasa bile gelecekte kendisi için tehlike teşkil edeceğini sezdiği takdirde, davet mensupları üzerinde baskı kurmaya çalışır. Bunun sonucunda daveti kabul eden kimseler cahilî düzenin türlü zulüm ve işkencelerine maruz kalırlar. Bu zulüm ve işkenceler sonucunda çoğunlukla cahiliyeden uzak, cahiliyenin egemenlik alanı dışında kalan mekanlarda Allah’ın dinini yaşamanın yolları aranır ve uygun yerin bulunması ile sistemli bir şekilde, her konuda olduğu gibi bu hususta da peygamberin rehberliğinde “Hicret” gerçekleşir. Hicretten sonra eğer hicret edilen yerde davetin devlet aşamasına gelmesi sözkonusu ise, çevredeki cahilî düzenler, devlet olan yeni davetin kendileri için bir tehlike teşkil etmeye doğru gittiğini görmeye başladıkları andan itibaren bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için, gerektiğinde savaşarak davetin sonunu getirmeye ve böylelikle cahilî varlık ve yapılarını tehdid eden bu yeni oluşuma son vermeye çalışırlar. Şimdi de her alanda rehber edinmekle, örnek almakla yükümlü olduğumuz, Allah’ın dini olan İslâm’ın son ve kâmil manasıyla nihai ve değiştirilemez, eksiltme ve ekleme kabul etmez şekliyle tebliğ edicisi Muhammed Mustafa (sav)’in siret ve risaletinde bu üç aşamanın bazı özellikleri üzerinde durmaya çalışalım:

1. Davet ve Tebliğ Aşaması “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (8) emriyle peygamberlik şerefine nail kılınan Muhammed Mustafa (sav) siret ve tefsir alimlerinin belirttiklerine göre üç yıl süre ile gizli gizli davette bulunmuş ve davetini yalnızca güvendiği, sırrını gizleyip açığa çıkarmayacağından emin olduğu kimselere götürmüştür. Bu süre zarfında Hz. Peygamber’in davetini omuzlayacak, egemen cahili düzenin her türlü zulüm, baskı ve yıldırmasına rağmen eriyip yok olmak şöyle dursun, en ufak bir sarsıntı geçirmeyecek ve hiçbir taviz vermeyecek bir taban, davetin bütün yükünü omuzlayabilecek nitelikli “sayıca az bile olsa” bir temel oluşturmaya gayret ettiğini ve bunda tam anlamıyla da başarı sağladığını görüyoruz. Üç yıl süren sözkonusu bu dönemin Urve b. EzZubeyr, Muhammed b. Şihab ve Muhammed b. İshak gibi siyreti çok iyi bilen ve tâbiinden olan ilim adamlarına göre sona erdiğini; “Emrolunduğunu açıkça bildir, müşriklerden de yüzçevir!” (9)


“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere de itaat edin. ...”(5) Konu ile ilgili ve Hz. Peygambere itaati emreten, onun yolunu izlemeyi buyuran ayet-i kerimeler pek çoktur. Bunların ifade ettikleri ortak gerçek şudur: Müslüman için Rasulullah’ın uygulaması bağlayıcıdır. Rasulullah (sav)in herhangi bir konu ile ilgili sözlü, fiili ya da takrirî bir sünneti varsa, müslüman o hususta Rasulullah’dan başkasını örnek almak, ondan başkasının izinden gitmek yetkisine sahip değildir.

(10)

gibi ayet-i

Davetin üç yıl süren ilk aşamasında davetin de gizli, teşkilatlanmanın ya da yapılanmanın da gizli olduğunu görüyoruz. Buna karşılık işaret edilen ayet-i kerimelerin ve benzerlerinin nuzulünden itibaren teşkilat ve yapılanmanın gizli tutulmakla birlikte davetin açıkça yapıldığını görüyoruz. Hicrete kadar uzayan bu dönemin karakteristik diğer bazı özelliklerini de şöylece sıralayabiliriz: 1. Önder şahsiyet olan Hz. Muhammed (sav)’den ayrı olarak onun izni ile muayyen bazı kimselerin - gerekli eğitimi gördükleri ve konumları göz önünde bulundurularak - zaman zaman açık ya da gizli davette bulunduklarını görüyoruz. Hz. Ebubekir, Abdullah b. Mes’ud gibi. . . 2. Yeni daveti kabul ederek cahiliyyeyi her şeyiyle reddedenler, müşriklerin kontrol ve denetimlerinden uzak yerlerde eğitilmekte, kabul ettikleri daveti hem öğrenmekte, hem yaşamaktadırlar. Bu eğitim ve yaşama, bir taraftan Daru’l-Erkam gibi muayyen yerlerde merkezi olarak gerçekleştirilirken; diğer yanda iman edip Daru’l-Erkam’a şu ya da bu sebepten dolayı gidemeyen kimselerin evlerine öğreticiler gönderilmek suretiyle de eğitimin yaygınlaştırılması yoluna gidildiğini görüyoruz. Hz. Ömer’in (ra) İslâm’ı kabul etmeyi kararlaştırdığı sırada, kız kardeşinin evinde Habbab b. Eret’in de onlara Tâhâ suresini öğretmek üzere orada bulunduğu misali gibi. 3. Belli bir dönemden sonra yani yeni dinin düzenleri için tehlike arzetme ihtimalini tesbit ettikleri andan itibaren, toplumsal ve ekonomik konumları itibariyle zayıf görülen müminlere müşriklerin işkence, baskı, zulüm ve tehditlere bulunduklarını görüyoruz. Amaç, iman edenleri kabul ettikleri yeni dinlerinden vazgeçirmekti. Yapılan bu işkence ve zulümler, sadece zayıf görülen bu müminlere münhasır kalmıyor, zaman zaman sosyal ve ekonomik güç itibariyle ileri seviyede olanları da içine alıyordu. Bunun sonucunda, Hz. Ebu Bekir bile dayak yemiş, hatta bir ara Mekke’yi terkedip çıkmak zorunda kalmıştır. Hz. Osman (ra) da Habeşistan’a göç etmek zorunda kalmıştır.Hiç şüphesiz, Hz. Peygamber de bu davetin önderi olarak en ağır baskı, zulüm ve hakaretlerle karşı karşıya kalmıştı.

Fakat bütün bu zulüm ve baskılara rağmen zaman zaman mecbur kalınan münferid bazı olaylar dışında - sabır ve metanetin muhafaza edilmesine önem verildiğini ve özellikle bu konuya dair emir ve tavsiyelerde bulunulduğunu görüyoruz. Bunun çeşitli amaç ve hikmetleri arasında şunları sayabiliriz: Sabır ve sebat ile müminlerin iman, azim ve dirençlerinin gittikçe artması; cahili düzenin baskılarına karşılık beklediği tepkilerle karşılaşmaması üzerine ne yapacağını kestirememesi ve kimi zaman bu derece aşırı zulümle kendi taraftarlarını da kaybetmek durumuna gelmesi; cahiliyyenin gittikçe çözülüp gücünü, konum ve tavırlarındaki kararlılık ve tutarlılığını yitirmesine rağmen, müminlerinher geçen gün daha bir derlenip toparlanmak, sayısal olarak ve manevi güç itibariyle artıp çoğalmak fırsatını elde etmeleri gibi. . . Bütün Mekke dönemi boyunca müslümanların karşı karşıya kaldıkları sıkıntı, baskı ve zulümlerin Peygamberî davetlerde karşılaşılanlardan istisna teşkil eden herhangi bir yönü yoktur. Önceki davetlerde de benzeri durumlarla karşı karşıya kalındığı gibi, aynı davaya talip olunması halinde sonraki dönemlerde de iman edenlerin benzeri durumlarla karşılaşmaları kaçınılmaz olacaktır: “İnsanlar ‘iman ettik’ demeleriyle imtihan olunmadan bırakılıverileceklerini mi sandılar? Andolsun onlardan önce geçenleri biz imtihan etmişizdir.” (11)

2. Hicret Önceki peygamberlerin davet ve tebliğlerini tetkik ettiğimizde belli bir süre sonra egemen cahili düzenlerin, peygambere ve davete iman edenlere türlü zulüm, baskı ve işkenceler yaptıklarını görürüz. Bu, esasında davetlerin seyri ile ilgili olarak Allah’ın koyduğu bir sünnettir. İnanmayanların, müslümanları - güçleri yetecek olsa - dinlerinden çevirinceye kadar savaşacaklarını Kur’an-ı Kerim bizlere kesin bir dille ifade etmektedir. Çünkü İslâm’ın varlığı, İslâm’a ve müslümanlara karşı olanların kinlerini harekete geçirmek için yeterlidir. Bundan ayrı olarak onları dinlerinde “fitne”ye ve küfrün sayısız şekillerinden birisine düşürebilmek için ellerinden gelen herşeyi yapacaklardır. Çünkü yeryüzünde müslüman bir topluluk var oldukça batıl düzenlerini sürdürebileceklerine haklı olarak güvenemezler. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

“Pek yakın akrabalarını korkut!” kerimeler ilan etmiştir.

9


Hz. Şuayb (as) kavminden olup iman etmeyi istikbarlarına aykırı görenler, Hz. Şuayb’a kendisine iman edenlerle birlikte ülkelerinden çıkartmak tehdidinde bulunduklarını görüyoruz. Onlara sundukları ikinci seçenekleri ise gerisin geri egemen düzenin cahili dinine dönmeleri idi. Hz. Şuayb’ın iman edenlerle birlikte dinlerinden geri dönmeyi red edecekleri ise apaçık bir durumdu. “O inkar edenler peygamberlerine; muhakkak sizleri ya yurdunuzdan çıkaracağız yahud muhakkak dinimize döneceksiniz demişlerdi. . .” (12) Fir’avn da başkaları da, iman edenlere tek bir sebepten dolayı zulm, baskı ve işkence yapar, hapis ve öldürme cezalarına çarptırırlar. Bu, müminleri imanlarından geri çevirmek arzusudur. İşte iman edip cahiliyyeyi ve egemen düzeni red eden, Allah’ın uluhiyetine boyun eğip İslâm dışı her türlü düzene başkaldıran “iman kadrosuna” yapılan zulüm ve baskılar had safhaya geldiği takdirde, müslümanlar için “hicret kapısı” açık tutulmuştur. Hicret, eğer Dâru’-İslâm mevcut ise, oraya yapılır, değil ise müslümanın dinine ya da dininden dolayı kendisine veya yakınlarına gelebilecek zararlardan uzak kalabileceği bir yere gitmek şeklinde olabilir. Birinci şekle Darul İslâm olduktan sonra Medine’ye hicreti, ikinci şekle de ondan önce yapılan Habeşistan’a hicretleri örnek olarak göstermek mümkündür. Hicret, Hz. Peygamber’in hayatına münhasır ve ona has bir olay değildir. Geçmişte de müminler akidelerini korumak ve daha rahat, özgür bir şekilde inançlarının gereğini uygulamaya koyabilmek için çeşitli hicretlerde bulunmuşlardır. Yüce Allah bizlere - gerektiğinde - dinini yaşamak ve yaymak amacıyla Hz. İbrahim’in, Rabbi için hicret ettiğinden söz etmektedir. Gerektiğinde biz de kendisini örnek alalım diye.

NEBEVÎ HAYAT

Kur’an-ı Kerim’in kendilerinden “Rablerine iman eden genç yiğitler” diye söz ettiği Ashab-ı Kehf de dinleri üzerindeki baskılardan uzak kalmak amacıyla toplumlarından ayrılmışlardır.

10

Hz. Musa’nın ve bazı peygamberlerin de hayatlarında da hicret önemli bir yer tutmaktadır. Peygamber efendimizin ve yüce ashabının hayatında ise hicret olayı o kadar belirgin ve açıktır ki, bunun siretteki yerine ve önemine dair herhangi bir açıklamaya gerek bile yoktur. Kur’an-ı Kerim’de olsun, Peygamber efendimizin siretinde olsun, hicreti emir ve teşvik eden buyruklar oldukça çoktur. Yerini, yurdunu, işini, gücünü, malını, mülkünü ve hatta çoluk çocuğunu bırakıp hicret eden bir kimsenin dünyevî maslahat ve maişeti yüce Rabbimizin garantisi altındadır. NİSAN’13

“Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek, barınacak birçok yerler de bulur, genişlik de bulur. Kim evinden, Allah ve Rasulüne muhacir olarak çıkıp da sonra kendisine ölüm yetişirse, artık onun mükafatını vermek Allah’a düşer.” (13)

3. Cihad Aşaması Gerek İslâm’ın hedeflerinin gerçekleştirilmesi gerekse İslâm toplumunun gereği gibi korunabilmesi için cihad, İslâm devlet politikasının en vazgeçilmez ilkelerinden bir tanesidir. Çünkü İslâm devleti ancak cihad sayesinde ayakta durabilir, mazlumlar üzerindeki zulüm ve baskılara son verilebilir ve ancak cihad sayesinde İslâm’ın öngördüğü hedef olan yeryüzünden fitnenin kaldırılması ve dinin yalnızca Allah’a ait olması hedefi gerçekleştirilebilir. Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamber Efendimizin siretine göz attığımız takdirde cihadın değer ve önemini daha iyi kavrayabiliriz. İslâm’ın cihadı öngörmesini üç önemli sebebe bağlayabiliriz: 1. Müslümanların vaktiyle maruz kaldıkları zulme ve hali hazırda devam eden tehlikelere karşı cihad: Aşağıdaki ayet-i kerime bu hallerde cihadı uygun ve yerinde bir davranış olarak değerlendirmekte, hatta Allah’ın yardımı vadinde bulunarak destekleyip teşvik etmektedir. “Kendileriyle savaşılan (mümin) kimselere zulme uğratıldıklarından dolayı (savaşa) izin verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir. Onlar ki, yurtlarından haksız yere ve ancak ‘Rabbimiz Allah’dır’ dedikleri için çıkarıldılar. . .” (14) 2. Cihadın ikinci önemli sebebi, İslâm ülkesi sınırları dışında yaşayan ve zulme maruz kalan müslümanlar üzerindeki baskı ve zulümlerin ortadan kaldırılmasıdır. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar ve bize katından bir yardımcı, katından bir veli yolla” diye dua eden zaafa uğratılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (15) 3. Yeryüzünde fitnenin kaldırılıp dinin yalnız Allah’ın olmasının sağlanması. Fitne önceden de açıklandığı gibi özellikle inançları dolayısıyla insanlar üzerinde baskı kurmak demektir. Cahiliyyenin tutum ve davranışını belirleyen ya da etkileyen her türlü yapı ve düşünce bir “fitne”dir. Ve İslâm’ın cihad için belirlediği, müslümanlar için tayin ettiği ‘nihai’ hedef gereği ortadan kaldırılmalıdır. İşte bu hedefi belirleyen emredici buyruklar: “Fitne kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (16)


“Fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. . .” (17)

kısmen ya da tamamen değişiklikler yapmak yoluna gitmesi düşünülemez.

“Dinin Allah’ın olmasının anlamı ise; bütün insanların İslâm’ın egemenliği altına girmesi demektir. Eğer insanlarla İslâm arasında engeller varsa ve eğer bu engeller insanların Allah’ın dinini tanımalarını ve bu dine bağlanmalarını önlüyor ise, “Dinin Allah’ın olması”nın önünde ortadan kaldırılması gereken engeller vardır demektir. Eğer bütün insanlık İslâm’ı engelsiz tanımak ve hür iradesiyle istediği takdirde İslâm’ı kabul etmek ya da herhangi bir baskıya maruz kalmaksızın dilediği başka bir inanca sahip olmak imkanını elde etmemişse, “Din bütünüyle Allah’ın değil demektir. Ve bu, müslümanların bu hedefi gerçekleştirmek için cihadı sürdürmeleri gerektiği anlamına gelir. Bu hedef gerçekleştikten sonra müslümanların bu konumu korumak için gereken dikkat ve uyanıklığı göstermeleri ve “Allah’ın nurunu tamamlanmış hali” ile korumayı sürdürmeleri gerekir.

5. İslâmi Hareket, davet, tebliğ ve hedefleri itibariyle anlaşılır ve açık-seçiktir. İnsanların hoşuna gitmek ya da birtakım odaklara yaranmak gayesi ile hakikatleri değişik şekillerde ya da değiştirerek sunmaz. Özü insanlara ait ve beşeri olan bir takım tezleri “İslâmi Kavramlarla adlandırarak - İslâmi kavramları heder etmez. Ayrıca beşeri olan kavramlara da, zorlayarak İslâmi yorumlar getirmek gafletini göstermez.

Bütün bu açıklamalardan elde edilen bazı sonuçları maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz. 1. İslâmi Hareket ve bu hareketin izlemek zorunda olduğu metod vahye dayanır. Beşerî düşüncelerin, heva ve heveslerin bunda herhangi bir müdahalesi yoktur. Vahiy belirleyici biricik esastır. 2. İslâmi Hareket en büyük “fıtri gerçek” olan tevhidi esas alır. Tevhidi gereği gibi anlatıp onu fert ve toplum hayatının dinamik ve yönlendirici gücü kılmak İslâmi hareket için vazgeçilmezdir. Kaldı ki, fıtrat ve kainatın yapısındaki ve işleyişindeki ahenk de bunun böyle olmasını gerektirir. 3. İslâmi Hareket, İslâmı hakim kılmayı hedef alır. Çünkü insanın hem kendisiyle, hem kainatla uyum halinde yaşayabilmesi, hemcinsleriyle ve çevresini saran varlıklarla çatışmayıp barış içerisinde varlığını sürdürebilmesi İslâm’ın hakim olmasına bağlıdır. İslâm’ın hakimiyetini kabul etmeyen bir insan aynı zamanda herşeyin sahibi ve Rabbi olan Allah’a da karşı gelmiş olur; barış ve huzurun kendisi olan “İslâm”ın Allah’a teslimiyeti esas olan temel esprisine ters düşer. Doğruyu gösteren biricik önderler olan peygamberlerin gösterdiği yolun da dışına çıkmış olur. 4. İslâmi Hareket, doğruya dayalı olur. Kaynağı haktır. Beşeri değil Rabbanidir. Bu özelliklere sahip tek harekettir. Dolayısıyla bu hareketi beşeri kaynaklı herhangi bir hareketle sentezci ve uzlaşmacı yaklaşımlara girmeyi kabul etmez. Çünkü İslâmi Hareket esas itibariyle semavi olan fakat zamanla hak yoldan uzaklaşan bütün hareketlerin, beşer kaynaklı hareket ve ideolojilerle sentezci ve uzlaşmacı yaklaşımları kabul etmekle birlikte dejenere olduklarını bilir; “hak” olmak özelliğini yitirmiş “batıl” dinler arasına katıldığına inanır. O bakımdan İslâmi Hareketin hedef ve metodlarında

7. İslâmi Hareketin Nebevi Metoda uygun olması ve bu metoda ters düşmemesi bir ibadettir. İbadetlerde aslolan ise vahye uygunluktur. Dolayısıyla İslâmi Hareket’in, Nebevi Metodu kısmen ya da tamamen terk etmesi mümkün görülemez. Çağdaş cahili yöntemleri benimsemesi düşünülemez. 8. Nebevi Hareket evrenseldir. Yani çağlar boyunca bütün beşeriyet özellikle iman edenler, İslâm’ı egemen kılmak - egemen ise bu durumu sürdürmek için Nebevi Metodu izlemekle yükümlüdür. 9. Nebevi Hareket eksiksizdir. Bu hareket hedef ve yöntemiyle bir bütündür. Hareket yönteminde herhangi bir kusur sözkonusu değildir. Din kemale erdirildiğinden dolayı, her çağdaki insanların konumlarını, tavır ve hareketlerini belirleyecek esas ve ilkelere tam anlamıyla sahiptir. 10. Nebevi Harekette Nebevi metodu izlemek ihtiyari değildir; bir zorunluluktur. Yüce Rabbimizden müslüman olarak yaşamayı, müslüman olarak can vermeyi ve nebilerle, salihlerle, sıddıklarla şehidlerle birlikte haşredilmeyi niyaz ederiz. “Onlar ne güzel dostturlar. . .” (18) -----------------------------------------------------------------------1) Tirmizi, ilim, 16; Ebu Davûd, Sünne, 6. 2) Yasin, 36/60. 3) Nisa, 4/60. 4) Maide, 5/50. 5) Nisa, 4/59. 6) Muvatta, Kader, 3. 7) Tirmizi, ilim, 16; Ebu Davûd, Sünne, 6. 8) İkra, 96/1. 9) Hicr, 15/94. 10) Şuara, 26/216. 11) Ankebut, 29/2-3. 12) İbrâhim, 14/13. 13) Nisa, 4/100. 14) Hac, 22/39-40. 15) Nisa, 4/75. 16) Bakara, 2/193. 17) Enfal, 8/39. 18) Nisa, 4/69. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Sonuç

6. İslâmi Hareket, mümkün olan azami boyutlarda cahiliyyeden, soyutlanmayı esas alır. İslâmi ahlakı esas olan ilişkilerin gerektiğinde hicret ile bu soyutlanmanın imani-kalbi boyuttan fikri ve bedeni boyuta doğru yol almasını sağlar ve bunun her aşamada aktif bir şekilde ortaya çıkmasını ister.

11


Kapak Gündem

Nedim Bal

ALLAH’IN RAZI OLDUĞU YOL

NEBEVÎ HAYAT

Y

12

aşadığımız dünya üzerindeki tüm beşeri sistemlerin görünür eseri olan FİTNE’nin yani; küfür, şirk ve zulmün egemenliğine son verip, bu batıl sistemlerin yerine Allah’u Teâlâ’nın ilim, adalet ve merhametinin eseri olan yüce İslam Şeriatı’nın hâkim olmasını canı gönülden istemek, bunun hayali ile yaşamak, bu yolda gece gündüz demeden bütün imkânlarımızı seferber edip çalışmak “Ben Müslümanım” iddiasında bulunan her insanın en büyük görevidir. Bu husus bir fazilet veya müstehab değil, aksine bir akide, bir iman meselesidir. “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal, 39) “Müminler ancak Allah’a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat, 15) İslam ümmetinin imanlı ve duyarlı insanları arasında, yeryüzünden fitnenin kaldırılıp Allah’ın biricik ŞERİATI’nın hâkim kılınması hususunda bir fikir ayrılığı yoktur. Fikirlerin ayrıştığı nokta, İSLAM’ın insanda ve toplumda hayat bulması, yaşanması ve yeryüzüne hâkim olması sürecinde izlenmesi gereken yol, takip edilmesi gereken metot/yöntem üzerindedir. Yani amaçta birlik vardır. Fakat amaca götürecek yöntem üzerinde maalesef bir fikir birliği yoktur. İslam’i cemaatlerin amaçlarının bir, fakat yöntem ve usullerinin birbirinden çok farklı oluşu –hatta yer yer İslam inanç ve ibadet esaslarına ters oluşu– Ümmeti Muhammedi dünya üzerinde zayıflatmış, çaresiz ve güçsüz koNİSAN’13

numuna düşürmüştür. Öyle ki bir buçuk milyar İslam âleminin (!) toprağı, canı, malı, namusu emperyalist Amerika ve Avrupa ile Siyonist İsrail’in iki dudakları arasından çıkacak “Merhamet” kelimelerine mahkûm olmuştur. Bu en büyük zillet ve aşağılanmadır. Rasulullah (sav)’in dili ile “Bugün yerin altı, yerin üstünden daha hayırlı” hale gelmiştir. Amaca ulaşma noktasında birbirine zıt olan bu metot/yöntem farklılıklarının en büyük sebebi; beşeri sistemlerin ortaya koyduğu ve öğrettiği “Başarı ve Zafer” mantığıyla düşünmemizdir. Ümmet olarak, gerçek başarı ve zaferin, şartlar ne olursa olsun Allah’ın dinini yaşamak ve bu uğurda Müslüman olarak ölmek olduğunu anladığımız gün bu fikir ayrılıklarının da sonu gelecektir inşallah. Bu dinin mensuplarının izlemesi gereken yol, takip etmesi gereken metot/yöntem kişilerin aklına ve hislerine terkedilmiş basit komplo teorilerinden ve zanlardan oluşan yöntemler olamaz. Bu din sadece akla, mantığa, hislere ve değişen konjektörel şartlara göre şekil alan ve yaşanan bir din değildir. Bu dinin, insan, toplum ve dünya üzerindeki değişim (iman), gelişim (Davet/Hicret) ve hâkimiyet (Cihad) aşamalarında izleyeceği kendine özel metodu vardır. Dolayısıyla İslam’i cemaatlerin, yeryüzünden küfrü, şirki ve zulmü yok edip, bunun yerine Allah’ın yüce dini İslam’ı hâkim kılmak için yapacakları kutlu mücadelenin hareket stratejisini, içinde yaşadığımız beşeri sistemlerin bize dayattığı ve gösterdiği yöntemler belirleyemez. Bu dinin; inanç, ibadet, ahlak, muamelat ve ukubat


talip olmaktır. (Al’i-İmran, 196,197), (Şuara, 109,110), (Tevbe, 8,55), (Taha, 131) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’ın hükmünden yüz çevirmiş, şirke, küfre ve azgınlığa dalmış bir toplumdan tamamen uzak olduğunu açıkça bildirmek ve safları ayırmaktır. (Mümtehine, 4) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’a, O’nun peygamberine, gönderdiği şeriata karşı düşmanlık eden, alaya alan ve Müslümanlara zulmeden kimseleri sevmemek, onları dost edinmemek ve onlara yanaşmamaktır. (Mücadele, 22), (Tevbe, 23), (Hud, 113) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’a, peygamberine ve İslam’a karşı düşmanlık göstermeyen, Müslümanlara elleriyle veya dilleriyle eziyet etmeyenlere karşı adaletli davranmak ve iyilikte bulunmaktır. (Mümtehine, 8) Peygamberi hareket yöntemi; İzzeti, şerefi ve üstünlüğü; kâfirlerin, münafıkların, zalim ve günahkârların safında değil, Allah’ın, peygamberin ve müminlerin yanında aramaktır. (Nisa, 139), (Münafikun, 8) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’ın dinini küçümseyip alay eden, müminleri Allah’ın şeriatından saptırmak isteyen, toplumu Allah’ın kanunlarıyla değil kendi koydukları kanunlarla yöneten, Allah’ın dinine göre yaşamak ve yönetilmek isteyen müminleri hapishanelere dolduran kâfir, zalim ve münafık idarecileri dost, yönetici, vekil edinmemek ve onlarla ebediyen uzlaşmamaktır. (Mümtehine, 9), (Maide, 55,57), (Al’i-İmran, 28), (Kalem, 8,9,10) (İsra, 73,74,75) Peygamberi hareket yöntemi; lanetlenmiş Yahudileri, sapıtmış Hristiyanları ve Allah’a ortak koşan müşrikleri dost, sırdaş, kardeş edinmemektir. (Maide, 51,57,81) Peygamberi hareket yöntemi; kâfirlerin, zalimlerin, günahkârların; mal, makam, şöhret ve şehvet tekliflerini reddetmek, bu uğurda onların isteklerini yerine getirmektense zindana girmeyi daha güzel görmektir. (Yusuf, 33) Peygamberi hareket yöntemi; Müslümanların kusurlarını araştırmamak, zanlarla hareket etmemek ve onları arkalarından çekiştirmemektir. (Hucurat, 12) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’a ihlasla yönelmek, O’nun rızasına ulaştıracak amellerle meşgul olmaktır. (A’raf, 29), (Kehf, 28), (İbrahim, 23), (Hicr, 19) Peygamberi hareket yöntemi; dünya hayatından, onun gösteriş ve zevklerinden uzaklaşmak ve ahireti arzulamaktır. (Ankebut, 64), (Hud, 15,16), (Duha, 4) Peygamberi hareket yöntemi; hayatı, sadece ve sadece Allah için yaşamak ve Allah için ölmektir. (En’am, 162) Peygamberi hareket yöntemi; insanları iyiliğe çağırmak, Allah’ın emrettiklerini emretmek, yasakladıklarını da yasaklamaktır. (Al’i-İmran, 114), (Lokman, 17) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’ın, Rasulü’nün, İslam’ın ve Müslümanların, görünür, görünmez düşmanlarına karşı güç ve kuvvet hazırlamaktır. (Enfal, 60) Peygamberi hareket yöntemi; batıl düzenlerin, rejim ve ideolojilerin egemenliğine, sömürülerine, zulümlerine son vermek için dille, malla, canla cihad etmektir. (Tevbe, 29,38,39,41,73), (Furkan, 52), (Hucurat, 15) Allah’ın selamı peygamberlerin yoluna tabi olanların üzerine olsun… CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

esasları yüce Allah tarafından belirlenmiş, bildirilmiş ve din tamamlanmıştır. Aynı şekilde bu yüce esasların, insanda ve toplumda nasıl yaşanması ve yaşatılması, yeryüzüne nasıl hâkim kılınması gerektiğinin yöntemi yine yüce Allah tarafından belirlenmiş, bizzat Allah’ın elçisi sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in şahsında örnekleştirilerek bu ümmete bildirilmiş ve böylece Din kemale ermiştir. “And olsun ki, Allah’ın Rasulünde, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) “Bugün dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım. Ve din olarak size İslam’ı seçtim.” (Maide, 3) Bu sebeple, İslam’i cemaatlerin hareket stratejilerini belirleyecek yöntemin Rabbani bir yöntem olması gerekmektedir. Bu Rabbani yöntemi şekillendiren iki temel unsur ise, İslam’ın inanç esasları ve helal-haram hudutlarıdır. Şanı yüce Allah’ın belirlediği, peygamberlere ve müminlere uyulmasını emrettiği bu Rabbani yöntemin adı; PEYGAMBERİ HAREKET YÖNTEMİ/METODU ’dur. “Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan saptırır.” (En’am, 153) “Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin yolu da budur. Bizim yolumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın”(İsra, 77) “O halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğu gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) Rabbani olan peygamberi hareket metodu/yöntemi, somut ve pratik hakikatleri içerisinde barındıran ve bunu aktif eyleme dönüştüren bir yoldur. Bu aktif eylemselliğin hedefinde ise fert ve toplum vardır. Fertlerde başlayan değişim, toplumun değişimine, toplumun değişimi ise yeryüzünün dönüşümüne vesile olacaktır. İşte tam bu noktada rabbani olan peygamberi hareket yönteminin bu değişim ve dönüşüme yönelik net mesajları ve eylem çağrısı şudur; Peygamberi hareket yöntemi; tüm insanları, açık ve net şekilde Allah’ın birliğine, sadece ve sadece O’na kulluğa/itaate çağıran bir yoldur. (Yunus, 104), (A’raf, 59), (Enbiya, 25),(Maide, 92), (Enfal, 20), (En’am, 102), (Tevbe, 71), (Rad, 18), (Al’i-İmran, 64) Peygamberi hareket yöntemi; insanları şirkten sakındırmaktır. (Nisa, 36.48.116), (A’raf, 33), (En’am, 14) Peygamberi hareket yöntemi; insanları, cahili düzenlere, beşeri ideolojilere, kurumlara, teşkilatlara, partilere, şahıslara değil, sadece ve sadece Allah’a, O’nun yoluna, gönderdiği kitaba ve bildirdiği şeriata uymaya çağıran yoldur. (Maide, 49), (Fussilet, 33), (Yusuf, 108), (Casiye, 18) Peygamberi hareket yöntemi; tüm insanları eğmeden, bükmeden, gizlemeden açık ve net şekilde kâfirlere, tağutlara, müşriklere itaatten ve onların yoluna uymaktan sakındırmaktır. (Zümer, 17), (Al’i-İmran, 149), (Furkan, 52), (Ahzap, 1) Peygamberi hareket yöntemi; Allah’ın dini ile hükmetmeyen egemen güçlerin elindeki dünyalıklara, makamlara, mevkilere değil, Allah’ın rızasına ve cennete

13


Kapak Gündem Mahmut Varhan

GAYENİN DE VESİLENİN DE MEŞRÛ OLMASI GEREKİR

D

in’i mübin’i İslam’ı kemâle erdiren Allah’a hamdolsun. Yüce İslam dininin

nasıl hâkim kılınacağını hayatları ile bizlere gösteren rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya, onun yolunu mükemmel bir şekilde sürdürerek diyarları fetheden güzide ashabına, pak âline ve kıyamete kadar bu sıratı müstakim üzerinde yürüyen mü’minlere salât ve selam olsun. Allah Teâlâ’nın, Şeriat’ı Ğarrayı bize göndermesinin gayesi, onun bütün dinlere galip gelmesi ve insanların hayatlarına hâkim olmasıdır. Zulüm ve fitnenin yeryüzünden kalkması ve bütün insanlığın Allah’ın rahmetine ve ilâhi adalete kavuşmasıdır. Bu bütün müslümanlar tarafından bilinen en temel hakikatlerden birisidir. Bu konudaki pek çok ayeti kerimeden sadece bir tanesini arz etmekle ye-

NEBEVÎ HAYAT

tinelim: “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek

14

isterler. Hâlbuki Allah -kâfirler hoş görmese bile- kendi nurunu tamamlayacak olandır. O, peygamberini hidayet ile ve hak din ile gönderendir. Çünkü onu -müşrikler hoş görmese bilebütün dinlere üstün kılacaktır.” (Saf: 8-9) NİSAN’13


İrbad b. Sariye’nin rivayet ettiği hadiste de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “...Muhakkak ki benden sonra yaşayanlarınız pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Böyle bir durumda benim sünnetime ve hidayete erdirilmiş raşid halifelerin sünnetine yapışınız, azı dişlerinizle (bütün gücünüzle) bunu ısırın (buna sarılın). Sonradan ihdas edilecek işlerden/bid’atlerden sakının. Muhakkak her bir bid’at dalâlettir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de

tedir. Bu makalemizdeki maksadımız bunu beyan

şöyle buyurmaktadır: “Her bir peygamber sadece

etmek değil, bunun bizim için bağlayıcı olduğunu

kendi kavmine gönderilirken, ben bütün insanlara gön-

açıklığa kavuşturmaktır. Ancak burada şunu hemen belirtelim ki, pey-

Yine Rib’i b. Âmir radıyallahu anhu bu yüce

gamber efendimizin hayatını gözden geçiren kim-

gayeyi, Pers imparatorluğu genelkurmay başkanı

senin karşılaşacağı hakikat şudur: Onun hayatı,

Rüstem’e karşı şöyle ilan etmişti: “Dilediği kimse-

en kalın hatlarıyla belirtilmesi gerekirse tebliğ-

leri kullara kulluktan Allah’a kulluğa, dünyanın

davet, hicret ve Allah yolunda cihad etmekle

darlığından dünya ve ahiretin genişliğine, dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine çıkaralım diye Allah Teâlâ bizleri gönderdi.”2

özetlenebilir. İşte müslümanlar da bu nebevi hareket metoduna tâbi olmakla mükelleftirler. Biz Müslümanlar, “Gayenin meşrû olması, vesileyi

İşte bu gaye Rabbani olduğu gibi, bu gayeyi

de meşrû kılar” şeklindeki bâtıl kaideye ve türlü

gerçekleştirmenin ve Allah’ın kelimesini/sözünü

bid’atlerin ve sapmaların menşei olan zalimâne

en yüce kılmanın yolu ve yöntemi de Rabbani

kurala uyarak, kendi kafamızdan yöntemler uy-

olmak durumundadır. İslam şeriatı ilâhi olduğu

duramayız. Teessüfle belirtelim ki bugün birçok

gibi, onu hâkim kılmanın metodu da ilâhidir. Se-

camiâ bu bâtıl kaidenin kurbanı olmuştur. Bu ca-

mavi olan bu din’i mübin, Allah’ın kitabına ve

mialar, ilâhi din olan İslam’ı hâkim kılmak için,

Rasûlullah’ın sünnetine dayanmayan beşeri yön-

İslam ile taban tabana zıt olan demokratik yön-

temlerle tahkim edilemez. Necaset ve pislik olan

temleri kullanmaktadırlar. Neticede İslam’dan

küfür, şirk ve fitne; yine necaset olan demokratik

uzaklaşmaktadırlar. Allah Teâlâ bizleri sap-

yöntemlerle yıkanıp temizlenmez. Aksine necaset

maktan muhafaza eylesin.

katlanarak artar ve iyice her tarafa yayılır.

Şimdi de şeriatın belirlemiş olduğu bu yüce

Esasen şeriatın sahibi Allah Teâlâ olduğu

gayeyi gerçekleştirmek için yine şeriat tarafından

gibi, bu şeriatı yeryüzüne hâkim kılmanın yo-

belirlenmiş bulunan vesileye, nebevi hareket

lunu da Allah Teâlâ beyan etmiştir. Bu konuda bizleri muhayyer bırakmış değildir. Şeriatını Kitab’ı Kerimi ve peygamberinin sünnet’i seniyyesi ile beyan eden Allah Teâlâ, onu hâkim kılmanın yöntemini de peygamberlerinin hayatları ve özellikle peygamber efendimizin sireti ile ortaya koymuştur. İşte bundan dolayı biz müslümanların,

menhecine tâbi olmakla mükellef olduğumuzun bazı delillerini serdetmeye çalışalım: 1- Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “... Bugün, dininizi kemâle erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı seçtim...” (Mâide: 3)

peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatını

Hafız İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle de-

bütün safhaları ile çok iyi bilmemiz ve onun ha-

mektedir: “Bu, Allah Azze ve Celle’nin bu ümmete

reket metodunu çok iyi kavramamız gerekmek-

olan en büyük nimetidir. Zira Allah Teâlâ onlar CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

derildim.”

1

15


Biz müslümanların vazifesi, her konuda Allah’ın elçisine tâbi olmaktır. Namazımızı onun namazı gibi kıldığımız, haccımızı onun haccı gibi yaptığımız, zekatımızı onun öğrettiği şekilde verdiğimiz ve orucumuzu onun tuttuğu ve öğrettiği şekilde tuttuğumuz gibi; davetimizi ve cihadımızı da onun davet ettiği ve cihad ettiği gibi yapmalı ve İslam dinini hâkim kılmaya çalışırken takip edeceğimiz yöntemde sadece onu kendimize örnek almalıyız. Aksi takdirde Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaya gayret ederken, Allah’ın gazabı ile karşı karşıya kalırız. Bizler Allah’ın gazabından O’nun rızasına sığınırız. için dinlerini kemâle erdirmiştir. Artık onlar ne

tâbi olması gerekir. Şeriatın ahkâmı, emir ve ya-

ondan başka bir dine ve ne de peygamberleri sal-

saklarıyla bütün bu ameller üzerinde hâkimdir.

lallahu aleyhi ve sellem’den başka bir peygambere

Dolayısıyla her kimin ameli şeriatın hükümlerine

ihtiyaç duymazlar. İşte bundan dolayı Allah Teâlâ

uygun olursa, onun ameli makbul olur. Her kimin

onu peygamberlerin sonuncusu kılarak, hem in-

de ameli şeriatın hükümlerinin haricinde kalırsa,

sanlara hem de cinlere göndermiştir. Artık helal, sadece onun helal kıldığı; haram, sadece onun haram kıldığı ve din de sadece onun şeriatıdır.”

3

Dolayısıyla onun zamanında dinden olan şeyler bugün de dinden olup, onun zamanında dinde bulunmayan şeyler de bugün de dinden değildir. İnsanlar onun zamanında ne ile ve hangi yöntemle ıslah olmuşlarsa, bugün de aynı şekilde ve aynı yöntemle ıslah olabilirler. Din’i mübin kemâle erdiği için ilave hiçbir şeyi -gaye olsun vesile olsun- kabul etmez. Çünkü ilaveler onun -hâşâeksik olduğunu gösterir ki; bu da Allah Teâlâ’nın bu ayetinin -hâşâ- hakikati yansıtmadığını gerektirir. Böyle bir vehimden Allah’a sığınırız. 2- Hz. Âişe radıyallahu anha’nın rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Her kim bizim bu işimizde (din ve şeriatımızda), onda bulunmayan bir şeyi ihdas edecek olursa; o reddedilmiştir.” İmam

NEBEVÎ HAYAT

Müslim’in bir rivayeti ise şöyledir: “Her kim bizim

16

emrimize (din ve şeriatımıza) uygun olmayan bir amel işleyecek olursa, o reddedilmiştir.”4

onun ameli de merdud olacaktır.”5 İrbad b. Sariye’nin rivayet ettiği hadiste de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “...Muhakkak ki benden sonra yaşayanlarınız pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Böyle bir durumda benim sünnetime ve hidayete erdirilmiş raşid halifelerin sünnetine yapışınız, azı dişlerinizle (bütün gücünüzle) bunu ısırın (buna sarılın). Sonradan ihdas edilecek işlerden/bid’atlerden sakının. Muhakkak her bir bid’at dalâlettir.”6 İbni Receb şöyle demektedir: «Bid’at: Sonradan ihdas edilip, şeriatta kendisine delalet eden herhangi bir aslın/delilin bulunmadığı her şeydir. Fakat şeriattan kendisine delalet eden bir aslın/delilin bulunduğu şeyler ise, her ne kadar (sonradan ihdas edildiği için) lügat açısından bid’at denilse de şer’an bid’at değildir.” “Muhakkak her bir bid’at dalâlettir” bölümü ise, özlü ve kapsayıcı sözlerden olup; hiçbir şey bunun haricinde kalmaz. Bu, dinin temel kaidelerinden çok önemli ve büyük bir kaidedir. Buna göre her kim bir şeyi ihdas ederek, onu dine nispet edecek olur da dinde o şeyin kendisine dayanacağı bir

Bu hadisin şerhinde İbni Receb el-Hanbeli

aslı/delili bulunmazsa; o ihdas ettiği şey dalâlettir

şöyle der: “Emrimize (din ve şeriatımıza) uygun ol-

ve din ondan beridir. Bu hususta itikadi, ameli,

mayan” ifadesi işaret etmektedir ki; bütün amel

bedeni ve kalbi bütün söz ve davranışlarla ilgili

edenlerin tüm amellerinin, şeriatın hükümlerine

tüm konular eşittir.”7

NİSAN’13


Bu iki hadis’i şerif, peygamber sallallahu

peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz,

aleyhi ve sellem’in İslam toplumunu oluşturmak

şüphesiz ki Allah, kâfirleri sevmez.” Bu da pey-

ve İslam devletini kurmak için uygulamış olduğu

gamberin yoluna muhalefet etmenin küfür oldu-

nebevi menhece aykırı olan her türlü yöntemi

ğunu göstermektedir. Bu niteliğe sahip olanlar

kökünden reddetmektedir. Hadisi şerifler bu

Allah’ı sevdiklerini ve O’na yaklaşmaya çalıştık-

konuda çok açık ve net olduğu için fazla izaha

larını iddia etseler bile, Allah Teâlâ onları sevmez.

ihtiyaç bırakmamaktadır. Zira peygamber sallal-

Meğer hâtemü’r-rusül, Allah’ın insanlara ve cin-

lahu aleyhi ve sellem’in tatbik ettiği yönteme ay-

lere gönderdiği elçisi olan ümmi peygambere

kırı olan her türlü menhec, açık bir şekilde bid’at

tâbi olsunlar. O öyle bir peygamberdir ki, şayet

ve dalâlet olmakla nitelendirilmiştir. Allah Teâlâ

nebiler, rasuller ve hatta onlardan ulu’l-azm olan

her türlü bid’atten bizleri muhafaza buyursun.

peygamberler dahi onun zamanında yaşasalardı;

nuda model kabul etmekle yükümlü olduğumuz

ona tâbi olmak, ona itaat etmek ve onun şeriatına uymaktan başka seçenekleri olmazdı.9

rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dır. Allah

Dolayısıyla biz müslümanların vazifesi, her

Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak Allah’ın

konuda Allah’ın elçisine tâbi olmaktır. Namazı-

Rasûlü’nde sizin için, Allah’ın rahmetini ve ahi-

mızı onun namazı gibi kıldığımız, haccımızı onun

retin nimetlerini arzulayanlar ve Allah’ı çokça

haccı gibi yaptığımız, zekatımızı onun öğrettiği

zikredenler için güzel bir numune vardır.”

şekilde verdiğimiz ve orucumuzu onun tuttuğu

(Ahzâb: 21) Hafız İbni Kesir der ki: Bu ayet’i kerime, bütün sözlerinde, davranışlarında ve hallerinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymanın gerekliliği hususunda pek büyük ve önemli bir asıldır.8 Diğer taraftan Allah’ı sevmek ve Allah tarafından sevilmek, Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve öğrettiği şekilde tuttuğumuz gibi; davetimizi ve cihadımızı da onun davet ettiği ve cihad ettiği gibi yapmalı ve İslam dinini hâkim kılmaya çalışırken takip edeceğimiz yöntemde sadece onu kendimize örnek almalıyız. Aksi takdirde Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaya gayret ederken, Allah’ın gazabı ile karşı karşıya kalırız. Bizler Allah’ın gazabından O’nun rızasına sığınırız.

ve sellem’e tâbi olma şartına bağlanmıştır. Yüce

4- Bilinmesi gerekir ki Hz. Peygamber sal-

mevla şöyle buyurmaktadır: “De ki: “Eğer, Al-

lallahu aleyhi ve sellem hem tebliğ-davet, hem

lah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi

hicret ve hem de cihad hayatını bütünüyle Allah

sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok

Teâlâ’nın murakabesi ve kontrolü altında ya-

bağışlayandır, çok merhamet edendir.” De ki:

şamaktaydı. Bazen nazil olan metluv (Kur’an)

“Allah’a ve peygambere itaat edin. Eğer yüz çe-

ve gayri metluv (sünnet) vahiy ile yönlendiri-

virirseniz, şüphesiz ki Allah, kâfirleri sevmez.”

liyor; bazen de kendi ictihadı ve tecrübesi ile ha-

(Âl-i İmrân: 31-32)

reket ediyordu. Eğer bu ictihadı doğru ve Allah

Hafız İbni Kesir der ki: Bu ayet’i kerime, Allah’ı sevdiğini iddia eden fakat Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yolu üzerinde olmayan herkesin aleyhinde hüküm vermiştir. Bu kimseler gerçekte yalancıdır. Meğer Muhammedi şeriata ve nebevi dine bütün söz, davranış ve hallerinde tâbi olsunlar. Daha sonra Allah Teâlâ herkese emrederek şöyle buyurdu: “De ki: “Allah’a ve

Teâlâ’nın da razı olduğu hareket tarzıysa, Allah Teâlâ tarafından herhangi bir düzeltmeye maruz kalmıyor, bir nevi tasdik ve takrir edilerek sünnet çerçevesine dâhil oluyordu. Yok, eğer zelle türünden hatalı bir ictihad olursa, hemen Allah Teâlâ tarafından düzeltiliyordu. Bunun pek çok örnekleri vardır. Ezcümle: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem KuCEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

3- Biz müslümanların örneğimiz ve her ko-

17


reyş’ten ileri gelen bazılarıyla görüşürken, onların

lelere başvurarak pazarlıklar yapmaya ve bir orta

iman edeceğini umduğu bir sırada İbni Ümmi

yol bulmaya gayret etmişlerdir. Bu hususta en

Mektûm gelir ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşad

fazla yumuşatma siyaseti gütmüş ve davetin ber-

et” der. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem,

raklığını bulandırmak için çeşitli tekliflerde bu-

Kureyş ileri gelenlerinin iman etmeden oradan

lunmuşlardır. Ezcümle: Peygamber efendimizin

uzaklaşacakları endişesiyle onun bu halini hoş

en önemli destekçilerinden biri olan Ebû Talip’i

karşılamaz ve ona iltifat etmez. İşte bunun üze-

zorlayarak, Peygamber efendimize baskı yapma-

rine Allah Teâlâ “Abese Suresi”nin baş tarafını

sını sağlamışlardır. Bu ona o kadar ağır gelmiştir

inzâl buyurarak, elçisinin tebliğ-davet hususun-

ki, sebatının ne kadar büyük olacağını ifade eden

daki yanlış bulduğu bu tavrını tashih eder.10

şu tarihi sözünü söylemiştir: “Eğer onlar güneşi

Yine Bedir savaşında esirlere yapılan muâmele, Tebûk seferinde bazı münafıklara izin verilmesi ve Abdullah b. Übey b. Selül’ün cenaze namazının kılınması hususlarında yapılan ictihadların tashih edilmesinde olduğu gibi... Buradan çıkan açık sonuç şudur ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in -hatalı olan ictihadlarının tashih edilmiş şekliyle birliktebütün hayatı (ona özel olan hususlar hariç) biz

sağ elime ve ayı da sol elime koysalar dahi yine de bu iş tamamlanıncaya ya da ben bu uğurda ölünceye kadar bu işten vazgeçmeyeceğim.” Diğer taraftan Peygamber efendimize istediği kadar mal, dilediği kadar güzel kadınlar ve başlarına geçerek kralları olmasını teklif ediyorlardı. Yine ona bir sene kendi ilahlarına tapması mukabilinde, kendilerinin de bir sene onun ilahına ibadet edeceklerini va’dediyorlardı.11

müslümanlar için numunedir, örnektir ve bağla-

İşte Allah Teâlâ bu durumu Kitab’ı mübi-

yıcıdır. Dolayısıyla Rasûlullah sallallahu aleyhi

ninde şu şekilde tescil buyurmuştur: “Artık ya-

ve sellem’in İslam’ı hâkim kılmak için takip etmiş

lanlayanlara itaat etme. Onlar senin kendile-

olduğu menhec, Allah Teâlâ’nın kıyamete kadar

rine yumuşak davranmanı arzu etiler; kendileri

biz müslümanlar için razı olduğu ve Peygambe-

de bunun üzerine yumuşak davranacaklardı.”

rinin hayatı ile en detaylı bir şekilde takrir ettiği

(Kalem: 8-9)

menhectir.

Allah Teâlâ’nın inayet ve gözetiminde Pey-

5- Unutulmaması gerekir ki, kâfirler her

gamber sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu hi-

zaman bu hikmetli ve dosdoğru menheci bozmaya

lelere ve taviz tekliflerine karşı en zor şartlarda

çalışmaktadırlar. İslam düşmanları türlü türlü hi-

dahi sebat göstermiş ve tevfik’i ilâhiye mazhar

Unutulmaması gerekir ki, kâfirler her zaman bu hikmetli ve dosdoğru menheci bozmaya çalışmaktadırlar. İslam düşmanları türlü türlü hilelere başvurarak pazarlıklar yapmaya ve bir orta yol bulmaya gayret etmişlerdir. Bu hususta en fazla yumuşatma siyaseti gütmüş ve davetin berraklığını bulandırmak için çeşitli tekliflerde bulunmuşlardır. Ezcümle: Peygamber efendimizin en önemli destekçilerinden biri olan Ebû Talip’i zorlayarak, Peygamber

NEBEVÎ HAYAT

efendimize baskı yapmasını sağlamışlardır. Bu ona o kadar ağır gelmiştir ki, sebatının ne kadar büyük olacağını

18

ifade eden şu tarihi sözünü söylemiştir: “Eğer onlar güneşi sağ elime ve ayı da sol elime koysalar dahi yine de bu iş tamamlanıncaya ya da ben bu uğurda ölünceye kadar bu işten vazgeçmeyeceğim.”

NİSAN’13


olmuştur. Bu tür hilelere, aceleye getirme veya

manasından çıkaran câmiaların, Allah’ın dinine

yumuşatma siyasetlerine karşı müslümanların tek

hizmet etmeleri ve Allah’ın şeriatını hakim kıl-

sığınağı; nebevi metoda tâbi olmak, Peygamber

maları mümkün değildir. Peygamber efendimizin

sallallahu aleyhi ve sellem’in hareket menhecini

ve Hulefa’i Râşidinin sünnetini ve takip ettikleri

güzel bir şekilde anlayarak son derece büyük bir titizlikle ona riayet etmektir. Ancak bu şekilde onlar da tevfik’i ilâhiye mazhar olurlar. Zira Allah’ın rızasına ve yardımına giden yol, sadece Peygamber efendimizin takip ettiği yoldur. Bu

menheci terk ederek, Allah’ın dinini hakim kılacaklarını düşünenler kendilerini ve tâbilerini oyalamakta ve kandırmaktadırlar. Son olarak bu kimselere şunu hatırlatmak is-

ümmet için başka bütün yollar çıkmaz sokaktır ve

tiyoruz; Allah’ın inayeti ve yönlendirmesi ile en

sadece kısır bir döngüdür.

mükemmel bir menheci takip ederek, Allah’ın iz-

6- Muaviye radıyallahu anhu minber üzerinde hutbe okurken şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah

niyle çok kısa bir zamanda Allah’ın dinini hakim kılan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâbi olmak ve onu örnek almak biz Müslümanlara

Teâlâ kimin hakkında hayır murad ederse, onu dinde

farzdır. Onun menhecini terk etmek ise bid’at

fakih kılar. Müslümanlardan bir taife, kıyamet gününe

ve dalâlettir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sel-

kadar kendilerine karşı çıkan düşmanlarına gâlip ge-

lem’in Medine’i Münevverede kaldığı on sene

lerek hak üzerinde savaşmaya devam edeceklerdir.”12

içerisinde onlarca gazveye bizzat katılıp, onlarca

Cabir bin Semure’nin rivayeti şöyledir: “Bu

seriyye çıkardığı üzerinde iyice düşünmemiz ve

din dosdoğru ayakta olmaya devam edecektir. Kıyamet

Allah Teâlâ’nın şu ayeti kerimelerini tefekkür et-

kopuncaya kadar Müslümanlardan bir grup bu din uğ-

memiz gerekir :

runda savaşacaklardır.”13

“Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra

İmran b. Husayn’ın rivayeti ise şöyledir:

kim peygamberle ayrılığa düşer ve Mü’minlerin

“Benim ümmetimden bir taife, kendilerine karşı çıkan

yolunun dışında bir yol takip ederse, onu, git-

düşmanlarına gâlip gelerek hak üzerinde savaşmaya

tiği yolda bırakırız. Ve cehenneme atarız.O ce-

devam edeceklerdir. Ta ki onların sonuncuları Mesih deccal ile savaşıncaya dek bu durum devam edecektir.”

14

Bir çok sahabeden rivayet edilen bu hadisi şerif açık bir şekilde ifade etmektedir ki, nebevi menhecin en önemli özelliği Allah yolunda cihad

hennem ne kötü bir yerdir.” (Nisâ: 115) “Onun emrine karşı gelenler, bir fitneye maruz kalmaktan yahut şiddetli bir azaba uğramalarından sakınsınlar.” (Ahzab : 63)

etmektir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kıyamet gününe kadar cihadın devam iptal edilemeyeceğini kesin bir şekilde haber vermektedir. Bu konuda pek çok ayeti kerimeler ve daha bir çok hadis’i şerifler mevcuttur. Bundan yola çıkarak diyoruz ki: Allah’ın dinine hizmet etmeyi ve Allah’ın şeriatını hakim kılmayı gaye edinen Müslümanların, Allah yolunda cihad etmeyi programlarına almaları zarûridir. Allah yolunda cihad etmeyi hiçbir şekilde programlarına almayan ve hatta türlü te’villerle cihadı asıl

---------------------------------------------------

1 Buhari: 335 2 el-Bidâye ve’n-Nihâye: 7/134 3 Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim: 3/23 4 Buhari: 2697; Müslim: 1718 5 İbni Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 1/177 6 Ebû Dâvûd: 4607; Tirmizi: 2676. Hasen-Sahih 7 İbni Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 2/127-128 8 Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim: 6/392 9 Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim: 2/25 10 bkz: Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim: 6/387 11 bkz: Fi Zilâli’l-Kur’an: 6/3649 ve devamı. 12 Buhari : 7312 , 3641 ; Müslim 1923. 13 Müslim : 1922 14 Ebu Davud : 2484. Bu hadis sahihtir. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

edeceğini ve hiçbir şekilde hiç kimse tarafından

19


Kapak Gündem

Hakan Sarıküçük

Nebevi Metoda Karşı Farklı Eleştirisel Yaklaşımlar kurtuluş mümkün olamayacağı gibi Allah azze

Nebevi Metodun Kendine Özgü Esasları

M

üslümanın hayatının esasını Peygamber aleyhisselam’ın getirmiş ol-

duğu vahiy ve onun bize sunduğu hayat tarzı belirler. Yaşamımız boyunca dikkat etmemiz gereken kural ve kaideler ancak O’nun tebliğ ettiği prensiplere tabi olmak ile gerçekleşebilir. Müslümanın için vazgeçilmez en önemli iki hayat kaynağı Kur’an ve Sünnete tabi olmaktır. Bu

ve celle’nin rızasını kazanmakta mümkün olamayacaktır. Nitekim insanların en hayırlısı olan Rasulullah aleyhisselam dahi Rabbi Zül-Celal’in belirlemiş olduğu bu Rabbani yolda yürümüş, sıkıntılar ve meşakkatler ile karşılaşmıştır. Cennete giden yolun nefsin sevmediği şeyler ile kuşatılmış olduğu bilinci ile başına gelen her türlü musibet karşısında Rabbinin takdir etmiş olduğu kadere rıza göstermiş ve tek gayesinin Rabbinin rızasını

esaslar ile hem dünyada hem de ahirette kurtuluş

kazanmak ve O’nun gazabını celbedecek şey-

mümkün olacaktır. Bugünün Müslümanlarının

lerden uzaklaşmak olduğunu Taif’de karşılaşmış

bilmesi gereken en önemli esas şudur ki: Rabbani

olduğu şiddetli işkenceler neticesinde şu sözleri

metod uygulanmadan ne dünyada ne de ahirette

ile beyan etmiştir.

NEBEVÎ HAYAT

ALLAH’IM!

20

Güçsüzlüğümü, çaresizliğimi, insanlar indindeki değersizliğimi sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin ve benim de Rabbimsin. Beni kime bırakıyorsun. Bana katı davranan bir yabancıya mı? Yoksa üzerimde hâkimiyet kuran düşmanıma mı? Eğer bana bir gazabın yoksa bunlara aldırmam. Üzerime öfke ve gazabının inmesinden karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret hayatını düzene koyan nuruna sığınıyorum. Rızan için, serzenişim sanadır. Güç ve kudret ancak sendedir.

NİSAN’13


Güçsüzlüğümü, çaresizliğimi, insanlar indindeki değersizliğimi sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların

hâkim kılmaktır. Biz bu hedefimize ulaşmak için bazı yöntemleri vesile olarak kullanıyoruz. Hedefimiz doğru olduktan sonra, uygun bir vesile seçmekte serbest bırakılmışız... derler.

Rabbisin ve benim de Rabbimsin. Beni kime bıra-

Biz de bu tür bir düşünceye sahip olan kişilere

kıyorsun. Bana katı davranan bir yabancıya mı?

deriz ki: Hayır biz bu konuda dilediğimiz yön-

Yoksa üzerimde hâkimiyet kuran düşmanıma mı?

temi seçmekte serbest değiliz. Çünkü İslam’a göre

Eğer bana bir gazabın yoksa bunlara aldırmam.

gayenin meşru olması, her türlü vesileyi meşru

Üzerime öfke ve gazabının inmesinden karanlık-

yapmaz. Bilakis gaye gibi vesilenin de meşru ol-

ları aydınlatan, dünya ve ahiret hayatını düzene

ması gerekir. İslam dini Rabbani bir din olduğu

koyan nuruna sığınıyorum. Rızan için, serzenişim

gibi, onu hâkim kılma yolu da Rabbanidir. Allahu

sanadır. Güç ve kudret ancak sendedir.

Teâlâ Kur’an ve Sünnet vasıtasıyla bu dini açıkla-

İşte bu nedenle Bugün İslami Metodun ne olduğunu iyice öğrenmemiz ve İslam’a hizmet ederken Peygamberlerin, Sahabe-i Kiram’ın, Hulefa-i Raşidin’in ve Rabbani âlimlerin izinden yürümemiz; Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in menhecini terk etmememiz gerekir. Bilmemiz gerekir ki, yapacağımız her türlü amellerimizin Allah katında makbul olması için olmazsa olmaz iki şart vardır: 1- İhlâslı olması, sadece Allah rızası için yapılması; 2- Kur’an’a ve Sahih Sünnet’e uygun olması... Davamızda başarılı olmamızın da en temel iki sebebi vardır: 1- Takva yani Allah’ın razı olduğu Sırat-ı Müstakim’de bulunmak, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek; 2- Sabır ve sebat etmek. İslam daveti gibi ağır bir sorumluluğu yüklenirken eğilmeden, nebevi menhecden şaşmadan, Allah’ın dinini eğip bükmeden zorluklara tahammül etmek. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O halde sabret. Çünkü iyi sonuç-akıbet hiç şüphesiz takva sahiplerinindir.” (Hûd: 49)

dığı gibi, bu dini hâkim kılma yolunu da Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatı ile ortaya koymuştur. Bunu da en kalın hatlarıyla tebliğ, hicret ve cihad olarak özetlemek mümkündür. Allahu Teâlâ, Peygamberinde bizim için güzel örnekler olduğunu, her konuda -İslam’ı hâkim kılma metodu da dâhil- ona uymamızın gerekliliğini beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için andolsun ki; sizin için Rasûlullah’ta güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb: 21) Dolayısıyla namazımızı Rasûlullah’ın namazına göre kıldığımız, haccımızı onun haccına göre yaptığımız gibi Allah azze ve celle’nin rızasını kazanmayı ve İslam’ı hâkim kılmayı da onun bildirdiği ve istediği şekilde yapmak zorundayız. Başka bir ayeti kerimede, Allah’ı sevmenin her konuda Peygambere uymayı gerektirdiği şu şekilde beyan edilir: “De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan ve çok merhametli olandır.” (Âl-i İmran: 31) İmam Malik, her konuda Peygambere uy-

Bugün Müslüman olduğunu her fırsatta

manın farziyetini beyan ederek şöyle der: “Kim

beyan eden pek çok kimse şu şüpheye kapılmakta

bu dinde, selefinde olmayan bir şeyi çıkarırsa o,

ve şöyle demektedirler: Bizim de maksadımız

Rasûlullah’ın risalet emanetine ihanet ettiğini söy-

Allah’ın dinine hizmet etmek ve İslam’ı hayata

lemiş olur. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ALLAH’IM!

21


“...Bugün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim...” (Maide, 3) O gün dinden olmayan şeyler bugün de dinden değildir.”

NEBEVÎ HAYAT

doğru yoldan sapanlar, insanların çoğunluğunu oluştururlar. Örneğin Hz. Nuh aleyhisselam’a iman edenler, onun kavminden pek az bir kitleydi. Hz. İbrahim aleyhisselam’ı ateşe atanlar,

Zaten Hz. Âişe radıyallahu anha’nın rivayet ettiği hadiste Peygamber efendimiz şöyle buyurmuyor mu? “Her kim bizim bu işimizde/dinimizde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o reddedilir.” (Buhari-Müslim) Diğer bir rivayette şöyledir: “Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse, o ameli reddedilir.” (Müslim)

onun kavminin tümüydü. Birkaç kişi hariç Fi-

İşte o gün İslam Devleti nasıl kurulmuşsa, bugün de ancak o şekilde kurulabilir. Yani eğip bükmeden net bir şekilde tebliğ etmek, gerektiğinde bir İslam vatanını oluşturmak için hicret etmek ve bütün yeryüzünden şirk ve küfür ortadan kalkıncaya kadar Allah yolunda cihad etmek. Tabi ki bu çok zor bir yoldur. İşte şehitlerin kanları ile beslenen bu yolun zorluğuna dayanamayan bu kimseler, adeta bu işi kolaya bağlamak istemekte ve kendilerinden ciddi bir fedakârlık gerektirmeyen gayri İslami yöntemlere başvurmaktadırlar. Böylece daha baştan hezimeti kabul etmektedirler. Oysaki Allahu Teâlâ, imtihan için bizleri bu tür zorluklarla mükellef tuttuğunu, şayet dileseydi düşmanlarını helak edebileceğini yani bu işin zorluklarla olacağının ilahi bir sünnet olduğunu şöyle beyan ediyor: “...Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister...” (Muhammed: 4)

lunan insanların kahir ekseriyeti küfür ehlidir. 6

Bazıları da bu günün Müslümanlarının büyük bir kısmının gayri İslamî metotları ve yolları benimsediğini görünce, “zaman sana uymazsa sen zamana uy” mantığıyla hareket edip onlarda bu akıntıya kapılıp gidiyorlar.

22

Şunun iyice bilinmesi gerekir ki her zaman

Bunlara da deriz ki: İyilik de etseler, kötülük de etseler insanlarla birlikte hareket etmek hastalığından Müslümanlar bir an önce kurtulmalıdırlar. Çünkü bu hastalığın akıbeti hiç de hayırlı olmayacaktır. Hâlbuki müminin sıfatı şudur: İnsanlar iyilik yaparlarsa, onlarla birlikte iyilik yapar; insanlar kötülük yaptıklarında ise, onlardan ayrılır ve kötülük yapmaz. NİSAN’13

ravun ve bütün kavmi Hz. Mûsâ’ya iman etmemişti. Hz. İsa’nın ihlâslı havarileri, İsrailoğulları kavmi arasında sadece 12 kişi idiler. 13 sene boyunca Mekke’de tebliğ eden Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ancak 300 küsür kişi iman etmişti. Bugün yeryüzünde bumilyar dünya nüfusunun içinde ancak 1,5 milyar müslüman bulunmaktadır. Dolayısıyla insanların çoğunluğunun İslami bir yaşantıdan kopuk olarak beşeri sistemlerin gölgesinde bir hayat sürmeleri ve böyle bir yaşamı benimsemeleri kişiyi aldatmamalıdır. Nitekim Rabbimiz bu hakikati şu ayetlerde tescil etmektedir: “Sen, ne kadar hırs göstersen de; yine insanların çoğu, inanmazlar.” (Yûsuf: 103) “Onların çoğu, ortak koşmadan Allah’a inanmazlar.” (Yûsuf: 106) “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler.” (En’am: 116) Diğer taraftan bu ayeti kerimeler, İslam’ın dışındaki bütün beşeri sistemleri ve nefsani isteklerini tatmin için değişken yasalar icad eden ve her fırsatta insanların refahı ve faydası için çalıştıklarının iddia eden, Razı-i Bari’nin dışındaki bu sistemleri de kökünden çürütmektedir. Çünkü çoğunluk her zaman hakkı temsil etmez. Hatta çoğu zaman bâtılı temsil eder. Hak ve adalet ancak Alîm ve Habîr olan Allah’ın şeriatıdır. Ondan uzaklaşan haktan ve adaletten de uzaklaşır. Dünyada bize bazı kolaylıklar sağlayacaklar ve bizim önümüzü açacaklar şüphesiyle hareket ederek,


Siyer kitapları, müşriklerin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile yapmak istedikleri pazarlıklar ile doludur. Bütün bu pazarlıkların gayesi, bu ayeti kerimenin de belirttiği gibi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in davasından tavizler vermesini sağlamaktı. Böylece onlar da ona karşı yumuşak davranacaklardı. Hatta yumuşaması karşılığında onu kendilerine kral yapmayı bile teklif etmişlerdi. Ancak Allah’ın inayeti ile o bütün bu teklifleri reddetti ve Allah onu muvaffak kılana kadar Allah yolunda sabır ve sebat etti. Bizim de onu örnek alarak Allah yolunda sabretmemiz ve yumuşamamızı isteyenlere ve bunu sağlamak için bize bazı geçici maslahat ve menfaatleri temin edenlere asla aldanmamamız ve dinimizden asla taviz vermememiz gerekir. birçok zorluklardan kurtulacağız vehmine ka-

İşin bir de dünyevileşme boyutu vardır. Bu

pılarak Allah’ın razı olmadığı ve yapabilmemiz

tür şüphelerle İslami metottan uzaklaşıp nefsanî

için hiçbir delil indirmediği şirk amellerinin asla

istekleri ve hevaları neticesinde tercih ettikleri bu

işleyemeyiz. Esasen onların bize kolaylıklar sağla-

yolları benimseyenlerin, önlerine serilen fırsat-

laşmamızdan dolayıdır.

lardan dolayı kısa bir süre sonra dünyevileştiklerini ve asıl gayelerini bırakarak, yan mevzularla

Hâlbuki Rabbimiz Celle Celâluhû Kur’an-

uğraştıklarını görmekteyiz. Bu tür kişiler Allah’ın

ı Kerim’de bize, düşmanlarımızın bu siyasetini

razı olmadığı esaslar üzerine bina edilmiş olan bu

haber vermiştir:

yolları temelden değiştirmeye çalışmak yerine,

“Şu halde yalanlayanlara itaat etme. Onlar,

adeta harabe bir yeri süslemeye çalışmaktadırlar.

senin kendilerine yumuşak davranmanı arzu et-

Böylece orayı insanların gözünde mamur göster-

tiler; o zaman onlar da sana yumuşak davrana-

mektedirler. Allahu Teâlâ bizleri bâtılı süslü gös-

caklardı.” (Kalem: 8-9)

termekten muhafaza eylesin.

Siyer kitapları, müşriklerin Rasûlullah sallal-

Allahu Teâlâ ne yapmamız gerektiğini

lahu aleyhi ve sellem ile yapmak istedikleri pa-

Kur’an-ı Kerim’ de ve Peygamberinin sünnetinde

zarlıklar ile doludur. Bütün bu pazarlıkların gayesi, bu ayeti kerimenin de belirttiği gibi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in davasından tavizler vermesini sağlamaktı. Böylece onlar da ona karşı yumuşak davranacaklardı. Hatta yumuşaması karşılığında onu kendilerine kral yapmayı bile teklif etmişlerdi. Ancak Allah’ın inayeti ile o bütün bu teklifleri reddetti ve Allah onu muvaffak kılana kadar Allah yolunda sabır ve sebat etti. Bizim de onu örnek alarak Allah yolunda sabretmemiz ve yumuşamamızı isteyenlere ve bunu sağlamak için bize bazı geçici maslahat ve menfaatleri temin edenlere asla aldanmamamız ve dinimizden asla taviz vermememiz gerekir. Allahu Teâlâ bu hususta bize de inayetini, feraset ve basireti, sabır ve sebatı nasip etsin!

bize bildirmiştir. Dolayısıyla bizim Allah’ın dinini öğrenmemiz, öğrendiklerimizle amel etmemiz, bunu başkalarına tebliğ etmemiz ve bu uğurda başımıza gelecek zorluklara sabretmemiz gerekir. Tevhid akidemize en ufak bir halel gelmemesi için her türlü şirkten ateşten kaçar gibi kaçmamız gerekir. Yapacağımız bütün işlerimizi Allah’ın Kitabına ve Rasûlullah’ ın sünnetine uygun yapmaya çalışmamız, Kitab’ı ve Sünnet’i işlerimize uydurmaya çalışmamamız gerekir. Çünkü Nebevi metod ancak Kitab ve sünnet’e tabi olmak ile gerçekleşebilir. Rabbim bizleri Rasulullah aleyhisselam’ın metodu üzere yürüyen muvahhid Müslümanlardan eylesin. Amin CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ması, bizim de yumuşamamızdan ve onlara yak-

23


TERCÜME

Said Özdemir

NEBEVÎ HAYAT

Hz. Sumeyra gibi olamadık… Uhud’da Allah Resûlü’nün şehit edildiğini duyunca, soluğu Uhud dağının eteklerinde aldı... Orada kendisine şehit olmuş “baban”, “kocan”, “çocukların” denilip na’şları gösterildiğinde, O bunlarla hiç ilgilenmedi, her yerde Allah Resûlü’nü arayarak şöyle mırıldandı: “Resûlullah’a ne oldu?” Bir ara “işte Resûlullah şurada” denince, kendini O’nun önünde yere attı ve “artık Sen (hayatta) olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya Resûlallah” dedi.

24

NİSAN’13

Yazan: Ummu Hira

Onlar gibi Olamadık… E

y Nebilerin Sultanı! Sen Öyle bir ashaba sahiptin ki; Onlar birer yıldızdır derdin.

Korku nedir bilmeyen, merhametin buluştuğu ashabın seni öyle seviyorlardı ki; ya zaferle döneceklerdi, ya da şehit tahtına yükseleceklerdi. Biz Halid bin Velid gibi olamadık, gittiğimiz her savaştan zaferle dönelim… Yenilgi yüzü görmemiş komutan olamadık, Onun gibi ‘Allah yolunda aldığım cihad zevkini zifaf gecesine değişmem’ diyemedik… Talha bin Ubeydullah olamadık… Savaşta can havliyle çarpışırken vücudunu sana siper etmişti, biz senin adın uğruna canlarımızı siper edemedik… Musab bin Umeyr olamadık… Sana o kadar çok benziyordu ki Onun düştüğü görülse sana zarar gelmiş zannediliyordu. Onun şehid olduğunu gören ashap öyle ki peygamber öldürüldü diyorlardı,


Enes bin Nadr gibi olamadık… Senin öldürüldüğünü söyleyen acı yürekli aslanlara dönüp “Ne bekliyorsunuz! Allah’ın Rasulü öldüyse biz ne diye yaşıyoruz!” diyordu… Bizler Hubeyb bin Adl, Zeyd bin Desine’ler gibi olamadık… Öyle ki Onlar: “O’nun ayağına bir dikenin bile batmasına asla razı olamam, Ona dikenin batmasına tahammül edemem” diyerek, idam sehpasında bile sevdasını haykıran yiğit ricallerdi. Hz. Sumeyra gibi olamadık… Uhud’da Allah Resûlü’nün şehit edildiğini duyunca, soluğu Uhud dağının eteklerinde aldı... Orada kendisine şehit olmuş “baban”, “kocan”, “çocukların” denilip na’şları gösterildiğinde, O bunlarla hiç ilgilenmedi, her yerde Allah Resûlü’nü arayarak şöyle mırıldandı: “Resûlullah’a ne oldu?” Bir ara “işte Resûlullah şurada” denince, kendini O’nun önünde yere attı ve “artık Sen (hayatta) olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya Resûlallah” dedi. İşte Allah Resûlü kalp ve gönüllerde böyle yer etmişti. O seçkin Canların! Ashabın!.. Bir kısmı yarı vahşi çöl bedevileri iken, nasıl da nurlandılar Seninle... Nasıl da onurlandılar İslâm’la... Bütün dikenliklerine rağmen, nasıl da birer Gül oldular Seninle. Nasıl da serdiler her şeylerini her şeylerine sere serpe...

Aradan asırlar geçti… Sevgin hala kalplerimizde kaldı. Şu dünya hayatında çok şey istemiyoruz. Sadece Kur’anı ve Sünneti yaşamak istiyoruz. Biz bazılarının istediği gibi lüks bir ev, lüks bir araba istemiyoruz. Evimizin çatısı kamışlardan, duvarlarımız hasırlardan olsaydı razıydık. Keşke bineğimiz hala deve olarak kalsaydı da, bu kadar rezil olmasaydık. Biz öyle bazılarının istediği gibi lüksün doruk noktaya ulaştığı alışveriş merkezlerinin göz kamaştırdığı bir diyara göç etmek istemiyoruz. Biz giydikleri aba’da olsa, kaldıkları çadırda olsa, ihanetin olmadığı, Kur’an’ın ve Sünnetin hâkim olduğu ve birbirlerini kardeşçe seven bir diyara göç etmek istiyoruz. Biz öyle bazılarının istediği gibi sofralarımızda onlarca nimet lüks yiyecekler istemiyoruz. Keşke günlerce aç kalsaydık, iftar aşımız bir tek hurma olsaydı, açlıktan karnımıza taş bağlasaydık, çocuklarımızı avutmak için tencerelerimizde taş kaynatsaydık, ama bu din bu kadar ayaklar altına alınmasaydı. Bizler öyle bazılarının istediği gibi tenlerimizi sıcacık, yumuşacık yataklara koymak istemiyoruz. Keşke yastıklarımız taş, döşeklerimiz ot olarak kalsaydı, canlar hiç düşünülmeden Allah ve Rasulü için feda edilseydi, yüzlerce ok saplansaydı, kılıç darbeleriyle yere düşseydik ama Rasulullah’a dil uzatılmasaydı.

O Canlar... Cananlar... Ashâb-ı Kiram!..

O’nun İzinde...

Onlar seni ölesiye sevmelerinde haklıydılar. Haklıydılar seviyorlardı seni, çünkü savundukları yüce İslam davasıydı. Çünkü hiçbir beşer öldükten sonra bu kadar anlatılmadı, bu kadar sevilmemişti… Sen İsa’nın müjdesi Ahmed’sin… Gönülleri süsleyensin…

CEMAZİYELEVVEL 1434

25


Abdulkadir Kızmaz

BİR AYET BİR YORUM

NEBEVİ HAREKET METODUNUN GEREKLİLİĞİ ِ ‫لَ َق ْد كَا َن لَ ُك ْم ٖفى َر ُس‬ ‫ول اللّٰ ِه اُ ْس َو ٌة‬ ‫َح َس َن ٌة لِ َم ْن كَا َن َي ْر ُجوا اللّٰ َه َوالْ َي ْو َم‬ ‫ا ْلا ٰ ِخ َر َو َذك ََر اللّٰ َه َك ٖث ًيرا‬ Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzab, 22) İman Edenler Kimi Örnek Almalı:

A

sr-ı saadet döneminde, Peygamber

NEBEVÎ HAYAT

(s.a.v) sıkıntının dayanılmaz boyut-

26

uman, kendisi için iyi bir örnek isteyen, Allah’ı sürekli hatırlayan ve O’nu unutmayan kimseler için en güzel bir örnektir.

larda olmasına rağmen müslümanlar için kendile-

Peki Asr-ı saadet ile günümüz arasında neler

rini güvenlikte hissettikleri bir sığınak konumun-

değişti? Güneş, aynı güneş değil mi? Gece, aynı

daydı. Bu korkulu ortamda güven, ümit ve huzur

gece değil mi? Peki bunlar aynı ise, bunlardan

kaynağıydı. Onun bu büyük olay esnasındaki tav-

daha önem teşkil eden değerlerimiz yani Kur’an

rında toplumları ve davet hareketlerini yöneten-

ve Sünnet neden hareket noktamızı belirlemiyor!

lere yollarını gösterecek dersler vardır. Peygamber

Neden su misali, âb-ı hayatımız olmuyor? Neden

efendimiz Allah’a ve ahiret günü ile buluşmayı

güneş misali hayatımızı aydınlatmıyor? Neden

NİSAN’13


Neden neden!!! Nedeni, Nebevi hareketi ve usve-i haseneyi terkettiğimizdendir… Fakat ümitsizliğe kapılmayalım. Hala yaşıyoruz ve sorumluluklarımız devam ediyor. O halde yapmamız gereken temel şey, O’nun ümmeti olarak ilk eğitimi O’ndan almış asr-ı saadet nesli gibi hep beraber Rasûl’e bağlılığımızı ikrar etmek suretiyle şöyle diyelim; “ lebbeyk ve sadeyk ya Rasûlallah”(emret ey Allah’ın Rasûlü sana itaat etmekten dolayı iki kere mutlu oluyorum, birincisi seni tasdik etmek ikincisi senin ümmetin olmaktan dolayı) “anam babam yoluna feda olsun ya Rasûlallah” Hz Ömer misali seni nefsimden de daha çok seviyorum ya Rasûlallah” yeter ki Muhammed’e zarar gelmesin bin canım bu yola feda olsun diyen sahabeler gibi”.

Nebevi menhecin gerekliliğiliğini ifade eden hadisi şeriflerden bir kaç örnek; İbn Ömer’den Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar size öyle bir şey bıraktım ki ona sarıldığınız müddetçe asla yoldan çıkmazsınız. Allah’ın kitabı ve benim sünnetim.”(4) Ebû Necih İrbâd İbni Sâriye radıyallahu anh şöyle dedi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler: – Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun, dedik. Bunun üzerine: – “Size, Allah’a çok saygı duymanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman

63 yaşına varmış Allah’ın salih kulu gibi, ön-

sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru

derim 63 yaşında vefat etti benim bu andan sonra

yolda olan Hulefâ–yi Râşidîn’in sünnetine sarılma-

yaşamam onun önüne geçmektir deyip ecel gelin-

nızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan or-

ceye kadar kendisini mağaraya hapsedeni ibret ile düşünelim ve anlamaya çalışalım. Her gün, günde beş vakit minarelerden yükselen binlerce “eşhedü enne Muhameden Rasûlullah” (şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın Rasûlü’dür / Kurtuluş ona tabi olmaktadır) nidasına şuurlu, bilinçli bir şekilde sen de eşlik ederek önderine bağlı olduğunu dilinle ikrar et. Nebevi hareket metodunu örnek alanları Allah Teâlâ ayette şöyle müjdelemektedir: “Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korku-

taya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır” buyurdular.(5) Allah Teâlâ, hâtemul ummet olan bu ummete, hâtemul enbiyayı her işlerinde onlar için usve-i hasene olsun diye her şeye şahitlik eden Peygamberini göndermiştir. Vahyin tatbikinde nebevi yöntemin bağlayıcı olduğu, ilk emir olan “ikra-oku” hitabında bile ortaya çıkmıştı. Okumayı bilmeyen o kutlu Rasûl’e yüce Allah, her şeyi adım adım kare kare nasıl yaşayıp uygulayacağını öğretti. Öğretilen ilk şey yaratan Rabbi’nin adıyla okumaktır. “Nebevi hareketin ilk durağı, hayatı ve olayları vahiy eksenli okumayı öğretmekti “bil ki O’ndan başka ilah yoktur”, sonra 23 yıllık hayatı bu okuma ile inşa edilmiştir. “O Rasûl hevasından bir şey konuşmaz,

larını güvene çevireceğine dair söz vermiştir.

onun konuştuğu ona vahyedilenden ibarettir.”

Çünkü onlar Bana kulluk eder, hiçbir şeyi Bana

(Haşr, 7)

ortak koşmazlar. Bundan sonra inkar eden kim-

Peygamber her yönüyle ümmetine güzel ör-

seler, işte onlar artık yoldan çıkmış olanlardır.”

nekler bırakmıştır. 23 yıllık hayatı, gecesi ve gün-

(Nur 24/ 55)

düzü ile her meselede örnek alınacak bir yaşam CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

gecenin sükûneti gibi kalp sükûnetimiz olmuyor?

27


modelidir. Bu örneklerden bazılarını şöyle sırala-

ümmeti olarak bizler de için de olduğumuz şu

yabiliriz.

dünyamızda her gün 6 milyon ekmek çöpe atı-

Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 21/107) Yol göstericidir, her topluluğun bir lideri olduğu gibi İslam’ın lideri ve dini açıklayanıdır. Ahlâk bakımından zirvededir. “Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahip-

lıyor. Küfrün önünde boyun eğmemesi ve sıra dağlar gibi cephede sebat etmesi: Huneyn Savaşı’nda İslam ordusu dağılma ile karşı karşıya kalınca o kutlu rehber şu sözlerle orduyu sebat ve direnişe çağır-

sindir.” (Kalem, 4) Müminlere

mıştır “ene nebiyyun la kezib

karşı merhametli ve şefkat-

ene ibnu abdil muttalib”

lidir, fakirin ve miskinin ha-

(ben nebiyim bunda yalan

line çok acır. Önder edinmek

yok, ben Abdulmuttalibin

için gönderilmiştir. Örnek hayat ancak ondan öğrenilir. “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir, üstünüze titrer,

müminlere

gayet

merhametli ve şefkatlidir.” (Tevbe, 128) Günümüzde

özellikle

şu hususlarda Rasûlullah’ı örnek almaya her zamankinden daha çok muhtaç durumdayız.

İlahi

nizamı

yaşamada onu örnek almak,

NEBEVÎ HAYAT

sıkıntı ve çile anlarında onu

28

oğluyum) diyerek her şeyin Yeri gelmişken şunu belirtmek isterim, Peygamberimiz (s.a.v) bu mücadeleyi verirken 55 ile 62 yaşlarındaydı. Medine döneminde ömrünün ihtiyarlık döneminde bu azmi ve gayreti göstermiştir. O yaşlarda bizzatihi kendisi yaklaşık 19 gazveye katılmış ve 30’ a yakın seriyeyi de organize etmiştir. Biz O’nun ümmeti olarak henüz O’nun risalet yaşı olan kırk yaşına girmeden islami mücadelede rehberimizin bu din için yaptığının kırkta birini yapmadan çok çalışıp yorulmuş gibi emeklilik ve istirahat icin yazlık kışlık hesaplar yaparak yaşamı tatil edip uzlete çekilirken, nebevi bir yaşama veya onun usve-i hasene vasfıyla ne kadar uyumluluk arzeder bir derin derin düşünelim.

toz duman olduğu bir esnada azılı düşmana karşı ön safta cephede çarpışmıştır. Yeri gelmişken şunu belirtmek isterim, Peygamberimiz (s.a.v) bu mücadeleyi verirken 55 ile 62 yaşlarındaydı. Medine döneminde ömrünün ihtiyarlık döneminde bu azmi ve gayreti göstermiştir. O yaşlarda

bizatihi

kendisi

yaklaşık 19 gazveye katılmış ve 30’a yakın seriyeyi de organize etmiştir. Biz O’nun ümmeti olarak henüz O’nun risalet yaşı olan kırk yaşına

örnek almak, herkes Hendek

girmeden

Savaşı’nda bir taş bağlarken

lede rehberimizin bu din için

o iki taş bağlamıştır bayılıp

yaptığının kırkta birini yap-

düşmemek için. Yetim ve hi-

madan çok çalışıp yorulmuş

mayeye muhtaç olması, ço-

gibi emeklilik ve istirahat için

cuklarını bizzat kendisi göm-

yazlık kışlık hesaplar yaparak

mesi, dişinin kırılması, ayak-

yaşamı tatil edip uzlete çeki-

islami

mücade-

larına diken batması, Medine’de üç ay geçerdi iki

lirken, nebevi bir yaşama veya onun usve-i hasene

siyahtan (hurma-su) başka yemek için başka bir

vasfıyla ne kadar uyumluluk arzeder, derin derin

şey yoktu, üç gün üst üste buğday ekmeğinden

düşünelim.

doymamıştır, bunlar O’nun sıkıntılara karşı tahammülüne dair birkaç örnektir, buğday ekmeği bulamamıştır bu ümmetin önderi, ne gariptir ki NİSAN’13

Ey müslümanlar! Söylenecek çok şey var, mesela her yıl kutlu doğumlar icra ediliyor, tabii ki bu progamların faydalı tarafları vardır. Fakat


bir o kadar da çarpık durumlar söz konusudur, ilginçtir size desem ki bana göre günümüzde ortaya koyulan pergamber misyonu gereği! siz bir bacağı olmayan peygamberi bana model gösteriyorsunuz yani -haşa ve kella o bu yakıştırmalardan uzaktır-

topal olan peygamber desem, başta

ben kendime sonra siz bana kızarsınız bu nasıl bir vasıf, bu ne cüret deriz, fakat müslümanların şu an yaptığı bu değil mi? Örnek olarak, bazılarımız sadece O’nun rahmet yönünü gündem yapıyoruz, bazılarımız O’nun cihadını, bazılarımız O’nun Kur’an ahkamını alıp sünnet ahkamını terk ederek, bazılarımız O’nun ahlâkını, bazılarımız O’nun ilmini, bazılarımız O’nun idare şeklini, bazılarımız O’nun tebliğini alıp diğerlerini terk

Nebevi menheci izlemek, takip etmek ihtiyari değil zorunludur. Nebevi menhec eksiksizdir. Nebevi menhec evrenseldir. Nebevi menhec vahye dayanır. Nebevi menhec takip edilen Rasûlu’nün sünnetidir. Nebevi menhec mümkün olan azami boyutlarda cahiliyeden soyutlanmaktır. Nebevi menhec usuldur, usul de vusule vardırır. Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir. Nebevi menhec “T’A’M” (Tevhid, Adalet, Mümin)’dir. Son olarak onun izinde gidişimize vesile olması temennisiyle dua ile bitiriyorum:

ettiğimizde bunları somut bir şahsiyetin örneği

Yarab! Zulüm, fitne, fesat, haksızlık, yara-

olarak değerlendirdiğimizde kimimize göre kolu

tılış gayesinin unutulduğu, çoğunluğun ahiret

olmayan, bacağı olmayan, bir gözü olmayan ve

yatırımını terk edip aldatıcı olan dünyaya dal-

ruhu olmayan anlamına gelmez mi!? Takdir sizin,

dığı günümüzde, rehberimiz gibi salih bir kul

lütfen bizi kardeş olarak bağrına basan Peygamberin tüm vasıflarını almaya çalışalım.

olmayı, O’nun gibi bir idareci olmayı, O’nun gibi bir alim, önder olmayı, O’nun gibi bir mücahid ol-

Bizi çok seven, bize çok düşkün olan, büyük

mayı, O’nun gibi bir öğretmen olmayı, O’nun gibi

günahlarımızın affı için bizim için Allah Teâlâ’ya

bir imam olmayı, O’nun gibi bir tüccar olmayı,

yalvaran, bizim için rahmet olan O’nu görmedi-

O’nun gibi bir baba olmayı, O’nun gibi bir eş ol-

ğimiz halde O’na tabi olduğumuz için bizlere

mayı, O’nun gibi bir evlat olmayı, O’nun gibi bir

“kardeşlerim” diyerek asr-ı saadet çağından ses-

öğrenci olmayı, O’nun gibi bir davetçi olmayı, her

lenerek bizi onore eden o Rasûl’un izinden git-

işimizde O’nu kendimize örnek almayı nasip eyle.

memek hiç olur mu? O’nun usve-i hasenesini bırakıp bir filozofun, bir sosyoluğun, bir demokratın, bir laikin, bir kapitalistin, şahsiyeti zayıf birisinin yolundan gitmek ve onların yaşam menhecini Rasulun yaşam menhecine tercih etmek bu ümmete yakışır mı! O’nun şairi Hassan bin Sabit’in dediği gibi” Ya Rasûlullah seni anlatıp övmekle

şiirlerim

değer kazandı” deyişi gibi bizler de O’nun izinden

Amin. Onların sözleri ancak, “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et” (6) demekten ibaretti. Allah’ım bizi hayırlı selefimize hayırlı halef kıl. Hep beraber O’nun izinde yürümek dileğiyle… Selam ve dua ile

O’nun iftihar ettiği ümmetinin bir neferi olarak yerimizi ayıralım inşaallah. Son söz olarak zikredilen nasslardan hareketle nebevi hareket metodu için konuyu maddeler halinde özetlemek gerekirse, şunları söylemek mümkündür.

----------------------------------------------------1) Kur’âni Terimler ve Deyimler, Ağaç Yayınları, Hak Dini Kur’an Dili. Elmalılı M.Hamdi Yazır 2) Biritanica Muhammed maddesine bakınız. 3) Hendek Savaşı’na bakınız. 4) Muvatta Kader 3, İbn Ebi Şeybe, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/193. 5) Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizi, İlim 16. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 6) Âli İmran, 14. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

giderek mahşerde livaul hamd sancağı altında

29


Ali Yücel

BİR HADİS BİR YORUM

GECESİ GÜNDÜZÜ KADAR AYDINLIK BİR YOL

PEYGAMBER YOLU ‫ ليلها كنهارها ال‬.‫قد تركتكم على البيضاء‬ ‫ ِمن يعش منكم فسيرى‬.‫يزيغ عنها بعدي إال هالك‬ ‫ فعليكم بما عرفتم ِمن سنتي وسنة‬.ً‫اختالفاً كثيرا‬ .‫الخلفاء الراشدين المهديين‬

K

endisine verilen akıl ve irade nimetinden

kendisinin apaçık düşmanının hile ve tuzaklarına kan-

dolayı göklerin, yerin ve dağların yüklen-

mamalıdır. Bu ebedi düşmanı kendisine dost edinen-

mekten imtina ettiği emanet-i kübranın sorumlulu-

lerin nitelik ve niceliklerine aldırmadan ilahi emirlerin

ğunu üstlenen insanoğlunun, taliplisi olduğu görevi

uygulanması için çaba göstermeli, gayret etmeli ve

hakkıyla yerine getirebilmek için emanet sahibinin, in-

elinden geleni ardına koymamalıdır.

sanoğlunu en iyi bilen, ona şah damarından daha yakın Zat-ı Celâl’in belirlemiş olduğu yasa ve düsturlara,

NEBEVÎ HAYAT

emir ve yasaklara riayet etmesi gerekmektedir. O’nun

30

insanoğlu için tayin etmiş olduğu hedefe, yine O’nun belirlediği metot ve yöntemleri kullanarak ulaşmaya

Gücü, imkânı, çalışması ve ömrü sınırlı olan bu zayıf yaratılışlı varlığın yüklendiği emaneti taşırken kullandığı metotta en ufak bir sapma, ulaşılmak istenen hedefe götürmek bir yana hiç tasavvur edemeyeceği sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir insanı. Zalim, cahil,

çalışmalıdır insan. Alternatif gibi gözüken bütün yol

zayıf ve aceleci fıtrata sahip olan insanın bu halini en

ve yöntemlerin, “Andolsun ki, onları saptırmak için

iyi bilen Yüce Allah, nasıl bir yol tutması gerektiği hu-

senin doğru yolunda pusu kurup oturacağım, hepsini

susunda insanı çaresiz bırakmamış ve verdiği akıl ni-

azdıracağım”1 diyerek insana ebedi düşmanlığını izhar

metinin yanında gönderdiği peygamberler ve kitaplar

ve ilan eden şeytanın yolu olduğunun farkında olmalı,

vasıtasıyla bu yolu, sırat-ı müstakimi beyan etmiştir.

NİSAN’13


İnanç, ibadet, ahlak ve muamelât bu metot vesilesiyle hakiki mecrasına girmiş, toplumun yaşantısı her açıdan düzelme göstermiştir. Daha sonraları Nebevi metodun terk edilmesiyle sarsılan düzen, Ömer b. Abdülaziz zamanında tekrar bu metoda dönülmesiyle iki yıl iki ay gibi kısa bir zamanda düzelmiş ve insanlar sükûnet ve huzura kavuşmuşlardır. Müslümanlar için en güzel örneği teşkil eden Hz. Peygamber’in izinden ayrı düşüldüğü için 90 yıl haçlı zulmü altında boynu bükük bir şekilde bekleyen ilk kıblegâhımız Mescid-i Aksa’nın kurtuluşu, yine en güzel örneğin yolunu tutmakla mümkün olmuştur Selahaddin-i Eyyûbi için. Çekirge sürüsü gibi İslam diyarlarını tarumar eden Moğol fitnesine Ayn-ı Câlut’ta haddini bildirenler yine Nebevi yolun yolcularıydılar, âlimler sultanı İzz b. Abdüsselam, mücahidler komutanı Seyfeddin Kutz gibi. Tarık b. Ziyad’a gemileri yaktıran, Ukbe b. Nafi’e Atlas Okyanusu’nun karşısında “Ya Rabbi! Eğer şu deniz karşıma çıkmasaydı senin uğrunda dini yaymak için cihada devam ederdim” sözünü söyleten, sultan Alparslan’a Malazgirt’te şehitlik arzusuyla beyaz elbise giydiren hep Peygamber yolunda yürüme arzusuydu. Salt aklın bu yolda çaresiz kalacağı, aklın sınırı ve ni-

hakiki mecrasına girmiş, toplumun yaşantısı her açıdan

hayeti olduğunu bilen herkes için malumdur. İmam

düzelme göstermiştir. Daha sonraları Nebevi metodun

Şatibi’nin de dediği gibi; “Dünyanın başlangıcından bu

terk edilmesiyle sarsılan düzen, Ömer b. Abdülaziz za-

güne kadar yapılan deney ve tecrübeler göstermiştir ki tek

manında tekrar bu metoda dönülmesiyle iki yıl iki ay

başına akıl kendi yararına olan şeyleri celbetmeye ve zararına

gibi kısa bir zamanda düzelmiş ve insanlar sükûnet ve

olan şeyleri def etmeye yeterli değildir.”2 Bu durumu en iyi

huzura kavuşmuşlardır. Müslümanlar için en güzel

bilen Allah (celle celâluh), aklın doğru yöne kanalize

örneği teşkil eden Hz. Peygamber’in izinden ayrı dü-

edilmesi, akıl nimetini kullanmakla beraber onun da

şüldüğü için 90 yıl haçlı zulmü altında boynu bükük

kifayetsiz kalacağı bir sınırın olduğunu bildirici rehber,

bir şekilde bekleyen ilk kıblegâhımız Mescid-i Aksa’nın

örnek ve önder insanlar göndermiştir. “Size ancak az

kurtuluşu, yine en güzel örneğin yolunu tutmakla

bir bilgi verilmiştir.” Peygamber dediğimiz bu yüce

mümkün olmuştur Selahaddin-i Eyyûbi için. Çekirge

insanlar, hak tarafından gönderilen buyrukların, din-

sürüsü gibi İslam diyarlarını tarumar eden Moğol fit-

lerin ve şeriatların hedef ve maksatlarına ulaşmada

nesine Ayn-ı Câlut’ta haddini bildirenler yine Nebevi

insanoğlunun nasıl bir menhec takip edeceklerini pra-

yolun yolcularıydılar, âlimler sultanı İzz b. Abdüs-

tikte uygulayarak öğretmişlerdir. Allah elçilerinin uy-

selam, mücahidler komutanı Seyfeddin Kutz gibi. Tarık

guladığı bu ilâhi metot sayesinde şirk, küfür, zulüm,

b. Ziyad’a gemileri yaktıran, Ukbe b. Nafi’e Atlas Okya-

isyan ve tuğyan içersindeki gönüller yaratılış maksa-

nusu’nun karşısında “Ya Rabbi! Eğer şu deniz karşıma

dının farkına varmış ve Yaratanına karşı asli vazifesine

çıkmasaydı senin uğrunda dini yaymak için cihada

dönmüştür.

devam ederdim” sözünü söyleten, sultan Alparslan’a

Peygamberler halkasının sonuncusu, nübüvvet mührünün hâtemi, âlemlere rahmet, Hz. Muhammed

Malazgirt’te şehitlik arzusuyla beyaz elbise giydiren hep Peygamber yolunda yürüme arzusuydu.

(aleyhisselam) için de durum farklı değildir. Kız çocuk-

Kudüs-Mescid-i Aksa’nın kindar yahudiden te-

larını içine düştükleri utanç duygusunu bastırmak için

mizlenmesi, Mekke-Medine’nin menfaat düşkünü

öldürmekte bir beis görmeyen, güçlünün zayıf olana

uşaklardan kurtulması, Ayasofya’nın kilise dogmala-

kolayca tahakküm edebildiği, sosyal konumlarından

rına karşı türetilmiş laiklik kıskacından kurtulup hu-

dolayı bazı kimselerin insan olarak değerlendirilme-

zura kavuşması, en önemlisi de Müslümanların kaybet-

diği, yaradılış gayesini unutmuş amaçsız insan yığın-

tikleri izzetlerine kavuşmaları için Hz. Peygamber’in

larının 23 yıl gibi kısa sürede asr-ı saadeti yaşamaları,

yolundan başka bir yol yoktur. Hz. Ömer bu durumu

yeryüzünde bir benzerinin tekrar yaşanmasının ger-

ne kadar da güzel özetliyor: “Bizler öyle bir topluluğuz

çekten çok zor olduğu güven ve emniyet ortamına

ki Allah, bizi İslam ile şerefli, izzetli kıldı. İzzet ve şerefi

kavuşmaları işte bu nebevi metot sayesinde olmuştur.

İslam’dan başka bir şeyde arayacak olursak Allah bizi

İnanç, ibadet, ahlak ve muamelât bu metot vesilesiyle

zillete duçar edecektir.” İlerleme ve medeniyetin lale CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

3

31


Kudüs-Mescid-i Aksa’nın kindar yahudiden temizlenmesi, Mekke-Medine’nin menfaat düşkünü uşaklardan kurtulması, Ayasofya’nın kilise dogmalarına karşı türetilmiş laiklik kıskacından kurtulup huzura kavuşması, en önemlisi de Müslümanların kaybettikleri izzetlerine kavuşmaları için Hz. Peygamber’in yolundan başka bir yol yoktur. Hz. Ömer bu durumu ne kadar da güzel özetliyor: “Bizler öyle bir topluluğuz ki Allah, bizi İslam ile şerefli, izzetli kıldı. İzzet ve şerefi İslam’dan başka bir şeyde arayacak olursak Allah bizi zillete duçar edecektir.” İlerleme ve medeniyetin lale dikip batılılar gibi giyinmek olarak telakki edildiği, 51 sineğin 49 fili devirebileceğini benimseyen sistemlerin kanun koyucu olarak kabul edildiği, kutsalın mabetlere hapsedilip kamusal alana sokulmadığı rejim ve zihniyetlerin baş tacı edildiği günden beri yitirilmiş olan şeref, onur ve izzeti tekrar elde edebilmek için hayatın her alanında en güzel örneğe tabi olmaktan başka seçeneğimiz yoktur. “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.” dikip batılılar gibi giyinmek olarak telakki edildiği, 51

onun sürekli ikaz ettiği ehl-i kitaba teşebbüh ve onları

sineğin 49 fili devirebileceğini benimseyen sistemlerin

taklit marazı ortaya çıkacaktır. Yani Müslüman’ın, ilah,

kanun koyucu olarak kabul edildiği, kutsalın mabetlere

kâinat, din tasavvurunu; sosyal, ekonomik, siyasal

hapsedilip kamusal alana sokulmadığı rejim ve zih-

hayat anlayışını İslam belirlemeli ve pratik hayatta kar-

niyetlerin baş tacı edildiği günden beri yitirilmiş olan

şılaştığı büyük-küçük bütün meselelerin çözümünde

şeref, onur ve izzeti tekrar elde edebilmek için hayatın

bu dinin mübelliği ve uygulayıcısı Hz. Peygamber’in

her alanında en güzel örneğe tabi olmaktan başka se-

düsturları geçerli olmalıdır. “Hayır, Rabbine andolsun

çeneğimiz yoktur. “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yo-

ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni

lumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o

hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde

yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.”

hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla ka-

4

NEBEVÎ HAYAT

Bahsedilen metot, hayatın her alanında kulla-

32

bullenmedikçe iman etmiş olmazlar.”5

nılmalıdır. Yahudiler gibi “kitabın bir kısmına inanıp

Dini, Kur’an-ı Kerim’i, hayatının bir aynası me-

bir kısmını inkâr etmekle”, “işine gelen yerde kitaba

sabesindeki sünnetini anlayış biçiminde de yegâne ör-

uyup işine gelen yerde kitabına uydurmakla” Rasu-

neğimiz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) olma-

lullah (aleyhisselam) örnek alınmış olmayacak, bilakis

lıdır, onun yolundan yürüyen sahabe ve tabiin olma-

İsrailoğulları’nın girdiği maddi Tih çölünün aynısını Ümmet-i Muhammed manevi olarak yaşamaktadır. Bıldırcın ve kudret helvasına bahane bulmaya çalışan İsrailoğulları’nın nankörlüğünün aynısı İslam coğrafyalarında da gözlemlenmektedir. İsrailoğulları’nın 40 yıl süren bu şaşkınlıkları, Allah’a inanan yeni bir neslin eliyle son bulmuştu. İslam Ümmetinin bu gün içinde bulunduğu manevi girdaptan çıkışının da tek reçetesi vardır: Allah’ı Rab, Rasulullah’ı önder, Kur’an-ı Kerim’i anayasa kabul etmiş, Allah yolunda O’na kavuşmayı en büyük arzu telakki eden bir neslin eliyle olacaktır kurtuluş. “Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti” ayetinin müjdesine nail olmak için yapılması gereken şey, 23 senede bunu gerçekleştiren kutlu Nebi’nin yolunu takip etmektir, karanlıkların karartamadığı, zamanın geçmesiyle eskimeyen, canlılık ve aksiyon dolu, etrafa rahmet saçan en güzel örneğin yolunu.

NİSAN’13


lıdır. Nevzuhur bir takım ilim adamı kisveli insanların

İsrailoğulları’nın girdiği Tih çölünün aynısını

dini anlama ve yorumlamada öncelikli referanslarının

Ümmet-i Muhammed manevi olarak yaşamaktadır.

kimler olduğu bu gün aşikârken, harici düşmana nis-

Bıldırcın ve kudret helvasına bahane bulmaya çalışan

petle zararları daha etkili gönüllü Truva atları mey-

İsrailoğulları’nın nankörlüğünün aynısı İslam coğraf-

danlarda kendilerine rahat yer bulabiliyorken “Ön-

yalarında da gözlemlenmektedir. İsrailoğulları’nın 40

derimiz Rasulullah’tır” diyen herkes için hayatın her

yıl süren bu şaşkınlıkları, Allah’a inanan yeni bir neslin

alanında Peygamber metodunu tatbik etmeye çalışmak

eliyle son bulmuştu. İslam Ümmetinin bu gün içinde

en önemli vazifelerdendir. İbadet hayatında da onun

bulunduğu manevi girdaptan çıkışının da tek reçe-

düsturları bizim için kilit rol oynamaktadır. İfrat-tefrite

tesi vardır: Allah’ı Rab, Rasulullah’ı önder, Kur’an-ı

kaçmadan, bidat ve hurafelere bulaşmadan, şirkin gizli

Kerim’i anayasa kabul etmiş, Allah yolunda O’na ka-

ve açığına düşmeden ibadet etmede de yine Rasul-ü

vuşmayı en büyük arzu telakki eden bir neslin eliyle

Zi-Şan’ın uygulamasının, söylediklerinin büyük önemi

olacaktır kurtuluş. “Allah, sizlerden iman edip iyi

vardır. Buna riayet edilmediği takdirde şu ayetlere muhatap olmak işten bile değildir: “Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.”6

davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine

Kabe’den putlar, yüce Nebi’nin uyguladığı

onlara güven sağlayacağını vâdetti”9 ayetinin müjde-

program sayesinde temizlendi, bu vesileyle İbrahim

sine nail olmak için yapılması gereken şey, 23 senede

ve İsmail’in (aleyhimesselam) kendisini inşa ettikleri

bunu gerçekleştiren kutlu Nebi’nin yolunu takip et-

sebebe hizmet etmeye başladı. Bu gün de sinelerde

mektir, karanlıkların karartamadığı, zamanın geçme-

yük envai çeşit putun temizlenmesi için tek yol, teme-

siyle eskimeyen, canlılık ve aksiyon dolu, etrafa rahmet

lini âlemlerin Rabbi’nden alan Peygamber yoludur.

saçan en güzel örneğin yolunu.

Tahkir ve tezyiflere aldırmayan; alaylara, hakaretlere kulak asmayan; zulüm ve istibdat karşısında “Ehad, Ehad” nidalarıyla küfrün beyninde şimşekler çakmasına sebep olan kutlu neslin, Peygamber yarenlerinin, “Anam-babam sana feda olsun” fedakârlığını gösterenlerin, zamanın süper güçlerine dünyayı dar edenlerin takip ettiği metot olmalıdır bizim metodumuz. Bu gün, düne çok benzemektedir. Dünyanın jandarmalığına soyunan, gitmiş oldukları coğrafyaları kana bulayan sözüm ona süper güçlerin kah uykularını kaçıran, kah ardına bile bakmadan kaçma mecburiyetinde bırakan yiğitlerin yaşantısına baktıkça bunu daha iyi görebi-

Son sözü ona bırakıyoruz: İrbâd b. Sâriye (radıyallahu anhü) anlatıyor: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize öyle bir vaaz etti ki ondan gözler (imiz) yaşardı ve kalbler(imiz) titredi. Bunun üzerine biz “Ya Rasulullah! Bu vaazınız veda eden bir kimsenin vaazına benzer, bize neleri tavsiye edersiniz?” dedik. Şöyle buyurdular: “Size öyle aydınlık bir yol bırakıyorum ki onun gecesi de gündüzü gibidir. Benden sonra ancak helak olanlar, o yoldan (başka yönlere) sapar. Sizden kim yaşarsa fazla ihtilafa şahid olacaktır. Onun için bilip tanıdığınız sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetlerine yapışınız…”10

liriz. Hz. Peygamber’in bir hadisi yere düşmesin diye devletlerinden olan Peygamber yolunun yolcularına zaffer kılacaktır. Kendilerini yalnız ve yardımsız bırakanlara aldırmadan kararlılıkla yollarına devam eden, İslam’ın izzet ve şerefini savunmak için canlarını avuçlarına almış cefakâr ve fedakâr insanların gayretleri elbette karşılığını bulacaktır. “Mü’minlere ise nusret uhdemizde bir hakk oldu.”7 “Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da: “Yeryüzüne salih kullarım vâris olacaktır” diye yazmıştık.”8 Rasulullah’ın yolunda yürümeyenler salihlerden olabilirler mi?

-----------------------------------------1. Ayetler için bkz. A’raf 16, Hicr 39. 2. Ebu İshak eş-Şatibi, İ’tisâm, 1/61. 3. İsra Suresi 85. 4. En’am Suresi 153. 5. Nisa Suresi 65. 6. Meryem Suresi 59. 7. Rum Suresi 47. 8. Enbiya Suresi 105. 9. Nur Suresi 55. 10. İbn Mace, Mukaddime, 43. Benzer hadisler için bkz. Ebu Davud, es-Sünne (hadis no: 4607). Tirmizi, Kitâbü’l-İlim (hadis no: 2676-2677). CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Allah (celle celâluh) mutlaka yardım edecek, onları mu-

33


Said Özdemir

İNCELEME ARAŞTIRMA

Rebiu-l Evvel Ayı…

Kutlu Doğumdan Bir Parça G

ökyüzünde bir ay… Etrafını bürüyen

yerek evvela kelime-i tevhidi tahrif edip içini boşalt-

kızgın, kara bulutlara rağmen yüzünü

tıktan sonra yavaş yavaş diğer kavramlara doğru yol

göstermeye çalışıyordu… Işığa hâmile kapkaranlık

aldılar.. Bu tahriften Rasulullah da nasibini almıştı.

bir dünya vardı.. Nebînin doğumuna az bir zaman

Öyle bir Rasulullah sevgisi vardı ki sadece dillerde

kala müjde ve muştu dolu akisler vardı… Bütün bir

kalmış, pratik hayata dökülmemiş bir sevdaydı bu.

beşeriyet canı dudağında ve herkesin umudu gelecek son kurtarıcıdaydı.. Bu devrin adı Cahiliyeydi… Ancak ilmin zıddı olan bir cehalet değil, iman ve inancın karşılığı olan küfrün mürâdifi cahiliyet... O, elli bin türlü câhilî âdeti göğüsleye göğüsleye bir zulmet çağını ışık asrı haline getiriyordu. Bu sözlere Cafer İbni Ebî Talib’in, Necaşi karşısında söylediği sözler bir isbattı: “Ey Melik, biz kan içer, leş yer, zina eder, hırsızlık yapar, adam öldürür ve yağmacılıkla iştigal ederdik.. Kavi/güçlü zayıfı ezer ve insanlık adına utandırıcı daha neler neler yapardık...” derken, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den evvel insanlığın nasıl üst üste karanlıklar içinde bulunduğuna dikkati çekiyordu. Evet bu toplulukta, bir damla suda kıyametler koparılırdı.. Böyle

NEBEVÎ HAYAT

bir topluma güneş gibi doğup yirmi üç yılda daveti

34

tamamlayıp ümmeti teşkil etti. Yiğitliğin, fedakârlığın, teslimiyetin menbaı yaptı.. Aradan on dört asır geçti.. Allah düşmanları Ümmetle ‘O’ nurun arasına karanlıklar döşemeye

Öyle bir Rasulullah inancı türedi ki; Sosyal hayata karışmayan, giyime-şekle dokunmayan, ahlakımıza sirayet etmeyen, siyaset alanından tamamen koparılan bir Rasulullah modeliyle karşı karşıyayız. Hani nerede bir baba olarak Rasulullah! Hani nerede örnek bir davetçi olarak Rasulullah! Hani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem evimize, işyerimize, okulumuza, soframıza, meslek ve arkadaş seçimimize kadar girecekti! Hani Rasulullah bu hayatta en çok sevdiğimiz, uğruna her şeyi feda edebileceğimiz birisiydi! Şimdi düşünelim Müslümanlar Allah Rasulü aleyhisselam bizim hayatımıza ne kadar girmiştir? Bu sevdiğini söyleyen insanlarda Onun sünnetine ne kadar rastlayabiliyoruz? Onun getirdiği dine ne kadar tutunup, ne kadarını hüsnü kabulle boyun eğmişiz? Şayet sevgin samimi olsaydı, ona itaat ederdin, Şüphe yok ki seven kimse, sevdiği kimseye itaat eder.

çalıştı ve şu günlerimiz de bu acı tablo südur etmeye

Böyle bir toplumun gölgesi altında hayat sü-

başladı. Kafirler bilerek, yandaşları ise bilerek/bilme-

rerken her sene ‘kutlu doğum’ adı altında toplan-

NİSAN’13


Hani nerede bir baba olarak Rasulullah! Hani nerede örnek bir davetçi olarak Rasulullah! Hani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem evimize, işyerimize, okulumuza, soframıza, meslek ve arkadaş seçimimize kadar girecekti! Hani Rasulullah bu hayatta en çok sevdiğimiz, uğruna her şeyi feda edebileceğimiz birisiydi! Şimdi düşünelim Müslümanlar Allah Rasulü aleyhisselam bizim hayatımıza ne kadar girmiştir? Bu sevdiğini söyleyen insanlarda Onun sünnetine ne kadar rastlayabiliyoruz? Onun getirdiği dine ne kadar tutunup, ne kadarına hüsnü kabulle boyun eğmişiz? Şayet sevgin samimi olsaydı, ona itaat ederdin, Şüphe yok ki seven kimse, sevdiği kimseye itaat eder. tılar ve seminerler yapılır. Amaç; İnsanlara nebevi

lümanların gönül dünyası da O’nun siretini anlatan

atmosferi bir nebzede olsa yaşatmak, Rasulullah’ı

eserler ve O’nu anma çerçevesinde akdedilen kutla-

unutturmamaya çalışmaktır. Bu tür toplantı ve prog-

malarla ferah bulur.

ramlar düzenlenirken bir kısım ulema bunun caiz olduğunu söylemiş diğer yandan insanların aşırı sevgiye bürünüp Rasulullah’tan medet dilemesi, kadın erkek karışıklığı ve Hristiyanlara benzeme durumundan dolayı bu yapılan etkinliklere bidat damgasını vuran ulema da olmuştur. Biz her iki tarafın delillerini sünnet çerçevesi dâhilinde zikredip bir Müslümanın Rasulullah’ı nasıl anması gerektiğine vurgu yapmak istiyoruz:

İkinci: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarihteki büyük dini hadiselerle yaşadığı zamanı irtibatlandırır, hadiselerin muayyen tarihleri geldiğinde de meseleyi canlı bir şekilde tezekkür ederdi. Medine’ye hicret ettiğinde Aşura günü Yahudilerin oruç tuttuklarını görünce sebebini sormuş; “Bu Allah Teâlâ’nın Firavun’u boğup Musa’yı kurtardığı gündür. Allah’a şükür olarak oruç tutmaktayız.” cevabını alınca, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız.”

Mevlid kandili kutlanması ve bu hususta mitingler, toplantılar düzenlemenin gerekli olduğunu savunanlar:

deyip kendi oruç tutmuş, ashabına da tutmalarını emretmiştir.2 Bilindiği üzere, kulun Allah’a şükrü, secde,

Mevlid; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dünyaya teşrifi, çocukluğu, risaleti, mucizeleri, ahlâkı, evsafı yanında O’na iktida edebilmek için gerekli olan meseleleri ihtiva eder. Nitekim Abdullah b. Revaha, Ka’b. Züheyr, Hassan b. Sabit gibi şair sahabiler de O’nun bu yönlerini anlatır, O’na tazimde bulunurlardı. İnşad edilen şiirler, dinleyiciler üzerinde azim tesirler uyandırır, sahabenin Allah Rasulü’ne ittibaı güç kazanırdı.

oruç, sadaka, Kur’an-ı Kerim okumak gibi çeşitli ibadetlerle olur.3 Yahudiler Hz. Musa’nın kurtulması ve Firavun’un boğulması nimetini onlara ihsan eden Allah’a oruç tutarak fiili şükürde bulunmuşlardır. Müslümanlar da onlar için en büyük nimet olan Rasulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem mevlidini çeşitli ibadetlerle Allah’a şükrederek ihya etmektedirler. Bazı âlimler, mevlidin Hz. Musa ile ilgili hadiseye uygunluk arz etmesi için Rasulullah salve şükrün özellikle o gün izhar edilmesi gerekir, de-

“Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağ-

mektedir. Fakat şükrün ifasını gerektiren ibadetler

lamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz.” buyur-

için bir gün söz konusu olmadığından mevlidi de

maktadır.

gün ile sınırlamak doğru olmaz.

1

Nasıl Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

Üçüncüsü: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem

kalbi peygamber haberleriyle mesrur oluyorsa, Müs-

pazartesi günü tuttuğu orucun gerekçesini açıkCEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

lallahu aleyhi ve sellemin viladetinin tespit edilmesi

Birinci: Allah’u Teâlâ Rasul-i Ekrem’e hitaben:

35


tiği ebedi cehennemlik o kâfir; Ahmed’in doğumuna sevindi diye pazartesi günleri daha az azab görür. Ömür boyu Ahmed’le sevinen ve muvahhit olarak ölenin hali ise bir düşün nasıl olur. Hadis’i şerife göre Süveybe’yi azad ettiğinden dolayı Ebu Leheb’in azabı hafifleyecekse viladetle sevinen Müslümanların sevap kazanmaları evleviyetle mümkündür. Suyutî: “mevlid kandilinin esasını teşkil eden, toplanıp Kur’an-ı Kerim okumak, Allah Rasulü sal-

lallahu aleyhi ve sellem’in dünyaya gelmesi ve doğumu ile yeryüzünde meydana gelen harikuladeliklerle ilgili rivayetleri nakletmek ve sonrasında larken: “Bugün dünyaya geldim.”4 demiştir. Buna göre Mevlid-i Nebi’yi ilk ihya eden, o gün oruç tutarak Allah Teâlâ’ya şükreden Rasul-i Ekrem’dir. Günümüzde Müslümanların mevlid kutlamaları şekil açısından kısmi farklılıklar arz etse de Aşure ve pazartesi günleri Efendimiz’in tuttuğu oruçların gayesi ile tamamen örtüşmektedir. Zira hepsi ilahi rızayı celbetmek için îfa edilmektedir. Dördüncü: Kur’an-ı Kerim Müslümanlara İslam’ın ulvi değerleriyle meşru ölçüler çerçevesinde sevinmeyi tavsiye etmektedir: “De ki: ‘Allah’ın lütuf ve rahmetiyle; yalnız bunlarla sevinsinler.”5 Allah’u Teâlâ müminlere ‘rahmet’le sevinmelerini emretmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, şu ayetin işaret ettiği gibi bizzat rahmettir: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Nitekim İbn Abbas ‘rahmet’ kelimesini Muhammed Mustafa olarak tefsir etmiştir.6 Müminler Allah Rasulü’nün varlığıyla her dem mesrur olur. Fakat doğduğu ay ve günün sevinci daha yoğun bir şekilde yaşanır. Mevlid İslam coğrafyasında uygulanan âlimlerin güzel gördüğü, halkın benimsediği bir gelenektir. “Müslümanların güzel telakki ettiği Allah

NEBEVÎ HAYAT

katında güzel, çirkin addettikleri ise çirkindir.”7

36

Beşinci: Her pazartesi Ebu Leheb’in azabı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in doğum müjdesi kendisine verildiğinde cariyesi Süveybe’yi azad etmesinden dolayı hafifler.8 Muhammed b. Nasıruddin ed-Dimeşki şöyle demektedir:9 Kur’an’ın NİSAN’13

elleri

kurusun

diye

hazırlanan sofralarda ikram edilen yemekleri yiyip dağılmak, program sahibinin sevap kazanmasını sağlayan hayırlı ameliyeler cümlesindendir.” demektedir. Çünkü mevlidin gayesi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ta’zimde bulunmak ve doğumu sebebiyle oluşan mutluluğu açığa vurmaktır.10 Çağdaş selefiliğin en güçlü referanslarından olan İbn Teymiyye’nin mevlid ile alakalı tesbit ve görüşü muasır takipçilerine göre daha mutedildir. İbn Teymiyye, mevlidle alakalı şöyle demektedir: “Bazı insanlar mevlidi ya Hz. İsa’nın doğumunu kutlama noktasında Hrıstiyanlara benzemek ya da Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve

sellem’e duydukları sevgi ve O’nu yüceltmek gayesiyle ihdas etmişlerdir. Yemin olsun ki mevlidi sevgi ve içtihatlarından dolayı yapanları Allah mükâfatlandıracaktır. Yukarıdaki ifadeleri söyleyen İbn Teymiyye, bidat olarak gördüğü mevlidi ihya edenleri ilahi ecir almalarına rağmen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine uyma noktasında gevşeklik göstermekle itham eder. Ona göre mevlidi ihya edenler Mushaf’ı süsleyip de okumayan ya da okuyup ona tabi olmayan kişilere benzemektedir. İbn Teymiyye mevlidi ihya edenlerin bu ameliyelerinden dolayı sevap kazanmalarını Ahmed b. Hanbel rahimehullah’dan naklettiği bir fetva ile delillendirir. Ahmed b. Hanbel’e bazı devlet adamlarının Mushaf’ı süslemek için bin dinar harcadıkları sorulduğunda, kendi mezhebinde Mushaf’ı süslemek mekruh olmasına rağmen devlet adamlarının uygulamasına karşı çıkılmamasını söyler. İbn Teymiyye, Ahmed b. Han-

zemmet-

bel’in; Kur’an’ın tezyinine harcanmayan fonun gece


Suyutî: “mevlid kandilinin esasını teşkil eden, toplanıp Kur’an-ı Kerim okumak, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in dünyaya gelmesi ve doğumu ile yeryüzünde meydana gelen harikuladeliklerle ilgili rivayetleri nakletmek ve sonrasında hazırlanan sofralarda ikram edilen yemekleri yiyip dağılmak, program sahibinin sevap kazanmasını sağlayan hayırlı ameliyeler cümlesindendir.” demektedir. sohbetlerini havi kitaplara ya da şiir ve felsefe eserle-

Hiç şüphe yok ki insanların dinde ihdas ettikleri

rine sarfedilmesini önlemek gayesiyle böyle bir fetva

(çıkardıkları) çirkin bid’atlardan birisi de, Rebiül-

verdiğini ifade eder.

Evvel ayında Mevlid-i Nebevî yıldönümünü kutla-

Mevlidin ilk çıkışını ise Suyutî, ilk olarak mevlidi ihdas edenin Fatimiler değil Erbil hükümdarı Muzaffer (Ebû Said) olduğunu söylemektedir.

maktır. İnsanlar, bu bid’atı farklı şekillerde kutlamaktadırlar:

Bu konuda müstakil bir eser yazan Seyyid Mu-

Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetinde

hammed Mekki El-Haseni ‘Havle-l ihtifal bi zikri

bir araya gelip toplanmakta ve sadece Peygamber

mevlidi-n nebiyyi-ş Şerif’ adlı bir kitap yazmış bu-

sallallahu aleyhi ve sellem’in doğum kısassını anlat-

rada delilleri uzunca sıralamıştır.

makta veyahut da konuşmalar yapmakta ve bu olay

Mevlidin Bidat Olduğunu Söyleyen Selefi Düşünce: Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye Allah ona rahmet etsin; “İktidâu’s-Sırâti’l-Mustekîm”de, İmam Şâtıbî; “el-İ’tisâm»da, İbn-i Hâc; “el-Medhal’de, Şeyh Tâcuddin Ali b. Ömer el-Lahmî, Muhammed Beşir es-Sehsevânî el-Hindî; “Sıyânetu’l-İnsan”da, Seyyid Muhammed Raşid Rıza, Şeyh Muhammed b. İbrahim Âl-i Şeyh, Abdulaziz b. Baz gibi âlimler de bu konuda mustakil risâleler yazmışlardır. Bunlar ise kendi görüşlerine şunları delil getirmişlerdir: Birincisi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

dolayısıyla kasideler okumaktadırlar. Kimi insanlar, yemek ve tatlılar yapmakta ve gelenlere takdim etmektedirler. Kimi insanlar, bu münâsebeti câmilerde, kimileri de evlerde kutlamaktadırlar. Kimi insanlar da yukarıda zikredilenlerle yetinmeyip bu münâsebeti, erkeklerle kadınların birbiriyle aynı ortamda bulunması, oyunlar oynanması, şarkılar söylenmesi gibi, pek çok haram ve çirkinlikler yapılan ya da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den medet ve imdat dilenmek, onu çağırmak ve düşmanlara karşı ondan yardım istemek gibi şirk içeren ameller işlenen bir toplantı haline getirmektedirler.

mayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli

İkincisi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

Kur’an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o

doğum yıldönümü münâsebetini kutlamak, ne Ra-

ihdâs ettiği şey, kendisinden reddolunmuştur (bâ-

sulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, ne de râşid

tıldır).”

halifelerinin sünnetindendir. Böyle olduğu içindir ki

11

Müslim’in rivayetinde ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim işimiz (dinimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez).”

12

bu hareket, dinen yasaklanmış bid’atlardandır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyurmuştur “Benim sünnetime ve benden sonraki doğru yolu bulmuş râşid halifelerimin sünnetini alın ve CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

“Her kim, bu işimizde (dinimizde) onda ol-

37


Çağdaş selefiliğin en güçlü referanslarından olan İbn Teymiyye’nin mevlid ile alakalı tesbit ve görüşü muasır takipçilerine göre daha mutedildir. İbn Teymiyye, mevlidle alakalı şöyle demektedir: “Bazı insanlar mevlidi ya Hz. İsa’nın doğumunu kutlama noktasında Hrıstiyanlara benzemek ya da Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e duydukları sevgi ve O’nu yüceltmek gayesiyle ihdas etmişlerdir. Yemin olsun ki mevlidi sevgi ve ictihatlarından dolayı yapanları Allah mükâfatlandıracaktır. Yukarıdaki ifadeleri söyleyen İbn Teymiyye, bidat olarak gördüğü mevlidi ihya edenleri ilahi ecir almalarına rağmen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine uyma noktasında gevşeklik göstermekle itham eder. Ona göre mevlidi ihya edenler Mushaf’ı süsleyip de okumayan ya da okuyup ona tabi olmayan kişilere benzemektedir.

onlara, azı dişlerinizle ısırırcasına sımsıkı sarılın. (Dinde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerden sakının. Çünkü (dinde) sonradan çıkarılan

Sonuç:

lıktır). Her dalâlet (in sahibi) de, ateştedir.”13

Her sene meydanlarda anlatılan Rasulullah’a

(sahâbe, tâbiîn ve etbâu’t-tâbiînden) sonra Şiâ’nın bir kolu olan Fâtımîler tarafından müslümanların dinini ifsat etmek için dine sonradan sokulmuştur. Üçüncüsü: Mevlid-i Nebevî yıldönümünü kutlama merâsiminde, hristiyanlara benzeme vardır. Çünkü hristiyanlar, her yıl İsa Mesih’in doğum yıldönümünü kutlamaktadırlar.

NEBEVÎ HAYAT

“Müşriklere aykırı hareket edin...”15

her yenilik, bid’attir. Her bid’at, dalâlettir (sapıkMevlidi kutlama işi, fazîletli üç dönemden

38

mından) o da onlardandır.”14

bakıldığı zaman tam bir hayat katliamı yapılmaktadır. Öyle bir Rasulullah modeli çıkarıyorlar ki, hayatı boyunca sanki hiç savaşmamış, eline kılıç desen almamış, daima kafirlere, müşriklere tebessümler dağıtmış, onlara sürekli çiçekler vermiş gibi lanse edilmekte. Bir Müslüman kadının namusuna dokunulduğu zaman bir millete savaş açan peygamber için, kafirlerle de iyi geçinirdi demek onu tam manasıyla yok etmek değil de nedir!? Bir sa-

“Her kim, bir topluluğa (kavme) benzerse (on-

vaşta gerektiğinde kafiri öldürmekten çekinmeyen

ların giyindiği gibi giyinirse, gittiği yolda giderse ve

bir peygamber için, barışa yönelik bir hayat yaşardı

onların işlediği fiilleri işlerse, günah ve sevap bakı-

diyerek anlatmak onu tahrif etmek değil de nedir!?

Evet, bizler Rasulullah’ın hayatını her gün, her hafta, her ay hakkıyla anlatmayıp, gündemimize almaz, O’nu ve sevgimizi sadece bir Ay’a has kılarsak o zaman bu bidatin daha da ötesinde bir şeydir. Anma programlarında, müzik eşliğinde sevinilmesi, Rasulullah’tan medet-yardım talep edilmesi veya bunun kutlanmasının sünnet olduğunu söylemenin bidat olması noktasında İbn Teymiyye ve İmam Şâtıbî gibi ulemaya katılmaktayız. Fakat Türkiye gibi dinin istismar edildiği bir ülkede bu günleri fırsat bilip, vesile yaparak Rasulullah’ın hayatından bölümleri insanlara anlatıp onları rehberlerine bağlamak maksadıyla yer yer anma programları yapılırsa bunda da bir mahzur yoktur.

NİSAN’13


İnsanların zihinlerinde yanlış bir Rasulullah anlayışı

mıştır. Hz Muhammed’in gönderilme nimetine ge-

dolaşırken bir Müslüman nasıl olurda onu hakkıyla

lince dünya ve ahiret nimetini kapsamıştır. Allah’ın

tanıtmaz, savunmaz ve bu tahrife daha ne kadar sab-

kulları için razı olduğu kemâle ermiş insanlar bu

redebilir!?

vesile ile (mevlidi nebi) dünya ve ahiret nimetine

Evet, bizler Rasulullah’ın hayatını her gün, her hafta, her ay hakkıyla anlatmayıp, gündemimize almaz, O’nu ve sevgimizi sadece bir aya has kılarsak o zaman bu bidatin daha da ötesinde bir şeydir. Anma programlarında, müzik eşliğinde sevinilmesi, Rasulullah’tan medet-yardım talep edilmesi veya bunun kutlanmasının sünnet olduğunu söylemenin bidat olması noktasında İbn Teymiyye ve İmam Şâtıbî gibi ulema’ya katılmaktayız. Fakat Türkiye gibi dinin istismar edildiği bir ülkede bu günleri fırsat bilip, vesile yaparak Rasulullah’ın hayatından bölümleri insanlara anlatıp onları rehberlerine bağlamak maksadıyla yer yer anma programları yapılırsa bunda da bir mahzur yoktur. İbn Recep el-Hanbeli rahimehullah ‘letâif’u-l meârif’ adlı değerli eserinde şöyle der: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e pazartesi günü tuttuğu oruç sorulduğunda: “Bu doğduğum ve peygamberliğin bana verildiği gündür” dedi. Burada Allah’ın nimetlerini kullarına peş peşe verdiği günleri (Nebi’nin doğum gününü) oruçlu bir şekilde geçirmenin müstehap olduğuna işaret

gark olmuştur. Allah’ın nimetini kulların üzerine yağdırdığı günü (mevlidi nebi) oruç ibadetiyle geçirmek çok güzel bir haslettir. Diğer bir ifadeyle nimetler tezahür ettikçe onun mukabilinde Allah’a şükretmekte o derece güzeldir (elzemdir).” Konuyla ilgili Şehid Hasan el-Bennâ şöyle demektedir: “Salih bir insanı hatırlamak için toplanmakta bir beis yoktur… Allah’ın rızasına uygun bir şekilde insanları anmak için toplanmak dindendir. Faziletli zamanları seçerek bunu yapmak daha hayırlıdır. Salih insanların hayatlarını hatırlamak, onların yaşantılarındaki örnek yönleri zikretmek bir ibrettir ve derstir.”16 Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan, huzurunda duracağımız güne kadar, kitabı Kur’an-ı Kerim’e ve elçisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine sımsıkı sarılmayı bize nasip etmesini dileriz. Allah Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed’e, âile halkına ve ashâbına salât ve selâm eylesin ve onları mübârek kılsın. Allahumme Amin..

vardır. Allah’u Teâlâ en yüce nimetlerinden birisi de bu ümmete Hz. Muhammedi Rasul olarak gönder“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Al’i-İmran/164) Allah’u Teâlâ Hz. Muhammedi bu ümmete peygamber olarak göndermesi göklerin, yerlerin, güneşin, ayın, rüzgârların, gecenin ve gündüzün meydana gelmesinden, yağmurun inmesinden ve nebatatın bitmesinden daha yüce ve mukaddestir. Bu sayılan nimetlerin hepsi Allah’ın peygamberini ve ahiret gününü inkâr edenlerde dâhil bütün insanları kuşatmış ve faydası umuma musahhar kılın-

--------------------------------------------

1 Hud suresi/120 2 Buharî, Savm, 69; Müslim, Sıyam, 19. 3 Muhammed Bahît el-Mutîî, Ahsenu’l-Kelam, s. 48 4 Müslim, Sıyam, 1162. 5 Yunus(10): 58. 6 Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur, 3, 308. 7 İbn Mesud’a ait mevkuf hadis için bkz. Hakîm, Müstedrek, 3, 78, h. 2 NO: 4465. 8 Bu olayı Buhari nikâh bölümünde muallak olarak rivayet eder. Hafız İbn Hacer Feth’u-l Bari’de, İmam Hafız Abdurrezzak San’ani Musannefte c. 7 syf 478, Beyhaki Delail’de, İbn Kesir Bidaye’de c.1 syf 224. Kâfirlerin amellerinden dolayı azaplarının hafiflemesi sadece Rasulullah’a has bir olaydır. 9 Muhammed b. Alevî, Menhecü’s-Selef fî Fehmi’n-Nusus beyne’n-Nadar-i ve’t-Tatbîk, s. 390. 10 Muhammed Bahît el-Mutîî, Ahsenu’l-Kelam, Kahire, 1939, 48. 11 Buhari; hadis no: 2697.Müslim; hadis no: 1718. 12 Müslim; hadis no:1718. 13 İmam Ahmed; hadis no: 4/126. Tirmizî; hadis no: 2676. 14 İmam Ahmed; hadis no: 2/50. Ebu Davud; hadis no: 4/314. İbn-i Teymiyye, “İktidâu’s-Sıratı’l-Mustakîm”; c: 1, s: 279’da hadisinin senedinin ceyyid olduğunu söylemiştir. Suyutî de “el-Câmiu’s-Sağîr”; hadis no: 5893’de hadisin hasen olduğunu belirtmiştir. 15 Müslim; 1/222, hadis no: 259. 16 Haftalık İhvan-ı Müslimin Dergisi, yıl:1936, sayı:4 CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

mesidir. Nitekim Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

39


Hüseyin Kalender

İRFAN BAHÇESİ

ZAHİDLERİN HAYATINDAN

TABLOLAR Hamd; kendisinden başka ilah bulunmayan, tek ve bir olan Allah (c.c)’a mahsustur. Salât ve selâm kâinatın güneşi olan Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)‘in ashabının ve kıyamete kadar kendilerine en güzel şekilde tabi olan tüm Mü’min muvah-

olduğunu anlayan bu insanların hayatla-

Ömer bin Abdulaziz, hakiki manada takva ve zühd sahibi biriydi. Müslümanların halifesi olmasına rağmen çok cüzi bir maaşla geçimini sağlardı. Ömer bin Abdulaziz’in bu tavrı kuru bir zühd değildi. Bu ahirete bir hazırlıktı. Ömer bin Abdulaziz, etrafında hep salih kişileri toplamıştı. Sohbetlerini onlarla yapar devlet işlerini onlarla istişare ederek yürütür ve onların sözlerini dinlerdi. Bir gün sabah erkenden sohbetlerine katılmak isteyen âlim, fakih ve salih insanlar gelmiş onu bekliyorlarken geciktiğini görürler. İçlerinde biri “Yoksa huyu mu değişti” diyerek söylenir. Bunu duyanlardan bir tanesi durumu halifeye bildirir, halife ise hala yatağından kalkamamıştır. Sonra hemen kalkar, arkadaşlarını içeriye alır ve onlara;

rından, denizden damla misali de olsa tab-

“Dün akşam nohut ve mercimek yedim. Bu

hitlerin üzerine olsun. Allah (c.c) kullarından dilediğinin kalbine dünya ve içindekilerinin fani ve zail olduğu hakikatini ilham eder. Ahiretin ise baki ve gerçekten yaşanılacak bir yer olduğunu kalplerine nakşeder. İşte bu hakikatin kalplerine yerleşmiş olduğu kimseler dünyadaki

NEBEVÎ HAYAT

nasibini unutmamakla beraber ahiret hayatı

40

S

elef-i Salihin’den birçok zatın dediği gibi zühd; nimetlere sahip iken o nimetin sahibini unutmayıp, onun istediği şekilde bir hayat yaşamaktır. İşte bunun belki en büyük misali beşinci raşit halife olarak bilinen Ömer bin Abdulaziz’dir.

için gecesini gündüzüne katıp ebedi nimetlere ulaşmak için gayret ederler. İşte dünyanın faniliğini anlayıp ahiretin ise ebedi ve baki

lolar sunmaya çalışacağız. NİSAN’13

yiyecekler midemde gaz yaptı. Onun için kalka-


madım” der. Allah (c.c) sana rahmet eylesin ey raşit halife. Günümüzde ise sıradan insanların, yemeklerinin güzelliğinden dolayı tıka basa yemeleri sebebiyle sabah namazına kalkamayanların vay hallerine… “Muhammet bin Zübeyir El Hanzel anlatıyor; “ Ömer bin Abdulaziz’e gittim, onu yemek yerken buldum. Zeytinyağı içine ekmek kırıntısı doğramış onu yiyordu. Kendi zamanında ki sıradan insanların dahi belki yemediği bir yemeği Mü’minlerin halifesi Ömer bin Abdulaziz yiyordu.”

laşmaktan korkardın. Bu kişi dünyada sevdiğin ve bol bol sohbet ettiğin kişi bile olsa ondan kaçardın” diyerek devam eder.” Hanımı Fatıma der ki; “Ömer kadar namaz kılan ve bol bol oruç tutan kimseyi görmedim. Onun kadar Rabbinden ayrı düşmekten hasret duyanı da görmedim. Yatsıyı kılar, sonra oturur ağlar, sonra yatağına girerdi. Ahiretten bahsedecek olsak sudan çıkmış serçenin çırpınması gibi birden yerinden fırlar, hıçkıra hıçkıra ağlardı. Ve ben de o zaman; şu hilafetle aramızda doğu ve batı arasındaki uzaklık kadar mesafe olmasını temenni ederdim. Zira

Ömer bin Abdulaziz, hakiki manada takva ve zühd sahibi biriydi. Müslümanların halifesi olmasına rağmen çok cüzi bir maaşla geçimini sağlardı. Ömer’in bu tavrı kuru bir zühd değildi. Bu ahirete bir hazırlıktı. Ömer, etrafında hep salih kişileri toplamıştı. Sohbetlerini onlarla yapar devlet işlerini onlarla istişare ederek yürütür ve onların sözlerini dinlerdi. Bir gün sabah erkenden sohbetlerine katılmak isteyen âlim, fakih ve salih insanlar gelmiş onu bekliyorlarken geciktiğini görürler. İçlerinde biri “Yoksa huyu mu değişti” diyerek söylenir. Bunu duyanlardan bir tanesi durumu halifeye bildirir, halife ise hala yatağından kalkamamıştır. Sonra hemen kalkar, arkadaşlarını içeriye alır ve onlara;

“Muhammed bin Zübeyir El Hanzel devam ediyor; “Bir gün Ömer bin Abdulaziz, yanında oturanlardan birine “Dün geceyi hep uyanık olarak geçirdim” der. Adam da “Neden acaba ey Mü’minlerin emiri?” diye sorar. Ömer bin Abdulaziz de “Kabir ve içinde yatanları düşünüp durdum da ondan” diyerek cevap verir. Ardından “Ölen kimseyi ölümünden üç gün sonra kabrinde görsen ve başına gelenleri bir bilsen, yanına yak-

Ömer’in halife olduğu günden itibaren tek bir rahat yüzü bile görmedik.”1 İbrahim Rifaa (r.a) anlatıyor; “Ömer bin Abdulaziz’e Muhammed bin Kays’ın hadis anlattığını gördüm. Bir de baktım ki Ömer bin Abdulaziz iki gözü iki çeşme ağlıyordu.” İşte nezih insanların ahirete olan inançları böyleydi. Dünyada iken ahireti yaşarlardı. Bunlardan bir tanesi de Zahid imamlardan Maruf el Kerhi idi. Ebu Bekir El Zeccac şöyle der; “Maruf El Kerhi’ye ölüm döşeğinde iken vasiyette bulunmasını istediler. Şöyle dedi; “Öldüğümde bu üzerimde ki gömleğimi de CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

İşte bu onun dünyada ki yemek nasibi hususunda ki titiz davranışıydı. Ömer bin Abdulaziz’i düşündüren hususlardan bir tanesi de ölümdü. Gerçekten ölüm, aklını kullananları düşündüren önemli bir hadisedir.

41


Seyyit Kutub, Mısır’ın resmi makamlarında büyük bir kariyer sahibi olmasına rağmen Müslüman Kardeşler’in safına geçtiğinde elinde dünyalık olarak bir şeyi kalmamıştı. Zaten, İslam davasında ki sünnetullah da böyledir. Allah (c.c)’ın davası ile makam mevki hususunda tercih yapmak zorunda kaldığında Allah (c.c)’ın davasını tercih edenler, gerçekten başaranlardır. İşte, şehit Seyyit Kutub da bunlardan bir tanesidir. Allah (c.c) şehidin ihlâs ve samimiyetinden dolayı onun kitapları vesilesiyle birçok insanın İslam’a girmesine ve birçok müslümanın da şuurlanmasına vesile olmuştur. Rabbim şehadetini kabul eylesin. tasadduk edin. Ben, dünyaya çıplak olarak gel-

Şehidin çok yakın arkadaşlarından olan

diğim gibi oradan çıplak bir şekilde de çıkmak

Ahmet Abdulgafur Attar, şehidi birçok defa evinde

isterim.”

ziyaret edenlerdendi. Şehidin ev eşyası ve mo-

2

Allah (c.c) sana rahmet etsin ey zahidlerin

bilyaları çok mütevaziydi. Aynı şekilde arkadaşı

efendisi! Dünyaya, üzerinde bir gömleğin olduğu

başka bir gün kendisini ziyaret ettiğinde bakıyor

halde veda ediyorsun. Onun da dünyada kalma-

ki evinin eşyası yenilenmiş, bundan dolayı da

ması için sadaka olarak verilmesini istiyorsun. Bu

büyük bir sevinç duyuyordu. Aradan biraz zaman

ancak dünyanın hakikatini anlamış olan insan-

geçtikten sonra şehidin tekrar ziyaretine gittiğinde

ların yapacağı bir iştir. Başka bir zühd timsali olan Hatim El Asam şöyle der; “Sadık olan zahid, şu vasıfları kendisinde bulunduran kimsedir:

Arkadaşı Attar, buna bir anlam veremeyip şehide, eşyaların akıbetinin ne olduğunu sorar. Bu ısrarından dolayı şehit zihinlere altın harflerle nakşedilmesi gereken müthiş bir cevap verir. Kar-

bulur; Uykuyu kabirle, rahatı sırat ile, övünmeyi

deşlerinden yeni evlenen birinin düğün masrafla-

mizan ile, şehveti cennet ile…”

rını karşılamak için, yeni eşyalarını satıp, parasını

yazdıklarını kanı ile imzalayan büyük İslam şe-

kardeşe vermiştir. 3 Allah (c.c), makamını Firdevs cennetleri ey-

hidi Üstad şehit Seyyit Kutub ile sonlandıracağız.

lesin ey İslam şehidi! Sen değil cebinde ki parayı,

Seyyit Kutub, Mısır’ın resmi makamlarında

eşyalarını satıp müslüman kardeşlerine yardımda

büyük bir kariyer sahibi olmasına rağmen Müs-

bulundun. Gerçekten bu ahiret karşılığında dün-

lüman Kardeşler’in safına geçtiğinde elinde dün-

yayı satanların yapacağı bir iştir. Bu fiil dünyanın

yalık olarak bir şeyi kalmamıştı. Zaten, İslam da-

çekiciliğine ve güzelliğine aldanmayan yiğitlerin

vasında ki sünnetullah da böyledir. Allah (c.c)’ın davası ile makam mevki hususunda tercih yapmak zorunda kaldığında Allah (c.c)’ın davasını tercih

NEBEVÎ HAYAT

yerine eski ve mütevazi eşyalar gelmişti.

Kim dört şeyi dört şey ile değiştirse cenneti

Son zühd tablomuzu yirmi birinci yüzyıla,

42

odanın yeni olan bütün mobilya ve eşyası gitmiş,

edenler, gerçekten başaranlardır. İşte, şehit Seyyit

yapacağı bir eylemdir. Rabbim bizi dünyanın gerçek yüzünü görenlerden eylesin. Selam ve dua ile.

Kutub da bunlardan bir tanesidir. Allah (c.c) şehidin ihlâs ve samimiyetinden dolayı onun kitapları vesilesiyle birçok insanın İslam’a girmesine ve birçok müslümanın da şuurlanmasına vesile olmuştur. Rabbim şehadetini kabul eylesin. NİSAN’13

---------------------------------1. Ömer bin Abdulaziz; Buruc Yayınları. 2. Salah-ul Umme c.4 s.296 3. Salah Abdulfettah El Halidi; Min-el Milad İlel İstişhâd s.494.


Kapak Gündem

Adem Sözkesen

CENNETİN EN ÜST MERTEBESİNDE BİR KÖŞK İSTER MİSİN? Ebu Ümame (Radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben haklıda olsa tartışmayı terk eden kişiye cennetin kenarında bir ev verileceğine kefilim. Şakada olsa yalanı terk eden kişiye cennetin ortasında bir ev verileceğine kefilim. Ahlâkı güzel olan için cennetin en üst mertebesinde bir eve kefilim”

‎‫هل تريد بيتا في أعلي الجنة‬ buna vesile olan amellerden biriside hiç şüphesiz

mahsustur. Salat ve Selâm O’nun Kulu

yazımıza konu olan “Güzel Ahlâk” tır.

ve Rasulü olan Nebimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine, Onun eşsiz ailesine, seçkin sahabelerine ve Kıyamete kadar Ona tabi olanlara olsun. Bizleri imtihan maksadı ile yoktan var eden ve bizlere dünyada belli bir ecel takdir eden Yüce Rabbimiz, bu imtihanın sonunda da insanları cennet ve cehennem ile buluşturacaktır. Bizler

Ey Müslüman kardeşim! Cennetin en üst mertebesinde bir köşke talipsen eğer şu hadise kulak ver:

‫ «أَنَا‬:‫ َقا َل َر ُسو ُل اللَّ ِه َصلَّى الل ُه َع َل ْي ِه َو َسلَّ َم‬:‫ َقا َل‬،‫َع ْن أَبِي أُ َما َم َة‬ ،‫ض الْ َج َّن ِة لِ َم ْن ت ََر َك الْ ِم َر َاء َوإِ ْن كَا َن ُم ِحقًّا‬ ِ ‫َز ِعي ٌم بِ َب ْي ٍت ِفي َر َب‬ ‫َوبِ َب ْي ٍت ِفي َو َس ِط الْ َج َّن ِة لِ َم ْن ت ََر َك الْ َك ِذ َب َوإِ ْن كَا َن َماز ًِحا َوبِ َب ْي ٍت‬ »‫ِفي أَ ْع َلى الْ َج َّن ِة لِ َم ْن َح َّس َن خُ لُ َق ُه‬

Allah’a ve Ahiret gününe iman eden müminler

Ebu Ümame radıyallahu anhdan rivayet edil-

olduğumuz için, dünyada ki tek gayemiz Rabbi-

diğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem

mizin rızasını alarak cennetini kazanmaktır. İşte

şöyle buyurmuştur: CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

H

amd âlemlerin Rabbi olan Allah’a

43


“Ben haklıda olsa tartışmayı terk eden kişiye

lullah sallallahu aleyhi ve sellemin ahlâkı sorulur,

cennetin kenarında bir ev verileceğine kefilim.

O’da “Siz hiç Kuran okumuyor musunuz? O’nun

Şakada olsa yalanı terk eden kişiye cennetin or-

ahlâkı Kuran’dı” buyurmuştur. Daha sonra ise şu

tasında bir ev verileceğine kefilim. Ahlâkı güzel

ayeti okumuştur: “Muhakkak ki sen büyük bir

olan için cennetin en üst mertebesinde bir eve ke-

ahlâk üzeresin”.3

filim”

1

Güzel ahlâk kişinin sahip olduğu hazinelerin en güzelidir. Zira kişi güzel ahlâkı ile cennetin en üst mertebesine ulaşır.

maktadır. İslam dininde güzel ahlâka bu kadar önem verilmesinin sebebi ise hayatı davet ve tebliğ olan bir Müslüman asla ve asla ahlâksız olamaz.

Ey güzel Ahlâklı Müslüman! Yüce Allah’ın seni güzel ahlâkından dolayı sevmesi sana şeref olarak yeter. Bil ki Güzel ahlâk kişiyi Allah’ın en sevgili kulu yapar. Ey Müslüman Kardeşim! Yüce Allah’a en sevgili kul olmak istiyorsan şu hadise kulak ver: “Kulların içerisinde Allah’a en sevimli olan Ahlâkı en güzel olandır”.2 Birde Allah bir kulunu sevdi mi, ilk önce Cibril’e, sonra tüm sema ehli meleklere o kulu sevmelerini ister ve daha sonra o kul için yeryüzünde de insanlar arasında bir kabul koyulur. Düşünün ki güzel ahlâk sebebiyle hem Rabbimizin hem meleklerin hem de insanların sevgisini hak etmiş oluruz.

Kötü ahl^^aklı bir Müslüman düşünülemez. Yüce Allah Rasulüne hitaben şöyle buyuruyor: “Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi”.4 Bu hitap Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin nezdinde ümmetine de verilmiştir. Çünkü bizler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bıraktığı daveti devam ettiren kimseleriz. Güzel ahlâk ise davette en etkili olan bir silahtır ve tüm ümmete alması gereken bir vaciptir. Güzel ahlâkın sahibine kazandırdığı hem dünyada hem de ahirette çok büyük mükâfatlar vardır. -Kişi güzel ahlâkı ile gündüzleri oruçla gece-

Ey Müslüman Kardeşim! Sana müjdeler olsun,

leri ibadetle geçirmiş sevabı alır. Bu hususta Rasu-

bil ki güzel ahlâklı olman hususunda senin örneğin

lullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

ve önderin Muhammed sallallahu aleyhi ve sel-

“Bir mü’min, güzel ahlâkı sayesinde, gündüz

lemdir.

oruç tutup gece namaz kılan kimselerin derece-

Bir hadiste Aişe’ye radıyallahu anha Rasu-

sine ulaşır.” 5

Bu kadar az sermaye, hiçbir güç ve kuvvet sarf etmeden ulaşılabilen, Allah’a ve Rasulüne çok sevimli olan, kişiyi insanların en hayırlısı yapan, kişiye geceleri ibadet ile gündüzleri oruç ile geçirmiş sevabı kazandıran ve cennetin en üst mertebesinde kişiye bir köşk kazandıran bu ameli kim almak istemez ve kim bu fırsatı teper?

NEBEVÎ HAYAT

44

Güzel ahlâk ile alakalı yüzlerce hadis bulun-

NİSAN’13


-Güzel ahlâk kişiye verilen en büyük ve en

olanlardır. Ayrıca yine hesap günü terazide en

hayırlı nimettir. Sahabeler Rasulullah’a sallallahu

ağır basan amellerden biriside “Güzel Ahlâk” tır.

nedir?” diye sorduk. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemde “Güzel ahlâktır” buyurdu.6 -Güzel ahlâk insanların cennete girmesine sebep olan en büyük amellerden birisidir. Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’dan rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “‘İnsanları en çok cennete girdiren şey, Allah’a karşı takvalı olmak ve güzel ahlâktır. İnsanları en çok ateşe girdiren şey ise kişinin ağzı ve zekeridir”.7 Aynı şekilde güzel ahlâk ile alakalı daha birçok sebep zikredilmiştir. Mesela hadislerde, Müminlerin en faziletlisi, iman bakımından en mükemmeli, insanların en hayırlısı, insanların en güzeli gibi tüm cümlelerin sahibi güzel ahlâklı

Bu derece Yüce Allah’ın sevdiği ve Rasulünün de önemle birçok hadisinde bahsettiği bu güzel ahlâka sahip olabilmek için ise ne zengin olmaya ne makam mevki sahibi olmaya, mal ve mülk sahibi olmaya ihtiyaç yoktur. Güzel ahlâklı olmak hem erkek hem kadın, hem genç hem yaşlı, hem zengin hem fakir, hem güçlü hem zayıf tüm müminlerin elde edeceği bir haslettir. Sadece zenginlerin malları ile makam sahibi insanların mevkileri ile güçlü ve kuvvetli insanların gücü ile elde edilen bir şey değil istisnasız iman eden her müminin elde edebileceği bir özelliktir. Bu kadar az sermaye, hiçbir güç ve kuvvet sarf etmeden ulaşılabilen, Allah’a ve Rasulüne çok sevimli olan, kişiyi insanların en hayırlısı yapan, kişiye geceleri ibadet ile gündüzleri oruç ile geçirmiş sevabı kazandıran ve cennetin en üst mertebesinde kişiye bir köşk kazandıran bu ameli kim almak istemez ve kim bu fırsatı teper? Rabbimden bizleri Rasulünün ahlâkı ile ahlâklanmayı bizlere nasip etmesini temenni ediyor ve tüm Müslüman kardeşlerimiz için İslam’ın ahlâkını unutmamalarını tavsiye ediyoruz.

------------------------------------------------------------------------------1 Ebu Davud, Güzel Ahlâk babı, cilt 4, sf.253 2 İmam Ahmed, İbni Mace, Albani Silsiletu-s Sahih’te zikretti. 3 Kalem Süresi 4 4 Ali İmran 159 5 Ebû Dâvûd, Edeb 7; Tirmizî, Birr 62 6 İmam Ahmed, Albani Sahih dedi. 7 Tirmizi, Albani hasen dedi. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

aleyhi ve sellem “İnsana verilen en hayırlı şey

45


ŞEHİTLERİMİZ Gündem ONLAR ÖNCÜLER Kapak

Mustafa Tatlı

MİLYON BİRİNCİ: CEVHER DUDAYEV

NEBEVÎ HAYAT

C

46

evher Dudayev, 23 Şubat 1944 yılında Siorlar: y u r o s a birya’ya sürgüne gönderildiğinde henüz On çene Ç , v e bebekti. On üç kardeşin en küçüğüydü. Cevher y da u D r e h v Dudayev ve yakınları Kazakistan steplerini yurt - Ce ? r a v i l a r tutmak zorunda kalmışlardı. Ailesiyle birlikte bu ç gene ler’in ka : uçsuz bucaksız topraklarda açlık, sefalet ve mahgülüyor v e y a d u rumiyet içerisinde hayatının 13 yılını geçirdi. 1957 Cevher D ! r i d l yılında yurduna döndüğünde ortaokul çağıngenera n e ç e ç daydı. 1966 yılında Tambov Uzak Menzilli Uçakldu- Her u b , n i çılık Yüksek Okulunu mühendis-pilot olarak gid z ı n a s z bitirdi. 1974 yılında Yuri Gagarin Hava Kuven geİnanma S “ e ’ n e vetleri Akademisi’ni bitirerek kurmay subay k Çeç O . n u r ğunuz il oldu. Birçok görevde bulundu. Kızıl orduda diye so ” ? n i s i tümgeneralliğe kadar yükselen ilk Müslüman et, her neral m v E … z ı n oldu. Estonya ve diğer Baltık ülkelerindeki nlarsı e c e d a s zaman a isyanları zor kullanarak bastırması istendiir; ben d l a r e n e ğinde, “Toprağı için, vatanı için mücadele eden 1 çeçen g ! insanlara bomba atmam” diyerek kendisine cisiyim n i r i b n o verilen görevi reddetti. Bu olaydan sonra mily 2

NİSAN’13


Rusya’nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan’a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı, “Son çeçen şehit olmadıkça Ruslar ülkemize hakim olamaz.” diyerek halkına cihad emrini verdi. Dudayev’in önderliğinde mücahitler iki yıla yakın cihadlarını sürdürdüler. Şehid Dudayev’in bağımsızlığı ilanı ve şer’i yönetimi haykırması, Çeçenistan tarihinde altın bir sayfa oldu. Rusların kısa sürede bitireceklerini sandıkları savaş, yıllar süren bir direnişe dönüşmüştü. Cevher Dudayev, 21 Nisan 1996 yılında telefon konuşması sırasında güdümlü roket saldırısıyla şehid olana kadar mücadelesini sürdürmüştür. Bugün de tüm zorluklara rağmen onun yolunu sürdürenler vardır.

Rusya’nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan’a karşı başlattığı işgal ve soykırım hareketine karşı, “Son çeçen şehit olmadıkça Ruslar ülkemize hakim olamaz.” diyerek halkına cihad emrini verdi. Dudayev’in önderliğinde mücahitler iki yıla yakın cihadlarını sürdürdüler. Şehid Dudayev’in bağımsızlığı ilanı ve şer’i yönetimi haykırması, Çeçenistan tarihinde altın bir sayfa oldu. Rusların kısa sürede bitireceklerini sandıkları savaş, yıllar süren bir direnişe dönüşmüştü. Cevher Dudayev, 21 Nisan 1996 yılında telefon konuşması sırasında güdümlü roket saldırısıyla şehid olana kadar mücadelesini sürdürmüştür. Bugün de tüm zorluklara rağmen onun yolunu sürdürenler vardır. Cevher Dudayev’in hayatının bilinen yönlerini genel hatlarıyla ifade etmekle yetiniyoruz. Yazımızın kalanında onun bilinmeyen yönlerinden bir kaçına değineceğiz. Büyük insanların çocukluk yılları dikkatleri çekmiştir. “Acaba nasıl bir çocukluk yaşadılar ki hayatları böyle devam etti?” soruları her zaman cevap aramıştır. Ateist eğitimin verildiği askeri okullarda yetişmesine rağmen dini inancını ve Çeçen kültürünü gizlemesini ve korumasını başaran azimli ve kararlı bir kişiliğe sahipti. Çocukluk yıllarını şu sözleriyle anlatmaktadır: “Ben dinimi annemin koynunda öğrendim, ateist bir eğitim aldım ve ateist bir ordu olan Kızıl Ordu’da generalliğe kadar yükseldim. Burada size bir tarihi hakikati nakledeyim. Okul ön-

cesi çok iyi bir terbiye aldım. Sürgünde olduğumuz o yıllarda neden anavatandan çok uzaklarda olduğumuzu, sürgün edilişimizi ve halkımıza yapılan zulmü rahmetli annem başta olmak üzere büyüklerimden öğrendim. Çocukluğumda arkadaşlarımla oyun aralarında hep bunları konuşurduk. Aramızda hep anavatanı hayal eder mutlaka bir gün kendi vatanımızda özgür olacağımıza olan inancımızı söyleşirdik. Bugün o çocukluk yıllarımı hatırladığımda düşünüyorum... Bugün Çeçenistan’da olanları geleceğin büyükleri olacak çocuklarımız nasıl değerlendirecek acaba? Bu işgali ve zulmü unutmayacakları bir gerçek! Ben Müslüman olduğumu hiçbir zaman unutmadım. Namaz kılmasını ve Kur’an okumasını okul öncesi ve okul sırasında annem ve diğer büyüklerimden öğrendim. Düzenli bir dini bilgi almam imkânsızdı ve zaten yasaktı. Çocukluğumda geceleri yatakta annem okur ben tekrarlardım. Namaz sürelerini böyle öğrendim. Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın O’nun kulu ve Rasulü olduğuna kendimi bildim bileli iman etmiştim ve bu imanımı o günden bugüne Allah’a çok şükür muhafaza ettim. Bu inancım sayesinde ateist okulların ve komünistlerin etkisinde kalmadım. İnanıyorum ki inanç insanların mücadele gücüdür. Toplumların birlik ve beraberliğini sağlar. Cumhurbaşkanı seçildiğimde kendime taraftar toplamak için değil, inandığım için yemin törenimi İslam’a göre yaptım ve Kur’an üzerine yemin ettim. Bu vesileyle yüce Allah’a hamd ediyor ve bu iman ve inançla O’na kavuşmamı bana nasip etmesini niyaz ediyorum.”3 Şehadetinden önce yaptığı son basın toplantısında bir Fransız gazetecinin, “Hayatınızda dinin yeri nedir?” sorusuna şu cevabı veriyordu: “Din, bizim hayatımızın temelidir. Rusya gibi büyük, CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Rus ordusunda ‘Asi General’ olarak anılmaya başlandı. Ve bu son görevi oldu. 1990 yılında toplanan Çeçen Halk Kurultayı’na davet edilir ve icra kurulu başkanlığına seçilir. Daha sonra Moskova yanlısı hükümeti devirmek için kampanya başlatır. 1991’de yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı olur.

47


Cevher Dudayev’i kısaca tanıtmaya çalıştığımız yazımızı Şehid’in Türkiyeli Müslümanlara seslenişiyle bitiriyoruz: “Bizim Müslümanlardan istediğimiz, mağdur insanlarımıza sahip çıkmalarıdır, onları ülkelerinde misafir etmeleridir. Ruslar bizden bağımsızlığımızı, aldığımız ve yücelttiğimiz topraklarımızı geri vermemizi istiyorlar. 100 bin sene geçse de biz toprağımızdan ve bağımsızlığımızdan vazgeçmeyiz. Bizim davamız büyük bir davadır. Bu davayı unutmaz, onu bırakmamız mümkün değil. Biz unutsak, dünya unutmaz, ardımızdan gelen nesil unutmaz. Türkiye’deki birçok şehirde oturan halk Çeçenistanlı insanlara ulaşabilmek için bütün güçlerini kullanıyorlar. Müslümanın samimi merhametinden büyük hediye olmaz. Sizi çok seviyoruz. İnşallah sonsuza kadar hep beraber yaşar, birbirimize destek oluruz.”

asker ve silah bakımından bizden bin kere güçlü bir devletin zulüm, işkence ve soykırımına karşı iki senedir inancımız ve Müslüman olmamız sebebiyle yüce Allah yardım ederek bizi koruduğu için direnebildik. Dinimiz, Rusya gibi bir dinsiz gücün bize karşı sürdürdüğü tarihin en kanlı ve şiddetli savaşını, adaletli ve kanunlara uyarak yapmamız için bize güç veriyor.”

NEBEVÎ HAYAT

Şehid Dudayev önderliğiyle de Müslümanlara güzel bir örneklik teşkil etmiştir. O, savaş yıllarında dahi çok sayıda Çeçen gencini değişik İslâm ülkelerine göndererek oralarda ilim tahsil etmelerini sağlamış ve onları savaş için çağırmamıştır. Savaş için çağırdığı bir tek genç vardı: O da oğluydu... İsviçre’de tahsil yapan oğlunu çağırarak cepheye göndermiş, bu yiğit oğlu kendisinden kısa müddet önce cephede şehid düşmüştü.

48

bu çocukların verdiği cevap onların yalanlarını ortaya çıkarmıyor mu? Burada herkesin etrafında kenetlendiği bir tek söz var: Allahu Ekber.”5 Cevher Dudayev’i kısaca tanıtmaya çalıştığımız yazımızı Şehid’in Türkiyeli Müslümanlara seslenişiyle bitiriyoruz: “Bizim Müslümanlardan istediğimiz, mağdur insanlarımıza sahip çıkmalarıdır, onları ülkelerinde misafir etmeleridir. Ruslar bizden bağımsızlığımızı, aldığımız ve yücelttiğimiz topraklarımızı geri vermemizi istiyorlar. 100 bin sene geçse de biz toprağımızdan ve bağımsızlığımızdan vazgeçmeyiz. Bizim davamız büyük bir davadır. Bu davayı unutmamız, onu bırakmamız mümkün değil. Biz unutsak, dünya unutmaz, ardımızdan gelen nesil unutmaz. Türkiye’deki birçok şehirde oturan halk Çeçenistanlı insanlara ulaşabilmek için bütün

Bir röportajda kendisine sorulan: “Sizin milletinizin cesurluğu, köleliği sevmeyişi dillere destan. Bu kabiliyet nerden geliyor?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “İnsanın genetik fıtratı mücadelede kemale erer. Dünya tarihinde Kafkas−Rus savaşları kadar uzun süren başka savaş yok. Siz tarihimizi iyi biliyorsunuz. Biz bu tarihin çocuklarıyız. Cesurluk, kölelikten nefret, tarihimizin ve bize inanç veren İslam’ın fıtratında var.”4

güçlerini kullanıyorlar. Müslümanın samimi merha-

Bir yazısında direniş günlerini şu sözleriyle anlatır: “Biz bağımsız Çeçenya’yız. Bağımsızlığımızı da kimseyle pazarlık konusu yapmayız. Siz de gördünüz işte, sokaklarda Çeçen bayrağı taşıyan bir araba geçse, en küçük çocuk bile koşarak geliyor ve yumruğunu havaya kaldırıp Allahu Ekber diyor. Ruslar ne kadar propagandaya tevessül ederse etsin,

------------------------------------------------------

NİSAN’13

metinden büyük hediye olmaz. Sizi çok seviyoruz. İnşallah sonsuza kadar hep beraber yaşar, birbirimize destek oluruz.”6 Şehidin bu temennisiyle beraber tüm Müslümanlara olan hitabını asla unutmamalıyız: “Cihadımıza destek vermeyen Müslümanlara hakkımızı helâl etmeyeceğiz.” 1 Alla Dudayev, Milyon Birinci, İst., 2006, Şule yay. s. 11. 2 Cevher Dudayev, Özgürlük Kolay Değil, İst., 1996, Turan Kültür Vakfı Yay., s. 24. 3 Kutlu Direnişin Öncüsü Dudayev, http//www.alkavkaz.com/ HD406, 20.03.2011. 4 http// www.cinarinsesi.com, 15.02.2012. 5 Cevher Dudayev, age. s. 125. 6 Cevher Dudayev, age. s. 6.


Ali Yücel

İSLAM ÖNDERLERİ

EDEP, İLİM VE İFFET AYNASINDA BİR PORTRE:

İMAM BUHARİ -3 Giriş

ünyalık bütün zevk ve hevesleri tarumar eden, lezzetleri kursakta bı-

rakan, Allah (celle celâluh)’ın el-Bâki isminin tasdikçisi ölüm gelip çattığında yalnızca amelini arkadaş olarak bulur insanoğlu. Ne uğrunda ai-

cağını bizlere bildiren Rasul-ü Zi-Şan Efendimiz, karşılaşacağımız bu yer yer sıkıntılı ve kasvetli durumda elimizden tutacak ve bizlere faydası dokunacak üç amelin bulunduğunu haber vermiştir. Kişi ölüm denen hakikatı yudumladığında

lesini, sağlığını, vaktini ihmal ettiği malını götü-

geride bıraktığı bu üç faydalı miras, salih amel

rebilir beraberinde, ne de çok sevdiğini söyleyen

olarak hanesine yazılmaya devam edecek ve belki

insanları ikna edebilir kendisiyle gelmeleri için.

de kurtuluşuna vesile olacaktır. Rasulullah aley-

Ektiğini hasat etmenin, eylediği işlerin hesabını

hisselamın buyurduğu gibi sadaka-i câriye, sâlih-

vermenin vakti gelmiştir artık. Sahip olunan her

sâliha evlat ve kendisinden faydalanılan ilim, ki-

ne varsa dünyada kalmış, amel defteri kapanmış

şinin ölümünden sonra dahi faydasını ve hayrını

ve kendisinden imdat umulacak bir şey kalma-

umacağı yegane amellerdir.1 Arkasında müslü-

mıştır elinde ademoğlunun. Böyle bir durumda

manların kendisinden her konuda faydalandığı

imdat çığlıklarına verilecek olumlu karşılıklara

nadide eserler bırakan İmam Buhari’nin bu eser-

canla başla sarılır ve kendi lehine olacak hiç bir

lerine özellikle de Sahîh’ine İslam ümmetinin gös-

bir fırsatı da kaçırmak istemez, amel karnesine

termiş olduğu büyük teveccüh, inşaallah onun da

artı olarak yansıyacak ne varsa peşine düşer. İn-

bu hadisten payidar olacağının bir muştusudur. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

D

sanın öldüğünde amel defterinin artık kapana-

49


Hacmi büyük-küçük yaklaşık 30 eser kaleme alan İmam Buhari’nin en meşhur eseri hiç şüphesiz elCâmi’u’s-Sahîh isimli sahih hadisleri toplayan eseridir. On altı yılda, yaklaşık altı yüz bin hadis arasından derlenerek hazırlanan eser, müellifi tarafından ibadet şuuru ve telakkisiyle bir araya getirilmiş, rivayetlere göre müellif, her bir konu -ya da hadis- için gusledip iki rekat namaz kılmıştır.

İmam Buhari’nin Eserleri Kur’an-ı Kerim’den sonra İslam ümmeti içersinde en çok ihtimam ve ilgiye mazhar olmuş, hüsn-ü kabul görmüş eserin sahibi olmanın yanında daha birçok eseriyle de âlimlere ve talebere rehberlik eden İmam Buhari’nin kitaplarına telmihte bulunacağımız şu birkaç satırda duamız, Yüce Allah’ın nice faydalı eser sahibi bu büyük imama merhametiyle muamele eylemesi, bizlere de amel defterimizin açık kalmasını sağlayacak hasenatları müyesser kılmasıdır. Hacmi büyükküçük yaklaşık 30 eser2 kaleme alan İmam Buhari’nin en meşhur eseri hiç şüphesiz el-Câmi’u’sSahîh isimli sahih hadisleri toplayan eseridir. On altı yılda, yaklaşık altı yüz bin hadis arasından derlenerek hazırlanan eser, müellifi tarafından ibadet şuuru ve telakkisiyle bir araya getirilmiş, rivayetlere göre müellif, her bir konu -ya da hadisiçin gusledip iki rekat namaz kılmıştır.3 Sahih hadisleri toplayan ilk eser olan elCâmi’, hadislerin titizlikle seçilmesi, muhtevasının

NEBEVÎ HAYAT

kıldım” demektedir.6 Genel itibariyle Buhari’nin kitabında bulunan hadislerin sağlamlığı hususunda, sözü muteber muhaddisler ve islam âlimleri görüş birliği içersindedir. İbn Salah, İmam Nevevi, İbn Kesir ve İbn Hacer gibi hadis ilminde muteber âlimler, Buhari’nin Sahîh’i ile Müslim’in Sahîh’inin ümmet arasında hüsn-ü kabul ve teslimiyetle karşılandığı konusunda icmanın bulunduğunu ve bunun malum bir mesele olduğunu söylerler. Şair, Buhari’nin Sahîh’ini övdüğü şiirinde şöyle diyor:7 “Sahih-i Buhari var ya, eğer hakkını vereceksek, onu mutlaka altın suyu ile yazmak gerek. Ey ilim erbabı! Bilesiniz ki bütün âlimler, Onun eserinin rütbesini, diğer bütün rütbelerden üstün kılmakta ittifak ettiler. Ey Buhari! Topladığın hadislerle bütün hadis âlimlerini geride bıraktın ve yarışı sen kazandın.

zengin oluşu gibi sebeplerden ötürü Kur’an-ı

Ravilerden zayıf olanları reddettin, yalan-

Kerim’den sonra müslümanların elindeki kitap-

cılıkla itham edilenlerin rivayetlerini kabul et-

ların en üstünü olarak kabul görmüş,4 müellifi

medin.

tarafından zamanın hadis otoriteleri olan Yahya

50

dığı eseri için “Bu kitabı Allah ile aramda huccet

b. Main, Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medînî’ye sunulmuş ve 4 hadisin dışında bütün hadislerin sahih olduğu bu âlimlerce belirtilmiştir.5 Hocası İshak b. Râhuyeh’in sahih hadislerden oluşan bir esere ihtiyaç duyulduğunu söylemesi ile el-Câmi’e başlayan Buhari, ibadet şuuru ile kaleme alNİSAN’13

Hadisleri sıralamada çok güzel bir yol takip ettin, konulara/bâblara ayırmakta da hayret verici bir sanat gösterdin. Arzu ettiğin şeyi Mevlâ’n sana versin, bağış ve ihsanında senin payını yüksek tutsun.” Hakkında Şâh Veliyyullah ed-Dihlevi’nin


“Yeminle söylüyorum ki, bu kitap şöhret ve hüsn-

amacında olan emperyalizmin gönüllü hizmetçi-

ü kabulün zirvesine ulaşmıştır”8 dediği İmam

leri şarkiyatçılar, hadis ve sünnet düşmanlığı ko-

Buhari’nin Sahîh’indeki bazı hadisler iki tür eleş-

nusunda yalnız kalmamışlar, onların dümenine

tiriye tabi tutulmuştur. Bu eleştirilerin ilki, hadis

girmiş, mağlubiyet şaşkını modernistler ve saf İs-

ilmine vakıf müslüman âlimlerce hiçbir art niyet

lam’ı müsteşriklerin kirlettiği bir dünyada bulma

gözetilmeden, hakikati tespit sadedinde yapılan

çabasındaki sözümona entellektüeller, bu ko-

tenkidlerdir. Bu konuda ilk akla gelen Hafız Dârekutnî’nin (vefatı h. 385/m. 995) et-Tetebbu’ isimli eseri, Sahîhayn’deki hadislerden bazılarının tenkide tabi tutulduğu bir eserdir. Hafız İbn Hacer elAskalâni (vefatı h. 853), Dârekutnî’nin eleştirdiği Buhari’de bulunan 110 hadisi incelemiş, rivayet ettiği hadisler konusunda Buhari’yi savunmuş ve Dârekutnî’nin görüşlerini tenkid etmiştir. Söz konusu bir takım tenkidlerin varoluşu tenkide tabi tutulan hadislerin zayıf olduğu anlamına gelme-

nuda onların en büyük yardımcıları olmuşlardır. Sünnetin Aydınlatılması gibi ilgi çekici başlıklarla 13-14 asırlık bir emaneti görmezden gelecek kadar kendinden geçmiş, müsteşriklerin eserlerini esas alarak sahabiler hakkında saygısızca konuşmakta bir beis görmeyen, surelerin Mekki-Medeni oluşuna şarkiyatçıları referans gösteren zavallıların hangi saf/gerçek İslam’a davet edebileceğini kestirmek zor olmasa gerek.

yeceği dikkat edilmesi gereken hususlardandır.

İbn Haldun’un hocalarından aktararak söy-

Sahîh’e yapılan tenkidlerin ikincisi ise; İslam’ı İs-

lediği “Buhari’nin kitabını şerh etmek ümmet

lam’a karşı kullanmak amacıyla öğrenen şarkiyat-

üzerine bir borçtur”10 sözü makes bulmuş ve

çıların sünneti karalamaya yönelik çalışma ve ça-

İslam âlimleri Kur’an-ı Kerim’den sonra ümmet

balarıdır.9 Söz gelimi, hadislerin Hz. Peygamberle

için önemli bir konumda olan eserin anlaşılması

doğrudan bir ilgisinin olmadığını, bu rivayetlerin

için ellerinden gelen gayreti ardlarına koyma-

daha sonraki asırlarda gelişen şartlar çerçevesinde

mışlardır. Hicri 1067, miladi 1657’de vefat eden

ortaya çıktığını savunan ve eseri şarkiyatçılar ara-

Molla Kâtib Çelebi, Keşfu’z-zunûn isimli kıymetli

sında mukeddes kitap tellakki edilen yahudi asıllı

eserinde, sayıları seksen ikiyi bulan Sahîh üzerine

Macar müsteşrik Ignaz Goldzıher (1850-1921),

yapılan çalışmadan bahsetmektedir. Onun vakıf

Sahîhi Buhâri için “Büyük bir eser” diyen Reinhart Dozy (1820-1883), Buhari’de rivayetleri bulunan bazı sahabelere saldırmak suretiyle hadislere şüphe sokma çabasındaki Leone Caetani (18691935) bu şarkiyatçı güruhun öncülerindendir. İslam’ın kalesinde gedik açma düşünce ve

olamayabileceği eserler ve o zamandan bu zamana kaleme alınan eserler göz önünde bulundurulduğunda ümmet, üzerine düşen borcu ödemiş gözükmektedir. Bu şerhler içersinde İbn Hacer elAskalâni’nin Fethu’l-Bâri’sinin müstesna bir yeri vardır. Yemen’in müctehidi, allâme Şevkani’den

O’nun İzinde...

Genel itibariyle Buhari’nin kitabında bulunan hadislerin sağlamlığı hususunda, sözü muteber muhaddisler ve islam âlimleri görüş birliği içersindedir. İbn Salah, İmam Nevevi, İbn Kesir ve İbn Hacer gibi hadis ilminde muteber âlimler, Buhari’nin Sahîh’i ile Müslim’in Sahîh’inin ümmet arasında hüsn-ü kabul ve teslimiyetle karşılandığı konusunda icmanın bulunduğunu ve bunun malum bir mesele olduğunu söylerler.

CEMAZİYELEVVEL 1434

51


İslam’ın kalesinde gedik açma düşünce ve amacında olan emperyalizmin gönüllü hizmetçileri şarkiyatçılar, hadis ve sünnet düşmanlığı konusunda yalnız kalmamışlar, onların dümenine girmiş, mağlubiyet şaşkını modernistler ve saf İslam’ı müsteşriklerin kirlettiği bir dünyada bulma çabasındaki sözümona entellektüeller, bu konuda onların en büyük yardımcıları olmuşlardır. Sünnetin Aydınlatılması gibi ilgi çekici başlıklarla 13-14 asırlık bir emaneti görmezden gelecek kadar kendinden geçmiş, müsteşriklerin eserlerini esas alarak sahabiler hakkında saygısızca konuşmakta bir beis görmeyen, surelerin Mekki-Medeni oluşuna şarkiyatçıları referans gösteren zavallıların hangi saf/gerçek İslam’a davet edebileceğini kestirmek zor olmasa gerek. (vefatı h. 1250) Sahîh-i Buhari’yi şerh etmesini is-

farz namazlarda Kur’an okuması gerektiğine dair

tediklerinde o, “Fetih’den sonra hicret yoktur”

Kitâbü’l-kırâeti halfe’l-imâm isimli eseri, 418 raviyi

hadisinden işaretle Fethu’l-Bâri’nin önemine tel-

muhtevi Kitâbü’d-dü’afâi’s-sağîr isimli eseri, İmam

mihte bulunmuştur.

Buhari’nin meşhur olan diğer eserleridir.12

İmam Buhâri’nin bir diğer eseri de, henüz yirmi yaşına varmadan ve kendi ifadesiyle “Hz. Peygamber’in kabri başında mehtaplı gecelerde” yazdığı et-Târihu’l-kebîr’dir ki, eserin içerisinde sahabe döneminden Buhari’nin kendi hocalarına kadar yaklaşık 13.000 hadis ravisinin güvenilirlik derecesinden bahsedilmektedir. Buhari’nin hocası İshak b. Râhuyeh, bu eser elinde Emir Abdullah b. Tahir’in yanına girer ve şöyle der: “Sana muhteşem bir şey göstereyim mi?”11 et-Târihu’l-kebîr’de raviler alfabetik olarak sıralanmıştır. et-Târihu’lkebîr’in muhtasarı olduğu anlaşılan et-Târihu’levsat isimli eserin tam olarak günümüze geldiği bilinmemektedir. Yine et-Târihu’l-kebîr’in hülasası olan et-Târihu’s-sağîr, ravileri alfabetik olarak değil vefat tarihlerine göre incelemektedir. 644 bâb içersinde 1322 hadisi ihtiva eden el-

NEBEVÎ HAYAT

Edebü’l-müfred, güzel ahlâka dair hadisleri içer-

52

Sonuç Niyetine İbn Kesir’in el-Bidâye ve’n-nihâye isimli tarih kitabında kendisi için “Son derece utangaç, şecaatli, cömert, takvalı, fani bir diyar olan dünyadan el etek çeken, ama baki bir diyar olan ahirete yönelip rağbet eden zahid bir kimseydi” dediği, “Her gece onüç rekat namaz kılardı. Ramazan ayında her gece bir hatim indirirdi. Gayretli bir kimse olup helal malı vardı. Bu malını gizli, aşikâr infak ederdi. Gece gündüz çok sadaka verirdi, duası müstecaptı, doğru yoldaydı, onurlu bir kişiliği vardı” diye övdüğü İmam Buhari’nin biyografisi, şu şekilde nihayete erer: “Kendisinden sonra bütün Müslümanlar için faydalı bir ilim bıraktı. Bıraktığı ilim kesintiye uğramadan zamanımıza kadar ulaşmıştır. Bu da onun hayatta iken yaptığı iyi işlerden ve salih amellerden ötürüydü.”

mekte olup bir müslümanın müstağni kalamaya-

İmam Buhari’nin yöneticilere karşı tutumunu,

cağı faziletli ve ahlaki erdemleri hadislerle beraber

çocuklarına hadis öğretmesi için saraya davet eden

incelediğinden ayrı bir öneme sahiptir. Namazda

emire karşı söylediği “İlmi hususileştirmeyiz, ta-

rükû’a varırken ve rükû’dan kalkarken elleri kal-

liplisi olan ilmin meclisine gelir” sözünden gayet

dırmanın sünnet olduğuna dair Ref’ul-yedeyni

açık bir şekilde anlamak mümkündür. Ne var ki,

fi’s-salâti isimli eseri, cemaatin de imamla beraber

İslam’a apaçık muhalif kanunlar çıkarsalar bile

NİSAN’13


içinde bulundukları sistemi meşrulaştırma çaba-

insanlara rehberlik eden âlimler zümresinin bi-

sındaki sözde bilim adamı ve zevatın Buhari’yi

hakkın müntesibi bulunan ve ilmini pratik hayata

“Emevicilik, Arapçılık vs.” ile suçlaması; âlimlere

aksettirmede hiçbir kınayıcının kınamasından

saygısızlık, gelenin keyfi için geçmişe sövme ba-

korkmayan ve çekinmeyen İmam Buhari için

sitliğinin yanında bir bühtan olup İslam’dan na-

âlimlerin müstakil kitaplar kaleme almış olması,

sibi olmayan şarkiyatçıların fikirlerinin ölçüsüzce

birkaç satırda onu tanıtmaya çalışan şu mütevazi

taklidinden türemiş görünümü arzetmektedir.

makalenin kifayetsiz olduğunun en açık deli-

“Aykırı ol, şöhret olursun” sözünün tasdikçisi

lidir. Bahr-ı ummandan bir katre misali bu büyük

kimselerin bu kızgınlıkları, heva ve heveslerine

âlimin hayatından kısa ve öz anekdotlar sunma

göre ahkâm kesme hususunda hadisleri kendile-

çabasındaki bu çalışma, okuyucularının gönlünde

rine büyük bir engel olarak telakki etmelerinden

hadis ilminin sultanına karşı muhabbet uyandır-

kaynaklanmaktadır. Bu durum İmam Buhari’nin

mışsa, zihinlerinde onun hayatından unutulma-

şahsına herhangi bir halel getirmemekle beraber,

yacak izler bırakmışsa ve onu tanımaya yönelik

ümmetin hadislere bakış açısında da bir değişik-

merak duygularını kamçılamışsa ulaşmak istediği

liğe sebep olacak değildir. Zira sâdiku’l-masdûk

neticeyi nispeten elde etmiş demektir. Allah celle

olan Rasulullah’ın beyan buyurduğu gibi şartlar

celâluh’dan İmam Buhari için rahmet ve mağfiret

ne olursa olsun bu ümmet içersinde hakkı her

dilerken, onun yolunda yürüme arzusunda olan-

daim ayakta tutanlar bulunacaktır.13

lara gayret, himmet, ihlâs ve samimiyet vermesini

Yeryüzündeki en büyük ve yegane hakikat

niyaz ediyorum.

olan kelime-i tevhide Allah celle celaluh, melekleri ile beraber şahitlik eden, Alemlerin Rabbinden hakiki manada haşyet duyan, Kur’an-ı Azim’de zikredilen örnekleri tam manasıyla akledebilen, gökteki yıldızlar misali yeryüzünde

1 Müslim, Vasiyyet 14. Ebu Davud, Vesâyâ 14. Tirmizi, Ahkâm 36. Nesâi, Vesâyâ 8. 2 İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, el-Fevâidü’d-derari fi tercemeti’l-Buhâri isimli eserinin 142-145. Sayfalarında Buhari’ye ait olan ya da ona nispet edilen 24 eseri isimleri ile zikretmiştir. Cemaleddin el-Kâsımî, Hayatü’l-Buhârî, isimli eserinde toplam 21 kitabın ismini zikretmektedir. Bkz. a.g.e. 66-67. D.İ.A., Buhari maddesinde M. Mustafa el-A’zami, Buhari’ye ait 12 kitabı kısaca tanıtmış ardından ona nispet edilen kitapların isimleri serdetmiştir. Buna göre söz konusu eserlerin sayısı 30’u bulmaktadır. Bkz. D.İ.A., 6/371. 3 el-Aclûnî, a.g.e. s. 145-158. 4 Hafız Zehebi, Târihu’l-İslâm, 19/242. Bkz. el-Aclûnî, a.g.e. s. 149. 5 el-Kâsımî, a.g.e., s. 30. 6 el-Aclûnî, a.g.e. s. 146-147. el-Kâsımî, a.g.e., s. 26. 7 Şiirin tercümesinde serbest davranılmıştır. 8 Huccetullâhi’l-bâliğa, 1/551. 9 M. Yaşar Kandemir’in Sahihayn’e Yöneltilen Tenkidlerin Değeri isimli tebliği, (Sünnetin Dindeki Yeri isimli eser içerisinde, (Ensar Yayınları)s. 377-420) 10 el-Kâsımî, a.g.e., s. 46. 11 el-Aclûnî, a.g.e. s. 143. Bkz. D.İ.A., 6/371. 12 İmam Buhari’nin diğer eserleri için bkz. el-Aclûnî, a.g.e. s. 142-145. el-Kâsımî, a.g.e., s. 66-67. D.İ.A., 6/371. 13 Hadisler için bkz. Buhari, Kitâbü’l-İ’tisâm, 10 (Hadis no: 73117312) Müslim, Kitâbü’l-İmâre, 53 (Hadis no: 1920-1925 arası) CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

---------------------------------------------------------

53


NEBEVİ AİLE

NEBEVİ BİR NESLE DOĞRU ATILAN İLK ADIMLAR H

er ebeveyn hayat içinde ulaşamadıkları hedeflerini çocukları üzerinde yaşamak

ister. Aslında çocuklarını kendi kurdukları hayallerine hapsederler. Bunu da yavrularına bir hizmet gibi algılarlar. Fakirlikten dolayı okuyamadım ama çocuğumun doktor olması için saçımı süpürge ederim diyen annelere; benim gibi insanlara kölelik yapmasın, okusun ve müdür olup insanlara idareci olsun diyen babalara hep rastlamaktayız. Ve bizler, bunun neticesinde dershanelere, okullara ve ardından dünyaya adanan yığınların içinde yaşamaktayız. Dünyada kendini kurtarsın zannı ile yanlış yönlendirilip tam tersine dünyasını da ahire-

NEBEVÎ HAYAT

tini de kaybeden çocukların arasından geçip gitmek-

54

teyiz. Dünyanın süsünü, makam ve mevkisini elde etsin diye çocukları adına zamanlarını ve emeklerini ama daha da acısı ahiretini harcayan ebeveynlere şahit olmaktayız. Evlerimizi, sokaklarımızı, caddelerimizi bizden olmayan nesiller işgal eder olmuştur. KonuşmalaNİSAN’13

Yusuf Yılmaz

“Kadınla dört şey için nikahlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanı seç ki elin bereketlensin.” (Buhari ve Müslim) Sen Allah’tan korkmayı kendine ilke edinmiş, O’nu razı etme adına nefes alan, elindeki tüm imkânları ve yeteneklerini İslam uğruna feda etmenin bilincinde olan, secdelerinde göz yaşıyla seccadesini ıslatan, elleri semaya yükselirken huşu ve huzur duyan bir bayan bulursan bil ki bu elde edeceğin en hayırlı servettir. Çünkü o sana meşru işlerde itaat etmeyi bir vazife bileceği gibi temiz bir neslin oluşmasının baş mimarlarından olacaktır. Hamile kaldığında bunu kendine eziyet görme yerine, Allah’ın dininin halifesinin taşıyıcılığını yapmanın erdemliğini yaşaya -caktır.


rında, giyim ve kuşamlarında, yemesi ve içmesinde

görmemenin tek ilacı herhalde bu hadis ile amel et-

yüzümüzü eğdiren bir gençliğe doğru hızla sürük-

mendir. Sana olan faydasının yanında hayalini kur-

lenmekteyiz.

duğun örnek neslin imarında en büyük yardımcın

Peki, buna dur diyecek etkenlerimiz nedir? Bunun sancısını yaşayan sen ve ben, bu gidişe olumlu etki verme adına küçükte olsa ne yapabiliriz? Sorusuna verilecek en iyi cevap herhalde iyi nesilleri oluşturacak vesilelere sarılmak gerekir diyebiliriz.

bu vasıftaki eşin olacaktır. Hamileliğinden önce ve sonra çocuğunun ahlâki gelişimini belirlemede ince bir faktör olan helal olanı yedirip içirerek; sevgi ve saygısında cömert olarak sana yardımda bulunacaktır.

İstersen bunu gel beraber maddelendirelim; ZİFAFTA DAHİ ZİKRİ TERK ETMEMEK EŞ SEÇİMİNE DİKKAT ETMEK İyi bir neslin ilk ilacı, hayırlı bir eş seçmektir. Bir erkeğin kendine aradığı eş adayında dikkat etmesi gereken en önemli noktaya Rasulullah -sallallahu aleyhi ve selem- vurgu yapmaktadır. “Kadınla dört şey için nikahlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanı seç ki elin bereketlensin.” (Buhari ve Müslim) Sen Allah’tan korkmayı kendine ilke edinmiş, O’nu razı etme adına nefes alan, elindeki tüm imkânları ve yeteneklerini İslam uğruna feda etmenin bilincinde olan, secdelerinde göz yaşıyla seccadesini ıslatan, elleri semaya yükselirken huşu ve huzur duyan bir bayan bulursan bil ki bu elde edeceğin en

Evli çiftlerin gönüllerini birbirine bağlayan en önemli faktörde cima etmeleridir. Çiftlerin birbirlerine kendilerini en yakın hissettikleri haldir bu durum. Eşler, maddi ve manevi hazzı yaşarlerken, zinadan kurtulmalarına neden olan bu halin karşılığı, amel defterine iyilik olarak yazılmasıdır. Birde hayırlı nesli hayal eden sizlerin o gece ki zikrini de gelin Rasulullah’tan dinleyelim; “Allah’ın adıyla. Allahım! Bizi seytandan, seytanı da bizi rızıklandıracağın çocuktan uzak tut.” (Buhari ve Müslim) Çocuklarınızı şeytanın hile ve desisesinden, ona vereceği zarardan korumanın en kolay yolu ihlâslı bir şekilde yapacağınız bu duadır.

hayırlı servettir. Çünkü o sana meşru işlerde itaat etmeyi bir vazife bileceği gibi temiz bir neslin oluş-

ALLAH’TAN SALİH EVLAT İSTEMEK

masının baş mimarlarından olacaktır. Hamile kaldı-

Bu konu da en güzel iki örnek hiç şüphesiz ki

dininin halifesinin taşıyıcılığını yapmanın erdemliğini yaşayacaktır.

İbrahim (a.s) ve Zekeriyya (a.s)’ın kıssalarıdır. “İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki, sizi ve yapmakta oldukları-

Bayan kardeşimde Allah’ın helal ve haramla-

nızı Allah yarattı, dedi. Onun için bir bina yapın

rını gözeten, takvayı kendine azık bilen bir kocayı

ve derhal onu ateşe atın! dediler. Böylece ona bir

kendine eş olmada uygun görmeli. Onun işini, evini,

tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçak-

mesleğini öncelemeden önce ahlakını ve İslam’ını

lardan kıldık. (Oradan kurtulan İbrahim:) “Ben

sorgulayacaktır. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v) şöyle

Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu göste-

buyurmuştur: “İman açısından müminlerin en olgunu

recek”. O: “Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir

ve üstünü ahlâkı güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız kadın-

evlat ver”, dedi. İşte o zaman biz onu halim selim

larına karşı hayırlı olanlarınızdır.” (Tirmizi)

bir oğul ile müjdeledik.” (Saffat;95-101)

Evleneceğin insandan her konu da hayır ve

Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim!

güzellik görmenin; yaşanılan sıkıntılarda ise zulüm

Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ğında bunu kendine eziyet görme yerine, Allah’ın

55


Onun üzerinde hiçbir hesap yapmadan Allah’a satmak… Nasıl ki sattığınız bir şey üzerinde alıcının izni olmadan tasarruf yetkiniz yoksa aynı şuurla ciğerparenizi O’nun yoluna adamak… Allah, dini uğruna onu nerede kullanmak isterse buna razı gelmek. Elinde İnşaat Mühendisliği diplomasıyla karşınıza çıktığında Gazze’de, Arakan’da yakılan ve yıkılan evlerin, mescidlerin ve medreselerin inşası için gidişini kabullenerek O’na adamak… Hastalıklı bir beden içinde onu beklerken, Tıp Fakültesinden mezun olan yavrunun Afganistan’da, Çeçenistan’da kopan kolları dikmek, kanayan yaraya merhem olmak için gidişini kabullenerek O’na adamak… Medresenin ilk bittiği günde adını bilmediğin ülkelerde davet çalışmasına giden çocuğunu kabullenerek O’na adamak… Belki Yakub misali Yusuf’una kavuşmayı, beklerken de kör olabilmeyi hesaplayarak O’na adamak… Dini uğruna çocuğunun ellerine kelepçeler vurulup götürülürken, cenazende bulunamayacağını düşünerek O’na adamak… sen duayı hakkıyla işitensin, dedi. Zekeriyya mâ-

Bu en değerli varlık karnında taşıdığı yavrusudur.

bedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle

İmran’ın karısı her çeşit bağ, her çeşit ortak koşma ve

nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen

yüce Allah dışında hak sahibi olabilecek herkesten

bir Kelime’yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlih-

bağımsız bir samimiyet ve özgürce davranışla ifade

lerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler.”

edişi gerçekten anlamlıdır. Gerçek bağımsızlık ancak,

(Al-i İmran; 38-39)

bütünü ile Allah’a teslim olmak ve her kişi, varlık ve değere kulluk etmekten kurtulmakla elde edilebilir.

DOĞMADAN ÖNCE ONU ALLAH’A SATMAK

görünse de kölelikten başka bir anlam ifade etmez. Burada, Tevhid özgürlüğünün en ideal biçimi ortaya

dilen en güzel nimetler arasındadır. Her nimetin bir

çıkmaktadır. İnsan kendi içinde, yaşama biçiminde,

şükrü vardır. Bu ya dille ya da amelle gerçekleşir.

bu hayatta egemen bulunan konular, değer yargı-

Tıpkı zengin birinin malını zekât ve sadaka ile Allah

ları, kanunlar ve yasalarda Allah’tan başka birine

yolunda harcayarak şükrünü ifa etmesi gibi. İşte an-

herhangi bir şekilde boyun eğdiği sürece asla özgür

şecek şükrü de onu, verenin yoluna adamaktır. Tıpkı en güzel kıssalarıyla yolumuzu aydınlatan Kuran’ın bildirdiği şu muazzam olay gibi… İmrân’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz (niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen sensin.” (Al-i İmran; 35)

NEBEVÎ HAYAT

özgürlük budur işte... Bundan ötesi özgürlük gibi

Çocuk, anne ve babaya Allah tarafından bahşe-

nenin rahmine gönderilen bu nimetin amele dönü-

56

Bu durumda insan tek Allah’a kulluk eder. Gerçek

Bu ayetlerin yorumunu gelin işin üstadı Seyyid Kutub’a bırakalım; Adak kıssası, Meryem’in annesi olan İmran’ın

olamaz. İnsanın hayatında; Allah’tan başkalarından alınma yasalar, değer sistemleri ve ölçüler yok edilmedikçe insan özgür olamaz. İslâm, Tevhid esasıyla insanın dünyasına özgürlüğün de biricik şeklini getirmiş oluyordu. İmran’ın karısı, Rabbine adağını -ki bu onun ciğerparesiydi- kabul buyurması için tüm samimiyeti ile ifade edilen bu duası, tertemiz olarak Allah’a teslim oluşun, bütünü ile O’na yönelişin, O’nun onayını ve rızasını elde etmek dışında her çeşit bağdan özgür oluşun ve kurtuluşun ifadesidir:

karısının kalbindekini deşifre etmekte, gönlünü ba-

“Hani İmran’ın karısı `Rabbim, karnımdaki

yındır hale getiren iman ve sahip olduğu en değerli

çocuğu, her türlü endişeden arınmış olarak sırf

varlığıyla Rabbine yönelişini açığa çıkarmaktadır.

sana adadım, onu benden yana kabul buyur. Hiç

NİSAN’13


Olsun, gözlerimin önünde olup küfrüyle, şirkiyle, Allah’a isyanıyla her an ömrünün eridiğine şahit olmaktansa; varsın Allah yolunda ayağı tozlansın, nefesi o yolda tükensinde vuslat değil yarına Kıyamete kalsın… diyerek çocuklarını O’na adamak… İnsanlığın başta olmak üzere bütün eşyanın hâ-

kuşkusuz sen işiten ve bilensin’ dedi.” (Fizilal-il Onun üzerinde hiçbir hesap yapmadan Al-

kimiyetiyle hayat bulacağı İslam’ın sancağının dalgalanması için çocuklarını O’na adamak…

lah’a satmak… Nasıl ki sattığınız bir şey üzerinde

Ahirette vakar tacının başına konması, dün-

alıcının izni olmadan tasarruf yetkiniz yoksa aynı

yayla kıyaslanamayacak elbiselerin giydirilmesi

şuurla ciğerparenizi O’nun yoluna adamak… Allah,

adına yavrunu O’na adamak…

dini uğruna onu nerede kullanmak isterse buna razı

DOĞUMDAN SONRA AHDİNE SADIK

gelmek. Elinde İnşaat Mühendisliği diplomasıyla

KALMAK

karşınıza çıktığında Gazze’de, Arakan’da yakılan ve yıkılan evlerin, mescidlerin ve medreselerin inşası için gidişini kabullenerek O’na adamak… Hastalıklı bir beden içinde onu beklerken, Tıp Fakültesinden mezun olan yavrunun Afganistan’da, Çeçenistan’da kopan kolları dikmek, kanayan yaraya merhem olmak için gidişini kabullenerek O’na adamak…

Çocuğun dünyaya geldi… Sevimliliği onu sana daha da bağlıyor… Ama unutma o artık senin değil… Sen onu Allah’a vermiştin. Allah yavrunun bakımını kime vereceğini daha iyi bilir. Tıpkı Meryem’in bakımını Zekeriyya -aleyhisselam-a verdiği gibi.

Medresenin ilk bittiği günde adını bilmediğin ül-

Bunun üzerine Rabbi onu güzelce kabul etti.

kelerde davet çalışmasına giden çocuğunu kabulle-

Onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi, bakımıyla Ze-

nerek O’na adamak… Belki Yakub misali Yusuf’una

keriyya’yı görevlendirdi. Zekeriyya ne zaman

kavuşmayı, beklerken de kör olabilmeyi hesapla-

o mabede girse çocuğun yanında yiyecek bulur

yarak O’na adamak… Dini uğruna çocuğunun el-

ve `Ey Meryem bu sana nereden geldi’ diye so-

lerine kelepçeler vurulup götürülürken, cenazende

rardı. Meryem de: Allah tarafından geldi, hiç kuş-

bulunamayacağını düşünerek O’na adamak…

kusuz Allah dilediğine hesapsız rızık verir’ derdi.

Olsun, gözlerimin önünde olup küfrüyle, şir-

(Al-i İmran; 37)

kiyle, Allah’a isyanıyla her an ömrünün eridiğine

İnşallah samimiyetinin karşılığı boşa gitmeye-

şahit olmaktansa; varsın Allah yolunda ayağı toz-

cektir. Tıpkı Medine’de Enes’ini teslim edeceği bir

lansın, nefesi o yolda tükensinde vuslat değil ya-

eli bekleyen Ümmü Süleym’e Allah’ın, Rasulullahla

rına Kıyamete kalsın… diyerek çocuklarını O’na

yardım etmesi gibi. Her ne kadar senin yavrunu tu-

adamak…

tacak elin peygamber olması imkânsız ise de unutma

Asrı saadetin adil yönetim kapısını tekrar açan Ömer b. Abdulaziz gibi küfrün ve zulmün, kılıcından korktuğu Selahaddin gibi, nebevi davet ruhunu tekrar canlandıran Hasan el –Benna gibi şahsiyetlerin mirasını ayağa kaldırmak için çocuklarını O’na adamak…

o artık Allah’ın; O, çocuğunu yetiştirecek Rabbani kimseleri karşına çıkaracaktır. Ama bir şartla; niyetinde ihlâssızlığa yer vermeyeceksin ve her fırsatta Allah’tan yardım isteyeceksin. Örnek bir neslin kurulmasına katkıda bulunan her ebeveyne ve her ferde selam ve dua ile. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Kur’an, Ali İmran, 35. ayetin tefsiri)

57


KİTAPLIK

YOLDAKİ

‫إقرأ باسم ربك الذى خلق‬

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

E

ser Merhum Şehit Seyyid Kutub tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, Dünya yayınları tarafından basılmış olup iki yüz yirmi dört sahifeden oluşmaktadır. Kitap özenli baskısı ile hak ettiği kalitede basılmış, okuyucuyu yormayan bir tasarıma sahiptir.

ması gereken tek düzen olduğu belirginleşir, daha söz konusu nizamın detayları ve yasama yöntemleri etraflıca kendisine anlatılmadan önce, başlangıçta, bu sisteme boyun eğmiş olurlar. Başlangıçta teslimiyeti kabul etmek imanın bir gereğidir. İnanç sisteminin, yeniden kurulması aşamasının uzun süreli olması atılan adımların yavaş yavaş ve emin olması da mecburidir.

Eser, günümüzde özellikle sahabe nesli gibi örnek bir toplumun nasıl yetiştirilebileceği ve Müslümanların takip etmesi gereken mücadele metodunu izah etmesi bakımından çok titiz bir çalışmadır. Eserde özetle şu konulara değinilmektedir:

Allah elçisi Hz. Muhammed (sav) sayesinde gerçekleştirilen İslam’a davet hareketi yüce elçiler yönetiminde yürütülen uzun süreli davet zincirinin son halkasını oluşturur. Bu hareket insanlara tek olan ilahlarını ve hak olan rabblerini tanıtmak, yaratılmışların rabblığını kaldırıp atarak, yerine tek olan rabblerine kulluk etmelerini sağlamak, La ilahe illallah diyen herkes söz konusu cahiliye toplumu ile ilgili bütün ilişkilerini kesmeli, onun egemenliğinden çıkmalıdır.

İŞARETLER

EŞSİZ BİR KUR’AN NESLİ İslam davetçilerinin bütün zaman ve mekânlarda üzerinde uzun uzun durmaları gereken tarihsel bir mucize vardır. Bu tarihsel mucizenin davet, yönelim ve yönteminde etkisi kesindir. Bu davet, İslam ve insanlık tarihinde eşine rastlanmayan sahabe nesli gibi seçkin bir kuşağı insanlar arasından ortaya çıkarmış bir davettir. Davetin yegâne kaynağı Kur’an önümüzde, Allah Elçisinin (sav) fiili ve ameli sünneti de, tarih boyunca benzeri bir kez daha gelmemiş ilk dönem (sahabe) neslinin önünde olduğu gibi, bizimde önümüzde tek eksiğimiz Allah elçisinin kişi olarak aramızda olmayışıdır. İlk dönemin eşsiz nesli, Kur’an’ın kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun yaşamlarının her boyutunu düzenleyen Allah buyruğu olarak algılıyordu. Bu buyruğu da, savaş alanında aldığı anlık komutu yerine getiren asker gibi duyar duymaz yerine getirilmesi gereken bir buyruk olarak görüyorlardı. İlk neslin yaşadığı dönemde kişi İslam’a girdiği zaman cahiliyye dönemindeki geçmişini İslam’ın eşiği önünde tamamen bırakıyordu.

NEBEVÎ HAYAT

KUR’AN’İ YÖNTEMİN YAPISAL ÖZELLİĞİ

58

Kur’an’ın Mekke’de inen bölümü Allah elçisine 13 yıl boyunca tek meseleden söz etti, bu yeni dinde en temel, en büyük mesele olarak birincil meselenin çözümü ile işe başlıyordu. ‘AKİDE MESELESİ’ Akide meselesinin başlıca kurallarını ‘ulûhiyet-ubudiyet’ ve bunların arasındaki ilişki oluşturuyordu. Kur’an’ın Mekke’de inen bölümü insana kendi varoluş sırrının yanı sıra onu çevreleyen varlık âleminin varoluş sırrını da açıklıyordu. La ilahe illallah akidesi, insan benliğinin derinliklerine yerleştiğinde, onunla birlikte la ilahe illallahın temsil edildiği düzen yerleşmiş olur, bu düzenin, akidenin yerleştiği benliklerce memnun olunNİSAN’13

İSLAM TOPLUMUNUN DOĞUŞU VE YAPISAL ÖZELLİKLERİ

İSLAM’DA CİHAD Rasulullah peygamberlik görevi ile gönderilişinden itibaren 10 yıl boyunca savaşsız ve haraçsız sadece uyarma yöntemi ile davet etti insanları. Hicretten sonra kendisi ile savaşanlarla savaşması, bir köşeye çekilip savaşmayanlara dokunmaması, en son olarak ‘DİN’ Allah’a has kılınıncaya dek müşriklerle savaşması buyruldu. Burada verilen savaş izni olağan üstü hallere özgü kılınmış bir izin değil, sürekli yürürlükte olan bir emir ve izindir. ‘LA İLAHE İLLALLAH’ BİR YAŞAMA BİÇİMİDİR Yalnız Allah’a kulluk yapma ilkesini La ilahe illallah şehadet kelimesinde ifade edilen, İslam akide rüknünün ilk yarısını meydana getiren kısmından öğreniyoruz. Bu kulluğun nasıl yapılacağını Muhammedun Rasulullah yani, Muhammed Allah’ın elçisidir, ibaresinde ifade edilen şehadet kelimesinin ikinci yarısından öğreniyoruz. Allah’ın insanlara neyi anlatmak istediğini öğrenebilmek ve anlayabilmek için onun kitabına ve Rasulün sünnetine başvurulmalıdır. KÂİNATIN DÜZENİ İslam, vicdanların derinliklerine yerleştirdiği inanç sistemini tek olan Allah’a kulluk etme temeline dayandırır. Bu kulluk ilkesini itikad, ibadet ve yasama sisteminde hayata geçirir. Ona somut bir varlık kazandırır. Zira kâmil manada tek olan Allah’a kulluk etme prensibi, bu şekli ile La ilahe illallah kelimesinin


İSLAM: İŞTE MEDENİYET İslam sadece iki tip toplum tanır. ‘İslam toplumu’ ‘cahiliyye toplumu’ İslam toplumu itikad, ibadet, şeriat (yasama ve yürütme), sosyal ve siyasal nizam, ahlâk ve yaşama biçimi olarak İslam’ın uygulandığı, yaşanıldığı toplum tipidir. Cahili toplum ise, İslam’ın uygulanmadığı ve inanç sisteminin (İslam akidesinin), düşünce yapısının, değerlerinin, ölçülerinin, sosyal ve siyasal sisteminin, ahlâk ve yaşama biçiminin yürürlükte olmadığı bir toplumdur. İslam toplumu tek ilahın hâkim olduğu, insanların kula kulluk zilletinden kurtulup tek ilaha kulluk etme izzetini kazandığı, tek örnek toplum tipidir. Sadece İslam toplumu zencinin, beyazın, kızılın, sarının, Arab’ın, Rum’un, İran’lının, Habeş’linin ve yeryüzünde yaşayan tüm bu insanları tek bir ümmet halinde bir araya getirebilmektedir. Bir toplumda aile toplumun çekirdeğidir. Bu aile çalışma konusunda eşler arasındaki iş bölümüne dayanır, ailenin en önemli görevi meydana gelen nesli korumak ve kollamak olursa işte böyle bir anlayışa sahip bir toplum medeni bir toplumdur. İSLAM DÜŞÜNCESİ VE KÜLTÜR Müslüman bir kimse inançla, varlıkla ilgili genel düşünce, ibadetler, ahlâk ve davranış biçimleri, değerler, ölçüler, prensipler, siyasi, iktisadi ve sosyal kurumları düzenleyen temeller, insani faaliyetlerin dinamikleri ve insani tarihin hareketlerinin yorumu… ile ilgili hakikatlara özgü kılınmış bütün işlerde rabbani kaynaktan başka bir kaynağa başvurma hakkı yoktur. Fakat kimya, fen, astronomi, tıp, zanaat, tarım, yönetim biçimleri, sanatsal çalışma yöntemleri, savaş teknikleri bunlara benzeyen pozitif konularda hem Müslüman hem de gayrimüslim olan birisinden bilgi edinilebilir. Aslında İslam toplumu kurulur kurulmaz bütün bu bilim dallarında bu branşlarda yeterli derecede uzman eleman yetiştirilmesi farzı kifayedir. Çünkü bunlar Allah Rasulü’nün ‘siz dünyanızla alakalı işleri daha iyi bilirsiniz’ mealindeki hadisin kapsamına giren işlerdir. UZUN SÜRELİ BİR GEÇİŞ DÖNEMİ

Kitabın ismi: İslama davet, ilk dönemlerde, bugün olduğundan daha Yoldaki İşaretler güçlü daha şanslı bir konumda Yazarı: değildi. Aksine o, cahiliyye taraSeyyid Kutub fından yadırganan bir bilinmez, halkının soylu ve iktidar sahipleÇeviri: rince dışlanıp sadece Mekke’nin Salih Karataş sınırları içerisinde orasının en Yayın Evi: güçsüz halkı ile kuşatma altına alınmış, dünyanın her köşesinde Dünya Yayınları garip kalmış bir düşünce, bir hareket idi. Bütün ilkelerini ve geçekleştirmek istediği amaçlarını yadırgayan ultra güçlü imparatorlukların kuşatması altındaydı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen fikri yönden o gün en güçlü pozisyonda idi. Aynı şekilde bugün de yarın da hep güçlüdür. Onu güçlü kılan hakiki manada unsurlar, bizatihi onun Akidesinin (inanç sistemi) doğal yapısından kaynaklanıyordu. Biz insanları İslama davet ediyoruz, çünkü onları gerçekten çok seviyoruz, gerçekten onlar hakkında en hayırlı olanı istiyoruz. Bize onca işkence yapmalarına rağmen, haklarında gerçek niyetimiz budur. Çünkü İslam’a davet edenlerin doğal yapısı (karakteri) budur. Davetin temel dinamikleri de bunlardır. İMANIN YÜCELİĞİ Dinden, erdemden, yüksek değerlerden, önemli gayelerden kısaca temiz ve estetik olan her şeyden uzaklaşmış bir toplumda inanan kimse imanını ve dinini kor ateşi elinde tutar gibi tutmak, öylece korumak durumundadır. Ötekiler ise onun bu tutumunu, düşünce yapısını, değerlerini gülünç bulur, onu alaya alır ama bütün bunlar karşısında Mümin onların bu gırgıra almalarına ve gülmelerine karşı metanetini yitirmez, güçsüz olduğu duygusuna kapılmaz. Öteki durumlarda olduğu gibi bu durumda da o gibi kimselere tepeden bakar. İnanan kimse değerlerini, düşüncelerini, ölçülerini insana dayandırmaz. Bu nedenle insanların kendisini yanlış anlamaları karşısında üzüntüye kapılmaz. Allah onun için yeterlidir. Rabbi ile bağlantısı olan hak ölçülerine ve kâinatın pınarlarına sahip kimsenin kendisini yalnız hissetmesi, güçsüzlük psikolojisini yaşaması mümkün değildir. Eseri yazan Merhum Şehit Seyyid Kutub’a, tercümesini yapan Salih Karataş’a ve eserin basımını üstlenen Dünya Yayınlarına Rabbimizin mükâfatlarını vermesini niyaz ederek nice hayırlı hizmetlere muvaffak olmalarını dileriz. Yeni bir kitap tanıtımında buluşmak ümidiyle… CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ameli bir göstergesidir. Bu kulluğun bizzat Allah Rasulü’nden alındığının canlı göstergesi ise şehadet kelimesinin ikinci bölümünü oluşturan ‘Muhammedun Rasulullah’ ifadesidir. Allah’ın şeriatına bağlanmak, insan hayatı ve diğer kâinata hükmeden ilahi düzen arasındaki zorunlu bağlantının bir gereğidir. Bunları insan hayatını düzenleyen şeriat ile kâinat düzeni arasındaki zorunlu uyum izler.

59


DÜNYADAN HABERLER

Suriyeli muhalifler başbakan seçti

Suriye muhalefeti, İstanbul toplantısında ABD’de yaşayan işadamı Hasan Hitto’yu, muhaliflerin elindeki bölgelerden sorumlu olacak hükümetin başbakanı seçti.

H

itto’nun ilk görevi, muhalefetin hâkimiyetindeki bölgelere hizmet götürecek bir hükümet kurmak olacak. Şam doğumlu olan Hitto, toplantıda 48 temsilciden 35’inin oyunu aldı. Ulusal Koalisyon liderleri seçimin “demokratik” ve “şeffaf” olduğunu söyledi. Bazı önde gelen muhalefet liderlerinin Hitto’nun askeri tecrübesi olmamasına tepki olarak oylamaya katılmadıkları belirtiliyor. 50 yaşındaki Hitto, geçen Kasım’da isyancıların elindeki bölgelere yardımların koordine edilmesine katkıda bulunmak için Teksas’tan Türkiye’ye gitmişti. Seçimden önce Özgür Suriye Ordusu, ‘herhangi bir hü-

kümetin ‘şemsiyesi altında çalışmaya hazır olduğunu’ duyurmuştu. Özgür Suriye Ordusu’nun komutanı Tuğgeneral Selim İdris, AFP ajansına “Bu hükümetin izinden gitmeyen bütün kurumlar yasadışı kabul edilecektir ve yargılanacaktır” dedi. Son aylarda muhalifler, Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı ele geçirdi. Bu topraklar şu anda yerel konseyler ve silahlı gruplar tarafından idare ediliyor. Bu bölgelerde mahkemeleri ve hapishaneleri var. Ancak söz konusu yerlerde su ve elektrik sıkıntısı yaşanıyor. Ahrar-uş Şam gibi büyük örgütlerin temsil edildiği Suriye İslam Cephesi İstanbul’da ilan edilen yeni hükümeti tanımadıklarını ilan etti

NATO: Suriye’ye müdahaleye hazırız

Obama’nın İsrail ziyareti, Amerika’nın Suriye’deki İslamcılar hakkında bilgi topladığı haberlerinin ardından, NATO’dan Suriye konusunda kritik bir açıklama geldi.

N

ATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutanı Oramiral James Stavridis, NATO’nun Suriye’de olası bir askeri mevcudiyete dair ihtimal planlamaları yaptığını ve Libya’da olduğu gibi bir angajmana girmeleri yönünde talep gelmesi halinde buna hazır olduklarını söyledi. Stavridis, Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde oturuma katıldı. Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in, ‘’NATO, Suriye’de olası durumlara dair bir askeri planlama yapıyor mu?’’ sorusu üzerine Stavridis, ‘’Evet. Geniş yelpazede operasyonel seçenekleri değerlendiriyoruz ve Libya’da olduğu gibi talep gelmesi durumunda angajmana girmeye hazırız’’ dedi. Stavridis, Suriye’de yaşanan çıkmazı kırabilecek şe-

kilde muhalefete yardım sağlama seçeneğinin NATO üyeleri tarafından aktif şekilde incelendiğini belirterek, NATO’nun Suriye’de askeri bir rol üstlenmesi için İttifak’ın 28 üyesi arasında mutabakat ve BM Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç olduğunu kaydetti. Suriye’deki durumun gittikçe kötüleştiğini, 70 bin kişinin öldüğünü, milyonlarca sığınmacının ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını, 2,5 milyon kişinin de ülke içinde yer değiştirdiğini ifade eden Stavridis, ‘’Korkunç iç savaşa ufukta bir son gözükmüyor’’ diye konuştu. Senatör McCain’in bir sorusu üzerine Stavridis, Türkiye’ye yerleştirilen Patriotların Suriye uçaklarını düşürecek şekilde konumlandırılabileceğini ve bunun bölgede uçan pilotlar için güçlü bir caydırıcı olabileceğini söyledi.

Ezher’den Şiilere: Hz Aişe’ye hakaret ettiğiniz sürece anlaşma hayal

NEBEVÎ HAYAT

Mısır’daki Ezher Üniversitesi, sahabeye hakaret etmeyi suç sayacak bir fetva çıkarmadıkları sürece Şii mercileriyle mezhepler arası yakınlaşma konusunda anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını bildirdi.

60

E

zher’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ezher Yüksek Alimler Kurulu Üyesi Muhammed Ab-

heplerarası yakınlaşma üzerinde anlaşmanın imkânı yok’’ mesajını iletti.

dulfadil el-Kusi, Kahire’de Irak Alimler Birliği Başkanı

Açıklamada, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin, Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’i 27 Nisan’da Bağdat’ta düzenlenen İslam Mezhepleri Forumu’na davet ettiği de belirtildi.

Halid el-Molla ile görüştü. Kus, Molla’ya, ‘’Sahabeye ve müminlerin annesi Hz. Ayşe’ye hakaret etmeyi suç sayacak bir fetva çıkarmamaları halinde Irak ve İran’daki Şii mercileriyle mezNİSAN’13


DÜNYADAN HABERLER

Askerlerde ‘Irak ve Afganistan sendromu’

İngiltere’de yapılan bir araştırma, Afganistan ve Irak’ta görev yapmış askerlerin ülkelerine döndüklerinde birçok psikolojik sorun yaşadıklarını ortaya koydu.

I

rak ve Afganistan savaşlarında yer almış 14 bin İngiliz askeriyle görüşme yoluyla gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları tıp dergisi Lancet’de yayınlandı.

şiddete çok daha yatkın hale geldiğini de ortaya koydu.

Araştırmaya göre bu savaşlarda görev yapmış 30 yaş altı genç askerlerde travma sonrası stres bozukluğu yoğun olarak yaşanıyor.

Ülkedeki genç erkekler arasında şiddet suçu işleme oranı yüzde 6.7 iken bu savaşlarda görev yapıp dönmüş 2728 genç asker arasında bu oran yüzde 20’ye çıktı.

Bu askerler arasında alkol kullanımı da artıyor. Araştırma, bu askerlerin İngiltere’deki hayatlarında

ABD Başkanı Obama, İsrail’de

İkinci başkanlık döneminin ilk yurtdışı gezisini gerçekleştiren ABD Başkanı Barack Obama, Tel Aviv’e gitti. Obama ilk konuşmasında, “En büyük müttefikimiz İsrail” dedi.

“En büyük müttefikimiz İsrail”

B

en Gurion Havaalanı’ndaki karşılamadan sonra yaptığı konuşmada, sıcak karşılamadan ötürü teşekkür eden ve İsrail’e üçüncü kez geldiğini belirten Obama, “Binlerce yıl önce bu kutsal topraklarda yaşayan, yüzyıllarca sürgün ve infaz edilen Yahudiler, kendi devletlerini kurarak bir anlamda yeniden doğdular. İsrail’de bugün yaşayan insanlar, çağların hayalini gerçekleştirdiler. Son 65 yıl boyunca ABD, İsrail’in en büyük müttefiki ve arkadaşı olmuştur’’ diye konuştu. “İsrail’i seçmem tesadüf değil” İsrail’i, başkanlığının ikinci döneminde gerçekleştirdiği ilk yurt dışı gezinin ilk durağı olarak seçmesinin

tesadüf olmadığına dikkati çeken Obama, ‘’Bu bölgede esen değişim rüzgarları hem umut hem tehlike getiriyor. O nedenle bu ziyareti, halklarımız arasındaki kopartılamaz bağı yinelemek, ABD’nin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığını tekrar vurgulamak ve İsrail ile komşularının halklarıyla doğrudan konuşmak için bir fırsat olarak görüyorum’’ dedi. Kendisine zaman zaman ABD’nin neden İsrail’in yanında durduğunun sorulduğunu belirten Obama, ‘’Cevabı basit, yan yana duruyoruz çünkü ortak bir hikayeyi paylaşıyoruz. Bu da kendi topraklarımızda özgür yaşamayı, lider olmayı, özgürlüğünü korumak için bedel ödeyen kahramanlar olmayı, farklılıklar barındıran ve göçmenler sayesinde sürekli yenilenen toplumlarımızı ifade ediyor’’ diye konuştu.

Katolik aleminin yeni ruhani lideri Papa Francis ile resmi papalık ayinine tarihte ilk kez katılan Fener Rum Patriği Bartholomeos kucaklaştı. Bartholomeos’un katılması ile 959 yıl sonra ilk kez bir Rum Patriği, Papa’nın göreve başlama ayinine katılmış oldu. Katolik aleminin yeni ruhani lideri Papa Francis ile resmi papalık ayinine tarihte ilk kez katılan Fener Rum Patriği Bartholomeos kucaklaştı. Emerit Papa 16. Benediktus’un 28 Şubat’ta görevinden ayrılmasını takip eden Konklav sürecinde (Papalık seçimi) yeni papa seçilen Francis, resmi papalık ayinini icra ederek görevine başlarken, tarihi tören tarihi bir ana da tanıklık etti. Bartholomeos’un katılması ile 959 yıl sonra ilk kez bir Rum Patriği, Papa’nın göreve başlama ayinine katılmış oldu. Patrik Bartholomeos, ayinde ilgiyle karşılandı. Papa tebrikleri kabul etti Ayinde, aralarında Çince ve Arapça’nın da bulunduğu beş dilde dua edildi.

Papa seçildikten sonra Francis havari ismini alan Jorge Mario Bergoglio, ayinin ardından, İtalya Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Kirchner, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ve Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe’nin de aralarında olduğu 132 ülke ve uluslararası örgüt temsilcisinin tek tek tebriklerini kabul etti. Türkiye’yi temsilen törende bulunan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da Katolik aleminin 266. Papasını tebrik etti. Öte yandan, emerit Papa 16. Benediktus’un da yeni Papa Francis’in resmi papalık ayinini televizyondan takip ettiği bildirildi. CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Katolik-Ortadoks ittifakı mı?

61


TEKNOLOJİ DÜNYASI

Süleyman Çankaya

TELEFONLAR MI AKILLI, BİZ Mİ? YA DA!.. A

kıllı telefonlar meselesi sinir bozucu olmaya devam ediyor, derdimiz teknolojinin gelişmesinden dolayı duyduğumuz bir rahatsızlık değil, reklamcıların kullandıkları ve emrettikleri tabirlerin olduğu gibi ülkemizde de kullanılması. Herhangi bir “smart” tarafı yok bu telefonların, insanları daha çok yoğun ve kolay bir şekilde takip etmek için tasarlanmışlar, ancak ne hikmetse kimse ellerinden düşürmüyor.

Tıpkı bu haberi son model akıllı telefonundan okuyup, dudak büken pek çok okurumuzun olduğu gibi, efkârlandırıcı bir haber bu.

Pentagon, diğer bir deyişle, ABD savunma bakanlığı 3 milyon dolarlık bir ihale vermiş Aoptix firmasına. Bu ihaleye göre geliştirilecek olan yeni bir teknolojiye göre, akıllı telefonlar, gözlerin irisinin hareketlerinden kullanıcıların biometrik datalarını toplayacak.

Sanki amel defterimizmiş gibi, ellerimizden düşürmüyoruz bu cihazları, işte zararları ayyuka çıktığı halde, bu duruma bir anlam veremiyoruz.

Ayrıca “uzaktan gönderilen bir sinyal ile”, bu akıllı telefonlar anında yüz taraması ve ses incelemesi yapabilecekler. Siz elinizde akıllı telefonunuz var, sosyal -egoşişirme platformlarına girmiş, normalde düğünden, cenazeden başka görüşmediğiniz akrabalarınızın her türlü şebek fotoğraflarına bakıp beğen tuşuna basıyorsunuz, bu telefonu size kakalayan firma, ABD savunma bakanlığının verdiği bir yetki doğrultusunda sizin biometrik datanızı haberiniz bile olmadan bir merkeze yolluyor. Aoptix firmasının başkanı Dean Senner yaptığı basın açıklamasında bu durumu allayıp, pulluyor, artık kimsenin kimlik kartı taşımasına gerek yok, akıllı telefonu yetecek diyor.

NEBEVÎ HAYAT

Cep telefonlar out, akıllı telefonlar in.

62

Sanki cebimizde “nüfus cüzdanı” taşıyınca bize bir zarar geliyordu, bir güvenlik yetkilisi sorduğunda bu kimliği ibraz etmek çok kötü bir şeydi. Bilim-kurgu filmleri gerçek oluyor. Bu filmler ile ilgili komplo teorileri de doğru belki de, hiç biri sanat eseri değil, dünya halklarını bir takım “gelecek senaryolarına hazırlamak, alıştırmak. NİSAN’13

Asıl üzüldüğümüz, bu sözde “akıllı telefonların” insan ruhuna çok ciddi “metafizik” zararları var, onları anlatmaya ömrümüz yetmeyecek galiba, herkes akıllı telefonlarına gömüldüğünden kendilerini kim izliyor, izlemiyor, umurlarında bile olmayacak.

Akıllı telefon piyasası gün geçtikçe kızışıyor, sektörün lider markaları her sene yeni bir akıllı telefon piyasaya çıkarıyor. Hâl böyle olunca birtakım kullanıcıda da “Acaba hangisi daha akıllı?” endişesi oluşuyor. Akıllı telefon seçmek artık iyice bir dert olmuş ve insanlar telefonun kendisinden çok markasını savunur ve eleştirir bir hâle gelmişken, bir de üstüne son 2-3 senedir (daha az veya daha fazla) akıllı telefonlara “işkence” testleri var ki telefon akıllı olsa bile kullanıcı ne kadar akıllı, bunun sorgulanması gerekiyor. Normalde bir şeyin çalışıp çalışmadığına nasıl karar veririz? Mesela bir televizyonun? Alırız, kurarız, fişini takarız, kumandasından açma tuşuna basarız ve televizyon ekranında görüntü varsa, ses de geliyorsa, televizyon çalışıyor demektir. Veya bir mutfak robotu. Öğütücü veya çırpıcı aldık. Nasıl test ederiz? Takarız fişe, içine üç beş malzeme atarız; öğütüyorsa çalışıyordur, öğütmüyorsa problem var demektir. Mesele akıllı telefon piyasasında da hemen hemen aynı. Ancak tabii bir akıllı telefona 1500-2000 lira arası bir para verince kullanıcı ister istemez “Gerçekten akıllı mı ya?” endişesi ve tereddüdü içinde olabiliyor. O kadar para verilmiş, en ufak bir özelliği bile kullanılamazsa dert! Üstelik artık bu kıyaslama ve endişe, akıllı telefonların kendisinden çıkıp daha çok markalara yönelmiş durumda.


Yapılan bir araştırmaya göre, dünya akıllı telefon patlamasının eşiğinde bulunuyor. Telekom altyapı sağlayıcısı Ericsson’un yaptığı bir araştırmaya göre 2018 yılı sonunda kullanımdaki akıllı telefonların sayısının üçe katlanarak 3 milyar 300 milyona ulaşması bekleniyor. Araştırmaya göre 2018 yılı sonunda Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki mobil telefonlarının yerini bilgisayarlı cep telefonları alacak. Afrika, Asya ve Orta Doğu’da ise her üç mobil telefondan birinin yerine bilgisayarlı cep telefonu kullanılacak. 2013 yılı sonunda toplam mobil hat sayısının 7 milyar 600 milyona ulaşacağı, bu rakamın altı yıl içinde de 9 milyar 300 milyona erişeceği tahmin ediliyor. Birçok kullanıcının birden fazla cihazı olduğu için gerçek kullanıcı sayısının 4 milyar 300 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Günümüzün en çok kullanılan araçlarından birisi olan cep telefonları ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda 2016 yılında küresel ölçekte 2,6 milyar mobil cihaz’ın satılması bekleniyor. Canalys isimli araştırma şirketinin raporundan derlenen bilgilere göre, akıllı cep telefonu ve tablet cihazların satışlarında artış görülürken netbook ve standart cep telefonlarında düşüş kaydedilecek. Teknoloji ürünlerinden tablet bilgisayarlar, en hızlı büyüyen kategori olacak ve akıllı cep telefonları onu izleyecek. Bu yıl ilk defa akıllı cep telefonu satışları, özelliği olmayan cep telefonlarını geçti. Akıllı telefonlar insanların karakter yapısını değiştiriyor. Örneğin akıllı telefonların hafızayı, öğrenme güdüsünü tembelleştirdiği, uyku bozukluğuna neden olduğu ya da bağımlılık yarattığı ileri sürülüyor. Peki, gerçekten akıllı telefonlar karakteri değiştiriyor mu? İşte konuyla ilgili farklı görüşler: ‘Madde bağımlılığı gibi zarar veriyor’ Davranış Bilimi Uzmanı : BEYNİMİZDE ön frontollab denilen bir bölge var. Bu bölge konsantrasyon, plan yapma ve problem çözme merkezimiz. Akıllı telefonlar ve diğer cihazlar, beynin bu bölgesini kullanmamızı önlüyor. Bu nedenle insanlar düşünme-analiz edebilme yeteneklerini otomatikman törpülemiş oluyorlar. Dolayısıyla bu aletlerin yaygınlaşması toplumumuzdaki şiddeti artırdığı gibi, aile içi ve iş yaşantısındaki iletişimi de olumsuz etkilemektedir. Ben de akıllı telefon kullanıyorum. Her

şeyi kısa yola yönlendirme tekniği var. Ayrıca insanların hayatını kolaylaştırıcı olarak ön görülen tüm elektronik aletler, tıpkı madde bağımlılığı gibi teknoloji bağımlılığı yapıyor. Bir bilgisayara ya da telefona bağımlı hale geliniyor. Psikiyatr: ‘Asosyalleştiriyor ve ilkelleştiriyor’ AKILLI telefonlar insanın hem yaşam kalitesini hem de karakterini değiştirebiliyor. Sosyal olmayan, içe dönük, bağımlı, agresif kişiliği olan, hafif sosyal fobisi olan kitle için bunlar ideal. Akıllı telefon kullanımıyla birlikte görme ve işitme duyusu kullanılıyor ancak dokunma yok, koklama yok, hissetme yok. Hayat sadece işitme ve görme üzerine oluştuğunda eksik kalıyor. Bu da beraberinde bireysellik, geriye dönük ilkel yaklaşımlar, o anki isteğe göre hareket etme gibi birçok şeyi beraberinde getiriyor. Kişiyi asosyalleştiriyor ve insanları ilkelleştiriyor. Duyguya yer olmuyor. Nöroloji Uzmanı: ‘Alzheimer hastalığı artacak’ CEP telefonları ile hazıra ulaşılması sonucunda beyin hücrelerinin belli kısmının kullanılmaması nedeniyle bu hücrelerin şalteri iniyor. Beyin o hücreyi iş yapamaz duruma getiriyor. Araştırılarak ulaşılmayan bir süreç, kişide değersizlik duygusu oluşturuyor. Bu değersizlik duygusu öfkeye, tepkisizliğe neden oluyor. Alzheimer 80 yaşında 3 kişiden birinde görülüyor. Böyle giderse daha erken yaşlarda bu hastalığın görülmesi artacak. Teknoloji Editörü ‘Alışkanlıklarımızı değiştirdi’ AKILLI telefonlar alışkanlıklarımızı kökten değiştiriyor. Ama her teknolojik yenilikte olduğu gibi, son 10 yılda hayatımıza iyice yerleşen dokunmatik ekranlı mobil cihazlarda da asıl sorun ‘araç’ın, ‘amaçsallaştırıldığı’ noktada başlıyor. Diğer bir deyişle, aslında her teknolojik yenilik, her kesimde aynı kültürel değişkenliği yaratmıyor. Yani elektroniği var diye kitap okuma alışkanlığımız artmıyor. Cep telefonlarınında bazı elektro kötü huyları ortaya çıkıyor. Özellikle radyasyon konusunda insanlar şüpheleniyor ve cep telefonlarına fazla yaklaşmaktan çekiniyorlar. Yeni bir araştırmaya göre cep telefonlarının yaydığı bazı görünmeyen sinyallerin, beynimizdeki doyma hissini azalttığı açıklandı. İnsanlar yemek yedikçe beynimizde doyma hissi veren bazı hormonlar salgılanıyor ve dengeli beslenmemizi sağlıyor. Fakat cep telefonları bu hormonların daha az salgılanmasını sağlıyormuş. İnsanların bunu engellemek için alacağı en önemli önlem sanırız cep telefonlarına çok fazla yaklaşmadan en azından 10-15 cm uzakta tutarak kullanmak olacaktır. Teknolojiyi ihtiyaç miktarında kullanmak duasıyla… CEMAZİYELEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Akıllı telefonların video açabilmek, internete girebilme, e-posta açabilme ve hepsinden öte, bir telefonun yapması gereken en basit işlem olan “telefon etme” özelliklerini bir kenara bırakarak, “Acaba düşürsem kırılır mı? Çizilir mi?” gibi sorularla test etmek nasıl bir kafanın ürünü anlamış değilim. Evet, teknoloji dünyası ve ünlü markalar bizlere son model ve oldukça fonksiyonlu akıllı telefonlar sunuyorlar; ancak bu akıllı telefonlardan kullanıcının tam olarak ne beklediği burada daha önemli bir rol oynuyor.

63


SİZDEN GELENLER

bilgi@nebevihayatyayinlari.com

“Kader tecellisi bileğim bükülse Zannetme! Su başım yere değer Ey Zalim! İşkenceyle her azam tel tel dökülse Göz kamçılar, kalbi döver Ey Zalim! Postallardan dirilten su içmektense İçerim zehiri kana kana Ey Zalim! Cennetine ayak öpüp girmektense Girerim nâra, yana yana Ey Zalim! Dilim bir an yalvarmaya kıpırdasa Koparır, çalarım yüzüne Ey Zalim! Hücrem, son sabah müjdenle tıkırdasa Sanma! Kapanırım dizine Ey Zalim! İki güzelden biri sonunda varsa Ahdimden nasıl vazgeçerim? Ey Zalim! Perva etmem, tüm cihan karşımda dursa

NEBEVÎ HAYAT

Yürür, şehadeti seçerim Ey Zalim!” ür n ü l ç bö ür. er ge , r ölün a a l k d a n r FATİH / BURSA ğru top yan tur, u a s u m r l ü o rün t nam dası r er sü şeria l t Şühe , t e rünü l a l ö i i r g e m t ş ak riye yan ktır. Topr yaşa , hür yasa k a a a d n n m a ts ır. kır altı gafle rand areti , İstila s u n e d u e s k di olu dır. küns an d e, dim uran ç m v Müm i k i , a t t n t si Sela ğu re ahid mun az, ta ttir. kerrü e e m t l d Müc o a h i Aley le eh iyi g ş ö tar k , e t , b t e kum t idiy rü me n m o . De o Ümm ü s r r l , i e e z i b m lham rgi ir de k zb g ı n y çok a a d i iba ulill​ l Cih rkm o güz u o l b a s k d n u h a n el o e n t . e t se , oru Der d / İs m lmu n v ü g l a g ç ö i y Ö i m a n ş. Ç s o l i em iz sa lsun dah ağ ok Ç v b , y a e a e g r s s m d e u i inde ce n çin a ar eye M d e ç t a a başl alışa tı. N maz iamm ad n ve ı ama Alla Muh zlar h’ın gayr ılar. All olsun d bi aha ah r et g tind öste azı fazla e bu zleri alt olsu ren ların luştu n m da​n üslü derg rma man ı i dua la​rd sı ile rmaklar a n S a elam k Öm . er Y un A an cenn ıldız e l eyku / İST m... ANB UL

64

NİSAN’13


“(EY MUHAMMED!) SENİ ANCAK ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİK.” (Enbiya, 107)

ِ ‫لَ َق ْد كَا َن لَ ُك ْم ٖفى َر ُس‬ ‫ول اللّٰ ِه اُ ْس َو ٌة َح َس َن ٌة لِ َم ْن كَا َن َي ْر ُجوا اللّٰ َه َوالْ َي ْو َم ا ْلا ٰ ِخ َر َو َذك ََر اللّٰ َه َك ٖث ًيرا‬ “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)

ِ ‫َو َما اٰتٰی ُك ُم ال َّر ُسو ُل َف ُخ ُذو ُه َو َما نَهٰی ُك ْم َع ْن ُه َفانْ َت ُهوا َواتَّقُوا اللّٰ َه اِ َّن اللّٰ َه شَ ٖدي ُد الْ ِعق‬ … ‫َاب‬ “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr, 59/7)

Nebevi Hayat Dergisi 5. sayı (2013)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/