Page 1


ABONELÄ°K


KAMPANYA

satis.nebevihayatyayinlari.com

YAZ KURSU KAMPANYASI

“Hayra vesile olan, hayrı yapmış gibidir.”

YAZ KİTAP SETİ 1. Kur’an-ı Kerim Orta boy Renkli Ivory Lux bez cilt 624 sayfa

2. Yaz Kur’an Kursları İçin Dini Bilgiler 18,5 x 26,5 Renkli 1. Hamur Karton kapak

4. Zadu’l-Muslim Cep boy Renkli Ivory Karton kapak

5. Elif-Bâ 16,5 x 23,5 Renkli Ivory Karton kapak

3. Namaz Rehberi 10,5 x 16 Çift Renk 1. Hamur Karton kapak

50₺

5 KİTAP

* Kargo bedeli alıcıya aittir.

10tl

28tl

Kur’an-ı Kerim Orta boy Renkli Ivory Lux bez cilt 624 sayfa

Oku Yaşa Anlat

20₺

r ola rg a Ka lıcıy . A ttir Ai

* Diyanet onaylı

Ayrıca Temin Edebilirsiniz

0212 515 65 72 0543 654 46 63 Güneşli Mh. Ayçin Sk. No: 36 Bağcılar/İstanbul

facebook/nebevihayatyayinlari twitter/nebevihayatyay www.nebevihayatyayinlari.com


Editör

YIL: 4 Sayı: 44 Fiyatı: 7,5 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ahmet Özer Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Abone ve Dağıtım Sorumlusu Mürsel Gölbaşı (0543 654 46 63) - (0212 515 65 72) Abonelik Hesap Bilgileri Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük Kuvveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Mürsel Gölbaşı Hesap No: 6847147 IBAN: TR13 0020 5000 0068 4714 7000 01 (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.)

G

eceyi dinlenme yeri ve gündüzü de çalışıp rızık temin etme zamanı kılan Allah Azze ve Celle’ye

hamd olsun. Allah’ın dinini beyan etmekle mükellef olan Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e, bu uğurda ondan hiçbir yardımı ve fedakârlığı esirgemeyen âline, ashabına ve güzellikle onlara tâbi olan selefi salihine salât ve selam olsun. Ticaret yapmak, rızık temin etmenin yollarından biri olduğu için önemle üzerinde durulması gerekir. Çünkü insan için en temel ve hayati mesele, temin edilen rızkın ve bedeni besleyen gıdanın helal ve meşru olması konusudur. Zira beden hem ruhun kalıbı, elbisesi hem de bineği ve şu hayat seferinin sahası olan

Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz

dünyayı katetme vasıtasıdır. Dolayısıyla bedeni besle-

Grafik, Tasarım Yakup Hazman - Ercan Araz

caktır. Helal yollardan elde edilen ve meşru bir şekil-

Yönetim Merkezi Reklam ve Abone İşleri Güneşli Mh. Ayçin Sk. No: 36 Bağcılar/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: (0543) 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayat dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Abone Şartları 2016 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 90 TL Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı: Matsis Matbaa İstanbul, Haziran 2016 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

yen gıdanın ruh üzerinde muhakkak büyük tesiri olade alınan gıda, ayrı ayrı çiçeklerden Allah’ın lütfu ve keremi ile topladığı ürünleri bala çeviren bal arısı misalinde olduğu gibi, beden ve ruh için bir şifa kaynağı ve âzâlarda salih ameller şeklinde ortaya çıkan bir nur olur. Haram yollarla elde edilen ve gayrı meşru bir şekilde alınan gıda ise, aynı çiçeklerden ve bitkilerden topladığı ürünleri öldürücü zehire çeviren eşek arısı misalinde olduğu gibi ruh için bir zehir ve âzâlarda ortaya çıkan fasid ameller şeklinde bir zulümat olur. Bundan dolayı rızkın ve kazancın helal olması üzerinde önemle durulmuş ve haram olan besinden ve kazançtan şiddetle sakındırılmıştır. Biz de bu sayımızda özellikle ticaretle ilgili birkaç husus üzerinde durmaya çalışacağız. Allah Teâlâ bütün Müslümanlara helal rızık ve kazançlar nasip ederek, biz Müslümanları haram kazanç yollarından korusun!


İçindekiler 04

Kapak Dosya İslâm'a Göre Ticaretin Bazı Esasları / Mahmut Varhan

14

Kapak Dosya Ticaret Ahlâkımız Nasıl Olmalı? / Hakan Sarıküçük

20

Kapak Dosya Satımı Haram Olan Şeyler Nedir? / Ebubekir Eren

22

Kapak Dosya Ticaretin Yüz Akları; Tüccar Sahabiler / Ahmet İnal

26

Kapak Dosya Faiz Toplumları Kargaşaya Sürükler / Ömer Ergül

29

Olaylar ve Yorumlar Kuzey Suriye'de Neler Oluyor? / Nedim Bal

33

Kur'ân'ın Gölgesinde Nerede Allah’ın Dininin Yardımcıları? / Zafer Mert

41

Nebevi Aile Ahlâkı Kur’an Olan Bir Nesil Yetiştirmenin İpuçları / Halime Yılmaz

45

Davet ve Cihad Önderleri Ümmetin Âlimi ve Abidi: Süfyan es-Sevri(rahimehullah) / Cihan Malay

51

İslam Coğrafyaları Endonezya - 2 / Metin Eken

55

Serbest Köşe "Ya Sabır” Allah’ın Es-Sabur (Çok Sabreden) İsmi / Derya Fıçıcı

57

Serbest Köşe İnsanlığın Gizli Düşmanları; Televizyon Ve Mahiyeti / Ümit Şit

62

Haber Analiz Sosyal Medya İlişkilerimiz / Emrah Seven

04

14

L

LA

HA

20

22

57


KAPAK DOSYA

Mahmut Varhan

İSLAM'A GÖRE TİCARETİN BAZI ESASLARI G

eceyi dinlenme yeri ve gündüzü de çalışıp rızık temin etme zamanı kılan Allah Azze ve

Helal yollardan elde edilen ve meşru bir şekilde alınan gıda, ayrı ayrı çiçeklerden Allah'ın lütfu ve keremi ile topladığı ürünleri bala çeviren bal arısı misalinde olduğu gibi, beden ve ruh için bir şifa kaynağı ve âzâlarda salih ameller şeklinde ortaya çıkan bir nur olur. Haram yollarla elde edilen ve gayrı meşru bir şekilde alınan gıda ise, aynı çiçeklerden ve bitkilerden topladığı ürünleri öldürücü zehire çeviren eşek arısı misalinde olduğu gibi ruh için bir zehir ve âzâlarda ortaya çıkan fasid ameller şeklinde bir zulümat olur.

Celle’ye hamd olsun. Allah’ın dinini beyan etmekle mükellef olan Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e, bu uğurda ondan hiçbir yardımı ve fedakârlığı esirgemeyen âline, ashabına ve güzellikle onlara tâbi olan selefi salihine salât ve selam olsun. İmdi; ticaret yapmak, rızık temin etmenin yollarından biri olduğu için önemle üzerinde durulması gerekir. Çünkü insan için en temel ve hayati mesele, temin edilen rızkın ve bedeni besleyen gıdanın helal ve meşru olması konusudur. Zira beden hem ruhun kalıbı, elbisesi hem de bineği ve şu hayat seferinin sahası olan dünyayı katetme vasıtasıdır. Dolayısıyla bedeni besleyen gıdanın ruh üzerinde muhakkak büyük tesiri olacaktır. Helal yollardan elde edilen ve meşru bir şekilde alınan gıda, ayrı ayrı çiçeklerden Allah'ın lütfu ve keremi ile top-

4

TEMMUZ 2016


ladığı ürünleri bala çeviren bal arısı misalinde olduğu gibi, beden ve ruh için bir şifa kaynağı ve âzâlarda salih ameller şeklinde ortaya çıkan bir nur olur. Haram yollarla elde edilen ve gayrı meşru bir şekilde alınan gıda ise, aynı çiçeklerden ve bitkilerden topladığı ürünleri öldürücü zehire çeviren eşek arısı misalinde olduğu gibi ruh için bir zehir ve âzâlarda ortaya çıkan fasid ameller şeklinde bir zulümat olur. Bundan dolayı rızkın ve kazancın helal olması üzerinde önemle durulmuş ve haram olan besinden ve kazançtan şiddetle sakındırılmıştır. Biz de bu makalemizde özellikle ticaretle ilgili birkaç husus üzerinde durmaya çalışacağız. Allah Teâlâ bütün Müslümanlara helal rızık ve

meye çalışmaktır. Şu yüzyılımızda faiz yiyerek

kazançlar nasip ederek, biz Müslümanları ha-

devleşen çok uluslu şirketlerin hammadde bul-

ram kazanç yollarından korusun!

mak ve sömürgelerden elde ettikleri hammad-

1- Allah Azze ve Celle Ticareti Helal, Faizi ise Haram Kılmıştır

deden imal ettikleri ürünleri pazarlayacakları pazarlar oluşturmak için insanlığın başına sardıkları felaketler herkesin malumudur. Tabi ki

Allah Azze ve Celle meşru yollarla yapılacak ti-

insanların mallarına ve canlarına karşı bu şe-

careti helal kılmıştır. Bu konuda pek çok ayet’i

kilde haksız ve zalimce tecavüzde bulunanla-

kerime ve hadis’i şerif bulunmaktadır. Ezcümle:

rın akıbeti alevli cehennem ateşinde cayır cayır

“Allah alışverişi helal, faizi haram kılmış-

yanmaktır.

tır.” (Bakara; 275) “Ey Mü’minler! Karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret dışında, birbirinizin malını aranızda haksız olarak yemeyin. Kendi nefislerinizi de öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizlere pek merhametlidir. Kim zulmedip haddi aşarak bu fiilleri işlerse; Biz onu pek yakında o müthiş cehennem ateşine sokacağız. Bu ise, Allah için pek kolaydır.” (Nisâ; 29-30) Dikkat edilecek olursa Allah Azze ve Celle, insanların haksız yollarla birbirlerinin mallarını

2- Helal Olan Meşru Ticaretin Fazileti Allah Azze ve Celle, ticaret yaparak rızık temini için çalışmayı ilahi bir lütuf olarak adlandırıp şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizin lütfundan rızık aramanızda bir günah yoktur.” (Bakara; 198) “Bir kısmınız da Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler.” (Müzzemmil; 20) “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin.” (Cum’a; 10)

yemeleri ile birbirlerini haksız yere öldürme-

Rafi b. Hadic radıyallâhu anhu şöyle anlatıyor:

lerini birlikte zikretmektedir. Zira haksız yere

«Denildi ki: «Ey Allah'ın elçisi! Hangi kazanç

insanları öldürmenin en büyük sebebi; onların

yolu daha hoştur?» Şöyle buyurdu: “Kişinin el

elinde bulunan mallarına göz dikmek ve haksız

emeğiyle çalışması ve her türlü mebrur (meşru)

yöntemlerle onların sahip olduklarını ele geçir-

alım satımdır.”1

ŞEVVAL 1437

5


buyurdu: “Emin (güvenilir) doğru sözlü tüccar; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”3 Emin ve doğru sözlü olan tüccara vaadedilen

Said b. Müseyyeb rahimehullah şöyle derdi: “Borcunu ödeyebileceği, ırzını koruyabileceği ve öldüğünde kendisinden sonrakilere miras bırakabileceği bir malı kazanmak istemeyen kişide hayır yoktur.”

bu makam, gerçekten büyük bir makamdır. Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olmak! Emin ve doğru sözlü olan ticaret erbabının böylesine büyük bir makamı haketmeleri, bir taraftan yaptıkları ticaretin şer’i esaslar çerçevesinde cereyan etmesinin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ortaya koyarken; diğer taraftan ticari faaliyetlerde emanet ve sadakat vasıflarının ne kadar önemli ve zor olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu sıfatlara sahip olmanın ve bunları muhafaza etmenin

Mikdâm radıyallâhu anh’ın naklettiğine göre

ne kadar zor olduğunu görmek için şu hadise

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle

bakmamız yeterlidir:

buyurmuştur: “Hiç kimse eliyle çalışıp (kazana-

Huzeyfe radıyallâhu anh şöyle dedi: "Rasûlul-

rak) yediğinden daha hayırlı bir yiyecek yememiştir. Muhakkak ki Allah’ın peygamberi Davud aleyhisselam da eliyle kazandığından yerdi.”

2

haber verdi ki, ben onlardan birini gördüm, diğerini de beklemekteyim. Bize şunu haber

Said b. Müseyyeb rahimehullah şöyle derdi:

verdi ki: “Emanet, insanların kalplerinin derin-

“Borcunu ödeyebileceği, ırzını koruyabileceği ve

liğine yerleşti. Sonra Ku’ran nazil oldu. İnsan-

öldüğünde kendisinden sonrakilere miras bıra-

lar da Kur’an’dan ve Sünnet’ten ilim öğrendiler

kabileceği bir malı kazanmak istemeyen kişide

(ve bu ilimle amel ettiler).” Huzeyfe dedi ki:

hayır yoktur.”

“Sonra emanetin yavaş yavaş kaldırılacağını

Övülmeye değer olan ticaret; güzel bir niyetle

“(Emanet kaldırılınca) insanlar birbirleriyle

yapılan, insanlara muhtaç olmamak ve ailesine

bize haber verdi ve sonunda şöyle buyurdu: alışveriş (ticaret) yapacaklar ve neredeyse hiç

yetecek kadar rızık temin etmek gayesi ile yü-

kimse emaneti edâ etmeyecek (ve emanetin gere-

rütülen, helal bir kazanç elde etmek maksadı

ğine riayet etmeyecektir). Öyle ki “Filanoğulları

güdülen meşru ticarettir. Yoksa maksat sadece

arasında emin bir adam var.” denilecektir. Yine

mal ve para elde ederek onları biriktirmek, mal

bir kişi hakkında “Falan kişi ne kadar yiğit! Ne

ve parayla övünmek ve haram yollarla mal elde

kadar nezaket sahibi ve kibar! Ne kadar akıl-

etmek olursa; bütün bunlar kınanmış ticaret

lı!” denilecek; ancak o kişinin kalbinde hardal

kapsamına girer.

tanesi ağırlığınca dahi iman olmayacaktır.” Hu-

3- Şer’i Esaslar Çerçevesinde Hareket Eden Tacirin Fazileti

6

lah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı

zeyfe radıyallâhu anhu emanetin bulunduğu zamanı ve emanetin kaldırıldığı zamanı şöyle tasvir etmektedir: “Bir zamanlar ben, alışve-

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu’dan rivayet

riş yaptığım kişinin kim olduğuna pek aldırış

edildiğine göre Rasûlullah aleyhisselam şöyle

etmezdim; şayet o kişi Müslüman idiyse (ve

TEMMUZ 2016


onda bir hakkım kaldıysa), dini onu alır bana

4- Şer’i Esaslara Riayet Etmeyen Aldatıcı

getirirdi. Eğer o Hristiyan veya Yahudi idiyse,

Tüccarın Yerilmesi

valisi onu alır bana getirirdi ve böylece hak-

Ebû Hureyre radıyallâhu anh dedi ki: “Rasû-

kımı ondan alırdım. Fakat bugün ise, sizden

lullah sallallahu aleyhi ve sellem bir yiyecek kü-

falan ve filan kişiler dışında hiç kimseyle alış-

mesinin (yığınının) yanından geçti. Parmaklarını

veriş yapmamaktayım.”4

o yığının içine sokunca, parmaklarına ıslaklık

Ashabı Kiram’ın yaşadığı zamanda insanların

bulaştı. Bunun üzerine dedi ki: “Ey yiyecek mad-

hali böyleyse, onlardan sonraki asırlarda acaba nasıldır? Özellikle de onlardan 1400 sene sonraki şu bereketsiz ve her açıdan kapkaranlık olan ahir zamanda insanların hali nasıldır? Evet, bu zamanda ticari hayatta belki de en zor olan ve en az bulunan değerler emanet/

desinin sahibi, bu neyin nesidir?” Adam dedi ki: “Üzerine yağmur yağdı ey Allah’ın Rasûlü.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Öyleyse insanların görmesi için (ıslak olanı) yiyeceğin üstüne koysaydın ya! Aldatan benden değildir.”5

güvenilir olmak ve sıdk/özü sözü doğru ol-

Teessüfle belirtmek gerekir ki, günümüzde pa-

maktır. İşte bu sıfatlara sahip olmak çok zor

zar esnafının çoğunluğu bu kötü halde bulun-

ve bir o kadar da önemli olduğu için mükâfatı

maktadır. Allah Teâlâ Müslümanların hallerini

bu kadar büyüktür.

ıslah eylesin!

ŞEVVAL 1437

7


Abdullah b. Mes’ud radıyallâhu anh dedi ki:

5- Mü’min Tüccarın Riayet Etmesi Gereken

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

Bazı Esaslar

buyurdu: “Kim bir Müslümanın malını yalan yeminle alırsa, Allah’ın huzuruna (Allah) kendisine gazap etmiş bir halde çıkar.” Abdullah dedi ki: Ardından Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun tasdikini Allah’ın Kitabı’ndan okudu: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir

olarak haşredilmekten korunup; peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber haşredilebilmeleri için ticaretlerinde şer›i esaslara göre hareket etmeleri gerekir. Biz bu esasların bazılarını

paraya satanlar var ya, işte onların ahirette

şu dört başlık altında zikretmeye çalışacağız:

bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla

Sıhhat, adalet, ihsan ve dini endişe.

hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.” (Al-i İmran:77)6

1- Yapılan ticari muamelenin sahih olması gerekir: Bu, olmazsa olmaz şarttır. Zira sıhhat şartlarını bünyesinde bulundurmayan ticari

Rifaâ radıyallâhu anh dedi ki: ”Rasûlullah sal-

muamele ya bâtıl bir muamele veya fasid bir

lallahu aleyhi ve sellem ile beraber namazgâha

muameledir ki, ikisi de haramdır. Sıhhat şart-

(bayram namazlarının eda edildiği mekâna) doğru çıktık. İnsanların birbirleriyle alışveriş yaptıklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey tüccarlar topluluğu!” Onlar da Rasûlullah Efendimiz’e icabet edip gözlerini ve başlarını ona çevirdiler. “Muhakkak ki tüccarlar kıyamet gününde füccar (günahkârlar) olarak dirilirler. Ancak Allah’tan korkanlar, sözlerinde duranlar ve doğru sözlü olanlar müstesnadır.”7 Görüldüğü gibi ticaretle uğraşanlarda neredeyse asıl olan fâcir ve günahkâr olmalarıdır. Kıyamet gününde fâcir olarak haşredileceklerinin beyan edilmiş olması daha da ürkütücüdür. Bu kötü akıbetten kurtulanlar ise, asıl olandan istisna edilecek kadar azdırlar. Zira ticaret ile uğraşanlarda galip olan hile, yalan, yalan yere yemin etme, aldatma, sözünde durmama, ema-

8

Müslüman tüccarların füccar (günahkârlar)

larının tafsilatının fıkıh kitaplarından öğrenilmesi gerekir. Burada şu önemli nokta üzerinde durmakla iktifa edeceğiz: Mü’min bir tüccarın, ticari bir faaliyete girişmeden önce onun şer’i hükmünü öğrenmesi gerekir. İlk önce bu yapacağı muamelenin sahih mi yoksa bâtıl mı olduğunu, Allah’ın razı olacağı bir muamele mi yoksa Allah’ın gazabına maruz kalmasını gerektirecek bir muamele mi olduğunu araştırmalıdır. Bu ticari faaliyetten ne kadar kar elde edeceğini hesaplamadan önce sahih olup olmadığını öğrenmelidir. Bu, mü’min tüccarın imanının gereği ve onun takva sahibi olduğunun alametidir. Yoksa eğer ilk önce o ticari faaliyetten elde edeceği kârı göz önünde bulundurup, bu muameleyi muhakkak yapmayı

nete riayet etmeme, ölçü ve tartı hususunda

kafasına koyar ve daha sonra da fetvasını araş-

hassas davranmama ve benzeri kötü haslet-

tırmaya başlarsa, ya da önce o ticari faaliyeti

lerdir. Bütün bunlar da kul hakları hususunda

yapıp, sonra da fetvasını uydurmaya girişirse

cereyan etmektedir. Bu kötü hasletlerden ve

hiç şüphesiz fetvasını uydurur. Bu durumda

korkunç akıbetten kurtulanlar gerçekten pek

dine uymak yerine dini kendi ticari faaliyet-

azdırlar. Allah Azze ve Celle muttaki, emin ve

lerine uydurmuş olur ki; bu da facirliğin ta

sadık tüccarlarımızın sayısını arttırsın!

kendisidir.

TEMMUZ 2016


2- Mü’min tüccarın, yaptığı muamelelerde adaletli olması ve zulümden şiddetle kaçınması gerekir: Bir ticari muamele sureten sahih ve geçerli gibi görülebilir. Ancak böyle bir muamelede taraflardan birini Allah’ın gazabına maruz bırakacak bir haksızlık ve zulüm de bulunabilir. Söz konusu haksızlıktan kasıt, başkasına zarar veren şeylerdir. Bu haksızlıklar; zararı genel olan ile zararı sadece muamele edene

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Emin (güvenilir) doğru sözlü tüccar; nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”

has olan haksızlık olmak üzere ikiye ayrılır: ● Zararı herkese dokunan haksızlık konusunda ilk başta zikredilmesi gereken husus ihtikârdır (stokçuluktur). Stokçuluk/karaborsacılık kesin bir şekilde yasaklanmıştır. İhtikârın hü-

“Alışveriş yaparken çok yemin etmekten sakının. Çünkü böyle yapmak malı çok sattırır sonra da

kümleri hususunda fıkıh kitaplarına müracaat

bereketini yok eder.”10

edilmelidir. Ma’mer b. Abdullah dedi ki: Rasû-

Ebû Zer radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah

lullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur-

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç

du: “İhtikâr yapan kişi günahkârdır.”8

kişi vardır ki, Yüce Allah kıyamet gününde on-

● Zararı muamele yapana mahsus olan haksız-

larla konuşmayacak ve onların yüzüne bakma-

lıklara şu örnekler verilebilir: a- Kişinin kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de istemesi gerekir. Bunu gösteren şeyler-

yacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır... Yalan yere yemin ederek malını çok satmak isteyen kişi.”11

den biri de satıcının sattığı malda bulunmayan

c- Tüccarın tartısını kontrol etmesi gerekir.

bir özelliği söyleyip malını övmemesi ve malın

Bunu tam bir şekilde sağlaması için bir şey

kusurları ve gizli özellikleri hakkında hiçbir

satarken fazlasını tartıp vermesi, bir şey alır-

şeyi gizlememesidir. Sattığı malı onda bulun-

ken de eksik alması gerekir. Bunun tam tersi-

mayan özelliklerle övmenin veya malında bu-

ni yaparak zulmeden Medyen ve Eyke halk-

lunan kusurları saklamanın rızkını çoğaltaca-

larının helak olduğunu Allahu Teâlâ Kur’an-ı

ğını zanneden kişi cahildir. Hâkim b. Hizam

Kerim’de bizlere haber vermiştir. Yine Allah

dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Ölçüyü

şöyle buyurdu: “Birbirlerinden ayrılmadıkları

ve tartıyı eksik yapanların vay haline! On-

sürece satıcı ve müşteri muhayyerdir. Eğer doğ-

lar insanlardan bir şey ölçüp alırken tam

ruyu söyler ve her hususu açıklayacak olurlarsa,

yaparlar, onlara bir şey ölçtüklerinde veya

alışverişlerinin bereketini elde ederler. Yok, şayet

tarttıklarında da eksik yaparlar. Onlar, bü-

yalan söyler ve gizlerlerse, alışverişlerinin bere-

yük bir gün için diriltileceklerini sanmıyor-

keti yok olup gider.”9

lar mı? O gün insanlar, âlemlerin Rabbi’nin

b- Alışveriş esnasında yemin etmekten sakı-

huzurunda duracaklardır.” (Mutaffifin: 1-6)

nılmalıdır. Malın çok satılması için yalan yere

d- Müslüman tüccarın, faizli muâmelelerden

yemin etmekten şiddetle kaçınılmalıdır. Ebû

ve faizli kredilerden şiddetle sakınması gere-

Katade radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlul-

kir. Bilinmeli ki, faiz hakkında vârid olan teh-

lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

ditler ve faizle muâmele yapan kişi hakkında

ŞEVVAL 1437

9


İmam Serahsî şöyle demektedir:16 “Allah Azze ve Celle faiz yiyenler için beş ceza zikretmek-

Mü’min bir tüccarın, ticari bir faaliyete girişmeden önce onun şer’i hükmünü öğrenmesi gerekir. İlk önce bu yapacağı muamelenin sahih mi yoksa bâtıl mı olduğunu, Allah’ın razı olacağı bir muamele mi yoksa Allah’ın gazabına maruz kalmasını gerektirecek bir muamele mi olduğunu araştırmalıdır. Bu ticari faaliyetten ne kadar kar elde edeceğini hesaplamadan önce sahih olup olmadığını öğrenmelidir. Bu, mü’min tüccarın imanının gereği ve onun takva sahibi olduğunun alametidir.

tedir. Birincisi: Dengesizlik. “Onlar ancak şeytanın çarpıp dengesini bozduğu (sar’aya tutulmuş) kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. (Bakara; 275) İkincisi: Bereketsizlik ve iktisadî fesat. “Allah ribayı verimsiz kılar, sadakaları ise nemalandırır.” (Bakara; 276) Üçüncüsü: Savaş. “Şayet (faiz yemekten) vazgeçmezseniz, Allah ve elçisinin (faizcilerle) savaşacağını bilin.” (Bakara; 279) Dördüncüsü: Küfre düşmek. “Ey iman edenler! Allah(ın azabın)dan sakının ve geriye kalan riba (alacağınız)dan vazgeçin! Eğer mü’min iseniz... (vazgeçersiniz)” (Bakara; 278) “Allah hiçbir kâfiri (ribaya helal diyeni), hiçbir günahkârı (riba yiyeni) sevmez.” (Bakara; 276)

haber verilen cezalar hemen hemen başka hiçbir günah hakkında vârid olmuş değildir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem faiz yiyen hakkında şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin bilerek bir dirhem faiz yemesi, otuz altı defa zina yapmasından daha şiddetlidir.”12 Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem faizi yiyene, yedirene,

(kendisine öğüt geldikten sonra faize) dönerse, işte onlar cehennemliktirler! Onlar orada ebedi kalacaklardır.” (Bakara; 275) e- Kendisi almayacak olduğu halde sırf başka bir müşteriyi aldatmak için malın fiyatını artırmak ve böylece alışverişi kızıştırmak da (neceş alışverişi) yasaklanmıştır.

yazana ve şahitlerine lanet etmiş ve “bunların

f- Aynı şekilde satılacak olan dişi hayvanların

hepsi eşittir” demiştir. Yine Peygamber Efen-

birkaç gün sağılmayarak memeleri sütle dolu

dimiz sallallahu aleyhi ve sellem faiz yiyenin

olduğu halde satılmak üzere pazara çıkarılma-

kandan bir nehir içinde yüzdüğünü ve o kan

sı da yasaklanmıştır.

13

nehrinden her çıkmak istediğinde ağzına bir taş atıldığını ve bir türlü o kan nehrinden çıkamadığını bize haber vermiştir.14 Yine Pey-

10

Beşincisi: Ateşte ebedi kalmak. “...Kim de

3- Mü’min tüccarın, muamelelerinde ihsan sahibi olması gerekir:

gamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir

Yüce Allah adaleti emrettiği gibi ihsanı da

kavmin içinde zina ve faiz yayılıp açığa çıkacak

emretmektedir: “Şüphesiz ki Allah adaleti,

olursa, hiç şüphesiz onlar Allah’ın azabını baş-

ihsanda bulunmayı ve akrabaya vermeyi

larına getirmiş olurlar.»

emreder.” (Nahl: 90) Adalet, ticaretteki ser-

TEMMUZ 2016

15


maye gibidir. İhsan ise ticaretteki kazanç ve

Ebû Hureyre radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlul-

kâr gibidir. Dünyadaki alışverişlerinde sade-

lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

ce sermayesiyle kanaat eden kişi akıllılardan

“Muhakkak ki Allah, satarken, satın alırken ve

sayılmaz. Ahiret alışverişlerinde de durum

borcunu öderken müsamahakâr olanı sever.”17

aynıdır. Dindar olan kimsenin sadece adalet mertebesini gözetip haksızlık yapmaktan kaçınmakla yetinerek ihsan mertebesine riayet etmemesi doğru olmaz. Adalet mertebesine riayet etmek vaciptir. İhsan babına giren hususları gözetmek ise müstehabdır. Ticari mua-

Cabir b. Abdullah dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sattığı zaman, satın aldığı zaman ve borcunu tahsil edeceği zaman müsamahalı olan kişiye Allah rahmet etsin.”18

melelerde ihsan rütbesine, şu hususlara riayet

Osman b. Affan radıyallâhu anhu dedi ki:

edilerek ulaşılabilir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

a- Alışveriş yapan iki tarafın malın gerçek fiyatını bilmesi ve bir tarafın diğer tarafı aldatmaması durumunda dahi satıcının, müşteriden mutat bir kâr almakla yetinmesi gere-

buyurdu: “Müşteri olduğunda da satıcı olduğunda da; borcunu öderken de alacağını tahsil ederken de müsamahakâr olan bir kişiyi Allah Azze ve Celle cennete koydu.”19

kir. Esasen malı kârlı bir şekilde satmaya izin

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasû-

verilmiştir. Zira ticaretin asıl maksadı kâr yo-

lullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur-

luyla kazanç elde etmektir. Ancak kazanç elde

du: “Sıkıntı içinde bulunan birinden alacağını

ederken orta yolu tutmak ihsandır. Müşteri ya

isterken ona mühlet veren veya alacağını ona

mala fazla rağbet ettiği için veya o mala aci-

bağışlayan kişiyi Yüce Allah, kendi gölgesinden

len ihtiyaç duyduğu için mutat olandan daha

başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde Arş’ı-

fazla kârla onu almayı kabul etmektedir. İşte

nın gölgesinde gölgelendirecektir.”20

bu durumda satıcının müşteriden mutat olan kârdan fazlasını almaması ihsan babına girmektedir.

d- Yaptığı alışverişten caymak isteyenin bu isteğini kabul etmek de ihsandır. Çünkü alışverişten zarar görmüş olandan başkası bunu

b- Fakir birinden bir şey satın alan kimsenin

yapmaz. O halde kişinin, din kardeşinin zarar

gönüllü olarak ona fazladan kâr vermesi de

görmesine razı olmaması gerekir. Ebû Hurey-

ihsan kabilindendir. Ancak zengin birinden

re radıyallâhu anh dedi ki: Rasûlullah sallal-

bir şey satın alındığında böyle yapmamak ge-

lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir

rekir. Zira şöyle denilmiştir: “Aldanan adam

Müslümanı yaptığı alışverişten muaf tutup ya-

ne övülür ne de ecir alır.”

pılmamış kabul ederse, Allah da onun hatasını

c- Satıcı konumunda olsun, müşteri konu-

yapılmamış sayar.”21

munda olsun; alacağını tahsil ederken ya da borcunu öderken mü’min tüccar müsamahakâr olmalıdır. Allah Azze ve Celle şöyle

4- Mü’min tüccarın, ahiretini ilgilendiren konularda dini endişe sahibi olması gerekir:

buyurmaktadır: “Eğer borçlu darda ise, ge-

Tüccarın bu dünyadaki geçim endişesinin

nişliğe çıkıncaya kadar ona mühlet vermek

onu ahiretini düşünmekten uzaklaştırmaması

vardır. Eğer bilirseniz, onu sadaka olarak

gerekir. Aksine tüccar dini hassasiyetleri gö-

bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.”

zetmek zorundadır. Muaz b. Cebel radıyallâhu

(Bakara: 280)

anhu şöyle demiştir: «Şüphesiz ki dünyadan

ŞEVVAL 1437

11


nasibini almalısın. Ama sen ahiretten nasi-

pazarda gördüğü her şeyde iyiliği emretmeye

bini almaya daha çok muhtaçsın.» O halde

ve kötülüğe engel olmaya niyet etsin. Ticaret-

sen önce ahiretten nasibini almakla işe başla!

ten elde ettiği kârın bir bölümünü İslam’ın

Çünkü o, dünyadan alacağın nasibini de geti-

maslahatı ve müslümanlar’ın ihtiyaçları için

rir ve onu tam bir düzene koyar. Tüccarın dini

infâk etmeye niyet etsin. Bütün bu niyetler

hakkındaki endişesi, şu hususları gözetmesini

vasıtasıyla tüccar âhiret yolunda çalışmış olur.

gerekli kılmaktadır:

Bu durumda bir mal kazanırsa fazladan malı

1- Ticaret yaparken iyi niyetli olmak. Tica-

olmuş olur. Eğer zarar ederse âhiret sevabını

retle uğraşan kişi, işini yaparken insanlara el

kazanmış olur.

açmaktan kurtulmaya, insanlardan gelecek şeylere tamah etmekten sakınmaya ve ailesini geçindirip onları kimseye muhtaç etmemeye niyet etsin. Ticaret yaparken müslümanlara nasihat etmeye ve kendisi için istediğini onlar

12

2- Müslüman tüccar, ticaret yaparken farz’ı kifâyelerden birini yerine getirdiğinin şuurunda olmalı ve işini en güzel bir şekilde yapmalıdır.

için de istemeye niyet etsin. Yaptığı ticarette

3- Dünya pazarının, tüccarı âhiret pazarın-

daha önce geçtiği üzere adalet ve ihsanı gözet-

dan uzaklaştırmaması gerekir. Âhiret pazarı

meye niyet etsin. Ticaret yaparken çarşıda ve

camilerdir. Tüccarın öğle ve ikindi ezanlarını

TEMMUZ 2016


duyduğu zaman namazı edâ etmek için meş-

nıyan birini getir.” Adam birini bulup getirir

guliyetini bırakması gerekir. Tüccarın çarşı ve

ve o getirdiği şahıs adamın iyi biri olduğunu

pazarda yüce Allah’ı devamlı zikretmesi, tehlil

söyleyerek onu över. Hz. Ömer o şahsa şöy-

ve tesbihle meşgul olması gerekir. Allah Azze

le sorar: “Sen bu adamın eve girip çıkmasını

ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Bu nur öyle evlerde ışık verir ki, Allah, o evlerin yüceltilmesine ve içlerinde kendi adının zikredilmesine izin vermiştir. Bu evlerde O’nun adını sabah akşam öyle yiğit adamlar tes-

görecek kadar yakın komşusu musun?” Adam hayır, diye cevap verir. Hz. Ömer sorar: “Sen, güzel ahlâkı ortaya çıkaran bir yolculukta bu adama yoldaş oldun mu?” Adam hayır, diye

bih eder ki, ne ticaret ne de alışveriş on-

cevap verir. Hz. Ömer sorar: “Peki sen, kişinin

ları Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru

takvâsını ortaya çıkaran para ile bu adamla

kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz.

bir alışveriş yaptın mı?” Adam hayır, deyince

Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döne-

Hz. Ömer şöyle der: “Sanırım ki sen bu adamı

ceği bir günden korkmaktadırlar. Neticede

mescitte mırıldanarak Kur’an okurken, kâh

Allah onları, işledikleri amellerin en güzeli

başını indirip kâh kaldırırken görmüşsün?”

ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” ( Nûr: 36-37) 4- Tüccarın çarşıya ve ticarete karşı çok hırslı olmaması gerekir. Şöyle ki, çarşıya ilk giren ve son çıkan o olmamalı. Bu ümmetin fitnesinin

Adam evet, deyince Hz. Ömer şöyle buyurdu: “Haydi git, sen bu adamı tanımıyorsun!”22 ------------------------1 İmam Ahmed, Müsned: 17265 (4/141) Hasen li Ğayrihi bir hadistir. 2 Buharî, Büyu’: 15

mal olduğunu bilmelidir. Mal ve mevki düş-

3 Tirmizî, Ahkâm: 22; Ebû Dâvûd, Büyu’: 77; Nesaî,

künü olmanın, kişinin dinini ifsad edeceğini

Büyu’: 1

unutmamalıdır. Asla dinar ve dirhemin kulu

4 Buharî: 6497; Müslim: 143

olmamalı ve maddi değerlere kul olanların dünyada zelil, ahirette ise bedbaht olacaklarını aklından çıkartmamalıdır. 5- Tüccarın sadece haramlardan kaçınmakla

5 Müslim, İman: 164; Tirmizi, Buyu’; 74 6 Buhari, Tevhid:24; Müslim, İman:220 7 Tirmizi, Büyu’: 4. Tirmizi dedi ki: Bu, Hasen-Sahih bir hadistir. 8 Müslim: 4099; Ebû Dâvûd:3447; Tirmizi: 1313 9 Buhari: 2082

yetinmemesi, aksine şüpheli durumlardan ve

10Müslim: 1607

yerlerden de uzak durması gerekir. Tüccarın

11 Müslim: 171

fetvalarla yetinmemesi, kalbinden fetvâ is-

12 İmam Ahmed, Müsned: 5/225. İsnadı Sahih bir

temesi ve kalbinde yara açan şeylerden uzak durması gerekir. Çünkü günah kalplerde yara açar ve çok acı verir. Son olarak şunu kaydedelim ki, ticaret mertli-

hadistir. 13 Müslim: 1098 14 Buhari, Büyu’: 24 15 Ebû Ya’la, Müsned: 4981; İbni Hibban: 4410. Sahih bir hadistir. 16 el- Mebsût: 12/127-128

ği ve dürüstlüğü ortaya çıkaran, kişinin adam

17 Tirmizi: 1319. Sahih bir hadistir.

olup olmadığını gösteren bir mihenk taşıdır.

18 Buhari: 2076

Kişinin dindarlığı ve takvası ticaretinden an-

19Nesai: 4696. Hasen bir hadistir.

laşılır. Bir keresinde Hz. Ömer b. Hattâp radıyallâhu anh’ın huzurunda bir adam şahitlik yapar. Hz. Ömer ona şöyle der: “Bana, seni ta-

20Tirmizi: 1354. Sahih bir hadistir. 21 Ebu Davud: 3460. Sahih bir hadistir. 22 Bu makaleyi hazırlarken İbnü’l-Cevzî’nin “Minhâcü’l-Kâsidîn” isimli kitabından yararlanılmıştır.

ŞEVVAL 1437

13


KAPAK DOSYA

Hakan Sarıküçük

Ticaret Ahlâkımız Nasıl Olmalı

Hamd, lütfundan aramayı bildiren Allah’a, Salat ve Selam ise; “Emin (güvenilir) doğru sözlü tüccar, Nebiler, Sıddıklar ve Şehitlerle beraberdir.” (1) Buyuran efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e; Allahu Teâlâ’nın lütfu ve keremi ile affı ve mağfireti de ticaretlerinde İslami esaslara riayet eden mümin kullarının üzerine olsun.

14

TEMMUZ 2016

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi aldığı şeyin haram mı helal mi olduğunu umursamayacaktır. (2) şeklinde buyurulan bir zamanda yaşıyoruz. Allah’ın ayetlerine ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine ittiba ve itibarın azaldığı, insanların az bir dünya metaı uğruna helal haram sınırlarına riayet etmeden yaşadıkları böyle bir zamanda, ticaretinde dürüst, Allah’tan korkan, sözüne sadık, malını satmak için yalandan kaçınan insanlar bir hayli azalmış, bunun yerine yaptığı


her şeyin kendine mubah olduğu fetvasınca nefsinin hevâsına tabi olan insanlar türemiştir. Oysa müslüman olduğu halde İslam’ı sosyal yaşantıdan uzaklaştırıp nefsinin derinliklerine hapseden insanlar, Kur’an ve sünnette yer alan ticaret ile ilgili ayet ve hadislerden habersiz bir halde yaşar olmuşlardır. Belki de böyle insanlara Kur’an ve sünnette buna dair hükümlerin bulunduğu bildirilecek olsa çok garipseyecek

Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ümmetimin erken vakitlerini bereketli kıl.”

ve böyle bir şeyin Kur’an ve sünnette bulunmasına hayret edeceklerdir. İşte günümüzde durum maalesef bu şekildedir. Her ne kadar İslami esaslara günümüzde riayet edilmese de, ölçüsü Allah’ın rızası olanlar için bu zamanda ticaret çok zor olarak görülse de ve böyle bir ortamda harama bulaşmadan ticaretin olamayacağı zannedilse de(!) Allah’ın iz-

İşte kişiyi facir (günahkâr) olarak dirilmekle tehdit eden bu hadiste bu hale düşmeye sebep olan durumlar; • Allah’tan korkmadan yapılan bir ticaret,

niyle tüm bu olumsuzluklara rağmen hakikatte

• Sözünde durmayarak ve

haramdan ve yalandan uzak kalan ve sayıları az

• Yalan söyleyerek yapılacak bir ticaret olduğu bildirilmiştir.

dahi olsa İslami esaslara uygun bir şekilde ticaretini yapmaya çalışan insanlar Allah’a hamdolsun ki mevcuttur. Ticaretin dünyevi olarak menfaat sahibi olmaya ve rızkın genişlemesine faydaları olsa da hükümlerine riayet etmeden yapılacak bir ticaretin ahireti heba olmasına sebep olabileceği unutulmamalıdır. Nitekim Rufa’a radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber namazgâha (bayram namazlarının eda edildiği mekâna) doğru çıktık. İnsanların birbirleriyle alış-veriş yaptıklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey tüccarlar topluluğu! (onlar da Rasûlullah’a icabet edip gözlerini ve kafalarını ona çevirdiler)” Muhakkak ki tüccarlar kıyamet gününde facir (günahkâr) olarak dirilirler. Ancak Allah’tan korkanlar, sözlerinde duranlar ve doğru sözlü olanlar müstesnadır.” (3)

Alıverişte yalan söylemenin ve yemin etmenin karşı tarafta bulunan alıcıyı ikna etme ve mala yönelik teşviki sağlamada faydası olsa da bu geçici ve değersiz bir fayda olup bereketten uzaktır. Nitekim bu durumu bakın peygamber aleyhisselam nasıl haber vermektedir. “Alış-verişlerde çok yemin etmekten elinizden geldiğince kaçının. Yemin -evet- malı sattırır. Ancak sonrasında bereketini mahveder.” (4) Kıyamet gününde Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı, onlara bakmayacağı, onları tezkiye etmeyeceği (arındırmayacağı) ve de kendilerine can yakıcı bir azabın olacağı hadisler de bildirilen üç zümreden birisi de yine malını yalan yeminlerle sattıran kişi (5) olarak zikredilmiştir. Oysa bu zikredilen zümreden olan kişi biriyle ikindiden sonra alış veriş yapar, adama da malı şu şu fiyata aldığına dair yemin eder, adam da ona inanır. Hâlbuki vakıa böyle değildir. Bu sebeple de ilahi cezaya müstahak olmaktadır. (6)

ŞEVVAL 1437

15


etmiş bir şekilde çıkar.” Abdullah dedi ki: Ar-

Rufa’a radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber namazgâha (bayram namazlarının eda edildiği mekâna) doğru çıktık. İnsanların birbirleriyle alış-veriş yaptıklarını gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ey tüccarlar topluluğu! (onlar da Rasûlullah’a icabet edip gözlerini ve kafalarını ona çevirdiler)” Muhakkak ki tüccarlar kıyamet gününde facir (günahkâr) olarak dirilirler. Ancak Allah’tan korkanlar, sözlerinde duranlar ve doğru sözlü olanlar müstesnadır.”

dından Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun tasdikini Allah’ın kitabından okudu: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.” (8) Yalan yere yemin etme ile ilgili olarak zikredilen diğer bir hadiste ise şöyle buyurulmuştur. Ebu Ümame radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir Müslümanın hakkını yeminiyle ele geçirecek olursa muhakkak ki, Allah ona cehennemi vacip kılar, cenneti de haram eder.” Bunun üzerine bir adam Rasûlullah’a şöyle dedi:” “Ey Allah’ın Rasulü! Peki bu az bir şeyde olsa öylemi! Buyurdu ki:

Abdullah b. Ebu Evfa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Bir adam çarşıda satmak üzere bir mal arz etti. Müslümanlardan birine malı satmak için, mala

Ticaretinde karşı tarafı aldatan kişi ile ilgili olarak ta şöyle bildirilmiştir.

–verilmeyen bir fiyatın- verildiğine dair yemin

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edil-

etti. Bunun üzerine şu ayeti kerime indi.

diğine göre, dedi ki: Rasûlullah sallallahu aley-

“Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.” (Âl-i İmran: 77)

(7)

Abdullah b. Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu

16

“İsterse bir misvak çubuğu olsun!” (9)

hi ve sellem bir yiyecek kümesinin (yığınının) yanından geçti. Parmaklarını o yığınının içine sokunca, parmaklarına ıslaklık bulaştı. Bunun üzerine dedi ki: “Ey yiyecek sahibi bu neyin nesidir?” Adam dedi ki: “Üzerine yağmur yağdı ey Allah’ın Rasûlü”

aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

“Kim bir Müslümanın malını yalan yeminle alır-

“Peki, insanların görmesi için yiyeceğin üstüne

sa, Allah’ın huzuruna (Allah) kendisine azap

koysaydın ya! Aldatan benden değildir.” (10)

TEMMUZ 2016


Tüccarların Sahip Olmaları Gereken Ahlaki Hasletler: 1- Özel Olarak Ticaret, Genel Olarak Bütün İşlerde (İşe) Erken Kalkmak. a- Sahr el-Gamidi radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ümmetimin erken vakitlerini bereketli kıl.” Sahr dedi ki: “Ayrıca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir seriyye veya ordu göndereceği zaman onları günün erken saatlerinde gönderirdi.” Sahr da ticaretle uğraşan biriydi. Bir kervan gönderecek olsa erken vakitlerde gönderirdi. Böylece zengin olmuş ve çok mala sahip olmuştu. (11)

c- Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah’u Teâlâ satarken, satın alırken ve borcu-

“Bir Adam (vardı ki) hayatında hiçbir hayır işlememişti. Ancak bu zat insanlara borç veren biriydi. Alacaklarını tahsil için elçisini gönderdiğinde ona şöyle derdi: Verilen neyse onu al, zorda kalanı alma (vermeyene de bir şey deme). Ve affet (bırak gel). Umarım ki Allah’da bizleri affeder.” Adam ölünce Allah azze ve celle ona şöyle dedi: Şimdiye kadar herhangi bir hayır işledin mi? Adam dedi ki hayır. Ancak şu var ki: Benim bir işçim vardı. Ayrıca ben insanlara borç verirdim. Borcumu tahsil için onu gönderdiğimde ona şöyle derdim: Verilen neyse onu al, zorda olanı alma, affet. (bırak gel) Umarım ki Allah bizi de affetsin. “Allah’u Teâlâ buyurdu ki:”

nu talep ederken müsamahakâr olan kişiye rah-

“Bende seni affettim.” (15)

b- Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ümmetimin erken vakitlerini bereketli kıl.” (12) 2- Ticaret ve borç Alış-Verişlerinde müsamahakâr olmak! a- Cabir b. Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

met etsin.”

(13)

b- Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah’u Teâlâ satarken müsamahakâr, alırken müsamahakâr, borcunu isterken müsamahakâr olan kişiyi sever.” (14)

d- Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim darda kalmış birine kolaylık gösterir veya borcundan bir miktarını silerse, kıyamet gününde –Allah’u Teala- hiçbir gölgenin olmadığı günde onu gölgesinde gölgelendirir.” (16)

ŞEVVAL 1437

17


5- Sadaka Vermek: a- Kays b. Ebi Gareze’den rivayet edildiğine

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde ben onların hasmıyım: Benim adıma söz verip sonrasında gadreden, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen, birini işçi olarak tutup işini yaptırdıktan sonra ona ücretini vermeyen.”

göre şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde “simsar” diye isimlendiriliyorduk. Bir gün Rasûlullah bize (çarşıya) uğradı ve bize diğerinden daha güzel bir isim verdi. Dedi ki: “Ey tacirler topluluğu! Alış-veriş esnasında çokça boş söz sarf edilir, çok yemin edilir. Ona (alış-verişe) sadakayı karıştırın.” (19) 6- Zikir ve Tesbihatlar: Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim çarşıya girerken şu sözleri söylerse; “La ilahe illallah vehdehu la şerike leh, lehul-mülku

3- İttifak Edilen Şartlara Vefa Göstermek: a- Amr b. Avf el-Müzeni radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanlar arasında sulh yapmak caizdir. Ancak haramı helal yapan, helalı haram yapan sulhlar müstesnadır. Müslümanlar da şartlarına

La yemut, Biyedihi-l’hayr ve huve ala külli şey’in kadiyr.” “Allah ona bir milyon hasene yazar, bir milyon seyyie siler, bir milyon derece yükseltir.” (20) 7- İşçiye Alın Teri Kurumadan Ücretini Verme:

bağlıdırlar. Ancak helâlı haram yapan, haramı

a- Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet

helal yapan şartlar müstesnadır.” (17)

edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

4- Mükellefiyetini Yerine Getirir.

“Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: Üç kişi vardır ki

a- Ebu Umame radıyallahu anh’den rivayet edil-

kıyamet gününde ben onların hasmıyım: Be-

diğine göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim.

18

ve lehu-hamdu, yuhyi ve yumiytu ve huve hayyul

sellem şöyle buyurdu:

nim adıma söz verip sonrasında gadreden, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen, birini işçi olarak tutup işini yaptırdıktan sonra ona ücretini

“Ödünç alınan şey iade edilmeli, belirli bir süre

vermeyen.” (21)

içinde istifade için verilen mal (arazi, ağaçlık,

b- Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine

sütü için koyun vs.) geri verilmeli. Kefil de kefil

göre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sel-

olduğu malı ödemelidir.”

lem şöyle buyurmuştur:

TEMMUZ 2016

(18)


“İşçiye ücretini alın-teri kurumadan veriniz.” (22)

Buraya kadar anlattıklarımız umarız ki bir nebze de olsa bize ışık tutar ve ticaretimizde dikkat edeceğimiz esaslardan olur. Müslümanlar olarak İslam’ın uygulanmayacağı tek bir anımız dahi olmamalıdır. Evimize, işimize, insanlarla olan ilişkilerimize kısacası her anımıza İslam hâkim olmalıdır. Ancak bu şekilde hayatımızı ibadete dönüştürebilir ve yaptığımız her

“Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: Üç kişi vardır ki kıyamet gününde ben onların hasmıyım: Benim adıma söz verip sonrasında gadreden, hür bir kimseyi satıp parasını yiyen, birini işçi olarak tutup işini yaptırdıktan sonra ona ücretini vermeyen.”

işimizde Allah’ın rızasını gözeterek bir yaşantı sürmüş olabiliriz. Öğrenenlerden ve amel edenlerden olabilme duasıyla. Allah’ım! Bize fayda verecek şeyleri bize öğret. Öğrettiklerinle bizi faydalandır ve ilmimi-

10. Müslim, İman: 164 Tirmizi, Büyu: 74 İbni Mace, Ticaret: 36 Ebu Davud, Büyu: 50- 52.

zi artır. Bize Hakk’ı göster ve ona tabi olmak

11. Tirmizi, Büyu: 6 Ebu Davud, Cihad: 85 İbni Mace, Ticaret: 41, Müsned, c.3 s: 416, 384, 390, 391.

suretiyle bizi rızıklandır. Batılı da bize tanıt ve

12. Müsned c. 1 s. 154, 155, 156.

ondan uzak durmayı bize nasip et. Senin buyruklarını işitip ona tabi olanlardan eyle. Rah-

13. Buhari, Büyu: 16 İbn Mace, Ticaret: 28 Müsned, c.3 s: 340.

metinle bizleri sâlih kullarının arasına dâhil

14. Tirmizi, Büyu: 75.

eyle. Allahumme AMİN. ------------------------

1. Tirmizi, Büyu: 4 (Hasendir.) Darimi, Büyu:8 2. Buhari, Büyu: 7 Nesai, Büyu: 2. 3. Tirmizi Büyu: 4 (Hasen, Sahih bir hadistir.) İbni Mace, Ticaret: 30 Darimi, Büyu: 7 4. Müslim, Müsakat: 132, Nesai, Büyu: 5 İbni Mace, Ticaret: 30 Müsned c. 5 s: 297, 298, 301. 5. Müslim, İman: 46, Ebu Davud, Libas: 25, Tirmizi Büyu: 5, Nesai, Zekât: 69, Büyu: 5, Ziynet: 104, İbn Mace, Ticaret: 30, Darimi, Büyu: 63 Müsned c. 5 s: 148, 158, 162, 168. 6. Müslim, İman: 108, İbni Mace, Ticaret: 30. 7. Buhari, Büyu: 27. 8. Ali İmran, 77 (Buhari, Tevhid: 24 Müslim, İman: 220, 221, 222, Tirmizi, Tefsir’u Sureti Al-i İmran, bab: 23 Müsned, c. 1 s: 416) 9. Müslim İman, 217 Nesai Kudat: 30 Darimi Büyu: 62 Muvatta, Akdiya: 11 Müsned c. 5 s. 260.

15. Buhari, Enbiya: 54, Büyu:18 Müslim, Müsakat: 31 Nesai, Büyu: 104, Müsned c.2 s: 263, 332, 361. 16. Tirmizi, Büyu: 67. 17. Buhari, İcaret: 14 (Muallâk olarak rivayet etmiştir.) Tirmizi, Ahkâm: 17. 18. Ebu Davud, Büyu: 9, Tirmizi, Büyu: 39, İbni Mace, Sadakat: 5, (Zevaid’de der ki: Senedi zayıftır. Çünkü İsmail b. Ayyaş’ın tedlisi vardır. Ancak İsmail b. Ayyaş tek başına rivayet etmemiştir. Çünkü İbn Hibban başka bir vecihten rivayet etmiştir.) Müsned c. 5 s: 267, 293 (Rasûlullah’tan işiten bir zattan) Buna göre hadis Mürseldir. 19. Ebu Davud, Büyu: 1 Tirmizi Büyu: 4 Hasen-Sahih bir hadistir demiştir. Nesai, Eyman ven-Nüzur: 22, 23 Büyu: 7, İbn Mace, Ticaret: 3, Müsned c. 4 s: 2806 20. Tirmizi, Daavat: 36, (garib) İbn Mace, Ticaret: 40, Müsned c. 1 s: 47. 21. (Buhari, İcare: 10, Büyu: 106 İbn Mace, Rühun, 4, Müsned c. 2 s. 358) 22. İbn Mace, Rühun: 4 Zevaid’de der ki: Hadisin aslı Buhari’de ve başka kitaplarda Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir. Ancak buradaki isnad Vehb b. Said ve Abdurrahman b. Zeyd zayıf oldukları için zayıftır.

ŞEVVAL 1437

19


KAPAK DOSYA

Ebubekir Eren

?

Satımı Haram Olan Şeyler Nedir

H

amd bizleri yoktan var eden ve beni âdemi mahlûkat içerisinde şerefli kılan, bizleri rahmet ayı olan ramazana kavuşturan, fıtrat üzere kalmaya muvaffak kılan, er rahman, er rahîm sıfatlarına sahip olan Allah’adır. Salat ve selam peygamber efendimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, pak ailesine ve Ona kıyamete kadar ihsan ile tabi olan ashabına, etbaına dır.

Pis (Necis) Olan Şeylerin Hükmü Yenilmesi veya içilmesi ayetle veya sahih hadisle kendi özündeki bir zarardan dolayı yasaklanmış olan şeylere “necis (pis)” denir. Şarap, domuz veya murdar ölmüş hayvan eti ve kan bunlar arasında sayılabilir. Kur’an ı kerimde şöyle buyrulur; “Allah, size leşi, kanı, domuz etini ve Allah’ tan başkası adına kesilen hayvanların etini haram kıldı.” (1) Cabir bin Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edilen hadis bunların satışının da aynı hükümde olduğunu belirtir. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur; “Şüphesiz Allah

20

TEMMUZ 2016

L

A L A

H

ve Rasûlü, şarabın, leşin, domuzun ve putların satışını yasak kılmıştır. Kendisine “Ey Allah’ın Rasûlü! Murdar hayvanın iç yağları için ne dersin? Onlarla gemiler ve deriler yağlanır, insanlar onu aydınlatmada kullanırlar.” diye sorulunca, Allah’ın elçisi “hayır, o haramdır” buyurdu ve şöyle devam etti; “Allah, Yahudileri kahretsin. Allah onlara hayvanların iç yağlarını haram kılınca onlar bunu erittiler ve sonrada satıp parasını yediler.” (2)

İçkinin Satışı Müslüman kişi bilecek ki, dinimizin haram kıldığı şeylerin ticareti de yani alınması da satılması da haramdır; İçki ve domuz gibi. Hattâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, içki ile


ilgili olarak on tane haram veya haram işleyen kişi sayar: “Şarap yapmak üzere üzümün suyunu sıkan ve sıktıran, kendisine sıkılan, şarabı taşıyan, kendisine taşınan, şarabı (bizzat veya vekâleten) satan, kendisi için satın alınan, şarap ikram eden (sâki), kendisine ikram olunan, şarabın bedelini yiyen.” (3)

Ancak Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği, “Her kim av köpeği, davar köpeği, arazi köpeğinin dışında bir köpek edinirse kuşkusuz onun ecrinden her gün iki kırat noksanlaşacaktır.” hadisle de koyun köpeği ile bekçi köpeğinin de beslenebileceği istisna edilmiştir. Av, çoban ve bekçi

Abdurrahman b. Va’le, İbni Abbas’a üzümden sıkılan içkinin hükmünü sordu. İbni Abbas: Bir adam Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e içi şarap dolu bir kırba hediye etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona: “Allah’ın onu kesin haram kıldığını bilmedin mi?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi ve bir insana gizlice bir şeyler söyledi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona: “Adamla gizlice ne konuştun?” buyurdu. Adam: “Şarabı satmasını söyledim” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem : “Allah içilmesini haram kıldığı bir şeyin satılmasını da haram etti” buyurdu. Bunun üzerine şarap dolu kırbanın ağzını açtı ve nihayet o kırbada bulunan şarabın hepsi döküldü.” (4) Ebu Hureyre, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Allah içkiyi ve onun kazancını haram etti; leşi ve onun kazancını haram etti; domuzu ve onun kazancını haram etti.” (5) Zikri geçen bu hadislerde içkinin satılmasının, satın alınmasının, kazancının ve kazancının yenmesinin haram olduğu açıktır.

köpeklerini besleme izni verilmiştir. Bu üç tü-

Köpek Satışının Hükmü

lil olan Allah, ölmüş hayvan yağlarını onlara

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Köpeğin satış bedeli, kâhinin aldığı ücret, fahişe kadının aldığı para helal değildir.” Dediğini rivayet etmektedir. (6) İbni Abbas radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem köpeğin satış bedelini yasakladı ve “Eğer bir kimse köpeğin satış bedelini talep etmek için gelirse, o kimsenin elini toprakla doldur“ buyurdu. (7)

rün dışındakileri beslemek ve satmak için izin verilmemiştir.

Suret, Heykel, Put Satmak Cabir b. Abdullah radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in fetih yılı Mekke’ de iken “Allah ve Allah’ın Rasûlü, şarabın, meytenin, domuzun ve esnamın – put, heykel gibi şeylerin – alışını ve satışını haram kılmıştır. Kendisine: Ya Rasûlullah! Murdar olarak ölmüş hayvanın iç yağı hakkında ne buyurursun? Ölü hayvanların iç yağları ile gemiler cilalanır, deriler yağlanır, onlarla insanlar da – kandil vesaire şeyler yakarak – ışıklanır diye soruldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır! Murdar hayvan yağı alıp satmayın, bu alışveriş haramdır “ buyurdu. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun ardından : “Allah Yahudileri katletsin. Çünkü Aziz ve Ceharam kıldığında, kendileri bu yağları erittiler ve sonra da bunları satıp parasını yediler “ buyurduğunu rivayet etmiştir. (9) -----------------------1. Nahl; 115 2. Buhari 3. Tirmizî; İbn Mâce

Rafi b. Hadic radıyallahu anh şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim: “Kazancın en şerlisi; köpeğin satış ücretidir” buyuruyordu.” (8)

4. Müslim; Malik

Köpeğin satışı âlimlerin çoğunluğuna göre caiz görülmemiştir.

8. Müslim; Nesei

5. Ebu Davud 6. Ebu Davud; Nesei. Hadis sahihtir. 7. Ebu Davud. İsnadı sahihtir. 9.( Müslim : 5.c.1581.n )

ŞEVVAL 1437

21


KAPAK DOSYA

Ahmet İnal

TiCARETiN YÜZ AKLARI;

TÜCCAR SAHABİLER

Ashab-ı Kiram, alan el olmaya razı değildi. Az da olsa kazanacaklar; ama kimseye yük olmayacaklardı. Yer işgal eden, tüketen değil; yer dolduran, tükettiğinden fazla üreten insanlar olacak ve müslümanların yaralarını saracaklardı.

Nebevi tedrisatın ilk talipleri olan Ashab-ı Kiram, tarih içinde öncesi olmayan ve tekrarı da neredeyse imkansız olan büyük bir zaman diliminin mimarlarından olmuştur. Cahiliyenin karanlığında ömürlerinin bir kısmını heba etmiş olan bu insanlar, İslam’ın kendilerine sunduğu aydınlık sonrasında mükemmel bir noktaya gelmişler, kıyamete kadar var olacak olan ümmet-i Muhammed›in en gözde fertleri olma şerefine ermişlerdir. Şimdi onlardan geriye kalan tek şey sadece isimleri değil, bizim için

22

TEMMUZ 2016


örneklik teşkil edecek muhteşem numunelerle dolu tertemiz hayat hikayeleridir. Onlardan geriye öylesi anılar kaldı ki; her karesi almamız gereken nice ibretler, çıkarmamız gereken nice derslerle doludur. İmanlarının tadını almış ve iliklerine kadar hissetmiş bu insanlar, İslam'ı hayatlarının her anına şahit tutmuşlar, sadece namazlarında, oruçlarında değil tüm davranışlarında İslam’ın rehberliğinde bir hayat yaşamışlardır. Bu insanların örnekliğini sadece birkaç kareden ibaret kılmak onlara yapılacak büyük bir haksızlık olacaktır. Dolayısıyla, onların kıymetini taktir edebilmek için namazlarını, zekatlarını anlamak kadar aile hayatlarını, muamelatlarını ve ticaretlerini de anlamaya ihtiyacımız vardır. Ancak o zaman İslam’ın bu insanlara kazandırdığı üstün meziyetleri hakkıyla idrak edebiliriz. Ashab-ı Kiram’ı eşsiz kılan özellik, çokça ibadet etmeleri, çok derin ilimlere sahip olmaları değildi. Evet, onlar ibadetlerine düşkün, ilim sevdalısı insanlardı; ancak sadece bu özellikler sayesinde bu ümmetin öncüleri olmamışlardı. Hal böyle olsaydı bugün birçok insan ibadeti ve ilmi sayesinde onların ulaştığı konuma gelebilirdi. Ancak, onları kendilerinden sonra gelen bizlerden ayıran en önemli vasıfları; yaptıkları her işi ibadet maksadıyla yapmaları ve bunu en zirve iman ve ihlas ile gerçekleştirmeleriydi. Kalplerinde bulunan bu yüce iman, her hareketlerinde kendini en belirgin şekilde gösteriyordu. Onlar mescitte müslü-

man oldukları kadar evlerinde, çarşı- pazarlarda da müslümandılar. Bir taraftan namaz kılıp diğer taraftan faizli bankalarla iş tutmaktan imtina etmeyen, işçisinin hakkını vermezken Dava’nın edebiyatını yapan günümüz müslümanları gibi değillerdi. Onların namazları ve ibadet anları ayrı, ticaretleri ve sosyal hayatları ayrı değildi. Dışardan onlara bakan bir kimse, onların hayatlarında bir çelişki olduğunu iddia edemezdi. Tüm davranışları, iman ve ihlas üzere tam bir bütünlük içindeydi. İşte bu kaliteleriyle her alanda bizler için eşsiz örnekler haline geldiler. Ashab-ı kiram, bir takım insanların hayal ettiği gibi “bir lokma bir hırka” anlayışıyla dünyadan tamamen el etek çekmiş insanlar değildiler. Yeri geldi açlığa, susuzluğa sabrettiler, üzerlerine giyecek bir takım kıyafet bulamadılar, hatta kefen bulunamayınca otlarla üzerleri kapatılan sahabiler bile oldu. Ancak, yeri geldiğinde mal-mülk kazanmayı ve bunlar vesilesiyle cennet müjdeleri almayı da bildiler. Dünyanın servetini kazandılar; ama dünyanın servetini kalplerine asla sokmadılar. Kazanmak için nice emek sarfettikleri mallarını Allah yolunda hiç tereddüt etmeden infak ettiler. Bunları yaparken hiç bir yürek acısı duymadılar, bilakis verirken dünyanın en mutlu insanları oldular. Kazandıkları malları Allah yolunda defalarca sıfırladılar, Allah da samimiyetlerine karşılık dünya nimetlerini onlara sonuna kadar açtı. İşte bu kaliteleriyle her alanda bizler için eşsiz örnekler haline geldiler.

ŞEVVAL 1437

23


Ashab-ı Kiram, alan el olmaya razı değildi. Az da olsa kazanacaklar; ama kimseye yük olmayacaklardı. Yer işgal eden, tüketen değil; yer dolduran, tükettiğinden fazla üreten insanlar olacak ve müslümanların yaralarını saracaklardı. İşte bu onurlu, büyük insanlardan birisi: "Aburrahman b. Avf" Mekke’nin tanınan tüccarlarından olan Abdurrahman(r.a), iman ettikten sonra çok ağır baskılara maruz kalınca tüm mal varlığını cahiliye döneminden arkadaşı olan Ümeyye b. Halef’e bırakarak Medine’ye gitmişti. Rasulullah(sav,) orada Abdurrahman ile Sad b. Rebi’yi kardeş ilan etmiş, Sad malının-mülkünün yarısını ona tahsis etmek istemiş, hatta eşlerinden birisini boşayıp onunla nikahlamayı bile teklif etmişti. Ancak, Abdurrahman(r.a), kardeşi için hayır duada bulunarak ondan kendisine çarşının yolunu göstermesini istemişti. Mekke’nin bu eski zengin tüccarı, Medine pazarında hamallık yaparak bir miktar kazanmış daha sonra bu parayla ticarete atılarak kısa sürede büyük bir servet elde etmişti. Rasulullah(sav), işlerinin bereketlenmesi için ona dua etmiş ve bugünden sonra Abdurrahman(r.a) hangi işe elini atsa o iş almış başını yürümüş, hangi taşı kaldırsa altından gümüşler, altınlar çıkmaya başlamıştı. Ancak, bunca servet Abdurrahman’ı cimrileştirememiş aksine onu gönlü zengin, infak ehli kimselerden kılmıştı. Abdurrahman(r.a) o kadar infakta bulunuyordu ki; münafıklar “Abdurrahman gösteriş olsun diye veriyor” diyerek hakkında iftira ve karalamaya başlamışlardı. Zorluk ordusu, Tebuk mücahitleri teçhiz edileceğinde İslam Ordusu’na, önce parasının yarısı olan 2000 dinar infakta bulunmuş, birkaç gün sonra da 500 at, 1500 deve, 40.000 dinar ile yardımlarını arttırmıştı. Hz. Ebubekir’in hilafetinin son günlerinde de 700 develik koca kervanı tasadduk etmişti. Bunları yaparken tek hedefi vardı Abdurrahman’ın: Rasulullah’ın müjdesine nail olabilmek:” Abdurrahman b. Avf cennete (sevincinden dolayı) emekleyerek girecektir.”

24

TEMMUZ 2016

Abdurrahman(r.a) hayatı boyunca 30.000 köle azat etmiş ve büyük infaklar yapmıştı. Buna rağmen öldüğünde geriye 3.200.000 dinar bırakmıştı. Ömrü tasaddukla geçen bu sahabi, ölümüyle de bizleri kendisine hayran bırakacaktı. Abdurrahman(r.a),Bedir Ashabından 100 sahabiye 400 dinar verilmesini vasiyyet etmişti. Bunlar arasında Zübeyr b. Avvam da(r.a) vardı. Zengin olduğu halde bu miktarı aldığı için insanlar tarafından kınanınca şu cevabı vermişti:” Vallahi bu malı bize bırakan adamın kazancında zerre miktarı haram yoktur. Böyle helal bir malı ben alıp yemeyeceğim de başkalarına mı yedireceğim. Bu malı ben yiyeceğim, ama kendi malımdan da infak edeceğim.” Abdurrahman b. Avf, “çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz” diyenleri haksız çıkarıyor ve bir insanın, elinin altında koca bir servet olsa da imanı sayesinde onu kalbine sokmayacağını yaşayarak ispat ediyordu. Abdurrahman(r.a) bu hususta Ashab-ı kiram arasında elbette tek değildi. Onlar hayırda yarışan eşsiz bir nesildi. Bu yüce insanlardan birisi de Hz. Osman(r.a) olacaktı. Onun ismi de ticaret ve infak deyince kıyamete kadar anılanlar arasında yerini alacaktı. Hz. Osman, babasından kalan 3 milyon dirhem ile büyük bir meblağın sahibi olmuştu. Hz. Osman, Hz. Ebubekir vesilesiyle iman etmişti. Tüm müminler gibi O da baskılara maruz kalmış, Habeşistan’a hicret etmiş ve tekrar Mekke’ye dönerek Medine Hicreti’ne kadar orada kalmaya devam etmişti. Müslümanlar, Medine’ye hicret ettiklerinde oradaki ticari faaliyetlerin yahudilerin ellerinde olduğunu görmüşlerdi. Bu dönemde Müslümanlar, en temel ihtiyaçlarını bile ücret karşılığında yahudilerden temin ediyorlardı. Bu ihtiyaçlardan biri de suydu. Müslümanlar, içme sularını dahi parayla almak zorunda kalınca Hz.Osman onları bu sıkıntıdan kurtarmak amacıyla “Rume” isimli


bir kuyuyu satın almaya teşebbüs etti. Kuyunun sahibi olan Yahudi, yüksek miktarlar isteyince Hz. Osman önce kuyunun işletim hakkına ortak oldu. Kuyuyu bir gün Hz. Osman diğer gün yahudi işletecekti. Hz. Osman müslümanlara parayla su almamalarını söyledi ve onlara ücretsiz su imkanı sağladı. Neticede yahudinin işleri kötüye gitmeye başlayınca kuyunun kalan kısmını Hz. Osman’a satmak zorunda kaldı. Hz. Osman ticaret zekası sayesinde, yüksek fiyatlar isteyen yahudiden bu kuyuyu daha uygun bir fiyata alarak müslümanları büyük bir sıkıntıdan kurtardı. Hz. Osman bir taraftan ticaretine devam ederek kazanıyor diğer taraftan da infakta bulunmaya devam ediyordu. Hz. Osman’ın asıl ticareti Allah ileydi. Çünkü insanlarla yapılan ticarette en fazla bire iki kazanırken Allah ile yaptığı ticarette kazancının sınırı yoktu. Hz. Ebubekir döneminde kıtlık olmuştu. Bu günlerde Hz. Osman’ın Şamdan gelecek 1000 deve gıda yüklü bir kervanı vardı. Bu kervan Medine’ye geldiğinde herkes bir şeyler satın almaya çalışıyor ve alabilmek için Hz. Osman’a ciddi tekliflerde bulunuyorlardı. Hz. Osman ise her seferinde, onlardan daha fazla veren başka bir tüccar olduğunu söylüyordu. En sonunda bazı kimseler, yüksek kazanç elde etmek istediği düşüncesiyle Hz. Osman’ı halifeye şikayet etmişlerdi. Hz. Osman’ın ne kadar cömert ve infak ehli olduğu burada ortaya çıkacaktı. Çünkü Hz. Osman, kendisine en yüksek kazanç sağlayacak olanın Allah olduğunu söyleyecek ve 1000 develik kervanını infak edecekti. Müslümanlar, bu tüccar sahabinin cömertliğini 3 sene öncesinde Tebük Ordusu’nun hazırlanmasında da görmüşlerdi. Hz. Osman, Tebük ordusunun üçte birini teçhiz etmiş ve Rasulullah’ın müjdesine nail olmuştu. Bundan sonra, Hz. Osman asla zarar etmeyecekti. Hem dünyada hem de ahirette... Hz. Osman verdikçe Allah onun malını bereketlendiriyordu.

Ashab-ı Kiram’ı eşsiz kılan özellik, çokça ibadet etmeleri, çok derin ilimlere sahip olmaları değildi. Evet, onlar ibadetlerine düşkün, ilim sevdalısı insanlardı; ancak sadece bu özellikler sayesinde bu ümmetin öncüleri olmamışlardı. Hal böyle olsaydı bugün birçok insan ibadeti ve ilmi sayesinde onların ulaştığı konuma gelebilirdi. Ancak, onları kendilerinden sonra gelen bizlerden ayıran en önemli vasıfları; yaptıkları her işi ibadet maksadıyla yapmaları ve bunu en zirve iman ve ihlas ile gerçekleştirmeleriydi.

Sahabiler arasında ticaretle uğraşmış ve müslümanlara büyük katkılar sağlamış daha niceleri vardır. Müslüman köleleri işkenceden kurtarmak için satın alıp azat eden Hz. Ebubekir; Mekkeye köle olarak gelip sonraları zengin bir tüccar haline gelen ve Medine’ye hicret edebilme karşılığında tüm malını feda eden Suheyb-i Rumi; çalışmaktan elleri nasır tutan Muz b. Cebel; babasından geriye kalan borçları ödemek için yoğun uğraş sarf eden Cabir b. Abdullah, Medine hicretinden haberi olmadığı halde Medine’ye beraberindeki kervanla uğrayan ve Kervanı Mekke’ye göndererek Rasulullah’ın yanında kalmayı tercih eden Talha b. Ubeydullah bunlardan sadece bazılarıdır. Bu sahabiler, Müslümanca bir ticaretin nasıl yapılacağını mükemmel olaylar ile bize öğretmişler, gerilerinde günümüz kapital insanının çok da rahat anlayamayacağı eşsiz örnekler bırakmışlardır. İslam ahlakının ticarete yansımadığı günümüz dünyasında bu büyük insanları daha iyi anlamamız ve onların ticaret ahlaklarını ticaretimize yansıtmamız öncelikli meselelerimizden olsa gerektir. Selam ve dua ile...

ŞEVVAL 1437

25


KAPAK DOSYA

Ömer Ergül

FAİZ TOPLUMLARI

KARGASAYA , SÜRÜKLER

F

aiz kavramı, Kur’an ve Hadisler’de “Riba” kelimesi ile ifade edilmektedir. Riba söz-

lükte “ziyadelenmek/katlanmak, fazlalaşmak” anlamına gelirken, terim olarak ise “karşılıklı bir alış veriş anlaşmasında, karşılıksız kalan herhangi bir fazla” demektir. Öncelikle faiz, cahiliye toplumunda yerleşmiş bir adetti. Mekke’nin ulularının en önemli gelir kaynağıydı. Mekke müşrikleri, Bakara Sûresi 275. ayetinde belirtildiği üzere faizi bir nevi alış verişe benzetiyorlar, borç alan kimse vadeyi uzatmak istediğinde anaparanın üzerine artırma yapması karşılığında bu işlemi gerçekleştiriyorlardı. Ve bu uygulamayı alış verişteki kâr fikrine dayandırıyorlardı. Faiz’in haram kılınması tıpkı içkinin haram kılınmasında olduğu gibi tedricen gerçekleşmiştir. Bir toplumda yerleşen anlayışların aniden ortadan kaldırılması zor olan hususlardandır. İnsanların ruhi hallerini en iyi bilen Rabbimiz, faizin kaldırılmasını aşama aşama gerçekleştir-

26

TEMMUZ 2016

miştir. Dört aşamada gerçekleşen faiz yasağında ilk inen ayet Rum Sûresi 39. ayettir ve bu ayette “verilen faizin malı artırmayacağı ama zekâtın Allah katında ziyadeleşeceği” bildirilmiştir. Bu ayet Mekke’de nazil olmuş, her ne kadar haram kılma söz konusu olmasa da kerahet ifade etmektedir. Daha sonra Nisa Sûresi 64. ayet ile de önceki milletlerden Yahudiler için faizin haram kılındığı haber verilmekte ve toplum faiz yasağına hazırlanmaktadır. Bir sonraki aşamada daha hicretin üçüncü yılı Uhud Savaşı sonrası inen Âl-i İmran Sûresi 130. ayet ile de cahiliye döneminde yaygın olan fahiş faiz uygulanması yasaklanmış, “kat kat artırılmış ribayı yemeyin” buyruğu ile ilk yasak emri gelmiş oldu. Ve en son olarak da Hayber Fethi sırasında Bakara Sûresi 275. ayetindeki “Allah alış verişi helal, faizi ise haram kılmıştır” hükmü zahir-i ile kesin yasağı getirmiştir. Faiz, Kitap, Sünnet ve İcma ile haramlığı sabit olan bir konudur. Belki de en ağır tehdit faiz yasağı üzerine inmiş, Bakara Sûresi'nin ilgili


ayetlerinde faiz yiyenlere “Allah ve Resulü’nün savaş açtığı” bildirilmiştir. Hadis-i şeriflerde helak edici yedi büyük günahtan biri olarak ifade buyurulmuş; “yiyene, yedirene, yazana, şahitlik edene” Allah Resulü’nün lanet ettiği bildirilmiştir. Ahir zamanda faize bulaşmayacak kimsenin kalmayacağı bildirilmiş ve “Veda Hutbesi” olarak bildiğimiz konuşmasında Efendimiz, ümmetine veda eden bir elçi olarak en son tavsiyelerinden biri de “tüm çeşitleri ile faizin kaldırıldığı” olmuş, faize bulaşarak ne haksızlık edilmesi ne de haksızlığa uğranılmamasını tavsiye etmiştir. Ve buradan da apaçık anlaşılıyor ki yasağın asıl sebebi “faizin bir zulüm olduğu”dur. Böyle uzunca bir giriş yaptıktan sonra faizin haram kılındığı ayetin kısaca bir incelenmesi, daha sonra faizin haram kılınma sebepleri, alış veriş ile farkı ve toplumsal etkilerine değinerek yazımızı nihayete erdireceğiz. “Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alış veriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara: 275) Bu ayete gelinceye kadar 260 ayetten başlanılarak Allah için infaktan ve onun faziletlerinden, gösteriş için yapılan ve yapıldıktan sonra da başa kakılan bir yardımın çirkinliğinden, malların en güzellerini vermekten, kişinin kendisinin almayacağı şeyi vermemesi gerektiğinden, gizli-açık sürekli Allah yolunda harcama teşvik edildikten sonra faizin yasaklandığı bu ayete geçiliyor.

Ayeti kerimede faiz yiyenlerin durumu şeytan çarpması ile kalkan kişinin durumuna benzetilmiş. Bunun nasıl olduğu hakkında müşahede âleminde bir tecrübemiz yok. Ancak yapılan yorumlar ve ilgili hadisler ışığında bu kimselerin kabirlerinden kalkacakları zaman “sara nöbeti”ne tutulmuş kimseler gibi olacakları anlaşılmaktadır. Faiz yeme gerekçeleri ise faiz ile kâr arasında kurdukları batıl teşbih anlayışıdır. Ayrıca bu ifadede müfessirlerin işaret ettikleri bir incelik yer almaktadır. Onlar, faizi alış verişe benzetecekleri yerde, alış verişi faize benzetmişlerdir. Faizi asıl, alış verişi fer kabul etmişlerdir. Belki de bu daha dünyada iken bu insanların teraziyi nasılda şaşırdıklarına bir işarettir. Daha sonraki kısımda ve sonraki ayetlerde ise daha önce faiz muamelesinden doğan anaparaların alınması ve faiz kısmının bırakılması ve tekrar bu pis işe girişilmemesi istenilmiştir. Ama bu uyarıları dikkate almayan kimseler için İslami hükümlerin uygulanması halinde Devlet tarafından gerçekleştirilecek bir takım cezai müeyyidelerin olacağı bildirilmiştir. Bu konu ile ilgili ilk uygulamaları Hz. Peygamber’in liderliğindeki İslam Devleti’nde görmek mümkündür. Açık emir ve uyarılara rağmen bu işe devam eden kimselerin üzerinden devletin zimmet elinin kalktığını haber vermiş ve valilerine onlar üzerine savaş için yürümeleri emri vermiştir.

ŞEVVAL 1437

27


Faiz ile alış veriş arasında benzerlik bulma arayışlarına tam bir nokta koyarcasına Rabbimiz, “Allah alış verişi helal, faizi haram kılmıştır” şeklinde açık beyanda bulunmuştur. Şimdi daha ayrıntılı olarak neden faiz’le kârın aynı şey olmadığına bakalım: Alış verişte taraflar eşit konumdadır. Alıcının bir şey satın alırken verdiği karşılık, aldığı ürüne, onun için harcanan iş gücüne, harcanan sermayeye ve bir de üzerine konulan kâr’a karşılık gelir. Oysaki faiz de alıcı satıcıdan bir borç alır karşılığında verdiği şey, aldığı borcun daha fazlasıdır. Ve ortada da satıcının bir iş gücü, harcadığı bir sermaye yoktur. Borç alan kişi, aldığı para ile yaptığı yatırıma göre ya iyi bir kâr elde edebilir, ya eşit miktara ulaşır veya zarar edebilir. Ama faizle borç veren kişinin net bir kâr oranına sahip olacağı daha akdin başından bellidir. Sonuç itibariyle faiz de taraflar arasında bir adaletsizlik vardır. Alış verişte akîd yapıldıktan sonra alıcı, satıcıya herhangi bir şey vermek zorunda kalmaz. Alınan alınmış, verilen verilmiştir. Ama faizde ise alıcının, hem anaparayı elde etmesi hem de onun üzerine konulan faiz miktarını ödemek için çalışması gerekecektir. Kredi veren kişi veya kurumlar belli bir oranda artı para talep eder. Ve verdiği parayı ve artısını alıncaya kadar geçen süre zarfında sürekli artırmaya devam edebilir. İki taraf arasında anlaşmaya da dayansa bu netice de borçlunun çok ciddi oranda kar etmesine bağlı olarak sona erebilir. Aksi halde ya iflas bayrağını çekecek ve elinde avucunda ne varsa onlardan da olacak, ya da kendisi de başka uygunsuz işlere bulaşacak demektir.

28

kalacağımız bir takım sorunlar olacaktır. Bunlara kısaca şu şekilde işaret edebiliriz. Faiz, birbirlerinin elinden tutarak, birbirlerine göz kulak olarak yaşaması istenilen bireyleri, kendi elinde bulunanlara ihtiyaç halinde olanların sırtından servetlerine servet katma yarışına giren varlıklara dönüştürür. Faizin yerleştiği toplumlarda fakirin fakir olarak kalması aslolandır. Ancak infakın asıl olduğu toplumlarda ise zengin ve fakir dayanışması vardır. Yardımlaşma ve fakirin durumunu yükseltmeye çalışma esastır. Zenginin fakire muhtaç olduğu yani bununla şunu kastediyorum “Elindeki servetin elini yakan –uhrevi hayatta da azaba dönüşebilecekbir ateşmiş gibi bir an önce bir fakire ulaştırma bilinci”ne sahip toplumlardan, “İnsan insanın kurdudur” veya “Ancak güçlü olanlar hayatta kalabilir” anlayışlarına sahip toplumlara dönüştürür. Faizin hâkim olduğu toplumlarda servet dağılımı orantısızlaşır, toplum katmanları arasında uçurum derinleşir, sosyal travmalar ve toplumsal isyan hareketleri baş gösterir. Faiz, alan kimseler için alın teri ve emeğe olan saygının, bilincin ayaklar altına alınması demek olurken, faiz verecek olan kimseler için ise daha çok çalışma, iş yoğunluğu altında ezilme demektir. Son olarak da “Rabbimiz toplumlarımızı içinde bulunmuş oldukları şaşkınlıklardan çıkarsın, hak ve hakikati görüp tabi olmayı nasip etsin” duası ile bitirelim. ----------------------------İstifade Edilen Kaynaklar:

Faizin zararları ve toplumda açtığı derin ahlak bulanımlar:

Hamdi Döndüren, Ticaret ve İktisat İlmihali

İslam’ın çalışmayı ve infakı teşvik etmesi ve faizi yasaklaması toplumun maslahatı içindir. Eğer bu ilahi buyruğa uyulmazsa karşı karşıya

Vehbe Zuhayli, Tefsirü’l-Münir

TEMMUZ 2016

Ebu’l A’la el-Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran

Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri


OLAYLAR VE YORUMLAR

Nedim Bal

KUZEY SURİYE’DE NELER OLUYOR?

Bismillahirrahmanirrahim ABD, Rusya ve diğer batılı ülkeler Kuzey Suriye Koridoru‘nu bir an önce oluşturmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Bu koridorun ya da bir başka deyişle bu seddin en büyük amacı; İslami grupların Türkiye üzerinden sağladığı lojistik desteği kesmek ve İslami direnişi kendi imkânsızlıkları içinde boğmak. Bu planın gerçekleşmesine çeyrek kaldı. Türkiye - Suriye sınırı; Heseke, Telabyat, Kobani, Cerablus, Azez ve Afrin bölgelerinden oluşuyor. ABD’nin kontrolündeki Pyd/Pkk güçleri Cerablus ve Azez hariç tüm sınır bölgelerini ele geçirmiş durumda.

Daha bir buçuk yıl önce Pyd/Pkk bölgede marjinal küçük bir grupken, ABD, Avrupa ve Rusya eliyle şuan Suriye savaşının en önemli aktörü haline getirildi. Bu arada IŞİD ile PYD/PKK savaşının kırılma noktası olan ‘Kobani’nin Işid saldırısından kurtarılıp (!) Pkk/Pyd ye teslim edilmesi operasyonunda aldanan ve aldatılan Türkiye hükümetinin de büyük payı olduğunu hatırdan çıkarmayalım. ABD ve Avrupa’dan yediği buna benzer yüzlerce kazık sebebiyle zoraki biraz akıllanan hükümet şuan bölgede kendi göbeğini kendi kesmeye çalışıyor. Tabi bu arada atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.

ŞEVVAL 1437

29


Şuan Türkiye hükümeti, Suriye sınırının tamamen pkk/pyd kontrolüne geçmemesi için geri kalan AZEZ ve CERABLUS’un ‘Güvenli Bölge’ olarak ilan edilmesini istiyor. Ne demek güvenli bölge? Yani Gaziantep ile Halep arasındaki bağlantıyı sağlayan Azez ve Cerablus’un BM veya NATO yahut Koalisyon güçlerinin denetimine verilmesi. Türkiye’nin teklif ettiği bu çözüm bile aslında kendi içinde ayrı bir sorun. “Güvenli bölge” kavramını bizler, HAÇLI zihniyetin Müslüman katliamı için bir hazırlık dönemi olarak hatırlıyoruz. Saraybosna da ‘Srebrenitsa’ katliamını unutanlar için tekrar hatırlamakta fayda var: “Yugoslavya’nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna’da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahale eden Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa da bulunmaktaydı. Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı. Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa’ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında Müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16’yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi. Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Hollandalı generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden BM adına sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti. Daha sonra ortaya çıkan bir video kasetinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti. Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa’nın Tanjarz Kırsalı’nda tam 10, 000 (On bin) kişiyi esir alan as-

30

TEMMUZ 2016

keri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldürmeye başladı. Sırp vahşeti Avrupa’dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı’na gömüldü. İşte “GÜVENLİ BÖLGE” biz Müslümanlarda böyle bir çağrışım yapıyor... Dedelerimizin güzel bir sözü var; ‘DOMUZDAN POST, GÂVURDAN DOST OLMAZ.’ Kuzey Suriye konusuna devam edecek olursak; aslında Türkiye’nin güvenli bölge talebi daha geniş bir bölgeyi kapsıyordu. Fakat elde kala kala sadece bu iki bölge kaldı. ABD ve Avrupa öteden beri güvenli bölge fikrine karşı çıkıyorlardı. Bunun sebebini anlamak için Pkk/ Pyd’nin 18 ay içinde Kuzey Suriye’de hâkim olduğu bölgelere bakmak yeterli. Şuan kuzey Suriye’deki fiili durum başta ABD olmak üzere Avrupa’nın öteden beri planladığı bir durumdu.Pyd/Pkk’nın şuan hakim olduğu kantonlarla ilgili haritalar 2 yıl önce basına sızmıştı zaten. Türkiye devleti dost gözüken ülkelerden yediği kazıkların bileşkesi olarak bölgede adım adım çembere alındığının farkına vardı. Bıçak kemiğe dayanınca bazı şeyleri doğru anlamaya başladı desek daha doğru olur… Anladığı içinde şuan kırmızı çizgiler çizmeye ve batıya karşı bazı restlerde bulunmaya başladı. Bunlardan biride Pyd/Pkk’nın Fırat’ın batısına geçmemesi restiydi. ABD ve Batılı ülkeler bu talep ya da tehditleri çok ciddiye almamış olacaklar ki; kalan en son iki bölgenin de bir an önce alınıp sınır koridorunun tamamen kapatılması için Pyd/Pkk’nın AZEZ ve CERABLUS harekatına izin verdiler. Fakat Türkiye Pyd/pkk birliklerini top atışına tutunca işler biraz karıştı. ABD’nin Türkiye ile çok yönlü çıkar ilişkisi var. Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik konum ve bölgede olası çıkabilecek başka sorunların çözümünde yine Türkiye’yi kullanabilme ihtimalinden dolayı şuan Türkiye ile direk restleşmek istemiyor. Fakat bu, ABD’nin ve Batı’nın kuzey Suriye projesinden vazgeçtiği veya vazgeçeceği anlamına da gelmiyor.


ABD’nin Oyunları

Güçleri) ile birleştikleri açıklandı.

ABD ve Batı, Türkiye’yi fazla ürkütmeden yapacağını yapmak istiyor. ABD, bir taraftan Pkk/ Pyd‘ye bir taraftan da Türkiye’ye itidal çağrısı yaparken güya olayların arkasında kendisi yokmuşçasına tarafsızlık imajı vermeye çalışıyor. Amaç, Türkiye’nin Pyd’ye yönelik olası sert bir müdahalesini engellemek ve süreç içinde Türkiye’nin kırmızı çizgilerini sulandırmak.

ABD’nin böyle bir oluşuma gitmesinin sebebi; ülkedeki İslami direniş gruplarına karşı muhalif bir güç oluşturmak ve Pyd’yi ön plana çıkarmadan olası Pkk/Pyd tepkisini minimize etmek. Böylelikle ileride yapılması planlanan askeri operasyonların; Suriye halklarının ortak mücadelesiymiş algısı oluşturmak.

Pyd/Pkk, Fırat’ın batısına geçer ve Türkiye’nin “Güvenli Bölge” olsun dediği Azez ve Cerablus’a saldırırsa buna Türkiye’nin ne cevap vereceği merak konusuydu. Bu olasılık ABD tarafından test edilmeliydi ve edildi de. Pyd/ Pkk Fırat’ın batısına geçerek Cerablus’a yönelik operasyon başlattı. Bu gelişme üzerine Türkiye, pyd/pkk mevzilerini top ateşine tuttu. Başta ABD ve Avrupa olmak üzere “Acilen saldırıların kesilmesi gerektiği” mesajları Ankara’da karşılık bulmayınca ABD’nin araya girmesiyle Pyd/Pkk’nın, Fırat’ın batısından ilerleyişi şimdilik durduruldu. Tabi bu süreç içinde alınan yerler Pyd’nin kontrolüne çoktan geçmiş oldu.

ABD’nin Yeni Planı ABD, Türkiye ve bazı Arap ülkelerinin tepkisini çekmemek, meşru bir mücadele yapılıyormuş görüntüsü vermek için içerisinde Pyd/ PKK’nın, Arapların, Süryanilerin ve bazı Türkmen gruplarında olduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı çatı yapıyı kurdurdu. Bu süreç şöyle gerçekleşti; Türkiye›nin de desteklediği Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) eski başkanlarından Ahmed Carba’nın liderliğinde; Mısır, BAE ve ABD desteği ile kurulan “Suriye’nin Geleceği Akımı” adlı oluşum, Kuzey Suriye ve Haseke’deki Arapları PKK/PYD saflarında savaştırmak için ÖSO adı altında bir araya getirdi. 11 Mart 2016 tarihinde Kahire’de gerçekleştirilen toplantı ile Menbic Askeri Meclisi’nde adı geçen yedi grup, Suriye’deki muhalif grupları töhmet altında bırakacak biçimde ÖSO adı altında toplandı ve yaklaşık bir ay sonra da PYD/ YPG öncülüğündeki SDG (Suriye Demokratik

Fakat işin içinde olan herkes biliyor ki Suriye halklarının ortak koalisyonu(!) gibi gözüken SDG’nin askeri gücü ve karar alıcı mekanizması PYD/PKK’nın kontrolündedir. 26 Aralık 2015’de SDG güçleri Teşrin Barajı’nı IŞİD’in elinden alıp Fırat’ın batısına geçerek Menbic bölgesine yaklaştı. 2 Nisan 2016 tarihinde, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin öncülüğünü üstlendiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çatısı altında Menbic Askeri Meclisi’nin kurulduğu ilan edildi. SDG güçlerinin 1 Haziran’da “Menbic Operasyonunu” başlattıklarını açıklamasının ardından Türkiye’nin “YPG’nin Fırat›ın batısında geçmemesi yönündeki kırmızı çizgisi” aşılmış olacağı ve bu durumda da operasyona karşı çıkacağı konuşulmaya başlandı. Bu noktada yine ABD devreye girdi. Menbic operasyonuna havadan ve özel kuvvetleri ile de karadan destek veren ABD, Türkiye’nin tepkilerini azaltmak amacıyla, Operasyonun meşru Menbic meclis çatısı altındaki Suriye Arap Koalisyonu (SDG) öncülüğünde gerçekleştirildiğini açıkladı. ABD tarafından Türkiye’ye; PYD/Ypg güçlerinin sadece Suriye Arap Koalisyonu’na, IŞİD’i bölgeden temizlemek için yardımcı olacağını ve operasyon bitince bu bölgeleri Araplara teslim edip çekilecekleri söylendi. ABD’li komutan Pat Ryder, Operasyona 3.000 Arap gücünün katıldığını buna karşın Pyd’nin silahlı unsurları olan Ypg’’lilerin sayısının 450500 civarında olduğunu belirtti. Suriye Arap Birliği ya da başka bir deyişle ÖSO adı altında toplanmış bu grupların top-

ŞEVVAL 1437

31


lam asker sayısı ABD’nin açıklamalarının tam aksine 400’ü bulmuyor. Operasyon kapsamında; Ceyş’ül Suvar’ın 55, Şems›ül Şimal›in 105, Cund’ül Harameyn’in 100, Şuheda Fırat›ın 110, Ahrar Cerablus’un 25, Tecemmu Fırat’ın 42 ve İsa Birliği’nin ise 24 askeri var. Yani Arap olduğu iddia edilen güçlerinin sayısı toplamda 351’i geçmiyor. Buna karşın Menbic operasyonundaki Pyd/ Pkk’lı güçlerin sayısı ise 2500 civarında idi. Yani her şey söylenenin tam tersi. Daha önce Rakka’nın kuzeyindeki Tel Abyad’ı ele geçiren PKK’nın Suriye kolu PYD merkezli Suriye Demokratik Güçleri, bölgeyi yerel meclislere bırakacağını açıklamış ancak yönetimi tümden devralmıştı. Yine Tel Abyad operasyonu sırasında ABD de Türkiye’nin tepkilerini yumuşatmak adına Tel Abyad’ın Arap ve Türkmen üyeleri bulunan ÖSO tarafından yönetileceğini açıklamış, ne var ki bunların hiç biri gerçekleşmemişti. Aynı süreç Menbic’te de yaşanıyor. Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap unsurların durumu, Tel Abyad kazığı (!) ve SDG sözcüsü Talal Sülo’nun “yönetimi yerel meclislere bırakacağız” ifadesi yeni bir oyunun işaretleri olarak değerlendiriliyor. Nitekim 1 Haziran ve takip eden günlerde gerek SDG’nin Ypg’li komutanlarının açıklamaları gerekse bölgeden operasyona dair gelen görüntüler, işin aslının hiçte ABD’nin iddia ettiği gibi olmadığını ispat etti.

Sonuç “PYD daha 1,5 yıl öncesine kadar küçük bir grup iken IŞİD’in Kobani (Ayn el-Arab) saldırısı sonrası ABD eliyle düzenli ordu hâline getirildi. ABD ve Avrupa’nın nihai hedefi ise; Türkiye sınır hattını kontrol eden uydu bir devlet oluşturmak. PYD, süreç içerisinde istenen seviyeye gelince ABD bir sonraki planı devreye soktu. Gizli bir elle bu kadar büyütülüp şişirilen ve bölgenin en hassas sinir uçlarına ustaca yer-

32

TEMMUZ 2016

leştirilen IŞİD’den artık kurtulma zamanı gelmişti. Nede olsa dünya kamuoyu canavarlaştırılmış IŞİD’le yapılacak her türlü savaşı çoktan kabullenmişti bile(!).. Şuan IŞİD’in, bu günler için kontrol ettiği anlaşılan bölgelerden çıkarılması doğrultusunda ABD-PYD- RUSYA işbirliğiyle saldırı dalgası başlatıldı. Kuzey Halep’te savaşan İslami direniş grupları ciddi anlamda destek sorunu yaşamaya başladı. ABD, İslamcılar dahil tüm muhalif gruplara “Ya PYD ile birlikte olun ya da bölgeyi terk edin.” diyeceği artık kesinleşti… Suriye İslami direnişi için can damarı olan ve Türkiye’nin “Güvenli Bölge “ dediği, AZEZ CERABLUS bölgeleri için artık PYD ile de savaşma zorunluluğu geldi çattı. Önümüzdeki günler oldukça zorlu geçecek gibi...

Sonuçların Sonucu “Onların bir planı varsa, kuşkusuz Allah’ında bir planı vardır. O en iyi planlayandır ” (Enfal: 30) “Gerçekten onlar,(İslam’a karşı) hile ve tuzaklarını kurdular. Allah katında onlara hilelerine karşı azap var; isterse onların hileleri dağları yerinden oynatacak olsun” (İbrahim: 46) Es Selâmu Aleykum. Allaha emanet olunuz.

BD ve Avrupa öteden beri güvenli bölge fikrine karşı çıkıyorlardı. Bunun sebebini anlamak için Pkk/Pyd’nin 18 ay içinde Kuzey Suriye’de hâkim olduğu bölgelere bakmak yeterli. Şuan kuzey Suriye’deki fiili durum başta ABD olmak üzere Avrupa’nın öteden beri planladığı bir durumdu.


KUR’ÂN’IN GÖLGESİNDE

Nerede Allah’ın Dininin Yardımcıları

Zafer Mert

?

Ey iman edenler! Allah’ın dininin yardımcıları olun.

‫يسى ا ْب ُن َم ْر َي َم لِ ْل َح َوا ِر ٖيّ َن َم ْن‬ َ ‫ َيا اَ ُّي َها الَّ ٖذ‬ َ ‫ين اَ َم ُنوا كُونُوا اَنْ َصا َر اللّٰ ِه َك َما َقا َل ٖع‬ ‫اَنْ َص ٖارى اِلَى اللّٰ ِه َقا َل الْ َح َوا ِر ُّيو َن ن َْح ُن اَنْ َصا ُر اللّٰ ِه َفا ٰ َم َن ْت َطائِ َف ٌة ِم ْن َب ٖنى اِ ْس َرا ٖٔی َل‬ ‫ين‬ َ ‫ين اَ َم ُنوا َعلٰى َعد ُِّو ِه ْم َفاَ ْص َب ُحوا َظا ِه ٖر‬ َ ‫َو َكف ََر ْت َطائِ َف ٌة َفاَ َّي ْدنَا الَّ ٖذ‬ “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.” (1)

ŞEVVAL 1437

33


H

amd, “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları ‘ensarullah’ olun…” buyuran Rabbimize, salatu selamların en güzeli “Kul kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır” buyuran efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu takip eden müminlerin üzerine olsun.

Tefsir-i Şerif İslâm âleminin acılar içinde kıvrandığı, Allah’ın (dininin) yardımcılarının azaldığı, hayra davet edenlerin azimlerinin kırıldığı, nemelazımcılığın, bencillik ve enaniyetin yaygınlık kazandığı günümüzde, zihinlerimizde yankılanması gereken emirlerden birisi de “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun” emri ilâhisidir. Allah’ın yardımcıları/ensarullah ne büyük bir rütbe, ne büyük bir şeref… Bir kulun bu dünyada ulaşabileceği en yüce makam… Rabbimiz dini için çalışan, mücadele eden kullarını bizzat kendisine yardım edenler anlamında izafet/isim tamlaması kullanarak ifade etmiş. Öyle ise her mümin şu soruları kendisine sormalı ve doğru cevapları bularak Allah’ın dinine yardım için harekete geçmelidir. Ensar ve ensârullah ne demektir, Allah’a yardım hangi anlama gelir ve ensârullah makamına yükselebilmek için hangi sı fatlara sahip olmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?

34

edilmelidir. O yüzden ensârullah kavramına: “Allah’ın dininin, Allah yolunun yardımcıları” anlamı verilir. Ensârullah: Allah’ın dinini ve şeriatını koruyan ve bu hususta elden gelen gayreti sarf eden kimseler demektir. Allah’a yardım, Allah’ın dininin yerleşmesine, güçlenmesine yardım demektir. Allah’a ibâdet, ancak o dini benimseyenlerin gayret ve fedakârlıklarıyla yerleşip hükümran olur. Bu din yerleşince de insanlar Allah ile daha kolay bağlantı imkânı bulurlar. Kendilerini Allah’a yaklaştıran eylemlerin yapıldığı ortam içinde yaşar ve kendileri de o eylemleri yaparak Allah’a yaklaşırlar. İnsanları Allah’a yöneltmek üzere görevlendirilen insanlar, Allah’ın elçileri ve her çağda onların destekleyicileridir. Elçiler, hak dini yerleştirmek üzere insanların desteğine ihtiyaç duymuşlardır. Destekleyen olmadıkça hak dinin yerleşmesi zordur. Hak dini destekleyenlere de Allah yardım eder.

Ensârullah’ta bulunması gereken özellikler nelerdir? 1- İhlâs ile Kuşanmak

Ensâr kelimesi, “yardım etmek” anlamındaki nasr kökünden türeyen nasır veya nasır sıfatının çoğulu olup ism-i mensubu ensârîdir. İslâm literatüründe ensar, Hz. Peygamber’i ve muhacirleri yurtlarında barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrec kabilelerine mensup Yesribli (Medineli) müslümanlar için kullanılmıştır.

İhlas; Allah’tan başka her şeyden uzaklaşarak, dünyevi hiçbir çıkar ve amaç gütmemek üzere yalnız Allah’a kulluk yapmak ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. İhlas; niyeti ve ameli, şirk bulaşıklarından arındırmaktır. İhlas ve samimi niyetin ne büyük rol oynadığını anlamak için şu ayeti iyice düşünmemiz gerekir: “Andolsun ki o ağacın altında sana bey’at ederlerken Allah, o mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetih ile ödüllendirmiştir. Yine onları elde edecekleri birçok ganimetler ile de mükâfatlandırdı. Allah üstündür, hikmet sahibidir.” (2)

Ensârullah; lügat anlamı olarak Allah’ın yardımcıları demektir. Allah Samed olduğu, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı, yaratıkların O’na muhtaç olduğu için, bu ifâde, mecâzî olarak kabul

“Allah onların kalplerinde olanı bildi” sözünden maksat, Hudeybiye’de yaptıkları Rıdvan Bey’atı’na bağlılıkta niyetlerinin doğruluğunu bilmesidir. Bu bey’atta öldürülünceye

TEMMUZ 2016


kadar sabır ve sebat göstereceklerine dair söz vermişlerdi. Bu iyi niyetin karşılığı olarak Allahu Teâlâ, “onlara güvenlik vermiş”tir. Bu güvenlikten maksat da savaş alanında güvenlik ve istikrardır. Kalplerinde savaştan kaçmamaya karar verdikleri için Allah onlara yardım etmiştir. Güvenlikle beraber “onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir.” Bu ayet, doğru niyetinden dolayı Allah’ın kişiye dünyadaki itaati konusunda ve diğer işlerinde yardım ettiğini, bununla birlikte ahiret sevabı ile de mükâfatlandırdığını bildirmektedir. İhlasın en önemli belirtilerinden biri de, insanların övmesi veya yermesi ile itaat üzerinde sebatın değişmemesidir. Kişinin, kendisine verilen ve verilmeyenler, Allah yolunda beraber olduğu kişilerin değişmesi veya kendisini yarı yolda bırakması sebebi ile sebatının değiş-

“…Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir…” (4)

memesi ve bu yola baş koyanların azlığından

“Onlar, kendilerine insanlar: “Size karşı

ürkmemesi ihlâsın göstergesidir. Allahu Teâlâ

insanlar topla(n)dılar, artık onlardan kor-

şöyle buyurmaktadır: “Muhammed ancak bir

kun” dedikleri halde imanları artanlar ve:

peygamberdir. Ondan önce de nice peygam-

“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyen-

berler gelip geçmiştir. Şimdi ölür veya öldü-

lerdir.” (5) (Âl-i İmran Suresi, 173)

rülürse, ökçeleriniz üzerinde (geriye) mi döneceksiniz? Kim ökçeleri üzerinde (geriye) dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenlerin mükâfatını verecektir.”

(3)

Bu

ve benzeri sebeplerden dolayı azim ve sebatın değişmesi, yapılan amelin Allah Subhanehu ve Teâlâ için yapılmaması nedeniyledir.

2- Allah’a Tevekkül Etmek Tevekkül, Allah’a teslim olmak, güvenmek, dayanmak, bağlanmak ve sığınmak anlamlarına gelmektedir. Tevekkül’ün dini terim olarak anlamıysa, bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak; elinden gelen tüm gay-

Allah’ın dinine yardım etmek amacıyla yola çıkanlar insanlara, mala, nefse vb. dünyevî hususlara değil Allah’a hakkıyla tevekkül etmelidirler ki muvaffak olabilsinler. Bitmeyen, tükenmeyen, değişmeyen tek bâki Allahu Teâlâ’dır.

3- Ensarullah Allah’ın yardım vaadinden şüpheye düşmemelidir. “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (6)

reti gösterdikten sonra kalben Allah’a bağlanıp

“Şüphesiz peygamberlerimize ve iman eden-

ona güvenmek, sonucu Allah’tan beklemek an-

lere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin

lamına gelmektedir.

şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (7)

ŞEVVAL 1437

35


Her Müslüman kendine şu soruyu sormalıdır: Allah’ın dinine ne kadar yardım ediyorum, bunun için ne kadar çalışıyorum. Cevabı, alacağımız yardımın göstergesidir. Kısacası her alanda ektiklerimizi biçiyoruz. “Zahmetsiz rahmet olmaz.” Allah sebeplerin mahkûm değildir ama dünyayı bir sebepler kanununa bağlı kılmıştır. “Yere eken göğe bakar” Yere bir şey ekmeyen kimsenin göğe bakıp yağmur ve rahmet bekleme hakkı yoktur. Tarlaya tohum ekmeden, yani fiilî duâ yapmadan, kimsenin Allah’tan ekin istemesi (kavlî duâ) doğru olmaz. Sünnetullah dediğimiz Allah’ın evrendeki değişmez kanunları, hep sebep-sonuç ilişkilerine oturtulmuştur. Günümüz insanı hazırcılığa, kolaycılığa, görevlerini ihmal edip haklarını öne çıkarmaya, özgürlüğünü savunup sorumluluktan kaçmaya, her şeyi eleştirip kendi nefsini savunmaya, cihad gibi Allah’ın yardımına ulaştıracak vesilelerden uzaklaşmaya, dünyevîleşip ölümden korkmaya meyyâl olduğu için Allah’ın yardımı da gelmemektedir.

Bu, değiştirilmesi söz konusu olmayan doğru bir söz ve Allahu Teâlâ’nın değişmeyen kaderî bir yasadır. Müminler Allah’ın yardım vaadinden şüpheye düşmek bir yana buna sevinmelidirler. Hamd olsun ki bu bedeni senin dinine hizmet uğruna yıpratabiliyorum, bu nefesi

36

TEMMUZ 2016

senin için kullanabiliyorum. Çünkü en büyük ticaret ve karın ta kendisi bu antlaşmadır. Karşılığı Allah’ın rızası ve cennetten daha büyük olan bir antlaşma olabilir mi? “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (8) Soru şu: Biz bu antlaşmanın neresindeyiz, malımız ve canımızı ne kadar Allah’ın dinine yardım için kullanıyoruz?

4- Allahu Teâlâ’nın Ensarullah’a bu yardım sözü, kâmil iman sahipleri içindir. Her mü’minin ise bu yardımdan nasibi imanı oranındadır. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Mü’minlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır” (9) Kulun imanı oranında, Allah’ın yardımından nasibi olur. İman derecesi yükseldikçe Allah’ın yardımından nasibi de artar. Bunun tersi olarak da iman derecesi düştükçe, Allah’ın yardımından nasibi de düşer. Bu, imanın şubelerden oluştuğu ve eksilip çoğaldığı ilkesine dayanmaktadır. Bu ise Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in itikadıdır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “İman altmış küsur veya yetmiş küsur şubedir. Bu şubelerin en üstünü “La İlahe İllallah” sözü ve en alttaki ise yolda eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Haya ise, imandan bir şubedir.” (10) “…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez…” (11) Bu, Allahu Teâlâ’nın değişmez yasasıdır. Müslümanın Allah’ın yardımına ulaşmak için önce-


likle kendi durumunu düzeltmesi gerekir. Allah’a itaatsizlik ve ihmalinde devam ettiği halde Allah’ın yardımını beklemesi anlamsızdır. İbnu’l-Kayyim Rahimehullah, “İğasetu’l-Lehfan” isimli kitabında şöyle der: “Allahu Teâlâ dinine, taraftarlarına ve hem ilim olarak hem de amel olarak dinini yerine getiren evliyasına yardım etmeyi üzerine almıştır. Sahibi hak olduğuna inansa da, batıla yardım etmeyi üzerine almamıştır. Üstünlük ve izzet de Allah’ın, Rasullerini kendisiyle gönderdiği, kitaplarını onunla indirdiği “İman”ın sahipleri içindir. Bu iman ise ilim, amel ve haldir. Allahu Teâlâ “İman etmişseniz mutlaka siz en üstünsünüzdür” (12) buyurmaktadır. Kul, sahip olduğu iman derecesi nispetince üstün olur. Allahu Teâlâ; “İzzet, Allah’ındır, Rasulü’nündür ve mü’minlerindir” (13) buyurmaktadır. Kişi iman ve hakikatlerine sahip olduğu oranda izzet sahibi olur. İzzet ve üstünlükten nasibini alamıyorsa, ilim, amel, zahir ve batın olarak yitirdiği iman hakikatleri sebebiyledir. Allah’ın yardımından mahrum kalıyorsak bunun tek sebebi nefsimizdeki eksikler, günahlar ve hatalar sebebiyledir. Dolayısıyla kim daha çok Allah’ın dinine yardım etmek istiyorsa önce kendi nefsini takva ile kuşatmalı ki Allah’ın yardımına ulaşabilsin. Allah kendisine dinine hizmet etme nimetini bahşeylesin.

5- Allahu Teâlâ’nın yardım vaadi dinine yardım eden kimseler içindir. “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (14) Yüce Allah’ın bir şeriatı ve hayat sistemi vardır. Bu şeriat birtakım temellere, ölçülere, değerlere, bütün varlık âlemine ve hayata dair düşünce sistemine dayalıdır. Allah’a yardım, O’nun şeriatına ve sistemine yardım edilerek şeriatının istisnasız tüm hayata hakem kılınma

girişimi ile gerçekleşir. Bu da hayat sahnesinde Allah’a yardım demektir. (15) Bu ayetten şöyle de anlaşılabilir; eğer biz Allah’ın dinine yardım etmezsek o da bize yardım etmeyecektir. Çünkü biz onun yardımını hak etmedik. Allah’ın dinine yardım etmek ise ancak İslam’ı hâkim kılmak için Allah’ın emrettiği gibi çalışmak ve vahiy merkezli metodu takip etmek ile olur. Her Müslüman kendine şu soruyu sormalıdır: Allah’ın dinine ne kadar yardım ediyorum, bunun için ne kadar çalışıyorum. Cevabı, alacağımız yardımın göstergesidir. Kısacası her alanda ektiklerimizi biçiyoruz. “Zahmetsiz rahmet olmaz.” Allah sebeplerin mahkûm değildir ama dünyayı bir sebepler kanununa bağlı kılmıştır. “Yere eken göğe bakar” Yere bir şey ekmeyen kimsenin göğe bakıp yağmur ve rahmet bekleme hakkı yoktur. Tarlaya tohum ekmeden, yani fiilî duâ yapmadan, kimsenin Allah’tan ekin istemesi (kavlî duâ) doğru olmaz. Sünnetullah dediğimiz Allah’ın evrendeki değişmez kanunları, hep sebep-sonuç ilişkilerine oturtulmuştur. Günümüz insanı hazırcılığa, kolaycılığa, görevlerini ihmal edip haklarını öne çıkarmaya, özgürlüğünü savunup sorumluluktan kaçmaya, her şeyi eleştirip kendi nefsini savunmaya, cihad gibi Allah’ın yardımına ulaştıracak vesilelerden uzaklaşmaya, dünyevîleşip ölümden korkmaya meyyâl olduğu için Allah’ın yardımı da gelmemektedir. Bu hususta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in evvel zaman içinde yaşanmış bir hadiseye binaen anlattığı mağarada kapalı kalan üç kişinin kıssasından da almamız gereken dersler vardır. Bizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. Akşam olunca, geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Ancak, dağdan kayan büyükçe bir kaya yuvarlanıp mağara-

ŞEVVAL 1437

37


nın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: “Bizi bu kayadan sâlih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah’a yapacağınız dualar kurtarabilir” dediler. Bunun üzerine, içlerinden biri anlatmaya başladı: “Benim annem babam çok yaşlıydı. Onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden, ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim” dedi. “Bir gün, odun aramak için uzaklara gitmiştim. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâlâ uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü.” Adam, bu olayı anlattıktan sonra, dua için ellerini göğe kaldırdı ve: “Ey Allah’ım! Bunu Senin rızan için yaptığımı biliyorsan, yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!” dedi. Bu duanın akabinde taş bir miktar açıldı. Ama bu, dışarı çıkmalarını mümkün kılacak bir açıklık değildi. Bunun üzerine, ikinci adam söze başladı: “Ey Allah’ım!” dedi. “Benim bir amcakızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak (beraber olmak) istedim. Ama o bana yüz vermedi. Fakat gün geldi, kıtlığa uğradı, yardım için bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi karşılığında yüz yirmi dinar verdim. Mecburen kabul etti. Ancak, arzuma nail olacağım sırada: ‘Allah’ın mührünü gayri meşru surette bozman sana haramdır’ dedi. Bunun üzerine ben de ona dokunmaktan sakındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde, onu bıraktım. Verdiğim altınları da geri istemedim.” Adam bunu anlattıktan sonra, Allah’a dua için ellerini açtı ve: “Ey Allah’ım!” dedi. “Eğer bunları Senin rızan için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar!” Bu dua üzerine kaya yerinden biraz daha kımıldadı. Ama onların çıkabileceği kadar açılmadı. Çaresiz, mağarada bekleşmeye devam ettiler. Bu esnada, son bir ümit, üçüncü şahıs başından geçen bir olayı anlatmaya baş-

38

TEMMUZ 2016

lamış bulunuyordu: “Ey Allah’ım! Ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi, bir kilo pirinçten ibaret olan ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki, çok malı oldu. Derken, uzun seneler sonra bu işçim çıkageldi ve: ‘Ey Abdullah!’ dedi. ‘Bana olan borcunu öde.’ Ben de: ‘Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git, bunları al götür!’ dedim. Adam: ‘Ey Abdullah! Benimle alay etme!’ dedi. Ben tekrar: ‘Kesinlikle alay etmiyorum. Git, hepsini al götür!’ dedim. Adam hepsini alıp götürdü. “Ey Allah’ım! Eğer bunu Senin rızan için yaptıysam, bize şu halden bir kurtuluş nasip et!” Adamın bu duasının hemen akabinde kaya tamamen açıldı. Çıkıp yollarına devam ettiler. (16) Sözle çıkış yok. Amel, amel, amel… İslam aleminin önünü açılmaz zannettiğimiz kayalar tıkamış halde çıkış ise salih amellerimiz… İçinde bulunmuş olduğumuz halden çıkışın tek yolu gücümüzün yettiği son noktaya kadar çalıştıktan sonra Rabbimize niyazda bulunmak. Her Müslüman kendine şu soruyu sormalı ben içinde bulunmuş olduğum halden hangi salih amellerimi Rabbime arz ederek kurtulabilirim. Ne mutlu salih amelleri çok olanlara.

6- Ensarullah şunu çok iyi bilmelidir. Ya yıpranacağız ya da paslanacağız. Üçüncü bir yol yok. Her mümin şunu çok iyi kavramalıdır ki zaman hızla akıp gitmektedir ve telafisi olmayan en büyük nimettir. Merhum Hasan el-Benna’nın dediği gibi “Vakit hayattır”. Bu zaman diliminde her insan için iki şık vardır. Ya inandığı davası uğrunda mücadele ederek yıpranır ve ruhunu Rabbine öyle teslim eder ya da bir kenarda paslanarak ruhunu Rabbine teslim eder.


Müslüman ömrünü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu nebevî sözü ışığında geçirmeye çalışmalıdır: “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (17) Ey Müslüman ömrünü nerede geçiriyorsun, ilminle ne yapıyorsun, malını nasıl kazanıp nasıl harcıyorsun ve vücudunu nerede yıpratıyorsun? Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek!

7- Ensarullah bilmeli ki hepimiz kendimize yardım ediyoruz. Allah dinine yardım etmek için çalışanların iyi kavraması gereken hususlardan birisi de şunun bilinmesidir ki, hepimiz kendi nefsimiz için çalışıyoruz ve aslında başkalarına bir iş sunup onlar adına bazı hizmetler yaptığımızda kendimize yapmış oluyoruz. Nitekim Rabbimiz “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz…”

(18)

buyurarak bu hususa işaret

etmiştir. Hz. Ali radıyallahu anhu da bu ayeti kerimeyi tefsir ederken aslında hiç kimsenin başka birisine ne iyilik yapmaya ne de kötülük yapmaya gücü yetmez, herkes kendisine iyilik

Her mümin şunu çok iyi kavramalıdır ki zaman hızla akıp gitmektedir ve telafisi olmayan en büyük nimettir. Merhum Hasan el-Benna’nın dediği gibi “Vakit hayattır”. Bu zaman diliminde her insan için iki şık vardır. Ya inandığı davası uğrunda mücadele ederek yıpranır ve ruhunu Rabbine öyle teslim eder ya da bir kenarda paslanarak ruhunu Rabbine teslim eder. Müslüman ömrünü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu nebevî sözü ışığında geçirmeye çalışmalıdır: “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (17) Ey Müslüman ömrünü nerede geçiriyorsun, ilminle ne yapıyorsun, malını nasıl kazanıp nasıl harcıyorsun ve vücudunu nerede yıpratıyorsun? Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek!

ya da kötülük yapar diye açıklayarak ayetten almamız gereken mesajı açıklamıştır. Yine Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Kim Müslüman kardeşinin ihtiyacını

8- Ensarullah bilmeli ki yapılan her hayrın

giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim

karşılığını muhakkak görecektir.

bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ da o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntı-

“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işler-

buyurarak Allah’ın

se, onun mükâfatını görecektir.” (20) “…Ben,

dinine yardım kapsamında kardeşine yardım

erkek olsun kadın olsun -ki hep birbiriniz-

eden kişiye Allahu Teâlâ’nın yardım edeceğini

densiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin

müjdelemiştir.

yaptığını boşa çıkarmayacağım…” (21)

larından birini giderir”

(19)

ŞEVVAL 1437

39


alanlarında kendini yenilemeye ve geliştirmeye çalışmalıdır. Bu konularda din düşmanlarından daha güçlü, daha üstün olmalıdır.

Sözle çıkış yok. Amel, amel, amel… İslam aleminin önünü açılmaz zannettiğimiz kayalar tıkamış halde çıkış ise salih amellerimiz…

Allahu Teâlâ kendi yolunda çalışanları, dinine hizmet edenleri muhakkak mükâfatlandıracaktır. Ensarullah bu bilinçle çalışmalı mükafatını Rabbinden beklemelidir. Atalarımızın ‘İyilik yap denize at, balık bilmezse hâlık bilir’ atasözünde olduğu gibi yer yer insanların kadirşinas olmaması kendisini hizmetten ve iyilikten asla engellememelidir.

Rabbim cümlemizi ensarullah olma ve Allah’ın yardımına ulaşma şerefine nail eylesin. Selam malını ve canını Allah’ın dinine hizmet için feda edenlere olsun. ------------------------

1. Saf, 14.

9- Ensarullah şunu da çok iyi bilmelidir ki, Allah’ın yardımına ulaşabilmek için omuz omuza mücadele edilmelidir.

2. 48 Fetih/18-19

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (22)

6. Âl-i İmran, 160.

Tek tek, fert fert değil; birlikte, müştereken ensârullahız. Ben değil, biz. Tekil değil, çoğul zamiri. Ayeti kerimede açık bir şekilde Müslümanların gücünün niçin gittiği açık bir şekilde ifade edilmektedir. Birbirleriyle çekişenler enerjilerini içe harcamak zorundadırlar. Enerjisini iç problemlerine harcayan bir ümmet de ne özünde ne de dışarıda başarılı olamaz. Allah’ın yardım ve desteğine kavuşup ümmetin eski gücüne kavuşması için omuz omuza, gönül gönüle mücadele etmesi gerekir. Ayrıca ensarullah ilim, irfan, hikmet, cihat, kültür, sanat, finans, yönetim sahasında gece gündüz kendisini yetiştirmeye çalışarak hizmet

40

Şunu unutmamalıyız ki bugün Hz. İsa’nın havarilerine yapmış olduğu bu çağrı İslâm âleminin dört bir tarafından müminlere yapılmaktadır. Mazlumlar, mağdurlar, acılar içinde kıvranan kadınlar, çocuklar, yaşlılar “Nerede Allah’ın yardımcıları diye nida etmekteler” ve her iman sahibi bu çağrılara gücü yettiği oranda cevap vermekle mükelleftir.

TEMMUZ 2016

3. 3 Âl-i İmran, 144. 4. Talak, 3. 5. Âl-i İmran, 173. 7. Mümin, 51. 8. Tevbe, 111. 9. Rum, 47. 10. Müslim, Ebu Hureyre’den Radıyallahu Anhu rivayet etmiştir. 11. Rad, 11. 12. Âl-i İmran, 139. 13. Munafikun, 8. 14. Muhammed, 7. 15. Seyyid Kutub, Fi Zilali’l-Kur’an, Muhammed suresi tefsiri. 16. Buhârî, (Enbiyâ 50, Büyû’ 98, İcâre 12, Hars 13, Edeb 5); Müslim, (Zikr 100) ve Ebu Dâvud’da (Büyû’ 29) Abdullah b. Ömer’den rivayetle geçmektedir. 17. Tirmizi, Kıyamet, 1. 18. İsra, 7. 19. Buhârî, Müslim. 20. Zilzal, 7. 21. Âl-i İmran, 195. 22. Enfal, 46.


NEBEVÎ AİLE

Halime Yılmaz

AHLÂKI KUR’AN OLAN BİR NESİL YETİŞTİRMENİN İPUÇLARI

Kur’an-ı Kerîm; tüm ilimlerin kaynağı, temeli ve toparlayıcısıdır. İbn Mesud radıyallahu anh şöyle demiştir: “İlim isteyen, Kur’an’ı araştırsın. Zira onda öncekilerin ve sonrakilerin ilmi vardır.” (1) Kur’an-ı Kerîm’in okunduğu meclislere sekinet iner, melekler orayı kuşatır ve Allah oradakileri kendi katında anar. Kur’an’dan okunan her harfe on

sevap verilecektir. Kur’an mü’minin sahip olabileceği en büyük zenginliktir. Taberanî’de geçen Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edilen hadise göre; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kur’an bir zenginliktir. Ondan sonra fakirlik olmaz. Ondan başka zenginlik de yoktur.” Kur’an-ı Kerîm’den bir ayet dinleyene on sevap yazılırken; onu okuyana da Kur’an, kıyamette bir nur olacaktır. İbn Mesud radıyallahu anh’dan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İki insan imrenilmeye layıktır; biri Kur’an’ı öğrenip gece-gündüz onunla meşgul olan ve ona göre amel eden kimsedir…” (2)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:“Kur’an bir zenginliktir. Ondan sonra fakirlik olmaz. Ondan başka zenginlik de yoktur.”

K

ur’an-ı Kerîm; mü’minin hayat kitabı, rehberi, sevgi kaynağı, Allah’a yaklaşma aracı, hastalıkların şifası, dertlerin devası, sıkıntı ve meşakkatlerle karşılaştığında en büyük dayanağı, kıyamette kendisini okuyup hayatını onunla düzenleyenler için giriş anahtarı ve cehennemden kurtuluş sebebidir.

ŞEVVAL 1437

41


Bûreyde radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim Kur’an okur, öğrenir ve onunla amel ederse kıyamette ana ve babasına güneşin aydınlığı gibi nurdan bir taç giydirilir. Ayrıca onlara, değeri dünya ile değişilemez iki elbise giydirilir. Onlar: ‘Bunu neyle kazandık?’ deyince, onlara: ‘Çocuklarınıza Kur’an öğretmekle kazandınız.’ cevabı verilir.”

Kur’an- Kerîm’i okuyup ezberleyen, helalini helal, haramını da haram kabul eden ve hayatını ona göre tanzim edenleri, Allah, bu sebeple cennetine koyar. Kur’an-ı Kerîm’i okumayan bir mü’min düşünülemez. Çünkü yakîn sahibi bir mü’min rotasını Kur’an’sız çizemez. Enes radıyallahu anh’ten rivayet edilen hadiste bakalım Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an okuyan ve okumayan mü’mini neye benzetmektedir; “Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir. Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir. Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’an okuyan münafık fesleğen gibidir. Kokusu hoş, fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık Ebu Cehil karpuzu gibidir. Kokusu yoktur, tadı da acıdır.” (3) “Kur’an’dan bir şey bilmeyen kimse harap olmuş ev gibidir.” (4)

42

TEMMUZ 2016

İslâm’da insanların en hayırlısı Kur’an’ı öğrenen ve öğretenler kabul edilmiştir. Her zaman Kur’an okuyana “Oku ve yüksel” denilecek ve onun mertebesi okuduğu son ayete kadar yükselecektir. Kur’an-ı Kerîm okumak kişinin derecesini yükseltir ama her okuyanın derecesini yükseltmez, öyle ki bazısının derecesini de alçaltır. Onu okuyup onunla amel etmeyenleri, okudukları boğazından aşağı geçmeyenleri alçaltır. (5) Hâmil-i Kur’an; yani Kur’an’ın hem zihnen hem amelen taşıyıcısı olmanın ecri büyüktür. Diğer yandan bazı sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu sorumlulukların ne olduğunu Abdullah b. Mesud radıyallahu anh’dan öğrenelim; “Kur’an ehli (hamili) insanlar uyuduklarında gecenin kıymetini, yine insanlar yiyip içerken gündüzün değerini, halk sevinç içerisindeyken hüznün anlamını, onlar gülerken ağlamanın manasını, insanlar hata işlerken susmayı, insanlar aldanırken huşu içerisinde olmayı bilmelidir. Kur’an ehline gözü yaşlı, hüzünlü, vakarlı olmak yakışır. Kur’an ehline kaba, gafil, sırıtkan ve haşin olmak yakışmaz.” (6) Buradan hâmil-i Kur’an (Kur’an’ın zihnen ve amelen taşıyıcısı) olanın suratı asık, hep ibadetle meşgul olan, dünyadan elini eteğini çeken bir insan portresinde olduğu anlaşılmamalıdır. Anlatılmak istenen şudur; Kur’an’ı hayatına, evine, işine taşıyan o mübarek, değerli insan, gündüz hayat kitabına göre yaşamını sürdürürken tüketeceği ilim, hikmet, sabır ve tevekkülünü ertesi güne tekrar taşıyabilmek için gecesinin belirli bir kısmını ihya eder. İnsanlar Kur’an’dan gafil, kendinden geçmiş bir halde eğlence ve günah derdindeyken; o, onları sırat-ı müstakime ulaştırmaya vesile olmanın derdindedir. İnsanlar ne dediklerini idrak etmeden çok konuşurken; o, günaha bulaşmamak için ve cehenneme girmesine sebep olacak sözleri sarfetmemek için kılı kırk yararak, konuşmadan evvel en az bir kez


düşünerek konuşur ve bazen sükûtu tercih eder. Hâmil-i Kur’an’ın yüzünden tebessümü, kalbinden de İslâm davasını yaymanın verdiği hüzün eksik olmaz. Gülmesi, konuşması, ağlaması, yürüyüşü ve hayatının her safhası; vakarlı, oturaklı, olgun ve ne yaptığını bilir bir atmosfer içerisindedir. Kaba-saba olmak ve sertlik hâmil-i Kur’an’a terstir. Gönül kırmaz; gönüller fetheder taşıdığı Kur’an’a yeni yürekler kazandırmak için. Kur’an, eşler arası münasebetlerdeki problemlerin çözümlerinde ve çocuk eğitiminde kişiyi en doğruya yönlendirecek ilk ve en büyük başvuru kitabıdır. O yüzden hiçbir gün, hiçbir an Kur’an’ın ışığından mahrum geçmemelidir. Hz. Ali radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı üç haslet üzere yetiştiriniz; Peygamberinizin sevgisi, ehl-i beytinin sevgisi ve Kur’an tilaveti. Zira Kur’an’ı nakledenler ve ezberleyenler, Peygamberler ve seçkin kullarıyla beraber hiçbir gölgenin olmadığı günde Allah’ın arşının gölgesinde olacaklardır.” (7) Sahabe, çocuklarının fiil ve hareketlerini kontrol ederken Kur’an’ı ölçü alırlardı. Ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in talimatıyla çocuklarına Kur’an öğretmeye başlamışlardı. Bûreyde radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim Kur’an okur, öğrenir ve onunla amel ederse kıyamette ana ve babasına güneşin aydınlığı gibi nurdan bir taç giydirilir. Ayrıca onlara, değeri dünya ile değişilemez iki elbise giydirilir. Onlar: ‘Bunu neyle kazandık?’ deyince, onlara: ‘Çocuklarınıza Kur’an öğretmekle kazandınız.’ cevabı verilir.” (8), (9)

Çocuklara Kur’an-ı Kerîm’i Sevdirme Yolları: 1) Öncelikle çocuğunuz sizi sevmelidir ki yaptığınız şeyleri sevsin. Kur’an’ı, onu okumayı, anlamayı ve yaşamayı seven bir anne-babanın

çocuğu potansiyel bir Kur’an hamilidir. 2) Anneler hamileyken veya çocuk doğduğunda Kur’an okumayı ve dinlemeyi asla ihmal etmemelidir ki çocuk Kur’an’a aşina olsun ve alışsın. 3) Bizi Kur’an okurken görmelerine fırsat verelim. Ve yanımıza geldiklerinde bir yandan Kur’an okuyup diğer yandan onların başını okşar ve sevecen davranırsak Kur’an’a onları bir adım daha yaklaştırmış oluruz. 4) Yaşına uygun bir eğitimle öğrenebileceği Kur’an kurslarından destek almak çok faydalı olacaktır. Oralarda onun timsali başka çocuklar da olacağından, bu durum, onu Kur’an’ı okumaya ve sevmeye daha çok sevk edecektir. 5) Kur’an’ı okumanın, anlamanın ve en önemlisi yaşamanın önemini; yaşına uygun hikâyeler, Kur’an’dan Peygamber kıssalarıyla ara ara anlatın. 6) Kur’an öğrenmede eski âlimler dört yaş, dört ay ve dört gün prensibini koymuşlardır. Zaten bu yaştan önce verilmeye çalışılan eğitim etkili olmayacaktır. Ters tepmesi de işten bile değildir. O yüzden 4 yaşından sonra başlanması ve yedi-sekiz yaştan sonra bırakılmaması en uygundur. 7) Bahsettiğimiz insan çocuktur. O yüzden Kur’an öğretirken bize en lazım gelen şey sabırlı ve ölçülü olmak ve yanlışlarını düzeltirken bunun doğal olduğunu düşünerek her hatasında düzeltmekten gocunmamaktır. Çocuğumuz Kur’an okurken başarılı olduğu anlarda gözlerine bakarak mutlu olduğumuzu hissettirmemiz; ona şevk verecektir. 8) Çocuğunuzun Kur’an eğitiminin gerekli olduğunu kabullenmesi sizin tavırlarınıza bağlıdır. Kur’an okurken gösterecekleri gevşekliklere karşı sert davranmak ve ceza vermek; Kur’an’dan onu soğutmaktan başka işe yaramaz. Sizin göreviniz dersi ona daha sevimli hale getirmektir. Eğer gevşeklik gösteriyorsa

ŞEVVAL 1437

43


Kur’an’ın en güzel arkadaş olduğunu anlayabileceği bir dille anlatın.

Çocuğunuzun Kur’an eğitiminin gerekli olduğunu kabullenmesi sizin tavırlarınıza bağlıdır. Kur’an okurken gösterecekleri gevşekliklere karşı sert davranmak ve ceza vermek; Kur’an’dan onu soğutmaktan başka işe yaramaz. Sizin göreviniz dersi ona daha sevimli hale getirmektir. Eğer gevşeklik gösteriyorsa hatayı önce kendiniz arayın.

hatayı önce kendiniz arayın. 9) Kur’an okumayı sevdirmek, okurken çocuğu motive etmekle mümkündür. Küçük yaşlarda Kur’an öğretimini 15-20 dakikadan fazla uzun tutmadan, günde iki-üç derse bölerek

15) Kur’an’da bahsedilen Allah’ın sevdiği ve sevmediği kişilerin özelliklerini söyleyin: Allah; infak edenleri, öfkesini yutanları, affedenler, sabredenleri, iyilik yapanları, mütevekkilleri, adil olanları, haksızlık yapmayanları, temizlenenleri, O’nun yolunda kenetlenenleri vs. sever. (10) • İmam Şafiî der ki: “Ben yedi yaşımda iken Kur’an’ı, on yaşımda iken Muvattayı ezberledim.” (11) • Sehl b. Abdullah et Tûsterî der ki: “Mektebe gittim, altı veya yedi yaşımda iken Kur’an’ı öğrendim ve ezberledim.” (12)

yapmak daha faydalıdır.

Temeli Kur’an’la atılıp, direkleri sünnetle sulanmış, ashabın takipçisi bir nesil yetiştirmek

10) Çocuğunuz cüzdeyse Kur’an’a geçiş tarihi

duasıyla… Velhamdûlillahi Rabbil Âlemin.

belirleyin; mesela “Şu an şeddedesin, şu konulardan sonra Kur’an’a geçeceksin.” diyerek onu

------------------------

heyecanlandırın. Kur’an’a geçince birkaç arka-

1. Ahmed b. Hanbel, Kitabû’z Zühd

daşını çağırıp onu ödüllendirmeniz, nu daha

2. Bezzar

da Kur’an’a yaklaştıracaktır.

3. Buharî, Müslim

11) Kur’an’a geçtikten sonra gücü nispetinde,

4. Tirmizî (İbn Abbas’tan)

fazla usandırmadan hatim etmeye onu teşvik

5. Ayşe Dolmacı, Çocuğunuza Kur’an’ı Sevdirme Yolları, Ensar Neşriyat

edin ve hatim yapınca da daha büyük bir prog-

6. Ahmed b. Hanbel, Kitabû’z Zühd

ram düzenlemek onu bir adım daha Kur’an’ı

7. Taberanî

hatmetmeye teşvik edecektir.

8. Muhammed Nur Suveyd, Çocuk Eğitimi, Uysal Yayınları

12) Her gün okuduğu sayfalarını yazdığınız

44

14) Onu sadece Kur’an’ın Arapçasına değil; onu anlamaya, tanımaya da teşvik edin. Kur’an’ın nasıl inmeye başladığını, Kur’an’da hiçbir şüphe olmadığını, onun rehber olduğunu, kalplere huzuru veren olduğunu, Kur’an ahlâkını, onun son Kitap olduğunu anlatın.

bir çizelgeniz olsun. Onu kendisinin işaretle-

9. Ayşe Dolmacı, Çocuğunuza Kur’an’ı Sevdirme Yolları, Ensar Neşriyat

mesine izin verin. Bir hafta sonra çizelgeye göz

10. Suyutî

atmasını söyleyin.

11. İmam Gazalî, İhya

13) Kur’an okumanın, dinlemenin faydasını,

12. Muhammed Nur Suveyd, Çocuk Eğitimi, Uysal Yayınları

TEMMUZ 2016


DAVET VE CİHAD ÖNDERLERİ

Cihan Malay

“Hâfızam, kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana ihânet etmedi.”

Ümmetin Âlimi ve Abidi: Süfyan es-Sevri (rahimehullah)

A

sıl adı Süfyan bin Said bin Mesruk el-Kûfi olan Süfyan es-Sevri(r.h), 713(h.95) senesinde Kufe’de doğdu. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Abdullah’tır. Dedelerinden Sevr’e nispetle es-Sevri diye anılır.

ŞEVVAL 1437

45


Hadis ilminde “Emiru’lmü’minîn” sıfatını hak kazanacak bir seviyeye ulaştı. Kuvvetli hafızası sayesinde hadisleri yazarak değil, ezberden naklederdi. Hâfızası çok kuvvetli olan Süfyan(r.h) şöyle demiştir: “Hâfızam, kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana ihânet etmedi.”

Babası tabiinden Saîd bin Mesruk, Kufe’nin meşhur muhaddislerindendir. Ebû Hanife’nin hocalığını yapmış, çokça hadis rivayet etmiş, Kütüb-i Sitte yazarlarınca da sika bir ravi olarak kabul edilen birisidir. Annesi de tabakat kitaplarında adı geçen zühd ve vera sahibi saliha bir kadındır. Süfyan es-Sevri(r.h), Resulullah’ın(sallallahu aleyhi vesellem) buyurduğu; “İnsanların en hayırlısı, benim asrım(daki ashabım)dır. Sonra onlara yakın olan (tabiîn)lerdir. Sonra da onlara yakın olan (tebe-i tabiin)lerdir.”1 tebe-i tabiindendir. Abdestsiz gezmediği rivayet edilmiştir. Ölümü hatırladığında kendinden geçer, insanlara; “Ölüm gelmeden önce ona hazırlanın!” derdi. Ölüm ve ahiret hazırlığı hakkında şöyle derdi: “Bir yerde kalabalık toplansa da bir tellal çıkıp: “Bugün akşama kadar yaşayacağım diyebilen ayağa kalksın!” dese bir tek kişi bile ayağa kalkamaz. Hayret edilecek şeydir ki aynı insanlara, “İçinizden ölüme hazırlık yapmış olanlar ayağa kalksın!” denilse yine bir tek kişi bile kalkamaz.”

46

TEMMUZ 2016

Kendisi, talebelerinden biri sefere çıkacak olsa ona: “Eğer gittiğin yerlerde satılık ölüm bulursan benim için de al!” buyurdu.

İlmi Şahsiyeti Babasının ilim ehlinden olması Süfyan’ın ilim yoluna girmesini kolaylaştırdı. Kendisi ilme başlangıcını şöyle anlatıyor: “Kalbimde herhangi bir niyet taşımadığını halde adet kabilinden ilme başladım. Fakat sonra Allah bana ilimle rıza-ı bârî’yi kazanma azim ve niyeti lütfetti.” İlmini, zamanındaki büyük âlimlerden öğrendikten sonra büyük bir ilim hazinesine sahip oldu. Zehebi, Süfyan’ın 600 hocasından bahseder, 272 hocasının ismini verir. “Bize öğretecek bir hoca buldukça ilim öğrenmeye devam ederiz” diyen Süfyan’ın ilim öğrendiği hocaların başında Kufe’nin iki büyük fıkıh üstadı, İbn Ebî Leylâ diye bilinen Kufe kadısı Muhammed b. Abdurrahman el- Ensari ile Abdullah İbn Şübrüme b. et-Tufeyl ed-Dabbi gelir. Süfyan’ın, “Fakihlerimiz İbn Şübrüme ve İbn Ebu Leyla’dır” sözü bu bilgiyi doğrulamaktadır. ‘Fakihlerin efendisi’ olarak bilinen Basralı âlim Eyyûb es-Sahtiyâni, önüne oturup hadis yazdığı Hammâd b. Zeyd onun diğer meşhur hocalarındandır. Onun büyük bir ilim hazinesine sahip olmasının delillerinden birini görmek isterseniz onun talebelerine bakabiliriz. İnsanlara ilim öğretmeyi en faziletli amel telakki eden Süfyan’ın İmam Malik, Şube, Yahya bin Şad el-Kattan, el-Evzaî, Abdullah bin Mübarek ve Süfyan bin Uyeyne (Allah hepsinden razı olsun) talebeleri arasındadır. Daha gençlik çağında 18 yaşlarında amcasından kalan mirası almak için Buhara’ya gitmesi ve yol güzergâhındaki şehirlerde ilim meclislerine katılması onun ilme düşkünlüğünün en güzel örneğidir.


O bir defasında altmış yıldır ilimle uğraştığını belirtmiştir. Hocası Asım b. Ebi’n-Nucud ileriki yaşlarında Sufyan’ı gördüğünde “Ey Sufyan! Sen bize küçükken gelirdin, biz ise sana büyükken geliyoruz.” diyerek onu övmüştür. Zehebî; Sevri’nin, yüz otuz tabiin âlimiyle görüştüğünü ve yaklaşık altı yüz kişiden ilim öğrendiğini kaydederek, bin civarında öğrencisinin olabileceğini belirtir.

Nafile ibadetleri çoğalt; Allah’a yaklaşırsın, cömert ol, ayıpları örtmeye çalış, bu vesileyle Allah hesabını kolaylaştırır ve korkularını hafifletir.

Süfyan es-Sevri maîşet temini için ticaretle de meşgul olmuş, fakat zamanının ekserisini ilim neşrine ayırmıştır. Hadis ilminde “Emiru’l-mü’minîn” sıfatını hak kazanacak bir seviyeye ulaştı. Kuvvetli hafızası sayesinde hadisleri yazarak değil, ezberden

Hayatının büyük bir kısmı memleketi Kufe’de

naklederdi. Hâfızası çok kuvvetli olan Süf-

geçen Süfyan, Abbasî halifesi Ebu Cafer zama-

yan(r.h) şöyle demiştir: “Hâfızam, kendisine tevdi ettiğim hiçbir şeyde bana ihânet etmedi.”

nında kadı tayin edilmek istenen Ebu Hanîfe, Mısar bin Kudam ve Şüreyk'in dördüncüsüy-

“İnsan için hadisten daha faydalı bir şey yoktur”

dü. Kaçarak bir gemiye sığındı ve kadılıktan

diyerek hadise büyük değer atfeden Süfyan’ın

kurtuldu. Önce Medine'ye sonra Mekke'ye

hadis ilmine ayrı bir önem verdiği, onu “Dünya

hicret etti. Bu yıllarda ekonomik durumu daha

ilimlerinin en hayırlısı” olarak nitelediği bilin-

da kötüleşmiş, hatta zaman zaman günlerce aç

mektedir.

kaldığı bile olmuştur. Vefatına yakın Basra’ya

Asrındaki müfessirlerin büyüklerinden biri

göçtü ve orada vefat etti.

olan Süfyan es-Sevri’nin(r.h) ilimlere dair gü-

Birçok defa yaya olarak hacca gitmiş ve Mek-

nümüze kadar ulaşan ‘Tefsiru Süfyan Sevri’ adlı

ke-i Mükerreme’ye gittiği zaman halk başına

bir tefsiri vardır.

toplanır, bilmedikleri ve anlayamadıkları hu-

Hadis ve fıkıh ilminde yüksek derecede olup

susları ona sorarlardı. Hepsine teker teker ce-

müctehid olan Sevri(r.h), haram ve şüpheli

vap verir, sorularını cevaplandırırdı.

şeylerden sakınmada son derece dikkatliydi.

Bir gün bir adam: “Peygamber Efendimiz buyu-

Hicrî V. asra kadar fıkhî görüşü ve fetvalarıyla

ruyor ki: “Çok et yenen bir hâne halkından Alla-

amel edilmiş, fıkhına tâbi olanlara Sevrî denil-

hu Teâlâ nefret eder.” ‘Buradaki hâne halkından

mişti. Nitekim Cüneyd el-Bağdadî, Hamdun

murâd nedir?’ diye sorduğunda şöyle cevap

el-Kassar onun fıkhıyla amel eden meşhur

vermiştir: “Gıybet edenlerdir. Çünkü gıybet eden-

kimselerdi. Sevrî Mezhebi hicri VII. asra kadar

ler başkalarının etini yerler.”

varlığını sürdürebilmiştir.

Bilinen en meşhur eserleri Fıkıhla ilgili el-Ca-

Hadis, fıkıh, tefsir gibi ilimlerde zamanın eşsiz-

miu’l-Kebir fi’l-Fıkhi ve’l-İhtilaf, Camiu’s-Sagir

lerinden; edep ve tevazuda, alçak gönüllülükte

ve İslâm miras hukuku alanında kaleme aldığı

benzeri azdı.

el-Ferâiz’dir.

ŞEVVAL 1437

47


Temiz kalpli ol, bedenini günahlardan arındır. Mideni haramlardan koru, bil ki haramla beslenen beden cennete giremez. Gözlerini haramdan sakındır, ihtiyaç dışında dolaşma, hikmetten başka bir şey konuşma, sahip olmadığın bir şeye el uzatma. Kalan ömrün için korku ve hüzün içerisinde ol, dini hususta başına ne geleceğini bilemezsin.

Zühdü Bir kişi Süfyan es-Sevri’ye iki altın getirir ve “Babam sizin dostlarınızdan ve talebelerinizden idi. Bu iki altın, onun bana mirâs bıraktığı helâl paradandır. Bunu kabul ediniz" dedi. O, altınları oğluna verip geri götürmesini emretti ve “Onun babasıyla olan dostluğum ve muhabbetim Allah içindi” dedi. Çocuğu altınları iade edip gelince, babasına; “Ey babacığım! Bizim bu paraya ihtiyacımız vardı. Bu durumda sen yine o altınları kabul etmedin.” deyince; ihlasın yaşanılır örnekliğini şu şekilde ifade etti: “Ey oğlum! Sen yemeyi, içmeyi düşünüyorsun. Ben, Allah için olan muhabbeti verip de kıyâmette zararını göreceğim dünyâ sevgisini düşünüyorum.”

Son Nefese Kadar İmanla Yaşama Endişesi Süfyan es-Sevrî(r.h) bir gün yanında biri olduğu halde Mekke’ye gidiyordu. Yolda hep ağlıyordu. Yanındaki kişi: “Günahların sebebi ile mi ağlıyorsun?” dedi.

48

TEMMUZ 2016

O: “Günahlarım çoktur. Lâkin beni en fazla endişelendiren ve ağlatan şey acaba imanımı muhâfaza edebilecek miyim korkusudur” dedi.

Ali B. Hasan Es- Sülemi’ye Nasihatleri (2) “Ey kardeşim! Amel ve sözlerinde riyadan sakın, riya şirkin ta kendisidir. Kendini beğenmekten sakın, salih amelin içerisinde ucb’un(kendini beğenmek) yeri yoktur. Elde etmiş olduğun dünyalık sebebiyle fazla gülme, sevinme ki Allah’tan aldığın desteğin artsın. Ahiret için amel işle, dinde muvaffak olman için Allah sana yeter. Gizli hallerini düzelt ki Allah da senin açık hallerini düzeltsin. Günahlarından dolayı ağla, hüzünlen Allah’ın yakın dostu olursun. Sakın gafillerden olma, bilesin ki Allah senden asla gafil değildir, Allah’ın senin üzerinde sayamayacağın kadar hakkı vardır, bunları eda etmeyi unutma, bil ki Allah bunlardan dolayı seni kıyamet gününde hesaba çekecektir. Temiz kalpli ol, bedenini günahlardan arındır. Mideni haramlardan koru, bil ki haramla beslenen beden cennete giremez. Gözlerini haramdan sakındır, ihtiyaç dışında dolaşma, hikmetten başka bir şey konuşma, sahip olmadığın bir şeye el uzatma. Kalan ömrün için korku ve hüzün içerisinde ol, dini hususta başına ne geleceğini bilemezsin. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Bütün hamd O’nadır. O diriltir ve öldürür, hayrın tümü O’nun elindedir. Bütün güç ve kuvvet ancak yüce ve azim olan Allah iledir. Ey kardeşim! Günlerini, gecelerini ve saatlerini boşa harcama, boşa geçen vakitlerini bâtıl şeyler doldurur. Kıyamet günü için salih amelde bulun Allah’ın rızasına ancak amel ve itaat ile ulaşılır. Nafile ibadetleri çoğalt; Allah’a yaklaşırsın, cömert ol, ayıpları örtmeye çalış, bu vesileyle


Allah hesabını kolaylaştırır ve korkularını hafifletir. İyilikte bulunmayı çoğalt. Allah kabrinde sana yardım eder. Haramların tümünden sakın, takvalı ve vera sahibi kimselerle ol, imanın tadını alırsın. Dini hususlarda Allah’tan sakınan kimselerle istişare et, Allah’ı çokça zikret, Allah seni zahit kimselerden kılar. Ölümü çokça hatırla, bu sebeple Allah sana dünya işlerini basit kılar.

Süfyan es-Sevri(r.h), Basra’da karnından hastalandığından dolayı sürekli abdesti bozuluyordu. Abdestsiz ölmek korkusuyla onun o gece altmış defa abdest aldığı ve hasta haliyle hep namaz kıldığı rivayet edilmiştir.

Cenneti arzula, Allah seni itaatte muvaffak kılar. Cehennemden endişelen, Allah sana musibetleri basit kılar. Cennet ehlini sev, kıyamet günü onlarla beraber olursun.

su kabı yetmiyor. Benim gibi birine, hiç Cennet’i

Ey kardeşim! Gizli ve açık her işinde ölüp dirileceğine yakinen inanan kimsenin korktuğu gibi Allah’tan kork.

Süfyan es-Sevri(r.h) artık son anlarını yaşıyor-

Ey kardeşim! Şunu bil ki dirilip Cebbar olan Allah’ın huzurunda duracaksın ve seni hesaba çekecek ardından iki diyardan birine gideceksin, ya ebedi naim cennetine ya da her türlü azabın bulunduğu, ölümün bulunmadığı ebedi cehenneme… Artık bağışlanma, cezalandırma korku ve ümit arasında ol, Tevfik Allah’tandır.

verirler mi?”

du. Yastığının altından içinde bin altın bulunan bir kese çıkardı ve “Bunu sadaka olarak dağıtın” dedi. Orada bulunanlar hayret edip, “Allah, Allah! Bu zât, dünya malına kıymet vermez, yanında dünyalık bulundurmaz, hatta dünyalık olan hediyeleri de kabul etmezdi. Bu kadar para biriktirmesinin hikmeti nedir?” diye birbirlerine sordular. Söylediklerini işitince onlara şöyle dedi: “Bu para ile dinimi ve be-

Allah bizi bağışlananlardan eylesin(amin).”

denimi korudum. Şeytan elbisen ve yiyecek şey-

Vefatı

lerin yok, bunlar için dünyalık kazan” diye ne

Süfyan es-Sevri(r.h), Basra’da karnından hastalandığından dolayı sürekli abdesti bozuluyordu. Abdestsiz ölmek korkusuyla onun o gece altmış defa abdest aldığı ve hasta haliyle hep namaz kıldığı rivayet edilmiştir. Vefâtı yaklaştığında çok ağlıyordu ve şöyle diyordu: “Ölmeyi çok arzu ediyordum, lâkin şimdi ölümümün nasıl olacağını bilemediğim için çok korkuyorum. Bu sefere çıkmak gayet güçtür. Başka seferlere çıkmak gibi, bir âsâ ve bir

kadar vesvese vermiş ise her defasında; “İşte altın” deyip, bu altınları göstererek onu başımdan kovdum. Bu altınları ona karşı silah olarak kullandım.” Bundan sonra kelime-i şehâdet getirdi ve ruhunu teslim etti. Vefat ettiği gece; “Verâ ve dinde hassasiyet sahibi olan Süfyân vefat etti” diye bir ses duyuldu. 778 (h.161)de 64 yaşında Basra’da vefat etti.

ŞEVVAL 1437

49


Sözleri

Talebeleri Hakkında Ne Dediler?

• Cömert ol. Bununla Allah Teâlâ, sana hesabını kolay yapar.

Evzâî: “Süfyan’dan başka halkın gönül rızasıyla

• Edep öğrenilmeden ilim öğrenilmez.

ği kimse kalmadı” der.

• Çok iyilik yap. Kabrinde sana arkadaş olurlar.

Şu’be: “Süfyan’ın hıfzı benden daha kuvvetli-

• Haramlardan sakın. İmanın tadını duyarsın.

dir. Süfyan, bir kimseden bana her ne rivayet

• Takvâ ve verâ ehli olup haramlardan ve şüphelilerden uzak duranlar ile oturup kalk.

Süfyan’ın rivayet ettiği gibi bulmuşumdur.” der.

• Dinin ve âhiretin hususunda Allah Teâlâ’dan korkan kimselerle istişâre et, onlara danış.

etmişse, onu o kimseye sorduğum vakit bana

Yahya b. Said: “İnsanların hıfzı en kuvvetli olanı Süfyan, sonra Şu’be idi.”

• Hayırlı işlerde acele et. Allah Teâlâ, seninle günah olan ve kötü şeyler arasına perde yapar.

İbnü’l-Mübârek:

• Allah Teâlâ’yı çok an, seni dünyaya düşkün yapmaz.

yan’dan daha bilgilisini görmedim.”

• Ölümü çok hatırlarsan, Allah Teâlâ sana dünya işini hafif kılar.

Mâlik, Evzâi ve Hammad”

• Cennet’e kavuşmaya arzulu olursan, Allah Teâlâ seni beğendiği işleri yapmaya muvaffak kılar.

“Yeryüzünde

Süfyan’dan

daha bilgili, âlim kimse tanımıyorum.” İbn Uyeyne:“Helal haram konusunda Süf-

İbn Mehd: “Hadis imamları dörttür: Süfyan,

Eserleri 1. el-Camiu’l-Kebir fi’l-Fıkhi ve’l-İhtilaf 2. el-Camiu’s-Sağir

• Cehennem ‘den korkarsan, dünya musibetleri sana hafif ve kolay gelir.

3. Kitabu’l-Feraid282 ve’l-Mevaris

• Cennet ehlini seversen, kıyamet günü onlarla beraber olursun.

5. Risaletun ila Abbad b. Abbad el-Ersufi

• Açıkta ve gizlide ilk işin; Allah Teâlâ’dan korkup, yasakladığı şeylerden sakınmak olsun.

7. Kitâbü’l-İ’tikâd

• Allah Teâlâ’dan şöyle kork: “Ölmüşsün, kabirde başına gelenleri görmüşsün, sonra kıyâmet kopup diriltilmişsin, sonra haşr olup Allah Teâlâ’nın huzurunda durmuş dünyada yaptıklarından hesaba çekiliyorsun, bu sıradaki sıkıntılarla karşılaşıyorsun, sonra cennet ve cehenneme gidiyorsun. Eğer Cennet’e gidiyorsan, ebedî nîmetlere kavuşuyorsun. Cehennem’e gidersen, çeşit çeşit azaplar göreceksin ve orada ölüp kurtulma da yok. İşte bütün bunları görüp başına bir musibet gelmesinden nasıl korkuyorsan, Allah Teâlâ’dan da öylece kork!”

50

ve güvenerek kendisine kulak verip dinleyece-

TEMMUZ 2016

4. Kitabu Adabı Sufyan es-Sevri 6. Kitabu’t-Tefsir

------------------------

1. (Buhari, Fedailü Ashabi’n Nebiyy 1; Müslim, Fedailü’l-Ashap 210-214; Ebu Davud, Sünne 9; Tirmizî, Fiten 45) 2. Tehzibu Hilyetu’l Evliya, c. 2, s. 459

Kaynakça: 1. Süfyan Sevri, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi 1986 - Temmuz, Sayı: 5, s.22. 2. Süfyan es-Sevrî’nin Usûl-ü Fıkhının Genel Özellikleri, Abdlkadir Tekin, Iğdır Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 6, Ekim 2015. 3. Süfyan es-Sevri’nin Hayatı ve Eserleri, Ömer Faruk Akpınar, Usul Dergisi, 22(2014/2), 115 – 168.


İSLAM COĞRAFYALARI

Metin Eken

ENDONEZYA 2

Açe Bölgesinde Bir Hafta

İslam Coğrafyaları yazı dizisinin bu sayısında geçtiğimiz yazıda da belirttiğimiz üzere sizlere, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Ramazan vesilesiyle yaklaşık 80 ülkeye gerçekleştirdiği insani yardım faaliyetleri kapsamında geldiğimiz Endonezya Açe’den sesleneceğiz. Şimdi gelin Açe’deki Ramazan serüvenimize en başından başlayalım.

Türk Hava Yollarının TK 0060 sefer sayılı uçağıyla gerçekleştirdiğimiz yaklaşık on bir saatlik yolculuğun ardından Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a ulaştık. Güneydoğu Asya’nın en zengin Müslüman coğrafyalarından biri olan bu şehirde bir gece geçirdikten sonra ise, Air Asia seferi ile Sumatra Adası’na ve adanın en önemli şehirlerinden biri olan Banda Açe’ye vasıl olduk. Darüsselam olarak da bilinen Açe hakkında geçmiş sayılarda vermiş olduğumuz malumattan da hatırlanacağı üzere Açe, Endonezya’nın diğer şehirlerinin aksine İslam Şeriatı’nın yaygın bir şekilde uygulandığı özerk bir bölge. Aslında Açe’nin bugünkü durumunu anlamak için biraz geçmişine bakmak bizlere bazı ipuçları sunabilir. Açe bölgesi her ne kadar bugün Endonezya sınırları içerisinde bulunsa da bu

ŞEVVAL 1437

51


durum, sömürgeci Hollanda’nın bölgeden ayrılırken takımadaları Endonezya idaresine bırakmasıyla vuku bulan bir hadisedir. Nitekim Açe erken dönemlerden itibaren bağımsız devlet ve sultanlıkların merkezi olmuştur. Müslümanlar bölgede henüz 13. Yüzyılda bir devlete sahiptir. Aynı yüzyılda bölgeye seyahatler gerçekleştiren Marco Polo eserlerinde bu imparatorluktan bahsetmektedir. 1500’lü yıllara gelindiğinde ise, Portekiz sömürgeciliğine karşı mücadelelerin sonucunda bölge Açe İslam Sultanlığı adıyla birliğe kavuşmuş ve bu birlik uzun yıllar devam etmiştir. Portekizlilere karşı verilen mücadele sürecinde Açe İslam Sultanlığı Osmanlı devletine bir heyet göndererek Portekiz saldırılarına karşı dönemin halifesinden yardım istemiştir. Bu kafilenin yaklaşık iki yıllık bir deniz yolculuğu sonucunda İstanbul’a ulaştığı ve hilafet makamına hediye olarak sunulmak istenen bir gemi dolusu pirinç ve yerel yiyeceğin de bu yolculuk sırasında tüketildiği anlatılagelmektedir. İstanbul’a ulaşan kafile II. Selim biatlarını sunmuş ve bu dönemde Osmanlı’dan pek çok sanatkâr, top ustası, ilim adamı ve asker kafileler şeklinde Açe’ye gönderilmiştir. Bölgeye gelen askerler buraya yerleşmiş, bölge halkıyla evlilikler yaparak zaman içerisinde yerel halkın bir parçası olmuştur. Bugün hala Açe’de bulunan Osmanlı askerlerine ait mezarlığın bakıcılığını üstlenen Azime isimli görevli de kendi dedelerinin Osmanlı’dan geldiğini heyecanla dile getirmektedir.

52

TEMMUZ 2016

Hollanda sömürgeciliği döneminde ise bölge halkının önemli bir mücadele verdiği bilinmektedir. Nitekim bu bağımsızlık mücadelesi 20. Yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. 1940’lı yıllarda da Japonya istilasına karşı mücadele başlamıştır. İkinci dünya savaşının ardından bölgeden çekilen Japonların yerine yeniden Hollandalılar gelmiş ve bölgeyi Endonezya’ya bağlayan bu günkü haritanın sınırları bu şekilde oluşmuştur. İşte bu tarihsel sürecin ardından Açe bölgesi bugünkü otonom halini almıştır. Gerçekten de Açe bölgesi, Endonezya’nın diğer bölgeleri ile kıyaslandığında farklılığını hemen ortaya koymakta, İslam’ın bölgeye hâkim renk olduğu bir bakışta anlaşılmaktadır. Açe’deki ilk günümüzde İhh’nın bölgede yaptırmış olduğu yetimhaneye konuk olduk ve birkaç günümüzü bu yetimhanenin misafirhanesinde geçirdik. Ümmetin minik yetimleri Türkiye’den gelecek olan kardeşlerini yüzlerindeki kocaman gülümsemelerle karşıladı. Araçlarımızdan iner inmez hep bir ağızdan – Es selamun aleykuuum, Hoş geldiniz babaaa… diyerek selamladılar bizleri. Evet, buradaki minikler Türkiye’den gelen tüm erkeklere “baba” kadınlara ise “anne” diye sesleniyorlardı. Açe’deki İstanbul yetimhanesinin ilk görevlileri onları öylesine kucaklamış, bir anne ve baba gibi üzüntülerinde ve sevinçlerinde öylesine beraber olmuşlar ki onlarla, o günden bu yana Türkiye’den gelen Müslümanlara böyle seslenir olmuşlar. Bu durum bizi ziyadesiyle duy-


gulandırdı. İşte o an biz de gerçekten onların babası gibi hissettik kendimizi. Kimi yavrular tsunami felaketinde kaybetmişti ailelerini, kimileri ise yetim doğmuştu… (1) Yetimhanede geçirdiğimiz Ramazan ayına denk gelen günlerde bütün yetim çocuklarımız yetimhane programlarına sıkı sıkıya riayet ediyorlardı. Açe’de Ramazan ayında tüm öğrencilerin okulları tatil olduğundan vakitlerini yetimhanede geçiren yetimlerimiz tüm vakit namazlarını cemaatle kılıyor, haftada birkaç gün mutlaka gece namazına kalkıyor, sabah ve akşam namazlarından sonra ise, Hasan el Benna’nın el Me’surat isimli zikir kitabını ezbere tekrar ediyorlardı. Bu durum onlarda güzel bir gelenek haline gelmişti. Mescitte ellerinde minik Kur’anlarıyla sürekli mırıldanan çocuklar ise ortamın havasına ayrı bir güzellik katıyordu. Bizleri görünce utanarak hemen gözlerini kaçıran minikler ellerindeki Kur’anlara yöneliyor, tamamlamaları gereken cüzlerinde devam ediyorlardı. Yetimhanemizdeki ilk gecemizde teravih namazının hemen ardından misafirhanede istirahate çekilmiştik ki, dışarıdan gelen sesler ilgimizi çekti ve kapıya yöneldik. Dışarıya çıktığımızda her yerden Kur’an tilaveti sesleri geliyordu. Yetimhane görevlisine bu durumu sorduğumuzda tüm cami hoparlörlerinden sabaha kadar Kur’an okunduğunu söyledi bizlere. Gerçekten de takip eden gecelerde şehirde yaptığımız gezintiler sırasında da fark ettiğimiz üzere tüm Açe sokakları sabaha kadar Kur’an

tilavetiyle dolup taşıyordu. İçimize huzur veren bu sesler, bu minik Güney Asya beldesine biraz daha bağlıyordu bizleri. Açe’deki ikinci günümüzde ise, bölgede yer alan bir diğer yetimhaneye konuk olduk. Yetimhanede bölgedeki fakir ailelere de kumanya yardımı yapıldı. Ancak burada gözümüze çarpan en önemli ayrıntı ise halkın yardımları düzen ve intizam içerisinde büyük bir sükûnet ve vakarla kabul etmesiydi. Güney Asya’nın bu samimi, utangaç ve bir o kadar da onurlu Müslümanları kalplerimizi bir kez daha fethediyordu. İftar vaktine gelindiğinde ise yetimhanede büyük bir sofra kuruluyor, halk da bu iftara iştirak ediyordu. Ezanın okunmasıyla birlikte su ve ufak tatlılarla oruçlarını açan Müslümanlar bir anda sofralarını bırakıp cemaatle namaz için mescitlere akın ediyordu. Türkiye’deki iftar sofralarında harcadığımız saatleri düşündüğümüzde bu güzel davranış karşısında bir kez daha iç çekiyorduk. İftarda tıka basa yemek yiyip yürüyemez hale geldikten sonra namazlarını zar zor kılan ülkemiz Müslümanları geliyordu aklımıza… Açe’deki gezilerimiz sırasında şahit olduğumuz bir diğer durum ise, Camilerin bu ülkedeki çokluğu, temizliği ve yerli yerince kullanılmasıydı. Her namaz öncesinde kubbelerde nasihatler yankılanıyor, halk da bu nasihatlere katılmaya büyük özen gösteriyordu. Bölgede yer alan bazı camilerde hala yemek ve toplantı salonlarının, şer’i mahkemelerin ve cami personeline ait odaların bulunduğunu işitiyor ve

ŞEVVAL 1437

53


camilerin toplumda merkezi bir rol oynadığına dair kanaatlerimiz güçleniyordu. Takip eden günlerimizde de Açe bölgesinde yer alan yetimhane ziyaretlerine, kumanya dağıtımı ve iftar organizasyonlarına devam ettik. Banda Açe bölgesine yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta yer alan Lhokseumawe şehrinde yetimlerle buluştuk. Bu şehirde geçirdiğimiz günü bizler için özel kılan en önemli hadise ise Arakanlı Rohingya Müslümanlarının kampına gerçekleştirdiğimiz ziyaretti. İngiltere tarafından Myanmar kontrolüne bırakılan ve bu tarihten itibaren de 1,3 milyonluk nüfusuyla tecrit, baskı ve zulüm politikalarının esiri olan Rohingya Müslümanları ile Açe’de karşılaşmak bizleri ziyadesiyle memnun etmişti. Her bir kardeşimizle coğrafyalarımız arasındaki mesafelerin aksine yakınlaştırdık kalplerimizi, her biri ile kucaklaşıp musafaha ettik. Açe bölgesine gerçekleştirdiğimiz bu yardım faaliyetlerinin yanı sıra bölgeyi de gezme imkânı bulduk. Ve bu geziler bölge halkı ve ülkedeki Müslümanların ahvali üzerine gözlem yapma imkânı sundu bizlere. Bu gözlemlerden bazıları tsunami faciasıyla ilgiliydi. Bilindiği üzere, tarihler 26 Aralık 2004’ü gösterdiğinde Açe’liler çok kuvvetli bir depremle sarsılmış, bu sarsıntının şoklarını dahi atlatamadan denizden hızla gelen dev dalgaların etkisiyle bölge adeta bir yıkımı yaşamıştı. 230 bin kişinin öldüğü 1 milyona yakın Açe’li Müslümanın mağdur olduğu Tsunami felaketi bölgeyi adeta yangın yerine çevirmişti. Bu felaketin izlerini bugün dahi görmek mümkün. Gezimiz sırasında bu izleri takip etmek için ziyaret ettiğimiz Tsunami müzesi o anları adeta tekrar yaşattı bizlere. Bununla birlikte, tsunamide sürüklenen ve bir binanın çatısına oturan gemiyi gördüğümüzde olayın vahametini daha yakından hissedebilme imkânı bulduk. Fotoğraflarda görülen balıkçı tekneleri tsunami sırasında bölgedeki evlerin çatısına otur-

54

TEMMUZ 2016

muş. Ve bu gemiler bölge yönetimi tarafından muhafaza edilerek insanların ziyaret edip ibret alacağı bir vesikaya dönüştürülmüş. Ancak bölge halkının sahip olduğu tevekkül duygusu ve sabır o denli kuvvetli ki bu ağır felaketin altından kalkabilmeyi başarmışlar. Ve neredeyse tamamen tahrip olan bölgeyi Allah’ın da yardımı ile yeniden bayındır kılmışlar. Açe’den ayrılma vakti geldiğinde bu kısa süre içinde yaşadıklarım canlandı gözlerimde ve buruk bir his kapladı yüreğimi, bu güzel insanlardan ayrılmak gerçekten de zor geliyordu. Hele ki yetimlerden ayrılmak… Tekrar yetimlerden bahsetmişken siz okurlara onlarla yaşadığım güzel bir anımı sunmak istiyorum. Açe seyahatimiz boyunca belki de beni en çok etkileyen olaydı bu. Yetimhanelerimizde gerçekleştirilen bir program sonrası ara vermiştik. Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Bir duvara yaslanmış etrafı seyrediyordum. Yüzümdeki yorgun ifadeden anlamış olacaklar ki yetim çocuklar yetimhane görevlisine gidip neden yorgun olduğumu sormuşlar ve üstüne de neden onlara iyi bakmıyorsunuz, onlara yemek yedirin ki kendilerini iyi hissetsinler, biz onları hep mutlu görmek istiyoruz gibi sözler söylemişler. Bu durum yetim kardeşlerimizin bizlerle nasıl da yakından ilgilendiğinin çok güzel bir örneği olmuştu. Ve tabi bizleri de ziyadesiyle duygulandırdı. Şüphesiz ki bölgeye dair anlatılacak çok şey var. Ancak bu kısa yazıda sizlere izlenimlerimizin ancak bu kadarını sunabildik. Gelecek yazılarda görüşmek dileğiyle. Darusselam Açe’den selam ve dua ile… ------------------------

1. Yüce Allah nasip ederse önümüzdeki sayımızda Açe İstanbul yetimhanesi müdürü Ramazan Bey ile yetim çocuklarımızın deyimiyle Baba Ramazan ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlerle paylaşacağız.


SERBEST KÖŞE

Derya Fıçıcı

"Ya Sabır”

Allah’ın Es- Sabur (Çok Sabreden) İsmi

Y

üce Allah’ın sabır sıfatı, kulların sabrından farklıdır. O’nun sabrı tam bir kudrete sahiptir. Kulların ise gücü, kuvveti sınırlıdır. Yüce Allah, sabretme nedeniyle hiçbir acı ve üzüntü duymaz, hiçbir yönden noksanlığı bulunmaz. Kullar ise sabrettiklerinde acı, üzüntü ve sıkıntı duyabilirler.

sidir. Hâlbuki bana, ilk yaratmak, yeniden yaratmaktan daha kolaydır. Onun bana uygun olmayan sözler sarfetmesi ise “Allah, çocuk edinmiştir.” demesidir. Hâlbuki ben Samed’im, hiçbir şeye muhtaç değilim. Doğurmadım, doğrulmadım. Hiç kimse bana denk değildir.” (Buhari-Nesai)

Yüce Allah’ın sabrı ile kulların sabrı arasındaki fark, Allah’ın diğer isim ve sıfatları ile kulların arasındaki fark gibidir. Örneğin, Allah (celle celaluhu)’nun diri olması ile kulların diri olması, O’nun bilmesi ile kulların bilmesi, O’nun işitmesi ile kulların işitmesi arasındaki fark gibidir.

Allah sabredenlerle beraberdir. Rabbil Âlemin, kulundan nasıl ve neye karşı sabırlı olmasını ister?

Kullarının O’nu uygun olmayan her türlü şeye nispeti, sıfatlarını zedelemeleri, ayetlerini yalanlamaları, isyan, küfür ve şirk koşmaları, peygamberlerini yalanlamaları ve bütün bunlara sabrı, ilminin ve kemalinin büyüklüğündendir. Çünkü O, aynı zamanda El- Halim’dir. Yani günahları bağışlayan ve cezalandırmada acele etmeyen, öfkesine yenilmeyen, cezalandırmaya gücü olduğu halde bağışlayan, sabrı ilminden olandır. Sebepsiz olarak değil, bilgisi kendisinde saklı olan sebepler dâhilinde sabredendir. “Âdemoğlu beni yalanlıyor, bu ona yakışmaz. Âdemoğlu bana uygun olmayan sözler sarfediyor, bu ona yakışmaz. Onun beni yalanlaması “Beni ilk yarattığı gibi yaratamayacak” deme-

55

TEMMUZ 2016

Kul için sabır; kişinin kendisini Allah’ın hudutlarına kilitlemesidir. Allah’ın sınırlarında kalan, nefsinin arzu ve isteklerine karşı Allah’ın emir ve yasaklarına bağlı kalan... “Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.” (Yusuf, 24) Burada Yusuf (aleyhisselam)’ın Allah’tan korkması, O’na sığınması sebebiyle Allah (celle celaluhu)’nun da peygamberini korumasını görüyoruz. Yani “Allah sabredenlerle beraberdir” derken, Allah kendisine sığınan, kendisine yönelenlerin yardımcısıdır, koruyucusudur. Kim Yusuf (aleyhisselam) gibi Allah’ın sınırlarına sığınır, O’ndan korkarsa Allah da kendisini her

ŞEVVAL 1437

55


türlü çirkinlikten uzak tutar ve korur. Yusuf (aleyhisselam) üç şekilde sabretmiştir: Allah’ın takdir ettiğine Allah’ın emirlerine Allah’ın yasaklarına sabrederek Allah ile beraber olmuştur. Kişi nasıl ki belirli merhalelerden geçmeden ve ilim almadan doktor, mimar, mühendis olamıyorsa, ilim ve takvayla kemal derecesine ulaşabilmek, o dereceye yükselebilmek de, sabır sahibi olmakla mümkündür. İnsanlık tarihi boyunca imanlarını canları pahasına koruyan Allah’ın mümin kulları varolmuştur. Ve kıyamete kadar da o sabırlı mümin kulları var olacaktır. Onlardan bir topluluk Kuran-ı Kerim’deki Buruc Suresinde geçmektedir. “Kahrolsun yerde hendekler kazıp Müslümanları yakmak için hendekler kazanlar!” Öyle bir ateş ki alev alev yanan... Hani o zalimler o ateşin başında müminlere yaptıkları azap ve işkenceleri seyrederlerdi. Buruc Suresinde Ashab-ı Uhdud’un çektiği sıkıntılar, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e çeşitli rivayetlerle bildirilmiştir. O Uhdud Ashabı bizler için en güzel sabır örneğidir. Belki bugün müslümanlar için kazılmış

Ve sabır düşer müminlere... Sabır durağan bir hal değil, aktif bir haldir. Örneğin evimize hırsız girse diğer odada bulunan aile fertlerine saldırsa, sanırım ellerimizi Allah’a açıp, “Ya Rab, sen yardım et” diye sabretmeyiz. Anında harekete geçip gücümüz yettiğince hırsıza karşı koyar ve işte o an Allah’tan yardım isteriz.

ateş hendekleri başka şekillerdedir. Bugünün zalimleri, müslümanlara, içinde ateş olduğu görülmeyen, farkedilmeyen türlü hendekler kazmıştır. Dinlerinden dönsünler, Allah’ın hudutlarından ayrılıp kendilerine tabi olsunlar diye. Televizyon, sosyal medya, internet, sokaklarda boy boy hazırlanmış billboardlarla, eğitim kurumlarıyla sıra sıra hazırlanmış haram çukurları, zina, alkol, faiz dolu hendekler, içine atılan müslümanlar ve müslüman evlatları... Ve sabır düşer müminlere... Sabır durağan bir hal değil, aktif bir haldir. Örneğin evimize hırsız girse diğer odada bulunan aile fertlerine saldırsa, sanırım ellerimizi Allah’a açıp, “Ya Rab, sen yardım et” diye sabretmeyiz. Anında harekete geçip gücümüz yettiğince hırsıza karşı koyar ve işte o an Allah’tan yardım isteriz. Doğru sabır, aktif olan, bizi harekete geçiren sabırdır. Yıllardır İslam coğrafyalarında müslümanlara yapılan onca eziyet zulüm karşısında ve Allah’ın dini ile alay edilmesi, Peygamberine hakaretler edilmesi karşısında gerçekten doğru sabrı gösterebildik mi? İslam davası uğruna ölümüne sabır... Firavun’un sarayında bir kadın gelir aklımıza; Firavun’un kızının kuaförü. Firavun’un kızının saçlarını tararken tarağı yere düşürür ve “Bismillah” diyerek tarağı yerden alır. Firavun’un kızı sorar: “Sen babamdan başka Rab mi edindin?” Kadın itiraf eder: “Rabbim Allah’tır.” der. Haber Firavun’a ulaşır. Kaynar suya atılmak üzere ateş yakılır. Ve kadının kucağında bebeği... Tam atılacağı sırada tereddüt eder, yavrusuna acır ve bebek dile gelir: “Anne atla, sen hak üzeresin.” Ve sabrın en son anında gelmiştir Allah’ın yardımı... “Atla, sen hak üzeresin.” Ya Rab! Bize göstereceğin her türlü hayra muhtacız. Ya Rab! İmanın elde kan, ateş olduğu şu dönemde üzerimize sabır yağdır ve bizlere senin yolun üzere hakkıyla sabretmeyi nasib eyle... Allahumme Amin... Selam ve dua ile…

56

TEMMUZ 2016

ŞEVVAL 1437

56


SERBEST KÖŞE

Ümit Şit

İNSANLIĞIN GİZLİ DÜŞMANLARI;

TELEVİZYON VE MAHİYETİ

T

elevizyona her ne kadar kitle iletişim ve eğlence aracı deseler de aslında en etkili

timsiz bir şekilde dünyayı yöneten ve insanlara

kitle hipnoz aracıdır. TV’ler günümüzde her

kendi menfaatlerini gözeterek ilerlemektedir.

evin aile ortamına, mahremine girmiş ve köklü

Bu ilerleyiş insanlığın yararına olmayıp Fira-

değişim sağlayarak doruk noktasına ulaşmıştır.

vunların kasalarını doldurarak, insanlığa boş

Biz TV’lerin içinde şeytanların var olduğunu,

zaman değeri biçmek, bu boş zamanda ise eğ-

yakılması, gömülmesi, balkonlardan aşağı atıl-

lence dünyasına sürükleyip tüketime sevk et-

mak suretiyle imha edilmesi gerektiğini zahir

mek, dünya sahnesinde gerçekleşen olayların

mana itibari ile telaffuz ederek seviyeyi düşü-

dışına iterek insana modern köle rolünü üst-

recek değiliz. Ancak TV’lere bir odanın vazge-

lendirmektir. Şuurları dondurulan insanları,

çilmez dekor eşyası olarak bakıp masumane bir

tek gerçek gayenin bu olması yalanına inandır-

tavırla da yaklaşacak değiliz. Günümüzde tek-

maktır. Teknolojiden çok teknoloji ile insanlığı

nolojiyi insanların yararına sevk edip zararına

denetim altına almak isteyenler kendi tahtla-

olanı ise men eden bir denetim mekanizması

rına yapılabilecek bir etkinin önüne geçerek,

bulunmamaktadır. Böylelikle teknoloji dene-

çarklarını döndüren sistemi koruma altına

hükmetme çabasında olan Nemrutların elinde,

ŞEVVAL 1437

57


Milyonlarca dolar sermaye harcanarak yapılan filmler sanırım sırf seni ve beni eğlendirmek için yapılmıyordur. Hollywood bir endüstridir. Kitleleri yeni dinsiz dünya düzeni kalıbına sokma endüstrisi. Neyi giyip neyi giymeyeceğimizi, neyi yiyip neyi yemeyeceğimizi, neyi satın alıp neyi satın almayacağımızı, kimi sevip kimi sevmeyeceğimizi, kime saygı duyup kime saygı duymayacağımızı, kime inanıp kime inanmayacağımızı, neyi önemseyip neyi önemsemeyeceğimizi, neye doğru dediğimizi neye yanlış dediğimizi, bu dünyada ne uğruna mücadele edeceğimizi, ne uğruna mücadele etmeyeceğimizi, zamanımızı ne için harcayıp ne için harcamayacağımızı kontrol eden bir endüstridir.

almak istemektedirler. Amaç Firavuni kölelik sistemini muhafaza etmektir. TV bu kölelik sisteminin yalnızca bir kolunu oluşturmaktadır. TV’ler, Allah Teâlâ’nın “Yaratan Rabbinin adıyla OKU! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı! OKU! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti” (Alak: 1-5) emrini yerine getirmeyen toplulukların, kütüphanelerinden boşalan yerlerini işgal eden bir dekor eşyası olarak da kullanılmaktadır. Ancak tehlike dekorunda değil, mahiyetinde gizlidir. 80’li yıllarda insanları kobaya çevirerek, algılarında kademeli olarak denenen dizi filmler ve çeşitli programlar filizlenerek bu çağda her evin tam ortasında başak vermiştir. TV’ler öncelikle her zaman aile içindeki anneyi etkiler. Onun hoşuna gidecek programlar yapı-

58

TEMMUZ 2016

lır. Amaç; annenin aile içindeki diğer bireyleri de etkileyerek psikolojik bir baskı kurmasıdır. Zamanla anne, eşini ve çocuklarını etkileyerek TV diliyle konuşmaya başlar. Çocuklar annelerine ve babalarına TV’lerdeki karakterlerin davranışlarını sergilemeye başlarlar. Öyle ki; aile TV dünyasındaki ailelere benzerliği kadar modernleştiği ve medeniyetin bu olduğu yalanına inanır. Özlemlerinin bu yapay mutluluk olduğuna kendilerini inandırırlar. Bu kez inanan aileler yaşamlarının tamamını TV‘lerin ellerine vererek, hayat tarzlarına müdahale etmesine izin verirler. Bu yaşam tarzı ise dünyadaki var olma amacından uzaklaştırır. TV’nin program içeriklerine bakıldığında; Allah’ın yasaklarının serbest bırakıldığına hatta teşvik edildiğine, Allah’ın emirlerinin ise küçümsenerek izole edildiğine her bakan göz ve her düşünen beyin şahit olur. Bu sebeple, böylesi toplumlarda yetişen bireyler TV’lerden elde edilen yapay ve kurgulanmış yaşam tarzına sahip olurlar. Ancak bu hayat nizamı asıl dünya ile çatışmaktadır. Böylelikle insanlık; ekranlarla beraber, her evin pencere arkalarını da kontrol edip, insanlık üzerinde hükmetme çabasına giren zalimler tarafından bilerek ve istenerek uygulanan yaptırımlarla zincirlenip, özgürlüğü ellerinden çalınmış bireylere dönüşürler. Giderlerin aksine düşük gelirlere sahip olan insanlar, bunalıma sürüklenerek acı duyma hissini yaşarlar. Gelirleri yüksek olan bireyler ise yaşamlarını gereğinden hızlı tüketerek, manevi bir çöküntü içine girerler. Dünyanın yaşanılmaz bir yer olduğu sendromuna tutulan gençler ise; ya uyuşturucu bağımlılığına ya alkol bağımlılığına ya da aşk adı altında zina bağımlılığına sürüklenirler. Kurtuluşu Allah›ın emir ve yasaklarında değil de eğlence dünyasının emir ve yasaklarını yerine getirmede ararlar ve acıları kısmen dindirme girişimleri, bu bataklığa daha çok saplanmasıyla sonuçlanır. Çünkü alkol, uyuşturucu ve diğer kötü alışkanlıklar TV aracılığıyla filmler üzerinden sürekli teşvik edilir, özendirilir.


TV kanallarının en çok yayınladıkları programlar arasında, insanların hayatlarının büyük bir bölümünü işgal eden, değerli zamanları kendine boyun eğdiren futbol programları yer almaktadır. Elbette ki gençlerimizin kalplerini birbirine yakınlaştıran halı saha maçlarını ve bu tür spor organizasyonlarını kastedemiyoruz. Futbolun eleştirilen yönü; spor olarak oynanması değil, insanların holiganlaşmasını sağlayan ve zaman nimetini öldüren TV’ler aracılığıyla, saatlerce maç izlemeyi ve maç kritiklerini önümüze tekrar tekrar ısıtılmış bir yemek gibi sunulmasıdır. İnsan gerçekten hayatının bu değerli zamanlarını heder etmektedir. Gece yarılarına kadar süren bu saçma ve sonuçsuz tartışmaların sonunda, insan, anlık bir zevkten başka bir şey elde etmeden yatağına dönmekte ve o günün kıymetini yine takdir edememektedir. Oysa zaman bizim için çok değerlidir, ömür bir süredir ve bu süre bize imtihan için Allah tarafından verilmiştir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 35) Anlaşıldığı üzere TV aracılığıyla yayınlanan futbol programları bir bağımlılık oluşturarak zamanımızı heba etmektedir. İnsan fıtratının bir dava gereksinimi vardır. Popüler kültürün üreticileri tarafından bu dava gereksinimi futbola kanalize edilerek kısırlaştırılmıştır. Sahte bir futbol davası oluşturulmuştur. Bu dava kulüp sahiplerini daha çok zenginleştirirken, taraftarlar arasında sahte bir tarafgirlik kurgular. Bu taraftarlık insanların birlik ve beraberliğinin altına dinamit yerleştirir. Komşuluk ilişkilerinin ve haklarının çok önemli olmasına rağmen ki; Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem komşulukla ilgili şöyle buyurmuştur: “Cebrail durmadan bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye ederdi. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu hadisi bu kadar açıkken, futbol taraftarlığı komşular arasında bile kin, nefret ve düşmanlık beslemesine sebep olmaktadır. Bu fanatizm kardeşlik kavramını renklerle parçalamıştır. Müslüman olmalarına rağmen farklı takımın taraftarları birbirine selam bile vermez hale gelebilmektedir. İslam’ın kardeşlik algısı ve hukuku nerede, futbolun kardeşlik vurgusu nerededir? İslam kardeşliğinin sınırları Allah’a ve Rasûlüne iman etmekle çizilmişken, futbol kardeşliğinin sınırları kurgulanmış renklerle çizilmiştir. Allah bu konu hakkında bize şöyle emretmektedir: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat: 10) Kardeşlikle alakalı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmaktadır: “Sizden biri kendi nefsi için arzu ettiğini kardeşi içinde arzu etmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhari, Müslim) Zihinleri hakiki dünya sahnesinden uzaklaştıran filmlerin içeriklerinde de halk üzerinden propagandaya gidilmiştir. Ancak sağlam bir ahlak eğitimi alanların dışında herkes bu tür

ŞEVVAL 1437

59


edeceğimizi, ne uğruna mücadele etmeyeceğimizi, zamanımızı ne için harcayıp ne için harcamayacağımızı kontrol eden bir endüstridir.

filmlerden etkilenirler. Çünkü yönetmenler ve senaristler para ve şöhret karşılığında insanlara her türlü ahlaksızlık mesajını bilinçaltından verirler. Neden mi? Ahlaki yönden zayıflayan bireyler önce utanma duygularını bir kenara atarlar, sonra gururlarını daha sonra ise haysiyetlerini… Manevi yönden hiç bir değeri kalmayan insan ne israfa bakar ne harama ne de helale. Bu tür erdemlik ölçüleri bulunmayan herkes kolayca tüketim çılgınlığında yerini alır. Daha çok tüketim, daha çok para olarak film tüccarlarının, para baronlarının ve insanlığı kontrol altında tutmaya çalışan güçlerin kasalarına akmaktadır. Milyonlarca dolar sermaye harcanarak yapılan filmler sanırım sırf seni ve beni eğlendirmek için yapılmıyordur. Hollywood bir endüstridir. Kitleleri yeni dinsiz dünya düzeni kalıbına sokma endüstrisi. Neyi giyip neyi giymeyeceğimizi, neyi yiyip neyi yemeyeceğimizi, neyi satın alıp neyi satın almayacağımızı, kimi sevip kimi sevmeyeceğimizi, kime saygı duyup kime saygı duymayacağımızı, kime inanıp kime inanmayacağımızı, neyi önemseyip neyi önemsemeyeceğimizi, neye doğru dediğimizi neye yanlış dediğimizi, bu dünyada ne uğruna mücadele

60

TEMMUZ 2016

Aynı endüstri koşulları TV dizileri ve çeşitli zaman öldüren programlar için de geçerlidir. Hepsinde Allah’ın yasakladığı haramlarına sevk eden bir propaganda mevcuttur. Dizi ve sinema filmlerinde amaç insanların zihinlerini esir almaktır. Gerçekte cılız ve ahlaksız olan bir toplumu ideal ve ahlaklı örnek bir toplum olarak göstermek, çeşitli komedi programlarında ise mizah vesile edilerek maddi ve manevi değer taşıyan konular üzerinde ciddi bir tahrife soyunulmuştur. Kavramların içleri gülerek, güldürerek mizahla boşaltılmıştır. Öyle ki ölüm kadar gerçek bir şeyin daha olmadığı bir hakikat bile komedi malzemesi yapılmıştır. İnsanlar yakın bir zamanda toprağa gireceklerini, böceklerin çıyanların bedenine saldıracaklarını bilmesine rağmen kılını kıpırdatmamaktadırlar. TV’ler gerçekten gizli bir savaş silahıdır ve her gün bu silahla intihar eden zavallı insanlar vardır. İnsanlar dizi filmlerin sayısını hatırlamamakla beraber hatırındaki dünyaya gönderiliş amaçlarını da hatırlamamaktadırlar. İnsanlar, hastalıklı beyinlerin kurguladığı ve maddi menfaat güden başka bir topluluğun birer kuklası olup TV içine kapatılarak hapsedilmiştir. Gerisi hüsrandır. Anne etkilenmiş ve etkilemiştir. Aile kurumunun batışı hızlanmıştır. Bu batış ise en çok şeytan ve taraftarlarını sevindirmektedir. Çünkü güçlü bir ahlaki düzeye sahip olan aile kurumu; güçlü, kararlı, istikrarlı, sadece Allah’a kul olmayı hedefleyen, anne ve babaya şükreden nesiller ortaya çıkarır. İnsanların ve şeytanların suntasından ruhlarını ve bedenlerini kurtararak hayatının her alanını ve zamanını Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sunarak özgürleşen bireyler çıkarır. İblis ve avaneleri ise aile kurumunu bu gizli silahları ile imha etmenin yollarını arar. İblisin ve askerlerinin aile kurumuna olan saldırısını Sahihi Müslim’de geçen bir hadis ne de güzel açıklamıştır. Hadiste, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


“Şüphesiz İblis tahtını su üzerine koyar. Sonra birliklerini gönderir. Aralarında konumu kendisine en yakın olanı en büyük fitne çıkartanları-

“Asr’a andolsun ki. İnsan mutlak hüsranda-

dır. Birileri gelir “şunu şunu yaptım” der, “hiçbir şey yapmadın” der. Sonra onlardan birisi gelir ve: “Ben onun ile karısının arasına ayrılık sokuncaya kadar yakasını bırakmadım” der. Bu sefer bunu kendisine yaklaştırır ve: “Sen ne iyisin” der.” (Müslim)

nun dışındadır.” (Asr: 1-3)

Görüldüğü üzere İblis’in kendine itaat eden birlikleri, askerleri var. İblis’e en yakın olanlar onun adımlarını izleyenler ve direktiflerini yerine getirenlerdir. İşte İslam üzere olmayan her yaşam biçimi ve ideolojilerin asıl fikir babası İblis’ten başkası değildir. Amerika ve Avrupa toplumlarında görülen ailesiz bireyler düzeni, TV’lerin kontrolleriyle daha da bencil bir hale gelmişlerdir. Çünkü TV’lerin arkasındaki güçler, İblis’le aynı fikir yapısına sahiptir. Bu güçleri kontrol eden, yönlendiren ve direktifler veren bizzat şeytanların kendileridir. Böylelikle şeytani ellerin elinde bulundurduğu iplerin ucundaki kuklalar, insanları kendi isteği doğrultusunda denetim altına almıştır. Bazı hümanist (insancıl) akımlar ve ezilenlerin sesi olma girişimlerinde bulunan insanlar ise aslında bu akımlara yönlendirilerek, düşünce akımlarının başında bulunan zalim hastalıklı beyinlerin kurbanları olmuşlardır. ‘Her insanın bir dava gereksinimi vardır’ demiştik ve bu açığı egemenler, çeşitli insan icadı ideolojilerle tolerans tanıyarak kısırlaştırmıştır. Ne yazık ki bu düşünce akımları da egemenlerin reklamı olma durumundan öteye gidememişlerdir. Çünkü tek bir yere saplantılı bir şekilde bağlanmışlar, meselenin derinine yani yaratılış gayesine inememişlerdir.

rahmetinden uzaktır, değersizdir. Ancak

İnsanlık hastadır, bunalımdadır. İnsanlık Yaratanının nasihatlerine her zaman muhtaçtır. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

mızı değil, geleceğimizle ilgili planlar yap-

“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları eğlenmek için yaratmadık!” (Duhan: 38)

taşlar olan cehennem ateşinden koruruz ya da o

dır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bu-

Dünyanın aldatıcı ve geçici cazibesine karşı Ebu Hureyre radıyullahi anh’dan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şunu iyi bilin dünya ve içindekiler Allah’ın Allah’ı anmak, O’nun sevgisini kazandıran güzel işler yapmak ve (Allah’ın dinini) öğrenen ve öğreten kişi olmak müstesnadır.” (Tirmizi, Zühd 13) Sonuç olarak; İnsanlık ya zelil olacak ya da izzeti yakalayacak. İzzet Allah’ın Kitab’ı Kuran’ı ve Rasûlünün sünnetini hayat tarzı olarak benimsemekten geçer. Zillet ise bu ölçüden uzaklaşarak Yahudi ve Hristiyanları takip etmekten geçer. Günümüz dünyasının Müslümanları televizyon gibi medya araçlarının kuşatması altında ciddi bir tehdit ile karşı karşıyadır. Bu tehdidin süresi Müslümanların tamamen özünden, değerlerinden koparak batı toplumunun ahlaki çöküşüne sebep olan hususların birer kopyası oluncaya kadar devam edecektir. Düşmanlar evlerimizin oturma odalarına, çocuk odalarına, mutfaklarına gizli silahlarını yerleştirmiştir. Bu silahların tetiklerini ise kendi ellerimize vermiştir. Her gün televizyon gibi medya araçlarıyla intihar eden annelerimiz, kardeşlerimiz ve gençlerimiz vardır. Bu intiharlar sadece dünya hayatıtığımız ahiret hayatımızı da etkileyecektir. Ya çocuklarımızı ve eşlerimizi yakıtı insanlar ve ateş ailemizde bir kıvılcımla başlar, önce toplumumuzu yakar sonra ise bütün dünyayı sarar.

ŞEVVAL 1437

61


HABER ANALİZ

Emrah Seven

M

üslümanlar bugün batının etkisi, baskısı ve hegemonyası altındadır. Bugün kitle iletişim

araçları olarak kullandığımız (Facebook, twitter, instagram, youtube vs.) Batı uygarlığından, İslam medeniyetine gelmektedir. Batılı devletler, sosyal medya araçlarıyla kendi doğrularını, kendi seküler yaşayışlarını ve değerlerini Müslüman ülkelere dayatmakta.

Ben Müslüman bir fert olarak internette ne işim var, bu mecrada ne yapıyorum, neden kullanıyorum, yaptığım iş Allah’ın rızasına uygun mu? Gibi sorular sosyal medya hesaplarını neden kullandığımızın cevabı verecektir.

Neyin doğru neyin yanlış olduğuna Batılılar karar vermektedir. Aynı zamanda sosyal medya araçlarıyla tahrif edilmiş kültürünü Müslüman topluluklara empoze etmektedir. Tarihi süreç içerisinde özellikle haçlı seferleri ile İslam dünyası üzerindeki emellerine ulaşamayan Batı, kitle iletişim araçlarının gelişmesi, internet ve sosyal medya ile birlikte modern haçlı seferlerini kültür emperyalizmi üzerinden sürdürmektedir. Günümüzde kültür emperyalizmi, batılıların İslam dünyası üzerinde hâkimiyet kurma metotlarının başında gelmektedir. (1)

62

TEMMUZ 2016


Günümüzde haberleşme ve medya vasıtalarını incelediğimizde; Bütün dünyayı örümcek ağı gibi saran beş emperyalist ülkenin haber ajansları; ABD’den United Press Internaional (UPI), Associated press (AP), İngiltere’den Reuters, Fransa’dan Agance France Presse (AFP) ve Rusya’dan (TASS) günde 40 milyon kelime ile haber dolaşımının %97’sini sağlayarak dünyayı haber bombardımanına tutmaktadır. (2) Başka bir örnek ise son dönemlerde kültür emperyalizminin etkisi altında kaldığımız adına selfie çekim dedikleri bir çekim türü ile karşılaşmaktayız. TDK tarafından bu çekime özçekim adı verildi. Özümüzle alakalı olmayan bu çekim türünde birey kamera ile kendisini merkeze alan bir çekim yapmaktadır. Yapılan araştırmalar ve uzmanların açıklamaları bireydeki ben duygusunu arttırarak bencil olmasını sağlıyor. (3) Müslümanların geleneklerinde, kültürlerinde, medeniyetlerinde ben duygusundan ziyade biz duygusu, Müslüman kardeşini düşünme ve paylaşımcılık fikri vardır. Kültür emperyalizmi ile bütün benliğimizi alan, nasıl yaşamamız gerektiğine karar veren, düşüncelerimize hâkim olmaya çalışan batı kısmı noktada bunu başardı. İnsanlar artık kitle araçlarının esiri olmuş durumda. Bu kadar etkisi altında kaldığımız sosyal medya hesaplarını ve interneti nasıl kullanmalıyız, nasıl vakit geçirmeliyiz? Niyet: Yazıyı şöyle göz gezdirenler diyeceklerdir ki sosyal medya hesaplarımıza girerken de niyet mi edilirmiş. Tabi ki bu niyet namaza başlarken yaptığımız gibi ‘Niyet ettim Allah rızası…’ şeklinde değil. Bu niyet hayatın her alanında olduğu gibi bir işe başlarken düşüncelerimizi sorgulama, kendimizi hesaba çekme tarzında. Ben Müslüman bir fert olarak internette ne işim var, bu mecrada ne yapıyorum, neden kullanıyorum, yaptığım iş Allah’ın rızasına uygun mu? Gibi sorular sosyal medya hesaplarını ne-

den kullandığımızın cevabı verecektir. Niyetimiz Allah’ın rızasına uygun değilse kullanmaktan vazgeçelim. Zamanı değerlendirme: Sosyal medya hesapları insanların boş vakitlerini değerlendirdikleri bir alan olarak görülmektedir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ifadesine göre insanlık bu konuda da yanılgıdadır. İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhârî) Müslümanların öncelikle şunu bilmesi gerekir ki; hayatın her alanında olduğu gibi sosyal medya platformlarında da zaman israfından uzak durmamız lazım. Günümüzde insanlar özellikle bazı Müslümanlar saatlerce internet başında zaman öldürmekteler. Bu öyle boyutlara ulaşıyor ki vakit namazlarını dahi kaçırmaktalar. Klavye başında devlet kurup devlet yıkan bireyler maalesef cemaatsel çalışmaların içerisinde yer almayarak sosyal medyada saatlerce zaman israfında bulunuyorlar. Kendi nefislerini tatmin ederek zaman israfında bulunduklarının farkında dahi olmuyorlar. Bu sebeple Müslüman fert internet ortamında zaman planlamasını doğru yapmalı. Teknoloji: Müslümanların dikkat etmesi gereken diğer bir husus ise; Teknolojidir. Müslüman bir birey teknolojiyi kullanırken nefsini etki altına alıp nefsine hâkim olması gerekir. Teknolojinin esiri olan kişi, nefsine hâkim olamaz, yönlendiremez. Teknolojiyi bilmek ayrı bir durum, esiri olmak ayrı bir durumdur. Teknolojinin esiri olan birey, Allah muhafaza süreç içerinde internet bağımlısı olarak çıkar. Mahremiyet: Şuurlu Müslümanların dahi gözden kaçırdığı, dikkat etmediği önemli bir husus da mahremiyet meselesidir. Sosyal medya platformlarında insanlar şuursuzca fotoğraf paylaşımlarında bulunuyor ve paylaşımda bu-

ŞEVVAL 1437

63


lunurken mahremiyete de hiçbir şekilde dikkat edilmiyor. Normal hayatta mahremiyete dikkat eden birey sosyal medyada fotoğraf çılgınlığına uyarak evin en mahrem yerinin dahi fotoğrafını paylaşabiliyor. Batılı güçler bizim benliğimizi almış derken bunu kastediyorum. Çünkü zannediyoruz ki normal hayatta mahrem olan sosyal medya da mahrem değil. Bu sebeple her fırsatta fotoğraf çekinip paylaşımda bulunma hatasına düşünüyoruz. Maalesef erkekler de kendi arkadaş listelerinde yabancı bayanların olmasına rağmen mahremiyete dikkat etmiyor. Zannediliyor ki ayetlerde belirtilen mahremiyet meselesi sadece bayanlarla ilgili. Sosyal medyada mahremiyet dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Riya: Sosyal medya Müslümanların algılarını değiştirmiş durumda. Artık Müslümanlar bir şeyler paylaşırken ne kadar beğeni alırım ne kadar kişi benim paylaştığımı paylaşır gözüyle

bakmaktadır. Bu da sosyal medyaya davet gözüyle bakan bireylerin zaman içerisinde algılarının değişmesini sağlıyor ve yaptığı paylaşımlar gösteriş halini almasını alıyor. Davet: Müslüman bireyler sosyal medyayı genellikle davet amaçlı kullanıyor fakat kullanırken de bazı hatalara düşüyorlar. Normal hayatta insanlara davet ederken karşımızdaki muhatabın seviyesine göre konuşuyoruz ama sosyal medyada ise bu ayrıma gitmeden bizi herhangi bir kategoriye koyacak paylaşımda bulunuyoruz. Bu da davetimize icabet edecek muhatabın bize önyargı ile yaklaşmasını sağlıyor ve işimiz biraz daha zorlaşıyor. Müslümanlar paylaşımlarında kendini herhangi bir örgüte mensupmuş gibi ya da herhangi bir parti üyesiymiş gibi gözükecek paylaşımlardan, beğenilerden ve yorumlardan da uzak durması gerekir ki çünkü bizler insanları İslam’a davet ediyoruz. Günümüzde düşünülen hatalardan bazıları da bu birey öyle paylaşımlarda bulunuyor ki sanki herhangi bir örgütün temsilcisi niteliğinde…

Normal hayatta mahremiyete dikkat eden birey sosyal medyada fotoğraf çılgınlığına uyarak evin en mahrem yerinin dahi fotoğrafını paylaşabiliyor. Batılı güçler bizim benliğimizi almış derken bunu kastediyorum. Çünkü zannediyoruz ki normal hayatta mahrem olan sosyal medya da mahrem değil. Bu sebeple her fırsatta fotoğraf çekinip paylaşımda bulunma hatasına düşünüyoruz.

Bu tarz paylaşımlar hem ferdi hem de bağlı olduğu kurumu zor durumda bırakabilir. Davetimize icabet edecek muhatapların önünü tıkayıp bizden kaçmasını sağlayabilir. Davet yolu zorluklarla bezenmiş bir yol, her ne kadar günümüz şartlarında kolay olsa da zorlu günlerin gelmeyeceğinin kimse garantisini veremez. Bu sebeple mahrem olan meselelerimizi ifşa edecek paylaşımlardan da uzak durmalıyız. ------------------------

1. Sosyal medya ilmihali, KIRANŞAL Abdülaziz, MGV yayınları 2. http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/kultur-emperyalizmi.html 3. http://www.haber7.com/sosyal-medya/haber/1268109-selfie-ceken-erkekler-daha-bencil

64

TEMMUZ 2016


TIR - YETÄ°M


“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.

Bu hal onların “Alım-satım tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.”

ARKA KAPAK (Bakara: 275)

Nebevi Hayat Dergisi 44. sayı (2016)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement