Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Mart

2013 1434

Yıl: 1 Sayı: 4 - Fiyatı: 5 TL

Naslara Bağlılık Hasan Karakaya

Naslara Bağlılık Dini Bir Farziyet, Fıtri Bir Zarurettir Mahmut Varhan

Sünnet Şeriatın İkinci Kaynağıdır Ebubekir Eren

Oryantalizme Kısa Bir Bakış Mustafa Tatlı

facebook.com/nebevihayatdergisi twitter.com/nebevihayat

www.nebevihayatyayinlari.com

Rebiülahir

Dini, akla uydurmak mı? Aklı, dine tabi kılmak mı?


Z

iNi S i L T E DAV

SEMİNERLER 9 Mart Cumartesi 20:00-22:00

HİLAFET İSLÂM’DA İhsan Öztürk 6 Nisan Cumartesi 20:00-22:00

İSLÂM’DA AHLAKI TİCARET Mahmut Varhan 4 Mayıs Cumartesi 20:00-22:00

TAKLİT VE TEŞEBBÜH İbrahim Özpolat

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli / İstanbul Tel: 0212 www.imambuharivakfi.com

0212

550 63 77


Sizin de yardım tırımızda 1 çuval ununuz bulunsun

SADECE

Suriyeli kardeşlerinize

1 çuval un gönderin

Suriye’deki mazlum ve mağdur kardeşlerimizin ihtiyaçlarının giderilmesine yardımcı olmak amacıyla vakfımızca “Gıda Yardım Kampanyası” başlatılmıştır. Bu amaçla başta “un” olmak üzere aşağıda belirtilen malzemelerle yardım kampanyamıza katılabilirsiniz.

“Ko mşu su a ç

l i d ken to ğ i e r.” d n e k yatan bizd

MAZLUM VE MAĞDUR SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ İÇİN ACİL GIDA YARDIMI

İHTİYAÇ DUYULAN AYNİ YARDIM

MALZEMELERİ 0212

Gıda Yardımı Un Tuz Sıvı Yağ Süt Tozu Şeker Nohut Prinç Kuru Fasulye Makarna Hazır Çorba Mercimek Çay Salça Bebe Bisküvisi

550 63 93

Temizlik Yardımı Çocuk Bezi Islak Mendil Sıvı Sabun Çamaşır Suyu Bulaşık Deterjanı Toz (Elde Yıkama) Deterjan Kalıp Sabun

0212 550 63 77 0539 441 04 04


içindekiler BAŞYAZI

NASLARA BAĞLILIK

5

Hasan Karakaya

KAPAK GÜNDEM

Mahmut Varhan

KAPAK GÜNDEM

Yasin Karataş

KAPAK GÜNDEM

NASLARA BAĞLILIK 13 DİNİ BİR FARZİYET, FITRİ BİR ZARURETTİR SÜNNETİN İSLAM 19 TEŞRÎ’İNDEKİ YERİ VE DELİL OLUŞU

Sünnet Şeriat’ın İkinci Kaynağıdır Ebubekir Eren

Sahibi İmam Buhari İlmi Araştırmalar ve Hizmet Vakfı Adına Şükrü Yıldız Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Dağıtım Sorumlusu Turhan Güncü (0543 654 46 63) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz

Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları Yurt içi yıllık: 60 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe)

24


29

ORYANTALİZME KISA BİR BAKIŞ Mustafa Tatlı

35

ÇAĞIMIZ MÜSLÜMANLARININ “SÜNNET” İLE İMTİHANI

Muhammed Furkan Yaman

39

SELEFİ SÂLİHİN’İN İZİNDE Hakan Sarıküçük

Kur’an ve Sünete Bağlılık - Mehmet Emin.............................................................................................................44 Edep, İlim Ve İffet Aynasında Bir Portre: İmam Buhari -2 - Ali Yücel.............................................................47 Mü’min Ailenin Özellikleri – 2 - Yusuf Yılmaz . ..................................................................................................52 Bir Mücahidle Evlilik… (2) - Ummu Ğadir (Tercüme: Said Özdemir) . .............................................................55 Teknolojinin Getirdikleri ve Götürdükleri (Maddi Ve Manevi) - Süleyman Çankaya ...................................57 KİTAPLIK: Te’vil’in Tahrife Dönüşmesi - Yusuf Mert . .....................................................................................60 Dünyadan Haberler.................................................................................................................................................62 Sizden Gelenler.........................................................................................................................................................64

Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir. Baskı Cilt: Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Kasım 2012

Yazı kuralları • • • •

Yazılar e-posta ile bilgi@nebevihayatyayinlari.com adresine gönderilmelidir. Yazarın, e-posta ile beraber telefon (varsa faks) numaraları verilmelidir. Yazılar en fazla 3 sayfa -12 punto, Times New Roman ve 1.5 satır aralıklı- olmalıdır. Varsa yazı ile birlikte resimler yazı ile birlikte gönderilmelidir. Yoksa yazıda kullanılabilecek resimler hakkında bilgi verilmelidir.

• •

Yazı içinde kullanılan kaynaklar standart ölçülere uygun olarak sonda dipnot veya kaynakça olarak verilmelidir. Yayın kurulu, dergiye gelen yazılar üzerinde gerekli gördüğü takdirde değişiklik yapabilir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Gönderilen yazılar iade edilmez.


NEBEVÎ HAYAT

EDİTÖR

4

Allah’ın adıyla Hamd, İslâm’ın hidayetiyle bizleri şereflendiren Rabbimize, salât ve selam biricik önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu izleyen tüm müminlerin üzerine olsun. Değerli Dostlar, Demokrasi, hadis inkârı (Ehl-i Kur’ân Akımı), tekfir ve reformistler çağımızın en büyük fitnelerindendir. Aslında birçok fitnenin temeline hadis inkârını koymak herhalde haksızlık olmayacaktır. Hadisleri inkâr ettirmek Müslümanların inanç sistemlerine zarar verebilmek için en etkili yoldur denilebilir. Çünkü avam bile -istisnâî durumlar hariç- ayetlerden birini bile inkâr etmenin mümkün olmayacağını, bununla beraber kişinin Müslüman kalamayacağını bilmektedir. Dolayısıyla ümmete ayetleri inkâr ettirme çabası başarısızlıkla sonuçlanacak, ferdî irtidatlardan öteye geçemeyecektir. Bu fitne bundan dolayı müsteşrikler tarafından Ümmet’e yutturulmuş, kendini Müslüman diye isimlendiren oryantalistler de onların borusunu bu ümmet içinde öttürür olmuştur. Günümüzde, sünneti terk ve Kur’an’la amel iddiasının sloganı haline gelen “Kur’an’a dönüş”, “Kur’an İslâmı”, “Kur’anî Hayat”, “Kur’an’ın Aydınlığında” gibi birtakım popülist söylemlerle ülke gündemimize taşınan anlayış İslâmî ilim, kültür ve düşüncemizce oldukça derin tahribatlar yapmaya başlamıştır. Hadislerin Asr-ı Saadet’ten çok sonra yazıldığı, Sahabenin de ‘bizim gibi’ insanlar olduğu, bize Kur’an’ın yeteceği, Din’de tek teşri kaynağının Kur’an olduğu, Kur’an’ın korunması İlâhî teyid ile garanti edilse de, Sünnet’in böyle bir tekeffülden mahrum olduğu gibi ‘modern’ tezler, Sünnet ve Sahabe konusundaki bakışımıza tesir eden ve dolayısıyla Din algımıza ârız olan olumsuzluklar olarak karşımızda duruyor. “Din’in ruhu” dedikleri terkip üzerinden ahkâmı istedikleri tarzda yorumlamanın önünü açmak isteyenler, modern kıymet hükümleriyle paralel ve modern zihinlerce kabule şayan bulunan bir algıya zemin kazandırma adına, önlerine çıkan engelleri bir şekilde bertaraf etme konusunda kararlı görünüyorlar. Karşılarına dikilen ve nevzuhur projelerini hayata geçirme hususunda önlerini kesen en temel iki meseleyi, Sünnet ve Sahabeyi, mücadele gündemlerinin ilk sıralarına oturtmalarının sebeplerini de burada aramak gerekiyor. Geçmişteki ve günümüzdeki tüm bid’at cereyanların davalarını Kur’an’la refere ettikleri düşünüldüğünde, Kur’an’la yetinmeyi öneren tasavvurun doğuracağı muhtemel sonuçlar kestirilebilir; herkesin zihnî arka planına göre şekil verebileceği ‘yoruma açık’ bir din telakkisine zemin hazırlanacağı rahatlıkla müşahede edilebilir. Bu ümmetin itikat boyutunda en büyük fitnesi Sahabe ve Sünnet algısına ilişen yaklaşım biçimleridir. Sünnet, bu Din’in murâd-ı İlâhiyeye göre anlaşılıp yaşanmasının yegâne yolu, Sahabe de bu Din’in sigortasıdır. Bâtıl bir zihnî koordinattan yola çıkan her kişi ve zümre bu iki meseleyle ‘hesaplaşmadan’ yol alamayacağı için, tarihte ve günümüzde bid’at ehli olarak tesmiye olunan tüm oluşumlar, Sünnet ve Sahabe ile problemli bir anlayışı dava etmişlerdir. Müsteşrikler ve içimizdeki ‘kötü kopyaları’ tarihte hemen hiçbir aklı başında isim/grup tarafından dile getirilmemiş uç yorumları dillendiriyorlar ve bunlar ilmî çalışma etiketiyle terviç ediliyor. Tüm fıkhî hadislerin 2 ve 3. Asırda ‘uydurulduğunu’ ve ‘Peygambere izafe edildiğini’ iddia eden Schacht gibiler konumuz için bir misal teşkil ediyor. Kader inancını, kabir azabını, mucizeyi, şefaati inkâr eden mâlûm zevat, oryantalistlerin misyonunu tamamlayıp, nöbeti yerli ortaklarına devrettiğini âşikâr kılan bir durumu haber veriyorlar. Ne bunlar yeni iddialar, ne de ehil olan ulema tarafından cevapsız bırakılmışlar. Biz de bu ayki dergimizde bu zümrelerin argümanlarını ve reddiye sadedinde ifade edilen karşı yaklaşımları ele alıyoruz. Genel anlamda Sünnet’in teşri boyutu olduğu, Sahabenin adil olduğu, hadislerin tesbiti ve naklinin güvenilir kanallardan gerçekleştiği, Sünnet’in şeriatın ikinci kaynağı olduğu, oryantalizme kısa bir bakış gibi konulara değindik. Okuyup istifade etmeniz dualarımızla sizi yazılarımızla başbaşa bırakıyoruz. Sünnet ve Sahabe bilincimizi diri tutmaya vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederiz. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla… MART’13


Başyazı

Hasan Karakaya

NASLARA BAĞLILIK Naslardan maksat; Allah Teala’nın Kitabı ve Rasulullah’ın sünnetidir. Sahabe-i Kiram’ın icması ve müçtehid imamların içtihadları da şer’i delillerdendir. Nasları yorumlarken “Ehl-i Sünnet Kriterleriyle” yorumlamak, yani Allah Teala’nın Kitabını ve Rasulünün sünnetini, esas almak gerekir. Sahabelerin tümünün adil olduklarına inanılmalıdır.

Kiram’ın icması ve müçtehid imamların içtihadları da şer’i delillerdendir. Nasları yorumlarken “Ehl-i Sünnet Kriterleriyle” yorumlamak, yani Allah Teala’nın Kitabını ve Rasulünün sünnetini, esas almak gerekir. Sahabelerin tümünün adil olduklarına inanılmalıdır.

kasdedilen nedir ve naslar ne şekilde yorumlanmalıdır? Naslara Bağlılık İfadesinden Ne Kasdedilmektedir? Bununla Allah Teala’nın Kitabından ve Rasulünün sünnetinden ayrılınmaması kastedilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Müslümanların inancını İslam dini

Burada üç hususu açıklamaya ihtiyaç vardır:

teşkil etmektedir. İslam dininin ana kaynağı,

Bunlar da naslara bağlılık ne demektir? Naslardan

Allah Teala’nın Kitabı ve Rasulünün sünnetidir. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

N

aslardan maksat; Allah Teala’nın Kitabı ve Rasulullah’ın sünnetidir. Sahabe-i

5


Bu itibarla müslümanların naslara bağlı olmaları kaçınılmaz bir zarurettir. Zaten müslümanlardan başkaca bir tavır beklemek de yanlış olur. İşte bu espiriyi iyice kavrayamayan bazı

Bunlar tamamen nakle dayanırlar ve şu delilleri kapsarlar: a. Allah Teala’nın kitabı olan Kur’an-ı Kerim b. Rasulullah’ın Sünnet-i Seniyyesi

zevat, zamanla İslam dışı çareler aramaya, bazen

c. Sahabe-i Kiramın İcmaı

de İslamla İslami olmayan şeyleri birbirine karış-

d. Sahabelerin kendi görüşleri

tırıp reçete olarak müslümanlara sunmaya kalkış-

e. Geçmiş ümmetlere ait olan şeriatlar

maktadırlar.

f. Dine ters düşmeyen örf

Bunlar bu tavırlarıyla müslümanları hedeflerine ulaşmaktan alıkoymakta ve neticede hem kendilerine zarar vermekte hem de müslümanların bir kısım beşeri sistemlerin zulmü altında ezilmelerine sebep olmaktadırlar. Bu nedenle müslümanlar kendi öz kaynakla-

2. Akli Deliller: Bunlar nakilden daha fazla akla dayanan delillerdir ve şu kısımlara ayrılmaktadırlar: a. Kıyas b. İstihsan c. Mesalih-i Mürsele d. İstishab

rına bağlı olduklarını temel bir prensip olarak tescil

e. Sedd-i zerai

etme zorunluluğunda kalmışlardır. Böylece yabancı

Burada şu noktalar gözden kaçırılmamalıdır:

mikropların İslamın vücuduna girmesine engel ol-

1. Allah Teala’nın Kitabı:

sunlar. Bu mikropları İlahi dine bulaştırmaya kalkı-

2. Rasulullah’ın Sünneti

şanlara engel olsunlar, hadlerini bildirsinler ve bu yolla Allah’ın kendilerine yüklediği yeryüzü halife-

3. Sahabe-i Kiramın İcmaı 4. İmamların İçtihadları

liği vazifesini yerine getirmeye çalışsınlar. Naslardan Kastedilen Nedir?

1. Allah Teala’nın Kitabı:

Müslümanların bağlı olduklarını beyan ettiği

Allah Teala’nın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in

naslar, esasen peygamberlerin bildirdiği haberler

İslam dininin ana kaynağı olduğu bütün müslü-

türüne girmektedir. Bununla birlikte Fıkıh Usulü

manlar tarafından kabul edilen bir husustur.

alimleri İslam şeriatının temel kaynaklarını iki ana kısma ayırmakta ve bunların her birini de aralarında çeşitli kısımlara bölmektedirler. Bu alimlere göre şer’i deliller; “Nakli Deliller” ve “Akli Deliller” olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. 1. Nakli Deliller:

med’e (sav) Arap diliyle indirdiği, tevatür yoluyla bizlere gelen; namazın sahih olması için mutlaka okunması gereken, okunması da ibadet sayılan, bir kısmının inkarıyla dahi küfre düşülen ilahi bir kitaptır.

Şüphesiz ki, dinimiz İslamın ikinci kaynağı hadis-i şeriflerdir. Çok aşırı gruplar dışında, bütün müslümanlar, hadislerin ikinci kaynak olduklarını kabul etmektedirler.

NEBEVÎ HAYAT

6

Kur’an-ı Kerim Allah Teala’nın Hz. Muham-

MART’13


Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde “size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe elbette sapmayacaksınız. Bu iki şey Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” buyurmuştur.

Delil olması ittifakla kabul edilen Kur’an’ın bazı ayetlerinin manaları açık seçik olduğu halde, diğer bazı ayetlerinin taşımış oldukları manaları anlamak zordur. Bu nedenle İslami mezhebler arasında Kur’an’ı yorumlamada farklılıklar görülmektedir. Bununla beraber Kur’an-ı Kerim’i iyi

a. Sahih ve kuvvetli olan hadisler b. Zayıf hadisler c. Uydurma olan ve hadis gibi gösterilen sözler Şüphesiz ki, dinimiz İslamın ikinci kaynağı

anlamak için şu noktalara dikkat edilmelidir:

hadis-i şeriflerdir. Çok aşırı gruplar dışında,

a. Manası kapalı olan ayetleri anlamak için, manası açık olan benzeri ayetlere bakmalıdır.

bütün müslümanlar, hadislerin ikinci kaynak ol-

b. Rasulullah’ın sünnetine başvurulmalıdır. Zira Kur’an’ı hakkıyla ilk uygulayan Rasulullah’tır. c. Ayetlerin sebeb-i nuzülü (iniş sebebleri) incelenmelidir. d. Kur’an’ın indiği zamandaki Arapların örflerine, adetlerine ve üsluplarına bakılmalıdır. Burada Kur’an-ı Kerim’in hak bir kitap olduğunu isbata girişmeye ihtiyaç yoktur. Zira Kur’an bindört yüz seneden beri herkese şu şekilde meydan okumaktadır: “Kulumuza indirdiğimizden şüphe ediyorsanız onun benzeri bir sûre getirin. Eğer iddianızda samimi iseniz, Allah’dan başka şahidlerinizi de çağırın.” (1)

duklarını kabul etmektedirler. Ancak hadisleri rivayet eden ravilere güven derecesi ve manası kapalı hadisleri yorumlama usulü mezhepler arasında farklı olduğu için, hadislerin kabulünde mezhebler arasında farklılıklar vardır. Hadisleri tamamen reddeden müslüman çevrelere şunları hatırlatmak yerinde olacaktır: a. Kur’an-ı Kerim’in çeşitli yerlerinde Rasulullah’a uyulması, itaat edilmesi ve ona karşı gelinmemesi emredilmektedir. “Kim peygambere itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.” (2) “Peygamber, size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakladıysa ondan kaçının.” (3) “Rabbine yemin olsun ki aralarındaki an-

Peygamber efendimizin sözlerine, yaptığı işlere ve takrir ettiği olaylara sünnet denir. Hadis alimleri hadisleri rivayet eden zatların sayıları, güvenilir olma dereceleri, bilgileri ve ezberleme güçleri gibi özelliklerini göz önünde bulundurarak hadis-i şerifleri çeşitli kısımlarda tasnif etmişlerdir. Bunları şu üç kısımda mütalaa etmek mümkündür:

laşmazlıklarda seni hakem seçip, sonra da verdiğin hükme, içlerinde bir sıkıntı duymadan boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.” (4) “Rasulullah’ın sözlerini kabullenmeyenler ve yaptığı amellere uymayanlar ona itaat ettiklerini nasıl söyleyebilirler. “Kur’an-ı Kerim, bir kısım genel hükümler ve mücmel farzlar zikretmektedir. Rasulullah’ın sünneti alınmadan bunların nasıl yapılacağını bilmek REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

2. Rasulullah’ın Sünneti

7


imkan dışıdır. Mesela ayet-i kerimede “namazı kılın, zekat verin...”

(5)

, “Ey iman edenler oruç

size farz kılındı…”

(6)

buyurulmaktadır. Rasu-

lullah’ın sünneti reddedilirse namazın nasıl kılınacağını, orucun nasıl tutulacağını ve zekatın ne şekilde verileceğini nereden anlayabilirsiniz? c. Kur’an Rasulullah’ın vahiyden başka birşey söylemediğini beyan buyurmaktadır. O halde hadisler de vahiydir. Bunları bir kalemde inkar etmek cinnettir. “O kendi arzu ve hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu, ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.” (7) d. Peygamber efendimiz, hadislerle Kur’an’ı birbirine karıştırmayan bazı sahabelerine hadislerini yazma izni vermiştir. Şayet hadisler delil olmasaydı onların yazılmasının bir anlamı olur muydu?

NEBEVÎ HAYAT

Abdullah bin Amr diyor ki; “Rasulullah, par-

8

mağıyla mübarek ağzına işaret ederek buyurdu ki: Yaz, nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; buradan hakdan başka bir şey çıkmaz.” (8) e. Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde “size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe elbette sapmayacaksınız. Bu iki şey Allah’ın kiMART’13

tabı ve Peygamberinin sünnetidir.” buyurmuştur. (9) f. Hadislerden uzak kalan mezhepler, zamanla dini inançlarını yozlaştırmışlar, Kur’an-ı Kerim’i heva ve heveslerine göre yorumlamışlardır. Neticede ise, İslam’ın özünden uzaklaşıp kabuklarla meşgul olmuşlar veya tamamen İslam’ın çerçevesinden çıkmışlardır. Hatta Allah’ın kendilerine hulul ettiğini iddia edenler dahi olmuştur. Çünkü bunlar, düşüncelerini sapmadan alıkoyacak ve kendilerine yön verecek hadis-i şerifleri reddetmişler ve genel anlamlı ayetleri çeşitli yönlere çekip sapıklığa düşmüşlerdir. Günümüzde kendilerini müslüman sayan fakat aslında müslümanlıkla alakaları olmayan Kadıyanilik, Bahailik, Dürzilik ve Rafizilik ilk çıkışlarında hadislere itiraz ederek ortaya çıkmışlar daha sonra ise Kur’an’ı da bırakarak sapıklığa düşmüşlerdir. İşte bunların akibetine düşmemek için sahih hadislere sımsıkı sarılmak gerekmektedir. Diğer yandan sahabelerin bazılarına çok kutsal sıfatlar atfederek sadece onların rivayet ettiği hadisleri kabul eden, sahabelerin çoğunluğuna kendilerine güvenilmeyen kişiler gözü ile bakan ve böylece sadece ehl-i beytten rivayet ettiği hadislere güvenen hatta on iki imamdan her birinin sözünü Peygamberden nakledilen bir hadis sayan Şii mezhebinin


aşırı gitmişlerdir. Ehl-i sünneti böyle bir kanaate sevkeden sebeblerden biri sahabeleri öven çokça hadislerin bulunması ve bu zatların İslam’ı korumak ve hakim kılmak için canla başla uğraş vermeleridir. Bunlardan her birinin hayatı büyük gayret ve mücadelelerle dolu olduğundan, bunların aralarındaki ihtilafları Allah’a havale etmişler, bunlara dil uzatmaktan kaçınmışlardır. Bunların tümünü adil kabul etmişler ve onların Rasulullah’dan rivayet etmiş oldukları hadisleri de kabullenmişlerdir. Sahabelerin Rasulullah’dan hadis rivayet ederken yalan söyleyeceklerine hiç ihtimal vermemişlerdir. Zira en çok hadis rivayet eden Ebu Hureyre (ra) başta olmak üzere birçok sahabe, Rasulullah’a karşı yalan uydurmanın cezasının cehennem olacağını Rasulullah’ın bizzat kendisinden rivayet etmişlerdir. Bir sahabenin cehennemle cezalandırılacağını bilerek, kendisine bir menfaat sağlamayan bir hadisi uydurup Rasulullah’a isnad etmesi beklenilmemektedir. Zira Rasulullah’a yalan uyduran bir kişinin cezalandırılacağını belirten hadis-i şerif otuza yakın sahabiden rivayet edilmiştir. Hz. Ali, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Bana yalan isnad etmeyin. Kim bana karşı yalan uydurursa, o kimse cehennem ateşine girsin.” (10) Abdullah bin Amr da Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kim kasıtlı olarak bana karşı yalan uyduracak olursa, cehennem ateşinde yerini hazırlasın.” (11) Abdullah İbn Abbas ise Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Benden, bildiğiniz dışında hadis nakletmekten kaçının. Kim kasıtlı olarak yalan uydururda bana isnad edecek olursa, cehennem ateşinde yerini hazırlasın.” (12) Bu hadis-i şerif, Cabir bin Abdullah, Enes bin Malik, Ebu Said el-Hudri, Abdullah bin Mesud,

Ebu Hureyre, Mürre, Keys bin Sad bin Ubade, Seleme bin el-Ekva, Ukbe bin Amr, Zeyd bin Erkam, Halid bin Arfada, Muaviye bin Ebu Süfyan’dan rivayet edilmiştir. Tirmizi “Bu hadisin Ebu Bekir, Ömer, Osman, Said Bin Zeyd, Amr bin Abse, Büreyde, Ebu Musa el-Gafiki, Ebu Umame, Abdullah bin Amr el Mukanna ve Evs es-Sakafi tarafından da rivayet edildiğini zikretmiştir.” (13) Evet bu kadar sahabi tarafından rivayet edilen bu hadis karşısında hadis uydurmanın büyük bir cinayet olduğu açıktır. Sahabelerden bunu yapmaları beklenilmemektedir. Diğer yandan sahabelerden her birinin ayrı ayrı meziyetini beyan eden hadisler yanında onların genelini öven hadisler de mevcuttur. Bu itibarla onlara güvenilmelidir. Ebu Said el-Hudri, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir. “Sahabelerime sövmeyin. Eğer sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etseniz onlardan birinin infak ettiği ne bir avuç dolusuna erişir, ne de onun yarısına.” (14) Ebu Musa el Ensari diyor ki: Rasulullah başını göğe doğru kaldırdı. O çokça başını göğe doğru kaldırırdı. Sonra şöyle buyurdu: “Yıldızlar göğün güvencesidir. Yıldızlar gidince, göğün başına vaad edilenler gelecektir. Ben de sahabelerim için bir güvenceyim. Ben gidince de sahabelerimin başına vaad edilenler gelecektir. Sahabelerim de ümmetim için bir güvencedir. Onlar gidince ümmetimin başına vaad edilenler gelecektir.” (15) Başka bir hadis-i şerifinde “En hayırlınız, benim asrımda olanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra da daha sonra gelenlerdir.” (16) buyurmuştur. Diğer yandan Ehl-i beytin faziletini anlatan ayetler mevcut olduğu gibi, diğer sahabelerin faziletlerini anlatan naslar da mevcuttur. Sadece Ehl-i beyte ait olanları alıp diğerlerini reddetmek itidali kaybetmek olur ve kişiyi taassuba sevk eder. Bu itibarla sahabeleri adil saymak isabetlidir. Ancak bütün sahabilerin aynı derecede olmadıkları, dört halife gibi bazılarının daha üstün oldukları muhakkaktır. Fakat bu hal diğerlerinin rivayet ettikleri hadisleri kabul etmemeyi gerektirmez. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

hadis kabul anlayışı pek farklıdır. Bu itibarla çeşitli konularda ehl-i sünnetle ihtilafa düşmektedir. Vakıa Ehl-i sünnet bütün sahabeleri adil kabul etmede mutedil davranmaya çalışmışlar, Şiiler de Ehl-i beyti peygamber gibi masum görmekte pek

9


Sakın cemaattan ayrılmayın. Bölünmekten kaçının. Zira şeytan, tek başına kalanla beraber, iki kişiden ise pek uzaktır. Kim cennetin tam ortasını isterse, cemaatten ayrılmasın. . .”, “Kim cemaatten bir karış uzaklaşacak olursa, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.”, “Ey Ebu Derda! Cemaatten ayrılma. Zira sürüden ayrılan koyunu kurt yer. Günümüzde önemli bir konu olması hasebiyle gerek Ehl-i beyt, gerekse diğer sahabeler hakkında varid olan bir kısım nasların zikredilmesi uygun görülmektedir.

mektir. 3- Sahabe-i Kiramın İcmaı ve Sözleri sonraki asırlardan herhangi birinde, bütün müs-

şöyle buyurulmaktadır: “…Ey Muhammed! De ki: Ben, sizden buna karşılık yakınlara sevgiden başka bir şey istemiyorum…” (18)

Tariflerden de anlaşıldığı gibi icmanın ger-

Başka bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

NEBEVÎ HAYAT

lah’dan rivayet ettikleri hadis-i şeriflere güven-

Ehl-i beyt hakkında bir ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır: “…Ey peygamber ailesi! şüphesiz ki, Allah sizlerden murdarlığı gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” (17) Diğer bir ayette

Sahabelerin geneli hakkında da şöyle buyurulmaktadır: “İlk iman eden muhacirlerden, ensardan ve iyilik yaparak onlara uyanlardan Allah razı oldu, onlar da Allah’dan razı oldular. Allan onlar için altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur.” (19)

10

nahlarını bağışlasın” demektir. Onların Rasulul-

“Muhammed Allah’ın peygamberidir. Onunla beraber olanlar ise, kafirlere karşı çok sert, kendi aralarında pek merhametlidirler. Onların rüku ve secde ettiklerini görürsün. Onlar Allah’ın lütuf ve rızasını dilerler. Onların yüzlerinde secde izleri vardır. İşte bu onların Tevrat’ta anlatılan vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkmış, derken kuvvetlenmiş, kalınlaşmış, sapı üzerine dimdik dikilmiş bir ekine benzerler ki, bu çiftçilerin hoşuna gider. İşte Allah kafirleri öfkelendirmek için, müminleri böyle çoğaltıp geliştirir…” (20) Bütün bunlardan sonra bize düşen “Allah sahabelerden razı olsun. Günah işleyenlerin güMART’13

İcma, Peygamber Efendimizin vefatından lüman müçtehidlerin dini bir hüküm üzerinde ittifak etmeleridir. çekleşebilmesi için peygamberlerden sonraki dönemlerde yapılması, bütün mevcut olan müçtehidlerin katılması ve hep birlikte ittifak etmeleri gerekir. Görüldüğü gibi, çoğunluğun ittifakı, sadece Medine müçtehidlerinin ittifakı, Hülefa-i Raşid’inin ittifakı, Mekke ve Medine’de yaşayan sahabelerin ittifakı, Ehli Beytin ittifakı ve “sukuti icma” cumhuru ulemaya göre icma sayılmazlar. Zira bu sayılanlar, icma değil, çoğunluğun veya belli kişilerin ittifakıdır. İttifakla icma farklı şeylerdir. İcmanın delil oluşu, bütün İslam mezheplerince ittifak edilen bir konu değildir. Mesela şiiler, Haricilerin bir kısmı, Mutezile mezhebinden Nazzam icmanın delil olmayacağını iddia etmişlerdir. Cumhur ulema ise, icmanın kendisiyle amel edilmesi gerektiğini ve icmanın delil olduğunu beyan etmişler ve buna delil olarak da şu ayeti ve benzerlerini zikretmişlerdir: “Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra, kim Peygamberle ayrılığa düşer ve müminlerin yolunun dışında bir


yol takip ederse, onu gittiği yerde bırakırız ve

olarak kabul edilmiştir. Onlardan sonraki icmalar

cehenneme koyarız!”(21)

ise ihtilaf konusudur.

Ayette müminlerin yolundan ayrılanın ce-

Cumhur ulema icmanın İslam tarihinde ger-

henneme sokulacağı zikredilmektedir. Bu da mü-

çekleştiğini, buna dair misaller bulunduğunu, ve

minlerin rehberleri olan müçtehidlerin üzerinde

her zaman mümkün olabileceğini kabullenmek-

ittifak ettikleri yoldan yürümeyi gerekli kılar.

tedirler. Gerçekleştiğine misal olarak da şunları

Ayrıca Rasulullah’dan nakledilen ve birbirlerini destekleyen şu hadis-i şeriflerin de icmanın delil olduğunu gösterdiklerini söylemişlerdir. “Ümmetim sapıklıkta birleşmez. . .”

(22)

likten ayrılanlar ise, cehennem ateşine ayrılmış olur.”

altıda bir olduğuna dair icma etmişlerdir. zıyla birlikte mirasçı olursa oğlun miras payının altıda bir olacağı hakkında icma edilmiştir.

(23)

“Allah’ın desteği birlik içinde olanlaradır. Bir(24)

a. Ninenin (büyükannenin) mirasta payının b. Ölenin, kızından olan oğlu sağ kalan bir kı-

“Şüphesiz ki Allah, ümmetimi ancak hidayette birleştirir.”

zikretmektedirler:

“. . . Sakın cemaattan ayrılmayın. Bölün-

mekten kaçının. Zira şeytan, tek başına kalanla beraber, iki kişiden ise pek uzaktır. Kim cennetin tam ortasını isterse, cemaatten ayrılmasın. . .”(25) “Kim cemaatten bir

c. Domuz yağının haram olduğu hakkında icma edilmiştir. d. Bir kadınla öz halasının veya teyzesinin bir nikah altında birleştirilip birlikte evlenilemeyecekleri hususunda icma edilmiştir.

karış uzaklaşacak olursa, İslam halkasını boynundan

Sahabi Görüşü

çıkarmış olur.”(26) “Ey Ebu Derda! Cemaatten ayrılma.

Sahabe, Peygamber efendimizi gören, ona

Zira sürüden ayrılan koyunu kurt yer.”

(27)

Cumhur ulema, icmanın kesin bir delil ol-

iman eden, onunla arkadaş olabilecek kadar bir süre beraber kalan ve İslam üzere ölen kişilere denir.

ması için mütevatir bir yolla nakledilmesini şart

Peygamber efendimiz ahirete intikal edince

koşmuşlardır. Haber-i ahad yoluyla nakledilen

ortaya çıkan bazı meseleler hakkında sahabe-i

icmalar, kesinlik ifade etmediklerinden bunlar

kiramdan ilmiyle ve anlayışlı olma kabiliyetiyle

kesin delil kabul edilemezler.

meşhur olanlar bu gibi meseleler hakkında fetva

Bizlere tevatür yoluyla nakledilen icma, sahabe döneminde yapılan icmalardır. Tabiin ve

vermişler ve bu fetvalar bizlere kadar aktarılmış bulunmaktadır.

onlardan sonra gelen müçtehidlerin icmaı ise,

Bir kısım alimler, sahabelerin bu gibi fetvala-

mütevatir bir yolla tesbit edilememiştir. İşte bu

rını delil kabul etmişler, diğerleri ise delil sayma-

nedenledir ki, sadece sahabelerin icmaı kesin delil

mışlardır. Şöyle ki:

O’nun İzinde...

Müslümanlara düşen, birleşebilecekleri herşeyde birleşmek ve birleşemeyecekleri herşeyde de birbirlerini mazur görmek ve hoşgörülü olmaktır. Başkaca bir yol yoktur.

REBİÜLAHİR 1434

11


a. Bir kısım alimler, kitap ve sünnetten net bir

belerden rivayet edilen sahih hadislerle ayetleri

delil veya işarete dayanmasa dahi sahabe sözünün

yorumlamışlar ve Rasulullah’ın pratiğini kendile-

bağlayıcı bir delil olduğunu kabullenmişler ve gö-

rine örnek almaya çalışmışlardır.

rüşlerine delil olarak da şunları zikretmişlerdir: “İlk iman eden muhacirlerle ensardan ve iyilik yaparak onlara uyanlardan Allah razı oldu, onlar da Allah’dan razı oldular. . .”(28) Allah Teala bu ayette sahabelerden ve iyilikle onlara uyanlardan razı olduğunu beyan etmektedir. Elbette ki sahabelere uymak onların fetvalarını kabullenmeyi gerektirir.

NEBEVÎ HAYAT

sünnet kriterleriyle yorumlanmaya çalışılmalıdır. Burada muhaliflerin, bu görüşleri mazur görmeleri temenni edilmektedir. Zira onlar da en az bizim kadar belli bir mezhebi taklid etme zorundadırlar. Mezhebler üstü davranmak bin dört yüz seneden beri görülmemiş bir tatlı temennidir. Ancak bunu gerçekleştirememek müslümanların

Peygamber efendimiz sahabelerin üstünlüğünü beyan eden hadis-i şeriflerinde onlara uyulmasını işaret buyurmuştur.

ittifak edecekleri hususlarda ittifak etmemelerini

b. Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olan diğer bir kısım alimler ise sahabe sözünün bağlayıcı bir delil olmadığını söylemişlerdir. Bunlar: Sahabelerin hatadan masum olmadıklarını, sahabelerin de kendilerini böyle kabul ettiklerini, birbirlerine hatalı olduklarını söylediklerini, tabiinlerden kendilerine itiraz edenler olduğunu, bazen sahabelerin kendi fetvasından dönüp tabiinin verdiği fetvayı kabullendiklerini, sahabe sözünün bağlayıcılığına delil gösterilen ayetin, sahabenin ictihad etmede önderler olduğunu gösterdiğini, bunların fetvalarının mutlaka kabullenilmesini gerektirmediğini” söylemişlerdir.

Müslümanlara düşen, birleşebilecekleri her-

Nasları Ehl-i Sünnet Kriterleriyle Yorumlamak

12

Bütün bu nedenlerden dolayı naslar ehl-i

Bu bir mezheb taassubu olmayıp tamamen itidali muhafaza etme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Zira Hariciler, Ehl-i beyti İslam’ın reva gördüğü çerçeveden çıkararak haddi aşmışlar ve aşırı gitmişlerdir. Şiiler ise bu nezih zevatın sözlerini Rasulullah’tan gelen hadisler gibi kabul etmişler, diğer sahabelerin çoğunu ise ağır suçlamalarla suçlamışlar ve onlardan gelen hadisleri kabul etmemişlerdir. Böylece birçok hususlarda Rasulullah’ın pratik hayatından örnek almaktan yoksun kalmışlardır. Ehl-i sünnet, Ehl-i beyte de sahabelere de saygı gözüyle bakmış, onların her birinin layık oldukları mertebeleri yadetmiş ve Allah’a havale etmiştir. Böylece bütün sahaMART’13

ve düşmanları bırakıp birbirleriyle uğraşmalarını elbetteki gerektirmez. şeyde birleşmek ve birleşemeyecekleri herşeyde de birbirlerini mazur görmek ve hoşgörülü olmaktır. Başkaca bir yol yoktur.

---------------------------------------------------

1) Bakara, 23 2) Nisa, 80 3) Haşr, 7 4) Nisa, 65 5) Nur, 56 6) Bakara, 183 7) Necm, 3-4 8) Ebû Dâvûd, ilim 13; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/162; Dârimî, mukaddime 43; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1/186-187. 9) Muvatta, Kader - 3 10) Buharı, Kit. İlim, bab: 38; Tirmizî, Kit. İlim, bab: 8, hn. 2660, Kit. Menakib, bab: 20, hn. 3715, îbnMace, Kit. Mukaddime, bab: 4 11) Buharı, Kit. Enbiya, bab: 50; Tirmizî Kİt. İlim, bab: 123, hn. 2669; Müsned İmanı Ahmed, c. II, sh. 59, 171, 202, 214 12) Tirmizî, Kit. Tefsir, sûre, 1, bab: 1, 2951; Darimi, Kit. Mukaddime, bab: 25 13) Tirmizî Kit. İlim Bab: 8, hn. 2660 14) Müslim 15) Müslim 16) Müslim, Fedâilü’s-sahâbe 216. 17) Ahzab, 33 18) Şura, 23 19) Tevbe, 100 20) Fetih, 29 21) Nisa, 115 22) İbn-i Mace 23) Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 145 24) Tirmizî, Kit. Fiten, bab. 7, Hn. 2167. 25) İmam Ahmed, Müsned 26) Ebu Davud 27) Tirmizi 28) Tevbe, 100


Kapak Gündem Başyazı

Mahmut Varhan

NASLARA BAĞLILIK DİNİ BİR FARZİYET, FITRİ BİR ZARURETTİR Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Allah’ın emir ve yasaklarını bizlere getiren Peygamber efendimize salât ve selam olsun. Biz bu makalemizde, naslara bağlı kalmanın fıtri bir gereklilik ve dini bir zorunluluk olduğunu, naslardan neyin kastedildiğini, edille’i şer’iyyeyi nasıl anlamamız gerektiğini ve şer’i delillerin derecelerini özet bir şekilde açıklamaya çalışacağız.

Âdemoğlu gerçekten çok ağır ve pek büyük,

O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik

fakat bir o kadar da şerefli ve kıymetli bir vazife

ederim. Allah’ın emir ve yasaklarını bizlere ge-

için yaratılmıştı. Ona emanet’i kübrâ tevdi edilmiş

tiren Peygamber efendimize salât ve selam olsun.

ve şu yeryüzünde ubûdiyet vazifesi ile mükellef kı-

Biz bu makalemizde, naslara bağlı kalmanın fıtri bir gereklilik ve dini bir zorunluluk olduğunu, naslardan neyin kastedildiğini, edille’i şer’iyyeyi nasıl anlamamız gerektiğini ve şer’i delillerin derecelerini özet bir şekilde açıklamaya çalışacağız.

lınmıştı. Nitekim Rabbimiz Celle Celâluhû şöyle bu-

yurmaktadır: “Ben cinleri de insanları da ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56) Bu vazife o kadar ağırdı ki gökler, dağlar ve yer-

yüzü bile böyle bir vazifenin altına girmekten çekinmişlerdi. Çünkü bu, ihmal edilmesi takdi-

1- Allah Teâlâ, hikmeti gereği Âdemoğulla-

rinde âlemlerin Rabbinin gazabına sebep olacaktı.

rını yokluk âleminden şu nurlu varlık âlemine çı-

Ve irade sahibi bir mükellef, çift yönlü tabiatı

karmıştır. Şu dünya sarayını kurmuş ve insanlık

bulunan, hem hayır ve hem de şerre kâbil bir so-

âlemini bu sarayın halifesi yapmıştır. Hz. Âdem

rumlu olunacağından dolayı böyle bir tehlike söz-

aleyhisselam’ı yaratmadan önce meleklere şöyle

konusuydu. Ancak bu vazifeyi hakkıyla yerine ge-

buyurmuştur: “Muhakkak Ben yeryüzünde bir

tirenler, sonsuz saadete nâil olacaklar ve şu kâinatta

halife yaratacağım.” (Bakara, 30) Böylece Âdemoğ-

en şerefli makamı ve Rabbü’l-âleminin nezdinde en

lunu mükerrem ve şerefli kılmış, hilafet ve dünyayı

üstün mertebeyi elde edeceklerdir. Şu ayet’i kerime

maddi-manevi imar etmesi için ona gerekli olan her

bu durumu ne güzel tasvir etmektedir: “Biz ema-

şeyi öğretmiştir.

neti göklere, yere ve dağlara arz ettik de, onlar REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Â

lemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

13


onu yüklenmek istemediler, bundan endişeye

aleyhisselam’a hitaben şöyle buyurmaktadır: “Ey

düştüler. Ama onu insan yüklendi. Çünkü o,

Dâvûd, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir

çok zalim ve çok cahildir. Tâ ki Allah münafık

halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile

erkeklerle münafık kadınları, müşrik erkeklerle

hükmet, hevâya (istek ve arzulara) uyma; sonra

müşrik kadınları azaplandırsın; mü’min erkek-

seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz Al-

lerle mü’min kadınların da tevbelerini kabul

lah’ın yolundan sapanlar, hesap gününü unut-

etsin. Allah çok bağışlayandır, çok rahmet bu-

malarından dolayı onlar için şiddetli bir azap

yurandır.” (Ahzâb, 72-73)

vardır.” (Sâd, 26)

2- İnsanoğlunun getirildiği bu hilafet maka-

Yine Allah Teâlâ son peygamberi Hz. Mu-

mının ve Âdemoğluna yüklenen bu emanet-i küb-

hammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle

rânın hakkını edâ etmek, ancak Allah Teâlâ’nın

buyurmaktadır: “Sonra seni de dinden bir şeriat

gönderdiği hidayete tâbi olmakla mümkündür.

üzere kıldık. Öyleyse sen; ona tâbi ol, sakın

Zira Allah Teâlâ rahmeti ve hikmeti gereği yarattığı, rızkını tedârik ettiği, mükerrem kılarak hilafet

makamına getirdiği ve sayılamayacak kadar çok nimetler bahşettiği şu insanlık âlemini başıboş ve

Doğrusu zalimler birbirlerinin velileridir. Allah da muttakilerin velisidir.” (Câsiye, 18-19) Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve

ğildi. Aksine onu çok büyük ve ağır bir sorum-

sellem de şöyle buyurmaktadır: “Sizin aranızda iki

luluk için yaratmış, sorumlu olduğu hususları

şey bıraktım, bunlara tutunup sımsıkı sarıldığınız

ona gönderdiği peygamberleri ve indirdiği kitap-

müddetçe sapmazsınız: Allah’ın kitabı ve peygambe-

ları aracılığıyla bildirmiştir. İlk atamız olan Hz.

rinin sünneti...”(1)

ferman buyurmuştu: “Hepiniz oradan inin” dedik. “Şayet Benden size bir hidayet gelir de kim Benim hidayetime uyarsa, onlar için korku yoktur ve onlar asla üzülmezler de. Kâfir olup ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte bunlar cehennemliktirler. Onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar.” (Bakara, 38-39) Demek ki bizim yaratılış

Görüldüğü gibi Allah’ın kitabına ve peygamberin sünnetine sımsıkı sarılmadığımız zaman, sapmamız muhakkaktır. Hüdâya tâbi olmazsak,

hevâya uymamız mukadderdir. Bu da her türlü felaketin, dalâletin, sefahetin ve sefaletin sebebidir.

Âkıbette de daha acı ve daha dehşetli olan cehennem azabını netice verecektir. Dolayısıyla bütün gücümüzle ilan ederek deriz ki: Kur’an ve sünnete,

vazifemiz ve fıtri sorumluluğumuz ilâhi hidayete

Allah’ın şeriatına muhalif olan anayasa ve yasalara

tâbi olmak, Allah’ın kitabına uymak ve peygambe-

veyl olsun! İlâhi hidayetten ayrılarak, hevâlarına

rine itaat etmektir.

dayanarak koydukları kanunları karalayan elleri ku-

3- Tâbi olmakla memur olduğumuz ve kurtulu-

rusun! Zira farkında olarak veya olmayarak insan-

şumuzun kendisine bağlı bulunduğu ilâhi hidayet,

ları İblis’in kulu yapmış, İblis ile birlikte cehenneme

Allah Teâlâ’nın kitabı ve O’nun kitabının tefsiri ve

NEBEVÎ HAYAT

onlar, Allah’a karşı sana hiçbir fayda veremezler.

kendi başına buyruk bırakmak için yaratmış de-

Âdem aleyhisselam’ı dünyaya indirirken şöyle

14

bilmeyenlerin hevâlarına uyma. Muhakkak ki

girmelerine sebep olmuşlardır.

tatbik şekli olan peygamberinin sünnetidir. Dola-

4- Bilinmesi gerekir ki Kur’an-ı Kerim ve sün-

yısıyla ferdi, âilevi ve toplumsal bütün meseleleri-

net’i seniyye, bütün insanlık âleminin tüm yeryü-

mizde bu iki kaynağa sımsıkı sarıldığımız ölçüde hi-

zünde ihtiyaç duydukları her türlü yasal ve ana-

dayete tâbi olmuş oluruz. Aksi halde hevâya uyar ve

yasal, ahlâki ve hukuki düzenlemeyi kapsamaktadır.

dalâlete sürüklenmiş oluruz. Nitekim Allah Teâlâ,

Her türlü hayır yolunu göstermiş ve her türlü şerden

hem peygamber ve hem de melik olan Hz. Dâvûd

sakındırmıştır. Biz müslümanlara düşen sadece ki-

MART’13


Sünnet’i seniyye: Bütün âlimlerin ittifakı ile şer’i hükümlerin ikinci kaynağı, peygamber aleyhisselam’ın söz, fiil ve takrirlerinden oluşan sünnetidir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’a itaatle birlikte peygambere itaatin de zikredilmesi, peygamberin güzel örnek olarak bize sunulması, Allah sevgisinin peygambere tâbi olmaya bağlanması, Allah ve peygamberinin önüne geçilmesinin yasaklanması, peygamberin emrine muhalefet edenlerin bir fitne ile veya acı verici bir azap ile tehdit edilmeleri ve imanın Hz. peygamberin hükümlerini tam bir teslimiyetle kabul etmeye bağlanması ve daha pek çok husus sünnetin bağlayıcı olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan sünnet’i seniyyeye müracaat edilmemesi durumunda Kur’an-ı Kerim’de bulunan pek çok hüküm anlaşılmaz, mücmel ve kapalı kalır. Namaz, zekat, hac, oruç ve cihad ile ilgili pek çok hüküm mübhem kalır. Sünnet’i seniyye, Kur’an-ı Kerim’de bulunan mübhem hükümleri beyan, mücmel ayetleri tefsir, mutlak hükümleri takyid ve genel hükümleri tahsis ederek; Kur’an-ı Kerim’de bulunmayan pek çok hükmü de va’zetmiştir. tab’ı mübinimizi ve sünneti seniyyeyi güzel bir

hukukta Avrupa’ya dilencilik edenler, büyük bir

şekilde anlamak ve hayatımızın her alanına tatbik

ihanet içindedirler.

etmektir.

5- Dinimizin en temel esaslarından biri de

Dinsiz müşriklerin ya da tahrif edilmiş dinle-

Kur’an ve sünnete, selef’i salihinin yoluna ittibâ

rinde dünya hayatını tanzim eden hükümlere ye-

ederek; bid’atlardan sakınmaktır. Dinimiz kâmil ol-

terli derecede yer verilmeyen Hıristiyan ve Yahudi-

duğundan dolayı ne fazlalığı ve ne de eksikliği/ek-

lerin bâtıl kanunları benimsemeleri anlaşılabilir bir

siltmeyi asla kabul etmez. Bundan dolayı dinde aslı

ların böyle bir dalâlete ve sefahete yönelmelerinin

akılla izah edilir bir tarafı yoktur. Zira Allah Teâlâ bu dini kemâle erdirdiğini beyan ederek şöyle buyurmaktadır: “Bugün dininizi kemâle erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve din olarak size İslam’ı seçtim...” (Mâide, 3) İmam Malik rahimehullah şöyle demektedir: “İslam’da bir bid’at çıkararak onu güzel gören kimse, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risalet görevinde ihanet ettiğini iddia etmiş

bulunmayan her düşünce, itikad, amel ve hüküm bid’at kabul edilir ve sahibinin yüzüne savrularak reddedilir. Nitekim Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği hadis’i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurmaktadır: “Her kim bizim şu işimizde (dinimizde), onda olmayan bir şeyi ihdas ederse; o şey reddedilir.” Diğer bir rivayet şöyledir: “Her kim emrimize (şeriatımıza) uygun olmayan bir amel işleyecek olursa; o amel reddedilir.”(3)

olur. Çünkü Allah Teâlâ: “Bugün dininizi kemâle

İrbâd b. Sâriye’nin rivayet ettiği hadiste de

erdirdim...” buyurmaktadır. Dolayısıyla o gün

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

dinde olmayan bir şey, bugün de dinden değildir.”

buyurdu: “... Muhakkak ki benden sonra yaşayan-

(2)

Şunu açık bir şekilde ifade edelim ki: Allah’ın kelâmı Kur’an-ı Kerim, onun tefsiri olan Hâte-

larınız, pek çok ihtilaflar göreceklerdir. Böyle bir durumda benim sünnetime ve hidayete erdirilmiş râşid

mü’l-Enbiyâ’nın sünnet’i seniyyesi ve yüzlerce

halifelerin sünnetine yapışınız, azı dişlerinizle (bütün

müctehidimizin bu iki mukaddes kaynaktan istinbât

gücünüzle) bunu ısırın (buna sarılın). Sonradan ihdas

ettikleri ve müslümanların 13 asır boyunca hayatla-

edilecek işlerden/bid’atlardan sakının. Muhakkak her

rına tatbik ettikleri İslam fıkhı elimizde bulunurken;

bir bid’at dalâlettir.”(4) REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

durum olsa da; kendilerine Müslüman diyen insan-

15


Ömer b. Abdülaziz dedi ki: “Rasûlullah sallal-

Hz. Peygamberin hükümlerini tam bir tes-

lahu aleyhi ve sellem ve ondan sonraki yöneticiler

limiyetle kabul etmeye bağlanması ve daha

(râşid halifeler) pek çok hükümler koymuşlardır.

pek çok husus sünnetin bağlayıcı olduğunu

Bunları esas almak, Allah’ın kitabına tutunmak ve

göstermektedir. Diğer taraftan sünnet’i

Allah’ın dininde kuvvetli olmaktır. Bunları tebdil

seniyyeye müracaat edilmemesi duru-

etmek, değiştirmek veya bunlara muhalif bir şeye

munda Kur’an-ı Kerim’de bulunan pek

yönelmek hiç kimsenin hakkı değildir. Her kim bu

çok hüküm anlaşılmaz, mücmel ve kapalı

hükümlere uyarsa, o hidayete ermiş; her kim de bun-

kalır. Namaz, zekat, hac, oruç ve cihad ile

lardan destek alırsa, o kuvvetli ve yardım görendir.

ilgili pek çok hüküm mübhem kalır. Sün-

Kim de bu hükümleri terkeder ve mü’minlerin yo-

net’i seniyye, Kur’an-ı Kerim’de bulunan

lundan başka bir yola tâbi olursa, Allah onu tuttuğu

mübhem hükümleri beyan, mücmel ayet-

yolda yalnız bırakır ve onu cehenneme sokar. Orası

leri tefsir, mutlak hükümleri takyid ve

ne kötü varılacak yerdir.”

genel hükümleri tahsis ederek; Kur’an-ı

(5)

Kerim’de bulunmayan pek çok hükmü de

6- Buraya kadar söylediklerimizden açık bir

va’zetmiştir.

şekilde anlaşıldı ki, Allah’ın dini hakkında söz söylemek ve İslam adına herhangi bir hususta hüküm

Peygamber efendimizden sonraki asır-

ve fetvâ verebilmek için muhakkak bir delile da-

lardan herhangi birinde yaşayan bütün

yanmak gerekir. Delilsiz bir şekilde hüküm veya

müctehidlerin bir hüküm üzerinde icmâ

fetvâ vermek kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Bu

etmeleri...

hususta pek çok ayet’i kerime ve hadis’i şerif mevcuttur. Şer’i hükümlerin kaynakları dediğimiz bu deliller iki ana grupta incelenmiştir. Bu iki gruptan birincisi: Üzerinde ittifak edilen ve âlimlerin cumhurunun kendileriyle istidlâlde bulundukları ve onlardan şer’i hükümleri istinbât ettikleri delillerdir. Bunlar da şunlardır: •

Allah’ın kelâmı Kur’an-ı Kerim: Bütün müslümanların icma’ı ile şer’i hükümlerin ana kaynağı Kur’an-ı mübindir.

NEBEVÎ HAYAT

16

MART’13

Bütün şartlarını hâvi olan fukahanın kıyası. Görüşlerine itimad edilen âlimlerin ittifakı ile kıyas da şer’i hükümlerin kaynağıdır.

Bu dört delilin dışında fukahanın cumhurunun üzerinde ittifak etmedikleri, âlimler arasında ihtilaflı olan bazı deliller de vardır ki; bunların en meşhurları şu yedi delildir: a- Sahabenin mezhebi b- Bizden öncekilerin şeriatleri c- İstihsan

Sünnet’i seniyye: Bütün âlimlerin ittifakı

d- Mesâlih-i mürsele

ile şer’i hükümlerin ikinci kaynağı, pey-

e- İstishâb

gamber aleyhisselam’ın söz, fiil ve takrir-

f- Muteber ve sahih örf

lerinden oluşan sünnetidir. Kur’an-ı Ke-

g- Seddü’z-Zerâi’(6)

rim’de Allah’a itaatle birlikte peygambere

7- Şer’i delillerden hüküm istinbât ederken en

itaatin de zikredilmesi, Peygamberin güzel

önemli olan konulardan biri, bu delillerin kuvvet

örnek olarak bize sunulması, Allah sevgi-

yönünden derecelerini bilmek ve hüküm istinbât

sinin peygambere tâbi olmaya bağlanması,

ederken buna riayet etmektir. Zannımızca hüküm çı-

Allah ve peygamberinin önüne geçilme-

karmada ve fetvâ vermede meydana gelen hataların

sinin yasaklanması, peygamberin emrine

en önemli sebebi bu hususu gözardı etmektir. Ör-

muhalefet edenlerin bir fitne ile veya acı ve-

neğin Kur’an-ı Kerim’de veya sünnet’i seniyyede

rici bir azap ile tehdit edilmeleri ve imanın

hükmü bulunan bir meselenin hükmünü, kıyas


Diğer taraftan Pavlos ve Abdullah b. Sebe’ gibi tahrifçilerin mesleğini sürdüren oryantalistlerin vesveselerine kapılarak sünnet’i seniyyeye ve bu konuda selefimizin yapmış oldukları büyük çalışmalara kem gözlerle bakan mukallitlere deriz ki: Hz. Mûsâ’nın ve Hz. İsa’nın pak dinlerini tahrif eden yahudi ve hıristiyan müsteşriklerini taklid etmekle ne kazandınız!? İnsaflı olun ve Allah Teâlâ’nın dinini, O’nun düşmanlarından değil de Allah’ın dininin bayraktarlığını yapan Rabbani âlimlerimizden öğrenmeye gayret edin. Şunu bilin ki ilim dindir ve kimlerden alındığı çok önemlidir. Bundan dolayı dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin. Eğer Allah’ın dinini tahrif etmeyi kendilerine vazife bilmiş müsteşriklerden ve onların yetiştirdiği gönüllü mukallitlerden alırsanız, dininizi ifsat etmekten başka hiçbir neticeye varamazsınız ve Allah’ın gazabıyla karşı karşıya kalırsınız. veya ihtilaflı delillerden biri yoluyla bulmaya ça-

“Allah’ın elçisinin elçisini, Allah’ın ve Rasûlü’nün

lışmak; insanı yanlış bir neticeye götürecektir.

razı olacağı hususa muvaffak kılan Allah’a ham-

rini tamamladıkları ve sünnetin vazifesi Kur’an-ı Kerim’i beyan etmek olduğundan dolayı birlikte mütalaâ edilmelidirler. Daha sonra icmâ ve ondan sonra da kıyas gelmektedir. Bu ikisi de netice itibariyle Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyeye dayanırlar. İhtilaflı delillerin kuvvet yönünden dereceleri de âlimler arasında ihtilaflıdır. Ezcümle bütün bu delillerden asıl maksat, Allah Teâlâ’nın hükmünü ortaya çıkarmak olduğundan ve bu delillerin muteber olduğuna Kur’an ve sünnet şahitlik ettiğinden dolayı bu delillerin hepsi de Kur’an’a ve sünnete dayanmaktadır. Delillerin tertibine riayet etmenin gerekliliği hususunda şu hadis’i şerifi kaydetmemiz faydalı olacaktır: Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

dolsun.”(7) Hz. Ömer, Kadı Şureyh’e gönderdiği mektubunda şöyle demekteydi: “Allah’ın kitabında olan hükümle hükmet. Şayet Allah’ın kitabında yoksa, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ile hükmet. Eğer Allah’ın kitabında da Rasûlullah’ın sünnetinde de yoksa, salihlerin vermiş oldukları hükümlerle hükmet. Şayet Allah’ın kitabında da Rasûlullah’ın sünnetinde de yoksa ve salihler de o konuda bir hüküm vermemişlerse; dilersen ilerle (kendin o konuda ictihad et), dilersen de geri dur (o konuda bir hüküm verme). Ben geri durmanı senin için daha hayırlı görüyorum. Ve’s-selamü aleyküm.”(8) 8- Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyye naslarını doğru bir şekilde anlayabilmemiz için, ehli sünnet âlimlerimizin koymuş olduğu kriterlere müracaat etmek zorundayız. Âlimlerimiz Kur’an ilimleri için

“Sana bir mesele arzedildiğinde ne yaparsın?”

“Tefsir Usûlü” ilmini geliştirdikleri gibi; hadis ilim-

Muaz: “Allah’ın kitabındakiyle hüküm veririm.”

leri, hadislerin zayıf ve uydurulmuş olanlarını sahih

Rasûlullah: “Ya Allah’ın kitabında yoksa?” Muaz:

hadislerden ayıklamak için de “Hadis Usûlü” ilmini

“Rasûlullah’ın sünnetiyle hüküm veririm.” Rasû-

geliştirmişlerdir. Hiçbir ümmette ve toplumda bu-

lullah: “Rasûlullah’ın sünnetinde de yoksa?”

lunmayan bir şekilde isnad ilmini oluşturmuş, bütün

Muaz: “Kendi görüşümle ictihad ederim. Elimden

dini ilimleri ve özellikle Peygamber sallallahu aleyhi

geleni yapmada geri durmam” demiştir. Muaz der

ve sellem’in sünnetini isnad ile aktarmış, isnâdı

ki: “Rasûlullah göğsüme vurdu ve şöyle buyurdu:

dinin bir parçası kabul ederek isnadsız hiçbir şeyi REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Şer’i delillerden Kur’an ile sünnet birbirle-

17


kabul etmemiş ve bütün senedleri cerh-ta’dile tabi

nini, O’nun düşmanlarından değil de Allah’ın di-

tutmuşlardır. Tabakat ilmini oluşturarak, herhangi

ninin bayraktarlığını yapan Rabbani âlimlerimizden

bir ilim dalıyla ve özellikle hadis ilmiyle meşgul olan

öğrenmeye gayret edin. Şunu bilin ki ilim dindir

her âlimin hayatını ve cerh-ta’dil açısından değe-

ve kimlerden alındığı çok önemlidir. Bundan

rini kayıt altına almışlardır. Hem sened ve hem de

dolayı dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin.

metin tenkidi açısından beşer aklının ulaşabileceği

Eğer Allah’ın dinini tahrif etmeyi kendilerine va-

en mükemmel kaideleri oluşturmuşlardır. Diğer ta-

zife bilmiş müsteşriklerden ve onların yetiştirdiği

raftan Kur’an-ı kerim’i ve sabit olan hadis’i şerifleri doğru bir şekilde anlamak için “Fıkıh Usûlü” ilmini geliştirmişlerdir. Bu ilimler gerçekten çok önemli olup, bu ümmetin özelliklerinden kabul edilmişlerdir. Diğer taraftan Kur’an ve sünnet Arapça olduğu için, arapça ilimlerine vakıf olmadan Kur’an ve sünnet hakkında konuşmak ve fetvâ vermeye kalkışmak büyük bir cinayet olur. İşte bütün bu ilimlere muttali olmayanların, hadlerini bilmeleri ve meâl ve tercemelere dayanarak hüküm çıkarmaya ve fetvâ vermeye kalkışmamaları gerekir. Bunların vazifesi, Allah Teâlâ’nın belirttiği gibi ilim ehline sormaktır. 9- Son olarak şunları ifade etmek istiyoruz: Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyye hazinesine ve bu

gönüllü mukallitlerden alırsanız, dininizi ifsat etmekten başka hiçbir neticeye varamazsınız ve Allah’ın gazabıyla karşı karşıya kalırsınız. Şunun bilinmesi gerekir ki ilim ve dinin kendilerinden öğrenilebileceği Rabbani âlimlerin şu özelliklere sahip olmaları gerekir: 1- İlmiyle amel etmesi ve sözü ile amelinin birbirine mutabık olması gerekir. Şayet âlimin sözü ile ameli arasında muhalefet bulunursa, kendisinden ilim alınmasına ve dinde kendisine uyulmasına ehil olmaz. 2- İlmini, o ilim dalında ihtisas sahibi olan Rabbani âlimlerden tahsil etmiş olması ve onların dizlerinin dibinde dirsek çürütmüş olması gerekir.

iki mukaddes kaynaktan istinbât edilmiş olan İslam

3- Kendilerinden ilim tahsil etmiş olduğu hoca-

fıkhı servetine sahip olan biz müslümanların, batının

larının ahlâkı ile ahlâklanması ve onların edebi ile

hevâsına dayanan beşeri hukuka ihtiyacımız yoktur.

süslenmesi gerekir.(9)

Aziz İslam’ın müntesipleri olarak, her türlü beşeri nizamı reddediyoruz. Bizim muhtaç olduğumuz tek şey, Kur’an ve sünneti doğru bir şekilde anlamak ve en güzel şekilde tatbik etmektir. Çünkü dünyada izzet ve ahirette selamet/saadet sadece buna bağlıdır. Tarih göstermiştir ki, müslümanlar Kur’an ve sünnete sarıldıkları ve şeriat’ı ğarrayı tatbik ettikleri ölçüde izzete kavuşmuş, bu hususta ihmalkâr

İşte sahabe-i kiram, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den; tabiin sahabeden ve onlardan sonra gelen bütün nesiller bir önceki nesilden ilmi bu şekilde tahsil etmiş ve bize kadar sapasağlam bir şekilde ulaştırmışlardır. Allah’u Teâlâ bizleri de bu mübarek mirası korumaya ve bir sonraki nesle aynı paklıkta ulaştırabilmeye muvaffak eylesin.

davrandıkları oranda da zillete maruz kalmışlardır. Diğer taraftan Pavlos ve Abdullah b. Sebe’

NEBEVÎ HAYAT

gibi tahrifçilerin mesleğini sürdüren oryantalist-

18

lerin vesveselerine kapılarak sünnet’i seniyyeye ve bu konuda selefimizin yapmış oldukları büyük çalışmalara kem gözlerle bakan mukallitlere deriz ki: Hz. Mûsâ’nın ve Hz. İsa’nın pak dinlerini tahrif eden Yahudi ve Hıristiyan müsteşriklerini taklid etmekle ne kazandınız!? İnsaflı olun ve Allah Teâlâ’nın diMART’13

-----------------------1. İmam Malik, Muvattâ: 1718 2. İmam Şâtıbi, el-İ’tisam: 1/65-66 3. Buhari: 2697; Müslim: 1718 4. Ebû Dâvûd: 4607; Tirmizi: 2676. Hasen-Sahih 5. İbni Receb, Câmiu’l-Ulûmi ve’l-Hikem: 2/123 6. Şer’i delillerin tafsilatı için bakınız: Hasan Karakaya, Fıkıh Usûlü: 37-191 7. Ebû Dâvûd: 3592; Tirmizi: 1327; İmam Ahmed, Müsned: 22007 8. Nesâi: 5414 9. bkz: Şatıbi, Muvafakat: 1/99-100


Yasin Karataş

Kapak Gündem Başyazı

SÜNNETİN İSLAM TEŞRÎ’İNDEKİ YERİ VE DELİL OLUŞU beklediğimiz, cahilce sapan ve saptıranlardandır.

fitnenin temeline hadis inkârını koymak herhalde

karabilir fakat Hz. Peygamber (s.a.v) ve Onun

haksızlık olmaz. Hadisleri inkâr ettirmek Müslü-

yakın arkadaşları, talebeleri buna ehil değildir.

manların inanç sistemlerine zarar verebilmek için

Eğer peygamber değilseniz ayetler hakkında iste-

en etkili yoldur denilebilir. Çünkü avam bile -is-

diğiniz gibi yorum yapabilir, bu zırvalara “ilim”

tisnâî durumlar hariç- ayetlerden birini bile inkâr etmenin mümkün olmayacağını, bununla beraber kişinin Müslüman kalamayacağını bilmektedir. Dolayısıyla ümmete ayetleri inkâr ettirme çabası başarısızlıkla sonuçlanacak, ferdî irtidatlardan öteye geçemeyecektir. Bu fitne bundan dolayı müsteşrikler(1) tarafından Ümmet’e yutturulmuş, kendini Müslüman diye isimlendiren oryantalistler de onların borusunu bu ümmet içinde öttürür olmuştur.

Bunlara göre herkes Kur’ân’ı anlayıp hüküm çı-

diyebilirsiniz. Hz. Peygamber’in (s.a.v), selef zamanından günümüze kadar kabul edilmiş doğrularını yalanlayabilir, Ümmet’in tamamının bir hususta yanılgı içerisinde olduğunu, bu yanılgının ancak şimdi düzeltilebildiğini söyleyebilir ve Müslümanlardan bunları kabul etmelerini bekleyebilirsiniz. Yaşanarak gelen sünneti alırız, yaşanmadan nakledilmiş sünnet bizi bağlamaz diyebilir, sanki yaşanmadan, sadece dilden dile gelen sünnet varmış gibi, kafanıza uymayan hadisleri reddedebilirsiniz. Ehl-i Sünnet’in şerefli muhad-

Ayetleri çok iyi yorumlayabilen müçtehit-

dislerine yersiz eleştirilerde bulunup, “Bir Fransız

mişcesine, küstahça Allah Rasûlü’nün (s.a.v) ha-

şairi ne güzel ifade etmiştir…” diyebilir, Ümmet

dislerine dil uzatanlar, kıyamete yakın çıkmasını

içerisinde o kadar âlim varken gidip meşhur müsREBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

D

emokrasi ve hadis inkârı, çağımızın en büyük fitnelerindendir. Aslında birçok

19


teşrik Goldziher’in kitabını tercüme edebilirsiniz. Fakat biz sünnete, sadece Hz. Peygamber (s.a.v) söylediği için tabiiyiz… Sünnet ve Hadis: Hadis, Hz. Peygamber’den (s.a.v) bize ulaşan her şeydir.(2) Sünnet kelimesi özel olarak, Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilmeyip sadece Allah Rasûlü’nden (s.a.v) nakledilen her şey için kullanılır. Bu, Kur’ân’daki bir hükmün beyanı olabilir ya da olmayabilir. … Sünnet kelimesi bazen de Kur’ân’da veya sünnette olsun-olmasın, sahabenin kendisi üzere amel ettiği şey anlamında kullanılır.(3) Bu tanıma göre hadisin ifade ettiği mana önemli değildir. Sünnet bazen haramlık, bazen mubahlık ifade eder. Bazen başka bir hükme delalet eder. Bazen de zelleler gibi meselelerden ya da Hz. Peygamber’in (s.a.v) şahsına münhasır olan meselelerden bahseder ki, bu meseleler aslen hiçbir hükme delâlet etmez. Usulcüler sünnet kelimesini İslâm’ın Kur’ân-ı Kerîm’den sonra gelen hüküm kaynağı için kullanırlar. Fıkıhçılara göre ise sünnet, mendub dediğimiz, yapılırsa sevap getiren, yapılmazsa ceza gerektirmeyen amellerdir. Onlara göre sünnet, naslardan elde edilen mendupluk sonucudur. Bu tanıma göre bir amelin sünnet olması için hakkında hadis bulunması şart değildir. Örneğin müdâyene vesîkası dediğimiz borç senedi düzenleme emri ayetle(4) sabit olduğu halde sünnettir, fıkıhçıların tabiriyle menduptur.(5) Akşam namazının farzından sonra kılınan iki rekâtlık namaz ise hadisle sabit olan sünnetlerdendir.(6)

NEBEVÎ HAYAT

Bu tanımlamalardan anlaşılacağı gibi sünnet kelimesi sadece bir anlamda kullanılmayıp, farklı ilimlerin ıstılahında farklı anlamlarda kullanılmıştır.

20

Hz. Peygamber’ Kur’ân’dan Başka Vahiy Geldiğinin Delillerinden Bir Tanesi: Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v) eşlerinden Hafsa’ya (r.a) bir sır verdi. O ise sırrı diğer şahısla paylaştı. Rasûlullah (s.a.v) bu sırrın eşi tarafından ifşa edildiğini öğrenince ondan bir açıklama istedi. MART’13

Eşi, Hz. Peygamber’e (s.a.v) bunu kimin söylediğini sorduğunda Rasûlullah (s.a.v) bunun kendisine Allah tarafından haber verildiğini söyledi.(7) Bu hâdise Kur’ân’da şöyle anlatılıyor;

‫ض أَ ْز َو ِاج ِه َح ِديثاً َف َل َّما نَ َّبأَ ْت بِ ِه َوأَ ْظ َه َر ُه‬ ِ ‫َوإِ ْذ أَ َس َّر ال َّن ِب ُّي إِلَى َب ْع‬ ‫ض َف َل َّما نَ َّبأَ َها بِ ِه َقالَ ْت‬ ٍ ‫ض َعن َب ْع‬ َ ‫الل ُه َع َل ْي ِه َع َّر‬ َ ‫ف َب ْع َض ُه َوأَ ْع َر‬ )3 ،‫ير (التحريم‬ ُ ‫َم ْن أَ َنبأَ َك َه َذا َقا َل نَ َّبأَنِ َي الْ َع ِلي ُم الْخَ ِب‬ Hani Peygamber (s.a.v) eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu Peygambere (s.a.v) bildirince, Peygamber (s.a.v) bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber (s.a.v), bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber (s.a.v), “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan haber verdi” dedi. (et-Tahrîm, 3) Kur’ân’da, bu ayette geçen o hanımının ifşa ettiği haber açıklanmadığı gibi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) söylediği söz de zikredilmemiştir. Şu halde o vahy-i gayri metluvv olan sünnet ile haberdar edilmiştir.

Sünnetin Bağlayıcılığının Delilleri 1. Kur’ân-ı Kerîm’den Deliller: 1. And olsun, Allah Rasûlü’nde (s.a.v) sizin için güzel bir örnek vardır. Allah’ı ve âhireti ümit eden, Allah’ı çok zikreden kimseler için… (el-Ahzâb, 21) 2. Hayır! Rabbin hakkı için onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk dahi duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (en-Nisâ’, 65) 3. Allah ve Rasûlü (s.a.v) bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının hiçbir muhayyerlik hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne (s.a.v) karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (el-Ahzâb, 36) 4. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasûl’e (s.a.v) itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa dü-


şerseniz, Allah’a ve âhıret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasûl’e (s.a.v) götürün. İşte bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (en-Nisâ’, 59) 5. Kim Peygamber’e (s.a.v) itaat ederse Allah’a itaat etmiştir. (en-Nisâ’, 80) 2. Sünnetten Deliller: 1. el-Mikdâm b. Ma`dîkerib el-Kindî’den (r.a) Rasûlullah (s.a.v) dedi ki: Minderine yaslanıp kendisine benim sözlerimden bir hadis anlatıldığında “Bizimle sizin aranızda Allah’ın (c.c) kitabı

ed-Dârimî, Mâlik, Ahmed)(8) İbn Hacer der ki: Sünnete “Allah’ın Kitabı” denilir. Çünkü sünnet Allah’ın vahyi ve takdiriyledir. Yüce Allah ‘O hevâdan konuşmaz. O sadece vahyedilmiş bir vahiydir.’ (en-Necm, 3-4.) buyurmuştur”(9) İmâm en-Nevevî Sahîh-i Müslim Şerhi’nde şöyle der: Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Aranızda Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim” derken “Allah’ın hükmüyle” manasını kastetmesi muhtemeldir.(10)

vardır. Onda gördüğümüz helali helal sayarız, adamın çıkması yakındır. Dikkat edin! Şüphesiz ki Allah Rasûlü’nün (s.a.v) haram kıldığı, Allah’ın haram kıldığı gibidir. 2. Hadisi Ebû Dâvûd, et-Tirmizî, İbn Mâce, ed-Dârimî, Ahmed, el-Kebîr’de et-Taberânî, elHâkim, et-Temhîd’de İbn `Abdi’l-Berr, Şerhu’sSunne’de el-Beğavî, Şerhu’l-İ`tikâd’da Sufyân - Ebu’n-Nadr - `Abdullah b. Ebî Râfi` tarikıyla elLâlekâî rivayet etmiştir. et-Tirmizî: “Hadis hasensahihtir”; el-Hâkim: “Şeyhayn’ın şartına göre sahihtir”; el-Beğavî: “Hadis hasendir”; Tahrîcu’lMişkât’ta el-Elbânî: “İsnadı sahihtir” demiştir.

Sünnetin Fonksiyonları Kur’ân’a nispetle sünnetin fonksiyonları aşağıdaki gibidir: 1. Kur’ân’da sabit olan bir hükmü takrir eder: Durum böyle olunca hükmün 2 kaynağı ve 2 delili olmuş olur. Namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak, hacc, Allah’a ortak koşmanın, yalancı şahitliğin, anne-babaya isyanın, haksız yere adam öldürmenin ve başkasının malını yemenin yasaklanması gibi… 2. Kur’ân’da olan bir hükmü beyan eder ki bu üç şekilde olur:

3. Ebû Hureyre ve Zeyd b. Hâlid’den (r.a):

a. Kur’ân’ın mücmelini tefsir eder: Na-

Biz Allah Rasûlü’nün (s.a.v) yanındayken bir

mazı kılmanın, zekâtı vermenin, hac-

adam kalktı ve “Allah için aramızda Allah’ın ki-

cetmenin, sahih ile fasit alışverişin, fa-

tabıyla hükmet” dedi. Kendisinden daha akıllı

izin türlerinin ve oruç ayetindeki beyaz

olan hasmı kalktı ve “Aramızda Allah’ın kitabıyla

iple siyah ipin keyfiyetini açıklayan ha-

hükmet ve bana (konuşmam için) izin ver” dedi.

disler gibi…

Hz. Peygamber (s.a.v) de “Konuş” dedi. “Benim bu oğlum, şu adamın işçisiyken hanımıyla zina etti. Buna karşılık 100 koyun ve bir hizmetkâr köle verdim. Sonra ilim ehlinden birilerine sordum ki, bunun hanımına recm gerekliymiş” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v) “Nefsim elinde olana yemin olsun ki, aranızda Allah’ın (c.c) kitabıyla hükmedeceğim. 100 koyun ve hizmetkâr iade edilecek. Oğluna 100 sopa ve 1 yıl sürgün vardır. Ey Enes

b. Kur’ân’ın umumunu tahsîs eder: Allah Rasûlü’nün (s.a.v) “Kadın, halası, teyzesi, erkek veya kız kardeşinin kızıyla beraber nikah altında tutulamaz”(11) sözü, kendileriyle evlenmenin haram olduğu kadınların zikredildiği ayetteki “Bunlar dışındakiler size helal kılınmıştır” ifadesini tahsîs eder…

(r.a.)! Bunun karısına git, itiraf ederse onu recmet”

c. Kur’ân’ın mutlağını takyîd eder ya da

dedi. Enes (r.a.) gitti. Kadın itiraf etti ve onu rec-

birden fazla manaya gelmesi mümkün

metti. (el-Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, İbn Mâce,

olan ifadeleri açıklar: Allah Rasûlü’nün REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Onda gördüğümüz haramı haram sayarız” diyen

21


(s.a.v), hırsızın elinin kesileceği yerin

bir erkek şahidin ve onun şahitliğine ek olarak

bilek olduğunu açıklaması, “Hırsızlık

yemin etmesinin iki şahit yerine ikame edilip

yapan erkek ve kadının ellerini kesin”

hüküm verilebileceğine;(21) bir Müslüman’a, Müs-

(el-Mâide, 38) ayetinin mutlağını takyîd

lümanlara ya da Müslümanlarla antlaşma yapmış

etmesi gibi…

toplumlara ait buluntu malların haram kılındı-

3. Kur’ân’ın nasihine ve mensûhuna delalet eder. 4. Kur’ân’da olmayan yeni hükümler koyar: Böylece hüküm sünnetle sabit olur, Kur’ân’dan hiçbir nass buna delil olmaz. Zina eden muhsan(12) kişinin recmedilmesi, altın ve ipeğin erkeklere haram olması, ehlî eşek etlerinin haram kılınması gibi…(13)

ğına;(22) ummu’l-veledin (=efendisinden hamile kalmış cariyenin) çocuğunu doğurur doğurmaz (düşük doğursa bile) hürriyetine kavuşacağına(23) hüküm veren de O’dur (s.a.v). Elbise üzerine ihram giymeyi haram kılan(24) Yüce Rabbimiz değil, fahr-i cihan efendimizdir (s.a.v). “Katil, öldürdüğü kişinin mirasından bir şey alamaz”(25) diyen; iki ayrı dinden olanların birbirine mirasçı olamayacaklarını ortaya koyan;(26) farz olan haccın ömürde bir kez olduğunu ifade eden(27) hep Rasû-

Sadece Sünnetle Sabit Olan Bazı Meseleler

lullâh’tır (s.a.v). Mesela Kur’ân, her hırsızın elinin

Zekâta nispetle oranlarının, zekât verme vak-

kesilmesi hükmünü getirmiştir. Sünnet ise, ko-

tinin, zekâta tabi malların nisaplarının;(14) zekâta tabi olup-olmayan malların hangileri olduğunu belirten yine Kur’ân değil sünnettir.(15) “Yağmurla sulanan arazi mahsulünden zekât vermek gerekir” diyen Rasûlullâh’tır (s.a.v). Namazın ilk ve son vakitlerini, rekât sayılarını, farz ve sünnet olanlarını, farz namazların kılınamayacağı vakitleri, sünnet namazlarının kılınamayacağı zamanları, namazın

NEBEVÎ HAYAT

içinde farz, vacip, sünnet, müstehab, haram ve

22

ruma altında bulunan ve nisap miktarına ulaşan malı çalan kimsenin elinin kesilebileceğini belirtmek suretiyle Kur’ân’ın getirdiği hükmü tahsis etmiştir. Yine Kur’ân, zahir olan her maldan zekât alınması hükmünü getirirken, sünnet bunu belirli mallara tahsis etmiştir; oranlarını ve miktarlarını belirtmiştir. “Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir” diyen, Allah Elçisidir(28) (s.a.v). “Belirlenmiş payları sahiplerine verin! Geriye kalan kısım ise, en yakın

mekruh olan fiilleri Allah Elçisi (s.a.v) belirle-

erkeğe (asabeye) aittir” buyuran da O’dur (s.a.v).

miştir. Bunu hem sözleriyle, hem de fiil ve dav-

Hz. İbrâhîm’in (a.s) Mekke için yaptığı duasını

ranışlarıyla yapmıştır.(16) Su bulamadığı zaman

bir misli fazlasıyla beraber Medine için yapıp bu

teyemmüm ile namaz kılan kimse, namazdan

şehrin iki taşlığı arasındaki tüm sahayı kutsal

sonra vakit içinde su bulması halinde dahi na-

belde (harem) kılan da O’dur(29) (s.a.v). Hayız ve

mazı yeniden kılması gerekmediğini beyan eden

loğusa halindeki hanımların namaz kılamayacak

de Rasûlullâh’tır(17) (s.a.v). Oruç ve diğer ibadet

ve oruç tutamayacaklarına hükmeden Rasûlullâh

ve muamelatta da Allah Elçisi (s.a.v) teşrî`de bu-

Efendimiz (s.a.v) olduğu gibi, hayızlılara ve cü-

lunmuştur. Bir kadının halası ya da teyzesi ile bir

nüplere cami ve mescitlere girme yasağını koyan

arada nikâhlanmasını,(18) ehlî eşeklerin, köpekdişli

da O’dur(30) (s.a.v). Şarabı (hamrı) Yüce Rabbimiz

yırtıcı hayvanların, pençeli yırtıcı kuşların yen-

yasakladığı gibi, Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) de

mesini haram kılan ve yabanî eşeğin yenmesini

sarhoşluk veren tüm içkilerin azını da çoğunu

diyet verilmesine, fidye karşılığı

da haram hükmüne sokmuştur.(31) Altın ve halis

esirlerin kurtarılmasına, Müslüman’ın kâfir kar-

ipeğin (ziynet olarak) erkeklere haram, kadınlara

şısında kısas yoluyla öldürülmemesine(20) hük-

helal kılınması, bir Müslüman’a nesep yönünden

meden Allah Elçisidir (s.a.v). İki erkek ya da bir

haram olanların tamamının süt yönünden de

erkek ile iki kadın şahidin bulunmadığı bir olayda,

haram kılınması,(32) evli olmayan zânînin sürgün

ise helal kılan,

MART’13

(19)


hakkıyla ilgili kuralları düzenleyen hükümler, ninenin mirası meselesi vb. Rasûl’ün (s.a.v) hükmüyledir. “Kim terk edilmiş ölü bir araziyi işleyip üretken hale getirirse bu arazi onundur” diyen;(33) “Bir malı satan ve alan (satış işlemlerinin yapıldığı yerden) ayrılmadıkları koyan,

(34)

sürece

muhayyerdirler”

kuralını

“Belge ve şahit getirme davacıya, yemin

etme ise inkâr edene aittir” kurallarını koyan da Allah Elçisidir (s.a.v). Li`ânleşen karı ile kocanın hemen birbirinden ayrılmalarına hükmeden fahr-i cihan Efendimiz’dir(35) (s.a.v). Dalak ve ciğer kanları ile ölü balık ve çekirge etlerini helal kabul eden de yine Hz. Muhammed’dir(36) (s.a.v). Durgun suya idrar yapma veya onda yıkanmayı yasaklayan da O’dur(37) (s.a.v). Kur’ân ve sünnet üzerindeki kapsamlı araştırmalar göstermektedir ki, sünnette, bizzat Kur’ân tarafından temas edilmeyen sayılamayacak kadar çok hüküm, emir ve yasak vardır. Yukarıdaki örnekler, bu hüküm, emir ve yasakların sadece bir kısmıdır. ------------------------------------------------------------1) Oryantalizm ya da diğer adlarıyla Doğu Bilimi, Şarkiyatçılık, Şarkiyat, Doğubilim; Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak addır. Kelimenin Latince tabanlı diğer dillerde karşılığı “orientalism” dir. Günümüz İslâmî literatüründe oryantalist (=müsteşrık/ şarkiyatçı) kelimesiyle, Müslüman olmadığı halde İslâmî ilmî çalışmalar yapanlar kast edilir. Amaçları İslâm’daki çelişkileri (!) bulup Müslümanların kafalarını bulandırmak, kaynaklara müdahale ederek onlara şüphe sokmak ve batı için zararlı fikirleri ortadan kaldırmaya çalışmaktır. İslâm’da sadece savunma savaşı vardır, Müslümanların kendilerini savunma dışında bir saldırı düzenlemeleri caiz değildir fikri, günümüzdeki en yaygın fikirlerindendir. Böylece Müslümanlardaki cihat ruhunu fiilen söndürmüşlerdir. Müslüman olmadığı halde İslâmî üniversitelerde okuyan öğrencilere günümüzde de rastlarsınız. 2) (el-`Askalânî, Nuzhetu’n-Nezar fî Tevdîhi Nuhbeti’l-Fiker 1414/1993, 37) 3) (eş-Şâtıbî 1423/2002, 672-673) 4) el-Bakara, 2/282. 5) Buradaki emrin vücub için olmadığının karinesi ise, 283. ayetteki “…eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın…” ifadesidir. Ayetin bu kısmı, muâmele yapan taraflar arasında karşılıklı güven meydana geldiği zaman borç ilişkisinin yazıyla tespitinin istenmediğini ifade etmektedir. 6) İbn Ömer ‫ امهنع هللا يضر‬şöyle demiştir: “Rasûlullâh (s.a.v) ile birlikte öğlen namazından evvel iki ve ondan sonra iki, akşam namazından sonra iki, yatsı namazından sonra iki,

cuma namazından sonra da iki rekât kıldım. Akşam, yatsı ve cumanın sünnetlerini Peygamber’in (s.a.v) evinde Onun yanında kıldım” (Sahîhu’l-Buhârî, 1127.; Sahîhu Müslim, 729.) 7) el-Buhârî; (el-Kurtubî 1417/1996, XVIII, 123) 8) Bu hadisin delalet yönü şudur: Hz. Peygamber (s.a.v) Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim deyip Kur’ân’da bulunmayan bir hüküm vermiştir. Bu da gösteriyor ki sünnetle sabit olan bir hüküm, Allah’ın kitabındaki bir hüküm gibidir. 9) el-`Askalânî, Fethu’l-Bârî bi Şerhi Sahîhi›l-Buhârî tarih yok, XV, 173. 10) en-Nevevî tarih yok, XI, 161. 11) el-Buhârî, Müslim, en-Nesâî, Ebû Dâvûd, Ahmed 12) Muhsan, zina ettiğinde recim cezası verilebilecek kişi için kullanılan bir terimdir. Tanımı hakkında mezhepler arasında görüş ayrılıkları olsa da genel manada şu açıklamayı yapabiliriz: Sahih bir nikâhla, bir eşle önden cinsel münasebette bulunmuş olan, hür ve baliğ kişidir. Önden tam bir cinsel münasebet olmaksızın, mücerret olarak nikâh akdiyle kişi muhsan olmaz. Bu vasıflar kadınlar için de geçerlidir. Recmi gerektiren hal vaki olduğunda evli olması şart koşulmaz. Bu şartlar yerinde olduktan sonra boşanmış olması ya da eşinin ölmüş olması muhsanlığı ortadan kaldırmaz. Allahu A`lem… 13) (ez-Zuhaylî 1417/1996, I, 460-464) 14) el-Buhârî, Sahîh, Zekât, Özellikle Bâb 56. 15) el-Buhârî, Sahîh, Zekât, Bilhassa 55. 16) el-Buhârî, Sahîh, Salât; Müslim, Sahîh, Salât. 17) en-Nesâî, Sünen, Gusl, Bâb 27; Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 126. 18) el-Buhârî, Sahîh, Nikâh, Bâb 27; Müslim, Sahîh, Nikâh, Hadis 37-38. 19) Müslim, Sahîh, Sayd, Hadis 15-516; et-Tirmizî, Sünen, Sayd, Bâb 2-3; Krş. el-Muvâfekât, III, 372; IV, 7. 20) el-Buhârî, Sahîh, `İlm, Bâb 39; Krş. el-Muvâfekât, IV, 14, 49; Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 41; et-Tirmizî, Sünen, Tahâret, Bâb 52. 21) el-Muvâfekât, IV, 13. 22) Ebû Dâvûd, Sünen, Sünnet, Bâb 5; İmâret, Bâb 33; et-Tirmizî, Sünen, `İlm, Bâb 10. 23) İbn Hanbel, Müsned, I, 303, 317, 320; ed-Dârimî, Sünen, Buyû`, Bâb 38; İbn Mâce, Sünen, `Itk, 2. 24) el-Muvâfekât, IV, 22 vd. 25) et-Tirmizî, Sünen, Ferâid, Bâb 26; İbn Hanbel, Müsned, I, 49; Ebû Dâvûd, Sünen, Diyet, Bâb 18; İbn Mâce, Sünen, Diyet, Bâb 14. 26) el-Buhârî, Sahîh, Ferâid, Bâb 26; Buyû`, Bâb 19, 22, 42-44; Müslim, Sahîh, Ferâid, Hadis 1; Buyû`, Hadis 43, 46-47. 27) Müslim, Sahîh, Hacc, Hadis 472; en-Nesâî, Menâsik, Bâb 1. 28) el-Muvâfekât, IV, 35, 40. 29) el-Buhârî, Sahîh, Medîne, Bâb 1; Krş. el-Muvâfekât, IV, 42. 30) Ebû Dâvûd, Sünen, Tahâret, Bâb 92. 31) el-Buhârî, Sahîh, Vudû’, Bâb 4; Edeb, Bâb 4, 10; Müslim, Sahîh, Eşribe, Hadis 68-69. 32) el-Buhârî, Sahîh, 33. Sûre’nin Tefsîri, Bâb 9; Nikâh, Bâb 27; Edeb, Bâb 93; Müslim, Sahîh, Radâ`a, Hadis 5. 33) el-Buhârî, Sahîh, Hars, Bâb 15; Ebû Dâvûd, Sünen, İmâret, Bâb 37; et-Tirmizî, Sünen, Ahkâm, Bâb 38. 34) el-Buhârî, Müslim. 35) el-Buhârî, Sahîh, Rehin, Bâb: 6; Âl-i `İmrân Sûresi’nin tefsîri, Bâb 3; et-Tirmizî, Sünen, Ahkâm, Bâb 11; İbn Mâce, Sünen, Ahkâm, Bâb 7. 36) Ebû Dâvûd, Sünen, Et`ime, Bâb 31. 37) el-Buhârî, Sahîh, Vudû’, Bâb: 68; Müslim, Sahîh, Tahâret, Hadis 94-96. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

edilmesi, evli olan zânînin recmedilmesi, şuf`a

23


Kapak Gündem Başyazı

Ebubekir Eren

Sünnet Şeriat’in İkinci Kaynağıdır K

ur’an, sünnet, sahabenin davranışları ve aklıselim, sünnetin, İslamın ikinci

kaynağı olduğunu ifade etmektedir. 1)

Kuran’ı Kerim de Sünnetin Şer’i Delil

Olduğuna Dair Beyanlar Kur’an da bir çok ayet, Rasulullah (s.a.v)’ın kendisine itaat edilmesini emretmekte, ona karşı

Kur’an, sünnet, sahabenin davranışları ve aklıselim, sünnetin, İslamın ikinci kaynağı olduğunu ifade etmektedir.

gelmeyi yasaklamaktadır. Bir kısım ayetler, Allah’a ve Rasûlullah (s.a.v)‘e itaati birlikte ifade buyururken, diğer bir kısım ayetler Rasulullah (s.a.v)‘e itaat etmeyi yalnız olarak ifade etmişler, böylece Rasulullah (s.a.v)‘e olan itaatin ayrı bir özelliği olduğunu beyan etmişlerdir. Diğer bir kısım ayetlerde Rasulullah (s.a.v)‘ın sözlerinin vahiy olduğuna işaret etmişlerdir. Konu ile ilgili ayetleri şöyle sıralamak mümkündür; A: Allah’a ve Peygamberine itaati birlikte

NEBEVÎ HAYAT

emreden ayetler;

24

“Ey iman edenler! Allah’a (c.c) itaat edin, Peygambere de itaat edin. Ve sizden olan emir sahiplerine de… Eğer aranızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a (c.c) ve Peygamberine götürün. Eğer Allah’a (c.c) MART’13


“Ey iman edenler! Allah’a (c.c) itaat edin, Peygambere de itaat edin. Ve sizden olan emir sahiplerine de… Eğer aranızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a (c.c) ve Peygamberine götürün. Eğer Allah’a (c.c) ve ahiret gününe iman ediyorsanız (böyle yapın). Bu daha hayırlı, netice olarak da daha güzeldir. ve ahiret gününe iman ediyorsanız (böyle yapın).

sine götürmek, vefatından sonra da sünnetine

Bu daha hayırlı, netice olarak da daha güzeldir.(1)

başvurmaktır. Rasûlullah (s.a.v)’in vefatından

Görüldüğü gibi ayetin başında “Allah’a (c.c)

sonra “sünnetin hakemliğini kabullenmemek”

itaat edin emri iki defa zikredilmiştir. Aslında Allah’a (c.c) itaat, peygambere itaat demektir. Buna rağmen itaat emrinin iki kez zikredilmesi “Kur’an da zikredilmeyip sadece sünnette zikredilen hükümlere uymak gerekmez” şeklindeki vehim ve

ayetin geniş kapsamlı manasını delilsiz olarak daraltmaktır. İlmi olmayan ve İslam’ın ruhuna ters düşen bir davranıştır. Çünkü bu iddiaya göre Kur’an’ın bu emri; sadece Rasûlullah (s.a.v)’in yirmi üç yıllık Peygamberliği dönemi için geçerli olur ki bu da “Kur’an’ın hükümlerinde esas olan

kuruntuları bertaraf etmek ve Rasûlullah (s.a.v)’in

kıyamete kadar baki olmasıdır” esasına ters düş-

hiçbir kimse için sabit olmayan müstakil ve özel

mekte ve Rasûlullah (s.a.v)’in Kur’an’ı uygulama

bir itaat edilme hakkına sahip olduğunu beyan

pratiği olan sünnet hazinesini hiçe saymaktır.

etmek içindir. Bu nedenledir ki Müslümanlardan

Böylece ayetin cümle ve kelimelerinden sünnetin

olan idarecilere itaat emri tekrarlanmamıştır.

şer’i bir delil olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yeter

Çünkü onların Allah’a (c.c) ve peygambere itaat

ki onu düşünüp anlayacak akıllar bulunsun.

dışında ayrı bir itaat edilme hakları yoktur.

Başka bir ayette; “Ey Muhammed de ki; Al-

Kur’an gibi veciz bir kitapta emrin tekrarı gözden

lah’a (c.c) itaat edin, Peygambere itaat edin. Eğer

kaçırılmamalıdır.

yüz çevirirlerse Peygamber sadece kendisine

Yine ayeti kerimenin devamında “Eğer ara-

yüklenilen yükümlülükten sorumludur. Siz-

nızda herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa

lerde, sizlere yüklenilen yükümlülükten sorum-

düşerseniz, onu Allah’a (c.c) ve Peygamberine gö-

lusunuz. Eğer Peygambere itaat ederseniz hida-

türün” buyurulmaktadır.

yete kavuşmuş olursunuz. Peygambere düşen

Elbette ki anlaşmazlık konusunda mese-

ancak tebliğ etmektir”(2) buyrulmaktadır.

leyi Allah’a (c.c) götürmekten maksat Allah-u

Görüldüğü gibi bu ayette de peygambere

Teâlâ’nın kitabı olan Kur’an’a başvurmaktır.

itaat ayrı bir emir olarak zikredilmiş ki, Peygam-

Akıl sahibi hiçbir kimse “Bundan maksat, mese-

berin de özel bir itaat edilme hakkı olduğu vurgu-

leyi bizzat Allah (c.c)’ın kendisine götürmektir”

lansın. Ayrıca Peygambere itaatin hidayete erişti-

diye bir iddiada bulunamaz. Meselenin hük-

receği zikredilmiş ve böylece Rasûlullah (s.a.v)’in

münü Rasûlullah (s.a.v)’e götürmekten maksat

zatının ve sünnetinin, müminlerin rehberi olduğu

ise Rasûlullah (s.a.v) hayatta iken bizzat kendi-

beyan edilmiştir. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

itaat edin, Peygambere de itaat edin” buyrularak

25


Bu ayette dikkati çeken diğer bir hususta

Şayet Rasûlullah (s.a.v)’e itaatin bir anlamı

şudur; Peygambere itaatin insanları hidayete ulaş-

olmasaydı onu Allah’a (c.c) itaatle birlikte zikret-

tıracağı vaadiyle, peygambere düşen ancak tebliğ

menin ne anlamı olurdu? Rasûlullah (s.a.v)’e itaat,

etmektir fermanının yan yana zikredilmesidir. Bu

sünnetini almamızı gerekli kılmaz mı? Rasûlullah

da göstermektedir ki; “Peygambere düşen ancak

(s.a.v)’in sünnetini reddederek, ona itaati hiçe sa-

tebliğ etmektir” ifadesinden maksat, “Peygamber

yanlar, bu ayetler karşısında ne cevap verecekler?

sapanların ve isyankârların yaptıklarından sorumlu değildir” demektir. Yoksa maksat, “Peygamber ancak Allah (c.c)’ın emirlerini tebliğ eden bir postacı niteliğindedir. Onun sünnetinin şer’i hiçbir değeri yoktur” demek değildir. Eğer böyle olsaydı Allah’a (c.c) itaatin tek başına zikredilmesi yeterli olurdu. Ayrıca Rasûlullah (s.a.v)’e itaat etme emri yersiz ve anlamsız bir uzatma sayılır, Rasûlullah (s.a.v)’e itaatin hidayete ulaştıracağı vaadi gerçek dışı bir vaat olurdu. Hâşâ Allah-u Teâlâ böyle bir vaatten münezzehtir.

onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”(4) “Aralarında peygamberin hükmetmesi için Allah (c.c) ve Resul’üne davet edildikleri zaman müminlerin sözü ancak “işittik ve itaat ettik” olur. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”(5) “Allah’a (c.c) ve Rasûlü’ne itaat edin ki merhamet olunasınız”(6) Ayetlerde Allah’tan (c.c) korkmanın ona itaatle olacağı, müminlerin Allah’ın (c.c) ve Rasû-

bir şey hakkında hüküm verdiğinde herhangi bir

lü’nün hükmüne çağrılmaları halinde “işittik ve

mümin erkeğin ve mümin bir kadının kendi işle-

itaat ettik” demeleri gerektiği belirtiliyor. “Ben

rinde seçme hakları yoktur. Bu ayette ki Allah’ın

sadece Kur’an’a itaat ederim, hadisler beni bağ-

hükmünden maksat, Kur’an da bizler için indir-

lamaz diyenler takvaya nasıl erişebilirler, mümin

diği hükümlerdir. Rasûlullah (s.a.v) ‘in verdiği

olma sıfatını nasıl muhafaza edebilirler?

yapıp verdiği hükümler ve beyan ettiği emir ve yasaklardır.

Allah-u Teâlâ birçok ayet-i kerîme de kendisiyle birlikte peygambere itaat etmeyenleri kınamakta, onları kâfirlikle vasıflandırmaktadır.

Rasûlullah (s.a.v) ‘in bu hükümlerine sadece o hayatta iken uymak gereklidir, vefatından sonra onun hükümleri bizi bağlamaz” diyebilir miyiz? Bunu söylemekle delilsiz bir iddiada bulunmuş sayılmaz mıyız? Böyle bir iddia ne derece doğru olur? Bugün Rasûlullah (s.a.v) ‘in sünnetini kabul etmeyen bir insan onun hangi hükmünü kabullenmiş olur? Allah-u Teâlâ birçok ayetinde kendisiyle

NEBEVÎ HAYAT

Allah’tan (c.c) korkar ve çekinecek olursa, işte

Diğer bir ayette; “Allah (c.c) ve Rasûlü (s.a.v)

hükümlerden maksat ise hayatta iken hakemlik

26

“Kim Allah’a (c.c) ve Resul’üne itaat eder,

birlikte Peygamberine itaat edenleri övmekte,

“Ey iman edenler! Allah’a (c.c) ve Rasûlü’ne itaat edin. Davetini işittiğiniz halde peygamberden yüz çevirmeyin.”(7) “De ki; “Allah’a (c.c) ve peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki Allah (c.c) kâfirleri sevmez.”(8) Peygamber (s.a.v)’in sünnetini reddedenler bu ayeti çok iyi düşünmeli ve felsefi cedelleşmelerden vazgeçmelidirler.

mertebelerinin yüksek olacağını ve kurtuluşa ere-

“Ey iman edenler! Allah ve Rasûlü sizi ken-

ceklerini belirtmektedir. “Allah’ın kendilerine

dinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman

nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler

Allah’ın ve Rasûlü’nün davetini kabul edin.

ve salih kimselerle beraberdirler. Onlar ne güzel

Bilin ki Allah (c.c) kişi ile kalbi arasına girer.

arkadaştır.”

Muhakkak onun huzurunda toplanacaksınız.”(9)

(3)

MART’13


B: Sadece Rasulullah (s.a.v) ‘e İtaati

demişti. Onun bu sözü, Esedoğulları’ndan Ümmü

Emreden Ayetler;

Yakup isimli, Kur’an’ı çok iyi okuyan ve anlayan

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve

bir kadına ulaşmış, kadın da İbni Mesud’a ge-

Peygambere itaat edin ki merhamet edile-

lerek “Duyduğuma göre sen şöyle şöyle yapan

siniz…”(10)

kadına lanet okumuşsun” demişti. Abdullah İbni

itaati hafife alan insanlar bu ayeti düşünüp kendilerine acısınlar ve nasıl bir tavır takındıklarını iyice gözden geçirsinler. “Eğer peygambere itaat ederseniz hidayete ermiş olursunuz.”

(11)

Mesud’da o kadına şöyle cevap verdi; “Niçin ben Rasûlullah (s.a.v) tarafından lanetlenen ve Allah (c.c)’ın kitabında da hükmü bulunan kimseleri lanetlemekten geri durayım?” Kadın ise; “Ben Kur’an ‘ın iki kapağı arasında bulunan tüm ayetleri okudum. Böyle bir lanetleme bulamadım” demiş, o da “Okumuş olsaydın onu bulurdun.

“De ki; eğer Allah’ı (c.c) seviyorsanız, bana

Sen Allah-u Teâlâ ‘nın “Peygamber size ne ver-

tabii olun ki Allah’da (c.c) sizi sevsin ve günah-

diyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan

larınızı bağışlasın.”(12)

kaçının” ayetini okudun mu?” diye sorunca

Ayetin ifadesine göre Allah’ın (c.c) sevgisine erişmek peygambere uymakla tahakkuk eder. Temelsiz felsefelere ve akli münakaşalara uymakla değil. “Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan (c.c) sakının. Şüphesiz ki Allah (c.c) azabı pek şiddetli olandır.”(13) Her ne kadar bu ayet ganimet malları hakkında inmişse de ayette geçen “ne verdiyse” ifadesi genel bir anlam taşıdığından Rasûlullah (s.a.v) ‘in ümmetine verdiği her emir ve yasağı kapsamakta ve sünnetin delil olduğunu göstermek için yeterli görülmektedir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v) ‘in ümmetine bahşettiği en değerli hediyesi sünnettir. Nitekim İbni Cureyc (r.a) ve Abdullah İbni Mesud (r.a), bu ayeti umumi manada tefsir etmişler, emir ve yasağının Müslümanları bağladığını söylemişlerdir.

kadın da; “Evet okudum” diyerek cevaplamıştı. Abdullah İbni Mesud (r.a) ‘da “Kadınların böyle yapmalarını Rasûlullah (s.a.v) yasaklamıştı” diyerek mukabelede bulundu.(14) Sünnetin Delil Olmayacağını Söyleyen Hasta Kalpler Peygamber efendimiz, hadisle amel etmeyecek kişilerin nasıl insanlar olacaklarını bizlere tanıtmış ve bu gibi insanlardan uzak olmamızı beyan etmiştir. Bu hususta Ebu Rafi (r.a) Rasûlullah (s.a.v) ‘in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir; “Sakın sizden birinizi koltuğuna yaslanmış otururken, kendisine emrettiğimiz veya yasakladığımız hususlardan bir husus geldiğinde “Biz bunu bilmiyoruz, Biz Allah’ın (c.c) kitabında ne bulduksa ona tabi oluruz” diyen biri olarak görmeyeyim.”(15) Mikdâm bin Ma’di Kerîb (r.a) ise Rasûlullah (s.a.v) ‘in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor; “Dikkat edin! Bana kitap ve bir de onun kadarı (Kur’an da yer almayan vahiy) verildi. Yakında

Bir gün Abdullah İbni Mesud (r.a) “Allah-u

karnı tok, koltuğuna yaslanmış bir şekilde “Siz

Teâlâ dövme yapan, yaptıran, tüylerini alan, gü-

sadece bu Kur’an’a sarılın. Onda helal gördük-

zellik için dişlerinin arasını törpületen ve Allah’ın

lerinizi helal, onda haram gördüklerinizi haram

yaratma şeklini değiştiren kadınlara lanet eder”

sayın” diye konuşan kişiler gelecektir. Dikkat REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Sünneti reddeden, bu itibarla peygambere

27


edin! Ehil eşeklerin etleri size helal değildir.

larsa onu almayız. Mütevatir hadisler de parmak

Köpek dişine sahip yırtıcı hayvanların da etleri

sayısını geçmez” şeklinde iddialarla ortaya çık-

size helal değildir.”

maktadırlar. Aslında bunlarla hadisleri tamamen

(16)

Bu hususta ki diğer bir rivayette şöyledir; “Dikkat edin! Olabilir ki koltuğuna yaslanan bir kimseye benim bir hadisim ulaşır da, der ki; “Bizimle sizin aranızda Allah’ın kitabı bulunmaktadır. Onda neyin helal olduğunu görsek helal sayarız. Neyin de haram olduğunu görsek haram sayarız.” Dikkat edin! Rasûlullah’ın haram kıldığı Allah’ın haram kıldığı gibidir.”(17) Bütün bunlardan sonra peygamberleri hafife almayı ve onun sünnetini reddetmeyi bir modernlik sayan, kendilerinin de ileri görüşlü bir aydın oldukları vehmine kapılan birtakım zayıf taklitçilere şunu hatırlatmakta fayda var; Sizler Rasûlullah (s.a.v) ‘in sünnetini reddederek bir yere varamazsınız. İslama hizmet etmek yerine, ona şüpheler sokmuş oluyorsunuz. Rasûlullah (s.a.v) ‘i devre dışı bırakarak Kur’an’ı felsefi görüşleriyle açıklamaya çalışan şımarıklara zemin hazırlıyorsunuz. İçinizden kâfirlere şirin görünme hastalığına yakalananlar da şunu iyi bilsinler ki bu halleriyle onlara yaranamazlar. Müslüman olduğunuzu söylediğiniz müddetçe sizler onların nezdinde gericisiniz. Örümcek kafalısınız. Yobazsınız. Mürtecisiniz. O halde nedir sizin bu haliniz? Kimlere hizmet ediyorsunuz. İyi niyetli olmanız yeterli değildir. Biraz da kafanızı çalıştırıp bilgisizliğinizi anlayınız. Aczinizi itiraf ediniz. Allah’ın Elçisinin önüne geçmekten hayâ edin ve şu ayetin sesine kulak verin; “Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasûlü’nün önüne geçmeyin. Allah’tan

NEBEVÎ HAYAT

(c.c) korkun. Şüphesiz ki Allah (c.c) işiten ve bi-

28

lendir.”(18) Diğer yönden başka bir takım müminler de “Orta yolu tutalım. Hadisleri ne tamamen reddedelim, ne de sahih denen her hadisi alalım. Diğerlerini yedek kaynak kabul edelim. Aklımıza ve mantığımıza uyuyorsa onu alırız. Şayet uymazMART’13

reddedenler arasında pratikte pek fark yoktur. Çünkü bunlar da yalnız kendi ölçülerine göre mütevatir saydıkları birkaç hadisi kayıtsız şartsız kabullenmekte, diğer sahih hadislerin kabullenilmesinde akıllarını hakem kılmaktadırlar. Bunlara şunu sormak yerinde olur; “Sizler mütevatir olan sahih hadislerin kabul edilip edilmeyeceği hususunda aklınızı hakem kılıyorsunuz. Şimdi Müslümanlar peygamberlerinin hadisini bırakıp da sizlerden hanginizin aklını esas alsınlar. Çünkü her biriniz kendi aklının daha üstün olduğunu iddia ediyor. Yoksa sizler Müslümanların ittifak içinde olmalarından rahatsız mı oluyorsunuz? Müslüman olmanız nedeniyle hakkınızda böyle bir kanaate varmak istemiyoruz. Fakat davranışlarınız insanları buna sürüklüyor. Bırakın bu meseleleri de enerjinizi Müslümanların faydasına olacak meselelere harcayın. Zira İslam dini akılların mahsulü olan bir din değil, nakillerin ortaya koyduğu bir dindir. Akıllarınızı ise nasları anlamada kullanınız, onları yargılamada değil. Çünkü akıllarınız nasları yargılayacak bir güçte değildir. Ayette buyrulduğu gibi; “Size ilimden sadece az bir pay verilmiştir.”(19) ----------------------------------------------------------------1 Nisa, 59 2 Nur, 54 3 Ahzab, 36 4 Nisa, 69 5 Nur, 52 6 Ali İmran, 132 7 Enfal, 20 8 Ali İmran, 32 9 Enfal, 24 10 Nur, 56 11 Nur, 54 12 Ali İmran, 31 13 Haşr, 7 14 Buhari; Libas kitabı; 82-84-85-87, Müslim; Libas; Bab 120 hadis no; 2125 15 Ebu Davud; Sünen; Bab 6; Hadis 4605, Tirmizi; İlim; Bab 10 Hadis no: 2663 16 Ebu Davut; Sünen; Bab 6; Hadis 4604, Tirmizi; İlim; Bab 10 Hadis no:2664 17 Tirmizi; İlim; Bab 10; Hadis no: 2664 18 Hucurat, 1 19 İsra, 85


Kapak Gündem Başyazı

Mustafa Tatlı

ORYANTALİZME KISA BİR BAKIŞ

D

in unsuru açısından bakıldığında or-

maktadır. Orientalist kelimesi ilk olarak 1779’da

yantalizm, Hristiyanların İslam dün-

İngiltere’de, 1799’da ise Fransa’da kullanılmaya

yasını çeşitli nedenlerle araştırmasıdır. Ama bu

başlanmış, 1838 yılında Fransız Dil Akademisi’nin

tanımla sınırlamak mümkün değildir. Hemen

sözlüğüne girmiştir.(3)

belirtelim ki bu sahada otorite sayılan Edward

Oryantalizm çalışmalarının ne zaman baş-

Said’e göre oryantalizm, Doğu’yu araştırma, öğ-

ladığı oryantalizm araştırmacıları tarafından net

retme, yazıya dökmedir.(2) Sonuç olarak genel

olarak cevaplanamamıştır. Bazı yazarlar, İslam’ı

kullanım “din ve batı-doğu” esasına göre yapıl-

Hristiyanlığın sapık bir kolu olarak gören Şamlı REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Oryantalizmin amaçlarına, ilgilendiği konulara veya oryantalist olarak nitelenen şahısların ait olduğu topraklara göre birkaç farklı tanım yapılabilir. Kelime olarak Doğu Bilimi veya Doğu Dünyası Bilimi ya da Şark Bilimi anlamına gelen oryantalizm; genel anlamıyla, bir bütün olarak Doğu’nun dili, dini, edebiyatı, tarihi, folkloru ve uygarlığını inceleme işine oryantalizm, bu alanda çalışma yapan, uzmanlaşan bilim adamlarına da oryantalist denir. Arapçada ise istişrak, bu işle meşgul olana müsteşrik deniyor.(1)

29


Tanınmış Fransız oryantalist Louis Massignon’un ilim çevrelerinde meşhur bir sözü vardır: “ Onların her şeyini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi veya intihara olgun hale geldiler.”

John’u ilk oryantalist; onun, İslam’ı Hristiyanlara

koyulan ve konulara eleştirisel yaklaştıklarını

tanıtan ve ondan sakındıran kitabını ilk oryanta-

ifade eden oryantalistler.

listtik eser olarak görürler. Kimi araştırmacılara göre ise oryantalizm, İspanya’da Kur’an’ın ilk defa Latinceye tercüme edilmesi veya 1312’de toplanan Viyana konsülü ile başlamaktadır. Oryantalizmin tarihi seyri içinde genel olarak üç bölgede etkileşimin olduğu görülmektedir: Şam bölgesi, Endülüs toprakları ve Kuzey AfrikaSicilya ticaret köprüsü. Bu üç bölgedeki ilişkiler sonucunda İslam’ı Hristiyanlığın sapık bir kolu, Hristiyanlığı bozmaya çalışan ve zorbalıkla yayan bir din olarak algılamışlardır. Bu yargıyı oluştururken Hristiyan rahiplerin ve araştırmacıların

etmeye çalışan oryantalistler.(4) İlk kısımdaki oryantalistler, sömürgeci devletlerin siyasi veya askeri hâkimiyet kurmak istedikleri oldukça zengin yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip Doğu ülkelerinin manevi değerlerini incelemeye ağırlık vermişlerdir. Bu, bir bakıma oryantalist çalışmaların köklü bir gaye ve hedef değişikliği ile sömürgeciliğin emrine girmesinden başka bir şey değildir. Bu çalışmalar sonucu İslam ülkelerinde dini kültür yozlaşması, manevi değerlere sırt çevirme, az da olsa dinsizlik, manevi değerlerin

tadır. İslam’ın Hristiyanlıkla ilk karşılaşmasından

zayıflaması ve kendi değerlerine yabancılaşma

geçen yaklaşık yedi asra rağmen ondokuzuncu ve

meydana gelmiştir. Ve bu sömürgeci ülkelerin

yirminci asırda oryantalistlerin hala bu kanıda ol-

bazı üniversitelerinde yıllar öncesine uzanan birer

maları şaşırtıcıdır.

oryantalizm bölümü vardır. Ayrıca bu devletlerin

lizmin şekillenmesi ondokuzuncu ve yirminci asırda meydana geldiği gözlemlenmektedir. Bu zaman diliminde oryantalistler arasında farklı çizgilerde olanlar çıkmıştır: 1-Batının doğu üzerindeki üstünlüğünü or-

NEBEVÎ HAYAT

jektif kalmaya gayret eden ve ilmi ölçülere riayet

tutumlarının korunma amaçlı olduğu anlaşılmak-

Çağımızda, söz konusu ettiğimiz oryanta-

30

3-İslam ile ilgili araştırmalarında genelde ob-

taya koyarak doğu kültürünün Helenizm sonucu oluştuğunu ispatlamaya çalışan ve bunun doğal neticesi olarak da kendi emperyalist amaçlarına hizmet etmeyi amaçlayan oryantalistler. 2-İlmi araştırma yapmak ve İslam’ı tanımak isteyen batılılara, bu dini tanıtmak gayesiyle yola MART’13

dışişleri bakanlığına ve sömürge işlerini yürüten kuruluşa bağlı Doğu ülkeleri birimi mevcuttur. Bunların tesadüfle açıklanması mümkün değildir. Bu da oryantalistlere sömürgeciliğin keşif yolu diyen Edward Said’i haklı çıkarmaktadır.(5) Yoksa bunca gayret sırf ilim aşkına gösterildiği ve başka gayesi olmadığını söylemek taraf tutmak değilse şaşılacak derecede bir saflıktır. Tanınmış Fransız oryantalist Louis Massignon’un ilim çevrelerinde meşhur bir sözü vardır: “ Onların her şeyini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi veya intihara olgun hale geldiler.”(6)


şinden bahseden hadisleri gelişi güzel açıklarlar. Bazıları vahyin geldiği esnadaki durumu sara nöbeti olarak görmüş, bazıları vahyin onun zihnini dolduran hayal ürünü olduğunu söylemiş, bazısı da vahyin geldiği anda geçirdiği şiddetli hali ruh hastalığı ile açıklamaya kalkışmıştır. Oryantalistler Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş bir kitap olduğunu da inkâr ederler. Kur’an’da geçmiş ümmetlere ait kıssalarla karşılaşınca, Mekke müşrikleri gibi bu bilgileri kendisine haber veren kimselerden aldığını iddia ederler. Yine Kur’an’da ancak bu asırda anlaşılan olayları da bunların Hz. Peygamber’in zekâ eseri olduğunu söyleyerek öncekinden de garip bir tutum içine girmiş olurlar. Oryantalistlere göre İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlıktan derleme bir dindir. Bu iddialarının hiçbir delili yoktur. Yahudi asıllı istediğimiz ikinci kısmı oluşturan oryantalistlerdir. Oryantalist çalışmalar ilk zamanlar dil in-

oryantalistler bunu ısrarla vurgularlar. Ahlaki bir takım unsurları içerisinde barındıran Hristiyanlığın bu konudaki görüşleri biraz daha ılımlıdır.

celemeleri olarak ortaya çıkmıştır. Tanımda da be-

Hadisler arasına sokulmuş uydurma sözleri

lirttiğimiz gibi sadece İslami ülkeler değil doğu-

vesile yapan oryantalistler, bunları kullanarak

daki tüm ülkeler bu incelemelerde yer almaktay-

gerçekten Hz. Peygamber’e ait sahih hadisler

dılar. Dil incelemelerindeki kavram diğer dinlerle

üzerinde şüphe uyandırmaya çalışırlar. Bunu ya-

karşılaştırılınca, ilgili kavramın nereden ortaya çıktığı sorusuyla İslam’ın temel kaynakları sorgulanmaya başlandı. Başlangıçta kendilerini araştırma yapmak için gelmiş devlet görevlisi olarak takdim eden oryantalistler, daha sonra çalışmalarını yalnız akademik gayeyle yaptıklarını ileri sürmüşlerdir. Ancak oryantalistler tarafından her ne kadar ilmi gayeler ön plana çıkarılmaya çalışılsa da önde gelen bazı oryantalistlerde devlet görevi, ilim adamlığı ve misyonerlik faaliyetlerinin birbirlerini tamamlayan parçalar olarak iç içe girdikleri görülmektedir.

parken İslam âlimlerinin son derece sağlam arama ve tespit kaidelerine dayanarak sahih hadislerin sahih olmayanlardan ayırt etme gayretlerini görmezden gelirler. Hâlbuki kendi mukaddes kitaplarının tespitine yarayacak, Müslümanların tespit ettikleri metot ve kaidelerin yüzde biri bile yoktur. Oryantalistlerin hadisler üzerinde şüphe uyandırırken uydurma hadislere dayanmalarının sebebi, İslam âlimlerinin dini konuları açıklamada esas aldıkları sahih hadislerde akıllara durgunluk veren fikir ve hukuk servetinin bulunduğunu görmeleridir. Tabii bunları görmek işlerine gelmez. Kaldı ki, Hz. Peygamber’in peygamber olduğuna

İlmi kriterlere göre hareket ettiğini iddia eden

inanmadıkları için bu muazzam ilmi servetin bü-

oryantalistlerin temel hedeflerini açıklamamız ye-

tünüyle Hz. Peygamber gibi ümmi bir kimseden

rinde olacaktır. Oryantalistlerin hemen hepsi Hz.

sadır olduğunu akılları bir türlü almaz. Dolayısıyla

Peygamber’in Allah tarafından vahiy indirilen bir

hadislerin, Hz. Peygamber’in vefatının ardından

peygamber olduğunu inkâr ederler. Vahyin geli-

gelen üç asır içinde Müslümanların yaptıkları işler REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Bizim yazımızda daha çok üzerinde durmak

31


Hadisler arasına sokulmuş uydurma sözleri vesile yapan oryantalistler, bunları kullanarak gerçekten Hz. Peygamber’e ait sahih hadisler üzerinde şüphe uyandırmaya çalışırlar. Bunu yaparken İslam âlimlerinin son derece sağlam arama ve tespit kaidelerine dayanarak sahih hadislerin sahih olmayanlardan ayırt etme gayretlerini görmezden gelirler. Hâlbuki kendi mukaddes kitaplarının tespitine yarayacak, Müslümanların tespit ettikleri metot ve kaidelerin yüzde biri bile yoktur. Oryantalistlerin hadisler üzerinde şüphe uyandırırken uydurma hadislere dayanmalarının sebebi, İslam âlimlerinin dini konuları açıklamada esas aldıkları sahih hadislerde akıllara durgunluk veren fikir ve hukuk servetinin bulunduğunu görmeleridir. Tabii bunları görmek işlerine gelmez. olduğunu ileri sürerler. Kabul edilmeli ki bu iddi-

kazanması ancak İmam Şafiî (150–204) ile başla-

aların sebebi her şeyden önce Hz. Peygamber’in

mıştır ve bu otoritenin kabul edilmesi ile de son-

peygamberliğini kabul etmemeleridir.(7)

raki elli yıllık zaman diliminde yoğun bir merfu

Yukarıda zikrettiğimiz görüşün sahibi aslen Macar Yahudisi olan Ignaz Goldziher(18501921)’dir. Ona göre hadisler, İslam dininin siyasi, ictimai ve tarihi gelişimi sonucu ilk iki asırda doğmuştur. Ona göre her görüş ve muhalifleri, “her rey ve hevâ, her sünnet ve bidat” ifadesini hadislerde bulmuştur. Sünnetin hukuki bir kaynak olarak otoritesini zaman içinde arttırdığı fikri de onda bulunmaktadır. Goldziher’in çizdiği tablo hadis uydurmacılığının çok yoğun olduğu bir toplumdur. Öyle ki her grup ya kendi görüşünü destekleyecek birtakım hadisler uydurmuş veya mevcut hadislere kendi fikirleri doğrultusunda bir takım ilaveler yapmış veyahut da muhaliflerin hadislerini sansürlemişlerdir. Ayrıca Goldziher İslam hukuk sisteminin Roma hukukundan ya-

NEBEVÎ HAYAT

rarlandığını iddia eder.

32

hadis dalgası yaşanmıştır. Schacht bu ithamının bir gereği olarak, merfu hukuki hadislerin hicrî II. asrın ortalarında ortaya çıktığını kabul etmektedir. Sahabeye ait hukuki hadisleri ise (mevkuf haberler) daha erken bir döneme, hicrî II. asrın başlarına tarihler. Bu tarihlendirmesinden de anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber’in hadislerinin hukuki bir kaynak olarak benimsenmesinin çok geç bir tarihte vuku bulduğunu kabul etmekte ve sahabeye dair haberlerin ise daha erken tarihli olduğunu yani Hz. Peygamber dönemine daha yakın olduğunu ifade etmektedir. Fakat işaret edildiği üzere sahabe haberleri için verdiği tarih de hicrî 100 yılından daha öncesine gitmemektedir ve burada onun başka bir iddiası daha karşımıza çıkmaktadır. Schcaht’a göre sahabeye atfedilen haberler arasında da otantik olanları bulmak mümkün değildir ve ancak sahabeden sonraki

Oryantalistlerin en büyük özelliklerinden biri

nesil yani tabiîn nesli ile ilgili sahih hukuki ha-

de, herhangi bir oryantalistin başlattığı çalışmayı

berler bulunabilir. Schacht’ın ithamları bu haliyle

bir diğerinin geliştirerek devam ettirmesidir.

dahi derin sonuçlar içermektedir. Fakat inanç me-

İslam literatürü ve hadisleri değerlendirmede

seleleri ile alakalı hadislerin hukuki hadislerden

Goldziher çizgisini devam ettiren birçok oryanta-

daha eski bir tarihi olduğunu kabul etmekle bir-

listten biri de Joseph Schact (1902-1969)’tır. Scha-

likte bu hadislerin hepsinin ilk asra tarihleneme-

ct’a göre hadislerin İslam hukukunda geçerli bir

yeceği şeklindeki iddiası ve hukuki hadislerle

kaynak olması ve rey karşında üstün bir otorite

ilgili ulaştığı sonuçları tarihî rivayetlere teşmil

MART’13


etmesi göz önünde bulundurulduğunda, iddia-

kitap, Müslümanlara karşı iyi niyet beslediği ileri

larının sanıldığından da vahim sonuçları içerdiği

sürülerek mutaassıp oryantalistler ve misyonerler

anlaşılacaktır. Schacht kendisinden sonraki şar-

tarafından şiddetle tenkit edilmiştir. Hâlbuki söz

kiyat araştırmaları üzerinde çok etkili olmuş hatta

konusu kitapta kaynak gösterilmeyen hiçbir olay

ondan sonraki oryantalistler Schacht’ın sonuçla-

nakledilmemiştir. Fransız oryantalist Dinier, araş-

rını kabul edenler veya etmeyenler şeklinde yani

tırmaları sonunda İslam’a gönül vermiş, araştır-

ona göre konumlandırılmıştır.(8)

maları sonunda Müslüman olduğunu ilan ederek Nureddin adını almıştır.(9)

birçok oryantalist hadisle ilgilenmiştir. Kısa ha-

Sonuç olarak belirtmeliyiz ki, “Oryantalizmle

cimli bu çalışmamızda oryantalizm ve oryanta-

alakamız ne? Onların ne düşündüğü bizi ilgilen-

listleri tam olarak anlatmamız mümkün değildir.

dirmez.” denilebilir. Fakat Müslümanlarla asır-

Kaldı ki sadece görüşlerine yer vermek de bir

lardır ilişkisi olan insanların bizle ilgili çalışmala-

eksikliktir. Kullandıkları ilmi metotları, iddiaları

rını bilmemiz gereklidir. Kaldı ki hâlâ oryantalist-

ortaya koydukları delilleri de belirtmek ilmi çalış-

lerin yaptığı İslam Ansiklopedisi ve Corcordance

mada olması gerekendir.

eserlerini kullanmaktayız. Oryantalistlerin çalış-

Yazımızın başında yaptığımız kategorinin üçüncü kısmına da kısaca değinmek gerekirse, sadece ilmi gayeyle araştırma yapan oryantalistler de vardır. Thomas Arnold ve Dinier bunlardandır. Arnold, The Preaching of İslam (İslam’ın Yayılışı) isimli eserinde Müslümanların, başka dinlerden olanların kendilerine yaptıklarının aksine onlara karşı her devirde hoşgörüyle davrandıklarını delilleriyle ortaya koymuştur. Ancak bu değerli

maları herkes tarafından takip edilmese de bazılarımızın bu konuyla ilgilenmesi elzemdir. Oryantalistlerin düşünceleri ve metotlarını benimseyip Müslümanların fikir dünyasını bulandıranlara karşı gereken cevap verilmelidir. Oryantalizm’in ve oryantalistlerin kısaca tanıtılmalarının hedeflendiği bu kısa makaleyi, En’an Suresi’nin yirminci ayeti ve onun tefsiriyle bitirelim: “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah’ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.” Yahudiler ile Hristiyanlar bu dini ciddi, köklü ve titiz bir biçimde etüt ediyorlar. Ama amaçları, bazı saf Müslümanların sandıkları gibi gerçeği aramak değildir; ya da bazı aldanmışların düşündükleri gibi bu dine hakkını vermek, onun değerini tarafsız bir şekilde ortaya koymak değildir. Sözünü ettiğimiz aldanmışlar Batılı araştırıcıların veya oryantalistlerin bu dinin herhangi bir iyi tarafını itiraf ettiklerini görünce hemen böyle bir yanılgıya kapılı verirler. Asla! İşin aslı hiç bir zaman böyle değildir. Onlar bu dine neresinden vurabileceklerini, onun duyarlı ve ölümcül noktalarının nereler olabileceğini belirleyebilmek amacı ile onu ciddi, köklü ve titiz biçimde etüt ediyorlar. Onlar bu dinin vicdanlara girerken kullandığı yolları ve sızma kanallarını REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Spenger, Juynboll, Wensinck, Fueck ve daha

33


ların ezici çoğunluğu –doğallıkla- bu niyetlerini açıklamaktan titizlikle kaçınıyorlar. Çünkü onlar eğer bu dine açıktan açığa saldırırlarsa bu tutumlarının Müslümanlar arasında heyecanlı karşı koymalara, sert direnişlere yol açacağının iyi biliyorlar. İyi biliyorlar ki, vaktiyle sömürgeleştirme savaşlarında somutlaşan, bu dine yönelik silahlı saldırılar, Müslümanların sert tepkisi ile karşılaşmıştı. Bu silahlı saldırıları geri püskürtmek amacı ile gelişen hareketler dini bilinç temeline ya da en azından dini heyecan bazına dayanıbulup bu kanalları tıkamak ya da bozmak istiyorlar. Onlar bu dinin güçlü olduğu noktaları ortaya çıkarıp ona bu noktalarda karşı koymak, böylece kaleyi içinden fethetmek istiyorlar. Bu dinin kendini vicdanlarda nasıl yapılandırdığını bellemek istiyorlar, çünkü insanların vicdanlarında doğan boşluğu doldurmak için kullanacakları karşıt düşünceleri aynı mekanizmayı taklit ederek geliştirmeyi tasarlamaktadırlar. Biz Müslümanlar bu gerçeği iyi bilmekle görevliyiz. Buna bağlı bir başka görevimiz de asıl bizim, çocuklarımızı tanıdığımız gibi dinimizi yakından tanımamız gerektiğinin bilincinde olmamızdır, bu görevin öncelikle bize düştüğünü kafamıza yerleştirmemizdir. Tarihimizin bin dört yüz yıllık realitesi bize bir tek gerçeği anlatıyor. Bu gerçek “Kendilerine kitap verdiklerimiz Peygamberi ve Kur’an’ı tıpkı çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar” ayetinin açıkladığı gerçektir. Fakat bu gerçek içinde yaşadığımız zaman kesitinde her zamankinden

bile kalsa- Müslümanlar arasında savunma ve direnme heyecanının uyanması önlenemeyecektir. Düşmanlarımız bu gerçeği bildikleri için ezici çoğunlukları ile daha sinsi, daha iğrenç bir yönteme başvuruyorlar. Adamlar önce bu dine övgüler düzüyorlar, böylece Müslümanların bilenmiş duygularını uyutuyorlar, tepki göstermeye hazır, duyarlı heyecanlarını uyuşturuyorlar, okuyucunun güvenini ve bağlılığını kazanıyorlar, arkasından zehri bardağa doldurarak rahatça karşılarındakilere sunuyorlar. Müslümanlar Kur’an’ın gölgesinde yaşadıkça, inançları uğruna savaşa giriştikçe, tarihi olayları bilinçli bir yaklaşımla süzgeçten geçirdikçe, yaşadıkları günlerin olaylarını bilgi ışığında değerlendirdikçe, çevrelerinde olup-biten her şeyi gerçeği bulduran ve gidilecek yolu aydınlatan Allah’ın nuru ile görürlerse her an bu Kur’an’ın yeni bir sırrını önlerine açtığını göreceklerdir.(10)

İslâm hakkında yapılan araştırmalar, yayınlanan

---------------------------------------------

eserler daha büyük bir yoğunluk kazandı, öyle ki,

1. Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1997, s. 751 2. Edward Said, Oryantalizm (çev. Nezih Uzel), İstanbul, 1982, s. 14 3. Mahmud H. Zakzuk, Oryantalizm, s. 10. 4. Bekir Kuzudişli, “ Oryantalizm ve Hadisle İlgilenen Bazı Oryantalistler”, s. 146. 5. Mücteba Uğur, Oryantalizm ve Oryantalistler’in girişi, s. 14 6. Edward Said, Oryantalizm, s. 8. 7. Mustafa Sibai, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 47. 8. Fatma Kızıl, “Orynatalistlerin Hadis Lietatürü Hakkındaki Görüşleri” s. 3. 9. Mustafa Sibai, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 53. 10. Seyyid Kutub, Fî Zilali’l-Kur’ân, (Hikmet yay. İst, 1992.) c.4, s. 96-97.

İslâm ile ilgili yeni bir kitap yayınlanıyor. Bu araş-

NEBEVÎ HAYAT

edecek olursa -bu saldırılar düşünce düzeyinde

daha açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Bu dönemde

çeşitli yabancı dillerde ortalama olarak her hafta

34

yordu, eğer İslâm’a yönelik açık saldırılar devam

tırma eserleri Yahudiler ile Hristiyanların İslâm’ın özüne, tarihine, güç kaynaklarına, ona karşı koyma yöntemlerine ve mesajını yozlaştırma yollarına dair bütün önemli ve ayrıntılı noktaları ne kadar inceden inceye bildiklerini gösteriyor. Bu araştırmaları piyasaya süren araştırmacıMART’13


Muhammed Furkan Yaman

Kapak Gündem Başyazı

ÇAĞIMIZ MÜSLÜMANLARININ

“SÜNNET” İLE İMTİHANI

B

izlere hidayet ve hak “din” ile peygamberler gönderen, bu yolla neyin

hak neyin batıl olduğunu gösteren Allah’a hamd olsun. Bizlere Allah’ın dinini hak ile ulaştıran ve ayeti kerimenin ifadesiyle “Onun konuştuğu vahiyden başka bir şey değildir” (Necm, 4) olan, bu dini bize ulaştırmada gösterdiği titizliği ile bize örnek olan Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salat ve selam olsun. Ve yine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiğinde şek ve şüphe olmayan hakkı, kendilerinden sonrakilere ulaştırmada örneklik teşkil eden sahabe (Allah hepsinden razı olsun), tabiin, tebe-i tabiin (Allah hepsine rahmet etsin) nesline de salât ve selam olsun. Aynı şekilde Allah Resulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerini insanlara ulaştırmada gayretleri ile bize örnek olan tüm Müslümanlardan Allah razı olsun. Müslümanlar tarihin belirli dönemlerinde bazı fitnelere uğramıştır. Bu bazen “kaderi inkar”, REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

“Yaşamakta olduğumuz şu asırda Müslümanların karşı karşıya kaldığı problemlerinden biri de İslam’ın kaynağını sadece Kur’an’dan ibaret sayan, Sünnet’i Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) devrine mahsus bir takım geçici prensiplerden ibaret gören bir grubun muhtelif bölgelerde zemin bulmasıdır.” (Abdulvehhab b. Abdulcebbar ed-Dihlevi) İslam düşmanları tarih boyunca Müslümanların ellerindeki temel iki kaynak olan ve onları sapık yollara sapmaktan koruyan “Kur’an ve Sünnet’e” savaş açmışlardır. Nitekim bunu kendi belgeleri bile ispatlamaktadır. Şunu söylemekteler: “Kur’an (bunu destekleyen sünnet) Müslümanların elinde olduğu müddetçe onlara galip gelemeyiz.”

35


bazen “büyük günah işleyenin ebedi cehennemlik

Bu iki kaynaktan uzaklaşan topluluklar zamanla

olacağı”, bazen “Kur’an’ın mahluk olduğu” gibi...

kendi dinlerinden de uzaklaştırılacak ve kendini

Ancak bizler öyle bir dönem içerisinde bulunmaktayız ki bu saydığımız ve daha nicelerini sayamadığımız fitneler ümmetin başına müptela olmuştur. “Yaşamakta olduğumuz şu asırda Müslümanların karşı karşıya kaldığı problemlerinden biri de İslam’ın kaynağını sadece Kur’an’dan ibaret sayan, Sünnet’i Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) devrine mahsus bir takım geçici prensiplerden ibaret gören bir grubun muhtelif bölgelerde zemin bulmasıdır.” (Abdulvehhab b. Abdulcebbar ed-Dihlevi) İslam düşmanları tarih boyunca Müslümanların ellerindeki temel iki kaynak olan ve onları sapık yollara sapmaktan koruyan “Kur’an ve Sünnet’e” savaş açmışlardır. Nitekim bunu kendi belgeleri bile ispatlamaktadır. Şunu söylemekteler:

NEBEVÎ HAYAT

“Kur’an (bunu destekleyen sünnet) Müslüman-

36

ların elinde olduğu müddetçe onlara galip gelemeyiz.”

Müslüman zanneden ama kendisinde “Kur’an ve Sünnet” namına hiçbir şey bulunmayan bir anlayış oluşacaktır. İşte bunun için bu iki temel kaynağa karşı insanlarda şüphe tohumu ekmektedirler. Özellikle kendilerini İslam dinini araştıran bir kimlik altında tanıtan müsteşrik ve oryantalistler bu projenin baş mimarlarıdır. Onlar tabiri caiz ise “oltayı at, oltaya düşen olur” gibi anlayışla İslam’ın temellerini çökertecek şüpheler oluşturmuşlardır. Hatta bu iş için özel kişiler yetiştirmiş ve hiç çekinmeden bu kimselerin maddi yükümlülüklerini de üzerlerine almışlardır. İnsanları önce şüphelendirmeye daha sonra yaptıkları bozuk teviller ile adeta önceki âlimlerimizin ayetleri yanlış anladığını, onların tefsirlerinin kendi dönemlerini bağladığını, Kur’an’ın günümüze yorumlanması gerektiği yani Kur’an’ın yorumunun her çağda farklı olabileceği, İslam’ın sadece Kur’an’dan ibaret olduğunu, sadece

Çünkü onlar şunu çok iyi bilmektedirler ki

Kur’an’ın korunmuş olduğunu ve Sünnet’in ko-

ellerinden bu iki temel kaynak alınmış olan bir

runmamış olduğunu ve kendilerini bağlamadı-

topluluğa galip gelmek çok daha rahat olacaktır.

ğını bu şekilde de Sünnet’e ihtiyaç olmadığını ve

MART’13


daha nice çirkin fikirlerini müslümanlara aşıla-

maya başlamış, verilen bu reddiyelerden habersiz

maya başlamışlardır.

olmaya devam etmekteyiz. Bundan cesaret alan

Bu konuda özellikle bizim dikkatimizi şu çekmektedir: “Onlar şunu çok iyi bildiklerinden

bazı kimseler de bu fikirleri “pişirip pişirip önümüze koymaktalar.”

dolayı hadislere şüphe tohumu ekme ve hadis-

İşte bundan habersiz olduğumuzdan sanki

leri toplayan sahabe (Allah hepsinden razı olsun),

yeni bir şey bulmuş edasıyla bazı kimseler bu fi-

hadis alimlerimiz İmam Buhari, Müslim ve diğer

kirlere sarılmış ve insanlara yaymaya başlamıştır.

alimlerimize (Allah hepsine rahmet etsin) asılsız sözler itham etmişlerdir.

Ancak şunu iyi bilmemiz gerekir ki bu dini en iyi anlayanlar peygamberler (Allah’ın selamı

Tabii ki kaleyi fethetmek için önce surların

hepsinin üzerine olsun) ve onu görüp gelen vahye

imha edilmesi gerekir ki kale fethedilebilsin. İşte

ve peygamberlerin yaptıklarına gözleri ile şahit

onlar da yukarıda saydıklarımıza cephe açmış-

olmuş kimselerdir.

lardır. İnsanlar arasında asılsız ve onları tenkit edici şeyler yaymışlardır. Hatta ümmetin ittifak ettiği İmam Buhari (rahimehullah) hakkında “o hadisleri toplayarak ve yayarak bu ümmeti fitneye itmiştir” gibi çok kötü ithamlarda bulunmuşlardır. Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) hakkında “Bir din istismarcısı Ebu Hureyre” adıyla kitaplar neşretmişlerdir.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de daha önceki kavimleri peygamberlerinin izini bırakarak kendi heva ve hevesleri ile bir din oluşturmaya çalışan insanlara karşı ümmetini uyarmıştır. İşte bu uyarıyı daha hayatta iken sahabeye yapmıştır ki sonradan ortaya çıkacak büyük bir sapıklık kapısını kapatmaya çalışmıştır. Nitekim hadiste: ”Size iki şey bırakıyorum. Onlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız.

Şimdi onların neden bu konuda öne çıkmış kimselere dil uzattıklarını daha iyi anlayabiliriz.

Bunlar; Kur’an ve Sünnet.” (Muvatta) İşte bu dini peygamberden sonra en iyi an-

Sanki sünneti toplama işiyle yeni bir “din”

layan kimseler olan sahabe (Allah hepsinden razı

oluşturmaya çalışıyormuş gibi bir fitne öne sür-

olsun) bu çizgiyi devam ettirmiş ve kendilerinden

müşlerdir.

sonrakilerin de bu yolu takip etmeleri gerektiğini

Ama Allah’a hamd olsun ki bu fikirlere gerekli cevapları geçmişte alimlerimiz vermiştir. Ancak bizler şu dönemde ilimden uzaklaş-

dile getirmişlerdir. Bizler de bu çağın Müslümanları olarak bu izi takip edersek -inşallah- kurtuluşa ereriz. Ancak

O’nun İzinde...

İmam Malik (Allah ona rahmet etsin) bu konuda şu önemli sözleri söylemiştir: “Bu ilim dindir. Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin.”

REBİÜLAHİR 1434

37


etmeyenlerin ise nasıl türlü türlü çıkmazlara girdiğini görebilmekteyiz. “Dün din olmayan, bugünde din olmaz.” Şuna inanmamız gerekir ki bu dini en güzel şekilde yaşayabilmemiz için “sünnet” yolunu ve bizden önceki Resulullah (sallahu aleyhi ve sellem)’e tabi olanların yolunu izlemeliyiz. Eğer bunun dışındaki yollara girersek çıkmazlara girer ve dini gerçek manada yaşayanların yollarından saparız. “Bize her defasında ağzı laf yapmada birbirinden üstün adamlar geldiğinde, onların sözlerine bakıp Cebrail’in Muhammed -sallahu aleyhi vesellem-e getirdiklerini terk mi edekim de farklı yollara sapıp bu çizginin dışına çıkmaya çalışırsa ki -Allah hepimizi korusun- bu yolda nice sapık fikirlere sahip olacaktır. İmam Malik (Allah ona rahmet etsin) bu konuda şu önemli sözleri söylemiştir: “Bu ilim dindir. Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin.” Şu anda sünnete yöneltilen eleştiri ve tahriflerin hemen hemen çoğunluğu önceden müsteşrik ve dini imha etme projesini savunan kimseler tarafından savunulmuştur. İncelemelerimiz sonucunda bunun böyle olduğunu açıkça gördük. Yani “Sünnet’in“ hüccet olduğunu inkar daha önceleri de aynı şekilde ve

NEBEVÎ HAYAT

aynı tenkitler ile savunulmuştur.

38

“Sünnet, Nuh (a.s)’ın gemisi gibidir. Ona binen kurtulur.”

ceğiz?” Çağımız bu konuda herhalde en numune misaldir. Çünkü daha arapçaya hakim olmayan ve bu konuda bir çok sorunu olan kimseler kalkıp süslü ve çekici laflar ile Allah’ın Resulu’nün “sünneti”ne dil uzatabilmekteler ve sanki şunu söylemekteler: “O, o dönemi biliyordu. Çağımızda onun öğretileri (hadislere bu ismi veriyorlar) uygulanamaz.” Onlar o çağı ilgilendirir gibi lafızları çokça duymaktayız. Ve bunları ağızlarını büke büke, süslü kelimeler ile insanlara sunmaktalar. Sahabe ve hadis tedvininde emeği geçen bütün herkese karşı tenkitler yapılmakta ve adeta cephe alınmaktadır. Şunu iyi bilmeliyiz ki en güzel yol; Peygamberimiz

(sallallahu

aleyhi

ve

sellem)’in bize bıraktığı ve sahabenin de bize

Bu sözün günümüzde tezahürlerini apaçık

aktarmış olduğu yoldur. Allah bizleri bu yolda

bir şekilde görmekteyiz. Sünnet ile amel edenler

sabit kılsın. Ölünceye kadar bu yoldan ayırmasın.

nasıl kurtuluş yolu üzerinde olduğunu, onu kabul

(Amin)

MART’13


BİR KONU BİR AYET

Hakan Sarıküçük

SELEFİ SÂLİHİN’İN İZİNDE ‫َو َمن ُيشَ ا ِققِ ال َّر ُسو َل ِمن َب ْع ِد َما َت َب َّي َن لَ ُه الْ ُهدَى َو َي َّت ِب ْع َغ ْي َر َس ِبي ِل‬ ً‫اءت َم ِصيرا‬ ْ ‫ين نُ َولِّ ِه َما َت َولَّى َون ُْص ِل ِه َج َه َّن َم َو َس‬ َ ‫الْ ُم ْؤ ِم ِن‬

“Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!” (Nisa: 115)

T

bu haliyle bulununcaya kadar açtığı oyuğun içe-

aberi şöyle demektedir: Bu âyet isminin

risinde kaldı. Sonra onu Mekke’den dışarıya çı-

Tu’me ibn Ubeyrık veya Ebû Tu’me ibn

kardılar. O da Şam’a gitti. Şam’da da yolcu kafi-

Ubeyrık olduğu rivayet edilen kişi hakkında nazil

lesinin bir takım mallarını çalmaya kalkıştı. Onu

olmuştur. Çünkü bu şahıs hırsızlık yapmıştı. Hır-

taşa tutup öldürdüler. Bunun üzerine: “Onu dön-

sızlığı vahiy yoluyla açıklık kazanınca elinin kesil-

düğü o yolda bırakır ve cehenneme atarız. O ne

mesinden ve rezil olmaktan korktu. Ve Mekke’ye

kötü bir dönüş yeridir” âyeti kerimesi nazil oldu.

kaçarak dininden irtidat etti ve müşrikler arasına

Mukâtil ise; Onun ölmesi ya da öldürülmesi

katıldı. Neticede yine bir hırsızlık yaparken öldü.

hakkında daha farklı bilgiler veriyor: Tu’me, ir-

el-Kelbî der ki: Yüce Allah’ın; “Onu dön-

tidad edip Mekke’ye kaçtığında orada Haccâc

düğü o yolda bırakırız” buyruğu İbn Ubeyrık

ibn İlât es-Sülemî’ye misafir olmuş. Haccâc onu

hakkında nazil olmuştur. Onun durumu ortaya

güzel bir şekilde misafir etmiş ama Tu’me, evde

çıkıp, hırsızlık yaptığı anlaşılınca Mekke’ye kaçıp

altın olduğunu öğrenince gece evden çıkmış, dı-

irtidat etmişti. Mekke’de Haccac b. İlât diye anılan

şarıdan duvarı delip altını çalmak üzere gizlice

bir adamın da duvarını delince, duvar düştü ve

eve girmiş. Komşular bunun farkına varıp evi REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Âyetin Nüzul Sebebi:

39


Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür. (Nisa: 18-19)

kuşatmışlar, yakalamışlar ve taşlayarak öldürmek

Anlamı:

istemişler, ancak Haccâc, kendi evini soymaya

Ayette geçen “

teşebbüs etmiş olsa dahi misafirinin öldürülme-

“Şak, şikak” kelimesi “ayrılmak, parçalanmak”

sinden utanmış ve öldürülmesini engellemiş,

anlamlarına gelmektedir.

bıraktırmış da Tu’me Mekke’den çıkıp Suleym

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den ve

oğulları Harra’sına katılmış, onların putlarına tap-

onun yolundan ayrılmak, “parçalanmak” de-

maya başlamış ve orada müşrik olarak ölmüştür.

mektir. Ayetin ifadesinden anlıyoruz ki pey-

Buraya kadar anlatılanlardan çok uzak bir kavil daha vardır ki; Mekke’den çıktıktan sonra bir yerde bir gemiye binmiş, gemideki mallardan

lah’a muhalefettir. Ve yine Rasûlullah’a muhalefet etmek demek, ona düşmanlık gütmek, onun haklı olmadığını iddia etmek demektir. Peygambere aleyhisselâm’a karşı gelen Allah’a karşı gelmiş

(İbnu’l-Cevzî, Zadu’l Mesir,11, 200.)

demektir. Binaenaleyh Rasûlullah’ı bu şekilde

olursa olsun anlaşılan şu ki bir kere müşrik olarak ölmüş, ikinci olarak da hırsızlıktan bir türlü vazgeçememiş olması hem irtidadına, hem de ölümüne sebep olmuştur. Fakat âyetin hükmü umumidir. Her zaman

gören bir kimse, dinden çıkmış olmaktadır. Yine anlıyoruz ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e muhalefet, müminlerin yoluna muhalefettir. Müminlerin yolunu reddetmek de Rasulullah aleyhisselâm’ı reddetmek anlamına gelmektedir. Müslümanların yolundan başka yola tâbi olmak demek, onların inancından ayrılmak demektir.

ve her insanı kapsamaktadır. Gerek hak din olarak

“Rasûlullah’a karşı çıkmak, muhalefet etmek

ve gerekse âdil hüküm şeklinde hak ve hakikat

ve müminlerin yolundan başka bir yol tutmak”,

ortaya çıkınca buna teslim olmayan, hakka ve

cehenneme girme cezasını gerektirecek kadar ağır

hakikate karşı direnen kimseler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ve dolayısıyla Allah’a karşı

NEBEVÎ HAYAT

gamber sallallahu aleyhi ve sellem’e muhalefet Al-

bir şeyler çalmış, yakalamışlar ve denize atmışlar.

Ne şekilde ve nerede ölmüş veya öldürülmüş

40

” ifadesinin kökü olan

direnmiş, başkaldırmış, müminlerin yolundan başka bir yola girmiş olmaktadırlar. “Kim Rasûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa, 4/80) MART’13

bir günahtır, sapık bir inanış ve davranış biçimidir. Ancak bu inanış ve davranışın cezayı gerektirebilmesi için önemli bir şart öngörülmüştür ki o da: “Yolun doğrusu kendine apaçık belli olmak.” Kim kendisine dosdoğru yol belli edildikten sonra yâni kitap, sünnet, Allah’tan gelen ilim ve hikmet kendisine ulaştıktan sonra peygamber sallallahu eleyhi ve sellem’e karşı gelir, Allah ve Rasû-


lüne, Allah’ın kitabına ve peygamberinin sünnetine muhalefet eder ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, Rasûl ve mü’minlerin üzerinde oldukları sırat-ı müstakimi terk eder ve başka başka yollara tabi olursa Allah azze ve celle onu döndüğü tarafa çevirir, o şahsın dost kabul ettiklerini ona dost kılar ve bu kişiyi onların kucağına terk eder, velî bildiklerine onu kul köle yapar ve onu cehenneme basıp yaslayıverir. Ayetten Anlaşılan Hususlar Yine bu ayeti kerimeden ortaya çıkan sonuçları maddeler halinde şöyle zikretmek mümkündür: 1-

“Müminlerin yolundan başka bir yola

girenleri saptıkları yönde bırakması” Allah yurduğu kanunudur. İsrâ Sûresi 18. ve 19. ayetlerde Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız. Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.” (Nisa, 18-19) Bu ayetlerde doğru yola giren, takvayı seçen, asıl hedef olarak ebedî hayata yönelen kimselerle eğri yola giren, günahtan kaçınmayan ve geçici dünya menfaatlerini ebedî olana tercih eden kimselerden söz edildikten sonra şöyle buyurulmuştur:

dünyasında kimin Allah’a, kimin nefsine ve şeytana kul olduğu ortaya çıkmazdı. 2- Zira müminlerin yolundan başka bir yola tabi olan kimseye tehdit yapılmaktadır. Zira Rasul’e düşmanlık etmek, O’na muhalefet etmek, İslâm’ı terk etmek veya İslâm’dan dönmek, müslümanların yoluna aykırı davranmak, bunu işleyen kimseyi Allah’ın yardımından ve gözetiminden mahrum kılar. O kimsenin karanlık ve dalâlet bataklığında bocalamasına, kendi nefsî ve beşerî arzularının güdümüne girmesine sebep olur. O kimsenin cehennem ateşine girmesini gerekli kılar. Bu haktan sapan kimsenin varacağı yer ne kötüdür! Bu ayetin (Nisa, 4/115) benzeri şu ayettir: “Allah’a ve Rasulüne savaş açanlar alçaklarda olacaklardır.” (Mücadele, 58/20) Yani o kimse Ra-

“Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı is-

sul’ün yolundan başka bir yola girerse inanç ve

teyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ih-

dinde Peygamber’e aykırı davranırsa... Demektir.

sanından (istediklerini) kesintisiz veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.” (Nisa, 20)

3- “Onu yoluna çeviririz.” ayeti Allah’ın o kimseden uzak olduğunu, o kimseyi girdiği bu

Eğer böyle olmasaydı, doğru yola girenlere

putların ve batıl dinlerin yoluna havale edeceğini

imkân verilse, eğri yolu izlemek isteyenler de en-

haber vermektedir. Allah o kimseye yardımı ve

gellenseydi imtihanın manası kalmaz, bu imtihan

zaferi üzerine almamaktadır. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Teâlâ’nın dünya hayatında kulları için takdir bu-

41


Bu sözü yalanlayanları, Bana bırak! Biz onları kendilerinin bilmeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.” Kalem, 44

4- “Doğru yol belli olduktan sonra” ayeti

Bundan maksat onların dinî hayatlarında ittifakla

bu konuda şiddetli bir yasaklama ve durumunun

(icmâ ile) benimsedikleri ve takip ettikleri yoldur.

çirkin olduğunu açıklamak ve bu husustaki teh-

Bu yoldan başkasına sapmak yasaklandığına göre

didi beyan etmek içindir. Zira o kimse Rasulullah

İcmâ dinde bir hüccettir; yani bağlayıcı delildir,

sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna delâlet

hüküm kaynağıdır.

eden mucizelerin ortaya çıkmasından sonra da inatçı bir kimse idi.

başkasına uyup giderse...” buyuruyor ki bu, birinci sıfatın ayrılmaz bir parçasıdır. Fakat bazen

ması biri genel diğeri özel olmak üzere iki şekilde

kanun koyucunun açık emrine muhalefet olabile-

a. Genel olanı İslâm’ın tebliğ edilmesi ve insanlara, bunun doğru bir yol olduğunu anlayacak kadar aklın verilmiş bulunmasıdır.

ceği gibi, bazen da Ümmet-i Muhammed’in ittifakını kesin olarak bildiği konularda, onların icmâ’ ettikleri, birleştikleri bir konuda da olabilir. Zîrâ onlar (Muhammed Ümmeti) bir konuda birleştiklerinde hatadan korunmuşlardır. Bu, onlara verilen bir şereften ve peygamberlerine bahşedilen

b. Özel olanı ise her bir yükümlünün bizzat

tazimdendir. Bu konuda birçok sahih hadis vârid

İslâm’ı öğrenme ve üzerinde akıl yorma,

olmuştur. Âlimlerden, bunun mana bakımından

delilleri değerlendirme ve onun hak din

tevatür derecesinde olduğunu ileri sürenler

olduğuna kanaat getirme imkân ve fırsa-

vardır Bunun içindir ki Allah Teâlâ : “Onu dön-

tına sahip bulunmasıdır. 5- Cenab-ı Hak bu ayette müslümanların yolundan başka bir yola tâbi olmak kaydıyla, müslüman cemaatten ayrılmanın haram olduğunu ve müminlerin yolunda gitmenin farz olduğunu belirtiyor. Çünkü bu ayette Rasûlullah’a muhalefet

NEBEVÎ HAYAT

Allah Teâlâ : “Mü’minlerin yolundan

Yükümlü kişiye doğrunun apaçık belli olgerçekleşmektedir.

42

7-

düğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası.” sözüyle bunları tehdit ediyor. Kişi bu yola girdiğinde bundan dolayı onun günahlarını arttırmak üzere, girdiği yolu onun kalbinde güzelleştirip, süslemek suretiyle cezalandırırız. Başka âyet-i kerîme’lerde de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu sözü yalanlayan-

eden ve müminlerin yolundan ayrılana ceza va-

ları, Bana bırak! Biz onları kendilerinin bilme-

adediliyor.

yecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaş-

6- Yine böyle düşünenlere göre “müminlerin yolu” maddî olamaz; çünkü bütün müminlerin üzerinde bulundukları fizikî bir yol yoktur. MART’13

tıracağız.” (Kalem, 44) “Fakat onlar yoldan sapınca Allah da onların kalblerini saptırmıştır.” (Saff, 5)


rakırız.” (En’âm, 110) 8- Allah Teâlâ : “Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir...” buyuruyor. Kim Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu şeriat yolundan başkasına girerse o bir tarafta, şeriat bir tarafta olur. Zira bu, kendisine hak ve gerçek açıkça belli olmuş ve ortaya çıkmış olduktan sonra kendisindeki bir kasıttan meydana gelmiştir. Burada Allah Teâlâ böyle kişilerin ahirette varacakları yerin cehennem (ateş) olacağını haber veriyor. Zira kim ki, hidayetten uzaklaşıp çıkarsa kıyamet günü onun cehennemden başka yolu olamaz. Nitekim başka ayetlerde de şöyle buyurulur: “Zulmetmiş olanları ve onların eşlerini toplayınız.” (Sâffât, 22)

Ayetin Şer’i Hususlar Harici Meselelerle İlgili İzahı “Müminlerin yolundan ayrılma” eylemine bir de sosyal, bilimsel ve teknolojik boyutuyla bakmak gerekmektedir. İslâm’ın tâbilerini birlik ve beraberliğe çağırdığında şüphe yoktur. Fertler ve gruplar arasında -bazı konularda- anlayış ve görüş farkları bulunsa bile bunun, toplum birliğini bozacak eylemlere, bölünüp parçalanmalara kadar götürülmesi İslâm’ın sosyal ve ahlâkî amacına ters düşmektedir. Müminlerin yolundan ayrılma eylemi cehennemle cezalandırıldığına göre burada maksadın “din ve dini oluşturan inanç, hükümler ve davranışlar” olduğu anlaşılmaktadır. Bu manada dine dâhil olmayan kültür, bilim ve teknoloji alanlarında mümin fertlerin ve grupların farklı

“Suçlular ateşi görürler de ona düşecek-

yollar, yöntemler, renkler edinmeleri, meselâ ilmî

lerini anlarlar ama ondan kaçacak yer bula-

buluşlar yapmaları, yeni teknolojiler oluşturma-

mazlar.” (Kehf, 53)

ları, “müminlerin yolundan ayrılmak” anlamına

Bu Ayet İcmanın Delil Olduğunu Tesbit Eden Âyettir. “Müminlerin yolundan başka bir yolun izlenmesinin yasaklanmasını bazı âlimler icmâ deliline

gelmeyecektir. Bu manada farklılıklar ve renkler İslâm camiasının zenginliğini teşkil ve temsil edecek, cüzlerin (parçalar, gruplar) birbirini tamamlamasını sağlayacaktır.

dayanak kılmışlardır. İmam Şâfiî er-Risâle adlı

Özetle; Müslümanların hayatın bütün me-

eserinde icmânın dayanağı konusunu özel olarak

selelerinde itibar edecekleri asıl kaynakları başta

ele almakla beraber herhangi bir ayet zikretme-

Kur’an-ı Kerim ve ardından da O’nun Rasulünün

diği halde bazı eserlerde İmam Şafiî’nin bu ayeti

sünneti seniyyesidir. Müslümanlar bu esaslara

icma’nın Kur’an’daki dayanağı olarak gösterdiği

sımsıkı sarıldıkları ve bu iki kaynağı rehber edin-

nakledilir.

dikleri müddetçe asla sapıtmayacaklar ve ihtilafa

Rivayete göre İmam Şafii’den: “İcmai ümmetin delil olduğuna dair Kur’an’ın hangi âyeti

düşmeyeceklerdir. Böylece birliktelikleri sürekli olacak, fitne ve kargaşadan emin bir halde ya-

vardır?” diye soruldu. İmam Şafii üçyüz defa

şayacaklardır. Bu iki esasın Müslümanlar içinde

Kur’an’ı başından sonuna kadar hatmetti. So-

hayat bulması onların da hayatının esasını oluştu-

nunda “Kim ki kendisine hidâyet belli olduktan

racak ve Allah’ın kendilerini daimi bir şekilde her

sonra Rasûlullah’a muhalefet eder, müminlerin

türlü muhafaza edip korumasına ve onları cehen-

yolundan başka bir yola tâbi olursa, onu seçti-

nemden azad edip naim cennetlerine yerleştirme-

ğiyle baş başa bırakacağız ve onu cehenneme so-

sine zemin hazırlayacaktır. Rabbim bizleri de bu

karız. Cehennem ne kötü bir duraktır?” âyetini

esaslar üzere yaşayan ve bu hal üzere huzuruna

buldu.

varan kullarından eylesin. Âmin. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

“Onları azgınlıkları içinde kör ve şaşkın bı-

43


BİR HADİS BİR YORUM

Mehmet Emin

Kur'an ve Sünete Bağlılık “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız sürece asla sapıtmayacaksınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünnetidir.”

B

NEBEVÎ HAYAT

u mübarek ve veciz sözleri, doğru ve doğruluğu Allah tarafından tescil edilmiş Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem söylemiştir. Siyeri nebi’ye kısaca baktığımız zaman Allah Resulü’nün yirmi üç yılını Allah’ın kitabına ve kendisine uymaya davet ettiğini görürüz.

44

Dünyayı ahiretin tarlası yapan Allah celle celaluhu dünyada ve ahirette huzura kavuşmamız, Allah’ı ve Rasulünü razı etmemiz, dünyanın efendisi olmamız için kendi kitabına ve Rasulünün sünnetine azı dişlerimizle sarılmamızı istiyor. Allah Kur’an’a ve sünnete hakkıyla sarılanlardan eylesin. MART’13

Evvela insanların şunu çok iyi bilmesi gerekir ki; Allah ve Rasulünün emir ve yasakları herhangi bir şahsın, profesörün ya da yazarın sözü değildir ki Allah ve Rasulünün emir ve yasaklarını yapıp yapmamada muhayyer olsunlar. Buna binaen Allah ve Rasulünün emir ve yasakları müslümanlar için her şeyden değerli ve bağlayıcıdır. “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim


Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sa-

güçlüydü. Onların elinde bir ucu Allah da diğer

pıklığa düşmüş olur.” (Ahzab/36)

ucu kendilerinde olan bir ip vardı; Allah’ın kitabı

çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa/65) Ve yine insanların şunu bilmeleri gerekir; Kur’an ve sünnet (şeriat) insan hayatının bütün alanına müdahalesi ile tanzim eden bir sistem ve nizamdır. Yani (şeriat) insanın ibadetine, evlenmesine, boşanmasına, kimleri dost kimleri

vardı. İşte bundan dolayıdır ki, o zamanın süper güçlerine karşı meydan okudular ve muzaffer oldular. Daha sonra Allah celle celaluhu halilini refık’i-A’la’ya aldı ve üç hayırlı nesilde tek tek bu dünyadan göçüp gitti. Zamanla insanlar Kur’an ve Sünnet’ten kopmaya başladı. Kur’an’ı ve Rasulullah’ın sünnetini bırakıp kimisi komünizme, kimisi sosyalizme, kimisi demokrasiye, kimisi laikliğe sapasağlam tutundu. Böylece insanların

düşman edinmesine vesaire hususlarda emir ve

hayatının her alanı darmadağın oldu. Kur’an ve

yasakları kâmil olan bir ilahi düzendir.

sünnete bağlı olanlar gerici yobaz, demokrasi ve

Kur’an ve sünnet dururken insanların bunların dışında başka kitapları ve yasaları rehber

laiklik havarisi yapanlar ise sırat-ı mustakimdelermiş gibi anlatıldı veya göründü.

edinmeleri onların dünya ve hayatlarını helak

İnsanlara ne oluyor da Allah’ın kitabını ve

eder. Onları Allah’ın gazabına müstahak kılar ve

Rasulünün sünnetini bırakıp şeytanın ve onun

şeytanın dostları ve velileri yapar.

dostlarının gösterdiği yolda gidiyorlar. Bu gidiş

“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” (En’am/153) Asrı saadet döneminde yaşayan yeryüzünün yıldızlarına baktığımız zaman daha önceleri zina eden, içki içen, cinayet işleyen ve her türlü kötülüğün kendilerinde bulunduğu o zatlar, Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünnetine tam bir şekilde bağlandıkları zaman insanların en hayırlıları ve en muttakileri oldular. Allah ve Rasulü onlardan razı, onlarda Allah ve Rasulünden razı oldular. Çünkü Onlar Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünnetine canı gönülden bağlıydılar. Onların işlerinde, evlerinde, çarşı ve pazarlarında okul ve mahkemelerinde Allah’ın ve Resulü’nün sözü geçiyordu. Onun üzerinde başka kimsenin sözü geçmez ve geçemezdi. İşte bu bağlılık onları yeryüzünün varisleri yaptı. Onlar, bu inançla Pers-

onları dünyada zillete ve rezalete, ahirette ise Allah’ın gazabı ve cehenneme götüren bir yoldur. Şöyle bir dünyaya ve etrafımıza bakalım Kur’an ve Sünnet’e bağlı olmayan toplumların aile hayatı, ticari hayatı, ekonomisi hatta bütün işlerinin alt üst olduğunu müşahede ederiz. Niçin Allah’ın sapasağlam kulpuna sarılmıyorlar da, şeytan ve tağutların örümcek ağından yapılmış iplerine tutunuyorlar. Dünyayı, ahireti ve insanın künhünü/ özünü bilen Allah celle celaluhu bizleri için İslam (Kur’an ve Sünnet’e tabi olmayı) beğenip seçmişken insanlar neden bu değerli hazinenin kıymetini bilmiyorlar! Ey insanlar! Allah Rasulü bize veda hutbesinde neyi emanet etmişti!? Bizden neye sımsıkı sarılmamızı istemişti!? Ya Rabbi şahid ol! Yar Rabbi şahid ol! Yar Rabbi şahid ol! Diye neyi tebliğ etmişti!? Peki, bizler bugün efendimizin mübarek emanetine ne kadar sahip çıkıyoruz. Bu hadisler bizlere ulaşmadı mı yoka bizler emanete ihanet

lere, Bizans ve Romalılara karşı galip geldiler.

mi ediyoruz!? Eğer ihanet ediyorsak (Allah bizleri

Maddi olarak çok modern ve fazla silahları olma-

korusun) şüphesiz ki Allah’ın hainleri sevmeyece-

masına rağmen onların maneviyatı çok ama çok

ğini unutmayalım. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında

45


Rasulullah teslim etti bizlere Emanetim Kur’an Sünnet sizlere Bak Kur’an’a gelmiş ne hallere Rasulün sünneti düşmüş çöllere

Rasulullah teslim etti bizlere Emanetim Kur’an Sünnet sizlere Bak Kur’an’a gelmiş ne hallere Rasulün sünneti düşmüş çöllere Evet, Rahman’ın taptaze hükümleri ve Rasulullah’ın sünneti yalnızca raflarda tozlanmaya bırakılmış veya çok ama çok azı uygulanır olmuştur. Onu yeryüzünün her alanına yaymaya çalışan hayatlarının her alanında Kur’an’ı ve Sünneti isteyen ve bu uğurda cihad eden müslümanlar ise terörist olarak damgalanmaktadırlar. Eğer Allah’ın kitabını ve Rasulün sünnetini istemek ve yaşamak terör ise sahabelerin hepsi terörist olmuştur.

NEBEVÎ HAYAT

İnsanların, asr-ı saadet dönemine gitmeleri, onların yaşadığı hayatı yaşamaları, dünyada izzetli ve şerefli hayat sürmeleri, karanlık evlerin ve gönüllerin aydınlanması için Allah’ın kitabını ve Rasulünün sünnetine sımsıkı sarılmaları gerekmektedir.

46

diği emri baş göz üstüne kabul ediyorum. Ya da şeytanın ve onun dostlarına havale etmek vardır. Üçüncü bir yol yoktur. Müslümanın uyanık olması ve şeytanın tuzaklarına düşmemesi gerekmektedir. Allah’a ve Rasulüne teslim olmuşsak egemenliğin, hâkimiyetin Allah’a ve O’nun izni ile Rasulüne ait olduğunu iman etmemiz lazım gelir. Maalesef şuan milyonlarca insan yığını bir kısmı bilerek bir kısmı bilmeyerek Allah’ın kitabını ve Rasulünün sünnetini bırakıp kendileri gibi aciz, bir dakika sonrasını bilmeyen insanların Allah’ın ve Rasulünün emirlerine taban tabana zıt olanı şeyleri, okumuş cahillerin emirlerine ve yasaklarına gönül hoşnutluğuyla bağlanırlar. İşte bu anlayış Allah’ın emrinde O’na ortak koşmaktır ki bu şekille Allah’ın gazabı insanların üzerine aralıksız yağabilir. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri ve işçileri

Biz müslümanlar kendimize sahabeleri örnek ve önder olarak görüyor ve kabul ediyoruz.

olan bizler, Allah’ın en sevgili kulunun bize emanet

Müslümanların istekleri ve gayesi şu olmalıdır;

ettiği şeylere sahip çıkmamız için Kur’an’a ve sahih

Evlerinde, okullarında, iş yerlerinde, sokaklarında, caddelerinde, mahkeme ve yönetim şekillerinde tartışmasız bir şekilde Allah’ın Onun Rasulünün sözü geçerli olmalıdır. Bu hususta herhangi bir pazarlık yapılmaz. Yapılması teklif dahi edilemez.

sünnete hakkıyla sarılıp bu iki emaneti insanlara en güzel bir şekilde tebliğ etmeyi ve bu uğurda benliğini, malını ve canını feda etmeyi vazife bilmemiz ve bu şuurla çalışmamız gerekmektedir. Değerli bedenini bu yolda yormalı, O’na kıyamet günü şahitlik ederek, saçını da bu uğurda

“Dikkat edin yaratmak da emretmek de Allah’a aittir.” (Araf, 54)

ağartmalıdır. Allah’ın cemalini görmenin ve pey-

Karşımıza çıkan hangi mesele olursa olsun çözümü için iki yol vardır; Ya Allah ve Rasulüne havale edip ya Rabbi! Senin ve Rasulünün ver-

kıyla bağlanmak ve onları yeryüzünde uygulanır

MART’13

gamberlere komşu olmanın yolu bu emanetlere hakhale getirmekle gerçekleşir. Rabbim bizleri emanete hakkıyla sahip çıkan salih kullarından eylesin.


İSLAM ÖNDERLERİ

Ali Yücel

EDEP, İLİM VE İFFET AYNASINDA BİR PORTRE:

İmam Buhârî Hakkında Âlimlerin Sözleri (1)

ve kulluklarına daha bir önem gösteren saha-

nsanlar arasında güzel işlerle anılmak, on-

benin üstünlüğü bundan kaynaklansa gerek. He-

ların hayır dualarına mazhar olmak, gök

vasından konuşmadığı semalardan haber verilen

kubbe altında hoş bir seda bırakabilmek ve hüsn-

kutlu Nebi’nin cennet müjdesine rağmen isminin

ü şehadetlerini celbetmek önemsenmesi gereken

münafıkların listesinde olup olmadığını merak

hususlardandır. Ebediyet âlemine uğurlanan yol-

eden Hz. Ömer’in yüceliği bu samimiyetinden

cular için icra edilen şahitlik de bu açıdan önemli

olsa gerek.

İ

olsa gerek. Ancak daha önemli bir husus daha

İnsanların verdiği paye, mevki-makam ve

var ki, en az birincisi kadar önemli ve dikkate

ünvanlarla koltukları kabarıp “Ben neymişim?”

değerdir. Büyük ve yüce kimselerin övgülerine

sarhoşluğuna düşen onlarca gariban ve zavallıyı

mazhar olup da şımarmamak, asaletinden, sa-

bizzat müşahede ettiğimiz kibir ve riyanın sal-

mimiyetinden, ciddiyetinden hiç bir şey kaybet-

tanat sürdüğü şu zamanımızda, bahse konu bu

meden yaptıklarını yapmaya devam etmek, gev-

mütevaziliğin ne kadar mühim olduğunu daha

şekliğe ve atalete düşmeden vazifelerini hakkıyla

iyi anlıyoruz. Dost-düşman herkesin övgüsüne

yürütmek sadece takva ve ihsan sahibi insanların

mazhar olduğu halde gevşeklik ve rehavete düş-

ulaşabileceği bir erdem gibi gözükmektedir. Cen-

meden çalışıp çaba gösteren insanlardan biri de

netle müjdelendikleri halde “Ne de olsa cenneti

İmam Buhari’dir. Bizzat ders aldığı hadis ilminin

garantiledik…” rehavetine düşmeyen ve ibadet

büyük hocalarının kendisini methetmelerine, yüREBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

İMAM BUHARİ -2

47


İmam Buhari’nin Câmiu’s-Sahih isimli eserin şerhi olan Fethu’l-Bâri’nin mukaddimesinde müellif İbn Hacer el-Askalani (vefatı 852), hocalarının ve öğrencilerinin İmam Buhari hakkındaki sözlerinden bir demet aktardıktan sonra şöyle der: “Sonraki asırlarda yaşayan âlimlerin Buhârî’yi öven sözlerinin kapısını açacak olsam mürekkepler biter, nefesler tükenirdi. Bu, sahili olmayan bir deniz gibidir.”

celtmelerine rağmen asalet, samimiyet ve teva-

hocaların hocası, muhaddislerin efendisi, ‘ilel il-

zusundan ödün vermeyen bu yüce zat hakkında

minin tabibi!”

âlimler hep bir şeyler söylemişlerdir. İmam Bu-

İmam Tirmizi şöyle der: “Muhammed b. İs-

hari’nin Câmiu’s-Sahih isimli eserinin şerhi olan

mail el-Buhârî, Abdullah b. Münir’in yanındaydı.

Fethu’l-Bâri’nin mukaddimesinde müellif İbn

Ayağa kalktığında Abdullah b. Münir şöyle dedi:

Hacer el-Askalani (vefatı 852), hocalarının ve öğ-

“Ey Abdullah’ın babası, ey Buhârî! Allah, seni bu

rencilerinin İmam Buhari hakkındaki sözlerinden

ümmetin övünç kaynağı /süsü kılsın!” Olayı ak-

bir demet aktardıktan sonra şöyle der: “Sonraki

taran İmam Tirmizi şöyle der: “Allah, Abdullah

asırlarda yaşayan âlimlerin Buhârî’yi öven sözlerinin kapısını açacak olsam mürekkepler biter, nefesler tükenirdi. Bu, sahili olmayan bir deniz gibidir.” (2) Uçsuz bucaksız ummandan sadece bir katre sunacağımız şu birkaç satırda İmam Buhari’yi gerçek manasıyla tanıtabilirsek bizler için büyük bir bahtiyarlık olacaktır. Son olarak şunu da belirtmek de fayda mülahaza ediyoruz ki, nasıl kendisini övenler İmam Buhari’nin gerçek kadri kıymetini değiştiremeyeceklerse aynı şekilde kendisi hakkında ileri-geri konuşanlar da ona her hangi bir halel getirecek değillerdir. Buhari’nin “Kendimi yalnızca Ali b. el-Medîni’nin yanında kifayetsiz hissediyorum” sözü, hadis ilminin sultanı Ali b. el-Medîni’ye haber verildiğinde Ali b. el-Medîni şöyle karşılık verir: “Siz ona bakmayın. Onun gözleri kendi gibi birini

NEBEVÎ HAYAT

daha görmemiştir.”

48

İmam Müslim de kendisine hitaben şöyle der:

b. Münir’in Buhârî hakkındaki duasına icabet etti. (Zira Buhari, bu ümmetin övünç kaynağı, alimlerinin zinetidir.” Buhârî’nin kâtibi Muhammed b. Ebu Hatim anlatıyor: Yahya b. Cafer el-Beykendi’yi şöyle derken işittim: “Kendi ömründen alıp Buhârî’nin ömrüne ömür katmaya gücüm yetseydi şüphesiz bunu yapardım. Zira ben öldüğümde bir adam ölmüş olur. Buhârî’nin ölümü ise, nice ilmin kaybolup gitmesi demektir.” Hocası Kuteybe b. Said, İmam Buhârî hakkında şöyle der: “Fakihler, zahidler ve abidlerle beraber bulundum da Muhammed b. İsmail gibisini görmedim. Hz. Ömer, sahabe arasında hangi konumda ise Buhârî de kendi zamanında aynı konumdaydı. Şayet o, sahabe arasında bulunsaydı yüce birisi olurdu.” Hocası Kuteybe’ye soru sorulduğu esnada İmam Buhârî içeri girer. Kuteybe, İmam Buhârî’yi

“Sana ancak seni çekemeyenler kızabilir. Dün-

işaret ederek soru sorana şöyle der: “Bu, Ahmed b.

yada senin bir benzerinin bulunmadığına şehadet

Hanbel, İshak b. Râhuyeh ve Ali b. el-Medîni’dir.

ederim.” Hatib el-Bağdâdi’nin Târihu Bağdat’ta

Allah, bu alimlerin hepsini (Buhârî’nin şahsında)

aktardığına göre İmam Müslim, Buhari’nin alnını

sana gönderdi.

öper ve şöyle der: “Bırak da ayaklarını öpeyim ey MART’13

Hocası Nuaym b. Hammad ve muhaddis


Yakub b. İbrahim şöyle derlerdi: “Buhârî, bu üm-

tashih etmesi için Buhârî’ye verir ve “Hata buldu-

metin fakihidir.”

ğunda bunu belirt” der. Yanında bulunanlar ken-

“Buhârî’ye bir hadis söyledik ancak onu bilemedi” denildiğinde hocası Amr şöyle karşılık verir: “Buhârî’nin bilmediği hadis, hadis değildir.”

disine “Bu genç de kim?” diye sorduklarında “Bu, benzeri olmayan bir kimsedir” diye cevap verir. İmam Muhammed b. Beşşar şöyle der: “Bizim yanımıza Muhammed b. İsmail gibisi gelmedi.”

“Hocaların hocası” lakaplı İbn Huzeyme

İmam Buhârî Basra’ya geldiğinde Mu-

şöyle der: “Şu gök kubbenin altında Resulullah

hammed b. Beşşar ayağa kalkar, Buhârî’nin

(aleyhisselam)’ın hadislerini Buhârî’den daha iyi

elinden tutup ona sarılır ve şöyle der: “Bu gün

bilen ve daha iyi ezberlemiş olan birini görmedim.”

fakihlerin efendisi geldi. Merhaba, hoş geldin yıl-

“Ehl-i sünnetin imamı” denilince ilk akla gelen, Ali b. el-Medîni’nin deyimiyle “Allah (azze ve celle)’nin İslam dinini kendisi ile desteklediği iki kişiden biri” olan İmam Ahmed b. Hanbel der ki: “Horasan, Muhammed b. İsmail benzeri başka bir âlim çıkarmamıştır.” O, yine şöyle der: “Hadis hafızlığı Horasan ehlinden dört kişide nihayete ermiştir. Ebu Zür’a er-Râzi, Muhammed b. İsmail el-Buhârî, Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimi ve Hasan b. Şüca’ elBelhi.” Ebu Bekir b. Attab der ki: “Daha yüzünde tüy bitmemişken biz Muhammed b. İsmail’den hadis yazdık.” Hâşid b. İsmail anlatıyor: İshak b. Râhuyeh’i minberde otururken gördüm, meclisinde Buhârî de vardı. İshak hadis aktarırken Buhârî bir hadise itiraz etti ve neticesinde İshak, Buhârî’nin haklı olduğunu kabul etti. Hocası İshak b. Râhuyeh daha sonra İmam Buhârî hakkında şöyle dedi: “Ey hadisçiler topluluğu! Bu gence iyi bakın ve ondan hadis yazın. Şayet bu genç Hasan-ı Basri’nin zamanında yaşasaydı hadis ve fıkıh bilgisinden dolayı Hasan-ı Basri ona ihtiyaç duyardı.”

lardır kendisiyle övünüp durduğum kimse.” Ali b. Hucr dedi ki: “Horasan bölgesi üç büyük alim yetiştirmiştir. Buhara’da Muhammed b. İsmail, Semerkant’ta Abdullah ed-Dârimi ve Rey şehrinde Ebu Zür’a. Bana göre Buhârî, onların en bilgini, en fakihi ve basiretlisidir.” Ebu Hâtim er-Râzi der ki: “Horasan, Muhammed b. İsmail’den daha hafızını/hadis bilginini çıkarmamıştır. Horasan’dan Irak’a ondan daha bilgili bir kimse gelmemiştir.” Hüseyin el-‘İclî der ki: “Muhammed b. İsmail gibisini görmedim. Müslim de hafızdır ancak Muhammed b. İsmail’in mertebesine ulaşmamıştır.” Yine şöyle diyor ‘İclî: “Ebu Zür’a ve Ebu Hâtim’i gördüm, Muhammed b. İsmail’den hadis dinliyorlardı. O, ümmetlerden bir ümmet, fazilet sahibi, dindar ve her işi güzel yapan bir kimseydi.” Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî der ki: “Harameyn, Hicaz ve Şam âlimlerini gördüm de Muhammed b. İsmail’den daha şümullüsünü/ bütün ilimlere vakıf olanını görmedim. O, bizim en bilginimiz, en fakihimiz ve ilim talebinde en gayretli olanımızdır.”

Ebu Bekir el-Medîni’nin anlattığına göre,

Dârimi’ye bir hadis sorulur ve peşinden

İshak b. Râhuyeh hadis rivayet ederken ismi

“Buhârî bu hadisin sahih olduğunu söyledi” de-

geçen sahabelerden birini Buhârî’ye “Bu kimdir?”

nilir. Dârimi o zaman şöyle der: “Muhammed b.

diye sorar. Buhârî kendisine detaylı bir cevap ve-

İsmail, benden daha basiretlidir. O, mahlûkatın en

rince hocası İshak, “Ey Ebu Abdullah! Sanki o in-

akıllısıdır…”

sanları bizzat görmüş gibisin” der. Muhammed b. Selam el-Beykendi kitabını

Fakih Ebu Sehl Mahmud b. Nadr der ki: “Basra, Şam, Hicaz ve Kufe’ye gittim, bu diREBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Başka bir hocası Amr b. Ali el-Fellas’a

49


Buhârî kendisinden ilim tahsil etmek isteyen herkese bildiğini esirgemeden vermesine rağmen devlet adamlarından uzak durur, onların saraylarına gitmeyi ilmi küçük düşüren bir davranış olarak kabul eder ve bu uğurda her zorluğa katlanmayı göze alırdı. Horasan Valisi Hâlid b. Ahmed ez-Zühlî ona bir adamı¬nı göndererek el-Câmiu’s-sahîh, et-Târihu’l-kebîr ve diğer eserlerini ken¬disinden dinlemeyi arzu ettiğini bildi¬rince bu talebi reddetti. İlmi küçük dü-şüremeyeceğini, onu başkalarının aya¬ğına götüremeyeceğini, gerçekten arzu ediyorsa hadis okuttuğu mescide -veya evine- gelmesini, bunu da istemiyorsa hadis okutmasını yasaklayabileceğini söyledi. Hz. Peygamber’in, “Kendisine sorulan şeyi öğretmekten kaçınan kim¬senin ağzına ateşten gem vurulacağını” ifade eden hadisi sebebiyle ilmi kimse¬den esirgemediğini de haber verdi.” yarların âlimlerini gördüm. Her ne zaman Mu-

Kendisine inanmayan ve hatta düşmanlık yapan

hammed b. İsmail’in adı anılsa bu memleketlerin

Mekke müşriklerine Resul-ü Ekrem davranışla-

âlimleri, onu kendilerinden üstün kabul ediyor-

rıyla ders vermiş, onların bile itimadını kazan-

lardı.”

mıştır. Kendisi hicret edene kadar emanetlerin

Recâ b. Mercâ der ki: “Buhârî, yeryüzünde dolaşan mucizelerden biridir.” Abdullah b. Muhammed el-Müsnedi der ki:

(kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir

imam kabul etmeyeni itham edebilirsin.”

dost olur.”(3)

hibi, yüce ve daha bir benzerini görmediğim bir âlimdir. Kim onun hakkında ileri-geri konuşursa o kimseye benden binlerce lanet olsun!” Şahsiyeti, Ahlakı ve Zühdü Arap şair şöyle diyor bir şiirinde: Bütün herkes onun yüceliğini kabul etti, düşmanları bile Zaten asıl fazilet, senin için şahitlik etmesidir düşmanın olsa bile.

NEBEVÎ HAYAT

Mekkeliler için bile. “İyilikle kötülük bir olmaz, Sen

“Muhammed b. İsmail imamdır, önderdir. Onu Ebu Amr el-Haffaf şöyle diyor: “O, takva sa-

50

teslim edileceği en güvenilir sığınaktı o, müşrik

Yüce Allah’ı bile bazı zaman hakkıyla takdir

Âlimlerin imtihanı ve kıskançlığı, cahillerin sataşması, yöneticilerin baskısına rağmen ibadet, kulluk, ahlak-edep prensipleri ve vazifelerinden ödün vermeyen İmam Buhari de bu konuda takdiri hak edenlerdendir. Onun yaşantısı, biyografi kitaplarında geniş bir şekilde görüleceği gibi şahsiyeti ve ahlakı hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Onun karakterini, ahlaki yapısını, insanları değerlendirirken bile asla göz ardı etmediği ölçü ve insafı yansıtmak istediğimiz şu birkaç satırda kendisi için Yüce Allah’tan rahmet dilerken bizlere de yüce ahlak ve meziyetleri nasip etmesini niyaz ediyorum.

edemeyen insanların varlığını bilince, büyük işler

“Orta boylu, zayıf ve ince bir yapıya sahip

de başarsan görmezden gelenler mutlaka ola-

olduğu söylenen Buhari’nin birçok güzel huyu

caktır. Sen sabır ve metanetle yapman gerekeni

yanında az konuşması, başkalarının sahip olduğu

yaptığında ummadığın sürpriz sonuçlarla karşı-

imkânlara özenmemesi gibi özellikleri de vardır.

laşabilir, düşmanının bile takdirini kazanabilirsin.

O, yiyip içmeye önem vermezdi. Onun cömertli-

MART’13


ğini, dünya malına değer vermediğini ve yardım

Buhârî kendisinden ilim tahsil etmek is-

severliğini gösteren davranışları pek çoktur.

teyen herkese bildiğini esirgemeden vermesine

25.000 dirhem alacaklı olduğu birine karşı göster-

rağmen devlet adamlarından uzak durur, onların

diği müsamaha dikkat çekicidir. Uzun zamandan

saraylarına gitmeyi ilmi küçük düşüren bir dav-

beri borcunu ödemeyen bu şahıstan bazı idare-

ranış olarak kabul eder ve bu uğurda her zorluğa

ciler vasıtasıyla alacağını tahsil etmesini tavsiye

katlanmayı göze alırdı. Horasan Valisi Hâlid b.

edenlere, “Ben onlardan yardım istersem onlar da

Ahmed ez-Zühlî ona bir adamını göndererek el-

benden işlerine geldiği gibi fetva vermemi isterler;

Câmiu’s-sahîh, et-Târihu’l-kebîr ve diğer eserlerini

dünya için dinimi satamam” demiştir. Fakat bazı

kendisinden dinlemeyi arzu ettiğini bildirince

dostları ona rağmen bu konuyu yöneticilere söy-

bu talebi reddetti. İlmi küçük düşüremeyeceğini,

lediler. Buhârî bunu haber alınca ilgililere mektup

onu başkalarının ayağına götüremeyeceğini, ger-

yazarak borçluya bir kötülük yapılmamasını is-

çekten arzu ediyorsa hadis okuttuğu mescide

tedi ve onunla her yıl kendisine 10 dirhem ödemek

-veya evine- gelmesini, bunu da istemiyorsa hadis

üzere anlaşma yaptı. Buhârî’nin dünya işleriyle il-

okutmasını yasaklayabileceğini söyledi. Hz. Pey-

gilenmediği, şahsî işlerini bir adamının yürüttüğü

gamber’in, “Kendisine sorulan şeyi öğretmekten

kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır.

kaçınan kimsenin ağzına ateşten gem vurulaca-

Buhâri’nin ahlâkî faziletleri, tenkit ettiği râviler hakkındaki son derece mutedil ve insaflı

ğını” ifade eden hadisi sebebiyle ilmi kimseden esirgemediğini de haber verdi.”(4)

sözlerinde de görülür. Bir râvi için kullandığı en ağır cerh ifadeleri, o kimsenin güvenilemeyecek

Vefatı

kadar zayıf (münkerü’l-hadîs) olduğunu, muhad-

Buhara valisinin sadece kendi çocuklarına

dislerin onun hakkında fikir beyan etmediğini

ders vermesi yolundaki isteğini “ilmi belli insan-

(seketû anh) söylemekten ibarettir. Hadis uydur-

lara tahsis edemeyeceği” gerekçesiyle reddeden

makla tanınan kimseler hakkında bile yalancı

Buhârî, Ehl-i sünnet görüşüyle bağdaşmayan

(kezzâb) ifadesini pek nadir kullanmıştır. Gıy-

fikirlere sahip olmakla itham edilmiş ve vali ta-

betten sakınarak kimseyi çekiştirmediğini söyle-

rafından sürgün edilmiştir. Semerkant’a gitmek

mesi ve, “Allah Teâlâ’nın beni gıybetten dolayı

üzere yola çıkan Buhârî, Semerkant’a 3 mil me-

hesaba çekmeyeceğini umarım” demesi bu konu-

safede bulunan Hartenk kasabasındaki akraba-

daki titizliğini göstermektedir. Bir gün hadis oku-

larını ziyareti esnasında orada hastalanmış ve

turken âmâ olan talebesi Ebû Ma’şer bir hadisten

Semerkant’a gidememiştir. 256 yılının Ramazan

pek hoşlanmış olmalı ki başını, elini sallamaya

bayramı gecesi, 62 yaşında vefat etmiş, ertesi gün

başladı. Onun bu haline tebessüm eden Buhârî,

öğle namazından sonra(1 Eylül 870 Cuma) orada

daha sonra bu tebessümü ile Ebû Ma’şer’e hak-

toprağa verilmiştir.

Buhârî’nin oğlu gibi sevip ilgilendiği kâtibi Muhammed b. Ebû Hatim, onun ok atmayı çok sevdiğini, yanında bulunduğu uzun yıllar boyunca attığı oklardan sadece ikisinin hedefe isabet

-------------------------------------------1- Bu bölüm, İbn Hacer’in Hedyü’s-sâri isimli eserinin 674-677

sayfaları ile, İsmail b. Muhammed el-Aclûnî’nin el-Fevâidü’d-derari fi tercemeti’l-Buhâri isimli eserinin 84-100 sayfalarından derlenmiştir. Bu konu ile ilgili olarak ayrıca bkz. Cemaleddin el-Kâsımî, Hayatü’l-Buhârî, s. 62-65.

etmediğini ve bu hususta kimsenin onunla boy öl-

2- İbn Hacer’in Hedyü’s-sâri, s. 677

çüşemeyeceğini söylemektedir.

4- M. Mustafa el-‘Azami, D.İ.A. VI/369-370.

3- Fussilet Suresi 34. ayet-i kerime. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

sızlık ettiğini düşünerek ondan helâllik istedi.

51


NEBEVİ AİLE

Yusuf Yılmaz

MÜ’MİN AİLENİN ÖZELLİKLERİ – 2 TAATA DEVAM EDEN ERKEKLER VE TAATA DEVAM EDEN KADINLAR

M

NEBEVÎ HAYAT

ümin aile bireylerinin bir diğer özelliği iman edip teslim oldukları İslam dininin emrettiği salih amelleri yapmasıdır. Bu konuda yakin; yani ölüm gelene kadar ibadete devam etmeleridir. “Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” (Hicr; 99) Bu konu hakkında Allah Rasulü-sallallahu aleyhi ve sellem-‘de Enes b.Malik kanalıyla şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet kopupta birinizin elinde bir hurma fidanı varsa ve kopmadan önce onu dikiverecekse dikiversin. Çünkü bundan dolayı onun için mükâfat vardır.” (Buhari) Bu hadiste de görmekteyiz ki bizler salih amelle belli bir süreliğine değil, küçük kıyametimiz olan ölümümüzün son anına kadar mükellefiz.

52

Kardeşlerim! Salih amel, bedenlerimizin ve kalplerimizin süsü olduğu gibi evlerimizin de değişmez süsüdür. Rahmetin, bereketin ve huzurun evimize misafir olmasını temenni ediyorsak evimizin içini mescide çevirmeye çalışalım. Eşler, Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri yapmada birbirlerine yardımcı olup iyiliği birbirlerine tavsiye etmede nefislerini ayaklar altına almalıdırlar. Bugün maalesef muttaki hanımlara sahip bazı kardeşlerimiz onların kendisini çağırdığı salih amele bayan olmasından, hanımını şımartmak istemeyişinden, otoritesinin zayıflayacağı korkusundan dolayı duyarsız kalmaktadırlar. Hâlbuki MART’13

Allah Rasulu -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namaza kalkıp eşini uyandıran erkek ve kadına rahmet duası etmektedir. Hatta dinimizin bize emrettiği güzellikleri beraberce yapmak bizim sorumluluklarımızın arasında yer almalıdır. İsterseniz evimiz içinde beraber amel edeceğimiz bir takım güzellikleri şu şekilde sıralayalım: Beraber Ayda 3 Gün Oruç Tutmak: Abdullah İbni Amr İbni’l-Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Her ay üç gün oruç tutmak, bütün seneyi oruçla geçirmek demektir.” (Buhari-Müslim) Ebû Zer radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: - “(Ey Ebû Zer!) Ayda üç gün oruç tutacağın zaman, on üç, on dört ve on beşinci günleri tut.” (Tirmizî) Ayda üç gün tutulan bu oruç, Allah Rasulü tarafından sahabesine tavsiye buyurduğu bir ameldir. Ebu Hureyre ‘Halilim’, Ebu Derda ‘Habibim’ bana ölmeden önce üç şeyi vasiyet etti deyip bunun başında ayda üç günlük orucu zikrettiler. Sahabenin en faziletlilerine tavsiye ve vasiyet bırakılan bu ameli az görmeyip ailece amel etmeye gayret gösterelim.


Beraber Haftada Bir Gece Namazı Kılmak: Tabi ki yoğun bir iş haftası içinde gece namazlarına süreklilik sağlamak zor olacağından haftada bir de olsa gece ailece namaz kılmak ev saadetimiz için hayırlı bir vesile oluşturabilir. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin.” (Ebu Davud)

deşlerimiz ev işlerini yaparken bu sureyi çaldırabilirler. Bugün ev içi huzursuzluğumuzun büyük sebebi olan şeytanı ve vesveselerini kovmaya vesile olan bu sebebe iyi sarılmamız gerekir diye düşünüyorum. Beraber İnfak Fonu Oluşturmak : Allah-subhanehu- bizleri her fırsatta infak etmeye davet etmektedir. “Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın.” (Bakara; 267) Ki bu harcayış yuvamıza hem bereketin daha fazla gelmesini sağlarken hem de ahirette ki korku ve hüznün giderilmesi

Beraber Allah’ın Kitabını Mütala Etmek : Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar.” (Müslim)

Özellikle evimizde Bakara Suresini okumak ve anlamak için yapacağımız dersler Allah Rasulünün bize bir tavsiyesidir. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden kaçar.” (Müslim) Bakara suresi okunan evlere şeytanlar girmediği gibi büyücülerin şerli hileleride girememektedir. Bakara suresini okuyup anlama adına program yapmanın yanısıra evimizde hanım kar-

sağlanıyor. Mallarını gizli ve açık olarak gece ve gündüz harcayan kimseler var ya, işte onların, Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara; 274) “Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, her başağı yüz daneli yedi başak bitiren bir tohumun hali gibidir. Allah dilediği kimseye daha kat kat verir. Allah’ın ihsanı çok geniştir. Her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara; 261) Bu infak çalışmasını evimizde şu şekilde yapabiliriz; Kumbara: Evimizin bir köşesine çocuklarımızın da görebileceği bir yere kumbara koyup bunun doldurulması için aile bireylerinin küçüREBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Hadiste bildirilen cemaati, aile bireyleri; Allah’ın evlerinden bir evi de evimizin bir köşesini mescit olarak ayırdığımız yerimiz gibi kabul edersek böyle bir iltifata sahip olmak bizim için bir nur olacaktır. Sıkıntıların yakamızı bırakmadığı bu cahiliye çağında yuvamızı rahatlatmanın en iyi fırsatı bu hadistir. Bununla amel edildiğinde evimizi sekinet, rahmet ve meleklerin pak ve temiz duaları kaplayacaktır. Bundan da ötesi âlemlerin Rabbi olan Allah’ın bizi ve aile halkımızı kendi katındaki şerefli varlıklara zikretmesidir. Rabbim bu şerefi bizlere nasib etsin.

53


Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Bir cemaat Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar.” (Müslim) ğünden büyüğüne herkes teşvik edilir. Bu kumbara dolduğu takdirde özellikle ailemizle beraber herhangi bir hayır kuruluşuna teslim edelim. Kermes: Bugün birçok hayır kuruluşu ya kendi çalışmaları için ya ülke içinde veya ülke dışında ihtiyaç sahibi Müslümanlar için çeşitli kermesler düzenlemektedirler. Biz ya ailemizle bu kermeslerin faaliyetleri içinde aktif görev alalım ya da ailece bu çalışmaya maddi destek vermek için çocuklarımızla beraber alış-veriş yapalım. Tabi ki bu sınıflandırma çoğaltılabilir ama unutmayalım ki çocuklarımızın cömert bir Müslüman olmaları sizin belirleyeceğiniz infak aktivitelerine bağlıdır.

lunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizi) Bunun faydasını şu hadisede daha iyi anlarsın; Nebî-sallallahu aleyhi ve sellem-bir gün Sa’d İbni Ubâde’nin yanına geldi. Sa’d derhal bir parça ekmek ve zeytin çıkarıp Resûlullah’a ikram etti. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bunları yedikten sonra ona şöyle dua etti: “Evinizde hep oruçlular iftar etsin, yemeğinizi  iyiler yesin, melekler de duacınız olsun.” (Ebû Dâvûd) Görüyorsunuz ki Allah Rasulü,ev halkının rızkının artması yerine iyilere ikram edilecek ortamın oluşması için dua ediyor. Çünkü iyilerin misafirliği hem maddi hem de manevi rızkın artmasına vesile olacaktır.

Misafir Ağırlamak:

NEBEVÎ HAYAT

Maalesef evlerimiz her geçen gün otel odalarına dönmektedir. Yalnız ve sessiz… Evlerimizin inci ve mercanları olan misafirlerimizin üzerine kapılarımız açılmaz olmuş. Bilinmez bir sebeptir ki korkar olmuşuz bize davetli olacak kişilerden. Hâlbuki salih ve muttaki kişileri evimize almak bunlarla gelen rahmeti ve bereketi de almaktır. Huzur ve sekine, onların yanlarında getirdikleri dostlarıdır. Ahlak ve iyilikleri, üzerlerinde bir misk kokusu gibidir. Bu kokuyu ya sana bulaştırır ya ev halkına ya da evine… Bak Allah Rasulü onları nasıl nitelendiriyor;

54

“İyi arkadaşın hali, güzel koku satanın haline benzer: Misk satan ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun.” (Müslim) Bir de evine davet ettiğin kardeşin oruçlu ise bu sana hayır üstüne hayır getirir. “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. OruçMART’13

Misafirliğe Gitmek: Salih insanları evimize almak nasıl hayırlı bir amel ise aynı zamanda muttaki müslümanları ziyaret etmekte bu derece hayırlı bir ameldir. Bu mütevazı Müslümanların evlerindeki sekinet bizim aile bireylerimize yansıyacaktır. Erkek kardeşlerimiz bir vesile ile imanlarını arttıracak Müslümanlarla beraber olabiliyorlar. Bu gezimiz her ne kadar erkekler için önemliyse de hanım ve çocuklar için daha da önemlidir. Aile bireylerimizin iman ve amellerini arttıracak bu ziyaretleşmeler, evimizin sekinetine katkı sağlayacak değerli bir ameldir. Ey Müslüman kardeşim! Küfür ve şirk dolu sokaklarda güçlü kalmak istiyorsan ev halkınla imanen güçleneceğin salih amellere sarıl. Birbirinizi hayra teşvik edeceğiniz gibi hayırda da yarışın. Evlerimizin taate devam edenlerin oluşturduğu bir hane olması duasıyla.


Tercüme: Said Özdemir

Benimle evlenecek bir mücahid bulabilecek miyim?!

B

u garip zamanda hak yolunda eşinle beraber yürüyorsun, sen ki bu hayata bırakılmış bir risalesin. O zaman ey Allah yolundaki bacım! Yürüdüğün bu hak yol senden ne ister? Yol boyunca sana isabet edecek olan musibetler, engeller, eziyetler nelerdir? Bunları bilmelisin. Yol arkadaşın, kocan Mücahidle beraber hayatında sürekli başına gelecek olan ve duyacağın şey; Düşmanların ve medyanın sürekli Cihad ve cihad ehline karşı uydurdukları batıl, yalan, iftira ve şüpheleri duyman olacaktır. Ey -Mücahide- bacım! Onlar bu karalama kampanyasını yaparken sana ve inancına gölge düşürmek isteyecekler. Senin bu iftira ve yalanlara karşı kendini koruman, sabit kadem durup etkilenmemen gerekir. Senin mücahid olan eşin ve onun arkadaşları daima Haçlı ordusu ve Haçlıların işbirlikçileri tarafından açık hedef halindedirler. Bunları biliyor musun? Haçlı ve işbirlikçiler mübarek cihad’a karşı savaş halindeler. Niçin? İnsanları mücahidlerin metotlarından uzaklaştırmak, onları halkın dayanağı olmaktan çıkarmak, mübarek cihad kafilesine katılanların sayısını azaltıp, geride kalanları çoğaltmak için… Bunları yaptıkları zaman hemen akabinde İslam ülkelerinde kâfirlerin otoritelerini sağlamlaştıracak, İslam dinine karşı yaptıkları savaşı da kazanacaklardı.

TERCÜME

Bir Mücahidle Evlilik…

(2)

Ey bacım! Sana düşen daima mücahidlerin metotlarını hakiki bir şekilde öğrenecek ilme sarılmak ve onunla silahlanmaktır… Bu da iki türlüdür; 1- Şer’i ilimler 2- Vakıa ilimleri (Vakıa ilimleri: Müslümanların etraflarında olup biten hadiseleri, lehlerinde ve aleyhlerinde gerçekleşen olayları kavramalarıdır.)

Allah yolundaki bacım..! Mücahidin eşi, Onun yol arkadaşı… Sen… Evet, sen, diğer kadınlara benzemeyen sen! Sen Mücahide’sin; Çünkü sen Mücahid bir adamın eşisin. Sen Yiğitsin, kahramansın; Çünkü Yiğit bir adamın gölgesi altındasın.

Çünkü bu mübarek kervanı izlemek ve izzetin tekrar dönmesini sağlamak sadece sevgi beslemekle yeterli değildir. Sen akıllı bir Müslüman kadınsın. Mücahidlere karşı yürütülen kültür savaşında da bilgin olması gerekir. Düşmanlar bu yolda her alana hatta kendilerini ilme nispet edenlere kadar ordularını yerleştirmiş durumdalar. Yayınladıkları fetvalarla İslam ümmetini cihaddan kaçırıyor ve Mücahidleri töhmet altında bırakıyorlar. Ve diyorlar ki Mücahidler müslümanların genelini tekfir edip, onların içlerinde bomba patlatıyor ve öldüREBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Evleneyim mi yoksa cihada mı çıkayım?!

Ummu Ğadir

55


Onlar ki Mücahidlerdir…Sancağı dalgalandıranlardır.. Allah’ın şeriatına tabi olan, Rasulullah’ın sünneti üzere yola devam edip İslam ümmetine karşı çekilen sancakları, bayrakları kıranlardır.

rüyorlar.. Onlara Harici damgası vurup çirkin sıfatlar takıyorlar. Allah yolundaki bacım! Ey Mücahid’in eşi! Cihad ve ehline karşı çirkin sözler söyleyen kişilerle karşılaşırsanız onlara deyin ki; bu yaptıklarınız insaf ve adalete aykırıdır. Biz bir tarafın (Amerika ve medyanın)sözlerini işitiyoruz fakat diğer tarafın (mücahidlerin) sözlerini ise terk ediyoruz. İslam düşmanlarının ve medyanın sözlerini işittiğimiz zaman daima mücahidlerin yapacağı açıklamayı beklememiz gerekir. Onlar konuştukları zaman işin hakikatini ve onların metotlarını bilmiş oluruz. Onlar ki Mücahidlerdir…Sancağı dalgalandıranlardır.. Allah’ın şeriatına tabi olan, Rasulullah’ın sünneti üzere yola devam edip İslam ümmetine karşı çekilen sancakları, bayrakları kıranlardır.

NEBEVÎ HAYAT

Ey bacım! Hezimet rüzgârları hayatınızda estiğinde, (bu davada)geride kalmışların seslerini ve zindanlarda işkence edildiğinden (eşinizin) görüşlerinden döndürüldüğünü işittiğiniz zaman o vakit eşine destek olman ve kocanı sebat ettirmen gerekmektedir. Sakın ola ki onun gerilemesini, bocalamasını sağlayan bir kaynak olmayasın!

56

Hatice binti Huveylid -Allah ondan razı olsun-… “İlk ‘Oku’ ayet-i celilesini alan Allah’ın Resulü, yüreği titreyerek, eşi Hatice’nin yanına geldi ve: “Beni örtünüz” dedi. Korkusu geçinceye kadar onu örttüler. Sonra başına gelen olayı eşine anlatarak: “Kendimden korkuyorum.” dedi. Bunun üzerine eşi: “Allah’a yemin ederim ki, Rabbin seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, âciz olanların ağırlığını yükMART’13

lenirsin, fakire verir, misafiri ağırlar, hak yolunda halka yardım edersin” diyerek, onu teselli etti. Bu sözler derin bir hikmet ve büyük bir kalpten çıkıyordu. Bununla da yetinmedi bilakis O’nu iyice sebat ettirmek için hikmetli bir adım daha atarak semavi dinleri iyi bilen amcası Varaka bin Nevfel’e götürdü. Böyle bir eş ihsan edilmişti… Sebatta zirve… Zekâda zirve… Hikmette zirveydi… Ey bacım! Güçlü meseleleri kavrayan biri olmalısın ki kocanı sebat ettirebilesin, senin desteğinle, sebatınla onunda gözü aydın olsun. Çocuklarını da eşinden öğrendiğin şeylerle yetiştir! Onları daima korkaklıktan, zayıflıktan ve fitnelerden koru! Doğru ve gerçekleri de etrafına, aile ve toplumuna anlatmayı da ihmal etme! Allah yolundaki bacım! Takipçilerin az olmasına aldırma, seni mahzun etmesin! Hak daima üstündür, tabi olan ise azdır. Ey bacım! Eşin bazen sürgün edilebilir bazen esaret hayatı yaşayabilir o zaman da derin sıkıntı vakitleri başında dolanır durur. Eşini yalnız bırakmaktan ziyade ona güçlü bir dayanak, bu halden kurtarmak içinde daima kurtuluşun kapısı ve kaynağı olacaksın. Eşinin kuvvetini arttıracak ve her sıkıntı, işkence seansında da şunları söyleyeceksin: “Sıkıntı yok! Problem yok! Senden önce Ammar işkencelere uğradı. Senden önce Bilal sabretti. Selahaddin ise galip geldi.” Müjde verin! Allah’ın dini daima galiptir.


TEKNOLOJİ DÜNYASI

Süleyman Çankaya

Teknolojinin Getirdikleri ve Götürdükleri ( MADDİ VE MANEVİ )

“Teknolojinin benden aldığı her şeyi geri vermesi şartıyla, bana verdiği her şeyi geri vermeye hazırım.”

Teknolojinin bu yoğunlukta kullanımı ile iletişim, üretim ve diğer konularda çok ciddi ilerleme kaydettik. Buna ters orantılı olarak da insan ilişkileri yara aldı. İnsanlar artık birlikte sohbet ederken birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar. Cep telefonlarıyla uğraşıyorlar, bilgisayar ekranından gözlerini alamıyorlar. İletişim dünyasında iletişimsizlik baş gösteriyor. Bunun sorumlusu teknoloji mi, yoksa teknolojiyi hangi ölçüde kullanacağını bilmeyen insanoğlu mu? İnternetin bir bilgi deryası olduğu söyleniyor. Bu iddiayı reddetmek mümkün değil. Burada tartışılması gereken insanlara lazım olabilecek ve olmayacak tüm bilgilerin internet›te yer alması. Örneğin, siz kendi çocuğunuzu ahlaklı yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Televizyonu kontrollü izletiyorsunuz. Arkadaşlarına dikkat edip en iyi okullara göndermeye çalışıyorsunuz. Peki, çocuğunuz internete girdiğinde ne yapıyor, hangi sayfaları ziyaret ediyor haberiniz var mı?

Biz böyle bir teknolojiyi istemiyoruz. Temel değerlerimize ve ahlak yapımıza ters düşecek her olay bize zorla izlettiriliyor. Bir çeşit beyin yıkama taktiği olarak da görebilirsiniz. Teknoloji insanlara fiziksel veya manevi yönden zarar vermeye başladığı anda işlevini yitirir. Bundan daha ürkütücü olan ise artık teknolojinin insan ahlakını çökertmek için kullanılıyor oluşu. Televizyonu açtığınızda hiç bir kanalda ahlaklı ve insanlara örnek olacak programlar izleyemiyorsunuz. Tüm yayınlarda cinsellik, şiddet ve ahlaksızlık örnekleri var. Gençlerimiz tüm dünyada insanların bu şekilde yaşadığını düşünmeye başlayıp hayat görüşlerini değiştiriyorlar. Dünya algıları şöhret, para kazanma ve bireysel çıkarcılık üzerine kuruluyor. Yıllar önce insanlar teknoloji sayesinde daha güçlü silahlar, tanklar, uçaklar ve bombalar üretip savaşları kazanacaklarını düşünürlerdi. Artık bir milleti yok etmek için bunlara ihtiyacınız yok. Haritadan silmek

O’nun İzinde...

Ç

ok hızlı ilerleyen teknik ile birlikte insanoğlunun ahlaki çöküş süreci de hızlanıyor. Her yeni cihaz getirdiği faydalardan ziyade zararları ile ön plana çıkıyor. Teknolojiyi insanların hayatını kolaylaştıran her türlü teknik olarak tanımlayabileceğimiz gibi insanın temel yapı taşlarından biri olan ahlak ve vicdanı yok eden en büyük tehlike olarak da görmenin zamanı geldi.

REBİÜLAHİR 1434

57


istediğiniz ülkeye yeterli sayıda televizyon ve çanak anten gönderip herkesin güncel programları izlemesini sağlayın. O ülke artık bitmiştir... Mahremiyeti Çiğnemek Mübah Kılındı İnternetin bir bilgi deryası olduğu söyleniyor. Bu iddiayı reddetmek mümkün değil. Burada tartışılması gereken insanlara lazım olabilecek ve olmayacak tüm bilgilerin internet’te yer alması. Örneğin, siz kendi çocuğunuzu ahlaklı yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Televizyonu kontrollü izletiyorsunuz. Arkadaşlarına dikkat edip en iyi okullara göndermeye çalışıyorsunuz. Peki, çocuğunuz internete girdiğinde ne yapıyor, hangi sayfaları ziyaret ediyor haberiniz var mı?

Daha önce birebir yüz yüze yapılan konuşmalar artık cep telefonu aracılığıyla yapılmaya başlandı. Hal böyle olunca insanların kendilerine ait mahremiyeti ve kişisel verileri uydu aracılığıyla mahrem olmaktan çıkmış oldu. İnsanlar tüm bilgilerini telefonlarda paylaşmaya başladı.

Cep telefonları suçluyu ve suçlu olduğu zannedilenleri de takip eden bir izleme aracı oldu. Artık takibe alma, fiili değil de, cep telefonları aracılığıyla olmaya başladı. Tüm dünyada kişiye ulaşmada en iyi yöntem cep telefonlarıyla takibe almak oldu. Bu yöntem izlenilen kişinin tüm mahremiyetine ulaşmada mübah sayılmaya başlandı.

NEBEVÎ HAYAT

Hal böyle olunca da suçlu-suçsuz ayırt edilmeden birçok insanın eşiyle, çocuklarıyla ve yakınlarıyla yaptığı özel görüşmeler kayıtlara alınarak mahremiyet ilkesine tecavüz edilmiş olundu. Artık mahkemeler cep telefonları kayıtları üzerinden yapılmaya başlandı.

58

Kişinin eşiyle yaptığı en mahrem konuşmalar bile dinlenme yoluyla kamuoyuna ifşa edildi. Masumane yapılan görüşmeler bile hiçbir suçu olmayan masum insanları suçlamak için delil olarak gösterildi. Birçok suçsuz insan delil olarak gösterilen cep telefonları görüşmelerinden dolayı aylarca hatta yıllarca cezaevlerinde yatmak zorunda kaldı. Bu uygulamalar cep telefonu kullanımının yararlı mı, zararlı mı? Sorusunu bir daha akıllara getirdi. Uzmanlar sürekli cep telefonu zararının sağlık boyutunu ele alırken, hâlbuki zarar çok daha farklı alanlarda da kendini gösterdi ve göstermeye de devam edecek gibi… MART’13

Gençlerin cep telefonu düşkünlüğü Cep Telefonları İsrafın Yeni Adı Oldu Türkiye`de cep telefonu abonesi artarken faturalar da katlanarak yükseliyor. Son rakamlara göre, cep faturaları elektrik faturalarını geçti. Gereksiz konuşmalar, kabarık faturalar israfa yol açarken, günümüzde kişileri izlemede, dinlemede en iyi araç cep telefonları oldu Bir evde cep telefonları için ayda yaklaşık 80 TL, elektriğe ise 50 TL ödeniyor. Bu çarpıcı rakamları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı meclis’te açıkladı. Bakan, konuyla ilgili mecliste şöyle konuştu; “Türkiye’de 62 milyon GSM abonesi var. Türkiye’ye şu ana kadar 106 milyon cep telefonu girmiş. Elektrik dağıtım cirosu 26 milyar, cep telefonu 22 milyarın biraz üzerinde. Türkiye’de 1 yılda 149 milyar liralık konuşma yapılıyor. Günde 90 milyon ciro yapan cep telefonu firmaları var, yılda 149 milyon SMS atılıyor. Elektrik için mesken başına ortalama 50,5 lira ödeniyor. Cep telefonu ise kişi başı 21 TL civarında. Bir hanede yaklaşık 80 TL cep telefonu kullanılıyor. Bu ciro elektrik gibi temel ihtiyaç maddesini geçiyor.” Tarihçesi çok uzun olamayan cep telefonu hayatımızın olmazlarından biri haline geldi. Cep telefonunu yanımıza almadığımızda günümüz o gün için eksik geçmiş gibi geliyor. 1990’lı yıllarının başında yeni yeni kullanılmaya başlanan cep telefonları o dönemde konuşması çok pahalı olmasına rağmen hızla yaygınlaşmıştı. Bu yaygınlaşma GSM operatörlerinin Türkiye’ye yoğunlaşmasına sebep oldu. İnternetin bile adı Türkiye de henüz yokken, cep telefonu teknolojisi geliştikçe öncekiler eskiyordu. Başka ülkelerde henüz kullanılmayan teknoloji Türkiye’de eskiyordu. 2010 yılında yapılan bir araştırmada Türkiye’de bir kişinin günlük konuşma süresi 76 dakika olarak ölçüldü. Araştırmada dünyada en çok mobil telefonla konuşmada Türkiye birinci sırada. Ve yine araştırmaya göre bu konuşmaların 52 dakikası kişisel, 24 dakikası iş ile ilgili. Bu uzun süreli konuşmalar faturalara da olumsuz yansıyor. Cep telefonlarına gelen kabarık faturaların çoğu gereksiz konuşmalardan kaynaklanıyor. Bu da israfa kapı açılmasına sebep oluyor.


Türkiye’nin dış ticareti içerisinde, geçen yıl 1 milyar 744 milyon dolar büyüklüğe erişen ve ‘’israf boyutuna’’ geldiği değerlendirmesi yapılan cep telefonu ithalatının, dış ticaret açığı ve cari açık üzerindeki olumsuz etkisinin, oluşturulacak ikinci el piyasası ile önlenmesi önerisi getirildi. Mobil İletişim Sistemleri ve Araçları İşadamları Derneği (MOBİSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Dursun, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın ‘’Geçen yıl Türkiye’ye 14,3 milyon cep telefonu geldi ve bunlara 1 milyar 744 milyon dolar ödendi. Ben bunu söylerken insanlara “gidip telefon almayın” demiyorum, zaten diyemem. Ama sesli düşünüyorum; Biz 11 ayda bir kez cep telefonu değiştirecek kadar zengin bir ülke miyiz?’’ sözleriyle gündeme gelen ‘’bu israfın önlenmesi mümkün mü?’’ sorusuna yanıt veriyorum. Uzmanlar yeni bir bağımlılık türünün ortaya çıktığını açıkladılar. Uzmanlara göre cep telefonu bağımlılığının diğer bağımlılıklardan farkı yok. Bağımlı gençler çocuklar telefonla birlikte uyuyor. Duşa bile cep telefonu ile giriyor. İsviçre’de yapılan yeni bir bilimsel çalışma yeni bir bağımlılık çeşidinin oluştuğunu ortaya koydu. Zürih uygulamalı bilimler yüksek okulu (ZHAW) ve Zürih devlet teknik yüksek okulu (ETH Zürih) araştırma vakfı tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırmada 12 ile 19 yaşları arasındaki her 20 genç çocuktan birinin cep telefonu bağımlısı olduğu belirlendi. Zürih’li bilim adamlarının 1300 denek üzerinde yaptığı kapsamlı araştırma sadece İsviçre’de 40 bin cep telefonu bağımlısı ergenin olduğunu ortaya koydu. Zürihli bilim adamları cep telefonu bağımlılığının yeni bir bağımlılık türü olarak gelecek nesilleri tehdit ettiğinin altını çizdiler. Cep Telefonu Bağımlılığı Tıpkı Diğer Bağımlılıklar Gibi İsviçreli uzmanlar cep telefonu bağımlılığının, tıpkı uyuşturucu, sigara veya diğer bağımlıklar gibi psikolojik sorun olarak algılanması gerektiğini bildirdiler. Bağımlı gençlerde cep te-

lefonundan bir şekilde ayrılmak, tipik nöbeti yapıyor. Cep telefonundan ayrı kalmak bu gençlerde hareket ve düşüncelerde kontrolsüzlük, konsantrasyon eksikliği, yoksunluk hissi, uykusuzluk gibi rahatsızlıklara yol açıyor. Yıllar önce insanlar Yapılan araştırmada, bağımlı gençler yaşamlarının her saniyesinde cep telefonlarının yanında olmasını istiyorlar. İçlerinde cep telefonu ile uyuyanlar, duşa girenler hiç de azımsanmayacak sayıda. Cep Telefonu ile Duygusal Bağ Oluşuyor

teknoloji sayesinde daha güçlü silahlar, tanklar, uçaklar ve bombalar üretip savaşları kazanacaklarını düşünürlerdi. Artık bir milleti yok etmek için bunlara ihtiyacınız yok. Haritadan silmek istediğiniz ülkeye yeterli sayıda televizyon ve çanak anten gönderip herkesin güncel programları izlemesini sağlayın. O ülke artık bitmiştir...

Yapılan araştırmada yer alan medya psikologu ve araştırmacı yazar Gregor Waller, yapılan araştırmanın önlerine yeni bir bağımlılık modelini kesin olarak koyduğuna dikkat çekiyor.

Waller, bağımlı gençlerin cep telefonu ile duygusal bir bağ kurduklarının yapılan çalışmada anlaşıldığını bildiriyor. Yapılan araştırmaya katılan gençlerin yüzde 98’inin cep telefonu olduğunun belirlendiğini söyleyen Waller, genç çocukların yarısının “akıllı telefon” türü cep telefonuna sahip olduklarının belirlendiğini vurguluyor. “Cep telefonu artık genç çocuklar için oyuncağın yerini aldı” diyen Gregor Waller, ana babaların çocuklarının cep telefonu ile ilişkilerini kontrol etmeleri gerektiği üzerinde duruyor. Ebeveynlere çocuklarını cep telefonsuz ortama götürerek hareketlerini izlemelerini öneren Waller, bağımlı çocuklarda zaman ve zemin kavramının yok olduğunu vurguluyor. Bağımlı genç çocuklar yataktan, yemek masasına kadar cep telefonu yanlarında olmadan kendilerini huzurlu hissetmiyorlar. Teknolojiyi ihtiyaç kadarıyla kullanmak temennisiyle... REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

Cep telefonu ithalatının, dış ticaret açığı ve cari açık üzerindeki olumsuz etkisinin, oluşturulacak ikinci el piyasası ile önlenmesi önerisi getirildi.

59


KİTAPLIK

Te’vil’in

Tahrife

Dönüşmesi Muhammed Esed ve Mustafa İslâmoğlu Örneği

‫إقرأ باسم ربك الذى خلق‬

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

Yusuf Mert

Eser Muhterem Mehmet Emin Akın Hoca Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Kitap Medarik yayınları tarafından basılmış olup yedi yüz sahifeden ve on sekiz bölümden oluşmaktadır. Kitap özenli baskısı ile hak ettiği kalitede basılmış, okuyucuyu yormayan bir tasarıma sahiptir. Eser, günümüzde özellikle “Kur’an’a dönüş”, “Kur’an İslâmı”, “Kur’anî Hayat”, “Kur’an’ın Aydınlığında” gibi birtakım popülist söylemlerle de ülke gündemimize taşınan anlayışın İslâm ilim, kültür ve düşünce tarihinde açmış olduğu tahribatları göstermesi açısından oldukça önemlidir. Sünneti terk ve Kur’an’la amel görüşünün meşruiyet kazandırılmaya çalışılmaya günümüzde yapılan tahrifleri örnekleriyle izah etmesi bakımından çok titiz bir çalışmadır. Eserde özellikle Muhammed Esed ve Mustafa İslamoğlu’nun Meâlleri arasındaki bazı “yöntem” ve “te’vil” benzerliklerine işaret edilmektedir. M. Emin Akın Hoca Efendinin ifadeleri kitabı tanıtmak açısından oldukça önemlidir: “Bu çalışmamıza Te’vil’in Tahrife Dönüşmesi adını vermemizin sebebi; Muhammed Esed’in ve Mustafa İslamoğlu’nun Meâllerinde hesaba gelmeyecek kadar batıl te’vîlle ve aşırı yorumla Kur’an’a zanlarını söyletme çabalarıdır. Bu vesileyle biz de bu çalışmamızı; Müslümanları bu iki mütercimin te’lif ettikleri meâlleri hususunda bir uyarı ve söz konusu problemlere işaret etmek için kaleme aldık ve bunun bazı örneklerini bu iki meâlden göstermeye çalıştık. Esed, Batı âlemine Kur’an’ı gerçek yüzüyle tanıtacağım derken, onu nebilerin ve rasullerin mucizelerinden soyutladı. Batılı materyalist ve natüralist rasyonalizmin rehberliğinde okumayı; Kur’an’ın gerçek tefsiri ve yorumu sandı. Hakikatte Esed, Kur’an’ın dili hakkında bu kadar yanılgıya düşecek bir insan değildi. Ancak, Kadiyanilikle tanışması ve Hindistan’da Muhammed İkbal gibi Batı felsefesinden etkilenmiş ve İslam fıkhının inceliklerini ve Sünneti tanımayan düşünce adamlarıyla teşriki mesaisi; onu akılcılıktan, Bâtıniliğe ve oradan da İsmaililerin cemaatleriyle tanışmaya ve Kur’an üzerinde Bahaîleri de mutlu eden yorumlarını bizlere kadar ulaştıracak bir değişimin içine çekti. İslamoğlu da benzer bir tarzda bu çizgiyi izleyerek, Kur’an’ı anlama ve bizlere de öğretme çabası içinde; akılcılık adına Kur’an’ın birçok hakikatini, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerini ve sahabenin tefsirini ihmal ederek, zaman zaman “heva”yı akıl gibi sunmaya çalışıyor. Eğer bunun aksini iddia ediyorsa, o zaman da determinizme iman ediyor demektir. Şakir Kocabaş’ın deyişiyle Türki-

NEBEVÎ HAYAT

ye’deki okuryazarların bir kısmı, ne yazık ki “akıl” ile “heva”yı birbirine karıştırdık-

60

larının farkında değiller. Bir yorumun “akl” etmekle ilgisini, Kur’an kaideleri çerçevesinde ele aldığımız zaman; “sadık bir iman ve şeksiz bir yakîn, sahih bir ilim ve bu ilmin alındığı sahih bir mesned, sonra da Sünnet’e ittiba gelir. İttibaı nefsine ağır gören akılcı medreseler ve akımlar; demokrasinin ve laikliğin faziletlerinden (!) esinlenerek, Kur’an’ın MART’13


rabbani ve nebevi ilmin aydınlığında ve usûlü gereğince fıkhedilmesinden uzakla-

Kitabın ismi:

şanlar, gerçek Kur’anî “akl” etmeye karşı yöntemler geliştirmektedirler.

Te’vil’in Tahrife Dönüşmesi

Bu çalışma, Kur’an tefsiri üzerinde cereyan eden aşırı te’villerin bir kısmının teh-

Yazarı:

didine karşı; bir nasihat ve tenbihtir. Muhammed Esed’i uyarma imkânımız olmadı-

Mehmet Emin Akın

ğına göre, hâlâ hayatta olan İslamoğlu’nun yazdıkları ve düşündükleri üzerinde bir

Yayın Evi:

nebze de olsa okuyucuyu mütercimlerin Meâlleri üzerinde düşünmeye bir davettir.

Medarik Yayınları

İslamoğlu da Esed gibi, aşırı derecede indi (şahsi) yorumlarını önemsemektedir. Bu, yer yer bir nevi kibre dönüşüyor ve aklın hududunu zorluyor. Türkiye’de Ömer Rıza Doğrul’la başlayıp Y.N. Öztürk, Mustafa İslamoğlu vd. mütercimlerden bazılarının sürdürdükleri mücadele; Kur’an’ın zahirine bu kadar yabancı bir aklediş, acaba Kur’an’ın zahirinde bulamadığı ilmi, nasıl oluyor da Kur’an Dili’nin altında arayıp da buluyor? Dil’in istismarı sadece batıl olan te’vili inşa etmek içindir. Bunun için Esed’in ve İslamoğlu’nun te’vil tezgâhını ayetlere yazdıkları dipnotlarda aramak gerekir. Bu dipnotlarda; iki mütercimin sergiledikleri batınî te’vilin ilkelerini ve illetlerini örnekleriyle görebiliriz. Kur’an’ın ayetlerini te’vil ederken; İslam âlimlerinin sahih ve te’vilin şartları ve bunun kaideleriyle ilgili söylediklerini, Türkiye’deki birçok okuyucu ne üzücüdür ki bilmekten uzaktır. Bu sebeple de yanlış ve fâsid yorumların kurbanı olmaktalar. Bu bakımdan okuyucu batıl ve fasid te’villere karşı koruyabilecek sağlıklı bir usûl bilgisine ihtiyaç vardır. İnsanlardan bazıları, iyi niyetle tefsirin ve te’vilin haddini bilmeden meâl okumaları düzenliyorlar. Kur’an bilgisi edinme adına birçok batılın ve yanlışın da bulaştığı bu okumaları ıslah etmek ve bu ilmin usûlüne, ilmin kendisinden önce yer vermek gerekmektedir. İnsanlar usûl öğrenmek yerine; konuşma isteklerini ve belki de bir an önce bilgi sahibi olup yönelişlerini anlayışlarına uygun düşürülen Kur’an yorumlarıyla beslemek için ümmetin selefinin izlediği yolu izlemekten kaçınıyorlar. Sahih olanın yerine fasid olanı, sağlam olanın yerine sakîm olanı, hak olanın yerine, batıl ve hevaya uygun ve acil olanı istiyor gibiyiz.” (Mehmet Emin Akın, Te’vilin Tahrife Dönüşmesi, Medarik Yayınları, s. 13-14) M.Emin Akın Hoca Efendinin de ifade ettiği üzere kitap “ehl-i sünnet”i karşısına alan, “ehl-i Kur’an” mensuplarının tahriflerine bir öğüt ve hatırlatma olmak amacıyla kaleme alınmıştır. Özellikle hadis inkârcılığı, reformistler ve tekfir akımları gibi uç görüşlerin yayılmaya çalıştığı günümüzde Müslümanlar bu konularda daha

O’nun İzinde...

bir uyanık olmalı ve bu eserleri okuyarak kendilerini batıl görüşlerden muhafaza etmelidirler. Rabbim hepimize istifade etmeyi nasip eylesin. Eseri hazırlayan Merhum Mehmet Emin Akın Hoca Efendiye ve eserin basımını üstlenen Medarik Yayınlarına Rabbimizin mükâfatlarını vermesini niyaz ederek nice hayırlı hizmetlere muvaffak olmalarını dileriz. Yeni bir kitap tanıtımında buluşmak ümidiyle… REBİÜLAHİR 1434

61


DÜNYADAN HABERLER

CIA Sorgusu: Ahmet Bin Hanbel’in Örgütle İlişkisi... Guantanamo’da esir düşen Mısırlı bir şeyh CIA ajanlarının gülünç cehaletinin boyutunu ortaya koydu.

M

ısırlı şeyh, verdiği bir röportaj esnasında öncelikle CIA ajanlarını bir müzedeki mumdan aslana benzetti. Böyle bir aslanın şekil olarak gerçek aslana çok benzeyebileceğini, onun gibi korkunç da olabileceğini ancak bununla birlikte sıcaktan erimeye mahkûm olduğunu ya da bir çocuk dahi itse devrileceğini vurgulayarak çok abartıldıklarını vurguladı. Ardından sorgu esnasında başına gelen komik bir hadiseyi anlattı. Şeyh olayı şöyle anlattı: ‘Müfettiş bana şöyle dedi: sana önemli bir soru sormak istiyorum. Aynı şekilde sözü dolandırmadan net bir cevap istiyorum. Elimde bilgiler var ancak tekid etmek istiyorum. Ben de tamam, buyur dedim. Sonra bana dedi ki:

En son ne zaman Ahmed bin Hanbel’le buluştun? Ben de Ahmed bin Hanbel’le en son bir – bir buçuk sene önce görüştüm, tam hatırlamıyorum, dedim.’ Sonra gülerek müfettişin kendisine nerede buluştun, o sana ne dedi, sen ona ne dedin gibi sorular yöneltmeye başladığını ifade eden şeyh, müfettişin ‘El Kaide ya da terör ya da radikallik’ fikrinin aslen Hanbeli Mezhebi’nden kaynaklandığına dair kitaplar okuduğuna dikkat çekti. Buna çok benzer bir hadise de Suriye’de yaşanmıştı. Zira Suriye devriminin başlarında ‘Sadece Suriye’de başlığı altında Suriyeli aktivistler tarafından yapılan Facebook paylaşımlarında Suriye istihbaratının, bastığı evlerdeki insanlara ‘İbn Teymiyye nerede’ diye sorduğu ifade edilmişti.

BM: Suriye’de Ölü Sayısı 70 Bini Aştı

Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad ile muhalifleri arasında 23 aydır devam eden çatışmalarda ölü sayısının 70 bini geçtiği açıklandı.

NEBEVÎ HAYAT

B

62

irleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, Güvenlik Konseyi’nde düzenlenen toplantıda, “Suriye’de yaşananlar konusunda BM olarak tarih önünde yargılanacağız. Akan kanı durdurmak adına atmadığımız adımların hesabını siviller canları ile ödüyor. Suriye’de ölenlerin sayısı 70 bini geçti. Sadece 2013’ün başından bu yana 10 binden fazla kişi hayatını kaybetti” dedi. “Bizi değil, Allah’ın kitabını terkettiniz” 5 çocuğu ölen Suriyeli kadın İslam ümmetine seslendi: “Siz bizi değil, Allah’ın kitabını terk ettiniz!” Humus’a bağlı Hule (Houla), Suriye kıyamının başladığı günden bu yana birçok kitlesel katliam yaşadı. Birçok erkeğini, kadını, çocuğunu ve bebeğine kurban veren Huleliler her şeye rağmen direnişten asla vazgeçmediler. Videodaki kadın da bir Huleli… Humus’un bu yiğit kadını “Bende 5 şehit var!” diyor. Tam 5 evladını şehit vermiş bu annemiz sonunda bizzat eline silahı almış ve direnişe katılmış. Suriye halkının yaşadığı acı ve zulümlere dikkat çeken bu kadının yaşanan kıyıma yönelik susanlara ve Suriye halkını yalnız bırakanlara ilişkin sözleri oldukça çarpıcı: “Siz bizi değil, Allah’ın kitabını terk ettiniz!” MART’13

Malili komutan: İslamcılar çok güçlü

M

ali ordusu albayı Laurent Mariko İslamcı savaşçıların, bir ordunun yıkıcı gücüne sahip olduklarını söyledi. Mali’nin kuzeyinde İslamcı savaşçılarla Fransa, Çad ve Mali askerleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Çatışmalar Fransa’nın tahmininden uzun sürdü. Fransa Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian, Ocak ayının ortalarından beri devam eden operasyonun maliyetinin 100 milyon Euro sınırını geçtiğini açıkladı. Maliyet sorunu Fransa’yı zorluyor. Bir an önce Mali’den çıkmak istese de İslamcılarla süren yoğun çatışmalar nedeniyle şimdilik Mali’den çıkamıyor. Fransa can kayıplarını ise saklıyor. İslamcıların ağır kayıplar verdiğini öne süren Fransız bakan Le Drian, Fransız güçlerinin verdiği kayıplar hakkında ise detaylı bilgi vermekten kaçındı.


DÜNYADAN HABERLER

Barak: İranlılar ve Hizbullah’a Büyük Darbe...

S

iyonist rejimin Savunma Bakanı Ehud Barak Pazar günü İsrail’in geçen Çarşamba gerçekleşen Suriye saldırısındaki ilgisini ima ederek rotası Lübnan’daki Hizbullah olan bir silah konvoyunu hedef alan saldırı iddiasını da dolaylı şekilde kabul etmiş oldu.

sorumlu olduğunu işaret etse bile İsrail hava saldırısını resmi olarak kabul etmedi.

Münih’teki Güvenlik Konferansı’nda konuşan Barak Suriye’nin bir bilimsel araştırma merkezinin; ABD’nin ise Lübnan’daki Hizbullah için hava savunma silahları taşıyan bir konvoyun Suriye sınırları içinde hedef alındığını belirten haberlere işaret etti.

Barak Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın düşüşünü an meselesi olarak gördüğünü ve bunun İran’a büyük bir darbe olacağını söyledi.

Barak, “Birkaç gün evvel Suriye’de ne oldu… Bu, biz bir şey söylediğimizde o şeyi kastettiğimizi ispatlar. Biz Lübnan’a gelişmiş silah sistemleri getirilmesine izin verileceğini düşünmüyoruz, diyoruz”, dedi. Önemli bir eski üst düzey İsrailli yetkili, eski ulusal güvenlik danışmanı Giora Eiland, İsrail’in

Barak, sözlerine, “Hizbullah ve İranlılar Esad’ın kalan tek müttefikleridir. Esad’ın düşüşü çok yakındır ve bu İranlılar ile Hizbullah’a büyük bir darbe olacaktır. Bence onlar bedel ödeyecekler”, diye devam etti.

Yine Afganistan Yine Kan ve Gözyaşı Bu kaçıncı çocuktur Afganistan’da katledilen? unar Valisi Feyzullah Vahidi, NATO’nun Çevgam köyündeki operasyonunda iki aileye mensup 10 sivilin öldüğünü söyledi. Yabancı askerlerin kendilerine bilgi vermeden bir saldırı düzenlediğini açıklayan valilik, saldırıda 4 Taliban üyesinin de öldürüldüğünü, 5 sivilin ise ağır yaralandığını belirtti.

Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü’nden yapılan açıklamada ise Kunar vilayetinin Şigal bölgesinde Taliban’a yönelik operasyonların yoğun şekilde devam ettiği ancak iddia edilen sivil kayıpların henüz doğrulanamayacağı ifade edildi. ISAF basın sözcüsü Binbaşı Adam Wojack, yaşanan “talihsiz olaydan” haberdar olduklarını ancak sivil kayıplarla alakalı ortaya atılan rakamları henüz doğrulayamayacağını söyledi. AA’da yer alan habere göre, ISAF basın sözcüsü, sivil kayıplarla alakalı her türlü iddiayı ciddiye aldıklarını ve konunun çok yönlü olarak araştırıldığını dile getirdi. REBİÜLAHİR 1434

O’nun İzinde...

“İslamcılar çok güçlü” Öte yandan, Mali ordusundan bir albay, İslamcı savaşçıların çok güçlü olduklarını açıkladı. Gao’da ele geçirilen silahları sergilerken konuşan Gao komutanı Laurent Mariko, “bir ordunun yıkıcı gücüne sahipler” dedi. Silahları gazetecilere gösteren komutan, “Burada elimizde olanlar, orduların elinde olan ya da ordu kapasitesine sahip olan gruplara ait silah türünden” dedi. Sergilenen silahlar arasında Amerikan yapımı M-16 piyade tüfekleri, Çek yapımı keskin nişancı tüfekleri, Rus yapımı roketler ve Mali ordusu üniformaları bulunuyor. Mariko, ele geçirilen silahların Mali ordusu, Senegal jandarması ve bölgedeki diğer ülkelere ait olduğunu söyledi. Başka bir komutan Didier Dacko da, “Öyle görünüyor ki onlarla aynı silahlara sahibiz” dedi. Dacko İslamcı savaşçıların elinde de zırhlı araçlar bulunduğunu belirtti.

K

63


SİZDEN GELENLER

bilgi@nebevihayatyayinlari.com

İslam’dır cihana misal ve usvet Yaşantısıyla vermiş dersler ve ibret Küfürdür İslam’a karşı vücut millet Mazlumun zaferinden geçirmiş cinnet

Ayağa kalkmış zülüm şer dolu sistem Aman sed çekin gelmesin sesin İslam Yaşlar dolu gözümün ettiği sitem Mesafem ırak mı maşukuma hasret

Uyan mücahidim açsana gözünü Gör kafirin uzanan keskin tözünü Duymasın zülmün esfelin sözünü Yanıyorum içimden vahdete hasret

Düne karşı şahsiyetleri payımar Halkına karşı eder bir kuruşluk mal Şimdimi oldular insanlığa dellal Duy Müslüman sıkı tut yedi vahdet Zubeyir Ayan / İstanbul

SEVDAM Her sevdanın bir sonu vardır derlerdi, ben buna hiç inanmazdım. Çünkü benim sevdam öyle ki bitmez tükenmez bir sevdaydı. Her anımda, her nefesimde, her düşüncemde o vardı yanımda. Onu hissederdim. Ben onunla yaşadım ve öldükten sonra da onunla hayat bulurum. Ben o güzele sevdalandım. Ben onun için dağları, taşları ve geçilmez çölleri aştım. Ben onun için savaştım ve onun için canımı verdim, Ben Allah’a sevdalandım. Bu öyle bir sevda ki anlatamazsın,

unuz bu Rabbim çıkmış olduğ lunuzu yo , zor ve meşakkatli yolda i canlı, niz mi açık, kalbinizi ferah, az eyvs de Fir akıbetinizi cennet-i im da izi rin lesin. Hayırlı hizmetle ve r ya lah Al ve muvaffak eylesin. yardımcınız olsun. Ömer Âşık İstanbul

Ancak bu sevdayı amellerinle ortaya koyarsın. Bu sevda insanı bam başka birisi gibi yapar, anlayamazsın. Sanki seni yıllardır tanımış arkadaşların ve dostların seni hiç tanıyamamış gibi bakarlar sana. Onlarda aslında senin bu tutunduğun sevdaya özenirler, Ama içlerindeki nefis onları alı koyar bu sevdadan. Sende bu sevdayı anlatmak ihtiyacı duyarsın, Çünkü bu sevdanın çilesi; bu sevdayı onlara anlatmaktır, bilirsin. Güzel bir çile, katlanırsın bütün zorluklara, katlanırsın bütün insanların bakışlarına. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazsın. Bazen ağır gelir, tam anlatmaktan vazgeçersin! Sonra o gelir aklına, Tekrar dört elle sarılırsın. Çünkü sevdana kavuşman için bunu yapmak zorundasın, bilirsin. Bir gün ansızım kapına çalar birisi sen zaten hazırsın, biliyorsun, Sana müjdeli bir haber gelecek bekliyorsun.

NEBEVÎ HAYAT

Kapın çalınınca içinde bir sevinç oluşur, galiba sevdana kavuşma zamanın geldi diye. Açarsın kapıyı bir bakmışsın beklediğin haber gelmiş, sevinirsin zamanının geldiğinden dolayı, Bir yandan da üzülürsün, O seda için kapandığın secdelerin tadını hatırlarsın, Bir an durulsun, bir daha Allah için şehit olmayacağını anlarsın. O an üzülmenin hiçbir fayda vermeyeceğini de bilirsin, Hoş geldin dersin. Beni sevdama götür dersin, Çünkü bir an önce o sevdaya Allah’a kavuşmak istersin, Ölüm kapıyı çalınca. Kemal Güneş / Bursa

64

Derginizi çok beğendim. Karanlık yolumuza ışık tuttu. Özlenen bir eksiklikti. Bu gibi çalışmaların devamını bekliyoruz. Rabbim sizin ve bizim yolumuzdan sapmamamızı ve davamızda ayaklarımızı sabit kılsın duasıyla “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir “ (Maide süresi 2) Yasir Hatay Antakya MART’13


Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır. (Ahzab, 36) Sakın ha, sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış; benim emir ve nehiylerime ait bir şey kendisine ulaştığı vakit, biz (Kur’andan başkasını bilip) ona uymayız, Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız, derken bulmayayım.” Ebû Dâvûd, Tirmizi

Bir adama sünnetten bahsettiğinde bunu bırak, bize Kur’an’dan haber ver derse, bil ki o kişi sapıktır. Eyyub es-Sahtiyânî

Sünnet, Nuh’un Gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, geri duran boğulur. İmam Malik Sünnet kitabı tefsir eder, kim sünneti bilmeden kitaba sarılırsa, sünnetten uzaklaştığı gibi, kitaptan da uzaklaşır. İmam Şatıbi

Nebevi Hayat Dergisi 4. sayı (2013)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement