Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Mayıs 2015 1436 Recep

Yıl: 3 Sayı: 30 - Fiyatı: 7 TL

dergi.nebevihayatyayinlari.com

Nedim BAL

Hakan SARIKÜÇÜK

Said ÖZDEMİR

(Gündem)

CENNET NİMETLERİ

KULUM! BEN SENİNLEYDİM AMA SEN KİMİNLEYDİN?

KARIŞIK İŞLER

Metin EKEN

Esma KÖSE

İbrahim ADAK

ARAFTA BİR TOPLUM ARAKAN

BİR ÖLÜDEN NOTLAR

EY MÜSLÜMAN! ÖFKELENMEN İÇİN KAÇ İDAM DAHA GEREK


Ram�an Kumanyaları 1

TOZ ŞEKER 1000GR

IRMAK

1 AD

2

ÇAY 500 GR

GÜZEL ÇAY RİZE 1 AD

3

SIVI YAĞ 2LT

BİRYAĞ

4

PİRİNÇ (OSMANCIK) 1000GR ÖZGE

1 AD

5

KIRMIZI MERCİMEK 1000GR

ÖZGE

1 AD

6

NOHUT 1000GR

ÖZGE

1 AD

7

BULGUR 1000GR

ÖZGE

1 AD

8

MAKARNA 500GR

OBA

3 AD

9

ARPA ŞEHRİYE 500GR

OBA

1 AD

10

TEL ŞEHRİYE 500GR

OBA

1 AD

11

SALÇA 830GR

TAT

1 AD

12

TUZ 750GR

SARAY

1 AD

13

ZEYTİN 500GR

GEMLİK

1 AD

14

REÇEL 380GR

GESAŞ

1 AD

15

HAZIR ÇORBA

KENT

3 AD

16

UN 1000GR

KAYI

1 AD

17

GOFRET

ÜLKER

3 AD

1 AD

1. PAKET

65

* Belirtilen markalar stoklar dahilinde eş değer markalarla değiştirme hakkımız saklıdır.

2. PAKET

85

1

TOZ ŞEKER 1000GR

IRMAK

2

ÇAY 500 GR

GÜZEL ÇAY RİZE 1 AD

3

SIVI YAĞ 2LT

BİRYAĞ

4

PİRİNÇ (OSMANCIK) 1000GR ÖZGE

2 AD

5

KIRMIZI MERCİMEK 1000GR

ÖZGE

1 AD

6

NOHUT 1000GR

ÖZGE

1 AD

7

BULGUR 1000GR

ÖZGE

2 AD

8

MAKARNA 500GR

OBA

5 AD

9

ARPA ŞEHRİYE 500GR

OBA

1 AD

10

TEL ŞEHRİYE 500GR

OBA

1 AD

11

SALÇA 830GR

TAT

1 AD

12

TUZ 750GR

SARAY

1 AD

13

ZEYTİN 500GR

GEMLİK

1 AD

14

REÇEL 380GR

GESAŞ

1 AD

15

HAZIR ÇORBA

KENT

5 AD

16

UN 1000GR

KAYI

2 AD

17

KEMALPAŞA 150GR

GAZİOĞLU

1 AD

18

GOFRET

ÜLKER

3 AD

Amel, sözün efendisidir. Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli / Bağcılar - İstanbul www.imambuharivakfi.org

Tel: (0 212) 550 63 77 Gsm: (0 538) 517 23 21

bilgi@imambuharivakfi.org

3 AD 1 AD


%50

www.nebevihayatyayinlari.com

TEMEL İSLÂMİ BİLGİLER Yetişkinler İçin Genişletilmiş Yeni Baskı Eğitim; insanı ulaşmak istediği noktaya adım adım götürmektir. Dini bilgiler öğretilirken önce genel hatlarıyla kavratılmalı, daha sonra teferruata girilmelidir. Elinizdeki bu mütevazi çalışma; İslâm dinini öğrenmek ve yaşamak isteyen kardeşlerimiz için ilk adım seviyesindedir. Şanı yüce Rabbimizden günahlarımıza kefâret kılması temennisiyle, Gayret bizden başarı Allah’tandır.

ADIM ADIM KUR’AN-I KERİM ELİF BA’SI

İMAM BUHARİ İlmiyle İlgili Koyduğu Usuller)

ZÂDU’L MÜSLİM ÇOCUKLAR İÇİN

NAMAZ REHBERİ

PEYGAMBERİMİZDEN AHLAK HADİSLERİ

I T K

ÇI

ZÂDU’L MÜSLİM

PEYGAMBERİMİZ (sallallahu aleyhi vesellem) RAMAZANDA NASIL İBADET EDERDİ

TEMEL İSLAMİ BİLGİLER

Amel, Sözün Efendisidir

KARDEŞLİK SÖZLEŞMESİ

AHLAKIMIZ RİSALETÜ’L-MÜSTERŞİDİN

DAVA ERLERİNİN İMTİHANI

DAVET VE DAVETÇİLERİN İLELERİ

0212 515 65 72 0543 654 46 63 Güneşli Mh. Ayçin Sk No: 36 Güneşli Bağcılar/İST.

KUR’AN VE SÜNNETTE ZİKİR VE DUA

İSLÂM AKAİDİ Arapça

İNKÂR RİSALESİ Hasan KARAKAYA

facebook/nebevihayatyayinlari www.nebevihayatyayinlari.com


sallallahu aleyhi ve sellem

YIL: 3 Sayı: 30 Fiyatı: 7 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ramazan Küpoğlu Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Abone ve Dağıtım Sorumlusu Hakan Sarıküçük (0543 654 46 63) - (0212 515 65 72) Abonelik Hesap Bilgileri Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.)

Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Ercan Araz & Yakup Hazman Kapak Ercan Araz Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları 2015 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 80 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı Cilt: Öz Karacan Matbaa

nun izinde İçindekiler Ölüm Sekeratı ve Şiddeti / Selahaddin MAHMUD 4 Ölmeden Önce Vasiyet Edeceğin Şeylerin Arasına Bunlarıda Yaz / Yusuf YILMAZ 10 Allah ile Rasûlü’nün Arasını Ayıranlar ve Kabir Azabı Meselesi / Ömer ERGÜL 13 Kulum! Ben Seninleydim Ama Sen Kiminleydin? / Said ÖZDEMİR 18 Cennet Nimetleri / Hakan SARIKÜÇÜK 22 Cehennemde İnsanların Durumları / Ebubekir EREN 28 Sahabenin Rasûlullah Sevgisi / Ali YÜCEL 31 Gündem: Karışık İşler / Nedim BAL 36 Bir Annenin Rabbine Yakarışı / Halime YILMAZ 41 Önderlerimiz: İlim ve Dava Adamı Said Havva / Cihan MALAY 45 Arafta Bir Toplum: Arakan / Metin EKEN 52 Sahabenin Kur’an Anlayışı / Abdulkadir KİRAZ 55 Allah’ın Yardımını İstemez Misin? / Derya FIÇICI 58 Bir Ölüden Notlar / Esma KÖSE 60 Ey Müslüman! Öfkelenmen İçin Kaç İdam Daha Gerek / İbrahim ADAK 63

Lezzetleri yok eden ölümü çok anın.

Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Mayıs 2015 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

(Tirmizî)


SAİD ÖZDEMİR KULUM! BEN SENİNLEYDİM AMA SEN KİMİNLEYDİN?

18

Hamd iman edip salih ameller işleyenler için Cenneti süsleyip küfredip zulmedenler için de Cehennemi alevlendiren Allah-u Teâlâ’ya olsun. Salat ve selam ümmetine cennetin hoş kokusunu ve cehennemin sıcaklığını hissedecek bir şuuru ortaya koyan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, ehline ve ashabına olsun. Nebevi Hayat Dergisi olarak bahardan yaz ayına girerken ölümü ve yeniden dirilmeyi gündemimize alarak ahiret hayatı ile bağımızı oluşturmayı hedefledik. Bunun içinde ölüm anıyla başlayıp kabirle devam eden yolculuğumuzda Cennet nimetleri ile nefes alıp

HAKAN SARIKÜÇÜK CENNET NİMETLERİ

22

cehennem ateşinin sıcaklığı ile korkularımızı yineledik. Dergi kapak konularımızla okurlarımızı ahirete hazırladık. Rabbim istifade edenler arasında bizi kılsın. Nebevi Hayat Dergisi olarak üç ayların girişinin İslam Alemi için hayırlar getirmesini, yıl içinde taşlaşan kalplerimizi yumuşatmasını, günah kirleri ile lekelenen amel defterimizin temizlenmesini, Müslümanlar üzerinde dolaşan zulüm bulutlarının dağılmasını Rahman ve Rahim olan Allah’tan niyaz ederiz. Nebevi Hayat Dergisi olarak başta Bangladeş’te idam edilmek suretiyle şehadete uğurladığımız Muhammed Kameruzzaman ve Allah

İBRAHİM ADAK EY MÜSLÜMAN! ÖFKELENMEN İÇİN KAÇ İDAM DAHA GEREK

63

için canlarını feda eden tüm şehidlerimizi rahmetle anıyor ve kanlarının yeryüzüne can vermesini Aziz olan Allah’tan talep ediyoruz. Selam ve dua ile…


Kapak Dosya

Ölüm Sarhoşluğu

hillik ve aldanmadır. Bil ki ölüm sarhoşluğunun

El-İhya sahibi rahimehullah diyor ki;

elemini ancak tadanlar hakkıyla bilir.

Şunu iyi bil! Miskin kulun önünde ölüm sarhoşluğu

Canın çıkması doğrudan ruhu kaplayan bir

dışında hiçbir sıkıntı, felaket ve azap olmasa, bu bile

acıdır. O girmedik bir parça bırakmadan ruhun

yalnız başına gecesini gündüze katıp düşünmesine

bütün parçalarına yayılır, vücudun derinlerine

ve onun için hazırlanmasına yeterdi. Her an ölümle

kadar dağılır. Can çıkmasının acısı bütün ruha

karşı karşıyadır. Hikmet ehlinden birisi;

sirayet eder. Çünkü bütün damarlar, eklemler,

“Şu an başkasını yakalayan sıkıntının seni

kaslar ve her kılın ucundan çıkarılan o ruhtur.

ne zaman kuşatacağını bilemezsin” demiştir.

Artık bunun acısından sorulmaz. Bu yüzden

Lokman, oğluna;

ölüm acısı, kılıç darbesinden, testere ile biçil-

“Oğlum! Bu sana ne zaman geleceğini bilmediğin

mekten, makasla doğranmaktan da şiddetlidir de-

bir hükümdür. O seni aniden yakalamadan sen

mişlerdir. Çünkü bütün bunların acısı, bedenden

ona hazırlık yap.” Demiştir.

ruha sirayet ederek olur. Peki, bizzat ruhu ilgi-

Şaşırtıcıdır ki, şayet en büyük lezzetler içinde, eğlence meclislerinde iken, bir aslanın ona beş darbe vuracağını bilse, bu ona hayatını zehir eder, hiç

lendiren acı nasıl olur? Dayak yiyen bir kimsenin feryat edip yardım isteyebilmesi, kalbinde ve dilinde kalan kuvvet sebebiyledir. Ölünün böyle

bir şeyden lezzet alamaz. Hâlbuki ölüm meleğinin

feryat edemeyişi, acı ve sancının her tarafını kap-

pençesini her an saplayabileceğini bildiği halde

lamış olup kendisinde yardım isteyecek derman

buna aldırmaz ve gaflet eder. Bunun sebebi ca-

kalmadığındandır.


SELAHADDİN MAHMUD

ÖLÜM SEKERATI VE ŞİDDETİ

Akıl da karışır, dil de tutulur, azalar kuvvetten düşer. Feryat etmek ve yardım dilemek ister ama bunlara imkân yoktur. Şayet biraz dermanı varsa canı çıkarken göğsünden ve boğazından bazı hırıltılar duyulur. Rengi yaratılışının aslı olan toprak haline döner. Gözleri tavana dikilir, dudakları sarkar, dil içeri çekilir. Acı içine ve dışına yayılır, parmakları morarır. Çekilen bir damarın vücuda verdiği acı nasıl olur? Peki, bütün damarlardan ruh çekilince acısı nasıl olur? Yavaş yavaş bütün azalar ölmeye başlar. Önce ayaklar, sonra diz ve baldırlar soğur. Can boğaza gelinceye kadar her parça için acı üzerine acı ve elem üzerine elem vardır. İşte o zaman ailesinden ve dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakmaz olur. Tövbe kapısı da artık ona kapanmıştır. Hasret ve pişmanlık onu kuşatır. İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Şüphesiz

Allah Teâla kulun tevbesini canı gırtlağına gelmedikçe kabul eder.” (1) Mücahit, “Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca “Ben şimdi tövbe ettim” diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa; 18) ayetini tefsir ederken şöyle demiştir; “Ölüm meleğini gördüğü vakit işte o zaman ölüm meleğinin yüzünü görür, artık onun ölüm acısını tatmaktan çektiği sıkıntıyı sorma. Bu yüzden Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; “Allah’ım bana ölüm sekeratını kolaylaştır” derdi. İnsanların ölüm sekeratını büyük görmeyip ondan Allah›a sığınmamaları cahilliklerindendir. Zira gerçekleşmesinden önce bir şeyi bilmek nübüvvet ve velayet nuru ile mümkündür. Bunun için peygamberler ve velilerin ölümden korkuları büyük olmuştur. Hatta İsa aleyhisselam; “Ey havariler! Allah’a dua edin de ölüm acısını bana ha-


Şaşırtıcıdır ki, şayet en büyük lezzetler içinde, eğlence meclislerinde iken, bir aslanın ona beş darbe vuracağını bilse, bu ona hayatını zehir eder, hiç bir şeyden lezzet alamaz. Hâlbuki ölüm meleğinin pençesini her an saplayabileceğini bildiği halde buna aldırmaz ve gaflet eder. Bunun sebebi cahillik ve aldanmadır. Bil ki ölüm sarhoşluğunun elemini ancak tadanlar hakkıyla bilir.

mekten ve kazanda kaynamaktan daha zordur. Eğer bir ölü dirilip ölüm acısını haber verse artık hayattakiler hiçbir şeyden zevk alamaz duruma gelirlerdi.” Zeyd Bin Eslem babasından rivayet ediyor; “Müminin ulaşamadığı bir derecesi kalırsa, ölürken can çekişme de çektiği eziyetle bu dereceyi alır ve bu sayede cennetteki mevkiine ulaşır. Kâfir de yaptığı bir iyiliğin mükâfatını henüz görmemişse ölüm anında onu görmek ve sonunda cehennemdeki yerini almak üzere canı kolaylıkla çıkar” Birisi ölüm döşeğinde yatanlara; “Acınız nasıldır?” diye sorardı. Kendisi ölüm döşeğine yatınca “Sen bu acıyı nasıl buluyorsun?” dediler.

fifletsin. Ben ölümden öyle korktum ki, korkum beni ölümden ölüme sürükledi.” Demiştir. Rivayet olunur ki, İsrail oğullarından birkaç kişi bir mezarlıktan geçerken içlerinden biri; “Allah’a dua etsek de bunlardan birisi dirilip de kendisine bir şeyler sorsak” dedi. Dua ettiler ve birisi gözlerinin önünde secdeden kalkar gibi kalkarak mezardan çıktı. Sonra; “Ey topluluk! Benden ne istiyorsunuz? Öleli tam elli yıl oldu, daha kalbimdeki ölüm sarhoşluğu dinmedi” dedi. Aişe radıyallahu anha dedi ki; “ Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ölümünün şiddetini gör-

“Göklerin yere yapıştığını ve kendisinin iğne deliğinden geçirilmekte olduğunu” söyledi. Ubeydullah Bin Halid radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Ani ölüm üzüntüdür.” Rivayete göre İbrahim aleyhisselam öldüğü zaman Allah Teala; “Ey Halil’im! Ölümün acısını nasıl buldun?” diye sordu. İbrahim aleyhisselam; “Yaş yün üzerine sokulup çıkarılan kızgın şiş gibi” dedi. Allah Azze ve Celle; “Hâlbuki biz senin canını almayı kolaylaştırdık” buyurdu. Allah Teâla, Musa aleyhisselam’ın canını aldığı zaman ona;

dükten sonra artık başka kimsenin canının kolay

“Ölümü nasıl buldun?” buyurdu.

çıkacağını ummam.”

“Tavada kaynatılan kuş gibi; uçamaz ki kurtulsun, ölemez ki rahat etsin” dedi. Yine Musa aleyhisselam hakkındaki bir rivayette;

Ali Kerremallahu vecheh, savaşa teşvik eder ve «Şayet savaşta öldürülmezseniz başınız yastıkta öldürüleceksiniz. Nefsim elinde olana yemin olsun ki bin kılıç yarası, benim için yatakta ölmekten daha kolaydır.” El-Evzai dedi ki; “Bana ulaştığına göre ölü, dirilinceye kadar ölüm acısını çeker.” Şeddad Bin Evs radıyallahu anh dedi ki; “Mümin için dünya ve ahirette en şiddetli acı ölümdür. O, çengel ile çekip içini çıkarmaktan, makasla biçil-

“Kasabın elinde canlı iken derisi yüzülen bir koyun gibi” dedi. Aişe radıyallahu anha’dan; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in elinde su dolu bir bardak vardı. Elini ona sokar, suyla yüzünü mesh ederek; “Allah’tan başka ilah yoktur. Şüphesiz ölümün sarhoşluğu vardır” derdi. Diğer bir rivayette; “Allah’ım! Ölüm sarhoşluğuna karşı bana yardım et” derdi. (3)


Fatıma radıyallahu anha dedi ki, “Vay benim başıma gelene! Ey babacığım! Nedir bu sıkıntılar?” Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; “Bundan sonra babanın daha bir sıkıntısı kalmaz” buyurdu. (Buhari, Enes radıyallahu anh’den rivayet etti.) Ömer radıyallahu anh, Ka’b el-Ahbar radıyallahu anh’e; “Ey Ka’b! Bana ölümden bahset” dedi. Ka’b; “Çok dikenli, dallı budaklı bir ağacı bir adamın boğazından karnına soktuktan sonra, bütün budak ve dikenlerinin damarlara takılarak şiddetle onu çekip çıkarırken nasıl kopardıklarını koparır, bıraktıklarını bırakırsa işte ölüm de böyledir.” Dedi. İşte bu anlatılanlar, Allah›ın dostlarının ölüm sarhoşluğudur. Ya bizler gibi isyana dalanların hali nasıl olur? Kardeşim! Ölümün sana aniden gelmesine az kalmıştır, kendini ölüm yere sermiş. Rabbine haşredilinceye kadar da kalkamayacakmışsın gibi düşün. Canın alınırken duyacağın acıyı, ölüm sarhoşluğunu ve baygınlığını düşün. Melek ruhunu kabzetmeye ayaklarından başlamış, ruhun çekilişinin elemini hisseder gibi ol. Ruhun ayağının en alt kısmından ve sırayla bütün vücudundan çekiliyor. Sıkıntın son haddine varmış, elem her tarafını sarmış, kalbin ürpererek mahzun olmuş, Allah Azze ve Celle’nin razı olduğu veya gazap ettiğine dair haberi beklemektesin. Ruhunu almakla görevli melekten bu haberi işitmedikçe hiçbir yere gidemezsin.

Çekilen bir damarın vücuda verdiği acı nasıl olur? Peki, bütün damarlardan ruh çekilince acısı nasıl olur? Yavaş yavaş bütün azalar ölmeye başlar. Önce ayaklar, sonra diz ve baldırlar soğur. Can boğaza gelinceye kadar her parça için acı üzerine acı ve elem üzerine elem vardır. İşte o zaman ailesinden ve dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakmaz olur. Tövbe kapısı da artık ona kapanmıştır. Hasret ve pişmanlık onu kuşatır.

“Arkanı dön” dedi. O da döndü. Tekrar baktığında onu yüzü kapkara, saçı sakalı karışmış, kokusu pis, siyah elbiseli, ağzından ve burnundan ateş ve dumanlar fışkıran vaziyette gördü. .Buna dayanamayarak bayıldı. Ayılınca ölüm meleğinin önceki şekline dönmüş olduğunu gördü. Dedi ki; “Ey Ölüm meleği! Günahkâr kişi bu surette yüzünü görse azap olarak bu ona yeter.” Ebu Hureyre radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Davud aleyhisselam kıskanç bir kimse idi. Dışarı çıktığı zaman

Ölümün Üç Sıkıntısı Birincisi: Anlattığımız gibi ruhun alınmasıdır. İkincisi: Ölüm meleğini görüp korkusunun kalbe yerleşmesidir. Eğer onu günahkâr kulun canını alırken girdiği surette görürse en kuvvetli kişi bile buna dayanamaz. Rivayet edilmiştir ki, İbrahim aleyhisselam ölüm meleğine;

kapıları kilitlerdi. Yine bir gün kapıları kilitleyip çıktı. Hanımı içeride bir adam gördü. “Bunu içeri kim soktu? Eğer Davud gelir de bu adamla karşılaşırsa ne olacak?” dedi. O sırada Davud aleyhisselam geldi ve onu görünce; “Sen de kimsin?” dedi. “Ben krallardan korkmayan, kendisine engel oluna-

“Günahkârların canını alırken girdiğin suret ile bana gözükebilir misin?” dedi. Ölüm meleği;

mayan kimseyim.“ dedi. Bunun üzerine Davud aley-

“Sen buna dayanabilir misin?” dedi. İbrahim aleyhisselam; «Dayanırım» dedi. Ölüm meleği;

“Öyleyse sen vallahi ölüm meleğisin.” Dedi ve Davud

hisselam; aleyhisselam yerinde kalakaldı.” (4)


Aişe radıyallahu anha dedi ki; “ Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ölümünün şiddetini gördükten sonra artık başka kimsenin canının kolay çıkacağını ummam.”

İşte günahkârların karşılaşacağı ve itaat edenlerin kurtuldukları zorluklar bunlardır. Nitekim peygamberlerin ölüm sarhoşluğu ve ruhlarının alınması anlatılırken ölüm meleğinin suretini görmekle yaşanan korkudan bahsedilmez. Şayet insan onu bu suretiyle gece rüyasında görse, kalan ömrü kendisine zehir olurdu. Peki ya ölüm halinde onu görenin durumu nasıl olur? İtaatkârlar ise onu en güzel surette görürler. İkrime, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor; İbrahim aleyhisselam kıskanç birisi olup ibadet ettiği bir evi vardı. Evinden çıkarken kapıları kilitlerdi. Yine bir gün kapıları kilitleyip çıktı ve geri döndüğünde evin ortasında bir adam gördü. “Seni evime kim aldı?” dedi. “Evin sahibi aldı” dedi. İbrahim aleyhisselam; «Evin sahibi benim» dedi. Adam; “Beni eve alan kişi, senden de benden de daha çok bu eve sahiptir.” Dedi. İbrahim aleyhisselam; “Sen meleklerden misin?” dedi “Evet, ben ölüm meleğiyim” cevabını verdi. “Müminlerin canlarını aldığın vakit onlara gözüktüğün şekilde bana gözükür müsün?” dedi. Ölüm meleği; “Olur, arkanı dön” dedi. O da döndü. Tekrar yüzünü döndüğünde gayet süslü ve yakışıklı, güzel elbiseli, hoş kokulu bir genç olarak gördü. Bunun üzerine ölüm meleğine;

“Ey ölüm meleği! Mümin ölüm anında senin suretinden başka bir şey görmese mükâfat olarak bu ona yeter.” İki hafaza meleğini görmek de buna dâhildir. Vüheyb der ki; “Bana ulaştığına göre kişi ölürken amellerini yazan iki melek eğer kul itaatkâr ise ona; “Allah sana hayırlı karşılıklar versin. Bizi sadık kimselerle buluşturdun, bize salih ameller yazdırdın.” Derler. Eğer günahkâr ise; “Allah sana bizden yana hayırlı karşılık vermesin! Bizi kötü meclislere götürdün, kötü işlere bizi şahit ettin, kötü sözler dinlettin” derler. İşte bu, ölümün gözlerini tavana diktiği vakitte olur ki bir daha gözleri geri dönmez. Allah’a yemin olsun ey kardeşim, işte bu müminin hayatı ile kâfirin hayatının birbirine zıt olan anıdır. O anda ya rahmeti müjdeleyen nida yahut azapla tehdit eden nida duyulur. Ey sevgili kardeşim! Ölüm meleğinin şuan sana gelişini, sana “Ey nefis... “ diye nida edişini, bu bahsedilen sıkıntılar içinde bulunuşunu hayal et! Acaba sana nasıl seslenilecek? Sana “Ey tatmin olmuş nefis Allah’ın affına ve rızasına çık” mı denilecek? ! Yoksa “Ey habis nefis! Allah’ın öfkesi ve gazabına çık” mı denilecek? Eğer sana önceki nida ile “Ey tatmin olmuş nefis Allah’ın affına ve rızasına çık” denilirse bundan öte başarı yoktur. Bu müjde senin için dünyadan ve içindekilerden üstündür. Lakin Allah’a sığınırız, eğer sana “Ey habis nefis! Allah’ın öfkesi ve gazabına çık» denilirse bu hasret dünyadan ve içindekilerden daha da yakıcıdır. Bu sonu gelmeyecek azabın tehdididir. Bazı haberlerde şöyle anlatılmıştır; Ölü teneşire konduğu zaman ona şöyle denilir; “Nerede o fasih dilin, neden sustun? Nerede yanık sesin, dilsiz mi kaldın? Nerede güzel kokun, neden böyle kokuyorsun? Nerede o hareketliliğin, neden sakinsin? Nerede o malların, neden fakir kaldın? Yazıklar olsun sana eğer isyankâr isen, müjdeler olsun sana eğer itaatkâr


isen. Kabre konduğun zaman melekler sana şöyle diyecek; “Ey Allah’ın kulu! Sen mi dünyayı terk ettin, dünya mı seni terk etti? Sen mi dün-

Ey Allah’ın kulları! Ölümü zikretmekten gafil olmayın! Fırsat elden gitmeden tefekkür edin. Vallahi her biriniz geçmiş için uzun süre üzüntü ve pişmanlık çekersiniz. Ancak ecel ya bugün ya da yarın gelir, nefsine bu andan önce öğüt ver.

yayı topladın, dünya mı seni topladı?” Ey Allah’ın kulları! Ölümü zikretmekten gafil olmayın! Fırsat elden gitmeden tefekkür edin. Vallahi her biriniz geçmiş için uzun süre üzüntü ve pişmanlık çekersiniz. Ancak ecel ya bugün ya da yarın gelir, nefsine bu andan önce öğüt ver. Nitekim Allah Azze ve Celle’nin buyruğunda şöyle söylenilmiştir; “Herhangi birinize ölüm gelip de: “Rabbim! Beni yakut bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demesinden önce, size verdiğimiz rızktan har-

Kim Allah ile karşılaşmaktan hoşlanmazsa Allah da

cayın.” (Münafikun; 10)

onunla karşılaşmaktan hoşlanmaz.” Dedim ki;

Denildi ki; perde açılınca ecel yakındır. Kul, ölüm

“Ey Allah’ın Peygamberi! Ölümden hoşlanma-

anında der ki; «Ey ölüm meleği bana bir gün daha müsaade et de kendim için salih amel işleyeyim.” Ölüm meleği de der ki;

mayı mı kastediyorsun? Hepimiz de, ölümden hoşlanmayız» buyurdu ki;

“Günlerin sona erdi, bir gün bile yok, saatlerin

“Böyle

sona erdi, bir saatin bile kalmadı. “ kul;

zası ve cenneti ile müjdelendiği zaman Allah

“Beni bir saat bırak da bari konuşayım” der.

ile karşılaşmayı sever. Allah da onunla karşı-

“Sözlerin bitti konuşamazsın” cevabını alır. Ruh

laşmayı sever. Kâfir ise Allah’ın azabı ve öfkesi

gırtlağa gelir, yutkunur, vakit ve amelleri kesilir,

ile müjdelendiği zaman Allah ile karşılaşmayı istemez.

geriye nefesler kalır. Perde açılınca elbet görürler

Allah da onunla karşılaşmaktan hoşlanmaz.” (Müslim

bunları. Gözleri son nefesiyle dikilir, saadet ehli

rivayet etti.)

mi, şekavet ehli mi o anda idrak eder.

değil.

Mümin

Allah’ın

rahmeti,

rı-

Üçüncü sıkıntıya gelince, isyankârların cehennemdeki yerlerini görmeleri ve müşahededen

-------------------------

önceki korkularıdır. Zira onlar can çekişme esnasında kuvvetten düşmüş ve canlarını vermek için teslim olmuş durumdadırlar. Bununla beraber ölüm meleğinin iki müjdeden biri ile seslenişini duymadan ölmez.

1. Bunu Tirmizi, Ahmed ve İbn Mace rivayet etmiştir. Elbani “hasen” demiştir. Sahihul Cami (1903) 2. Bunu Ahmed ve Ebu Davud rivayet ettiler. Elbani “sahih” dedi. Sahihul Cami (6631)

“Ey Allah’ın düşmanı! Sana cehennem ile müjde

3. Bunu Ebu Davud dışında sünen sahipleri hasen isnad ile

olsun” yahut

rivayet ettiler.

“Ey Allah’ın dostu! Sana cennet ile müjde olsun” denilir. İşte akıl sahipleri bundan korkarlar.

4. Ahmed (2/419) ve İbn Ebid Dünya Kitabul Mevt’te rivayet etti.

Aişe radıyallahu anha’dan; Rasulullah Sallallahu

Kaynaklar:

Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Kim Allah ile kar-

Polen Yayınları; Ölüm Sekeratı ve Şiddeti, Selahaddin

şılaşmayı severse Allah da onunla karşılaşmayı sever.

Mahmud kitabından iktibas yapılmıştır.


Kapak Dosya

YUSUF YILMAZ

Ölmeden Önce n i r e l y e Ş n i ğ e c e Vasiyet Ed z a Y a d ı r a l n u B a Arasın

E

bu Musa el-Eşari radıyallahu anh, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Salih olan meclis sahibinin ve kötü olan meclis sahibinin misali, ancak, misk taşıyan kimse ile körüğe hava veren kimse gibidir. Misk taşıyan kimse ya miskinden sana verir ya da ondan misk satın alırsın veya onda bir koku hissedersin. Körüğe hava basan kimse ise ya senin elbiseni yakar ya da onun üzerinde çirkin bir koku hissedersin.” (Buhari ve Müslim)

Bugün kendilerine pek rastlayamadığımız ancak bir zamanlar camilerin köşelerinde güzel kokular satan yaşlı amcalarımıza şahit olurduk. Onlar hem cami içinin hem de dışının süsleriydi… Aksakallı, güler yüzleriyle kalplerdeki sevgiyi üzerlerine çekerlerdi. Onların ellerinde küçük tüplere koku aktardıkları şırıngaları olurdu. Orada bulunan-

10

RECEP 1436

ların dikkatlerini kendi üzerine çekmek için güzel kokuları etrafa saçarlardı. Camiden çıkan, yoldan geçenler kendi istekleriyle, kendi iradeleriyle koku satın alırlar ya da alışveriş niyeti taşımadan bu zat-ı muhteremin tezgahında ne satılıyor diye yanaşırlarda onlarda cömertliklerini gösterip ya elinize ya da şırıngayla üzerinize koku sıkarlar… Veyahut ona hiç aldırış etmeden yanından geçeriz de etrafa saçtığı güzel kokulardan nasibimizi alırız. Salihlerin imamı, iyi kimselerin efendisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, iyi kimseleri güzel koku satan bu zat-ı muhtereme benzetiyor İşte ey Müslüman! Sen kendi isteğinle, kendi iradenle Salihlerin meclisine, abidlerin mescidine, muttaki ve muvahhidlerin toplantı yerlerine gidersin de onlar sana Allah’ın ayetlerini, Rasulullah’ın sözlerini bildirip iyiliği emredip O’nun İzinde...


kötülükten alıkoyarak, seni bu şekilde cennete hazırlarlar. Tıpkı kızını gerdek gecesine hazırlayan anne titizliğinde… Senin için cennetin levhaları, kalp toprağına hayat veren su olurlar. Allah ile aranda bir bağ kurarlar. Sen onların yanına borç içerisinde giden bir esnaf olduğunda onlar sana Rezzak olanın Allah olduğunu hatırlatırlar. Derdi ve şifası olmayan bir hastalıkla onlara uğrasan onlar sana gerçek Tabibin Allah olduğunu hatırlatırlar. Korkmuş, ürpermiş bir ruh ile onlarla karşılaşsan sana Aziz, Hafız ve Mümin olan Allah’ı hatırlatırlar. Günahlarından dolayı düşmüş olduğun ümitsizlik çukurundan seni Allah’ın rahmetiyle kurtarırlar. Dünyanın darlığından, ahiretin genişliğine taşırlar seni… İçinde bulunduğun haramlardan seni kurtarmak için cehennemin sıcaklığını ve kötü akıbeti hatırlatırlar. Sadece ahiretin hakkında mı sana nasihatte bulunurlar? Hayır. İşin, aile yaşantın konusunda girdiğin her türlü çıkmazda sana basiretli fikirleriyle yön vermeye çalışırlar. Onlar dilleriyle senin cennete uzanan köprün olurlar. Sana dilleriyle nasihatte bulunmasalar da amelleriyle seni kuşatırlar. Onlara mescidlerinde, evlerinde secdede huşu içerisinde ağlamalarına şahit olduğunda senin secdeye olan muhabbetini arttırırlar. Tevazuyla boyunlarını büküp ellerini gökyüzüne kaldırdıklarını gördüğünde duaya olan azmini arttırırlar. Hele sessiz-sedasız Allah’ı zikretmelerine, Kuran’ı arı vızıltısı gibi tilavet etmelerine şahit olduğunda Allah’a olan sevgini sorgulatacaklar. Dünyanın gamı ve kederiyle gittiğin meclislerinden, huşu ve huzuru elde ederek kalkarsın. Oturuşlarıyla, yemek yemeleriyle, birbirlerine olan muhabbetleriyle seni etkileyerek cennetle aranda bir bağ olurlar. Ey Müslüman! Saydıklarımı onların üzerinde bulamasan da ve ya kendine ihtiyaç hissetmeden onların yanından geçtiğinde salihlerin üzerine inen rahmeti, mağfireti ve sekineyi bulacaksın. Meleklerin bu cemiyet içinde kanat çırpışlarının oluşturduğu meltem rüzgârı yüreğini okşayacaktır; Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: dergi.nebevihayatyayinlari.com

Şimdi etrafına bak ve kırk muttaki, muvahhid müslümana sahip isen ailene git ve şu vasiyette bulun; Ey ehlim! Ben vefat edersem, benim cenazemin yıkanacağı, namazımın kılınacağı büyük bir cami; güzel sesli hafızlar aramadan önce falancaların mescidine git ve şöyle söyle; Ey salihler! Arkadaşınız vefat etmiştir. Müslümanlardan 40 kişi cenazeme katılmadan cenazemi çıkarmayın. Beni günahkar ve Allah’a ortak koşanların eline terk etmeyin diye vasiyette bulundu. Arkadaşınızın yaşarken boynuma astığı bu sorumluluğu çıkarıp sizin boynunuza asıyorum. Ey Allah’ın kulları! Arkadaşınıza olan hayrın devam etmesi için ne olur onun vasiyetine sahip çıkın.

“Allahu Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbit eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allahu Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara: – “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler: – Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Konuşma şöyle devam eder: – “Peki onlar beni gördüler mi ki?” – Hayır, vallahi seni görmediler. – “Beni görselerdi ne yaparlardı?” RECEP 1436

11


– Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet

– Ey Kureyb! Bak, oğlumun cenazesine ne kadar

ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyye-

cemaat toplanmış, demiş.

tine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.

Kureyb diyor ki: Bunun üzerine ben dışarıya çıktım. Bir de baktım ki oğlunun cenazesine bir

– “Kullarım benden ne istiyorlar?”

hayli cemaat toplanmış. Bunu kendisine haber

– Cennet istiyorlar.

verdim. İbni Abbas:

– “Cenneti görmüşler mi?”

– Bu toplananların kırk kişi olduğunu tahmin

– Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti gör-

eder misin? dedi.

mediler.

Ben:

– “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?” – Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.

– Evet, cevabını verdim. – (Öyle ise) cenazeyi çıkarın. Zira ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:

– Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

“Hiçbir Müslüman yoktur ki ölünce (şöyle) üze-

– Cehennemden sığınıyorlar.

rine Allah`a hiçbir şeyi ortak koşmayan kırk kişi

– “Peki, cehennemi gördüler mi?” – Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.

(namaz) kılsın da, Allah onların bu Müslüman hakkındaki şefaatlerini (dualarını) kabul et-

– “Ya görseler ne yaparlardı?”

mesin.” (Müslim)

– Şayet cehennemi görselerdi ondan daha

Şimdi etrafına bak ve kırk muttaki, muvahhid

çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı. Bunun üzerine Allahu Teâlâ meleklerine:

bulun;

– “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur.

güzel sesli hafızlar aramadan önce falancaların

– Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allahu Teâlâ şöyle buyurur: – “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, ARASINDA

Ey ehlim! Ben vefat edersem, benim cenazemin yıkanacağı, namazımın kılınacağı büyük bir cami;

Meleklerden biri:

ONLARIN

müslümana sahip isen ailene git ve şu vasiyette

BULUNAN

mescidine git ve şöyle söyle; Ey salihler! Arkadaşınız vefat etmiştir. Müslümanlardan 40 kişi cenazeme katılmadan cenazemi çıkarmayın. Beni günahkar ve Allah’a ortak

KÖTÜ

OLAMAZ.” (Buhari) Ey bu satırları okuyan güzel kardeşim! Sen yaşarken sana mutlu bir hayatın yollarını gösteren bu zenginliğe sahipsen bil ki sen öldüğünde de bu salihlerin sana faydası olacaktır. Bunu görmek

koşanların eline terk etmeyin diye vasiyette bulundu. Arkadaşınızın yaşarken boynuma astığı bu sorumluluğu çıkarıp sizin boynunuza asıyorum. Ey Allah’ın kulları! Arkadaşınıza olan hayrın devam etmesi için ne olur onun vasiyetine sahip

istersen İbni Abbas’ın vefat eden oğlunun cenaze-

çıkın.

sine gidelim;

Kardeşlik nimetine en fazla ihtiyacımız olan bu

“İbni Abbas’ın oğlu vefat ettiğinde diğer çocuğu

zaman da gönül bahçemizde yer alan kardeş sev-

Kureyb’e,

gilerini soldurmamak duasıyla…

12

RECEP 1436

O’nun İzinde...


ÖMER ERGÜL

Kapak Dosya ‫يم‬ ِ ّٰ ‫ِب ْس ِم‬ ِ ‫الل ال ّ َر ْح ٰم ِن ال ّ َر ۪ح‬

﴾26﴿

‫َعالِ ُم ا ْل َغ ْي ِب ف ََل يُ ْظ ِه ُر َع ٰلى َغ ْي ِب ۪ه ٓ اَ َح ًدا‬ ۙ

‫ص ًدا‬ ٍ ‫اِ ّ َل َم ِن ا ْرتَ ٰضى ِم ْن َر ُس‬ َ ‫ول َف ِا ّنَ ُه يَ ْس ُل ُك ِم ْن بَ ْي ِن يَ َد ْي ِه َو ِم ْن َخ ْل ِف ۪ه َر‬ ۙ َ ‫لِ َي ْعلَ َم اَ ْن َقدْ اَ ْبلَغُوا ِر َس َال ِت َر ِّب ِه ْم َواَ َحا‬ ﴾28﴿ ‫عدَد ًا‬ َ ‫ط ِب َما لَ َد ْي ِه ْم َواَ ْح ٰصى ُك ّ َل َش ْي ٍء‬ ﴾27﴿

Cin Sûresi; 26-28

O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak seçtiği resûller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resûlün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resûllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.

Allah ile Rasûlü’nün Arasını Ayıranlar ve Kabir Azâbı Meselesi

Ş

er’î naslar, farklı veçhelerden kategorize edilmektedir. Bu farklı yönleri dolayısıyla müsâvî

olmaları imkân dâhilinde değildir. En basitinden naslar, itikâd, muâmelât ve ahlâka müteallik olmak üzere üç kısma ayrılabilir. Bunlar da kendi aralarında bölümlere ayrılırlar ve birbirlerinden farklı mülahaza edilirler. Kabir hayatına dair konumuz gereği, onun üst şemsiyesi olan itikâd kategorisi de kendi içerisinde -klasik eserler göz önüne alındığında usûlü’s-selâse diye adlandırılan- üç kısma ayrıldığı görülecektir. Bunlar, ilâhiyyât, nübüvvât ve sem’iyyât bahisleri olarak adlandırılırlar. Bu tasnife göre kabir konusu da sem’iyyât bahislerinde ele alınan bir konudur. Çünkü sem’iyyât konuları tamamen sahih nakle

dergi.nebevihayatyayinlari.com

dayanan bir alandır. Bu açıdan da baktığımızda itikâdî meseleleri, aklın müdâhil olduğu ya da sırf nakle dayalı ve aklın bir fonksiyonunun olmadığı iki alan olarak ele almış oluyoruz. Yani bu alan daha çok gayba dair bilgilerin işlendiği bir alandır. Dolayısıyla itikâd alanı, aklın bir nas olmaksızın şu veya bu şekilde olmalı ya da olmamalı diye kendiliğinden bir yargıda bulunamayacağı bir sahadır. Böyle bir girişten sonra kabir meselesinin naslar içerisinde nerde durduğunu görmüş olduk. Şimdi de nasların karşısında ümmetin durumunu ele alırsak iki şekilde gruplandırma yapabiliriz. Naslar karşısında ümmet ya ittifak ya da ihtilâf halindedir. İttifak edilen mesele sayısı ihtilâf RECEP 1436

13


edilenlere nazaran oldukça azdır. Ancak kabir meselesi, açık Kur’ânî bir delile dayanmamasına rağmen Hâricîler, bir kısmı hariç Mûtezîle ve yine bir kısım Şiî anlayışın tersine Ehl-i Sünnet’in büyük oranda fikir birliği ettiği bir konudur. Böylesine üzerinde uzlaşma sağlanmış bir meselenin son zamanlarda tartışmaya açıldığına, kitaplar yazıldığına ve imkânsızlığı konusunda konuşmalar yapıldığına şahit olmaktayız. Hiç de yabana atılamayacak argümanlara dayanan, yani ilk bakışta okuyucuyu veya dinleyiciyi haklı olduğu kanaatine sevk eden bu mesele aslında çok önemli bir kısım fikri inhiraflara dayanmaktadır. Şimdi biz burada kabir hayatı ve ona müteallik olan inançlara dair olumsuz görüşlerin bir kısmına yer vereceğiz. Sonra da bu görüşler hakkında bir değerlendirmede bulunup, naslara bakış açımızla ilgili olarak bir iki noktayı vurgulayıp yazımızı sonlandıracağız. Kabir hayatı diye bir hayatın Kur’ânî bir temele oturmaması, rivayet kaynaklı olması genel kabulü ekseninde kabir hayatı inancının tenkid edildiği iki eserden birisi Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın Kur’ân’a Göre Kabir Azabı ve diğeri de Prof. Dr. İbrahim Sarmış’ın Rivayetler ve Yorumlarla Akaid Oluşturmak ve Kabir Azabı ismini taşıyan eseridir. İki eserde de benzer gerekçeler ile konuya yaklaşılmıştır. Biz daha derli toplu olması hasebiyle Okuyan’ın eserinde yer alan gerekçelerden öne çıkanları burada inceleyeceğiz: Okuyan, genel hatlarıyla ifade etmek gerekirse temelde şu delillere dayanarak kabir hayatının varlığını inkâr etmektedir: Öncelikle kabir hayatı beşerin bilgi sahasının dışında kalan bir alana aittir. Yani gaybî bir meseledir. Binaen aleyh Kur’an’ı incelediğimizde de gayba ait bilginin Allah’a münhâsır olduğu bildirilmektedir. Gaybına da kimseyi ortak etmediği buyrulmaktadır. Ancak Cin Sûresi 26 ve 27. ayetlerde ifade edilen istisnaya göre Allah Teâlâ, gayba dair ilmini dilediği elçilerine bildirmektedir. Okuyan’ın kanaatine göre burada bildirilen gayba dair bilgi Kur’an vahyinden ibarettir. Dolayısıyla Kur’an dışında gayba dair bilgiler kimden ve ne suretle gelirse

14

RECEP 1436

gelsin üzerine i’tikâdın inşa edilemeyeceği bir takım rivayetlerdir. Onun ikinci delili, Kur’an dikkatli bir şekilde okunduğunda karşımıza sadece iki âleme dair bilgi verildiği çıkmaktadır: Dünya ve Ahiret âlemi. Kabir hayatı veya berzah âlemi gibi bir üçüncü hayattan söz edilmemektedir. Şehitlerin durumu ise özel bir durum olarak vurgulanılmaktadır. Üçüncüsü ise, her gün defalarca tekrarladığımız Fatiha Suresinde Allah Teâlâ’yı “Mâliki yevmi’d-dîn” olarak yani “Din gününün sahibi” olarak anarız. Eğer kabirde de bir sorgu ve hesap olsaydı “Din günlerinin sahibi” olarak adlandırmamız gerekecekti. Dolayısıyla hesabın görüleceği yer ahirettir, kabir değildir. Dördüncüsü, asırlar önce ölen bir insana yapılan muâmele ile kıyamete yakın ölen bir insana yapılan muâmelenin zamansal uyumsuzluğu yani eşitsizliği dolayısıyla adaletsizliğin ortaya çıkacağı düşüncesi. Diğer delilleri ise; Kur’ân’da ahiret sorgulamasına dair yer alan ifadelerdeki önderlerin hazır bulunması, şahitlerin yer alması, suçluların geri dönme talepleri gibi şeylerin mevcut olmaması, rivayetlerde yer alan bir takım akla ve Kur’ân nassına uygun düşmeyen ifadeler, Şeytan’ın ve büyük günah işleyenlerin ceza görmesine dair bir şey yer almamasına rağmen küçük günah sahiplerinin uyarılmış olmaları gibi gerekçelerden oluşmaktadır. (1) Şimdi birinci meseleyi detaylıca ele almak gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bugün tartışmalı birçok meselenin temelinde insanların zihinlerindeki peygamber imajının farklı farklı olması yatmaktadır. Bu meselede işin dayandığı nokta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem gaybı bilebilir mi? Eğer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem gayba dair bir bilgiye sahipse bu bilgi verilen bir bilgi mi yoksa onun kesbi ile mi olan bir şeydir? Ne kadar bir malumata sahiptir, yani Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem gayba ait bilgisinin çerçevesi nedir? İşte tüm bu sorulara verilen yanıtlar aslında bu O’nun İzinde...


ve buna benzer meselelerde nerede duracağımızı da netleştiren temel sorulardır.

lahu aleyhi vesellem değil bu sözü nakleden râvi olduğunu açıklar. Okuyan da rivayetleri değerlendirirken bu tavrı kendine örnek aldığını, meseleleri Kur’an’a arz ettiğini söylemektedir.

Birçok âyet-i kerîmede bizzat Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem ağzından kendisinin İmam Ebû Hanîfe’nin, daha henüz hadislerin de bir insan olduğu, gaybı bilmediği, kendisine toplanmasının gerçekleşmediği, hadislerin ayıkzarar ve fayda sağlamakta sınırsız bir kudrete lanmasının tamamlanmadığı bir zamanda bir sahip olmadığı anlatılmaktadır. Ancak Cin Sûresi yöntem olarak seçtiği bu tavrı benimseyebilir, 26 ve 27. âyetlerde Allah Teâlâ tarafından, seçtiği kendi zamanının şartları gereği yerinde ve olması elçilerine de gayba dair bilgilerin verildiği bildigereken bir uygulama olduğuna kanaat getirerilmektedir. Dolayısıyla gayba dair bilgi resullere biliriz. Ancak şunu da iyi bilmeliyiz ki böyle bir Allah tarafından verilir, yani kesbî değil, vehyöntemi kullanan Ebû Hanîfe’nin kabir hayatına bîdir. Birçok olayda vahiy indirilmesini bekleyen dair düşünceleri gayet berraktır. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem, Allah’ın bildirdiği kadar bir mâlûmata sahiptir. Ancak el-Fıkhu’l-Ekber isimli eserinde kabir hayatının Okuyan, O’na sallallahu aleyhi vesellem bildiruh ve beden ortaklığında olacağını, (4) el-Varilen haberleri Kur’ân ile sısiyye adlı eserinde de hakkında nırlı tutmaktadır. Dolayısıyla hadis olması hasebiyle Münker rivayetlerle bugüne ulaşan Naslar karşısında ümmet ya it- ve Nekir’in suallerinin hak ve bilgilerin böyle bir meselede tifak ya da ihtilâf halindedir. İttifak vâki olduğunu söylemektedir. bir hükmünün olamayacağını edilen mesele sayısı ihtilâf edilen- Kur’ân’dan kabir azabına dair vurgular. Rivayetlerin zan lere nazaran oldukça azdır. Ancak getirdiği iki delilin de açık olifade ettiğini, sübût itibari ile kabir meselesi, açık Kur’ânî bir duğunu, te’vîl ve tefsirinin de daha kesin olan, mütevatir delile dayanmamasına rağmen Hâ- tenzîli gibi olduğu gerekçesiyle olarak nakledilmiş Kur’an’a ricîler, bir kısmı hariç Mûtezîle ve bir kimsenin “ben ayeti değil arz ile bu rivayetlerin doğru yine bir kısım Şiî anlayışın tersine yapılan te’vili ve tefsirini kabul olup olmayacağına karar ve- Ehl-i Sünnet’in büyük oranda fikir etmiyorum” şeklindeki yaklaşırebileceğimizi söyler. Çünkü birliği ettiği bir konudur. mının onu küfre sürükleyeceHz. Peygamber sallallahu ğini söyler. (5) aleyhi vesellem, Kur’ân’a muAyrıca Ebû Hanîfe’nin bu uyhalif bir şey söylemez demekgulaması, hadislerin Kur’ân’a aykırı göründüğü tedir. Rivayetlerin en önemli mi’yârı Kur’ân’dır. her durumda onları red yoluna gittiği anlamına Kur’ân’a baktığımızda ne üçüncü bir âlemden, ne gelmez. Ebû Hanîfe’ye göre Sünnet müstakil bir münker ve nekirden, ne kabir sorgusu, azap ve kaynaktır ve bazı durumlarda Kur’an’ın mücmenimeti ne de bunlara dair bir şeyden bahsedilir. lini beyan edebilir. Kendisi, bu durum söz konusu Kur’ân’a hadislerin arzı meselesinde izini takip olduğunda da o haberi kabul etmektedir6. Yalnız ettiği kişi olarak İmam Ebû Hanîfe’nin ismini ve bugün kimilerine göre sünnetin fonksiyonu sauygulamasını zikretmektedir.(2) Şöyle ki İmam dece Kur’an ile aynılığından ibarettir: Müstakil Ebû Hanîfe, “Zina eden müminin, başından gömbir kaynak değildir. leğinin çıkarılması gibi imanı da çıkarılır” (3) hadisini Kur’an’daki zina eden kadın ve erkekten Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem, imanın alınmadığını delil göstererek bu rivayeti Kur’an dışında da vahiy aldığı bir gerçektir. Bu sorunlu bulur. O böyle bir gerekçe ile bir rivagerçekliğin en önemli delili ise; temel ibadetler huyeti kabul etmemenin Hz. Peygamber’i sallallahu susunda tevatüren gelen birçok uygulama var ki aleyhi vesellem yalanlamak/reddetmek olmadıbunlar Kur’ân içerisinde yer almamasına rağmen ğını, bilakis reddedilenin Hz. Peygamber sallalbugüne kadar ulaşmıştır. Ve bu da bize gösterdergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

15


makla başlar. Ruhun bedenden ayrılması ahirete mektedir ki Kur’an dışı vahiy de vardır. Ancak bu atılan ilk adım olduğundan ardından dirilişe hususta da hadis ve sünnet ayrımı gibi bir ayrıma kadar sürecek olan kabir hayatı ahirete dâhildir. gidilmek suretiyle işin içerisinden çıkılmaya çalıBuna göre başlıca iki hayat vardır; dünya hayatı şıldığı göze çarpmaktadır. Sünnet, tarih boyunca ve ahiret hayatı…”(8) tabakadan tabakaya aktarılarak gelmiş, toplumda yer etmiş, yerleşmiş genel uygulamalardır. Bunun Yine ileri sürülen üçüncü iddiayı da; kabir hayadışında kalan ve kişilerin kendi şahit oldukları tının, ahiret hayatının ilk durağı olduğu, dolayıya da duydukları şeyleri de kendi ifadeleri ve sıyla aralarında bir ayrım kabul etmediğimizde hatırlayabildikleri kadar aktardıkları rivayetlere birden fazla hesap günlerinden bahsedilmiş olde hadis denmektedir. Buna göre hadisler genelması anlamına gelmeyeceği şeklinde düşünürsek likle mütevatir olmaz. Mütevatir olma hususu kişi bertaraf etmiş oluruz. sayısı ile alakalı bir durum değildir. Dolayısıyla Eğer kabir hayatı diye bir hayattan söz edecek hadisler genel itibariyle ahad rivayetlerdir ve olursak farklı zaman dilimi’tikadda delil olamazlar. Ancak lerinde ölen insanların kıyaböyle bir yorum yeni bir takım Hz. Peygamber (sav), Kur’ân dı- mete kadar geçen sürede azap söylemlerdendir. Hem aklî hem şında gayba dair bilgi almıştır. Aklî ve nimetlerinde bir eşitsizlik de naklî olarak şunu söyleyebi- olarak denilebilir ki; Kur’ân dışında durumu ortaya çıkar ki bu da liriz: Hz. Peygamber sallallahu vahiy aldığı sabit olan bir elçinin adaletsizliğin olduğu vehmine aleyhi vesellem, Kur’ân dışında bu bilgileri içerisinde gayb bilgiyol açar şeklindeki dördüncü gayba dair bilgi almıştır. Aklî sinin de olması mümkündür. Naklî iddia da çokça duyduğumuz olarak denilebilir ki; Kur’ân dı- delil olarak ise şunları belirtebiliriz; bir inkâr sebebidir. Ancak şında vahiy aldığı sabit olan bir Bedir Savaşı öncesi Mekke’nin ileri unutulmamalı ki kabir dedielçinin bu bilgileri içerisinde gelen müşrik liderlerinin öldürüğimiz yer artık bu dünya ile gayb bilgisinin de olması müm- leceği bildirilmiş ve dediği gibi de bağların koptuğu bir alandır. kündür. Naklî delil olarak ise olmuştur. Yine İstanbul’un fethi de Dolayısıyla bu dünyaya ait şunları belirtebiliriz; Bedir Sa- böyle bir ahad hadis ile sabit olmuş olan zaman kavramı gibi şeyvaşı öncesi Mekke’nin ileri gelen gaybî bilgidir. Ümmet’in fırkalara lerin hükmünün de bir nevi müşrik liderlerinin öldürüleceği ayrılacağı, Ammâr b. Yâsir’in şehid rafa kalkabileceği bir alandır. bildirilmiş ve dediği gibi de ol- edileceğinin bildirilmesi de gayba Kalkabileceği diyoruz çünkü muştur. Yine İstanbul’un fethi dair Hz. Peygamber’den bize ahad gaybî meselelerde her daim de böyle bir ahad hadis ile sabit olarak gelen rivayetlerine örnektir. nassa dayanmak ve yorumolmuş gaybî bilgidir. Ümmet’in larda ise mutlak ifadelerden fırkalara ayrılacağı, Ammâr b. kaçınmak gerekir. Okuyan, Yâsir’in şehid edileceğinin bildirilmesi de gayba her ne kadar böyle bir gerekçe ile kabir hayatına dair Hz. Peygamber’den bize ahad olarak gelen karşı çıksa da kendisi de ölümden sonra ruhların rivayetlerine örnektir. (7) durumuna dair getirdiği izahta böyle bir çıkmaza Kur’ân’da dünya ve ahiret dışında üçüncü bir hasürüklenmiştir. Okuyan, ölüm esnasında ruhların yattan bahsedilmediğini söylemekle kabir hayamelek tarafından alınırken müminlere hoşluk ile tını yok saymak pek ucuz bir durum gibi gözükkafirler ve mücrimlere de sertlik ile muamele edimektedir. Talha Hakan Alp’in şu ifadeleri “Kabir leceğine dair ayetleri delil göstererek ruhların ya hayatı” dediğimizde üçüncü bir hayattan bahsetmutluluk ya da sıkıntı duyacağını söylemiştir. Aymediğimizi açıkça ortaya koymaktadır; “Ahiret rıca kıyamete kadar geçen sürede de iyilerin ruhlahayatı dendiğinde biri umûmî diğeri husûsî rının gidecekleri yerlere dair malumatları sebebiyle olmak üzere iki âlem akla gelir. Umûmî anlamıyla sevinçli bir bekleyiş içerisinde olacağı, şâkilerin ahiret hayatı bu dünya hayatına gözlerimizi yumruhlarının da tam aksi bir halde olacağını da söy-

16

RECEP 1436

O’nun İzinde...


lemiştir. (9) Böyle bir durumda da ölüm anları farklı zamanlara tekabül ettiği için ruhların kıyamete kadar duydukları sürûr ve sıkıntılar da eşit olmayacaktır. Tamamen ilâhî bilgiye dayalı bir alan olan kabir meselesi gibi konularda yapılabilecek açıklamalar da her dâim temkinli olmak gerekir.

kabir ahvaline dair delil olarak sundukları “bir

Diğer meselelere de tek tek değinmek bu hacimde bir yazı için mümkün olmadığından iddialara cevaplarımızı burada bırakmak zorunda kalıyoruz. Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki, Ebû Hanîfe, Ebû’l-Hasan el-Eş’ari, Ömer Nesefî, Nûreddîn Sâbûni, Gazzâlî, Taftazânî, İbn Teymiyye, İbn Kayyım el-Cevziyye ve Suyûtî gibi birçok önemli âlim ruh meal ceset kabir hayatının gerçekleşeceğine dair ittifak halindedirler. İbn Hazm, sadece ruh ile ilişkilendirse de, Mutezile’den Kâdı Abdulcebbâr da sûra ilk üfürülme ile ikincisi arasında olacağına dair kanaatlere sahip olsalar da kabir hayatını kabul etmektedirler. (10)

lere dayanmayı uygun görmeyen kimselerin, ha-

Kabir hayatı hakkında böylesine bir fikir birliği içersinde olan âlimler sadece hadis rivayetlerine değil Ku’rân ayetine de dayanmaktadırlar. Bu ayetler her ne kadar zahiri olarak bir kabir hayatından söz etmeseler de zımmî olarak bir işaret taşırlar. Bir kısım rivayetlerde de bu ayetlerin de yer aldığı göze çarpmaktadır.

butu kat’i nasları birbirleri ile çatıştırmak yerine

Şimdi hadis rivayetlerine yaklaşımda birkaç hususa dikkat çekip yazımıza son vermek istiyoruz. Ehl-i Sünnet’in naslara yaklaşımına dair Said Abdüllatif Fûde şunları söylemektedir; “Nassın dindeki sübutu hususunda şüphe olmadığı ve aklen ya da naklen kesin olan bir hususa muhalif olmadığından emin olunduğu durumlarda mûteber özel bir delilin bulunması dışındanassın zahirinden sarf etmek batıl, onunla amel etmek de vacip olur. Dinde varid olan husus, aklen caiz olup ne aklî ne de naklî verilere muhalif olmadığı sürece, aslolan onu olduğu gibi kabul etmektir. Ahiret ahvaline dair olan hususlar da böyledir.” (11) Yazımızı tamamlarken eksik bir alan kalmaması adına şu meselelere değinilmesi yerinde olacaktır: İnanç ile alakalı meseleler sübutu kat’i naslara dayanmalıdır. Örneğin İbn Teymiyye ve Gazzâli’nin dergi.nebevihayatyayinlari.com

kısım insana malum olduğuna göre” gibi ifadelerle i’tikadi bir konu temellendirilmemelidir. Bu ehl-i keşf olarak adlandırılan insanların duyduğu, hissettiği şeyler üzerine i’tikad bina edilemez. Diğer bir mesele de; i’tikadi alanda ahad rivayetdislerin Kur’ân’a arzı meselesinde yine bir ahad hadisi delil getirmeleri ki zayıf olma ihtimali yüksek olan bir rivayet- çok ciddi tutarsızlığın/ çelişkinin göstergesidir. Sonuç olarak ifade etmeliyiz ki Allah Teâlâ’nın sürekli gözetimi altında olan, vahiy aracılığı ile O’nunla her daim bağlantıda kalan bir Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem gayba dair bilgisini sadece Kur’an ile sınırlamak ki buna dair de elde tek bir delil bile yok- bir ön kabul sonucu varılan netice olarak görülmektedir. Sahih, süuzlaştırmaya çalışmak icap eder. Aksi halde eğer naslar sabit ise Allah ile Peygamberi’nin sallallahu aleyhi vesellem arası açılmış ve karşı karşıya getirilmiş olunur. ------------------------1. Okuyan, Mehmet, Kur’an’a Göre Kabir Azabı, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2014, s.422-472. 2. Ebû Hanifenin uygulaması için bkz. İmam A’zam Ebû Hanife, el-Âlim ve’l-Müteallim, tercüme: Mustafa Öz, İstanbul 2013, s.23-24. 3. Ebû Dâvûd, Sünne, 15; Tirmizî, İmân, 11. 4. el-Vasiyye 5.Beyazîzade Ahmed Efendi, İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin İtikadî Görüşleri, çeviri: İlyas Çelebi, İFAV, İstanbul 2010, s.150151. 6. Heyet, Sünnet Karşıtlarına Kur’an-ı Kerim ve Hadisler Işığında Reddiyer, İrfan Vakfı yayınları, s.26-29. 7. Köktaş, Yavuz, Tüm yönleriyle Akaid Hadisleri, İFAV, İstanbul 2013, s.427-446. 8. Alp, Talha Hakan, “Ahiret Hayatının Mahiyeti Haşr-ı Cismanî Meselesi”, Rıhle Dergisi, İstanbul 2010, IX, 15. 9. Okuyan, Mehmet, a.g.e., s.114-115. 10. Okuyan, Mehmet, a.g.e., s.175-210. 11. Fûde, Said Abdüllatif, “Ahiret Ahvalinden Bahseden Hadisleri Nasıl Anlamalıyız?” Rıhle Dergisi, İstanbul 2010, IX, 83.

RECEP 1436

17


Kapak Dosya

SAİD ÖZDEMİR

Kulum! Ben Seninleydim Ama Sen Kiminleydin? 18

RECEP 1436

O’nun İzinde...


İ

mtihânlarla sarmalanmış şu gurbet diyârın da

ramları, dedikodu ve gıybetleri ekersen âhirette

insanoğlu’nun gidip varacağı, önünde duracağı

takdim edilecek ve verileceklerde ancak bunlar

ve tüm renklerin belli olacağı bir ölüm kapısı var.

olur. Toprağına kaktüs ve dikenler diken başka ne

Ne de çabuk geçti zamanlar üzerimizden. Hiç de

umabilir ki. Hayat bir bardağı dolduran damlalar

tekrârı olmayan yılda dört mevsim yaşar gibi yaşadık ömrümüzden. Önce çocukluğumuz, gençlik

gibidir. Damlaların temiz olursa suyunun berrak olmasından niye korkasın! Damlaların kirliyse

yıllarımız ile hayâtın cıvıl cıvıl güzelliklerini ya-

ancak kendi nefsini kınarsın. Ve bardağa düşen

şayarak bahar devresi geçirdik. Her şey tozpem-

son damla ile ömür kitabın kapanır. Necip Fâzıl’ın

beydi gözlerimizde. Sînelerimiz de dert, keder,

da dediği gibi:

elem nedir bilmezdik. Mutluluğu bâkî sanırdık.

O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,

Hayat ilerleyince sıhhati ve kuvveti bulunca iç dünyâmız da bir yaz mevsimi yaşadık. O zaman

Azrâil’e “hoş geldin!” diyebilmekte hüner...

yandık sıcaktan, o zaman gerçeklerle yüzleştik

Ölüm ânı gelip bizi de bulurken, ölüm kapısına

hatta külleri dahi hissettik benliğimizde. Ansızın

yaklaşırken, adım atıp içeriye girerken ve son nefesi

sonbahar rüzgârları esmeye başladı. Yaprak dö-

verirken vicdânlarımız da yankılanacak bir sestir o:

kümü yaşıyorduk hayat defterimizde. Ağacın

“Kulum! Ben Seninleydim ama Sen Kimin-

yaprakları sararıp da solduğu gibi ömür de düşüyordu takvim yaprağında. Zirveye çıkıp da sonra aşağı inen bir hâli andırıyordu rûhen, bedenen yaşadıklarımız. Her şey tersine ilerliyordu artık. Yâsîn sûresi bu hakikati açıklıyordu: “Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç akıl erdirmiyorlar mı? (Yâsîn; 68) Başladığımız yere, tekrar ilk doğumumuzdaki zayıflık hâline dönmüştük. Sonbahardan kışa geçiş hızlı olmuştu. Nasıl bütün bitkiler, canlılar bir ölüm yaşıyordu, bizde öyleydik. Her şey kup kuru, kap kara kesildiği ve yeni bir hayâta, canlılığa dirilmeye hazırlandığı gibi insanoğlu da bu

leydin?” Kişi O an ya mü’min, muttakî, müslümandır ya da kâfir, münâfık, günahkâr-mücrimdir. Dünya yolculuğunda cam kırıklarına basa basa yürüyen, şu harâmdır, şu mekruhtur, Allah bundan râzı olmaz diyen muttakî müslüman’ın cevâbı elbette rahattır. Vereceği cevâpla mahşere doğru ilerler. Ama dünyâ hayâtında Allah ile bağını koparmış, Kur’an ahkâmı ile amel etmeyen, önüne çıkan haramları tereddütsüz işleyen, dinin emrettiği namazı, zikri, dâveti ve cihâdı terkeden, moda

halkaya, bu fâniliğe, yeniden dirilişe dâhil olu-

ve dizi tutkunlarının vereceği cevap ise elbette

yordu. Necip Fâzıl’ın dediği gibi:

deprem etkisi olacaktır. O da cevâbıyla mahşere

Yağız atlı süvâri, koştur atım, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları… İşte o an insanın gönül âlemine bakılır ne var ne yok diye. Yaşarken o kadar da söylenmişti; Gönül

doğru ilerler. Kâfirin, münafığın cevâbını ise hiç dillendirmiyoruz bile. O gün duruşma günü gibidir...

âlemi verimli/münbît bir topraktır. Oraya güzel

Mahşer meydânına elbisesiz, çırıl çıplak, yalın

amelleri, namazı, zikri, orucu ve takvâ’yı ekersen,

ayak, başı kabak bir şekilde ilerleriz. (1) Kimi in-

sana âhirette o verilir. Gül ekenin gül bulması gibi.

sanlar yaya, kimileri binekli, kimileri ise yüzleri

Ya da o toprağa çirkin amelleri, faydasız işleri, ha-

üzere sürüklenecekler (2) (Rabbim bizleri korusun).

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

19


Yaşarken o kadar da söylenmişti; Gönül âlemi verimli/münbît bir topraktır. Oraya güzel amelleri, namazı, zikri, orucu ve takvâ’yı ekersen, sana âhirette o verir. Gül ekenin gül bulması gibi. Ya da o toprağa çirkin amelleri, faydasız işleri, haramları, dedikodu ve gıybetleri ekersen âhirette takdim edilecek ve verileceklerde ancak bunlar olur. Toprağına kaktüs ve dikenler diken başka ne umabilir ki. Hayat bir bardağı dolduran damlalar gibidir. Damlaların temiz olursa suyunun berrak olmasından niye korkasın! Damlaların kirliyse ancak kendi nefsini kınarsın. Ve bardağa düşen son damla ile ömür kitabın kapanır.

Durum o kadar vahimdir ki kendi âkibetimizi dü-

kadar bir ömür vermedik mi? Size îkâz edici (bir

şünmekten bir başkasına bakamayız, düşünemeyiz

peygamber) de gelmedi mi?” (Fâtır; 37)

bile.

(3)

O gün çok çetin zamanlar olacak. Efendimiz

aleyhisselâm’ın gözleri bazı insanlara ilişecek ‘bunlar benim ümmetimdir’ diyecek. Verilen cevâp ise; ‘Senden sonra onların neler yaptığını/ nasıl değiştiklerini bilmiyorsun’ olacak. Efendimizin önünden alınıp cehenneme atılacaklar. (4) O gün Allah’ın zâlimlere vaadettiği gündür. Yeryüzünde zulmeden, haksız yere canlara kıyan, ellerindeki kimyasal silahlarla mazlûmları tepeleyen zorbalara ‘Bugün mülk kimindir/ limen’i-l mülkü’l-yevm’ denilir. Ve onlara ateş sunulur. Girecekleri ateş sönmeye yüz tutsa Cebbâr olan Allah onun ateşini tekrardan alevlendirip harlayacaktır. (5) “Büyük duruşma günü zâlimlerin, kendi yaptıkları işlerden bucak bucak uzak durup, korkudan titrediklerini görürsün. Hâlbuki çare yok, onların cezası tepelerinin üstünde durmaktadır.” (Şûra; 22) O gün kişi mücrimlerdense, kendisine verilen sa-

İşte o an aşağılanmış ve üzüntülü bir tablo çizilir. Dünyadayken keyiflerine dalıp oynayanların yüz hâlleri meydana çıkar. Beklenen cezâyı anlamışlardır. Yüzleri kararmaya başlar. Hüzünden solmuş, gama bulanmış, moral bozukluğu ile simsiyah katran, zift gibi kesilmişlerdir. Şimdi efendimiz aleyhissalâtu ves’s-selâm’ın şu sözünü daha iyi anlıyoruz değil mi? “Ben sizin görmediğinizi görür, duymadığınızı duyarım. Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız; yataklarınızda kadınlardan zevk almaz, yüksek sesle Allah’a yalvararak yollara ve kırlara çıkardınız.” (6) O gün kişi muttakî ve mü’minlerden ise kolay bir hesapla ferahlar. Dünyada ne yapmışsa bilinçle, şuurla yaptığı için hesâbı da kolay olur. Onların yüzleri nur ile parlamış neşe taşan yüzlerdir. Mü’minler, Rahmân olan Allah’a şerefle ve güzel bir karşılama ile gelecekler:

yılı nefesleri haramlarda kullanmışsa, adımlarını

“Müttakîleri (Allah’tan korkanları) o gün Rah-

hep kötüye kullanmışsa o zaman feryâdu figânlar

mân’ın huzûrunda O’na gelmiş konuklar olarak

başlayacak. Keşkeler çoğalacak. Ölümden sonra

toplarız.” (Meryem; 85)

hasret ve nedâmeti/pişmanlığı dile getirecek:

Mahşer de göze çarpacak ve sînelerimiz de ma’kes

“Onlar orada: ‘Ey Rabbimiz! Ne olur, bizi bu-

bulacak bir görüntü de şehidler olacak. Kardeş-

radan çıkar(ıp dünyâ’ya geri gönder de) daha önce

lerim! Allah yolunda şehid olmak ne güzel bir

yaptıklarımızın yerine, sâlih ameller yapalım!

mükâfattır. Dünyâ hayâtında zorlukları göğüs-

diye feryâd ederler. (Allah onlara sorar:) ‘Biz size,

leyerek şehâdete kavuşana mahşer meydânın da

düşünüp ibret alacak kimsenin düşünebileceği

bile bir ayrıcalık tanınır. Rabbim bizleri de mut-

20

RECEP 1436

O’nun İzinde...


takî ve şehidler zümresine dâhil etsin. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şehidlerin mükâfâtını anlatıp onları kısım kısım bize tasvir edip anlatırken şunları söyler: “...Üçüncüsü ise; canı ve malıyla çıkar. Sevâbını Allah’tan bekler. Öldürmek ve öldürülmek ister. Eğer ölür veya öldürülür ise, kıyâmet gününde yalın kılıç, kılıcını boynuna koyarak gelir. İnsanlar dizüstü çökmüşlerdir. ‘Bize yer açılmaz mı? Biz canımızı ve malımızı Allah için sarfettik.’ der. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki eğer bu söz İbrahim aleyhisselam’a veya peygamberlerden birine söylense, onun vacip olan hakkı olarak görür ve yolundan çekilir. Bunlar, Arş’ın altında nurdan olan minberin yanına gelir ve oraya otururlar. İnsanların nasıl hükmedildiğine bakarlar. Ölüm üzüntüsünü görmezler. Berzahta kederlenmezler. Büyük çığlık onları korkutmaz. Onları hesâp, terazi ve sırat köprüsü ilgilendirmez. İnsanlar arasında nasıl hükmedildiğine bakarlar. İstedikleri her şey onlara verilir. Bir şeye şefâat etmek istedikleri zaman şefâat ederler. Cennetten istedikleri şeyler onlara verilir. Cennette istedikleri yerde otururlar.” (7) O zaman kardeşler, mahşeri sıkıntıyı daha yaşamadan, ölüm meleği kapımızı çalmadan << ‫“ >> َو فِ ُّروا إلَى اهلل‬O halde Allâh’a koşun...” (8)

hitâbından payımıza düşeni alarak, hayâtı-

mızın son demine kadar kelime-i tevhîd ikliminde yaşayalım, <<lâ>> ile fâniliği atıp, <<illâ>> ile huzûr bulalım. ------------------------1. Bazı ifâdeler Buhâri de geçmektedir.

Ölüm ânı gelip bizi de bulurken, ölüm kapısına yaklaşırken, adım atıp içeriye girerken ve son nefesi verirken vicdânlarımız da yankılanacak bir sestir o:

2. Tirmizi 3. (Abese; 37) 4. Buhâri 5. (İsra; 97)

“Kulum! Ben Seninleydim ama Sen Kiminleydin?”

6. Tirmizi zühd, 9 7. Beyhâki Şuabu’l-İmân 8. Zâriyat sûresi; 56

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

21


Kapak Dosya

HAKAN SARIKÜÇÜK

Rahman Sûresi; 60-61

CENNET NİMETLERİ Hamd; Cenneti, sonsuza kadar devam edecek

mediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın aklına

olan selâmet ve nimet yurdu kılan Allah’a,

gelmediği şeyleri hazırladım.” (Müslim)

Salât ve selâm ise; cennet ile ilgili hususları hadisleriyle bizlere anlatıp onu arzulamaya yönlendiren Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Allahu Teâlâ’nın kimsenin aklına dahi getiremeyeceği derecede ki o mükemmel nimetleri ise; O’nun cennetlerine ulaştıracak yolları araştırıp, bu yollara sımsıkı bağlanan ve bu uğurda gayret gösteren fedakâr mümin ve müminatın üzerine olsun. Cennetteki nimetler sayılamayacak kadar çoktur. Orada öyle nimetler vardır ki, onları ne gözler

İşte Allahu Teâlâ’nın hazırlamış olduğu bu nimetler kimsenin bugüne dek görmediği ve aklına dahi getiremediği nimetlerdir. Cennet nimetleri her ne kadar insanın aklına gelemeyecek derecedeki nimetlerle süslenmiş olsa da, kısmen bile olsa onları zihinlerimize yaklaştıracak, oraya yönelmemizi ve onu arzulamamızı sağlayacak kadar bilgi bizlere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz tarafından bildirilmiştir. Biz burada cennetteki nimetlerden Kur’ân’da ve

görmüş, ne kulaklar işitmiş, ne de bir beşerin ha-

hadislerde zikredilenlerin sadece bir kısmını ha-

tırına gelmiştir. Allahu Teâlâ bir Hadisi Kudsi de

tırlatacağız. Ta ki müminlerin cennete olan arzu

buyuruyor ki: “Ben salih kullarıma, hiçbir gözün gör-

ve isteklerini tazelemiş olalım.

22

RECEP 1436

O’nun İzinde...


Cennet, huzur ve mutluluk yurdudur. Orada mut-

rine ona “İstediklerinin tümü ve bir o kadarı senindir.”

luluk ve huzur dolu bir yaşam vardır. Orada her

denilir.” (Müslim)

zaman sükûnet hâkimdir. Kavga gürültü yoktur. Tam bir emniyet söz konusudur. Kin ve nefret yoktur. Korku ve hüzün yoktur. Kızma, üzülme yoktur. Boş konuşma ve yalan yoktur. Orada aldatma, kandırma, ihanet etme yoktur. Hasta olma, acı çekme yoktur. Yorulma, usanma yoktur. Dert, keder, sıkıntı yoktur. Tüm olumsuzluklar ve yanlışlar oradan uzaktadır. İçinde müslümanları rahatsız ve huzursuz edecek hiçbir şey bulunmaz. Allahu Teâlâ Kur’an’da cenneti bizlere çok yerde

2. İstediği her şey kolayca ve çok kısa bir süre içinde gerçekleşir. Cennette istenen her şey mümin kula kolaylaştırılır. Yemek istediği meyvelerin dalları onlara yaklaştırılır. Herhangi bir yorgunluk ve meşakkat olmaksızın kolayca istedikleri şeyleri elde ederler. Çocuk sahibi olmak istediklerinde dahi hiçbir sancı ve ağrı çekmeksizin bu istekleri derhal gerçekleşir.

anlatmıştır. Bilhassa; Vâkıa, Rahman, Gâşiye ve İnsan sürelerini inceleyecek olursak Rabbimizin bu yerlerde cennetten ve içindeki nimetlerden çokça söz ettiğine şahid oluruz. Cennet şu anda yedinci kat göğün üstünde bulunmaktadır. İnsanlar mahşer yerinden Cennete ulaşabilmek için

“Ben salih kullarıma, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın aklına gelmediği şeyleri hazırladım.” (Müslim)

Sırat’ın üzerinden geçerler. Hadisi şeriflerde de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bizlere cennet hakkında birçok bilgiler verir. Bu meseleleri burada uzun uzadıya detaylı bir şekilde aktarmak mümkün olmadığı için ana hat-

“Sizden, Cennetin en alt derecesine ulaşan birine “iste” denilir. O da ister. Kendisine “İstedin mi (isteklerin bitti mi)?” denilir. O da “Evet” der. Bunun üzerine ona “İstediklerinin tümü ve bir o kadarı senindir.” denilir.”

larıyla başlıklar altında kısaca değinmemiz müm-

(Müslim)

kündür. 1. Kişinin tüm istekleri ve bir misli daha cennetlik olan kişiye verilecek nimetlerdendir. “…Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur.” (Şura: 22) “Orada diledikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var. ” (Kaf: 35) “Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Eğer bir mü’min, cennette çocuğu olmasını arzulayacak olsa, çocuğun anne karnında kalması, doğumu ve yaşı dilediği şekilde bir anda tamamlanmış olur.” (1) 3. Ölümsüzlük nimeti ile nimetlenirler.

(zevk) aldığı her şey var. Ve siz orada süresiz ka-

“Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar.”

lacaksınız.” (Zuhruf: 71)

(Duhan: 56)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine

İbni Ömer radıyallahu anh’ dan: Rasulullah sallal-

göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bu-

lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

yurmuştur:

“Cennet ehli cennete, Cehennem ehlide cehenneme git-

“Sizden, Cennetin en alt derecesine ulaşan birine

tiklerinde, ölüm getirilip cennetle cehennem arasına

“iste” denilir. O da ister. Kendisine “İstedin mi (istek-

konulacak, sonra bir seslenici şöyle seslenecek: “Ey

lerin bitti mi)?” denilir. O da “Evet” der. Bunun üze-

Cennet ehli! Artık ölüm yok! Ey Nar ehli! Artık ölüm

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

23


“Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır.” (Muhammed: 15)

yok! Bunun üzerine Cennet ehlinin sevinci artacak, Nar ehlinin kederine ve üzüntüsüne keder ve üzüntü katılacak.” (Buhari) 4. İnsanın dünyada sevip hoşlandığı ve arzuladığı yeşillikler, bahçeler ve pınarlar müminler için hazırlanmıştır. Dünyada insanın sevdiği ve sahip olmak için çabaladığı o güzel yeşillikler, bağ ve bahçeler, nefis manzaralı pınar başları ve nehirler Rablerinin rızası uğruna dünyada bunları kendisine amaç edinmemiş ve O’nun uğruna çabalayan kullara ikram edilecektir. “Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise,

güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.” (Duhan: 51) 5. Altlarından ırmaklar akan cennet köşkleri ve konakları onlar içindir. Dünyada sahip olmak uğruna kulluk vazifelerini ihmal eden ve bu emirleri görmezlikten gelebilen, tek tasası en güzel villaya, en güzel eve sahip olmak olan kişiler cennet manzaralı o muhteşem büyüklükte ve güzellikteki o köşkleri ve konakları bir bilselerdi? İşte bu köşkler ve konaklar dünyada arsa ve arazisini çoğaltmak uğruna yaşayanlara değil, ahiret hayatına yatırım yapanlara ait olacaktır. Bir kırbaçlık yerin dünyadan ve içindekilerden daha hayırlı olduğunun bilincine varanlara ait olacaktır. İnşallah. “…Sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte büyük mutluluk ve kurtuluş budur.” (Saf: 12)

24

RECEP 1436

“Dilediği takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne yücedir.” (Furkan: 10)

“İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.” (Ankebut: 58) 6. Değişik vasıf ve özellikteki cennet nehirleri ile nimetlenirler. Bu nehirler sudan, sütten, baldan, aklı başından almayan ve sarhoş etmeyen şaraptan ve daha nice ismini dahi bilemediğimiz çeşitteki nehirlerden meydana gelmektedir. Behz bin Hakim’in dedesi olan Muaviye radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennette bal denizi bulunur, şarap denizi bulunur, süt denizi bulunur ve su denizi bulunur. Sonra ırmaklar bu denizlerden doğar.” (Tirmizi) 7. Ne Sıcak, Ne Soğuk, Tam Kararında Gölgelikler Vardır. Dünyada çalışıp ter döken ve dinlenmeye dahi fırsat bulamayan, Allah’ın dinine kendini adayan kullar, inşallah cennetteki gölgeliklerde dinlenme fırsatı bulacaklardır. “İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları, ‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe’ sokacağız.” (Nisa: 57) “Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” (İnsan: 13) 8. Cennet insanın dünyada değer verip önemsediği mücevherler ve süslerle bezenmiştir. Dünyada insanların elde etme uğruna nice şeyleri göze aldığı, bu uğurda nefislerin helak olduğu, nice kanların döküldüğü, bu sebeple de nice insanın ahiretini harap ettiği bu değerli taş ve mücevherat, dünyada bunlardan uzak kalan ve bunO’nun İzinde...


ları gaye edinmeyip terk eden asıl gayesini sadece Allah edinen kullar için olacaktır, inşallah. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan: Dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü, mahlukât neden yaratıldı?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sudan” buyurdu.” “Cennet neden yapıldı?” dedim. “Cennet bir tuğlası altın, bir tuğlası gümüşten olmak suretiyle yapılmıştır. Sıvası misk, duvarları inci ve yakut, toprağı zaferandır. Ona giren mutlu olur. Bir daha üzülmez. Ebedi olur, ölmez, ne elbiseleri eskir, ne de gençlikleri biter.” (Ebu Davud et-Teyalisi) Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Dünyada kendilerine yasaklanan yiyecek ve içecekleri Allah rızası uğruna terk eden “bir kerecik tatmaktan ne olur ki” şeklindeki haramın ilk adımını teşkil eden sözcükleri nefsine ve çevresindeki müslümanlara fısıldamayı terk eden, cennet uğruna nefislerinin arzularını frenleyip ona engel olan kullar, cennette o harikulade tada ve lezzete sahip yiyeceklere ve içeceklere mazhar olacaklardır. 10. Dünyada iken insanların sevip arzuladığı yiyecek ve içeceklerle müminler ikram olunurlar.

“Cennette bulunan ağaçların tümünün gövdeleri altındandır.” (Tirmizi)

Çevrelerinde kendilerine hizmet eden gençler

9. Cennettekilerin elbiseleri ipektendir. Orada değerli mücevherlerle süslenmiş elbiseler giyerler. Oturdukları koltuklar üzerinde akıllara durgunluk verecek şekilde güzel bezler vardır. Karşılıklı olarak tahtlara oturur, sohbet ederler. Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. Kollarında altın bilezikler vardır.

iştah açıcıdır.

Dünyada süse ve gösterişe önem vermeyen, moda uğruna kendisini hem dünyada hem de ahirette perişan etmeyen Allah’ın emrine göre giyinen ve sadece onun emrini kendine düstur edinen kullar için yüce Allah, onları dünyada bir eşi ve benzeri bulunmayan türlü güzellikteki elbiseler ve takılarla süsleyecek, dünyada sırf rızası uğruna terk ettikleri bu şeyleri cennette onlara en güzel ve en mükemmel şekliyle sunacaktır. “İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.” (Duhan: 53) “…Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)tir.” (Hac: 23)

“İnce ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyecekler” (Kehf: 31) “Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.“ (Fatır: 33)

dergi.nebevihayatyayinlari.com

vardır. İçecekleri oldukça lezzetli, yiyecekleri Dünyada kendilerine yasaklanan yiyecek ve içecekleri Allah rızası uğruna terk eden “bir kerecik

tatmaktan ne olur ki” şeklindeki haramın ilk adımını teşkil eden sözcükleri nefsine ve çevresindeki müslümanlara fısıldamayı terk eden, cennet uğruna nefislerinin arzularını frenleyip ona engel olan kullar, cennette o harikulade tada ve lezzete sahip yiyeceklere ve içeceklere mazhar olacaklardır. Onlar, kendilerini başka nimetlere ihtiyaç hissettirmeyecek kadar meşgul eden nimetler ve rızıklar içindedirler. Her şeyin lezzetini alırlar. Rahattırlar. İstedikleri her şeyi elde edebileceklerdir. Cennetliklerin etrafında dönüp duran hizmetçiler de vardır. Bunlar efendilerine değerli bardaklar içinde nefis şerbetler sunarlar. İşte bütün bu nimetler, onların dünyadaki çalışmalarının karşılığı ve mükâfatıdır. Her türlü keder ve sıkıntıdan emin, cennetin köşk ve bahçeleri içinde zevk ve sefa sürerler. Rabblerinden gönderilen hediyelerle ikram olunurlar. “Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.” (Saffat: 42)

“Orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.” (Muhammed: 15) RECEP 1436

25


Cennette gerek erkekler, gerekse kadınlar bekâr olmayacaklardır. Dünyada evlenmiş olan ka-

Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kevser Cennette bir ırmaktır. İki kıyısı altındandır. Aktığı alan (mecrası) yakut ve incidendir. Toprağı miskten daha güzel kokar. Suyu baldan daha tatlı ve kardan daha beyazdır. (Tirmizi)

“Orada güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.” (Duhan: 55) “Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.” (Sâd: 51)

dınlar, Cennette eşlerinin gözlerinde oranın hurilerinden daha güzel olacaklardır. Orada müminin çadırının etrafını cennet kızları (hurileri) çevrelemiştir. Öylesine güzeldirler ki, tenleri yakut ve mercan gibi ışıl ışıl parlar. Onlara şimdiye kadar hiçbir el dokunmamıştır.

“Onları iri, siyah gözlü hurilerle evlendiririz.” (Duhan: 54)

Cennet Hurilerinin başlarında inci ve mercandan yapılmış çeşitli şekillerde taçlar vardır. Tıpkı güller gibi kokarlar. Onlar asla ihtiyarlamaz, yüzleri kırışmaz, tenleri solmaz. Devamlı olarak tebessüm ederler, cennet bahçelerinin ortalarında

“Doğrusu bugün Cennetlikler eğlenceyle meş-

inşa edilmiş olan köşklerinde oturur, efendile-

guldürler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde tahtlar

rinden başka kimseye bakmazlar.

üzerine yaslanmışlardır. Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır. Merhametli olan Rabb katından onlara Selâm vardır.” (Yasin: 55-58) “Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. Arzulayıp-seçecekleri meyveler, Canlarının çektiği kuş eti.” (Vakıa: 18-21) “Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları” (Vakıa: 28-29)

“Ve (daha) birçok meyveler arasında, Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).” (Vakıa: 32-33)

12. Aileleriyle birlikte olacaklardır. İnsanlar, iman sahibi olmaları şartıyla anne-babaları ve çoluk-çocuklarıyla birlikte Cennete girdirileceklerdir. Dünyada özlemini ve hasretini duydukları aileleriyle cennette de birlikte bulunacaklardır. “İman eden ve nesilleri de imanda kendilerine uyan kimselere, nesillerini de katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz.” (Tur: 21) “Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda’ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) “Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yur-

“Nice bahçeler ve üzüm bağları.” (Nebe: 32)

dun(un) sonu ne güzel.” (Ra’d: 23-24)

“İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve

13. Yüce Rabbin veçhi keremine bakmakla mü-

eşsiz-nar vardır. ” (Rahman: 68)

şerref olacaklardır.

11. Cennetlikler orada hurilerle evlendirilecek-

Allahu Teâlâ’nın cemaline bakmanın zevki ile

leri gibi dünya kadınlarından da eşleri en güzel

yüzleri pırıl pırıl parlar. Bütün nimetler bunun

bir surette olacaktır. Evlenecekleri eşleri son de-

yanında sönük kalır. Müminler yüzleri nurlanmış

rece güzel ve tertemizdir.

ve ağarmış bir halde Rablerine bakarlar. Bu Yüce

26

RECEP 1436

O’nun İzinde...


Allah’ın sadece cennetliklere has kılacağı bir nimettir ki kafirler bundan mahrum bırakılırlar. “O gün bir takım yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl

﴾60﴿

parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).” (Kıyamet: 22-23) “Cennet ehli cennete girdiklerinde Allahu Teâlâ şöyle buyuracak: “Bundan daha fazla bir şey ister misiniz?”

ْ َّ ْ ْ ُ ‫َهل َج َزاء ِإال ْح َس ِان ِإل ِإال ْح َسان‬ ِّ َ ُ َ ُ ِّ َ َ ِّ َ َ َ ﴾61﴿ ‫فبأي آلء ربكما تكذبان‬ ِ ِ

Bunun üzerine Allah onlardan perdeyi kaldıracak.

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir? Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”

Böylece Rabblerine bakıp seyretmekten daha üstün bir

(Rahman: 60-61)

“Sen bizim yüzümüzü aydınlatmadın mı? Bizi cehennemden kurtarıp, cennete koymadın mı?” diyecekler.

şey onlara verilmeyecektir.” (Müslim) 14. Orada bütün nimetlerin en üstünde ve en değerlisi olan Allah’ın rızası ve hoşnutluğu vardır. Allah’ın rızası ve hoşnutluğu mümin için hem dünyada hem de ahirette elde edilebilecek en büyük nimettir. Zaten yaşamın gayesi de bu değil midir? Dünyada gaye olan şey Ahirette de mümin için en büyük gayeye ermenin verdiği sevinç ve mutluluktur. Bu hoşnutluğu elde edebilene ne

bizleri kendisinden razı olduğu kullarıyla beraber “Sonsuzluk Yurdu” olan Cennetine girmeyi hak eden kullarından eylesin. Konumuzu Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet etmiş olduğu şu hadis ile tamamlayalım. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

mutlu!

“Her kim cennete girerse nimet içinde hoş halde olur.

“De ki: Size bundan daha hayırlısını bildireyim

Kendisine hiçbir sıkıntı ve çetinlik isabet etmez. El-

mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında,

biseleri eskimez, gençliği de bitmez.” (Müslim 2836/21,

içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Al-i İmran: 15)

“…Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe: 72) Çok geniş kaynaklara sahip bu konu hakkında

Tirmizi 2646)

Cennete girebilmeyi hak eden ve cennet nimetleri sayesinde dünyadaki sıkıntı ve meşakkatleri gözünde büyütmeyen ve bunlara imtihan nazarıyla bakabilen kullardan olabilme duasıyla.

gönül isterdi ki bütün rivayetleri inceleyelim ve bu meseleyi en ince ayrıntısına kadar araştıralım. Ancak yine de biz burada önümüzü kısmen

-------------------------

de olsa açan ve bu konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kardeşlerimize az da olsa bilgiler sunabilen bu çalışmayı burada aktarmayı, unut-

1. (Tirmizî, Cennet, bab: 23, hn: 2563; İbni Mâce, Zühd, bab:

tuğumuz birçok meseleyle beraber tamamladık.

39, hn: 4338; Darimi, Rikak, bab: 110; Müsned, İmam Ahmed,

Yüce Rabbimiz bütün kusurlarımızı bağışlasın ve

III, 9.)

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

27


Kapak Dosya

EBUBEKİR EREN

CEHENNEMDE İNSANLARIN DURUMLARI

Said b. Cübeyr şöyle der: “Cehennem ehli acıktığında açlıktan bağırırlar, bunun üzerine onlara zakkum ağacı verilir, onları yiyince yüzlerindeki deriler dökülür öyle ki birisi onların yanından geçse yüzlerindeki derinin üzerindeki işaretlerden onları tanır. Cehennem ehli zakkum ağacından yedikten sonra susar ve onun için talepte bulunur, bunun üzerine ona irin gibi bir su verirler, suyu ağızlarına aldıklarında onun sıcaklığından onların yüzleri pişer, iç bağırsakları erir, bağırsakları ve derileri düşer halde yürürler. Daha sonra onlara demirden gürzlerle vurulur, vuruşların şiddetinden azaları önlerine düşer. Bunun üzerine çığlıklar atmaya başlarlar.” (1)

28

RECEP 1436

O’nun İzinde...


H

amd Allah’a, salat ve selam peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e, aile-

Cehennem Ehlinin Yiyecekleri Allah’u Teâlâ şöyle buyurur: “Zakkum ağacı;

sine ve ashabınadır.

günahkârların yemeğidir, erimiş madenler gi-

Dünya hayatı bizim için bir imtihandır ya aleyhi-

bidir sıcak suyun kaynaması gibi karınlarında

mize ya da lehimizedir.

kaynar.”

(3)

“Cennet gibi konak mı hayırlı,

yoksa zakkum ağacı mı? Biz, o ağacı zalimler

Allah’ın basiretli kulları dünyanın gelip geçicili-

için fitne yaptık. O, cehennemin dibinde çıkan

ğine kapılmayıp imtihanlarını vermek için ve Al-

bir ağaçtır. Tomurcukları şeytanın başı gibidir.

lah’ın sonsuz cennetine aday olmak için var güç-

İşte cehennemlikler bundan yer ve karınlarını

leriyle gayret ettiler.

bununla doldururlar. Sonra bu yemeğin üzerine kaynar su katılmış içki onlar içindir. Sonra

Hikmetten mahrum, basiretleri kapanmış kim-

dönüşleri yine cehennemdir. (4) Ayetlerin tefsiri

seler ise dünyanın zevklerine, istek ve arzularına

hususunda Said b. Cübeyr şöyle der: “Cehennem

kapılıp Allah’ın sonsuz cehennem azabına müs-

ehli acıktığında açlıktan bağırırlar, bunun üze-

tahak olmuşlardır. Allah cümlemizi bu kötü akıbetten korusun. Cehennem

ehlinin

durumlarını

ayet ve hadisler ışığında detaylı bir şekilde izah etmemiz konumuzu uzatacağından dolayı özetle bazı durumlarına değinmeye çalışacağız inşallah.

Ateş Ehli’nin Vücutları’nın İriliği

rine onlara zakkum ağacı

“Ey cennet ehli bunu tanıyor musunuz? Boyunlarını uzatarak bakarlar ve şöyle derler: “Evet bu ölümdür” sonra denilir ki: “Ey cehennem ehli bunu tanıyor musunuz? Başlarını uzatırlar ve şöyle derler: “Evet bu ölümdür.” Sonra kesilmesi için emir verilir, sonra denilir ki: “Ey cennet ehli artık sonsuz yaşam var ölüm yoktur. Ey cehennem ehli artık sonsuz yaşam var ölüm yoktur.”

Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu bildirdi: “Kâfirin dişi Uhud

verilir, onları yiyince yüzlerindeki deriler dökülür öyle ki birisi onların yanından geçse yüzlerindeki derinin üzerindeki onları

işaretlerden

tanır.

Cehennem

ehli zakkum ağacından yedikten sonra susar ve onun için talepte bulunur, bunun üzerine ona irin gibi bir su verirler,

suyu

ağızlarına

aldıklarında onun sıcaklığından

onların

yüzleri

pişer, iç bağırsakları erir, bağırsakları ve derileri düşer halde yürürler. Daha sonra onlara demirden gürzlerle vurulur,

gibidir. Uyluğu el-Beyda – bir dağ ismidir- gibidir,

vuruşların şiddetinden azaları önlerine düşer.

ateşte oturduğu yer Kadid ile Mekke arasındaki mesafe

Bunun üzerine çığlıklar atmaya başlarlar.” (5)

kadardır. Derisinin kalınlığı el- Cibar ziraıyla kırk ziradır.” Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu bildirdi: “Kıyamet günü kâfirin dişi Uhud dağı gibidir, bacağı el- Beyda-bir dağ ismidir- gibidir, uyluğunun ateş içinde kapladığı yer üç günlük yol olup Rabza-yer ismidir- kadardır. ”(2) dergi.nebevihayatyayinlari.com

Ateş Ehli’nin İçeceği Allah’u Teâlâ Kur’anı Kerim’de şöyle buyurur:

“Üzerine de kaynar su içeceksiniz”. (6) Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?” (7) “Orada ne RECEP 1436

29


bir serinlik ne de içilecek bir şey tadarlar. Yalnız kaynar su ve irin içerler.”

(8)

(Onlara cevap verilir.) Buyuracak ki: Yıkılın içerisine! Bana da söz söylemeyin! ( 15)

“İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tat-

Cehennem Ehli, Ölüm Kesilip Yok Olana Kadar

sınlar. Ve daha başka çeşit çeşit azap vardır.

Ricada Bulunurlar

(9)

Ebu Ümame radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in “Orada kendisine irinli su içirilecektir. Onu yu-

dumlamaya çalışacak.”(10) ayetleriyle ilgili şöyle dediğini bildirdi: “Bu suyu ağzına yaklaştırır ve yudumlar, suyu yaklaştırınca su onun yüzünü kavurur ve başının derisi düşer. Suyu içince bağırsaklarını param parça ederek makatından çıkar. Allah’u Teala şöyle buyurur: “Onlara, bağırsakları parça parça

eden kaynar su içirilir”.

(11)

Eğer feryad edip

yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!”

(12)

Cehennem ehli ölüm kesilip yok olana kadar kurtuluş için yalvarırlar; ölüm yok olduktan sonra onları umutsuzluk kaplar. Hasretleri ve üzüntüleri büyümeye başlar. Ebu Said el-Hudri’den rivayet edildiğine göre peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Ölüm siyah beyaz bir koç şeklinde cennet ve cehennem arasına getirilip denilir ki: “Ey cennet ehli bunu tanıyor musunuz? Boyunlarını uzatarak bakarlar ve şöyle derler: “Evet bu ölümdür” sonra denilir ki: “Ey cehennem ehli bunu tanıyor musunuz? Başlarını uzatırlar ve şöyle derler: “Evet bu ölümdür.” Sonra kesilmesi için emir verilir, sonra denilir ki: “Ey cennet ehli artık sonsuz yaşam

Tirmizi, Edu Derda yoluyla Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle dediğini bildirdi: “Cehennem ehli acıkınca azaplandırılmaları durdurulur ve yemek isterler, onlara dikenden ne doyuran ne de besleyen bir yemek verilir, sonra tekrar yemek isterler. Bu defa onlara boğaza takılıp geçmeyen bir yiyecek verilir. Bunun üzerine dünyadayken böyle durumlarda su içtiklerini hatırlarlar ve su isterler. Onlara demir çubuklarda kaynar su verilir, bu su yüzlerine yakınlaş-

var ölüm yoktur. Ey cehennem ehli artık sonsuz yaşam var ölüm yoktur.” Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şu ayetleri okudu: “Ey Muhammed! Onları

o hayıflanma ve pişmanlık günü hakkında uyar. Hani o gün onlar hala gaflet içinde yüzüp inanmazlıklarını sürdürürlerken haklarındaki hüküm kesinleşiverir.” (16) -------------------------

tırıldığında yüzleri pişer, karınlarına ulaşınca karınla-

1. Müsned, İmam Ahmed, 8145

rındakileri koparır.

2. Tirmizi, 2578. Hadis hasen gariptir.

Bunun üzerine (cehennemlikler birbirine) cehennem bekçisini çağırın derler. Bekçiler de diyecekler ki: Peygamberiniz apaçık deliller getirmediler mi? Onlar: Evet diyecekler. (Bekçiler) diyecekler ki: Şimdi siz dua edin. Kâfirlerin duası - ne olursa olsun -boşunadır.

(13)

(Cehen-

3. Duhan: 43-46 4. Saffat: 62-65 5. İbn Kesir 5/311 6. Vakıa: 54 7. Muhammed: 15 8. Nebe: 34-35 9. Sad: 57-58

nemlikler birbirilerine) cehennem bekçisi ma-

10. İbrahim: 16-17

liki çağırın ve şöyle derler: ”Ey malik rabbin

11. Muhammed: 15

hakkımızda(ölümle) hüküm versin. (cehennem bekçisi malik) sizler muhakkak böyle kalacaksınız diyecek. (14) Bunun üzerine (cehennemlikler birbirlerine) rabbinize dua edin. Rabbinizden

12. Kehf: 29, Tirmizi; 2583 13. Mü’min: 50 14. Zuhruf: 77. 15. Mü’minün: 107, Müsned İmam Ahmed; 22285, Tirmizi; 2583 16. Meryem: 39, Buhari; 4730, Müslim; 2849

daha merhametli kimse yoktur. Derler ki: Rab-

bimiz bizi buradan çıkar. Eğer bundan sonra bir daha dönersek şüphesiz biz zalim kimseleriz.

30

RECEP 1436

Not: Konuyla alakalı geniş bilgi için İbn Recep el-Hanbelinin (CEHENNEM EHLİNİN CEHENNEMDEKİ DURUMLARI) adlı kitabına bakınız. (Polen Yayınları)

O’nun İzinde...


ALİ YÜCEL

Hadis-i Serif sallallahu aleyhi ve sellem

ANAM-BABAM SANA FEDA OLSUN EY ALLAH’IN RASÛLU

‫بأبي أنت وأمي ال تشرف يصبك سهم من سهام‬ ‫القوم نحري دون نحرك‬ dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

31


E

şyalar maddi görünümleri ile var kabul edilseler de gerçek değerlerini; mahiyet ve muhtevalarından, içlerinde barındırdıkları cevher ve özden alırlar. Bu cevher ve öz bulunmadığında o eşya görüntü olarak var olsa da hükmen yok gibidir. Sözgelimi insanoğlu bedeni ile varlık âlemini meşgul etse de ruh denilen cevher kendisinden çekilip alındığında vazifelerini ifa edemeyecek ve işlerini yapamayacak hale gelir. Yine kâfirlerin gözleri var olmasına vardır ve dünyadaki işlerini bu gözleri ile sürdürmektedirler lakin hakikate bakış açılarından dolayı Yüce Rabbimizin buyruğu gereğince kördürler. Bedenlerinde kalp diye adlandırılan bir tutam et parçası taşıyor olmalarına rağmen Allah azze ve cellenin dinine yaklaşımlarından dolayı anlayışsız ve kavrayışsız kimselerdir kâfirler. Bizleri kendisine kul yaratarak ikramda bulunan Rabbimizin emrettiği ibadetlerde de durum farklı değildir. Zira bir takım kimseler şekil olarak bu ibadetleri yerine getiriyor gözükseler de bizzat o ibadetleri emreden Allah celle celâluhun “Yazıklar olsun…” îtap ve kınamasına maruz kalabilmektedirler. İbadet görüntü olarak bazı şekillerden ibaret olsa da, ibadete gerçek değer kazandıracak olan bünyesinde barındırması gereken samimi niyet ve ihlâstır. “İhsan Şuuru” dediğimiz bu cevherden yoksun olarak îfa edilmeye çalışılan ibadetler, şeklen var olsalar bile kıyamet günü âlemlerin Rabbinin huzurunda hükmen vebal olabileceklerdir.

masına sebep olan bir takım etkenler bulunmaktadır. Mesela bir kavram ve konu hakkında sürekli konuşarak o kavramın gereği olan ameli, şeriatın sınırları çerçevesinde yapmamak bu etkenlerden biri olabilmektedir. Bir takım kimseler sürekli “zikir” kavramından bahsederken “zikirsiz” olabildiği gibi öte yandan zikir çekerken şer’i çerçeveye dikkat etmeyen bazıları da “astronomik zikir hastalığı”na ve sadece şeriat sahibinin konuşabileceği alanlara müdahale etme sıkıntısına düşebilmektedirler. “4444 defa şunu söylersen şu olur”, “444 kere şöyle dersen bu olur” gibi özellikle dünyalık değerler biçerek yapılan yönlendirmelerin, zikir esnasında zikrin ruhu olan sükûnet yerine ritim tutma gayretlerinin varlığından haberdar oluşumuz ne söylemek istediğimizi en yalın haliyle anlatmaktadır.(1) “Cihad” kavramını sürekli dillendirerek gereği gibi davranmamak pekâlâ bu kavramın mahiyetini ve ruhunu öldürebilecektir. Tıpkı her daim başkalarını yargılama gayreti ve çabası içersindeki “tekfir hastalığına” yakalanmışların belli bir süre sonra sınır tanımaz bir halde bu kavramı nefislerinin her istediklerine kullandıkları gibi. “Bidat” kavramını ayyuka çıkararak bidatin dik alasını yapanları da müşahede ediyor olmamız ne söylemek istediğimizi en bariz şekilde ortaya koymaktadır sanırım. Kısacası, dine ait olanı dinin çerçevesinde ve onun nassları doğrultusunda değerlendirmezsek bu, din ile alakalı ciddi sıkıntılara ve amansız hastalıklara neden olabilecektir.

Allah azze ve cellenin inzal buyurduğu bütün dinlere yapılacak olan en büyük darbe, bu dinlerin bir takım şekillerine olması gerekenden fazla değer vererek asıl maksat olan dinin ruhunu ve ana mahiyetini göz ardı etmektir. Yahudi ve Hıristiyanların bizzat kendi dinlerine neler yaptıklarını Kitab-ı Mübin, sünnet-i seniyye ve tarih bizlere haber vermektedir. Asıl maksadı Allah’a kulluk ve O’na ibadet etmek olan insanlar, ibadetlerin yerine tören ve merasimleri yerleştirmeye başladıklarında din asli mecrasından kaymış ve ifade yerindeyse ruhunu kaybeder olmuştur. Dinin ve din ile ilgili olan şeylerin ölmesine, ölmese bile asli mecrasından çıkarak farklı bir boyut kazan-

Dinin veya din ile alakalı olan şeylerin bozulmasına ve ruhunu kaybetmesine sebep olan etkenlerden biri de; ibadetlerden çok tören, cemiyet ve merasimlere önem vermektir. Müntesibi olmakla iftihar ettiğimiz İslam, baştan sona ibadetlerle örülüdür ve günün her anında yerine getirilebilecek bir ibadetimiz muhakkak vardır. Yani dinimiz ibadet dini olup törene ihtiyaç bırakmayacak kadar sevap kazanabileceğimiz alanlar sunmuştur bize. Din adına yapılan tören, kutlama, cemiyet, merasim vb. şeylerde yapılan teşhir ve reklam, bu eylemleri gerçekleştirenlerin düşünce yapılarına uygun olarak icra ettikleri programlar zaman geçtikçe tedavisi mümkün olmayan amansız has-

32

RECEP 1436

O’nun İzinde...


talıklara kapı aralayabilecektir. İbadetten yoksun, TV programlarıyla geçiştirilen “Kadir Geceleri”, “direkler arası eğlencelere” kurban edilen “Ramazan Akşamları”, ses-seda gösterisine dönüştürülen “Ramazan Kıyamı-Teravihleri”, turistik gezi gibi değerlendirilen “hac-umre” ve bunlar dışındaki başka başka uygulamalar neden bahsettiğimiz hakkında fikir verecektir sanırım. Hz. İsa’yı sevdiğini söyleyenler onun doğumunu bir kutlamaya dönüştürmüşler ve neticede Allah azze ve celle tarafından peygamber olarak gönderilen İsa aleyhisselam dışında farklı bir İsa tasavvuru meydana gelmiştir. Belki ilk etapta samimi niyetlerle icra edilen bu merasimler daha sonraları Hz. İsa’nın gönderildiği hakikatlerin tam tersi bir hüviyet kazanır olmuştur. Son zamanlarda bir furya haline dönüşen “Kutlu Doğum” isimli etkinlikleri yapanların samimiyetlerini sorgulayacak durum ve konumda değiliz, icra edilen bu kutlamaların hükmü konusunda da işin erbabı olan rabbani ilim adamları gerekli fetvaları vermek durumundadırlar. Şu kadar var ki, daha çeyrek asır geçmeden geldiği noktayı görünce birkaç asır sonra bu tür etkinlik, kutlama ve törenlerin gelecek kuşaklar arasında nasıl değerlendirileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. İslam dininin önemsediği hususlardan olan biat meselesinde bile eline kadın eli değdirmeyen Hz. Peygamber aleyhisselamın adına tertip edilen tören ve kutlamalarda ergen kızlara, İslam’ın tasvip etmeyeceği kılık-kıyafetle kadın-erkek karışık ortamlarda solistlik yaptırılması bu işin şu an için geldiği noktalardan sadece bir tanesidir. Dünya zalimlerinin sebep olduğu şiddet sarmalının neticelerinden biri olan hümanizm dinine Hz. Peygamber aleyhisselam’ın alet ediliyor olması da meselenin bir başka boyutudur.

kazanmış oluruz. Onun adına tertip edilen her hangi bir programda onun sünnetine ve yaşantısına uygun olmayan davranışları “samimi niyet” gerekçesinin de temize çıkaramayabileceğini de göz önünde bulundururuz. Bugünün müslümanları olarak, sevmek zorunda olduğumuz Resulullah aleyhisselamı nasıl seveceğimizin en sade yolu sahabe efendilerimizden bizlere miras olarak kalmıştır. Onlar Resulullah’ın doğumu ve ölümünden çok yaşantısı ve davasını dert edinmişler ve bu doğrultuda hayat sürmeye çalışmışlardır. Resulullah aleyhisselam, onların bu davranış ve sevgilerinden razı olmuş ve bize onları örnek ve misal olarak göstermiştir. O mübarek neslin en güzide insanı olan Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhunun hayatından sunacağımız şu iki kesit, “sahabede peygamber sevgisinin” ne derece yüksek

İbadet görüntü olarak bazı şekillerden ibaret olsa da, ibadete gerçek değer kazandıracak olan bünyesinde barındırması gereken samimi niyet ve ihlâstır. “İhsan Şuuru” dediğimiz bu cevherden yoksun olarak îfa edilmeye çalışılan ibadetler, şeklen var olsalar bile kıyamet günü âlemlerin Rabbinin huzurunda hükmen vebal olabileceklerdir.

Bizler müslüman olarak herhangi bir şey Peygamber Efendimizle alakalı olduğunda ona muhabbet besler ve severiz zira bu, imanımızın gereğidir. Şunun da farkındayız ki, muhabbet beslediğimiz âlemlere rahmet Muhammed Mustafa aleyhisselamın sadece bir yönüne değil hayattaki bütün yönlerine dikkat çekerek ve her alanda onu rehber edinmeye çalışarak gerçek ümmet kimliği dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

33


ve yüce olduğunu ispat etmeye yetecektir. Kıssalardan ilki siyer ve İslam tarihi kaynaklarında şu şekilde kaydedilmektedir. “Resulullah’ın kırka yakın kişiden oluşan ashabı bir araya gelince Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu açık davette bulunması için Peygamber Efendimize talepte bulundu. Hz. Ebu Bekir, isteğinde

Dinin veya din ile alakalı olan şeylerin bozulmasına ve ruhunu kaybetmesine sebep olan etkenlerden biri de; ibadetlerden çok tören, cemiyet ve merasimlere önem vermektir. Müntesibi olmakla iftihar ettiğimiz İslam, baştan sona ibadetlerle örülüdür ve günün her anında yerine getirilebilecek bir ibadetimiz muhakkak vardır. Yani dinimiz ibadet dini olup törene ihtiyaç bırakmayacak kadar sevap kazanabileceğimiz alanlar sunmuştur bize. Din adına yapılan tören, kutlama, cemiyet, merasim vb. şeylerde yapılan teşhir ve reklam, bu eylemleri gerçekleştirenlerin düşünce yapılarına uygun olarak icra ettikleri programlar zaman geçtikçe tedavisi mümkün olmayan amansız hastalıklara kapı aralayabilecektir.

ısrar etmeye devam etti. Bu olay akabinde Resulullah aleyhisselam, İslam’ı açıkça anlatarak insanları Allah’ın dinine davet etmeye başladı. Diğer müslümanlar da Kâbe’nin etrafına dağılarak kendi aşiretlerinin yanına gittiler. Hz. Ebu Bekir ayağa kalkarak insanlara hitap etti ve onları müslüman olmaya davet etti. O, Allah’a ve Resulüne davet eden ilk hatiptir. Bu konuşma üzerine müşrikler Hz. Ebu Bekir’e ve müslümanlara saldırdılar, mescidin her tarafında müslümanları şiddetli bir biçimde dövdüler. Hz. Ebu Bekir ayaklar altında çiğnendi ve kötü biçimde dövüldü. Fasık Utbe b. Rabia kendisine yaklaşıp vurmaya başlamış ve yüzünü-gözünü ciddi bir biçimde yaralamıştı. Daha sonra hızını alamayan bu müşrik üzerine çıkarak sıçramaya da başlar. Öyle ki, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhunun yüzünü tanınmaz hale getirir. O esnada Hz. Ebu Bekir’in kabilesi olan Beni Temim kalabalığı yararak gelince müşrikler uzaklaşırlar. Durumunun ciddiliğinden ötürü Temimoğulları bir çarşafın içerisinde taşıdıkları Ebu Bekir’in öleceğini düşünüyorlardı. Kendi kabilelerinden olan birisinin bu hale düşmesi hoşlarına gitmemiş ve kabilecilik zihniyeti ile Mescid-i Haram’da şu şekilde seslenmeye başlamışlardı: “Ebu Bekir’e bir şey olursa biz de Utbe b. Rabia’yı öldürürüz.” Babası Ebu Kuhafe ve aşiretinden olan diğer bazı kimseler Hz. Ebu Bekir’in ayılması için kendisi ile konuşsalar da o, ancak gün sonunda kendine gelip konuşabilmiş ve dudaklarından dökülen ilk sözcükler “Resulullah ne yaptı, durumu nasıl?” sözleri olmuştur. Bu durumdan hoşlanmayan aşireti Hz. Ebu Bekir’e öfkelenmiş ve annesine “Ona şimdilik yiyecek-içecek hiçbir şey verme” diye tenbihte bulunmuşlardı. Annesi ile yalnız kaldığında annesinin konuşturma çabalarına da verdiği ilk tepki, “Resulullah ne yaptı, durumu nasıl?” sorusunu sormak olmuştur.” Can derdindeyken cananı sormak, sevginin edebiyatını yapmak yerine sevdiği için fedakârlık yapmak. İşte Ebu Bekir buydu, peygamber sevgisi de böyle olurdu. Allah’ın rahmeti her daim Ebu Bekir ile olsun, Mecusi torunlarının burunları yerde sürtülse bile! Sahnenin bundan sonrasında Hz. Ebu Bekir’in Resulullah sallallahu aleyhi ve

34

RECEP 1436

O’nun İzinde...


selleme olan muhabbetiyle beraber başka bir Peygamber hayranının Resul-ü Ekrem için gösterdiği gayrete de tanıklık ediyoruz.

güç yetiremeyeceğimiz cehennem ateşinde bir

“Annesi onunla yalnız kalınca kendisini konuşturmaya çalıştı ve o yine “Resulullah ne yaptı” dedi. Annesi “Vallahi, benim arkadaşın hakkında hiçbir bilgim yok” deyince, -“Hattab’ın kızı Ümmü Cemil’e git ve onun durumunu kendisine sor” dedi. Bunun üzerine annesi kalkıp Ümmü Cemil’e gitti ve –“Ebu Bekir sana Muhammed b. Abdullah’ı soruyor” dedi. O ise “Ben ne Ebu Bekir ne de Muhammed b. Abdullah’ı tanırım ama seninle oğlunun yanına gitmemi istersen giderim” dedi. O “Evet isterim” deyince, onun yanına gitti. Ebu Bekir’e ulaştıklarında onu baygın bir halde buldular. Ümmü Cemil ona yaklaşınca bir çığlık attı ve “Vallahi bir topluluk bunu sana fısk ve küfür ehlini razı etmek için yaptı. Dilerim Allah bunun intikamını onlardan alır” dedi.

sanın cehennem çukurlarından kurtulmasına ve-

Ebu Bekir “Resulullah ne yaptı?” diye sordu. Ümmü Cemil “Annen bizi dinliyor” deyince, “Ondan sana bir zarar gelmez” dedi. Bunun üzerine Ümmü Cemil “O iyi, bir şeyi yok” dedi. Ebu Bekir bu kez “Nerede” diye sordu. Ümmü Cemil “İbnü’l-Erkam’ın evinde” diye cevapladı. Ebu Bekir onlara “Vallahi Resulullah’a gidene kadar ne yiyeceğim ne de içeceğim” dedi. Onlar insanlar ortalıktan çekilene kadar onu beklettiler ve kimse kalmayınca kendisini iki tarafından tutarak Resulullah’ın yanına götürdüler. Resulullah kendisini görür görmez ona sarıldı ve kendisini öptü. Oradaki müslümanlar da ona sarıldılar. Resulullah ona çok şefkat gösterdi. Ebu Bekir kendisine “Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah, benim bir şeyim yok sadece o fasık yüzümü yaraladı. Bu benim annem Berrâ, sen mübareksin, onu Allah’a davet et ve ona dua et. Belki senin vesilenle ateşten kurtulur” dedi. Resulullah ona dua etti ve onu Allah’a davet etti. O da müslüman oldu.” (2) Ateşte ve yangında kalmayı istemeyiz hiç birimiz. Ailemizin, yakınlarımızın ve akrabalarımızın da ateşlerde, yangınlarda kalmasından hoşnut olmayız. Dünyadaki akıl ve zihnimizle tasvirine dergi.nebevihayatyayinlari.com

akrabamızın olması hiç de hoşumuza gidecek bir durum değildir. Üstün gayretleriyle birçok insile olan Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu, ne kadar gayret gösterip çaba sarf etse de, olanca gücüyle çırpınsa da en yakınlarından olan babası Ebu Kuhafe, İslam ile yirmi yıl boyunca şereflenememişti. Babasının hicretin sekizinci yılında hidayete nail oluşunda bile Peygamber sevgisini, Peygamberin sevincini kendi sevincine tercih etmeyi en ibretlik sahnelerle sunmuştur bize Ebu Bekir radıyallahu anhu. Olayı siyer ve tarih kitaplarımız şu şekilde aktarırlar. Saçı-sakalı ağarmış, gözleri kör olmuş ihtiyar Ebu Kuhafe’yi karşısında gören Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, her daim destekçisi olan Hz. Ebu Bekir’e “İhtiyarı buralara kadar yormasaydın da biz ona gitseydik” buyurdu. Bunun üzerine Resulullah aleyhisselam için her türlü tehlikeyi göze almış ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış olan sıddıkiyet makamının şahı “Asıl o sana gelmelidir ya Resulallah” dedi. Babası biat etmek için elini uzattığında ağlamaya başlayınca “Niçin ağlıyorsun ey Ebu Bekir?” diye sordu iki cihan güneşi. Sorunun cevabı gerçekten Peygamber sevgisini en derinden hisseden bir yüreğin cevabıydı: “Şu anda babamın yerine senin amcan Ebu Talib’in biat etmek üzere elini uzatması ve böylece Allahın seni sevindirmesi daha çok hoşuma giderdi. Öyle olmadığı için ağlıyorum.” (3) -------------------------

1. Bu söylenilenlerden, zikir ile alakalı yanlış sonuçlar çıkarılmamalıdır. Zira yaptığı teşhislerden dolayı doktoru hastalığın sebebi görmek insaflı bir tutum değildir. 2. İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-nihâye 3/29-30. 3. Heysemi, Mecme’u’z-zevâid 6/174.

RECEP 1436

35


GÜNDEM GÜN D EM EM ND GÜ GÜ

M GÜNDEM G NDE ÜN GÜ DE M EM

GÜNDEM G ÜN EM DE ND Ü M G

gündem NEDİM BAL

DEM GÜNDE M GÜN GÜ EM ND ND

R

E İSL

Karışık Bismillahirrahmanirrahim

T Yahudilerin, İngilizlerin ve yerli ittihat terakki soysuzlarının, Sultan ikinci Abdülhamid’i yönetimden uzaklaştırabilmek için; isyan ve kalkışma hareketlerini başlattıkları meydan ile bugünkü hükümet karşıtı güçlerin hükümeti devirmek amacıyla başlattığı isyan ve kalkışma hareketlerinin aynı meydan olması nasıl bir rastlantı değilse; son zamanlarda yaşanan olaylarda aynı şekilde bir rastlantı değildir. (Bugünkü Gezi Parkının Osmanlı dönemindeki ismi, Topçu kışlası idi)

ürkiye’nin geçen ay en önemli gündemi hiç şüphesiz üç gün içerisinde meydana gelen seri olaylardı. Bu seri olayların neler olduğunu tekrar hatırlayalım: 1. Elektrik Kesintisi Türkiye’nin birçok ilinde aynı anda meydana gelen ve hayatı felç eden elektrik kesintisi, elektrik enerjisiyle üretim yapan Sanayi’yi olumsuz etkiledi. Metro ve tramvay ulaşımları durdu. Trafik sinyalizasyonları çalışmadı. Su pompaları ve kombiler çalışamadığı için önce evler soğudu akabinde sular kesildi. İşin tuhaf tarafı; aynı anda Türkiye’nin dört bir tarafında gerçekleşen bu arızanın nereden kaynaklandığı tam olarak izah edilemedi. Ya da bu işi yapanların amaçladığı gibi, toplumun üzerinde korku ve endişe havasının hâkim olmaması için olayın gerçek sebebi gizlendi.

36

RECEP 1436

O’nun İzinde...


2. Savcının Öldürülmesi

4. Futbol Kulübü Otobüsüne Saldırı

Elektrik kesintisinin olduğu saatlerde İstanbul

Bu olaylardan iki gün sonra Türkiye’nin meşhur

adliyesinde bir nevi siyasi davaya dönüşen Berkin Elvan davasına bakan, savcı Mehmet Selim Kiraz önce rehin alınıyor daha sonra tabiri caizse şov yapılarak öldürülüyor. Saldırıda öldürülen

kulüplerinden birinin takım otobüsüne silahlı saldırı düzenlendi. Uluslararası tanınmış futbolcularında olduğu otobüs büyük bir faciadan kurtuldu. Eğer istenildiği gibi bir netice olsaydı bu olay uluslararası gündeme oturacak ve hükü-

savcı Mehmet Selim Kiraz kısa bir süre önce

met üzerinden birçok spekülasyon yapılacaktı.

hükümet tarafından yeni atanmış ve bu olayın

Olayın ilerleyen günlerinde ortaya çıkan ipuçları;

arkasındaki gerçek faillerin kimler olduğu noktasında ciddi ilerlemeler sağlayan, mütedeyyin kimliği ile bilinen bir savcıydı. Güya Berkin davasının aydınlatılmasını isteyenler(!!!) bu davayı aydınlatma yolunda hayli ilerleme kaydeden savcıyı öldürüyorlar. Bu büyük çelişki, soru işareti olarak zihinlerde yer etti bile. Anlaşılan o ki; bu davanın aydınlatılmasını istemeyen devlet içindeki derin/ paralel yapılanmalar ile bu davayı gündemde tutarak propaganda yapmak ve örgüt elemanlarını zinde tutmak isteyen solcu devrimci yapılanmalar işbirliği içerisinde.

saldırıyı düzenleyenlerin güçlü bir istihbarat ve profesyonel bir ekiple ancak bu işi yapabileceğini ortaya koyuyor. Üç gün içerinde yaşanan bu dört olayda, uluslar arası arenada ses getirecek ve hükümeti güvensizlik ve kaos bunalımına itecek türden olaylardı. Yaşanan bu olaylarda kimlerin, kimlere ne mesaj verdiği ortadadır. Birileri ”biz istediğimiz zaman, istediğimiz her şeyi yapacak güçteyiz. Aklınızı başınıza alın” mesajı vermiştir. Bu çapta geniş ve etkili eylemler dizisinin sadece ülke içindeki hükümet karşıtı güçlerin mahareti, gücü ve aklıyla başarılabilmiş olması pek mümkün gözükmemektedir.

3. İstanbul Vatan Emniyete Saldırı Bu olayların ertesi günü İstanbul’daki vatan emniyet binasına güpe gündüz kaleşnikoflu saldırı yapılıyor. Saldırı için vatan emniyet binasının

Yerli malı üretimlerin!! Kendilerini koruyup kollayacak sahipleri olmaksızın bu kadar cesaretle saldıramayacağı ortadadır. Tarihi tecrübeler; hangi taşın altını kaldırırsak kaldıralım orada muhakkak bir İngiliz ve Yahudi fitnesini bulacağımızı ispat ediyor. Dolayısıyla şuan; hem ülke

seçilmesi çok önemli. Çünkü Amerika için pen-

içi hem ülke dışı dinamiklerin birlikte çalıştığın-

tagonun nasıl sembolik bir değeri varsa, aynı

dan bahsetmek zor bir tespit olmaz.

şekilde İstanbul vatan emniyetinde sembolik bir

Yahudilerin, İngilizlerin ve yerli ittihat terakki

değeri var. Saldırının yöntem ve şekline bakıldı-

soysuzlarının, Sultan ikinci Abdülhamid’i yöne-

ğında karşı tarafa büyük bir zayiat vermek amaç-

timden uzaklaştırabilmek için; isyan ve kalkışma

lı olmadığı gözüküyor. Zira öyle olsaydı, canlı

hareketlerini başlattıkları meydan ile bugünkü

bomba veya başka bir yöntem kullanılabilirdi. Emniyet binasına girilip, onlarca polisin öldürülemeyeceği bilindiği halde, tek bir kişinin, muhtemelen tek şarjörle yaptığı bu saldırı her yönüyle prestij/itibar saldırısıdır. dergi.nebevihayatyayinlari.com

hükümet karşıtı güçlerin hükümeti devirmek amacıyla başlattığı isyan ve kalkışma hareketlerinin aynı meydan olması nasıl bir rastlantı değilse; son zamanlarda yaşanan olaylarda aynı şekilde bir rastlantı değildir. (Bugünkü Gezi Parkının Osmanlı dönemindeki ismi, Topçu kışlası idi) RECEP 1436

37


Türkiye’de ve Dünyada eş zamanlı olarak büyüsasyonel olayın akabinde, hükümetin; malum şahsa ait bilgi ve belgelerin bir kısmını el altından yen, aklın izah edemeyeceği şekilde her ülkede basına sızdırdığı da bir gerçek. Basına sızan bu kabul görüp etkin bir konuma yükselen, bürokbelgelerin resmi makamlar arasındaki yazışmalar ratlardan devlet adamlarına hatta Papa’ya kadar olması bu gizli belgelerin resmi kaynaklar tarageniş bir nüfuz sahibi olan, papa Jean Paul’a 1998 fından sızdırıldığının bir işareti. tarihinde mektup yazarak “Papa 6.paul hazretleri taraTam bir satranç oynanıyor. Bu coğrafya da adamı rahat bıfından başlatılan ve devam Peki, neydi o belgelerde var rakmazlar. Eğer bu ülkeyi; yıllaretmekte olan; Dinlerarası ca kendinden bildiğin Müslüman olan? Bazılarının bedduacı hoca, diyalog için papalık konseyi kılıklı hahamlar, papazlar, mason- bazılarının diyalogcu hoca, bazımisyonunun bir parçası ollar, dönmeler, hainler yönetmiş- larının da kurtarıcı mehdi gözüymak üzere burada bulunuyose, bu alçakların toprağa göm- le baktıkları kişinin, MASON OLruz. Bu misyonun tahakkuk dükleri fitne mayınları bir günde DUĞUNA dair belgeler. Aslında edişini görmeyi arzu edibu iddialar bazıları için hiçte temizlenmez. yoruz. En aciz şekilde hatta şaşırılacak ve hayret edilecek bir biraz cüretle bu pek kıymetli iddia değil. Çünkü “İslam’ın temel akidesi olan hizmetinizi(!!) icra etme yolunda en mütevazi (1) Kelime-i Tevhit inancını kökünden sarsıp bozan, yardımlarımızı sunmak için size geldik” diAllah’a açıkça şirk koşan Yahudi ve Hristiyanyen malum şahsın güdümündeki yapılanmanın, ların (2) hakiki tevhit ehli olduklarını söyleyen, devlet içindeki etkin unsurları ile özellikle İngiliz istihbaratı MI6’nın kontrolündeki DHKP-C ve Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğini kabul benzeri devrimci sol örgütlerin aktif eylemci etmenin şart olmadığı, bu yüzden inkâr etseler unsurlarının ortak hareket ettiği şüphesi artık bile ehli kitabın kâfir sayılamayacaklarını, onlara şüphenin de ötesine geçerek bir hakikat olarak rahmet bakışıyla bakılması gerektiği (3) amentükarşımızda durmaktadır. de, ehli kitap ile ittifak halinde olduklarını dillendiren,(4) hedeflerine ulaşabilmek için her yolun Hükümetin elinde Gülen ve ekibine yönelik pek meşru olduğunu söyleyerek Allah’ın kesin haram çok bilgi, belge ve dosya olduğu biliniyor. Bu kıldığı hususlarda bile rahatça fetva veren, başta eldeki bilgi ve belgelerin aynı anda ortaya dökülAmerika ve İsrail olmak üzere tüm emperyalist mediği de aşikâr. ülkelerin desteğini arkasına alan bu kişinin ve etrafındaki çekirdek kadronun başka türlü olmaTürkiye’yi sarsan ve hükümeti aciz konuma sı düşünülemezdi zaten”. düşürerek zayıflatmayı amaçlayan bu dört san-

38

RECEP 1436

O’nun İzinde...


Bu görüşte olanların haklı olup olmadıkları Allah’ın huzurunda bir gün ortaya çıkacak. Bizler insanların kalbini yarıp içindekilere bakamayız. Fakat onların ağızlarından dökülen sözlerden, hal ve hareketlerinden ne oldukları da belli olur Allah’ın izniyle. Bu arada şunun altını çizerek önemle belirtmek isteriz: Allah rızası için bu cemaate katılan, fakat

Bu Coğrafyada Rahat Yüzü Yok Türkiye’yi sarsan her büyük olaydan önce, İngiliz ve Alman istihbaratçıların ortalıkta cirit atmasına artık alıştık. Tüm bu olayları parçacı mantık ile değil de, bütünsel olarak değerlendirdiğimizde; devletin zirvesini ele geçirme noktasında kıyasıya bir savaşın olduğu rahatça görülebilir.

cemaatin içindeki karanlık ilişkilerden ve yapı-

Eğer siz, Orta Doğu, Asya, Afrika enerji havzala-

lardan haberdar olmayan, samimi, ihlaslı, gay-

rının Kıta’lar arası geçiş noktasını elinde bulun-

retli, İslami ve aile yaşantısı gayet düzgün, helali haramı bilen nur yüzlü pek çok sayıda Müslüman kardeşimiz var. Bu kardeşlerimiz yıllardır İslam’a hizmet gayesiyle, kendilerine çizilen hizmet dairesi içerisinde canhıraş bir gayret gösterdiklerine de şahidiz. Fakat bu kardeşlerimizin kendi dairelerinin dışında gelişen olaylardan haberdar olmaları mümkün değildir. Bu nedenle on yıl, yirmi yıl cemaat içerisinde olup ta kendi dairesi içerisinde hayırlı işler, salih ameller yap-

duran bir coğrafyada yaşıyorsanız, eğer siz F 16 savaş uçaklarının kalkış yaptığı andan itibaren 15 dk. içinde; İsrail’e, Avrupa’ya, Asya’ya, Afrika’ya ve Rusya’ya ulaşabilen bir coğrafyada yaşıyorsanız, eğer sizin üzerinde yaşadığınız toprakların BATISI; emperyalist Hristiyan Avrupa’nın haritası ve planları içerisinde, ülkenin DOĞUSU Siyonist İsrail’in haritası ve planları içerisinde ise; bu coğrafyada hiç bir zaman güç ve iktidar savaşı

maya çalışan kardeşlerimizin; o dairenin dışında

bitmez. Bu coğrafya da adamı rahat bırakmaz-

gerçekleşen kirli ilişkilerden haberdar olmayıp

lar. Eğer bu ülkeyi; yıllarca kendinden bildiğin

büyük bir sevgi ve sadakatle cemaati savunma-

Müslüman kılıklı hahamlar, papazlar, mason-

larını çok görmemek lazım. Bu nedenle cemaate

lar, dönmeler, hainler yönetmişse, bu alçakların

yapacağımız eleştirilerde kırıcı olmamak, ma-

toprağa gömdükleri fitne mayınları bir günde

sumlarla suçluları ayırmaya çalışmak ve hikmetle hareket etmek Müslüman davetçiler için olmazsa

temizlenmez.

olmazdır. Mesele üzüm yemekse bağcıyı dövme-

Peki, bu savaşın içinde biz nasıl bir tavır alma-

ye lüzum yoktur. Rabbim samimi niyetlerine

lıyız? Alt da kalanın canı çıksın mı demeliyiz?

hürmeten hakkı ve hakikati göstersin.

Umursamamalı mıyız?

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

39


Toprağa gömülen FİTNE mayınları tek tek patla-

Belki böyle bir nesil bugün bizim rahatça vere-

tıldığı zaman, bundan sende zarar görürsün baş-

mediğimiz cevapları verebilir! Ülke ve dünya

kaları da Müslüman kardeşim. O yüzden banane

Müslümanları ile ilgili sorunları dahi konuşurken

diyemezsin. Alt da kalanın canı çıksın diyemezsin. İlgisiz olamazsın.

birbirimizi anlamayacak derecede ön yargılarla ve sui zann’larla bakıyorsak birbirimize, bu soruların cevabını bizden daha hayırlı

Bu sebeple, ey Mücahit ve Muvahhit kardeşim! Neslini ve insanlarını dar ufukların ve basit meselelerin içine hapsetme. Etrafını, coğrafyasını, dünyayı ve tarihi bilen, neye niçin karşı olduğunun farkında olan, sözde değil özde ümmetçi olup kendi grubunun dışındaki Müslümanla-

Birileri ”biz istediğimiz zaman, istediğimiz her şeyi yapacak güçteyiz. Aklınızı başınıza alın” mesajı vermiştir. Bu çapta geniş ve etkili eylemler dizisinin sadece ülke içindeki hükümet karşıtı güçlerin mahareti, gücü ve aklıyla başarılabilmiş olması pek mümkün gözükmemektedir.

rın dertleriyle de dertlenen,

öfkesine rağmen; olayları değerlendirirken insaf,

herhalde!!! Ama şunu unutmayalım ki; her ne sebeple olursa olsun kulislerde söylenenlerle, topluma/tabana söylenen sözler farklı olduğu müddetçe bu ülkede İslami çalışmümkün gözükmüyor.

beşeri sistemlere karşı alması gereken muvahhitçe tavrı birbirine karıştırmayan, bir topluluğa olan

bırakmamız daha doğru olur

maların belli seviyelere gelmesi

tevhidi şuur ve bilincin gereği tavır ile hatalı Müslümanlara karşı alması gereken

olmasını arzu ettiğimiz o nesle

Allaha emanet olunuz. Es selamu aleykum. -------------------------

adalet ve hakkaniyet ölçüsünden ayrılmayan, ilke ve prensiplerine bilinçli bir şekilde sıkı sıkıya bağlı, kendine ve metoduna güveni tam olan, fakat başka yöntemlerle hareket eden Müslümanlarla konuşmaktan, zulme ve haksızlığa karşı ortak tavır almaktan, hayırda yardımlaşmaktan asla çekinmeyen, onurlu, çalışkan, ferasetli, ahlak sahibi bir nesil yetiştirmeye çalış.

40

RECEP 1436

1. “Papaya Mektup” ZAMAN gazetesinden alıntı 10.02.1998 2. Tevbe suresi 30 ayet, 3. F.Gülen’in Hoşgörü Ve Diyalog İklimi ve Küresel Barışa Doğru Kitabları 4. A. Şahin ZAMAN gazetesi 17.4.2000

O’nun İzinde...


HALİME YILMAZ

Nebevi Aile

BİR ANNENİN RABBİNE YAKARIŞI E

y hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, dua edenin

için girdiğim bu yolda attığım her adımın karşı-

duasına karşılık veren, âlemlerin sahibi,

lığı en az 100 adım oldu. Hak etmediğim halde

benim ve kendilerini Sana adadığım çocuklarımın

aldığım bu karşılığın önünde eziliyor acizliğim,

hakiki maliki Yüce Rab!

Sen olmadan bir hiç olduğumu, hiçbir şeyde

Dua edin, icabet edeyim, sığının koruyayım, Bana yönelin yol göstereyim buyuruyorsun. İşte bütün benliğimle dua ediyor, Sana sığınıyor ve Senden hidayet diliyorum. Çocuklarıma karşı kullanayım diye fıtratıma yerleştirdiğin iyi niyet ve şefkatin onları yetiştirmede yeterli olmadığını biliyorum.

muvaffak olamayacağımı itiraf ediyorum. Seni tanıyıp, Sana daha çok bağlanıp yönelmem için elimi tut ey sahibim! Efendim! Sen bırakırsan bu elleri, dünya dolusu insan tutsa ne yazar. Tüm âlem çocuklarımı eğitmemde bana yardımcı olmaya çalışsa Hanne’nin tertemiz, kirlerden arınmış yavrusu Hz. Meryem’e mürebbilik yap-

Çocuk yetiştirirken önce anne kendini tanımalı

tığın gibi onlara da sahip çıkmazsan ne fayda.

diyorlar. Ben inanıyorum ki Rabbini tanımayan

Onları Sana adadım. Sen kapına gelenleri geri çe-

kendini de tanıyamaz. Seni tanımak razı etmek

virmezsin. Onlarında mürebbisi Sen ol istiyorum.

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

41


Efendim! Sen bırakırsan bu elleri, dünya dolusu insan tutsa ne yazar. Tüm âlem çocuklarımı eğitmemde bana yardımcı olmaya çalışsa Hanne’nin tertemiz, kirlerden arınmış yavrusu Hz. Meryem’e mürebbilik yaptığın gibi onlara da sahip çıkmazsan ne fayda.

Senin o mükemmel dinin yeryüzüne hâkim olana

Evet, bu hayatı Sen bana yazdın. Beni böyle güzel

kadar Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca

gördün ve böylece benden razıysan ben bu ha-

misali en azından safını belli etmeye çalışırken,

yata sonuna kadar razıyım. Kabulleniyorum, sırf

çocuklarını ihmal eden ve vicdan azabını yaşayan

Senden geldiği için tebessüm ediyorum.

bir anne olarak sesleniyorum Sana! Bu yolda olmaktan asla pişman değilim. Bilakis kalbimin bir tek bu yolda sükûna erdiğini hissediyorum. Serzenişim kendime. Acizliğimi itiraf ediyor, kudretin yegâne sahibinin Sen olduğuna inanıyor ve bir tek Senden yardım diliyorum. Ben ümmetin çocuklarının derdini yüklenmişken ne olur Sende şu fakirin çocuklarına sahip çık. Onlara hidayet et! Dosdoğru yoluna ilet. Taşıdığım hata yüklerinin altında ezilirken evlatlarıma gösterdiğim hoşgörüsüzlüğü, Sen bana gösterme. Çünkü Sen el-Ğafur’sun. Affedersin, hoşgörürsün. Es-Sabur’sun. Beklersin, sabredersin. Ceza vermekte acele etmezsin.

Bir anneye en büyük eziyet ona annelik statüsünün verilmemesi diyorlar. Evet, o bir anneyse ailesi ve çocuklarıyla ilgili kararlar vermede bir otoritesi olmalı katılıyorum. Ama çevrem bu konuda anlayışlı davranmıyor ve beni anlamaya çalışmıyorlarsa Sen bana onları da anlayacak kadar kocaman bir yürek ver. Ver ki kendimi anlatayım derken yanlışa sapmayayım. Ver ki beni yakmaya gelenler kendilerini gül bahçesinde bulsunlar. Çocuk yetiştirirken anneye sürekli müdahalede bulunmak annenin annelik yapma becerisini zedeler diyorlar. Erkek çocuklarının öldürüldüğü bir dönemde kendi oğlunu firavunun sarayında emzirmek için adeta onların gözlerinin içine

Çocuk yetiştirmede yaşama sevinci, en önemli

bakan Hz. Musa’nın annesi geliyor aklıma. Ço-

faktörlerden diyorlar. Ben Senden başka, insanı

cuğun hiçbir şeyine müdahale edemeyen ama

yaşama sevincine iletecek bir sevgili, bir dost, bir

sadece kalbine verilen “onu nehre sal” ilhamıyla

sevda bilmiyorum. Senden uzaklaşınca yaşama

Rabbine tevekkül eden, sadece çocuğum iyi olsun

sevincimin de kalmadığını hissediyorum. Beni

yeter diyen bir annenin sabrını verende Sensin.

hayata bağlayan, yaşama sevincim!

Kerim olan Yüce Allah’ım! Kereminden beni de

Ey şanı yüce Rab! Senden uzaklaşınca düştüğüm

mahrum etme!

bunalımdan beni yine kurtaracak olan Sensin. Ha-

Annelik dünyanın en tatlı ama en zor mesleğidir

yatı, eşimi, çocuklarımı ve onlardaki eksiklikleri

diyorlar. Bazen insanın bu ağır annelik yükünün

Senin bana dilediğin kadarıyla kabullenmem bana

altında ezilip hüngür hüngür ağlayası geliyor.

ve çevreme, dünya ve ahiret huzuru getirecek bili-

Bazı işler vardır sıkılınca bırakabilirsin. Ama an-

yorum. Yüreğime “Senden gelen başımın üstünde

nelik öyle bir şey ki istesende bırakamazsın. Öy-

taçtır, benim için şereftir, mutluluktur” yaz. Ve

leyse düşünüyorum da Allah var, gam keder yok.

ne olur ölüm beni buluncaya kadar bunu silme.

Her çıkmaz sokağın ardında Rabbim takva sahip-

Çünkü bu Senin karşında hiçliğimi hissedip Senin

leri için, ondan gerçekten haşyet duyanlar için bir

yüceliğini anlamamda bana yardımcı oluyor.

çıkış yolu olduğunu vadediyor. Herkes vaadetti-

42

RECEP 1436

O’nun İzinde...


ğinden dönebilir. Ama O (c.c) asla. O halde Sana güvenip Sana dayanıyorum. Rabbim bu zor zamanlarımda yanımda ol ve bana yardım et. Çocukluk yıllarında görülen psikolojik ya da fiziksel şiddet görerek yetişmiş anneler maalesef kendi çocuklarına da şiddet uygular. Çünkü şiddetin psikolojik bulaşıcılığı vardır diyorlar. Ama ben bunun da çaresini Senin şerefli Rasulünde buldum. “Ahlakınızı güzelleştirin” diyor o şerefli peygamber. Bu süreçte bana en büyük yardım Senin yüce kitabını ve Rasulünün pak sünnetini okuyup ferahlamaktan geçtiğini biliyorum. Bunu bana hatırlatacak Mü’min kardeşlerimi çoğalt

ona destek olan Hz. Hatice gibi anlayışlı bir eşi

şanı Yüce İlahım!

verende, zamanı gelince alanda Sen, Hz. Meryem

Geçmişte yaşanılan hiçbir şeyden ötürü bütün bir ömür harap edilmemeli diyorlar. Bir anne geçmişte yaşadığı bir travmanın etkisiyle bazen çocuklarına öfkeli ve sabırsız olabiliyor. Bu ızdırabın acısını yaşayanı en iyi Sen bilirsin ey Alim olan Allah’ım! Tekrar tekrar aynı sıkıntıları yaşadığını hissedip öfkesine hakim olamayan anneye “abdest al, namaz kıl, mekan değiştir” reçetesini

gibi baba desteği olmadan oğlu Hz. İsa’yı büyütürken tek yardımcısı olan da Sen, baba desteği olduğu halde iman etmeyen Hz. Nuh’un oğlunun sahibi de Sen. Her şey Senden. Senden, Müslüman ümmetin gençlerine, daha anne baba olmadan çocuk yetiştirirken destek olacakları eşlerini seçme imkânı varken razı olduğun kişileri tercih etmelerinde yollarını açmalarını diliyorum.

Rasulullah (s.a.v) vasıtasıyla ulaştırmışsın biz-

Çünkü bizim bu konuda sarılacağımız tek sebep

lere. O reçeteyi sadece okuyarak şifa bulmaya

bu. Gereken sebeplere sarıldığımız halde üzeri-

çalışanlardan değil de çok zor olsada gücü nisbe-

mizdeki yükte yardımcı olacak desteğimiz yoksa

tinde kullanmaya çalışanlardan, sabredip kaza-

inanıyoruz ki bu aciz bedenimize Sen taşıyama-

nanlardan eyle!

yacağımız yükü yüklemezsin. Vardır bir bildiğin

Çocuk terbiyesi tek başına kaldırılabilecek bir yük

diyor ve sonucu Sana bırakıyoruz.

değildir. Burada ailenin özellikle babanın desteği

Eşi tarafından sevgisiz bırakılan bir annenin ço-

çok önemlidir diyorlar. Peygamberin yanında

cuğuna sevgi vermesi zordur diyorlar. Senden tek

Çocuk yetiştirirken anneye sürekli müdahalede bulunmak annenin annelik yapma becerisini zedeler diyorlar. Erkek çocuklarının öldürüldüğü bir dönemde kendi oğlunu firavunun sarayında emzirmek için adeta onların gözlerinin içine bakan Hz. Musa’nın annesi geliyor aklıma. Çocuğun hiçbir şeyine müdahale edemeyen ama sadece kalbine verilen “onu nehre sal” ilhamıyla Rabbine tevekkül eden, sadece çocuğum iyi olsun yeter diyen bir annenin sabrını verende Sensin. Kerim olan Yüce Allah’ım! Kereminden beni de mahrum etme! dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

43


Bendeki kibirden hardal tanesi kadar bile varsa, sök al onu ruhumdan. Çocuk eğitiminde empati (kendini onun yerine koyma) çok önemli, empati gücünü yitiren anne, annelik yeteneğini de azar azar kaybediyor diyorlar. Ben sadece şunu biliyorum ki Senden uzaklaşıp ve “Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır” ayeti kerimesini unuttuğum ve “Kendin için istediğini kardeşin için istemeyen iman etmiş olmaz” diye buyuran o yüce önder Muhammed (a.s)’ın izinden saptığım zaman bana, fıtratıma verilen empati, sevgi, isteğim Senin beni sevmen, benden razı olman. Bu

şefkat duygularımın hepsini kaybediyorum. Beni

bana yeter. Çünkü Sen beni seversen zaten etra-

Senden mahrum etme. Etme ki çocuklarıma ge-

fıma da sevdirirsin inanıyorum. Sevdiğini sevgisiz

reken ilgi, şefkati, merhameti verebileyim.

bırakmazsın. Çünkü beni, ihtiyaçlarımı benden daha iyi tanıyorsun. Bana şah damarımdan daha yakın olan Sensin. Sadece sana güveniyor ve beni seveceğin güne kadar sabırla bekliyorum. Artık insanların beni sevmesinden çok Senin sevmene odaklandım. Sadece bunu düşünüyorum. Bili-

Aile içi ekonomik sorunlar yaşanıyorsa bu başka problemleri de beraberinde getirebilir diyorlar. Aklıma şu hadis geliyor: “Siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz Allah kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler.” (Tir-

yorum %100 eminim beni boş çevirmeyeceksin.

mizi) Ey Rezzak olan Allah’ım! Aza kanaat etmeyi

Annelik zayıf reflekslerle yapılabilecek bir görev

bana kolaylaştır.

değil, sigara, sanal dünya bağımlısı bir anne ço-

Çocuklar anne babanın malı değil, ister severim,

cuğunu yetiştirmede zorlanıyor diyorlar. Sen

ister döverim diyemezsin diyorlar. Bana verdiğin

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura erer” bu-

merhamet ve sahiplenme duygusunda ileri gi-

yurmuşsun ya. Benim için anlık hazlar sağlayan

derek onları kendi malımmış gibi görerek istedi-

sonrası pişmanlıklardan, bağımlılıklardan birine

ğimi yapma tasarrufum varmışçasına hareket et-

gafletle düşmüşsem tut elimden. Kalbimi gerçek

mekten beni muhafaza eyle. Çünkü biliyorum ki

huzura eriştirecek Seni anma meziyetini hapset ve

o, Senin belli bir zaman bana verdiğin bir emanet.

bir daha çıkarma oradan.

Emanetine sahip çıkabilmeyi bana kolaylaştır ve

Benmerkezci bir anne çocuğunu yük olarak görür ve onunla ilgili kararları verirken onu hiç karıştırmaz, bu da çocuğa zarar verir diyorlar. Âlemlerin Rabbi olan, her şeyin sahibi, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, bütün mükemmel vasıfları üzerinde taşıyan Sen bile Yüce kitabında

“Biz” derken

benim ne haddime “Benmerkezci olmak”… Şeytanı Allah’ın huzurundan kovduran ilk şey olan kibirden ve bunun sonucunda cehennemden koru beni. Kibrin, gururun zerresine bile razı değilim.

44

RECEP 1436

bana bu konuda yardım et. Benim onları yetiştirirken bazı planlarım var ama Senin de bir planın var. Ve realitede (gerçek hayatta) işleyen plan Senin planındır. O yüzden Ey Rabbim! Bittim, tükendim yetiş dediğimde ne olur bana sadece yetiş. Çocuklarım için elimden geleni yapmaya çalışıyorum ama onların gerçek mürebbisi Sen ol YA ERHAMERRAHİMİN! BİTTİM YA RAB DİYEN TÜM ANNELERE… O’nun İzinde...


CİHAN MALAY

“Davamızın yolu, maddi ve manevi bütün imkanlarımızın el verdiği ölçüde çalışmaktır. Eksikleri bilip tamamlamaya çabalamak, boş oturmaktan, dedikodu yapmaktan son derece kaçınmaktır. Er ve kumandan olarak el ele verip şeriat yolunda koşmak, safları pekiştirip umulan hedeflere ulaşmaktır.”

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

45


G

ökler ve yer dolusu hamd, Yüce Allah’adır. Salat ve selam Allah’ın Resulu sallallahu

aleyhi vesellem‘e, eşlerine, sahabelerine (Allah hepsinden razı olsun) ve ümmetin yiğit, cefakar ve salih alimlerinin üzerine olsun. Ya Rabbi! Bu ümmeti hiç bir zaman alimsiz bırakmadığından dolayı sana çokça hamdu senalar

Sizleri, Allah’a şu dua ile emanet ediyorum: “Allah’ım! Kalplerimizi senin dinin üzere sabit kıl. Dillerimizi seni zikretmek ile ıslat ve sana ibadet etmekte bize yardım et. Bizi günahlarımızla başbaşa bırakma. Dillerimizi ve kalplerimizi senden mahrum bırakma. Biz sana muhtacız, sen hiç bir şeye muhtaç değilsin.”

olsun. Son

iki

asırdır

insanları

materyalist

(her

şeyin maddeden oluştuğunu ve bir nevi eşyaya kölellik) bir ruhla yetiştirmeye ve bu maddeci ruhu İslam ümmetine pazarlama konusunda çok yoğun bir gayret sarfedilmektedir. Allah’ın koruduğu bir kısım insan dışında insanların çoğunluğu bu oltaya düşüyor ve düşmeye devam etmektedir. Rabbimiz! Bizleri bu fitneden emin kıl!

Said Havva şöyle diyor: “Herhangi bir sahabenin aklından geçmeyen ve söylemediği bir şeyi akaid konularında ortaya atmaktan daha büyük bir bid’at olur mu?... Gerçek tasavvuf, gerçek imanın zevkine ermektir. Bunu aşarsa tasavvuf zındıklık olur ve tasavvuf olmaktan çıkar.“

İşte bu duruma hepimiz şahid durumda iken bu yazımızda bu hastalığa bir merhem olması için

Hayatı

yazdığı kitaplarda Ruh Terbiyesi’ne önem veren

27 Eylül 1935’te Suriye’nin Hama şehrinde doğdu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Babası Muhammed Dîb’in bir kan davasına karıştığı için dört yılını şehir dışında geçirmesi, ardından hapiste kalması sebebiyle zor günler yaşadı.

Said Havva’yı işleyeceğiz. Kardeşlerim! Şunu unutmayın ki insan iki parça olarak düşünülürse bu parçalardan biri maddi yönü diğeri ise manevi yönüdür. Allah’ın bizlerden istediği maddi ve manevi yönden orta, hatta manevi yönü daha ağır basan bir kul olmamızı istemektedir. Bu sözlerden sonra insanların akıllarına tasavvuf(1) meselesi gelmektedir. Bizler Kur’an ve Sünnet’e uygun olan her şeyi almakla yükümlüyüz. Eğer bir mesele Kur’an ve Sünnet’e ters ise zaten onun alınmaması gerekir. Bu konuda Said Havva şöyle diyor: “Herhangi bir sahabenin aklından geçmeyen ve söylemediği bir şeyi akaid konularında ortaya atmaktan daha büyük bir bid’at olur mu?... Gerçek tasavvuf, gerçek imanın zevkine ermektir. Bunu aşarsa tasavvuf zındıklık olur ve tasavvuf olmaktan çıkar.“

(2)

Sufilerin ilkleri kitap ve sünnet’in esas olduğunu söylerlerdi; “Şeyhlerinin sözlerinden bu sabit olmuştur. Fakat ilimden uzak kaldıkları için bazılarından hatalar sadır olmuştur. Eğer gerçekten onlardan bu yanlışlar sadır olmuşsa, bunların reddedilmesi gerekir.”

46

RECEP 1436

İlk öğrenimini Hama’daki Dârü’l-ensâr gece okulunda tamamladı. İbn Rüşd Lisesi’nden mezun oldu. Lise öğretmenlerinden Şeyh Muhammed el-Hâmid vasıtasıyla Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilâtı’nın üyeleriyle tanıştı ve 1952’de teşkilata katıldı. 1956’da Şam Üniversitesi’nde yeni açılan Külliyyetü’ş-şerîati’l-İslâmiyye’ye kaydoldu. Fakültenin kurucu dekanı ve Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilâtı’nın lideri olan Mustafa es-Sibâî ile tanıştı. Derslerinin yanı sıra İhvân-ı Müslimîn içindeki faaliyetlerde görev aldı. Üniversite dışında Şeyh Abdülkerîm er-Rifâî, Muhammed el-Hâşimî ve Abdülvehhâb Debûs gibi âlimlerden ders aldı. 1961’de mezun olduktan sonra Hama’da öğretmenliğe başladı. 1964’te askerliğini tamamlayıp Hama’ya döndü. Bu sırada İhvân-ı Müslimîn ile Baas rejimi arasında anlaşmazlık çıkmış, yine bir Hamalı olan Mervân Hadîd’in liderliğindeki hareket, şehirde rejime karşı bir ayaklanma başlatmıştı. O’nun İzinde...


Saîd Havvâ, Hadîd’in tavrına mesafeli yaklaş-

Adnân Sa‘deddin ve Muhammed Ebû Nasr el-

makla birlikte grevlerin düzenlemesinde rol aldı,

Beyânûnî ile birlikte el-Cebhetü’l-İslâmiyye fî Sû-

silâhlı çatışmaların önlenmesi için şehrin ileri ge-

riye’yi kurdu.

lenleriyle yapılan toplantılara katıldı. Fakat ismi çatışmalara karışanların arasında zikredildiği için Irak’a kaçtı. Bu sırada Baas rejimi tarafından gı-

Hâfız Esed rejiminin İhvân-ı Müslimîn üzerindeki baskılarının iyice artması üzerine ilk defa silâhlı

yabında idam cezasına mahkûm edildi. Kırk gün

mücadeleye onay verdi.

sonra genel af ilân edilmesi üzerine Suriye’ye

Müslüman Kardeşler’in kalesi durumunda olan

döndü. 1964 hadiselerinden sonra yeni bir organizasyona giden Müslüman Kardeşler Teşkilâtı’nın Hama Şubesi’nin başına Mısır’dan yeni dönmüş bulunan Abdülkerîm Osman seçildi. Fakat ülkeyi terketmesi istenince yerini Saîd Havvâ’ya bıraktı.

Hama şehri 1982’de bombalanıp yerle bir edildi. Özellikle tasavvuf Saîd Havvâ’nın düşüncesinde önemli rol oynar. Bu konudaki görüşlerini Terbiyetüna’r-rûhiyye, Müzekkirât fî’menâzili’s-sıddîkîn ve’r-rabbâniyyîn ile el-Müstahlas fî tezkiyeti’l-enfüs

Bu arada hareketin programını hazırlama göre-

adlı kitaplarında toplamıştır.

vini Saîd Havvâ üstlendi.

Hem babası hem kardeşi Baas Partisi tarafından

Suriye’de Müslüman Kardeşler’e uygulanan baskı

şehid edildi.

yüzünden 1966’da Suudi Arabistan’a giderek burada beş yıl öğretmenlik yaptı ve ilk eserlerini yayımlamaya başladı.

Onu tanıyanlar günde 500 sayfa kitap okuduğunu söylemiştir.

Hâfız Esed’in 1970’te yönetime el koymasının ardından İhvân-ı Müslimîn’in sürgündeki mensuplarına Suriye’ye dönme izni verilmesi üzerine Saîd Havvâ da 1971’de ükesine döndü. Fakat Hama’da çıkan olayların sorumluları arasında o da tutuklandı. Beş yıl süren hapis hayatı boyunca

Kitap Yazmadaki Amacı “Bizim bu kitapları yayınlamaktan amacımız, gerçek anlamda Mü’min kişinin ortaya çıkmasını sağlamak, İslâm şahsiyetine bağlı kimseyi yetiştirmektir.”

ilmî çalışmalarla meşgul oldu.

Beş yıl süren mahpus hayatı süresince ilmi

Takva Nedir?

çalışmalara ağırlık vererek hem El Esas Fi’’t-

“Hakikatte takva, kalpteki bir melekedir. Bu meleke

tefsir isimli  11 ciltlik bir tefsir  telif etti, hem de mahkûmlara ders verdi. Ocak 1978’de hapisten çıktıktan iki ay sonra Suriye’yi terketti ve Ürdün’e yerleşti. Suriye’deki İhvân-ı Müslimîn Teşkilâtı ile ilgisini bundan sonra da sürdürdü. Çeşitli İslâm ülkelerine, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve Avrupa’ya seyahatlerde bulundu. İran’da Humeynî ile, Pa-

kalbe yerleştiği zaman, bundan da cesedin izleyeceği yol ortaya çıkar. İşte bu Allah’ın koyduğu programa  göre devam eder. Melekenin kalpte yer etmesi temel bir unsurdur. Bizim Rabbimizden istediğimiz, bize doğru yolu ilham etmesidir. (3) “Müslüman, hayatının tüm alanların da Allah’ın kitabına bağlı kalmadıkça takva sahibi olamaz...” (4)

kistan’da Mevdûdî ile tanıştı.

“Allah kulunu hidayete karşılık takva ile mükafatlan-

1980’li yılların başlarında İslâmî örgütlerin bir-

dırır. Bunun ise başlangıç noktası nefse karşı müca-

leşmesi için çalıştı. Uluslararası Müslüman Kar-

hededir. Şüphesiz ki, nefse karşı savaşa yardımcı olan

deşler Teşkilâtı’nın kuruluşunda ve yönetim kad-

hususlardan birisi Ku’an okumak, namaz kılmak ve

rosunda yer aldı.

zikirdir.” (5)

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

47


İslam Nedir?

Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytan Mıdır?

el-İslâm adlı kitabında (s.15); ”İslâm inanç, ibadet ve en genel anlamda hayat tarzı ile müeyyidelerden oluşur. Klasik anlamda İslâm’ın ve imanın şartları kabul edilen esaslar İslâm’ın rükünlerini; İslâm’ın siyasî, iktisadî, askerî, pedagojik, ahlâkî ve sosyal konularda ortaya koyduğu hayat tarzı İslâm binasını; cihad, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’lmünker, yargı ve cezalar yaptırımlarını oluşturmaktadır.

Said Havva “Ruh Terbiyemiz” adlı eserinde şu açıklamayı yapar: ”Sofu geçinen bazı cahiller gördükleri herkese, Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır, tekerlemesini söyleyip duruyorlar(ki buna birkaç defa kendimde şahit oldum). Cahil sofular bunu söyleyerek, cahil olan şeyhlerinin propagandasını yapmaktadırlar. Cahil olan sözde sofi kimse âlim olan şeyhinin propagandasını yapmaktadır. Yine nerede ve ne zaman söyleyeceğini bilmeyen ve hata işleyen sofular da bunu tekrar etmektedirler. Eğer bu ifade doğru ise – ki asla değildirbu takdirde bu şu manayı ifade eder: Kim kendisine şeriat ve din ilimlerini, akaidini öğreteceği bir din bilgini bulamaz, kısaca ne öğrenen ve ne de öğrenmeyi kabul eden kimse demektir. İşte ancak böylelerinin şeyhi şeytandır. Ancak ilmin ışığında hareket eden kimsenin şeyhi yani yol göstereni ilimdir, şeriattır ve doğru akidedir. “ (6)

İslâm tasavvuruna uygun bir müslüman tasviri yaparak onu sürekli siyasî bir çerçevede düşünen Saîd Havvâ’ya göre bir müslümanın gerçekleştirmesi gereken en önemli hedefler İslâm devletinin kurulması, sünnetin ihyası, ümmetin birliğinin sağlanması ve Allah yolunda cihaddır.” (a.g.e, s. 273) Hama Katliamı Esad’ın İhvan liderlerini Suriye çapında tutuklamaya başlamasından sonra Teşkilat 16 Haziran 1979’da Halep’deki Topçu Okulu’na Operasyon düzenledi. Toplu haldeki Nusayri öğrenciler üzerine ateş açıldı, 60 öğrenci öldü. Operasyonlarda motosiklet kullanılması rejimin ülkede motosiklet kullanımını yasaklamasına sebeb oldu. 1980’de 6 ayda 100 kişilik bir Ulema tarafından M. Ebu Nasr el-Beyanuni’nin liderliğinde Suriye İslam Cephesi kuruldu. Ulema Mektuplarla yekvucut bir Hendek Cemaati oluşturmaya çağrılmıştı. Said Havva ve Adnan Sadettin, Cephenin oluşumuna gayret ettiler. İslam Cephesi Misakı yayınlandı. İran Uleması’nın oynadığı role dikkat çekildi. Rıfat Esad emrindeki 12.000 kişilik ordu 2 Şubat’ta Hama’yı kuşattı. Bu 1980’den beri yapılan 3. kuşatmaydı.  Çarpışmaların başladığı ilk günlerde Hama’lı Müslümanlar şehri kontrollerine geçirmişlerdi. Havadan helikopterler, Mig uçakları, tank, toplara kim dayanabilir. Tankların giremediği sokaklara menzilli toplarla ateş yağdırılıyordu. Stadyum Mahallesi’nden kurtulanların sayısı birkaç kişiyi geçmiyordu. Kadınların namuslarına saldırdılar. Olaylardan etkilenen 21. ve 47. Tugay askerleri isyan ettiler. Resmi kaynaklara göre 50 bin Müslüman şehid oldu.

48

RECEP 1436

Günümüzdeki Durum ve Hasan el Benna O zamanki manzarayı Saîd Havvâ kendi kaleminden naklediyor: “Müslümanların oldukça güçsüz, parçalanmış ve ezilmiş oldukları bir sırada hicri on dördüncü yüzyıla (miladi yirminci yüzyıl) girildi. Öte yandan batı toplumu teknik ve maddi açıdan bir tırmanış içerisindeydi. İslam âlemi bir şeyler yapmak istiyordu ama çoğu iç ve bir kısmı dış sebeplerle genellikle kendini aciz buluyor, başarıya ulaşamıyordu. Birinci dünya savaşı sonrasında daha da kötü bir duruma düşüldü. Batı emperyalizminin tehdidi altında bulanan bazı Müslüman ülkeler komünizm hareketiyle aldatılmış, kızıl emperyalizmin ağına düşmüşlerdi. İslam dünyasının haritasına şöyle bir kuşbakışı baktığımızda Avrupa’nın ortalarından ta Asya ve Afrika’nın hemen hemen tamamına yakınının çeşitli ideolojilerin sömürgesi küçük devletçikler haline dönüşmüş olduğunu görürüz. Buna “reaksiyon” olarak gerek önceleri gerekse sonraları birçok hareket ortaya çıktı. Bütün bu hareketler arasında, İslamcı hareketin gerçek doğuşu ve İslam için “kapsamlı” bir “yenilik” hareketi, üstad Hasan el-Benna’nın başında bulunduğu harekettir. İslam’ı, “bütün” yönleriyle O’nun İzinde...


ihya etme hedefine sadece o sahiptir. Müslümanların problemleriyle içinde yaşadığımız dünyayı bilen ve çözüm yollarını en güzel şekilde takdim eden odur...” Hasan el Benna ile Olan Sıkı Bağı Bir bakıma Saîd Havvâ, Hasan el-Benna’nın çağdaş yorumcusudur. İmam Hasan el-Benna: “Gayemiz Allah’tır” demiş, Saîd Havvâ bunu ‘İslam’da Allah İnancı’ adlı eseriyle şerh etmiştir.

tabını ikna edememiştir. Stratejik ve jeo-politik engeller(!) dolayısıyla Suriyeli Müslümanlara yardım etmeyen Tahran rejimi, 28 Şubat 1982 yılında Hafız Esed’e bağlı askeri birliklerin Hama’da 30 bin insanı öldürmelerine seyirci kalmış bilakis zalim Şam rejiminin yanında yer almıştır. “ Saîd Havvâ bu hadiseler üzerine ‘El-Humeyniyye:Şuzuz fil-akaid ve Şuzuz fil-mevakıf’ adlı kitabını yazmıştır.

Said Havva Humeyni risalesini yazma sebebini şöyle izah ediyor: Çağdaş İslam ”İnsan, ancak Allah’ı gereği gibi uyanışıyla birlikte İslam tanıdığı zaman, O’nun emirlerine dünyası umuda ve müjdeye sarılır. Allah’ın önemli görev için kapıldı. Geçmişteki şan ve Hasan el Benna: “Anayaseçip, yükümlü kıldığı Rasûl’unu yüceliklerine yeniden kavutanımak suretiyle kulluk görevi samız Kuran’dır” demiş, Saîd şacaklarını sandılar. Bu uyahakkıyla gerçekleştirilebilir. AlHavvâ bunu ‘İslam’ adlı eselah’ın yaratılıştaki hikmeti gereği, nışı söndürmek için Mecus riyle kalp ve beyinlere kazıelçiler gönderilmiş, insanlara kahinleriyle Yahudi hahammıştır. Hasan el Benna: ‘Yoemirlerini tek tek değil, elçileri ları bir araya gelerek kafa lumuz cihaddır’ demiş, Saîd aracılığıyla duyurmuştur. Allah bu kafaya verdiler ve İslam Havvâ bunu, ‘Cihad Yolunda görev için kullarından dilediklerini aleyhine tezgah ve komplo Bir Adım Daha İleri’ adlı riseçmiş ve yükümlü kılmıştır” kurdular. Bu uyanışı yoldan salesiyle açıklamıştır. saptırmak ve mecrasından Hasan el Benna: ‘En büyük uzaklaştırmak için eski emelimiz Allah yolunda oyunu yeniden sahneye sürdüler. Bu oyun İslami şehid olmaktır’ demiş, Saîd Havvâ bunu, sayısız gösteriş olarak kuşanan bir topluluğu yeniden eserleriyle şekillendirmiştir. sahneye sürmekten ibarettir. Bu milletle birlikte prematüre bebeği öldürme imkanına kavuşuyorlar (El-Humeyni, s: 3). Bu Alime Atılan İftira ve Gerçek Hasan el Benna: “Önderimiz Resulullah’tır” demiş, Saîd Havvâ bunu ‘Er Resul’ adlı eseriyle dile getirmiştir.

Eserlerinde sık sık Ehl-i Sünnet’e atıfta bulunan ve ehl-i bidat fırkalardan Şia’ya karşı net bir tavır alan Saîd Havvâ, bundan dolayı ülkemizde ve diğer Müslümanların yaşadığı ülkelerde bölgesel bir komplonun baş aktörlerinden biri, Saddam’ın uşağı, Amerikan emperyalizminin piyonu gibi asılsız yaftalama ve iftiralara maruz kalmıştır. Bu hususta mülahazalarımızı kısaca arz etmek istiyoruz: “İran devriminden hemen sonra Saîd Havvâ ve Züheyr Salim Suriyeli mazlumlara yardım istemek üzere Tahran’a gitmişler ve Humeyni ile bir araya gelmişlerdir. Saîd Havvâ nafile bir biçimde bir saat dil dökmüş lakin muhadergi.nebevihayatyayinlari.com

Bu kitaptan bir bölümü nakledelim: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti’ni sevmek her Müslüman’a farzdır. Kimler O’nun Ehli Beyti’dir ve sevginin doğru gösterileri nelerdir? Hiç şüphesiz Ehli Beyt, O’nun çağrısına katılan yakınlarıdır ve en yüksek sevgi gösterisi, kalpten sevmek ve zahiren onlara uymaktır. İslam Ümmeti, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti’ne sevgi besleyerek Allah’a yakınlaşmaya devam etmektedir. Fakat Ehli Beyt sevgisi sloganları arasında tarih boyunca bozuk inançlarla, tehlikeli ve hain tavırlarla kendini

gösteren aykırı Şiilik de bulunmaktadır…” RECEP 1436

49


Bu risale iki bölümden ve sonsözden oluşmaktadır. Birinci bölümde Humeyni’nin benimsediği sapık inançlar anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise Humeyniciliğin aykırı (şâz) tavırları anlatılmaktadır. Sonsöz de ise bu ümmetin evlatları Ehli Sünnet ve’l-Cemaat inancına sarılmaya davet edilmektedir. Çünkü Ehli Sünnet ve’l-Cemaat inancı hak ve adalettir. Ondan sapmak ise Allah’ın gazabına ve cehenneme götürür. Dualarımızın sonu Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdetmektir. ”

Kardeşlik Nedir? Said Havva (rh.a) diyor ki: ”Üstad Hasan el Benna bize kendisi ile kardeşliği tanıyacağımız bir alamet vermiştir;

Üstadım! Çocuğum Öldü, Davam Değil! 1930’lı yıllar ve Said Havva anlatıyor: “İhvan-ı Müslimin’i kurduğumuz 7 arkadaşımızdan biri de İsmail’di. İsmail, evlat hasretiyle yanan ve dokuz sene sonra kız çocuğu olan bir babaydı. Kızına ‘Canan’ anlamına gelen Ruhiye adını vermişti. İhvan-ı Müslimin, her akşam olduğu gibi yine gizli toplantılarına devam ediyor, Mısır’ın güvenlik güçlerine yakalanmamak için büyük bir titizlik gösteriyordu. Bir akşam yine İsmail’in evinde bir araya gelmiştik. İsmail, bize tatlı ikramında bulunuyordu. Toplantı gece 01.00’e kadar sürdü. Nihayet sona ermiş ve evlerimize dağılmak için kalkmıştık. Üstad Hasan ElBenna evden tam ayrılırken, İsmail kolundan tuttu ve dedi ki: ‘Üstadım, kızım öldü. Yarın cenazeye gelmeleri için arkadaşlara haber verir misin?’ Üstad da İsmail’e: ‘Hangi kızın öldü? Senin kaç tane kızın var?’ diye sorunca; İsmail, ‘Biz içeride toplantı yaparken öldü.’ dedi. ‘İsmail, kızın ne zaman öldü, bize neden haber vermedin, biz toplantı yaptık, tatlı yedik, niçin bize söylemedin?’ deyince; İsmail de buna cevaben dedi ki: “ÜSTADIM! KIZIM ÖLDÜ! DAVAM DEĞİL!”

50

RECEP 1436

”Asgari düzeyi kardeşlere karşı kalbini temizlemek, azami düzeyde de; makamdan, çıkar ve şöhrete kadar bütün dünyevi hususlarda kardeşlerini kendisine tercih etmektir. Her kardeşin diğerinin elindekileri hakkında (zühd) sahibi olması kadar, saftaki sevgiyi hiç bir şey gerçekleştiremez. Dünya hakkında zühd sahibi ol ki, Allah ta seni sevsin. Allah’a itaat etmek ve ona isyan etmekten uzaklaşmak gibi kardeşliği devam ettiren bir şey yoktur. Takva üzerinde kurulan kardeşlik hem dünyada hem ahirette sürekliliği korur. İman ve Salih amel gibi kardeşliğin bozulmasına engel olan bir şey yoktur. Allah’a davet edenler arasındaki sevgi ve kardeşlik, Allah düşmanı iblisi çok öfkelendirir. Şeytan müminleri birbirine düşürmek için çalışır. Bu yüzden kardeşler konuştuklarında en güzel sözü söylemeli ve aralarındaki görüş ayrılıkları, aralarındaki sevgiyi bozmamalıdır.” (7)

“Rasûl’u Tanımayan, Allah’ı Tanıyamaz!” Said Havva; ”İnsan, ancak Allah’ı gereği gibi tanıdığı zaman, O’nun emirlerine sarılır. Allah’ın önemli görev için seçip, yükümlü kıldığı Rasûl’unu tanımak suretiyle kulluk görevi hakkıyla gerçekleştirilebilir. Allah’ın yaratılıştaki hikmeti gereği, elçiler gönderilmiş, insanlara emirlerini tek tek değil, elçileri aracılığıyla duyurmuştur. Allah bu görev için kullarından dilediklerini seçmiş ve yükümlü kılmıştır” demiştir. O’nun İzinde...


Peygamberlerin Davalarının Doğruluğuna Delil Nedir?

• Hadislerle İslam Akaidi Said Havva (5 Cilt)

“ Peygamberlere dikkat edilecek olursa, insanı hayrette bırakacak şekilde Allah’a ibadete sarıldıklarını görürüz. Allah’ın kendilerine emrettiklerini tüm zorluk ve sıkıntılara katlanarak yerine getirirler. Hatta öyle bir teslimiyet ve hoşnutlukla yerine getirirler ki, bununla mutludurlar! İşte bu onların davalarında doğru olduklarının bir başka delilidir. ”

• İslam - Sosyal ve Ahlaki Hayat

Vefatı Saîd Havvâ 9 Mart 1989’da Ürdün’ün başkenti Amman’da henüz 54 yaşında iken Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Türkçe’ye Tercüme Edilen Eserleri • İslâm’da Allah İnancı • Er Resul • El İslâm (İmanın İlkeleri) • El Esas Fi’t Tefsir (16 Cilt) • El Esas Fi’s Sünne (10 Cilt) • Nasları Bilme ve Anlama Kaidelerinde Esas (10 cild) • Hadislerle İbadet Ansiklopedisi • Ruh Terbiyemiz (İslâm Tasavvufu) • İslâm’da Nefis Tezkiyesi • Allah Erinin Ahlak ve Kültürü • 50. Yılda Müslüman Kardeşler Teşkilatı • Suriye Tarihi ve Suriye İhvân-ı Müslimîn Teşkilâtı • Eğitim Risalesi • Hadislerle Hz. Peygamber’in Hayatı (3 Cilt) • Hadislerle İslam Tarihi  (7 Cilt)

dergi.nebevihayatyayinlari.com

• İslam - Cezai Müeyyideler • Tartışmalar • Allah Erinin Stratejisi • Cihad Yolunda Bir Adım Daha İleri • İslam ‘da Emir ve Emirlik • İslami Çalışmalar Hakkında Dersler • İslam, İslam’ın Rükünleri • İslam’da Yönetim Ve Yönetici • Humeynicilik • Aile Hayatının Kuralları

------------------------1. “Halk arasında öyleleri vardır ki; tasavvuf ve Sofiyye isimlerini duymaya bile razı değillerdir. Böylelerine yavaş olun diyorum. Aramızda tarih hakem olsun. Asırlardan beri kimse tasavvuf ismini inkâr etmiş değildir. Çünkü Nahiv, Bedi, Meanî, Fıkıh ve başka ilim dallarında olduğu gibi bu bir ıstılahtır. Âlimlerin de ifade ettiği gibi ıstılahlarda sürtüşme olmaz.” Said Havva, Ruh Terbiyemiz,s.14 2. Ruh Terbiyemiz, Said Havva, s.77 3. Cundullah, Said Havva   s.461  4. a.g.e,  Said Havva s.467  5. El esas fi’t Tefsir,Said Havva, c.11, s.160  6. Ruh Terbiyemiz , Said Havva s.99 7. Eğitim Risalesi, Said havva, s.140 Kaynaklar - İran-Suriye İlişkileri Ve Suriye’deki Halk Direnişi!.. Ali Kaçar, Genç Birikim - Ruh Terbiyemiz - Salih Okur - Vefâtının 23. Yılında Âlim-i Rabbâni Saîd Havvâ (Rh.a) Muhammed İmamoğlu, Genç Birikim Dergisi, Mart, 2012 - Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Hilal Görgün Cilt 35, s.560

RECEP 1436

51


İSLAM COĞRAFYALARI

METİN EKEN

ARAFTA BİR TOPLUM

ARAKAN

52

RECEP 1436

O’nun İzinde...


ARAKAN Arafta Bir Toplum: Arakan (1) Her ne kadar genelde tüm dünya ülkelerinin ve özelde ise Müslüman nüfusa sahip ülkelerin gündeminde pek de yer işgal etmese de, yüzyıllardır yalnızca İslam’a mensubiyetleri sebebiyle zulüm gören, direnen ve şehit veren mazlum Doğu Asya Müslüman coğrafyalarıyla başladığımız yazı dizimize bu sayımızda Rohingya Müslümanlarının beldesi Arakan ile devam edeceğiz. Arakan, günümüzde Myanmar (Burma) olarak bilinen Doğu Asya ülkesinin kuzeybatısında yer alır. Bangladeş’e sınır olan bölgede nüfus Rohingya Müslümanları, Budist Rakineler ve diğer farklı etnik gruplardan oluşur. Bölgedeki Rohingya Müslümanlarının sayısı ise 1,5 milyon kadardır. Ayrıca, bölgede farklı etnik gruplardan Müslümanların da yaşadığı bilinmektedir. Bununla birlikte Arakan halkı da, geçmiş sayılarda ahvalini anlatmaya çalıştığımız diğer Doğu Asya ülkelerindekine benzer sorunların tam da odak noktasında yer almaktadır. İslami her bir öğeye tahammülsüzlüğün vahşi kıskacında yaşam mücadelesi vermektedir. Ancak bir yandan sözde özgürlük! ve insan hakları! çığırtkanlığı yapan lakin sadece inançları sebebiyle zulme maruz kalan Müslümanları görmezden gelen batının iki yüzlülüğü mideleri bulandırırken, diğer yandan da sözde İslam ülkelerinin vurdumduymaz tavırları bu mazlum coğrafyanın krizini derinleştirmekte, bölge Müslümanlarının sorunlarına her geçen gün bir yenisini eklemektedir. Şimdi gelin hep beraber Arakan üzerindeki perdeyi biraz aralayıp bölge Müslümanlarının haline biraz daha yakından bakalım. Arafta Bir Toplum: Rohingya Müslümanları Bölge halkının İslam ile tanışması, diğer Doğu Asya ülkelerine benzer bir biçimde Müslüman tüccar ve âlimlerin bölge seyahatleri vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Öyle ki bölge halkı 13. Yüzyıla gelindiğinde büyük oranda İslamlaşmış, 1400’lü yıllar “Arakan” isimli bir İslam devletinin vücut bulduğu yıllar olmuştur. Müslümanların bölgede 1800’lü yıllara kadar devam eden etkinliği sömürgeci İngilizlerin bölgenin kontrolünü eline almasıyla önemli ölçüde zayıflamış, bölge topraklarına günümüze kadar devam edecek zulüm ve fitne dergi.nebevihayatyayinlari.com

tohumları ekilmiştir. Bu zulümlerden en önemlisi ise, Arakanlı Müslümanların öz yurtlarında garipliğe zorlanması; Burma hükümeti tarafından tanınmamakla birlikte, sınır ülkelerinde (özellikle Bangladeş’te) mülteci olarak bile kabul edilmemesidir. Bu ise, tam bir arada kalmışlık durumudur. Bölge hakkında araştırmalar yapan Imtiaz Ahmed (2) bu durumu aşağıdaki sözleri ile özetlemektedir: Rohingyalar, Myanmar’ın Arakan bölgesindeki geleneksel vatanlarından defalarca çıkartılmıştır. Son dönemlerde ise Bangladeş, ilki 1978’de ve ikincisi 1992’de olmak üzere Myanmarlı Rohingyaların iki büyük göçüne tanık olmuştur. 1978’de 167.000 Rohingyalı mülteci Bangladeş’e girmiştir ve ardından uluslararası toplumun desteği ile 10,000 “arta kalan mülteci” hariç hepsi Myanmar’a iade edilmiştir. Ancak iadelerinden sonra Rohingyalar devletsiz kalmıştır; çünkü Myanmar hükümeti ne onları vatandaş olarak tanımış ne de Myanmar’ın etnik topluluklarından biri olarak kabul etmiştir. Yine 1992’de, bu sefer toplamda 250.877 adet Rohingyalı Müslüman Bangladeş’e geçmekten başka seçenekleri olmaksızın Arakan’dan çıkarılmıştır. Ve yine, bu kez 27.150 “resmi belgeli” mülteci hariç tamamı iade edilmiştir. Yine 2012’de, Budist Rakhineler ve Müslüman Rohingyalar arasındaki karmaşa ortamı nedeniyle Müslüman Rohingyalar güvenlik kaygısı ile kendi geleneksel vatanlarına göçmeye başlamışlardır. Ancak bu sefer Bangladeş hükümeti ülkeye girmelerine izin vermemiş, bu da durumlarının vahametini ikiye katlamıştır. Ülkelerinde vatandaşlığı elinden alınmış ve ülkeleri olmadan mülteci hayatı yaşamak zorunda kalmış Rohingyalar aynı zamanda hem mülteci hem de devletsiz yaşamaya mecbur bırakılmıştır. (3)


ARAKAN Arakan’da Budist Zulmü

Müslümanların evlenmesi Myanmar devletinin

İngiltere’nin Arakan bölgesini Myanmar kontrolüne bırakmasıyla birlikte Rohingya Müslümanları için de çileli bir dönem başlamış, gerek Myanmar hükümetinin tecrit, baskı ve zulüm politikaları gerekse de Budist Rakinelerin düşmanca tavırları bölge Müslümanlarını türlü zorluklara düçar etmiştir.

gereksiz prosedürleri ile zorlaştırılmakta, böyle-

Günümüzde Arakan bölgesinde yaklaşık 1,3 milyonluk Müslüman nüfus tecrit edilmiş bir yaşamın pençesinde kıvranmakta, bölge halkının yüzde altmıştan fazlası gıda yetersizliği sebebiyle zor şartlar altında yaşamakta ve alt yapıdan yoksun olarak hayatlarını sürdürmektedir. Myanmar hükümeti, Rakhine bölgesini ele geçirdikleri dönemden bugüne, Arakanlıların kendi ülkeleri üzerinde hak talep etmesini engellemeye, Müslümanları güç kullanarak topraklarından çıkarmaya çalışmakta ya da ölüme terk etmektedir. (4) Arakan’ da gerçekleştirilen zulümleri maddeler halinde aşağıdaki şeklide sıralamak mümkündür;

torlu araçlara sahip olmasına izin verilmemekte,

Myanmar hükümeti tarafından kışkırtılan Budistler sürekli Müslümanlara saldırmakta, pek çok Müslümanın ölümüne neden olmaktadır. Bu sebeple son yıllarda yüz binlerce Arakanlı şehid edilmiştir.

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez,

Müslümanlara ait köyler ve ibadethaneler yakılmakta, İslam’ın görünürlüğünü sağlayan unsurlar nefretle karşılanmaktadır. Hatta camilerin bakım ve onarımına dahi izin verilmemektedir. Çünkü İslam dini bölge halkını bir arada tutan bir harç görevi görmekte ve halkı bir arada ve diri tutmaktadır.

rinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu ör-

Müslümanlara seyahat yasağı konulmakta, bölgelerinden kısa bir süre de olsa ayrılan insanların mallarına el konulmakta, fakir halk ağır vergiler altında ezilmektedir. Diğer Doğu Asya Müslüman beldelerindeki uygulamaya benzer bir biçimde Müslüman yerleşim yerlerine Budistler yerleştirilmekte, böylelikle de Müslümanları azınlık konumuna düşürmek amaçlanmaktadır. Müslümanlar, eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinden mahrum bırakılmakta, devlet tarafından zorunlu işçiliğe mahkûm edilmektedir.

54

RECEP 1436

likle de Müslüman nüfusun artışının önüne geçilmektedir. Müslümanlar hukuksuz tutuklama, işkence ve kötü muamele ile karşı karşıya kalmaktadır. Müslümanların betonarme ev yapmasına, mobu ve buna benzer pek çok insani ihtiyaçlar önemli ölçüde kısıtlanmaktadır. Tüm bu zulüm ve vahşet politikalarının sonucunda Arakan’da yüz binlerce Müslüman şehid olmuş, yüz binlercesi evsiz ve yurtsuz kalmış ve bir o kadarı daha topraklarından uzakta yasal bir statüye sahip olmaksızın yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bölgede yaşanan bu zulüm tüm dünya Müslümanlarını, Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem İslam kardeşliğine yaptığı vurgunun önemini bir kez daha düşünmeye sevk etmelidir. onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının biterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter.” (5)

-------------------------

1. Bu başlık 2012 yılında Mazlumder tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Arakan Konferansı’nın genel başlığı olarak kullanılmıştır. Ülkedeki durumu güzel bir biçimde özetlemesi sebebiyle bu yazının da başlığı olarak seçilmiştir. 2. Dhaka Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü, Dhaka1000 Bangladeş, Email: imtiazalter@gmail.com, Website: http://www.calternatives.org/imtiaz.php 3. Imtıaz Ahmed, Devletsiz Rohingyaların Vahim Durumu ve Ne Yapılmalı?, Mazlumder Uluslararası Arakan Konferansı Bildiri Kitapçığı, İstanbul, 2013. 4. Detaylı bilgi için bkz: Türkiye Diyanet Vakfı, Arakan Raporu, Şubat 2015; İHH İnsani Yardım Vakfı Arakan Raporu, Eylül 2012; Muhammed Yusuf, Dünden Bu Güne Arakan, İHH Yayınları, İstanbul, 2012 5. Buhari ve Müslim

O’nun İzinde...


‫أصحاب‬ ‫كرام‬

ABDULKADİR KİRAZ

Sahabenin

KUR’AN ANLAYIŞI İbni Kayyim (r.h) şöyle söylemektedir: “Senin öncelikle kalbini dünya yurdundan taşıyıp, ahiret yurduna yerleştirmen gerekir. Sonra Kuran’ın anlamlarını kabul etmen, keşfetmen, akletmen, onda geçenleri ve ne için indiğini düşünmen, Kuran’ın her ayetinden nasibini ve payını alman ve bunu kalbinin hastalığına uygulaman gerekir.”

dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

55


A

llah-u Teâlâ Kuran’ı Kerimde “Müminler ancak Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.”(Enfal2) diye buyurmaktadır. Ayeti Kerime’de müminlerin üç vasfı zikredilmektedir. Birinci özellik; Allah anıldığı zaman kalplerin onun etkisiyle, tesiriyle harekete geçmesidir. İkinci özellik; mümin kula Allah’ın ayetleri okunduğun da imanının artması, güçlenmesidir. Üçüncü özellik olarak da mümin kulun yalnızca Allah-u Teâlâ’ya güvenip dayanmasıdır. Bu nedenle Kuran, mümin bir kulda bir etki meydana getirir. Bu etki kulun Kuran vesilesiyle kalbinin Allah’a yaklaşması, korkması ve yumuşaması gibi içsel etkilerin yanında, yaşadığı toplumda hareketlerini belirlerken Kuran’ı Mubinin istediği doğrultuda hareket etmek şeklinde olur. Kuran’ı Kerim’in iniş maksadı kulun hayatına direk etki edip onu hak olana iletmektir. Bununla alakalı İbni Kayyim radıyallahu anhu şöyle söylemektedir: “Senin öncelikle kalbini dünya yurdundan taşıyıp, ahiret yurduna yerleştirmen gerekir. Sonra Kuran’ın anlamlarını kabul etmen, keşfetmen, akletmen, onda geçenleri ve ne için indiğini düşünmen, Kuran’ın her ayetinden nasibini ve payını alman ve bunu kalbinin hastalığına uygulaman gerekir.”

“İlk dönemin örnek nesli, Kuran’ı, kültür geliştirme, bilgi edinme, haz duyup, tatmin olma gibi amaçlarla okumazlardı. Onlar Kuran’ı sadece Allah’ın emirlerini öğrenmek için okurlardı. Bu kitabın emirlerini bir askerin savaş alanında günlük emir alır almaz hemen yerine getirmesi gibi derhal yerine getirmek için öğreniyordu.”

gibi amaçlarla okumazlardı. Onlar Kuran’ı sadece Allah’ın emirlerini öğrenmek için okurlardı. Bu kitabın emirlerini bir askerin savaş alanında günlük emir alır almaz hemen yerine getirmesi gibi derhal yerine getirmek için öğreniyordu.” Evet, sahabeyi bizlerden ayıran en önemli faktörlerden birisi budur. Onlar radıyallahu anhuma Allah’ın emirlerini öğrenmek, hayatına aktarmak,

Kuran kulun hayatında canlı olarak bulunmalıdır. Ve bu canlılığın neticesinde Allah’ı razı etmeye çalışmalıdır. Çünkü Kuran, Allah’ın rızasını kazanmada en önemli etkendir. Sahabeden Habbab bin Eret radıyallahu anh der ki: “Gücün yettiğince Allah’a yaklaş! Kuşkusuz Allah’a onun hoşuna giden kelamından başka bir şeyle yaklaşamazsın.”

kalbini, imanını canlandırmak, kendisine yol gös-

Müslümanların hayatında Kuran’ı Kerim yön veren bir kılavuz gibi olmalıdır. O kılavuz bizleri nereye yönlendiriyorsa bizlerde o yöne doğru yönelmeliyiz. Şayet biz bu rehbere harfiyen uyarsak örnek nesil olan sahabe nesline benzemiş oluruz. Bu durumu Seyyid Kutup ne kadar da güzel ifade etmiştir: “İlk dönemin örnek nesli, Kuran’ı, kültür geliştirme, bilgi edinme, haz duyup, tatmin olma

Kuranı Kerim’den en üst seviyede yararlanmak

56

RECEP 1436

teren olması için okuyorlardı. Sonrasında gelen nesiller ise maalesef kültürünü arttırmak, bilgi sahibi olmak v.b niyetlerle okumaktadırlar. Oysaki Allah-u Teâlâ bizlere Kuran’ı Kerim’i okuyup hayatımıza aktaralım diye göndermiştir.

için şu iki faktörü göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu iki faktör selef-i salihin neslinin izledikleri yoldur. 1. Kuran’ı Kerim’in nüzul sırasına göre sanki bize iniyormuş gibi okuyarak Allah’tan korkan canlı bir kalple ona yönelmek. O’nun İzinde...


-Hasanı Basri şöyle demiştir: Ömer radıyallahu anh geceleyin Kuran okurken bir ayete takılır, bayılıncaya kadar ağlar, evinden ayrılmazdı. Hatta insanlar onu hasta olduğu düşüncesiyle ziyaret ederdi. Bu ayet, “Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.” (Tur: 7) ayetiydi.

Hasanı Basri (rh.a) şöyle demiştir: “Kuran düşünülmesi ve kendisiyle amel edilmesi için indirilmiştir. Ancak sonradan gelenler sadece onun okunuşunu amel kabul ettiler.”

-Ali bin Ebu Talib radıyallahu anh şöyle derdi: “Tedebbür edilmeyen (üzerinde durup düşünülmeyen) okumada hayır yoktur.” -Hasanı Basri (rh.a) şöyle demiştir: “Kuran düşünülmesi ve kendisiyle amel edilmesi için indiril-

2. Kuran’da ki her bir ayeti “Bu ayet benden ne

miştir. Ancak sonradan gelenler sadece onun oku-

yapmamı istiyor” şeklinde düşünerek okumak.

nuşunu amel kabul ettiler.”

Bu Kuran bizlere indiyse bizlerde bulunanları Al-

Allah azze ve celle’nin bizlere olan merhameti

lah’ın istediği şekilde değiştirmeyi istemektedir. Bu nedenle Kuran’ı Kerim’i bu nazarla okumamız gerekmektedir. Bizler bu şekilde amel nazarıyla, tefekkür nazarıyla okuduğumuzda doğal olarak okuyacağımız ayet sayısı, sayfa sayısı azalacaktır. Ancak Kuran’ı Kerim’in iniş maksadı gerçekleşeceğinden bizler doğru olanı yapmış olacağız. Bizler bu uygulamanın doğru olduğunu sahabelerin yaşantısından öğreniyoruz. Şimdi bu örnek nesilden sadır olan

o kadar bol ki Kuran’ı Kerim’i sadece okumaya dahi ecir ve mükâfatlar vermektedir. Oysaki bizler bu ayetlerle hem okuyup hem de amel edersek bu takdirde alacağımız mükâfatlar katlanacaktır. Rabbim inşallah bizleri Kuran’ı hakkıyla okuyan ve onunla amel eden kullarından eylesin. Kur’an’ı Mubine gereğince değer verip onun ehli olmayı bizlere nasip etsin… Âmin

örnekleri inceleyelim… -İbni Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: Kuran’ın her harfi “Ben Allah’ın benimle amel etmen ve öğütlerime kulak vermen için sana gönderdiği elçiyim” der.

Ömer İbni Hattab radıyallahu anh, Bakara suresini on iki yılda öğrendi. Bakara suresini tamamladığında bunun sevinciyle bir deve kurban etmişti.

-Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh şöyle demiştir: “Bizden biri on ayet öğrendiğinde onların anlamlarını anlayıncaya ve onlarla amel edinceye kadar diğer ayetlere geçmezdi.” -Ömer İbni Hattab radıyallahu anh, Bakara suresini on iki yılda öğrendi. Bakara suresini tamamladığında bunun sevinciyle bir deve kurban etmişti. dergi.nebevihayatyayinlari.com

RECEP 1436

57


DERYA FIÇICI

ALLAH’IN YARDIMINI İSTEMEZ MİSİN? “Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed; 7)

K

im Allah’ın safında ise, kim Allah’ın dininin

uyarasın diye biz bu Kur’an’ı ana dilinde indi-

askeri ise, kim Allah’ın emirlerine boyun

rerek onu kolay anlamanı sağladık.” (Meryem; 97)

eğmiş ve insanları Allah’a teslim olmaya davet

O’na teslim olman, yollarının aydınlanması, yü-

ediyor ise, işte onlara korku yoktur, endişe ve

zünün gülmesi, kalbinin ferahlamasıdır. Stresinin

sıkıntı da çekmeyeceklerdir. Kainatın sahibinin

kaybolması, geçim sıkıntısının ortadan kalkması,

yardım ettiği hangi kul darda kalır, karanlıkta

ticaretinin hep kâr etmesidir.

kalır, sıkıntıda kalır?

İstemez misin, bütün bu yüklerden kurtulmayı ve

Ey Allah’ın kulları! Allah’ın yardımını istemez

kainatın en güçlü ordusuna sahip olan Rabbinin

misiniz? Ondan başka hangi güç, hangi kuvvet

yanında olmayı, O’nun övgüsüne mazhar olmayı?

size yardım edebilir, sizi hakkıyla destekleyebilir?

İstemez misin, şöhretin, dünya semasının üze-

Ey insan! Kendine yardım et! Allah’ın dinine

rine çıksın, Allah’ın melekleri seni tanısın, senden

yardım etmen, kendine yardım etmendir. Rab-

övgüyle bahsetsinler? Hendek savaşı sırasında

bimiz der ki: “Ey Muhammed, kötülükten sa-

isabet eden bir ok, Sa’d İbn Muaz radıyalluhu

kınanları müjdeleyesin ve inatçılar güruhunu

anh’ın kolunu delmişti. Şiddetle kan kaybederken

58

RECEP 1436

O’nun İzinde...


Vazgeçmez misin, taştan tuğladan yapılmış, damı akıtan, rutubet kokan evinden? Rabbin sana içecekler hazırlamış, altın ve gümüş kaselerde… “Önlerinden akan kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet veren bir içki. O içkide ne sersemletme vardır, ne de onunla sarhoş olurlar.” (Saffat; 45-47)

O, “Ey Allah’ım! Eğer senin peygamberin bundan

yabileceği kadar az bir şey dünyaya gösterilmiş olsaydı

sonra Kureyşlilerle yine savaşacaksa beni o za-

gökler ve yeryüzü her tarafıyla süs içerisinde kalırdı.

mana kadar yaşat! Yok eğer onlarla bir daha savaş

Cennetliklerden bir kişi dünyaya bir baksa ve bilezik-

olmayacaksa artık ruhumu al!“ diye dua etmişti. Hz. Sa’d, yaralanışından bir müddet sonra vefat edince, melekler onun cenazesine yetişmek için koşuşurlarken Arş titremişti. Resûl-i Ekrem tara-

lerinden biri dünyaya görünse güneşin, yıldızların ışığını silip süpürdüğü gibi o da güneşin ışığını silip süpürdü.”

fından cenaze namazına yetmiş bin melek iştirak

Vazgeçmez misin, taştan tuğladan yapılmış, damı

etmişti.

akıtan, rutubet kokan evinden? Rabbin sana içe-

İstemez misin ey insan, bu ölümlü, sıkıntılı, hü-

cekler hazırlamış, altın ve gümüş kaselerde…

zünlü, özlem dolu, ihanet dolu, ağrılı, sancılı ha-

“Önlerinden

yattan vazgeçip, ölümsüz ve ebedi olan saadet

kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet

yurduna göç etmeyi?

veren bir içki. O içkide ne sersemletme vardır, ne

İstemez misin o yolun yolcusu olmayı? Üç günlük

de onunla sarhoş olurlar.” (Saffat; 45-47)

tatil yolculuğu bile seni heyecanlandırırken, yüzünü güldürürken, cennet yolcusu olmayı istemez misin? İstemez misin cennete Reyyan kapısından girmeyi? İstemez misin Peygamber’in avuçlarından Kevseri yudumlamayı? İstemez misin melekler tarafından Allah’ın selamı ile karşılanmayı? Rabbin sana cennette köşkler hazırlamış, ipekten, atlastan döşemeler, tuğlaları inci ve mercan, sıvası ise miskten yapılmış evler…

akan

kaynaktan

doldurulmuş

Selam olsun cennet yolcusu olanlara, ahiretini dünya ile değişmeyenlere, Allah’ın davasının taraftarlarına, gece uykusunu bölenlere, dualarda buluşanlara, saf tutup çarpışanlara… Tanklarıyla, füzeleriyle, malı mülkü ile insanlara zulmeden, kadın ve çocukları öldürenleri, ekini ve nesli bozanları, kafirleri, zalimleri, iman dolu kalpleriyle tehdit edenlere, onlarla savaşmak için atlar, ordular hazırlayanlara, mazeret sunmayanlara,

“Ne mallarınız ve ne de evlâtlarınız size bizim

“İşittik ve itaat ettik” diyenlere, nefsini yenen-

katımızda yakınlık kazandırmaz. Yalnız iman

lere, secde edenlere, sadaka verenlere, otururken,

edip iyi amel işleyenler var ya, onların yaptıkları

kalkarken, yanları üzere yatarken daima Rabbini

iyilikler kat kat fazlası ile ödüllendirilir. Onlar

ananlara, selam olsun!

cennetin yüksek köşklerinde güven içinde ağırlanırlar.” (Sebe; 37) Sa’d b. Ebî Vakkâs radıyallahu anh’dan rivâyete göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennet’teki nimetlerden bir tırnağın taşıdergi.nebevihayatyayinlari.com

“İnsanları Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve “ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet; 33) Selam ve dua ile… RECEP 1436

59


ESMA KÖSE

BİR ÖLÜDEN NOTLAR

Y

ine delice sorular dolanıyor zihnimde ve bu sorgularla sarsılıyor beynim... Hayatımda ilk

defa bir cenazeye şahitlik eden yüreğim, taşıyamadığı ağırlıkları ağrı olarak gönderiyor başıma... Düşünüyorum da bilgisi kesin olan ölüm neden bu kadar ağır geliyor bana? Oysa her gün mezarlıkların önünden geçiyor ve toprağa hapsedilmiş cesetlere şahit oluyorum. Mezarlıklara dönmüş ülkeleri, adeta ölüm kusan kesici ve yakıcı aletlerle tarumar edilmiş şehirleri bir film karesini izler gibi izlerken önümdeki cenaze neden bu kadar korkutucu anlatıyordu ölümü? Ölüm, her yerde ölüm değil midir? Ölüm öyle bir hareket ki; Allah bir lütuf olarak unutturuyor ve cennet için manevra alanı bırakıyor kalpte. Şimdi ölümün konaklama merkezi olan ahiret yaşanıyor sanki zihnimde... Sahi ölmek için yaşayan bizler aslında ahiret için de ölmüyor muyuz? O halde öncelikli ve önemli sıralarımız biraz karışmışa benziyor. Kâr zarar hesabını, uğruna öldüğü ahiret üzerinden yapanlar, gerçek

60

RECEP 1436

kurtuluşa erecek olanlardır. Kârını zararını ölmek için yaşadığı dünya için yapanlar ise kıyama kalkmaya mecâl bulamayanlardır... İlk olarak gözlerden akan damlalar anlatıyordu ölümü... Babasının ölümü gözlerine oturmuştu genç kızın... Eşi ise yağan kar ile dalları aşağıya doğru eğilmiş dimdik ağaçlar gibiydi. Acıların başını eğdiği anlarda dahi çocuklarına bakıyor ve gövdesinin kardan etkilenmesine izin vermiyordu... Annelerin yıkılma, kendini kaybetme lüksü yoktur. Domino taşlarının en önündeki taş gibidir anneler. Onlar yıkıldığında çözülme başlar ve son taşa kadar devam eder çöküş... Yeşil örtülere sarılmış tabutun yanında ölümle ilgili nasihatlerde bulunan hocanın gereksiz konuştuğunu düşünüyordum. Zira bir insana musallada yatan bir ölü kadar gerçekçi ve etkili kim ölümü anlatabilirdi ki... Cenaze namazına saf tutulduğunda rükûsuz ve secdesiz kılınan bu namazın bir anlamı olduğunu düşündüm. Ölümün bir imtihan olduğunu haykırıyordu her O’nun İzinde...


tekbir. Asla yıkılma diyordu hep kıyamda dur. Bir ölünün ardından durmasın kıyamın. Tekbir al ve niyetini kıblene uygun yap. Allah cenazenin ardından başların eğilmesini istemiyor; cenaze için kılınan namazda dahi eğmiyordu başları... Psikolojik bir eğitime tabi tutuluyordu sanki insanlık. Ölümlerin ve kaybedişlerin ardında da bir kıyamın gizlendiğini, başarısızlıkların ardından en büyük başarının gelebileceğini ancak bunun için kıyamdan asla vazgeçilmemesi gerektiğini anlatıyordu. Namaz bitti, sağa ve sola döndü başlar... İki yolu hatırlatırcasına... Tek kıyam ancak bitiş için iki yol... Bu namaz başlı başına bir hayatı anlatıyordu sanki. Hayat kıyamının iki selamı vardır sonda... Ya sağa selam verir kurtuluşa erersin ya da kıyamın sol ile noktalanır ve kaybedersin. Cenaze arabası alıp cenazeyi toprağına götürüyor, biz de ardından takip ediyorduk. Genç kızın gözleri tabuttaydı sanki bırakmak istemiyor elinden çekip alacaklarmış gibi telaşla bakıyordu etrafa... Yeşil tabut omuzlardaydı şimdi... Asıl evine doğru yol alırken durumunu düşündüm. Ölümle ilgili anlatılanlar zihin odalarımı doldurmaya başladı. Ölüme ait, ölüme dair ne varsa geçti dergi.nebevihayatyayinlari.com

zihnimden. Ve en önemlisi ise ölünün nerede olacağı sorusu adeta kemiriyordu beynimi. Ben uzaktan izliyordum olanları. O kadar uzaktım ki görmüyordum cenazeyi... O an kürek sesleri geldi kulağıma. Gayri ihtiyari “Ölüm neden bu kadar çok hatırlatıyorsun ki kendini ve neden olmadık yerde nefesini ensemde hissediyorum” dedim. Ben uzaklaştıkça o yaklaşıyordu sanki. Her kürek, toprağını üzerime bırakıyor ve bu durum beni çaresizleştiriyordu. O an dolanmaya başladı zihnimde birbirini kovalayan sorular: Doğduğunda mı ölür insan yoksa öldüğünde mi? Ölüm soğuk mudur sıcak mı? Neden cesetler ölünce kaybolmaz? Neden artık hayatta var olmayan bir insan için fıkıh kuralları belirlenmiştir? Önemli olan ruhsa neden bedeni defnetmek için insanlar şahit tutulur? Ruhu çıkmış bir bedene bu hürmet niye? Neden, neden, neden? Bütün nedenler birbirini kovalarken tek ve yegâne gerçek ve tüm sorulara cevap yine bir kürek sesinden geliyordu... Ölüm ve hayata atılan yeni bir adım... Sahi hayat dedikleri muamma ne zaman başlıyordu? Ölüm müydü yaşamın anahtarı... Sıkışıp kaldığı odadan tüm çabaların sonunda bulduğu ölüm anahtarı ile açılıyordu gerçek hayata... Peki ya sonrası... RECEP 1436

61


Sonrası sonuçlar açıklanır ve ebediyeti kucaklar ruhlar... Sonucun ne olduğu ise ölümü ne kadar beklediğimiz ile ilgilidir. Ölüm uyanıklığı ile yaşayanlar, ebediyet için çabalarken ölümü uyku olarak görenler, helal haram kavramına dikkat etmeksizin uyumadan önce yapmak ister canının istediği her şeyi... Ve sonuç ebedi hüsranla noktalanır... Bazen öyle insanlara şahit oluyorum ki önünde ölüm gibi bir kıyamet adeta “geliyorum” diye haykırırken dünyanın kıyametinin ne zaman kopacağı sorusu ile bulandırıyor kalbini... Mezarlıkların sayısının apartmanların sayısından fazla olduğu bir dünyada kıyametin ne zaman kopacağı sorusu ile ilgilenmek, görmediği okyanustan kaçarken kafasının dalgınlığı ile yolunun üstündeki kuyuya düşen insanın misaline benziyor. Doğmak bir muammadır ancak ölümün kesinliği ortadadır. Anne karnındaki çocuk, doğana kadar ve hatta doğduktan sonra dahi yaşayacağı mutlak surette bilinmezken doğumla hayata adım atmış bir insan, nefes almaya başladığı gün öleceği kesinleşmektedir. Bu kadar gerçek bir ölümün varlığına şahitlik eden kalplerin gayb haberleri ile meşgul olması, biraz prim için imanına can veren dinini paramparça etmesi akılla izah edilebilir bir hareket olmaktan çok uzaktır. Ölmek için yaşadığımız bir dünyada yaşamak için ebediyeti öldürmek niye? “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz” diyen ayet, ne de güzel anlatıyor hayat güzergâhının duraklarını... Ölümün kesinliği kadar gerçek bir haberden bahsediyor Allah, “sonra bize döndürüleceksiniz” derken... Ölüm bu zaviyeden bakıldığında aslında birinci doğumdan daha önemli bir doğuma işaret etmekte. Zira bir sınav süresi bulunduğumuz hayatı bize hediye eden bir doğum mu daha önemlidir yoksa ebediyete kanatlandıran bir doğum mu? Kişilerin bu dünyaya bir takım eksikliklerle doğması hayat koşullarını zorlaştırsa da imtihan bilincinde olan için bir sınavlık derttir. Oysa iman ve amel noktasındaki eksiklikler ebediyeti etkileyen bir sıkıntıyı meydana getirmektedir. Eğer iman ve amellerimizdeki eksiklikler, organlarımızda bulunan eksiklikler ve kusurlar kadar üz-

62

RECEP 1436

müyorsa bizi... Bedenimizdeki kusuru gidermek için doktora başvurduğumuz kadar başvurmuyorsak ilahi kaynağa ölümü tekrar tekrar hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var... En son kabrin başında sadece ben vardım. Kabrin başına geldiğimde çamurlu topraktan korunmak için biraz dikkatli çöktüm başına. Sonra düşündüm bugün kendimi sakındırdığım toprak benim üzerime örtülen örtü olacak. Ve bir gün sakındığım toprağın altında amellerimle başbaşa kalacağım. Sevdiğim için gönlü kırılmasın diye yaptığı dedikoduları görmezden geldiğim arkadaşım, Allah “öf bile demeyeceksin” dediği halde nasıl olsa nazımı çeker deyip bağırıp çağırdığım annem, arkadaş buluşmalarından ya da derslerden dolayı gitmeyi sürekli ertelediğim akrabalarım... Bunların hiçbiri o gün yanımda olmayacaktı. Ancak onlara karşı takındığım tavır ve neticede ortaya çıkan amel bana mahşere kadar eşlik edecek ve sonucumu belirlemede en büyük etkenlerden olacaktı. Ümmet yanımda olmayacaktı ama ümmet için yaptıklarım yanı başımda daima hazır olacak ve beni ebedi hedefe ulaştıracaktı... Düşündüm, düşündüm, düşündüm... Ölüm, ölünün dostları, ölümün sonu ve ölecek olanı... Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kişi Evet asıl müşkil ölüm değil, ölmeden önce Allah’ın verdiği nimetleri kullanmayarak fonksiyonu olmayan bir bedene dönüşmektir. Ölümle birlikte ebediyete doğmak canlı ruhlar için geçerlidir. Aşkını heyecanını yitirmiş, bedenini toprağa gömmeden önce kalbini ve imanını kalın toprak örtülerinin altına saklamış, ruhunu yitirmiş bir beden için ölüm ızdıraptan başka bir şey değildir. Onun için ölüm, yeniden doğmak değil, ebediyete batmaktır... O’nun İzinde...


HABER ANALİZ

İBRAHİM ADAK

İ

slam Ümmeti her geçen gün fersah fersah ümmet olma bilincinden uzaklaşmakla birlikte, bunu göremeyecek kadar aptal olmayan Batı ise bunu çok iyi değerlendirmektedir. İslam Coğrafyası kan revan içerisinde iken, zulmün alelade ortalıkta kol gezindiğini görüyorken, her geçen gün yeni bir tecavüz vakası kulaklarımıza fısıldanıyorken, sivil halkı vurmuyoruz naraları egemen medyada kendine yer edinmişken, ümmetin bu nemalazımcılığı ise yaşadığımız durumun en kötüsüdür. Geçtiğimiz günlerde Bangladeş’ten gelen haber ise bir kez daha yüreklerimizi dağlarken, bu zulme sessiz kalan Müslümanların öfkelenmemesi ise bir o kadar yüreklerimizi dağlamıştır. Cemaat-i İslami Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Kameruzzaman, ülkenin 1971 yılındaki Bağımsızlık savaşında, savaş suçu işlediği iddiadergi.nebevihayatyayinlari.com

sıyla suçlu bulunmuş ve 11 Nisan günü dünyanın gözünün içine baka baka idam edildi. Bu idamla Cemaat-i İslami’ye gözdağı vermek isteyen Bangladeş hükümeti ve onun işbirlikçileri Müslümanları idamlarla, infazlarla, katliamlarla durdurabileceğini zannetmektedir. Yerel Basın ve Yabancı Basın ise Bangladeş’teki bu idama aç kurtların yiyeceğe üşüştüğü gibi üşüşerek kitleleri nasıl yönlendiririz derdine tutulmuşken, her zaman ki gibi Birleşmiş Müşrikler (BM) olayı kınamaktan öteye geçememiştir. Üstüne üstelik Muhammed Kameruzzaman’ın idam edildikten sonra memleketi Şerpur’a götürülene dek cesedinin verilmeyeceği ise korkaklığın bir göstergesidir. Onlar Kameruzzaman’ın cansız bedeninden korkmuyorlar; o cansız bedenin, o şehit (inşallah) bedenin müslümanlara ümmet bilincini ekmesinden korkuyorlar. Onlar şunu çok iyi bilmektedir; bu ümmet nice şehitler verdi, nice idam sehpasında nice insanlar Hakkı haykırarak ebedi zevklere göz kırptılar, nice şehitler çoğunluğa dik durma bilincini ektiler. İşte bunlardan bir tanesi RECEP 1436

63


Kameruzzaman: “Yalnız Allah’tan af dilerim. Başbakan Hasina bana can verecek değildir. Onun gibi münafık zihniyetli birinden af dilemem. Hayalim Bangladeş’te İslam’ın hakimiyetidir. Ben belki göremem ama genç nesil hayalimi gerçekleştirecek inşallah. Sizler üzülmeyin, ağlamayın, inşallah cennette görüşeceğiz.”

de Kameruzzaman’ın idam kararını öğrendikten sonra bu idam cezasının bir tek şartla giderilebileceğini; o da ancak Bangladeş Cumhurbaşkanı Abdulhamid’den özür dilemesi kaydını koşan mahkemeye şu ibretlik sözleri çağımızı aydınlatan sözlerden olarak görebiliriz Kameruzzaman: “Yalnız Allah’tan af dilerim. Başbakan Hasina bana can verecek değildir. Onun gibi münafık zihniyetli birinden af dilemem. Hayalim Bangladeş’te İslam’ın hakimiyetidir. Ben belki göremem ama genç nesil hayalimi gerçekleştirecek inşallah. Sizler üzülmeyin, ağlamayın, inşallah cennette görüşeceğiz.” Kendini Dünyanın Polisi Gören ABD’nin Tavrı Kendini her fırsatta dünyanın polisi olarak göstermek isteyen ve kitlelere de bu bilinci ekmeye çalışan ABD, bu olaya da kayıtsız kalmadı. Bangladeş Hükümetinin uygulamış olduğu idam kararına ‘Büyük Saygı’ ifadesini kullandı. Yapılan zulmü, yapılan idamı ‘Büyük Saygı ‘olarak nitelendirmesi ne kadar çirkin söz ise de insanların ABD’nin vicdanına bakarak olayları yorumlaması da çirkinliklerin en kötüsüdür. Merhum Seyyid Kutub bu konu hakkında bizlere şu şekilde nasihat ediyor: ‘’Batılılardan nefret ediyorum, Amerika’dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.’’ Evet, İslam Ümmeti izzetli, ihtişamlı günlerden Hz. İsa (as)’ı rab edinen bir dinin mensubu olan ABD’nin vicdanına bakmaktadır. Kimilerine göre Muhammed Kameruzzaman terörist, bölücü bir şahsiyet iken kimilerine göre de zalim yöneticiye karşı Hakkı haykıran bir şahsiyet olarak önümüzde durmaktadır. ABD ve onun güdümündeki Birleşmiş Müşrikler (BM)’nin yaptıkları açıklama ile gündem belirleyen Müslümanlara sözümüz şu

64

RECEP 1436

olsun: ‘Şirin görünmek için, İslam’ı onlara asla olduğundan başka göstermeyeceğiz.’ ABD ve onun güdümündeki yapıların sunmuş olduğu İslam’ı kabul etmiyoruz, onların işlerine gelen, etliye sütlüye karışmayan İslam’ı kabul etmiyoruz, onların vicdanlarına hapsolmuş İslam’ı kabul etmiyoruz.

Ne Zaman Öfkeleneceksin? Ey Müslüman! Daha ne kadar idam sehpalarında kardeşlerinin asılmasına ses çıkarmayacaksın, daha ne kadar kan görmen gerekiyor ki sesini çıkarmadan bekliyorsun, daha neyi bekliyorsun kutsallarına hakaret diz boyu olmuşken, daha ne olması gerekiyor ki televizyonun kumandasını elinden bırakman için. Sana ne oluyor ki bunca idamlara rağmen halen daha öfkelenmemek için kendini zorluyorsun. Öfkelenmen için illa ailenden birinin mi idam sehpasında sallanması gerekiyor. Annenin-babanın-kardeşlerinin-eşinin-dayılarının-amcalarının idam sehpasında asıldığını görünce mi öfkelenmeyi bekliyorsun? O kadar bekleme kardeşim! Biz, bir binanın tuğlaları gibiyiz hadisine iman etmiş kullarız. Doğudaki bir din kardeşinin acısını Batıdakinin hissetmesi gerektiğini öğütleyen Hz. Peygamber’in ümmetiyiz. Son olarak sen öfkelenmezsen, ben öfkelenmezsem, o öfkelenmezse bu ümmet ne zaman ihtişamlı günlerine geri dönüş yapacak gücü bulacak. Ne zamana kadar bu zillet içerisinde yaşayacağız. İdam sehpalarında şehit edilen âlimlerden, mücahidlerden, muvahhidlerden yolumuzu aydınlatarak bizlere İslam Ümmeti Şuurunu eken o Müslümanlardan Allah Azze ve Celle razı olsun. Onlara Firdevs cennetlerini nasip eylesin. Bizlere de o şehitlerle (İnşAllah) birlikte haşrolmayı, onların yolundan gitmeyi nasip eylesin Allahumme amin ! O’nun İzinde...


“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında «İnandık» derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.”

SİYONİZMİN DÜNYA ÜZERİNDEKİ OYUNLARI Nedim BAL Araştırmacı - Yazar

(Âl-i İmran: 118-120)

6 Mayıs 2015

20.30

İmam Buhari Vakfı

Nafile İbadetler ve Zikrin Gerekliliği Müslüman’ın Hayatındaki Önemi

3 HAZiRAN

Sadık TÜRKMEN Hoca

RAMAZAN PROGRAMI TEMMUZ İslam’da Cemaatleşmenin Gerekliliği, Cemaatin Temel Unsurları, Hizipçiliğin Tehlikeleri

2 EYLÜL

Zafer MERT Hoca

Hilafet’ten Cumhuriyet’e Geçiş Süreci

5 AĞUSTOS Rıdvan BADUR Tarih Araştırmacısı

7 EKİM

Kerbela Olayı ve Hz. Hüseyin’in Şehadeti

Hüseyin NOHUT Hoca

Seyyid Kutub’un Hayatı, Mücadelesi ve Şehadeti

4 KASIM

Hasan KARAKAYA Hocaefendi

www.imambuharivakfi.org

MedyatikKuşatma ve Müslümanlar

2 ARALIK

Metin EKEN Erciyes Üniv. Araştırma Görevlisi 0212 0212

55063 6377 77 550


EŞ'TE D A L NG İR. A D B İ T M E İ L İY IN, HAYA N HAKİM Y A M 'I LA İSLAM LMEYİN, AĞ TTE NE ÜZÜ N R E E L C Z Sİ LAH L A Ş EĞİZ C İN E Ş GÖRÜ

Yalnız Allah'tan af dilerim. “Başbakan Hasina bana can verecek değildir. Onun gibi münafık zihniyetli birinden af dilemem. Hayalim Bangladeş'te İslam'ın hakimiyetidir. Ben belki göremem ama genç nesil hayalimi gerçekleştirecek inşallah. Sizler üzülmeyin, ağlamayın, inşallah cennette görüşeceğiz. Ya Rabbi, ben bu ülkenin saadeti ve İslam'ın muzafferiyeti için çalıştım. Lakin bu yüzden bana zulümettiler. Kimler bu zulüm için çalıştıysa, dünyada ve ahirette bunun hesabını sor Ya Rabbi. Ben elimle ve dilimle kimseye zulümetmedim. Rabbim sen benim hakkımda en iyi bilenimsin. Allah'ım şehadetimi kabul et. Aileme, akrabalarıma ve dava arkadaşlarıma sabır niyaz et. Allah'ın selamı dünyadaki bütün müminlerin üzerine olsun."

Muhammed

Kameruzzaman 11 Nisan 2015

Nebevi Hayat Dergisi 30. sayı (2015)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/