Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Şubat 2013 1434

Yıl: 1 Sayı: 3 - Fiyatı: 5 TL

www.nebevihayatyayinlari.com

Rebiülevvel

Dünyayı Ahiret Karşılığında Satanlar Hasan Karakaya

Allah Yolunda Cihadın Fazileti Hakan Sarıküçük

Hak Batıl Savaşı Yusuf Mert

Allah Yolunda Cihadın Gayeleri ve Cihadı Terk Etmenin Tehlikeleri Mahmut Varhan

Nusret Cephesi

Paul Wood’un BBC için yaptığı röportaj facebook.com/nebevihayatdergisi twitter.com/nebevihayat

Ebu’ş-Şehideyn / İki Şehid Babası Hasan Öztürk ile Röportaj


Sizin de yardım tırımızda 1 çuval ununuz bulunsun

SADECE

Suriyeli kardeşlerinize

1 çuval un gönderin

“Ko mşu su a ç

Yeni Bosna Şubesi

788 50 00

Suriye’deki mazlum ve mağdur kardeşlerimizin ihtiyaçlarının giderilmesine yardımcı olmak amacıyla vakfımızca “Gıda Yardım Kampanyası” başlatılmıştır. Bu amaçla başta “un” olmak üzere aşağıda belirtilen malzemelerle yardım kampanyamıza katılabilirsiniz.

l i d ken to ğ ir.” e d n k yatan bizde

MAZLUM VE MAĞDUR SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ İÇİN ACİL GIDA YARDIMI

İHTİYAÇ DUYULAN AYNİ YARDIM

MALZEMELERİ 0212

Gıda Yardımı Un Tuz Sıvı Yağ Süt Tozu Şeker Nohut Prinç Kuru Fasulye Makarna Hazır Çorba Mercimek Çay Salça Bebe Bisküvisi

550 63 93

Temizlik Yardımı Çocuk Bezi Islak Mendil Sıvı Sabun Çamaşır Suyu Bulaşık Deterjanı Toz (Elde Yıkama) Deterjan Kalıp Sabun

0212 550 63 77 0539 441 0 404


Ey kendisinden başka ilâh olmayan, her şeye gücü yeten, hiçbir şeye muhtaç olmayan, hükümranlığında ortağı bulunmayan, Rahmân ve Rahîm olan Rabbimiz! Yalnızca Sana kulluk ediyoruz ve yalnızca Senden yardım diliyoruz. Bizi kendilerine nimet verdiklerinin yolu olan Sıratı Müstakime ulaştır. Gazaba uğrayanların ve sapanların yolundan bizleri koru. Ayaklarımızı sabit kıl ve hidayetten sonra kalplerimizi kaydırma Ey Rabbimiz, unutur ya da bilmeden hata yaparsak bizi sorgulama! Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, gücümüzün yetmediği işleri bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, rahmetini yağdır üstümüze! İlahi mücahit kardeşlerimize zalimlere karşı yardım et ve üzerlerine sabır yağdır. İlahi zalimlerin tuzaklarını kendi başlarına geçir. İlahi kardeşlerimiz zulüm altında cihad ederken bizleri şuursuz ve duyarsız kılma. İlahi kardeşlerimize iki güzellikten birini nasip et; ya zafer, ya şehadet. İlahi bizleri de o şehit kardeşlerimizle birlikte cennetinde komşu kıl. İlahi bizlere de şehadeti, şehadet bilinci ve tavizsiz bir hayat sürdürmeyi nasip et. İlahi bizler sana güvendik, velimiz ancak sensin. İlahi mücahit kardeşlerimize cesaret merhamet ve ümit ver. İlahi kâfirlere ise korku, yılgınlık ve ümitsizlik ver. İlahi bizlere kâfirler topluluğuna karşı zafer ve başarı ver. Ey, Kitabı indiren, Bulutları yürüten; İslam düşmanlarını da müttefiklerini de yok et! Ey Allah’ım, onları ve cephanelerini Mücahidlere ganimet kıl! Ey Allah’ım! Onlardan kısasını al, Firavun ve kavmine verdiğin helakı onlara da ver. Ey Allah’ım, ülkelerini su taşkınlarıyla helak et, onları muhtaç bırak. Ey Allah’ım, onları mağlub et, yok et! Ey Allah’ım, esaretteki kardeşlerimizi esaretten kurtar. Sen her şeye kadir olansın, en büyüksün. Ey ihtiyaçları gideren Allah! Ey dualara icabet eden Allah! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Dualarımızı kabul et. Âmîn


içindekiler BAŞYAZI

DÜNYAYI AHİRET KARŞILIĞINDA SATANLAR

5 Hasan KARAKAYA

9

KAPAK GÜNDEM

HAK BATIL SAVAŞI Yusuf MERT KAPAK GÜNDEM

15

ALLAH YOLUNDA CİHÂDIN GAYELERİ VE CİHÂDI TERKETMENİN TEHLİKELERİ

Mahmut VARHAN

KAPAK GÜNDEM

20

ÖVGÜYE LAYIK BİR ÖLÜME ULAŞMANIN SEBEBLERİ

Adem SÖZKESEN

23

KAPAK GÜNDEM

ALLAH YOLUNDA CİHADIN FAZİLETİ Hakan SARIKÜÇÜK KAPAK GÜNDEM

Bu Yolda İlk Adım Can Vermektir. Yol budur. Hani Yolcular?

27 Said ÖZDEMİR

31

KAPAK GÜNDEM

ŞEHİTLİK VE KISIMLARI Adem SÖZKESEN

Sahibi İmam Buhari İlmi Araştırmalar ve Hizmet Vakfı Adına Şükrü Yıldız Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Dağıtım Sorumlusu Turan Güncü (0543 654 46 63) Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz

Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları Yurt içi yıllık: 60 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe)


Röportaj 17.01.2013 Nusret Cephesi

Paul Wood’un BBC için yaptığı röportaj

60

56 Yarına Ne Hazırladınız? - Şehid Fehmeddin Dindar Rahimehullah...................................................................35 Allah’ın Yardımı, Başarı Ve Zafer -2- Nedim Bal..............................................................................................38 Nöbet Kimde? - Ali Yücel.......................................................................................................................................42 Merhum Şehîd Abdullah Azzam Rahimehullah - Yusuf Mert.......................................................................46 Keşke O Kabrin Sahibi Ben Olsaydım! - Yusuf Yılmaz....................................................................................51 Bir Mücahidle Evlilik… - Ummu Ğadir...............................................................................................................52 Cihad Ruhunu Canlandıran Kadın “Meysun” - Hüseyin Kalender.................................................................55 Röportaj (İki Şehid Babası Hasan Öztürk İle...)...............................................................................................56 Kitaplık (Hurilerin Aşıkları) - Yazar: Şehid Abdullah Azzam............................................................................59 Röportaj (BBC Nusret Cephesi) - Hazırlayan: Poul Wood..................................................................................60 Sizden Gelenler.......................................................................................................................................................64 Heyecanı Kaybetmek...............................................................................................................................................63

Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir. Baskı Cilt: Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Kasım 2012

Yazı kuralları • • • •

Yazılar e-posta ile bilgi@nebevihayatyayinlari.com adresine gönderilmelidir. Yazarın, e-posta ile beraber telefon (varsa faks) numaraları verilmelidir. Yazılar en fazla 3 sayfa -12 punto, Times New Roman ve 1.5 satır aralıklı- olmalıdır. Varsa yazı ile birlikte resimler yazı ile birlikte gönderilmelidir. Yoksa yazıda kullanılabilecek resimler hakkında bilgi verilmelidir.

• •

Yazı içinde kullanılan kaynaklar standart ölçülere uygun olarak sonda dipnot veya kaynakça olarak verilmelidir. Yayın kurulu, dergiye gelen yazılar üzerinde gerekli gördüğü takdirde değişiklik yapabilir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Gönderilen yazılar iade edilmez.


EDİTÖR Allah’ın adıyla Hamd, İslâm’ın hidayetiyle bizleri şereflendiren Rabbimize, salât ve selam biricik önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu izleyen tüm müminlerin üzerine olsun. Değerli Dostlar, Şubat Ayı Şehadet Ayıdır Allah’a hamdu senalar olsun ki ülkemizde Şubat ayı şehitler ile birlikte anılır olmuştur. Şubat ayı şehitler ayı olarak da isimlendirilmiştir. Bu Allah’ın bize rahmetlerinden biri olsa gerektir. Bu ayda Hama’da binlerce kardeşimiz, Hasan el-Benna, İskilipli Atıf hoca, Şeyh Said, Malcom X, Şeyh İzzettin el-Kassam gibi birçok Allah erleri hayatlarını şehadet ile taçlandırmışlardır. Hayatlarını ahiret karşılığında satmış ve yapılabilecek en karlı alış verişi yaparak hayatlarını kendilerine veren Rabb’lerine sunmuşlardır. Biz de bu gelenekten yola çıkarak dergimizin bu sayısını şehadet sayısı olarak çıkarmaya karar verdik. Şehitlerimizi yad etmek, dünyevileşen zihnimize tekrar şehadet sevgisini işlemek istedik. Çünkü şehadet bilinci zulmün dünyanın dört bir yanını sardığı günümüzde izzetin yolu, ahirette ise kurtuluşun yoludur. Şehadet bilinci oluşmayan bir toplumun esaretten kurtulması mümkün değildir, şehadet bilinci olan bir ümmete de esaret yoktur. Nitekim yüce dinimiz ve İslam toprakları binlerce şühedanın ortak mirası olarak bizlere intikal etmiştir. Bizler de ecdadımızdan aldığımız bu mirası, kendimizden sonra gelen nesle güzel bir şekilde teslim etmek için aynı ruhla yaşayıp, şehadet bilinci ile kuşanmalıyız ki emaneti en güzel bir şekilde teslim edebilelim ve ömrümüzün sonunu şehadet ile taçlandırabilelim. Hayatımız, mematımızın/ölümümüzün bir işaretidir aslında. Mücadele ile geçmeyen bir hayat şehadet ile taçlanmaz ki. Yaşanmayan yolda ölünmez ki! Atalarımız ifade ettiği gibi “Su testisi su yolunda kırılır”. Öyleyse hayatımızı ve mücadelemimizi gözden geçirmeliyiz. Eğer mücadelemizin merkezini dünya ve dünya sevgisinin gerektirdikleri oluşturuyorsa hatamızı düzeltmeli ve hayatımızı, gerçek mücadele etmemiz gereken olan Allah yoluna mücahedeye çevirmeliyiz. İşte o zaman hayatımız “De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 162) âyetine uygun olur. Değerli Dostlar, Üçüncü sayımızda “Şehadet” konusunu ön plana çıkardık ve konularımızı ağırlıklı olarak bu içeriğe uygun olarak seçtik. Dünyayı ahiret karşılığında satanlar, Hak batıl savaşı, Allah yolunda cihadın gayeleri ve cihadı terketmenin tehlikeleri, şehitlik ve kısımları gibi konularla şehadeti ve şehadet bilincini işlemeye çalıştık. Ayrıca iki şehid babası Hasan amcamızla yapmış olduğumuz röportaj ve Cephetu’n-Nusra ile BBC’nin yapmış olduğu röportajı da zevk alarak okuyacağınızı düşünüyoruz. İslam önderlerinde merhum şehid Abdullah Azzam, kitap tanıtım köşesinde ise yine Abdullah Azzam’a ait olan Hurilerin Aşıkları kitabını tanıttık. Değerli Dostlar,

NEBEVÎ HAYAT

Hayatlarını Allah’a adayan, ümmetin susuz kalmış damarlarına kanlarını pompalayarak ümmetin dirilmesi ve uyanmasına kendilerini feda eden bu yiğitler ve kutlu aileleri için her ne yapılsa azdır. Canını, en kıymetli değerini, Allah için feda edene ne feda edilmez ki! Onların yetişmesine katkıda bulunan o mübarek aileler, terk edip gitmek zorunda oldukları hanımları ve dünyanın süsü ve ziyneti olan evlatları için ne yapılmaz ki! Bizler de bu manada elimizden geleni yapmalıyız. Bu ayda;

4

Şehitlerimizin hayatını çevremizde anlatalım.

Eğer yakında kabri olanlar varsa ziyaret edelim.

Tanıdığımız şehit ailelerini ziyaret edelim, yardımda bulunalım.

Bayramlarda kendi evlatlarımızla birlikte şehitlerimizin evlatlarına da sahip çıkalım. Hediyeler alalım, onları da muhakkak ziyaret edelim.

Programlar düzenleyerek şehitlerimizi her yerde hatırlayalım ve hatırlatalım.

Değerli Dostlar, Sizleri istifade etmeniz dualarımızla yazılarımızla baş başa bırakırken dergimize sahiplenen ve katkılarını esirgemeyen dostlarımıza, kardeşlerimize ve okuyucularımıza teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Allah’a emanet olun. ŞUBAT’13


Başyazı

Hasan KARAKAYA

DÜNYAYI AHİRET KARŞILIĞINDA SATANLAR

Ş

“O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa, 4/74)

ehitler, ölümü hayata giden bir yol edinen kahramanlar… Hayatlarını,

maktadırlar. Şehitler için peygamberlerin bile

hayatı kendilerine verene adayan yiğitler…

nette diledikleri yerlere gidebilirler. Şehitlerin

İmanlarına canlarını şahit kılan ricaller…

şefaati makbuldür. Şehitler, kıyamet gününde

gıpta ettikleri makamlar vardır. Şehitler cen-

Allahu

gördükleri ikramdan dolayı tekrar diriltilip

Teâlâ’nın özel nimetlerine ulaşan seçilmiş

Allah yolunda savaşarak tekrar şehid olmayı

kullardır. Şehitler, Allah katında rızıklandırıl-

arzulamaktadırlar.

Şehitler,

diridirler.

Şehitler,

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

‫ين‬ َ ‫َف ْل ُيقَاتِ ْل ٖفى َس ٖبيلِ اللّٰ ِه الَّ ٖذ‬ ‫َي ْش ُرو َن الْ َح ٰيو َة ال ُّدنْ َيا بِا ْلا ٰ ِخ َر ِة َو َم ْن‬ ‫ُيقَاتِ ْل ٖفى َس ٖبي ِل اللّٰ ِه َف ُي ْق َت ْل اَ ْو‬ ‫ف نُ ْؤ ٖتي ِه اَ ْج ًرا َع ٖظي ًما‬ َ ‫َي ْغ ِل ْب َف َس ْو‬

5


Şehitlere verilen ikram ve nimetleri bildiren ayet ve hadisleri özümseyen sahabeler ve selefi salihinin cihad meydanlarına çıkmak için birbirleriyle yarıştıklarını görmekteyiz. Evlendiği gecenin sabahında cihad çağrısını duyup yıkanmaya bile fırsat bulamadan cihada katılan ve şehadetinin sonunda melekler tarafından yıkanan, lakabı “Gasîlu’l-Melâike” olan Hanzala tüm Müslümanlarca bilinmektedir. Bedir savaşına katılamadığı için üzülen, şayet tekrar cihad olurda, cihada katılma imkânım olursa “Allah benim ne yapacağımı görecektir” diyen ve Uhud savaşının en kızıştığı kâfirlerin Müslümanları Uhud dağının arkasından vurduğu bir sırada, herkes geri çekilirken “Allah’a and olsun ki, cennetin kokusunu Uhud dağının eteklerinden alıyorum” deyip ilerleyen ve şehit olan Enes b. Nadr bilinen kahramanlardan biridir. Yine Uhud harbinde birkaç hurma yiyecek kadar yaşamayı dahi uzun bir zaman telakki edip elindeki hurmaları atan Umeyr (r.a) bunlardandır. Reci vakasında sırtından mızraklanıp elini kanına sürüp yüzünü meshederek “Kabe’nin Rabbine and olsun ki kurtuldum!” diyen Haram b. Milhan bu yiğit sahabelerdendir. Geçmiş ümmetlerden de şehadeti tercih edip imanlarını canları pahasına korumuş binlerce örnekler vardır. Bunlardan bir kısmı şu örneklerdeki yiğit müminlerdir. a) Firavunun sihirbazları: Rablik iddia eden Firavun’un tehditlerine rağmen sihirbazlar, Hz. Musa’ya ve getirdiği Hak dine iman etmişler ve Kur’an-ı Kerim’in bizlere anlattığı şu metaneti gösterip şehid edilmişlerdir.

nizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.” “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.” (Taha, 70-74) b) Ashab-ı Uhdut: Bunlar, zamanındaki hükümdarın tağutluğunu reddederek Allah’a iman eden, dinlerinden dönmedikleri için, çukurlar kazılıp içinde ateşler yakılarak ateş çukurlarına atılan ve azimeti seçen kahraman müminlerdi. Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de bizlere bunları tanıtarak buyuruyor ki: “Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü’minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lânetlenmiştir. O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlar mü’minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye lâyık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir. Şüphesiz mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.” (Buruc, 3-10)

NEBEVÎ HAYAT

“(Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriy-

6

le değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen

c) İslam’ın ilk şehidi Hz. Sümeyye, onun

secdeye kapandılar ve “Hârûn ve Mûsâ’nın

oğlu Ammar ve kocası Yasir: Hz. Ammar, ai-

Rabbine inandık” dediler. Firavun, “Demek,

lesiyle birlikte Müslüman olmuş, müşrikler

ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya)

tarafından çeşitli işkenceler gördükten sonra

inandınız ha! Şüphe yok, o size sihri öğreten

Habeşistan’a hicret etmiştir. Bedir savaşında

büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin elleri-

başarılı bir imtihan vermiş, Yemame gününde

ŞUBAT’13


‫ات َب ْل اَ ْح َي ٌاء َول ٰ ِك ْن َلا َت ْش ُع ُرو َن‬ ٌ ‫َو َلا َتقُولُوا لِ َم ْن ُي ْق َت ُل ٖفى َس ٖبي ِل اللّٰ ِه اَ ْم َو‬

Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. (Bakara, 2/154) Bu hakk-batıl savaşında şehid düşecek erler olacaktır. Allah yolunun şehitleri... Aziz ve sevgili ölüler... Onurlu ve tertemiz ölüler... Gerçekten Allah yolunda cihada çıkanlar; bu savaşta canlarını feda edenler en onurlu kalplilerin, en arı ruhluların ve temiz vicdanlıların oluşturduğu bir kafiledir. Allah yolunda öldürülen bu seçkin öncüler aslında ölü değildirler, diridirler. Bu yüzden onlardan “ölüler” diye söz etmek doğru değildir. Onları ne somut olarak ve ne de duygusal plânda ölü saymak yerinde değildir. Dudaklarımızdan ve dilimizden rastgele dökülen basmakalıp bir kelime ile onlara “ölü” demek caiz değildir. Onlar bizzat yüce Allah’ın şahitliği ile “canlı”dırlar. O halde mutlaka yaşıyorlardır.

çarpışma neticesinde kulağı kesilmiştir. Am-

sirinde şöyle yapmaktadır:

mar, 90 yaşının üzerinde iken Sıffın savaşında şehid edilmiştir. Ammar ailesi için şu hadisler

”Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu

rivayet edilmiştir:

bilemezsiniz.” (Bakara, 2/154)

İbni İshak diyor ki: Müşriklerden olan Mahzumoğulları tam öğlenin sıcağında Müslüman bir aile olan Ammar’ı, babası Yasir’i ve annesi Sümeyye’yi dışarı çıkarıyorlar ve bunlara Mekke’nin sıcak kumları üzerinde işkence ediyorlardı. Rasulullah (s.a.v.) bunların yanından geçerken onlara şöyle diyordu: “Ey Yasir ailesi sabredin.. Buluşacağınız yer cennettir..” Ammar’ın annesi İslam’dan dönmediği için müşrikler tarafından öldürüldü.”(1) Sahabeler ve selefi salihin cihad ve şehadetin yüce mertebelerine rağbet ederek hayatlarını Allah yolunda feda etmişlerdir ki misalleri binlercedir. Günümüz muasır âlimlerinden Seyyid Kutub da Allah yolunda mücadele ile geçmiş olan ömrünü, söylediklerine canını şahit kılarak hayata gözlerini yummuştur. Merhum Şehid Seyyid Kutub’un Bakara suresi 154. ayetin tefsirini “Fi Zilali’l-Kur’an” adlı tef-

Bu hakk-batıl savaşında şehid düşecek erler olacaktır. Allah yolunun şehitleri... Aziz ve sevgili ölüler... Onurlu ve tertemiz ölüler... Gerçekten Allah yolunda cihada çıkanlar; bu savaşta canlarını feda edenler en onurlu kalplilerin, en arı ruhluların ve temiz vicdanlıların oluşturduğu bir kafiledir. Allah yolunda öldürülen bu seçkin öncüler aslında ölü değildirler, diridirler. Bu yüzden onlardan “ölüler” diye söz etmek doğru değildir. Onları ne somut olarak ve ne de duygusal plânda ölü saymak yerinde değildir. Dudaklarımızdan ve dilimizden rastgele dökülen basmakalıp bir kelime ile onlara “ölü” demek caiz değildir. Onlar bizzat yüce Allah’ın şahitliği ile “canlı”dırlar. O halde mutlaka yaşıyorlardır. Onlar zahirde, gözün gördüğüne göre öldürüldüler. Fakat ölümün ve hayatın mahiyetlerini bu yüzeysel ve zahiri bakış belirleyemez. Hayatta olmanın, diriliğin başta gelen belirtisi etkinlik, büyüme-gelişme ve sürekliliktir. Ölümün başta gelen belirtisi ise pasiflik, durREBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Mücahid diyor ki: “İslam’ın ilk şehidi, Ammar’ın annesi Sümeyye’dir. Onu, edeb yerine mızrak sokarak Ebu Cehil şehid etmişti.” (Müsned, İmam Ahmed)

7


gunluk-donukluk ve kesintidir. Allah yolunda

bu olayı fazla büyütmezler; bu yüce fedakârlık

öldürülenlerin, uğrunda öldürüldükleri hakk

onlara yılgınlık aşılamaz.

davayı destekleme konusundaki etkinlikleri belirgin bir etkinliktir. Uğrunda can verdikleri düşünce onların kanları ile sulanarak süreklilik kazanır. Bu fedakâr insanlar ölümü seçmekle kendilerinden sonra gelecek olanları güçlü ve devamlı bir etki altında bırakırlar. Buna göre şehitler; hayatı değiştirme ve yönlendirme konusunda aktif, sürükleyici ve etkin birer unsur olmakta devam ederler ki, hayatta olmanın başta gelen niteliği budur. Bu açıdan onlar, her şeyden önce insanların dünyasında geçerli olan bu objektif bakış açısı yönünden yaşıyorlar, diridirler. Sonra onlar Rabbleri katında da diridirler. Bu dirilik ya anlattığımız itibarladır veya ne olduğunu bilmediğimiz başka bir itibarladır. Yüce Allah’ın “Onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz” buyruğu ile onların yaşamakta

olduklarını bildirmesi, bu konuda bizim için yeterlidir. Çünkü söz konusu hayatın mahiyeti, sınırlı ve yetersiz insan idrakinin ötesinde ve üzerindedir. Fakat onların diri oldukları kesindir. Onlar yaşıyorlar! Diri oldukları için öbür ölüler gibi yıkanmazlar. Şehit düşerken giydikleri elbiseler aynı zamanda kefenleri olur. Çünkü yıkamak, ölmüş cesedi temizlemek

NEBEVÎ HAYAT

içindir. Oysa onlar yaşadıklarına göre temiz-

8

Sonra onlar diri olmalarının yanında, Rabbleri katında itibarlı birer konuk olarak ağırlanırlar, orada en üstün ve en bol mükâfatlar ile ödüllendirilirler. Nitekim Müslim’de yeralan bir hadise göre, Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Şehidlerin ruhları, yeşil bir kuş

halinde, Cennet’te diledikleri gibi gezerler. Sonra, arşın altına asılmış olan kandillerine yaklaşırlar. Rabbleri onlara muttali oldu ve buyurdu: `Ne istiyorsunuz?’ Onlar derler ki: `Ey Rabbimiz, ne arayalım? Sen bize hiçbir kuluna nasib olmayan şeyler bahşettin: Sonra yüce Allah onlara yine aynı soruyu tekrarlar. İsteksiz bırakılmayacaklarını görünce derler ki: `Ey Rabbimiz, bizi tekrar dünyaya döndürüp, ölünceye kadar senin yolunda cihad ettirmeni istiyoruz: Rabbleri de: `Ben onların bir daha dünyaya döndürülmeyeceklerini yazdım, buyurur.” Öte yandan sahabilerden Hz. Enes’in (Allah ondan razı olsun) bildirdiğine göre Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

“Hiç kimse Cennet’e girdikten sonra, yeryüzünde bulunan her şey kendisine verilse bile, tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehid hariç. O şehitliğin ne kadar üstün dereceli olduğunu gördüğü için dünyaya dönerek arka arkaya on kez vurulup şehid olmak ister.”(2)

dirler, ölüm kiri üzerlerine bulaşmamıştır.

Rabbimiz cümle şehitlerimizin şehadetle-

Dünyadaki kıyafetleri, aynı zamanda mezar-

rini makbul eylesin, bizlere de fani ömrümüzü

daki elbiseleridir. Çünkü hâlâ hayattadırlar.

şehadet nimetiyle tamamlamayı nasip eylesin.

Onlar yaşıyorlar... Bu yüzden öldürülmeleri ailelerine, dostlarına ve arkadaşlarına ağır gelmez. Onlar yaşıyorlar! Ailelerinin, dostlarının ve arkadaşlarının hayatlarına katılmakta devam ediyorlar. Yaşıyorlar! Bu yüzden arkada bıraktıkları kalplere, ayrılıkları zor gelmez; ŞUBAT’13

-------------------------------1. Siret-i İbn Hişam, c. I, sh. 319-320. 2. Buhari, Müslim, İmam-ı Malik.


Kapak Gündem

HAK BATIL SAVAŞI

Yusuf MERT

İ

nsanlık tarihi boyunca hak-batıl savaşı sürüp gitmektedir. Bu mücadele Hz. Âdem’in oğulları Habil ve Kabil ile başlamış ve günümüzde de olanca şiddetiyle devam etmektedir. Kabil’in Habil’i katletmesini örnek alan katiller Kabil’in yolundan, hak ehli ise Habil’in yolundan gitmektedir. Cahili düzenin esası “Şeytana ibadet” İslam’ın esası ise Allah’a ibadet olduğundandır ki Cahiliye ile İslam arasında tabi bir zıtlık ve bir uzlaşmazlık vardır. O bakımdan cahili düzenler ve onun Uluhiyyet ve Rububiyet taslayan günümüzdeki uzantıları, egemen oldukları ortamda Allah’a ibadete davet eden hareketin yeşermesine imkân ve fırsat tanımak istemezler. Nitekim tarihi olaylar buna şahit olduğu gibi hem yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim hem de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bizlere bu çatışmanın olacağını haber vermiştir. Bundan dolayıdır ki müminler Hendek savaşında düşman ordularını gördüklerinde “…“İşte bu, Allah’ın ve Resûlünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir…” (Ahzab, 33/22) demişler ve bu onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır. Rabbimiz kitabında tevhid ile şirk arasındaki mücadelenin kaçınılmaz olduğuna vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır: “(Resulum!) İşte biz böylece

“(Resulum!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peyda ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan, 25/31) her peygamber için suçlulardan düşmanlar peyda ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan, 25/31), “Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.” (En’âm, 6/112), “Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık...” (En’âm, 6/123) Ayetlerden anlaşıldığı üzere hak batıl savaşı kaçınılmazdır. Merhum Şehid Seyyid Kutub rahimehullah Fi Zilali’l-Kur’an isimli eserinde Furkan suresi 31. ayetin tefsirinde şunları söylemektedir: “Hiç kuşkusuz yüce Allah’ın her işinde engin bir hikmet vardır. Neden derseniz, Peygamberlerin ve hak davaların karşılarına düşmanların dikilmesi ve bu düşmanların onlara savaş açmaları davayı pekiştirir, onun özüne yaraşan bir ciddiyet damgası ile damgalar. Dava adamlarının yollarını kesmeye yeltenen azılı günahkârlarla savaşmaları gerçi kendilerine sıkıntılar yükler ve savundukları davaya da sekte vurur. Fakat bu savaş, gerçek dava ile sahte davaları birbirinden ayırır. Bu savaş, davanın gerçek taraftarlarını ayıklayarak sahtekârları uzaklaştırır. Savaş kızışınca davanın yanında sadece sağlam ve samimi müminler kalır. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

‫َوك َٰذلِكَ َج َع ْل َنا لِ ُك ِّل نَ ِب ٍّى‬ ‫ين َو َك ٰفى‬ َ ‫َع ُد ًّوا ِم َن الْ ُم ْجر ِٖم‬ ‫بِ َر ِّبكَ َها ِد ًیا َون َٖص ًيرا‬

9


Eğer davalar kolay ve sıkıntısız olsalardı, hep gül döşeli düz yollar boyunca ilerleselerdi, karşılarına düşmanlar ve muhalifler dikilmeseydi, önlerine yalanlayıcılar ve inatçı karşıtlar çıkmasaydı, o zaman herkesin dava adamı olması kolay olurdu, o takdirde gerçek dava ile batıl davalar birbirine karışır, bunun sonucunda belirsizlik ve kargaşa meydana gelirdi. Fakat davaların karşısına düşmanların dikilmesi, bu davaların zaferi uğruna savaşmayı kaçınılmaz kılar. O zaman da acılar ve fedakârlıklar davaların yol azığı olurlar. Gerçek, ciddi ve inanmış dava adamlarından başka hiç kimseler böylesine zor günlerde savaşmazlar, mücadele etmezler, acılara ve fedakârlıklara katlanmazlar. Böyle zor günlerin dostları davalarını rahata, şahsi çıkarlara, dünya hayatına ilişkin amaçlara, hatta hayatın, kendisine tercih eden kimselerdir. Bu yiğit müminler davalarının gerektirdiği durumlarda davaları uğruna can vermekten bile çekinmezler. Bu acı savaşın sıkıntılarına ancak hamuru en pişkin olanlar, imanı en güçlü olanlar, yüce Allah’ın vereceği ödüle en fazla göz dikenler ve insanlar eli ile gelecek çıkarları en çok küçümseyenler katlanabilirler. Bunlar kısa vadeli ganimet peşinde olan fırsatçılar değillerdir. Tek amaçları davalarının zaferidir ve bu zaferin ardındaki asıl bekledikleri de yüce Allah’ın hoşnutluğudur.

NEBEVÎ HAYAT

Eğer davalar kolay ve sıkıntısız olsalardı, hep gül döşeli düz yollar boyunca ilerleselerdi, karşılarına düşmanlar ve muhalifler dikilmeseydi, önlerine yalanlayıcılar ve inatçı karşıtlar çıkmasaydı, o zaman herkesin dava adamı olması kolay olurdu, o takdirde gerçek dava ile batıl davalar birbirine karışır, bunun sonucunda belirsizlik ve kargaşa meydana gelirdi.

10

Fakat davaların karşısına düşmanların dikilmesi, bu davaların zaferi uğruna savaşmayı kaçınılmaz kılar. O zaman da acılar ve fedakârlıklar davaların yol azığı olurlar. Gerçek, ciddi ve inanmış dava adamlarından başka hiç kimseler böylesine zor günlerde savaşmazlar, mücadele etmezler, acılara ve fedakârlıklara katlanmazlar. Böyle zor günlerin dostları davalarını rahata, şahsi çıkarlara, dünya hayatına ilişkin amaçlara, hatta hayatın kendisine tercih eden kimselerdir. Bu yiğit müminler davalarının gerektirdiği durumlarda davaları uğruna can vermekten bile çekinmezler. Bu acı savaşın sıkıntılarına ancak hamuru en pişkin olanlar, imanı en güçlü olanlar, yüce Allah’ın vereceği ödüle en fazla göz dikenler ve insanlar eli ile gelecek çıkarları en çok küçümseyenler katlanabilirler. Bu savaş kızıştıkça hak dava ile batıl davalar birbirinden ayrılır, saflar berraklaşır, kimlerin güçlü, kimlerin zayıf oldukları açığa çıkar. İşte o zaman hak dava, girdiği sınavı başarı ile geride bırakan, inanŞUBAT’13

cının faturasını gözünü kırpmadan ödeyen kararlı taraftarlarının omuzlarında yoluna devam eder. Bu kimseler zaferin getireceği yükümlülükleri ve sorumlulukları üstleneceklerine güvenilebilecek kimselerdir. Onlar bu zaferin pahalı faturasını ödeyerek onu kazanmışlar, sadık ve fedakâr kişiler olarak, zafere giden yolun en ağır çilelerine göğüs germişlerdir. Geçirdikleri deneyler ve katlandıkları çileler, davalarını dikenler ve kayalıklar arasından nasıl ilerleteceklerini kendilerine öğretmiştir. Baskılar ve korkular, tüm enerjilerini ve güçlerini bilemiştir. Güç stokları artmış, bilgi birikimleri gelişmiştir. Bütün bu avantajlar kıvançta ve tasada, sancağını ellerinde taşıdıkları davaları hesabına hazine değerinde birer birikimdir… Bütün bu gerekçelerledir ki, yüce Allah her peygamberin karşısına azılı günahkâr bir düşmanın dikilmesine meydan vermiştir, günahkârların hak davanın karşısına çıkmalarına izin vermiştir. Çünkü o zaman hak davanın savunucuları, günahkârlarla savaşa tutuşacaklar, başlarına ne gelirse gelsin yollarına devam edeceklerdir. Bu kavganın sonucu çok önceden planlanmıştır, bellidir, yüce Allah’a güvenenler bu sonucun ne olduğu konusunda hiç bir zaman kuşkuya düşmezler. Bu eğri-doğru kavgasının sonucu hakkı bulmak ve hak uğruna zafere ermektir.” Günümüzde Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Suriye’de, Mali’de… Kâfirler ile Müslümanlar arasındaki savaşın sebebi akidedir. Kâfirlerin müminlere yaptıkları katliamlar için çeşitli kılıflar bulmaları veya birtakım müslümanların! çatışmaların sebebini bazı gurupların aşırılıklarına bağlama-


Sürgün: “Kavminin cevabı sadece: “Lut ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!” demelerinden ibaret oldu.” (Neml, 27/56), “Kafir olanlar peygamberlerine dediler ki: “Elbette sizi yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!...” (İbrahim, 14/13) İstihza (Alay etmek): “Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeye görsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.” (Yasin, 36/30) Maddi baskılar: “Onlar: Allah’ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.” (Münafikun, 63/7)

rine ayetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar...” (Hacc, 22/72)

Savaş: “... Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler...” (Bakara, 2/217) Bu ayetlerde kâfirlerin tevhid ehlini sürgün ettikleri, alaya aldıkları, madden baskı altına almaya çalıştıkları, küfre girmelerini istedikleri, taviz vermelerini –ılımlı İslam- bekledikleri ve Kur’an’a açıktan düşmanlık yaptıkları açıkça zikredilmektedir. Günümüzde de başımıza gelen sıkıntılar bunların benzerleridir. Bilmemiz gereken bu sıkıntıların ne ilk olduğu ne de son olacağıdır. Bize düşen bunları iyi öğrenip her türlü tedbirimizi almaktır ki başımıza bu belalar geldiğinde şaşırıp kalmayalım. Kâfirlerin bunları yapması normaldir. Çünkü Rabbimiz bunları bize haber vermektedir. Asıl garip olan Müslümanların şaşkınlık içine düşmesi ve dinlerini korumak için gerekli olan fedakârlığı yapmamasıdır.

Taviz vermek: “Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.” (Kalem, 68/9)

Zulüm hiçbir zaman payidar olamamıştır. Gelecekte de olmayacaktır. Nitekim Rabb’imiz Kur’an’ı Kerim’de zalimler hakkında: “... Zalimleri mutlaka helak edeceğiz!...” (İbrahim, 14/13) buyurarak zalimlerin akıbetini bizlere bildirmektedir. Peki, ol demesiyle her şeyi değiştirebilecek Rabbimiz niçin bu zalimleri helak etmemektedir de bizim başımıza musallat kılmaktadır. Bunun başlıca iki sebebi vardır:

Kuran’a düşmanlık: “İnkar edenler: Bu Kuran’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız dediler.” (Fussilet, 41/26) “Ayetlerimiz apaçık kendilerine okunduğunda, kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar kendile-

1) İmtihan: “Elif. Lam. Mim. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Ant olsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak,

Küfre teşvik: “Sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı isterler ki onlarla eşit olasınız...” (Nisa, 4/89)

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Cahiliyenin İslam’a olan bu düşmanlık ve kini ise her devirde çeşitli şekillerde kendini göstermiştir. Özü itibariyle değişmeyen düşmanlığın yansımaları da aynı olmuştur. Hz. Lut’a, Hz. İbrahim’e, Hz. Muhammed aleyhimu’s-salatu ve’s-selam’a yapılan düşmanlıkların aynısı günümüzde de onlara tabii olan müminlere reva görülmektedir. Bu düşmanlıkların yansımalarını şu başlıklar altında zikredebiliriz:

Shamil Basayev

ları ile meselenin uzaktan yakından alakası yoktur. Savaş, hak ile batıl, şirk ile küfür savaşıdır. Bir tarafta Hizbullah/Allah taraftarları diğer tarafta ise hizbu’şŞeytan/Şeytan taraftarları savaşmaktadır. Nitekim Allahu Teâlâ bu konu ile alakalı olarak: “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 4/76) buyurmaktadır. Yine ashabı Uhdud’un ateş çukurlarına atılması, Firavun’un iman eden sihirbazları öldürtmesi gibi olayların sebebi de yalnızca o şahısların Aziz ve Hamid olan Allah’a iman etmeleridir. “Onlardan, sırf, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, aziz ve hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Oysaki Allah her şeyi görür.” (Buruc, 85/8,9), “... Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun...” (Araf, 7/126)

11


“... Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler...” (Bakara, 2/217) yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar.” (Kasas, 28/1,4)

2) Zalimlerin azabının artması için süre: “İnkar edenler sanmasınlar ki, kedilerine mühlet vermemiz, onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyorum. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Bakara, 2/178)

NEBEVÎ HAYAT

Yasin suresinde kavmini Hakka çağırdığı için kavmi tarafından öldürülen yiğidin kıssası da bizler için ibretler ile doludur. Allahu Teâlâ o kavim hakkında: “Ondan sonra, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, zaten indirecekte değildik. Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler. “ Dikkat etmemiz gereken burada öldürülen sadece yiğit bir müslümandır ve Allahu Teâlâ onun için o kavmi helak etmiştir. Helak etme şekli olarak ise Allahu Teâlâ biz onların üzerine bir ordu indirecek değiliz. Yani; “Kim onlar ki biz onlara bir ordu gönderelim. Onların işi basit bir rüzgârdır”. Bugün de yeryüzünde bırakın bir Müslüman’ı binlerce kardeşimiz hunharca öldürülmekte, işkenceler altında inletilmektedir. Rabbimiz dilerse onların hepsini ordularla değil bir rüzgârla yerle bir eder. Unutmayalım ki yerlerin ve göklerin orduları Rabbimizin emrindedir. O dilerse sebepleri stop ettirir, ol der ve her şey yoluna girer. Önemli olan bizlerin olaylar karşısındaki tavrıdır. Nitekim Kuran’a baktığımızda insanların bu tavırlara karşı iki sınıfa ayrıldığını görüyoruz.

12

Birinci sınıftaki insanlar Müslüman olduğu halde, imanı zayıflardan bir kısmı küfrün karşısında bizim duracak dermanımız yok diyorlar. Bunlar kâfir komutan Calut’un askerleri karşısındaki Müslüman komutan Talut’un askerleri arasındaki imanı zayıfların “... Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler...” (Bakara, 2/249) diyenlerin söylediğini tekrarlıyorlar. İkinci sınıftakiler ise Talut (as) kıssasının devamında olduğu gibi “…Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: “Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir, dediler.” (Bakara, 2/249) âyetini kendilerine rehber edinenlerdir. ŞUBAT’13

Mümine yakışan Allah (c.c)’ın en güçlü olduğuna iman etmesidir. “... Onlar kendilerini yaratan Allah (c.c)’ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi?...” (Fussilet, 41/15) Allahu Teala muhakkak ki dinini tüm dünyaya hâkim kılacaktır. “... Kafirler istemeseler de Allah (c.c) nurunu tamamlayacaktır...” (Tevbe, 9/32, 61/8) “(Resulum!) İnkar edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!” (Ali İmran, 3/12) “Ey Muhammed! De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur.” (İsra, 81) Bu konudaki ayet ve hadisleri çoğaltmamız mümkündür. Bilmemiz gereken bizler sonu belli olan bir mücadelenin içindeyiz. Allahu Teala bizlere vaat ettiği gibi dinini bütün dünyaya hâkim kılacaktır. Bizler bu süreç içerisinde içinde bulunduğumuz halimizi, sorunlarımızı, açmazlarımızı her konuda olduğu gibi Allah ve Rasulune götürüp ona göre hal ve hareketlerimizi tanzim etmeliyiz. Bugün ümmet olarak içinde bulunduğumuz durumun sebebini peygamber efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir:

1) Cihadı terk: “... Allah yolunda cihadı terk ederlerse, Allah onların üzerine öyle bir bela indirir ki tekrar dinlerine geri dönecekleri zamana kadar bu belayı üzerlerinden kaldırmaz.” (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel) 2) Dünya sevgisi ve ölüm korkusu: Rasulullah (sav) buyurdu ki; “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir. Dinleyenlerden biri: O gün bizim az oluşumuzdan mı böyle olacaktır? Deyince Rasulullah (s.a.v.): “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer-çöp gibi olacaksınız. Allah (c.c) düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacaktır. Sizin kalbinize ise vehn sokacaktır” buyurdu. Yine dinleyenlerden biri: “Vehn nedir?” deyince Rasulullah (sav) “Dünyayı sevmek ölümden hoşlanmamaktır” buyurdu. (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel) Meselemizin belki de en önemli boyutu peygamber efendimiz tarafından bu hadisi şerifte beyan edilmiştir. Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmamak. Ümmet olarak yaşantımızı gözden geçirdiğimizde dünyanın bizlere ne kadar nüfuz ettiği ortadadır.


Rasulullah (sav) buyurdu ki; “Aç insanların yemek kabına üşüştükleri gibi yakında diğer milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir. Dinleyenlerden biri: O gün bizim az oluşumuzdan mı böyle olacaktır? Deyince Rasulullah (s.a.v.): “Bilakis sizler o gün çok olacaksınız, fakat sizler sel üzerinde akıp giden çer-çöp gibi olacaksınız. Allah (c.c) düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma duygusunu çekip alacaktır. Sizin kalbinize ise vehn sokacaktır” buyurdu. Yine dinleyenlerden biri: “Vehn nedir?” deyince Rasulullah (sav) “Dünyayı sevmek ölümden hoşlanmamaktır” buyurdu. (Ebu Davud, Ahmed bin Hanbel)

3) İzzet’in yanlış yerde aranması: Müslümanların kâfirler karşısındaki bozgununun sebebi ne askeri, ne ekonomik ne de başka bir unsur değildir. Bunun en büyük sebebi imandaki noksanlık, izzetin ve yüceliğin kaynağını teşkil eden noktanın başka yerlerde aranmasıdır. Geçmişte de Müslümanlar Tatar istilası, haçlı seferleri gibi işgallere maruz kaldılar ama hepsinden dimdik çıkmayı başardılar. Çünkü onlar İslam şeriatının bütün beşeri sistemlerden daha yüce olduğunu, beşeri nizamların batıl olduğunu, izzetin Allah, Rasulu ve müminlerin tarafında olduğunda bir an dahi olsa şüpheye düşmediler. Günümüzde ise batının gücüne hayran, kendi mirasından bihaber, İslam şeriatından gafil, beşeri nizamlara hayran nesiller izzeti batı ve dostlarının yanında aradıkça daha da zillete düştüler. Allahu Teâlâ dinini hâkim kılacaktır. Önemli olan bizim görevimizi ifa etmemizdir. Her Müslüman bu konuda üzerine düşen vazifeleri yerine getirmek zorundadır. Vazifelerimizi kısaca küfre karşı manevi ve maddi hazırlık olarak iki başlık altında ele alabiliriz. Manevi Hazırlık: “... Müminlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.” (30/47) Allahu Teala kitabında yardım edeceği insanları müminler olarak isimlendirmektedir. Bizler vaat olunan yardıma mazhar olabilmek için müminliğin gereken sıfatları ile donanmalıyız. Bu çerçevede her Müslüman kendini ilmen ve amelen geliştirmek için çaba sarf etmelidir. Sahabenin savaş öncesi mücahitlere yaptığı şu

tavsiye de reçete niteliğindedir: “Şunu bilin ki biz düşmanlarımızla sayı ve silahımızla savaşmıyoruz. Bizim onlara karşı savaşımızdaki en büyük silahımız bizim mümin olmamız günahlardan sakınmamızdır. Günahlardan sakınınız. Çünkü biz de onlar gibi günah işleyecek olursak, bizimle onlar arasında bir fark kalmaz, bu sefer onlar sayı ve silah üstünlüklerinden dolayı bize galip gelirler” yine Abdullah b. Revaha (ra), Mute’de Bizans Ordusunun çokluğunun görülmesi üzerine, neler yapılacağına dair istişarede bulunulduğunda şöyle demiştir: “Biz şimdiye kadar düşmanlarımıza karşı sayıca ve silahça üstün olduğumuz için hiçbir savaş kazanmış değiliz. Biz düşmanlarla inancımızın verdiği üstünlükle savaştık...” diyerek bizlere çözüm yolunu göstermiştir. Çözüm her hususta olduğu gibi ihlâslı ve takvalı olabilmektedir. Bizler takva silahı ile kuşanabilirsek -ki elde edilmesi en zor silah- küfrün tankı, topu, teknolojisi hiçbir işe yaramaz. Rabbimiz Ebabil kuşlarını gönderir, küfrü yerle bir eder. Nitekim Feth suresinde “And olsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Feth, 48/18) Bu ayette Allahu Teala’nın müminlerden razı olması, onlara güven duygusunu vermesi ve feth müjdelemesi onların kalplerindeki niyeti bildiği ve bu niyetin halis olduğundan dolayıdır. Maddi Hazırlık: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz...” (Enfal, 8/60) Dikkat etmemiz gerekir ki ayeti kerimede düşmanlık Allahu Teâlâ’ya izafe edilerek Allah’ın düşmanları olarak zikredilmektedir. Yani Allahu Teâlâ kendi düşmanlarına karşı ve ona düşmanlık etmeleri hasebiyle bizim düşmanımız olan kâfirlere karşı bizden güç hazırlamamızı emretmektedir. Peki, Allahu REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Tabi ki dünyaya olan bağlılık arttıkça ahirete olan bağlılık da o nispette azalacaktır. Nitekim Allahu Teala: “Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” (Şuara, 26/129) ikazı ile dünyaya fazla meyleden kavimleri uyarmıştır. Bizler de bu ikazı iyi kavrayıp dünya hayatımızı İslam gözü ile bir daha gözden geçirmeliyiz. Unutmayalım ki camdan evde oturanlar başkasının evine taş atamazlar.

13


Teala hâşâ kendi dinini korumaya muktedir değil midir ki bizlerden böyle bir güç oluşturmamızı istemektedir. Allahu Teala’nın bizlere güç hazırlamamızı emrettiği bu ayeti kerimeyi kendinden bir önceki ayeti kerime ile birlikte düşünmemiz daha yerinde olacaktır. Enfal 59. ayeti kerimede: “Kâfirler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar bizi aciz bırakamazlar” buyurarak bizleri müjdelemektedir. Kâfirler bizi aciz bırakamazlar ama yine sizler kulluk vazifesi olarak gücünüz yettiği kadarı ile hazırlık yapın gerisini merak etmeyin. Allahu Teâlâ bizlere her zaman olduğu gibi merhametiyle muamele ederek alt taban koymayıp emri güç nispetiyle orantılamıştır. Dolayısıyla bunun alt tabanı yoktur. Her Müslüman gücü nispetinde hazırlık yapmalı bunun yollarını araştırmalıdır. Bizler gücümüzün yettiğini yerine getirirsek muhakkak ki Allah (cc) gücümüzün yetmediği hususlarda vaat ettiği üzere (29/69) bizim önümüzü açacaktır ve Allah katında mesuliyetimizden kurtulacağızdır.

Kurtuluş gününün çok yakın olduğunda hiç şüphe yoktur. Şafak her halukarda sökecek, çok yakın bir gelecekte ufukta nur gözükecektir. Artık bu uyanıştan sonra İslam âlemi bir daha uykuya dalmayacak, bu dirilişten sonra bir daha asla yıkılıp yok olmayacaktır. Zira İslam âleminin helaki takdir edilmiş olsaydı, elbette bugüne kadar çoktan helak olurdu. Bunun yanı sıra mücadelesinde kendisine rehberlik eden akidesi de ölmeyecektir, çünkü bu akide kaynağını Allah’ın ruhundan almaktadır. Allah ise diri ve ölümsüzdür.“ Tüm İslam milletleri için yeryüzünde muayyen tek bir yol bulunduğu gün geçtikçe daha bir belirginleşmektedir. İslam milletlerinin izzet kazanması, içtimai adaleti sağlayıp emperyalizmin belalarından, azgınlık ve fesatlarından kurtulması ancak bu yol sayesinde mümkündür. Önlerindeki tek çıkar yol budur, onlar için bundan başka ikinci bir yol bulunmadığında da şüphe yoktur. Müslümanlar kurtuluş-

“Şunu bilin ki biz düşmanlarımızla sayı ve silahımızla savaşmıyoruz. Bizim onlara karşı savaşımızdaki en büyük silahımız bizim mümin olmamız günahlardan sakınmamızdır. Günahlardan sakınınız. Çünkü biz de onlar gibi günah işleyecek olursak, bizimle onlar arasında bir fark kalmaz, bu sefer onlar sayı ve silah üstünlüklerinden dolayı bize galip gelirler”

“Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları geri koydu; onlara “oturanlarla beraber oturun” denildi.” (Tevbe, 9/46)

NEBEVÎ HAYAT

Hepimizin bildiği gibi yapacağımız her iş için önce araştırma yapar akabinden onun için gerekli olan alt yapıyı hazırlar sonra o işe girişiriz. Ayette de bu ifade edilmiştir. Serin gölgeliklerde yatıp Allah yolunda cihad için maddi ve manevi hiçbir hazırlık yapmayan kimselere Allah (cc) hiçbir zaman cihad imkânı nasip etmeyecektir. Nitekim atalarımızın namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz sözü de bu konuda oldukça manidardır.

14

Sonucu Merhum Şehid Seyyid Kutup, Tarihte Düşünce ve Metod adlı kitabındaki sözleri ile bağlayabiliriz: “Şundan hiç şüphe edilmesin ki, emperyalizm yapabileceklerinin tümünü yapmıştır. Kâfirler İslami hareketleri yok etmek için giriştikleri bu hummalı faaliyetleri ile aslında hakkından gelemeyecekleri güç yetiremeyecekleri nesli terbiye etmektedirler. ŞUBAT’13

larını sağlayacak bu yoldan uzak kalamazlar. Bu yol Allah yolunda canlar ve mallar ile cihad etmekten başka bir şey değildir. Ve bunun için merhum M.A Ersoy’un dediği gibi: “Zevke dalmak şöyle dursun vaktimiz yok mateme”. Bazı insanların iddia ettikleri gibi Cihad’ın günümüz realitesiyle çelişmesi ya da bu realiteye göre bu yolun Kızıldeniz’e doğru gitmesi bu yolun çıkmaz olduğu veya deniz ile kesileceği anlamına gelmez. Çünkü yol ilahi ise dağlar veya denizler bu yolu değil, bu yol dağları ve denizleri kesecektir. Şanı yüce Rabbimiz biz Müslümanlara bu yolu emretmişse, denizi uzaktan görünce akli endişelerle durmamız değil, nakli hakikatlerle denize doğru yürümemiz gerekir. Bu mutmainlikle yürüyüp ayaklarımız denize değdiği zaman, hiç kuşkumuz olmasın ki denize ayaklarımız değil, Musa (as)’ın asası değmiş olacak ve Kızıldeniz yarılacaktır. Rabbim bizleri kendi dini uğrunda ihlâslı olarak cihad eden ve şehadet nimetiyle hayata gözlerini yuman salihlerden eylesin. (Amin)


Kapak Gündem

ALLAH YOLUNDA CİHÂDIN GAYELERİ VE CİHÂDI TERKETMENİN TEHLİKELERİ Mahmut Varhan

İslam dinini kemale erdiren ve kıyamete kadar İslam’ı müdafaa edecek bir ümmeti meydana getiren âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Bu ümmetin rehberi ve lideri olan, büyük cihâdı ile Allah’ın dinine kâmil manada yardım ederek onu

ile’l-ebed tahkim eden peygamberimize, O’nun âline ve ashabına salat ve selam olsun. Evvelâ şunu bilmemiz gerekir ki, fıtratı gereği insan savaşı sevmez ve tehlike sezdiği yerlerden kaçar. İnsanın bu yönünü en iyi bilen, bütün mahlûkatın yaratıcısı Allah Teâlâ savaşı emrederken şöyle buyurdu: “Hoşunuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. Belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Bakara: 216)

O’nun İzinde...

“E

y iman edenler! Size ne oldu ki: “Allah yolunda cihâda çıkın” denildiğinde, ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemediniz? Yoksa siz, ahireti bırakıp, sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Hâlbuki dünya hayatının geçimliği ahiret yanında pek azdır. Eğer cihâda çıkmazsanız, Allah sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır. Sizin yerinize başka bir kavmi getirir ve Allah’a bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe: 38 - 39)

REBİÜLEVVEL 1434

15


İşte savaşın hoşumuza gitmemesine, canların ve malların yok olmasına sebebiyet vermesine rağmen, bu vazifenin yerine getirilmesinde bulunan büyük maslahatlardan ve terkinden kaynaklanan pek büyük tehlike ve felaketlerden dolayı Rahman ve Rahim olan Rabb’imiz bizlere cihadı farz kılmıştır. Şimdi cihadı terketmenin tehlikelerini iyice idrak edebilmemiz için öncelikle cihadın kendisi için meşrû kılındığı gayeleri bilmemiz gerekir ki; bu gayelerden bazıları özetle şunlardır: 1- Müslümanlara savaş açan azgın kâfirlerle savaşılması, daha önce müslümanlara zulmetmiş bulunan İslam düşmanlarından intikam alınması... Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kendileriyle savaşılan mü’minlere, zulmedildikleri için cihâd etme izni verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir. Onlar sadece, “Rabb’imiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar...” (Hac: 39 - 40)

NEBEVÎ HAYAT

2- Zalim kâfirlerin tasallutu altında bulunan, her türlü eziyet ve işkenceye maruz bırakılan mustaz’af müslümanlara yardım etmek ve onları kurtarmak. Yüce yaratıcımız şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve: “Ey Rabb’imiz, halkı zalim olan bu memleketten bizi çıkar. Kendi tarafından bize bir dost gönder ve yine kendi tarafından bize bir yardımcı gönder” diye yalvaran erkek, kadın ve çocuklardan güçsüz olanlar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisâ: 75)

16

3- Yeryüzünde fitne ve fesadın yayılmasına engel olmak, mabedleri muhafaza ederek Allah Teâlâ’ya kulluğun devamını sağlamak, nihâi olarak yeryüzünden şirk düzenlerini ve küfür sistemlerini ortadan kaldırıp, Allah’ın şeriatını bütün insanlık âlemine hâkim kılmak... Rabbimiz Celle Celâluhû şöyle buyurmaktadır: “Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer kısmıyla defetmeseydi yeryüzü fesada uğrardı. Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir.” (Bakara: 251) “Eğer Allah insanların bir kısmını diğerleriyle önlemeseydi, manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler tahrip edilip yıkılırdı. Allah, dinine yardım edenlere mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, mutlak kuvvet sahibidir, her şeye galiptir.” (Hac: 40) “Fitne orŞUBAT’13

tadan kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın...” (Bakara: 193) 4- Dâru’l-İslam’ı korumak, İslam topraklarını kâfirlerin işgal ve istilâlarından muhafaza etmek, sömürgeci emperyalist zalimlerin İslam toplumunu sömürmelerine, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini gasbederek çalmalarına sed çekmek ve İslam ümmetinin dirlik ve birliğini temin etmektir. İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in en sıkıntılı gazvelerinden olan Hendek gazvesi bu gayeyi temin için yapılmıştır. 5- Cihâdın pekçok gayesinden en mühim biri de şudur: Allah Teâlâ, mü’min kulunun O’nun yolunda cihad etmesini, canını ve malını O’na satmasını, O’nun şeriatını en yüce kılmak için savaşarak tozlanmasını ve yorulmasını sever. Mü’min kullarından şehitler edinmek ister ve böylece onların makamlarının en yüksek mertebeler olmasını arzu eder. Ezcümle muhacir, mücâhid, murabıt, sabırlı, sebatkâr olmak, fedakârlık ve şehitlik gibi Arş’ın sahibinin hoşnut olduğu pek çok mertebeler cihâdla bağlantılıdır. Yüce Mevlâ şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff: 4) “Yoksa Allah, içinizden cihâd edenleri belirtmeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” (Âl-i İmrân: 142) “...Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, Ben’im yolumda eziyete uğrayanların, savaşanların ve öldürülenlerin günahlarını mutlaka örteceğim. Ve onları, Allah katından bir mükâfat olarak altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmrân: 195) Bütün bunlardan sonra deriz ki: Eğer bugün müslümanların birliği dağıtılmış, İslam ümmeti bölünüp parçalanmış, İslam toplumları her yönden sömürülmeye maruz bırakılmış, ırzları, şeref ve namusları ayaklar altında çiğneniyorsa; şayet Rahman’ın insanlığa hediyesi olan İslam şeriatı tatbik edilmeyip kokuşmuş Roma hukukunun kalıntıları olan Batının bâtıl hukuk sistemleri İslam ülkelerinde dahi uygulanıyorsa; bunun neticesinde de şirk, küfür, nifak, zulüm, ihanet ve fısk’u fücur her tarafı kasıp kavuruyorsa; eğer havada, karada ve denizde fitne ve fesat baş göstermişse; işte bütün bunların en önemli sebebi müslüman-


ma duygusu çekilip alınacak ve sizlerin kalplerinize de “vehn” konulacaktır.” Dedi ki: Biz: “Vehn nedir?” diye sorduk. Şöyle buyurdu: “Hayatı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.”(1) Ey Müslüman kardeşim! Şu fâni dünyanın ve geçici hayatın sevgisini kalbimizden söküp atalım, bâki olan Allah Teâlâ’nın ve ebedi olan cennet’i a’lânın muhabbeti ile kalplerimizi ma’mur edelim. Hayatımızı Allah Teâlâ’nın yoluna adayalım ki, O’nun rızasını elde ederek sonsuzluk yurdunda hakiki hayatı kazanabilelim.

Şimdi de Allah Teâlâ’nın yolunda cihâd etmeyi terketmenin yol açacağı tehlikelerden ve felaketlerden bahsedelim: 1- Müslümanların 20. ve 21. yüzyıllarda karşılaştıkları dağınıklık, ihtilaf ve tefrika, bölük-pörçüklük ve fikri, ahlâki, ictimai, iktisadi, siyasi ve askeri olarak mağlubiyetleri gerçekten her insaf ve vicdan sahibinin kalbini parçalamaktadır. İslam âleminin her tarafı nifak ve ihanet şebekeleri ile sarılmış, bir asırdır müslümanlar irtidad komiteleri tarafından idare edilmekte olup, bunun neticesinde de her tarafta irtidad hareketleri baş göstermiştir. İslam’ın azılı düşmanları müslümanları küçümsemekte olup, onlar hakkında her türlü zulüm kararlarını vermektedirler. Yahudi-Hıristiyan ittifakı, müslümanları küçük lokmalara ayırıp yutmaktadır. İşte devası çok zor olan bu derdin sebebi, müslümanların dünyevileşmeleri ve Allah yolunda cihadı terketmeleridir. Şimdi hep beraber Rasul’i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e kulak verelim: Sevban dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yemek yiyenlerin birbirlerini yemek köşesine çağırdıkları gibi, (diğer) toplumların da her ufuktan/bütün yönlerden size karşı (birleşerek saldırmak için) birbirlerini çağırmaları pek yakındır.” Sevban dedi ki: Biz: “Ya Rasûlallah! Bu bizim o dönemde az olmamızdan dolayı mıdır?” dedik. Şöyle buyurdu: “Sizler o gün çok fazla olacaksınız. Fakat selin üzerindeki çer-çöp gibi dağınık olacaksınız. Düşmanlarınızın kalplerinden sizden çekinme/kork-

3- Allah Teâlâ’nın kelimesini yüceltmek uğrunda cihâd etmekten geri kalmak, ferdi ve toplumu çeşitli musibetlere ve felaketlere, dünyevi ve uhrevi azaplara maruz bırakır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Size ne oldu ki: “Allah yolunda cihâda çıkın“ denildiğinde, ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemediniz? Yoksa siz, ahireti bırakıp, sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Hâlbuki dünya hayatının geçimliği ahiret yanında pek azdır. Eğer cihâda çıkmazsanız, Allah sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır. Sizin yerinize başka bir kavmi getirir ve Allah’a bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe: 38 - 39) REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ların Allah Teâlâ yolunda hakkıyla ve fıkhına riayet ederek cihad etmeyi terketmeleridir.

2- Allah Teâlâ’nın yolunda cihâd etmeyi terketmek, fertleri ve toplumları zillete maruz bırakır. Şu asrımızda müslüman toplumların içerisinde bulundukları zillet ve perişanlık hâli, bunun en açık delilidir. Bin üç yüz küsur yıl dünyaya medeniyet ve uygarlığı öğretmiş olan biz müslümanlar, bugün ise medeniyeti bizden çalmış bulunan Batının dilenciliğini yapıyoruz. Diğer taraftan müslüman toplumların içerisinde bulundukları cehalet, fakirlik, gaflet, gevşeklik, tembellik, neme lazımcılık, geri kalmışlık, değersizlik ve karışıklık bu zilletin sadece bazı yansımalarıdır. İşte bu zillete düşmememiz için Efendimiz aleyhisselam bizi ciddi bir şekilde ikaz etmiştir. Abdullah b. Ömer dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Sizler Îne (dolaylı olarak faizli) alış-verişler yaptığınız, sığırların kuyruğuna yapışarak ziraata razı olduğunuz ve cihâdı terkettiğiniz zaman; Allah Teâlâ sizin başınıza öyle bir zilleti musallat kılar ki, sizler tekrar dininize dönmedikçe onu çekip kaldırmaz.”(2)

17


Ebû Ümame’nin rivayet ettiği hadis’i şerifte Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır: “Her kim gazveye çıkmaz veya bir gaziyi teçhizatlandırmaz ya da bir gazinin ardında onun ailesine hayırlı bir şekilde bakmazsa; Allah Teâlâ kıyamet gününden önce (o daha ölmeden) onun başına bir musibet/felaket getirir.”(3) Aziz kardeşlerim! Bugün İslam âleminin her tarafında yaşanılan felaketlerin, yıkımların, zalimlerin bombardımanları sonucu oluşan katliâm ve tahribatların izahı işte budur. Eğer bugün İslam âlemi bir matemhaneye dönüşmüş ise, bunun en önemli sebebi müslümanların cihâd hayatından uzaklaşmaları ve dünya hayatına razı olmalarıdır. İslam ümmetinin tarihi açık bir şekilde göstermektedir ki, müslümanlar Allah yolunda cihâd etme vazifesini hakkıyla yerine getirdikleri zamanlarda aziz olmuşlar; bu vazifeyi ihmal ettikleri ölçüde de zillete düşmüşlerdir.

NEBEVÎ HAYAT

4- Rabbü’l-âleminin dini uğrunda cihâd etmeyi terketmenin en tehlikeli neticelerinden biri de kalbin kararması, katılaşması, kalpte nifak tohumunun yeşermesi sonucunda fert ve toplumun fısk’u fücura bulaşmasıdır. Bunun en büyük şahidi asrımızdaki müslüman toplumlardır. İnsanlar dünya hayatına razı oldukları için kalpleri ölmüş ve her taraf fasıklarla dolup taşmıştır. Rabbimiz Celle Celâluhû şöyle buyurmaktadır: “De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler sizin için Allah’tan, peygamberinden ve Allah yolunda cihâd etmekten daha fazla sevimli ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez.” (Tevbe: 24)

18

Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Her kim gazveye çıkmadan ve gazveye çıkmayı içinden geçirmeden ölürse, nifakın bir şubesi üzerinde ölmüş olur.”(4) İmam Nevevi der ki: Bu hadisten maksat şudur: Her kim böyle yapacak olursa, o bu sıfatında cihaddan geri kalan münafıklara benzemiş olur. Çünkü cihadı terketmek, nifakın şu’belerinden biridir.”(5) ŞUBAT’13

5- Bilinmelidir ki âlemlerin Rabb’i olan Allah Teâlâ’nın hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Dileseydi düşmanları olan kâfirlerden bizzat intikam alırdı. Fakat bizleri deneyip imtihan etmek için cihâd farizasını biz mü’min kullarının omuzlarına yüklemiştir. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Eğer Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat Allah, sizi birbirinizle imtihan ediyor.” (Muhammed: 4) Eğer bizler, Allah yolunda cihâd farizasını yerine getirmeyi terkeder ve bu mukaddes göreve sırtımızı dönecek olursak, imtihanı kaybetmiş oluruz. Allah Teâlâ da bizleri ortadan kaldırıp, yerimize bu vazifeyi hakkıyla yapacak kullarını çıkaracaktır. Biz ise O’nun muhabbet, rahmet ve rızasından mahrum kalarak, kaybedenlerden oluruz ki; bir kul için en büyük tehlike ve felaket işte budur. Nitekim yüce Mevla’mız şöyle buyurmaktadır: “Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir kavim getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed: 38) “Eğer cihada çıkmazsanız, Allah sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır. Sizin yerinize başka bir kavmi getirir ve Allah’a bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe: 39) Evet, İslam tarihine ibret nazarıyla bakacak olursak, bu hususun ilahi sünnet olarak cereyan ettiğini görürüz. Hangi devlet ya da toplum Allah Teâlâ’nın yolunda cihâd etme farizasını kâmilen yerine getirmeye gayret etmişse, muvaffak olmuş ve izzetli bir şekilde payidar olmuştur. Hangi devlet ve toplum da bu fariza hususunda ihmalkâr davranmış ve dünyanın fâni lezzetleriyle oyalanmışsa, türlü türlü karışıklıklara sahne olmuş ve neticede hâk ile yeksan olmuştur. Allah Teâlâ da o devletin sayfasını dürdükten sonra kendi dininin bayrağını dalgalandıracak başka bir kavmi meydana çıkarmıştır. Böylece i’lâ-i kelimetullah bayrağını dalgalandıran topluluklar, biri diğerinden nöbeti devralmışlar ve almaya devam edeceklerdir. Değerli müslüman kardeşim! Bu makalenin başından beri bir kaçına yer verdiğimiz ve daha pek çoğunu sayamadığımız Allah yolunda cihâdın maslahat ve faydalarına ve bu farizayı terketmekle meydana gelen ferdi ve toplumsal tehlike ve felaketlere rağmen; müslüman toplumlar olarak bu farizadan habersiz bir şekilde şu fâni


Seleme b. Nüfeyl el-Kindi der ki: Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum. Bir adam şöyle dedi: “Ya Rasûlallah, insanlar atları değersiz görüp salıverdiler, silahlarını bıraktılar ve: “Artık cihâd yoktur, savaş ağırlıklarını bıraktı (bitti)” dediler.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüzü ile (ona) dönerek şöyle buyurdu: “Yalan söylediler. Daha yeni, asıl şimdi savaş başladı. Benim ümmetimden bir topluluk hak üzere savaşmaya devam edeceklerdir. Allah Teâlâ onlar için bazı kavimlerin kalplerini saptıracak ve onların rızıklarını bu kavimlerden sağlayacaktır. Kıyamet kopuncaya ve Allah’ın va’di gelinceye dek bu durum böyle devam edecektir...”(6) Makalemizi, Allah’tan getirdiği Kitab’ı mübin ve sünnet’i seniyye uğrunda, insanlık âlemine emanet bıraktığı şeriat’ı ğarra yolunda milyonlarca şehitlerin canlarını feda ettiği Peygamber’i Zişan sallallahu aleyhi ve sellem’in şu mübarek hadis-i şerifleriyle bitirelim: Sebra b. Ebi Fakih dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şeytan, Âdemoğlunun bütün (hayır) yollarında oturmuştur. Âdemoğlu için İslam(a girme) yolunda oturur ve ona şöyle der: “Sen müslüman olup, kendi dinini, baba ve atalarının dinini

terk mi edeceksin?!” Âdemoğlu onu dinlemez ve müslüman olur. Sonra onun için hicret yolunda oturarak şöyle der: “Sen (üzerinde doğup büyüdüğün) toprağını ve (altında gelişip serpildiğin) Gökkubbeni terkederek hicret mi edeceksin? Şüphesiz ki muhacirin misali, ip ile kazığa bağlı bulunan atın misali gibi (özgürlüğü kısıtlanmış ve sıkıntılar içinde)dir.” Âdemoğlu onu dinlemeyip hicret eder. Sonra şeytan onun için cihâd yolunda oturarak şöyle der: “Sen cihâd mı edeceksin? O hem canın için meşakkat ve bitkinlik hem de malın telef olmasıdır. Sen savaşacak ve öldürüleceksin. Ardından hanımınla evlenilecek ve malın bölüşülecektir!” Âdemoğlu ona isyan ederek (Allah yolunda) cihâd eder.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti: “Her kim bunu yaparsa, Allah Azze ve Celle’nin onu cennete koyması hak olur. Her kim öldürülecek olursa, Allah Azze ve Celle’nin onu cennete koyması hak olur. Şayet (Allah yolunda) boğulursa, Allah’ın onu cennete koyması hak olur. Ya da bineği onu düşürerek boynunu kırarsa, Allah’ın onu cennete koyması hak olur.”(7)

------------------------------1. 2. 3. 4. 5. 6. 7.

Müsned: (22397) 5/278; Ebû Dâvûd: 4297. Hasen hadistir. Ebû Dâvûd: 3462; Müsned: 4825. Ebû Dâvûd: 2503; İbni Mâce: 2762. Sahih bir hadistir. Müslim: 1910; Ebû Dâvûd: 2502; Nesâi: 3097. el- Minhac: 7/58 Nesâi: 3563; Müsned: 16516. Sahih bir hadistir. Nesâi: 3132; Müsned: 3/438. Hasen bir hadistir. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Bilinmelidir ki cihâdın zamanının geçtiğini düşünen insanlar eskiden beri var olmuşlardır. Fakat müslüman liderlerin irade ve dirayetleri, basiret ve ferasetleri neticesinde bunların bir tesirleri olmamıştır. Şimdi asrı saâdetten bir örnek verelim:

Komutan Hattab

dünya hayatını gaflet içerisinde geçirmeye devam ediyoruz. Bu ciddi konuda nefs’i emmarenin, müfsit çevrelerin ve şeytan’i lain’in ninnileri ve korkutmalarıyla uyutuluyoruz. Kur’an ve sünnetin muhkem nasslarına rağmen kimi ulemâu’s-sû’ tabirine layık insanlar, zamanın cihâd zamanı olmadığını insanların zihinlerine fısıldayabilmektedirler. Abdullah b. Mübârek’in: “Dini ifsad eden, krallardan/yöneticilerden, kötü âlimlerden ve rahiblerden/kötü âbidlerden başkası değildir” sözü, bu dalâlete sevkeden liderlere ne kadar da mutabık düşmektedir!

19


Kapak Gündem

ÖVGÜYE LAYIK BİR ÖLÜME ULAŞMANIN SEBEBLERİ Adem SÖZKESEN

‫ين اٰ َم ُنوا اتَّقُوا اللّٰ َه‬ َ ‫َيا اَ ُّي َها الَّ ٖذ‬ ‫َح َّق تُقَاتِ ٖه َو َلا َت ُموتُ َّن اِ َّلا َواَنْ ُت ْم‬ ‫ُم ْس ِل ُمو َن‬

B

izleri yoktan var eden, ölümü ve hayatı kullarından hangisinin daha güzel amel ettiğini görmek için yaratan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, bu hayatta, Rabbimizin rızasını alabilmek için bizlere önderlik yapan Muhammed’e (Sallallahu aleyhi ve selem), O’nun temiz ve iffetli ailesine ve bu dini bize yaşantıları ile eşsiz bir şekilde ulaştıran sahabelerine olsun. Bir hakikat vardır ki bunu yoktan var eden Yüce Allah takdir etti, var olan tüm mahlûkat ise buna teslim oldu. Bu hakikati ise Yüce Allah şöyle açıklıyor: “Her nefis ölümü tadacaktır”. (Âl-i İmrân, 185) Başka bir ayetinde ise şöyle buyuruyor: “De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.” (Secde, 11)

NEBEVÎ HAYAT

Ayetlerde de görüldüğü üzere bir gerçek var ki o da tüm canlıların bu diyardan “Daru-l Karara” göç edecek olmalarıdır. Bu varılacak diyar ise ya cennet ya da cehennem olacaktır.

20

Değerli Müslüman kardeşim! Muhakkak ki övgüye layık bir ölümü istemek, Peygamberlerin de kendileri için bir emniyet talebi idi. İşte Yusuf Aleyhisselam Rabbine şöyle dua ediyor: “Rabbim! Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihlere kat” (Yusuf, 101) ŞUBAT’13

“Ey İman edenler! Allah’tan O’na yaraşır şekilde, hakkıyla, nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) Kendisinden kurtulmanın ve kaçmanın mümkün olmadığı ölüm, her canlının tadacağı bir sondur. Müslüman’ın ise tek gayesi yaratanı olan Yüce Allah’a İslam üzere kavuşabilmektir. Yüce Allah, kendisine iman eden kullarını bu hususta uyararak şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır şekilde, hakkıyla, nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin!”(Ali İmran 102) Bu ayet bu hususta Rabbimizin bizlerden kendisine Müslümanlığın dışında başka bir halde dönmememizi açık bir şekilde bildirmiştir.


Selefi Salih’inin tüm çabası ve mesaisi bu kutsal makama ulaşabilmek olmuştu. Onlar tüm ömürlerini Yüce Allah’a ve Resulüne itaat ederek geçirmişlerdi. Hayatları iyiliklerle ve sevaplarla dolu, azaları ise tüm günah ve kötü işlerden uzaktı. Onlar Yüce Allah’a bu hal üzere kavuşabilmek için dünyalarını tamamen silmiş ve ahirete adapte olmuşlardı. Onlar dünyaya, kendilerine bu özelliği ulaştıracak olan Kuran ve Sünnet penceresinden bakmakta idiler. Bu uğurda her türlü fedakârlıkları yaptılar ve gereken bedeli en güzel şekilde ödediler. Son nefeste imanlı bir şekilde hayata gözleri yummak, Müslüman olarak Rabbi Ala’ya kavuşmak haddi zatında “Övgüye layık bir ölümdür”. Yani her Müslüman’ın istediği ve arzuladığı bir şeydir. Bu hal ise övülecek bir durumdur. Övgüye layık bir ölüm, Yüce Allah’ın fazlı ve büyük bir nimetidir. Fakat kul bunu yaptığı amellerle ve itaatlerle hazırlar. Zira Yüce Allah her şey için bir sebep kılmıştır. Allah’ın emirlerine itaat etmek, yasaklarından kaçınmak, indirdiği kitaba sımsıkı sarılmak ve gönderdiği Nebi’ye uymak bunun için bir sebeptir. Ey İslam Kardeşim! Nefsini itaat ve sevaplara yönlendirerek kendin için kurtarıcı bir ölüm hazırla. Her hayırda sen önde ol! Ya hayıra teşvik eden ya da hayırı işleyen ol! Marufun her türlüsünde öncü ol! Kötülük ve isyanda ise uyarıcı ve engelleyici ol! Zulme karşı devamlı mazlumun yanında ol! Zalime karşı izzetli ve cesaretli ol! Zalim sultanın önünde hakkı haykırıcı ol! Hakkı söylemekte kınayıcının kınamasına duyarsız ol! Hakk’ın rızasını almak için haktan yana ol! Sana ölüm gelinceye kadar namaz ehlinden ol! Rabbinin huzurunda huşulu ol!

Rabbinin seni gördüğü ve duyduğu bilincinde ol! Nafile oruçlara hayran ol! Gece namazına düşkün ol! Allah’a inandım de sonra dosdoğru ol! Kuran’a yönel ki Rahman’ın ayetleri kalbini açsın! Hadislerle haşır neşir ol ki takvan artsın! İlim talep et ki Rabbini tanıyasın! Bildiğinle amel et ki imanın artsın! Amellerinde ihlâslı ol ki imanın lezzetini alasın! Ana babaya ve akrabaya iyilik yap ki merhamet olunasın! Hasta ziyaretleri ile hasenatın çoğalsın! Yetimin başını okşa ki merhamet bulasın! Rabbinin şu ayetinde dediği gibi “hoşnut kalman için, sana gelmekte acele ettim Rabbim” (Taha, 84) Rabbinin rızasını almak için acele et! Eni semavat ve yeryüzü kadar olan cennetler için müsabaka et! Malını, senin ve sahip olduklarının Maliki uğrunda infak et! Tüm gücün ve kuvvetinle İslam’a yardım et! Davan için Yüce Bari’nin yolunda mücadele et! “İ’la-ı Kelimetullah ” uğrunda cihat et! Her daim Allah’a ve Resulüne itaat et! Sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et! Müslüman Kardeşim! Eğer bu sıfatlara sahipsen, bu hal üzere sabret ve sebat göster, zira sen övgüye layık olan bir ölüme ulaşmak üzeresin. Yok, eğer bu sıfatlardan uzaksan, vakit kaybetmeden hayatında değişikler yap ve bu sıfatlara sahip olmaya çalış. Bu hususta Rabbinden yardım iste. Ve bil ki sen Allah’a bir karış gidersen Yüce Allah sana bir arşın gelir. Sen Allah’a yürüyerek gidersen Yüce Allah sana koşarak gelir. Ya Rabbi! Bizlere “Husnu-l Hatime” -“güzel son” nasip eyle! Gözlerimizi hayata imanlı ve İslam üzere kapamayı nasip eyle! Son nefesimizde dudaklarımızdan “Kelime-i şahadet” ve “Kelimei Tevhid” cümlelerinin dökülmesini nasip eyle! Sen bizi kendi katına Müslümanlar olarak al, Ya Rabbi! REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Burada bilmemiz ve dikkat etmemiz gereken bir gerçek vardır ki, İslam’a girdikten sonra son nefese kadar İslam’ı muhafaza etmek ve o hal üzere Yüce Allah’a kavuşmaktır. Tabi ki her talebin ve elde edilmek istenilen şeyin bir bedeli olduğu gibi “Müslüman olarak Allah’a kavuşmanın da” bir bedeli vardır.

21


Kapak Gündem

ALLAH YOLUNDA CİHADIN FAZİLETİ Hakan Sarıküçük

NEBEVÎ HAYAT

ِ ُ‫ين آَ َم ُنوا َه ْل أَ ُدلُّ ُك ْم َع َلى تِ َجا َر ٍة ت‬ ‫نجي ُك ْم ِم ْن‬ َ ‫َياأَ ُّي َها الَّ ِذ‬ ٍ ‫َع َذ‬ ‫) تُؤ ِْم ُنو َن بِاللَّ ِه َو َر ُسولِ ِه َوتُ َجا ِهدُو َن ِفي‬10( ‫اب أَلِي ٍم‬

22

‫َس ِبيلِ اللَّ ِه بِأَ ْم َوالِ ُك ْم َوأَنف ُِس ُك ْم َذلِ ُك ْم َخ ْي ٌر لَ ُك ْم إِ ْن كُن ُت ْم‬ ٍ ‫) َي ْغ ِف ْر لَ ُك ْم ُذنُو َب ُك ْم َو ُي ْد ِخ ْل ُك ْم َج َّن‬11( ‫َت ْع َل ُمو َن‬ ‫ات‬ ِ ‫َت ْجرِي ِم ْن َت ْح ِت َها ا ْلأَنْ َها ُر َو َم َسا ِك َن َط ِّي َب ًة ِفي َج َّن‬ ‫ات َع ْد ٍن‬

‫) َوأُخْ َرى تُ ِح ُّبون ََها ن َْص ٌر ِم َن اللَّ ِه‬12( ‫َذلِكَ الْ َف ْو ُز الْ َع ِظي ُم‬ )13( ‫ين‬ َ ‫ِيب َو َبشِّ ْر ا ْل ُمؤ ِْم ِن‬ ٌ ‫َو َف ْت ٌح َقر‬

ŞUBAT’13

Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele. (Saf Süresi:10-13)


ihad, Allah’ın adını yüceltmek için Allah’a küfredenlerle savaşmaktır. Allah’a davet yolunda, dine girmek isteyeni veya tebliğ eden davetçiyi engelleyerek ve azab ederek, dine savaş açana karşı yapılan mübarek bir ameldir. İslam’da amellerin en üstünü, aynı zamanda en büyüğü ve en değerli olanı Allah azze ve celle’nin birliğine ve büyüklüğüne iman etmek, ikincisi ise Allah yolunda dinini, namusunu, ırzını muhafaza ve müdafaa uğrunda cihad ederek bu uğurda mal ve can vermektir. Şüphesiz ki cenneti kazandıracak amellerin en önemli olanlarından biri de Allah yolunda cihad etmektir. Çünkü cihad ameli bu dava da samimi olanlarla olmayanların ayrım noktasını oluşturan bir mihenk taşıdır. Nitekim Rabbimiz Tebareke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennet’e girivereceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran:142) Allah’ın şu buyruğu ise bu amelin faziletinin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymaktadır. “Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.” (Tevbe:19-22) “Müminlerden -özür sahibi olanlar dışındaoturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (Nisa: 4/95-96) Ebû Hüreyre radıyallahu anh ‘ın rivayet ettiği hadisi şerifte Rasûl–i Ekrem Efendimiz’e:

–Yâ Rasûlallah! Allah yolunda cihada denk hangi iş vardır? denildi. –”Ona denk bir iş bulamazsınız” buyurdu. İki veya üç defa aynı soruyu tekrarladılar; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de her defasında “Ona denk bir iş bulamazsınız” cevabını tekrarladı. Daha sonra şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad eden kimsenin benzeri, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan, Allah’ın âyetlerine hakkıyla itâat eden ve Allah yolunda cihad eden kimse, cepheden dönünceye kadar, namaza ve oruca hiç bir şekilde ara vermeyen kimsenin benzeridir.” (1) Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad edenler için Allah Teâlâ cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası yerle gök arası kadardır.”(2) Düşmanlık sebebiyle savaşa başlayanlar ile aşırı gidenlerin saldırılarına karşı, onların düşmanlıklarından korunmak için cihad emredilmiştir. “Sizinle savaşanlarla, Allah yolunda siz de savaşın. Ancak haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez. Ve onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, katilden beterdir. Onlar sizinle savaşmadıkça, siz de Mescid-i Haram’da onlarla savaşmayın. Ancak onlar sizinle savaşırlarsa, siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir. Eğer onlar vazgeçerlerse; şüphesiz ki Allah, Gafur’dur, Rahim’dir. (Bakara:190-192) Ve yine bu meşru harbin gayesi, Müslüman kadın ve erkeklerin fitneden korunması ve kanlarını tüm düşmanlarına karşı emniyet altına alarak Allah’a ibadet etmeye koyulmaları ve dinlerini yerine getirebilmeleri için hürriyetlerinin sağlanmasıdır. “Fitne kalmayıp, din de Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara:193) Cihad, müminlerin gerçekte Rabblerine ait olan canlarını ve mallarını yine ona geri vermek üzere yapmış oldukları bir alışveriştir. “Muhakkak ki Allah, müminlerin mallarını ve canlarını, karşılığı cennet olmak üzere REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

C

23


Ebû Hüreyre radıyallahu anh ‘ın rivayet ettiği hadisi şerifte Rasûl–i Ekrem Efendimiz’e: –Yâ Rasûlallah! Allah yolunda cihada denk hangi iş vardır? denildi. –”Ona denk bir iş bulamazsınız” buyurdu. İki veya üç defa aynı soruyu tekrarladılar; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de her defasında “Ona denk bir iş bulamazsınız” cevabını tekrarladı. Daha sonra şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad eden kimsenin benzeri, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan, Allah’ın âyetlerine hakkıyla itâat eden ve Allah yolunda cihad eden kimse, cepheden dönünceye kadar, namaza ve oruca hiç bir şekilde ara vermeyen kimsenin benzeridir.” (Buhârî, Cihâd 1; Müslim, İmâre 110. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 1; Nesâî, Cihâd 17.)

satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak bir vaaddir. Kim Allah’tan daha çok ahdini yerine getirebilir? Öyleyse yaptığınız alış-verişe sevinin. En büyük kurtuluş işte budur.” (Tevbe, 111) Cihad, Allah’ın sevdiği kullardan olabilmek için Müslümanların bütünleşerek birlikte yaptıkları birlik ve beraberliğin en önemli unsurlarından birini oluşturan en faziletli amellerdendir. Bir gün ashabı kiramdan pek çok zat Rasulullah aleyhisselam’ın huzuruna gelerek “Ya Rasulallah! Allah katında makbul olan hayırlı amellerin en güzeli hangisidir?” dediler. Rasulullah aleyhisselam da o sırada vahyolunan şu ayeti onlara okudu:“Muhakkak ki Allah; kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf halinde savaşanları sever.” (Saf, 4)

NEBEVÎ HAYAT

Cihad, Müslümanlar için mutlaka yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Din ve devletin şan ve şevketi, şeref ve kudreti ancak cihad ile sağlanabilir. Bundan dolayıdır ki İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren İslam’a ve Müslümanlara yönelik taarruzlarda bulunan düşmanlara karşı daima hazırlık yapmak, her türlü maddi ve manevi fedakârlığı sergilemek suretiyle onlarla savaşmak en faziletli farzlardan olmuştur.

24

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsıŞUBAT’13

nız.” (Enfal, 60) Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir mümin daima cihada hazırlıklı bir halde bulunur. Hiçbir mazeret ve durum onu bu vazifeyi ifadan alıkoymaz. Bütün gücüyle bu uğurda malı ve canı ile gayret gösterir. İman bakımından zafiyet içinde bulunan kişilerin göstermiş olduğu tavırları asla göstermez. Çünkü o sadece ve sadece Allah’a kuldur. Bu bedenin O’na ait olduğunu bilir ve bu uğurda asla bir an dahi tereddüt etmez. Bununla beraber mümin kul şunu da çok iyi bilir ki; Cihada çağıran nidayı işittikleri halde cihadı terk edip yerlerinden kımıldamayarak evlerinde oturanlara yönelik çok ağır tehditler vardır. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe, 24) “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, geri kalmak için senden izin istemezler ki mallarıyla ve canlarıyla cihad etsinler. Allah, müttakileri bilir. Senden; ancak, Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar ve kalbleri şüpheye düşüp, şüphelerinde bocalayanlar izin isterler. Eğer onlar çıkmak isteselerdi; elbette bunun için hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların davranışlarını çirkin gördü de kendilerini alıkoydu. Ve: Oturun oturanlarla beraber, denildi.” (Tevbe, 44-46) Müslümanlar için her halükarda iki güzellik-


“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize erişmez. O, bizim Mevla’mızdır. Onun için müminler Allah’a tevekkül etsinler. De ki: Bize iki güzelliğin birinden başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Hâlbuki biz, Allah’ın kendi katından veya bizim elimizle size bir azab getireceğini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin, doğrusu biz de sizinle beraber bekleyenlerdeniz.” (Tevbe, 51,52) Allah’a tevekkül eden ve yardımın yalnız ondan geleceğine yakinen iman eden mümin ne kadar zayıf ve ne kadar çaresiz olursa olsun, hiçbir zaman ümidini yitirmez. Başına gelen felaketler ve musibetler ne kadar çetin olursa olsun asla davasından vazgeçmez. Yılmadan, bıkmadan, usanmadan her an görevinin başında bulunan bir asker edasıyla Rabbi olan Allah azze ve celle’nin şu buyruklarını daima hatırında tutar: “…Çünkü mü’minlere yardım etmek üstümüze bir haktır.” (Rum, 47) “Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Sizi yardımsız bırakırsa da ondan başka size yardım edecek kimdir. Mü’minler sadece Allah’a tevekkül etsinler.” (Al-i İmran, 160) “…Zafer, ancak Aziz ve Hakîm olan Allah’tandır.” (Al-i İmran, 126) Bir mümin için cihad düşüncesinden uzak olmak ve cihadsız bir hayat geçirmek nifak alametlerindendir. Aynı zamanda kıyamet gününden önce bir musibete uğramaya sebeptir. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim gazâ etmeden ve gönlünde gazâ etme arzusu taşımadan vefat ederse, bir tür nifak üzere ölür.”(3) Ebû Ümâme radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim gazâya çıkmaz veya gazâya çıkan bir mücâhidi techiz etmez ya da cihada çıkan gazinin aile fertlerine hayırla muamele etmezse, Allah Teâlâ o kimseyi kıyamet gününden önce büyük bir belâya uğratır.”(4) Cihadın fazileti ve gerekliliği ile ilgili ayetler

tabii ki bunlarla sınırlı değildir. Bununla birlikte hadisi şeriflerde bu konunun ehemmiyetini tekit eder bir surette bizlere izah etmektedir. Cihad’ın faziletine dair hadisi şeriflere gelince onları da burada kısmen zikretmek konunun daha iyi bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. HADISI ŞERIFLERDEN CIHAD’IN FAZILETINE DAIR ÖRNEKLER:

1. Enes b. Mâlik’den Nebî sallallahu aley-

hi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: “Sabahleyin veya akşamleyin her hangi bir zamanda Allah yolunda bir kere (cihad için) yürüyüş, hiç şüphesiz dünyâdan ve dünyâdaki şeylerin hepsinden hayırlıdır.”(5)

2. Sehl İbni Sa’d radıyallahu anh’den rivayet

edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah yolunda bir gün hudut nöbeti tutmak, dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının cennetteki yeri, dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır. Kulun Allah Teâlâ’nın yolunda akşamleyin veya sabah erken vakitteki yürüyüşü de dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır.”(6)

3. Selmân radıyallahu anh, Resûlullah sallal-

lahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim demiştir: “Bir gün ve bir gece hudut nöbeti tutmak, gündüzü oruçlu gecesi ibadetli geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Şayet kişi bu nöbet esnasında vazife başında iken ölürse, yapmakta olduğu işin ecri ve sevabı kıyamete kadar devam eder, şehid olarak rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerinden güven içinde olur.”(7)

4. Osman radıyallahu anh ‘den rivayet edil-

diğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Allah yolunda hudutta bir gün nöbet tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır.”(8)

5. Ebû Hüreyre radıyallahu anh ‘den riva-

yet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ kendi yolunda cihada çıkan kimseye, onu sadece benim yolumda cihad, bana îman, benim resullerimi tasdîk yola çıkarmıştır, buyuraREBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

ten birisi kabul edilen feth ve zafere, gazilik rütbesine erişmek veya şehadet mertebesini kazanmak demek olan cihad farizasını eda etmekten kaçınmakla beraber bir de cihad gibi bir vazifeyi yerine getirmekten alıkoymak için türlü türlü telkinlerle Müslümanlara engel olmaya çalışan kişilere karşı da Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır.

25


rak kefil olur. Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmeye kefil olmuştur. Muhammed’in canını kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda açılan bir yara, kıyamet gününde açıldığı gündeki şekliyle gelir: Rengi kan rengi, kokusu misk kokusudur. Muhammed’in canını kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, eğer müslümanlara zor gelmeseydi, Allah yolunda cihada çıkan hiçbir seriyyenin arkasında asla oturup kalmazdım. Fakat maddî güç bulamıyorum ki onları sevkedeyim, onlar da bu gücü bulamıyorlar. Benden ayrılıp geride kalmak ise onlara zor geliyor. Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda cihad edip öldürülmeyi, sonra cihad edip yine öldürülmeyi, sonra tekrar cihad edip tekrar öldürülmeyi çok arzu ederdim.”(9)

dir. Kim kendisine atıcılık öğretildikten sonra ondan yüz çevirirse, Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimete karşı şükrünü terketmiş veya küfrân–ı nimet etmiş olur.”(11) Bütün bu ayeti kerime ve hadisi şeriflerden anlaşıldığı kadarıyla İslam’ın en zirve amellerinden olan cihadın müminin hayatının her alanında önemli bir yer edinmesi gerekir. Çünkü cihad’ın belli bir zamanı ve belli bir mekânı yoktur. Mademki iman ve küfür mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir, Müslüman kişi de o zamana kadar Allah’ın arzına O’nun halifesi sıfatıyla hükmedip O’nun rızasını kazanana dek bu davadan vazgeçmeyecektir. Bu uğurda kanının son damlasına kadar veya ölüm kendisine gelene dek bu faziletli ameli ifa etmeye devam edecektir. Rabbim hepimizi bu amelin önemini idrak edip bu uğurda çaba harcayan ve cihad eden kullarından eylesin. ÂMİN.

Allah’a tevekkül eden ve yardımın yalnız ondan geleceğine yakinen iman eden mümin ne kadar zayıf ve ne kadar çaresiz olursa olsun, hiçbir zaman ümidini yitirmez. Başına gelen felaketler ve musibetler ne kadar çetin olursa olsun asla davasından vazgeçmez. Yılmadan, bıkmadan, usanmadan her an görevinin başında bulunan bir asker edasıyla Rabbi olan Allah azze ve celle’nin şu buyruklarını daima hatırında tutar: “…Çünkü mü’minlere yardım etmek üstümüze bir haktır.” (Rum:47) 6. Muâz radıyallahu anh ‘den rivayet edildi-

ğine göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanlardan bir şahıs, deve sağılacak kadar bir süre Allah yolunda cihad ederse, cennet onun hakkı olur. Allah yolunda yaralanan veya bir sıkıntıya düşen kimse, kıyamet gününde yaralandığı gün gibi kanlar içinde Allah’ın huzuruna gelir. Kanının rengi zağferân gibi kıpkırmızı, kokusu da misk kokusu gibidir.”(10)

7. Ebû Hammâd Ukbe İbni Âmir radıyal-

NEBEVÎ HAYAT

lahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Allah Teâlâ bir ok sebebiyle üç kimseyi cennete koyar: Hayır ve sevap umarak o oku yapan sanatkârı, bu oku Allah yolunda atanı, oku atana yardımcı olanı. Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Atıcılık öğrenmeniz binicilik öğrenmenizden bana göre daha sevimli-

26

ŞUBAT’13

----------------------------1. Buhârî, Cihâd 1; Müslim, İmâre 110. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 1; Nesâî, Cihâd 17. 2. Buhârî, Cihâd 4, Tevhîd 22. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 18. 3. Müslim, İmâre 158. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 18; Nesâî, Cihâd 2. 4. Ebû Dâvûd, Cihâd 17. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cihâd 5. 5. Buhari, 1180 6. Buhârî, Cihâd 6, 73, Bed’ü’l–halk 8, Rikâk 2; Müslim, İmâre 113– 114. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 17, 25, Tefsîru sûre (3) 22; İbni Mâce, Zühd 39. 7. Müslim, İmâre 163. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 2; Nesâî, Cihâd 39; İbni Mâce, Cihâd 7. 8. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 26. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 39. 9. Müslim, İmâre 103. Ayrıca bk. Buhârî, Cihâd 7(Hadisin kısa bir bölümü); Nesâî, Îmân 24. 10. Ebû Dâvûd, Cihâd 40; Tirmizî, Fezâilu’l–cihâd 21. Ayrıca bk. Nesâî, Cihâd 25. 11. Ebû Dâvûd, Cihâd 23. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilü’l–cihâd 11; Nesâî, Hayl 8.


Kapak Gündem

Bu Yolda İlk Adım Can Vermektir. Yol budur. Hani Yolcular? Said ÖZDEMİR

nın üzerimize çullandığı, zaferin geciktiği, gücümüzün azaldığı, facirlerin imkânlarının arttığı bir dönemi acı acı içimize solumaktayız. Her gün gözlerimizi açtığımızda Salihler/Şehidler kervanının ilerlediğini yanımızdan bir bir kardeşlerin ayrıldığını, şehadet haberlerinin geldiğini öğrenince hüznümüz katlanarak gözlerimize yansımakta. Ey bu mücadele de yoğrulan, sabrı kuşanan kardeşlerim! Ölüm bir firar değil, bir terhistir. Şehadete ermeden şehadete ermek gerek. Şehadet makamını hak etmek için şehadeti yaşamak gerek. Bu dünyada şehadeti yaşamak ölüm sonrası hayatın bir belirleyicisidir. Bir yol seçin.. Her coğrafyasına kanlar bulanmış olsun, cesetler paramparça, belalarla kuşatıl-

mış, şarapnel parçaları alfabe’ye düşmüş olsun. Gözlerini firdevs’e çevirmekten vazgeçmemiş yiğitlerin yolu olsun. Ammarların, Hubeyblerin, Fehmilerin, Âdemlerin, Nâzımların yolu olsun… Şeriat Allah’a giden bir yoldur. Bu yol, öyle bir yoldur ki, tatlı ve hafif rüzgar tehlikeleriyle yanakları yaralanan ve ipeğe dokunmakla parmak uçları kanayan kimse bu yolda yürüyemez! Yarın ki rızkından ve hayatından korkan kimseler bu yolda yürüyemez. Bu yol öyle bir yoldur ki, nefsani arzuların esiri olan kimse, felaketleri bir yana bırakalım, bir kelimeye bile sabredemeyen, bir şeyi bilmeyen ve bilmediğinin farkında olmayan, kendi başına buyruk olan kimse, toplumun kurallarına boyun eğmek ve cemaatin fikrine sarılmak dahi zoruna giden kimse bu yolda yürüyemez. Bu yol, günah işlemekten çekinme, iffetli olma ve temizlenme yoludur. Merhamet ve cömertlik yoludur. Doğruluk ve ihlas yoludur. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Y

olların takipçilerine uzadığı, sıkıntıların, ıstırapların çoğaldığı, Allah düşmanları-

27


İbnu-l Cevzi rahimehullah Dicle kıyılarında avazı çıktığınca sesleniyor ve “Bu yoldaki ilk adım can vermektir. Yol budur, hani yolcular?! diyor. Bu yolda yürüyenleri sıkıntılar, zorluklar her yandan kuşatmıştı. Gayeleri büyüktü. Nefislerini Allah’a sattılar… Allah da onlardan satın aldı…

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip şöyle

Onlar Allah’ın va’dini hak bildiler, zafer bir gün gelecekti; “Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mü’min/51)

olamadım. Bu arzumdan dolayı oğlumla kuraya

Onların şiarı daima; “Eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Al-i İmran/175) ayeti,

ve gerçek olduğunu gördüm. Sen de bize katıl,

Silahları ise; “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın..” (Tevbe/14) ayetiydi.

zayıf düştüm. Rabbime kavuşmayı da çok arzu

Zahid Revim rahimehullah kendisinden nasihat isteyen birine verdiği cevapta: “Mesele canını vermektir. Yoksa aldatmacalarla uğraşma!” diyerek bize “Can verme”yi gösteriyor. İşin aslı da budur kardeşler.

sellem kendisine dua etti. Ebu Hayseme de Uhud

İstila ve işgal altındaki Müslümanlar ‘can verme ve bir damla’ kan temeli üzerine kurulu bir hareket olmadan, yeniden İslam’a dönemez. Tağuti/dikta rejimleri sarsamaz. Tağutlar, şühedanın kan denizinde boğulmadan saltanatları yıkılmaz. Eskiden bu yana tağutlar hak-batıl savaşında şehidlerin kan denizinde boğulmuşlardır. Yoksa kâfirlerin bize döktüğü yollar, diplomatik ağızlar, birer aldatmacadan başka bir şey değildir.

NEBEVÎ HAYAT

İbnu-l Cevzi rahimehullah Dicle kıyılarında avazı çıktığınca sesleniyor ve “Bu yoldaki ilk adım can vermektir. Yol budur, hani yolcular?! diyor.

28

Şunu unutmayalım ki; Allah’ın ahkâmlarını yeryüzüne hâkim kılanlar, Allah yolunda şehadeti arzu edenlerdir. Meydanlara ailemizle, karı-koca, baba oğul ile inmemiz gerekmektedir. Sahabe nesline baktığımız zaman bunu müşahede edebiliriz. Bedir savaşında Ebu Hayseme’nin oğlu şehid olmuştu. Ebu Hayseme Allah ondan razı olsun ŞUBAT’13

dedi: “Ey Allah’ın Rasulü! Allah’a yemin ederim ki Bedir savaşında bütün hırsıma rağmen şehid girişmiştim. Kura ona isabet etti. Dün de rüyamda güzel bir şekilde oğlumu gördüm. Cennet meyveleri ve ırmakları arasında dolaşıyordu. Bana: “Babacığım! Rabbimin bana vadettiklerinin hak cennette bizimle ol” diyordu. Ey Allah’ın Rasulü! Oğluma kavuşmayı çok özledim. Yaşlandım ve etmekteyim. Şehidlik mertebesine erişebilmem için Allah’a dua et.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve savaşında şehid edildi.(1) Eğer müslümanlar bu baba ve oğul gibi yaşarsa, İslam’ın beli yere gelir mi? Müslümanlar zayıflar mı? Din ayaklar altına alınır mı? Beşeri kanunlar, Allah’ın şeriatına tercih edilir mi? Müslüman anneler, çocuklarını tağutlara kölelik etsinler diye yetiştirmezler. Aksine Müslüman anneler; kendi çocuklarını tağutların saltanatlarını yerle bir etmeleri için yetiştirirler. Tarih bunun şahididir. Abdullah b. Said Allah ondan razı olsun Uhud harbinde yaralandığı zaman, annesi Ummu Ammara Allah ondan razı olsun onun yarasına baktı ve ona dinlenme tavsiye edeceği yerde: “Oğlum! Kalk, kılıcını al ve müşriklere hücum et” diye tavsiye etti. Oğlu İslami bir sohbete gittiği için kıyametleri koparan, oğluna her gün ”Oğlum oku, bir diploma al ve makam sahibi olmaya çalış. İslam davası senin neyine” diyen günümüz annelerinin kulakları çınlasın. Unutmayalım ki; gerçek Müslüman anne, çocuklarını tağutlarla savaşmaya teşvik eden ve kendilerine cihad ve şehadet aşkını aşılayan annedir.


Kardeşler! Mümin erkeklerin ve mümine kadınların şeEbu Asım da Rabbine Yürüdü…

riat yolunda hayatlarını feda etmede birbirleriyle yarışmaları zorunludur. Çünkü müminlerin imanı ve cihadı hayat edinmeleri şer’i bir zarurettir. Hayatımız “ilim ve cihaddır”, diyenlerin en büyük arzuları şeriat yolunda şehadettir. Hayat arzuları şehadet olanların yarın ki rızıklarından ve hayatlarından endişeleri olmaz. Çünkü hayat arzuları şehadet olanlar bilir ve inanırlar ki; Allah’ın İşte hayat modelimiz olan Ashab-ı kiram: Savaşlarda, tanınmış bir savaşçı olan Habib b. Seleme’nin hanımı ona sordu: “Yarın nerede olacağınızı bana söyleyin!” Habib b. Seleme ise şöyle cevap verdi: “İnşallah ben ya savaş meydanında ya da cennette olacağım.” O kadın cevap verdi: “Sen nerde olursan ben de seninle olacağım.” İşte hayırlı kadın, işte İslami aile!... Şunu unutmayalım ki cihadın farz-ı ayn olduğu mekânlarda şeriat yolunda kocasını yalnız bırakan kadında hayır yoktur.(2) Dünyada şeref elde etmeyi sağlayacak bir sürü etken vardır… Bazı insanlar kavminin çokluğu ile şeref elde eder. Bazıları malı yani altını ve dinarı ile bazı insanlar da ilmi ve mürekkepleri ile şerefi elde ederler. Çok az sayıda insan ise kanı ve kırmızı mürekkebi ile şöhret bulur. İşte bunlar tarihi yeniden yazan, onur ve şerefi gün yüzüne çıkartan cesur ve fedakâr insanlardır. İşte bu son kısma girenlerden birisi de kanları ile yücelen ve şehadeti elde etmiş kimselerdir. Bunların ölümü hayat, ayrılığı buluşma ve kaybolmaları hazır olmaları anlamına gelir… Bu şehidlerin bedenlerini hem Filistin’de hem de Afganistan’da çok gördük… Tanıdıklarımız arasında bu gruba girenlerden birisi de Ebu Asım’dır.

Ebu Asım (Muhammed Osman) henüz yirmisinde kültürlü bir delikanlıydı. Bilgi ve zenginlik açısından orta seviyeli bir ailede doğdu. O da her genç gibi yetişmişti. Ancak onun yetiştiği ortam müslümanların kovulduğu karanlık bir ortamdı… Bu yüzden eğitim sürecinde şefkatli ellerden

mahrum kaldı. Yine kahramanımız; ruhi, kültürel ve ahlaki açıdan o dönemde kendisini yönlendirecek öğretmenlerden mahrum kalmıştı. Bu tür imkânlardan mahrum kalan birçok gencimiz gibi o da sıradan bir genç gibi büyümüştü. Ateşli kırbaçların müslümanların sırtına acımasızca indiği bir dönemde bedeninde taşıdığı ruhunu korumak için insanlarla birlikte memleketlerinden kaçanlarla birlikte o da kaçtı… Yolun ateşli olması ve çekilen çilelerin ağırlığından dolayı nefsi Allah’a yöneldi… İşe Kur’an’la başladı. Kur’an’ın saf ve berrak pınarından yudumladı. Farklı kıraatleri, tecvid hükümlerini ve tertil ile okumayı öğrendi. Yavaş yavaş Kur’an’ın ahlakı ile ahlaklanmaya başladı… Kendisi ile birlikte kalan birisi bana onun hakkında şöyle bir anısını anlatmıştı: “Biz bazen arkadaşlarla kendi aramızda dünyalık konuları gündeme getirip konuşurduk. Ebu Asım sessiz durur ve konuşmaya katılmazdı. Sonra hissettirmeden aramızdan sessizce sıvışırdı… Daha sonra onu başka bir odada Kur’an okurken görürdük.” Kendisi her hafta pazartesi ve perşembe oruçlarını tutmayı, ayrıca gece Rabbine ibadet etmeyi severdi. İlim talep etmeye âşık birisiydi. En son onunla bir buçuk yıl önce görüşmüştük. Yüzü parlak saçları kumraldı. Yüzünden tebessüm eksik olmuyordu. Konuştuğu zaman tane tane ve gereği kadar konuşurdu. Sanki ağzından inci çıkıyordu. Ramazan ayı girmişti… Gençler yavaş yavaş teravih namazı için yanında toplanıyorlardı. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

davasına sahip çıkanlara Allah sahip çıkar.

29


Allah’ın davasına sahip çıkanlara Allah sahip çıkar. İşte hayat modelimiz olan Ashab-ı kiram: Savaşlarda, tanınmış bir savaşçı olan Habib b. Seleme’nin hanımı ona sordu: “Yarın nerede olacağınızı bana söyleyin!” Habib b. Seleme ise cevap verdi: “İnşallah ben ya savaş meydanında ya da cennette olacağım.” O kadın cevap verdi: “Sen nerde olursan ben de seninle olacağım.” İşte hayırlı kadın, işte İslami aile!... Şunu unutmayalım ki cihadın farz-ı ayn olduğu mekânlarda şeriat yolunda kocasını yalnız bırakan kadında hayır yoktur. (Şeriat yolunda şehadet yarışı, Mustafa Çelik s. 29-31) Onlara namaz kıldırıyordu. İnsan onun sesini duyunca sanki yeni nazil olmuş gibi Kur’an’ı taptaze dinliyordu. İşte böyle bir süreçte ailesi ısrarla memleketine dönmesini istiyordu. Kahramanımız ise asla dönmeyeceğim diyordu. Sonunda onu ikna etmek için telefona nişanlısını getirdiler. Nişanlısı telefonda ona: ‘Hayatta kaldığım sürece kimse ile evlenmeyeceğim’ diyordu. Kahramanımız Ebu Asım ise: ‘Beni unut başkası ile evlen, artık dönüş yok yaşamımda ölümüm de burada olacak’ diyordu. Mücahidler onu çok seviyorlardı. Azıcık hareket etse değerli Kurra geliyor diye birbirlerini uyarıyorlardı. Recep ayına girilmişti. Ebu Asım sevinçten ellerini ovuşturarak: “Ah be, Ramazan ayında şehid olmak ne güzel” diyordu. Recep ayından itibaren büyük bir sevinçle Ramazanın kalan günlerini tek tek sayıyordu…

NEBEVÎ HAYAT

Ramazanın on dördüncü günüydü. Bu sırada Beğlan’da şiddetli çatışmalar başlamıştı. Ebu Asım çatışmalara katılmak ve mücahidlerin hücum ettiği kalenin kapısını patlamak için izin almıştı. Yetkili kişi cihada katılacak mücahidlerin isimlerini tek tek yazmıştı. Listede Ebu Asım’ın ismi de vardı. Ancak listeyi hazırlayan kişi Ebu Asım’ın yanına şehid kaydını düşmüştü.

30

İsimleri yazan Safiyullah kardeş: ‘Allah’a yemin ediyorum ki bu genç (Ebu Asım) kesinlikle geri dönmeyecek (şehid olacak). Hem sen onun iki gözü arasındaki şehadet nurunu görmedin mi? Şu yiğidin yüzüne baksana!...’ Silahlar düşmana kurşun yağdırmaya başlamıştı… Ebu Asım bir aslan gibi ilerleyerek mayınŞUBAT’13

ları kalenin kapısının altına koydu ve patlattı… Kapı duvarı yıkıldı ve kâfirlerin moralleri alt üst oldu… Ebu Asım ve Şah Kalender düşmana doğru ilerleyen mücahidlerin önündeydiler. İkisine de kurşun isabet etti ve ikisi de şehid oldu. Bu iki yiğit insandan başka, çatışmada yaralanan ve şehid olan kimse yoktu… Sabah namazının vakti gelmişti… Namaz kılınacaktı fakat Ebu Asım’ın yerine kim geçecek ve onun boşluğunu nasıl dolduracaktı? Sabah namazından sonra oturup bir Kur’an halkası oluşturdular ancak Ebu Asım’ın yeri boştu… Ebu Asım’ın yerindeki boşluğu görünce ağlamalar başlar ve herkes orayı terk ederdi… Yemek vakti geldiğinde; bu Ebu Asım’ın tabağı denilince yemek insanların boğazından geçmezdi… Uyku vakti geldiğinde; bu Ebu Asım’ın boş yatağıdır denince gözlerden yaşlar akar ve kimse uyuyamazdı… Rabbim Ebu Asım’a rahmet etsin. İnşallah arzuladığı şehadet makamını elde etmiştir… Artık bu kabirde uzun bir uykuya dalacaktı. Afganistan’da yapılan savaşın bir ırk savaşı değil bilakis evrensel İslami cihad olduğuna şahitlik etmesi için kabri Hindikuş dağlarının zirvesine kazılarak oraya gömüldü. Seni tebrik ediyoruz Ey Ebu Asım. Rabbim şehadetini kabul etsin. Rabbim bizi de seninle birlikte Firdevs cennetinde bir araya getirsin. Biz gençlere şunu diyoruz: “ İşte yiğit Ebu Asım böyle bir insandı. Siz de onun gibi olun ve onun yolundan gidin…”(3) -----------------------1. Gençler İşte Davanız, Dr. Abdullah Ulvan, s 129 2. Şeriat yolunda şehadet yarışı, Mustafa Çelik s. 29-31 3. Hûrilerin Âşıkları/Abdullah Azzam s, 62-67


Kapak Gündem

ŞEHİTLİK VE KISIMLARI Adem SÖZKESEN

‫ين قُ ِتلُوا ٖفى َس ٖبي ِل اللّٰ ِه اَ ْم َوا ًتا َب ْل‬ َ ‫َو َلا َت ْح َس َب َّن الَّ ٖذ‬ ‫اَ ْح َي ٌاء ِع ْن َد َر ِّب ِه ْم ُي ْر َزقُو َن‬ ‫ين بِ َما اٰتٰی ُه ُم اللّٰ ُه ِم ْن َفضْ ِل ٖه َو َي ْس َت ْب ِش ُرو َن‬ َ ‫َفر ِٖح‬ ‫ف‬ ٌ ‫ين لَ ْم َي ْل َحقُوا بِ ِه ْم ِم ْن َخ ْل ِف ِه ْم اَ َّلا َخ ْو‬ َ ‫بِالَّ ٖذ‬ ‫َع َل ْي ِه ْم َو َلا ُه ْم َي ْح َزنُو َن‬ ‫َي ْس َت ْب ِش ُرو َن بِ ِن ْع َم ٍة ِم َن اللّٰ ِه َو َفضْ لٍ َواَ َّن اللّٰ َه َلا‬ ‫ين‬ َ ‫ُي ٖضي ُع اَ ْج َر الْ ُم ْؤ ِم ٖن‬

“Allah yolunda öldürülenleri, ölüler demeyin. Bilakis, (onlar) diridirler. Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehit olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah’ın nimeti ve keremiyle ve Allah’ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler”. (Âli İmran, 3/169, 170, 171)

Ş

ehitlik, yalnız Allah rızası için ve dinini yüceltmek için, O’nun yolunda canını

feda etmesi sonucu ulaşılan kutsal ve övgüye layık mukaddes bir ameldir. Şehit ise nefsini Yüce Allah’ın istediği şekilde feda eden Müslüman’a verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, miş olmasından dolayıdır. Arapça bir kelime olan şehid, “şe-hi-de” fiiFilistinli Şehit

linden türemiş olan bir isimdir. Mastarı, şehâdettir. Şehidin çoğulu, “şuhedâ” ve “eşhâd” olarak gelir.(1) REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

cennetlik bir amel yapmış olduğuna şahitlik edil-

31


Kur’an’da otuz beş yerde “şehid” kelimesi ve

“Muhammed’in nefsi, elinin kudretinde olan Allah’a

yirmi civarında da, çoğulu olan “şuheda” kelime-

yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürül-

si geçmektedir.

mek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine

Yüce Allah, şehitlerin kendi katında ölmediklerini, onlara ölüler denilmemesinin gerektiğini

Şehit olmada ölçü, sadece Yüce Allah’ın rı-

ve kendi katında rızıklandırıldıklarını Kuran’ın

zasıdır. Allah’ın rızası için mücadele eden, O’nun

değişik yerlerinde dile getirmiştir:

adını yüceltmek için canını feda eden, her nerede

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah yolunda öldürülenleri, ölüler demeyin. Bilakis, (onlar) diridirler. Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinçli olarak, arkalarında henüz (şehit olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığı, onların da üzüntüye uğramayacakları müjdesiyle sevinmektedirler. Allah’ın nimeti ve keremiyle ve Allah’ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler”.(2) Mesrûk (radıyallahu anhu) Abdullah’a bu ayette zikredilen şehitlerin halini sormuş, o şöyle cevap vermiştir: Biz de bunu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sormuştuk. Bize şu cevabı vermişti: “Şehitlerin ruhları yeşil kuşların karnındadır. Onların arşa asılı kandilleri vardır. Diledikleri gibi cennette serbestçe dolaşır, sonra o kandillere geri dönerler”.(3) Yüce Allah, yolunda ruhunu teslim eden şehitlerin amellerinin boşa gitmeyeceğini, büyük ecir ve sevap kazanacaklarını, Kuran’da şöyle haber vermiştir: “Dünya hayatını âhiret hayatı karşılığında satarlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz”.(4) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şehîd

NEBEVÎ HAYAT

olmanın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:

32

savaşmak ve öldürülmek isterdim”.(6)

olursa olsun gayesi ve maksadı sadece Yüce Allah’ın dinini yüceltmek olan ve bu uğurda hayat mücadelesi verirken ölen kişi bu makama ulaşacaktır. Bedevilerden biri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna gelerek: “Ya Rasulullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?” diye sorunca, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu cevabı vermiştir: “Kim Allah’ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır”.(7) Burada unutulmaması gereken bir meselede, yapılacak amelin sadece Yüce Allah’ın rızası için yapılmasıdır ki aksi takdirde amel ne kadar zor olursa olsun ne kadar faziletli bir amel olursa olsun sahibine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü verilen mücadele ve şecaat Allah için değil gösteriş için verilmiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunların “Şehit, Âlim ve Zengin” olduklarını bildirerek şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde aleyhine hüküm olunacak halkın birincisi, şehit edilen bir adam olacaktır. O kişi Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona: Bu nimetlerin arasında ne yaptın? Diye sorar. O, şu cevabı verir: Senin rızan için savaştım ve nihayet şehit oldum. O zaman Allah şöyle der:

“Cennete giren hiç bir kimse, dünya üzerindeki

-Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında

her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez.

kahraman denilsin diye savaştın ve netice de de

Ancak şehit müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı

bu söz söylendi. Allah’ın emri üzerine o kişi yü-

tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehit

züstü sürüklenerek Cehenneme yollanır “.

olmayı) temenni eder”.

(5)

Yine başka bir hadiste ise şöyle buyuruyor: ŞUBAT’13

-[Hadisin devamında aynı sebeplerden dolayı zenginin ve âlimin de amelinin kabul edilme-


Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şehîd olmanın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur: “Cennete giren hiç bir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehit olmayı) temenni eder”. diği bildirilmektedir. Konumuzla ilgili olan kısmı

hittir; Allah yolunda ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan

zikretmekle yetindik. Hadisin tamamına bakmak

ölen şehittir; boğularak ölen şehittir”(9) buyurdu.

Ehlisünnet âlimlerinin görüşlerinin istikametinde, şehitleri üç kısma ayırmamız mümkündür:

Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Malı uğrunda öldürülen kimse şehittir.”(10)

1-Hem dünyada hem de ahirette şehit olarak

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöy-

kabul edilenler: Kâfirlerle savaştığı sırada, düş-

le buyurdu: “Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı

man tarafından veya asiler, yol kesen soyguncular

uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen

tarafından veya kesici bir alet kullanarak öldürü-

şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir”.(11)

len kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan ve savaşta aldığı bu yaradan dolayı ölen kişide bu kısımdandır. Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehitlerden sayılır. Bu kısım şehitlerin her birine, “hükmî şehit” denir. Bu kısma giren şehitler, elbiseleriyle gömülürler ve yıkanmazlar.

3-Sadece dünyada şehit olarak kabul edilenler: Kalbinde Allah rızasını taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyakâr ve gösteriş ehli münafıklar, Müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehit muamelesine tabi tutulurlar. Bunlar da “hükmî şehit” sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenaze namazları kı-

2- Sadece âhirette şehit olarak kabul edi-

lınır ve elbiseleriyle gömülürler. Fakat yukarıdaki

lenler: Bir kısım şehitler de, yalnız âhiret hükmü

hadislerde ifade edildiği gibi, Allah onların kalbi-

bakımından şehit sayılırlar. Yanarak ölen, suda

ni bilir. Ahirette kendilerine herhangi bir mükâfat

boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında

yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. Böyle

kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefat eden

insanların gerçek yüzünü Allah bilir. İnsan olarak

veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim

bizler, tam manasıyla bilemeyiz. Onların hakkın-

yolunda vefat eden Müslümanlar da bu hüküm-

da, dış görünüşlerine, hal, hareket ve davranışla-

dedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir.

rına göre hükmederiz.

Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler. Konu ile alakalı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Şehit olan insanların kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehit olmak, herkese nasip olmayan büyük bir şereftir ve müminler için mükemmel bir nimettir. Yüce Allah’ın istediği gibi

“Siz kimleri şehit sayıyorsunuz?” diye sordu.

yaşamak, O’nun yolunda O’nun rızası için cihat

Sahâbîler: Yâ Rasulallah! Kim Allah yolunda öl-

etmek ve bu uğurda şehit olmak, her müminin

dürülürse o şehittir, dediler. Rasulullah (sallalla-

hayal ettiği bir mutluluktur. Allah’a ve Rasulüne

hu aleyhi ve sellem): “Öyleyse ümmetimin şehitleri

iman eden bir Müslüman’ın böyle bir şuur ve dü-

oldukça azdır” buyurdu. Ashâb: O halde kimler

şünce ile yaşaması, Rasulullah (sallallahu aleyhi

şehittir, yâ Rasulallah! Dediler. Rasulallah (sallal-

ve sellem) tarafından ne kadar güzel bir şekilde

lahu aleyhi ve sellem): “Allah yolunda öldürülen şe-

övülmüştür! “Şehit olmayı Yüce Allah’tan samimi REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

isteyenler (8) nolu dipnottan hadise ulaşabilirler].

33


Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, ‘’özgürlük’’ kelimesini lûgatinizden çıkarın. Malcolm X olarak dileyen kimseyi, Yüce Allah, o kişi rahat yatağında dahi vefat etse, şehitlerin derecesine eriştirir”.(12) Allah yolunda öldürülen kimseler, amellerin en güzelini işlemişlerdir. Onlar, Allah’ın en fazla sevdiği bir ameli yapmış, canlarını Yaratanları uğruna fedâ etmişlerdir. Yoluna, can fedâ eden bu insanları Yüce Allah, sahih kullarının arasına katacak, derecelerin en yükseklerine çıkaracak, cennet bahçelerinde yaşatacak, onlara, akıl ve hayale gelmeyecek nimetler bahşedecektir.

NEBEVÎ HAYAT

Allah yolunda cihat etmek, ibadetlerin en üstünü ve en faziletlisidir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in dediği gibi: “İşin başı İslam, direği namaz ve zirvesi ise Allah yolunda cihat etmektir”.(13)

34

Şehitlik mertebesi, mertebelerin en yücesidir. Peygamberlikten sonra en makbul seviye, şehitlik mertebesidir. Bundan dolayı tüm sahabeler, şehit olmak için can atarlardı. Allah’ın kılıcı ünvanıyla bilinen o şecaat abidesi Hâlid bin Velid (radıyallahu anhu), son demlerinde, ömrü savaşlar içinde geçtiği halde yine şehit olamayıp yatağında ölmekte olduğu için çok üzgün olduğunu söylemiştir. ŞUBAT’13

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in zamanından günümüze kadar, çok sayıda insanlar, Allah rızası için, Tevhid mücâdelesi için, Allah’ın adını yüceltmek ve emrini hâkim kılmak için canını feda edip şehit olmuşlardır. Bu meşaleyi “Yasir” ailesi yaktı ve Allah’ın izni ile kıyamete kadar sönmeyecektir. Bu kutsal olan mertebeye ve amellerin içinde zirve olarak bilinen bu makama da ancak Allah’ın dininde samimi ve ihlâslı kullar ulaşabilir. Böyle, hem Yüce Allah katında sevgili olan ve hem de sahibini eşsiz nimetlere ve üstün derecelere ulaştıracak olan bu kutsal makamın bir bedeli vardır. Zira kişiyi şehadete ulaştıracak olan bu amelin adı “Cihat” tır. Cihat ise hiç kuşkusuz amellerin en faziletlisi olmakla beraber aynı zamanda en zorudur. Bunun içindir ki bu amelin bir bedeli vardır. Bu bedeli ise, Yüce Allah, karşılığında cennetleri vererek müminlerden satın aldığı mal ve can olarak belirlemiştir. Rabbimden bizlere de bu bedeli hakkıyla ödeyebilmeyi, bizleri de bu zümrenin içine katmasını ve kendi yolunda canlarımızı ve mallarımızı feda edebilmeyi nasip ve müyesser etmesini niyaz ediyoruz.

---------------------------------------1. el-İsfahânî, el-Müfredât, 267 vd.; et-Tahtavî, Haşiye ala Merâki’lFelâh, Mısır 1970, 516 2. Âlu İmran, 3/169, 170, 171 3. Müslim, İmâre, 121; Ebû Davûd Cihâd 25; Tirmizî, Tefsiru Sure, 3/19; İbn Mâce, Cenâiz, 4; Cihâd, 16 4. en-Nisa,4/74 5. Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109; Neseî, Cihâd 33 6. Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37 7. Buhârî, İlim, 45; Cihâd,15; Müslim, İmre,150,151; İbn Mace, Cihad,13; Ahmed b. Hanbel, IV, 392, 397, 402, 405, 417 8. Müslim, İmâre, 52; Neseî, Cihâd, 22; Ahmed b. Hanbel, III, 322 9. Müslim, İmâre 165. Ayrıca bk, İbni Mâce, Cihâd 17. 10. Buhârî, Mezâlim 33; Müslim, Îmân 226. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 29; Tirmizî, Diyât 21; Nesâî, Tahrîm 22, 23, 24; İbni Mâce, Hudûd 21. 11. Buhari, c.3 sf.136. Müslim, c.1 sf.124. 12. Müslim, İmâre, 156, 157; Ebû Davud, İstigfâr, 26; Neseî, Cihâd, 36; ibn Mâce, Cihâd, 15 13. Tirmizi, c.5 sf.12


YARINA NE HAZIRLADINIZ? Şehid Fehmeddin DiNDAR rahimehullah

AKRABALARIMA AÇIK BİR MEKTUBUMDUR Ey akrabalarım! Ey amca, dayı, ağabey, abla, teyze, hala, enişte, yeğen ve tüm akrabalarım! Allah’ın selamı ve rahmeti tüm Müslümanların üzerine olsun. Yazılan tüm bu kelime ve cümleler sizin dünya ve ahiret hayrınızı isteyen kardeşinizin size nasihatleridir. Yani bunların tümü sizi seven, iyiliğinizi isteyen, değer veren ve sizden duadan başka hiçbir şey beklemeyen kardeşinizin halis öğütleridir. NE İSTİYORUM…?

E

Peki, insan kendisi için ne ister? Sadece mal, mülk, makam ve mevki mi? Yoksa hem dünyanın hem de ahiretin güzelliğini mi? Elbette akıllı ve insaflı her insan hem dünyanın hem de ahiretin güzelliğini ister. Allah’ın kendisinden razı olmasını ister. Sırattan geçmeyi ister. Cennete girmeyi ister. Peygamberlere, Salihlere, sıddıklara ve şehitlere komşu olmayı ister. Peki, tüm bu güzel şeyleri sadece kendisi için isteyen insan bencil değil midir? Elbette ki bencildir. İşte ben sizin kardeşiniz olarak kendim için istediğimi sizin için de istiyor ve bu satırları kaleme alıyorum. Elbette ki bu satırların miktarı az ama değeri çoktur. Ayrıca düşünen ve aklını kullanabilen herkes için yeterli ibretler ve öğütlerle doludur. Allah hepimize halis niyet ve salih amel nasip etsin. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

y akrabalarım ve ey büyüklerim! Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: “Sizden hiç biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.” (Buhari ve Müslim)

35


Hiç insan kendisi cennete, akrabaları cehenneme gitsin ister mi? Kendi mizanı ağır, akrabalarının mizanı hafif olsun ister mi? Kendi günahları affedilirken ana-babası ve akrabaları cezalandırılsın ister mi? Elbette hiçbir akıllı insan bunu istemez. Bunun için ben isterim ki Allah hem benim hem de sizin günahlarınızı bağışlasın. Hem beni hem de sizi cennete koysun. Hem benden hem de sizden razı olsun. İşte bunun için bu kısa mektubu yazıyorum. NİÇİN YARATILDIK? Ey büyüklerim ve ey kardeşlerim! Biraz durun. Şu sonu gelmez işlerinize biraz ara verin ve düşünün. Acaba biz dünyaya niye geldik? Bizi buraya kim gönderdi? Gönderen bu zat bizden ne istiyor? Bundan sonra nereye gideceğiz? Buraya sadece yemek, içmek ve ihtiyaçlarımızı gidermek için mi geldik? Eğer böyle ise bizim hayvanlardan ne farkımız kalır? Çünkü onlar da yiyor, içiyor ve ihtiyaçlarını gideriyor. Bizimle onlar arasında sizce de bir fark olmalı değil mi? Peki, acaba sadece mal mülk biriktirmek için mi dünyaya geldik? Ama durun bir dakika! Sizden önce o kadar mal biriktiren, paraları kasalara dolduran dedelerimiz bütün o malı ve mülkü terk edip gitmediler mi? Hatta ve hatta bütün dünyaya malik ve sahip olan Sultan Süleyman (aleyhisselam) ve benzeri nice insanlar bu dünyayı terk edip gitmedi mi? Şair ne de güzel söylemiş: Dünyasına dünyasına Aldanma dünyasına Dünya benim diyenin Dün gittik dün yasına

NEBEVÎ HAYAT

Şu evrende tam 400 000 çeşit canlı var ve en üstünü insandır. Yani en şereflisi, en değerlisi ve en kıymetlisi insandır. Peki, hiç düşündünüz mü? Allah bize bu kadar şerefi niye verdi? Bu kadar canlıdan niye üstün tuttu ve bizi onlara efendi kıldı?

36

Ey insanlar! Şimdi yukarıda sorduğumuz bütün bu sorulara bakın Allah-u Teâlâ nasıl cevap veriyor. Bizi yaratan, dünyaya gönderen, bizi en şerefli varlık yapan Allah bakın ne buyuruyor: “ Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariat:56) Yani Allah-u Teâlâ bizi kendisini tanıyalım, ona ibadet edelim, ŞUBAT’13

ona kullukta bulunalım, hiçbir şeyi ona ortak koşmayalım, onu her şeyimizden çok sevelim diye yaratmıştır. Zaten bu kadar şerefli ve kıymetli olan insana da bundan başkası yaraşmazdı. Şunu da kesinlikle bilmeliyiz ki ibadet sadece namaz, oruç, hac ve zekâttan ibaret değildir. Aksine ibadet beşikten mezara bütün hayatımızı içine alan büyük bir mefhum ve muazzam bir olgudur. Yani hayatı A’dan Z’ye ihata eden ve hiçbir gediğe mahal vermeyen bir olgu. Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi olan Allah içindir.”(Enam:162) Peki bu ne anlama gelir? Yani ben Allah için namaz kılar ve bütün ibadetlerimi onun için yaparım. Onun için yaşar, ticaret yapar, çalışır, kazanır, evlenir, ev alır, çocuk sahibi olur, iş sahibi olur, yerim ve içerim. Nihayet onun için ölürüm. Onun istediği gibi yani. Söyler misiniz Allah’ın istediği gibi yaşamayan biri onun istediği gibi nasıl ölsün? Bakın başka bir yerde Allah-u Teâlâ ne buyuruyor: “Ey insan! seni kerim olan rabbine karşı aldatan nedir? Ki O seni yarattı sana intizamlı bir şekil verdi ve seni tastamam bir surette yarattı.” (İnfitar:6-8) Evet ey insanlar! Sizi kerim, latif, habir, aziz ve hâkim olan rabbinize karşı ne aldattı? Onun sizi yarattığını, sizi yetiştirip büyüttüğünü unuttunuz mu? Eğer anne-babamızın kalbine şefkat ve merhamet yerleştirmeseydi biz bebekliğimizde ne yapardık? Kimsesiz kaç dakika yaşardık? Peki, bu nimetlere rağmen bizi aldatan nedir? Allah’ın affedici olması mı bizi aldatıyor? Yoksa kalbimizin temiz olması mı? Yoksa “ileride düzeliriz, acele etmeye gerek yok” mu diyoruz? Allah için söyleyin bu sözlerin hangisi insafa sığar? Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) bu sebeplerden herhangi birine sığınıp bir gün olsun ibadeti terk etti mi? Yoksa sizin kalbiniz –hâşâonun kalbinden daha mı temiz? Ya da birileri size ne zaman öleceğinizi mi söyledi de erteleyip duruyorsunuz? Allah-u Teâlâ buyurdu ki: “Ey insanlar rabbinizden korkun. Ne babanın evladına, ne de evladın babasına hiçbir yardımda bulunamayacağı günden sakının. Şüphesiz ki, Allah’ın vaadi haktır. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O aldatıcı( şeytan) Allah’ın affına güvendirerek sakın sizi aldatmasın.” (Lokman, 33)


Ey ağabeylerim ve kardeşlerim! Dünya gittikçe sona yaklaşıyor. Hayat tükeniyor, bedenlerimiz yorulmaya ve yaşlanmaya başladı. Nice sevdiklerimiz dünyayı terk edip gitti. Sürekli bir değişim, devamlı bir gelişim içerisindeyiz. Bakın Allah-u Teâlâ ne buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına bir baksın Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr:18) Siz yarına ne hazırlıyorsunuz? Biraz daha para, biraz daha servet, biraz daha dünya malı ve daha fazla sıkıntı ve dert mi? Yoksa takva, iman, ihlâs, ibadet ve Salih amel mi? Ebu Hazim isimli büyük tabiin âlimi (Allah ona rahmet etsin) demiştir ki: “Siz dünyayı imar ettiniz ahireti ise harap ettiniz. Bunun için de imar ettiğiniz yeri terk edip harap ettiğiniz yere gitmek istemiyorsunuz.” Ne kadar da doğru ve güzel bir söz… Gerçekten insanlar dünyayı sürekli imar ediyor, inşa ediyor ve onarıyor da ahirete yönelik bir çalışma yapmıyor. Ya da çalışma zannettiği şeyler çok yetersiz ve cılız kalıyor. Böyle olunca da haliyle insan ölmek istemiyor. Öte yandan dünyayı da çok seviyor. Çünkü öldüğünde gideceği yeri kendisi harap etmiş. Allah bize basiret versin. Size peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisini de hatırlatmak isterim. Bakın ne buyuruyor Allah Resulü (sallallahu aleyhi vesellem): “Akıllı kimse nefsini hesaba çekip ölümden sonrası için hazırlık yapandır. Ahmak kimse ise nefsini hevasının peşine takıp sonra da Allah’tan temennilerde bulunandır.”(Riyazü’s salihin) Şimdi bakın bakalım siz hangi durumdasınız? Akıllı mı? Yoksa aciz ve ahmak mı? Şimdi bir işçi düşünün her gün işe saatinde geliyor, bütün görevlerini eksiksiz yerine getiriyor, işine emek veriyor, terliyor, çaba sarf ediyor ve en iyi şekilde çalışıp gününü tamamlıyor. Diğer bir işçi ise ne saatinde geliyor, ne işine gereken özeni gösteriyor ve ne de görevlerini ifa ediyor. Aksine uyukluyor, vaktini boş konuşmalarla geçiriyor ve kendisinden istenilen hemen hemen hiçbir şeyi yapmıyor. Şimdi siz iş sahibi olsanız ikisine de aynı davranır mısınız? İkisine de aynı maaşı verir misiniz? Yok-

sa birinci işçiyi mükâfatlandırıp diğerini işten mi atarsınız? Biz aciz insan olduğumuz halde bu ikisini eşit görmüyorsak Aziz ve Hâkim olan Allah hiç kendisine ibadet edenle etmeyeni, ahirete hazırlananla hazırlanmayanı, kendisine itaat edenle etmeyeni ve nihayet kendisinin yolunda Cihad edenle etmeyeni bir tutar mı? Hem her istediğinizi yapın, hayatınızı dedikodu ile geçirin, birbirinizin kuyusunu kazın, birbirinizin yüzüne başka, arkasından başka konuşun ve hem de bütün bunlarla beraber sizi yaratan, var eden ve dünyaya gönderen rabbinizin hiçbir dediğini yapmayın. Sonrada kalkıp Allah’tan günahlarınızın bağışlanmasını ve yüce cennetlerini isteyin. Heyhat ki ne heyhat.Ne tuhaf bir davranış ve ne garip bir istek…… SON OLARAK… Ey akrabalarım ve ey yakınlarım! Artık aklımızı başımıza almanın, kendimizi toparlamanın, kıyamet gününe hazırlanmanın, günahlarımız için af dilemenin, Allah’a itaate yönelmenin, ona kulluk etmenin ve yalnızca ona boyun eğmenin zamanı gelmiş ve geçmek üzeredir. Tekrar ederek söylüyorum ki bunlardan tek maksadım sizlerin iyiliği, dünya ve ahiret saadetinizdir. Bana düşen uyarmak ve öğüt vermektir. Kıyamet günü bu satırlar bana da size de şahitlik edecektir. Ya lehimize ya aleyhimize… Allah sizin ve bizim niyetlerimizi halis, amellerimizi salih kılsın. Allah size ve bana cennete girmeyi, bundan önce cennete girmeyi hak edecek ameller işlemeyi nasip etsin. Hayatımızı onun şeriatına göre yaşamayı nasip etsin. Onun yüce şeriatını yeryüzüne hâkim kılsın. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi tüm Müslümanların üzerine olsun… “ Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat:56)

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

NEREYE BU GİDİŞ?

37


Nedim Bal

Allah’ın Yardımı, Başarı ve Zafer -2-

İnsanları Allah’a, peygamberin yoluna, tevhide davet etmek, onları şirkten, tağuttan ve şeytanın yoluna uymaktan sakındırmaya çalışmak uzun ve çileli bir yoldur. Bu yol engellerle, sıkıntılarla, bela ve musibetler doludur. Bu yol sabır ve sebat isteyen bir yoldur. Bu yola girmekte, bu yolda azimle ilerlemekte herkesin işi değildir. Ancak imanı ve ihlası kuvvetli davetçiler bu yolda kararlılıkla ilerleyebilirler.

G

eçen yazımızda Allah’ın yardımı, başarı ve zafer kavramlarının hakikatini ince-

NEBEVÎ HAYAT

lemeye, ayetler ve hadisler ışığında konuyu izah

38

etmeye çalışmıştık. Bu yazımızda da Allah’ın yardımı, başarı ve zafer kavramlarının yanlış veya eksik anlaşılmasının İslami cemaatler ve bu cemaatlere mensup olan davetçi kardeşlerimiz üzerindeki olumsuz neticelerinden bahsetmeye çalışacağız. ŞUBAT’13

1. Dava’nın Ve Davetçinin Başarısız Görünmesi Birçok kimse başarı veya başarısızlığı sayıyla, güçle, elde edilen netice ile ölçülendirdiği için daha önce ortaya konulan hedefler tam anlamıyla gerçekleşmediği zaman ya ‘davaya’ yahut davette bulunan ‘davetçiye’ karşı şüphe ile bakarlar. Bu durum bir müddet sonra davadan veya davetçiden uzaklaşmalara, kopmalara sebep olur.


2. Acelecilik (Tedricilik Prensibinin Terkedilmesi) Dine davette peygamberi yöntemin aşamalarını, bu aşamalar esnasında karşılaşılacak zorlukları, davet yolunda gösterilmesi gereken sabır, tahammül ve tevekkülün önemini öğrenmemiş veya öğretilmemiş(!), gerekli ameli ve ahlaki terbiyeden geçmemiş veya geçirilmemiş(!) pek çok davetçi kardeşimiz daha önce belirlenen hedeflerin hemen gerçekleşmesini ve bir an önce sonuç alınmasını beklerler. Birçok İslami cemaat insanları Allah’a, peygambere, Kur’an’a, İslam’a çağırma ve şirkten de insanları sakındırma gibi son derece büyük gayeler ve iddialarla ortaya çıkmışlardır. İslami cemaatler bu hedeflerini gerçekleştirmek için takip edecekleri usul ve yöntemleri de belirlemişlerdir. Fakat bir müddet sonra hedeflerin gerçekleşmediği

ğildir. Ancak imanı ve ihlası kuvvetli davetçiler bu yolda kararlılıkla ilerleyebilirler. Bazı davetçi kardeşlerimiz bu zorlu yola girip ilerlerken, halkın bu davete icabet etmediğini, umursamadığını, kendilerini hiç değiştirmediklerini görürler. Davet ve nasihatlerinin onlar üzerinde hiçbir etkisi olmadığını görünce bir takım şüphe ve vesveselere kapılırlar. Bu kardeşlerimiz, davetin gereklerini yapamadıklarını düşünerek bazen kendi nefislerini suçlarlar. Bazen tüm mesuliyet ve sorumlulukları kendi üzerlerinden atarak halkı suçlarlar. Bazen de kendi en yakın dava arkadaşlarını ve çalışmaları suçlarlar. Bir müddet sonra davetçi kardeşlerimiz; ”Bu halka hiçbir davetin, hiçbir nasihatin faydası yoktur! Bunlar bizi dinlemiyor, bize kulak ver-

Zafer ve mağlubiyet Allah’ın takdiridir. Onu dileğine verir. Bizler zaferden değil zafere giden yolda gereğince mücadele etmekten sorumluyuz.

Bu kardeşlerimiz sadece sonuç üzerinden ‘başarı ve başarısızlık’ değerlendirmesi yaptıkları için asıl başarı ve zaferin usul ve metoda bağlılık olduğunu unuturlar. Şunu hemen belirtelim ki; davette bağlı kalınması gereken usul ve metottan kastettiğimiz herhangi bir yöntem, herhangi bir usul ve herhangi bir metot değildir. Bu ileride de açıklayacağımız üzere peygamberi davet yöntemi, peygamberi hareket metodudur. 3. Ümitsizlik Ve Uzlete Çekilme İnsanları Allah’a, peygamberin yoluna, tevhide davet etmek, onları şirkten, tağuttan ve şeytanın yoluna uymaktan sakındırmaya çalışmak uzun ve çileli bir yoldur. Bu yol engellerle, sıkıntılarla, bela ve musibetlerle doludur. Bu yol sabır ve sebat isteyen bir yoldur. Bu yola girmek de, bu yolda azimle ilerlemek de herkesin işi de-

miyorlar! Bunlar düzelmezler! Ben daha ne yapayım ki! Ben kendimden ve ailemden sorumluyum! Kendimi ve ailemi koruyayım bu bana yeter!“ demeye başlarlar.“ Toplumdan, akrabadan, komşudan tamamen ümitlerini keserler. Hâdi olan Allah’ın onları hidayete sevk edeceğine dair hiçbir ümitleri kalmaz. Daha sonrasında ise bu kardeşlerimiz davetten ve davet çalışmalarından ayrılıp bir kenara çekilerek uzlet hayatı yaşamaya başlarlar. İçinde yaşadıkları toplumu kendi halleriyle baş başa bırakırlar. Bu durum, halkın duyarsızlığına rağmen sabır ve sebatla davetine devam etmenin asıl başarı ve zafer olduğunu bilmemekten, bunun karşılığında kazanacağı cennetin farkında olmamaktan ve bu yolun Peygamberler yolu olduğunu anlayamamaktan kaynaklanır. Yine bu hal, dinin galibiyeti ve Allah’ın hidayeti ile davetçinin başarısının aslında birbirinden çok farklı şeyler olduğunu anlayamamanın bir sonucudur. Şayet bu davetçi kardeşlerimiz şu ayeti kerimeyi dikkatlice okuyup üzerinde hakkıyla düşünselerdi bu tür zayıflıklar göstermez ve sonuç ne olursa olsun tevhide davetin üzerlerine farz olduğunu anlarlardı. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

veya yapılan gayret ve çalışmalara nispeten gerçekleşen hedefler yeterli görülmeyince daha önce belirlenen usul ve yöntemler bir kenara bırakılıp bir an önce sonuç almak amacıyla kestirme yollara ve yanlış metotlara saparlar.

39


“İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helak edeceği veyahut şiddetli bir şekilde azap edeceği şu topluluğa niçin öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki; “Rabbimizin katında bir mazeretimiz olsun diye ve sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).” (Araf, 164) Zafer ve mağlubiyet Allah’ın takdiridir. Onu dilediğine verir. Bizler zaferden değil zafere giden yolda gereğince mücadele etmekten sorumluyuz. “Eğer siz (Uhud da) bir acıya uğradınızsa,(Bedirde de) düşmanınız olan o topluluk benzer bir acıya uğramıştır. O günleri (zafer ve mağlubiyeti) biz insanlar arasında döndürür dururuz. Ta ki Allah iman edenleri ortaya çıkarsın ve aramızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.” (Al-i İmran, 140)

uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır…” (En’am, 153) “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir.” (Hicr, 94)

• Bu yol, tüm insanları açık ve net şekilde Allah’ın birliğine, sadece O’na ibadete ve uyulması için göndermiş olduğu şeriata (kanunlarına) itaat etmeye çağıran bir yoldur.

“De ki Allah birdir.” (İhlas, 1) “İlahınız tek bir Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur.”(Bakara, 163)

Hidayet ve kurtuluş Allah’ın takdiridir. Onu dilediğine verir. Bizler hidayet vermekten değil hidayete vesile olacak davetten sorumluyuz.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Ben, sizin Allah’tan başka taptıklarınıza ibadet etmekten menolundum.” Ve de ki: “Sizin heva ve heveslerinize uyacak değilim. Aksi takdirde sapıklığa düşmüş olurum. Ve hidayete erenlerden olmamış olurum.” (En’am, 56)

“(Ey Muhammed) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Ancak Allah dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara, 272)

“Seni din hususunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen o şeriata uy. Bilmeyenlerin isteklerine uyma.”(Casiye/18)

“(Ey Resulüm) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir.” (Kasas, 56)

“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmasınlar.” (Maide, 49)

“Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.” (Al-i İmran, 126)

Hidayet ve kurtuluş Allah’ın takdiridir. Onu dilediğine verir. Bizler hidayet vermekten değil hidayete vesile olacak davetten sorumluyuz.

4. Peygamberi (Meşru) Davet Yönteminden Sapmalar Allah’ın yardımı, başarı ve zafer kavramlarının yanlış veya eksik anlaşılmasının doğurduğu en vahim hatalardan biri de peygamberi davet yönteminin terk edilmesi ve başka batıl yöntemlere sapılmasıdır. Öncelikle peygamberi davet yönteminden – metodundan- kastettiğimiz şudur:

NEBEVÎ HAYAT

Peygamberi davet metodu; Allah’u Teâlâ’nın peygamberleri için önceden çizmiş olduğu ve mü’minlere de uyulmasını emrettiği yoldur.

40

“O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud, 112) “İşte onun için sen ( tevdide ) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma.” (Şura, 15) “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Bana ŞUBAT’13

• Bu yol, yine açık ve net şekilde insanla-

rı şirkten, tağutlara itaatten, şeytana tabi olmaktan sakındırma yoludur.

“Allah’tan başkasına tapmayalım. Ona hiç bir şeyi ortak tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımızı İlahlaştırmasın.” (Al-i İmran, 64) “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa apaçık sapıtmıştır.” (Nisa, 116) “Tağuta kulluk etmekten kaçınıp Allah’a yönelenlere müjde vardır. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır.” (Zümer, 17-18) “Yemin olsun ki ‘’Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının’’ diye her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 36) “O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakara, 256)


“Ey insanlar yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin, zira şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 168) “Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Sizde onu düşman sayın. O kendi taraftarlarını ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (Fatır, 6)

• Bu yol, açık ve net şekilde müjdeleyen

(cennetle) ve korkutup-uyaran (cehennemle) bir yoldur.

“Biz, peygamberleri ancak müjdeleyenler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur. Onlar üzülmezler de. Ayetlerimizi yalanlayanlara ise, doğru yoldan çıkmaları sebebiyle azap dokunacaktır.” (En’am, 48-49) “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı/korkutucu olarak gönderdik.” (Ahzab, 45)

et.”(Nisa, 84) “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.” (Bakara, 216)

• Bu yolun sonunda müminlere mutlak başarı ve zafer vardır.

“O halde dünya hayatına karşılık ahireti tercih edenler Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa, 74) İmanı ve inkârı, tevhidi ve şirki, müjdeyi ve korkutmayı dillendirmeyen, kâfirlere, müşriklere tağutlara ve zalimlere karşı cihadı öne çıkarmayan hiçbir davet yöntemi, peygamberi davet yöntemi dolayısıyla meşru davet yöntemi değildir. Zaman uzadıkça, zorluklar ve baskılar arttıkça, beklenen sonuçlar geciktikçe başarı ve zaferin

Peygamberi davet metodu; Allah’u Teâlâ’nın peygamberleri için önceden çizmiş olduğu ve mü’minlere de uyulmasını emrettiği yoldur.

lama yoludur.

“Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emreder kötülükleri yasaklarlar, hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar (Allah’ın) salih kullarındandır.” ( Al-i İmran, 114)

• Bu yol, nefse, küfre, şirke, tağutlara, za-

limlere karşı dille, malla ve canla cihad etme yoludur.

“O halde kâfirlere boyun eğme ve onlara karşı bu Kur’an ile büyük bir cihat et.” (Furkan, 52) “Müşriklere karşı mallarınızla canlarınızla dillerinizle cihad edin.” (Ebu Davud) “Ey peygamber kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, Onlara karşı sert davran, Onların varacakları yer cehennemdir.” (Tevbe, 73) “Müminler ancak Allaha ve Resulüne iman eden ve asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat, 15) “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar.” (Nisa, 76) “Artık Allah yolunda savaş sen kendinden başkası sebebiyle sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik

gerçek anlamını kavrayamayan cemaat idarecileri ve mensuplarında psikolojik çöküntü ve çözülmeler başlar. Egemen güçlerin cemaatler üzerindeki baskı ve pazarlıklarıyla, bu cemaatlere mensup olan davetçilerin acelecilik ve sabırsızlıkları arasında sıkışan idareciler; dine yardım etmek, dinlerini savunmak, cemaatlerini ve kurumlarını korumak adına Peygamberi davet yönteminden ve İslam’ın temel esaslarından bazı tavizler verirler. Bunun karşılığında ise, basit kazançlar elde ederek günü kurtarmaya çalışırlar. Bu durum aslında egemen güçlerin pazarlıklarına, hile ve tuzaklarına teslim olmaktır. Yol uzadıkça, hayal edilen sonuçlar geciktikçe, egemen güçlerin baskı ve tehditleri arttıkça, psikolojik çöküntü ve çözülme içinde olan İslami cemaatler içerisinde “peygamberi davet yönteminden” bir sonuç alınamayacağı ve başka yöntemlerinde denenmesi gerektiğine yönelik ciddi söylem ve talepler artar. Bu söylem ve talepler zamanla İslami cemaatler içerisinde tartışma ve bölünmelere ve nihayetinde meşru ve farz olan peygamberi davet yönteminden sapmalara götürür. Selam ve dua ile… REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

• Bu yol, iyiliği emretme kötülüğü yasak-

41


BİR HADİS BİR YORUM

Ali Yücel

“Ümmetimden bir taife hak üzere üstün olmaya devam eder. Onları yardımsız bırakanlar onlara zarar veremezler. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere devam ederler.”

NÖBET KİMDE ? Tarih boyunca keyfiyyete değil de kemmiyyete, niteliğe değil de niceliğe önem verenler daima olagelmiştir. Güneşin ışığı yarasalar için ne ifade ediyorsa sayı da aynı şeyi ifade eder bu kimseler için. İnsanların zihin dünyalarını karıştıran ve çoğulculuk esasına dayandığı söylenen rejimler için de aynı şey geçerlidir. Az sayıda olanlar haklı da olsalar, çoğunluk başka bir şey söylüyorsa haksızdırlar bu tip düzen ve nizamlarda, bakış açılarında. “Herkes yanlış da bir tek sen mi doğrusun?” en sağlam kulpları gözükmektedir bu düşünce sahiplerinin. Kavimlerinin karşısında gerçekleri beyan eden peygamberleri dahi sayıları daha az olduğu için farkında olmadan mahkum eden, nitelikten yoksun kuru kalabalık düşkünlerinin her çağda dillendirdi-

NEBEVÎ HAYAT

ği söylemler farklılık arzetmektedir.

42

de bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’am Suresi 116) Mücahid komutan Talut’un kıssasını anlatırken şöyle buyuruyor Yüce Rabbimiz: “Allah’ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah’ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.” (Bakara Suresi 249) Bedir’i, Nihavend’i, Ayn Câlut’u, Malazgirt’i, sayı bakımından fazla olanların mı yoksa sayıca az oldukları halde “Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez”in sırrına vakıf olanların mı kazandığını tarihten az da olsa nasibi olan herkes bilmektedir. En son din olarak kıyamete kadar baki kalacak İslam dininin de ne şartlar altında olursa olsun daima bir grup tarafından hakkıyla temsil edileceği, bu

Sayı bakımından fazla olmak, haklılığın ve

yolda yalnız bırakılsalar bile buna aldırmayacakları

muzafferiyetin yegane vesilesi midir? Doğruluk ve

ve hatta bu uğurda savaşacakları hadis-i şeriflerde

hakikat her zaman kalabalık olan zümre tarafında

sabittir. Bu, dostun ve düşmanın dilin de el-Emin

mı aranmalıdır? Âmiyâne tabirle, her zaman kala-

olan Hz. Peygamber’in müjdesi olarak sabittir.

balığa mı karışmak gerekir? Yoksa tek başına kalsan

Şöyle buyuruyor Resulullah aleyhisselam: “Üm-

da hakkı yaşamaya ve yaşatmaya mı çalışmalısın?

metimden bir taife hak üzere üstün olmaya devam

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: “Yeryüzün-

eder. Onları yardımsız bırakanlar onlara zarar ve-

ŞUBAT’13


remezler. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere devam ederler.”(1) Küçük bir makaleden böylesine manidar bir hadisin tafsilatlı izahı beklenmemelidir. Buna ne zemin ne de zaman müsaittir. Bu sebeple makalede, zikri geçen bahtiyar yiğitlerin özelliklerinin kısaca anlatılmasıyla yetinilecektir. Sonunda mertebelerin en yücesi olan şehitlik nasip olmak üzere Yüce Allah’tan niyazı-

• İlim Sahibi Olmak İlk emri “Oku!” olan, yeryüzündeki en yüce hakikat kelime-i tevhidin hakkıyla anlaşılamsı için ilmi bu yüce kelimeden önce zikreden(3) bir dinin gerçek temsilcilerinin ilimden, irfandan yoksun olmaları düşünülemez. Allah azze ve celle, Kitabında isminin yanında melekleri ve ilim sahiplerini anmışken,

(4)

kendisinden gereğince

mız, bizleri de dininin müdafii bu zümreye dahil

korkanların ilim sahipleri olduğunu beyan et-

etmesidir.

mişken(5) ve “verdiğimiz misalleri yalnız bilenler anlayabilir” buyurmuşken(6) bu dinin bayk-

TÂIFE-I MANSÛRADA BULUNMASI GEREKEN BAŞLICA ÖZELLIKLER

raktarlığını yapacak olan, İslam’ı temsil etmeye namzet kimselerin ilimden habersiz olmaları nasıl mümkün olsun ki? O halde bu güzide topluluk,

ŞUNLARDIR:

ilim ve irfan sahibi olmalı, kulluğun hakikatine er-

• Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye Sarılmak Resulullah aleyhisselamın “Ümmetimden…” buyurarak kendisine nispet ettiği güzide topluluğun, onun getirmiş olduğu yüce hakikatlerden gafil olması ve bu hakikatleri tatbik sahasında uygu-

mek için kulu olduğu Rabbi tanımalıdır. “…Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.” (Mücadele Suresi 11) Resulullah aleyhisselam şöyle buyuruyor: “Allah her kimin hayrını isterse ona din hususunda büyük bir anlayış verir.“(7)

lamaya geçmeden bahse konu yüce övgüye mazgerçek manasıyla temsil edecek insanların en bariz vasıfları; Hz. Peygamber’in en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim’e ve ahlaki, ictimai, siyasi vs. prensipleri içinde barındıran sünnet-i seniyyesine tabi olmalarıdır. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine de

• Allah Yolunda Mücadele Söylenilen sözler doğru, yapılan davet ve çağrılar haklı olsa bile nasipsiz insanların genel davranışıdır hakikati söyleyenleri kovmaya, uzaklaştırmaya çalışmak. Hatta canlarına bile kastedilebilir hakikat meşalesini taşıyan davetçilerin. “Hatırla ki, kafirler seni tutup bağlamaları veya

itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşer-

öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları

seniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız

için sana tuzak kuruyorlardı.” (Enfal Suresi 30)

onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59) “Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa Suresi 115) Resulullah aleyhisselam şöyle buyuru-

Bazen öyle bir zaman olur ki, şirk, küfür, zulüm ve isyan sahipleri bütün imkanlarıyla çullanmak isterler doğruluğun temsilcilerine, ardlarına koymazlar ellerinden gelenleri. Peki ya bütün bu durumlar karşısında ne yapmalı son Peygamber’in hüsn-ü teveccühünü kazanmış muzaffer zümre? İlhadın ve küfrün tahkir, tezyif ve zulüm tazyikleri karşısında sağ yanağına tokat atılınca

yor: “…Benden sonra sizden kim yaşarsa o, pek

sol yanağını mı çevirmeli? Dinine su-i kasıtlarla

çok (dini) ihtilaflara şahid olacaktır. Binaenaleyh

dahledenlere eyvallah mı çekmeli? “Hoşgörü”,

size gereken, sünnetime ve doğru yolum üzerinde

“diyalog” gibi içi boşaltılmış, asli mecrasından

bulunan halifelerimin sünnetine sarılınız…”

saptırılmış kavramlara mı yapışmalı içinden bu-

(2)

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

har olması düşünülemez. Din-i mübin-i İslam’ı

43


lunmuş olduğu aciz hali gizlemek için? Yoksa

Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.”

“kafirlere karşı onurlu ve izzetlidirle”i mi ku-

(Hud Suresi 46)

şanmalı? Peygamberinin dilinde bu dinin en yüce mertebesi olan cihadın(8) her türlüsüne mi sarılmalı? Bu soruların cevabı, konumuz olan hadis-i şe-

onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten gü-

ten: “Ümmetimden bir taife hak üzere savaşmaya

zel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi

devam eder.”

ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan

Sahip olduğu imkanları Allah yolunda sar-

uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a ina-

fetmeyenlerin Hz. Peygamber’in haber verdiği

nıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir

“ümmetinden bir grup” şerefine nail olmaları

düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (Mümtehine, 4)

edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla bera-

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostu-

berdir.” (Ankebut Suresi 69) Resulullah aleyhisse-

durlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden on-

lam şöyle buyuruyor: “Bir kimse (Allah yolunda)

ları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah,

savaşmadan ye onu gönlünden geçirmeden ölürse

zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide, 51)

bir çeşit nifak üzere ölür.” Yine şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Ki-

(9)

“…Tarımı seçtiğiniz ve cihadı terkettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki dininize dönünceye kadar onu üzerinizden kaldırmaz.”(10)

• el-Velâ ve’l-Berâ/Allah İçin Dostluk ve Düşmanlık Terazi yanlış olduğunda tartılan şeyler mutlaka eksik veya fazla çıkar. Bu durumu bile bile yapıyorsa terazinin başındaki, kabahati sadece kendisinde aramalıdır. İnsanları değerlendirirken ölçüleri anlık duygular ve menfaatler olanlar dost

tap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kafirleri dost edinmeyin. Allah’tan korkun; eğer müminler iseniz.” (Maide, 57) Bu ayetler şu gerçeği haykırmaktadır: Allah’a inanan, şeriat-ı Muhammediyye’yi din olarak telakki eden her müslümanı dost edinmek, Allah’ın dininin dışında adı ne olursa olsun her hangi bir düzen, nizam ve rejimin meşruluğunu kabul edenlerden teberri etmek, sahip oldukları batıl düşünce ve inançlardan ötürü onlara karşı izzet-

ve düşman seçiminde yanılmışsalar kendileri-

li ve amansız olmak, Allah azze ve cellenin te’yi-

ni kınamalıdırlar. “Yazık bana! Keşke falancayı

dine, desteğine ve yardımına mazhar olan kutlu

(bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!” (Furkan

zümrenin başka bir vasfıdır. Müslümanlara olan

Suresi 28) “O gün, Allah’a karşı gelmekten sa-

kinleri ağızlarından taşmış kimseleri dost edinen-

kınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler.” (Zuhruf Suresi 67) Sınırlarını Allah azze ve cellenin belirlediği en son ve mükemmel dinin gerçek temsilcileri-

NEBEVÎ HAYAT

dekiler de aynı inanca sahiptiler: “İbrahim’de ve

rifin başka metinlerinde açıkça izah edilmiştir za-

mümkün müdür? “Ama bizim uğrumuzda cihad

44

Tek başına ümmet Hz. İbrahim ve maiyyetin-

nin dost ve düşman algısı da şüphesiz bu sınırlar çerçevesinde olmalıdır. Gerekirse en yakınlar bile tanınmamalıdır bu açıdan. “Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O (oğlun) asla senin ailenden değildir.

ler onlardan gelecek ihanet hançerini her an enselerinde hissetmelidirler. Dinlerine girilmediği müddetçe müslümanlara rıza göstermeyecek olan yahudi ve hristiyanları dost edinip bu dostluğu müslümanlardan esirgeyenler Allah’tan korkmalıdırlar. Müslümanları gönül dünyasından kovanlar şu ilahi emre kulak versinler: “Ben onları

Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hak-

kovarsam, beni Allah’tan (onun azabından) kim

kında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme!

korur? Düşünmüyor musunuz?” (Hud, 30)

ŞUBAT’13


Dünya ve ahiret dengesini gözeten, beden ve ruha hakkını veren, ferdi ihmal etmediği gibi

renç veren, zahidlere ahireti sevdiren es-Sabûr isminin tecellisi olan sabırdan başka nedir? Müjdeler olsun sabredenlere!

ictimai hayata hassasiyet gösteren, ifrat ve tefriti

Bu sayılanların dışında başka özellikleri de

yeren İslam dininin tatbik sahasındaki uygulayı-

vardır taife-i mansûranın. Birlik ve beraberliğe

cıları da ölçülü ve mutedil olmalıdır. “İşte böy-

önem verip ihtilaf ve ayrılıktan uzak durmak, is-

lece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl’ün

tişareye önem vermek, bütün Müslümanları ku-

de size şahit olması için sizi mutedil bir millet

caklayacak şekilde ümmetçi olmak, zikir ve zühd

kıldık.” (Bakara, 143)

hayatı gibi ruhi terbiye bunlardan bir kaçıdır. Bu

İmam Tahavi (v. 321) şöyle der: “Göklerde ve yerde Allah’ın dini birdir. O da İslam dinidir. O, ifrat ve tefritin arasında orta yoldur.”(11) Yaşantısında, Rabbine karşı vazifelerinde; nefsi, ailesi, komşuları ve toplum katındaki davranışlarında ölçülü, orta yollu olmak, Resulullah aleyhisselamın varlıklarından bizi haberdar ettiği bahtiyar topluluğa dahil olmanın vazgeçilmez şartların-

vasıfların asgari düzeyde hep bir arada bulundurulması zorunludur. Göndereni tarafından kemale erdirilmiş mükemmel bir dinin mensuplarının, hele hele kendine vazife addedip bu yüce dinin himayesini üstlenenlerin gözleri rahatsız edecek, yürekleri yoracak, kulakları tırmalayacak, “bu nasıl olur?” sorusunu sorduracak bütün kusurlardan kendilerini muhafaza etmeleri gerekir.

dandır. Her türlü ölçüden ve değerden mahrum insanlığa bu konuda yol gösteren bir Peygamberin ümmeti, onun getirdiği dinin mikyaslarından habersiz olmamalıdır.

• Sabırlı Olmak İslam Şehidi Seyyid Kutub şöyle diyor: “Rabbin için sabret.” (Müddessir, 7) Sabır, bu dava ile ilgili her yükümlülük sırasında ya da her direnme gerektiren zorluk karşısında tekrarlanan bir direktiftir. Sabır bu çetin savaşın, insanları Allah’a çağırma savaşının en vazgeçilmez azığı ve cephanesidir. Bu savaş aynı anda iki ayrı cephede verilecektir. Cephelerden birinde nefsin ihtiraslarına ve gönüllerin arzularına karşı savaş verilirken öbür cephede ihtiraslarının şeytanları tarafından güdülen, kişisel arzularının dürtüleri tarafından itilen davanın düşmanları ile savaşılacaktır. Bu savaş sürekli, kesintisiz ve çetin bir savaştır. Tek azığı, tek cephanesi yalnız Allah’ın rızasını amaçlayan, O’nun vereceği ödülden başka hiçbir şeyde gözü olmayan sabırdır.”(12) Yüce davanın mensubu, Allah’ın şeriatının hamisi yiğit erlerin özelliğidir sabır. Sineleri zorlayan imtihanlar karşısında tek tiryak yine sabır olacaktır. Müslüman’ı zinde tutan, mücahide di-

Kervan yürümeye devam ediyor, bayrak elden ele, nesilden nesile dolaşıyor. Aç ve susuz kalmak pahasına, Peygamberinin sözünü yere düşürmemek için toprağı döşek, taşları yastık ederek yollarına devam ediyor yiğitler. Küfrün ekmeğini yiyip kılıcını sallayan şaşkınların nefret söylemlerine rağmen, yardımsız bırakanların vurdumduymazlıklarına rağmen, “uluslararası konjöktür bunu gerektiriyor deyip” zalimlere teslim eden zavallılara rağmen. Sahi ya, nöbet kimde? Biz, bu zümrenin neresindeyiz? Bu konuda Allah’tan bizleri doğruya iletmesini, kınayanlara ve yardımsız bırakacaklara aldırmadan dini için mücadele etme şuurunu ihsan etmesini niyaz ediyorum. ---------------------------------

Hadisler için bkz. Buhari, Kitâbü’l-İ’tisâm, 10 (Hadis no: 7311-7312) Müslim, Kitâbü’l-İmâre, 53 (Hadis no: 19201925 arası) 2. Ebu Davud, Kitâbü’s-Sünne, 6 (Hadis no: 4607) 3. “Bil ki, Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Muhammed Suresi 19) 4. Âl-i İmran Suresi 18. 5. Fatır Suresi 28. 6. Ankebut Suresi 43. 7. Buhari, Kitâbü’l-İlim, 14. 8. Tirmizi, Ebvâbü’l-Îmân, 8 (Hadis no: 2749) 9. Ebu Davud, Kitâbü’l-Cihad, 17 (Hadis no: 2502) 10. Ebu Davud, Kitâbü’l-Büyu’, 56 (Hadis no: 3462) 11. İbn Ebi’l-‘İzz el-Hanefi, Şerhu’l-akideti’t-Tahâviyye, 2/787. 12. Seyyid Kutub, Fî Zilali’l-Kur’ân, 15/361. 1.

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

• Mutedil Olmak

45


İSLAM ÖNDERLERİ

Yusuf MERT

Merhum Şehîd

ABDULLAH AZZAM Rahimehullah

doktorasını 1973’de Kahire’de Usul-u fıkıh dalında başarıyla bitirdi. 1973 – 80 arası Ürdün Şeriat Fakültesinde öğretim üyesi olarak bulundu. Ürdün’den askeri yargıtay kararıyla sürülünce 1981’de Cidde Kral Abdulaziz Üniversitesinde çalışmaya başladı. Burada istediği ortamı bulamayan Abdullah Azzam İslamabad’da ki Uluslararası İslam Üniversitesi’nde ders verirken aynı zamanda yeni başlayan Afgan Cihadı ile yakından ilgileniyordu. Bir müddet sonra Üniversitede ki görevini tamamen bırakarak Peşaver’e taşındı.

B

NEBEVÎ HAYAT

azı insanlar vardır ki hayatlarını yazmaya kalemler, anlatmaya kelimeler yetmez… Hayatları söylenebilecek her şeyi anlatır… Onlar insanların teveccüh ettiği fani nimetlere değil, ebedi nimetlere talip olanlardır… Onlar sâbikûn/öncülerdir… Onlar hayatı ölüme giden bir yol değil, ölüm(süzlüğ)ü/şehadeti hayata giden bir yol edinenlerdir… Onlar hayatı ahiret karşılığında satanlardır… Onlar canlarını ve mallarını cennet karşılığında feda edenlerdir… Onlar…

46

Merhum Abdullah Azzam’da “O”nlardan birisidir. 1941 yılında Filistin’in Siletü’l-Hasiriyye kasabasında dünyaya gelmiştir. Burada ki ilk ve orta öğretiminden sonra 1966′da Şam Üniversitesi Şeriat fakültesini bitirdi. 1967 de Amman da öğretmenlik yaparken Batı Şeria ve Mescid-i Aksa’nın yahudilerin eline geçmesi üzerine Müslüman Kardeşler’in mücahid birliklerine katıldı. İlimsiz cihad olmayacağını düşünerek, başladığı ŞUBAT’13

1970’lerin sonuna doğru dünya yeni bir sürece girmiş, dünyanın ikinci süper gücü olan Sovyetler Birliği Afganistan’a saldırmıştır. Bu saldırı İslam dünyasında halifelik kaldırıldığından beri hiç gerçekleşmeyen bir olayın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dünyanın dört bir yanından Müslümanlar, dilini ve kültürünü hiç bilmedikleri Afganistan’a gelerek kendi tanımlamalarıyla kardeşleri olarak gördükleri Afgan halkıyla aynı safta savaşmaya başlamışlardır. Abdullah Azzam da, ülkeleri Ruslar tarafından işgal edilen ve Ruslara karşı cihâd bayrağı açan Afgan Müslümanlarına daha yakın olmak maksadıyla Pakistan’ın İslâmâbâd şehrindeki Uluslararası İslâm Üniversitesi’nde çalışma talebinde bulunmuş ve bu üniversitede çalışması kabul edilmiştir. 1984 yılında da bu üniversiteden kendi isteği ile ayrılarak, Afgan cihâdına eğitim müsteşarı olmuştur. Bütün çalışmasını bu işe hasretmiştir.


Ey Haremeyn’de ibadet eden kişi, bizleri görsen keşke! O zaman ibadetle oynadığını kendin görürsün. Akıttığı yaşlarla, ey yanaklarını süsleyen kişi! Bizim boyunlarımızı kanlarımız süslüyor.

Şehadetine kadar tüm ömrünü kâh cephede savaşarak, kâh Arap ülkelerinden gelen gençlerin eğitim kamplarında, kâh muhacirlerin kamplarında geçirdi. Beytü’l-Ensar adıyla (Sonra Hidemat ) açtığı büroda Arap ülkelerinden gelen gençleri ve yardımları organize ediyordu. Mücahidlere yardım, mücahid kervanlarının cephane taşımak için kiraladıkları hayvanların kirası, yol ve erzak almaları için maddi destek olma, Arap ülkelerinden gelen gençleri kamplarda hızlı bir eğitimden geçirdikten sonra fiili cihada yollama, mücahitlerin ve muhacirlerin İslami eğitimi gayret gösterme dergi ve kasetlerle Afgan cihadını tanıma yanında yazdığı eserlerle ümmete büyük hizmet etmiş bir alimdir. Türkçeye çevrilmiş bazı eserleri şunlardır: - Afgan Cihadından Rahman Ayetleri - Tevbe suresinin gölgesinde cihad dersleri - Kızıl Akrep - Cihad ahkamı - Cihad dünya gündeminde - Cihad kervanı - Müslüman halkın cihadı - Cihadın fazileti - İslam akidesinin özellikleri - İslam topraklarını savunmak - Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas - İslam ve İnsanlığın geleceği - Hurilerin aşıkları - Kayıp Minare Abdullah Azzam, 24 Kasım Cuma günü her zaman namaz kıldığı “Seb’u’l-Leyl Camii’ne gitmek üzere evinden çıktı. Amacı Cuma Hutbesini okumak ve Cuma namazını kıldırmaktı. İki oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte arabasına doğ-

ru yaklaştı. Arabaya yaklaştıktan kısa bir süre sonra çok büyük bir patlama duyuldu. 20 kilo ağırlığındaki TNT’nin uzaktan kumandalı olarak patlatılmasıyla araba anında parçalandı. Abdullah Azzam, oğlu Muhammed ve İbrahim’le birlikte şehid oldu. Cenazeye coşkulu kalabalıklar katıldı. Ve cenaze namazını Sayyaf kıldırdı. Allah şehadetini kabul etsin. Merhum Abdullah Azzam’a atılan iftiralar Gilles Kepel, Khan Kagaya, Oliver Roy, Bernard Lewis, Kenneth Cragg ve J.L.Esposito gibi Dünyadaki İslami hareketleri inceleyen batılı ilim adamları; Eserlerinde(1) Abdullah Azzam’ı“Küresel Cihadın Babası, İslami Terörün Lideri” gibi sıfatlarla anmışlardır. Batılıların dediklerini papağan gibi tekrarlayan Türkiyeli bazı akademisyenler ve yazarlar da, batılılarla aynı dili kullanmaktadırlar. Bunlardan birinin sözlerini nakledelim: “Günümüzde global güvenliği tehdit edici bir nitelik kazanan radikal İslami hareketler ve İslam’ın katı yorumlarından beslenen dini motifli terör örgütleri açısından Dr. Abdullah Azzam, önemli bir ideolog ve ruhani lider olmuştur… Günümüzde “El Kaide” denilince “Usame bin Laden” ismi bilinse ve ön plana çıksa da, El Kaide’nin ideolojik ve teorik lideri Abdullah Azzam olmuştur. Azzam’ın hayatta iken vermiş olduğu dersler ve kaleme aldığı konular halen radikal kesimler ve El-Kaide gibi dini motifli terör örgütleri açısından sorgulanamaz referans kaynaklarıdır”(2) Batılıları ve onların yerli uşaklarını böyle konuşmaya sevk eden tabi ki Abdullah Azzam’ın fikirleridir. Bu konuda yazar Abdullah Yıldız’a kulak verelim: “İslâm’ı, hayatın bütün alanlarını düzenleyen hukuk sistemi, inanç ve ibadet esasları ile çağa alternatif bir hayat nizamı olarak sunma gayreti içinde olan İslâm âlimlerinin 11 Eylül sürecinde şer güçler tarafından hedef tahtasına oturREBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Abdullah Azzam, Afgan cihadının dünyaya tanıtılmasında ve İslami meşruiyet kazanmasında en etkin rolü oynamıştır. Afganistan’da Mektebu’l- Hadimat (Hizmet Bürosu) isimli bir kurum açarak dünyanın dört bir yanından ulusal sınırları aşarak gelen binlerce genci organize etmiştir.

47


tuldukları malumdur. Özellikle Londra patlamalarının ardından şeytani medya aracılığıyla zihinlere kazılmak istenen İslâm=terör denklemi bağlamında sözde ‘‘İslâmi terör”ün fikri kaynakları olarak, Filistin asıllı mücahid âlim Abdullah Azzam, Mısır-İhvan hareketinin fikir önderi Şehid Seyyid Kutub ile Pakistanlı âlim, hareket adamı Mevdudî, hatta Ortaçağda Moğol istilasına karşı eşsiz bir direniş ve diriliş hareketi başlatan İbn Teymiye gibi âlimlerin zikredilmesi, son derece anlamlıdır. Zira bu tür gerçek âlimlerin, İslâm’ı bütüncül bir yaşam modeli olarak sistematize edip insanlığa takdim etmeleri, sadece Müslüman dünyayı yeniden ayağa kaldırmakla kalmamış, küresel sistemi de ciddi biçimde korku ve endişeye sevk etmiştir.” (3) Hz. Peygambere mecnun/deli, kahin, şair” diyen zihniyet tabi ki Rabbani âlimleri de kınamaktan, kötü lakaplar takmaktan geri durmayacaklardır. Müslümanlara yakışan bu âlimleri bizzat kendi eserlerinden tanıyıp açtıkları nurlu yolda yürümektir. Rabbim emsallerini artırsın, bizleri de yollarından ayırmasın.

NEBEVÎ HAYAT

Abdullah Azzam’ın 1989 yılında uğradığı saldırıda şehid edilmesinden önce hazırlamış olduğu vasiyetinden bir bölümünü fikirlerini toplu ve özlü bir biçimde ifade etmesi açısından burada aktarmak istiyoruz:

48

Yüce Allah’ın rahmetine muhtaç Allah’ın kulu Abdullah Yusuf Azzam’ın vasiyetidir. Kahraman Komutan Celaleddin Hakkani’nin evinde ve 12 Şaban 1406 (20 Nisan 1986) Pazartesi günü ikindi vaktinde şu sözleri yazıyorum: Hamd yalnız Allah’ındır. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, mağfiretini isteriz. Nefislerimizin şerlerinden Allah’a sığınırız. O, her kime hidayet verirse onu saptıracak yoktur. Her kimi saptırırsa, ona da hidayet verecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir. ŞUBAT’13

O’nun ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki, Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve Rasulü’dür. Allah’ım! Senin kolay kıldığından başka kolay yoktur ve Sen dileyecek olursan zoru da kolaylaştırırsın. Cihad için gerekli hazırlıkları yapmaksızın, geleceğe dair umutları gerekçe göstermek, zirvelere ulaşmayı ve oralara yükselmeyi arzulayan küçük nefislerin yapacağı işlerdendir. “Nefisler büyük olduğu taktirde cesetler o muradı gerçekleştirmek için yorulur.” Hudey İbn İyaz’a su beyitleri yazıp gönderen Abdullah İbn el-Mübarek’e Allah rahmet eylesin; Ey Haremeyn’de ibadet eden kişi, bizleri görsen keşke! O zaman ibadetle oynadığını kendin görürsün. Akıttığı yaşlarla, ey yanaklarını süsleyen kişi! Bizim boyunlarımızı kanlarımız süslüyor. Fakih ve muhaddis Abdullah İbn Mübarek’in söylediklerini gördünüz. Müslümanların kutsal ve saygı gösterilmesi gereken değerlerinin ayaklar altına alındığı, namusların payimal edildiği, Allah’ın dininin kökünden yeryüzünden silinmek işlendiği bir zamanda böyle bir ibadeti o, Allah’ın dinini oyuncak edinmek olarak görmektedir… Şehevî arzular uğruna harcanan, heva ve lüks uğrunda dökülen mal ve servet sahiplerini nasıl bir hesap ve ceza beklemektedir? Artık ey Müslümanlar! Sizin hayatınız cihaddır. Hedefiniz cihaddır. Var oluşunuz, akıbetiniz cihad ile alâkalıdır. Ey davetliler! Sizler silahlarınızı omuzlamadıkça, tağutların mülkünü, kâfir ve zalimlerin mülkünü darmadağın etmedikçe sizin hiçbir değeriniz yoktur. Cihadsız, savaşsız, kansız, sakalsız, Allah’ın dininin muzaffer olacağını zanneden kimseler Allah’ın dininin tabiatını idrak edemeyen kimselerdir. Onlar vehme kapılmışlardır. Ey İslâm davetçileri! Ölüm tutkunu olunuz ki size hayal bağışlansın. Sakın emeller sizleri aldatmasın, aldatıcılar Allah ile sizleri aldatmasın. Okuduğunuz kitaplar, devam ettiğiniz nafileler, sakın sizi aldatmasın, büyük işlerden yana sizleri rahatlatan basit işlerle uğraşmaya kalkışmayın… Ey İslâm âlimleri! Şu Rabbine dönen nes-


Müslüman kadınlar sakin rahat ve lüks düşkünü olmayınız. Çünkü rahat ve lüks cihadın düşmanıdır. Çünkü rahat ve lüks beşerin ruhunu telef eder. Temel ihtiyaçlarınızdan fazla şeylerden uzak durunuz. Zaruri şeylerle yetininiz. Çocuklarınızı ağır şartlara, yiğitliğe, kahramanlığa ve cihada alıştırınız. Bu esaslar üzere eğitiniz. Evleriniz arslan inlerini andırsın. Tağutlar tarafından boğazlansın diye, yeyip semiren tavukların kümesi olmasın. Çocukların kalbine cihad sevgisini, cihad tohumlarını ekiniz. Yiğitlerin meydanlarında at koşturmak, savaş alanlarında al koşturmak arzularını, aşkını yerleştiriniz. Müslümanların problemlerini yaşayınız. Haftada en az bir gün mücahidlerin, muhacirlerin hayatlarına benzeyen bir gününüz olsun. O gün kuru bir ekmek ve buna bir kaç damlayı geçmeyen azıcık çayı katık yapın.

Zillet içinde uzundur uyuduğumuz Nerede arslanca haykırışlar Azgınlar çetesi kartal kesildi Bizse, zincirlere vurulmuş köleyiz Kölenin zincire boyun bükmesidir, hor, hakir Yoksa demirin ona vurulması değildir. Ne zaman bu zincirlere kıyam edeceğiz? Ne zaman kıyam edeceğiz bu zincirlere? Müslüman kadınlar sakin rahat ve lüks düşkünü olmayınız. Çünkü rahat ve lüks cihadın düşmanıdır. Çünkü rahat ve lüks beşerin ruhunu telef eder. Temel ihtiyaçlarınızdan fazla şeylerden uzak durunuz. Zaruri şeylerle yetininiz. Çocuklarınızı ağır şartlara, yiğitliğe, kahramanlığa ve cihada alıştırınız. Bu esaslar üzere eğitiniz. Evleriniz arslan inlerini andırsın. Tağutlar tarafından boğazlansın diye, yeyip semiren tavukların kümesi olmasın. Çocukların kalbine cihad sevgisini, cihad tohumlarını ekiniz. Yiğitlerin meydanlarında at koşturmak, savaş alanlarında at koşturmak arzularını, aşkını yerleştiriniz. Müslümanların problemlerini yaşayınız. Haftada en az bir gün mücahidlerin, muhacirlerin hayatlarına benzeyen bir gününüz olsun. O gün kuru bir ekmek ve buna bir kaç damlayı geçmeyen azıcık çayı katık yapın.

Ey İslâm yavruları! Bombaların nağmeleri, topların gürültüleri, uçakların uğultuları, tank sesleri, eğitiminizin nağmeleri olsun. Dünyanın rahat ve huzuru içerisinde yaşayan, lüks hayat süren ve mideleri şişkin kimselerin nağmeleri ve yatakları sizin büyüyüp gelişeceğiniz yerler olmamalıdır. Ve sen ey Müslüman hanım! Sana anlatmak istediklerim çok, pek çoktur. Muhammed’in annesi! Allah sana, bana ve Müslümanlara yaptığın hizmetlerin karşılığını en güzel şekilde versin. Uzun süre benim sıkıntılarıma benimle birlikle katlandın. Acı tatlı hayat şerbetini benimle birlikle yudumladın. Bu mübarek yolculuğa koyulmakla benim en büyük yardımcım oldun. Cihad alanındaki faaliyetlerimde senin yardımın çok büyüktür. 1969 yılında iki küçük kızımız ve bir oğlumuzun olduğu sırada evin bütün yükünü omuzlarına bıraktım. Ve sen mutfağı ve buna benzer yan hizmetleri bulunmayan çamurdan tek bir oda içerisinde yaşadın. Yük ağırlaştığı, aile sayımız çoğaldığı, çocuklar büyüdüğü, tanıdıklarımızın artıp misafirlerimizin çoğaldığı bir sırada da evi omuzlarına terk ettim. Ve sen önce Allah için, sonra benim için aza da çoğa da katlandın. Bana yaptığın bu hizmetlerin karşılığını benim yerime Allah sana en güzel şekilde versin. Allah ve sonra da senin evden uzun süren ayrılığıma katlanman olmasaydı, ben tek başıma bu ağır yükü taşıyamazdım. Senin dünya hayatına rağbet etmediğini gördüm. Seni öyle tanıdım. Senin gözünde ve hayatında maddenin en ufak bir ağırlığı olmadı. Sıkıntı çektiğimiz zamanlarda el darlığından şikâyet etmedin. Allah’ın nispeten bize dünyalık verdiği zamanlarda da azmadın. Kendini REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

le komutan olmak için öne geçiniz. Bundan geri dönmeyiniz, dünyaya meyletmeyiniz. Tağutların sofralarından uzak durunuz. Çünkü bu sofralar kalpleri karartır. Kalpleri öldürür. Sizleri bu hayırlı nesilden uzak tutar. Onların kalpleriyle aranızda engel teşkil eder. Ey Müslümanlar! Uykunuz çok uzun sürdü. Bağiler, azgınlar sizin topraklarınızın her tarafına üşüştüler. Şairin şu beyitleri ne anlamlıdır:

49


Size gelince oğullarım, sizler ancak az bir süre benimle birlikte olabildiniz. Sizin terbiyenizle ancak çok az bir süre ilgilenebildim. Evet, sizinle ilgilenemedim. Ancak, ne yapabilirim ki, Müslümanların başına gelen bu musibetler, süt emziren anneye yavrusunu unutturdu. İslâm ümmetinin karşı karşıya kaldığı dehşetli haller, küçücük çocukların bile perçemlerini ağartacak durumdadır. Allah’a yemin ederim tavuğun civcivleriyle yaşadığı gibi kafesimin içerisinde sizinle yaşamaya tahammül edemedim. Hizmet ve sıkıntı ateşi, Müslümanların kalplerini yakarken ben serinkanlılıkla hayat süremezdim. Müslümanların başına gelen haller herkesin kalbini veya azıcık aklı bulunan herkesi ıstıraptan paramparça ederken uzun süre sizinle kalamazdım. Türlü nimetler içerisinde sizin aranızda önüme bir kap konulup bir başka kabın kaldırılır vaziyette etlerin ve çeşitli tatlıların doldurduğu tabaklara el uzatarak yaşayamazdım. Bu insafa sığmazdı. Allah’a yemin ederim, hayatım boyunca elbise, yiyecek veya mesken olsun, her şeyin lüksünden nefret ettim. Elimden geldiğince sizleri zahidlerin makamına yükseltmeye ve refah içerisinde yaşayan kimselerin bataklıklarından daha yukarıya çıkarmaya gayret etlim… lükse kaptırmadın. Dünya senin kalbinde yer etmedi. Çoğu zaman dünya senin elinin altındaydı.

NEBEVÎ HAYAT

Cihad hayatı en lezzetli hayattır. Sıkıntılara, darlığa sabır ve tahammül, nimet ve lüks içerisinde kalmaktan daha güzeldir. Zühdden ayrılma Allah seni sevecektir. İnsanların elinde bulunana rağbet etme, insanlar da seni sevecektir. Kur’ân ömrün zevki, hayatın en güzel arkadaşıdır. Namaz kılmak ve nafile oruç tutmak, seher vakitlerinde istiğfar etmek kalbe bir incelik verir, ibadete lezzet katar. Hoş, hanım arkadaşlarınla oturup kalkıp dünya imkânlarından çokça yararlanmayıp dünya ehlinden ve dünya gösterişinden uzak durmak kalplere rahat ve huzur verir. Allah’tan dilerim ki, dünya hayalında bizi bir arada bulundurduğu gibi Firdevs’le de bizi bir araya gelirsin.

50

Size gelince oğullarım, sizler ancak az bir süre benimle birlikte olabildiniz. Sizin terbiyenizle ancak çok az bir süre ilgilenebildim. Evet, sizinle ilgilenemedim. Ancak, ne yapabilirim ki, Müslümanların başına gelen bu musibetler, süt emziren anneye yavrusunu unutturdu. İslâm ümmetinin karşı karşıya kaldığı dehşetli haller, küçücük çocukların bile perçemlerini ağartacak durumdadır. Allah’a yemin ederim tavuğun civcivleriyle yaşadığı gibi kafesimin içerisinde sizinle yaşamaya tahammül edemedim. Hizmet ve sıkıntı ateşi, Müslümanların kalplerini yakarken ben serinkanlılıkla hayat süremezŞUBAT’13

dim. Müslümanların başına gelen haller herkesin kalbini veya azıcık aklı bulunan herkesi ıstıraptan paramparça ederken uzun süre sizinle kalamazdım. Türlü nimetler içerisinde sizin aranızda önüme bir kap konulup bir başka kabın kaldırılır vaziyette etlerin ve çeşitli tatlıların doldurduğu tabaklara el uzatarak yaşayamazdım. Bu insafa sığmazdı. Allah’a yemin ederim, hayatım boyunca elbise, yiyecek veya mesken olsun, her şeyin lüksünden nefret ettim. Elimden geldiğince sizleri zahidlerin makamına yükseltmeye ve refah içerisinde yaşayan kimselerin bataklıklarından daha yukarıya çıkarmaya gayret etlim… Allah’ım! Seni bütün eksikliklerinden tenzih ederim. Sana hamd ederim. Senden başka hiçbir ilâh olmadığına şahitlik ederim. Senden mağfiret ister ve Sana tevbe ederim.

-----------------------------------------------------------1) Gilles Kepel, Cihat, Çev.: H. Bayrı, Doğan Kitap, İstanbul2001,Bernard Lewis,İslam’ın Siyasal Dili, Rey Yay.,İstanbul, 1992, J.L.Esposito, İslam Tehdidi Efsanesi, Ufuk Kitapları, İstanbul, 2002;J.L. Esposito, Kutsal Olmayan Savaş, Oğlak Bilimsel Kitapları, İstanbul, 2003 2) Özgür Öztürk, El Kaide’nin Düşünsel Artyöresi ve Öznenin Radikal Söylemİçinde Sabitlenme Süreci, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 113–114, Ankara,2008 3) Abdullah Yıldız, Vakit Gazetesi, 30 Kasım 2001


KEŞKE O KABRİN SAHİBİ

BEN OLSAYDIM!

Yusuf YILMAZ

Her bir sahabe hayatımıza anlam ve renk katan bir güzelliğe sahiptir. Bu sahabe içinde kimileri öne geçip tarih sayfalarında değerli yerleri alıp her daim konuşulurken kimileri de aynı kitapların son sayfalarında yer alıp kimilerince bilinmemekte ya da unutulmaktadır. Tabi ki bu durum onların faziletini azaltamaz bilakis daha da artırır. İşte böyle bir sahabeyi gündemimize alacağız. Bu sahabemiz Abdullah Zulbicadeyn… edine’li sahabemiz yetim ve fakir olarak büyüdü. Babası ölmüş geride bir mal bırakmamıştı. Amcası bakımını üzerine almıştı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine’ye geldiğinde İslam’a istek duymaya başladı ancak amcası dolayısıyla buna güç yetiremiyordu. Böylece seneler geçti. Bir gün amcasına şöyle dedi: “Amca, senin Müslüman olmanı bekledim ama buna isteğinin olduğunu göremedim. Bana izin verde ben Müslüman olayım. Amcası şöyle cevap verdi: “Vallahi eğer Muhammed’e tabi olursan sana verdiğim herşeyi geri alırım hiçbir şey bırakmam, hatta üzerindeki elbiseni bile!” Abdullah şöyle karşılık verdi: “Vallahi ben Muhammed’e tabi oluyorum ve taşlara ibadet etmeyi bırakıyorum. İşte elimdekiler hepsini al!” bunun üzerine amcası üzerindeki izarına varıncaya kadar herşeyini aldı. Annesinin yanına geldi, ona bicad denilen kalın bir kumaştan iki parça kesti, onları giyindi ve Medine’ye doğru yol aldı. Kendisi Varkan Dağında bulunmaktaydı ve sabaha doğru ancak Rasulullah’ın mescidine varmıştı. Allah Rasulü sabah olunca mescidde bulunanları kontrol ederdi. Onu görünce ‘sen kimsin’? Dedi. Adının Abdul Uzza olduğunu söyleyince, “senin adın Abdullah Zulbicadeyn olsun diye” buyurdu. (Sıfatu’s Safve) Önce kalbi daha sonra ismi değişen Abdullah gibilerinin halini en iyi anlatacak ayet; “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu!” (En’am, 122) her halde bu olsa gerektir. Ki Abdullah yakaladığı nimeti kaybetmeme adına Allah Rasulünün yanından hiç ayrılmıyordu. Allah Rasulüde bir yerde ondan evvab diye başka bir yerde de evvah diye bahsederek ona şerefli bir madalya takmıştı. Hele hayatına bu anlam yüklenen bu yiğidin ölümünü gelin Abdullah ibni Mesud (r.anh)’tan dinleyelim; Zulbicadeyn,Tebük savaşına mücahid olarak çıktı. Allah Rasulünden şehid olması için dua talebinde bulundu. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kolundan tuttu ve: “Allah’ım onun kanını kafirlere haram kıl” deyince, Abdullah; “isteğim bu değildi dedi.” Allah Rasulü: “Sen Allah yolunda savaş için çıktığında hastalığa yakalanıp ölsen de, bineğinden düşüp ölsen de şehitsin” dedi.

Tebük’te savaş yaşanmayacağını Rasulullah biliyordu da bundan dolayı mı Abdullah için bu sözleri söylemişti bilemem ama İbni Mesud’un ifadesine göre Rasulullah’la beraber Tebük’teydik. Gecenin ortasında kalktım. Karargâhta bir ateş gördüm ve ne olduğuna bakmak için oraya doğru gittim. Orada Allah Rasulü, Ebu Bekir ve Ömer (r.anhum) vardı. Zulbicadeyn ölmüştü. Onun için bir kabir kazdılar, Rasulullah kabre girdi ve “kardeşinizi uzatın” dedi. Ona doğru uzattılar. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu kabre koyduktan sonra “Allah’ım ben ondan razı oldum, Sen de razı ol” dedi. İbni Mesud: “KEŞKE O KABRİN SAHİBİ BEN OLSAYDIM” dedi. Allahu Ekber! Zulbicadeyn’in ölümünün güzelliğine mi gıpta edelim yoksa İbni Mesud’un arzu ettiği şeye mi? Allah’a hamdolsun ki selefimizin her bir bireyi çok şerefli bir yapıya sahip. Hiçbir davanın sahip olamadığı ve olamayacağı fertleri barındıran bir ailenin mensubuyuz. Bu yeryüzünün yıldızları hem kalplerimizi hem bedenlerimizi hem de zihinlerimizi aydınlatmayı ne kadar da hak etmektedirler. Tarih sayfalarına yaydıkları güzel koku gönül bahçemizi ferahlatmıştır ki bu hoş koku onların ahlakıdır. İbni Kayyım’ın Fevaid isimli kitabında naklettiği bir olay sahabeyi ne güzel de tanımlıyor; Bir adam zahid birine nasihatta bulunmasını ister. Zahid şu şekilde nasihat eder: “ Dünyayı onun ehline bırak, aynen onların ahireti ehline bıraktıkları gibi. Dünya da bir arı gibi ol. O, yediğinde güzel bir şey yer ve ürettiği de güzel bir şeydir. Bir şeyin üzerine konduğunda ona zarar vermez.” Allah-Subhanehu ve Teala- bütün sahabelerden ve onların sadık takipçilerinden razı olsun. Amin.

REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

M

51


NEBEVİ AİLE

Ummu Ğadir

Tercüme: Said Özdemir

Bir Mücahidle Evlilik…

Gençlerin zihinlerini meşgul eden bir konu… Mücahid’in dışında gelenleri kabul mü edeyim yoksa? Allah’ın dinine yardım ve cihad etmek evliliğe mi bağlıdır? Bir mücahi-

din gölgesi altında hayatım nasıl olacak?! Bu konu ile alakalı bazı yönleri bu sayıda Allah’ın izni ile tartışmaya çalışacağız..

NEBEVÎ HAYAT

Evleneyim mi yoksa cihada mı çıkayım?!

52

Benimle evlenecek bir mücahid bulabilecek miyim?!

Erkeklere gelince…

B

ir yandan (bu zamanda) cihaddan alıkoyan engeller arasında diğer yandan da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e

uyma, dine ve cihada yardım etmede evliliğin engelleyemediği sahabeler arasında kalakalmışlardır. ŞUBAT’13


Ey bacım! Nefsini hazırla! Çünkü sen diğer eşler gibi değil, bilakis hakiki bir eş olman gerekir. Sen ki canını, vaktini ve ruhunu Allah’a adayan erkekler için bir dayanak, bir yardımcısın. Yoksa o kişinin hayatı nasıl olacak?

Anlatmak istediğimiz ilk yön; Allah’ın emrine boyun eğip, Onun yoluna yardım ve cihad yolunu seçmede yaşayacağın, hayatın tabiatıyla ilgilidir. Ey kardeşim bil ki; Evlilik sadece ve sadece iki kişinin bir çatı altında yaşayacağı yeme, içme ve yakınlaşacağı bir şey değildir. Konu bundan daha da büyüktür. O İslam’dır. O şeriatın kaim kıldığı Allah’ın emirlerine boyun eğecek Müslüman toplumu yeryüzünde ikame etmektir. Bu zamanda… Gerçek gurbet/gariplik zamanı… Müslümanların ülkelerinin kafirler tarafından işgal edilip zayi edildiği bir zaman… Allah’ın hükmü ve şeriat’ının kaybolduğu bir zaman… Kafirlerin üzerimize musallat olduğu kendi kanunlarına boyun eğdirip Müslümanları zillete duçar ettiği bir zaman… İşte böyle bir zamanda bu acı vakıayı kaldırmak ve değiştirmek için İslam devletini tekrar geri döndürmek, Allah’ın şeriatını tatbik etmek için cihad üzerimize farz-ı ayn olmuştur. İşte bu gerçekleri anlayan bir kimseye gereken; evvela bu dertle yaşaması, daha sonra da hayatını bu gerçekleri kavrayan ve bu dertle yaşayan bir kimse ile birleştirmesi gerektiğidir. Evlilikte gerekli olan en önemli şey iki kişinin uyumluluğudur ki gemi, evlilik denizinde devam edebilsin. Hedeflerde anlaşmak… Yükselmede anlaşmak… Hayat metodunda anlaşmak... Allah yolundaki kardeşim! Şüphesiz ki mücahid’in gölgesi altında yaşayacağın bir hayat, diğer hayatlara benzemez.. Şüphesiz ki o hayat büyük bir nimettir. Allah’ın izni ile ahiret nimetine ulaştıracak bir nimet. Mücahidle yaşayacağınız bir hayatla fedakarlığın lezzetini, itaatın tadını hissedeceksiniz. Prensip ve mücadeleden dolayı hayatın manasını bileceksiniz. Mücahidle yaşayacağınız bir hayat; bazen acının bir çeşidi, zorluğun ta kendisidir, bazen de

gözetim ve kovalamacadan ibarettir, fakat ey kardeşim bu hayat, nimetin bol olduğu bir hayattır. Çünkü sen Allah’a yaklaşmanın sadece ve sadece Ona sığınmanın ve münacatta bulunmanın vaktini iyi biliyorsun ve yine Allah’a tevekkülün ve inanmanın doğru ve gerçek vaktini de iyi biliyorsun. Fakat ey bacım! Bu yola adımını atmadan önce nefsini büyümeye ve güçlü olmaya hazırlaman, gerçek müslümanın sıfatlarına bürünmüş Müslüman bacılara da örnek olman gerekir.. Ey bacım! Nefsini hazırla! Çünkü sen diğer eşler gibi değil, bilakis hakiki bir eş olman gerekir. Sen ki canını, vaktini ve ruhunu Allah’a adayan erkekler için bir dayanak, bir yardımcısın. Yoksa o kişinin hayatı nasıl olacak? Nefsini hazırla! Sen ki kurban ve fedakarlık yolunu seçen kişiler için önemli bir yol arkadaşısın.. Ey kardeşim! Abdullah Azzam’ın vasiyetinde eşine yazdığı şeyleri iyi oku, cümlelerini iyi düşün..Ki anlayasın nefislerin ve ruhların nasıl bir hayat yaşadığını..Ki bunlar Allah’ın dini için yaşadılar.. Abdullah Azzam rahimehullah der ki: “Ve sen ey Müslüman eşim! Sana anlatmak istediklerim çok, pek çoktur. Muhammed’in annesi, Allah bana ve Müslümanlara yaptığın hizmetlerin karşılığını en güzel şekilde versin. Uzun süre benim sıkıntılarıma benimle birlikte katlandın. Acı tatlı hayat şerbetini benimle birlikte yudumladın. Bu mübarek yolculuğa çıkmakta benim en büyük yardımcım oldun. Cihad alanındaki faaliyetlerime senin yardımın çok büyüktür. 1969 yılında iki küçük kızımız ve bir oğlumuzun olduğu sırada evin bütün yükünü omuzlarına bıraktım. Ve sen, mutfağı ve buna benzer şeyleri bulunmayan çamurdan tek bir oda içinde yaşadın. Yük ağırlaştığı, aile sayımız çoğaldığı, çocuklar büyüdüğü, tanıdıklarımızın artıp misafirlerimizin çoğaldığı sırada da evi omuzlarına terk ettim. Ve sen, önce Allah için, sonra benim için aza da, çoğa da kanaat ettin. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Allah yolundaki bacım!

53


Bana yaptığın bu hizmetlerin karşılığını benim yerime Allah sana en güzel şekilde versin. Önce Allah’ın yardımı, sonra da senin evden uzun süren ayrılığıma katlanman olmasaydı, ben tek başıma bu ağır yükü taşıyamazdım. Senin dünya hayatına rağbet etmediğini gördüm. Seni öyle tanıdım. Senin hem gözünde hem ha-

Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmam gerekti. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak…

yatında maddenin en ufak bir ağırlığı olmadı. Sıkıntı çektiğimiz zamanlarda el darlığından şikâyet etmedin. Allah’ın nisbeten bize dünyalık verdiği zamanlarda da kendini lükse kaptırmadın. Dünya senin kalbinde yer etmedi. Çoğu zaman dünya senin elinin altındaydı.” Cihad hayatı en lezzetli hayattır. Sıkıntılara, darlığa sabır ve tahammül, nimet ve lüks içerisinde kalmaktan daha güzeldir. Zühd’ten ayrılma. Allah seni sevecektir. İnsanların elinde bulunana rağbet etme, insanlar da seni sevecektir. Kur’ân ömrün zevki, hayatın en güzel arkadaşıdır. Namaz kılmak ve nafile oruç tutmak, seher vakitlerinde istiğfar etmek kalbe bir incelik verir, ibadete lezzet katar. Hoş, hanım arkadaşlarınla oturup kalkıp dünya imkânlarından çokça yararlanmayıp dünya ehlinden ve dünya gösterişinden uzak durmak kalplere rahat ve huzur verir. Allah’tan dilerim ki, dünya hayatında bizi bir arada bulundurduğu gibi Firdevs’le de bizi bir araya gelirsin…”

NEBEVÎ HAYAT

Bizim için Müminlerin annesi Hz. Hatice –Allah ondan razı olsun- hayırlı bir önderdir..

54

O öyle bir zevceydi ki; zor günlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında duran, destekleyen sabırlı bir mümineydi. Ayıplamadı.. Sıkıntı ve garipliği, insanların onlara düşman olmasını ve inkâr etmesini şikâyet bile etmedi. Bilakis eşini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sebat ettirdi. Rasulullah için o, ne güzel bir zevce ne güzel bir arkadaştı. İman kalbine doldu taştı, Rabbinin emrine boyun eğdi, sabretti, eşine sevgi ve şefkatte buŞUBAT’13

lundu.. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de Onun yanında daima sükûneti, huzuru ve iyi bir arkadaşlığı bulurdu. Ey bacım! Kocası mücahid olan kardeşlerimize bu olayı anlatın!.. Filistin’de..Her şeyini Allah’a adayan Müslüman kadının hayatı nasıl olacak? Bunu doğru kelimelerle (bir bacımız) şöyle vasfediyor: “Daha sonra.. Şuna inandım ki eşimin hayatı gerçekten tehlikeliydi. Çünkü her an eşimin parçalanmış vücudu bana gelebilirdi, kendimi buna hazırladım buda bana sabrı, dayanmayı öğretti ve gemileri yaktım: Eşim’in amaçladığı yola, hedefe ulaşmada ona yardımcı olmamın dışında önümde hayırlı bir şey yoktu. Çünkü O Siyonist ordusunun kapısını çalıyor onlarla savaşıyordu… Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmam gerekti. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak… İhtilal güçleriyle geçen peş peşe yıllar gerçekten onun için zordu; O yıllar zordu ama güzel ve tatlı yıllardı. O zaman şunun farkına vardım ki ben sadece kocam için bir eş değil bilakis onun destekçisi ve sırdaşıydım. Bana düşen görev de şuydu; Kocamın ve onun mücahid kardeşlerini korumak ve onların yemelerini, içmelerini ve barınmalarını sağlamam, bunu yaparken de eşimin anne ve babasının dahi bilmemesi gerekiyordu. Gazze’de Siyonist askerler evi kuşatıp, gözetlerken ben dışarı çıkıyor ve kocamı işaret eden her şeyi hatta resimleri bile saklıyordum. Bu konuda Siyonist Gazze komutanı kocama ait en küçük malumatı elde edemeyince bana çeşitli eziyetleri reva görüyordu bu alanda da uzmanlaşmıştı. Bana “Kocan Tel-abib’in ortasında bile olsa sana getireceğim.” Diyordu. Bana düşen ise yine sabretmek ve metanetli davranmaktı. Ona şunu da söylemem gerekiyordu ki Avvad’ın karısı hiçbir zaman kocasından daha geri kalmayacak… Onlar ne güzel kadınlardır ki hakkı bilip tutundular… İmtihan oldular sabrettiler… Belaya uğradılar sebat ettiler…


Hüseyin Kalender

“MEYSUN”

u kıssayı çağımızın önemli tarihçile-

rı! Ey tüm dünyaya adalet ve hakkı getiren millet!

rinden Ali Tantavi’den okuyalım: Yıl

Ey şehit çocukları! Sizlere ne oldu da cihadı terk

hicri 607 idi, haçlılar tüm güçlerinin; Orta Do-

ettiniz? İzzet sizlere ait olduğu halde onu müş-

ğuya yığdılar. Akka’yı merkez seçtiler. Ve virüs

riklere mi bıraktınız? Düşmanların şehit kanıyla

gibi etrafa yayıldılar. Meysun adındaki bayanın

sulanmış topraklarımızda olmaları sizleri etki-

dört kardeşi de cephedeydi. Evde tek başınaydı.

lemiyor mu? Cephedeki kardeşlerinizin çektiği

Hem vatanını hem de dört yiğit kardeşini düşü-

sıkıntılardan rahatsız olmuyor musunuz? Bizler

nüyordu. Haçlı kuvvetleri çok yaklaşmıştı. Mey-

nimetler içinde yüzerken kardeşlerimiz düşma-

sun Müslümanlara nasıl yardım edebileceğini

nın ateşi altında yanmaktadırlar. Ey cemaat! Ci-

düşünüyordu. Savaşa gitmeyip, ticaret ve şahsi

hat tüm şiddetiyle devam etmektedir. Sizler sa-

işleriyle uğraşan nemelazımcıları etkileyeceğini

vaşçı değilseniz bayanlara yol verin, onlar cihada

düşünüyordu. Şam’ı ayağa kaldıracak güce sahip

çıksınlar. Siz sürme sürün, kına yakın. Ey sakallı

olduğuna kanaat getirmişti. Bu iman Meysun’u

ve sarıklı kadınlar! Ey cemaat! Elimdeki yuların

yenilmez bir yiğit haline getirdi. Nasıl başlaya-

neden örüldüğünü biliyor musunuz? Evet, bun-

cağını, nasıl bir strateji uygulayacağını düşündü.

lar kadınların örgülerinden yapılmıştır. Örgüle-

Beline kadar inen örgülerini hatırladı. Onlardan

rini kestiler. Süslenme, zevk ve sefa dönemi sona

başka silah olabilecek bir şey hatırlamadı. Kom-

erdi. Cihat dönemidir. Ey cemaat! Örgülerden

şu bayanları çağırdı ve onlara şu teklifi yaptı: Biz erkek değiliz. Hareket alanımız sınırlıdır. Erkekler savaşa gitmiyorsa, bizlerinde yapacağı bazı girişimler olamaz mı? Şu gördüğünüz örgülerim sahip olduğum en kıymetli malzememdir. Onları cihat atlarına yular yapmak istiyorum. Umulur ki savaşa katılmayıp oturan erkekleri tahrik eder. Makası aldı ve örgülerini kesti. Bunun üzerine diğer arkadaşları da örgülerini kesmeye başladılar. Örgülerini cihat atları için yular yaptılar. Bunları Şam Emevi Camii imamına gönderdiler. İbn Cevzi neslinden gelen imam, Cuma hutbesinde onları

yapılmış bu yuları cihatta kullanmazsanız, bari kendinize takın. Örgülü ve zülüflü erkekler olun. İmam hutbesini bitirdi elindeki yuları oluğu gibi cemaatin üzerine fırlattı ve ekledi: Ey kubbe! Ey mescit ağlayın halimize! Erkekler kalmadı. Bunun üzerine cemaat hıçkırıklar arasında cepheye koştu ve Haçlıları kovdu. Böylelikle zafer bir erkek ve bir kadının gayretiyle elde edilmiş oldu. Olay, gönlünde iman taşıyan bir erkek ve bir bayan durduğu müddetçe İslam toplumunun köleleştirilmeyeceğini göstermektedir. Kıssadan hisse almayı kalbi olanlara tevdi

değerlendirmeye karar verdi. İmam Cuma günü

edilmiştir.

elindeki yularla minbere çıktı ve cemaate şunları

-------------------------------

söyledi: Ey cihatla dünyayı fethedenlerin evlatla-

1. Abdul Celil Candan Ömür Boyu Davet REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

B

BİR KISSA BİN ÖĞÜT

55


Röportaj

Şehit İsmail ve Osman Öztürk’ün Babası 9 Ağustos 1996’da Ogadin’de şehid olan İsmail Öztürk’ten etkilenen ikiz kardeşi Osman Öztürk devamlı rüyasında kardeşi İsmail’i görüyordu. Osman Öztürk rüyasını şöyle anlatıyor: “Kardeşim İsmail ile beraber bir koşu parkurunda yarış ediyorduk. Ben ne kadar hızlı koşarsam koşayım İsmail yavaş koşmasına rağmen hep benden önde gidiyordu. Neticede İsmail yarışı önde tamamladı. Daha sonra dönüp bana şöyle bağırdı:

- Osman acele et, seni bekliyorum.”

“A

llah’a şükürler olsun” İsmail kar-

arzusu Cennet’i kazanmaktır. Allah’a şükürler ol-

deşimiz şehid oldu, babası olarak

sun bize şehid babası olmayı nasip etti.

sizin duygularınızı öğrenebilir miyiz? Şehid babası olmaktan ötürü gerçekten sevinçliyim. Allah’a hamdolsun. Fakat üzüldüğüm bir nokta var. Bana başsağlığına gelen arkadaşla-

NEBEVÎ HAYAT

rım, akrabalarım Allah razı olsun cümlesinden,

56

Kaç yaşındaydı İsmail kardeş? 22 yaşındaydı. İsmail kardeşimiz Ogadin’e ne zaman gitmişti?

acımı paylaşmak için geliyorlar ama kapıdan içeri

Oğlum İsmail daha önceden Bosna’ya gitmişti.

girdiklerinde sanki bir şehid değil de cenaze evine

Bosna da 15-20 gün kadar kaldı, o arada barış oldu.

gelmiş gibi davranıyorlar. Bunu da bilmemelerine

Barıştan sonra geldi, Çeçenistan’a gideceğini söyle-

yoruyorum. Bilenler geldiği zaman “gözün aydın,

di. Allah rızası için cihad etmek istiyorum dedi ve

mübarek olsun” diyorlar. Şehidin olduğu yerde

Çeçenistan’a gitti. Fakat Ruslar çok sıkı tedbir al-

hüzün olmaz, sevinç olur. Bir insan kendi evla-

dığı için Çeçenistan’a giremedi. Çeçenistan dönüşü

dının cennet’e gittiğini bilir ise buna çevresinin

başka bir cihad cephesi buldum İnşallah oraya gi-

üzülebilmesi mümkün değil. Çünkü her müminin

deceğim dedi. Ondan sonra Ogadin’e gitti.

ŞUBAT’13


Oraya gittikten sonra Etiyopyalı askerler saldırılara başlamışlar. Saldırıların üçünü çok zayiat verdirerek geri püskürtmüşler; fakat 4. saldırı uçak, helikopter ve tank desteği ile gerçekleşmiş ve bu saldırıda kamptaki mücahitler şehid olmuş. Bosna’da Çeçenistan’da şehid olamamasına üzülüyor muydu?

tirseydim. Ve bize yemeyin, içmeyin, mümkünse arabaya binmeyin, o paraları biriktirin Allah rızası için buraya gönderin, çünkü buradaki kardeşlerin en ağırı 45-50 kilo” diye tavsiyede bulunuyor. Vasiyet olarak bunları kabul ediyorum ve o yolda çalışmaya başlayacağım inşallah. Yiyecek, içecek ve silah yokluğunun yanında Ogadin bölgesinde bir havaalanına ihtiyaç varmış. Eğer bu havaalanı yapılabilirse yardımlar daha rahat ulaşabilecekmiş bölgeye… Mühendisler 200 bin dolara yapabileceklerini söylemişler. Ne yapıp edip onun yapılmasını istiyor mektupta. Bunu da gücü olan Müslümanların bir an önce yapmaları gerekiyor. Çocuğunuzun şehid olacağını hiç düşünmüş müydünüz?

Çeçenistan’dan döndükten sonra buraya gelince kendisine, her halde Allah (c.c) sana şehadeti nasip etmeyecek, oğlum birazda başkaları gitsin dedim. Gayem onu evlendirmekti. Ağlamaya başladı “ Baba ben Allah(c.c)’ı arzuluyorum, ona kavuşacağım. Onun rızası için cihad etmek istiyorum. Mani olursan senden izinsiz giderim. İnşallah mani olma da senin rızanla gideyim” dedi. Ve bizim rızamızla gitti.

İsmail kardeşimizi nasıl yetiştirmiştiniz? Ben tam İslami bilgi alarak yetişemedim. Çünkü babamın tam olarak İslami bilgisi yoktu. Kur’an-ı Kerim’i okurdu ama yazması yoktu. İslam’a göre beni yetiştirmeye çalıştıysa da bilgi bakımından çok eksikti. Sonra benim bir Libya’ya gitme hadisem oldu. Oraya giderken buradan dini kitaplar götürdüm. Bu kitapları okudukça etkilendim, bir şeyler öğrenmeye öğrendiklerimi de yaşamaya başladım. Tabi öğrendiklerimi de çocuklarıma aktardım. Bizim gayretlerimize rağmen hidayeti veren Allah (c.c)’dır. Eğer bizim de birazcık katkımız olduysa Allah’a şükürler olsun. Kaç tane daha erkek evladınız var? İki tane daha erkek evladım var.

Bir vasiyeti var mıydı İsmail kardeşimizin?

Şu anda diğer çocuklarınız da aynı arzuyla sizden izin isteseler nasıl karşılardınız?

Giderken vasiyetleri vardı ama şehadetinden birkaç gün önce yazmış olduğu mektup var. Vasiyet olarak şimdi onu kabul ediyoruz. Mektubunda şöyle söylüyor: “Buraya gelmeden önce yaşadığım hayattan utanıyorum. Çünkü buradaki kardeşler günde bir vakit ancak yemek bulabiliyorlar. O da pilav oluyor. Keşke daha önceki hayatımda gezmeseydim, yemeseydim, o paraları buraya ge-

İsmail’i nasıl karşıladıysam elbette ki onları da öyle karşılayacağım. Her Müslüman bu arzu içerisinde olması lazım. Allah için can vermek şereflerin en şereflisidir. Kim olursa olsun buna mani olmayı düşünmek, bunu istememek, en azından biraz bilinçli Müslüman için mümkün olmaz. İnsan Cenneti arzulayacak, sen ona diyeceksin ki gitme… Bu Müslüman’ın yapacağı bir iş değil. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

Bilhassa Bosna’dan geldiği zaman gökyüzünde “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” yazısını okudum demişti. Buraya geldiği zaman hareketleri çok değişmişti. Daha önce de namaz kılardı ama artık girdiği namazdan çıkmak bilmiyordu. Benim 5 dakikada kıldığım namazı o yarım saate çıkarmıştı. Çeçenistan’a giremedikten sonra direk Ogadin’e gideceklermiş ama dönmeyi dilemişler. Bir daha buraya geldiler ve buradan da Ogadin’e gittiler.

Onu kendim için düşünmüştüm. Belli bir zaman sonra çocuklarımı evlendirip, sıhhatli iken Allah yolunda can vermeyi her zaman düşünmüşümdür. Ama Rabbim benden önce oğluma nasip etti. Allah (c.c) bize de nasip eder inşallah.

57


Giderken vasiyetleri vardı ama şehadetinden birkaç gün önce yazmış olduğu mektup var. Vasiyet olarak şimdi onu kabul ediyoruz. Mektubunda şöyle söylüyor: “Buraya gelmeden önce yaşadığım hayattan utanıyorum. Çünkü buradaki kardeşler günde bir vakit ancak yemek bulabiliyorlar. O da pilav oluyor. Keşke daha önceki hayatımda gezmeseydim, yemeseydim, o paraları buraya getirseydim. Ve bize yemeyin, içmeyin, mümkünse arabaya binmeyin, o paraları biriktirin Allah rızası için buraya gönderin, çünkü buradaki kardeşlerin en ağırı 45-50 kilo” diye tavsiyede bulunuyor. Vasiyet olarak bunları kabul ediyorum ve o yolda çalışmaya başlayacağım inşallah. Osman Öztürk nasıl şehit oldu, cihada gitme isteği nereden geliyordu? Bosna cihadından dönen İsmail Öztürk, Çeçenistan cihadına katılmak için Çeçenistan’a

gitti.

Orada

cihad nasip olmayınca geri döndü.

Ogadin

cihadına

katılmak için Etiyopya’ya gitti. 9 Ağustos 1996’da Ogadin’de şehid olan İsmail Öztürk’ten etkilenen ikiz kardeşi Osman Öztürk devamlı rüyasında kardeşi İsmail’i görüyordu. Osman Öztürk rüyasını şöyle anlatıyor: “Kardeşim İsmail ile beraber bir koşu parkurunda yarış ediyorduk. Ben ne kadar hızlı koşarsam koşayım İsmail yavaş koşmasına rağmen hep benden önde gidiyordu. Neticede İsmail yarışı önde tamamladı. Daha sonra dönüp bana şöyle bağırdı: - Osman acele et, seni bekliyorum. Bunun üstüne Osman Öztürk, cihad edecek cephe aramaya başladı. 4 Haziran 1997’de Azat

NEBEVÎ HAYAT

(hür) Keşmir’de bulunan Hizbu’l-Mücahidin

58

kampına vardı. Belli bir süre eğitim gördükten sonra 11 Temmuz 1997 tarihinde Jammu (esir) Keşmir’i Serter Mekteşli mevkiinde Hint ordusu ile girdiği çatışmada şehit olarak “o benim yiğidim” dediği ikiz kardeşi İsmail’e ve Allah’ın rahmetine kavuştu. ŞUBAT’13

Osman Öztürk’ün şehit olduğu haberi geldiğinde kendinizi nasıl hissettiniz? O acının anlatılması imkânsız. Ancak asla ciğerim yanmadı. Çünkü Allah yüreğime su serpiyordu. Ben oğlumun ölmediğini, Allah yolunda kurban gittiğini ve bu yüzden de bir şekilde hala diri olduğunu biliyordum. Çok farklı bir acıydı. Daha çok hasret duyuyordum. Onların ölmediğini biliyordum. Hala ilk günkü gibi duygularınız taze mi? Duygularımda hiçbir değişiklik olmadı. Onları hala aynı hasretle, özlemle anıyorum. Hatta hasretimin arttığını söyleyebilirim. Ancak Allah acımı hafifletiyor. Bir Şehid Babası olarak Müslümanlara ne söylemek istersiniz? Allah’a hamdolsun, Müslüman’ım diyen çok ama İslam’ı bilen çok az. Bilseler gereğini yapacaklarına eminim. Kur’an’a inanıyoruz diyorlar, ahkâmından haberleri yok. Haberleri varsa da yalan yanlış, ya da tam değil. Kur’an’ın içeriğini bilmeyen bir insan ben Kur’an’a iman ettim dediği zaman acaba ne kadarını doğru söylüyor. Müslümanlar Kur’an’ı tam olarak bilseler o zaman Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket ederler. Şehadetin ne demek olduğunu öğrenseler, bırak mani olmayı şehid olmayı arzu ederler. Bunu yapamazlarsa bile cihada yardımcı olurlar. Hasan amcamıza bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz. Rabbim sabrını ve emsallerini artırsın. İsmail ve Osman abilerimizinde şehadetlerini kabul etsin. (Amin)


‫إقرأ باسم ربك الذى خلق‬

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

Eser Merhum Şehid Abdullah Azzam tarafından kaleme alınmıştır. Kitap Takva Yayınları tarafından basılmış olup beş yüz yetmiş beş sahifeden oluşmaktadır. Kitap özenli baskısı ile hak ettiği kalitede basılmış, okuyucuyu yormayan bir tasarıma sahiptir. Eser Murat Karaçizmeli tarafından dilimize kazandırılmıştır. Kitapta Afgan cihadı esnasında şehadet şerbetini içen mücahitlerin hayatlarından kesitler, ailelerine yazdıkları mektuplar, vasiyetler ve birbirinden değerli nasihatler bulunmaktadır. Ümmetin en büyük cihad mekteplerinden biri olan Afgan cihadındaki mücahitlerin tecrübelerini ve yaşantılarını anlatması bakımından tarihe ışık tutan bir kitaptır. Cihad hayatının anlaşılması, mücahitlerin hayatlarının sıkıntı ve lezzetlerini ifade etmesi bakımından son derece zengin bir kitaptır.

KİTAPLIK

Hûrilerin

Âşıkları

Mütercimlerin ağlayarak tercüme ettiği bu kitapta; Afgan cihadına gelen mücahitlerin cihaddaki sabrı, mücadeleleri, kardeşlik ruhları, görmüş oldukları kerametleri, ailelerine yazmış olduğu vasiyetleri, şehadetleri ve ümmete vermiş oldukları mesajları okuyunca gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Bu kitabın sayfaları arasında dolaştığınızda, zaman zaman her bir şehidden onlarca dersler çıkartıp hayata yeni bir bakış açısı kazanacağınızdan zerre kadar şüphemizin olmayacağını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Kitaptan bir kesit: Halid Mustafa Mısrî (Afganistan’da şehid olan en küçük Arap mücahid) “… İnsan bu kadar yumuşak, daha kemikleri sertleşmemiş bir çocuğun göğün ateş, yerin volkan püskürttüğü bir mıntıkada nasıl dayanabildiğini anlayamıyor, hayret ediyor. Böyle bir aslan yavrusunun çok tecrübeli olacağı konusunda kimsenin şüphesi olmaz… Yedi yıldır ben bu babanın bıkmadan usanmadan oğlu ile cihada katıldığına şahit olmaktayım. Oysaki çocuğu daha dokuz yaşını geçmemiş. Nice kuzular vardır ki annesinden önce mezbahaneye gitmiştir! Zilhiccenin sekizinci günü korkunç olay meydana geldi ve Halid Mustafa hayatını kaybetti. Londra ile telefon konuşması

Kitabın ismi: Hûrilerin Âşıkları Yazarı: Şehid Abdullah Azzam Yayın Evi: Takva Yayınları

Şehadetinin üzerinden bir aya yakın bir süre geçmişti fakat annesinin bundan haberi yoktu. Londra’daki kız kardeşi gece yarısı ona telefon açmıştı. Evde ablasından başka kimse yoktu… Uykusundan uyanmıştı… Kız kardeşi telefonda ablasına (şehidin annesine) ölümün her canlının uğrayacağı bir köprü olduğunu söylüyordu. Anne, kulaklarına inanamıyordu… Kelimeler boğazında düğümlenmiş bir şeyler söylemek istese de söyleyemiyordu. Sonra kocasına sordu. Çünkü kocası uzun bir süredir bir başka cephede nöbet tutmaktaydı. Artık kocasını hayal meyal hatırlıyordu… Acılar onu iki büklüm etmişti ve henüz dinmemişti Artık bir deri, kemik ve ruhtan ibaretti Anne: Yoksa Mustafa mı öldü? Kız Kardeşi: Hayır oğlun Halid öldü!

O’nun İzinde...

Anne: Ayakları titredi ve bayılarak yere yıkıldı… Bir gün sonra uyandı. İşte Halid ömrünün baharında, on altısında aramızdan böyle ayrıldı. Onun şehadeti bana Bedir’de küçük yaşta şehid olan Umeyr b. Ebi Vakkas’ı hatırlattı… Eseri hazırlayan Merhum Şehit Abdullah Azzam’a, Türkçeye tercüme eden Murat Karaçizmeli’ye ve eserin basımını üstlenen Takva Yayınlarına Rabbimizin mükafatlarını vermesini niyaz ederek nice hayırlı hizmetlere muvaffak olmalarını dileriz. Yeni bir kitap tanıtımında buluşmak ümidiyle… REBİÜLEVVEL 1434

59


Röportaj 17.01.2013

Paul Wood’un BBC için yaptığı röportaj

Nusret Cephesi

Nusret Cephesi’nin gücü ve popülaritesi arttıkça Batı medyası röportaj sırasına girdi. Son olarak BBC 17 Ocak’ta Halep’te yapılmış bir mülakat yayınladı. Nusret Cephesi çok gizli ve korkulan bir örgüt, ancak uzun müzakereler sonrasında bir emir -üst düzey yönetici- ile konuşabildik. Bekleyeceğiniz gibi emir Ebu Lokman Suriye’nin geleceği için Şeriat’la yönetilen bir İslam devleti vizyonu ortaya koydu. Bu demokrasi için bir savaş değildi. “Allah’ın adıyla, hamd ve övgü ancak Allah’adır (cc), onun Peygamberine (sav) selam olsun” diye başladı: “Suriyeliler tabiatları gereği dindar insanlardır, sosyalist ve seküler rejimlerden bıkmış durumdalar, İslam’ı seviyorlar ve İslam devleti için can atıyorlar. Bunun aksi düşünülemez”.

NEBEVÎ HAYAT

Z

60

ifiri karanlık ve buz gibi havada fırının açılmasını saatlerce bekledikten sonra kuyruğun önündeki adamların itiş kakışı insana sıkıntı veriyordu. Bir eylemci bana Halep’teki ekmek sıkıntısının da Beşşar Esed’in üstüne yıkılacak başka bir suç olduğunu söylüyordu ki siyah pardösü ve başörtüsü giyen bir hemşire tarafından uzaklaştırıldı. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) savaşçıları kuyruk düzenini korumaya çalışırken, “Esed’i suçlama, başımıza ne geldiyse bizim yüzümüzden geldi” dedi eylemci. Halep’in bu kısmındaki ekmek kıtlığının unları başka yerlerde satmak için çalan ÖSO savaşçıları tarafından ortaya çıkarıldığına inanılıyor. Hırsızlıkların operasyonları finanse etmek için komutanları tarafından mı yoksa kişisel açgözlülükten dolayı mı yapıldığını sorduğum bir savaşçı, “ikisi de, benim tugayım da ŞUBAT’13

dâhil hepimiz hırsızız” dedi pişmanlık içinde. Bu bir şakaydı, adamları kahkaha ile güldüler fakat her şakada bir ciddiyet payı da vardır. Suriye Mücahitleri Bundan faydalananlar ise sertlik yanlısı İslamcılar, özellikle de Nusret Cephesi. Şimdiden muhaliflerin elindeki bölgelerde fırınlara un dağıtımını ellerine almış bulunuyorlar. Birbirlerini yağmacılıkla suçlayan ÖSO tugaylarının hiçbirinin Nusret Cephesi haricinde kimseye itimadı olmadığını söyledi bir yetkili. Nusret Cephesi, ÖSO şemsiyesi dışında, dürüstlük ve disiplini ile meşhur bir organizasyon. Suriye’deki intihar bombacılarının çoğunun arkasındaki grup, nitekim çok geçmeden Amerikalılar tarafından terör kara listesine alındı. Nusret Cep-


“Her asil ve hür adam silaha sarılmalıdır, hatta bunu yapmak için evindeki mobilyalarını satmak zorunda kalsa bile… Ey yiğit insanlar! Nusret Cephesi Müslüman ümmetinin bu topraklardaki silahı olacaktır”. Nusret Cephesi çok gizli ve korkulan bir örgüt, ancak uzun müzakereler sonrasında bir emir -üst düzey yönetici- ile konuşabildik. Bekleyeceğiniz gibi emir Ebu Lokman Suriye’nin geleceği için Şeriat’la yönetilen bir İslam devleti vizyonu ortaya koydu. Bu demokrasi için bir savaş değildi. “Allah’ın adıyla, hamd ve övgü ancak Allah’adır (cc), onun Peygamberine (sav) selam olsun” diye başladı: “Suriyeliler tabiatları gereği dindar insanlardır, sosyalist ve seküler rejimlerden bıkmış durumdalar, İslam’ı seviyorlar ve İslam devleti için can atıyorlar. Bunun aksi düşünülemez”. Bir çay kaşığı patlayıcı: Otuz yaşlarındaki Ebu Lokman, 2008’de rejim tarafından tutuklanmadan önce öğrenciymiş. O zamanlar cihad forumlarında aktif olan Ebu Lokman, kuruluşunun ilanından 6 ay önce halen gizli bir örgüt iken Nusret Cephesi’ne katılmış. Mülakatımız için kar maskesi giymişti, rejimin casuslarına karşı bir önlem diye açıkladı bu durumu. Ofisinin dışında sakallı savaşçılar vardı, iki tanesi geleneksel Yemen giysileri içinde, kalaşnikofla birlikte hançer taşıyan beyaz cübbeli Yemenlilerdi. Bir aracı tarafından çanta dolusu patlayıcı örneği teslim edildi. Beyaz bir tozdu, muhtemelen öğütülmüş suni gübre ve dizel. Patlayıcı bir çay kaşığı dolusu toz ateşte yakılarak test edildi. BBC Muhabiri: Sivilleri öldürebilecek intihar bombalarına nasıl gerekçe gösterirsiniz? Nusret Cephesi: İntihar bombacısı kullanan sadece biz değiliz, diğer ÖSO fraksiyonları da kullanıyor. Rejim sivillerin arasına bombalı araçlar yerleştiriyor sonra itibarımızı zedelemek için suçu bize atıyor. Allah korusun, Müslüman ya da değil, Hıristiyan ya da başka sivillere zarar ver-

mekten Allah bizi korusun. BBC Muhabiri: Amerika sizi terörist ilan ediyor? Nusret Cephesi: Batı bizim uzun sakallarımızdan korkuyor, ancak Yahudiler de sakal uzatıyor. Müslümanlar Batı’da barbarlar olarak gösteriliyor, bize karşı komplo kuruluyor. Amerikalılar bizi terörist listesine aldığında bu bize zarar vermedi, aksine şerefimizi ve itibarımızı artırdı. Suriyeliler Amerika’dan nefret eder. Elhamdülillah bu bizim için şeref madalyasıdır. BBC Muhabiri: El-Kaide misiniz? Nusret Cephesi: Arapça konuştuğumuzdan aynı terminolojiyi kullanıyoruz fakat Nusret Cephesi ile el-Kaide arasında bağlantı yok. Biz Suriyeliyiz. BBC Muhabiri: Eğer Amerikalılar veya başkaları rejimi bombalamak isterlerse? Nusret Cephesi: Biz bunun lehinde veya aleyhinde bir kampanya yürütmüyoruz. Rejimin askeri üslerinin yok edilmesi tabi ki bizim için iyi olur ancak bir müdahale istemiyoruz. Çünkü bu ülkenin insanları olarak ülkemizi savunacak güce sahibiz. Mezhepçilik karşıtı Emir dikkatliydi. Bu savaş Suriyelilerindi, küresel cihadın bir parçası değildi. Diğer ülkeler rejimi desteklemedikleri sürece onlara bir düşmanlıkları yoktu. Azınlıklara mezhepçi saldırılar olmayacaktı, özellikle Hıristiyanların korkmasını gerektiren bir durum hiç yoktu. “Dinimiz Hıristiyanlarla evlenmemize, yemeklerini yememize ve aralarında yaşamamıza izin veriyor. Hıristiyanların kanlarına ve mallarına saygı göstermemizi emreden birçok fetva var. İsa (a.s.) benim de peygamberim, O’nu ne kadar seviyorsunuz? İsa’yı ben sizden fazla seviyorum.” Askeri işlerle meşgul değilken emir birçok diğer rica ile ilgileniyordu. Bir dizi ricacı geldi ve gitti. Günlük hayatta grubun ne kadar önemli hale geldiği açıktı. Adamın biri tüpü bittiği için gelmişti, diğeri evlatları yaşlandığı için kendisine bakmadığından şikâyet ediyordu. Dul bir kadın vefat eden kocasının mirasını ailesinden almak için yalvarıyor, başka bir adam bir ÖSO tugayı tarafından tutuklanan kuzeninin serbest bırakılması için ricada bulunuyordu. Tutuklanan REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

hesi varlığını bir yıldan uzun bir süre önce bir dizi bombalı araç saldırısını üstlenerek ilan etti. Videoda maskeli bir adam: “Bizler Allah’ın kanununu yeniden hâkim kılmak, Suriyelilerin dökülen kanını ve ezilen şerefinin intikamını almak için çeşitli cihad cephelerinden gelen Suriyeli mücahidleriz” dedi ve devam etti:

61


Şeriat Mahkemesi, Nusret Cephesi ile birlikte ÖSO’nun 3 İslamcı tugayı tarafından kurulmuş. Evvelce Suriye rejimi tarafından yönetilen ve rejimle paralel çalışan seküler adalet sistemine alternatif olmaları arzu ediliyor. Etkileri ise şimdiden yaygın biçimde hissediliyor. Başka türlü çözülmesi zor gözüken meseleler Şeriat Mahkemesine sevk ediliyor. adam ihtilaldan önce insanların toplanıp Esed’in çerçeveli resmi altında konuştukları bir “sadakat çadırı” kurmakla suçlanan bir kabile reisiydi. Ailesine fidyesini birkaç milyon Suriye lirası olduğu söylenmişti (Onbinlerce dolar). Bu şekilde zayıf suçlamalarla tutuklanan -veya kaçırılan- birçok kişinin hikayesini duyduk. Kaçırmaları genellikle fidye isteği takip ediyor, itirazlar ise Şebbiha üyesi olma suçlamasını beraberinde getirebiliyordu. Şeriat mahkemesi Halep’teki atmosfer 1944 yılının Paris’ini andırıyordu: İntikam alma ve işbirlikçileri ihbar etmekten doğan bir güvensizlik atmosferi. Arabasına ÖSO savaşçıları tarafından el konulan bir adam işittik. Adam Nusret Cephesi’ne şikâyete gitmiş. ÖSO tugayı, adamın Şebbiha üyesi olduğuna ve bu yüzden cezaevine atıldığına yemin eden şahitler göstermiş. Nusret Cephesi vakıayı Halep Şeriat Mahkemesine gönderdikten sonra adam serbest bırakılmış ve arabası iade edilmiş.

NEBEVÎ HAYAT

Şeriat Mahkemesi, Nusret Cephesi ile birlikte ÖSO’nun 3 İslamcı tugayı tarafından kurulmuş. Evvelce Suriye rejimi tarafından yönetilen ve rejimle paralel çalışan seküler adalet sistemine alternatif olmaları arzu ediliyor. Etkileri ise şimdiden yaygın biçimde hissediliyor. Başka türlü çözülmesi zor gözüken meseleler Şeriat Mahkemesine sevk ediliyor.

62

Bir ÖSO yetkilisi fikrini filme almak istediğimde endişeli bir şekilde izin vermek istememişti. “Ekmek sırasındaki insanlar bazen ÖSO karşıtı sloganlar atıyor” diyerek bizi izin kâğıdı almak için Şeriat Mahkemesine yönlendirdi. Bütün bunlar olurken Halep’te savaş devam ediyor. Biz ayrıldıktan bir gün sonra kaldığımız bölgedeki binaları vuran bir hava saldırısı 26 kişiyi enkaza gömdü. Fakat savaş sürekli devam eden bir gümbürtüden ziyade bazen rahatsızlık veren ŞUBAT’13

bir bombardımana dönüşmüş ve uzak görünüyor. Rejim güçleri birkaç askeri üste sıkışmış durumda, özgürleşmiş alanlar ise günden güne genişlemekte. Küllerin tadı ÖSO her zaman Halep’in ihtilal taraftarı olmadığından şüphelendi. Şimdi ise kırsaldaki dükkân sahipleri, çiftçiler ve küçük çaplı işadamları şehrin büyük kesimlerinin kontrolüyle görevli. Onlar zaferde bir kül tadı olduğunu keşfediyorlar. Özgür Halep’te 8 saatlik ekmek kuyrukları, elektrik kesintileri, ağaçları odun yapmak için kesilmiş parklar ve yakmak için enkazdan çer çöp toplayan çocuklar var. Birçok insan halen ÖSO’nu destekliyor, fakat bu kıtlık ve kaos içinde ÖSO’nun kendi problemleri de eklenince birçoğu da Nusret Cephesi gibi gruplara yöneliyor. İnsanları bu grupların disiplini, cesaretleri, dindarlık ve dürüstlükleri cezbediyor. Şüphesiz Nusret Cephesi ve benzeri gruplar Suriye’nin geleceğinde büyük söz sahibi olacaklar. Çay alırken 30 yaşındaki Nusret savaşçısı Abdullah’la karşılaştım. “Nusret Cephesi el-Kaide’nin oğludur. Bu kadar yakınız” dedi işaret parmaklarını birbirine sürterek. Savaştan önce kadın kıyafetleri satan bir mağazada çalışıyormuş. İhtilaldan sonra ise “artık kıyafetler yok” dedi. Nerde Müslüman varsa cihadı oraya götüreceğini söyledi, Somali, Mali, Irak, Ürdün… Batı devletleri bu durumda bir ikilemle karşı karşıyalar. Eğer muhaliflere silah sağlanırsa İslamcıların eline geçebilir. Ancak ılımlı muhalifler belirlenip desteklenmezse de, güç en iyi organize ve disiplinli olan tarafa akacaktır. Şu anda ise bu tanım mücahidleri ifade ediyor.


HEYECANI KAYBETMEK nsanda bazı lâtifeler vardır ki, bir ihmal ya da hata neticesi sönebilir. Söndükten sonra tekrar dirilirler mi bilemeyeceğim. Bazen “Hayır, gerçek şu ki, yapa geldikleri kötü işler onların kalblerini paslandırmıştır.” hakîkati tecellî eder de kalb mühürlenir. O zaman bu lâtifeler hiç dirilmez. Ve şayet onlar insanın solmaması, renk atmaması, aşk ve heyecanını koruması için birer esas ise, insan o dinamikleri kendi içinde öldürmüş olur. Bir kere büyük günah işleyen bir adam -hafizanallah- bir yönüyle bir kolu, bir ayağı felçli gibi olur. Hayat boyu seke seke, kolunu sallaya sallaya dolaşmaya mahkûm hale gelir. Bir kâfir Müslümanlığa girdiğinde iman, küfre ait her şeyi siler, süpürür ve temizler. Fakat imanlı yaşayan bir insanın bu türlü hataları yapması harem dairesinde hata etme demektir. Dolayısıyla bu hizmetin yüksek kulesinin başından düşen de düz zemine düşmez; onun derin bir kuyuya düşme ihtimali vardır. “Bi hasebi’l mağnem, el mağrem” kaidesince ne kadar ganimete mazhar isen o meselenin o kadar ceremesi olur. Müslüman olmamız hasebiyle, bizim belki pek çok mazhariyetimiz vardır. Bu mazhariyetler şükür ister. O mazhariyet şayet bir “konum”sa ona göre bir duruş ister. O konumun gereğini yapamazsak sukût olur. Sukûtun en hafifi de renk atmak, matlaşmak, bütün şevkini kaybetmek; başlangıçtaki heyecanı duyamamaktır. Cenab-ı Hak, “Bana verdiğiniz sözü tutun ki, Ben de size karşı ahdimi yerine getireyim, va’dettiklerimi vereyim.” buyuruyor. Allah (celle celâluhû) bizimle mukaddes bir anlaşma yapmıştır. Ne talihliliktir ki, bizi anlaşmaya, sözleşmeye muhatap kılmıştır. İman, o muahede (anlaşma) de zımnî bir imzadır; Allah’la aramızdaki mukaveleye “evet” demektir. Yüce Allah bu muahedeyi asla bozmaz. Sözünde durmama tek yanlıdır ve biz kullara aittir. Biz verdiğimiz sözde vefalı olduğumuz müddetçe O bizi yalnız bırakacak, sürüm sürüm süründürecek değildir. Sürüm sürüm olmanın ilk alâmeti de matlaşma, renk atma ve heyecan kaybetmedir. Bu durum bizde varsa, biz va’de vefalı olmamışız; O da bizi nimetlerinden mahrum bırakmış demektir. Sözde durmamanın alâmetleri vardır. Nefsiyle alâkalı bir

meselede kalbi duracak gibi olan ama Allah, Peygamber ve din ile ilgili hususlarda hiç heyecanlanmayan bir insan va’dini unutmuş; öne çıkarması, öncelik vermesi gereken hususları arkaya atmış demektir. Allah’ın inkâr edilmesi, Peygamber’e sövülmesi karşısında kalbi duracak gibi olmayan bir mü’minin, putlaştırdığı nefsine azıcık ilişildiğinde heyecanından çatlayacak hale gelmesi, va’dinden dönme ve açık bir nifak alameti değil midir? Şahsına ait bir meseleden, izzetini, gururunu kıracak bir ilişmeden dolayı “kan kustum” diyor ve fakat Allah’ın inkâr edildiği, Peygamber’in tanınmadığı bir yerde aynı hisleri yaşamıyorsa bu durumda bir yanlışlık yok mudur? Evet, solma, matlaşma bize aittir; -Hâşâonu Allah’tan bilmek asla doğru değildir. İnsan, ülfete karşı savaşmalı; ünsiyetle yaka paça olmalıdır. Hobiler yaşamaya değil; sorumluluğunu duymaya ve kendisine tevdî edilen vazifeyi temsil etmeye çalışmalıdır. Bu hususta, birbirimize çok dua etmeliyiz; “Allah vefa, sadakat ve ihlâsla bu işe sonuna kadar omuz vermeye bizi muvaffak kılsın!” demeliyiz. Bu şekilde, dost ve arkadaşlara, umum Müslümanlara bizahri’l-gayb (gıyabında) dua etmek dine karşı çok ciddi bir vefa emaresidir. Ben günde en az beş vakit, uzağıyla yakınıyla, dostlarıma dua ediyor; onlar için Cenab-ı Hak’tan ihlâs, samimiyet, vefa, marifet ve yakîn istemeyi bir borç biliyorum. Ferdî günahlar da bir ahit bozma ve Rabb’e karşı vefasızlıktır. Fakat fert günah işler, sonra tevbe eder; Allah onu affedebilir. Ama asıl sözünde durmama, dinin ruhuna vefasızlıktır. Hiçbir beklentiye girmeden Allah’ı başkalarına anlatma gayesine vefasızlıktır. Evet, bizim eksik ve gediğimiz başımıza gelen her şeyde bir vech-i rahmet göremeyişimiz, ülfet ve ünsiyet hastalıklarına karşı irademizin hakkını vererek aşku şevkle kulluk vazifemizi gereğince yapamayışımız, başkalarının zulmünü Âdil-i Mutlak’a havale edip kendi muhasebemizle meşgul olamayışımız, kendi işimize bakamayışımızdır. Niçin bizim sesimiz soluğumuz bir iksir gibi ulaştığı insanları eritmiyor? Neden şu eşsiz güzelliklerle dolu dinimizi azamî ölçüde temsil edemiyoruz? İşte bizim derdimiz bu husus olmalıdır. REBİÜLEVVEL 1434

O’nun İzinde...

İ

63


SİZDEN GELENLER

bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Yükseltiyoruz Sesimizi Hakkı haykırmak, mazlumların ve ümmetin katillerine en azından biz sizden değiliz diye safımızı belli etmek için Yükseltiyoruz Sesimizi. Sayımızın bir önemi yok... 40 kişi olunca Ashabı Güzin “LAİLAHE İLLLAH” diye haykırarak yürüdüler Kabe-i Muazzamaya… Bir yiğit çıkar meydana açıkça okur Yasin süresini, bayılıncaya dek haykırır Hakkı... Başka bir yiğit çıkar çeker kılıcını karısını dul çocuğunu yetim bırakmak isteyen çıksın karşıma zira ben hakkı haykırmaktan vazgeçmem der. Bizim meşrebimiz ümmete, ümmetin her neferine dayanır. Arabistan’da Hz. Muhammed (sav)’e ve onun kutlu neferlerine, Kerbela’da zulme kıyamın örneği Hüseyin’e, Kudus’te Salahaddin Eyyübi’ye, Afganistan’da Gazneli Mahmud’a… Türkiye’de sütçü imama, Şeyh Said’e dayanır bizim hakkı haykırmamız... ÜmAllah`ın Adıyla ‘Din Gününün Sahibi’ bilir, O şahittir. Oturuşları kıyamdır, onlar birer yiğittir. ‘Davanın Bileği’ mücahide ve mücahittir. Bu uğurda canını feda eden her er, şehittir. Ve Allah’ın adıyla, ism-i Mustazaf, Her duası yüce Tevvab`tan bin af…

NEBEVÎ HAYAT

Tarih bile yenildi, Mustazaflar ayakta, Ebu Cehiller batıldaydı, bizler hakta, Canımız da feda o şehadet kartallarına; Gözler önünde kaçırılırken her sokakta. Ve Allah`ın adıyla, ism-i Mustazaf, Her duası yüce Tevvab`tan bin af…

64

Ah ah! Ey zindan söylesene zorluğun nerde? Demiştin; vücudun paramparça olacak ilerde. Hani, hani beni bitirecekti övdüğün çileli işkence? Allah dedikçe kalp, dinden taviz verir mi sence? Ve Allah`ın adıyla, ism-i Mustazaf, Her duası yüce Tevvab`tan bin af… Zubeyir AYAN ŞUBAT’13

met olarak zillet altında yaşıyor olabiliriz ama, biz asla o zillete kalbimizi kaptırmadık ve bu seferde dilimizle zillete, zulme ve küfre hayır diyebilmek için Yükseltiyoruz Sesimizi… Elleriyle, kılıçlarıyla ve canlarıyla Hakkı haykıranların yanında olduğumuzu deklare etmek için Yükseltiyoruz Sesimizi… Gözlerin fal taşı gibi fırlayacağı o günde Rabbimiz katında safımız belli olsun diye Yükseltiyoruz Sesimizi... Mekke’den Medine’ye yürüyenlerin yaptıkları duayı yaparak Yükseltiyoruz Sesimizi Ya Rabbi topraklarımızda ümmetin hâmisi hilafeti İslamiyeyi nusret ile zafer ile bizlere nasip eyle… Allah’ım bizi Hakkı savunmaktan ve onu açıkça haykırmaktan alıkoyma... Bize ümmet bilinci ver. Bizi tüm ihtilaflarımıza rağmen ümmet eyle Allah’ım. Bir eyle Allah’ım… Amin. Muhammed HANİFİ Gençliğin baharında kavuştun şehadete Sen ki sadık kaldın vadine Afgan dağları şahiddir sadakatine Hurilerle nikâhlandın cennet evinde Çekmedin dünyanin fıskı fücurunu Senin gibiler iki âleminde gururu Annen elbiselerinde duyar kokunu Sabırdır şimdi yoğuran onu Çakir gözlerini arar annen şimdi Kim hissdebilirki onun derdini Özlemin sızlatır yüreğini Şehadetindir ona tesellisi Sen ki müslümanların izzeti iftiharı Sen ki yüreği şehadet aşığı Sen ki hurilerin sevdalısı Ey şehid rabbim firdevsi ala eylesin mekânını Abdüsselam SERİN

Dergimizde yayınlanmak üzere yazı ve mesajlarınızı bilgi@nebevihayatyayinlari.com adresine gönderebilirsiniz.


DI

L AÇI NEBEVÎ HAYAT yayınları

AÇILIŞA ÖZEL KİTAP KAMPANYASI İmam-ı Azâm’ın İçtihad ve Görüşleri

İSLAM’DA ORDU VE KOMUTAN

el-İHTİYAR Arapça ve Türkçe

Tercüme Eden ve Maddeleştiren Prof. Dr. Celâl Yeniçeri Şamil Yayınları /

15 TL

Prof. Dr. Abdullah Reşid Şule Yayınları /

7 TL

Buluğu’l-Meram

AHKAM HADİSLER İbn Hacer el-Askalanî

Şerh: Safiyyurrahman Mübarek Furî Milat Yayınları /

apça r A e, eç y i k s r Tü , kırta D p kita ns ve C ile esa rimiz z. yi tle çeşi tinizde e hizm

10 TL Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli / İstanbul

Tel-Faks: (0212)

515 65 72 GSM: (0543) 654 46 63 www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com


(\úVOkPkOLPOHUL ûX 5DEELQH G|QHQ QHVOH NRPXWDQ ROPDN LoLQ |QH JHoLQL] %XQGDQJHULG|QPH\LQL]GQ\D\DPH\LOHWPH\LQL]7DùXWODU×QVRIUDODU×QGDQX]DNGXUXQX]dQNEXVRIUDODUNDOSOHULNDUDUW×U.DOSOHUL |OGUU 6L]OHUL EX KD\×UO× QHVLOGHQ X]DN WXWDU 2QODU×Q NDOSOHUL\OH DUDQ×]GD HQJHO WHüNLO HGHU (\ 0VOPDQODU 8\NXQX] oRN X]XQ VUG %DùLOHU D]J×QODU VL]LQ WRSUDNODU×Q×]×Q KHU WDUDI×QD üüWOHU ûDLULQüXEH\LWOHULQHDQODPO×G×U =LOOHWLoLQGHX]XQGXUX\XGXùXPX] 1HUHGHDUVODQFDKD\N×U×üODU $]J×QODUoHWHVLNDUWDONHVLOGL %L]VH]LQFLUOHUHYXUXOPXüN|OH\L] .|OHQLQ]LQFLUHER\XQENPHVLGLUKRUKDNLU <RNVDGHPLULQRQDYXUXOPDV×GHùLOGLU 1H]DPDQEX]LQFLUOHUHN×\DPHGHFHùL]" 1H]DPDQN×\DPHGHFHùL]EX]LQFLUOHUH" 0VOPDQNDG×QODUVDNLQUDKDWYHONVGüNQROPD\×Q×]dQNUDKDWYHONVFLKDG×QGüPDQ×G×U dQN UDKDW YH ONV EHüHULQ UXKXQX WHOHI HGHU 7HPHO LKWL\DoODU×Q×]GDQ ID]OD üH\OHUGHQ X]DN GXUXQX]=DUXULüH\OHUOH\HWLQLQL]dRFXNODU×Q×]×Dù×UüDUWODUD\LùLWOLùHNDKUDPDQO×ùDYHFLKDGDDO×üW×U×Q×] %X HVDVODU ]HUH HùLWLQL] (YOHULQL] DUVODQ LQOHULQL DQG×UV×Q 7DùXWODU WDUDI×QGDQ ERùD]ODQV×Q GL\H \H\LSVHPLUHQWDYXNODU×QNPHVLROPDV×QdRFXNODU×QNDOELQHFLKDGVHYJLVLQLFLKDGWRKXPODU×Q×HNLQL] <LùLWOHULQPH\GDQODU×QGDDWNRüWXUPDNVDYDüDODQODU×QGDDONRüWXUPDNDU]XODU×Q×DüN×Q×\HUOHüWLULQL] 0VOPDQODU×QSUREOHPOHULQL\DüD\×Q×]+DIWDGDHQD]ELUJQPFDKLGOHULQPXKDFLUOHULQKD\DWODU×QDEHQ]H\HQELUJQQ]ROVXQ2JQNXUXELUHNPHNYHEXQDELUNDoGDPOD\×JHoPH\HQD]×F×NoD\× NDW×N\DS×Q &LKDG KD\DW× HQ OH]]HWOL KD\DWW×U 6×N×QW×ODUD GDUO×ùD VDE×U YH WDKDPPO QLPHW YH ONV LoHULVLQGH NDOPDNWDQ GDKD J]HOGLU =KW WHQ D\U×OPD $OODK VHQL VHYHFHNWLU úQVDQODU×Q HOLQGH EXOXQDQD UDùEHW HWPHLQVDQODUGDVHQLVHYHFHNWLU.XU kQ|PUQ]HYNLKD\DW×QHQJ]HODUNDGDü×G×U1DPD]N×OPDNYH QDILOHRUXoWXWPDNVHKHUYDNLWOHULQGHLVWLùIDUHWPHNNDOEHELULQFHOLNYHULULEDGHWHOH]]HWNDWDU« 6L]HJHOLQFHRùXOODU×PVL]OHUDQFDND]ELUVUHEHQLPOHELUOLNWHRODELOGLQL]6L]LQWHUEL\HQL]OHDQFDN oRN D] ELU VUH LOJLOHQHELOGLP (YHW VL]LQOH LOJLOHQHPHGLP $QFDN QH \DSDELOLULP NL 0VOPDQODU×Q EDü×QD JHOHQ EX PXVLEHWOHU VW HP]LUHQ DQQH\H \DYUXVXQX XQXWWXUGX úVOkP PPHWLQLQ NDUü× NDUü×\D NDOG×ù× GHKüHWOL KDOOHU NoFN oRFXNODU×Q ELOH SHUoHPOHULQL DùDUWDFDN GXUXPGDG×U $OODK D \HPLQ HGHULPWDYXùXQFLYFLYOHUL\OH\DüDG×ù×JLELNDIHVLPLQLoHULVLQGHVL]LQOH\DüDPD\DWDKDPPOHGHPHGLP +L]PHW YH V×N×QW× DWHüL 0VOPDQODU×Q NDOSOHULQL \DNDUNHQ EHQ VHULQNDQO×O×NOD KD\DW VUHPH]GLP 0VOPDQODU×QEDü×QDJHOHQKDOOHUKHUNHVLQNDOELQLYH\DD]×F×NDNO×EXOXQDQKHUNHVL×VW×UDSWDQSDUDPSDUoDHGHUNHQX]XQVUHVL]LQOHNDODPD]G×P7UOQLPHWOHULoHULVLQGHVL]LQDUDQ×]GD|QPHELUNDS NRQXOXSELUEDüNDNDE×QNDOG×U×O×UYD]L\HWWHHWOHULQYHoHüLWOLWDWO×ODU×QGROGXUGXùXWDEDNODUDHOX]DWDUDN \DüD\DPD]G×P %X LQVDID V×ùPD]G× $OODK D \HPLQ HGHULP KD\DW×P ER\XQFD HOELVH \L\HFHN YH\D PHVNHQROVXQKHUüH\LQONVQGHQQHIUHWHWWLP(OLPGHQJHOGLùLQFHVL]OHUL]DKLGOHULQPDNDP×QD\NVHOWPH\HYHUHIDKLoHULVLQGH\DüD\DQNLPVHOHULQEDWDNO×NODU×QGDQGDKD\XNDU×\Do×NDUPD\DJD\UHWHWOLP«

ûHKLG $EGXOODK$]]DP

Nebevi Hayat Dergisi 3. sayı (2013)  
Nebevi Hayat Dergisi 3. sayı (2013)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement