Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Mart

2015 1436

Cemâziyelevvel

Yıl: 3 Sayı: 28 - Fiyatı: 7 TL

dergi.nebevihayatyayinlari.com

KADININ KALESİ

TESETTÜR

TESETTÜR KADININ FITRÎ VE ŞER’İ VAZİFESİDİR Mahmut VARHAN

HİÇ BİTMEYEN ARZU; ŞİA İMPARATORLUĞU (GÜNDEM) Nedim BAL

İSLAM’DA TESETTÜRÜN ÖNEMİ

ÖNDERLERİMİZ; ZEYNEP GAZALİ

Hakan SARIKÜÇÜK

Cihan MALAY

DOĞU TÜRKİSTAN VE ÇİN MEZALİMİ Metin EKEN İSLÂMÎ MÜCADELEDE KADININ ÖNEMİ Zafer MERT

facebook.com/nebevihayat twitter.com/nebevihayat


%50 indirim

www.nebevihayatyayinlari.com

online alışveriş

NEBEVİ HAYAT DERGİLERİNİ MUHAFAZA EDELİM Nebevi Hayat Dergisi okurlarımız daha önceki yıllara ait dergilerini muhafaza etmelerini kolaylaştıracak bu klasörü Nebevi Hayat Yayınevi’nden temin edebilirler.

5

Ahiret

inancı a

d kın

Ya

Amel, Sözün Efendisidir

0212 515 65 72 0543 654 46 63 Güneşli Mh. Ayçin Sk No: 36 Güneşli Bağcılar/İST.

facebook/nebevihayatyayinlari twitter/nebevihayatyay www.nebevihayatyayinlari.com


İMAM BUHARİ

YARDIMLARIMIZ

Eğitim ve Araştırma Vakfı

7885000-3 Şube: Yenibosna

DEVAM EDİYOR

Hsp No:

TIRLARIMIZ

YOLA

ÇIKIYOR 29 MART

PAZAR

11.00 26 27

28 29

30 31 32

2014 SURİYE YARDIM ÇALIŞMALARI CD’sini Vakfımızdan Temin Edebilirsiniz.

Güneşli Mah. Ayçin Sk. No:36 Güneşli / Bağcılar - İSTANBUL bilgi@imambuharivakfi.org www.imambuharivakfi.org

0212

550 63 77

33 34


İÇİNDEKİLER YIL: 3 Sayı: 28 Fiyatı: 7 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ramazan Küpoğlu

4

Tesettür Kadının Fıtrî ve Şer’i Vazifesidir Mahmut Varhan

Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük

12

İslam’da Tesettürün Önemi

Abone ve Dağıtım Sorumlusu Hakan Sarıküçük (0543 654 46 63) - (0212 515 65 72)

19

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

M. Ali Mücahid

23

İslâmî Mücadelede Kadının Önemi

Zafer Mert

26

Peygamber Sevgisi

30

Hiç Bitmeyen Arzu; Şia İmparatorluğu

34

Aile Tutumları ve Çocuk Üzerindeki

Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert

Abonelik Hesap Bilgileri Kuveyt Türk Katılım Bankası Banka Şubesi: İstanbul Esenler Iban No: TR49 0020 5000 0910 2331 3000 01 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.)

Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik-Tasarım Ercan Araz & Yakup Hazman Kapak Yakup Hazman Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayatdergisi dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları 2015 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 80 TL.

Hakan Sarıküçük

Ali Yücel Nedim Bal Halime Yılmaz

Etkileri-2

Metin Eken

37

Doğu Türkistan ve Çin Mezalimi

41

Önderlerimiz: Zeynep Gazali

Cihan Malay

48

Müslüman Hanımların Dikkat Etmesi

Derya Fıçıcı

Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe)

Gereken Hususlar

Baskı Cilt: Öz Karacan Matbaa Basım Yeri: İstanbul

56

Toprak Yolun Çiçekleri

62

Özgürlükler Ülkesi ABD’nin Adalet Anlayışı

Esma Köse

Basım Tarihi: Mart 2015 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

İbrahim Adak


MAHMUT VARHAN TESETTÜR KADININ FITRÎ VE ŞER’İ VAZİFESİDİR

4

Hamd, mümin erkek ve mümin kadınları birbirlerinin velisi yapan Allahu Teâlâ’yadır. Salat ve selam yeryüzünün en değerli hazinesinin saliha kadınlar olduğunu gönül dünyamıza öğreten Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in, pak evcelerinin, şerefli sahabesinin üzerine olsun. Enes bin Malik radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle nakleder; “İnsanlardan bazıları hayrın anahtarı, şerrin de kilitleridir. Bazıları da şerrin anahtarları, hayrın kilitleridirler. Allah’ın hayrın anahtarları ve şerrin kilitleri kıldığı kimseye ne mutlu! Şerrin anahtarı ve hayrın kilitleri olduğu kimselere de yazıklar olsun! (Ebu Davud) Hayrın tarafları ile şerrin tarafları yüzyıllardır bir kavganın ve mücadelenin içindedirler. Her iki taraf inandıkları davanın yeryüzünde hayat bulması için savaşmaktadırlar. Ama biri taltif edilirken bir diğeri de kınanmaktadır.

NEDİM BAL HİÇ BİTMEYEN ARZU; ŞİA İMPARATORLUĞU

30

Asırlardır hayrın öncüleri iyiliklerin galip gelmesi için oturmayı, tembelliği ve nemelazımcılığı kendilerine ar saydılar. Kadınıyla erkeğiyle hayrın misk kokusunun cihana yayılması için güzellik bahçelerinin kapılarının anahtarları, şer kapılarının da kilitleri olmaya gayret ettiler. Şerefli neslimiz içinde bir çok bayan erkekleri utandıracak, onlara örnek olacak işlerin içinde yer aldılar. Zayıflıklarını bahane göstermeden Allah ve Rasulünün hayat vadeden her sözüne kulaklarını değil boyunlarını uzattılar. Şimdi sıra sen de ey bayan kardeşim! Dönemin Ammar’larına annelik yapma, Ömer’lerine kız kardeş olma, Ali’lerine eş olma zamanı geldi ve geçmek üzere… Nebevi Hayat Dergisi olarak Mart ayını bayan kardeşlerimize yönelik hazırladık. Müstakbelde de arzumuz Nebevi Kadın Dergisini müstakil basıp hizmette yeni bir yol almak. Rahman inşallah bu hedefi gerçekleştirme konusunda bize hayır olanı muvaffak ettirir.

CİHAN MALAY ÖNDERLERİMİZ: ZEYNEP GAZALİ

41

Nebevi Hayat Dergisinin abone çalışmasında gönülden yardımcı olan kardeşlerimize teşekkürü bir borç bilir, abonelik kampanyamızın devam ettiğini hatırlatmak isteriz. Bir daha ki sayıda buluşmak duasıyla.


MAHMUT VARHAN

Kapak Dosya

TESETTÜR KADININ FITRÎ VE ŞER’İ VAZİFESİDİR

A

llah Azze ve Celle’ye hamdeder; peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, onun âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden yürüyen etbâına salât ve selam ederiz. İmdi; Bu makalemizde tesettür ve hicâbın zarureti ve tesettüre riayet etmemenin helak ve felaket sebebi olduğu hususunda birkaç konuya değinmeye çalışacağız. Şu cehâlet, gaflet ve dalâlet asrı olan âhir zamanda yaşayan mü’mine hemşirelerimize faydalı olmasını yüce Mevlâ’dan umarız. 1- En Büyük Düşmanın Tuzağı Bilinmesi zaruri olan hususların başında gelen şudur ki: Biz Âdemoğullarının en büyük düşmanı mel’un İblis’tir. Allah Azze ve Celle bütün peygamberlerin diliyle ve


tüm kitaplarında bu hususu açık bir şekilde beyan etmiştir. Bu hilekâr ve el-Hannâs olan vesveseci düşmanın, insanlığa kurduğu pek çok tuzağı bulunmaktadır. Bu tuzakların en dehşetlilerinden biri de türlü hileleri ve yaldızlı sözleri kullanarak onların avret yerlerini örten elbiselerini soyması ve gösterilmemesi gereken ayıp yerlerini kendilerine göstermesidir. Bu yolla her türlü fahşâyı ve en iğrenç rezillikleri onlara emretmekte ve onları yoldan çıkarma ve azdırma zannını gerçekleştirmektedir. Allah Teâlâ, İblis’in bu tuzağını A’raf suresinin baş tarafında bizlere tafsilatlı bir şekilde anlatmıştır. Daha insanlık tarihinin en başında mel’un İblis’in, ebeveynimiz Âdem ve Havva aleyhimesselam’a nasıl tuzak kurduğunu ve ikisini de cennetten nasıl çıkardığını bizlere anlatarak şöyle buyurmaktadır: “Derken şeytan, kendilerine gizli bırakılmış avret yerlerini göstermek için onlara vesvese verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, iki melek yahut ebedi kalanlardan olmayasınız diye yasakladı” dedi. Ve: “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de her ikisine yemin etti. Nihayet ikisini de aldatarak aşağıya düşürdü. Ağacı(n meyvesini) tattıklarında avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerine cennet yapraklarından üstüste koyarak örtmeye başladılar. Rabb’leri her ikisine: “Ben size bu ağacı yasak etmedim mi ve size, şeytan muhakkak sizin apaçık bir düşmanınızdır, demedim miydi?” diye seslendi.” (A’raf; 20-22) İbretlerle dolu olan bu kıssayı aktardıktan hemen sonra Rabbimiz Celle Celâluhû, anne-babamızı aldatan bu hilekâr düşmanımıza karşı bizleri uyararak şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğulları, size avret yerlerinizi örtecek bir libas ile giyip süsleneceğiniz bir elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince o, daha hayırlıdır. Bu Allah’ın ayetlerindendir. Belki öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları, şeytan ana ve babanızı avret yerlerini kendilerine göstermek için üzerlerinden elbiselerini sıyırarak cennetten çıkmalarına sebep olduğu gibi, sakın sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü o da kabilesi de sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz şeytanları, iman etmeyenlerin velileri kıldık.” (A’raf; 26-27) Bu ayet’i kerimelerde açıkça beyan edildiği üzere mel’un şeytan, ebeveynimizi tahrik etmek ve kışdergi.nebevihayatyayinlari.com

kırtarak yasağı onlara işletmek, böylece elbiselerini onlardan sıyırıp avret yerlerini onlara göstermek ve neticede onları cennetten çıkarmak için çok sinsi bir tuzak kuruyor. Allah Teâlâ’nın, ağacı onlara yasaklamasını, onların melek olmasını ya da ebedi kalanlardan olmalarını istemediğine bağlayarak; onların içindeki meleklere özenme ve ebedi kalma duygusunu harekete geçiriyor. Bu yalanını da onlara öğüt verenlerden olduğuna dair Allah adına kasem ederek yaldızlamaya çalışıyor. Böylece onların, Allah Teâlâ’ya olan iman ve ta’zimlerini de kullanarak onları aldatmayı ve elbiselerinden soymayı başarıyor. Ebeveynimizi bağışlayan ve bize çok merhametli olan yüce Mevlâ’mız, İblis’in bu türden yaldızlı yalanlarına kanmamamız ve aynı delikten ikinci defa ısırılmamamız için biz Âdemoğullarını uyarmaktadır. Ancak Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine veliler edinenler, her zaman İblis’in bu türden dışı süs, içi pis olan zehirli bal suretindeki yalanlarına kanmış ve avret yerlerini teşhir ederek kendilerini hem şeytanlara ve hem de şeytan ruhlu insanlara arzetmeyi bir marifet sanmışlardır. Zaman ilerledikçe İblis de insanoğlunu aldatmak ve esfele doğru çektikçe çekebilmek için yaldızlı söylem ve yalanlarını geliştirmiştir. Son zamanlarda kadının özgürlüğü ve kadın hakları bayrağını dalgalandırarak, insanlık âleminin çoğunluğunu kendi hakimiyetine almayı ve bu yalancı bayrağı altında toplamayı başarmıştır. Onu veli edinen ahmaklar, Allah Azze ve Celle’nin Âdemoğluna en büyük nimetlerinden biri olan elbiselerini soyarak, insanı hayvanlardan ayıran en temel özelliği olan hayâ ve avretini setretme faziletinden sıyrılıp esfel’i sâfiline düşmeye müstehak olmuşlardır. İblis’in bu fitnesinden ancak takvâ elbisesine bürünerek Allah’ı veli edinen mü’minler kurtulmuşlardır. 2- Kadının Açılıp Süslenmesi Cahiliyyenin En Bâriz Alametlerinden Biridir İnsanoğlunun en zayıf damarını keşfeden İblis, her türlü hileyi kullanarak vesvese zehirini enjekte etmeyi başarmıştır. İnsanlığın hakiki rehberleri olan peygamberlerin getirmiş oldukları ilim, hikmet ve ilâhî şeriata kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapatan; böylece zifiri karanlıkta yollarını şaşıran bütün sapkın toplumlar, İblis’in CEMÂZİYELEVVEL 1436

5


Hz. Nûh aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği o sapkın cahiliyye toplumundan, tâ günümüz batı uygarlığının tesiri ile ortaya çıkmış bulunan bütün sapkın toplumlara kadar hepsinin en karakteristik özelliği budur. Hayâsız, iffetsiz, âr perdesi yırtılmış, şeref, haysiyet ve namusunu kaybetmiş, soyunma ve çıplaklığı medeniyet zanneden, fahşâyı ve zina çukuruna yuvarlanmayı medeni cesaret olarak kabul eden süflî bir uygarlık... kendilerine sunmuş olduğu bu şehvet kadehi ile zehirlenmiş ve sarhoş olmuşlardır. Tarihin en eski devirlerinden günümüze kadar yaşamış bulunan bütün cahilî toplumların en bâriz alâmetlerinden biri de “fahşâ” olarak tabir edilen her türlü cinsel sapıklıklardır. Bütün bu sapıklıkların da en önemli sebebi kadınların açılıp saçılmaları ve cazibedâr bir şekilde süslenerek yabancı erkeklerin dikkatlerini kendi üzerlerinde toplamalarıdır. Türlü hilelerle kendi kadınlıklarını pazarlayarak, karşı cinsin şehevi duygularını harekete geçirmeleridir. Nitekim Rabbimiz Celle Celâluhû bu mevzuda şöyle buyurmaktadır: “İlk cahiliyye (devri) nin açıklığı gibi açılıp saçılmayın...” (Ahzâb; 33) Hz. Nûh aleyhisselam’ın peygamber olarak gönderildiği o sapkın cahiliyye toplumundan, tâ günümüz batı uygarlığının tesiri ile ortaya çıkmış bulunan bütün sapkın toplumlara kadar hepsinin en karakteristik özelliği budur. Hayâsız, iffetsiz, âr perdesi yırtılmış, şeref, haysiyet ve namusunu kaybetmiş, soyunma ve çıplaklığı medeniyet zanneden, fahşâyı ve zina çukuruna yuvarlanmayı medeni cesaret olarak kabul eden süflî bir uygarlık... Bu fahşânın tabii neticesi olarak da toplumun çekirdeği olan aile parçalanmış, toplum dağılmış, kadın ve erkek arasında türlü haksızlıklar ortaya çıkmış, çocuklar bunalıma girip serkeşleşmiş, gençler sapmış, ahlâksızlık artmış, psikolojik ve sinirsel hastalıklar yayılmış; üzüntü, cinnet ve intiharlar baş göstermiş; içki, uyuştu-

6

CEMÂZİYELEVVEL 1436

rucu ve salgın hastalıklar her tarafı kaplamıştır. İblis’in ve onun şeytanlaşmış uşaklarının insanlık için türlü hile ve tuzaklarla hazırlamış oldukları bu uçuruma atılan ilk adım, kadının açılıp saçılması ve cazibedâr bir şekilde süslenerek kendisini ecnebi nazarlara arzetmesidir. İşte bu çok hassas ve son derece tehlikeli sonuçları bulunan konuda Allah Teâlâ ve Rasûlullah Efendimiz bizleri uyarmışlardır: Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “...Ve sakın şeytanın adımlarını izlemeyin; kesinlikle o, sizin apaçık düşmanınızdır. Size ancak kötülüğü, fuhşu ve Allah hakkında bilir bilmez konuşmayı telkin eder.” (Bakara; 168-169) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz dünya tatlı ve yeşil (çekici)dir. Ve muhakkak Allah, sizleri dünyanın halifeleri kılacak ve nasıl iş göreceğinize bakacaktır. Bundan dolayı dünyadan sakının ve (hassaten) kadınlardan sakının.” Bir rivayette şu ziyade vardır: “...Zira İsrailoğullarının ilk fitnesi, kadınlar hakkında meydana gelmişti.” Nesâî’nin rivayetinde de şu ziyade bulunmaktadır: “...Zira ben, kendimden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim.” (1) Evet sefih olan erkekler hevâ ve heveslerine uyarak kadınlaştıkları zaman, geçimsiz/huysuz olan kadınlar da hayâsızlaşarak erkekleşirler. (2) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bütün uyarılara rağmen şeytanın adımlarını izlemekte ve yahudilerle hıristiyanları maymunvari bir şekilde taklid etmekte ısrar ve inat edenleri çok tehlikeli bir akıbetin beklediğini şöyle haber vermektedir: “Cehennemliklerden kendilerini dünyada henüz görmediğim iki grup vardır: Biri, sığır kuyrukları gibi kırbaçlarla (coplarla) insanları döven bir topluluk. Diğeri, giyinmiş oldukları halde çıplak görünen ve kendileri haktan ayrılmış oldukları halde başkalarını da kendileri gibi olmaya (giyinmeye) zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremedikleri gibi, şu kadar uzak mesafeden hissedilen kokusunu bile alamazlar.” (3) Riyâzü’s-Sâlihîn’i şerhedenler şöyle demektedirler: İslâm bilginleri ve hadis yorumcuları “giyinik çıplak”ları kendi zamanlarını da dikkate alarak çok değişik şekillerde yorumlamışlardır. Meselâ ilk yorum, “Allah’ın nimetleri içinde yüzdükleri halde onlara şükretmeyenler” şeklindedir. O’nun İzinde...


“Nimet içinde şükürden soyunmuş” yorumu herhalde giyim-kuşamın örtünmeyi yeterince sağladığı dönemlere ait olmalıdır. Daha sonra “kısmen giyinik, kısmen açık olan, güzelliğini göstermeye çalışan kadınlar” yorumu yapılmıştır. Bunu, “giyinmiş ama giysileri çok ince olduğundan vücut hatları belli olan kadınlar” yorumu takip etmiş. Ancak İmam Nevevî dahil, her hadis şârihi, hadiste sözü edilen kadınların kendi zamanlarında yukarıdaki yorumlar çerçevesinde görüldüğünü hayıflanarak ve üzülerek belirtmişlerdir. Onlar bir de bizim zamanımızdaki şeffaf, varlığı yokluğu hiç farkedilmeyen, altını iyice hatta olduğundan da güzel gösteren transparan giysileri ve bunların teşhircilerini, mankenleri, reklamcıları, moda evlerini, defileleri ve moda kullarını görselerdi, herhalde “Hiç yorum yapmaya gerek yok, her şey, evet her şey ortada” der ve bu hadisin Hz. Peygamber’in geleceğe yönelik verdiği mûcizevî haberlerinden olduğunu daha yüksek sesle ifade ederlerdi. Ancak günümüzün bu acı gerçeğine rağmen hadîs-i şerîfin anlaşılması noktasında Allame Tîbî’nin bir yorumu var ki, bütün zamanlar için geçerli ve her türlü oluşumu temelden kapsamaktadır. O diyor ki: “Peygamber Efendimiz hadiste önce kadınların giyinmiş olduklarını belirtiyor, sonra da açık olduklarını. Yani giyinmişliklerini önce kabul sonra reddediyor. Çünkü giyinmekten maksad, avret yerlerini örtmektir. Bunu temin etmeyen giyinme tarzı, örtünme sayılmaz” (4) Binaenaleyh “giyinmiş ama örtünmemiş kadınlar”, ne giymiş olurlarsa olsunlar, bu hadiste sözü edilen kadınlardır. (5) 3- Fıtrat ve Hikmet İslam’ın en temel gayelerinden biri de ırzı, namusu ve nesli muhafaza etmektir. Bunun için de fertleri ve toplumu zina uçurumundan ve bu uçuruma iten bütün etkenlerden korumaya son derece önem vermiştir. Kadın ve erkeğiyle toplumun bütün bireylerini bu helak edici hastalıktan korumak ve toplumdaki bütün fertlerin iffet, şeref ve haysiyetlerini muhafaza etmek için bu kokuşmuş bataklığa giden bütün yolları kapatmıştır. Karma hayatı ve kadının özgürlüğü yaftası altında her türlü kışkırtıcı giyinme tarzını savunan ve bu sarhoş edici moda zehiriyle kadındergi.nebevihayatyayinlari.com

larla erkekler arasındaki bütün sınırları kaldıran sefih medeniyet ve cahilî batı uygarlığının aksine Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyenin inşâ ettiği İslam medeniyeti; duyguları arındırma, nefisleri tezkiye etme, iki cins arasındaki ilişki ve münasebetleri en nezih ve en mutedil bir şekilde sağlama, hayâ ve iffet esasları üzerine kurulmuştur. Nitekim Allah Teâlâ, zinaya götüren bütün sebepleri yasaklayarak şöyle buyurmaktdır: “Zinaya yaklaşmayın; gerçekten o, bir taşkınlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ; 32) Dikkat edilirse “zina yapmayın” denilmemekte; “zinaya yaklaşmayın” denilmektedir. Bu da korunun etrafında dolaşmamayı ve bu çukura giden yollardan uzak durmayı ifade etmektedir. Bu yolların en başında da karşı cinsin duygularını alt-üst eden ve onu kışkırtan tahrik edici giyinme tarzları gelmektedir. Yine Allah Teâlâ tesettüre bürünmelerini mü’mine hanımlara emrettikten sonra bunun hikmetini şöyle beyan etmektedir: “...Tanınıp, incitilmemeleri için en uygun olan budur! Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Ahzâb; 59) Böylece tesettüre bürünmüş bir hanımefendinin iffetli olduğu bilinir ve kendisine uygun olmayan davranışlar sergilemekten kaçınılır. Kendisini süsleyen ve açık-saçık giyinen kadınlara ise, kalbinde hastalık olanlar tarafından tamah edileceği ve sarkıntılık yapılabileceği gayet açıktır. Zira sırtlanlara arzı endam eden ceylanın akıbeti pek de hoş olmayacaktır. Yine Allah Teâlâ Peygamber’in hanımlarından dahi bir şey isterken, perde arkasından istemenin gerekli olduğu hükmünün hikmetini şu şekilde beyan etmektedir: “...Hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için en temiz davranış budur!” (Ahzâb; 53) Zira şeytan, damarlarda kanın dolaşması gibi insanın içinde dolaşmakta ve kalbine vesvese verip durmaktadır. Yine Allah Teâlâ işveli konuşmayı, mü’minlerin anneleri olan Peygamber hanımlarına bile yasaklamasının hikmetini de şöyle açıklamaktadır: “... Yoksa kalbinde hastalık olan kişi umutlanır...” (Ahzâb; 32)

Şimdi de tesettür emrinin kadınlar için gayet fıtrî olduğunu, Said Nursi’den birkaç paragraf aktararak açıklamaya çalışalım: “Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratlarının gereğidir. Çünkü kadınlar yaratılış gereği zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından CEMÂZİYELEVVEL 1436

7


Bizim yaşadığımız asrın ahir zaman olduğunu, fitne asrında ve cinsel arzuların aşırı bir şekilde dejenere olarak sapkın meyillere sebep olduğu bir zamanda bulunduğumuzu göz önüne alacak olursak; meselenin ehemmiyetini daha iyi anlayacak ve kadınları, yüzleri açık bir şekilde gezmeye teşvik ve davet etmenin ve bu yönde onları cesaretlendirecek fetvalar vermenin ne kadar riskli olacağını daha iyi kavrayabiliriz. Kadınların el ve yüzlerinin açık olabileceği görüşü, zaten kapalı olan kadınlara değil de açık olan kadınlara yönelik kapanmaya teşvik etmek ve tedrici olarak tesettüre bürünmeye onları sevketmek için gündemde tutulabilir. Yoksa yüzleri peçeli ve elleri eldivenli olan mütesettire hanımların, yüzlerini ve ellerini açmalarını söylemek hiçbir şekilde şeriatın temel maksatlarıyla örtüşmez. ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaçtırlar. Kadın ve erkek arasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır. Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi güzelliğine celb etmemek ve kocasını darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeyle sınırlı ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir mu-

8

CEMÂZİYELEVVEL 1436

habbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi güzelliklerini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, insaniyet gereğidir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder. Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı arasında karşılıklı güven ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o karşılıklı hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve karşılıklı hürmet gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Demek, medeniyetin tesettürü kaldırması fıtrata terstir. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o şefkat madeni ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile alçalmaktan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor.” (6) 4- Tesettürün Keyfiyeti Konusunda İttifak Edilen ve İhtilaflı Olan Hususlar Allah Azze ve Celle mü’mine hanımlara tesettüre bürünmelerini ve hicaba girmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, (dışarı çıkarken) cilbablarını kuşanmalarını söyle! Tanınıp, incitilmemeleri için en uygun olan budur! Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Ahzâb; 59) Ve yine şöyle buyurmaktadır: “Mü’min kadınlara da söyle: Bakışlarını sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, zinetlerini -açıkta kalan hariç- göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üstüne sarkıtsınlar...” (Nûr; 31) Hicabın şer’i tesettür olabilmesi ve kadının iffetini muhafaza edebilmesi için bazı şartlara haiz olması zaruridir. Bu şartların bir kısmı âlimlerin ittifakıyla kabul edilmekle birlikte, diğer bazıları da O’nun İzinde...


Karma hayatı ve kadının özgürlüğü yaftası altında her türlü kışkırtıcı giyinme tarzını savunan ve bu sarhoş edici moda zehiriyle kadınlarla erkekler arasındaki bütün sınırları kaldıran sefih medeniyet ve cahilî batı uygarlığının aksine Kur’an-ı Kerim ve sünnet’i seniyyenin inşâ ettiği İslam medeniyeti; duyguları arındırma, nefisleri tezkiye etme, iki cins arasındaki ilişki ve münasebetleri en nezih ve en mutedil bir şekilde sağlama, hayâ ve iffet esasları üzerine kurulmuştur.

ihtilaf konusu olmuştur. Biz önce ittifakla kabul edilen şartları beyan edelim: a) Hicabın tüm bedeni örtmesi gerekir. Zira ayet’i kerimede “cilbablarını kuşanmalarını söyle” buyurulmaktadır. Cilbab ise, diğer elbiselerin üzerine giyilen ve bütün bedeni örten üstlüğe denilmektedir. Eller ve yüz dışındaki bütün bedeni örtmesi gerektiği ittifakla kabul edilmiştir. Eller ve yüz hususundaki ihtilafa aşağıda değinilecektir. b) Hicabın şeffaf ve ince olmayıp, kalın bir kumaştan yapılmış olması gerekir. Zira hicabın gayesi, kadının âzalarını dikkati çekmeyecek bir tarzda örtmesidir. Elbise şeffaf ve ince olup, kadının âzalarını örtmeyecek veya âzalarının şeklini gösterecek olursa; kadnın üzerinde dikkatlerin toplanmasına mani olmaz ve hicab diye adlandırılmaz. Nitekim Hz. Âişe validemiz şöyle anlatmaktadır: “Esma bt. Ebi Bekir, üzerinde ince ve şeffaf elbiseler olduğu halde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüzünü çevirerek şöyle buyurdu: “Esma! Kadın ergenlik çağına ulaştığı zaman, (yüzüne ve ellerine işaret ederek) şu ve bu hariç onun herhangi bir âzasının görünmesi doğru olmaz.” (7) c) Elbisenin bizzat kendisinin zinet denilecek derecede süslü olmaması ve dikkat çekici renklere sahip olmaması gerekir. Zira Allah Teâlâ ayet’i kerimede “Zinetlerini göstermesinler” buyurmaktadır. Buna göre elbisenin kendisi zinet ve süslü olunca haliyle giyilmesi caiz olmaz ve hicab diye adlandırılmaz. Çünkü bu, hicabın en temel gayesi olan hain bakışları kadından uzaklaştırma ve eziyet verici bir şekilde dikkatlerin onun üzerinde toplanmasına mani olma hikmetine aykırıdır. d) Elbisenin geniş olup, vücut hatlarını belirtecek derecede ve bedendeki kışkırtıcı ve fitneye sebep dergi.nebevihayatyayinlari.com

olan yerleri gösterecek şekilde dar olmaması gerekir. Bununla alakalı olarak konunun başında cehennem ehli oldukları beyan edilen kadınlarla ilgili hadis geçmişti. e) Elbisenin, erkeklerin dikkatini çeken ve onların duygularını harekete geçiren bir kokuya sahip olmaması gerekir. Kadınlar dışarı çıktıklarında koku sürünmemeye son derece dikkat etmelidirler. Şu hadis’i şerfileri dikkatle okumalı ve öğüt almalıdırlar: Ebû Mûsâ el-Eş’ari dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Harama bakan) her göz zina işlemiştir. Koku sürünen ve bir meclisin yanından geçen kadın da şöyle şöyledir.” (Ebû Mûsâ dedi ki:) “Yani zina işlemiştir.” (8) Bu hadisin Ebû Dâvûd’da geçen lafzı şöyledir: “Kadın koku sürünüp, kokusunu hissetmeleri için bir topluluğun yanından geçecek olursa, o şöyle şöyle bir kadındır.” Ebû Mûsâ dedi ki: “Çok ağır bir söz söyledi.” (9) Ebû Hureyre dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kokusu yayılıyor olduğu halde mescide giden bir kadının, dönüp yıkanmadıkça Allah namazını kabul etmez.” (10) Mescid gibi en kutsal bir yere dahi koku sürünerek giden bir kadının hali böyleyse, çarşı-pazarlarda gezinmek ve eğlenmek için en çekici kokuları sürünen kadınların hali acaba nasıl olur! f) Elbisenin, erkeklerin elbiselerine benzememesi ve erkeklerin giyindiği elbiselerden olmaması gerekir. İbni Abbas dedi ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, erkeklere benzemeye çalışan kadınları ve kadınlara benzemeye çalışan erkekleri lanetledi.” (11) Ebû Hureyre dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kadının giyim-kuşamı gibi giyinen erkekleri ve erkeğin giyim-kuşamı gibi giyinen kadınları lanetledi.” (12) CEMÂZİYELEVVEL 1436

9


Dikkat çekici hareketlerden uzak durmak: Müslüman kadın ihtiyacı için dışarı çıkmak durumunda kaldığında yürümesinde son derece iffetli ve hayâlı olmalıdır. Yürürken, erkeklerin dikkatini çekecek hareketlerden ve tavırlardan sakınmalıdır. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “... Ayaklarını, örttükleri zinetleri bilinsin diye yere vurmasınlar...” (Nûr; 31) Yürüdüklerinde dikkat çekici derecede ses çıkaran ayakkabıları giyen müslüman kadınların, bu ayet karşısındaki durumlarını gözden geçirmeleri gerekir. Tesettürde bulunması gerekli olan bu şartlar hususunda âlimlerin ittifakı bulunmakla birlikte, bir hususta ihtilaf edilmiştir. O da yüzünü ve ellerini örtmesinin gerekli olup olmaması konusudur. Özetle söyleyecek olursak: Şafii ve Hanbeli mezheblerine mensup olan âlimlere göre kadının bütün bedeni avret olup, yüzünü ve ellerini de örtmesi gerekir. Hanefi ve Maliki mezheblerine mensup olan âlimlere göre ise, fitne hali söz konusu olmadığında kadının yüzünü ve ellerini örtmesi farz değildir. Yüzü ve elleri açık olarak dışarı çıkabilir. Ancak burada şunu belirtelim ki, fitne hali söz konusu olunca bütün âlimlere göre ittifakla yüzünü ve ellerini de örtmesi gerekli olur. Biz burada bu iki görüşün delilleri üzerinde fazla durmadan şunu beyan etmekle iktifa edelim: Bizim yaşadığımız asrın ahir zaman olduğunu, fitne asrında ve cinsel arzuların aşırı bir şekilde dejenere olarak sapkın meyillere sebep olduğu bir zamanda bulunduğumuzu göz önüne alacak olursak; meselenin ehemmiyetini daha iyi anlayacak ve kadınları, yüzleri açık bir şekilde gezmeye teşvik ve davet etmenin ve bu yönde onları cesaretlendirecek fetvalar vermenin ne kadar

10

CEMÂZİYELEVVEL 1436

riskli olacağını daha iyi kavrayabiliriz. Kadınların el ve yüzlerinin açık olabileceği görüşü, zaten kapalı olan kadınlara değil de açık olan kadınlara yönelik kapanmaya teşvik etmek ve tedrici olarak tesettüre bürünmeye onları sevketmek için gündemde tutulabilir. Yoksa yüzleri peçeli ve elleri eldivenli olan mütesettire hanımların, yüzlerini ve ellerini açmalarını söylemek hiçbir şekilde şeriatın temel maksatlarıyla örtüşmez. 5- Tesettürün Gayesini Gerçekleştiren Önemli Bazı Hususlar Daha önce de belirttiğimiz gibi hicab, mü’mine bir hanımın kalesi olup; hicabı bulunmayan bir kadın, surları yıkılmış ve saldırıya açık hale gelmiş bir şehir gibidir. İşte mü’mine kadının bu surlarının muhkem olması için, yukarıda beyan edilen şartlara riayet ederek örtünmekle birlikte bazı özel vasıflara da haiz bulunması gerekir. Bu vasıflar mü’mine hanımın hayâ ve iffetinin olmazsa olmaz şartlarıdır. Bu vasıflardan bazılarını şöylece sıralayabiliriz: a) Evlerde Oturmak: Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Evlerinizde karar kılın (oturun)...” (Ahzâb; 33) Bilinmesi gerekir ki, kadının asıl vazifesi evinin içini idare etmesi, kocasının malına sahip çıkması ve çocuklarını terbiye etmesidir. Yine bilinmesi gerekir ki, şeytanın en çok sevdiği yerler çarşı-pazarlardır. Kadının namazının dahi en hayırlı ve Allah tarafından en sevileni, evinde kıldığı namazıdır. Bundan dolayı müslüman kadınların en emin yerleri olan evlerinde oturmaları ve ihtiyaç olmadıkça şeytanların ve şeytanlaşmış insanların zehirli oklarına ve hain bakışlarına maruz kalacakları sokaklara ve alış-veriş merkezlerine gitmemeleri gerekir. Said Nursi’nin şu sözleri bu hususu ne kadar da güzel açıklamaktadır: “Mimsiz medeniyet, kadınlar topluluğunu yuvalarından uçurmuş, hürmetlerini kırmış, kullanılan bir meta’ konumuna sokmuştur. İslam şeriatı onları rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evlerde, aile hayatında. Temizlik zinetleri, güzel ahlâk da haşmetleridir. En narin güzellikleri iffet, en kâmil halleri şefkat ve eğlenceleri de evlatlarıdır.” (13) b) Dikkat çekici hareketlerden uzak durmak: Müslüman kadın ihtiyacı için dışarı çıkmak duruO’nun İzinde...


munda kaldığında yürümesinde son derece iffetli ve hayâlı olmalıdır. Yürürken, erkeklerin dikkatini çekecek hareketlerden ve tavırlardan sakınmalıdır. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “...Ayaklarını, örttükleri zinetleri bilinsin diye yere vurmasınlar...” (Nûr; 31) Yürüdüklerinde dikkat çekici derecede ses çıkaran ayakkabıları giyen müslüman kadınların, bu ayet karşısındaki durumlarını gözden geçirmeleri gerekir. c) Gözleri sakınmak: Yine dışarı çıkmak durumunda kalan müslüman kadının, korumak ve sakınmakla yükümlü olduğu en önemli âzalarından biri de gözüdür. Yürürken oraya buraya bakınıp yürümemelidir. Sadece ayaklarının ucunu görmelidir. Bu onun hayâsını ve iffetini gösterir. Özellikle çevrenin ifsad edici sebeplerle ve müfsid kişilerle dolup taştığı şu fitne asrında, vakarını ve heybetini asla kaybetmemelidir ki; bu müfsid kişiler de onun rahat tavırlarına bakıp heveslenmesinler. Nitekim yüce Mevlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Mü’min kadınlara da söyle: Bakışlarını sakınsınlar, iffetlerini korusunlar...” (Nûr; 31) Dikkat edilirse iffetleri korumaktan önce, bakışların sakınmasından bahsedilmektedir. Bu da şunu gösterir: İffetsizliğe giden yol, bir bakışla başlar. Bakışını koruyan ve gözünü sakınan iffetini de korur. Bakışını sakınmayan ve gözünü korumayan, bunun tabii neticesi olan iffetsizlikten nasıl korunabilir! d) İşveli konuşmamak: Nâmahrem erkeklerle konuşmak durumunda kalan müslüman kadının diline sahip çıkması ve asla gönül alıcı bir şekilde işveli konuşmaması gerekir. Allah Azze ve Celle, asr’ı saadette insanlık âleminin en pak ve en vakarlı hanımları olan mü’minlerin annelerine şöyle hitap etmektedir: “Ey Peygamber hanımları! Siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvalı kimseler iseniz, edalı ve yumuşak konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimseler umutlanır. Siz hep uygun söz söyleyin.”(Ahzâb; 32) e) Mümkün oldukça yabancı erkeklerle yüz-göz olmamak: Hem kadınların hem de erkeklerin kalbî duygularının temiz kalması ve şeytanın vesveselerine mahal verilmemesi için mümkün oldukça perde arkasından konuşmak ve yüz yüze dergi.nebevihayatyayinlari.com

gelmemek gerekir. Bu konuda Allah Azze ve Celle en salih insanlar olan sahabe’i kiramı dahi güzelce terbiye ederek ve hem de mü’minlerin anneleriyle konuştuklarında riayet etmeleri gereken edebi onlara göstererek şöyle buyurmaktadır: “...Bir de o (kadı)nlardan bir meta’ (ihtiyacınız olan bir şeyi) istediğinizde, perde arkasından isteyin; sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için en temiz davranış budur!” (Ahzâb; 53) Daha sonra gelen insanların da onlara uyması gerektiği gayet aşikârdır. f) Evleri medreseye çevirmek: Müslüman kadın evinde oturunca, âtıl olmamalı ve vaktini asla boş geçirmemelidir. Evini bir medreseye çevirmeli ve çocuklarına gönüllü bir öğretmen olmalıdır. Kur’an ve sünnet ilimlerini hem kendisi öğrenmeli, hem de çocuklarına öğretmek için yoğun çaba sarfetmelidir. Nitekim Allah Azze ve Celle, Peygamber hanımlarına hitap ederek şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın, evlerinizde okunan ayetlerini ve hikmeti (Peygamber sözlerini) hatırlayın! Allah çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır.” (Ahzâb; 34) Allah erkeklerimizi salih ve kadınlarımızı da saliha eylesin! Âmin! ------------------------1. Müslim: 2742; Nesâî, Sünenü’l-Kübrâ: 9269 2. Said Nursi, Sözler: 916 3. Müslim: 2128 4. Bkz: Ali el-Kârî, Mirkâtül-Mefâtîh: 7/83 5. Riyâzüs-Sâlihîn Şerhi (Erkam Yayınları): 7/124-125 6. Lem’alar: 236-238. Tasarrufta bulunularak ve anlaşılması için kısmen de değiştirilerek aktarılmıştır. 7. Ebû Dâvûd: 4104. Hasen li Ğayrihi bir hadistir. 8. Tirmizi: 2993. Tirmizi bu hadisin Hasen-Sahih olduğunu belirtmiştir. 9. Ebû Dâvûd: 4173. İsnadı kuvvetli bir hadistir. 10. Benzeri bir lafız için bkz: Ebû Dâvûd: 4174. Hasen li Ğayrihi bir hadistir. 11. Buhari: 5885; Ebû Dâvûd: 4097; Tirmizi: 2991 12. Ebû Dâvûd: 4098; İmam Ahmed, Müsned: 8309. İsnadı Sahihtir. 13. Sözler: 916

CEMÂZİYELEVVEL 1436

11


HAKAN SARIKÜÇÜK

Kapak Dosya

H

amd;“Sanki onlar gizlenmiş inci gibidirler”(1) şeklinde buyuran Allah’a;

Gösterişsiz Bir İstiridye Kabuğunun İçindeki Paha Biçilemeyen İnci Tanesi Müslüman Hanımlara

Salât ve Selâm ise; “Cennet kadınının başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden hayırlıdır”(2) ve“bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez”(3) buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemefendimize; Allah’ın rahmeti ve mağfireti de, bu emirleri başının tacı edinen ve bu uğurda zorluğa, meşakkate, sıcağa ve nefsi birçok isteğe karşı gelerek, Rabbine kulluğa kendini adayan ve tesettürüne riâyet eden müslüman hanımların üzerine olsun. Tesettür; Canlılar arasında sadece insana mahsus olan bir özelliktir. Şer’i mükellefiyetlere haiz olan müslümanlara Rabbimiz tarafından hicri 4. yılda Zilkade ayında farz kılınmış ve o zamandan beri

12

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


müslüman kadınların üzerinden asla çıkmayacak ve Allah’ın izniyle asla çıkarılamayacak olan koruyucu ve sağlam bir kaledir tesettür.“Müslüman Hanımların Allah’ın emrine uygun olarak örtünmesi” demektir. Tesettür, “İslâm’ın şiarı ve imanın alametidir.” Bedenimizde Allah’ın hâkimiyetini kabul etmiş olmanın bir göstergesidir. Bu sebeple dini ve imani bir konu olup, sadece İslâm dinine mahsus olmadığı, bütün dinlerde ve medeniyetlerde bulunduğu ve evrensel olduğu herkesin kabullendiği ve bildiği bir husustur. Tesettür Kur’anla, Sünnetle ve İcma-i Ümmetle sabittir. Bu sebeple inkâr eden kâfir olur. Tesettürün gayesi, fuhşu, azgınlığı, ahlaksızlığı, teşhirciliği önlemektir. Cennet ehlinden olmaya talip olan kadınların herhangi bir eziyete ve şiddete maruz kalmasına engel olmaktır. Tesettür denilince ilk olarak akla gelen husus, kadının örtülmesi gereken yerlerini örtmesidir. Ancak tesettür kadınla sınırlı kalan bir mesele değildir. Kadını ilgilendirdiği gibi erkeği de ilgilendiren bir konudur. Ancak burada bizim üzerinde durmak istediğimiz mesele kadının kimliğini teşkil eden, İslami ölçüye uygun olan tesettürün önemini incelemektir. Yüce Rabbimiz azze ve celle şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber hanımları! (Bütün Müslüman hanımlar) evlerinizde oturun ve ilk cahiliye dönemindeki kadınlar gibi açılıp saçılarak sokakta uygunsuz uygunsuz yürümeyin”(4) Ve yine: Ahzab Süresi 59. ayeti kerimesinde de: “Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve bütün mümine hanımlara söyle! (Bir ihtiyaçtan dolayı dışarı çıktıklarında) üzerlerine (örtülerini baştan ayağa kadar örtünen)cilbablarını(dış örtülerini) sarkıtsınlar(alsınlar). Bu onların tanınıp incitilmemeleri için en hayırlı olanıdır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” buyurularak baştan ayağa kadar kapanmaları farz kılınmıştır. “Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve dergi.nebevihayatyayinlari.com

ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!”(5) buyurulmuştur. Tesettür farz kılındığında bakın ilk müslüman nesil nasıl bir iştiyakla bu emri derhal yerine getirmek için gayret gösteriyordu. Hazret-i Âişe radıyallahu anha validemiz bildiriyor ki: “İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler” buyurdu.(6) PEYGAMBERİMİZİN TESETTÜRE VERDİĞİ ÖNEM İslam’ın en önemli değerlerinden biri olan tesettür kendisi sebebiyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in resmen ilan ettiği ilk savaştır ve sebebi de Müslüman bir kadının tesettürüne el uzatılmasıdır. Kaynakların nakline göre Peygamberimizin ve Müslümanların sabrını taşıran olay şöyle cereyan etmiştir: “Hazreti Peygamber döneminde Kaynuka Yahudileri, Medine’nin bir mahallesinde kuyumculuk yapıyorlardı. Bir Müslüman kadın, ziynet eşyası almak için bir kuyumcu dükkânına girer, Yahudi kuyumcu ve arkadaşları, kadının başını açıp yüzünü görmek isterler, ancak kadın buna izin vermemiştir. Yahudilerden biri arkadan gizlice gelerek kadının arka eteğini beline iliştirir. Kadın habersizce ayağa kalktığında avret yerleri gözükür ve Yahudiler de buna gülmeye başlarlar. Kadın feryat ederek yardım istemeye başlar. O sırada orada olan bir Müslüman, Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp onu öldürür, Yahudilerde toplanıp o Müslümanı şehit ederler. Şehid edilen Müslümanın ailesi imdat ister. Hadise hemen Medine’ye yayılır. Bu durum Müslümanları çok öfkelendirir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Yahudilerin bu ihanetini öğrenince derhal savaş açar. 15 gün süren kuşatmanın ardından daha fazla dayanamayan Yahudiler, teslim olurlar ve Medine’den sürülürler.”(7) CEMÂZİYELEVVEL 1436

13


şahede ediyoruz. Ancak şunu bilmemiz gerekir ki; İnsanın görüntüsü onun kalbinin ve kişiliğinin bir yansımasıdır. İstemediği ve sevmediği bir şeyi büyük bir heyecan ve arzuyla giyen bir kişiyi görmek mümkündeğildir. Çünkü hem sevmeyecek, hemde onu yapmak için canı gönülden ça-

Tesettür, “İslâm’ın şiarı ve imanın alametidir.” Bedenimizde Allah’ın hâkimiyetini kabul etmiş olmanın bir göstergesidir. Bu sebeple dini ve imanı bir konu olup, sadece İslâm dinine mahsus olmadığı, bütün dinlerde ve medeniyetlerde bulunduğu ve evrensel olduğu herkesin kabullendiği ve bildiği bir husustur. Tesettür Kur’anla, Sünnetle ve İcma-i Ümmetle sabittir. Bu sebeple inkâr eden kâfir olur. Tesettürün gayesi, fuhşu, azgınlığı, ahlaksızlığı, teşhirciliği önlemektir. Cennet ehlinden olmaya talip olan kadınların herhangi bir eziyete ve şiddete maruz kalmasına engel olmaktır. Geçmişten günümüze kadar tüm Müslümanlar bu olayı tesettürlerine uzanan elin cezası olarak nitelendirirler. Müslüman bir kadının tesettürüne el uzatıldığı için, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Yahudi’ye savaş açıyor iken, Yahudilerin ve diğer tüm İslam düşmanlarının örtü düşmanlığı kadar, eğer bizler örtünmenin şuurunda olmaz isek, tesettürümüzü muhafaza etmez isek, ahirette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzüne nasıl bakarız, Rabbimize nasıl hesap veririz? Toplumumuzda bazı insanların Allah’ın emri olan tesettüre ehemmiyet vermediğini, belki de hafife alarak çoğu zaman “insanın kalbi temiz

olsun, nice tesettürlüler var ki yaptıklarına bakıldığına hiç kapanmasalar daha iyi, bizler en azından onlar gibi yapmıyoruz” diyerek hem kendilerini, hem de çevrelerindekileri İblis aleyhillane’nin vesvese ve iğvası sebebiyle kendi bâtıl telkinlerine inandırmaya çalıştıklarını mü-

14

CEMÂZİYELEVVEL 1436

balayacak. Bu bırakın görmeyi, düşünülmesi bile imkânsız olan bir durumdur. İçine sindiremediği bir işi yapan, beğenmediği bir elbiseyi gönül rızasıyla giyen bir insanı düşünmek anlaşılması çok zor olan bir durumdur. Olsa olsa bu işi yapan ya muhtaç biridir ki, bu sebeple beğenmediği elbiseyi giymektedir. Yada muzdar biridir ki, mesleği gereği dünyevi kaygılarından dolayı buna sessiz kalmaktadır. Dolayısıyla kalbin onaylamadığı

bir dış görünüş asla kalb ile birlikte ve yanyana olamaz. Bugün bu sözleri söyleyenler bilmelidirler ki aslında dış görünüşleri onların kalplerinde saklamış oldukları gerçek düşüncelerinin bir mahsulüdür. Kalbin temiz olması, dinimize uymakla olur. Dine uymayanın kalbi asla temiz olamaz. Kalbin nasıl temiz olacağını her şeyi yoktan yaratan AllahuTeâlâ ve O’nun son peygamberi Muhammed aleyhisselâm bildirmektedir. Gerçekte ancak, onların bildirdiklerine uygun yaşayanın kalbi temizdir, onların emirlerine uymayanın kalbi temiz olamaz. Aslında kişinin bâtıla dalması ve bu sebeple günah işlemesi, onun kalbinin bozuk olmasının alametidir. Günah işleyenlerin, mesela açık gezenlerin “Sen kalbe bak, kalbim temizdir” demeleri de çok yanlıştır. İçi ile dışını birbirinden farklı göstermek gibi bir durumdur ki Allah muhafaza etsin bu durumda tam manasıyla bir nifak alametidir. Bu durumu bakın Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl izah ediyor. Ebû Abdullah Nu’mân b. Beşîr radıyallahu anh’den dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Şüphesiz helâl de apaçık bellidir, haram da apaçık bellidir… Şunu da bilin ki, insan vücudunda bir lokmacık et parçası vardır. O düzelirse, bedenin tümü düzelir, bozulursa bedenin tümü bozulur. Bilin ki o, kalbdir.”(8) O’nun İzinde...


Hazret-i Âişe radıyallahu anha validemiz bildiriyor ki: “İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler” buyurdu.

Müslüman hanımların özellikle bilmesi gereken

Saçı görülmüyor, ama vücudunun bütün hatları

bir diğer husus da İslam’da, “Hayra sebep olan

meydanda. Bunun adı da maalesef tesettür oluyor!

hayır, kötülüğe sebep olan da, kötülük yapmış

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

gibi günah kazanır” kuralı vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa açtığı çığrın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam’da (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığrın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından birşey eksilmeden ona aittir.”(9) Müslüman hanımların bilmesi gerekir ki: Sadece başını örtmekle tesettür olmaz. Tesettürlü bir hanım dikkat çekici renklere bürünemez. Bu sebeple Müslüman kadın, erkekleri günaha sokmaktan sakınmalıdır. Çünkü bu giyiniş şekliyle hem kendini, hem de diğer insanları fitneye düşürmüş olur. Diğer kadınlarında beğenilme ar-

“Şeytan onların yaptıklarını kendilerine süslemiş, güzel göstermişte onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.”(10) Müslüman kadın, haramdan korkmalı, günahlarına karşı vurdumduymaz bir tavırda olmamalıdır. Çünkü münafık kişi, işlemiş olduğu günahını hiç önemsemez. Bir hadisi şerifte Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür kalbi kaplar, kalb, kapkara [kirli, pis] olur.” “Mümin günahını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise, burnuna konmuş hemen uçacak bir sinek gibi görür.”(11)

zusuyla onu örnek edinmelerinden ve bu sebep-

Kötü huylar ve günahlar kalbi hasta eder. Bu has-

lede topluca günah bataklığına düşmekten sakın-

talığın artması, kalbin ölümüne yani küfre sebep

malıdır. Âdem aleyhisselâm’ın oğlu olan Kabil

olur. Küfür ise, kalbi öldüren en büyük zehirdir.

örneğinde olduğu gibi “katli ilk başlatan” olması

Bu bakımdan kadın ve kızlarımızın tesettürüne

hasebiyle Âdemoğullarından her bir öldürülenin günahından ona da bir pay olduğu gibi, insanları açıklığa, hayâsızlığa ve tesettürsüzlüğe sevkedenlerin ve bunu da kendisi üzerinde bizzat pratize edenlerinde bu günahta büyük bir paylarının olacağı unutulmamalıdır. Diğer taraftan doğrudan bir kez ayrılmaya başlandığı ilk andan itibaren şeytan yapılan her şeyi güzel göstermeye başlar. Sonuçta başın örtülü olması yeterli zannedilmeye ve diğer yerlerin açıl-

çok önem vermeliyiz. Dışarıda giyilen dış kıyafetin, dinimizin emirlerine göre örtmesi gerekli olan yerleri örtmüş olması, vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bolluk ve genişlikte, altını da göstermeyecek kalınlıkta olması gerekir. Göze çarpan, göze batan, vücudun hatlarını belli eden, bedene yapışan, renkleri cırtlak ve çarpıcı kıyafetlerle sokaklarda gezip tozan kadın ve kızlar, başlarını örtmüş olsalar bile, tesettüre girmiş sayılmazlar. Onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

masında bir sakınca olmadığı zannına sahip ol-

efendimizin ifadesi ile “örtülü çıplaklardır.” (12)

maya başlanılır. Maalesef bugün sokaklarımızda

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre

başı kapalı, altı açık hanımlar dolaşıp duruyorlar.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

15


“Örtülü (fakat) çıplak, (kendine yabancı erkeği) meylettirici ve (kendisi harama ve yabancı erkeğe) meyledici, başları deve hörgücü gibi (sağa sola) meyleden kadınlar cennete giremezler ve cennetin kokusunu da alamazlar. (Hâlbuki) hakikaten cennetin kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir,” buyurmuşlardır.(13)

ları genişletilir. Mahalli idarelere kadar uygulan-

Şu husus unutulmasın ki, tesettür konusunda gereken hassasiyet ve önemi göstermek başta tesettür ile emrolunan hanımlar olmak üzere bu hususta bir şeyler yapmaya muktedir olabilen ana, baba, eş, abi, kardeş, tüm herkese bir vecibedir. “Emr-i bil-mâruf ve nehy-i anil-münker” vazifesidir, farzdır. Bu farz büsbütün terk edilirse azab gelir, felâket gelir.

malar yapılır. Yurt gezilerinde Avrupai görünüme

Huzeyfe b. Yeman radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan ALLAH’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da ALLAH kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra ALLAH’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez”1buyurarak, emri bil mârufu ve nehyi anil münkeri terk eden bir toplum üzerine azab ineceğini açıkça haber vermiş ve bizi uyarmıştır.

Artık azab inmeden başımıza, Tesettürü indirmek gerek başımıza. Engeller çıksa da karşımıza, Haktan gelir ancak gelen başımıza. TESETTÜRE KARŞI OYNANAN OYUNLAR Dünyanın her yerinde müslümanlara karşı oynanan oyunlar zaman değişse de asla değişmemiştir. Özellikle ülkemizde tesettüre karşı verilen mücadele bizler için asla unutmamamız gereken ve ibret almamız gereken bir meseledir. Türkiye’de kadınların giydiği çarşafı kaldırmanın ne derece tepkiye sebep olacağını denemek için bir pilot bölge seçilir. İlk uygulama Trabzon’da gerçekleştirilir. Trabzon belediyesi kent merkezinde çarşaf giyilmesini yasaklar. Merkezde çok tepkiye neden olmayınca daha sonra yasak alan-

16

CEMÂZİYELEVVEL 1436

maya başlanır. Daha sonraları yasak, o kadar genişletilir ki bazı bölgelerde çarşaf giyenlere polis müdahalesinin yapıldığı görülür. Bu dönemlerde tesettürün kadının dış görünümünü ne kadar rencide ettiği hususunda konuşsahip kadınlar gezi heyetine dâhil edilir. Böylece müslümanların kadınları Avrupai tarzda giyime alıştırılmak istenir.(14) Kadınları batılılaşma kültürüne entegre etmek için seçilen birtakım kızlar Avrupa’ya eğitime gönderilir. Avrupai tarzda giyinen ve erkeklerle birlikte iç içe olmaktan hiç çekinmeyecek, iffet duygusundan mahrum kadınlar! yetiştirilir. 2 Eylül 1929 tarihinde Miss Turkey isminde bir güzellik yarışması düzenlenir. Batıya daha hızlı adapte edebilmenin başka bir yolu olan böyle yarışmalara, genç ve bekâr kızların katılmaları teşvik edilir. Bu yarışmayı düzenleyen de Cumhuriyet gazetesidir. 4 Şubat 1929 da bir duyuru yapılır. “Bütün dünyada güzel

kadınlar seçilir ve memleketlerinin güzellik kraliçesi intihap edilirken bizim böyle bir kraliçemiz neden olmasın? En güzel Türk kadını kimdir acaba?” denilir. 16-25 yaşındaki kızlar arasında yarışma yapılacaktır. Bir hafta sonra gazetenin sahibi ve başyazarı olan Yunus Nadi sütununu bu konuya ayırır. Güzellerin mayo ile jürinin önüne çıkacaklarını bildirir. 125 yarışmacının fotoğrafı 21 Haziran 1929’da tamamlanır. Sıra okuyucuların oy vermesine gelir. 1 Ağustos’ta açıklanan sonuçlara göre 1121 oyla “Mualla Suzan” birinci seçilir. Gazete 400’ün üzerinde oy alan 48 yarışmacının büyük jüri önüne çıkmasına karar verir. Eylül günü güzeller jüri önüne çıkarılır. Yarışma Cumhuriyet gazetesinin üst katında yapılır. Ve Feriha Tevfik birinci olur.(15) Tüm bunların amacı müslüman kızların toplumun önünde açılmasını kolaylaştırmaktır. 1930 yılında bir güzellik yarışması daha düzenlenir. Bu yarışmanın birincisi de Mübeccel Namık Hanım’dır. Bu yarışmada ilginç olan ise jürinin yorumlarıdır. Hüseyin Rahmi Gürpınar “Bire bir

alınırsa hepsi güzel, fakat bolluk içinde seçmek O’nun İzinde...


müşkil oluyor,” diyor. Halit Ziya Uşaklıgil “Bayıldım” diyor, Abdulhak Hamit Tarhan “Cennete girdim sanıyorum” diyor, Hüseyin Cahit Yalçın ise “hayranım” diyordu.(16) 24 Temmuz 1973 yılında televizyona çıkan İnönü Lozan’ı bakın nasıl anlatıyordu. “ Biz Lozan’da öyle taahhütler (sorumluluklar) altına girdik ki, İtilaf devletleri bizim bu taahhütleri yerine getiremeyeceğimizi zannettiler. Anlaşmaya göre bizim bunları 10 sene içinde yerine getirmemiz gerekiyordu. Ama biz 5 sene içinde yerine getirdik.” Bu sözler üzerine Nazmi Kal isimli şahıs İnönü’ye şöyle sorar: “Paşam niçin yerine getiremeyeceğinizi zannettiler?” İsmet İnönü şöyle cevap verir: “Çünkü millet isyan eder diye düşündüler” (17) Yakın tarihimizde cereyan eden ve bizlerin kalbine hançer gibi saplanan şu tarihi olay çok düşündürücüdür. “Yıl 1932, yer yine Cumhuriyet gazetesi. Ve bir güzellik yarışması daha düzenleniyor. “Evlenmemiş namuslu kızlar” davet edilir diyor bir başlıkla. Bu yarışmaya 17 yaşında “Keriman Halis” adında genç bir kız da katılır ve birinci olarak güzellik kraliçesi seçilir. Ve dünya genelinde Avrupa’da düzenlenen bir güzellik yarışmasına Keriman Halis gönderilmek istenir. Yer; Belçika’nın Spa şehri! 28 ülkenin katılımıyla güzellik yarışması düzenlenir. İlk kez bir Müslüman kızı, dünya güzellik yarışmasına katılacaktır. Herkes yarışmanın sonucunu merak etmektedir. Ülkelerini temsil eden kızlar, jürinin önüne sırayla gelip puan toplamaya çalışırlar. Bütün katılımcıları izleyen jüri üyeleri, puan değerlendirmesi yapmak üzere başka bir salona geçerler. Başkan kürsüye gelir ve jüri üyelerine şu konuşmayı yapar: “Sayın jüri üyeleri! “Bugün, Avrupa’nın ve Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Yüzyıllardır dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı İmparatorluğu, artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınlarının temsilcisi olan Türk güzeli Keriman aramızdadır, karşımıza çıkıp kendini bize beğendirmeye çalışmıştır. dergi.nebevihayatyayinlari.com

Türkiye’de kadınların giydiği çarşafı kaldırmanın ne derece tepkiye sebep olacağını denemek için bir pilot bölge seçilir. İlk uygulama Trabzon’da gerçekleştirilir. Trabzon belediyesi kent merkezinde çarşaf giyilmesini yasaklar. Merkezde çok tepkiye neden olmayınca daha sonra yasak alanları genişletilir. Mahalli idarelere kadar uygulanmaya başlanır. Daha sonraları yasak, o kadar genişletilir ki bazı bölgelerde çarşaf giyenlere polis müdahalesinin yapıldığı görülür. Bu Türk kızını, kendi zaferimizin tacı kabul edeceğiz ve onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslam’ı ve Türkleri yenmenin zaferini kutluyoruz. Hıristiyanlığın ve Avrupa’nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu işte “mayo ve sütyen” ile önümüzdedir. Müslümanların geleceğinin böyle olması temennisiyle... Bundan dolayı Türk kızını dünya güzeli olarak seçeceğiz, fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi olarak kaldıracağız” diyerek Türkiye’yi birinci ilan ederler. Böylece Keriman, dünya güzeli seçildi ve resmi gazetelere basıldı. Hatta kartpostal yapılarak satıldı. Elden ele dolaştı. İşin ilginç olan diğer bir yönü ise Keriman Şeyhulislam’ın torunu olarak takdim edilir.(18) Yapılan bu yarışmalarla, yeni Türk kadını modeli oluşturuluyordu. İslam ile bağını koparmış, zihnini ve fikrini batıya kiralamış, batıcı nesiller yetiştirecek kadınların temelleri atılıyordu. CEMÂZİYELEVVEL 1436

17


Eğitim sistemi başta olmak üzere yapılan bütün

melidirler: Onlar istemese de tesettür, Müslüman

inkılaplar bu esaslara göre yapılıyordu. Toplum

kadınlar tarafından, bir ömür boyu, hep izzet ve

çağdaşlaştıkça! Hıristiyan Avrupa zaferini ilan

şerefle taşınacaktır.

ediyordu. Necip Fazıl’ın da dediği gibi:

Bana çağ dışı diyorlarmış; Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım?

Şimdi Müslüman hanımlara da şunu soruyoruz: Sahte mi gerçek mi diye buruşturulan ve elden ele dolaşan bir banknot gibi resmedilmiş bir halde olmayı mı, yoksa tutarken dahi özen ve titizlikle,

Bir başka yerde ise şöyle seslenmektedir bu örtü düşmanlarına:

Medeniyet söküp atmaksa baştaki ağı, Sizden daha medeni Afrika yamyamları

narin dokunuşlarla tutulan bir inci tanesi olmayı mı istersiniz? Mevla Teâlâ cümlemizi tesettürüne sahip çıkan kullarından eylesin. Selam ve dua ile.

Eğer medeniyet açmaksa bedeni Desenize, hayvanlar sizden daha medeni

-------------------------

Merhum Mehmet Akif, müslüman kadının kim-

1. Vâkıa, 23.

liğine zarar vermek isteyenlere bakın nasıl sesle-

2. Buharî, Rikak, 51.

niyor:

Bacımın örtüsü batmışsa zalimin gözüne,

3. Ebu Davud. 4. Ahzab, 33. 5. Nur, 31.

Billahi acırım tükürüğe, tükürsem yüzüne

6. Buhari, Nesai.

Maalesef zamanında bu oyunlara ortak olanlar ve

7. İbnHişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Nşr. M. es-Sekâ, İ. el-Ebyârî, A.Hafız Çelebi, Lübnan 1391/1971, III, 51

bu oyunun piyonları, şuan tesettürsüz bir halde

8. Hadisi Buhari (İman, 39’da) ve Müslim rivayet etmiştir.

sokaklarda dolaşanların öncülüğünü yaptılar.

9. (Riyâzu’s-Salihîn, 19, bab. 172. hadis, s. 158 (Müslim’den); Sunenu’n-Nesaî, V, 99; (vermekle ilgili genel çığır açma; V, 100; İyiliğe vesile olma ile ilgili hadisler; et-Tâc, I, 74 (Hayra delil olan yapan gibidir); Sunenuİbni- Mâce 203, 206, 207 nolu hadislere bkz.

Kötü bir çığırın açılmasına sebep oldular. Ne yazık ki bizler de son zamanlarda tesettür konusunda küfür ehlinin oyunu olan modanın esiri olmuşuz. Maalesef kendi nesillerimiz de bu oyunun içine sürüklenmekte. Şu unutulmamalıdır ki, küfrün eskiden İslam’a karşı olan mücadelesi bugünde devam etmektedir. Kıyamete kadar da bu mücadele devam edecektir. O gün küfür ehli nasıl çalıştıysa bugün de aynı şekilde çalışmaktadırlar. İşte bu yüzden Müslümanlar olarak bizler, daha dikkatli olmalıyız. Küfrün oyununa gelmemeliyiz. Nesillerimizi Tesettür bilinci ile yetiştirmeli, kâfirlere ve örtü düşmanı olan yerli uşaklarına asla fırsat vermemeliyiz. Onlar şunu da iyice bil-

18

CEMÂZİYELEVVEL 1436

10. Neml, 24. 11. Buhâri. 12. Müslim: Libas: 125. 13. Müslim, libas:125, Cennet:52; Muvatta, Libas:7; A.b.Hanbel: 3/356, 440 14. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:160, Pınar Yayınları. 15. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:161-162, Pınar Yayınları. 16. Cumhuriyetin Tarihi, Ahmet Cemil Ertunç, s:162, Pınar Yayınları. 17. Bin Yılın Sonu 28 Şubat, C, 1. S:400 Abdurrahman Babacan. 18. Bir Millet Uyanıyor, Hekimoğlu İsmail, s: 153-155. Yeni Rehber Ansiklopedisi, cilt: 11 s: 357. Türkiye gazetesi.

O’nun İzinde...


MUHAMMED ALİ MÜCAHİD

Kapak Dosya

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

Kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır... (Bakara; 228)


G

enellikle bir takım problemler aileler içinde meydana gelir ve bunlar ailede huzursuzluğa yol açar. Evvela huzursuzluğun sebebini, kaynağını bulmak önemlidir mutlu olabilmek için. Evlilikte Stres Kaynakları Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu konuda şunu söyler: Uzun ilişkiler karşı tarafın eksikliklerini abartır, üstünlüklerini küçümser.” (“Bizim hanım anlamaz” gibi) Aile terapistlerine en çok sorulan soru şudur: “Evliliğin yıkılmasını neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sıkıntılar mı? Konuşamamak mı? Parasızlık mı? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi? İlgisizlik mi? Eğitimsizlik mi? Kişilik çatışması mı?...” Bunların çoğu birer belirtidir. Gerçek sebep sevgi, saygı ve güven bağlarını zayıflatan herhangi bir şeydir. Evliliği bir arada tutan harcın malzemeleri sevgi, saygı ve güvenden oluşur. 1- İLGİSİZLİK Sevgi bir ateştir. Sürekli yakılması ve beslenmesi gerekmektedir. İlgilenilmediğin de ateş nasıl sönerse sevgi ateşi de öyle söner gider. Sevgiyi ateşleyen birinci şey ilgidir. Ateşe değer vermektir, bakımını yapmaktır. Herkesin yaşadığı bir evi vardır. Evi yıkılmaktan, yıpranmaktan korumak için sürekli bakım ve ilgi gerekir. Bırakılırsa ev dağılır. Tamiri ertelenirse bozulmalar başlar. Bir eşya ilgisizlikten tahrip olabildiğine göre insan ilişkilerinde en önemli bağ olan sevgi de sürekli bakım ve ilgiye alınmazsa dağılıp çürüyecektir. Evlilikte insanlar birbirlerine ilgilerini yitirdiler mi kalbi ilgilerini başka şeylere yöneltirler. Çocuklara, kariyere, evin eşyasına, spora, modaya, ev temizliğine, araba tutkusuna, şöhrete, zenginliğe... Böyle durumlarda evlilik ihmal edildiği için bakımsız kalacaktır ve yıpranmalar, arızalar, yani sorunlar başlayacaktır. Erkekler daha mı ilgisiz? Kendisini iş başarısına odaklamış bir kişi evlendiğinde eşine zaman ayırma ve ilgilenme gibi

20

CEMÂZİYELEVVEL 1436

“gerçek dünya” ile karşılaştığında zihinsel bir pişmanlık hissedebilir. Eğer erkek bencilse sorun başlayacaktır. Evine zaman ayırmama gerekçesi olarak şöyle der: “Ben zaten sizin için çalışıyorum, ekmek kavgası başka çarem yok.” Kısa da olsa kaliteli bir beraberliği, hem iş hem ev başarısını beraber götürebileceğini düşünmezse fırtınalar başlayacaktır. Diplomalı Hizmetçilik mi? Evini otel ve restoran gibi kullanan bir erkek eve geldiğinde “Nasılsın?” demeyi ihmal edecektir. Sevgi dolu bir bakışı, bir tebessümü esirgeyecektir. Bütün gün çocuklarla, mutfakla uğraşmış bir kadın kendisine değer verilmediğini hissettiği an evliliğini sorgulaması doğal bir hakkıdır. Evlilik danışmanına gelen bir danışana eşi ile ilgili bilgiler sorarız; kişisel geçmişi, zevkleri, nefret ettiği şeyler... Bu bilgileri alırken eşinin göz rengini bilmeyen erkeklere rastlamak mümkündür. İyi baba, iyi iş adamı olmak yetmiyor, iyi bir koca da olmak gerekiyor. Sağlam ailenin üç özelliği: Nebraska Üniversitesinde ‘İnsan Gelişimi ve Aile Bölümü’ yöneticisi Nick Stinnett, güçlü ailelerle bir araştırma yaptı. Bulduğu üç önemli ortak özellik şunlardı: Dine bağlılık: Sürekli ve düzenli Kiliseye gidiyorlardı. Övgü ve takdir: Aile üyeleri karşılıklı ruhsal okşamalar içindeydiler Birlikte zaman: İş, eğlence, yemek gibi çok alanda beraberdiler. Şuurlu bir Müslüman genelde çevresindeki insanlara faydalı olmak ister, Allah rızası için koşturur, mesai harcar, fedakarlık gösterir ancak genelinin de gözden kaçırdığı ifrat ve tefrite kaçtığı husus ise en yakınlarına; eşine, ailesine karşı sorumluluklarını gözardı eder. Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ilk hassasiyetini, fedakarlığını önce ailesine sonra diğer insanlara göstermiştir. Nitekim alemlere rahmet efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Vücudunun, nefsinin, Hanımının, çocuğunun, arkadaşının ve rabbinin senin O’nun İzinde...


üzerinde hakkı vardır. Hak sahibine hakkını ver.” (Buhari, savm,; 51, 55)

Kadının Kocası Üzerindeki Hakları: Aile reisliğini adilane yapmak: Erkek, üstlendiği büyük sorumluluğun bir karşılığı olmak üzere aile reisliği makamına oturur. Çünkü o, bedenen daha kuvvetlidir ve aileyi idare etmek için daha güçlüdür. Kadın, tıpkı gül gibidir; gül, yakıcı güneşe, rüzgâra ve kasırgaya dayanamadığı gibi kadın da, ağır ve yıpratıcı sorumluluklara dayanamaz. Şu bir gerçek ki: Devletlerde, milletlerde, iş yerlerinde, ailelerde huzurun sağlanabilmesi için, son sözü bir kişinin söylemesi lazımdır. Her kafadan bir ses çıkarsa huzur olmaz. Allahu Teâlâ: “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. O sebeple ki, Allah onlardan kimini bazı hususlarda, kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcama yapmakta, infak etmektedirler…” (Nisa; 34) “…Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre aile reisliğinden ibaret olan bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.” (Bakara sûresi; 228) ayet-i kerimeleri ile ailede son sözü söylemeyi erkeğe vermiş, erkekleri kadınlar üzerine hâkim kıldığını bildirmiştir. İslâm’da aile dirliği kocanın hâkimiyetine dayandırılmıştır. Ayet-i kerime, ailede erkeğin reisliğini esas kılmıştır. Ama bunu nafaka temin etme sebebine bağlamıştır. Nafakanın temini itaati gerektiren bir hukuk getirmektedir. Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm’da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilâhî talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. Bunun için kadın, düşüncesini söylemeli fakat son sözü kocasına bırakmalıdır. Erkek yanlış bile yapsa, dine uygun yapıldığı için, Allahu Teâlâ o işin neticesini hayra çevirir. Evde senin dediğin, dergi.nebevihayatyayinlari.com

Evini otel ve restoran gibi kullanan bir erkek eve geldiğinde “Nasılsın?” demeyi ihmal edecektir. Sevgi dolu bir bakışı, bir tebessümü esirgeyecektir. Bütün gün çocuklarla, mutfakla uğraşmış bir kadın kendisine değer verilmediğini hissettiği an evliliğini sorgulaması doğal bir hakkıdır.

benim dediğim olacak kavgası olursa o evde huzur olmaz. Diktatörlükten sakınmak Muaviye bin Hayda el-Kuşeyri radıyallahu anh şöyle dedi: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve: −Kadınlarımız hakkında bize neyi emredersin dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; −‘Sizler yediğiniz şeylerden onlara da yediriniz, giydiğiniz şeylerden onlara da giydiriniz! Kadınlarınızı dövmeyiniz, onlara Allah senin yüzünü çirkinleştirsin diye beddua etmeyiniz ve evin dışında onlara küsüp terk etmeyiniz!’ buyurdu.” (Ebu Davud) İbni Ebi Zuâb radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakleder: ‘Allah’ın kadın kullarını dövmeyiniz!’ ” (Ebu Davud) Erkek, her ne kadar ailenin reisi ise de, gelişigüzel emir ve yasaklamada bulunmaktan sakınmalıdır; eşinin ve çocuklarının görüşlerini dikkate almalı, evin idaresinde, onun fikrini sormalıdır. Kendini beğenmişlik ve yersiz sıkmalar, ailede diktatörlük düzeninin hâkim olmasına sebep olur; sağlıklı aile ilişkilerine ve çocukların doğru biçimde eğitilmesine zarar verir. Erkeğin aile müdüriyetinde başaCEMÂZİYELEVVEL 1436

21


rılı olması, ancak aile fertlerinin gönüllerine taht kurmasıyla mümkündür. Hanımıyla güzel geçinmek, onu himaye etmek ve onunla kaynaşmak Erkek, kadına son derece şefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini sağlamalıdır. Eve geldiği zaman güler yüzle selâm verip tatlı dil ile hal hatır sormalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Onlarla yani hanımlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, Allahu Teâlâ ondan bir çok hayır takdir etmiş bulunur.” (Nisa Suresi; 19) Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır ve sizin en hayırlınız da, hanımlarına karşı ahlâk bakımından hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî) Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

9- Gezdirilmek. 10- İstişare edilmek. 11- Değer verildiğini hissetmek. 12- Bildiklerini öğretmesi. 13- Meşru isteklerine izin verilmesi. 14- Cinsel ihtiyaçlarının karşılanması. 15- Asla yalan söylenmemesi. 16- Meşru ihtiyaçlarının karşılanması. 17- Tatlı dille konuşulması. 18- Sırlarının saklanması. 19- Adil davranılması. 20- Kusurlarının uygun bir dille söylenmesi veya örtülmesi. 21- Sadık kalınması. 22- Hakir görülmemesi. 23- Habersiz istişaresiz misafir davet edilmemesi. 24- Lakap takılmaması.

“Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına buğzetmesin! Çünkü onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim)

25- Karşılaştırılmaması.

Bazı yörelerde erkeğin karısına karşı nazik davranması kılıbıklık olarak değerlendirildiği için iyi davranışlar hep kadınlardan beklenmiş; sertlik, kabalık ve kendi başına buyruk olma erkeklerin tabii hakkı gibi sayılmıştır. Hâlbuki İslâmiyet, erkeklerin eşlerine karşı hoşgörülü olmalarını, kaba ve sert davranışlardan sakınmalarını istemiştir!!

27- Çocuklara ve ailelere, eşe dosta karşı saygınlı-

Kadının Eşi üzerindeki Hakları; 1- Sevilmek (söylenmeli, belli edilmeli).

26- Yapılan iyiliklerin başa kakılmaması. ğının korunması. 28- Sosyal hayattan koparılmaması. 29- Akraba ziyaretlerinin engellenmemesi. 30- Yaptığı hizmetlere teşekkür edilmesi. 31- Hediye verilmesi 32- Üzgün, yorgun, hasta olduğu anlarda yardım edilip, moral veril verilmesi.

2- Sayılmak.

33- Eksiklerini kapatmasında onurunu kırmadan

3- Güvenilmek.

destek verilmesi.

4- Bakılmak.

Bu maddelerin tümü için ayetler ve hadisler hiç

5- Korunmak.

şüphesiz ki vardır. Dinimiz bizleri teşvik etmekde

6- Eğlendirilmek. 7- Mutlu edilmek. 8- Dinlendirilmek.

22

CEMÂZİYELEVVEL 1436

ve hassas davranmaya iletmektedir. Ancak yazımızı çok daha fazla uzatacağından bu maddelerin tefekkürünüz siz değerli okuyucularımıza bırakıyorum. Saadet dolu bir yuva dileğiyle. O’nun İzinde...


ZAFER MERT

Kur’an’ın Gölgesinde Dersler İslâmî Mücadelede Kadının Önemi Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir. (1)

ِ ُ ‫ات بـع‬ ِ ِ ِ ‫ض يأْمرو َن بِالْمعر‬ ‫وف َويـَنـَْه ْو َن َع ِن‬ َْ ُ َ‫َوال ُْم ْؤمنُو َن َوال ُْم ْؤمن‬ ُ ْ َ ُ ُ َ ٍ ‫ض ُه ْم أ َْوليَاء بـَْع‬ ِ َّ ‫الصالََة َويـُْؤتُو َن‬ ‫ك َسيـَْر َح ُم ُه ُم‬ َّ ‫يمو َن‬ َ ِ‫الزَكا َة َويُ ِطيعُو َن اللّهَ َوَر ُسولَهُ أ ُْولَئ‬ ُ ‫ال ُْمن َك ِر َويُق‬ ِ ‫يم‬ ٌ ‫اللّهُ إِ َّن اللّهَ َع ِز ٌيز َحك‬

K

adınlar ve erkekler birbirlerini tamamlayıcı olarak yaratılmışlardır. İnsan yaşamının başladığı tarihten itibaren kadınlar, erkeklerle omuz omuza durarak yaşamın tüm alanlarında varlıklarını hissettirmişlerdir. İnsan yaşamı kadın erkek varlığı ile devam etmekte ve beşeriyet tarihinin en büyük insanlarını yetiştirenler yine kadınlardır. Evde ki ilk öğretmenin bir kadın olması ve her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır vecizeleri de kadınların toplum içindeki önemini ifade etmektedir. Toplumun eğitim ve yetiştirilmesindeki en büyük rollerden birisi de kız evlat, eş ya da anne olarak kadının omuzlarına düşmektedir. Hanımların İslami harekette etkinlikleri İslam toplumunun gelişmesi açısından hayati bir önem taşır. Çünkü ilk öğretmen olması itibariyle nesli yetiştiren kadındır. Tebliğ konusundaki çeşitliliğe dergi.nebevihayatyayinlari.com

baktığımızda kadınların anne veya eş olarak tüm bu yöntemlerden en etkin şekilde yararlandığını görmekteyiz. Çünkü her milletin saadeti, o toplumun bireylerinin ailedeki eğitimine bağlıdır ve aile içinde de en etkin unsur, evin kadınıdır. Tarihi kaynaklar incelendiğinde kadınların kadınlara ders verdiği, kadınların Hz. Peygamber ve Hulefa-i Raşidin döneminde mescitte kendilerine ayrılan bölümde sohbetlere katıldıkları, Hz. Peygamberin hanımlarının birçok hadis rivayetinde bulundukları gibi bilgilere çok kolay bir şekilde ulaşabiliriz. İslam tarihine baktığımızda ashabın hanımları İslâmi mücadelede, üzerlerine düşen vazîfelerini en iyi bir şekilde yaparak İslâmî harekette ve tebliğde önemli bir yer işgal etmişler ve geleceğin Müslüman hanımlarına güzel örnek olmuşlardır. CEMÂZİYELEVVEL 1436

23


İslam ile ilk müşerref olan hanımlardan birisi olan Hz. Hatice radıyallahu anha Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e  iman ettikten sonra İslam’ın ilk yıllarında bütün malını Allah’ın dinini tebliğ noktasında harcaması, İslam’ın ilk şehidi Hz. Sümeyye radıyallahu anha’nın bir hanım olması, Hattâb’ın kız kardeşi Fâtımâ radıyallahu anha kanlar içinde yere serilme pahâsına da olsa, henüz Müslüman olmayan ağabeyi Ömer’e karşı İslâm’ı haykırması, Uhud harbinde babası, evladı, kocası şehit olan ensarlı kadının “Bana Resulullah’ı gösterin” feryadı ve neticesinde Allah Resulünü sağ gördükten sonra aslan gibi yüreğiyle “Seni sağ gördüm ya, bütün musibetler bana kolay gelir ya Resulallah!” haykırışı o seçkin hanımların Allah ve Resulune bağlılık ve hizmetleri hususunda bizlere çok büyük örneklikler teşkil etmektedir. Yine bazı sahabe hanımlarının gazvelere katılarak mücahidlere moral verdikleri, yemek hazırladıkları, hastabakıcılık ve yaraları sarmak gibi geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir. Nitekim Ümmü Atıyye radıyallahu anha Hz. Peygamberle birlikte yedi gazveye katılmış, (2) Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud gazvesinde geri hizmetlerde bulunmuş, (3) başka yedi kadın sahabe de Hayber’i kuşatan orduya katılarak önemli geri hizmetleri başarı ile yürütmüşlerdir. (4) Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e; “Eğer müşriklerden birisi bana yaklaşırsa, bununla onun karnını yaracağım” diye cevap vermiştir. (5) İslam ordusunun deniz seferine çıkacağını Allah’ın Rasulünden öğrenen Ümmü Haram radıyallahu anha; Hz. Peygamber’den, kendisinin de bu ordunun içinde bulunması için Allah’a dua etmesini istemiş ve Hz. Peygamber dua etmiştir. (6) Nitekim Ümmü Haram, Hz. Osman (ö. 35/655) devrinde, kocası Ubade b. es-Samit (ö. 34/654) ile birlikte Kıbrıs›ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmış ve Kıbrıs’ta bindiği hayvanından düşerek vefat etmiştir. Kabri Kıbrısta’dır. İslam›ın ilk dönemlerindeki hanımların davetten cihada kadar geniş bir yelpazede gerçekleşen bu çalışmaları hanımların İslami mücadeleye katkısını ifade etmesi bakımından oldukça önemlidir.

24

CEMÂZİYELEVVEL 1436

İslami harekette mücadele eden erkekleri en çok desteklemesi gereken yine kadınlardır. Hz. Peygambere ilk vahiy geldiğinde Hz. Hatice radıyallahu anha annemizin Peygamberimizi teskini, onu malı ve canıyla desteklemesini kim görmezden gelebilir ki! İslâmî hareket mensupları; kadınıyla, erkeğiyle el ele vererek davet ve cihad sahasında çalışmalıdır. Bu konuda öncelikli görevimiz, erkeğin öğrenme ve mücâdelesi kadar, kadının da gayret göstermesi, öncelikle fikrî açlığını gidermesi, Kurân ve Sünnet bilgisi ve eğitimi alarak güncel sorumluluklarını îfâ etmesi gerekmektedir. Bu görevleri yerine getiremeyen kadın, İslâmî harekete katılamayacağı gibi, hareketin gelişimini engelleyici bir rol de alabilmektedir. Toplumun yarısını teşkil eden önemli bir kitle için düşünsel gelişimini sağlayacak ortamların hazırlanmaması ve İslâmî mücâdelede âtıl bırakılmasının harekete ket vurması doğaldır. Kendisi İslami harekette aktif olan dava adamlarının hanımlarının, İslami temel değerler eğitiminden bile geçmemiş olması ve bunun mücadelesinin verilmemesi düşünülebilir mi? Davet sahasında çalışan İslamî hareketlerin erkeklere tebliğ ederken onların eşlerini ihmal etmesi ileride kaçınılmaz olarak aile içi çatışmalara, birbirini anlamamaya ve sıkıntılara yol açacağı muhakkaktır ki, açmaktadır da. Hanımları, anneleri, kızları eğitmeyen bir toplumun iflahı ve kalkınması mümkün değildir. Kadınların etkin olmadığı bir hareket tek ayağı olmayan kişi gibidir. Dolayısıyla bütün İslamî hareketler bu zorunlulukları fark ederek hanımların da davet sahasında aktif olarak çalışmaları için zemin hazırlamalı ve hanımlara yönelik tebliğ ve irşad faaliyetlerini şekillendirmelidir. Kadın unsurunun İslâmî harekete engel olması yerine, bizzat İslâmî mücâdelenin bu alandaki boşluğunu doldurması elzemdir. Müslüman kadının, pasifize oluş nedenlerinin araştırılması, İslâmî mücâdeledeki eksiklik ve ihtiyaçlarının tesbit edilmesi gerekir. Bundan sonra da, kadının yeniden aktif hale getirilmesi yolları araştırılmalıdır. O’nun İzinde...


Hak ve sorumluluklarını bilen, kişilikli, aydın ve bilgili Müslüman bir kadın, İslâm toplumunun güvencesidir. Bu nitelikteki kadınların bulunduğu bir toplumun erkekleri de daha kişilikli olur. Yüce Allah: “Sizi eşler olarak yarattı” (7) diyor. Kadınlı-erkekli yaratılmış olmayı büyük bir lütuf ve nimet olarak gösteriyor. Eşlerin ayrı cinsten olmalarını kalp huzurunun, ruh sükûnunun sebebi olarak zikrediyor (8). O halde eş sahibi olmak en büyük nimet, eşi mutlu etmek en büyük görevdir. Babasız, kardeşsiz, oğulsuz, kocasız, amcasız, dayısız ve dedesiz bir hayat bir kadın için anlamsız ve çekilmez olduğu gibi; annesiz, bacısız, kızsız, karısız, halasız, teyzesiz ve ninesiz bir hayat da bir erkek için anlamsız ve çekilmezdir. Bir Zeyneb Gazali’yi düşünün; o ki hayatının büyük bir kısmını sahabe kadınlarını örnek alan hanımlar yetiştirmek için adamış örnek bir davetçidir. Gazali, yıllar boyunca sürdürdüğü tebliğ çalışmalarını yürütürken devletin baskı ve zulmünü teşhir etmekten de sakınmıyordu. Bunu yaparken de ülkesini il il, kasaba kasaba dolaşıyor, tebliğ turları düzenliyordu. Kadını ile erkeği ile toplumun her kesimine konferansları ve tebliğleri ile ulaşmaya çalışıyor; evinin kapılarını sonuna kadar açtığı gençlerle görüşmelerinde, her biri birer hakkın sesi olan davetçiler yetiştirmeye gayret ediyordu. İslamı tebliğe ve bu uğurda mazlumiyete uğrayanlara yardıma adanmış hayat serüveni içinde Pakistan, İngiltere, Amerika, Arabistan, Sudan, Ürdün ve Cezayir gibi pek çok ülkeye tebliğ çalışmaları için seyahatlerde bulunuyordu. Davet amaçlı çok sayıda konferans veren, kitap ve makale yazan, seyahat gerçekleştiren bu değerli hanım tarihe adını yazdırmış müstesna, örnek ve önder kadın 3 Ağustos 2005 Çarşamba günü 88 yaşında vefat etti. Yüce Allah mekânını cennet eylesin. Geride yetiştirdiği binlerce genç, sayısız konferans ve makale bırakan Gazali, kitapları ile halen davetine devam etmektedir. Allah ondan razı olsun… İslam toplumu kadın erkek el ele vererek toplumun meselelerini birlikte çözmeye başladıkları an, Kur’ân-ı Kerim’in amaçladığı hedef gerçekleşmiş olacaktır: “Mü’min erkekler ile mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri/dostlarıdır; iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar.” Gerçek bir İslâm dergi.nebevihayatyayinlari.com

toplumunun ancak bu şekilde gerçekleştirilebileceği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Müslüman Davetçi Hanımlara Tavsiyeler • Allah’a kulluk ve tesettür hususunda titiz olmak. Giyim ve kuşamında İslâmi ölçüye titizlikle uymak. • Hanımlar için düzenlenen derslere düzenli katılarak kendisini ilim hususunda yetiştirmek. • Etrafındaki hanım ve kız çocuklarını dine ve ahlaka davet edip onlarla bıkmadan, yorulmadan ilgilenmek. • Tebliğ ve irşat faaliyetlerinde Allah için gerektiğinde vakit, güç ve malından fedakârlıkta bulunmak. • Çocuklarının İslam üzere yetişmesi için gayret etmek. • Allah yolunda mücadele eden eşini desteklemek ve ona yardımcı olmak. • Akraba ve yakınlarını İslama davet etmek. • Komşularını İslama davet etmek. • Allah için yapılan faaliyetlerde ve hizmetlerde gücü yettiğince destekte bulunmak ve görevler üstlenerek mütevazı de olsa katkıda bulunmak. • Evini lükse kaçmadan İslam adabına uygun bir şekilde tefriş etmek. • Dil afetleri denilen gıybet, laf taşıma gibi kötü hasletlerden uzak durmak ve çevresindeki kişileri de bu hususta uyarmak. • İslam gibi yüce bir dine müntesip olmak ile gurur duymak. ------------------------1) 9/Tevbe, 71. 2) Müslim, Cihad, 141; İbn Mace, Cihad, 37; Darimî. Cihad, 29; A. b. Hanbel, V, 84. 3) bk. Buharî, Cihad, 65, 66, Menakıbu’l-Ensar, 18, Megazî 18; Müslim, Cihad, 136. 4) A.b. Hanbel, V, 271; Ebu Davud, Cihad, 141. 5) Müslim, Cihad, 134. 6) Buharî, Cihad, 3,4, Ta’bir, 12; Müslim, imare, 160, 182; Nisaî, Cihad, 40; İbn Mace, Cihad, 10). 7) 35/Fâtır, 11. 8) 30/Rûm, 21. CEMÂZİYELEVVEL 1436

25


ALİ YÜCEL

Hadis-i Serif

sallallahu aleyhi ve sellem

‫ت‬ َ َ‫ ق‬, ‫سا‬ َ َ‫ ق‬، ‫اد َة‬ َ‫ت أَن‬ ُ ‫ َس ِم ْع‬: ‫ال‬ ُ ‫ َس ِم ْع‬: ‫ال‬ َ َ‫َع ْن قـَت‬ ً ِ َ ‫رس‬ ‫ « ال يـُْؤِم ُن‬: ‫ول‬ ُ ‫ يـَْق‬, ‫صلَّى اللَّهُ َعلَْي ِه َو َسلَّ َم‬ َ ‫ول اللَّه‬ َُ ِ‫ب إِلَْي ِه ِم ْن َولَ ِد ِه َوَوالِ ِد ِه َوالنَّاس‬ َّ ‫َح‬ َ ‫َح ُدُك ْم َحتَّى أَ ُكو َن أ‬ َ‫أ‬ ِ ‫ين‬ َ ‫أ َْج َمع‬

PEYGAMBER SEVGİSİ M CEHENNEM CHARLİE’LERLE HEBDOLU

26

CEMÂZİYELEVVEL 1436

ahlûkatı sonsuz kudreti ile vareden Allah celle celâluh, her işinde hikmet sahibidir. İlminin nihayeti olmadığı gibi O’nun bilgisinin dışında da herhangi bir olay meydana gelecek değildir. O, yaptıklarından ve yarattıklarından sorguya çekilemez bilakis yarattığı mahlûkatı fiillerinden hesaba çekecek olan da yine O’dur. Nihayetsiz ilmi ile ve iradesi ile peygamberlik görevini kulları içersinde kime vereceğini, bu vazife ile hangi kulunu muvazzaf kılacağını en iyi bilen âlemlerin Rabbi; çeşitli zaman ve zeminlerde sayıları on binleri belki de yüz binleri bulan peygamberleri vesilesi ile kullarına merhamet etmiş, imtihan için yarattığı bir âlemde kullarına doğru yolu gösterecek risalet müessesesinin temsilcisi peygamberler göndermiştir. Hepsine binlerce selam olsun!- Allah azze ve celle’nin bizi şahit kılması ile vazifelerini hakkıyla deruhte eden peygamber efendilerimiz, Rableri tarafından aldıkları sancağı gerçek manada yüceltmiş ve sünnetullah gereği ölüm denilen kâseden içerek sancağı bir sonraki nebiye teslim etmiştir. Seçkin kullar halO’nun İzinde...


kası olan bu nebiler silsilesinin hâtemi ve sonuncusu ilahi tayin gereği Hz. Muhammed aleyhisselam olmuştur. Canlar feda olsun ona. Canım, anam-babam, evlatlarım kurban olsun onun yoluna. Âlemleri yaradan Rabbimiz, sayısını sadece kendisinin bildiği bunca âleme rahmet kılarak Resulullah’ı mekân/zemin üstü bir konuma yerleştirmiştir. Peygamberliğini belli bir zaman ile kısıtlamayarak, zaman üstü bir çağrı ve dünya var oldukça geçerli olacak bir davet ile Resulullah’ın şanını yüceltmiştir. Semada da arzda da, gayb âleminde de şühûd âleminde de, Tevrat’da da İncil’de de adını ve şanını yüce kılmıştır. Resulullah’ın ümmetine karşı vazifeleri vardı ve o, on binlerce sahabesinin şahitliğiyle bu vazifelerini hakkıyla yerine getirdi. Bunun karşısında ümmetinin de Resulullah’a karşı bir takım vazifeleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Kendisine iman etmek, itaat etmek, sünnetine ittiba etmek ve sevmek bu sorumluluklardan bir kaçıdır. Peygamber’e iman hususunda iki hastalıklı zihniyet bulunmaktadır ki bunlardan biri bizzat Resulullah aleyhisselam’ın hayatında karşılaştığı münafıkların iman iddiası hastalığıdır. “Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.” (Münâfikûn; 1) Kalbi ile iman etmeyen yığınların ağızları ile bir takım menfaatlerden dolayı iman ediyormuş iddiası, dün vardı bu gün de var ve yarın da var olmaya devam edecektir. Resulullah aleyhisselam’a iman konusunda bir diğer hastalıklı zihniyet ise, nevi şahsına münhasır (f)ilim adamları yetiştirmede oldukça münbit kaynaklara mensup ülkemizde ortaya çıkan, Yahudi-Hıristiyanları Resulullah’a iman etmeden cennete sokmaya çalışma hastalığı. Hatta onun doğumunu kutlamak bahanesi ile icra edilen ve muhtemelen Resulullah’ın hoşlanmayacağı merasimlerden birinde referans olarak gösterilen yarışma kitaplarında geçen şu ifade neden bahsettiğimizi gayet iyi anlatacaktır: “Ancak O’nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile “La ilâhe dergi.nebevihayatyayinlari.com

illallah” diyen herkesi buraya(1) getirmekti.” Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh! Allah’ı sevmenin emaresi, Resulullah’a tabi olmak kılınmıştır yüce kitabımızda. “De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmrân; 31) İmanın kemale ermesi için onun hakemliğine ve verdiği hükümlere gönülden razı olmak şart koşulmuştur son ilahi kelamda. “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa; 65) “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab; 36) Ona itaat eden esasında Rabbine itaat etmiştir Kerim kitabımızın bildirdiğine göre. “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa; 80) “Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz.” (Nur; 54) Onun emrine muhalefet edenlerin başına ya bir fitne ya da elim bir azap muhakkak gelecektir ilahi ferman gereği. “Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.” (Nur; 63) “Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik! derler.” (Ahzab; 66) Evet, Resulullah’dan, ona itaatten bahsediyorsak eğer ona bu yüce devleti nasip eden âlemlerin Rabbinin verdiği payeyi ona vermeli ve onu bulunduğu konumda değerlendirmeliyiz. Allah’ın Resulüne karşı vazifelerimizden biri de hiç şüphesiz onu sevmektir. Tevbe Suresi 24. ayet-i kerime, insan nefsinin meyledebileceği bir takım dünyalıkları Allah ve Resul sevgisinin önüne geçirenlerden bahsederken onlara “fasık” ismini takmakta ve bu tip kimseleri ilahi bir çeşit ceza ile tehdit etmektedir. “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız CEMÂZİYELEVVEL 1436

27


meskenler size Allah’tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Resul-ü Ekrem efendimizin bizzat kendisi, imanın tadını/halâvetini hissetmenin yollarından birinin de Allah ve Resulünü bunlar dışındaki her şeyden daha çok sevmek olarak formüle etmiştir. Enes b. Malik radıyallahu anhunun rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şu üç özellik kimde bulunursa o, imanın tadını tadar. Allah ve Resulünü, bu ikisinden başka herkesten ve her şeyden daha çok sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.” (2) Müslüman’ın Resulullah sevgisi zirvelerde olmalı, öyle ki onu kendi öz canı da dâhil herkesten çok sevmelidir. Peygamber aşığı Amr b. el-Âs radıyallahu anhu şöyle diyor: Hiç kimse bana Resulullah aleyhisselamdan daha sevimli olmadığı gibi, hiçbir kimse de benim nazarımda ondan yüce değildi. Ona karşı olan aşırı hürmetimden dolayı gözlerimi doyura doyura mübarek yüzüne bakamazdım.” (3) Hz. Ömer radıyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre bir defasında Peygamber Efendimize; “Sen bana şu göğsümün içindeki canım dışında her şeyden daha sevimlisin” demişti. Resul-ü Ekrem Efendimiz ona; “Hiç kimse beni, canından daha çok sevmedikçe kesinlikle iman etmiş olmaz” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer; “Sana Kitab’ı indiren Allah’a yemin ederim ki, sen bana şu göğsümün içindeki canımdan daha sevimlisin” deyince Resulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurur: “İşte şimdi oldu, Ömer!”(4) Vahyin inişine şahitlik eden kutlu ve mübarek neslin peygamber sevgisinden sebep nice kahramanlıklar yaptığı, İslam tarihinin temiz sayfalarını en nadide cümlelerle meşgul etmeye devam etmektedir. 17 yaşındaki delikanlı Erkam, peygamber sevdasıyla her türlü tehdide rağmen evini Resulullah aleyhisselam’a açmıştır. Onun çağrısına sebep Bilaller beşer üstü takatle küfrü sinesinde paramparça etmiştir. Ölüm yatağına yatmaya razı olan Alilerin peygamber sevgisi ne kutlu bir sevgidir! Uhud da Resulullah için ifade

28

CEMÂZİYELEVVEL 1436

yerindeyse canlı kalkan olan kahramanların Resulullah’ı ne kadar sevdikleri hepimizin malumudur. Ya babası, evladı, kocası şehit olan ensarlı kadının “Bana Resulullah’ı gösterin” feryadı ve neticesinde Allah Resulünü sağ gördükten sonra erkekleri erkekliklerinden utandıracak aslan gibi yüreğiyle “Seni sağ gördüm ya, bütün musibetler bana kolay gelir ya Resulallah!”(5) haykırışı o seçkin neslin peygamber sevgisi hakkında bir nebze olsun fikir vermektedir galiba. “Evimde hatırıma geldiğinde seni görmeden edemiyorum ya Resulallah!”(6) diyerek Mescid-i Nebi’ye gelerek özlemini gidermeye çalışan ve ahirette onu görememenin endişesini taşıyan adını dahi bilemediğimiz güzel insanlar ne kadar da sadıklar sevdiklerine karşı? Şehit olmak üzereyken kendisine “Senin yerinde Muhammed olsaydı da seni öldüreceğimize onun boynunu vursaydık, daha iyi olurdu değil mi?” diye soran müşrik zihniyete, Charlie Hebdo zihniyetine “Değil benim yerimde olmasını istemek, şu an bulunduğu yerde ayağına diken batmasına gönlüm razı olmazdı” şeklinde destansı bir cevap veren Zeyd b. Desinnelerin ve Hubeyb b. Adiyylerin peygamber sevdasını, maddecilik ile Rabbaniliği birbirine karıştıran çağdaş Müslüman dünya elbette anlamayacak ve algılayamayacaktır. Allah, sahabe-i güzinin cümlesinden razı olsun! Nifak dininin mensubu Mecusilerin burnu yerde sürtülse bile! Bahse konu olan, kendisinden konuştuğumuz; yardımına beş bin nişanlı meleğin inmek için yarıştığı, gönlünü teskin etmek için uzak mesafelerin yaklaştırıldığı/Mescid-i Aksa’ın bir gecelik mesafe kılındığı, davası uğruna Bilallerin-Habbabların eziyet çektiği, Sümeyyelerin hunharca şehit edildiği, Sümeyraların aslan kesildiği, fizik kurallarını alt-üst edercesine ayın ikiye yarıldığı, hurma kütüklerinin uğruna gözyaşı döktüğü, ağaçların toprakları yarıp kendine selam vermek için yarıştığı, adına ilahi kelamda buyruklar inen ve bizzat Rabbi tarafından korunup gözetilen, Rabbinin “Ey Resulüm!” hitabına mazhar olup “Seni insanlardan/alay edenlerden Ben korurum Ben” diye ilahi murakabe ve muhafaza altına alınan… Evet, bahse mevzu olan böyle bir kul ve resul ise şayet can da teferruattır gayr-ı canan da. Kendisinden O’nun İzinde...


konuştuğumuz âlemlere rahmet Muhammed ise şayet lütfen biraz iffet, ne olur biraz edep.

kazancın mı yoksa peygamberin mi ve bunlar gibi

Peygamber sevgisinden bahsedilecekse eğer Mus’ab gibi malını-mülkünü, yakışıklılığını-gençliğini peygamber yolu için feda edebilen gençler konuşmalı, malı-mülkü için peygamberi feda edenler değil. “Resulümün bir sözü yere düşmesin” diye devletinden vazgeçenler konuşsun peygamber sevgisinden konuşulacaksa, peygamberini siyasete kurban edenler değil. Adı Ahmet-Mehmet-Muhammed olduğu halde çıkarları için peygamberi alaya alanlarla aynı karede anılanların peygamber sevgisi nasıl bir sevgidir acaba? Mustafa ismini taşıyarak Muhammed Mustafa’ya indirilen kelamullah’ı tahrif edenlerin peygamber sevgileri de muharref bir sevgi mi yoksa? Âlemleri yoktan vareden Zat-ı Zü’lCelal, “Bu peygamberi üzmektedir, bundan sonra böyle davranmayın” (Bkz. Ahzab Suresi 53) buyurarak peygamberinin üzülmesine razı değilken, onun ümmetinden olduğunu söyleyen bizler, hani nerde peygamber sevdamız? Onun hoşlanmadığı şarkı-türkülerle mi peygamber sevdalısı olacağız yoksa? Onun siretini katledercesine işimize gelen yerleri okuyarak mı peygamber aşığı olacağız hacılar, hocalar? Onun hayatını dramaya çevirerek ajitasyon yaparak mı onun ümmetinden olacağız? Yoksa sıradan insanlardan bahseder gibi kendisinden bahsederek mi Muhammedi olacağız? Âlemlerin Rabbi, rahatsız olur diye habibinin yanında seslerin yükselmesini amelleri heba eden bir davranış olarak anlatırken nedir onun sünneti etrafında kopardığınız bu yaygara ey (f) ilim adamları? Allah’ın resulünde senin için güzel örnek varsa eğer nedir bu endişen, nedir bu gevşekliğin, nedir bu tembelliğin Müslüman?

Müslümanlar tarafından tekrar mütalaa edilmesi

Biliyorum ve farkındayım bu günahkâr ağızla peygamber sevgisinden bahsetmenin zor olacağını. Ama canlar feda olsun onun yoluna- onunla anılmak isteyenlerin, onun adını taşıyanların ona karşı cinayet sayılabilecek davranışları, “müslümanım” diyenlerin vicdanlarının derinliklerinde hiç mi makes bulmuyor merak ediyorum doğrusu. Ekonomin mi yoksa peygamberin mi, siyasetin mi yoksa peygamberin mi, devletin mi yoksa peygamberin mi, canın mı yoksa peygamberin mi, dergi.nebevihayatyayinlari.com

nice soruların kelime-i şehadeti ikrar eden biz gerektiği gerçeği, kendini bilmez terbiyesizlik slogancılarının haddi aşan tavırlarıyla bir kez daha açıkça anlaşıldı galiba. Eceli gelen çomarlar mukaddesatı kirletmeye çalışadursunlar, 3 müslüman genç için “yürüyüş”(7) düzenleyemeyenler Resulullah aleyhisselamı küçük düşürenlerin cenazesine iştirak ededursunlar ve “müslümanım” diyenler vurdumduymazlıklarına devam ededursunlar şu iki ilahi buyruk gönülleri teskin etmekte ve bu konudaki işin kim tarafından idare edileceğini haber verilmektedir. “(Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.” (Hicr; 95) “Allah seni insanlardan koruyacaktır.” (Maide; 67) Son olarak Resulullah’ı nasıl değerlendirmemiz gerektiğine dair bir ayet-i kerime ve bir hadis-i şerif ile bitirelim. “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır.” (Ahzab; 6) Enes b. Malik radıyallahu anhunun rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz beni çocuklarından, ana-babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz/gerçek mümin olamaz.”(8) ------------------------ 1. Yazarın “bura” diye bahsettiği yer cennettir. Reklam olacağı kanaatiyle kitap ve yazar ismini anmamak tarafımızca daha uygun görülmüştür. 2. Buhari, İman 9; Müslim İman 67. 3. Müslim, İman 192. 4. Buhari, Eymân ven’nüzûr 3. 5. İbn Hişam, es-Sire 3/105. 6. Taberani, el-Mu’cemü’l-kebir, hadis no: 12559. 7. Bu tarz tepkileri tasvip ettiğimiz anlaşılmasın lütfen. Bir takım kimselerin trajikomik hallerini böylesine ironik bir dille anca anlatabiliyoruz. 8. Buhari, İman 8; Müslim, İman 70.

CEMÂZİYELEVVEL 1436

29


GÜNDEM GÜN D EM EM ND GÜ GÜ

M GÜNDEM G NDE ÜN GÜ DE M EM

GÜNDEM G ÜN EM DE ND Ü M G

gündem NEDİM BAL

DEM GÜNDE M GÜN GÜ EM ND ND


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM “Amerika’nın Orta Doğu da yaptığı tüm girişimler dolaylı olarak İran’ın bölgede güçlenmesine, yeni nüfuz alanları edinmesine ve kuvvetli bir Şii ekseninin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Amerika’nın bölgedeki siyasi ve askeri operasyonlarının kazananı uzun vadede İran olacaktır.” Bu tespit 2005 yılında yani bundan on yıl önce Milli İstihbarat Dairesi eski başkanı Mahir Kaynak tarafından ortaya koyulan bir öngörüydü. Bu görüşe, özellikle İslami camialar içerisinde –istisnalar hariç- çoğu kimse itibar etmemişti. İkamet ettiği emperyalist Fransa’dan kalkan uçakla, güle oynaya Tahran hava alanına inerek devrimin ve İran’ın başına geçen ve “büyük şeytan Amerika” diyerek toplulukları coşturan Humeyni’nin İRAN’ı ile emperyalist Amerika ve Avrupa’nın, Siyonist İsrail’in arasında gizli bir ittifak, gizli bir ajanda olabilir miydi? Sünni dünyanın aleyhine böylesine şeytani bir kumpas kurulabilir miydi ??? O günlerde bu soruya -istisnalar hariç- birçok kimse şu cevabı verdi; “Hayır! Bu asla mümkün değildir. Bu tür söylemler olsa olsa İran İslam(!) devrimini karalamak ve önemsizleştirmek için söylenen kötü niyetli sözlerdir.” Yine o günlerde birçok kimse; İran İslam Cumhuriyeti’nin dünyadaki tüm İslami hareketleri ümmetçi bir anlayışla kucaklayıp destekleyeceğine inanıyor ve bekliyordu. Hatta İran’daki Humeyni devriminin rüzgârı o kadar kuvvetli ESTİRİLİYORDU Kİ Türkiye de birçok kimse İran’a beyat etmeyi dini bir zorunluluk görüyordu. Humeyni’ye beyat edilmesi meselesi birçok cemaattin içerisinde ciddi ayrılık ve parçalanmalara yol açmıştı. Yine bu yıllarda İran devrimi hakkın da -sayıları çok az da olsa- bazıları da şunları söylüyordu; “Şii dünyanın ağabeyliğini yapan İran’ın, Sünni İslami hareketleri ümmetçi bir anlayışla kucaklayıp desteklemesini beklemek tarihi tecrübelere terstir. Çünkü ilk nesil Şiiler haricinde son 1200 yıllık Şiilik tarihine bakıldığında Şia taraftarlarının Hristiyan, Yahudi veya Putperestlerle hiç dergi.nebevihayatyayinlari.com

savaşmadığı ve fetihler yapmadığı bilinen bir gerçektir. Fakat buna mukabil Şii devlet veya gruplar fırsat buldukça Hristiyan, Yahudi veya putperestlerle iş birliği yaparak Sünni yönetimlere savaş açmış ve Sünni halklara karşı iğrenç katliamlara imza atmışlardır. Bu sebeple tarihi tecrübeler göz önüne alındığında İran’ın Ümmetçi bir anlayışla Sünni İslami hareketleri desteklemesini beklemek boş bir hayaldir. Ayrıca bugün dahi İran’ın resmi okullarında okutulan akâid ve fıkıh kitaplarının içerisinde, sahabeler’in birçoğuna yönelik çirkin ve ağır ifadeler varken, Sünni Müslümanları Müşriklerle eş değer gören akidevi anlayış hâkimken, Peygamber efendimizin bazı eşlerine yönelik alçakça iftiralar ballandıra ballandıra anlatılırken, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e hutbelerde lanet okunulması bir gelenek ve inanç halini almışken ve Şii bir nesil bu kin ile yetiştirilirken, İran’ın mezhepsel bağnazlığını bir kenara bırakıp dünyadaki Sünni İslami hareketleri Ümmetçi bir anlayışla desteklemesini beklemek saflıktan öte ahmaklıktır. Emperyalist batının ve Siyonist İsrail’in karşısında İslâmi ölçülere bağlı sünni yönetimlerin veya hareketlerin varlığı, İran’ın mezhepsel çıkarları açısında uygun değildir. Sünni İslami yönetimler veya hareketler ne kadar güçlenirse; Şiilerin dolayısıyla İran’ın otoritesi ve nüfuz alanı o kadar zayıflayacaktır. Bu nedenle İran’ın dünya üzerindeki Sünni İslami oluşumları ümmetçi bir anlayışla kucaklayıp desteklemesi mümkün değildir. Onların sadece yaldızlı sözleri ve sloganları ümmetçidir. Yaptıkları işler ise asla ümmetçi değil aksine mezhepçidir. Daha önce dediğimiz gibi bu ve benzeri görüşler o tarihlerde çok acımasız ve isabetsiz görülüyordu. Hatta fitne çıkarmakla eş değer bulunuyordu. İran İslam(!) Cumhuriyetinin kuruluşunun üzerinden tam 35 yıl geçti. Şimdi Sünni dünya o gün sor(a)madığı soruları bugün soruyor; • İran, geçen 35 yıl içerisinde mezhepsel kaygı ve çıkarlarını bir kenara bırakıp Ümmetçi bir anlayışla İslam dünyasını kucakladı mı? CEMÂZİYELEVVEL 1436

31


işlerinde kullanıldığı iddia edilmişti. Herkes biliyorki Irak’ta Şii’lerinde Amerika’ya karşı direniş göstermesi durumunda Irak bugünkü hale gelmezdi. Tahran Milletvekilinin Açıklamaları İran’ın dini lideri Ali Hameney’e yakınlığıyla bilinen Tahran Milletvekili Ali Zekai şunları söylüyordu; “Üçüncü Arap ülkeside bugün İran’ın elinde ve devrime bağlı. San’a (Yemen’in başkenti) İran devrimine katılma yolunda dördüncü Arap başkenti olacak.” Bu açıklamanın üzerinden bir hafta geçmedi ki Yemen de azınlık olan ve İran’a Beyatlı Şii Husiler İran’ın da desteğiyle başkent San’a yı kuşattı ve yönetimi ele geçirdiler. • İran, emperyalist ve siyonistlerin kendi elleriyle İslam ülkelerinin başına yerleştirdiği kukla yöneticileri ve onların tağuti rejimlerinin yıkılıp yerine İslami yönetimlerin kurulması için hangi Sünni hareketleri desteklenmiştir?

İran ve Hizbullat‘ın Sünni dünyaya yönelik sinsi planları ve zulümleri öyle hat safhaya ulaştı ki, yine kendileri gibi Şii olan fakat aklıselim ve vicdan sahibi kimseler dahi bu duruma isyan ettiler.

• İran, Sünni İslami hareketlere -aylarca süren istişare toplantılarının sonunda- her türlü desteği vermek için Humeyni’ye beyat ve Şiilik akidesinin benimsenmesi şartını niçin dayatmıştır?

İranlı Şii düşünür Abdülkerim Şuruş aynen şunları söylüyor; “Ey yüce Allah’ım! Bu kâfir yetiştiricisi İran İslam Cumhuriyetini lanetliyorum.”

Bu ve benzeri soruların artık Sünni dünyada hayalden uzak gerçekçi bir karşılığı var. Gerek İran devletinin resmi ağızlarının gerekse Şii hareket önderlerinin ortaya koyduğu tavır ve söylemler zaten bunu ispat ediyor. İran Eski Cumhurbaşkanın Sözleri İran eski cumhurbaşkanı Ahmed-i Nejat bir basın toplantısında alenen şunları söylüyordu; “Eğer biz olmasaydık Amerika, Afganistan ve Irak’a ayak dahi basamazdı. El Kaidenin önemli isimlerinin yakalanmasında İran istihbaratının Amerika’ya verdiği desteği Amerikalılar çok iyi bildikleri halde petrol ambargosu meselesinde bize haksızlık yapıyorlar.” Ayetullah Sistani’nin Tavırları Irak işgali sırasında 200 Milyon dolar karşılığı Amerikan askerlerine direnmenin haram olduğuna dair fetva yayınlamıştı. Fetva karşılığı ödenen para ortaya çıkınca alınan paranın hayır

32

CEMÂZİYELEVVEL 1436

Lübnan Şii Hizbullat’ının kurucularından ve ilk genel sekreteri olan Şeyh Subhi Tufeyli ise şunları söylüyor; “İran ve Hizbullah, Irak ve Afganistan’daki Şii yapılanmaları da kullanarak ikiyüzlülük yapıyorlar. İran’ın Irak’ta Amerika ile ortaklık yapması utanç vericidir. İran, Irakta Amerika ile çok eski bir dostmuş gibi hareket ederken, Lübnan’da ikiyüzlü bir şekilde ABD karşıtı bir söylem kullanmaktadır. Bu tavrı siyasidir. İran yönetimi asla İslami bir strateji değil mezhepçi bir yaklaşım içerisindedir. Hizbullah ise 1996 yılında yaptığı Nisan anlaşmasıyla bölgede İsrail’in güvenliğini sağlayan bir Siyonist bekçiliğine dönüşmüştür. Hizbullah Siyonist İsrail rejimine karşı sahte düşmanlık yapıyor. Yaptığı anlaşmalarla aslında İsrail’i tanıyor ve sınırlarına açıkça saygı duyuyor. Şuan Lübnan da Hristiyan General Fransua el-Hac liderliğinde, Sünni direniş hareketi olan Feth-ul İslam’a karşı askeri operasyonlar yapılıyor. O’nun İzinde...


Amerika’nın da desteklediği bu operasyonlarda Hizbullah askerlerinin bizzat görev yapması utanç verici bir durumdur.”

kokuşmuş sosyalist rejimini ayakta tutan İran ve

Osmanlı devletinden sonra Müslümanların kendi iradesiyle kurdukları ilk Sünni otorite olan Afganistan İslam Emirliğinin yıkılması için önce Kuzey ittifakını destekleyen sonra Amerika işgal kuvvetleri yanında yer alan İran’ın bu tavrı hiç unutulmadı. Irak’ın işgali sırasında Amerika ve dostlarına en büyük desteği veren yine İran’dı. Zalim Saddam’ın devrilmesinden sonra Amerika’ya verdiği desteğin karşılığını fazlasıyla aldı. Bugün Irak yönetiminin üzerinde İran devletinin kontrolü ve etkisi, taraflı tarafsız herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

kıyordu. En son Halep kentinde öldürülen Esad

Amerika ve İngiltere eliyle Irakta yönetimi ele geçiren İran’ın ve diğer Şiilerin, Sünni aşiretlere yönelik zulüm, baskı, tecavüz ve işkenceleri hiç unutulmayacak. İŞİD’in Sünni halk nezdinde bu kadar taban bulmasının en büyük sebebi; Şii-Maliki yönetiminin Sünni halka karşı yaptığı zulümlerdir.

sonuna kadar devam edecek Suriye’den asla vaz

Şii mezhebinin sapık bir kolu olan Nusayri inancına mensup -Şii inancına göre; Nusayriler sapık ve kafirdir- Esad ailesi 40 yıldır Sünnilere karşı akıl almaz işkence ve katliamlar da bulunuyor. Suriye’nin bugünkü katil cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın babası Hafız Esad, 1980 yıllarında sadece Hama kentinde iki gecede 30 Bin Sünni Müslümanı katletmişti. Onun oğlu da ondan aşağı kalmadı. Bu zalim oğlu zalim tağuti düzenin yok olması ve Allah’ın Adil hükmünün hâkim olması için ülkenin Sünni kesimi ayağa kalktı. Yıllardır süren zulüm ve işkenceler halkı canından bezdirmişti. Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Bir tek canları kalmıştı. İzzet ve şerefleri uğruna, Şeriatın hâkim olması uğruna bu canlarından da vazgeçmişlerdi. Kan emerek beslenen zalim Esad rejimi tam devrilmek üzere iken imdadına İran ve Hizbullat yetişti.

yıl Sünni Müslümanlara maalesef bir kez daha

Önceleri bu durumu inkâr ettiler. Sünni savaşçılar esir aldıkları İran ve Hizbullat askerlerinin kimlikleri teşhir edince bu seferde her zamanki acem kurnazlığını devreye soktular; “Bu yakalananlar asker değil hacca giden sivil insanlardır.” demeye başladılar. Zalim Esad’a yardım ederek onun

Çünkü Humeyni’nin İran’ı bize adres olarak orayı

dergi.nebevihayatyayinlari.com

Hizbullat’ın askerleri ve komutanları bir bir esir alındıkça veya öldürüldükçe hakikatler ortaya çıyanlısı 350 askerin içerisinde Afganlı, Lübnanlı, Pakistanlı, Yemenli, İranlı Şiilerinde olması çok düşündürücü değil mi? Bu durum İran’ın ve onun kontrolündeki Şii hareketlerin siyasi ve stratejik amaçlarının olduğu ve körü körüne mezhepçilik yaptıklarının ispatı değil midir? Artık mızrak çuvala sığmıyordu. İran ve Hizbullat sonunda baklayı ağzından çıkarmak zorunda kaldı; “Suriye’de Esad’a verdiğimiz destek geçmeyiz.” Şuan Suriye’de zalim Esad’ın değil İran’ın borusunun öttüğü dost düşman herkes tarafından bilinmektedir.

İran da ki Humeyni devrimi üzerinden geçen 35 şunu öğretmiştir; “Emperyalist batıya, Amerika’ya ve İsrail’e tehditler savuran, hep bağıran, hep dayılık yapan fakat bundan öte hiçbir icraatı olmayan, üstüne üstlük Sünni İslami hareketleri kendi geleceğine yönelik tehdit gördüğü için pasifize etmeye çalışan İRAN İSYAN CUMHURİYETİ, genlerinde var olan TAKİYECİ kimliği ile SÖZDE ümmetçi, ÖZDE ise mezhepçi bir anlayıştan kurtulamamıştır.

İran, Sünni dünya ile kucaklaşma noktasında tarihi bir fırsatı geri dönülemeyecek şekilde kaçırmıştır. Herkes büyük şeytanı okyanusun ötesinde arıyor. göstermişti. Devrimin üzerinden geçen 35 yıla ve İran’ın İslam coğrafyalarında ki politikalarına bakıldığında artık şu soru bir kez daha sorulmaktadır; Büyük şeytan Amerika mı? Yoksa… CEMÂZİYELEVVEL 1436

33


HALIME YILMAZ

AİLE TUTUMLARI VE ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ G

2

eçen sayımızda aile tutumlarını ve çocuk üzerindeki etkilerini incelemiş, model aile örneklerinden ilk üçünü verip açıklamalarda bulunmuştuk. Bu sayımızda konumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz.


4- Dengesiz, Kararsız ve Tutarsız Aile Tutumu Bu tür anne babaların çocuk eğitiminde tutarsızlığı çok yönlüdür. Çocuğun belli bir davranışı kimi zaman hoş görülür kimi zaman cezalandırılır. Bu ailenin belli bir tipi yoktur. Adeta rüzgârın estiği yöne göre tavır sergileyen bir anlayışa sahiptirler. Her aile tutumundan biraz vardır ama hepsi yarımdır. Karmaşık ailede yetişen çocuğun ileriki yıllarda ki tepki ve davranışları da belirsiz olacak fakat büyük olasılıkla sergileyeceği davranışları iyi olmayacağı açıktır. Anne babanın tutarsız görüşleri de önemlidir. Annenin hoş gördüğü bir davranış baba tarafından cezalandırılıyorsa çocuk o işi annenin yanında yapar, babasının yanında yapmaz. Bu da çocukta

labilirim” düşüncesi ile ilgilenir. Çocuk dikkat çekmek için sinirli, ürkek, yumuşak ve ılımlı; bağımsızlığını göstermek içinde kavgacı ve asabi bir kişilik geliştirebilir. Çocuğun sosyal hayatında ve ilişkilerinde bu dengesizliği görmek mümkündür. Tutarsızlık her davranış ve anlayışını şekillendirir. Bu çocukların en çok başvurdukları yöntem YALANDIR. 5- Abartılmış Sevgi ve Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumu Bu tip aile çocuklarına aşırı düşkün ailedir. Aşağıda sayacağımız maddeler bu aile modelinin belirtilerini sunmaktadır. a. Evde çocuğa aşırı bir bakım vardır.

masına neden olabilir.

b. Evde çocuğa başta anne olmak üzere herkes tarafından normalin üzerinde yardım vardır.

Çocuklarını terbiye etmekten aciz bir anne vardı.

c. Çocuk bebeksi tutulur, el bebek-gül bebek büyütülür.

Yaramazlık yapmamaları için onlara vaatlerde

d. Çocuğun her işini anne üstlenir.

çift kişilik oluşmasına, gelen tepkiye göre tavır al-

bulunuyordu. “Çocuklar! Kim uslu durursa bayramda ona hediye alacağım. Uslu durmayana dayak var ve hediye yok” dedi. Kadın bunları söylerken bayrama iki ay vardı. Oğlu Kadir bu vaadi duyunca daha dikkatli olup annesinin gözüne girmeye çalışıyordu. Kızı Hatice’nin ise yapmadığı yaramazlık kalmıyordu. Kardeşlerinden habersiz onların oyuncaklarını alıp kırıyordu. Kadir kardeşi Hatice’yi uyarıyor, uslu

Bu tutumun sonuçları: • Ailenin aşırı hoşgörüsü ve düşkünlüğü çocuğu bencil yapar. Çocuk kendini dünyanın merkezinde zanneder. • Çocuk her durumda kendisine destek verecek olanları bekler. • Toplumdan ürker ve cesaretsiz kalır.

durmazsa hediye alamayacağını hatırlatıyordu.

• Her istediğinin olması gerektiğini düşünür.

Hatice ise “Annem geçen bayramda da aynı şey-

• Başkalarına bağımlı olduğundan liderlik yönü ortaya çıkmaz.

leri söyledi ama hepimize hediye aldı. İnanma ona” diyordu. Nihayet bayram geldi. Gerçekten de anne herkese eşit hediye almıştı. Kadir o günden sonra iyi çocuk olmak için gayret etmiyor hatta aldatılmasının acısını çıkarırcasına daha fazla yaramazlık yapıyordu. Annesi Kadir’de ki bu değişikliği bir türlü anlayamıyordu. Bu tutumun sonuçları: Çocuk nerede, nasıl, ne yapacağını bilemez. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edemez. Sadece, “Ne zaman yaparsam cezadan kurtudergi.nebevihayatyayinlari.com

• Duygusal yönden doyumsuzdur ve bu doyumsuzluğu gidermek için farklı etkinliklere yönelebilir. • Bu çocuklar büyüdüklerinde toplumun vermedikleri hakları kendilerine tanımaya kalkarlar. Herkesin kendisine hizmet etmesini isterler. • Okul içinde uyumsuzdurlar. Genellikle kurallara karşı çıkarlar. Çünkü kurallar kendileri tarafından konulmamıştır. • Sürekli ilgi odağı olmak isterler. CEMÂZİYELEVVEL 1436

35


Evlatlarımıza bu derece ilgi ve alaka maalesef

• Onlarla empati kurun.

yukarıda belirttiğimiz durumlara zemin hazırla-

• Çocuğunuzla mutlu olduğunuz anları çoğaltın.

maktadır. Şunu unutmamak gerekir ki her şeyin normali ve vasatı güzeldir. 6-Kabul edici, Güven Verici, Hoşgörülü Normal

• Hatalarında kişiliğini değil, olayı hedef alın. • Başkaları ile kıyaslamayın.

Aile Modeli

• Başkalarının yanında küçük düşürmeyin.

Bu aile modelinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

• Onu anlamaya çalışın.

a. Anne ve baba evlatlarının olmasını canı gö-

• Çocuklarınız arasında denge unsurunu koru-

nülden istemişleridir. b. Anne ve baba çocuklarını sever. c. Anne ve baba çocuklarını benimser. d. Anne ve baba için çocuk mutluluk kayna-

maya çalışın. • Çocuklarınızın çeşitli davranışlarını sınırlayabilirsiniz ama duygu ve hayallerini sınırlamayın. • Akla ve mantığa uygun kurallar koyun.

ğıdır. e. Anne ve baba kendi aralarında layış

• Ç o c u ğ u n u z u n eğitimi için başkalarından yardım alın ama kontrolü elinizden kaçırmayın.

an-

sahiple-

ridir. Bu

saydığımız

hususlar bir aile içinde bulunuyorsa

• T u t a m a y a c a ğınız sözler vermeyin.

bu normal aile modeli anlayışı için yeterli

• Haksız olduğunuzda ondan özür dilemekten uzak durmayın.

olmaktadır. Kabul görmüş bir çocuk genellikle sosyalleşmiş, iş birliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve sosyal yönden

• Çocuğa onun yaşına göre davranış sergileyin.

dengeli ve mutlu bir bireydir. Kendilerine öz gü-

• Topluluk içinde söz hakkı verin.

venleri vardır. Bunu paylaşım duyguları içinde

• Onun fikirlerine değer verdiğinizi gösterin.

başkasına zarar vermeden gerçekleştirir.

“(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydın-

Anne ve Babalara Tavsiyeler

latacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ

• Anne ve babalar çocukları için bir rehberdir.

sahiplerine önder kıl! derler.” (Furkan; 74)

Çocuğa yol gösterir ama alacağı kararlar çocuğa aittir. Aldığı kararla ilgili endişeleri varsa bunu dile getirip sonucun çocuğa ait olduğunu

-------------------------

belirtir. • Çocuğunuzu sevin, merhamet edin ve onu her haliyle kabul edin. • Onlar için rol-model olduğunuzu unutmayın.

36

CEMÂZİYELEVVEL 1436

1. Çocuk Sevgiyle Büyür, Esan Gül, Çıra Yayınları 2. Çocuk ve Gençte Sosyal Gelişim, Prof. Dr. Kemal Çakmaklı O’nun İzinde...


İSLAM COĞRAFYALARI

METİN EKEN

B

u sayıda ele alacağımız ülke, tüm dünyanın göz-

leri önünde Çin mezalimine maruz kalan Uygur asıllı Müslümanların beldesi Doğu Türkistan.

Asya’nın

kalbi

olarak nitelendirebileceğimiz stratejik bir bölgede konumlanan ve zaman zaman çeşitli vesilelerle Türkiye gündeminde ufak haber kırıntıları şeklinde yer alan Doğu Türkistan, Müslümanların gündeminde pek de yer işgal etmeyen ancak baskı, işkence, zorunlu göç, ayrımcılık ve İslami her öğenin yasaklanması şeklinde işleyen iğrenç Çin

politikalarının

kıska-

cında yaşayan mazlum Müslümanların beldesidir. dergi.nebevihayatyayinlari.com

Çin’in beş otonom bölgesinden biri olan ve 1949 yılından bu güne Çin Halk Cumhuriyetinin siyasi ve iktisadi tahakkümü altında bulunan Doğu Türkistan, 1.828,418 kilometre karelik yüz ölçümüyle1 Türkiye’nin neredeyse üç katı büyüklüğünde geniş bir toprak parçasına sahiptir. Güneyde Pakistan ve Hindistan, güneybatı ve batıda Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan, kuzeyde Sibirya, kuzeydoğuda ise Çin ve Moğolistan ile komşu olan bölge Avrasya’nın tam göbeğinde ve Eski İpek yolunun merkezinde konumlanmaktadır. Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olan ül-

Doğu Türkistan ve Çin Mezalimi CEMÂZİYELEVVEL 1436

37


DOĞU TÜRKİSTAN bir buçuk milyona yaklaşan nüfusun gıda ihtiyaçları hem de gelişen sanayi ihtiyaçlarına yönelik petrol tedariki sorunları sebebiyle bölgeyi kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Bununla birlikte ülke, Asya topraklarındaki merkezi konumu sebebiyle de, Çin devletinin uluslararası politikada sahip olmak istediği etkinlik bakımından önemli bir stratejik güç unsurudur. Çünkü bu toprakların kontrol altında tutulması bir anlamda Asya’nın kontrol altında tutulması anlamına gelmektedir. kenin nüfusu hakkındaki bilgiler ise sorunludur. Çin hükümeti politikası gereği ülke nüfusu olduğundan az gösterilmekte ve çeşitli şekillerde çarpıtılmaktadır. Ancak bölgenin yaklaşık 30 milyon kadar2Müslüman nüfusa ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Çin’in bölge üzerinde bu kadar şiddetli baskı ve yıldırma politikalarının altında yatan temel sebeplere bakıldığında ise yukarıda sıralanan jeopolitik ve jeostratejik özellikler ve bölgedeki Müslümanların artan etkinlik potansiyeli gibi maddeler sıralanabilir. Tarihsel Süreçte Doğu Türkistan ve Çin’in Doğu Türkistan Politikasına Genel Bir Bakış 1300’lü yıllarda İslam’a giren Uygur Türklerinin ana vatanı olan Doğu Türkistan toprakları tarih boyunca çeşitli Türk devletlerinin kontrolü altında bulunmuştur. Her ne kadar Çin hükümeti, günümüzde Doğu Türkistan’ın, eski çağlardan beri Çin anavatanının vazgeçilmez bir parçası olduğu propagandasını yapsa da bu yanlış bir ifadedir. Çin’in Doğu Türkistan’ı kalıcı olarak işgal faaliyetleri ise, 1700’lü yıllara rastlamaktadır. 18 Kasım 1844 yılına gelindiğinde ise topraklar tamamen Çin tahakkümü altına girmiş ve bölgeye “ yeni topraklar” anlamına gelen Sincan (Xinjiang) ismi verilmiştir.3 Bu tarihten günümüze kadar ise, Çin yönetiminin Doğu Türkistan toprakları üzerindeki tahakkümü, baskı ve yıldırma politikaları tüm şiddetiyle devam etmektedir. Devam eden bu tahakkümün sebeplerine bakıldığında ise, Doğu Türkistan’ın zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olması önemli bir faktör olarak karşımızda durmaktadır. Zira Çin, hem

38

CEMÂZİYELEVVEL 1436

Çin devletinin sayılan tüm bu sebeplerle Doğu Türkistan topraklarını kontrol ve tahakküm altına almasının önündeki en önemli engel ise, halkın sahip olduğu Müslüman kimliğidir. Bu sebeple, Çin hükümetinin zulüm ve ifsat faaliyetleri en çok da bu kimliğe ve onun getirmiş olduğu bütün bir yaşam tarzına yönelmiştir. Bu doğrultuda, kamusal alandan özel alana değin her tür İslami sembol, kurum ve uygulamaya tahammül dahi edilmemekte, Müslüman bireyler acımasız katliam ve zulümlere maruz kalmakta, tecrit edilmekte ve Müslüman nesillerin yetişmesini engellemeye yönelik çirkin faaliyetler yürütülmektedir. Çin Mezalimi ve Yok Edilmeye Çalışılan Müslüman Toplumu Doğu Türkistan halkı; gerek Feodal Mançur-Çin idaresi, gerek 1911 yılında Feodal Çin idaresine son veren Milliyetçi Çin idaresi ve gerekse de Komunist Çin idareleri dönemlerinde pek çok zulme maruz kalmıştır. Doğu Türkistan topraklarında geçmişten günümüze yaşanan bu Çin mezalimini aşağıdaki başlıklarda özetlemek mümkündür: Dini Her Türlü Sembol, Kurum ve İbadet Biçimine Karşı Zulüm: Komünist Mao iktidarı döneminde başlayan halkın uzun yıllardır kullandığı Arap alfabesinin siyasi, teknik ve idari kelimelere kifayet etmemesi gerekçesiyle kaldırılması, bölge halkının komünlere ayrılarak gerek dini gerekse de kültürel yapılarından ileri gelen aile hayatı ve geleneklerinin yok edilmeye çalışılması, tüm İslami kitapların yok edilmesi, camilerin kapatılıp din görevlilerinin tutuklanması bu zulüm biçimlerinden yalnızca bir kaçıdır.4 Bununla birlikte, O’nun İzinde...


DOĞU TÜRKİSTAN

1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yürürlüğe giren yasa ile tüm resmi kurumlar, okullar ve iş yerlerinde Müslümanların namaz kılmaları, dini giysilerle işyerlerine gidilmesi, kadınların başörtüsü takması ve kişilerin İslam dini mensubu olduğunu gösteren semboller kullanmasına da yasaklar getirilmiştir. Ayrıca 18 yaşın altındakiler, parti mensupları, memurlar, emekliler ve kadınların Camilere girip ibadet etmeleri de yasaklanmıştır. Adli Sistemdeki Zulüm, Katliam ve İşkenceler: Çin yönetiminin, Doğu Türkistan’daki Uygurların varlığını sindirebilmek için başvurduğu yöntemlerden bir diğeri de toplu tutuklamalar ve gözaltında yapılan işkencelerdir. Tutuklanan Müslüman Uygurların büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Ancak tutuklananlardan daha sonraları çoğunlukla sağlıklı haber alınamadığı gibi, tutukluların, gözaltına alınanların izini sürenler “işbirlikçi”etiketiyle adeta suçlu muamelesine tabi tutulmakta ve çeşitli tehditlere ve baskılara maruz kalmaktadır. Bu doğrultuda, toplu tutuklama, gözaltında işkencelere maruz kalma, aniden ortadan

kaybolma, tutuklulardan çok uzun süreler haber alınamama gibi vakalar Doğu Türkistan’da yaşana gelen sıradan olaylar haline gelmiştir.5Yıllar boyunca katledilen Müslüman sayısı ise, korkunç boyutlara ulaşmıştır. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda hayatını kaybetmiştir. Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakılmıştır. Doğu Türkistan’ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri İsa Yusuf Alptekin, Türkiye’de yayınlanan Doğu Türkistan Davası ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında söz konusu baskı ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Bu kitaplarda anlatıldığına göre, Doğu Türkistan’da halka uygulanan baskılar, Sırplar’ın Bosna’da Müslüman Boşnaklara veya Kosova’da Arnavut çoğunluğa uyguladıklarından farklı değildir. Ülkedeki Çin mahkemelerinin “ceza” yöntemleri de son derece

Çin hükümetinin gerçekleştirdiği sistematik zulümlerin en önemlilerinden bir tanesi de Asimilasyon politikalarıdır. Bu doğrultuda, hem dini hem de milli değerlerin yok edilerek ülke halkının Çinlileştirilmesi amacıyla pek çok faaliyet gerçekleştirilmektedir. Eğitimin tamamen Çin kültürüne göre kurgulanması, eğitim dilinin Çince olması, ülkeye pek çok Çinli yerleşimcinin getirilmesi, iki çocuktan fazlasına getirilen zorunlu kürtaj uygulaması, halkın Çin’in çeşitli yerlerine göçe zorlanması, her türlü devlet muamelesinde etnik ve dini ayrımcılık bu hususta zikredilebilecek uygulamalardan birkaçıdır. dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

39


DOĞU TÜRKİSTAN

acımasızca ve vahşidir. Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı ikiye bölmek gibi cezalar bunlardan yalnızca birkaçıdır.6 Asimilasyon Faaliyetleri ve Demografik Baskılar (Zorunlu Kürtaj Uygulamaları, Göç): Çin hükümetinin gerçekleştirdiği sistematik zulümlerin en önemlilerinden bir tanesi de Asimilasyon politikalarıdır. Bu doğrultuda, hem dini hem de milli değerlerin yok edilerek ülke halkının Çinlileştirilmesi amacıyla pek çok faaliyet gerçekleştirilmektedir. Eğitimin tamamen Çin kültürüne göre kurgulanması, eğitim dilinin Çince olması, ülkeye pek çok Çinli yerleşimcinin getirilmesi, iki çocuktan fazlasına getirilen zorunlu kürtaj uygulaması, halkın Çin’in çeşitli yerlerine göçe zorlanması, her türlü devlet muamelesinde etnik ve dini ayrımcılık bu hususta zikredilebilecek uygulamalardan birkaçıdır. Bununla birlikte Çin hükümeti Doğu Türkistan topraklarında pek çok nükleer silah denemesi gerçekleştirmiş ve bunun sonucunda bölgede kanser oranları ve sakat doğan çocuk oranlarında ciddi artış görülmüştür. Bir Araya Gelme Çabası İçerisindeki Tüm İslami Yapılanmalara Karşı Zulüm: Doğu Türkistan topraklarında uygulanan yasaklardan bir diğeri de herhangi bir faaliyet için bir araya gelme, toplanma ve gösteri yapma hakkına yönelik ihlallerdir. Bu doğrultuda geçmişte ayrılıkçı olarak adlandırılan Müslümanlar Batı devletlerinin yeni tanımlamasına kolayca adapte

40

CEMÂZİYELEVVEL 1436

edilerek terörist olarak adlandırılmakta ve böylece İslam cemaatinin faaliyet alanı ve etkinliği kısıtlanmaktadır. *Doğu Türkistan hakkında detaylı bilgi edinmek isteyen okurlar için Türkçe yayınlanan aşağıdaki kitaplar ve faydalı olabilir; Amine Tuna, “Doğu Türkistan’da Asimilasyon ve Ayrımcılık”, İHH Kitap Yayınları, İstanbul, 2012 İsa Yusuf Alptekin, “Doğu Türkistan Davası”, Seha Neşriyat, İstanbul İsa Yusuf Alptekin, “Unutulan Vatan Doğu Türkistan” Seha Neşriyat, İstanbul Ahmet Türköz, Doğu Türkistan’da İnsan Hakları, Doğu Kütüphanesi Yayınları, İstanbul, 2010 ------------------------1. Erkin Alptekin, “Çin’in Doğu Türkistan Siyaseti, Sosyoloji Konferansları”, 2011, 143, Erişim Adresi, http:// www.journals.istanbul.edu.tr/iusoskon/article/download/1023006351/1023005875. Erişim Tarihi: 06.02.2015 2. Detaylı bilgi için bkz: “Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu”, Doğu Türkistan, Genel Bilgiler ve Tarihi Süreç, 2010, Mazlumder Dış İlişkiler Komisyonu 3. Fatih Şen, “Çin’in Sincan-Doğu Türkistan Sorunu: Dünü, Bugünü, Geleceği”, Orta Doğu Analiz Dergisi, Temmuz-Ağustos 2009, Cilt1, Sayı: 7-8. 4. Alptekin, a.g.m. 5. Bkz: “Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu”, Doğu Türkistan, Genel Bilgiler ve Tarihi Süreç, 2010, Mazlumder Dış İlişkiler Komisyonu, s.13 6. Detaylı bilgi için bkz: http://dogu-turkistan.net/2012/09/18/ unutulan-vatan-dogu-turkistan/. Erişim Tarihi: 10.02.2015

O’nun İzinde...


CİHAN MALAY

Zeynep Gazali A

llah’a hamd, Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun.

Müslümanlar tarihin çeşitli dönemlerinde zulme ve işkenceye maruz kalmıştır. Bu zulüm ve işkence özellikle son iki asırdır giderek tırmanmakta. Ancak İslam davasının özünü anlamış Müslümanlar, İslam davasının yeri geldiğinde mal ve candan vazgeçebilmek olduğunu hayatla-

İlim Mücadele

Ve Davet

Dolu Bir

Hayat

rıyla göstermiştir. Aşağıda hayatını anlatacağımız değerli insanın bir kadın olduğunu ve kadın olmasına rağmen katlandığı işkence ve zulümlerin gerçekten çok büyük işkenceler olduğunu unutmayalım. Bir insanın fare ve köpeklerle dolu hücrede nasıl Allah’a teslimiyet göstererek sabrettiğini göreceğiz. Rabbimiz! Bizleri yolundan ayırma! Bizlere hidayet ver. Üzerimize sabır yağdır. İmanımızı güçlendir. Güçlendir ki zorluklar karşısında yılmadan ve usanmadan durabilelim. Hayatı 2 Ocak 1917’de Kahire’de doğdu. Babası Ezher’in bilginlerinden biri ve pamuk ticareti yapıyordu. Babası onu meşhur sahabe kadınlarından Nesibe bintu Ka’b’ı kendine örnek alması ve onun gibi fedakâr, gayretli biri olması için kızına çoğu zaman onun adıyla hitap ediyordu. Zeyneb Gazali 10 yaşına geldiğinde babası vefat etti. O da annesi ve kardeşleriyle birlikte Kahire’ye göç etti. Burada ilk ve lise öğrenimini tamamladı. Gençlik yıllarında “kadının başörtüsünü atmasını” savunan Hüda Şârâvi’nin başkanlığındaki “Ka-

dınlar Birliği”ne katıldı. dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

41


Gördüğü Rüya ve Fransa’ya Gitmekten Vazgeç-

1965 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın

mesi

bir çok üyesiyle beraber tutuklandı ve cezaevinde

“Kadınlar Birliği” başkanı Hüda Şârâvi üç öğrencisini Fransa’ya göndermek istediğinde onlardan biri de Zeynep Gazali idi. Ancak o gitmeden kısa bir süre önce babasını rüyasında görmüş ve babası

her türlü işkence ve eziyete katlandı. Sonunda ömür boyu hapse mahkum edildi. Ancak Suud kralı Faysal’ın gayretleriyle altı yıl hapis yattıktan sonra 1971 yılında serbest bırakıldı.

rüyasında ona“Fransa’ya gitme. Allah sana Mısır’da

Hapis Öncesi ve Hapis Hayatı

daha hayırlı karşılık vereceğini” söyledi. Zeynep Ga-

Kendisine Yapılan Teklifler

zali de sabah olduğunda Hüda Şârâvi’ye Fransa’ya gitmekten vazgeçtiğini söyledi. “Kadınlar Birliği” Teşkilatından Ayrılıyor, “Müslüman Kadınlar Birliği”ni Kuruyor Zeynep Gazali, Ezher’de dinlediği sohbetlerden etkilenerek, bu teşkilatın fikirlerinin İslam’a uymadığını anlamış ve bu teşkilattan ayrılmıştır. Bundan sonra Şeriat Fakültesi konferans salonunda “Müslüman Kadınlar Birliği” ni kurduğunu ilan etmiştir. (1937) Bu teşkilatı kurarken

Kurduğu birliğin kapatılmasının ardından kendisine birliğinin açılması için şu tekliflerde bulunurlar; Müslüman Kadınlar Dergisi’nin “Sosyalizmi” yayması, bunun karşılığında 300 cüneyh maaş; Sosyal İşler Bakanı olma, ... O ise yapılan tekliflere karşı şöyle dedi: “Müslümanlar makam ve şöhrete aldanmazlar. Dinsiz ve İslam’a düşman kuruluşları da kabul etmezler. Bizim

henüz 20 yaşındaydı.

yerimizi İslam belirlemiştir...”

Bu birliğin amacını şöyle ifade eder: “1936 yılında

Zindan ve İşkence Günleri

kurulan birliğin amacı, Allah’ın davetini yaymak

Zeynep Gazalî ve Abdünnâsır zamanında zin-

ve Müslümanların her alanda kendilerine gel-

danda ona yapılan işkencelerden bir sahne.

melerini ve İslam’ın gereğini yerine getirmelerini

Zeynep Gazalî “Zindan Hatıraları” adlı kitabında

hatırlatmak, Allah için çalışmalarını sürdürmek” olduğunu açıklar.

şöyle anlatıyor: “Hücrenin koyu karanlığı yuttu beni. Tanık olduğum tuhaflık ve vahşet karşısında

Yaptığı çalışmalar ve gerçekleştirdiği eylem ve

“Bismillah, es-selâmü aleyküm” deyip girdim. Hücre

mitinglerle Mısır genelinde kısa sürede tanın-

kapısı kilitlendi ve eziyet vermek için yüksek voltajlı

maya başlandı.

lambalar yakıldı. Ansızın 24 nolu hücrenin köpeklerle

Zeynep Gazali 1938 yılında Hasan el Benna ile tanışıp , İslam’ın zaferi için çalışmak üzere ona biat edip“Müslüman Kardeşler Teşkilatı” na katıldı. 1951-1958 yılları arasında “Müslüman Hanımlar” isimli haftalık dergiyi çıkardı. Mısır devlet başkanı Abdunnasır, Müslüman Kardeşler’in mallarına el koyduğunda kocasının mallarına da el koyup, devlet hazinesine kattı.

dolu olduğunu gördüm. Sayısını hatırlayamayacağım bir sürü köpek... Korkumdan gözlerimi yumdum, ellerimi göğsüme bastırdım. Dışarıda hücre kapısına asma kilit ve zincir takıldığını gösteren sesler geliyordu. Köpekler beni görür görmez, üzerime üşüştü. Her tarafımdan asılmaya, bedenimi kemirmeye başladılar. Başıma, ellerime, göğsüme, sırtıma her biri bir yandan saldırıyordu. Isırdıkları yerlerimin yaralarını, acısını duyabiliyordum. Yalnızca korkunun şiddetinden göz-

1959 yılında Müslüman Kardeşler Teşkilatının

lerimi bir an açtım, gördüğüm manzaranın ürkütü-

yeniden organize edilmesinde büyük rol oynadı.

cülüğünden hemen kapattım, ellerimi koltuk altlarıma

Tutuklu ve mahkum ailelerle yakından ilgilendi

gizledim. “Bismillah, ya Allah” diye başlayarak, Al-

ve yardım elini uzattı.

lah’ın tüm güzel isimlerini bir bir okumaya başladım.

42

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


Bitirince bir kez daha tekrarladım. Köpekler bedenimin her yanını aralıksız tırmalıyor, dişliyor, üzerime yükleniyorlardı. Azı dişlerini kafamın derisinde, kolumda, sırtımda, bacaklarımda hissediyordum. Bu korkunç ortam karşısında Rabbime yakarmaya, seslenmeye başladım: “Allah’ım! Kendinle meşgul et ki, başkala-

rıyla uğraşmayayım. Ey tek olan! Ehad ve Samed olan Rabbim! Sen beni meşgul et ki, yalnız seninle olayım. Beni bu korkunç ortamdan kurtar. Senden başkasıyla meşgul olmaktan alıp, beni kendinle meşgul et, vereceğin huzur ve güvenle kuşat beni! Senin yolunda, senin sevginle, senin hoşnutluğunla, senin muhabbetinle şehadeti bana nasip et. Ey Allah’ım! Mü’minlerle birlikte benim de ayaklarımı sabit tut. Bizlere güven ve sabır ver!” Tüm bunları kalbimden okuyordum. Köpekler sürekli vücu-

Çılgın kırbaçlardan, köpeklerin vücudumu paralamalarından, sulu zindandan, ateşten, falakadan, darağaçlarında baş aşağı asılmaktan, ayakta bekletilmekten, susuzluk ve açlıktan, psikolojik ve ahlaki hakaretlerden… akla gelebilen en adi zulümlerin hepsinden geçtim. Rezalet sahnelerinin tamamlanması için sıra savcılığa geldi. Adaletin gölgesinde ve kanunun himayesinde(!) mazlumların cezalandırılması için bu defa sıra savcılıktaydı.“

dumu ısırıyor, kemiriyorlardı. Saatler geçti, kapı açıldı ve hücreden çıkarttılar beni. Hapiste Rahmanın Ayetleri

hayal ederken zebaniler geldiler ve hayalimi dağıttılar.

Öyle sanıyorum ki üzerimdeki beyaz elbiselerim

Beni oradan alıp Şems Bedran’ın odasına götürdüler.

tümden kana batmıştı. Köpeklerin vücudumu ve elbi-

Dağlanmış, yaralanmış ve pişmiş ayaklarımın üstünde

selerimi delik deşik ettiğini düşünüyordum. Bir de ne

güçlükle durabiliyordum. Vücudumu taşıyacak halim

göreyim, elbiselerime sanki kimse dokunmamış, bede-

kalmamıştı; fakat ne çare arkamdan gelen zebaniler

nime de tek bir diş batmamıştı. Şaştım kaldım. “Allah’ım! Her şeyden münezzehsin. Benimle birliktesin, senin keremine layık mıyım ki? Rabbim! Hamd yalnız sanadır.” Bunların tümünü içimden söyledim. Çünkü şeytan herif kolumdan tutmuş, durmadan soru yağmuruna tutuyordu: “Köpekler seni nasıl parça parça

etmemişler? Üstünü başını nasıl parçalamamışlar? Bir eliyle kolumdan tutuyor, diğer eliyle kamçı sallayarak izliyordu bizi.”

kamçılarla tehdit ediyor, yavaş yürüdüğümde ayaklarıma, vücuduma vuruyorlardı. Hastaneden Şems Bedran’ın odasına kadar yürüyemezdim. Yolun yarısında yere yığıldım, askerler ellerimden tutup sürükleyerek getirdiler. Böylece sürüklenerek Şems Bedran’ın odasına geldim. Şems beni görür görmez, öfkeyle Safvet’e seslendi, rol yapar gibi ani bir hareket yaptı. Suratı hırçınlaşmış, öfkeden avurtları şişmişti. Gözleri baykuş gibi geniş suratının ortasından açılmış, kolunu uzatıp

Zeynep Gazalî’nin “Zindan Hatıraları” kitabından

parmağıyla beni göstererek, “Bunu as ve beş yüz kırbaç

başka bir sahne daha:

vur!” emrini verdi. Vahşet, vahşet... Astılar ve Saf-

“Onuncu gün ikindiden sonra zindanın kapısı açıldı.

vet’in teşrifine hazırladılar. Geldi, kollarını sıvayıp

3 nolu cezaevine götürüldüm. 3 nolu cezaevinde bir

kırbacı eline aldı, sonrada paşası Şems Bedran’ın emir-

zindana kapattılar. Her tarafım yaralı vaziyette ceset

lerini yerine getirdi. Beş yüz kırbaç, evet, evet, beş yüz

gibi yere yığıldım. Vücudum şişirilmiş top gibiydi;

kırbaç altında bana düşen “Allah’ım! Allah’ım!” di-

dayak, işkence ve sudan dolayı kabarmıştı. On birinci

yerek feryat etmek ve O’na yalvarmaktı. Şems Bedran

gün her tarafı yara bere ve kan içindeki vücudumu

ise bana karşılık veriyor, “Allah dediğin nerede?

kontrol eden doktor, hastaneye kaldırılmamı emretti.

Varsa seni kurtarsın. Abdünnâsır’dan yardım is-

Hastanede bir gün kaldım. Biraz dinlenip iyileşmeyi

teseydin, seni kurtarırdı hem de derhal.” Kırbaç-

dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

43


lanma faslı bitti, yere indirdiler, ama kim ayakta durabilir? Ayaklarımdan kanlar akıyor...”

Müslümanlara Yapılan Bazı İşkence Çeşitleri Hapishaneye girdiğinde şu işkenceleri gördüğünü

Evet, bu okuduğumuz işkenceler Mısır gibi bir

anlatır:”Ayaklarından dar ağaçlarına asılma, kamçı-

İslam ülkesinde ve bir Müslüman kadına yapıl-

larla çıplak sırtlarının dağlanması, vücutlarının par-

mıştır.

çalanması için kudurmuş köpeklerin üzerine salınması,

Zeynep Gazali, hapis süreci boyunca inkar ettiği

işkence altında can vermek için sıra bekleyenleri...“

ancak cezaevi müdürü ve işkence edilmesine

Eroinman Kadının İmanına Vesile Oluşu

sebep olarak Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır’a suikast düzenlemeyi düşünen ve organize edenlerden birinin de kendisi olduğu gibi büyük bir iftira ile suçlanarak cezaevine konulmuştur. Bu ithama karşı şunları söylemiştir: “Müslüman Kardeşler’in Abdunnasır’ı veya başkasını öldürmek ve ülkeyi tahrip etmek gibi bir amacı yoktur. Ülkeyi fiilen tahrip eden Abdunnasır’ın kendisidir. Bizim amacımız bu gibi şeylerden çok daha büyüktür. Amacımız en büyük gerçektir. Yeryüzünde tevhid davası ve Sünneti üstün kılma davasıdır. ‘Hüküm ancak Allah’ındır’ davasıdır. Amacımız ve davamız Allah’ın izniyle gerçekleştiği gün puthaneleri yıkacağız ve efsanelerine son vereceğiz. Amacımız tahrip değil ıslahtır. Yıkmak değil, yapmaktır.“

Zeynep el-Gazali hapishanede iken onun işkence ve yorgunluğunu artırmak için hücresine eroin kaçakçısı bir kadın getirirler. Bu kadın çocukları kaçırıp boğazlayarak bağırsaklarını çıkartıp içerisine eroin dolduran ve kefenleyerek cenaze nakli altında eroin kaçakçılığı yapan biridir. Kadın

Zeynep

el-Gazali’nin

hücresine

ko-

nulduktan bir müddet sonra Müslüman olur ve tevbe eder. Namaz kılmaya ve oruç tutmaya zali’nin

başlar.

Daha

ailesiyle

sonra

Zeyneb

el-Ga-

aralarında

irtibat

başlar.

Kadın, Zeyneb Gazali’nin ailesine: “Zindana bir şey göndermek istediğiniz zaman bana gönderin ben onu ona ulaştırırım.” der. Eroin kaçakçılarının ziyareti serbestti, ancak Zeynep

Ancak esas hedefin gerek sorgulamalarda gerekse

el-Gazali’nin ziyaretçilerle görüştürülmesi ve

de yapılan icraatlerde görüldüğü üzere “Müs-

dışarıdan ona bir şey gönderilmesi yasaktı.

lüman ve İslam düşmanlığı olduğu” apaçık orta-

Bu cani kadın Müslüman olduktan sonra Zeynep

dadır.

el-Gazali’ye dışardan çok güzel yiyecekler ge-

Kendisine yapılan eziyet ve işkenceler için şunu

tirmeye çalışıyor ve ona hizmet ediyordu. Ce-

söylemiştir: “Müslümanlara reva görülen eziyetlerin ne kadar korkunç ve ürkütücü olduğuna, işkencenin her türlüsünde ihtisasın üstünde beceri kazanmış kırbaçlı ellerin onu “cehennem” olarak nitelemesi sanırım yeterlidir. Evet; bu cehennem, yiğit erleri maden gibi eritmek için

zaevi idaresi bu duruma çok şaşırmıştı. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Kendi kendilerine şöyle demişlerdi: “Biz esrarcı kadını hacı Zeynep el-Gazali’nin yanına koyarak onu da bozduk. Her halde bu kadın tevbe etti. Yaptıklarından vazgeçti.” Daha sonra eroinci kadını cezaevinden çıkartırlar. Kadın çıkarken ağlar ve: “Ben sensiz nasıl yaşa-

ateşin üstünde kurulmuş

yabilirim?” diyerek feryat eder.

bir potaydı. İşkence senar-

Zafer ve İslam Nedir?

yosunun imtihan tecrübeleri içinde pişmiş erleri seçip ayırdığı kızgın bir maden kazanıydı.”

Zeynep Gazali ile hapis müdürü arasında geçen şu dialog bize zaferin ne demek olduğunu öğretiyor. Müdür: “Seni tavuk gibi asıyoruz, suya atıyoruz, ateşe atıyoruz, köpeklere atıyoruz. İddia ettiğiniz gibi

44

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


Rabbiniz sizi niye korumuyor? Niçin sizi kurtarmıyor,

Kendisine Sosyalist Par-

deliler?“

ti’ye üye olursa ser-

Zeynep Gazali ise şöyle açıklıyor:”Bizler Allah’a bağlı oldukça size karşı üstünüz. O’nunla zenginiz. O’nunla güçlüyüz. O’na güveniyoruz. O’nun için çarpışıyoruz. O’nun yolunda cihad ediyoruz. Ancak bir tek şey yenilgimizi ispat edebilir: O da tevhid sancağını yüceltme ve İslam’ın sözünü üstün kılmanın vacip olduğuna dair inancımızdan vazgeçmemizdir. İslam herşeydir. İslam, cemaatinin herşeyini düzenler. Başka bir şeye ihtiyaç bırakmaz. Dünyayı emniyet ve adaletle doldurur. İnsanları basit şeylere veya kullara

best kalacağı teklifinde bulunanlara şu cevabı vermiştir: “Abdülkadir Udeh ve arkadaşlarını idam eden tağut Abdunnasır

yönetimini

kabul edip Allah’ın huzurunda rezil olacaksam

imzalamadan

ellerim kurusun!”

kulluktan çıkarıp tek Allah’a isyan olan her şeye, kula

Mahkeme Savunması

itaat edilmez. Allah’a doğruluk ve samimiyetle gö-

Ayağa kalktım ve dedim ki: “Rahman ve Rahim Al-

nülden bağlı bir insan herşeyin yaratıcısı, sahibi, ha-

lah’ın adıyla. Bizler cani ve katil değiliz. Irz ve namus

kimi ve Rabbi olana bağlı olmuş demektir. Ruhu gökler

düşmanı, mal ve can düşmanı değiliz. Bizler ümmetin

alemine ve kalbi Firdevs cennetine bağlanıp dünya ha-

emin insanları, Kur’an’ın hadimleri ve İslam›ın hami-

yatı gözünde basitleşen bir insan yaratıklardan nasıl

leriyiz. Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem de bizim

korkar! …“

için en güzel örnektir. “Allah’tan başka ilah yoktur

Kendisine Savcılığa Gideceği Haberi Verilince

Muhammed, Allah’ın Rasuludür” bayrağını üstün kılıncaya kadar hak yolda sebat ve devam edeceğiz.

Kendisine savcılığa gönderileceği haberi verilince

Ümmet “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah”

şu sözleri söyler:”İşkencenin aşama ve çeşitlerinden

sözünü üstün kılıncaya kadar çalışacağız. Zalimlerin

teker teker geçtim. Çılgın kırbaçlardan, köpeklerin vü-

hakkımızda uydurduğu iftiralardan beriyiz. Zalimlere

cudumu paralamalarından, sulu zindandan, ateşten,

karşı Allah bize yeter. O vekilimiz ve Mevlamızdır.”

falakadan, darağaçlarında baş aşağı asılmaktan, ayakta bekletilmekten, susuzluk ve açlıktan, psikolojik ve ahlaki hakaretlerden… akla gelebilen en adi zulümlerin hepsinden geçtim. Rezalet sahnelerinin tamamlanması için sıra savcılığa geldi. Adaletin gölgesinde ve kanunun himayesinde(!) mazlumların cezalandırılması için bu defa sıra savcılıktaydı.“ İşkencelere Nasıl Katlandı Kendisine işkencelere nasıl katlandığı sorulduğunda şöyle cevaplamıştır: ““Evet, bu zorlu günlerde iki şeyle yaşayabildim. Birincisi, Rabbimizin bize ihsan ettiği iman gücü. … İkincisi, kuvvetli ve açık bir şekilde Allah’ın hayata hakimiyetinin ölçüsünde olan o kutlu rüya; onunla yaşadım.“ Teklifler Karşındaki Tavrı dergi.nebevihayatyayinlari.com

Seyyid Kutub ve Arkadaşlarına Verilen İdam Kararı Seyyid Kutub’un kardeşi Hamide Kutub ile aynı koğuşta kalıyorduk. Kendisine abisi ve diğer kardeşlerinin durumunu sorduğumda bana: “Allah yolunda şehitlik(idam) olduğunu söyledi. “ Ben de ona: “Kur’an ve Sünnet’e bağlı Allah yolunda Allah’ım, sen kabul buyur.” dedim. Seyyid Kutub ile Son Görüşmemiz İdam kararından beş gün sonra Seyyid Kutub’u benim koğuşuma getirdiler. Kendisine “Bizimle

bir an bile oturman Allah’ın büyük lütfu ve rızasının eseridir.” dedim. O da bana: “Ecellerin Allah’ın elinde olduğundan, Allah’tan başka kimsenin ecellerin üzerinde tasarrufu bulunmaCEMÂZİYELEVVEL 1436

45


resi’nin başında yolun nerede ve nasıl olacağını açıklayan Seyyid Kutub! İslam’da Sosyal Adalet, Din

İdam kararından beş gün sonra Seyyid Kutub’u benim koğuşuma getirdiler. Kendisine “Bizimle bir an bile oturman Allah’ın büyük lütfu ve rızasının eseridir.” dedim. O da bana: “Ecellerin Allah’ın elinde olduğundan, Allah’tan başka kimsenin ecellerin üzerinde tasarrufu bulunmadığından söz etmeye başladı. Allah’ın kaza ve kaderine razı olmamızı, Allah’a teslimiyetle bağlanmamızı sıkı sıkı tavsiye etti... Konuşmamız Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak etrafında dönüp dolaştı. “

Dediğin Budur, İstikbal İslam’ındır, Yoldaki İşaretler, İslami Etüdler, Kur’an’da Edebi Tasvir, Kur’an’da Kıyamet Sahneleri ve değişik alanlarda yazdığı yirminin üstünde eserin sahibi Seyyid Kutub! Böyle bir musibet anında kelimeler, o mübareğe duyulan ızdırabı teselli

etmeye yeterli olmuyor! Okuyun! Seyyid Kutub’un neden idam edildiğini anlamak için ‘Yoldaki İşaretler’i, okuyun. İki süper güçte İslam dirilişinin gerçekleşmesi Seyyid Kutub’un üzerinde durduğu en önemli konulardandır. Bunun anlamı iki süper gücün tükenmesi(kapitalizm ve komünizm) ve dünyayı İslam güneşinin aydınlatması demektir. Her asırda ana karakterini koruyarak değişik şekillerde süregelen cahiliyet değil, Allah’ın dini İslam’ın üstün olması demektir. Evet, İslami dirilişin anlamı, doğu ve batısıyla şer güçlerin tükenmesi ve evrende hakkın sahibi ilahi idarenin hakim olması demektir. İnsanlar için çıkarılan en hayırlı üm-

dığından söz etmeye başladı. Allah’ın kaza ve kaderine razı olmamızı, Allah’a teslimiyetle bağlanmamızı sıkı sıkı tavsiye etti... Konuşmamız Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak etrafında dönüp dolaştı. “ Seyyid Kutub ve Arkadaşlarının İdamı Üzerine

metin üstün olması demektir. Allah’ın izni ile üstün olacaktır.’Kafirler istemese de Allah nurunu tamamla-

yacaktır.” Daha sonra şunları söyledim:”Öyle bir savaş oldu

ki fakih ve imam Seyyid Kutub, bir ümmete bedel Abdulfettah İsmail, davetin aksiyoner elemanı Muhammed Havvaş gibi değerli elemanlarımızı

Söyledikleri

verdik.”

Bu üç değerli insanın (Seyyid Kutub, Abdulfettah

Bir Rüya; Seyyid Kutub, Firdevs’te

İsmail, Yusuf Havvaş) idam edilmesinin üzerine Zeynep Gazali şu sözleri söylemiştir: “Olay büyük, musibet korkunçtur. Seyyid Kutub ve iki arkadaşının Allah yolunda şehid edilerek idam edilmesi kolay unutulacak bir şey değildir. Kur’an müfessiri, İslam da-

vetçisi Seyyid Kutub! Anlayışında, ifadesinde, berrak

Seyyid Kutub’un idamından iki gün sonra sabah namazından sonra tesbihat yaparken uykuya dalmışım. Rüyamda bir ses duydum; “Seyyid Kutub, Firdevs’te; arkadaşları da yüce cennetlerdedir.” Seyyid Kutub ve Bir Gerçek

metodunda, güçlü nakli ve akli delillerinde büyük alim

Seyyid Kutub’a “Yoldaki İşaretler” kitabını oku-

Seyyid Kutub! Dinine sımsıkı bağlı ve Allah’ın yardı-

yanların Seyyid Kutub’un”toplum fertlerini tekfir

mına imanı tam Seyyid Kutub! Allah’ın kitabı Kur’an’a

ettiği” sorusunu sorduğumda bana şöyle dedi:

bakışta, Kur’an’ı anlamada, ahkamına bağlılıkta yeni

“Yazdıklarım yanlış anlaşıldı. Bunun doğru olmadı-

bir çığır açan ve geliştiren büyük ‘Fi Zilalil Kur’an’

ğını ve bir vehimden ibaret olduğunu söyledi.”

tefsirinin sahibi değil midir? Kur’an’a bağlılığın nasıl

Zeynep Gazali devamında şöyle dedi: “Şüphesiz

olacağını öğreten büyük alim değil midir? En’am Su-

Seyyid Kutub, toplum fertlerini tekfir etmezdi. Ama top-

46

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


lumların İslam’dan uzaklaştığını ve İslam toplumu özelliğini yitirecek şekilde İslam’a yabancılaştığını söylerdi.” Kadın Müfessir Zeynep Gazali

Seyyid Kutub’un idamından iki gün sonra sabah namazından sonra tesbihat yaparken uykuya dalmışım. Rüyamda bir ses duydum; “Seyyid Kutub, Firdevs’te; arkadaşları da yüce cennetlerdedir.”

Zeynep Gazali, hapis günlerinde Kur’an okurken aklına gelenleri küçük notlar halinde biriktirerek kısa bir tefsir oluşturmuş ve tefsirini Ezher’in tefsir profesörlerinden Abdulhay el Fermavi’ye incelettikten sonra 1994 yılında yayımlamaya başlamıştır. İki büyük cilt olarak basılan kitap, “Kur’an’a Bakışlar” ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir. Tefsirinde büyük ölçüde İbn Kesir ve Fizilal-i Kur’an’dan yararlanmıştır. Ona göre Kur’an’ı pratik olarak yaşayabilmek için

turya, Kanada olmak üzere pek çok ülkede tebliğ

“İslam insanının oluşması, ardından İslam aile-

ve irşad faaliyetlerinde bulundu.

sinin kurulması ve son olarak İslam toplumunun

İman, davet ve mücadele iken dolu 88 yıl yaşayan

oluşturulması” kaçınılmazdır. Yeğeni Muhammed Gazali, Zeynep Gazali’nin yazdığı tefsir hakkında şöyle demiştir:”Bu tefsir değişik mezhepler arasındaki tartışmalar üzerinde duran kelamî bir tefsir değildir, aynı şekilde Kur’an-ı

Zeynep Gazali 3 Ağustos 2005 yılında vefat etti. 2 evlilik gerçekleştiren Zeynep Gazali’nin hiç çocuğu olmamıştır. Kahire’nin doğusundaki Nasr kentinde Rabiatu’l Adaviyye camiinde kılınan

Kerim’in dil yönünden mucize olmasını ortaya koyan

öğlen namazı ardından toprağa defnedildi.

bir belagat tefsiri de değildir. Bu ancak Kur’an ayet-

Türkçe’ye Tercüme Edilen Eserleri

lerinin anlamlarının iyi anlaşılması için bu ayetlerin günümüzde kullanılan dille açıklamalarını yapan, Al-

1- Kur’an’a Bakışlar, Uysal kitabevi, 1994. (Zeyneb

lah’ın hidayet nurunun en güzel yolla kalplere ulaştı-

el-Gazali’nin tefsiri.)

rılmasını amaçlayan bir tefsirdir”

2-Eyyam min Hayati; Zindan Hatıraları, Madve

Hedefi

Yayınları, 1984.

Zeynep Gazali hedefini şöyle açıklamıştır:“Al-

3- Müslüman Aileye Doğru, Madve Yayınları,

lah’ın izniyle, Kur’an’ın ve sünnetin hedeflerini kavrayan ve yolun uzunluğunu idrak edenler, İslam

1991.

toplumu dirilinceye ve insanlık Kur’an’la sünnetin

4- Gençlerle Mektuplaş-

sancağı altında gölgeleninceye kadar haktan, hayırdan

malar, İstişare Yayın-

ve O’na davet etmekten sapmayacaktır. Hak yolda ve

ları, 1997.

sebatla yarışıyoruz. Karşılaştığımız bütün şeylerin karşılığını Allah’tan bekliyoruz.”

-------------------------

Vefatı

1. Zeynep Gazali; Zindan Hatıraları, Madve Yayınları

Gazali; Suudi Arabistan, Pakistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika, Ürdün, Cezayir, Türkiye, Hindistan, Almanya, Kanada, Avusdergi.nebevihayatyayinlari.com

2. Bir Hanım Müfessir Zeynep Gazali ve Tefsiri, Ali Akpınar (Makale)

CEMÂZİYELEVVEL 1436

47


DERYA FIÇICI

Kadınlardan Ateş Ehli Bir Sınıf “İki sınıf insan vardır ki onlar cehennem ehlidir: Giyindiği halde çıplak olan, bu elbiselerle erkekleri meylettirmek için kıvırarak yürüyen, saçlarını deve hörgücü gibi başlarında toplayan kadınlardır ki, bunlar cennete giremeyecek ve çok uzak mesafeden bile hissedilen cennetin kokusunu dahi duyamayacaktır.” (Müslim) Giyinik çıplaktan kasıt, teninin gözükmeyip vücut hatlarının dışarıda olması, üzerinde elbise olduğu halde elbisenin inceliğinden içinin gözükmesidir. Aynı şekilde bol olsa dahi kabartma ve işlemeli, ka-

48

dını güzel ve cazip gösteren alımlı kıyafetleri dışarıda veya kendisine haram olan kimselerin yanında giymesidir. Günümüzde tesettür diye satılan elbiselerde bu alametlerin hepsi mevcuttur. Çok süslü olmakla birlikte dar ve gösterişli olan pardösü, ferace tarzı kıyafetler tesettür amaçlı giyilmemelidir. Özellikle kırmızılı, allı güllü tunikler, üzerinde büyük düğmeler, parlak işlemeler, kurdeleler, altına giyilen pantolonlar, başa takılan uyumlu, renkli eşarplar bu hükme girmektedir. Kumaş kalınlığı, rengi bakımından uygun olan pardösülerin göğüs kısmının

dar ve bel kısmında kemere rastlıyoruz. Bele takılan kuşak ve kemer kadının vücut inceliğini, ölçüsünün tamamen ortaya çıkmasına sebep olmakta, bundan dolayı kullanılması kesinlikle uygun değildir. Bir dış elbisenin renk, kalınlık, bolluk bakımından tesettüre uygun olması fakat bu elbisenin beline kuşak, kemer takılarak vücudu ortaya çıkarması onu tesettür olmaktan çıkarır. Dikkat edilmeyen başka bir husus giyilen elbisenin kol bileklerinin olduğu kısmın bol olması sebebiyle en küçük bir harekette el bileklerinin gözükmesidir. Başa bağlanan ör-

DİKKAT!

DİKKAT!

DİKKAT!

Kaş Alma Konusu

Kadının Dışarıda Koku Sürünmesi

Kocasına Başka Bir Kadını Anlatmak

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


MÜSLÜMAN HANIMLARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR

tünün küçük olması, omuzları ve göğüs kısmını örtmemesi veya pullu, boncuklu, rengârenk olması da tesettür ölçüsüne aykırıdır. Dış kıyafet olarak giyilen kıyafetin yeterli bolluk ve uzunlukta olması gerekir. Ayak topuklarını örtecek şekilde uzun ve alta giyilen iç kıyafeti tamamen örtmeli, dışarıdan görülmesine engel olunmalıdır. • Dış kıyafetin altına giyilen pantolonun paçalardan gözükmesi, dışarıdan merak uyandıracak şekilde olması tesettür açısından hoş değildir.

• Müslüman bir kadının çantası ve ayakkabısı da tesettür ölçüsüne dâhildir. Ayakkabıların parlak, renkli, dikkat çekici ve ses çıkartmaması gerekir. Topuklu ayakkabı giymesi de aynı şekilde caiz değildir. Ses çıkarması dahi kadının yürüyüşünü değiştirir. Kalplere sıkıntı verebilir. Koluna astığı, eline aldığı çantaların da süslü olması kadının fark edilmesine sebebiyet vereceğinden, gösterişsiz ve sade olması gerekir. • Yine dikkat edilmeyen hususlardan biride mezhepler arası farklılıktan dolayı

örtülmeyen ellerin süslenmesi, koca taşlı yüzüklerin takılması, bileklere takılan bileziklerin gözükmesi, ses çıkarması da aynı sıkıntılar içerisinde yer almaktadır. • Yüzü açık olan Müslüman kadınların gözlerine sürme çekip yabancı erkeklere gözükmeleri de tesettüre aykırı, haram olan davranışlardır. • Müslüman kadının ses tonu ve konuşma, hitap şekline dikkat etmesi gerekir. Yabancı erkeklerle konuşurken ifade biçimini sadeleştirip, kırıtarak, gülerek konuşmamalıdır. Aynı şekilde bakış-

DİKKAT!

DİKKAT!

DİKKAT!

Sosyal Medya ve Televizyon Konusu

Gece Vaktinde Dışarıda Durma

Fallar ve Burçlar

dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

49


larına dikkat etmeli, gözlerini haramdan sakındırmalıdır. • Deve hörgücünden; saçını başının üstüne, belli edecek şekilde topuz yapıp göstermesidir. Saçlarını örtse dahi dışarıdan saçının uzunluğundan, çokluğundan haberdar edecek şekilde toplayıp deve hörgücüne benzetmesi caiz değildir. Günümüzde bu alameti Müslüman kadınlarda çokça görmekteyiz. Hatta çarşaf giydiği halde saçını büyük toplayıp dolaşan veya başına saç harici bir şeyler dolayıp saç yapan, hatta bazı dükkânlarda bu hörgüç malzemesinin satıldığına dahi şahit olduk. Hörgüç yapma tokası, hörgüç bonesi, hörgüç olsun diye kâse koyanları dahi işittik. Okulların, mescitlerin lavabolarında uzun hörgüç yapma kuyrukları oluşturan gençler yetişti. “Sen nasıl yapıyorsun, bu şekilde daha kolay, böylesi daha güzel” gibi uzun konuşmalar, tartışmalar yaşandı. Oysa ki cennete girememekle tehdit edilen kadınlar, uyarılanlar bunlardı. Şimdi bu hataya, günaha düşmüş kardeşlerime sesleniyorum. Mümin kadının, imanından, hayâsından, takvasından daha güzel süs yoktur. Onu güzel kılan, sevimli kılan bu özellikleridir. Öyleyse bizi bu güzelliklerden uzaklaştıran her türlü davranış ve şekillerden, unsurlardan uzak duralım. Ümmü Seleme radıyallahu anha, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bir gün “ya Rasulallah dünyada ki kadınlar mı yoksa cennetteki huriler mi daha iyidir?” diye sorar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Dünyada ki kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir.” Diye cevap verir. Ümmü Seleme radıyallahu anha, “niçin?” deyince o şöyle cevap verir: “Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için.” (Taberani) Mümin kadının Rabbine olan teslimiyeti, cennette onu hurilerden üstün kılar. Dünyanın hiçbir süsü, bir kadını böyle şerefli ve üstün kılmaz.

50

CEMÂZİYELEVVEL 1436

Kaş Alma Konusu “İğreti saç takana (peruk, kaynak saç vb.), yüzünden kıl koparana, dövme yapana, yaptırana Allah lanet etsin.” (Buhari, Müslim) Allah azze ve celle insanı ayrı bir güzellikte yaratmıştır. İnsanın güzelliği fıtri olanıdır. Allah’ın uygun görüp ihsan ettiğini bozup değiştirmek onun yaptığına razı olmamaktır. Dolayısı ile peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tabii güzelliğini bozup kendine güzellik katmak maksadıyla saç ilave edene, yüzünden kıl koparan, saçlarını incelten ve dövme yapana lanet etmiştir. Ancak zaruret hariçtir. Zaruret ise kadının erkeğe benzeyecek, rahatsız edecek bir boyutta yüzünde kıl varsa veya kaşları erkek kadar kalın ve ortası gür ise, eşi bu durumdan rahatsız ise kaşının ortasını alabilir. Veya yüzünün herhangi bir bölümünde kalın ve görülen kıllar var ise onları alabilir. Ancak bu durumu ihlal etmemek gerekir. Yüzde bulunan hafif, gözükmeyen, kaş ortasında gür olmayan kılları almakta caiz değildir. Günümüzde Müslüman kadınların hafife aldığı yasaklardan biridir. Tam tesettürlü bir hanımın kaşlarını incelttiğini, bu konuda zafiyet gösterdiğini görüyoruz. Tesettürün ve diğer ibadetlerin konusunda Rabbine itaat eden kardeşim, tüy kadar basit bir meselede neden teslim olmazsın? Ey mümin kardeşim! Güzel görünmek uğruna neden alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in lanetine mazhar olursun? Haydi Allah ve Rasulünü razı eden iffet timsali olan Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma olmaya… onları örnek alıp cennette buluşmaya… (inşAllah) Kadının Dışarıda Koku Sürünmesi Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse, zinaya bir adım atmış olur. (Tirmizi) “Kendisine buhar (güzel koku) değen kadın bizimle yatsı namazına katılmasın.” (Müslim, Ebu Davud) O’nun İzinde...


Hadislerden öğrendiğimiz üzere kadının tesettürü sadece üzerine giydiği kıyafet değil, onu çekici ve güzel kılan ve bu güzelliğini ve bu çekiciliğini kendisine helal olmayan erkeklere sunmasıdır. Güzel kokuda bunlardan biridir. Tepeden tırnağa tesettüre bürünmüş mümin bir kadının, güzel kokular, parfümler sürerek sokakta veya evde yabancı erkeklerin yanına çıkması o kokuyu başkalarına duyurması zinaya atılmış bir adım olarak değerlendirilir. Günümüzde maalesef tesettürlü kadınların bu hataya düştüklerini, bunu önemsemediklerini görmekteyiz. Özellikle uzun süre elbisede kalan parfüm kokuları, ter kokusunu gidermek amacıyla kullanılan diğer kokular, iç elbiseye sıkılmış fakat dışarıya çıktığında etrafa yayılan kokular, bunu hiç önemsemediğimizi göstermektedir. Tesettürünün yürürken açılmasından imtina eden kardeşlerimizin koku sürünme meselesine dikkat etmediklerini görmekteyiz. Birde koku sürünüp mescidlere gidiyor isek vay halimize ki mescide ibadet etmek için gelen erkeğin sizin sürdüğünüz kokudan dolayı şeytanla uğraşmasına sebep olmuşsunuz demektir. Allah nefislerimizi şeytanın şerrinden korusun, O’nun razı olmayacağı işler yapmaktan bizi muhafaza etsin inşaAllah.

kutmaz hale getirdi. Özellikle düğün gününde her şeyi mübah olarak görmeye başladık. Birkaç saatliğine giyeceğimiz gelinlik denen gösterişli elbiseye milyonlar sayıp düğün sonrası bazaların altına, dolapların üstüne tıkmak pahasına razı olduk. Elbise ile bitseydi keşke, o gün başını yaptırmak, hatta başörtüsünü bağlatmak için kuaföre verdiği yüzlerce lira… Bir günde değil hem kına günü, hem düğün günü bu törenler tekrar edilir. Kına günü giyilen iki çeşit elbise iki saatlik bir eğlencede iki kez kıyafet değiştirmek ve bu kıyafetin her birine ödenen meblağ israf değil de nedir? Fotoğrafçıda çekilen fotoğraflara yapılan harcama ve gelinin süslü haliyle fotoğrafçının karşısında poz vermesi ne kadar doğru bu da tartışılır bir mesele. Fotoğraflar tab edilirken bir erkeğin göremeyeceğinden ne kadar eminsiniz? Ne kadar güvenilir ellere teslim ettiniz en özel gününüzdeki boy boy fotoğrafları, normal zamanda

arkadaşınızın

telefonu

ile dahi fotoğraf çekinmeye imtina ederiz. Velev ki yanlışlıkla biri görür diye, nedense düğün gününde bu hassasiyetlerimiz bir anda kalkar oldu üzerimizden. İsrafın boyutu düğün günüyle sınırlı değil tabi hiç kullanılmayacak veya ömürde bir defa kullanılacak eşyalara ödenen paralar, ev eşyalarında

Düğünde İsraf

yapılan gösteriş ve israf, gelin arabasına asılan

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh isrâf edenleri sevmez.” (A’râf; 31)

saydıklarımızı kendi imkânlarımızla çok daha

Kadının eşine süslenmesi helaldir, övülmüş bir davranıştır. Düğün gününde eşinin karşısına ilk çıkacağı günde süslenip giyinmesi de haktır. Ancak günümüzde bu durumun abartılması israf boyutuna gelmesi, helal olan bir davranışı yaparken harama yaklaşma noktasına ulaşmıştır. Düğün, nişan gibi hatta buna bir de kız isteme, söz gününü de eklersek, törenlerin bol olduğu bir geleneğin içinde yaşayan Müslümanlar olarak israfa kaçmadan bunları nasıl atlatırız derdine düşmemiz gerekir. Ancak hanımların süslenme zafiyetleri haram olan israftan onları artık kordergi.nebevihayatyayinlari.com

iki çiçek, bir kurdele sebebiyle ödenen para… Bu mütevazı ve geleneklere de saygı duyacak şekilde yaşamak varken bu gelenek seline kapılıp düştüğümüz haramlar Müslümanlar olarak canımızı acıtmalı, üzerinde ince bir hesap yapıp düşünmeliyiz. Kendimize kılıflar aramak yerine, mübahlarla oynamak yerine, en takvalı halimize bürünmeliyiz. Özellikle İslam coğrafyalarında kanı akıtılan Müslüman kardeşlerimizin, onlar uğrunda, Allah’ın davasını yüceltmek için savaşa çıkan kardeşlerimizin sıkıntılarını düşünüp harcamalarımızı her gün bunu düşünerek yapmalıyız. CEMÂZİYELEVVEL 1436

51


Elbette ki her birinin yeri ayrıdır, cihad ayrı, düğün günü ayrı, sadaka ayrı, zekat ayrı, israf ayrıdır. Ancak sadaka verirken, infak ederken cimri olan ellerimiz düğün günü çok cömert olur ise işte mümin kimliğimizle ters düştüğümüzün göstergesidir. Kocasına Başka Bir Kadını Anlatmak “Kadın kadına çıplak vücuduyla dokunup da daha sonra kocasına bu kadının niteliklerini sanki kocası onu karşısında görüyormuş gibi anlatmasın.” (Buhari) Mümin bir kadının kocasına haram olan başka bir kadının şeklini nakletmesi caiz değildir. Zira bu anlatım erkeği Allah muhafaza

harama

meylettirebilir. Veya kadını şeklen hayal etmesine sebep olabilir.

Aynı

zamanda

anlatan kişide bu günaha sebebiyet vermiş olur. Mümin bir kadın eşini harama sürüklemez, onu bu gibi durumlardan korur. Daha önceleri anneler kızlarına ev kıyafetlerini yani evde bulunan hanımların ev kıyafetlerini dışarı asmamaları gerektiğini; ön tarafa erkeklerin çamaşırları, arkaya görünmeyecek kısma hanımların çamaşırları asılırdı. Bunları anneler sıkı sıkı öğütlerlerdi. Sebebi, dışarıdan gelip geçen, evdeki hanımların iç elbise, etek, gömlek gibi kıyafetlerini görüp yanlış düşüncelere kapılmasın diye düşünülen ince davranışlardı. Dolayısı ile bu ahlakla yetişen nesil başka bir kadının şeklini evde gelip nakletmezdi. Bunun doğurabileceği yanlışı bilir, bu hataya düşmezdi. Bu ahlaktan mahrum olarak yetişen nesil maalesef bu konuda hassasiyet kazanamıyor. Bu durumda annelere, eğitmenlere çok iş düşüyor, haramı, helali tüm incelikleriyle yeniden hatırlama ve hatırlatma vakti.

52

CEMÂZİYELEVVEL 1436

Yine bu mesele ile alakalı olarak mümin bir kadının ahlakını tam bilmediği, güvenmediği, İslam hassasiyeti olmayan hanımların yanında başlarını açıp ziynetlerini göstermesi de doğru değildir. Bu kadının hem bilmediğinden hem de böyle bir hassasiyeti olmadığından sizin şeklinizi eşinin, babasının, kardeşinin yanında anlatabilir. Mümin kadınların dikkat etmeleri gereken hususlardan biride budur. Aynı zamanda mümin kadınlar birbirlerinin yanında Müslüman kadının, Müslüman kadına karşı olan örtü ölçüsüne de dikkat etmelidir. Müslüman kadınların kendi aralarında ki tesettürü göbek ve diz kapağı arasının gözükmemesidir. Bu kısmı birbirlerinin yanında açmaları helal değildir. Kısa etek giymeleri veya havuz, plaj gibi yerlerde mayo tarzı kıyafetle birbirlerini görmeleri haramdır. Ancak bugün havuzlar, kaplıcalar, plajlar tesettürlü hanımlarında ziyaret yerleri oldu. Bu, haramı oldukça hafife aldığımızın göstergesidir. Siz buna dikkat etseniz de, o ortamda dikkat etmeyenler bulundukça oralara gitmek yine caiz değildir. Kayın, Amca oğlu, Dayı oğlu Gibi Yakın Akrabadan Olan Erkeklere Karşı Tesettürü Koruma Evimize girip çıkan, bize haram olan erkeklere karşıda dış elbiselerimiz olmadan çıkmamalıyız. Dışarıda tesettürün hükmü nasılsa eve gelen yabancı, size helal olmayan nikâh düşen erkeklere karşıda aynıdır. Onların eve gelmesi durumu değiştirmez. Uzun etek, uzun kollu gömlek, ince bir tülbentle onları karşılayamayız. Bu saydıklarımız ev kıyafetidir ve tesettüre uygun değildir. Üzerimize bol, ferace, pardösü tarzı dış kıyafet giyip uzun dirseklere kadar saran başörtüsü olmadan görünmemiz caiz değildir. Böyle davranırsak tesettürün şartlarını yerine getirmiş olmayız. Sosyal Medyada Sınırlara Dikkat Etmemesi ve Televizyon Müslüman bir hanım imanı gereği kendisini her türlü haramdan sakındırmalı; gözünü, kulağını, zihnini haram ortamlardan uzak tutmalıdır. Bu ortamlar ancak bir müminin imanını zayıflatır. O’nun İzinde...


Dikkate alınmayan hususlardan bazıları televizyon ekranında şahit olunan haram sahneler. Bugün hemen hemen tüm televizyon kanallarında haram ve helal ölçüsü bulunmamakta, bulunduğunu söyleyenlerin de haram ve helal ölçüleri kuran ve sünnete göre değil kendi din algılarına göre. Hiç şahit olunmuyorsa bile televizyon reklamları dahi fuhşiyat ve çıplaklık içermekte. Özellikle küçük çocukların bu sahnelere şahit olması onların zihinlerini oldukça olumsuz yönde etkilemektedir. Bugün çizgi filmlerde dahi cinsiyeti olmayan varlıklar üretilmekte, hatta ufaktan kadın erkek münasebeti aşılanmakta.

lunmaması veya bulunuyorsa dahi çok dikkat etmesi, hassas olması gerekmektedir.

Çocuklarımıza izlettiğimiz çizgi filmleri hangi zihniyetin ürettiğine dikkat edelim. Bir yahudinin, bir kafirin ahlak ölçüsünün İslamla asla örtüşmeyeceğini bilmekteyiz. Dolayısı ile kendimizi ve ailemizi televizyon ekranından korumak zorundayız. Günlerce uğraşıp öğrettiğimiz bir kavramı televizyon ekranında izlenen bir film bir anda silip süpürebilir.

Müslüman bir kadın için de aynı tehlike, tehdit bulunmaktadır. Hem de şeytanların cirit attığı bir ortamda imanı, iffeti, bakışları, kalbi korumak cüret isteyen bir durumdur.

Özellikle genç kız annelerinin şikâyetlerinden biri, “Kızım eve geç vakitlerde geliyor” veya “Sokakta çok dolaşıyor, ben de internet aldım. Hiç değilse odasında oturuyor” demesi üzerine onlara şunu soruyorum: “Kızını gece yarısı Taksim Meydanı’nda dolaşmaya bırakır mısın?” Şöyle bir baktıktan sonra “Tabiî ki de hayır” cevabını alıyorum. Bunun üzerine düşüncelerimi şöyle ifade ediyorum: İnternet çok geç saatlerde, tehlikeli gördüğünüz Taksim Meydanı, Beyoğlu Caddesi’nden daha güvensiz bir ortamdır.

Bu durumda mümin erkeklere, babalara, ağabeylere, eşlere

Aynı şey biz yetişkinler için de geçerlidir. Sokakta karşılaştığımızda bakmayacağımız, gözlerimizi indireceğimiz bir görüntüyü evlerin içinde seyretmemiz de ayrı bir çelişki oluşturmaktadır. Özellikle İslami açıdan birçok ilmi almış, doğruyu yanlışı bilen, haram ve helal sınırlarını bilen kardeşlerimizin bu gibi zafiyetler göstermesi, onların toplumda örneklik teşkil etmesi sebebi ile iki defa sıkıntı oluşturmaktadır. Aynı şekilde internetin kullanımındaki kontrolsüzlük daha büyük sıkıntıları doğurmaktadır. Facebook, twitter gibi sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar, gerçek hayatında dikkat edilen hususlara sanal ortamda hiç dikkat edilmediği görülmektedir. Tesettürlü bir hanımın bu gibi ortamlarda fotoğraf paylaşması, özel ve dikkatsiz yorumlar yazması; tercih ettiği İslami hayatı ile hiç de bağdaşmamaktadır. Müslüman bir bayanın, yabancı bir beyin attığı yoruma yorumlar yapması veya tam tersi… Bu gibi davranışlar, kalplere sıkıntı verecek, başka insanları zanna düşürecek davranışlardır. Dolayısı ile mümin bir bayanın sosyal medyada budergi.nebevihayatyayinlari.com

çok iş düşmektedir. Hanımlarınızı, kız kardeşlerinizi, kızlarınızı sokaktaki tehlikelerden, haramlardan koruduğunuz gibi televizyon, internet gibi haram ortamlardan korumak, denetlemek, uyarmak, hatırlatmak zorundasınız. “Kadının dini erkeğin dini üzeredir.” “Hepiniz çobansınız. Sürülerinizden sorumlusunuz.” Çarşı ve Pazar Yerlerinde Çok Dolaşılması Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular: “Allah’ın en çok sevdiği yerler mescidlerdir. Allah’ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.” (Müslim)

Gerek şehir hayatı, gerekse bollukla imtihan edildiğimizi düşündüğüm bir toplumda yaşamakCEMÂZİYELEVVEL 1436

53


tayız. Evlerimizin kapısından dışarıya adım attığımızda pazar yerleri, dükkanlar, marketlerle iç içeyiz. Komşuya giderken dahi bir sürü vitrinin önünden geçmek zorunda kalıyoruz. Özellikle hanımların zafiyetlerinden biri alışveriş yapmak, çarşı ve pazar dolaşmak... İsteğini körükleyen, bu zaafını güçlendiren, direncini zayıflatan ortamların çok olması bu hataya düşmesine vesile oluyor. Dolayısı ile biz mümin kadınlar, şeytanın bol olduğu, nefislerin kışkırtıldığı bu gibi ortamlara mecbur kalmadıkça gitmemek, gitmemiz gerekse dahi eşlerimizle, babalarımız, kardeşlerimiz yanımızda olmadan gitmememiz gerektiğini idrak etmeliyiz. Eğer yanımıza babamız, eşimiz gibi mahremimiz olan birini alma ihtimalimiz yok ise takvaca bizden üstün, bizi uyaracak, mümin bir kardeşimizi alıp işimizi acele bir şekilde görüp evlerimize dönmeliyiz. Çarşı ve pazarların sakıncaları bir çok açıdan mevcuttur. 1- Kadın ve erkek karışık ortamlar olması, ar ve sıkışık alanlarda yan yana yürümek, dokunmak durumunda kalmak. Örneğin bir markette alış veriş yaparken dahi reyonların dar olması sebebiyle yakın temas halinde bulunmak zorunda kalmamız. Özellikle ucuz diye gidilen uzak semt pazarlar... Minibüsle gidilen, elde poşetler, torbalarla dönerken yaşanan zorluklar bütçemize kar ettirirken takvamızı zarara uğratan çarşı ve pazarlar... Satıcıyla yapılan pazarlıklar, uzayan, hiçte hoş olmayan konuşmalar… Erkek satıcıdan alınan elbiseler, beden ölçülerinin yabancı bir erkeğe söylenmesi, hanım efendi bu size daha çok yakışır gibi yakışıksız ifadelere maruz kalmalar, bunu deneyebilir miyim deyip hiçte güvenli olmayan ortamlarda elbise denemek… Bu liste böyle uzar gider. Mümin bir kadının görevi, tesettürü, ahlakı, üzerine giydiği birkaç metre kumaş ile sınırlı değil.

54

CEMÂZİYELEVVEL 1436

Çarşı ve Pazar alış verişlerinde de Allah’ın hudutlarına uymak zorunda, giydiği elbise ile konuşmasında, yürümesinde onu cahiliye kadınlarından ayıran birçok özellik bulunmaktadır. Kardeşlerime tavsiyem bu gibi alışverişleri mahremimiz yanımızda olduğu, olabileceği vakitlere bırakmak, satıcıyla eşlerin, babaların, erkek kardeşlerin muhatap olması veya alışverişi mümkün ise biz değil onların halletmesidir. Çarşı pazar, gezilecek, stres atılacak, bunalımımızı giderecek ortamlar değildir. Gezmek amaçlı çarşı ve pazara çıkmak, vitrin dolaşmak, sabahtan akşama kadar, haftanın yarısını orada geçireceğimiz yerler değildir. İslam’ın hâkim olmadığı beldelerde çarşı ve pazarlar daha büyük tehlikeler arz etmektedir. 2- Çarşı ve pazarlar nefsi körükleyen, ama ihtiyacı doğuran, alamadığında kişiyi sıkıntıya sürükleyen ortamlardır. Ne kadar çarşı ve pazar dolaşırsanız ihtiyaç listeniz uzar gider. Gördüğünüz her şey ihtiyacınız olur, öyle sanmaya başlarsanız, dolayısı ile bu da bütçede açığa yol açar. Veya alınamayan bir eşya, elde edemediğiniz her hangi bir şey yüzünden evde huzursuzluğa kadar giden sonuçlara yol açabilir. Sonuç itibari ile insanız, nefis sahibiyiz. Şeytanın bile nereden yaklaştığı, hangi yönümüzü zayıflatacağı bilinmez. Öyleyse ona açık kapı bırakan ortamlardan mümkün mertebe uzak durmak zorundayız. Gece Vaktinde Dışarıda Durma Hz. Cabir anlatıyor: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Güneş batıp gece karanlığı bastığında, yahut akşamladığınız zaman, çocuklarınızı dışarı çıkmaktan men ediniz. Çünkü, şeytanlar o sırada etrafa dağılırlar, faaliyete geçerler. Geceden bir saat/biraz zaman geçtikten sonra çocukların eve gelmelerini sağlayın ve kapıları kapatın/kilitleyin ve Allah’ın adını anın. Çünkü, O’nun İzinde...


şeytan kapalı bir kapıyı açmaz. Su kırbalarının ağzını bağlayın ve Allah’ın adını anın. Yiyecek kaplarınızı -küçük bir örtüyle de olsa- örtün ve Allah’ın adını zikredin. Ve çıralarınızı/lambalarınızı söndürün” (Buhari)

liklerindendir. Bunu yasaklayan ayet: “Ey müminler, içki, kumar, anıt taşları, fal okları şeytan işi iğrençliklerdendir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide; 90)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bizi sakındırdığı şeylerden biride hava karardıktan sonra kadın ve çocukların evlerine girmeleri, şeytanların dolaştığı saatlerde kadın ve çocukların dışarıda olmasının yasaklanması unutulmuş meselelerden biridir. Özellikle şehir hayatında her yerin ışıklı ve ışıltılı olması psikolojileri oldukça rahatlatmaktadır.

Ayet ve hadisle haramlığı açık ve net olan konularda gevşeklik göstermek Müslümana yakışmayan bir davranıştır. Özellikle hanımların zafiyet gösterdiği, imanlarında zayıflık gösteren konulardan biri de fal ve burçlar meselesidir. Bir araya geldiklerinde kahve fincanı kapamak, gazete ve dergilerden burç okumak, “Biz öylesine yapıyoruz zaten, inanmıyoruz. Kendi aramızda eğleniyoruz” demek, Allah’ın yasakladığı, haram kıldığı bir meseleyi hafife almaktır ki bu insanı Allah muhafaza küfre kadar götürür.

Kadınlı erkekli karışık olan sinema ortamlarında bulunmak haram olduğu gibi birde bu gibi ortamlara gece çıkılması, genç kız babalarını hiçte rahatsız etmemektedir. Özellikle tesettürlü kızların okul, dershane gibi sebeplerle dışarıda dolaşması hiçte yadırganır bir durum olmamaktadır. Önceleri ezan okunduğu vakit eve toplanan çoluk çocuk eğlence merkezlerinde(hem de güvenliği olan) sorgusuz sualsiz, başıboş olarak dolaşmakta. Güvenli ortam demek, güvenlik demek kişinin en korkulan şeyden kendini, nefisini, emin hissetmesidir. En çok korkulması gereken Allah azze ve celledir. Onun gazabından korkulmalıdır, onun razı olmadığı işlerin yapıldığı ortamlar bizler için hiçte güvenli yerler değildirler. Öyleyse Allah Allah ve Rasulünün uyarısını dikkate almak, kendimizi Allah’ın koyduğu hudutlarla korunmak zorundayız. Fallar ve Burçlar İslam’da yasak olan gaybı bilme, gaybi konularda araştırma yapmak veya bunlara inanmak konusunda yeterli hassasiyeti göstermemek... Cahiliye döneminde insanlar kâhinlere başvururlardı. Onların gelecek hakkında bilgi vereceklerine inanır, söylediklerine itimat ederlerdi. Görüldüğü üzere bu cahiliye toplumunun özeldergi.nebevihayatyayinlari.com

Özellikle “Hangi ayda doğdun? Senin burcun falan falandır” gibi sohbetler yapmak, kesinlikle yapılmaması gereken konuşma ve davranışlardır. Bir yere çaput bağlamak, çeşitli inanışlar, bidatler üretmek daha çok kadınların yaptığı işlerdendir. Bu da onların imanlarının zayıflığını gösterir. Dikkat ederseniz kolay kolay bir erkeğin bir yere çaput bağlaması, falcıya gitmesi, fal baktırması çok görülen bir şey değil, genellikle kadınların düştüğü günahlardır. Müslüman kadınların bunlardan uzak durması, bulunduğu ortamda hanımları bu konularda uyarıp ıslah etmesi gerekmektedir. Evlere asılan nazar boncuğu, at nalı, fil sürüsü gibi meleklerin evlerimize girmesine engel olacak suret ve resimlerden, batıl inançlardan temizlemeliyiz. “O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi mukaddes, esenlik veren, güven veren gözetip koruyan üstün ve galip olan otorite sahibi, gerçekten ulu olan Allah’tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Haşr; 23) CEMÂZİYELEVVEL 1436

55


ESMA KÖSE

TOPRAK YOLUN ÇİÇEKLERİ B

ir kış günü babamla köye gitmiştik. Köyün çamurlaşmış toprak yolunda ilerlerken yazın

bu yolların verdiği huzuru hatırladım. Yeşilliği ve yolların kenarlarına serpiştirilmiş rengarenk çiçekleri ile beni kendisine hayran bırakan toprak yol, şimdi varlığının ihtiyacı olan suyun dışında su ve kar ile buluştuğunda üzerinde yürünemeyecek hale gelmişti. Şimdi bu yol bir bataklığı andırıyordu gözümde. Yürüdüğünü zannederken farkında olmadan battığın ve boğulacağını bile bile yürüdüğün bir bataklık... Eğer o toprak, ihtiyacı olan su ile yetinseydi ve gerektiğinde güneşe gülümseyebilseydi bataklığa değil, rengarenk çiçekleri ile güzel bir bahçeye dönüşecekti. Kadını düşündüm: Aynı bu toprak yol gibiydi kadın da... Var olması gereken konumda var olduğunda bedenine büyük gelecek kıyafetlere girmediğinde çiçekli bir yol gibi huzuru hatırlatırken, bünyesine uymayan kalıplarla, güneşi görmesine engel olan kar ile ve alması gereken yağmurdan fazla-


sını içtiğinde aslını yitirip çamurlaşıyordu. Yağan Allah onlara altlarından nehirler akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler hayağmura ve kara rağmen çamurlaşmamanın yolu zırlamıştır. İşte büyük kurtuluş, büyük başarı ise yağmura ve kara karşı korunacak kalelere budur.” Bu ayetin şu kısmına dikkat çekmek issığınmaktır. Kışın evsiz kalmak ile yazın evsiz tiyorum: -Allah’tan razı olmuşlardır- Bu cümle kalmak arasında fark vardır. Ahlaki kışın yaşanMüslümanlığın özünü temsil etmektedir. Allah’ın dığı bir toplumda kalesiz kalmak, kışın ortasında verdiği hayattan razı olmak... Bu sadece mal, fizik, evsiz kalmaktan daha tehlikelidir. Zira evsiz kahayat tarzı vs ile sınırlı değildir. Kişilerin Allah’ın lanın bedeni üşür, kalesiz kalanın ise hem ruhu verdiği cinsiyetten de razı olmaları gerekir. Cinsihem bedeni üşür... İslam, kaleleri bir bir yıkılmış yetten razı olmak ise Allah’ın o cinse verdiği sohalde iken kadınları sağlam kalelerin içine almış rumlulukların üzerinde ağır sorumluluklar yerine ve onları toplumun temel taşı haline getirmiştir. getirmek değil, Allah’ın verdiği sorumlulukların İslam’ın kadına verdiği değer, fıtratlara aykırı olhakkını vermektir. Kişi konumunu bildimayacak sağlam temeller üzerine bina ğinde haddini bilmiş olur. Haddini edildiği için temeli bozuk yapılarda bilen ise mutluluğun ve huyaşamaya alışmış zihinlerden zurun özünü yakalamayı babu değeri anlaması bekleAhlaki kışın yaşandığı şarmış demektir. Kadın ve nemez... bir toplumda kalesiz erkeğin eşitliğinden bah“Ey insanlar! Biz sizi kalmak, kışın ortasında evsiz setmenin mantıksızlığı, bir erkek, bir dişiden kalmaktan daha tehlikelidir. Zira daha kadın ve erkek evsiz kalanın bedeni üşür, kalesiz yarattık ve birbiridiyerek iki farklı ismi kalanın ise hem ruhu hem bedeni nizle tanışmanız kullanırken ortaya üşür... İslam, kaleleri bir bir yıkılmış için sizi halklar ve çıkmaktadır. Eğer halde iken kadınları sağlam kalelerin kabileler kıldık. ikisi eşit, yani güiçine almış ve onları toplumun temel Şüphesiz Allah kataşı haline getirmiştir. İslam’ın nümüz toplumunun tında en üstün olakadına verdiği değer, fıtratlara algıladığı gibi aynı nınız takvaca en aykırı olmayacak sağlam temeller şeyleri yapsa aynı ileride olanınızdır.” üzerine bina edildiği için temeli yerlerde var olsalardı, (Hucurat; 13) Bu ayete bozuk yapılarda yaşamaya kadın ve erkek diye iki alışmış zihinlerden bu değeri şahitlik eden yüreklerin cinsin ayrı ayrı var olanlaması beklenemez... kadın-erkek eşitliğinden masına gerek kalır mıydı? bahsetmesi, kadını ve erkeği Fiziken bulunan farklılıklar, kendi belirledikleri konumlara duygularda ve yapılacak işlerde yerleştirmesi, ilahlık iddiasını hade var olmalıdır. Allah iki cinsin birtırlara getiriyor. Allah, izzetin ve şerefin birine benzemelerini isteseydi zaten var olan şekillerde değil, kalplerde olduğunu belirtmiş, şekilleri vermez, karışık yaratırdı. Oysa erkek kakalplerin takvasını da Allah’ın belirlediği şedından, kadın erkekten, tamamen farklı yaratılkilden ve konumdan razı olmaya bağlamıştır. mıştır. Dolayısıyla yüklenecekleri sorumluluklar Zira sahabe toplumu Allah’ın cennetlik olduklada birbirinden farklıdır. Erkek dünyanın bir yarını bizzat haber verdiği kişilerin var olduğu ve rısı, kadın diğer yarısıdır. İkisi de aynı tarafta var kitle olarak masum kabul edilmiş bir topluluktur. olmaya çalıştığında dünyanın yarısı boş kalmış Peki, sahabeler bu konumu ne ile elde ettiler? olur. Ya da sağ tarafta olması gerekenler sola, Bunu Allah, bizzat Tevbe suresi 100. ayette şöyle sol tarafta olması gerekenler sağa geçse bu sefer dile getiriyor: “Muhacirlerin ve Ensar’ın ilk önde dengeler bozulur. Olması gereken, dünyayı cüleri ile iyilikte onlara tam uyanlardan Allah tamamlamaktır. Gerçek kahramanlar dünyanın razı olmuş onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. dengesini bozan ya da bir kısmı boş bırakanlar dergi.nebevihayatyayinlari.com

CEMÂZİYELEVVEL 1436

57


gibi gösterilmeye çalışılsa da mantıklı her insanın

Kuranın kadına verdiği değeri ve kadın için belirlediği konumu incelemek için Kuranda anılan ulaşacağı sonuç kahramanların dünyayı tamamkadınlara göz atmak faydalı olacaktır. Tahrim layanlar olduğudur... Yani maharet diğer kısma suresinde Allah, dört kadın karakterinden bahgeçmek değil, boşlukları doldurmaktır... setmektedir. İki karakter olumlu, iki karakter Kadın ve erkeği eşit görme fikri, cahili bir topolumsuz olarak anılmıştır. Aslında burada anlalumun mayasıyla mayalanmış hamurdan arta tılan karakterler, fıtratta var olan duyguların iyi kalan kısmın, saf hamurlarımıza karışmasıyla orve kötü olarak kullanılmasına birer örnektir. İlk taya çıkmıştır. Zira fiziki olarak güçlü konumda olarak olumsuz karakteri ele alalım: Nuh ve Lut olan erkekler, cahiliye toplumlarında hep kadınaleyhisselam’ın eşleri... Kadın karakterinin fıtraları güçsüz, zayıf ve işe yaramaz görerek onların tındaki kötü yönlerin ortaya çıkması sonucu elde da kendileri gibi ağır işlerde çalışmasını ve güçedilecek karakter, aslında bu iki kadınla birlikte anlaşılmaktadır. Eşine karşı saygısızca davranıp lerinin üzerinde sorumluluklar yüklenmelerini var olması gereken konumu çiğneyen, Nuh sağlamışlardır. Dolayısıyla kadın toplum aleyhisselam’ın eşinin, çocuğu içerisinde var olmaması gereken, üzerinde bıraktığı etkiyi inruhuna ve hassasiyetine aycelediğimizde dünyanın Erkek dünyanın kırı alanlarda var olmaya bir yarısı, kadın diğer dengesinin aslında nasıl başlamıştır. Günümüz yarısıdır. İkisi de aynı tarafta bozulduğunu kolayca cahiliyesi bu durumu var olmaya çalıştığında dünyanın anlayacağız. “Nuh yarısı boş kalmış olur. Ya da sağ daha da vahim hale aleyhisselam getarafta olması gerekenler sola, sol tarafta getirmiş kadına miden uzakta olan olması gerekenler sağa geçse bu sefer de cazibesini kullanoğluna: Yavrudengeler bozulur. Olması gereken, dünyayı mayı öğretmiştir. tamamlamaktır. Gerçek kahramanlar cuğum! (Sen de) Bunun üzerine dünyanın dengesini bozan ya da bir kısmı bizimle beraber boş bırakanlar gibi gösterilmeye çalışılsa şahsiyetleri ikinci bin, kâfirlerle beda mantıklı her insanın ulaşacağı sonuç plana atılmış, beraber olma! diye kahramanların dünyayı tamamlayanlar densiz kıyafetler gibi seslendi.” Bunun olduğudur... Yani maharet diğer ortalıkta dolaşmaya üzerine oğlu annesinde kısma geçmek değil, boşlukları doldurmaktır... gördüğü saygısızca tavır başlamışlar ve bu da beile babasına karşılık vermiş: deni olmayan kıyafetlere “Ben, beni sudan koruyacak bir beden arayan tüccarları harekete dağa çıkacağım” demişti. Bu söz, asgeçirmiştir. Oysa fiziki güzellik ve cazibe lında babanın umursanmadığının ve sözlerinin kalıcı değildir. Dolayısıyla şahsiyeti ile değil de dinlenmeye değer bulunmadığının bir ifadesidir. güzelliği ile toplumda yer edinmiş kadınlar güPeki, saf fıtrata sahip bir çocuk, neyin etkisi ile zellikleri bozulduğunda toplumdaki yerini de karakterinde bu isyan tohumunu yeşertmiştir? kaybetmeye başlar. İslam kadının şahsiyetiyle var İslam, kadını ailenin temel taşı olarak görür. Bu olmasını istediği için güzelliğini saklamasını ve sebeple kadının eşine karşı takındığı tavra son gerektiği yerde bir süs olarak kullanmasını ister. derece önem verir. Aslında bu ayet, çocukların Yani İslam, kadının güzelliğini bir ticaret unsuru hayata ve insanlara annelerinin gözü ile baktıkolarak kullanmayı ahlaksızlık olarak gördüğü için larının bir delilidir. Çocuğun çevresine karşı takıkadını toplumda güzelliği ile değil, şahsiyeti ile nacağı tavır, annenin tavrı ile bağlantılıdır. Nuh var olmaya davet etmektedir. Toplumda şahsiyeti aleyhisselamın eşi ile uyarılan insanlığa bu ayetin ile var olan kadınlar, iffetsizlikten ve ahlaki zaafmesajı: Ailenin reisi erkek olsa da merkezde kadın lardan korunmuş olur. vardır. Babanın reisliği, annenin ona verdiği yetki

58

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


ile sınırlıdır. Yani kadın ailenin gidişatını belirler. Eşine saygı duymayan bir kadının yaşadığı evde bir reisin varlığından söz edilemez. Reisi ve yöneticisi olmayan yapılar ise yıkılmaya mahkûmdur. Allah, kadını hassas ve narin yaratmış, duyarlı yapısı ile aileyi ayakta tutmasını istemiştir. Diğer örneği ele alacak olursak, Lut aleyhisselamın eşi evine gelen misafirleri, kavmine işaret yolu ile bildirerek eşinin sırlarını ortaya döküyordu. Yani eşine ihanet ediyordu... Asrımızda ihanet aldatma ile sınırlandırılmışken ayet, ihanetin saygısızlıkta ve sırları ortaya dökmekte olduğunu, kısaca kadının karakterindeki bozuklukların, bir toplumu helake götüreceğini anlatmaktadır. Nasıl ki elma ağacı elmaların varlığına sebepse kadında ümmetin kurtuluş sebebidir. Elma ağacı kuruduğunda elmaların var olması beklenemeyeceği gibi kadın bozulduğunda da toplumun sağlığından söz edilemez. Bu iki kadının karakterinde ortaya çıkan özellikler: saygısızlık, sırları ortaya dökme, kibir, nasihate kapalı olma, çevrenin etkisinde kalma ve eşe itaatsizliktir. Allah bu kadınları bize örnek vererek kadını nelerin değersizleştirdiğini ve geride bıraktığını açıklamıştır. “Fakat karın geride kalacak olanlardandır.” diyen Allah, geride kalmanın ölçüsünü ihanete ve ahlaki zaaflara bağlamıştır. Günümüzde ifade edilen gericilik, göklerde ihanetin, sırları ortaya dökmenin karşılığı olarak kabul edilmektedir. Allah kuranda iki çeşit insana geride kalma ifadesini kullanmıştır. Bunlardan birisi: yukarıda bahsettiğimiz Lut aleyhisselamın eşidir. Diğeri ise Cihaddan geri kalanlar için kullanılmıştır ki: “Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.” Bir başka dergi.nebevihayatyayinlari.com

ayette ise Allah “yeryüzünde kalbinizle dolaşın” demektedir. Yani gericilik, ihanetin karşılığıdır ve kalplerin kör olmasına sebeptir. Geride ya da ileride olmayı bir kıyafete bağlayanın hikmetinden söz edilemeyeceği gibi kalbi ile gördüğü de söylenemez. O halde kimin geride kimin ileride olduğuna şekilden ve şekilcilikten uzak bakışlara bakılarak karar verilmelidir... Buraya kadar kadında var olmaması gereken karakterleri inceledik. Peki, Allah kadının nasıl ve nerede olmasını istiyor? Bu sorunun cevabı aslında kuranda bizzat verilmektedir: Allah, inananlara da Firavun’un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti. Peygamber eşlerinden kötü karakterleri öğrenirken tağutun azgınlaşmış ismi olan firavunun karısından iyi karakteri öğrenmemizde düşünen bir toplum için elbette büyük hikmetler vardır... Tağuti bir sistemin karşısında inancı ile var olan, sarayların kadını Asiye rahmetullahi aleyhayı bize örnek veren Allah, kadının nasıl olması gerektiğinin slüetini çiziyor adeta. Allah’a iman etmeyen bir toplumda iman eden bir kadın olarak izzeti temsil eden Asiye’nin bu asra yansıması ne olabilir? Asiye’den alınacak çok fazla hikmet vardır. Ancak biz burada bir iki tanesini ele alacağız: Tesettürün ayaklar altına alındığı, moda adı altında kadınların tesettürle cazibelerini sergilediği bir toplumda, Rabbi istediği için örtünen her genç kız ve her kadın Asiye’nin izlerini takip ediyor demektir. Evde durmanın sıkıcı gösterildiği, müslüman kadınları dahi sokağa salmanın yollarının bulunduğu, kaCEMÂZİYELEVVEL 1436

59


dınların evlerinde duramadığı bir toplumda çamurlaşmamak için evinde bekleyen kadın, ardında iz bırakmaya muktedirdir. İsmi belki göklerden okunmayacaktır ama göklerde adı okunacak kadın işte izzetine gölge düşürmeyen, Asiyece bir ruha sahip, şahsiyeti ile varlığını sürdüren Müslüman kadındır. Allah, kadının izzet ve onur ile yaşamasını istemektedir. Haklı olduğu yerde hakkını Asiyece aramalı, hiçbir yer ve zamanda haddini aşmamalıdır. Zira sokak kavgalarına karışan ya da balkondan kilim sirkeleyen komşusuna ağır hakaretlerde bulunan bir kadının Asiyeliğinden ve izzetinden söz edilemez. Asiyece hakkını aramak, şahsiyetsizce sesini yükseltmemeyi ve düşünerek konuşmayı gerektirmektedir. Allah, yine Tahrim suresinde bir de Meryem’den rahmetullahi aleyha bahsetmektedir: Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara)

60

CEMÂZİYELEVVEL 1436

örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi. Bir kadında var olması gereken karakterler ve İslam’ın kadına verdiği değer bu ayetlerde ortaya çıkmaktadır. Allah bir kadının bu karakterlere sahip olduğunda bütün bir ümmete örnek olacağını Allah iman edenlere örnek veriyor sözü ile ifade etmektedir. Bu kadın karakterleri sadece kadınlara örnek olarak anlatılmamış, bütün bir insanlığa anlatılmıştır. Bu ifadeler ise Allah’ın kadına insanlık kadar değer verdiğinin bir yansımasıdır. Allah kadını insanlık olarak görmüş ve insanlığın kurtuluşunu, bu karakterlere sahip kadınların varlığına bağlamıştır. İffetini sapasağlam koruyan: Ahlaksızlığın kol gezdiği, iffetsizliğin alkışlandığı, modaya dönüştürüldüğü bir toplumda tesettürlü olmak ve iffetsizce bir bakışa aldırış etmeden yürümek... Kalbini, gözünü, ruhunu haramdan tesettür etmek... Meryemi sağlam bir kale gibi iffetli kılan, üzerine giydiği kıyafeti değil ahlakına giydirdiği tesettürü idi. Bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz: Her kadın, Allah’ın üflemesine muhatap olacak değerde yaratılmıştır. Dünyanın varlığını sürdüren insan nesli, annenin önce karnında daha sonra kucağında olmak üzere hep bağrında yetişmektedir. Annelerin bağrından kopan çocuklar şekil vermektedir geleceğe... Allah’ın geleceği şekillendirme fırsatı verdiği kadının, asli görevi olan çocuk yetiştirmeyi; bir değersizlik olarak gören, kariyer peşinde koşarken fıtratına zıt hareket ettiği için çamurlaşan, hikmetten nasibini almamış kimseler, çamurlu yolun bataklığını çiçeklerle donatılmış huzurlu bir yola tercih edenlerdir. Bu tercihdeki mantıksızlık ise her akıl sahibi için ibretlik bir meseledir... O itaat edenlerdendi: Bütün itaatlerin üzerinde bir olan Allah’a itaat... Allah’a kul olmak, insanı aslında bütün kulluklardan kurtarır. Bir başa itaat etmeyen, bir çok başa itaat etmek zorunda kalır. Oysa bir’e itaat eden için başkalarına itaat yoktur. Allah, kadından sadece kendisine itaat etmesini isteyerek fıtratında var olan isyana meyil ve nankörlük gibi vasıfları ortadan kaldırmıştır. Zira insan anne-babasına AlO’nun İzinde...


lah’ın emri sebebiyle itaat ettiğinde nefsi de bu itaatten dolayı herhangi bir zorluk çekmez. Müslüman bir kadın da, eşine ve anne-babasına nefsi bir itaatle değil de Allah, korumaları için kendisini emanet ettiğinden dolayı, O, itaat et dedi diye itaat ettiğinde herhangi bir zorluk çekmeyecektir. Para için patronuna itaat eden kadınlara sormak istiyorum: Cennet için Allah’ın itaat et dediğine itaat edilmez mi?...

duğunda şahsiyeti değer kazanmaya başlar. Kadını gerçekten şahsiyeti ile var olmaya çağıran tek inanç sistemi İslamdır. Bir liderin de dediği gibi: İslam, bir kadına uğrunda dünyaya kafa tutup savaşacak kadar değer verir. Batı ise en güzel kadınını ayakkabı satıcılığına layık görür. Aslında anlatılması gereken İslam’ın kadına verdiği değer değildir. Çünkü, gerçeklerin ve doğruların kır-

mızı çizgilerle silindiği bir asırda iddialaşmanın Medyen suyuna geldiğinde, kuyunun başında çok da tutarlı olacağını düşünmüyorum. Her insanların hayvanlarını suladıklarını gördü. iddia bir karşı görüşün çıkmasına seOnlardan başka, hayvanlarını sudan beptir. Doğruların karşısında dualıkoyan iki kız gördü. Onlara; “Derdiniz nedir?” dedi. Deracak her görüş ise kalelerde Tesettürün ayaklar diler ki; Çobanlar sulayıp çebir delik daha açmaktan altına alındığı, moda kilmeden biz onların içine adı altında kadınların başka bir işe yaramaz. sokulup hayvanlarımızı tesettürle cazibelerini Asıl konu kadının ne sergilediği bir toplumda, sulamayız. Babamız çok zaman ve nerede deRabbi istediği için örtünen her yaşlıdır, onun için bu işi genç kız ve her kadın Asiye’nin ğerli olduğudur... biz yapıyoruz. Kuranın izlerini takip ediyor demektir. Bunu öğrenmenin ayetlerinde anlatılmış Evde durmanın sıkıcı gösterildiği, tek yolu da kadının iki genç kız... Allah, bumüslüman kadınları dahi sokağa rada aslında kadına her Allah’ın yanında ne salmanın yollarının bulunduğu, kadınların evlerinde duramadığı bir işi yapabileceğine inanzaman değer kazatoplumda çamurlaşmamak için evinde dıran ve bir meta gibi nacağını bilmekten bekleyen kadın, ardında iz bırakmaya her ortamda bulunmaya geçer. İncelediğimiz muktedirdir. İsmi belki göklerden iten insanlığı, bir eğitime okunmayacaktır ama göklerde adı ayetler ve inceleme tabi tutmaktadır. Allah, okunacak kadın işte izzetine fırsatı bulamadığımız erkeklerin içine dalarak bir gölge düşürmeyen, Asiyece her ayet, kadının Allahın bir ruha sahip, şahsiyeti kadının hayvanlarını sulaile varlığını sürdüren yanında ne zaman değerli masının uygun olmadığını, Müslüman kadındır. olacağını anlatmaktadır. Deaslında böyle ağır bir işin kadının hassasiyetine zıt olduğunu anlatmaktadır. Şuayb aleyhisselamın kızları olan bu haya ve ahlak sahibi iki genç kız: Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz. sözleri ile aslında günümüzde kadınların çalışıp erkeklerin kaldırım mühendisliği yaptığı ya da hem kadın hem erkek çalışarak yemek için fırsat bulamayacakları malları biriktiren ailelere, erkeğin ve kadının görevlerini, islamın kadına verdiği değer ve konumu hatırlatmaktadır. İşin özü kadın, kadın olarak kendisi için belirlenen konumu bildiğinde ve o konumdan razı oldergi.nebevihayatyayinlari.com

ğerlerin iflas ettiği bir toplumda değerler ancak Allah katındaki değere kıyas ederek bulunabilir... İslam kadınını pazarlık konusu olmaktan çıkarmak için tüm tedbirleri alırken batı kadınını kendi eli ile piyasaya sürmektedir. Hiçbir bilgiye dayanmaksızın sadece reklamlar göz önüne alındığında bu gerçek ayan beyan ortaya çıkacaktır. Kadınları kullanarak satılan kremlere, arabalara, buzdolaplarına şahitlik eden yüreklerin, İslamın kadın için hazırladığı sağlam kalelerde gedik bulmaya çalışmaları ne kadar anlamlıdır?... CEMÂZİYELEVVEL 1436

61


İBRAHİM ADAK

HABER ANALİZ

Özgürlükler Ülkesi ABD’nin Adalet Anlayışı

H

ollywood Filmlerinin Özgürlükler Ülkesi olarak karşımıza çıkan, dünyaya kapita-

list düzen kılıfı altında sömürgeciliği ayyuka çıkartan, insanları menfaatleri uğruna bozuk para gibi harcayan ve adeta Fransa’nın rövanşını aldık dercesine tüm dünyanın gözünün içine bakarak 3 tane tazecik müslümanın canice öldürüldüğü ABD’yi tanımışsınızdır herhalde. Kapitalist düzenin en büyük destekçisi olan ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Chapel Hill kasabasında 11 şubat günü Kuzey Carolina Üni-

Salha ve 19 yaşındaki baldızı Razan Muhammed’i hiçbir neden olmadan öldürerek suçunu itiraf etti. Fransa’nın Rövanşı mı Alındı? Geçtiğimiz aylarda Fransa’da meydana gelen karikatür krizi ile tüm dünya Müslümanları Fransa’ya öfkelerini kusmuş fakat Batı ve Batı Güdümlü ülkeler tarafından ‘terörist’ damgasını da yemekten de kurtulamamış, yapılan hakaretleri tüm dünya liderlerini kapsayan bir yürüyüş ile de adeta Avrupa’da İslam’ın yeri yok edasıyla Paris sokaklarında gövde gösterisi yapmıştı. Bu

versitesi yerleşkesi yakınında gerçekleşen katli-

olayı içine sindiremeyen ABD ise 11 Şubat günü

amda 3 genci öldüren 46 yaşındaki Craig Stephen

gerçekleşen 3 Müslüman gencin öldürülmesinde

Hicks polise teslim oldu. Katliamı gerçekleştiren

bırakın öldürülen Müslümanlar için yürüyüş dü-

Hicks; 23 yaşındaki diş hekimliği öğrencisi Deah

zenlemeyi sözlü olarak dahi kınamayarak; konu

Barakat, 21 yaşındaki eşi Yusor Muhammed Ebu

Müslümanlar olunca konu İslam olunca konu

62

CEMÂZİYELEVVEL 1436

O’nun İzinde...


peygamber olunca nasıl sus-pus olduklarını anlatmaya gerek görmüyorum. Yapılan saldırıdan sonra ABD medyası olayın üstünü örtmeye çalışırken bu duruma anlam veremeyen okul arkadaşının şu cümleleri aslında bize ABD ve onun yerli ve yabancı işbirlikçilerinin tavırlarını göstermektedir. Gençlerin okul arkadaşlarından Hedadja: ‘Müslümanlara bir şey olduğunda gerçek nedenin dışında her zaman başka bir sebep söyleniyor. Burada harika üç insanın neden öldürüldüğünü bilmiyoruz’ açıklamasında bulunarak aslında bize ABD’de gerçekleşen cinayetin her boyutunu anlatmaktadır. Rahat Olun Kimse Onlar İçin Yürüyüş Düzenlemedi! Öldürülen 3 genç için ABD’de eşi benzeri görülmemiş bir yürüyüş düzenlenerek ABD’nin konu, insan hassasiyeti olunca, konu katliam olunca bu duruma nasıl kayıtsız kalmadığını bize gösterdiler. ABD Başkanı Barrack Obama ise ulusal kanalda yaptığı açıklamada bu tarz saldırıların Hristiyanlıkta yerinin olmadığını ve Radikal Hristiyanlar için her türlü önlem alınarak taviz verilmeyeceğini açıklayarak bu saldırıyı gerçekleştiren ‘Terörist’e ise en ağır cezai yaptırımın uygulanacağı sözünü vererek tüm dünya Müslümanlarının gönlünün rahat olmasını, kanlarının yerde kalmayacağını demesini gönül isterdi amma durumun böyle olmadığını hatta Müslüman ülkelerin Müslüman medya kuruluşları dahi olayı ört pas etmek istercesine; bırakın Müslümanlar uyusun, bırakın Müslümanların kanı akmaya devam etsin, bırakın insanlıktan nasibini almamış caniler tarafından Müslümanlar yakılsın-tecavüz edilsin mi demek istiyorlar. Evet evet yüzümüze değil de sanki kulağımıza fısıldıyorlar. Paris’li bir karikatürist olmadığı için ona bir yürüyüş düzenlenmeyecek, Peygamber Efendimizin karikatürünü adice çizmediği için ona bir yürüyüş düzenlenmeyecek, Paris’li bir hristiyan olmadığı için de ona bir yürüyüş düzenlenmeyecek veya öldürülen Müslümanlar için bir gazete öldürülen Müslümanların resimlerini ek olarak dağıtmayacak çünkü O MÜSLÜMAN !! dergi.nebevihayatyayinlari.com

Hepimiz Charlie’yiz Diyenler Hepiniz Ne Oldunuz? Charlie Hebdo adlı mizah dergisinde yapılan misillemede ölenler için tüm dünyada hepimiz Charlie’yiz diyenler ve yapılan saldırıyı kınayanlar ne oldu da size, bugün sırf Müslüman oldukları için öldürülen bu 3 genç karşısında dilsiz şeytanlar gibi susmaktasınız. Bir topluluğa olan kininizi ne kadar da belli ediyorsunuz. Hani sizin için dünyanın herhangi bir beldesinde ölenin dini, ırkı, milleti, nesebini sorgulamadan sadece onurlu yaşamanın verdiği güçle onlara sahip çıkacaktınız, onların akıtılan kanını tüm dünyaya duyuracaktınız. Nedense biz, öldürülen Müslümanların dünya kamuoyunu meşgul ettiğini görmedik. Müslümanlara yönelik yapılan cinayetlerin ise ört pas edilmesini çok gördük. Bırakın bu özgürlük naralarını, bırakın bu ikiyüzlülüğü. Türkiye’deki Suriyeliler İçin Kampanya Başlatmıştı Deah Barakat’ın okul arkadaşlarından Fatima Zohra Hedadja, birkaç ay önce düğün mutluluklarını paylaştıkları arkadaşlarının ölümleriyle şoke olduklarını söyledi. Ölen arkadaşlarını “kötülükten uzaktan duran, tertemiz” insanlar olarak tanımlayan Hedadja, Deah Barakat’ın yardımsever kimliği ile de tanındığını belirterek, Türkiye’deki Suriyeli mülteciler için yardım kampanyası başlattığını, bu yaz da Türkiye’ye giderek mülteci çocukların dişlerini tedavi etmeyi çok istediğini aktardı. CEMÂZİYELEVVEL 1436

63


YETİMLER ÜŞÜMESİN

Kış seti, başta yetimler olmak üzere ihtiyaç sahibi çocuklarımıza dağıtılacaktır.

KIŞ KAMPANYASI

50

* Mont

* Bot

* Atkı

* Tüm kış seti * Eldiven

* Bere

İrtibat tel:

0538 517 23 21 0212 550 63 77 www.imambuharivakfi.org

* Çorap


E V T E CENN ’İ N

’ M E N N C EHE , İ R E L K İ L L E Z Ö PLA RI AZ AP V E E T N İM

4 0 MART

Hakan SARIKÜÇÜK Hoca

A BA B M A M Ş A R Ş A R ÇA Ç 0 30 . 3 0 . 2 0 : 2 T : A T A SAA S

Hz. Ebubekir’in Hilafeti ve Mücadelesi

1 NİSAN

Mahmut VARHAN Hoca Siyonizmin Dünya Üzerindeki Oyunları

6 MAYIS

Nedim BAL Araştımacı - Yazar

RAMAZAN PROGRAMI

Nafile İbadet ve Zikrin Gerekliliği, Müslüman’ın Hayatındaki Önemi

3 HAZiRAN

Sadık TÜRKMEN Hoca Hilafet’ten Cumhuriyet’e Geçiş Süreci

5 AĞUSTOS

Rıdvan BADUR Tarih Araştırmacısı İslam’da Cemaatleşmenin Gerekliliği, Cemaatin Temel Unsurları, Hizipçiliğin Tehlikeleri

2 EYLÜL

Zafer MERT Hoca Seyyid Kutub’un Hayatı, Mücadelesi ve Şehadeti

4 KASIM

Hasan KARAKAYA Hocaefendi www.imambuharivakfi.org

7 EKİM

Kerbela Olayı ve Hz. Hüseyin’in Şehadeti

Hüseyin NOHUT Hoca

2 ARALIK

MedyatikKuşatma ve Müslümanlar

Metin EKEN Erciyes Üniv. Araştırma Görevlisi 0212

550 63 77


Nebevi Hayat Dergisi 28. sayı (2015)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement